<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - El Sanatları - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - El Sanatları</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>1923-1980 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?19231980-yillari-arasinda-turkiye-ekonomisi-357158.html</link><description>1923-1980 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE EKONOMİSİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1920lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme işlevleri olmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Birinci İktisat Kongresinin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde, Kurtuluş Savaşından galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı Duyunu Umumiye ile karşı karşıya kalan, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri kalmış bir ülke konumundaydı. Bu Kongrenin ortaya konulan fikirler açısından o dönemin Türkiye ekonomisini yeniden inşa etmede büyük katkıları olmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu alanlarda büyük değişimlerin gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik değişim rüzgarları içerisinde, 1992 yılında düzenlenen Üçüncü İzmir İktisat Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere önemli bir yere sahiptir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Birinci Dünya Savaşından 5 yıl sonra, dünyanın kendine bir düzen vermeye çalıştığı uluslararası konjonktürde toplanan Birinci İktisat Kongresi, daha çok içerdeki dengeleri tesis etmeye ve iktisadi yapıyı oluşturmaya yönelikti. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kongrede sanayici, tüccar, çiftçi, işçi murahhaslarının oldukça çekişmeli ve kulisli bir çalışma ortamından sonra, ana sektörler itibariyle belirlenen Misak-ı İktisadi Esasları başlığı altında bütünleşmeleri, bir ittifak arayışının kanıtı olarak sayılabilir. Bu çerçevede, Kongre kapsamı içinde siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla birleştirilmesi ve Türk girişimcisinin güçlendirilmesi en temel hedeflerdi. &lt;br/&gt;Kongrede milliyetçi ve liberal politikaların temelleri benimsenmişti. Gerçekten, 1923-29 dönemi tüm dünyada görüldüğü gibi liberal politikaların uygulandığı bir dönem olmuştur. Bunun nedeni, uygulanan politikaların, özel girişim öncülüğünde ve dışa açık bir ekonomik yapı içinde gelişmesiydi. Dışa açık politikaların benimsenmesinin bir diğer nedeni ise Lozan Antlaşmasının iktisadi hükümleriydi. Antlaşmanın eki olan ticaret sözleşmesi, 1916 yılında Osmanlı gümrük tarifelerinin beş yıl daha yürürlükte kalmasını ve yeni yasaklar getirilmemesini öngörüyordu. Bu nedenle, 1929 yılına kadar gümrük tarifelerinde artışlar gerçekleştirilememiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1923-29 yılları arasında devlet özel girişimi teşvik etmek için yoğun çaba harcamıştır. Bu amaçla yapılanların başında, devlet tekelleri kurularak daha sonra bunların işletmesini özel sektöre devretmek gelmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıca, bu dönemde, milli sanayii geliştirmek için Teşvik-i Sanayi Kanunu ile birlikte çeşitli hammaddelerin ithalatını kolaylaştıran gümrük tedbirleri alınmıştır. Milli bankalar kurularak (İş Bankası, Tütüncüler Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası), İstanbul ticaret ve tahıl borsası açılmıştır. Bu dönemde anonim şirketlerin kurulmaları da kolaylaştırılmıştır. Madenler ve sigara üretimi devletleştirilerek milli üretime dönük bir biçimde işletilmeye başlanmış, şeker fabrikaları için teşvik kanunu çıkartılmıştır. Ancak, bu dönemde, devletin en az düzeydeki müdahaleci tutumuna rağmen, özel sektör istenilen gelişmeyi sağlayamamıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm dünyayı iktisadi açıdan büyük bir çıkmaza sokan 1929 dünya iktisat bunalımı ise liberal iktisat politikalarını izleyen ülkemizi de etkilemiştir. Bu dönemde, Türk parasının değerinin düşmesi sonucu, tarım ürünlerimizin dünya piyasalarında fiyatları düşmüştür. 1924-1929 döneminde GSMH yılda ortalama yüzde 10,9, sınai üretim ise yüzde 8,5 oranında artış kaydetmiştir</description></item><item><title>ORİGANA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?origana-364641.html</link><description>ORIGAMI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Origami hayatımızda belki de ilk tanıştığımız japon kültürü öğesidir (sanırım sonyden sonra). Hem az malzeme ve yetenekle gerçekleştirilebilmesi, hem de japon işi olmasına karşın tehlikesiz bir sanat olması yüzünden, hepimizin ilkokul yıllarımızda, en azından kağıttan tuzluk imal etmişliğimiz ya da kurbaga zıplatmışlığımız vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarihçe &lt;br/&gt;Nasıl ju-do (denge yolu), ike-bana (yasatilan cicek), ya da karate, taşımasu, iki sözcüğün birleşmesinden oluşuyorsa, origami de Oru (katlamak) ve Kami (kağıt) sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir.. İlginçtir, bi çok saygı duydugum japon işi gibi bu da Çin kökenlidir. Aslında kağıt katlama sanatının, kağıt yapma sanatının çıktığı yerden çıkması çok normal tabi... I.veya II. yy zamanında Çinde çıkmış origaminin, Japonyadaki ilk örnekleri, japonların kültürel ve artistik olarak, kelimenin tam anlamıyla coştuğu Heian dönemine (794-1185) rastlamaktadır &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;red dragon, joseph wu&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Beyaz kağıt, gizli ve kutsal öğeleri saklamak amacıyla kullanılırmış o dönemde. Sonra dinsel bir öğe olmaktan çıkmış ve yaratılan yeni modellerle çeşitlilik kazanarak biraz daha halk eglencesi haline gelmiş. Zamanla da Kabuki (geleneksel japon tiyatrosu) ve ukiyoe (gel. jap. resmi) gibi geleneksel sanatların yanında yerini almış. Şimdi ise halen tapınaklarda rastlanmakla beraber, evlilik törenlerinde kağıt kelebekler damat ve gelini temsil eder ve 1000 tane turna kuşu yapanın da dileğinin gerçekleşecegine, uzun ve iyi bir yaşam sürecegine inanılırmış mesela. 19.yy.ın ortalarına doğru 70e yakın farklı origami tasarımı yaratılmış durumdayken japonyanın modernleşmesi ile beraber, tören ve festivaller için yapılması hariç, origamiye olan ilgi azalmıştır. Ancak origami tarihinde dönüm noktası olan hüzünlü bir olay var ki, hemen kısaca ona değinmeliyim; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Geleneksel Turna Modeli&lt;br/&gt; Hiroşimada, atom bombasının patlaması sonucunda radyasyon etkileriyle Lösemi hastası olan 11 yaşındaki Sasaki Sadako isimli bir çocuk varmış. İyileşmek için inanışa uygun olarak 1000 tane turna kuşu yapmaya karar vermiş. Fakat küçük vucudunu yiyip bitiren hastlalık ancak 644 tanesini bitirebilmesine izin vermiş. Arkadaşları da onun yerine sayıyı tamamlamış ve cenaze töreninde mezarını turna kuşlarıyla kaplamışlar. Bu olay o günün Hiroshimada Dünya çocuk barış günü olarak kutlanmasına ve onuruna Sadako nun Seatleda bir heykelinin yapılmasına vesile olmuş. Bu sebeptendir ki, her sene Ağustos ayının 6sında kutlanan barış gününde, dünyaçapında birçok çocuk tarafından yapılan turna kuşları Hiroshimaya gönderilir. (www.sadako.com)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dikkat edilecek Hususlar &lt;br/&gt;Origami fanatikleri kağıdı kutsal birşey olarak görürler. Onların gözünde, kesmek ya da yapıştırmak bu kutsal şeye karşı, bir nevi küfür ve saygısızlıktır. Fanatik, radikal köktendinci origamici olmasak da, başka dinin kurallarına gösterilmesi gereken bir saygı gibi biz de bu origaminin 7 ölümcül günahına uyalım (kesmeyeceksin, yapıştırmayacaksın, yırtmayacaksın, kare kağıt kullanacaksın, boyamayacaksın, çizmeyeceksin vs... ) Origami kitabı alırken dikkat edelim, kesmeli yapıştırmalı tariflerin, diagramların oldugu kitaplara yüz vermeyelim. Kağıdın bölünmez bütünlüğüne zarar vermeyen, yabancı kimyasal maddelerin kirletmedigi gerçek modelleri öğrenelim ve yapalım.  &lt;br/&gt;Gergedan David Bill&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nasıl başlarım? Temel Teknikler? &lt;br/&gt;internet bence yeterli. Zaten googledan &quot;origami&quot; yazdığınız zaman bir sürü yer gelecektir, ama ben yine de aşağıda bir iki site ismi vereyim. Buralardan bol miktarda eğitim ve şema bulabilirisiniz. &lt;br/&gt;*www.paperfolding.com &lt;br/&gt;*www.origami.com &lt;br/&gt;*www.origami.as &lt;br/&gt;*www.britishorigami.org.uk &lt;br/&gt;Öncelikle internetten bulacaginiz diagramları okumayı öğrenmelisiniz. Diagramlar tavşan olsun domuzcuk olsun bir origami modelinin nasıl yapılacağını adım adım gösteren şemalardır. Bu diagramlar kağıtların hangi sırayla katlanacağını gösterirken, bir takım semboller ve cizgi türleri kullanırlar. Katlama biçimlerinin &quot;crimp fold, petal fold&quot; gibi teknik isimleri vardır. digramdan bakarak bunu anlamanız gerekir. Endişelenecek bir şey yok. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Valley foldÖrneğin Kesikli çizgiyle gösterilen &quot;valley fold&quot; katlamadır. Kesikli çizgi kağıdın bu şekilde içeri dogru katlanması gerektigini gösterir. biz görünce &quot;hmm valley fold&quot; deriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kesikli ve noktalı çizgi gördüğünüz zaman bu &quot;mountain fold&quot;dur ve görünce, tersi yönde katlamalıyız. Bu şekilde katlama yöntemleri oldugu gibi.. kağıdı açmanızı ya da modeli ters çevirmenizi.. ya da bize &quot;aynı hareke</description></item><item><title>AZMACILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?azmacilik-453470.html</link><description>YAZMACILIK&lt;br/&gt;Orta Anadolu&quot;nun uygarlık yönüyle zengin olan Tokat ilinde,yazmacılığın 600 yıllık bir geçmişi vardır. Yazmacılığın yapıldığı Anadolu kentleri arasında ise Tokat&quot;ın ayrı bir yeri vardır. Yazmacılık geçmişte türünün en güzel örneklerini Tokat&quot;ta vermiştir. Evliya Çelebi Tokat yazmaları için &quot;Beyaz pembe bezi Diyar-ı Lahor da yapılmaz. Güya altın gibi mücelladır. Kalemkar basma yüzü, münakkaş perdeleri gayet memduh olur&quot; der ve övgüyle söz eder. Türk El Sanatları içinde çit, yemeni, çevre, çember deyimleri ile tanıdığımız yazma; yıllar boyunca kadınlarımızın baş örtüsü olmuştur. Türkülere ve manilere konu olan yazma, bir Almus türküsünde sarı rengi ile dikkat çekerken, bir maninin sözlerinde desen ve çiçekleri ile dile gelir.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;nun yemyeşil, şirin bir ili olan Tokat&quot;ta &quot;Karakalem&quot; ve &quot;Elvan&quot; olmak üzere iki tip yazma basılmaktadır. Desen ve kompozisyon olmak yönünden doğal bir görüntünün hakim olduğu Tokat yazmalarında doğadaki motifler özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden, stilize edilerek kalıp üzerine alınmıştır. Tokat&quot;ın karakteristik motifleri, tüm özellikleri ile birlikte yazmalara yansıtılmış, doğadan alınan bitkisel motifler, meyve ve çiçek motifleri kalıp ustasınca başarılı bir kompozisyon içinde kumaş üzerine aktarılmıştır. Meyve çeşidi bol olan Tokat&quot;ın, bu özelliği yazma desenlerine konu olmuş,elması, üzümü, kirazı ve çiçekleri motifler halinde yer alarak desenlere kaynaklık etmiştir.&lt;br/&gt;Desenler, ağaç kalıplara kalıp ustasınca bir nakış gibi işlenerek aktarılır. Kalıp oymacılığı sabır ve el becerisi ister. Herkes yazmacı olur ama kalıp ustası olamaz. En güzel kalıplar ise ıhlamur ağacından oyulur.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;da yazmacılığın merkezi konumunda olan Tokat&quot;ta üretilen yazmalardaki renk uyumu gerçekten mükemmeldir. Tokat yazmalarında çoğunlukla kırmızının koyu tonları, bordo, patlıcan moru gibi koyu renkler hakimdir. Tokat yazmaları çok renklidir. Sağlam bir renk armonisi vardır. Tokat&quot;ta bu gün çok değişik yazma deseni basılmaktadır. Tokat&quot;a özgü desenlerin yanı sıra; değişik yörelere ait motiflerle de çalışılmaktadır. Tokat&quot;a özgü yazma desenleri şunlardır.&lt;br/&gt;*Tokat içi dolgusu&lt;br/&gt;*Tokat beşlisi&lt;br/&gt;*Tokat üzümlüsü &lt;br/&gt;*Tokat elmalısı &lt;br/&gt;*Tokat yarım elmalısı&lt;br/&gt;*Tokat kirazlısı&lt;br/&gt;*Tokat içi boş (kayseri kenar)&lt;br/&gt;*Purket (plaka)&lt;br/&gt;*Kaşık sapı&lt;br/&gt;*Kaynama yağmuru&lt;br/&gt;*Asma yaprağı&lt;br/&gt;*Ev işi yazma &lt;br/&gt;*Trabzon kenar&lt;br/&gt;40. yıl öncesine kadar beş büyük YAZMACILIK&lt;br/&gt;Orta Anadolu&quot;nun uygarlık yönüyle zengin olan Tokat ilinde,yazmacılığın 600 yıllık bir geçmişi vardır. Yazmacılığın yapıldığı Anadolu kentleri arasında ise Tokat&quot;ın ayrı bir yeri vardır. Yazmacılık geçmişte türünün en güzel örneklerini Tokat&quot;ta vermiştir. Evliya Çelebi Tokat yazmaları için &quot;Beyaz pembe bezi Diyar-ı Lahor da yapılmaz. Güya altın gibi mücelladır. Kalemkar basma yüzü, münakkaş perdeleri gayet memduh olur&quot; der ve övgüyle söz eder. Türk El Sanatları içinde çit, yemeni, çevre, çember deyimleri ile tanıdığımız yazma; yıllar boyunca kadınlarımızın baş örtüsü olmuştur. Türkülere ve manilere konu olan yazma, bir Almus türküsünde sarı rengi ile dikkat çekerken, bir maninin sözlerinde desen ve çiçekleri ile dile gelir.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;nun yemyeşil, şirin bir ili olan Tokat&quot;ta &quot;Karakalem&quot; ve &quot;Elvan&quot; olmak üzere iki tip yazma basılmaktadır. Desen ve kompozisyon olmak yönünden doğal bir görüntünün hakim olduğu Tokat yazmalarında doğadaki motifler özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden, stilize edilerek kalıp üzerine alınmıştır. Tokat&quot;ın karakteristik motifleri, tüm özellikleri ile birlikte yazmalara yansıtılmış, doğadan alınan bitkisel motifler, meyve ve çiçek motifleri kalıp ustasınca başarılı bir kompozisyon içinde kumaş üzerine aktarılmıştır. Meyve çeşidi bol olan Tokat&quot;ın, bu özelliği yazma desenlerine konu olmuş,elması, üzümü, kirazı ve çiçekleri motifler halinde yer alarak desenlere kaynaklık etmiştir.&lt;br/&gt;Desenler, ağaç kalıplara kalıp ustasınca bir nakış gibi işlenerek aktarılır. Kalıp oymacılığı sabır ve el becerisi ister. Herkes yazmacı olur ama kalıp ustası olamaz. En güzel kalıplar ise ıhlamur ağacından oyulur.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;da yazmacılığın merkezi konumunda olan Tokat&quot;ta üretilen yazmalardaki renk uyumu gerçekten mükemmeldir. Tokat yazmalarında çoğunlukla kırmızının koyu tonları, bordo, patlıcan moru gibi koyu renkler hakimdir. Tokat yazmaları çok renklidir. Sağlam bir renk armonisi vardır. Tokat&quot;ta bu gün çok değişik yazma deseni basılmaktadır. Tokat&quot;a özgü desenlerin yanı sıra; değişik yörelere ait motiflerle de çalışılmaktadır. Tokat&quot;a özgü ya</description></item><item><title>TEMEL TASARIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?temel-tasarim-452507.html</link><description>TEMEL TASARIM&lt;br/&gt;PERSPEKTİF &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; Resim, grafik, rölyef, heykel, sahne dekoru ve mimarlık gibi plastik sanat dallarında ve fotoğrafta; derinliğin, bütünlüğün, devamlılığın, renk, biçim ve çizgilerle yada fotoğraf makinesi aracılıyla bilimsel olarak elde edilmesinde izlenilen yöntemlere PERSPEKTİF denir. Kısaca perspektif, üç boyutlu cisimleri, iki boyutlu bir düzlem üzerinde göstermek için kullanılan bir araçtır. Çizgi perspektifi, renk perspektifi diye ayrılır..&lt;br/&gt; Çizilecek bir konunun üç boyutluluğu düşünülerek, bu konu ile ilgili boşluk ve kitle sorunlarını görsel olarak çözmek için perspektif yöntemlerinden yararlanmak gerekir. Cisimlerin gözden olan uzaklıklarına göre şekil ve renklerin belirtilmesi perspektifsel çalışmaları oluşturur. Doğanın ve nesnelerin göz ile görüldüğü gibi bir düzlem üzerinde belirtilmesi; Grek uygarlığı, Çin imparatorluğu, Roma sanatı, Rönesans dönemleriyle yakın çağda ayrıcalıklar göstermektedir. Bu nedenle perspektife ilişkin yöntemler, kuramsal ve uygulama alanındaki bütünlük 20. yy ın ikinci yarısına kadar gelişme göstermiştir. Günümüzde, bir yapının perspektif görünümleri bilgisayar ve diğer elektronik araçlarla yanlışsız olarak çizilebilir. Ancak sanatsal (artistik) yeteneklerle boyanmış veya çizilmiş bir perspektif resim; sanat tarihinin bütün dönemlerinde olduğu gibi bütün çağdaş sanat akımlarında da derinliği, bütünlüğü ve devamlılığı daha canlı ve inandırıcı olarak göstermektedir.&lt;br/&gt; 15. yy da perspektif; bir konunun, görme merkezine göre, merkezi izdüşümünün resim düzleminde görüntülerle belirtilmesinde izlenen yöntemdir. Bu yönteme &quot;merkezi projeksiyon yöntemi&quot; de denilmektedir. Geometri ve optik bilimleri ile yakından ilgili olan perspektif, Leonardo&quot;ya göre; bir yeri pencere camından görüp görüntüyü bu cam üzerinde çizmek yada boyamaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Derinlikle ilgili çalışmalarda üç boyuta ilişkin olan ipuçlarının beş tanesi özellikle Rönesans ressamları tarafından kullanılmış olup günümüzde de geçerlidir. &lt;br/&gt;1 - Bir nesneye ait olan herhangi bir çizginin veya konturun diğer bir nesneyi kapatması&lt;br/&gt;2 - Hava perspektifi: Renklerin bizden olan uzaklıklarına göre değişmesi.&lt;br/&gt;3 - Çizgi perspektifi: Paralel çizgilerin sonsuzda birleşmesi&lt;br/&gt;4 - Işık gölgenin dağıtılması ( ışık yönünün bilinmesi gerekir. )&lt;br/&gt;5 - Boyutları hakkında geniş bilgilere sahip olduğumuz figür yada nesnelerin arka plana yerleştirilmesi&lt;br/&gt; Filippo Diser Brunelleshi (1377 - 1446 ) Floransa Kadetralinin kubbe mimarı, Donatello&quot;nun arkadaşı ve bilimsel perspektifi mimariye uygulayan ilk sanatçıdır. Ucello, Piero Della Francesca gibi sanatçılar da aynı perspektif yöntemini kullanmışlardır. Rönesans sanatçıları da bundan yararlanmışlardır. Brunelleshi&quot;den biraz sonra onun meslek arkadaşı Alberti&quot;nin perspektif konstruksiyonları ressamlar tarafından kullanılabilecek bir biçime dönüştürülmüştür. Buna ilişkin perspektif bilgileri 1436 da yapılan sanat kongresinde sunulmuştur. Ayrıca bu bilgiler yayınlanmıştır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Paralel Perspektif: Gerçekte paralel olan orthogonaller paralel olarak gösterilmiştir.Bu durum daha çok Çin resimlerinde görülmektedir. &lt;br/&gt;Açısal Perspektif: Diktörtgen ya da kare prizma biçimindeki geometrik şekilleri iki yan ve üst yüzeylerini gösteren bilimsel bir perspektif yöntemidir. &lt;br/&gt;Üç Nokta ya da Eğilimli Resim Düzlemi Perspektifi: Bu perspektifte diktörtgen ya da kare prizmanın hiçbir ayrıntısı resim düzlemine paralel değildir. Dikey  orthogonaller; şekil göz hizası çizgisinin altında ise altta, üstünde ise üst boşlukta kesişirler. &lt;br/&gt;Mihrevi Perspektif ( Axial Perspektive ): Bilimsel perspektiften önce bilinen bu tür çizimde paralellerin simetrik olarak gözden uzaklaştığı görülür. İlk örnekleri Grek Apulian vazoları üzerindeki çizimlerde görülmüş olup Rönesans ta da devam etmiştir. Çoğu kez tavan üzerinde paralel iki çizgi tavanın bittiği yerde birleşir. &lt;br/&gt;Ters Perspektif ( İnverted Perspektive ): Rönesans tan önce kullanılmakta olan bir perspektif olup bu yöntem bilimsel perspektifle çelişir. &lt;br/&gt;Negatif Perspektif: Perspektif algı yanılması nedeniyle gözden uzaklaşan şekillerin oran dahilinde küçüldüğünü kabul edip onların gerçek boyutları ile algılanabilmesi için ne ölçülerde büyük çizilmesi gerektiğini bilimsel olarak saptayan bir perspektif yöntemidir. &lt;br/&gt;İki Kaçış Noktalı Perspektif ( Bifocal Perspektive ): Rönesans ressamlarının diyagonal yer karolarını çizmek için kullandığı iki kaçış noktalı perspektifte açısal perspektif olduğu gibi dikdörtgen ya da karelerin kısa görünümleri kaçış noktaları</description></item><item><title>TASARIM ELEMAN VE İLKELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tasarim-eleman-ve-ilkeleri-352031.html</link><description>TASARIM  ELEMAN VE İLKELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Resim-İş uygulama çalışmalarında bilinçli hareket ederek, daha başarılı sonuçların alınabilmesi için tasarım eleman ve ilkelerinin bilinmesinde yarar vardır. İlköğretim okulları 1. kademede (1,2,3,4,5. sınıflar) yapılan Resim-!ş dersi uygulama çalışmalarında (resim, atık malzeme ile çalışma, üç boyutlu çalışmalar vb. ) öğrencilerin kompozisyonlarını oluştururken bu bilgiler doğrulÂ¬tusunda çalışmaları başarıyı arttırır. Sanatsal öğrenme okul çağında başlar.&lt;br/&gt;A- TASARIM ELEMANLARI B- TASARIM İLKELERİ&lt;br/&gt;1- Çizgi 1- Ritm ve Hareket&lt;br/&gt;2- Doku 2- Denge&lt;br/&gt;3- Leke 3- Vurgu&lt;br/&gt;4- Form - Şekil 4- Kontrast (Zıtlık)&lt;br/&gt;5- Boşluk 5- Birlik&lt;br/&gt;6- Renk 6- Çeşitlilik&lt;br/&gt;7- Valör (Değer)&lt;br/&gt;A- TASARIM ELEMANLARI&lt;br/&gt;1-ÇiZGi&lt;br/&gt;Çizgi basit bir ifade ile iki nokta arasındaki hat olarak tanımlanabilir. Resim çalışmalarının temelini oluşturan çizgi, aynı zamanda görsel bir anlatım aracıdır. Çizgiyi oluşum biçimlerinegöre üç grupta inceleyebiliriz.&lt;br/&gt;a- Dik ve Yatay Çizgiler:&lt;br/&gt;Sakin   ve   hareketsiz   etki   uyandıran çizgilerdir.&lt;br/&gt;b- Kırık Çizgiler:&lt;br/&gt;Hareketli  ve  dinamik  etki  uyandıran çizgilerdir.&lt;br/&gt;c- Eğik Çizgiler:&lt;br/&gt;Yoğunluğuyla paralel olarak hareketi artÂ¬tıran ve zenginleştiren çizgilerdir.&lt;br/&gt;Tüm bu çizgiieri farklı incelik ve kalınlıklarda çizerek çizginin etkisini güçlendirebiliriz. Buna kısaca çizgisel renklilik deriz. Aşağıda Aibert Dürerin resminde görüldüğü gibi, resmin temelini oluşturan çizgi, ustaca kullanıldığınÂ¬da oldukça etkili ve çizgisel renkliliği de ön plana çıkartan sonuçlar vermekteÂ¬dir.&lt;br/&gt;Çizgi Çalışmalarında Kullanılan Araç ve Gereçler&lt;br/&gt;Kağıt üzerine iz bırakan her cins materyal ile çizim yapılabilir. Materyalin cinsine göre çok farklı çizgisel sonucun yakalanması mümkündür. Başlıca çizim materyalleri olarak; kurşun kalemler, çeşitli tükenmez-keçeli ve dolma kalemler, tarama uçları, fırçalar, pastel boyalar, kibrit çöpü , kürdanlar ve bunÂ¬lara benzer birçok malzeme aklımıza gelir. Araçtan öte amacın ön planda tutulÂ¬ması gerekliliğini hatırlamakta yarar vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2- DOKU&lt;br/&gt;Sanatsal anlamda doku, maddelerin doğal yapısının dış yüzeyindeki görüntüsüdür. Görsel Sanatlar olarak adlandırılan resim, heykel, seramik, grafik, tekstil, mimari gibi sanat dallarındaki uygulamalarda etkin biçimde kulÂ¬lanılan çeşitli dokular, yapılan çalışmalara estetik bir görüntü kazandırır. Dokuyu doğal ve yapay doku olmak üzere iki ana başlığa ayırabiliriz.&lt;br/&gt;a- Doğa! Dokular: Bir nesnenin, üzerine dokunarak hissettiğimiz ya da gözümüzle algıladığımız yapısıdır. Çevremizi gözlemlediğimizde, doğanın bu konuda ne kadar cömert olduğunu rahatça görebiliriz. Ağaç gövdeleri, taşlar, yapraklar, otlar, değişik hayvanların derilerindeki genel görüntüler, kendi derimizdeki görüntü, bir cevizin kabuğu, bir kaktüs görüntüsü ve bunlara benzer binlerce nesne üzerindeki doğal dokuyu görmemiz ve algılamamız mümkündür.&lt;br/&gt;b- Yapay Dokular: İnsanlar tarafından yaÂ¬pılmış olan cam, metal, halı, perde, plastik eşya ve bunlara benzer pek çok nesnenin yüzeyleÂ¬rinde görülen ya da algılaÂ¬nan yapıdır.&lt;br/&gt;Doğal ve yapay dokuların dışında bir de anlık oluşan dokulardan sözedebiliriz. Örneğin su birikintisine atılan bir taşın su yüzeyinde oluşturduğu dairesel dalgalanma, nes-kafe içerisine süt katılÂ¬dığında oluşan karışımÂ¬daki yapı, kar yağışındaki taneciklerin görüntüsü ve buna benzer durumlarda ortaya çıkabilen görünÂ¬tülerde dokusal unsur olarak kabul edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3- LEKE&lt;br/&gt;Leke, yüzey üzerinde ışığın etkisiyle ortaya çıkan ton değerleridir. Bu değerler açık, orta ve koyu tonlardır (lekelerdir). Çeşitli tonlamalardan oluşan bu lekeler bir rengin kendi içerisindeki tonları olabileceği gibi, farklı renklerin birbirleriyle olan ton ilişkileri şeklinde de karşımıza çıkabilir.&lt;br/&gt;Aşağıdaki örnek ton çubuklarında bir rengin kendi içerisindeki açık-orta-koyu tonları ile siyah-beyaz ve gri karşılıkları verilmiştir. Ayrıca farklı renklerin biribirleriyle olan ton değer ilişkileri de gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aşağıdaki örnek resim ve siyah beyaz karşıtında, renklerin açık, orta, koyu (beyaz, gri, siyah)</description></item><item><title>ÇİNİ SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cini-sanati-453585.html</link><description>Bu çalışmanın  konusu ; &quot;Türk  Çini  sanatında  kullanılan  desen ve motiflerin  kültürel  değişimlerden  etkilenimidir.Çini  sanatı,  uzun  bir  geçmişe  sahip  olan  geleneksel  sanatlarımızdandır. Türk  sosyo- kültürel yapısında  meydana  gelen  değişiklikler  bu  sanatında  üzerinde  bazı değişimlerin  yaşanmasına  yol açmıştır. Göç, din değiştirme, diğer  kültürlerle  etkileşime  geçme sonucunda  bu sanatta kullanılan  desen ve motiflerde de  farklılıklar oluşmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmanın  başında  çininin  tanımlaması  yapılmıştır.Boyama ve desenleme  teknikleri  anlatılmıştır. Büyük  Selçuklular  Dönemi , Anadolu  Selçuklular  Dönemi  ve  Osmanlılar  Dönemi &quot; nde  çini sanatının  nasıl bir durumda  olduğundan  bahsedilmiştir. Ardından  günümüzde  çini  sanatının  durumu  ve  yaşadığı  sorunlar  üzerinde  durulmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha sonraki bölümlerde ise ; çalışmada  asıl değinilmek  istenen  konu , desen ve motifler  yer almıştır.Dört  başlık  altında  bu desen  ve motifler  ile  bunların  anlamları  açıklanmıştır. Bu  desen ve motiflerin  kültürel  değişimlerden  nasıl  etkilendiği  anlatılmıştır. Yani , &quot; Kültürel   değişmeler  ( göç, din  değiştirme ....) , Türk Çini  sanatında  kullanılan  desen ve  motifler  üzerinde  değişikliklere  yol  açmaktadır &quot;  hipotezi  kanıtlanmaya  çalışılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Çini  sanatı  Anadolu &quot; ya  Selçuklularla  girmiş , çeşitli  tekniklerle  en  güzel  ve  başarılı  örneklerini  vermiştir . Bizans  mimarisindeki  mozayik  ve  fresklerin  yerini  Türk  sanatında  çini  almıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Anadolu  Selçuklu  öncesi  İslam  mimarisinde  oldukça  kısıtlı  olan  çini  bezemenin  ilk  büyük  aşaması  13. Yüzyılda   Anadolu  Selçuklu  devrine  rastlamıştır. Bu  yeni  denemeler  daha  sonra  özellikle  İran  bölgesi  İlhanlı  mimarisini  etkilemiştir. Eserleri  çiniyle  bezeme  modası  yüzyıllar  boyunca  giderek  zenginleşerek  İslam  mimarisinin  ana  süs  unsurlarından  olmuştur. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Çinicilik , Osmanlı  Devleti &quot; nde  ve  özellikle  15. - 16.yüzyıllarda  en  olgun  dönemini  yaşamıştır.Bu  dönemde  meydana  getirilen  çini  sanat  eserlerinin  bir  benzerinin  yapılamadığı  kabul  edilmektedir. 17. Yüzyılın  ikinci  yarısından  itibarende  ülkenin  içinde  bulunduğu   ekonomik  ve  siyasal  durumdan  dolayı  bu  sanatta  gerilemeye  başlamıştır. Bu  gelişmeler , İznik &quot;teki  çinicilik  sanayiinin  18.  Yüzyılın  ikinci  yarısında  tümüyle  yok  olması  sonucunu  doğurmuştur.Çinicilik  İznik &quot; te  yaşama  olanağı  bulamamasına  karşılık  Kütahya&quot; da  yaşamını  sürdürmeyi  başarabilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çeşitli  tekniklerle  zenginleşen  bu  sanat  daima  mimariye  bağlı   kalmış  ve  onun  üstünlüğüne  gölge  düşürmediği  gibi  renkli  bir  atmosfer  yaratarak  binaların  mekan  etkisini  de  arttırmıştır. Her  dönemin  çini  süslemesi  , daha  önceki  dönemlerin  üstün  vasıflarını  devam  ettirirken  yeni  teknik  buluş  ve  renklerle  de  bu  sanatı  zenginleştirmiştir.Öncelikle  çiniyi  tanımlamamız  yerinde  olacaktır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    1.ÇİNİ&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;        &quot; En  genel  üretim  aşamalarıyla  &quot; çini &quot;,  önceden  pişirilmiş  ve  sertleştirilmiş  bir  taban  malzemesi  (  &quot; taşı &quot; )  üzerine  yapılan  desenleme  ve  boyamanın  üzerine  yeniden  koruyucu  ve  sertlik  veren   saydam  bir  sırça  tabakasının  vurulup  yeniden  pişirilmesiyle  elde  edilen  dekoratif  bir  üründür ( Aktan  2000: 220 ).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çini  ,seramik  ve  porselen  genellikle  birbiriyle  karıştırılmaktadır . Çini  ile  seramik  arasında  hamur  ve yapılış  bakımından  bir  fark  yoktur.Seramik  , günümüz  mimarisinde  ıslak  zeminler  için  kullanılan  fabrikasyon  ürüne  denmektedir. Porselen  ise , çinideki gibi  desen  ve  boyamanın  sırçanın  altına  değil , baskıyla  üstüne  yapıldığı  üründür.  &quot;Eskiden  seramik  için  &quot; Evani &quot;  ,  çini  için  &quot;Kaşi &quot; , bazen  de  sırça  denilirdi &quot;(Öney 1978: 78 ) .&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Çini  hamuru , seramik  hamuru  gibi, kireçli ( kalkerli ) akçini  ( kaolin  , kuvars , kil , kalker )  , feldispatik  akçini</description></item><item><title>KAYIT DIŞI EKONOMİNİN ETKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kayit-disi-ekonominin-etkileri-373051.html</link><description>KAYIT DIŞI EKONOMİNİN ETKİLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüz ekonomilerinin önemli sorunlarından birisi olan kayıt dışı ekonomi, nedenleri, sonuçları ve işleyişi bakımından karmaşık ve çok boyutludur. Bu sebeple, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması hem gelişmekte olan ülkeler için hem de gelişmesini tamamlamış ülkeler için çözüm getirilmesi gereken  bir sorun olmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkeler ve ekonomiler için çeşitli açılardan etkileri olan kayıt dışı ekonomi olgusunun bir noktadan sonra ele alınması gerektiği ve göz ardı edilemeyeceği açıktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2- Kayıt Dışı Ekonomi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonomimin tüm yönlerini ve özelliklerini kapsayan bir tanımını yapmak oldukça güçtür. Bunun en önemli nedeni de kayıt dışı ekonominin ülke ekonomisinin diğer bölümleriyle yoğun iç içe geçmişliğidir. Çünkü kayıt dışı ekonomi, ülkenin ekonomik performansını gösteren rakamlara dahil edilmemesi nedeniyle istatistikle, vergi gelirlerinde kayıplara yol açması nedeni ile maliyeyle, vergi kaçırmanın yasa dışı olması nedeniyle hukukla, maliyetlerle direkt ilişkili olması nedeniyle de uluslar arası ve ulusal rekabetle iç içe geçmiştir(Çokgezen, 1993; s.22).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonominin çeşitli tanımlarını verecek olursak:&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonomi, ya hiç belgeye bağlanmayarak, ya da içeriği gerçeği yansıtmayan belgelerle, gerçekleştirilen ekonomik olayın (alım-satım), devletten ve işletme ile ilgili öteki kişilerden (ortaklardan, alacaklılardan, kazanca katılan işçilerden vb.) tamamen ya da kısmen gizlenerek, kayıtlı (resmi) ekonominin dışına taşınmasıdır(Altuğ, 1999; s.257).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonomi, geleneksel ölçüm teknikleri ile ölçülemeyen resmi makamlara yansımamış ve belli bir çıkar karşılığında mal ya da hizmet olarak sunulan faaliyetlerin tümünü kapsar(Özsoylu, 1996; s.111).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonomi, &quot;ben değil, o vergi ödemiyor&quot; kanısın toplumda yaygınlaştırmak, &quot;inanç&quot; haline dönüştürmek, istisna ve muafiyetlerle kimi kesimlerin azalan vergi yüklerinin üstünü örtmek, dikkatleri başka yöne çevirmek için bulunmuş bir söylem, bir yöntem, bir çaredir(Şengül, 1997; s.1).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Olaya sadece vergi idaresi açısında bakıldığında ise kayıt dışı ekonomi için, vergi kaçırmak güdüsü ile vergi idaresinin bilgisi dışına çıkarılan ve kamu gelirlerinde azalmaya yol açan tüm işlemler kayıt dışı ekonomi olarak tanımlanmaktadır(Derdiyok, 1993; s.54).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Kayıt Dışı Ekonominin Etkileri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kayıt dışı ekonominin toplumsal ve ekonomik hayata etkileri konusunda iktisatçılar hem fikir değillerdir. Bazı iktisatçılar kayıt dışı faaliyetleri, ekonomik ve toplumsal sistemin &quot;sigortası&quot; olarak görürken, bir kısım iktisatçılar da bu tip faaliyetlerle yoğun olarak mücadele edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Tartışmasız kabul edilen iki türlü etki vardır: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Kayıt dışı ekonomik faaliyetler ekonomik göstergeleri çarpıtır ve ekonomik durumun yanlış değerlendirilmesine neden olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Devlet bütçesi olumsuz etkilenir, yeterince vergi toplanamaz. Bu da başta kamu harcamaları olmak üzere sosyal devlet anlayışını zedeler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu iki etkinin yanı sıra tartışmalı olmakla beraber kayıt dışı ekonominin diğer olumsuz etkileri: &lt;br/&gt;*Sosyal sigorta primleri ödenmediğinden, sosyal sigorta kurumları üzerinde olumsuz baskının oluşmasına neden olur. &lt;br/&gt;*Rekabeti olumsuz etkiler ve resmi sektörde faaliyet gösterenler &quot;cezalandırılmış&quot; olur. &lt;br/&gt;*Vergi kaçakçılığı yaygın olduğundan, resmi sektörde faaliyet gösterenlerin vergi yükü artacak ve gelir dağılımı olumsuz etkilenecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yukarıda sayılan etkiler genellikle kayıt dışı ekonomi için ileri sürülen, ülkemiz açısından da olumsuz olarak nitelendirilebilecek etkilerdir(Özsoylu, 1996; s.104).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şimdi kayıt dışı ekonominin gerek olumlu gerekse olumsuz etkilerine başlıklar halinde</description></item><item><title>HAT SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hat-sanati-454567.html</link><description>HAT SANATI&lt;br/&gt;Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. &lt;br/&gt;Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadoluya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasıminin Anadoludaki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasıminin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullahın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osmanı izlemişlerdir.&lt;br/&gt;Türkler altı tür yazı (aklam-ı sitte) dışında, İranlıların bulduğu talik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan talik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzetin (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi. &lt;br/&gt;Yazı Türleri&lt;br/&gt;Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlıların bulduğu talik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türklerin geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayunda yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rika da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rika ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır. &lt;br/&gt;Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve talik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi. &lt;br/&gt;Yazı Araç Gereçleri&lt;br/&gt;Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kağıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kağıtlar ahar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı. &lt;br/&gt;Hat Eğitimi</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI BÖLÜMÜ HALI-KİLİM ESKİ KUMAŞ DESENLERİ ANA SANAT DALI PROGRAMLARI LİSYANS EĞİTİMİ UYGULAMALARI VE EĞİTİM SORUNLARI ANKET SORULARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-geleneksel-turk-el-sanatlari-bolumu-halikilim-eski-kumas-desenleri-ana-sanat-dali-programlari-lisyans-egitimi-uygulamalari-ve-egitim-sorunlari-anket-sorulari-381570.html</link><description>Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Halı-Kilim Eski Kumaş Desenleri Ana Sanat Dalı IV. Sınıf Lisans öğrencisiyim. &quot;Türkiye&quot;de Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Halı-Kilim Eski Kumaş Desenleri Ana Sanat Dalı Programları Lisans Eğitimi Uygulamaları ve Eğitim Sorunları&quot; başlığı altında bir lisans tezi hazırlamaktayım. Elinizdeki anket soruları tezimin oluşması için önemli bir veri kaynağı olacaktır. Bunun için sorulara vereceğiniz samimi, içten ve net cevaplarınız çok önem taşımaktadır. &lt;br/&gt;Ankete katıldığınız ve zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.                    Emine  ERDAL&lt;br/&gt;ANKETÖR  GÖRÜŞME TARİHİ :                .. / .. / .....&lt;br/&gt;1.Doğum tarihi ve yeri...............................:&lt;br/&gt;2.Medeni haliniz   .......................................:&lt;br/&gt;3.Cinsiyetiniz   ...........................................:&lt;br/&gt;4.Kaçıncı sınıftasınız  ................................:&lt;br/&gt;5.En son mezun olduğunuz okul ve ili  ....:&lt;br/&gt;6.Bu bölümü kaçıncı yılda kazandınız  ......:&lt;br/&gt;(Liseyi bitirdikten sonra)&lt;br/&gt;7.Aileniz hangi ilde oturuyor  ......................:&lt;br/&gt;8.Nerede kalıyorsunuz  ..............................:&lt;br/&gt;a.Devlet Yurdu .......................   (  )&lt;br/&gt;b.Özel Pansiyon .....................   (  )&lt;br/&gt;c.Ev  .......................................   (  )&lt;br/&gt;d.Ailemle Birlikte  ....................   (  )&lt;br/&gt;9.Annenizin, babanızın  ve (evli iseniz)  eşinizin eğitim durumu nedir ?&lt;br/&gt;  Anne          Baba           Eş&lt;br/&gt;a. Tahsil yok .................................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;b. Okur-yazar  ..............................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;c. İlkokul  ......................................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;d. Ortaokul  ..................................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;e. Lise  .........................................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;f. Meslek Lisesi  ...........................    (    )    (    )    (    )&lt;br/&gt;g</description></item><item><title>EŞME KİLİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?esme-kilimi-372352.html</link><description>ADI: Eşme Kilimi&lt;br/&gt;YERİ: Doğruyol Halı&lt;br/&gt;YÖRESİ: Uşak - Eşme&lt;br/&gt;TÜRÜ: Toplu Kilim (Resim - 1)&lt;br/&gt;BOYUTLARI: 2.25 - 1.50 cm boyutlarında&lt;br/&gt;MALZEME: Yün&lt;br/&gt;TEKNİK: El dokuması&lt;br/&gt;DÖNEMİ: Son dönem kilimidir&lt;br/&gt;RENKLERİ: Kök boyası. Açık mavi, koyu mavi, kırmızı, beyaz, sarı, yeşil, kahverengidir.&lt;br/&gt;TARİHÇESİ: Anadolu kilimleri, kendini yenileyerek günümüze kadar yöresel desen ve renk özellikleriyle gelmiştir. Halı ve kilim alanında belirli bir üne sahip olan dokumalarımız duygu, düşünce, özlemi ve inancı ifade etmiş, atının eyeri, hububatının ve eşyalarının taşınmasında kullandığı çuval, yiyeceğini taşıdığı heybesi olmuştur. Özellikle kilim Anadolu insanının doğumunda beşiği, ölümünde tabutunun örtüsüdür.&lt;br/&gt;Günümüzde, milli kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan kilimler, kolay taşınabilir ve az zamanda dokunabilmesi nedeniyle yaygın kullanılır. &lt;br/&gt;Günümüzde Eşme Kilimleri, genelde tacirlerin siparişleri ile, ticari amaçla dokunmaktadır. Bunların yanı sıra, Eşme halkının kendi evleri için dokudukları kilimler varsada sayıları azdır.&lt;br/&gt;Eşme yöresinde kilimlerin sayıları azdır. Zili, sumak, sarma motifli cicim, hopan ve tülü gibi dokumalar da yapılmıştır.&lt;br/&gt;Eşme kilimlerini, halkın kendi ihtiyaçları için dokudukları ve tüccarın siparişi vererek, ticari amaçla dokutturdukları kilimler olmak üzere iki ana kolda incelemek yerinde olur.&lt;br/&gt;Eşme&quot;de geçmiş günlerde; &quot;Altınbaş&quot;, &quot;Toplu&quot;, &quot;Takmak&quot;, &quot;Ablaş&quot; adları ile tanınan birbirinden farklı özellikler taşıyan kilimler dokunmuşlar.&lt;br/&gt;Öteden beri halkın kendi ihtiyacı için dokuduğu eski kilimlerde iplikler, dokuyucu tarafından evde eğrilip bükülmüş; ve yine evlerde kök boya ile boyanarak hazırlanmıştır. Bu kilimler rengi, yangısı (motifi) ve kompozisyonu ile bölgeye has özellik göstermiştir. Bugün halkın kendi ihtiyacı için dokuduğu kilimler iplik, kalite, renk, yangıç ve desen düzenlemesi bakımından, bölgeye has özelliğini tamamen kaybetmiştir ve yozlaşmıştır.&lt;br/&gt;Kilimlerdeki bu değişme ve yozlaşmalar, dönem dönem devam etmiştir. Takriben 1934den önceki kilimler &quot;İlk Dönem&quot;, 1935-1960 yılları arasında dokunmuş olanlar &quot;Orta Dönem&quot;, 1981den sonra dokunmuş olanlar ise &quot;Son Dönem&quot; kilimleri olarak sınıflandırılmıştır.&lt;br/&gt;Yapılan incelemelerde, İlk Dönem Kilimlerinde çözgü ve atkı (renkli yanış ipi) tamamen yündür. İplikler, dokuyucu tarafından evlerde hazırlanmış ve kökboya ile boyanmıştır. Bu kilimlerde hakim renk olarak kullanılan mavi, kırmızı ve yeşilin yan ıs ıra, diğer renklere de yer verilmiştir. Mavi, tatlı indigo mavisi; kırmızı, tatlı pastel kırmızı; yeşil ise, orta renkte bir yeşildir. Kilimlerdeki yeşil ve kırmızı gibi renkler, karşıt renklerden olmalarına rağmen, pastel renklerde kullanıldıklarından ve renk tonları uygun seçildiklerinden, birbirleri ile uyum sağlamıştır. Ayrıca, bu dönem kilimleri iki şak/parça halinde dokunup, birbirine dikilerek kullanılmıştır. Motifler, &quot;Tilifli&quot;, diğer bir deyimle &quot;Gıcıklı&quot;dır.&lt;br/&gt;Orta Dönem Kilimlerinde, çözgü ve yanış-ipi, yündendir. Motifler değişmeye başlamıştır. Kök boya kullanılmakla beraber, sentetik boyaya da yer verilmiştir. Bu dönemde iki şak halinde yapılan kilimler, ortadan kalkmaya başlamış; tek parça olarak dokunmuştur. Motifler, yine tiliflidir. Yün İplikleri yine dokuyucu tarafından hazırlanmıştır. Fakat, sentetik boya kullanılmıştır. Birinci dönemde kullanılan indigo mavisi, bu dönemde çivit mavisine dönüşmüştür. Pastel kırmızı ve yeşil tonları, biraz daha canlı renklerde kullanılmış; renk uyumu, eski özelliğini kaybederek, bozulmaya başlamıştır.&lt;br/&gt;Son Dönem Kilimlerinde ise; mavi renk, mavi-mor bir renk almış; kırmızı, ya daha canlı renklerde kullanılmış ve zaman zaman al renge bürünmüş, ya da çok koyu karanlık renkler tercih edilmiştir. Yeşil ise; koyu çimen yeşili ile nefti yeşile dönüşmüştür. Kilimlerde, ya göz atıcı renkler kullanılarak, gözü yoran bir durum yaratılmış, ya da çok koyu renklerle kilim, iç karartıcı bir hale gelmiştir. İplikler, boyacılara boyattırılmaktadır. Boyacı hangi tonda boyarsa, onunla dokumak zorundadırlar. Renk tonları, eskilere göre, tamamen değişmiştir. Boya kalitesi, düşmüştür. Bu dönemde, renk çeşitliliği artmış, kilimlerde, çok koyu renkler yanısıra, çingene pembesi ile yer yer parlak renklerde orlon iplikleri kullanılmıştır. Çözgüler, pamuk ipliğinden yapılmıştır. Motiflerde de, dönem dönem değişiklikler görülmektedir.&lt;br/&gt;Eşmede kilimler, evlerde &quot;Istar&quot; denilen dik tezgahlarda, kadınlar tarafından dokunmaktadır. Tezgaha Kilim Ağacı da denir. Erkekler, kilim dokumazlar. Kız çocukları</description></item><item><title>CUMHURİYETİN 75. YILINDA DÜNYA EKONOMİK KRİZLERİNİN TÜRKİYE&quot;YE YANSIMALARI VE GÜNCEL BİR ÖRNEK (RUSYA KRİZİ)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cumhuriyetin-75.-yilinda-dunya-ekonomik-krizlerinin-turkiye-ye-yansimalari-ve-guncel-bir-ornek-(rusya-krizi)-445234.html</link><description>CUMHURİYETİN 75. YILINDA DÜNYA EKONOMİK KRİZLERİNİN TÜRKİYE&quot;YE YANSIMALARI VE GÜNCEL BİR ÖRNEK (RUSYA KRİZİ)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1980&quot;li yıllarda başlayan ve özellikle 1990&quot;lı yılların başlamasıyla korkunç bir süratle hız alan küreselleşme süreci, birçok kişinin görüşüne göre, dünyayı giderek küçük bir &quot;köy&quot; şekline sokmaktadır. Özellikle telekomünikasyon ve haberleşme alanlarında görülen baş döndürücü gelişmelerle birlikte, artık dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen gelişme anında başka yerlerde duyulmakta ve daha da önemlisi başka yerleri etkilemektedir. Artık hiçbir ülke, dünyanın gelişmiş veya gelişmemiş herhangi bir ülkesi veya bölgesinde meydana gelen hiçbir olaydan kendini izole edememekte ve mutlaka bu gelişmelerin yansımalarına maruz kalmaktadır.&lt;br/&gt;Aslında, birçok kimsenin iddia ettiğinin aksine, dünyanın bir bölgesinde meydana gelen ekonomik bir gelişmenin, diğer ülkeleri de etkilemesi olgusu, içinde bulunduğumuz yüzyıla ve özellikle de küreselleşmenin hız kazandığı yüzyılın son çeyreğine özgü değildir. Özellikle, büyük coğrafi keşiflerin yapıldığı ve yeni ticaret yolları ile yeni ticaret alanlarının ortaya çıkarılmaya başlandığı 1400&quot;lü yıllardan bu yana, dünya ekonomileri birbirlerinden etkilenmeye başlamışlardır. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu&quot;nun hakimiyetinde olan, zamanın en önemli ticaret yollarının ve Akdeniz havzasının ticari önemi, Ümit Burnu&quot;nun keşfinden sonra büyük oranda azalmış ve buna paralel olarak da Osmanlı için çok önemli olan vergi gelirlerinde çok önemli düşüşler yaşanmıştır. Yine bu çerçevede, Portekiz ve İspanya tarafından Amerika kıtasından getirilen gümüş ve altın, zamanın diğer ülkelerini olduğu gibi Osmanlı maliyesini de etkilemiş ve Osmanlı İmparatorluğu, parasının hızla değer kaybetmesi ve yüksek oranlı enflasyonla karşı karşıya kalmıştır. Bazılarına göre, Osmanlı&quot;nın çöküş nedenleri arasında bu iki gelişme çok önemli bir yere sahiptir. &lt;br/&gt;Yine aynı şekilde, 20. yüzyılın başlarında yaşanan dünya krizlerinin bazıları da dünya boyutunda yansımalara neden olmuştur. Nitekim, dünyanın en büyük ekonomik krizi olarak tanımlanan 1929 Büyük Buhran, New York Borsasında görülen spekülatif düşüşten sonra başlamıştır. Bu düşüş kısa sürede Avrupa&quot;nın diğer ülkelerine de yansımış ve bir süre sonra mali piyasalarda başlayan kriz reel ekonomiye de sirayet etmiş ve çok büyük ölçekli işsizlikle karşı karşıya kalınmıştır. Şüphesiz genç Türkiye Cumhuriyeti&quot;nin karşılaştığı ilk büyük küresel ekonomik kriz olan &quot;Büyük Buhran&quot;, ülkemiz ekonomi politikalarını da derinden etkilemiştir. 1929 yılına kadar liberal bir görüş doğrultusunda özel sektör vasıtasıyla ekonomik kalkınmasını gerçekleştirmek isteyen Türkiye, bu tarihten sonra, özellikle ABD&quot;de uygulanmaya başlayan ve Keynezyen teoriden de etkilenen devlet harcama ve yatırımları yoluyla kalkınma yönünde bir strateji izlemeye başlamıştır. Türkiye&quot;nin, 1929 yılında kendi gümrük rejimini uygulama hakkını kazanmasına paralel olarak, kriz sonrası tüm dünyaya yayılan ve dış ticarette korumacılık ve kambiyo denetimlerini içeren bir dış ticaret politikası izlemeye başlamıştır. Görüldüğü üzere, küresel finansal piyasaların değil gelişmesi, henüz oluşmadığı 1929 Türkiye&quot;si dahi Büyük Buhran&quot;da etkilenmiştir. &lt;br/&gt;Türkiye&quot;yi olduğu kadar tüm dünyayı etkileyen bir diğer önemli gelişme ise, II. Dünya Savaşı&quot;dır. Savaşın dışında kalmayı başaran Türkiye, dünyada talebi ve dolayısıyla fiyatı hızla artan bazı madencilik ve tarımsal ürünleri ihracatını yaparak önemli ihraç gelirleri elde etmiştir. Nitekim, 1940 yılında 80 milyon dolar olan ihracat 1945 yılına gelindiğinde 168 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Aslında Türkiye aynı dünya konjonktürü ile 1950&quot;li yılların başında yaşanan Kore Savaşı sırasında da karşılaşmıştır. &lt;br/&gt;Hernekadar 1960&quot;lı yıllarda savaş sonrası kurulan Bretton Woods sisteminin temellerini sarsan bazı gelişmeler yaşanmış olsa da dünya ekonomisi ve ticaretinin en parlak dönemlerinden biri olarak değerlendirilen 1950-1960 dönemi sonrasında dünya ekonomisi 70&quot;li yıllarda yeni</description></item><item><title>RESİMDE BİÇİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resimde-bicim-350578.html</link><description>RESİMDE BİÇİM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğada sonsuz olan doğanın biçimi dışında bağımsız bir biçimi yoktur. Çünkü doğada sonsuz çeşitliliği olan bir görünümler topluluğu olduğu halde, bunlar karşılıklı olarak etkilenerek, birlik oluştururlar. Böylelikle görünümler ya da nesnenin kişiliğinin tümü olan biçim onunla uyum sağlayan biçimlere bağlıdır. Bunun sonucunda oluşan birlik daha üstün bir biçimdedir. Her üstün biçim daha üstün bir biçimin öğesi olarak sonsuza kadar gider ve doğayı oluşturur. &lt;br/&gt;Bu biçimsel durum, karşıt öğelerin işlevsel bir yapı bütünlüğünde bir kişilik kazanmasıyla çevresindekilerden ayrılır. Biçim genellikle dış biçim olan görünüşle karşılaştırılır. Oysa, genel anlamda tüm nesne söz konusudur. Bir ağacın biçiminden, görünüşü, dış biçimini, iç anatomisini, yapısını, kısaca bütünü anlaşılır.&lt;br/&gt;Biçimde kendini ayırt ettiren özellik özdür. Öz biçimden dolayı kendi olanağını gerçekleştirir. &quot;Her biçimin bir kendine özgünlüğü vardır. Örneğin bir kürenin yuvarlaklığı (ovreni simgelemek için ele alınmış olabilir) halenin yuvarlaklığı ve sacın yuvarlağımsı oluşu, bunların çevresinde yaya benzer kıvrımlar vardır. Asanın düş çizgisi resimdeki kıvrımlara oldukça önemli oranda karşıtlık oluşturmaktadır:&quot;  Öz, maddede vardır. Bu nedenle biçim objektiftir, gerçektir. Duyumlar çok aşağı ve üstün biçimleri algılayamaz. Çünkü duyumlar sübjektiftir. Bu ilişkiler göz önünde bulundurularak anlamlı biçimden söz edilebilir. &quot;Bell&quot;e göre anlamlı biçim yaratmanın duygudan çok, düşünmeyle ilgisi vardır. Genelde betimsel biçimin, Bell&quot;in de belirttiği gibi bir diğeri olmadığı söylenir. Eğer bir değer varsa bunun bir betimleme olmasından değil, bir biçim olarak sahip olduğu değerdir.&quot;&lt;br/&gt;Bell &quot;Sanat anlamlı biçimler yaratmaktır&quot; derken özellikle resme yeni bir bakış açısı getiriyordu. Onun önermesinin önemi de, insanın bakışlarını geleneksel bir bakıştan ayırmış olmasıydı... Bir bakıma anlamlı biçim estetikseldir.&quot; &lt;br/&gt;Biçimin algılanabilmesi sürecinde; bilmeye, bilgiye ve düşünceye ihtiyaç vardır. Biçimin anlaşılmasında, ona komşu olan yapı (strüktür) kavramında incelenmesi gerekir. Biçim yapının durumuna göre kendini belli eder: Birincisi bir sonuç ise öteki onu sonuca ulaştıran yolun kişiliğidir. &lt;br/&gt;Yapı bir nesnede bütünü oluşturan bölümlerin kendi aralarındaki ve bütünle olan ilişkilerindeki kuruluş sistemidir. Yapıdaki elemanlar birbirine işlevsel açıdan bağlanmışlardır.&lt;br/&gt;Yapının (biçimin) varlığı karşıtların dengesine bağlıdır. Bu dengenin sağlanmasına eş kişilik durumu denir. Eş kişilik durumu resimde, bir yapıtın bir bölgesindeki leke ve rengin, diğer bölgesindeki leke ve renkle ilişki kurma zorunluluğudur.&lt;br/&gt;Bir biçimin oluşması işlevsel, yapısal, özdeksel (maddesel) nedene bağlıdır. İşlev maddenin meydana gelişimi, neden biçim kazandığını belirtir. Bizim bir madde ile gerçekleşir. Bu gerçekleşme, yapısal nedeni düşündürür. Yapı maddenin sistematik düzenlenişidir. Sanat yapıtında bu üç öğe dengeli olarak birbiriyle ilişki kurarlar.&lt;br/&gt;Bunlara göre biçimin tanımı; &quot;Biçim bir şeyin şekli anlamına gelir. Plastik sanatlarda biçim derinlikle yakın ilişkilidir. Buna karşın resim sanatında biçim, bir tablonun tümünün yapı bakımından kuruluşunu ifade eder.&quot;  Işığın olduğu yerde renk ve biçim vardır. Işığın olmadığı yerde renklerden söz edilmez ama bazı biçimler yaşamaya devam eder. Resimsel olan her şey biçimle ilişkilidir. Bu ilişkileri biçimsel açıdan incelemek gerekirse noktadan başlanmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1 NOKTA&lt;br/&gt;Biçimi oluşturan belirgin elemanlardan  birisidir. Nokta merkezi dengeye sahip bir yüzeysel etki öğesidir. Bir alanı kaplar. Diğer resim unsurları gibi çeşitlenebilen, dinamizmi olan bir elemandır. Tek başına renk etkisi gridir. Nokta, &quot;Kesin olarak üç boyuttan mahrum, en iptidai geometrik şekildir. Nokta düşünce birikiminde ilk harekettir. Nokta kavramı, geometrik fikrin özüdür. Çizginin tek gözümüz hizasında dik açı yapması ve uzunluğun sıfıra düşmesi gerçeği de noktadır. Nokta mesafenin ve alanın soyutlanmasıdır. Geometrik nokta görünmeyen bir varlıktır. Onu madde</description></item><item><title>HALICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?halicilik-390519.html</link><description>HALICILIK&lt;br/&gt;Halı Hakkında Genel Bilgi&lt;br/&gt;Halı, Türkiye Halıcılık Monografisinde, Â«İnsanların örtü ve yaygı ihtiyaçlarını temin için kullandıkları ilmeli mensucatın adıdır.Â&#187; şeklinde tarif edilmektedir.&lt;br/&gt;Çözgü denilen bükülmüş iki sıra yan yana dizilmiş ipliklerin dikey olarak tezgaha gerilmesi ile halı iskeleti: dikey tellerin arÂ¬ka ve öndeki bir çiftine bağlanacak ilmelerin belli bir seviyede kesilmesi ile meydana gelen sıraların iki sıra atkı ile sıkıştırılması netiÂ¬cesi halı meydana gelir. Bugünün halıcılığı geleneksel bilgi ve görgüye dayanmakta basit usullerle yapılÂ¬maktadır. Yalnız ham maddelerin hazırlanÂ¬masında ve yeni resim anlayışında gelişmeÂ¬ler olmuştur.&lt;br/&gt;Ispartada dokunan halıların ham madÂ¬desini yün ve pamuk ipliği teşkil eder. Bölgemizde Taban, Kelle, Seccade en çok dokuÂ¬nan halılardır. Bunların yolluk, divan, pasÂ¬pas halıları takip eder. Desenli halılar daha ziyade göbekli (Madalyon), köşe göbek, gülistan, Görevan, İçi Serpme, Motifli, Coplen, Çin ve Eski Anadolu motifleri ile Emprime, kuÂ¬maş ve muşamba motiflerinden halılar yapılmaktadır. Son zamanlarda yeni resim anÂ¬layışında dokunan halılar rağbettedir.&lt;br/&gt;Isparta ve Çevresinde Üretim&lt;br/&gt;Son zamanlarda Isparta ve civarında haÂ¬lıcılık mühim gelişmeler kaydederek şehir ve kasabalardan başka hemen her köy evine girmiş bulunmaktadır. 1924 senesinde 2450 halı tezgahı ve bu tezgahlarda 7350 işçi çaÂ¬lışarak 106.100 m2 halı yaparken, 1950 seneÂ¬sinde 5928 halı tezgahında 12870 işçi çalışÂ¬maya başlamış ve imalat miktarı da 186.000 m2 ye yükselmiştir. Halen bölgemizde TürkiÂ¬yede imal edilen halıların % 45 i dokunmakÂ¬tadır. Son 10 yıl içinde dokunan halı miktarÂ¬ları ile, tezgah adetleri, imalat miktarları ve çalışan işçi sayısı aşağıda gösterilmiştir. (BuÂ¬rada gösterilen işçi sayısına boş zamanlarıÂ¬nı kıymetlendirmek üzere esas işlerine ilaveÂ¬ten hah dokuyan işçiler dahil).&lt;br/&gt;ISPARTA  HALICILIĞININ TARİHÇESİ&lt;br/&gt;Isparta halıcılığı eski bir tarihe sahiptir. Selçuk Oğuzlarından itibaÂ¬ren Anadoluya gelen Oğuz boylaÂ¬rınd</description></item><item><title>VAN GOGH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?van-gogh-372370.html</link><description>Vincent Van GOGH (Groot &amp;#8211; Zundert)&lt;br/&gt;Groot &amp;#8211; Zundert, Hollanda 1853 &amp;#8211; Auvers &amp;#8211; sur &amp;#8211; aise 1890.&lt;br/&gt;Gauguin gibi oldukça ileri bir yaşta resme başladı. Bir Protestan papazın oğluydu ve ilk başta ressam olup olmamak konusunda karar verirken güçlük çekti. Yirmi yaşından sonra, Den Haag&quot;da, daha sonra da Brüksel, Londra ve Paris&quot;te resim satıcısı Gaugil&quot;in yanında yardımcı olarak çalıştı. Bundan sonra dindar bir yaşam şekli seçerek, iki yıl boyunca fakir madenciler ve köylüler arasına kendi hesabına gezici vaiz ve misyoner olarak yaşadı. 1878 yılının sonlarına doğru resme başladı; ileri derecede bir miller hayranıydı ve onun birçok yapıtını kopya etti. Van Rappard ve Kuzeni Muouve&quot;den de yardım gören sanatçı, aynı zamanda Maris ve Israels&quot;in çalışmalarından da etkilendi.&lt;br/&gt;1881&quot;e kadar süren bu dönem sırasında Van Gogh Belçika&quot;da yaşadı. Bundan sonra 1881-1885 yılları arasında Den Haag, Drenthe ve daha uzunca bir sürede Hollanda&quot;ya döndü. (1883 &amp;#8211; Kasım 1885) Nuenen&quot;de yaşadı. En sonunda da Antwerp&quot;e gitti. (Kasım 1885 &amp;#8211; Şubat 1886). Karakalem çalışmalarında çoğunlukla, gerçekçi bir tutum benimseyen Van Gogh, maden işçilerini, köylüleri ele almış kalın ayakkabılar, nalınlar, dokuma tezgahları gibi araç ve aletleri, patates yığınları, kuş yuvaları gibi basit, sıradan konuları işlemiş, bir yandan da, karanlık kasvetli gökler, ve koyu renklerle, iç karartıcı manzaralar resmedilmiştir. Van Gogh&quot;un gerçeği bir şiir biçiminde anlatmasında ve her nesneye her varlığa, doğadaki her öğeye insan olmanın verdiği korkutucu duyguyu aktarmasında, onun acayip, vahşi kişiliğine ait izler buluruz. Dokumacı&quot;nın Evinde (1884), Pipolu Köylü (1884), Küçük Testiler (1884), Patatesler (1885), Yuvalar (1885), Nuenen&quot;deki Papaz Evi (1885), Gün Bitiminde Kulübe (1885) isimli tabloları, Patates Yiyenler adlı şahaseride dahil olmak üzere bu kasvetli ve iç karartıcı dönemi simgeler.&lt;br/&gt;Rubense olan büyük hayranlığı, onun 1885&quot;ten itibaren renkle ilgili deneylere girişmesine yol açtı. Van Gogh, &quot;Rengin kendisi bile bir şeyler anlatır&quot; demektedir. Onun açık İncil&quot;li Natürmort adlı yapıtında, Paris dönemi olarak adlandırılan yıllarındaki Empresyonizmle bağlantısını açıkça görebiliriz.&lt;br/&gt;Van Gogh bundan sonraki iki yılını, yani Şubat 1886&quot;dan Şubat 1888&quot;e kadar süreyi, Empresyonistlerle devamlı ilişki içinde bulunduğu Paris&quot;te geçirdi. Bu dönemi de söylediği ünlü bir sözü vardır: &quot;Artık Paris&quot;te bir atölyede çalışmak kadar, sürekli olarak Empresyonist ressamlarla dostluk kurmak da gerekli olmuştur&quot;. Sanatçı aynı zamanda Neo Empresyonizm ve onun noktacı tekniğinden; ayrıca Sembolizm ve Gauguin&quot;le arkadaşlarının kullandıkları parlak renklendirme yönteminden hoşlanıyorlardı. Onu büyüleyen bir diğer etkende, o zaman çok moda olan Japon sanatıydı. Nitekim büyük Japon ustalarının ve özellikle Hiroshige&quot;nin Yağmur adlı yapıtının kopyalarını yaptı. La Guinguette ve Le Moulin de la Galette (1886) Sanatçının Nuenen dönemiyle Paris&quot;in çeşitli etkileri altında kaldığı dönem arasında yaptığı bir çeş</description></item><item><title>TAŞPINAR HALILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?taspinar-halilari-346074.html</link><description>TAŞPINAR HALILARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konumuz olan Taşpınar halılarını incelemeden önce genel olarak halının tarihi ve teknik gelişimi ile Türk Kültüründe halının yerini kısaca incelemek istedim. Çünkü halı; Türkler için binlerce yıldan beri vazgeçilmez bir olgu ve Türk maddi kültürünün yarattığı  ölümsüz bir üründür.&lt;br/&gt;Halıcılığın Tarihi ve Gelişimi&lt;br/&gt;Halıcılığın günümüze gelinceye kadar hangi tarihlerde, nerelerde, kimler tarafından, ne şekilde dokunduğunu, arkeologların kazılarından elde ettikleri halı kalıntılarından ve bu alanda araştırma yapan bilim adamlarının çalışmalarından öğrenmekteyiz. Kazılardan elde edilen halı parçalarından, halının hangi zaman diliminde kimler tarafından dokunduğunu ve nasıl bir kalite özelliğine sahip olduğunu araştırmacılar ortaya koymuşlardır. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre halıcılık eski tarihlerden bu yana boyamada, desende, düğüm tekniğinde ve ebatlarda gelişme göstererek günümüze kadar gelmiştir. Bu değişimlerin bir kısmı teknolojideki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkmıştır. Dünya tekstil tarihinde yaklaşık 3000 yıldır temel yapısı değişmeden bu güne kadar önemini saklamış tek ürün el halısıdır.&lt;br/&gt;İlk zamanlar insanların yaygı ve örtü ihtiyaçlarını karşılamak için meydana getirdikleri halı, sonraları değerli bir sanat eseri olarak sarayları, mabetleri ve şatoları süslemiş, ressamların tablolarına konu olmuştur. El dokusu halıcılığın çok eski bir geçmişi vardır. Arkeolojik araştırmalara göre tarihsel devirlerde yaşamış insanlar; ağaç kabuğu ve liflerini örerek ilk dokumayı meydana getirmişlerdir. Diğer dokumaları tarihin akışı içerisinde, insanlar hayat şartlarına göre oluşturmuşlardır.  &lt;br/&gt;Ancak bunun yanında kalite açısından bir ilerleme olduğunu söylemek zordur. Çünkü en eski tarihlerde dokunmuş halıların kalitesine (düğüm sayısına) bugün dahi erişilmediğini görmekteyiz.&lt;br/&gt;Halıcılık insanlığın en eski el dokuma sanatlarından birisidir. Halıcılığın kökeni Milattan önceki yüzyıllara kadara uzanmaktadır. Bulunan eski halının M.Ö.V. yüzyılda dokunduğu ve en eski halı örneği olduğu konusunda, halı bilginleri arasında kuvvetli bir fikir birliği varadır. Gördes düğümü tekniğiyle dokunmuş çok ince bir işçilik gösteren koyu ve açık kahverengi zeminli, sarı desenli, 1 cm2  deki düğüm sayısı 36 olan 1.83 X 2 metre büyüklüğündeki bir halıya rastlanmıştır. &lt;br/&gt;Güney Sibirya&quot;daki Pazırık bölgesindeki kurganların birinde bulunan bu halının, eyer örtüsü olarak kullanıldığı belgelenmiştir. Halı bir mezarda at iskeletlerinin yanında bulunmuştur.&lt;br/&gt;Halıcılık Türklerin en eski el sanatlarından birisidir. Fakat Türk halıcılığının tarihi yeteri kadara bilinmemektedir. Bugün eski Türk halıcılığına ait bol miktarda malzeme bulunmaktadır. Bu malzeme İran, Hint,. Mısır, İspanya ve Çin halılarından daha fazla miktardadır. Ne var ki Türk halıcılığının geçmişine dair yeterli dokümana sahip değiliz. Halı ilmi ile uğraşanlar hep batılılar olmuşlardır. Türk araştırmacılar ise bu konuya pek az ilgi duymuşlardır. Batılı araştırmacılar devamlı olarak 16. Yüzyıl İran halılarını incelemişler, bu araştırmalarda hep İran kaynaklarından yararlanılmıştır. Türk halıcılığına dair yeterli miktarda yazılı kaynak ve doküman bulunmayışı, araştırmacıları İran halıcılığı sahasına çekmiştir. Diğer yandan İran&quot;da 16. Yüzyılda halı sanatı ile minyatür sanatının birleştirilmesi araştırmacılarca ilginç karşılanmıştır. &lt;br/&gt;Halıcılığı tarih içinde araştıran yabancı bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu ön yargılı olarak konuya yaklaşmışlardır. Halıcılığın ilk yurdunun neresi olduğu konusunda, yabancı araştırmacıların değişik yorumları vardır. Bunlardan bir kısmı, Erzurum dolaylarında bir ermeni şehri olan Kalıklay&quot;ı, diğer bir kısım araştırmacılar ise İran&quot;ı halının ilk yurdu olarak göstermişlerdir. Ancak kazılar sonucu ortaya çıkarılan halılar bu fikirleri çürütmüştür. Şemsi takvimini 1327&quot;nci yılında Abadan şehrinde çıkmış olan Ahbar-ı Hefte adındaki derginin 98. Sayısının ikinci sayfasında İslamiyet&quot;ten önce İran&quot;da halı dokunmadığı açıklanmaktadır.  Di</description></item><item><title>TÜRK RESİM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-resim-sanati-366069.html</link><description>TÜRK RESİM SANATI&lt;br/&gt;İnsanların en eski çağlardan beri kullandıkları bu anlatım aracı Türkler tarafından da kullanılmıştır. Orta Asyanın bozkırlarında yaşayan Türk boylarının, ele aldığı konulardan dolayı &quot;hayvan üslubu&quot; olarak adlandırılan resimler yaptığı bilinmektedir. İslamlık benimsendikten sonra dinsel yasaklar nedeniyle betimleyici resim daha az kullanılmış, onun yerine süsleyici resim sanatları gelişmiştir. Bu nedenle Türk resim sanatı denence daha çok batı etkisi altında gelişen ve betimleyici yanı da olan çağdaş resim sanatı anlaşılır. &lt;br/&gt;Gene de daha önceki dönemlerden kalan bazı yapıtların resim sanatı içinde sayılabileceği unutulmamalıdır. Az sayıda da olsa Anadolu Selçuklularından bazı yapıtlar kalmıştır. Bunlar kabartmalar, çini üstüne yapılan çizimler biçimindedir. Osmanlı döneminde de yoğun bir minyatür çalışması gözlenir. Fatih Sultan Mehmed döneminde batıdan ressamların getirtilerek padişahın ve ailesinden kişilerin resimlerinin yaptırıldığı bilinmektedir. Osmanlı sanatçılar da İtalyaya gönderilmiştir. Bu tür girişimler daha sonraki dönemlerde yinelenmemiş, kendine özgü kuralları olan minyatür sanatı sürdürülmüştür. Elyazması kitapların resimlendirilmesinde kullanılan minyatürlerin betimlemeci yanı da vardır. Bu sanatta gerçekçi olmaktan çok simgesel anlatımlar önemlidir. &lt;br/&gt;Türkiyede batılı anlamdaki ilk resim denemeleri yeni kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Mühendishanesi) ile Mekteb-i Harbiye (bugünkü Kara Harp Okulu) gibi mühendislik ve askeri okullarında gerçekleştirildi. Önce haritacılık, teknik resim gibi konularda başlayan eğitim kısa süre içinde serbest resmi de kapsadı, bu amaçla batıdan öğretmenler geldi. Türk öğrenciler de yetiştirilmek üzere batı ülkelerine, özellikle Fransaya gönderildi. &lt;br/&gt;Yenilikçi padişahlar 19. yüzyılda da batılılaşma çalışmalarını destekliyordu. II. Mahmud kendi resmini yaptırarak devlet dairelerine astırmış, Abdülaziz de resimle uğraşmıştır. Genellikle asker kökenli olan ilk Türk ressamların yapıtları da bu yüzyıldan kalmadır. Resimlerindeki donuk, acemice hava nedeniyle &quot;19. yüzyıl Türk primitifleri&quot; diye de adlandırılan bu ressamlar bazen fotoğraftan yararlanarak saray ve köşk bahçelerinden ya da İstanbuldan görünümler yapmışlardır. Bunlar arasında Hüseyin Giritli, Hilmi Kasımpaşalı, Süleyman Sami, Ahmed Bedri, Salih Molla Aşki, Osman Nuri Paşa, Ahmed Şekür, Selahattin Bey, Şefik Bey, Necip Bey, Münip Bey, Ahmed Ziya Şam, İbrahim Bey, Mustafa Bey, Şevki Bey gibi adlar vardır. &lt;br/&gt;Bu yüzyılın sonlarına doğru resim sanatı açısından en önemli gelişme bir devlet sanat okulunun kurulmasıdır. 1874te ressam Guillemet tarafından İstanbulda Resim Akademisi adlı bir özel okulun açılmış olduğu bilinmektedir. Bu okulun öğrencileri çalışmalarını 1876da düzenledikleri bir sergiyle tanıtmışlardır. Ama Türkiyede çağdaş resim dalında eğitim veren ilk kuruluş 1 Mart 1883te açılan Sanayi-i Nefise Mektebi (daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi, bugün Mimar Sinan Üniversitesi) oldu. Ressam ve müzeci Osman Hamdi Beyin 1882de müdürlüğüne getirildiği bu kuruluşun ilk yönetmeliğinde okulun &quot;resim, oymacılık, mimarlık (fenn-i mimari) ve hakkaklık ile ilgili bilgi ve hünerlerin sanata tatbiki usulü&quot;nün okutulup öğretileceği yazılıdır. Resim eğitiminin ağırlığı bundan sonra askeri okullardan bu okula kaymıştır. &lt;br/&gt;Türk ressamlar 20. yüzyılda ilk kez bir örgüt çevresinde birleşmişlerdir. İlk Türk ressamlar derneği 1908de kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyetidir. Derneğin adı 1921de Türk Ressamlar Birliğine, 1926da da Türk Sanayi-i Nefise Birliğine, 1929da da Güzel Sanatlar Birliğine dönüştürülmüştür. Sanatçılar arasında belli bir dayanışma sağlayan, düşünce alışverişine olanak veren bu tür örgütler daha ileride belli akımların savunucusu olarak da ortaya çıkmıştır.</description></item><item><title>SANATSAL DÜZENLEME ÖGELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanatsal-duzenleme-ogeleri-363385.html</link><description>SANATSAL DÜZENLEME ÖGELERİ &lt;br/&gt;                               VE   İLKELERİ&lt;br/&gt;                   ÇİZGİ&lt;br/&gt;Sanatın çizgi ile başladığı bir gerçektir. Bu nedenle sanat eğitiminde çizgi çok önemli ve temeldir. Göz nesneyi görürken el çizgiyi gerçekleştirir. Önceleri yani çocuklukta hayal dünyası, çizgi yoluyla dışarı vurulurken büyürken dış dünya gerçekliği de eğitim bağlamında, çizgi ile ortaya konur. Nesneyi görme biçimi, zaman içinde görme alışkanlığı geliştikçe temel elemanlara indirgenmeye başlar. Örneğin iki figürün gözleri arasındaki bakışın çizgi oluşturması gibi. Çünkü çizgi, gözü kalınlık üzerinde değil, izlemiş olduğu yol üzerinde gezdirir. Çizgiyi tanımlayacak olursak; bir noktanın verilen doğrultudaki uzantısı çizgidir. Genişlik ve uzunluğu ne olursa olsun, eğer biçimi bir çizgi etkisi yaratıyorsa, ona çizgi diyebiliriz. Çizgi, noktanın aralıksız hareketinden doğan kavramdır. Mesafenin derinlik ve genişliğine gitmeden, uzunluk yönünde giden noktalar bütünlüğüdür. Bir sınır belirleyici olarak ta değerlendirilir. &lt;br/&gt;Temel sanat eğitiminde, çizginin farklı yapısı, birbirleriyle ilintisi, farklı gereçlerle farklı yorumları söz konusudur. Çizginin şekilleri ve birbiriyle olan ilintisinden doğan farklılık bizde farklı etkiler bırakır. Hareket, durgunluk, derinlik vs. gibi. &lt;br/&gt;Çizginin karakterini iki yönde inceleyebiliriz: &lt;br/&gt;*  Çizginin biçimi yönünden, &lt;br/&gt;*  Çizginin konumu yönünden. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çizginin biçimi yönünden karakteri; bir doğru, bir dalgalı eğri ve bir kırık çizgi ele alalım. Bunların bir an yazı gibi okunduğunu varsayıp okumaya çalışırsak, doğru sürekli ve kesintisiz okunur. Dalgalı eğride hareket olduğu halde tamamen birinciden farklıdır. Demek ki burada okuma kesintisizdir, fakat biteviye değildir. Kırık çizgi de okuma göz için daha yorucu ve uzundur. &lt;br/&gt;Çizginin konumu yönünden karakteri; aynı çizgileri, izleyiciye yatay olarak değil de, eğik ya da düşey olarak sunarsak farklı etkiler elde ederiz. Yatay bir doğrunun karakteri hareketsizlik ve statikliktir. Düşey konumda doğru ise özellikle dinamiktir. Eğik doğru eğim derecesine göre hareketsizlik ve dinamizm arasında tam bir seri karakteri içerir. Doğrunun karakteri süreklilik ve düzgünlük ve buna ek olarak durumuna göre dinamizm ya da devingenliktir. Dalgalı eğriye gelince, düzgün ve yatay ise statik karakterlidir. Düzensiz ve yatay ise dinamiktir. Düzgün ve düzensiz, düşey olarak düzenlenmişse dinamiktir. Eğik olarak düzenlendiği zaman, daima dinamiktir. Fakat yatay duruma yaklaştıkça statikliğe de yaklaşır. Kırık çizginin dinamizm ve hareketsizlik karakteri dalgalı eğri ile benzerdir. Yön, doğrultuda tasarımda önemli öğedir. Kırık çizgi sertliği, dalgalı, eğri çizgiler yumuşaklığı çağrıştırır. Birbiriyle ilişkili, belli sistemlerle giderek kalınlaşan-incelen, sıklaşan-seyrekleşen, büyüyen-küçülen, çizgiler yüzeye optik bir hareket kazandırır.&lt;br/&gt;Çizgisel anlatımda çıkış getirebilecek bazı prensipler: &lt;br/&gt;1.Çizgi öncesi: Bir sis perdesi arkasındaki ışığın belirsiz görünümü, &lt;br/&gt;2.Çizgisel aralıktan sızan ışığın belirgin bir doğrular demeti halinde yayılması, &lt;br/&gt;3.Işık demeti: Bir kaynaktan çıkan güneş ışınlarının belirsiz yayılışı, &lt;br/&gt;4.Başlama ve bitim noktaları belli doğrular, ( doğru parçaları ) &lt;br/&gt;5.Çıkış noktasında kesinlik taşıyan ışınların karanlıkta uzaklaştıkça belirsizleşmesi ve yayılması, &lt;br/&gt;6.İki ya da daha çok bağımsız çizgilerin kesişmeleri, &lt;br/&gt;7.En az bir noktaya bağımlı çizgi, &lt;br/&gt;8.Bağımlı çizgiler ( formları kuşatan çizgiler ), &lt;br/&gt;9.Bağımlı çizgiler ( formların iç yapılarını belirleyen çizgiler ), &lt;br/&gt;10.Dolaylı çizgiler, &lt;br/&gt;11.Bir doğrunun taşıdığı sapmalarla sağlanan yön tesirleriyle kesişme, değme, kopma noktaları ile oluşan çizgisel yapı, &lt;br/&gt;12.Çizgisel uzunluk değerleri; eşit aralıklı farklı paralel çizgilerin oluşturduğu yapı, &lt;br/&gt;13.Çizgisel uzunluk çeşitlemeleri: Bir ana doğru üzerinde farklı boylu eşit aralıklı paralel çizgilerin oluşturduğu yapı, &lt;br/&gt;14.Eğri yönlü paralel doğrular üzerindeki serbest uzunluk çeşitlemeleri ( aralıklar farklı ) &lt;br/&gt;15.Paralel çizgilerin b</description></item><item><title>SARIZ KİLİMLERİ - HALICILIK -</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sariz-kilimleri-halicilik--395966.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halıcılık bölümü mezuniyet tezi olarak yapılan bu araştırmada  kilimler   hakkında bilgi vermektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halı Türk&quot;lerin en önemli eseridir. Millet olmanın en önemli vasıflarından biri de o milletin kendine has kültürüdür. El sanatları da kültürümüzün sadece bir parçasıdır. Her ulus kendi gelenek, görenek ve özünden bir sentez yaparak kültürlerini oluştururlar. El dokuma halısında görülen desenler kültürümüzün bir tür dış yansımasıdır. Türk halısının en önemli vasfı, teknik özelliklerinin yanında, desenlerinde görülen motiflerin ve renklerin Türkler&quot;e ait olmasıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelişen teknoloji ve sanayileşme ile diğer el sanatlarında olduğu gibi el dokumacılığı da olumsuz yönde etkilenmiştir. Ülkemizde el dokusu halıcılık hak ettiği ilgiyi yeterince görmemiştir. Bu olumsuzluklar Yozgat ilimizde de görülmektedir. Dokumacılıkla uğraşan kişilerin sayısı yok denecek kadar azdır. Var olanlar kırsal kesimlerdeki sayılı kişilerdir. Yeni nesilden el dokumacılığına karşı rağbet yoktur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amacımız el dokumacılığını, tüm el sanatlarını yaşatmak ve geliştirmektir. Gelenek, görenek ve kültür değerlerimizi gelecek nesillere aktarmaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu yaptığımız araştırma süresince ve tezi hazırlamamız sırasında yardımlarından dolayı Yozgat Etnografya Müzesi Müdürü Sn. Musa  ÖZCAN&quot;a, Muteber  DİVANLIOĞLU  Konağına ve Yozgat&quot;lı dostlarıma  teşekkür  ederiz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM 1&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROBLEM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemiz el sanatları bakımından zenginlilerle doludur. Anadolu&quot;nun pek çok yörelerinde örgü dokuma gibi el sanatları ürünleri; ferdin ve ailenin çeşitli ihtiyaçlarının karşılamak amacıyla kadınlar tarafından yapılmaya başlanmış ve daha sonra ihtiyaç, yaratıcılık ve iklim koşulları sayesinde gelişme göstermiştir. El sanatları çeşitli bölgelere özel karakterler taşır. El sanatlarının bölgelere göre belirgin farklılıklar  vardır. Doğu ile batı Anadolu&quot;nun Güney ile Kuzey Anadolu&quot;yu birbirinden ayırır.&lt;br/&gt;İletişim ortak anlatım dili yoktur. Kişilere göre değişir. Tarih içnde söz ve</description></item><item><title>. ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ PORTALLERİNDE TAŞ SÜSLEMECİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?.-anadolu-selcuklu-donemi-portallerinde-tas-suslemeciligi-371323.html</link><description>. ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ PORTALLERİNDE TAŞ SÜSLEMECİLİĞİ&lt;br/&gt;Anadolu&quot;da büyük bir yapı faaliyeti gösteren Selçuklu&quot;ların ana malzemesi taş olmuştur. Taşı özellikle dini ve sivil eserlerin portallerinde büyük ustalık ve ince bir zevkle bezeyerek Anadolu&quot;ya özgü bir üslup yaratmışlar. Ana malzemenin tuğla olduğu İran Selçuk mimarisinden sonra Anadolu büyük yenlikler getirir. Cami, mescit, medrese, kervansaray, türbe gibi çeşitli yapılarda yer alan taş dekor, yapı türüne göre değişen bir ayrılık göstermez. Bölgesel kesin özellikler saptamak da olanaksızdır. Ancak Divrik, Sivas, Erzurum taş bezemeli eserlerinde yüksek kabartma işleyişe daha çok ağırlık verildiği dikkati çeker. Tekstil karakterli, daha yassı kabartma bezeme ise daha çok Konya, Kayseri bölgesinde hakimdir. &lt;br/&gt;Eserlerin dış görünüşünde bütün ağırlık bir eyvan anıtsallığın da olan portallerde toplanmıştır. Çoğunlukla stalaktit kavrasalı olan portal nişi, önce bir sivri kemer, sonra da dikdörtgen, süslü taş işçiliğine sahip bordürlerle kuşatılır. İçte yayvan kemerli kapı açıklığı yer alır. Nişin yan duvarlarına çoğunlukla süslü küçün nişçik (mihrabiye) görülür. Sütunceler ve niş köşelerini bezeyen iri rozetler, genellikle portallerde rastlanan bezeme unsurlarıdır.&lt;br/&gt;Taş bezemenin özellikle 13. yüzyılda çok zenginleşen Selçuk mimarisinda girift ve başarılı örnekler verildiği görülür. Genellikle 13. yüzyılın ilk yarısından olan erken örnekler daha yassı kabartma 13. yüzyılın ikinci yarısında ise dekor daha dolgun, taşıntılı ve barok bir karakter kazanır. Çok katlı etkisi yapan, birbirini kesen kompozisyonlar, iri şişirilmiş gibi duran, tam ve yarım palmetler, lotuslar, arabeskler, neshi ve kufi yazı bordürleri altında girift bitkiserl zemin, tipik özellik olur. Yazı şeritleri büyük ağırlık kazanır. 13. yüzyılın sonuna doğru bitkisel dekor giderek fazlalaşır. Konya İnce Minareli Medrese (1264), Karatay Medresesi (1250), Sivas Gök Medrese (1271), Çift Minareli Medrese (1271), Buraciye Medresesi (1271) cami portalleri gibi eserlerde bu gelişmeyi adım adım izleriz. &lt;br/&gt;Bu genellemeye karşın yine de istisnalar vardır. 1228-29&quot;a tarihlenen Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi portalleri 13. yüzyıl sonundan olan örnekleri bile aşan coşkun, barok bir karakterle devrinin bir sanat harikası olarak ilgiyi çeker. Çok katlı bitkisel ve geometrik dekor, bir heykel anıtsallığı ile verilmiş taşıntılı yapraklar, sütun demetleri, profiller büyük bir yaratıcılık örneğidir.&lt;br/&gt;Anadolu Selçuklu taş süslemesinde kompozisyonlar büyük çeşitlilik gösterir, her eserde değişir, fakat belli bir sistem ve şema aynı kalır. Örneğin, dış ve iç portali olan çok sayıdaki kervansaray yapılarından hiçbirinde iki portalin süslemesi birbirinin eşi değildir. Her biri bir sanat ürünü olan Selçuklu portallerinin gezici ustaların veya atölyelerin işi olduğu tahmin edilmektedir.&lt;br/&gt;Selçuklu taş işçiliğinde bitkisel unsur, geometrik motifler, yazı ve daha az olarak figürlü dekor ana bezeme unsurlarıdır. Bitkisel dekorda ana motif üç dilimli palmet yapraklarıdır. Bazen sadece yarım palmet yaprağı işlenmiştir. Çoğu kez de yarım ve tam palmetler girift bir bitkisel ağ, arabesk meydana getirir. Yarım ve tam palmetlerin uçlarında meydana gelen, düğüm gibi kıvrılmalar (volot) Türk bezeme sanatının en belirgin özelliğidir. Yaprak bezemeleri bazen daha çok lotusa benzer şekillerde bordürler meydana getirir. Bizans devri devşirme (Spolie) sütun başlıklarının etkisi ile çok stilize akantus yaprakları da kullanılır. Bunlar genellikle iki katlı yaprak sırasına sahiptir. Çok rastlanan, yaprak ve arabesklerden oluşan desenlerin yanı sıra, Divriği Ulu Camii, Konya İnce Minareli Medrese, Erzurum Çifte Minareli Medrese portallerinde olduğu gibi, adeta bitkisel bir heykel şeklinde, hayat ağacı kaynakları iri desenlere de rastlanır.&lt;br/&gt;Selçuklu taş işçiliğinde bordür olarak, çeşitli zincire benzer geçme motifler bol uygulanmıştır. Geometrik geçme ağların, çokgenlerin ve yıldızların meydana getirdiği örneklerde boldur. Çoğu zaman bu geçme geometrik ağlarında için irili ufaklı rozetlerde dikkati çeker. Portal köşeliklerinde çoğu kez birer iri rozet yer alır. Yassı ve işlemeli, bazen de küre şeklinde kabarık olarak görülürler. Üzerleri bitkisel ajur desenlidir. &lt;br/&gt;Bu iri rozetlerin etrafında bazen daha küçük başka rozetlerde yer alır. Rozetlerin genellikle gezegen sembolü olduğu kabul olunmaktadır. İkili büyük rozet ay ve güneş sembolüdür.&lt;br/&gt;Önemli bir süs unsuru olarak değerlendirilen yazı, 13. yüzyılın ortalarına kadar kitabelerde yer</description></item><item><title>EBRU SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ebru-sanati-454746.html</link><description>Ebru Sanatı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ebru kelimesinin; Farsça ebr (bulut) sözcüğünden türemiş olabileceği öne sürülmektedir.  Aslında güçlü bir istinaddır, zira boyalar suyun üzerine serpildiğinde bulutları andıran bir hareketliliğe sahip olurlar.&lt;br/&gt;Yine Farsça &quot;ab&quot; (su) ve  &quot;ru&quot; (yüz) sözcüklerinden yola çıkarak &quot;su yüzü resmi&quot; anlamı da çıkarılmaktadır.&lt;br/&gt;Ebru, sulu bir yüzey üzerinde boyaları şekillendirerek kağıt üzerine aktarılmasıyla meydana gelen bir çeşit resimdir. Desenlerinin damarlı mermere benzetilmesinden ötürü  İngilizce&quot;de &quot;Marbling&quot; olarak karşılık bulur.&lt;br/&gt;Ebru sanatıyla ilgilenenler usta çırak ilişkisi etrafında çalışmalarının yanı sıra, kendilerince belirli metotlar geliştirmişlerdir. Boyaya şekil veren sanatçı iç dünyasının yansımalarını renk cümbüşüyle bu sanatla rahatlıkla anlatabilmektedir. &lt;br/&gt;Ebru sanatının doğuşuna gitmek istediğimizde ne yazık ki elimizde çok fazla bilgi olmadığını görüyoruz. Bu sanatın tam olarak nerede doğduğu bilinmiyor. Fakat bilinen şu ki; ebru sanatını biz Türkler  sahiplemiş olup günümüze kadar yaşatmayı başarmışız. Öyle ki, bir dönem Osmanlı dünyaya Ebru ihraç etmeye başladığı rivayetler arasındadır.&lt;br/&gt;Ebru sanatının bilinen en eski örneği 1539 tarihini taşıyan &quot;Gay-i Çevgan&quot; adlı Topkapı Sarayı&quot;nda bulunan kitaptaki ebrulardır.&lt;br/&gt;Ebru sanatının kullanım alanından bahsedildiğinde daha çok, Hat sanatının yazı zemininde, yazı kenar süslemelerinde ve kitap ciltlerinde sıkça kullanıldığını görürüz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ebru Sanatında Kullanılan Malzemeler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTRE: Kitre, Anadoluda yetişen, yabani bir  dikenin öz suyu olup, yapışma özelliği az olan bir zamk çeşididir. Her seferi için 100 gr. Alınması sürekli yeni mahsulü kullanmak açısından daha iyi olacaktır. Suyla birlikte karıştırılarak uygun kıvam elde edilir. Daha sonra ince gözenekli bir torbadan süzerek, içindeki fazlalıklardan arındırmış olarak salt kitreyi elde ederiz ve teknemize koyarız. Kitre ebruya başlamadan birkaç gün önce hazırlanırsa çok daha iyi bir sonuç elde edilir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;TEKNE: Ebruya başlarken kağıdın kitreyle rahat temasını sağlayan, içine kitre konan kaplara tekne denir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KAĞIT: Ebru yapmak için özel kağıt gerekmez. Su emebilen bir kağıt olması yeterlidir.&lt;br/&gt;Tercih edilen kağıt genellikle birinci hamur kağıttır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BOYALAR: Ebru yapımında toprak boyalar kullanılır. Genellikle oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti kullanılır. Diğer renkler de bunların karışımından elde edilir .Suda kolay çözülen pigment boya kullanılması daha iyi sonuç verecektir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖD: Boyaların kitre üzerinde kalmasını sağlayan öd, boyanın içine katılır. . Boyaya katılan öd miktarını değiştirerek boyanın suyun üzerinde ne kadar yayılacağı ayarlanabilir. Boyaya daha çok öd katılması, daha çok yayılmasını sağlar.Herhangi bir kasapta bulmanız ihtimal, aksi takdirde kesimhanelerden temin edebilirsiniz. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;FIRÇA: Herhangi bir fırçayla ebru yapamazsınız. Bu nedenle sapı özellikle gül dalından olmak üzere at kılından yapılan fırça kullanılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BİZ: Belli kalınlıklarda olan biz adındaki iğneler ebruya şekil vermek için kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Battal ebru&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ebru sanatının temelini oluşturan bir ebru çeşididir.  Diğer ebru desenlerini oluşturabilmek için battal ebru bir geçiş niteliğindedir.&lt;br/&gt;Kitre üzerine rahatça serpilen boya kendi içinde yayılma göstererek battal ebruyu meydana getirir. Özellikle ebru sanatına yeni başlayanlar için kolay gibi görünen bu ebru çeşidi boyaların kitre yüzeyinde eşit dağılması gerekliliği nedeniyle çok da kolay sayılmaz.&lt;br/&gt;Battal ebruyu yaparken dikkat etmemiz gereken hususlardan birisi fırçamızı koyu renge batırarak desen oluşturmaya başlamaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nasıl yapılır&lt;br/&gt;Koyu renkli boyaya batırdığımız fırçamızı kitre bulunan teknemiz üzerinde sağ elimizle ucundan tutarak, sol elimizin işaret parmağına belli aralıklardaki darbelerle boyayı kitre üzerine serpiştiririz.Aynı işlemi  ikinci boya içinde yaparız. &lt;br/&gt;Boyamızı sıvı yüzey üzerine eş aralıklarla serpiştirdikten sonra çok beklemeden kağıdımızı teknemizin bir köşesinden başlayarak yavaşça üstüne kaplarız. Sıvı üzerine örttüğümüz kağıdımızla yüzey arasında hava kabarcıkları olup olmadığını öğrenmek için bizimizle kağıdımızı kontrol ederiz. Zira kağıdımızın yüzeye tamamen kaplandığından emin olmalıyız. Aksi takdirde hava kabarcıkları olan yerlerde desen çıkmayıp, beyaz boşluklar oluşacaktır.&lt;br/&gt;Hava kabarcığı olup olmadığını kontrol ettikten birkaç saniye sonra kağıdımızı yavaşça kaldırır, kitre teknemizin yanında bulunan temiz su teknesine kağıdımızı tekrar koyarız ve yavaşça teknenin ke</description></item><item><title>HALI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hali-374957.html</link><description>Önce geniş kanallara, bunların kesiştiği bilgilerde küçük havuzlarda bölünerek birbirini dikey olarak kesen dikdörtgen sahalar meydana geliyordu, sora her dikdörtgen sahada kendi arasında daha küçük arklarla bölümleniyordu. Bazen bunların sol üst köşesinde takat sahnesine yer veriliyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ktesiyondaki, Sanatçıların şeyhansaları zamanında dokunarak Türk-ı Kisra&quot;nın büyük oyununa verilen bir halının Bahar-ı Hüsrev daha önce belirtmiştik. Üste bahçeli halıların 16 yy sonlarında halının arasına dokunmaya başlandıkları anlaşılmaktadır. Birçok seyyahın dikkatini çeken Bahar-ı düşrev hanın Arap olduklarının sasanileri yendikten sonra buradan alınarak götürülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bugünkü anlamda bu halının düğümden almayacağı sadece dokuma olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca halıya bahçe formunun verildiği bahçe içinde tasvir bunun çeşitli çiçek ağaç ve zümrüt, yakut vs ile bir mozaik titizliği ile üslendiği anlaşılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bahçeli İran halıları düğümlü ve güzel bahçe veren suların hareketini ve dalgalanmayı belirten içinde balıklar, ördekler, çeşitli su hayvanlarının tasvir edildiği halılardır. Bahçelerdeki bölümlü kanallar ve küçük arklar realist bir anlayışı ele alınmıştı. Bu tip halıların yapıldığı bölge oluşu K. Batı İran&quot;da yapılabileceği içindeki figürlerle stilizasyona uğrayan bazen geometrik bir şekil belirtilmiş ve hepsinin ona kompozisyonuna kendi içinde bütünleşmiş kamal ve arklardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PORTEKİZ HALILARI&lt;br/&gt;Kesin bir bölgeye bağlanamayan İran halıları grubunu da Portekiz halıları adı verilmektedir. Bu için yanlışlıkla verilmiştir anlında. Portekiz&quot;de o tarihlerde halı dokunmuyordu. Geniş bir sömürge imparatorluğunu kurmuş olan Portekiz&quot;in Hindistan&quot;da 600 adını taşıyan sömürgesinde bu halıların dokunduğu zavnolunuyordu, yakın zamanlardaki araştırmalarda bu halıların İran&quot;da dokunarak Portekiz&quot;e gönderildiği anlaşılmaktadır. Halılar üzerindeki kompozisyonlarda bu isim verilmesine farklılık kazandıracak çeşitli tasvirler vardı. Bu halılarda İran halılarına benzer tek ortada farkı zeminlerde ve birbirini doştan taşınatan iç içe madalyon şekillerinin bulunmasıdır. Geri kalan kısımlardaki figür tasvirler tamamıyle yabancı üsluptadır. Bu özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz. Halının ortasını teşkil eden son derece hareketli girintili çıkıntılı dış madalyon şeklinden sonra sol üst köşede geri tasvirleşme yer almıştır. Bu gemiler ortalarındaki bayraklardan anlaşılacağı gibi Portekiz armalarını taşırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki ucu başbaşa şeklinde belirtilmiş o devrin kadırgalarına benzerler (uygurlar ev mimarisinin çatı formundaki kıvrımlar daha sonra Osmanlı kadırgalarını etkiler. Beşiktaş&quot;da Deniz Müzesinde örnekleri vardır).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıca suyun dalga iktişini açık mavi zemin tasvir edilmiştir. Gemi içindeki insanların kıyafetlerindetamamiyle Avrupa karakterindedir. Kayhan halılarında gördüğümüz ilişkide Yunus efsanesini anlatan konulara yer verilmiştir. Bunlardan bir tanesinde gemiden karaya karaya atılan bir insan ve baygın bunu yutmuş yarı insanların kılığında deniz yaratı</description></item><item><title>KİTAP KAPAĞI&quot;NDA GRAFİK TASARIM ÖĞELERİNE VE İLKELERİNE KURAMSAL BİR YAKLAŞIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kitap-kapagi-nda-grafik-tasarim-ogelerine-ve-ilkelerine-kuramsal-bir-yaklasim-440212.html</link><description>KİTAP KAPAĞI&quot;NDA GRAFİK TASARIM ÖĞELERİNE VE İLKELERİNE KURAMSAL BİR YAKLAŞIM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;ÖNSÖZ....................................................................................................................................................I&lt;br/&gt;ÖZET......................................................................................................................................................II&lt;br/&gt;SUMMARY......................................................................................................................................IV&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER..............................................................................................................................VI&lt;br/&gt;GİRİŞ......................................................................................................................................................X&lt;br/&gt;I. BÖLÜM&lt;br/&gt;TASARIM, GRAFİK TASARIM VE GRAFİK İLETİŞİM İLİŞKİSİ&lt;br/&gt;I.1. Tasarım ve Grafik Tasarım...............................................................................................1&lt;br/&gt;I.1.1. Tasarım Süreci.......................................................................................................................6&lt;br/&gt;I.1.2. Tasarımın Görselleştirilmesi.........................................................................................8&lt;br/&gt;I.1.3. Tasarım Grafik İletişim İlişkisi...................................................................................9&lt;br/&gt;I.1.3.1. Kaynak (Gönderici)......................................................................................................13&lt;br/&gt;I.1.3.2. Mesaj (İleti)........................................................................................................................14&lt;br/&gt;I.1.3.3. Hedef (Alıcı)......................................................................................................................15&lt;br/&gt;I.1.3.4. Kanal.....................................................................................................................................16&lt;br/&gt;I.1.3.5. Geri Besleme (Geri Bildirim).................................................................................17&lt;br/&gt;I.1.3.6. Gürültü................................................................................................................................18&lt;br/&gt;I.1.4. Hedef Kitleye Göre İletinin Kodlanması ve Açımı.......................................19&lt;br/&gt;II. BÖLÜM&lt;br/&gt;KİTAP KAPAĞI VE TARİHÇESİ&lt;br/&gt;II.1. Kitap Kapağı (Nedir?)......................................................................................................22&lt;br/&gt;II.2. Kitap Kapağı Tasarımı....................................................................................................25&lt;br/&gt;II.3. Kitap Kapağının Tarihçesi............................................................................................28&lt;br/&gt;II.3.1. İlkçağlardan Günümüze Kitap Kapağının Tarihçesi...............................29&lt;br/&gt;II.3.1.1. Uygurlar Döneminde Kitap Kapağı.................................................................33&lt;br/&gt;II.3.1.2. Selçuklular Döneminde Kitap Kapağı............................................................43&lt;br/&gt;II.3.1.3. Osmanlılar Döneminde Kitap Kapağı............................................................46&lt;br/&gt;II.3.1.3.1. Tanzimat Döneminde Kitap Kapağı............................................................64&lt;br/&gt;II.3.1.3.2. Meşrutiyet Döneminde Kitap Kapağı.........................................................66&lt;br/&gt;II.3.1.3.3. Cumhuriyet Döneminde Kitap Kapağı......................................................72&lt;br/&gt;II.3.1.3.3.1. Yazı Devriminden Sonra Kitap Kapağı.................................................73&lt;br/&gt;II.3.1.3.3.2. Günümüzde Kitap Kapağı.............................................................................80&lt;br/&gt;II.3.2. Kitap Kapağında Ex-Libris&quot; in Yeri ve Önemi.............................................83&lt;br/&gt;III. BÖLÜM&lt;br/&gt;KİTAP KAPAĞI&quot;NIN ESTETİK, GRAFİK TASARIM ÖĞELERİ VE&lt;br/&gt;İLKELERİ AÇISINDAN İRDELENMESİ&lt;br/&gt;III.1. Kitap Kapağının Sanat Yönünden İrdelenmesi...................................</description></item><item><title>KİLİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kilim-395353.html</link><description>Anadolu kilimleri, desen özelliklerinin pek çoğunu Orta Asya dan getirmiş, 13. Yüzyılda Selçuklular döneminde geliştirmiş ve zamanla her bir yöreye göre kişilik kazandırmıştır. Bir bakıma kilim kadar üzerindeki desen de kültür mirasının kendisidir. Hakkari kilimlerinde çeşitli hayvan, çiçek ağaç gibi figüratif motiflerin yanı sıra soyut motifler de yer alır. Kıskançlık ve korkuların; &quot;Kurt ayağı&quot; ve &quot;Akrep&quot; motifi ile,muhabbeti, sevgiyi, sohbeti ve faniliği, &quot;Muhabbet Kuşu&quot; motifi ile, erkekliği, yiğitliği ve kavgacılığı; &quot;Koç Boynuzu&quot; motifi ile dile getirirken, bitki ve çiçek figürleri bereketi, üretkenliği ve mutluluğu ifade etmiştir. &quot;Gelin Kız&quot; da denilen &quot;Eli Belinde&quot; adlı motif gene üretkenliği ve kısmeti simgeler. Hayat ağacı figürü ise ölümsüzlüğün simgesidir. Bunun gibi birçok duygu ye düşünce değişik motifler ye sembollerle anlatılmaya çalışılmıştır. Motiflerin oluşturduğu desenler de belli bir hikayeyi ye olayı anlatmaktadır. Hakkari yöresinde dokunan kilimler onu dokuyan boyun veya aşiretin adını alır. Belli bir aşiretin adını alan kilim bir başka aşiret tarafından dokunsa bile ilk dokuyan aşiretin adıyla anılır. Jirki, Herki gibi aşiret adıyla dokunduğu gibi kişi isimleriyle de dokunmaktadır. Gülhanife, Gülsarya gibi. Bazen de kilime işlenen desenlere göre isim alır; Gülhezar Gülgever, Lüleper gibi. Hakkari kilimleri arka arkaya çift sıra halinde gerilmiş çözgü ipliklerinin arasında çapraz olarak önden ve arkadan atkı, ipliklerinin geçirilmesiyle dokunur. Hem çözgü, hem de atkı iplikleri yünden yapılmaktadır. Hakkari kilimlerinde çözgü sıklığı, 40/tel, atkı sıklığı ise 230/dm. adettir. Bu sıklık kilimlerin kalitesini ve duruşunu etkilemektedir. Hakkari kilimlerinin bir başka önemli Özelliği de geleneksel olarak da 1.30 x 2.00 cm. boyutlarında olmasıdır. Ortalama büyüklük 2 m2. ortalama ağırlık ise 7.700 / kg./ m2. dir. Hakkari yöresi kilimlerinde kullanılan beş temel renk göze çarpmaktadır. Kırmızı ve bordoya yakın ton, lacivert, kahverengi, siyah, b</description></item><item><title>CARPET MAKING</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?carpet-making-387126.html</link><description>CARPET MAKING &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rapproachement to an art culture becomes healthy just when all activites interested in subject are understood and the essence which completes these are examined. Hand weaving as in every art branch; gains wholeness by tarditional life&quot;s special to region and living environment, administrative direction relations beign examined beside material, function, technique, form and a multidimentional thought has expression basis. &lt;br/&gt;The masterpieces of Anatolian traditional weaving art are carpets, kilims and hand weaving examples. The weaving that its being formed is as old as Adam and Eve has impressed people too much by its various examples. &lt;br/&gt;Etiquette, fame, reputation and showing that forms in social life surrounding had become effective on naked people&quot;s directing to tissue phenomena. Human dresses up, puts on elegant, attractive clothes, arranges his surrounding to impress his homogeneous and to get a &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;status in society by an primitive instinct. &lt;br/&gt;By this side, weaving is not only an occupation comes into being because of inevitableness of people&quot;s adaptation to natural surrounding but also an art of delicacy in cultural living surrounding by its examples of fashion and place arrangements. Thus, traditional art examples of countries reflect their natural surrounding and cultural living habits. &lt;br/&gt;The expression of examples of hand weaving art that carry different meanings will gain wholeness at the end of researches mode deeply with scientific measurements like history, archaeology, sociology, mythology, art and artistic measurement. &lt;br/&gt;Hand weaving with its carpet and kilim examples has become the art occupation of Turkish society. Nomadic socities who lives in steppes of  Midlle Asia and form steppe culture had been generally occupied with flock pasturing and hunting. They had built their shelters by animal weaving material and decorated with carpet, kilim and wooly weavings apart from producing sheepskın, fur, haircloth and wool. It is said</description></item><item><title>EL HALICILIĞI SANAYİ PROFİLİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?el-haliciligi-sanayi-profili-383581.html</link><description>EL HALICILIĞI SANAYİ PROFİLİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazırlayan&lt;br/&gt;Rahmi AYYILDIZ&lt;br/&gt;Endüstri Mühendisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞUBAT-1997&lt;br/&gt;ANKARA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.BÖLÜM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-EKONOMİK DEĞERLENDİRME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1-Yatırımın Konusu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yatırımın konusu geleneksel el halıcığıdır. Projenin amacı el halısının dokuma kalitesi ve kullanılan malzeme olarak ekonomik değerini artırmaktır. Bu takdirde el halısının dış ülkelere ihracı artacak ve döviz getirisi yükselecektir.&lt;br/&gt;Manevi ve sosyal açıdan da el halıcılığı, Türk kültürünün tanıtılması ve Türk toplumları arasında kültür birliğinin kanıtlanması açısından ayrı bir önem arzeder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2.Pazar Durumu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya el halısı üretiminde söz sahibi ülkeler Çin, Türkiye, İran ve Afganistan&quot;dır. İran ve Afganistan&quot;daki siyasi değişiklikler ve uygulanan ambargolar bu ülkelerin dış Pazar payını azaltmıştır. Türkiye fiyat ve kalitede ithalatçı ülkelerin istekleri doğrultusunda üretimi düzenlerse, yıldan yıla artış gösteren ihracatı, daha da artırarak bu ülkelerin kaybettikleri Pazar paylarından önemli ölçüde pay sahibi olabilecektir.&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin el halısı ihraç ettiği dünyanın en önemli ithalatçı ülkelerini şöyle sıralayabiliriz.&lt;br/&gt;Almanya, ABD, İngiltere, İsviçre, Fransa, İtalya, İspanya, Avusturalya, Hollanda.&lt;br/&gt;El halısı üretim, tüketim ,ihracat ve ithalat değerleri çizelge 1 ve çizelge 2&quot;de verilmiştir.&lt;br/&gt;Çizelge 1: El halısı üretim ve tüketim değerleri.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YıllarÜretim (m2)Tüketim (m2)&lt;br/&gt;199291.597105.025&lt;br/&gt;1993120.429109.130&lt;br/&gt;199495.269109.103&lt;br/&gt;199599.513108.245&lt;br/&gt;199693.169108.296&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Çizelge 2:El Halısı İhracat ve İthalat değerleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YıllarMiktar kg/m2Değer $&lt;br/&gt;İthalat1992-1996( 7 Aylık)95.4553.763.492&lt;br/&gt;İhracat1992-1996526.132332.384.642&lt;br/&gt;1.3.İstihdam Durumu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;El halısı dokumacılığı, emek yoğun bir çalışma sektörüdür. İstihdam da idari personel olarak El Halısı Müdürü (1 kişi), El Halısı İşletme Şefi (1 kişi), El Halısı Dokuyucu Öğretmeni (3 kişi) ve 300 Kalifiye işçi olmak üzere toplam 305 kişi istihdam edilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4-Teşvik Tedbirleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4.1-Hazine Müsteşarlığı&quot;nca Yatırımlara Uygulanan Genel Teşvik Tedbirleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakanlar Kurulu&quot;nun 26.12.1994 tarih ve 94/6411 sayılı kararı ile, bu kararda değişiklik yapan 8.3.1995 tarih ve 9576569 sayılı kararına ilişkin Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı&quot;nın uygulama esaslarını  içeren 95/2 sayılı tebliği çerçevesinde; toplam sabit yatırım tutarı, kalkınmalı öncelikli yörelerde6 milyar, diğer yörelerde 10 milyar Tl.nin üzerinde olan projeler, teşvik belgesine bağlanabilecek yatırım projeleri olarak kabul edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu projeler için öz kaynak oranları kalkınmada öncelikli yörelerde % 40, normal yörelerde % 50 ve gelişmiş yörelerde % 60 olarak öngörülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yatırım projelerine uygulanan teşvik tedbirleri ise aşağıda verilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Gümrük muafiyeti ve/veya ithalat rejimi kararına istinaden ithalat imkanı.&lt;br/&gt;-Yatırım indirimi,&lt;br/&gt;-Vergi-resim ve harç istisnası,&lt;br/&gt;-Kredilendirime,&lt;br/&gt;-Bina inşaat harcı istisnası,&lt;br/&gt;-Makine ve teçhizat alımda KDV desteği,&lt;br/&gt;-Taşıma giderlerine katkı,&lt;br/&gt;-Arsa temini,&lt;br/&gt;-Dış kredi teminat mektuplarına katkı,&lt;br/&gt;-Kalite ve standart giderlerine katkı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4.2-Halk Bankası&quot;nca Yatırımlara Sağlanan Kobi Teşvikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazine Müsteşarlığı, bakanlar Kurulu&quot;nun 19.9.1996 tarih ve 96/8615 sayılı kararına istinaden Küçük ve orta Boy İşletmelerin (KOBİ) devlet yardımlarından faydalanma esaslarını 96/3 sayılı tebliği ile belirlenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KOBİ&quot;lerin teşvik mevzuatından faydalanabilmesi için,&lt;br/&gt;-İmalat sanayi sektöründe faaliyet gösteriyor olmaları,&lt;br/&gt;-İşyerinde 150 işçiye kadar istihdam sağlamaları,&lt;br/&gt;-Kanuni defter kayıtlarında arsa ve bina hariç, makine ve teçhizat, tesis araç ve gereçler, döşeme ve demirbaşlar toplamının net 50 milyar TL. olması gerekmektedir.&lt;br/&gt;Kobilere uygulanan teşvikler aşağıda verilmiştir.&lt;br/&gt;-Fon kaynaklı kredi,&lt;br/&gt;-Yatırım İndirimi,&lt;br/&gt;-Yerli makine ve teçhizatta KDV desteği,&lt;br/&gt;-Gümrük vergisi ve fon muafiyeti,&lt;br/&gt;-Damga vergisi ve harç muafiyeti.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yatırımlara sağlanacak yukarıdaki teşviklerle kanunlar gereği verilen diğer teşvikler, Hazine Müsteşarlığı&quot;nca verilen teşvik belgesinde belirtilen değerler esas alınarak ilgili kuruluşlarca mevzuata uygun olarak sağlanır. Bu teşviklerin sağlanması ile ilgili usul ve esaslar,  Hazine Müsteşarlığı&quot;nca Halk Bankası&quot;na bildirilmiş olup, halk Bankası tarafından uygulanacak teşvik tedbirlerinin mali sınırları aşağıda belirtilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fon Kaynaklı Krediler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fon kaynaklı krediler, sad</description></item><item><title>EBRU SANATININ TARİHÇESİ VE YAPIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ebru-sanatinin-tarihcesi-ve-yapimi-345928.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt; GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;GELENEKSEK TÜRK EL SANATLARI  BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; EBRU  SANATININ  TARİHÇESİ  VE  YAPIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YÖNLENDİREN&lt;br/&gt;Ünal  ERDİNÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN&lt;br/&gt;Yeliz SÜLÜK&lt;br/&gt;9821903016&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISPARTA -2000 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türk el sanatının önemli bir dalı olan ebruculuğun hangi tarihte başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Ebruya çok eski tarihli el yazması kitapların yan kağıtlarında (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) rastlıyoruz. Fakat bu kitaplar yüzyıllardan beri okuna okuna yıpranıp tekrar cilt tamiri yapılmış olacağından o kitap içinde görülen bu ebrular, o kitabın yazılış tarihinde yapılan ebru olduğunu göstermez. Şu halde üzerinde tarih kayıtlı olmak şartıyla bir hat örneği ihtiva eden ebru kağıtları zamanı göstermek bakımından bir vesika sayılabilir. Hafif ebru denilen ve bilhassa üstüne yazı yazılmak gayesiyle açık ve soluk renklerle yapılan ebru kağıtlarında rastlanacak tarihler önem taşır. İşte o tarih ebrunun da yapılış tarihi olabilir. Bilinen en eski ebru kağıdı 1554 yılına aittir. Ebrunun tarihi Malik-i Deylemi tarafından Gürcistanda yazılmış italik kıtada geçen Arapça tarihten anlaşılıyor. Ebru kelimesi Çağatayca Ebre, Farsça Ebri  bulutumsu, bulut gibi anlamına gelip, daha sonraları dildeki vokal değişmesiyle Ebru haline gelmiştir. Bütün klasik sanatlarımız gibi ebru sanatının tarihi hakkında tam bir bilgimiz yoktur. Ebru kağıdı çok eski devirlerde hat sanatının bir yardımcısı ve ciltçiliğin bir kolu olarak yaşamış bir sanattır. Kitap kaplarının içlerini yaprakları veya yazı levhalarının kenarlarını bordür olarak süslemek için kullanılmıştır. Bugün tekrar gündeme gelmiş, kendini yenilemiş olarak görülüyor. Son yıllarda resim gibi paspartolanmış ve çerçevelenmiş ebru çeşitleri ile sergiler açılıyor, çerçeveli veya çerçevesiz dükkanlarda satılıyor. Evlerimizi, bürolarımızı süslediği gibi gömleklerimizden sarkan kravat olarak  ipekli kumaşlara basılmış görüyoruz. Dahası çinilere renk vererek hatip ve çiçekli battal veya çark-ı felek olarak girmiş, kırlentlerde aynı renk cümbüşüne karışan ebrularla göz zevkimize katılmış olduğunu görüyoruz. Büyük Türk yazarı Şemseddin Sami Bey Kamus-ı Türki adlı lügatında ebru için şöyle demektedir:  Ebru; aslı, Farsça Ebri = bulut renginde ve daha doğrusu, Çağatayca   Ebre = roba (elbise yüzü, kürk kabı) hare gibi dalgalı ve damarlı (kumaş, kağıt) =  (isim) cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kağıt. &lt;br/&gt;Görülüyor ki gerek Kamus-ı Türki yazarı Şemseddin Sami Beyin verdiği bilgiler gerekse bu sanatı Buharada öğrenmiş olan Sadık Efendinin verdiği bilgilere göre kelime, zaman süreci bazı değişikliklere uğramıştır. Aslı Çağatayca olan bu kelime Anadoluya göç sırasında İrandan geçerken kelime benzerliği nedeniyle ebriye yurdumuzda ise ebruya dönüşmüştür. &lt;br/&gt;Ebrunun kağıt üzerindeki bulutumsu görünüşü mermerdeki damarlara benzediği için Avrupalılar papier marble, marbled paper, Arap aleminde ise Varakl-i mucazza yani damarlı kağıt olarak adlandırmışlardır.&lt;br/&gt;Son zamanlarda ele geçen bir yazma risale ebru hakkındaki bilgi eksikliğini nispeten gidermiştir. 1608 yılında yazılmış olan bu Tertib-i Risale-i Ebri  o tarihte ebruya dair  bilinenlerin bir araya getirildiği bir bilgi hazinesidir.&lt;br/&gt;Kitap sanatları hakkında en eski kaynak eserlerimizden olan Menakib-i Hunerveran 1586 da Gelibolulu Mustafa Ali Bey tarafından yazılmıştır.&lt;br/&gt;Kitap sanatkarları hakkında bir diğer eser ise, merhum Kilisli Rifatın çevirisi Nefeszade İbrahim Efendinin, hattatlar, aharcılık, kağıt boyamacılığı, mürekkepçilik gibi sanatlardan söz edilen Gülizar-ı Savap isimli eserlerinde de ebrudan ve ebrucudan hiçbir bahis olmadığı görülüyor. &lt;br/&gt;Ebruda kullanılacak olan boyalarda; toprak boya olması, suda erimemesi ve yağ ihtiva etmemesi özellikleri aranır. Toprak boyalar tabiattaki renkli taşlardan, renkli kaya ve madeni boyalarla nebati asıllı suda erimeyen boyalardan elde edilir. Suda eriyen ve yağ ihtiva eden boyalar kullanıldığı takdirde boyaların bir kısmı kitreyi kirlettiği gibi kitre üze</description></item><item><title>ISPARTA HALICILIK TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?isparta-halicilik-tarihi-348502.html</link><description>ISPARTA HALICILIK TARİHİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halıcılık, Türk nefis sanatlarından biri ve hatta birincisidir. Hayvan beslemesini ve beslediği hayvanın her türlü mahsulünden faydalanmasını bilen ecdadımız, beslediği koyunun da yününden yaptığı çeşitli dokuma örnekleriyle dünyaya zengin örnekler vermişlerdir.&lt;br/&gt;Türklerde kahramanlık vasfı kadar, sanat zevki de ezelidir. Çadırından sarayına kadar her çeşit meskenini zengin motifli, çeşitli dokumalarla süsleyen Türk kadınları, medeniyet dünyasına sanat zevkimizin inceliğini belirten kıymetli eserler vermişlerdir. Zengin dokuma eserleri arasında halıcılık, Türklerin baş sanatlarından birisini teşkil etmiştir. Denebilir ki; halıcılık, Türklerle beraber doğmuş, büyümüş ve yine bunlar vasıtasıyla dünyanın dört yanına yayılmıştır.&lt;br/&gt;Tarihler bize, krallara ve büyük adamlara verilen hediyeler arasında Türk halılarının da büyük değer taşıdığını göstermektedir.&lt;br/&gt;Eski Türk halıcılığının eşsiz yapıcısı Türkmen kızları hakkında (Gaston Richar) da, Mihayilof&quot;un şu sözlerini nakletmektedir: &quot;hiçbir alete, hiçbir modele, teknik mahiyette hiçbir tahsil ve terbiyeye malik olmayan Türkmen kızının, taklit edilmesi kabil olmayan nakışlarla süslü çok nefis halılar vücuda getirebilmesi, ancak bir sanat sevkitabiisine malik olmasıyla izah olunabilir.&quot;&lt;br/&gt;Halıcılık Türk&quot;ün ve Türk kadınının ezeli sanatı olmakla beraber, her yerde dokunan halılar ayrı ayrı vasıf taşırlar. Bunda, halının işlendiği yer ve o yerdeki tabii unsurlar, halkının sanat zevkinin tesiri görülmektedir. Bu bakımdan Anadolu&quot;muzda dokunan halılar, ayrı ayrı vasıflar taşıdıklarından, yapıldıkları yerlere göre ad almaktadır: Kula, Uşak, Niğde, Bor, Kayseri, Demirci, Isparta... gibi.&lt;br/&gt;Isparta halıları bugün, dünya piyasasında değerli bir yer tutmaktadır. Dünya piyasalarında önemli bir mevki işgal eden Isparta halıcılığının bir tarihi vardır. Şunu peşin kaydetmek yerinde olur ki, Isparta halıcılığını, adım adım takip eden bir tarihini bulmak bugün için mümkün olamamıştır. Yalnız bazı tarihi kaynaklar bize, Isparta&quot;da halıcılığın oldukça eski bir tarihe sahip bulunduğunu gösterecek mahiyettedir:&lt;br/&gt;&quot;Isparta ve çevresi VII. Hicri asır başında Selçuk oğullarıyla tekrar bir Türk devleti hakimiyetine girmiştir. Harzemşahlar, idaresindeki Türk boylarından bir kısmının da, Cengiz istilası üzerine, yine Selçuk Türk devleti topraklarına geçerek her birinin bir tarafa yerleştirildikleri malumdur. İşte bu zamandan itibarendir ki çevremiz tarihinde Yumut (Hamitoğulları) adını görmekteyiz.&lt;br/&gt;Bu ada bugün Türkmenistan Cumhuriyetinde de rastlıyoruz. Kendi adlarıyla anılan ve yaşayan bu soydaşlarımızın ana ve babadan görerek büyük bir itina ile dokudukları halıların, Avrupa halı piyasalarında (Yamut) halıları diye angın, üstün bir yer tutmuş olmaları Isparta ve çevresinde dahi halıcılığın uzun bir ömrü, yazılmamış bir tarihi olduğu düşüncesini veriyor.&quot; diyen sayın Fehmi Aksu, Isparta&quot;da halıcılığın eski bir tarihe sahip bulunduğunu kabul ve ifade etmiş oluyor.&lt;br/&gt;Isparta, tarihte ziraat ve ticaret memleketi olmaktan ziyade, bir sanat memleketi olarak yer almaktadır. Isparta&quot;da kavaflık, tabaklık, mutaflık, pamuklu ve yünlü dokumacılık gibi sanatlar görülmekte, kadın sanatları arasında da kadın süsüne ait dikiş, nakış, oya, tentene, peşkir takımları gibi sanatların yanında alaca, kilim, bez, halı gibi sanatlar da yer almaktadır.&lt;br/&gt;Halı ve dokumacılıkta önemli yer tutan boyacılığını da. Isparta&quot;da mühim miktarda bir esnaf topluluğu tarafından işlendiğim bize tarihi.vesikalar ispat etmektedir. &lt;br/&gt;Bu açıklamalar bize Isparta&quot;da halıcılığın eskiliğini belirtmektedir.&lt;br/&gt;Bu kadar eski bir tarihe sahip olan, halıcılık, Isparta&quot;da ikinci derecede sanatlar arasında yer almıştır. Muhitin istihlakim temin bakımından bez dokumacılığı, eski zamanlarda Isparta da mühim bir yer işgal etmekte idi.&lt;br/&gt;Avrupada dokuma sanayiinin fabrikalar vasıtasıyla gelişmesi ve ucuza satılması, Türkiyenin birçok yerlerinde olduğu gibi Ispartada da tesirini göstermiş ve bez dokumacılığını sönük bir hale getirmiştir. Makine rekabeti</description></item><item><title>YAĞCIBEDİR HALILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yagcibedir-halilari-363828.html</link><description>BALIKESİR SINDIRGI YÖRESİ YAĞCIBEDİR HALILARI &lt;br/&gt;Balıkesir ve çevresinde dokunan Yağcıbedir halıları, Türk halı sanatının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Dokuma sanatının gelişimini belgeleyen bu eserler, güncellikleri yanında geleneklerini sürdürmeleri bakımından değer taşırlar.&lt;br/&gt;Yağcıbedir halılarıyla ilgili ilk kaynak Bayatlının &quot;Bergamada Dokumacılık&quot; adlı makalesidir. Bu makalede, Bergama çevresinde dokunan Bergama Yağcıbedir halıları hakkında kısa bilgi verilir.&lt;br/&gt;Balıkesir Tarihçesi: Güney Marmara Bölgesinin ikinci önemli şehri ve il merkezidir.&lt;br/&gt;Arkeolojik araştırmalar Balıkesir ve çevresinin Prehistorik devirlerden beri yerleşim yeri olduğunu göstermiştir. Araştırmalara göre M.Ö. III. Binden bu yana yerleşim yeri olduğu belirtilmektedir. Ancak şehrin kimlerce kurulduğu kesinlikle bilinmemektedir. Şehrin isminin Paleo-Kastro (Eski Hisar) anlamından geldiği sanılmaktadır. Bununla birlikte 1300 yılında Anadolunun bu Batı köşesinde Selçukluların yerine geçen Karesi Beyliğinin uzun ömürlü olmadığı ve Marmara kıyılarından Çanakkale Boğazına ve Anadoluda Ege Denizi kıyılarının kuzey kısmına kadar uzanan topraklarının yarım yy geçmeden, Orhan Gazi tarafından tamamıyla Osmanlı Devletine katıldığı bilinir. Sındırgı, Kuzey-Batıya doğru uzanan ve dört saat devam eden verimli yeşil bir ovanın kıyısında veya Bedir yaylakları olan &quot;Kocayayla&quot; denilen dağ silsilesinin arasında bir vadi üzerindedir. Bugün Balıkesir ve Sındırgı çevresinde yaşayan aşiretlerin çoğu uzun zamandan beri göçebe hayatından uzaklaşmış, il ve ilçelerle ilişkileri artmış olduğundan genellikle şehir adetlerine uyum sağlamışlardır. Ancak adetlerinde özellik taşıyanlar da vardır. Gelenek ve göreneklerini büyük ölçüde koruyan biri YAĞCIBEDİR aşiretidir.&lt;br/&gt;Yağcıbedir yörükleriyle ilgili bilgi şeriye sicilinde vardır. Balıkesir ve yöresinde XVII yy başından itibaren görülmeye başlar.&lt;br/&gt;Sibiryada Altay Dağlarının eteklerinde V. Pazırık kayanın da ele geçirilen hak dikkat çeker. M.Ö. 5-3.&lt;br/&gt;Bu halının Gördes düğümü (Türk düğümü) yapılmış olduğu söylenmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAĞCIBEDİR HALILARININ GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Yağcıbedir halısına &quot;Kömürcü Halısı&quot; da denir.&lt;br/&gt;Halıda Kullanılan Malzeme&lt;br/&gt;a-Hammadde: Yağcıbedir halılarının tümü saf yünden dokunmuştur. Yalnız yakın tarihimizde dokunan halıların saçaklarında orlon ve pamuk ipliği karışımını görmek mümkündür.&lt;br/&gt;b-İpliğin Hazırlanması: Hayvanlardan kırkılan yünler yıkandıktan sonra temizlenerek, sivri uçlu ince taraklarla taranır. Liflerine ayrılır. Sonra pamuk topu haline gelen bu yünler &quot;iğ&quot; veya &quot;kirmanlar&quot; la &quot;z&quot; şeklinde bükülerek ip haline getirilir. İpler renklendirilerek çıkrıklarla veya elle yumak yapılır. Yumaklar da halı dokunmasında kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KULLANILAN TEZGAHLAR&lt;br/&gt;Halı dik, yatık veya duvara dayalı şekilde kurulmuş tezgahlarda dokunur. Yörüklerde ve doğu illeri aşiretlerinde yere paralel tezgahlar kullanılmasına karşın, Yağcıbedir yörüklerinde taşınabilir duvara dayalı ıstar tipi tezgahlar kullanılır. Bu tezgahların iskeleti, iki ya</description></item><item><title>HALININ YIKANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?halinin-yikanmasi-380798.html</link><description>HALININ YIKANMASI&lt;br/&gt;Halk arasında, &quot;Halı yıkanmaz.&quot; diye yaygın ve yanlış bir kanaat varsa da, aksine halının yıkanması lazımdır. Çünkü; halının dokunması esnasında meydana gelen abraj hatalarının, yırtıkların açığa çıkması, renklerinin canlılık kazanması ve halı üzerinde bulunan her türlü kirden arındırılarak temiz bir hale gelmesi için yıkanması gerekir.&lt;br/&gt;1- YIKAMADAKİ İŞLEMLER&lt;br/&gt;Halının arka yüzeyi yukarı gelecek şekilde, yıkama yapılacak yere serilir. Halının arka yüzeyindeki kıllar, atkı fışkırıkları, pürüzler alev püskürten pürmüz aletiyle yakılarak temiz bir hale getirilir. Yakma işleminden sonra, halı süpürgesiyle yanıklar temizlenir. Halının arka yüzeyine temiz su salınarak,halıdan ne derecede boya çıkıp çıkmadığına bakılır. Renklerin boya salış durumuna göre, havuzlarda hazırlanmış deterjanlı su verilir. Verilen bu deterjanlı su temizleme fırçasıyla ileri geri fırçalanarak temizleme işi yapılır.&lt;br/&gt;Deterjan ağartıcı bir madde olduğundan dolayı, yünün ip haline getirilme işlemleri sırasında verilen Boryağı, böylelikle deterjan sayesinde çıkarılmış olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yıkama esnasında yukarıda yapılan işlemlerden sonra, halı havlı yüzeyi yukarı gelecek şekilde serilir. Yalnız, halının başlangıç kısmının su hortumu yönünde olacak şekilde serilmesine dikkat edilmelidir. Bundan sonra halının bütün yüzeyi aynı ölçüde ıslatılır. Boya salış durumuna göre, halının havlı (ön) yüzüne deterjan sulandırılmadan serpilir. Halının arka yüzeyinde kullanacağımız fırça yardımıyla, deterjanı eriyecek şekilde havlı yüzeye yedirilir. Az bir deterjan verip, el fırçasıyla fırçalamak suretiyle saçakların kiri çözdürülür. &lt;br/&gt;Bu işlemlerden sonra 15 dakika beklenir. Kir kabardıktan sonra, halının alt kısmına su verilir. Verilen bu su halının üstüne çıkar. Gelberi yardımıyla halının havlı yüzeyindeki deterjan temizlenir.&lt;br/&gt;Halının havlı yüzeyindeki suyu giderdikten sonra, saçak kısmına &quot;Klor ve kireç kaymağı&quot; sulandırılmış olarak verilir. Klor ve kireç kaymağı bomesine (Sertlik derecesine) göre sulandırılır. Sulandırma 3 litre su, 1 litre klor şeklinde olmalıdır.&lt;br/&gt;Yıkamada, 200 litre lik su bidonuna 3 litre sülfürik asit verilerek iyice karıştırılır ve bu karışım halının bütün yüzeyini tamamen ıslatacak şekilde uygulanır. Bu uygulamadan sonra 15 dakika beklenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün bu işlemler bittikten sonra, halı üzerinde gelberi aletiyle ileri geri hareket ettirilerek temiz su ile halı üzerinde kimyasal madde kalmayıncaya kadar temizlemeye devam edilir.&lt;br/&gt;Halı su ile temizlendikten sonra, ya silindir sıkma aletinden geçirilerek suyu sıkılır, yada rule yapılıp dik olarak suyunun akması, için en az 4 saat bekletilir. Son işlem olarak, hava güneşli ise halının arka yüzeyi yukarı gelecek şekilde, hava kapalı ise düz olarak serilir ve kurutulur. Hava şartları kurutmaya müsait değilse, özellikle halı kurutmak için tahsis edilen kurutma odalarında kurutulurlar. Halının yıkama ve kurutma işlemleri tamamlandıktan sonra, halı kırkım işlemine tabi tutulur.&lt;br/&gt; HALIYI YIKARKEN ÜZERİNDE TİTİZ</description></item><item><title>TÜRK RESİM SANATININ TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-resim-sanatinin-tarihcesi-348185.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERi&lt;br/&gt;ÖNSÖZii&lt;br/&gt;GİRİŞiii&lt;br/&gt;1. TÜRK RESİM SANATININ TARİHÇESİ1&lt;br/&gt;1.1. Türk Resminde Minyatür Dönemi2&lt;br/&gt;1.2. Batılılaşma Döneminde Türk Resmi ve Asker Ressamlar Kuşağı4&lt;br/&gt;1.2.1. Primitifler Kuşağı5&lt;br/&gt;1.2.2. Çallı Kuşağı6&lt;br/&gt;1.2.3. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği6&lt;br/&gt;1.2.4. D Grubu7&lt;br/&gt;2. YENİLER GRUBU&quot;NUN TÜRK RESMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ8&lt;br/&gt;2.1. Yeniler Grubu&quot;nun Oluşum Süreci8&lt;br/&gt;2.2. Yeniler&quot;in Amaçları ve Gelişim Aşaması8&lt;br/&gt;2.3. Sanatçıları10&lt;br/&gt;2.3.1. Nuri İYEM10&lt;br/&gt;2.3.2. Avni ARBAŞ11&lt;br/&gt;2.3.3. Selim TURAN12&lt;br/&gt;2.3.4. Ferruh BAŞAĞA13&lt;br/&gt;2.3.5. Nejat Melih DEVRİM13&lt;br/&gt;2.3.6. Turgut ATALAY14&lt;br/&gt;2.3.7. Fethi KARAKAŞ14&lt;br/&gt;2.3.8. Haşmet AKAL14&lt;br/&gt;2.3.9. Agob ARAD15&lt;br/&gt;2.3.10. Mümtaz YENER15&lt;br/&gt;2.3.11. Abidin DİNO16&lt;br/&gt;2.4. Yeniler Grubu&quot;nun Dağılış Aşaması17&lt;br/&gt;3. ON&quot;LAR GRUBU&quot;NUN TÜRK RESMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ18&lt;br/&gt;3.1. On&quot;lar Grubu&quot;nun Oluşum Süreci18&lt;br/&gt;3.2. Onlar Grubunun Amaçları ve Gelişim Aşaması19&lt;br/&gt;3.3. Sanatçıları20&lt;br/&gt;3.3.1. Bedri Rahmi EYÜBOĞLU20&lt;br/&gt;3.3.2. Mustafa ESİRKUŞ21&lt;br/&gt;3.3.3. Nedim GÜNSUR21&lt;br/&gt;3.3.4. Orhan PEKER22&lt;br/&gt;3.3.5. Mehmet PESEN24&lt;br/&gt;3.3.6. Turan EROL24&lt;br/&gt;3.3.7. Leyla GAMSIZ25&lt;br/&gt;3.3.8. Osman Zeki ORAL25&lt;br/&gt;3.3.9. Adnan VARINCA26&lt;br/&gt;3.3.10. Diğer Üyeler26&lt;br/&gt;3.4. Onlar Grubunun Dağılışı26&lt;br/&gt;4. SONUÇ27&lt;br/&gt;RESİM KATALOĞU28&lt;br/&gt;KAYNAKÇA32&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Türk resim sanatı çok koklu e zengin bir geçmişe sahiptir. Ancak batılılaşma sürecinde bir kimlik arayışına girmiş olan Türk Sanatında yeni eğilimler ve oluşumlar meydana gelmektedir Hazırlanan bu araştırmada Türk Resim Sanatının tarihçesine değinilmiş ve 1950li yılların sonlarına kadar olan gelişim içinde Türk Sanatı incelenmiştir. Asıl ele alınmış olan konu ise bu süreç içinde oluşmuş olan Yeniler ve Onlar Grubunun Türk resmindeki yeri ve önemidir. Bu iki grubun Türk resminde nasıl bir değişim yaratmış olduğu araştırılmıştır.&lt;br/&gt;Bu araştırmanın oluşumunda Yardımlarına başvurmuş olduğum ödev danışmanım Yrd. Doç Dr. Hüseyin ELMASa ve bilimsel araştırma teknikleri konusunda yardımlarını esirgemeyen Öğr Gör. Baki YEŞİLe teşekkürlerimi sunarım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Türk Resim Sanatı Milattan öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir. İlk resim örneklerine halı, kilim motiflerinde yada seramikten yapılmış kaplarda rastlanmaktadır. Savaşan hayvan Figürleri, geometrik süslemeler, balballar donemin üslubunu günümüze taşımaktadır. En eski portrecilik ve minyatür örnekleri ise Uygurlarda görülmektedir.&lt;br/&gt;12. ve 13 yüzyılda Selçuklu döneminde minyatürlü eserlere bolca rastlanmakta ve birbirinden güzel çalışmalardan oluşan eserler günümüzde de görülebilmektedir. Osmanlı döneminde ise minyatür sanatı doruk noktalarına ulaşmakta ve nakkaşlar saray tarafından desteklenmektedir Ekonomik gücün ve saltanatın en güzel göstergesi niteliğinde olan minyatür sanatı, Osmanlı Döneminin bitimiyle de etkinliğini yitirmektedir&lt;br/&gt;Batılaşma dönemini yaşadığımız 18 yüzyılda sürekli Batı&quot;nın taklidi niteliğinde çalışmalar yapılmakta ve özgün eserler verilememektedir. 1940&quot;lı yıllara gelindiğinde ise yapılmış olan Batı tarzı resimler sanatçıları tatmin etmemektedir. Batıya özenerek, alıntı yaparak özgün Türk Sanatı oluşturulmayacağım anlayan Türk Sanatçıları, kimlik arayışlarına yönelmektedir&lt;br/&gt;İşte bu noktada meydana gelen önce Yeniler, ardından Onlar Grubu Türk Sanatının dönüm noktası niteliğini taşımaktadır&lt;br/&gt;Yeniler toplumsal gerçekçilik kaygılarından hareketle Türk Sanatı&quot;na kimlik ararken, On&quot;lar ise özgün kimlik, ancak ulusal değerlerle oluşturulan yöresel konulardan oluşmaktadır, demektedir Her iki grup 18 yüzyıldan ben süregelen Batı taklitçiliği zincirini kırmakta, yalnızca teknik açıdan Batıdan yararlanmaktadır&lt;br/&gt;Böylece l940&quot;lı yılların bu usta sanatçıları gerçek Türk motiflerini ve Anadolu insanını Batı tekniğiyle aynı potada eritirken, gelecek kuşaklara da öncülük etmektedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1. TÜRK RESİM SANATININ TARİHÇESİ&lt;br/&gt;Sanat her zaman toplumsal değişimlerden etkilenmekte, sanatçı da buna bağlı olarak eserlerini çağının özelliklerini yansıtarak oluşturmaktadır. Resim sanatında da bu değişimlere rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;Türk Resim Sanatı da oluşmuş olduğu dönemden gün</description></item><item><title>KALIP TASARIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalip-tasarimi-393516.html</link><description>1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Kalıp tasarımında dikkat edilmesi gereke kuralları su baslıklar altında toplayabiliriz.&lt;br/&gt;PARCA RESMI:&lt;br/&gt;             * Parçanın kullanabilirliği parçanın tüm ölçüleri doğru mu?&lt;br/&gt;* Parça kalıplamaya uygun mu?&lt;br/&gt;* Parçada çıkış acıları verildi mi?&lt;br/&gt;* Parça modeline çekme payı verildi mi?&lt;br/&gt;BASILACAK MALZEME:&lt;br/&gt;* Basılacak malzeme biliniyor mu?&lt;br/&gt;* İçindeki katkı malzemeleri biliniyor mu?&lt;br/&gt;* Belirlenen çekme payı doğru mu?&lt;br/&gt;* Çıkacak urunun kullanılacağı yer biliniyor mu?&lt;br/&gt;* Yıllık urun ihtiyacı nedir?&lt;br/&gt;KALIP:&lt;br/&gt;* Kalıp kaç gözlü isteniyor?&lt;br/&gt;* Parçanın görünen yüzeyi neresi?&lt;br/&gt;* İtici izleri nerede olmalı?&lt;br/&gt;* Enjeksiyon flanş çapı doğru mu?&lt;br/&gt;* Alıştırma yüzeyi doğru belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Kalıpta dik çalışan alıştırma yüzeyi var mi?&lt;br/&gt;* İtici stoku doğru belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Çekme payı uygun verildi mi?&lt;br/&gt;* Yolluk tipi belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Kalıp sıcak yolluklu ise, manifold secimi doğru mu?&lt;br/&gt;* Rezistanslar ve termokupul (thermocouple) sayısı doğru mu?&lt;br/&gt;* Soğuk yollukta;&lt;br/&gt;* Meme çapı ve boyu doğru olarak belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Parçada plastik giriş noktası belirlendi mi?&lt;br/&gt;* İtici çapları, pozisyonları tipi parçanın düzgün çıkmasına uygun mu? (lama,&lt;br/&gt;* Silindirik, boru vs)&lt;br/&gt;* Çelikte sokup takma problemi var mi?&lt;br/&gt;* Yan duvarlara acı verildi mi?&lt;br/&gt;* Soğutma sistemi belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Sızdırmazlık yapılması gereken yerler var mi?&lt;br/&gt;* Rakor tipleri?&lt;br/&gt;* Sürtünmesi gerekmeyen yerlere boşluk verildi mi?&lt;br/&gt;* Kalıp kilit gerektiriyor mu?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eğer maça varsa;&lt;br/&gt;* Maça hareket mesafesi belirlendi mi?&lt;br/&gt;* Boynuz pim kitlemesi ve açısı doğru mu?&lt;br/&gt;* Maça soğutma gerektiriyor mu?&lt;br/&gt;* Kalıpta uygun yerlere hava tahliye kanalları acildi mi?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Detaylandırma:&lt;br/&gt;* Kalıp parça detay resmi&lt;br/&gt;* Resim ifadesi anlaşılabilir mi?&lt;br/&gt;* Kesitlerde eksiklikler var mi?&lt;br/&gt;* Görünüşler doğru çıkarıldı mi?&lt;br/&gt;* Toleranslar nedir?&lt;br/&gt;* Yüzey isleme işaretleri?&lt;br/&gt;* Elektrot referans resimleri...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İste bir kalıbı çizerken bu soruları kendimize sorarsak kalıp tasarımı yaparken&lt;br/&gt;nelere dikkat etmemiz gerektiği ortaya çıkacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şüphesiz bu bilgilere eklenecek çok şeyler vardır. 3 yıllık meslek hayatımızda&lt;br/&gt;kalıp tasarımı konusunda öğrendiğimiz bilgileri bu sayfalara sığdırmak mümkün değil &lt;br/&gt;ancak bu kısa bilgilerle bile size yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                         2-PLASTİK  HACİM  KALIPÇILIĞI&lt;br/&gt;Günlük  hayatımıza  girmiş  ve  hayati  önemi  oldukça  fazla  olan  parçaların  büyük  bir  bölümü plastik  maddelerden  üretilmektedir. Başlı  başına  bir sanayi  kuruluşunu  oluşturan  hacim  kalıpçılığıyla  plastik  maddelerden  hafif  metallerden ve  çelik  malzemelerden  arzu  edilen  biçim  ve  boyutlarda  pek çok  parçaların  üretimi  yapılmaktadır. Bu  parçalar mutfak  eşyası elektrik  ve  elektronik  otomotiv  ve  makine  sanayisinde  büyük  bir boşluğu  hızla  doldurmaktadır. &lt;br/&gt;Hacim  kalıpçılığıyla kalıp boşluğunu değişik  malzemelerden  çeşitli  metotlarla  doldurmak  suretiyle  istenilen  ölçü ve  biçimdeki  parçaların  üretimi  amaçlanmaktadır. Kalıplanacak  parça  boyutlarına  uygun  hacim (kalıplama)  boşluğu  bulunan  ve  herhangi bir  kalıplama  metoduyla  parçanın  üretimi  içeren  meslek  dalına da  hacim  kalıpçılığı  denir.&lt;br/&gt;Hacim  kalıplarıyla seri  üretim  sağlanmakta, artık  malzeme  miktarı  en  az düzeye  indirilmekte, kalıplanan  parçaya  özlülük  kazandırılmakta,  işçilik ve  parça  maliyeti  düşürülmektedir(1). &lt;br/&gt;Hacim  kalıpçılığı, kalıplanacak  malzeme  ve  kalıplama  metotlarına  göre  üç  ana  gruba  ayrılır(1). &lt;br/&gt;1)Plastik  hacim  kalıpçılığı,&lt;br/&gt;2)Basınçlı  döküm  hacim  kalıpçılığı,&lt;br/&gt;3)Sıcak  dövme  hacim  kalıpçılığı.&lt;br/&gt;Plastik  hacim  kalıpçılığında  ham  madde  olarak  düşük  sıcaklıkta  eriyebilen çeşitli  plastik  malzemeler  kullanılmaktadır. Düşük  sıcaklıkta  eriyebilen  plastiklerden  mutfak  eşyası, çocuk  oyuncakları, elektrik, elektronik  ve  otomotiv  sanayisinde  kullanılan  pek  çok  parçalar  hacim  kalıplarıyla  üretilmektedir(1).&lt;br/&gt;Plastik  malzemelerden  yapılan  parçaların  arzu  edilen  kalite  ve  özellikte  olabilmesi  için, kalıp  yapımcısına  büyük sorumluluklar  düşmektedir.  Çünkü, kalıplanacak  parçanın  malzemesi  ve  özellikleri, kalıplama  metodu, kalıplama   tezgahı, kalıp  tasarımı  ve  yapımını  içeren  mesleki  öncelikle  bilinmesi   gerekmektedir(1).&lt;br/&gt;Tasarımı  iyi  yapılmış  ve  konstrüksiyon   hatası  bulunmayan  plastik  hacim  kalıplarıyla  yapılan  üretimin  sağladığı  faydaları  aşağıdaki  şekilde  sıralayabiliriz(1).&lt;br/&gt;1-Üretim  oranı  yüksek,&lt;br/&gt;2-Seri  üretimi  kolay,&lt;br/&gt;3-Her  parça  için</description></item><item><title>ÇOCUK OYUNCAKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cocuk-oyuncaklari-450519.html</link><description>ÇOCUK OYUNCAKLARI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OYUNCAĞIN TANIMI VE ÖNEMİ&lt;br/&gt;Oyunun, çocuğun gelişimi üzerindeki etkileri ne kadar önemliyse, aynı şekilde oyun materyalleri de çok önemlidir. &lt;br/&gt;Oyuncaklar, çocuğun seçme, değerlendirme duygusunu ve yaratıcılığını geliştirirken aynı zamanda da kendi kendine karar verebilme ve belirli alanlarda beceriler kazanmasına da olanaklar hazırlamaktadır. &lt;br/&gt;Bu durumda bizler oyuncakları, &quot;gelişim basamakları boyunca çocuğun hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemeleridir&quot; şeklinde tanımlayabiliriz. &lt;br/&gt;Çocuklar için büyük öneme sahip olan çeşitli boyutlar ve renklerdeki oyun malzemeleri aynı zamanda, çocukların oynarken hem eğlenmesine hem de renk, boyut, biçim, şekil gibi kavramları öğrenmelerine yardımcı olur. Çocuk arkadaşlarıyla birlikte oynarken paylaşmayı, beklemeyi, işbirliği yapmayı da öğrenebilir. Buna ilaveten çocuklar ellerine geçen oyuncakları bozarak, kırarak, parçaları ayırıp birleştirerek hem meraklarını giderir tatmin olurlar hem de objelerin özelliklerini inceler ve keşfederler. &lt;br/&gt;Okulöncesi dönemde çocukların oyuncaklara ve oyun materyallerine karşı olan bu ilgilerinin yanı sıra, artan bir yaratıcılık, yetişkine benzeme ve taklit çabası da vardır. Bu noktada anne babaya düşen en büyük görev alıcı ve öğrenmeye hazır olan çocuğa uygun oyuncakların sunumudur. &lt;br/&gt;Anne baba bu dönemde, çocuğun gelişim özelliklerine uygun, ihtiyaç duyduğu ortamı ve materyalleri sağlamaktan sorumludur. &lt;br/&gt;Bu dönemde, anne babalar tarafından üzerinde önemle durulması gereken bir başka konu da çocukların gelişimlerine katkısı olmayan pahalı ve süslü oyuncakların yerine yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, uyarıcı ve düşündürücü oyuncakların tercih edilmesidir. &lt;br/&gt;Yine bu dönemde yetişkinler çocuklarına gereğinden fazla oyuncak alarak, onların tüm gereksinimlerine cevap vereceklerine inanırlar. Önemli olan, oyuncağın çokluğunun değil, nitelikli olmasıdır. &lt;br/&gt;YAŞLARA GÖRE OYUNCAK TERCİHLERİ&lt;br/&gt;Bilindiği gibi yeni doğan bebeğin en değerli oyuncağı kendi bedenidir. Bebek elini, kolunu sallayarak, açıp kapayarak, ayağını ağzına götürmeye çalışarak ve parmaklarını emerek kendi kendine eğlenir. Ayrıca doğumu izleyen aylarda çocuk ses, renk ve şekilere karşı da çok hassastır. Bu nedenle bu aylarda bebeklerin oyuncaklarını görsel ve işitsel duyulara hitap eden oyuncaklar oluşturmaktadır. İlk aylarda bebeğin yatağının üzerine asılabilen veya yatağın kenarına tutturulabilen, hareket eden, ses çıkaran, mobil türü renkli oyuncaklar tercih edilebilir. &lt;br/&gt;6-7. aylarda çocuğun oturmaya başlamasıyla mekanı da genişler. Bu nedenle çocuğun oturmaya başladığı aydan itibaren çocuğun elinde tutabileceği ve avucuna sığabilecek esnek plastikten, yumuşak kauçuktan yapılmış, çok büyük veya küçük olmayan bebekler, hayvanlar, renkli halkalar verilebilir. Yine bu aylarda çocuklar için en çok ilgi çeken oyuncaklardan biri de üzeri resimli veya zilli çıngıraklardır. Çıngıraklar hareket ve etmesi ve ses çıkarması nedeniyle bütün bebekler tarafından ilgi çekici durumdadır. Ayrıca bu dönemde bebeklerin diş çıkarması nedeniyle emniyetli ve bebeğin sağlığı için zararlı etkiler yaratmayacak diş kaşıyıcısı veya plastik halkalar verilebilir. &lt;br/&gt;8-12. ay dolaylarında bebeklerin emeklemeye ve yürümeye başlamaları nedeniyle, çocuklar için tercih edilebilecek en iyi oyuncaklar düştüğünde kırılmayan fakat ses çıkaran renkli toplardır. Ayrıca bu dönemde, çarpıp geri dönen oyuncaklar veya itme ve çekme ile gidebilen tekerlekli hayvanlar, otomobiller yeni yürüyenler için en uygun oyuncaklardır ve bu tür oyuncaklar bebekleri çok mutlu eder. Yaklaşık bir yaşındaki bebekler çok ilgilerini çeken oyuncaklardan biri de &quot;dökme-doldurma&quot; oyuncaklarıdır. Büyük renkli şekiller ve bunların içerisine atılabileceği bir kutudan ibaret olan bu oyuncaklar çocuğun ilgilerini çekmesine rağmen bu oyuncağa ilgilerini çok çabuk kaybederler. &lt;br/&gt;Yine bu dönemde parlak ve basit resimleri bulunan resimli kitaplar da çocuklar için uygun oyun araçlarındandır. Özellikle hem bebek hem de kitap yetişkin tarafından tutulur ve resimlere bakılırsa, bu olay çocuk için cazip olabilir. &lt;br/&gt;15-18. aydan itibaren çocuğun yürümeye başlamasıyla bir odadan diğerine geçmesi kolaylaşır. Bu dönemde eline geçirdiği eşyaları bir odadan diğerine taşıyabilir. Bu nedenle itilebilen, çekilebilen, itildiğinde ses çıkartan, müzik çalan otomobiller, tekerlekli veya yumuşak tüylü hayvanlar ve bebekler e</description></item><item><title>ÇİNİ SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cini-sanati-367852.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışmanın  konusu ; &quot;Türk  Çini  sanatında  kullanılan  desen ve motiflerin  kültürel  değişimlerden  etkilenimidir.Çini  sanatı,  uzun  bir  geçmişe  sahip  olan  geleneksel  sanatlarımızdandır. Türk  sosyo- kültürel yapısında  meydana  gelen  değişiklikler  bu  sanatında  üzerinde  bazı değişimlerin  yaşanmasına  yol açmıştır. Göç, din değiştirme, diğer  kültürlerle  etkileşime  geçme sonucunda  bu sanatta kullanılan  desen ve motiflerde de  farklılıklar oluşmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmanın  başında  çininin  tanımlaması  yapılmıştır.Boyama ve desenleme  teknikleri  anlatılmıştır. Büyük  Selçuklular  Dönemi , Anadolu  Selçuklular  Dönemi  ve  Osmanlılar  Dönemi &quot; nde  çini sanatının  nasıl bir durumda  olduğundan  bahsedilmiştir. Ardından  günümüzde  çini  sanatının  durumu  ve  yaşadığı  sorunlar  üzerinde  durulmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha sonraki bölümlerde ise ; çalışmada  asıl değinilmek  istenen  konu , desen ve motifler  yer almıştır.Dört  başlık  altında  bu desen  ve motifler  ile  bunların  anlamları  açıklanmıştır. Bu  desen ve motiflerin  kültürel  değişimlerden  nasıl  etkilendiği  anlatılmıştır. Yani , &quot; Kültürel   değişmeler  ( göç, din  değiştirme ....) , Türk Çini  sanatında  kullanılan  desen ve  motifler  üzerinde  değişikliklere  yol  açmaktadır &quot;  hipotezi  kanıtlanmaya  çalışılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmada  konuyla  ilgili  yazılmış  kitaplardan , makalelerden  ve  el sanatları ile  ilgili  sempozyum  bildirilerinden  yararlanılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     İnsanoğlu  bir  yandan  yaşamının  gerektirdiği  zorunlu  maddeleri  elde  etmek  için  çalışırken  ,  bir  yandan  da  yaratılışında  var  olan  iyiyi , doğruyu  ve  güzeli  arama  duygularının  yönlendirmesiyle  resim, müzik , edebiyat  ve mimari  gibi  güzel  sanatlarla  uğraşmak  ihtiyacını  duymuştur. Mimari  eserlerin  iç  ve  dış  süsleme  araçlarından  birisi  olan  çinicilik  sanatının  doğuşununda  böyle  bir  ihtiyaçtan  kaynaklandığını  söylemek  yanlış  olmayacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Çeşitli  devir ve bölgelere  göre  teknik  değişiklikler  göstererek  zenginleşen  çininin  ilk  örnekleri  , tuğla  üzerine  renkli  sırın  kullanılması  ile  eski  Mısır  ve  Mezopotamya &quot; da  oluşturulmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Mimari  eserlerde  çini  süslemelerin, bu  sanat  dalının  asıl  gelişmesini  sergilediği  Türk - İslam   sanatında  Karahanlılar , Gazneliler  ve  Harizmşahlar &quot; dan  itibaren  kullanıldığı  görülmektedir. Horasan  ve  İran &quot; daki  11.-12.yy &quot; lara  ait  Büyük  Selçuklu  yapılarının  çinilerle  süslü  olduğu , yazılı  kaynaklardan  ve  kalıntılar  üzerindeki  izlerden  öğrenilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Çini  sanatı  Anadolu &quot; ya  Selçuklularla  girmiş , çeşitli  tekniklerle  en  güzel  ve  başarılı  örneklerini  vermiştir . Bizans  mimarisindeki  mozayik  ve  fresklerin  yerini  Türk  sanatında  çini  almıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Anadolu  Selçuklu  öncesi  İslam  mimarisinde  oldukça  kısıtlı  olan  çini  bezemenin  ilk  büyük  aşaması  13. Yüzyılda   Anadolu  Selçuklu  devrine  rastlamıştır. Bu  yeni  denemeler  daha  sonra  özellikle  İran  bölgesi  İlhanlı  mimarisini  etkilemiştir. Eserleri  çiniyle  bezeme  modası  yüzyıllar  boyunca  giderek  zenginleşerek  İslam  mimarisinin  ana  süs  unsurlarından  olmuştur. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Çinicilik , Osmanlı  Devleti &quot; nde  ve  özellikle  15. - 16.yüzyıllarda  en  olgun  dönemini  yaşamıştır.Bu  dönemde  meydana  getirilen  çini  sanat  eserlerinin  bir  benzerinin  yapılamadığı  kabul  edilmektedir. 17. Yüzyılın  ikinci  yarısından  itibarende  ülkenin  içinde  bulunduğu   ekonomik  ve  siyasal  durumdan  dolayı  bu  sanatta  gerilemeye  başlamıştır. Bu  gelişmeler , İznik &quot;teki  çinicilik  sanayiinin  18.  Yüzyılın  ikinci  yarısında  tümüyle  yok  olması  sonucunu  doğurmuştur.Çinicilik  İznik &quot; te  yaşama  olanağı  bulamamasına  karşılık  Kütahya&quot; da  yaşamını  sürdürmeyi  başarabilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çeşitli  tekniklerle  zenginleşen  bu  sanat  daima  mimariye  bağlı   kalmış  ve  onun  üstünlüğüne  gölge  düşürmediği  gibi  renkli  bir  atmosfer  yaratarak  binaların  mekan  etkisini  de  arttırmıştır. Her  dönemin  çini  süslemesi  , daha  önceki  dönemlerin  üstün  vasıflarını  devam  ettirirken  yeni  teknik  buluş  ve  renklerle  de  bu  sanatı  zenginleştirmiştir.Öncelikle  çiniyi  tanımlamamız  yerinde  olacaktır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    1.ÇİNİ&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;        &quot; En  genel  üretim  aşamalarıyla  &quot; çini &quot;,  önceden  pişirilmiş  ve  sertleştirilmiş  bir  taban  malzemesi  (</description></item><item><title>TÜRKLERDE ÇİNİCİLİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turklerde-cinicilik-394246.html</link><description>Türklerde çinicilik:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk olarak Türkler, Orta Asya&quot;da çini imal etmişlerdir. Orta Asya&quot;daki Kaşan şehrinden dolayı çiniye &quot;Kaşi&quot; denildiği bilinmektedir. Kaşan şehrinde yapılan kazılarda bulunan fırın artıkları ve parça çiniler gösteriyor ki, çini, Türkler tarafından bir sanat olarak değerlendirilmiş ve birbirinden güzel eserler verilmiştir. &lt;br/&gt;Orta Asya&quot;daki Hunlar, Karahanlılar, Uygurlar, Gazneliler, çini ve seramik sanatını kitabelerde ve binalarda yapı malzemesi olarak kullanmışlardır. Aralarında ihtilaflar olmasına rağmen Türkler, genellikle aynı sanat anlayışı ve üslup içinde olmuşlardır. Mengücükler, Selçuklular, Eretnaoğulları, Germiyanoğulları, Karamanoğulları ile Ramazanoğullarına ait eserlerde teknik ve desen bakımından birçok benzerlikler, bunu açıkça meydana koymuştur. &lt;br/&gt;Türk Boyları, yapmış oldukları eserlerde, cephe kaplaması olarak, sırlı tuğlayı kullanmışlardır. İslamiyet öncesi Türk toplulukları içinde, seramik sanatı, Göktürklerle beraber Kırgız Türklerinde de görülmektedir. Kırgız seramikleri madeni kapkacağın taklididir. Bu seramikler üzerindeki çalışmalar, M.S. 1209&quot;da Kırgızlar ile birlikte Moğollarda da son bulur. Türk kavimleri içinde Karluklar özel bir yer tutar. Tek renkli Karluk çini ve seramiklerinde insan ve hayvan figürlerine geniş yer verildiği, dokuz ve onuncu yüzyılda görülmüştür. Daha sonra Samanoğullarının elinde İslami dekorlar işlenmiştir. Anadolu; Samanoğulları, Abbasiler, Karahanlılar, Gazneliler, Fatımiler ve özellikle Selçuklular devirlerinde, çini ve seramik sanatının en çok yapıldığı yer olmuştur. Orta Asya&quot;dan gelen Selçuklular, 1037 tarihinde Suriye&quot;yi almakla yeni bir stil geliştirmişlerdir. Selçuklular, imalatta birkaç değişiklik yaparak, çini mozaik imal etmişlerdir. Bunun yanında ayrıca kitabeler ve pano bordürleri, üçgen, dörtgen ve kabartma çinilerle mezar kitabeleri yazmışlardır. Bu imalatta siyah, beyaz, turkuvaz, koyu mavi renklerde yaldız çok kullanılmıştır. Çini merkezleri olarak, Konya, Sivas, Tokat en ön</description></item><item><title>ÇANAK ÇÖMLEK SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canak-comlek-sanati-363562.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;TABLOLARIN LİSTESİi&lt;br/&gt;KISALTMALARii&lt;br/&gt;ÖNSÖZiii&lt;br/&gt;GİRİŞ1&lt;br/&gt;HACIBABA KÖYÜNÜN SON ÇÖMLEKÇİSİ3&lt;br/&gt;BİR ÇÖMLEKÇİ KÖYÜNDEN BİR ÇÖMLEKÇİ KASABASINA &quot;GÖKEYÜP&quot;8&lt;br/&gt;KAYAPA ÇÖMLEKLERİ14&lt;br/&gt;Toprak, Emek ve Çömlek15&lt;br/&gt;Şekillendirme15&lt;br/&gt;Kurutma16&lt;br/&gt;Fırın Doldurma ve Pişirim16&lt;br/&gt;SORKUN ÇÖMLEKÇİLİĞİ18&lt;br/&gt;TERİM LİSTESİ19&lt;br/&gt;SONUÇ20&lt;br/&gt;KAYNAKÇA21&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;TABLOLARIN LİSTESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1: Gökeyüp&quot;de kullanılan toprakların kimyasal analizi10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KISALTMALAR&lt;br/&gt;MÖ: Milattan Önce&lt;br/&gt;Cm: Santimetre&lt;br/&gt;El: Santi Yrold derece&lt;br/&gt;R: Resim&lt;br/&gt;MS: Milattan Sonra&lt;br/&gt;Km: Kilometre&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Çanak - çömleğin tarihi geçmişi ve nasıl yapıldığını araştırdım. Aynı zamanda günümüze kadar gelişini araştırdım. Kütüphaneden aldığım Geleneksel Çömlek Sanatı adlı kitaptan faydalandım. Başka kaynak bulamadım. Bu da günümüzde çanak-çömleğin değerini kaybettiğinin bir göstergesidir. Çanak - çömlekle ilgilenen insanların  bu kitaptan yararlanmalarını tavsiye ederim. Anlatımı çok rahat ve anlaşılabilir bir tarzda yazılmış.&lt;br/&gt;Bu kitabın yazarı olan Ayşegül Türedi ÖZEN&quot;E teşekkürlerimi sunuyorum.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;İş görüşü amaçlanarak, elle ya da tornada çamurdan şekillendirilip belirli bir dayanaklılık kazandırılıncaya kadar pişirilen, istenildiğinde içi ve dışı bezenen bir gereçtir diye tanımlanabilen çömleğin yaratıcısı insan; düşünmesiyle diğer varlıklardan ayrılmış, doğaya egemenlik kurmuş keşfi ve icatlarıyla kendisine daha iyi yaşanabilir bir dünya yaratma çabasında olmuştur. &lt;br/&gt;Toprak, hava, su ve ateşin ahenkli bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşan çömlek, ulusların kimliklerinin belirlenmesinde de önemli yer tutar. İngiliz şair, filozof, sanat kritikçisi Herbert Read, bir toplumun kültür seviyesini anlamak için seramiğine bakılmasını önerir. &lt;br/&gt;-Çömlek, iş görmesi amaçlanarak çamurdan üretilen belirli bir dayanıklılık kazandırılıncaya kadar pişirilmiş, istendiğinde içi ve dışı bezenen bir gereçtir.&lt;br/&gt;-Kille yapılan, elle ya da tornada biçimlendirilen, sırlı ya da sırsız, tencere biçiminde seramik kap. &lt;br/&gt;-Topraktan küçük küp.&lt;br/&gt;Çömleğin yapımında kullanılan hammadde topraktır, toprak su ile belirli oranda birleştiğinde, kolayca şekil alabilen plastik bir yapıya dönüşür. Havayla temas ettiğinde ise kuruduğu için sertleşir, dolayısıyla verilen formu koruyan bir yapıya kavuşur. Pişirildiğinde ise, asırlarca varlığını koruyabilen bir eşyadır artık.&lt;br/&gt;Konumuz gereği, Tarih Öncesi Dönemlerde Anadolu&quot;da yapılan ilk çömleklerin tarihçesi hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olur.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;da, Neolitik Çağda (MÖ 6800) ilk seramik ürünlere Çatalhöyük&quot;te ve Can Hasan&quot;da rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;&quot;Elde yapılan çömleklerde oval formlar egemen olup kahverengi, kırmızı, siyah tonları kullanılmıştır. Çağın sonlarına doğru kapların basit geometrik motiflerle desenlendiği görülmektedir. Hacılar kapları kırmızı kahverengi veya kızıl kahve tonlarında yapılmışlardır&quot; (Özüdoğru, 1990: 10). &quot;Tek renkli siyah çanak, çömlek Hacılarda görülmediği gibi kabukla veya çiviyle yapılan bezeme ve barbutin tekniği</description></item><item><title>KAĞIT BEBEKLER ÜZERİNE BOYASAL DENEMELER LİSANS TEZİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kagit-bebekler-uzerine-boyasal-denemeler-lisans-tezi-346136.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;RESİM BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAĞIT  BEBEKLER  ÜZERİNE  &lt;br/&gt;BOYASAL  DENEMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LİSANS TEZİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DANIŞMAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yrd. Doç.  Türkan  ERDEM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Keziban  EKİNCİ&lt;br/&gt;9711901004&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISPARTA  - 2001&lt;br/&gt;T.C.&lt;br/&gt;SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;RESİM BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAĞIT  BEBEKLER  ÜZERİNE&lt;br/&gt;BOYASAL  DENEMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DANIŞMAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yrd. Doç. Türkan  ERDEM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Keziban EKİNCİ&lt;br/&gt;9711901004&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISPARTA  - 2001&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt; GİRİŞ1&lt;br/&gt;KAĞIT BEBEKLER ÜZERİNE BOYASAL DENEMELER2&lt;br/&gt;RESİMLER  VE  AÇIKLAMALARI4&lt;br/&gt;Resim : 1.  &quot;Üç Güzeller&quot;,  90 x 100 cm,  2001. Karışık Teknik.5&lt;br/&gt;Resim : 2.  &quot;Mankenler&quot;,  100 x 150 cm,  2001, Yağlı boya.6&lt;br/&gt;Resim : 3.  &quot;Vitrinde Suskunluk&quot;    90 x 110 cm,  2001, Yağlı boya.7&lt;br/&gt;Resim : 4.  &quot;Vitrinde Sunum&quot;,    90 x 110 cm,  2001,  Yağlı boya.8&lt;br/&gt;Resim : 5.  &quot;Vitrinde Cinsellik&quot; 100 x 150 cm,  2001, Yağlı boya.9&lt;br/&gt;Resim : 6.  &quot;Podyumda Figürsellik&quot;, 90 x 110 cm,   Karışık teknik.10&lt;br/&gt;Resim : 7.  &quot;Vitrinde Yaratılış&quot;,   90 x 110 cm,  2001,  Karışık teknik.11&lt;br/&gt;Resim : 8.  &quot;Işıklar&quot;,  100 x 140 cm,  2001,  Karışık teknik.12&lt;br/&gt;Resim : 9.  &quot;Vitrinde  Dans&quot;,  100 x 140 cm,  2001,  Karışık teknik.13&lt;br/&gt;Resim : 10.  &quot;İsimsiz&quot;,  100 x 110 cm,  2001, Yağlı boya.14&lt;br/&gt;Resim : 11.  &quot;İsimsiz&quot;,  90 x 110 cm,   2001,  Yağlıboya.15&lt;br/&gt;Resim : 12.  &quot;İsimsiz&quot;,  110 x 110 cm,  2001,  Karışık teknik.16&lt;br/&gt;Resim : 13.  &quot;İsimsiz&quot;,  110 x 120 cm,  2001, Yağlı boya.17&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Yüzey üzerine yapmış olduğum figürsel anlamdaki bu çalışmalarımda bağımsız, özgür çalışmalar çıkarmaya çalıştım.&lt;br/&gt;Sanat tarihi içinde de yer alan figürsel anlayışı farklı bir şekilde kavramsal denemeler olarak yansıtmaya çalıştım.&lt;br/&gt;Renk - devingen - espas gibi şekillenmeleri kendi görsel anlayışım çerçevesinde ele aldım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAĞIT BEBEKLER ÜZERİNE BOYASAL DENEMELER&lt;br/&gt;Bir sanat yapıtının oluştuğu süreçleri incelemek ifade araçlarını iyi tanımak, yeni teknik ve yöntemlerin sanat yapıtına kazandırdığı yeni ifadeleri değerlendirmek  güncel sanat ortamın kavramsal denemelerini çözebilmek amacıyla mankenlere -kağıt bebeklere- dair boyasal denemeleri gerçekleştirdim.&lt;br/&gt;Yüzeyin ayrılmaz bir bütünleyicisi olan figürü, çalışmalarımda çevre gözlemlerimden ve günümüzün sanatsal değerlendirmelerinden yola çıkarak resim yüzeyinde anlatmaya çalıştım. Çizgimde, rengi kullanışım da, biçimi ve her türlü malzeme ve yöntemleri çalışmalarımda olabildiğince özgür kullanmaya çalıştım. Vitrinlerin ve podyumların kağıt bebekleri olarak ele aldığım mankenlerin doğalarında da var olan statik -durağan- görüntülerini tuvallerime yansıttım. Çalışmalarım mankenlerin devingen oluşumları ve birebir görüntüleri, duruşları, reklamsal, moda sektöründeki önemine değin gözlemlerim üzerinedir.&lt;br/&gt;Çalışmalarımın ilk aşamasını oluşturan altı tuvalim de transfer baskı ve boyasal denemeler ile birebir boyamalarla mankenlerin fiziksel, psikolojik gerçekliliği üzerine çalışmalar olmuştur. Renk kullanımında ise donuk-durağan etkiyi elde etmede ve boyasal derinliği ifade etmesi açısından yeşilin ve mavinin tonları kullanılmıştır. Figürlerin boşluk içindeki fiziksel konumlarında amaç devingenlik -espas- yada birbiriyle bağlantısını kavramlar temanın plastisitesi vurgulanmıştır.&lt;br/&gt;İkinci aşama olarak nitelendirebileceğimiz dört tuvalimde ise dokusal etkiyi vermeyi amaçladığım ready-made üzerine olan maddeleri birbirleriyle kaynaştırarak figürlerle olan uyumlarına işlevsellik kazandırmaya çalıştım. Bu aşamada çalışmalarımda artık yavaş yavaş figürlerin kendi fiziksel gerçekliğinden uzaklaşarak daha çok kışkırtıcılı ile -atmosferleriyle oluşumlarına yönelik ilgilenmeye ya da gidip gelen düşsel gücümü yorumlamaya çalıştım.&lt;br/&gt;Çalışmalarımın son aşamasını oluşturan üç tuvalimde ise düşünsel boyut daha belirgin bir şekilde kendini hissettirir. Hem kendi ufkumu hem de izleyicinin ufkunu genişletmeye yöneliktir. Çizgiselliğin daha belirgin olduğu çalışmalardır. Daha geniş bir açıdan yaklaşılmış lekeyi, çizgiyi, kompozisyonu kavrayan görüntüler ağır b</description></item><item><title>KÜTAHYA ÇİNİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kutahya-cinileri-382290.html</link><description>Kütahya&quot;nın tarihi ve coğrafi yapısı hakkındaki bilgiler araştırmamın ilk bölümünde verilmektedir.&lt;br/&gt;El sanatları içerisinde yer alan çini ve çiniciliğin tanımı, kullanılan malzemeler, üretim aşamaları, kullanılan desen ve kompozisyon ile renkler hakkında bilgiler toplanmıştır.&lt;br/&gt;Çiniciliğin Kütahya&quot;da yapımı önceleri sayıları az olup, daha sonra merak ve ilginin artması nedeni ile sayıları artmış olan çinici esnaflar ile günümüzde yapılan çağdaş tasarımlar ve ürünleri,çiniciliğin günümüzdeki durumu hakkında bilgiler edinilmiştir.&lt;br/&gt;Uygulama aşamasında ise Kütahya&quot;da çinicilikte kullanılan motiflerden yola çıkarak özgün, çağdaş tasarım ilkeleri ile dekoratif amaçlı tabak yapılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. MATERYAL VE YÖNTEM&lt;br/&gt;2.1. Materyal&lt;br/&gt;Bu araştırmayı hazırlarken ilgili kaynak taraması sırasında, Kütahya&quot;daki atölyelerden, Kütahya Halk Kütüphanesinden, Süleyman Demirel Üniversitesi Hasan Gürbüz Kütüphanesinden, İnternet Sitelerinden, Kütahya Anadolu El Sanatları Galerisinde alt yapıda çalışan Mustafa Yavuz&quot;dan, Kütahya Valiliği&quot;nin çıkarmış olduğu kitaptan, okulda daha önce mezun olan arkadaşlarımın seminerlerinden yararlandım.&lt;br/&gt;Kullanılan materyaller; araştırma alanı ile ilgili kaynakların fotokopileri ve alan araştırma sırasında yapılan ürünlerin çekiminde kullanılan fotoğraf makinesidir.&lt;br/&gt;Uygulama aşamasında ise  30 cm. tabak, fırça ve boya materyalleri kullanılmıştır.&lt;br/&gt;2.2. Yöntem&lt;br/&gt;Araştırma hazırlarken araştırma alanına göre incelemeleri yapılmıştır. Kütahya ilinin coğrafi, nüfus tarihi, sosyo-ekonomik durumu, çiniciliğin ve Kütahya çiniciliğin tarihçesi, yapım teknikleri kullanılan terimler, faaliyet gösteren atölyeler ile Kütahya&quot;da çini sanatçıları ile görüşmeler yapılmış, bunun için de alan araştırması yöntemi kullanılmıştır. Bu görüşmelerde yaptıkları ürünlerin yapımı ve teknik özellikleri, kullandıkları desen ve renkler hakkında bilgiler edinilmiştir. Gözlemler yapılmış, fotoğraflar çekilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. ARAŞTIRMA BU</description></item><item><title>KASTAMONU EL SANATLARI VE GİYİM-KUŞAM ÜZERE KASTOMUNU İĞNE OYALARI İNEBOLU EVLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kastamonu-el-sanatlari-ve-giyimkusam-uzere-kastomunu-igne-oyalari-inebolu-evleri-372527.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halk Mimarisini evler oluşturur. Ortak kullanım alanları olan camiler, okullar, hamam ve çeşmeler kamu yapılarıdır. Bunlar, halk için yapılır, ancak halk mimarisi değildir.&lt;br/&gt;Halk mimarisini çevresi ile birlikte incelemek gerekir. Evlerin çevreleri olarak, içinde bulundukları köyleri ve kasaba ile kentlerdeki sokaklarla mahalleleri düşünmek gerekir.&lt;br/&gt;Yerleşim yerindeki tarihsel gelişim, bize bugünkü durumun nedenlerini açıklamada önemli bir kaynak oluşturur. Tarih içinde süregelen gelişmeler yerleşim yerinin bugünkü durumunu oluşturan öğelerden biridir.&lt;br/&gt;Halk mimarisini incelemek, halkın doğa! ve toplumsal çevresini incelemektir. Evlerin doğal çevresine bağlı özelliklerini saptamak için yerleşim yerinin coğrafi durumu, arazi bitki örtüsü, kullanılan yapı malzemelerinin türleri, toplumsal çevrenin özelliklerini araştırmak gereklidir. Evleri çevrelerinden soyutlayarak yalnız başına ele alıp incelemek, birçok sorunun yanıtsız kalmasına neden olur. Pencerelerin boyutlarının iklim ve toplumsal yaşamla ilgisi vardır. Süslemede kullanılan malzemeler ve süslemedeki anlamlar ancak doğal toplumsal çevreler ve tarihsel gelişimle açıklanabilir. Bu nedenle bu araştırmada İnebolu evleri, çevrelerinden soyutlanmadan incelenmeye çalışılmıştır. &lt;br/&gt;İnebolu evlerinin kendine özgü yapıları vardır. Bu evler halk mimarisi ve sanat tarihi açısından önemli evlerdir. Şu an için kaderlerine terk edilmiş görünmektedirler. Bu çalışmada yıkılıp gitmekte olan İnebolu evlerinin belgelenmesi düşünülmüştür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İNEBOLU EVLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Evlerin tümü iki ya da üç katlıdır.&lt;br/&gt;Evlerin çoğunda cümle kapısından birinci kalın salonuna çıkan sete girilir. Bahçelerin hemen hepsi evlerin arka tarafında yer alır. Evlerin çoğunda alt katlar depolara ayrılmıştır. İnebolu halkının çoğu esnaf olduğu için mallarını koymak üzere depolara gereksinim duyuyorlardı.&lt;br/&gt;Evlerin bir kısmında şimdi kullanılmayan şaraphaneler yer alıyor. Her evde, avluda ya da yer katında kuyu ve çamaşırlık bulunuyor.&lt;br/&gt;Evlerin hepsinde yatak odalarındaki gömme dolapların içinde gusülhaneler var. Hiçbir evde banyo bulunmuyor. Ancak bazı evlere sonradan banyo eklenmiştir.&lt;br/&gt;Evlerde birer baş oda var. Bu oda genellikle üst katta ve sokağı en iyi görebilecek köşede yer alıyor. Usta, bütün işlemeciliğini bu odanın tavan, kapı, dolaplarında gösteriyor.&lt;br/&gt;Baş odada bulunan çok sayıda pencere, içerden bakana çok geniş bir seyir alanı sağlıyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İNEBOLU&quot;NUN TARİHİ EVLERİNDEN ÖRNEKLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarihinde Selçuklularla başlayarak hızlı bir şekilde Türkleşen şehrin ilk merkezini Bizans devrinde yapıldığı tahmin edilen İç Kale meydana getirmektedir.  Osmanlılar zamanında eyalet merkezi olarak gelişimini sürdüren Kastamonu fiziki yapısı nedeniyle sınırlı yerleşim alanlarına sahiptir. Şehir merkezi ilk kurulan ve gelişen kısımlarında Türk-İslam kültürünün etkisi ile meydana getirilmiş dar ve dolambaçlı sokaklar içinde yer almaktadır. Bu sokaklar aynı zamanda sivil mimarinin a</description></item><item><title>KIBRISLI RESSAMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kibrisli-ressamlar-348418.html</link><description>KIBRISLI RESSAMLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AŞIK FARUK MENE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1955&quot;te Limasol&quot;da doğdu.Orta öğremini Limasol 19 Mayıs Lisesi&quot;nde tamamladı.1973&quot;te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde resim öğrenimine ,1982&quot;de Neşet Günal Atölyesinden mezun oldu ve Kıbrısa döndü,serbest çalışmaya başladı.Öğrencilik yıllarında 1976 &quot;da Londra&quot;da müze ve galerilerde sanat incelemeleri yaptı.Aynı yıllarda üçlü ve dörtlü grup sergilerine katıldı.Moda Cumalı Galerisinde karma sergilere katılarak,başarı ödülü aldı.1987&quot;de geleneksel Akademi sergisine (kuruluş yıldönümü kutlama sergisi) yapıt verdi.Atatürk Kültür Merkezinede,Lefkoşada Fluxus Sanat Galerisinde(nisan 1989) kişisel sergilerini açtı.Yenidüzen gazetesinin Yasemin sanat ekini yayınladı.Öğretmenlik yapmaktadır.&lt;br/&gt;Aşık Faruk Mene,lise yıllarındayken Limasolda yayınlanan Kaynak,Kemeraltı dergilerine karikatürleriyle ve şiirleriyle,ilk olarak görüldüğünce 1973 te Abdullah Cevdet,İsmail Mehmet,Mustafa Cemalle birlikte Yüregimiz sapadır adlı şiir kitabında görüldü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İSMET VAHİY GÜNEY&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1923&quot;te Limasolda doğdu.1948&quot;de Kıbrıs İslam Lisesine(sonradan Lefkoşa türk Erkek Lisesine)resim öğretmeni olarak atandı.İbrahim Çallı atölyesinda çalıştı(1960).1967de bir yıllık bursla İrlanda&quot;da Belfast Queen&quot;s University Stranmill&quot;s College&quot;e giderek orada diploma aldı.K.K.T.C Devlet Ödülüne layık görüldü.Grafik ve renk ayırımı işleriyle uğraşdı.Çeşitli karma sergilere katıldı,kişisel sergiler açtı.Ateş,Köylü,İstiklal vb. gazetelerde&lt;br/&gt;şiirleri ve karikatürleri yayımlandı.Ressam olarak ün yaptı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MUSTAFA ÖZTUNÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1966&quot;da Lefkoşada doğdu.İlk öğrenimini Karaoğlanoğlu İlkokulunda,orta ve liseyi Girne Anafartalar Lisesinde okudu. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim-İş Bölümüne girdi(1984).Burada Grafik AnA Sanat Dalı Yar.Doç.Dr. Ali Selamet Atölyesinden mezun oldu(1988).9 Eylül Üniversitesi Buca eğitim fakültesi,1. Sanat Şenliğinde grafik dalında bir linol baskısı,mansiyon kazandı.III . Devlet Resim Heykel Sergisinde(1988) ve çeşitli karma sergilerde görüldü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NİLGÜN KOZAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1952de Lefkoşada doğdu.Sanatcı İsmet V. Güney&quot;in kızıdır.1976&quot;da İstanbulDevlet Güzel Sanatlar Akademisinin Yüksek Grafik Bölümünden mezun oldu.1977&quot;den beri orta okullarda resim öğretmenliği yapmaktadır.Kıbrısta birçok karma sergiya katıldı.1983 ve 1985de iki kişisel sergi açtı.Grafik dalında,kitap kapağı,pul ve birçok afişi basıldı.Kıbrıs içinda grafik dalında birincilik ,ikincilik ve üçüncülük ödülleri vardır.1986&quot;da Ankarada I. Asya-Avrupa Sanat Bienali&quot;ne;1986&quot;da,1987&quot;de ve 1988&quot;deki.....Devlet Resim Sergisi I.,II.,III. Ye katıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MUSTAFA HASTÜRK&lt;br/&gt;1961 de Hisarköy&quot;de doğdu.Gazi Üniversitesi Resim Endüstri Tasarımı Bölümünden mezun oldu.II. ve III. Devlet resim Heykel sergilerinde görüldü.Degirmenlik Ortaokolunda resim ve iş-teknik dersleri öğretmeni &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜRKİYELİ RESSAMLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ERTUĞRUL TOPSAKAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 1953 yılında Bursada doğdu. 1975 yılında Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İktisat Bölümünden mezun oldu. 1970 yılından beri sürdürmekte olduğu çalışmalarının ilk ürünlerini 1980 yılında sergilendi.&lt;br/&gt;1973 ve 1982 yıllarında Hollandaya giderek müzelerde resim hakkında kişisel gözlemlerde bulundu.&lt;br/&gt;1983-84-85 Yaz aylarında Bursanın muhtelif yerlerinde ve Kozahanda düzenlenen Açıkhava Sergisi ve Sokak Çalışmalarına katılmış ve karma sergilere iştirak etmiştir.&lt;br/&gt;Klasik ustalara ve resim sanatına duyduğu ilgi ve sevgi ile bu ustaların kopyelerinden modern sanata kadar geniş bir yelpaze içinde sanatı anlamaya, yaşamaya ve araştırmaya yönelik çaba ve çalışmalar içindedir.&lt;br/&gt;1981 yılından beri resim çalışmalarını Bursa da kendi atölye galerisinde sürdürmektedir.&lt;br/&gt;    İHAP HULUSİ GÖREY                                                                                                                                                      &lt;br/&gt;1898de Mısırın Kahire şehrinde doğan İhap Hulusi, ilk ve orta tahsilini Kahire nin İngiliz okullarında yaptı. 1920 yılında resim eğitimi görmek üzere Almanyaya gitti. Önce Münihde Heimann Schule atölyesinde üç yıl çalıştı, daha s</description></item><item><title>TURKISH CARPETS AND RUGS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkish-carpets-and-rugs-380082.html</link><description>TURKİSH CARPETS AND RUGS&lt;br/&gt;Turkish Carpets and RugsAlthough no one knows presicely when and where the technique of weaving first started, There is no doubt that the weaving art, in general, started in Central Asia. &lt;br/&gt;History of Rug and Kilim Weaving&lt;br/&gt;A popular explosion coused the inhabitants of that area to migrate to the western parts of Asia in order to find more presperous land. These migrating tribes were caled yoruks or nomadic tribes. During their migrations, these nomads, who were exposed to severe weather conditions, learned to use goat hair in the making of their tents. Goat hair is longer and much siffer than sheeps wool. The flatweave technique was used in the making of nomadic tents.&lt;br/&gt;Just as with a little girls braided pony-tail where strants of the shorter and stiffer hair stick out, the goat hair sticks out of the woven fabric, gets wet, drops and partially cover the holes in the flatweave, thus making tent almost waterproof. Later on, these nomadic people felt the need to isolate themselves from the humidity present in the earthen foolrs of their tents. They then applied the very same techniques of flatweave to the making of of floor coverings and called them &quot;Kilims&quot;. Since this was the area of paganism, most flatweave designs reflected stylised depictions of the worshipped sembols. &lt;br/&gt;Over a period of time, the art of weaving improved and many items usefull in every day life were woeven-for example saddle bags for horses and camels that could be used in the transportation of many types of items. The Yoruks also wove kilims with goat hair and used them as warm blankets since the fibers were so long-just as in todays Siirt blankets. Its thought that these early blanket were woven in imitation of actual animal felts. Kilims were also woven as room dividers in the tents,  as well as for cradles, with the corners tied to the overhead tent poles so that the cradle could be swung back and forth to rock the babies to sleep. These many types of woven pro</description></item><item><title>YUNT DAĞI HALILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yunt-dagi-halilari-380575.html</link><description>YUNT DAĞI HALILARI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İNDİGO:1000gr iplik için ölçü:20-25Lt su, 25-30gr boncuk tutkalı önceden eritilir 80-100grHidrosülfit 20-25gr Süd kostik 15gr indigo    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BOYAMA İŞLEMİÇ: boncuk tutkal  önceden bir kap içinde eritilerek boya kazanındaki suyun içine dökülür.Sonra hidrosülfit  ile karıştırılmış olan süd kostik ilave edilerek karıştırılır.Suyun 62Cden fazla olmamasına dikkat edilmelidir.yeterli sıcaklık elde edildikten sonra  indigo atılarak karıştırılır suyuın rengi yeşildir. Normal su ile ısıtılmış iplikler boysa bonyosunun içine basılır. İstenilen tona göre bekletilewrek,birkaçkez suyundışına çıkarılmadan yünler alt üst edilir Buaradaateş söndürülür Banyodan alınan iplikler önce yeşildir.Fakat işleri açılarak fermantasyon(oksijen ile temas) işlemi gerçekleştirilir.&lt;br/&gt;15-20 dak sonra sonra yünler mavi renge dönüşür.&lt;br/&gt;Daha sonra sıkılır ve kurutulur.Hazırlanmış boya banyosundan  mavinin bir çok tonlarını elde etmek mümkündür.Üstelik bu ölçü ile 2,5-3Kg yün iplik boyana bilir. Her iki yö&lt;br/&gt;rede de indigo çok kullanılan renktir&lt;br/&gt;SARI(Papatya sarısı):1000 gr iplik için ölçü:20Lt su,200gr şap,500gr kuru papatya&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BOYAMA İŞLEMİ: önce kazana 20Lt su,200gr şap ve 500gr kuru papatya konularak 2-3 saat kaynatılr. Elde edilen renk limon  sarısıdır. Eğer bu rengin daha koyu bir renge dönüştürmek istersek içine 30gr köktozu atılır. Hardal sarıya yakın renk elde edilir. Su soğumaya bırakılır.  Sonra yünler soğumuş boya bonyosuna bırakılırarak soguktan  100C de kaynamaya getirilir ve bir saat süre ile kaynatılır. Yine soğumaya terkedilir. Daha sonra banyodan çıkartılan yünlr durulanarak kurutulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MUHABBET ÇİÇEĞİ: Bubitkide sarı renk vermektedir. Burada kullanılan ölçüle aynıdır. Fakat   yün önceden şap ile mordanlanmalıdır daha sonra muhabbet çiçeği ile   ayrı kazanda kaynatılmalıdır. Bu bitkiden elde edilen rengin ışık ve sürtünme haslığı papatya bitkisine göre daha yüksektir.  Genelde her iki yörede de kullanılır.  Fakat her yerde bulunmadığı için temini zordur.  Daha çok yeşil elde ediminde kullanılır.&lt;br/&gt;MOR:Mor,mavi ve kırmızının karışımının rengidir ve araştırmalara göre yün,önce indigo ile daha sonra kök boya ile boyanmaktadır.  Anadolu&quot;da  birbirinden farklı  mor renkler üretilmiştir.  Mordanlama işleminde şap,kremtartar ve demir sülfat maddeleri değişik oranlarda kullanılarak farklı tonlarda mor elde edilmiştir.&lt;br/&gt; Bu yörelerde kullanılan mor şu şekilde elde edilmiştir.daha önce indigo boya ile boyanmış yünler önceden ıslatılarak nemlendirilir.Bu arada kırmızı elde edilecek şekilde kök boya banyosu hazırlanır.Boyama işlemine hazır olan banyoya indigo ile boyalı ıslatılarak nemlendirilmiş yünler batırılarak bir saat hafif ateşte tutlur.bu süre içinde yünler alt üst edilerek karıştırılır.istenilen mor rengin tonuna göre bu süre uzatılabilir.kazandan çıkartılan yünler önce kurutulur daha sonra durulanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YEŞİL:Yeşil sarı ve mavinin karışımından elde edilir.&lt;br/&gt;İndigo içerisinde yıkanmış ve kurutulmuş renkli yünler normal su ile ıslatılarak nemlend</description></item><item><title>RESİMDE ÇİZGİ, RENK VE BİÇİM İLİŞKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resimde-cizgi,-renk-ve-bicim-iliskisi-347987.html</link><description>RESİMDE ÇİZGİ, RENK VE BİÇİM İLİŞKİSİ&lt;br/&gt;Herhangi bir figürün algılanma sürecine doğallıkla eşlik eden renk, çizgi ve ışık gibi öğeleri, bu figürün yeniden üretimi söz konusu olduğu zaman, daima ayrıştırmak zorunda kalırız. Çünkü, bu öğelerin görmeyle özdeşleşen eş anlamlı birlikteliği aynen yinelemek mümkün değildir. Dolayısıyla her resme bir seçim yaparak başlanır.  Önce; ama imgelemde olduğu gibi değildir bu; uygulamada renk yahut çizgi ikilemiyle kuşatılmış ressamın bunlardan birine öncelik tanımaktan başka çıkar yolu yoktur.&lt;br/&gt;Gerçi renk, çizgi ve ışığın işlevlerini kesin bir biçimde birbirinden ayırmak hayli güç olmasına karşın, yine de renkle nitelik, çizgi ile oylum, ışıkla titreşimler arasındaki bağıntı konusunda genel bir uzlaşma olduğunu söyleyebiliriz. &lt;br/&gt;Bugün, tarih öncesi mağara duvarına yapılmış resimlerdeki çalışma tarzına ilişkin bildiğimiz son derece sınırlı olsa bile inancımız değişmiyor. İnsanoğlu renkten önce çizgiyi keşfetmiştir. Görünenin çizgi ile kanıtlanması yolundaki yaygın,  eğilim, hala tanık olduğumuz temel dürtülerden biridir aslında; betimlemekte güçlük çektiğimiz bir biçimi ilk fırsatta çizeriz. &lt;br/&gt;Biçim, çeşitli yönlerde devinen bir çizginin başlangıç noktasına gelmesiyle oluşur: Böylece, karşımıza temsil edilen figürün (nesne) çevrelemi çıkmıştır.  Bu çevrelemin içinde kalan boşluk, tıpkı dışı gibi, kendisine ilişmediğimiz sürece genelde iki boyutludur. Oylumlama ve tonlu geçiş, bu çevrelemin hem içi, hem de dışında kalan bölümün işlenmesiyle gündeme gelir; birincisinde (oylumlama) tek başına çizgi yeterli olabilmesine karşın, diğerinde sadece renk zorunluluğu vardır. &lt;br/&gt;Çizgi, resme duyduğumuz gereksinmeyi tek başına karşılamaya yeten bu özelliği nedeniyle, yüzyıllar boyu renge meydan okuyabilmiştir. Nitekim, yalnız desende değil, rengin yüzeysel niteliğini koruduğu durumda da bu olgu geçerlidir.&lt;br/&gt;Yüzeysel renk eyilimi ile çevrelem arasındaki  bağıntı, çıkıştan çok, zorunlu bir varış noktasının sonucudur aslında: Çizgi, renk karşısındaki ayrıcalıklı konumuna imgeleme sürecinde sahip çıkmıştır bu kez.&lt;br/&gt;Eğitimde izlenen yol da bunu doğrulamaktadır; renge daima desenden sonra geçilir. Desenin amacı ise biçim vermektir; çünkü kopya amacını taşıyor bile olsa her biçim, bir biçim verme etkinliğinin ürünüdür. Bu süreç, gerekliğinde biçimi yok etmeye kadar varan deformasyon isteminin zorunlu ön koşuludur. O halde deformasyon, biçimin ancak kendisinden hareketle dışlanabileceğini göstermektedir bize.&lt;br/&gt;Her figür, resmin 20. yüzyıla kadar varan tarihi boyunca az veya çok, kendi silüeti üzerine kurulu bir yanılsamadır aslında. Figürün salt renk lekesiyle verilmesi bir süre için bizi şaşırtabilir, ama sonuç değişmez: Silüet, özünde zihinsel bir soyutlama işleminin temel çıkış noktası olarak, çevrelemine indirgenen figürün ilk konumudur ve renk, bu silüete sonradan eklenmiş bir çeşitlemedir hiç şüphesiz. &lt;br/&gt;Uzakdoğu resmi bu anlayışın en uç örneklerinden biri olup renge düpedüz savaş açılmıştır. Burada resim, kusursuz biçimler aracılığı ile yaratılan bir atmosfer arayışıdır. Sanatçı için; resmin amacı biçimdir. Böyle bir amaç için çizgi tek başına yeterli olduğuna göre renge yer kalmamıştır. Çizgiden beklenen ise ritim ve kesinliktir. Siyah çini mürekkebi ve fırçayla yetinen sanatçı çok sayıdaki yapıta imza atabilmiştir. &lt;br/&gt;Çizgiyi insan ile özdeşleştirme yolundaki genel eyilim, giderek fırçanın her türlü ruhsal titreşimi yansıtan duyarlı bir aygıt olduğu inancına yol açmıştır sonuçta. Öyle ki fırçayı tutan parmakların konumu ve tutma açısından, fırçanın hangi hız ve yönde kullanıldığına kadar birçok şey daha sonra deşifre edilebilmektedir. Bu resimlerde; ritim, bilekte odaklanan bir dansa dönüşmüştür sessizce. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaligrafik dil, bir bakıma bu özgür devinimin ürünüdür. Öte yandan yönünü belli  eden düz çizgiye Uzakdoğu resmi yabancıdır. Batı, edimsel (aktüell) biçimi belirgin ve mekan içinde belli güçler tarafından hareket eden yahut ettirilen nesnelerin bir toplamı olarak düşünmektedir gerçekliği. &lt;br/&gt;Batı resminde çok daha</description></item><item><title>BASKI SANATI TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?baski-sanati-tarihi-350729.html</link><description>BASKI SANATI TARİHİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baskı kelime ve resimlerin mekanik olarak mürekkep kullanarak çoğaltılmasıdır. Baskı genellikle az miktarda kopya yerine çok miktarda çoğaltma şeklidir. &lt;br/&gt;Baskı tekniğinin ilk doğuşunun Çin ve Kore olduğu sanılmaktaydı. Ancak baskının 1450 civarında Almanya&quot;da, Mainz&quot;da Johann Gutenberg ile başladığı kabul edilir. Tekniğin doğuşu ile kitap daha ucuza imal edilmiştir ve daha yaygın olmuştur.&lt;br/&gt;İnsanlık kültürünün tarihi yazının icadı ile başlar. Çünkü yazı tarih belgelenmiştir. İlk yazı ise köy ve kentlerin kurulması ile Mezopotamya ve eski Mısır&quot;da doğmuştur. Taş çağı mağara resimleri ile yazının icadı arasında uzun bir çağ vardır. Bu yüzden ilk yazı resimlerin devamı değildir. &lt;br/&gt;M.Ö. 3000 yıllarında ilk harfi alfabenin bulunması ile görsel yazılı iletişim sorununun çözülmesinden en büyük aşama olmuştur. Böylece insanlık tarihinin ve her türlü bilgi ve ifade biçimi aslının aynısı olarak yazılması ve bu bilgileri sanat eserleri baskıdan yararlanarak, çoğaltma işlemi sayesinde olmuştur. &lt;br/&gt;Görsel sanatların başlangıcı M.Ö. 10.000 yıllarında yapıldığı tahmin edilen Mağara duvarlarındaki resimlere dayanır. Bunların en ünlüleri İspanya&quot;da Altamira Mağaralarındaki duvar resimleridir. En eski devir diye adlandırılan paleolitik kültürde insanlar, yaşamlarını anıları anlatmada kullandıkları teknik sert, keskin aletlerle düşüncelerin kayalara oyarak, oluşturmaktadır &quot;çoğu av sahnesi olan bu resimler ilk çizilmiş eser olarak kabul edilir.&quot;  Aynı zamanda grafik-resim sanatının başlangıcı sayılır.&lt;br/&gt;Mağara duvarlarına yapılan resimlerin gayesi resim yapmak, sanat icra etmek değil ruhlardan ve doğal güçlerden korunmaktı. &quot;İlkeler için, yararlılık açısından, bir kulübenin yapımıyla bir imgenin üretimi arasında hiçbir ayrım yoktur. Kulübeden onları yağmurdan, rüzgardan, güneşten ve kendilerini yaratmış olan ruhlardan korurlar. İmgeler ise, onları doğal güçler kadar gerçek olan öteki güçlere karşı korurlar. Başka bir deyişle, resimler ve heykeller, büyüsel amaçla kullanılır.&quot; &lt;br/&gt;Paleolitik kültür insanı yaşamını, sürekli değiştirdiği aletler ile oluşturduğu çizimler ise ilk çizilmiş (resim-grafik) eserlerdir.&lt;br/&gt;Yazının bulunmasından önce grafik sanatları yapılıyordu. Bu yüzden yazının başlangıcı sonradır. &quot;seyredilmek üzere yapılanlar bizim için resimdir (grafiktir)&quot;  okunmak için yazılan çizilen simgeler insanlık için önemlidir. Yazın ile tarih belgelenmiştir.&lt;br/&gt;M.Ö. 8. yy&quot;dan itibaren deri veya yumuşak metale mühürle vurularak çıkartılan şekiller para olarak kullanılmıştır. Üzerinde yapılan yerin belirtildiği rölgef şeklindeki yazılı killer Roma imparatorluğu, Galya ve Mezopotamya&quot;da görülmektedir. Daha sonraları deri olan kitap kapakları üzerine rulo mühürlerle büyük boyda kompozisyonlar şeklinde basılmıştır.&lt;br/&gt;Baskı grafiği mühür kalıplarının boyayı başka bir yüzeye aktarma işlevini görmesiyle başlar. Hayvanlar ve köleler bu tür mühürlerle mühürlenmişlerdir.&lt;br/&gt;M. Ö. 2000 yıllarında Orta Amerika&quot;da seramikten yapılmış rölyef silindirler baskı için kullanılmış, Mısır&quot;da Milla&quot;ın ilk yıllarında bu baskı tekniği kullanılmıştır. Çin&quot;de ipek üzerine mühürlerle baskılar yapılmıştır.&lt;br/&gt;M. Ö. 3000 yıllarında harfli alfabenin bulunmasıyla sanat eserleri ve yazılı bilgiler baskı yoluyla çoğaltılmıştır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖZGÜN BASKI RESİM&lt;br/&gt;Çeşitli araç ve malzeme kullanarak doğrudan veya kalıplar yolu ile kağıda veya benzeri malzeme üzerine sanatçı tarafından yapılıp basılan resimlere &quot;özgün baskı resim&quot; denir. Bunlar kalıbın yapılması ve basılması süreci içinde yaratılmış grafik resimlerdir. &lt;br/&gt;Batı dillerinde; İtalya&quot;da stampa, Fransa&quot;da estampa, İngiltere&quot;de print sözcüğüyle tanımlanan bu teknik, dilimizde &quot;Özgün Baskı&quot; olarak karşılığını bulmuştur.&lt;br/&gt;1970 yıllarına kadar sanatçısı tarafından yaratma süreci içinde kalıbı oyarak basılan resimlere gravür, resim sanatının bu dalına da gravür sanatı denirdi. Oysa ki gravür oyularak yapılmış kalıp ve oyulmuş anlamını taşımaktadır. Litografi ve serigrafi tekniklerinde olduğu gibi oyma işlemi yapılmadan yapılan kalıplarla da</description></item><item><title>EŞME KİLİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?esme-kilimleri-394420.html</link><description>EŞME KİLİMLERİGİRİŞGünümüzdeki Eşme Kilimleri, genelde, tacirlerin siparişleri ile, ticari amaçla dokunmaktadır, bunların yanısıra, Eşme halkının kendi evleri için dokudukları kilimler varsa da, sayılan azdır. Kilim tacirleri tarafından ticari amaçla dokutturulan kilimler, her gün biraz daha artarken, buna karşı, çeyiz ve ev ihtiyacı için dokunan kilimler, gittikçe azalmaktadır. Eşme yöresinde kilimlerin yanısıra zili, sumak, sarma motifli cecim, hopan ve tülü gibi dokumalar da yapılmıştır. Fakat bugün, sumak ve tülü dokuma, tamamen bırakılmış; az olmak üzere yer yer, zili ve sarma motifli&quot; cecim dokumalar görülmektedir. Eşme kilimlerini, halkın kendi ihtiyaçları için dokudukları ve tüccarın sipariş vererek, ticari amaçla dokutturdukları kilimler olmak üzere, iki ana kolda incelemek yerinde olur. Bu iki ana koldan, halkın ihtiyaç için dokuduğu kilimler, eski günlerde dokunmuş olanlarla, günümüzde dokunmuş olanlar farklı özellikler gösterdiğinden, bunu da, iki ayrı dal olarak ayırmak uygun görülmüştür. Eşmede geçmiş günlerde: &quot;Altınbaş&quot;, &quot;Toplu&quot;, &quot;Takmak&quot;, &quot;Albaş&quot; adları ile tanınan ve birbirinden farklı özellikler taşıyan kilimler dokunmuştur. Ayrıca, hayat ağacı motifleri ile süslü namazlağı kilimlerle, zemini altıgen madalyonlarla ve çeşitli yangışlarla dolgulu kilimler de, bu araştırmada tesbit edilmiştir. Çeşitli bölgelerde yaptığım incelemelerde, bölgeye has özellik gösteren bu kilimlerin benzerlerinin, Anadolunun bazı yerlerinde de dokunduğu görülmüş; fakat, &quot;Takmak Kilimleri&quot; nin benzerlerine rastlanmamıştır. Benzer kilimler, ayrı bir grup olarak verilmiştir. Bölümlerde kilimlerin özellikleri ayrı ayrı tanıtılmış, araştırmamda bizzat yerinde tesbit edilip çekilen kilim resimleri, &quot;Orijinal&quot; işareti ile belirtilmiştir. Öteden beri halkın kendi ihtiyacı için dokuduğu eski kilimlerde iplikler, dokuyucu tarafından evde eğirilip bükülmüş; ve yine evlerde kök boya ile boyanarak hazırlanmıştır. Bu kilimler rengi, yangısı (motifi) ve kompozisyonu ile, bölgey</description></item><item><title>GELENEKSEL HAT SAN&quot;ATIMIZ HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?geleneksel-hat-san-atimiz-hakkinda-bazi-dusunceler-363653.html</link><description>Geleneksel Hat San&quot;atımız Hakkında Bazı Düşünceler&lt;br/&gt;Dünyamızın günün moda deyimi ile globalleşmesine karşılık, yeni yeni milletlerin kimliklerini kazanıp siyasi arenaya çıktıklarına şahit oluyoruz.&lt;br/&gt;Bazı teknik ve ekonomik konularda bütünleşme ve standardizasyona gidilmesine rağmen, kültürel ve sanat konularında bunun tam aksi, bölgeselleşme ve daha doğrusu ulusallaşma hareketini gözlüyoruz. İlk bakışta. başta söylediğimiz globalleşmeye ters bir hareket gibi görünmesine rağmen, bu kişisel kimlik bulma arayışı. belki de çağımızın sosyolojik bunalımının doğal bir sonucu olsa gerektir. Ülkeler giderek milli ve manevi değerlerine daha çok önem vererek, millet olma özellikleriyle ön plana çıkıyorlar. &quot;Oysa ki globalleşen dünyada her şeyin globalleşmesi gerekmez miydi?&quot; diye düşünürsek önemli bir problemin varlığını da bu soru ile gündeme getirmiş oluruz. Bu ve buna benzer sorular ve konular, esasen sosyologların ve kültür bilimcilerin konuları arasındadır. Biz ise daha çok estetik konularla ilgili kişiler olarak, konunun bu yönüyle ilgilenmeliyiz.&lt;br/&gt;Hiç kuşkusuz ki sanat, milletlerin önemli kültür birimlerinden biri belki de en başta gelenlerden biridir. n san toplulukları ilkçağlardan beri yaşantılarına &quot;estetik&quot; kaygıları da katarak günümüze dek gelmişlerdir. Bu &quot;es tetik kaygılar&quot; tarihin her devrinde ve hemen her konu da kendini göstermiştir. Giysiden barınılacak mekana. el araç ve gereçlerinden. iletişim için kullanılan yazıya kadar güçlü bir biçimde estetik kendini göstermiştir. Yazı insan topluluklarının iletişim için kullandıkları, insanlığın çok önemli bir bulgusudur. Dil kadar önemli bir olgu olmakla birlikte yine estetik olguları üzerinde taşıma sı açısından benzer plastik olgulardan hem daha eski ve tarihi hem de bu olguyu tebarüz ettirmede en ön sıraları almaktadır. Belki de ilk sırayı... Zira insanlık tarihi yazı ile başlıyor ve tarihi onun sayesinde öğreniyoruz. Sümerlerin çivi yazısından eski Mısır hiyerogliflerine ve fonetik alfabeye uzanan geniş yelpazede yazı, tarih devirlerinin en önem!; bir fenomeni olarak karşımıza çıkıyor.&lt;br/&gt;Milletler tarih sahnesinde siyasi ve dini değişimlere uğradıkça, yazıları da buna paralel birtakım değişikliklere uğramış, bazen kullandıkları alfabe de değişmiştir. Türklerin İslam dinini kabul ettikten sonra kullanmaya başladıkları Arap alfabesi, onların daha sonra benzeri ol mayan bir sanat dalının gelişiminin temel taşı olmuştur. Yeni dinlerini büyük bir heyecan ve samimiyetle benimseyip, onun hizmetinde yaşamaya devam eden Türkler, yazıya ayrı bir önem vermişlerdir. Gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar gerçekten yazıyı &quot;sanat&quot; haline getirmekte sanki görevlilermiş gibi, oldukça yoğun gayret sarf etmişler ve başarılı da olmuşlardır.&quot;&lt;br/&gt;Burada yeri gelmişken hemen belirtelim. &quot;Yazının Türkler elinde gelişmesine, İslam&quot;ın resim yasağı neden olmuş&quot; şeklindeki klasik ve popüler tartışma öyle sanı yorum ki artık değerini yitirmiş bir konudur. Çünkü, resme, yazıdan daha yakın bir san&quot;at mevcuttur. Minyatür sanatı... Kaldı ki minyatür sanatı Türklerde yazıdan da ha eskidir. Orta Asya&quot;da Uygurlar&quot;dan beri Türkler minyatür yapıyorlardı ve İslam dinine girdikten sonra günü müze kadar da yapmaya devam ettiler. Mutlaka resim karşılığı bir san&quot;at gösterilmek istenirse. bu hat sanatın dan çok, minyatür ve bezeme (süsleme) sanatları olmalıdır.&lt;br/&gt;Arap harfleri, X. yüzyıldan itibaren Türklerin elinde yeni bir hayata kavuştu ve iletişim aracı olmanın, yanı sıra estetik unsurlarla bütünleşip, dünya sanat tarihindeki yerini aldı. Gerek Selçuklular&quot;ın ve gerekse özellikle Osmanlılar&quot;ın hat sanatına yaptıkları katkı yalnızca geliştirmek olmamış, yeni yazı çeşitleriyle de zenginleştirmişlerdir. Sayısız eserler hat sanatının en güzel örnekleriyle oluşturulmuş, kitap sanatı da el yazmalarının şaheserleriyle tarih sahnesine çıkmıştır.&lt;br/&gt;Yazı yalnızca kitaplarda kalmamış dış ve iç mimari mekanlarda geniş bir kullanım alanı bulmuştur. Mezar taşlarından kitabelere kadar uzanan geniş bir alanda heykel sanatının plastik değer</description></item><item><title>GELİR DAĞILIMI - BEŞERİ SERMAYE İLİŞKİSİ VE TÜRKİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gelir-dagilimi--beseri-sermaye-iliskisi-ve-turkiye-uzerine-bir-degerlendirme-445177.html</link><description>GELİR DAĞILIMI - BEŞERİ SERMAYE İLİŞKİSİ VE TÜRKİYE Üzerine Bir Değerlendirme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Keynes, bilinen eserinin1 ilk sayfalarında, Ricardonun kötümser nüfus teorisinin yazan Maltusa göndermiş olduğu bir mektuptan söz etmektedir2. Adı geçen mektubun bir yerinde Ricardo şöyle demektedir. Size göre iktisat bilimi ulusal refahın artış nedenlerini araştırmaktadır. Bana göre ise bu bilim, bu refah artışının üretime katılanlar arasında nasıl paylaşılacağını araştırmalıdır. Gün geçtikçe birinci tanımın boş ve aldatıcı olduğuna, ikincinin ise bilimin gerçek amacını yansıttığına daha çok inanmaktayım.&lt;br/&gt;Gelir dağılımı, insanlık tarihinde hep bir sorun olarak var ola gelmiştir. Fakat bu sorun, son bir kaç yüzyıldır varlığını daha çok hissettirmiştir. Modern çağlarda ekonomi biliminin insanlığa sunduğu ekonomik optimizasyonlar, göz ardı edilen gelir dağılımı sorunu hakkında çok fazla bir şey önerememiştir. Örneğin liberal piyasa ekonomisi, gelirin adil dağıtılması konusunda, ekonomik büyümenin sağlanması konusunda olduğu gibi iyi bir çözüm ortaya koyamamıştır. Nitekim gelirin adil dağıtılamaması, alternatif sistem önerisinin veya XX. yüzyılın ikinci yansında sosyal refah devleti anlayışının meydana gelmesinde en büyük rol sahibi olmuştur. Bu bakımdan, ürettikleri refahın, kabul edilebilir bir biçimde bölünmesi her ülke için üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.&lt;br/&gt;Adil gelir dağılımının sağlanmasına yönelik olarak çeşitli politikalar önerilmektedir. Çalışmamız gelir dağılımında adaletin sağlanmasına yönelik olarak sadece beşeri sermaye yatırımlarını kapsamaktadır. Bu anlamda öncelikle Türkiyedeki gelir dağılımı problemi ve oluşmasındaki sebepler ele alınacak daha sonra ise bu problemin çözümünde beşeri sermaye yatırımlarının etkileri tartışılacaktır.&lt;br/&gt;L Türkiyede Kişisel ve Fonksiyonel Gelir Dağılımının Görünümü&lt;br/&gt;Gelir dağılımı; bir ülkede belirli dönemler içinde üretilen gelirin fertler, fertlerden oluşan gruplar veya üretim faktörleri arasında bölünmesidir. Gelirin fertler, aileler ve çeşitli tüketici birimler arasında bölünmesine kişisel gelir dağılımı, üretim faktörleri arasındaki dağılımına ise fonksiyonel gelir dağılımı denir. Genelde iktisat teorisinde gelir dağılımı, birincil gelir dağılımı çerçevesinde ele alınmıştır. Birincil gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı, ikincil gelir dağılımı ise bireysel gelir dağlımı olarak ifade edilmektedir. Araştırmamızın bu kısmında öncelikle ülkemizde kişisel ve fonksiyonel gelir dağılımın son durumu analiz edilecek ve bu analiz çerçevesinde gelir dağılımının bozulmasında veya düzelmesinde etkili olan sebepler üzerinde durulacaktır.&lt;br/&gt;A. Kişisel Gelir Dağılımı&lt;br/&gt;Ülkemizde ilki 1963de olmak üzere, daha ziyade kişisel gelir dağılımının gelişimin gözlenmesi için çeşitli kurumlar tarafından birçok gelir dağılımı araştırması yapılmış veya yaptırılmıştır. Bu araştırmalarda, gerek değişik yöntemler kullanılması, gerekse değişik kurumlar tarafından yapılması sebebiyle kapsamları belli ölçüde birbirlerinden farklılıklar göstermektedir3.&lt;br/&gt;Dr. Araştırma Görevlisi, Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü ** Araştırma Görevlisi, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü&lt;br/&gt;1Keynes, J. Maynard, istihdam Faiz ve Para Genel Teorisi, Çeviren: Asım Baltacıgil, Minnetoğlu Yayınlan, İstanbul ,1980, s.2&lt;br/&gt;2Keynes, her ne kadar eserinin ilk sayfalarında gelir dağılımı konusuna önem atfedecek bir göndermeyle başlıyorsa da gerçekte gelir&lt;br/&gt;dağılımı konusuyla ayrıca ilgilenmediği bilinmektedir.&lt;br/&gt;3İfade edilen araştırmaların yöntemleri konusu bu araştırmanın kapsamını aşmaktadır. Bu konuda detaylı bilgi için bak: Özmucur, Süleyman,&lt;br/&gt;Türkiyede Gelir Dağılımı Vergi Yükü ve Makroekonomik Göstergeler, Boğaziçi Üniversitesi Yayını, İstanbul, Mart 1996.&lt;br/&gt;Tablo 1. Çeşitli Araştırmalarda Gelir Gruplarının % 20 lik Dilimlere Göre Karşılaştırılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelir Grupları 1963 DPT 1 1968 DPT&lt;br/&gt;2 1973 DPT&lt;br/&gt;3 1986 TÜSİA D4 1987 DİE&lt;br/&gt;5 1994 DİE 6 &lt;br/&gt;En düşük % 20 4,5 3,0 3,5 3,9</description></item><item><title>HALICILIK TEZGAH TİPLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?halicilik-tezgah-tipleri-457269.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;BÖLÜM TEZGAH VE AVADANLIKLAR&lt;br/&gt;HALICILIKTA KULLANILAN TEZGAH TİPLERİ:&lt;br/&gt;Bugün yurdumuzda halı imalinde üç tip tezgah kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;1. Sarma Tip Tezgahlar.&lt;br/&gt;   A- Sarma tip ahşap tezgahlar&lt;br/&gt;   B- Sarma tip metal (madeni) tezgahlar.&lt;br/&gt;2.Germe tip (düz) tezgahlar&lt;br/&gt;3.Yer tezgahları.&lt;br/&gt;Şimdi bu tezgahları özelliklerine göre ayrı ayrı inceleyelim.&lt;br/&gt;1- SARMA TİP TEZGAHLAR:&lt;br/&gt;Bu tezgahlarda, çözgü ve dokunan halı üst ve alt levente sarıldığı için sarma tip tezgah ismini almıştır. Bu tür tezgahlar daha ziyade Isparta, Burdur ve Tokat illerinde, Ceza ve Tevkif evi atölyelerinde kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Bu tezgahlarda, dokunacak halının çözgüsü; tezgah üzerinde çözülmeyip başka bir çözgü aparatında çözüldükten sonra tezgaha aktarılmaktadır. Çözgünün tezgaha takılıp aktarılmasından sonra, çözgü tellerinin hepsinde aynı gerginliği sağlamak imkansızdır. Onun için, bu tip tezgahta;&lt;br/&gt;a- Çözgü aparatının hatasız ayarlanması,&lt;br/&gt;b- Çözgünün hatasız çözülmesi,&lt;br/&gt;c- Çözgünün tezgaha düzgün takılması ve aktarılması,&lt;br/&gt;d- Tezgaha takılıp aktarılan çözgünün gevşek olan telleri varsa, teker teker bağlanarak mümkün olduğu kadar hepsinin aynı gerginliğe getirilmesi gerekir. (Buna şeytan düğümü denir.) Bu tezgahın yan ağaçlarında bulunan levent başlarının geçtiği iki yuvanın arısındaki mesafede aynı olmalıdır.&lt;br/&gt;Leventlerin iki başının çaplanda eşit olmalıdır. Aksi takdirde halı dokunup sarıldıkça, çözgünün bir tarafı gergin, diğer tarafı gevşek kalır. Dokuyucu bunu gidermek için üst levent ile çözgü arasına ağaç parçası koyarak telafi cihetine gider ki, bu da halıda potluk meydana getirir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A- SARMA TİP AHŞAP TEZGAHIN PARÇALARI&lt;br/&gt;AĞAÇ AKSAMI ADEDİ DEMİR AKSAMI ADEDİ &lt;br/&gt;1 -Tezgah Tablası 1 Adet 1 -Çubuk demiri 2 Adet &lt;br/&gt;2- Yan ağacı 2 Adet 2-Köstek (kol) demiri 1 Adet &lt;br/&gt;3-Levent 1 Adet 3-Köstek Çemberi 1-2 Adet &lt;br/&gt;4-Gücü yatağı 1 Adet 4-Çengel 1 Adet &lt;br/&gt;5-Gücü ağacı            1 Adet 5-Halkalı doğru dem. 1-2 Adet &lt;br/&gt;6-Gücü kalıbı 1 Adet 6-Halkalı eğri demiri 1-2 Adet &lt;br/&gt;7-Varan gelen 1 Adet 7-Gerdirme makinası 1-2 Adet &lt;br/&gt;8-Köstek takozu       Yeteri kadar. &lt;br/&gt;9-Payanda 2 Adet &lt;br/&gt;10-Oturak tahtası 1 Adet &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Isparta Tipi Sarma Ahşap Tezgahı&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.Yan Tahtası&lt;br/&gt;2.Levent (Merdane, top)&lt;br/&gt;3.Gücü Ağacı&lt;br/&gt;4.Varan-Gelen Ağacı(var-gel ağacı)&lt;br/&gt;5.Oturma Tahtası&lt;br/&gt;6.Kol Demiri (Takoz Demiri)&lt;br/&gt;7.Desen Kağıdı&lt;br/&gt;8.Gerdirme Makinası (Gergi Mak.)&lt;br/&gt;9.Eğri - Doğru Demir&lt;br/&gt;10.Köstek (Çember)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11.Çözgü (Direzi, Eriş, Arış)&lt;br/&gt;12.İşlenmiş Halı&lt;br/&gt;13.Çapraz&lt;br/&gt;14.Takoz&lt;br/&gt;15.Merdanenin Fili Başı&lt;br/&gt;16.Payanda&lt;br/&gt;17.Çapraz İpi&lt;br/&gt;18.Yumak (Yün İpi) &lt;br/&gt;19- Gücü Açıp Kapama Kolu (Manivela Kolu) &lt;br/&gt;ISPARTA TİPİ SARMA AHŞAP HALI TEZGAHININ DEMİR A&lt;br/&gt;i&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERii&lt;br/&gt;BÖLÜM TEZGAH VE AVADANLIKLAR1&lt;br/&gt;HALICILIKTA KULLANILAN TEZGAH TİPLERİ:1&lt;br/&gt;1- SARMA TİP TEZGAHLAR:1&lt;br/&gt;A- SARMA TİP AHŞAP TEZGAHIN PARÇALARI2&lt;br/&gt;ISPARTA TİPİ SARMA AHŞAP HALI TEZGAHININ DEMİR AKSAMLARI3&lt;br/&gt;AĞAÇ AKSAMI3&lt;br/&gt;DEMİR AKSAMI5&lt;br/&gt;SARMA TİP AHŞAP TEZGAHIN KURULMASI7&lt;br/&gt;SARMA TİP İKİ AHŞAP TEZGAHIN KARŞILIKLI OLARAK KURULMASI9&lt;br/&gt;B- SARMA TİP METAL (MADENİ) TEZGAHLAR9&lt;br/&gt;SARMA TİP METAL TEZGAHIN PARÇALARI10&lt;br/&gt;METAL (MADENİ) TEZGAHIN KURULUŞU11&lt;br/&gt;2. GERME TİP (DÜZ) TEZGAHLAR12&lt;br/&gt;3. YER TEZGAHLARI14&lt;br/&gt;AVADANLIKLAR15&lt;br/&gt;DOKUMADA KULLANILAN ALETLER.15&lt;br/&gt;DOKUMAYA GEÇMEDEN ÖNCE YAPILACAK İŞLEMLER.16&lt;br/&gt;1-ÇÖZGÜ ALETİ (APARAT)17&lt;br/&gt;2- SARMA TEZGAH İÇİN ÇÖZGÜNÜN ÇÖZÜLMESİ17&lt;br/&gt;3- ÇÖZGÜ ÇÖZMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR17&lt;br/&gt;4- ÇÖZGÜ ÇÖZERKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR18&lt;br/&gt;5- ALT VE ÜST ÇUBUK DEMİRLERİNDE BAŞ VE SON AYARININ YAPILIŞI19&lt;br/&gt;6- SARMA TİP TEZGAHA ÇÖZGÜNÜN TAKILIP AKTARILMASI21&lt;br/&gt;7- AHŞAP GERME TEZGAHTA ÇÖZGÜNÜN YAPILIŞ ŞEKLİ22&lt;br/&gt;SARMA TEZGAHLAR23&lt;br/&gt;SARMA TEZGAHIN PARÇALARI24&lt;br/&gt;1- LEVENT24&lt;br/&gt;2- YAN AĞAÇLAR24&lt;br/&gt;3- GÜCÜ AĞACI24&lt;br/&gt;4- VARANGELEN25&lt;br/&gt;5- GÜCÜ ALTI VE KARŞILIK TAKOZU25&lt;br/&gt;6- KÖSTEK TAKOZU25&lt;br/&gt;7-GERDİRME MAKİNASI (Mengenesi)26&lt;br/&gt;8- HALKALI DOĞRU DEMİR26&lt;br/&gt;9- KALKALI EĞRİ DEMİR27&lt;br/&gt;10-KÖSTEK (KOL) DEMİRİ27&lt;br/&gt;11- KÖSTEK ÇEMBERİ (ZİNCİRİ)27&lt;br/&gt;12-YUVARLAK ÇUBUK DEMİRİ28&lt;br/&gt;13- TABLA28&lt;br/&gt;14-  PAYANDA28&lt;br/&gt;15-  ÇENGEL (KANCA)28&lt;br/&gt;2.1.2. GERME TEZGAHLAR29&lt;br/&gt;2.1.3. YER TEZGAHLARI29&lt;br/&gt;2.2- SARMA TEZGAHIN KURULMASI30&lt;br/&gt;2.3- ÇÖZGÜ APARATI31&lt;br/&gt;2.4. AVADANLIKLAR32&lt;br/&gt;2.4.1. KİRKİT32&lt;br/&gt;2.4.2. MAKAS32&lt;br/&gt;2.4.3- BIÇAK32&lt;br/&gt;DOKUMAYA GEÇMEDEN ÖNCE YAPILACAK İŞLEMLER32&lt;br/&gt;3.1-  SARMA TEZGAH İÇİN ÇÖZGÜNÜN ÇÖZÜLMESİ32&lt;br/&gt;3.2.  SARMA TEZGAHTA ÇÖZGÜNÜN TEZGAHA TAKILIP AKTARILMASI33&lt;br/&gt;3.3.  AĞIZLIK İPLERİNİN TAKILMASI34&lt;br/&gt;3.4.  ZİNCİR YAPILMASI34&lt;br/&gt;3.5. KİLİM DOKUMASI35&lt;br/&gt;ÇÖZGÜNÜN  HAZIRLA</description></item><item><title>TAŞBASKI KALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tasbaski-kalemi-350727.html</link><description>TAŞBASKI KALEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Taşbaskı kalemi 19. yüzyıl sonunda oldukça çok kullanılmıştı. Özellikle de Toulouse Lautrec ve H. Daumier sayesinde gelişti. Bugün ister tek başına ister fırçayla birlekte olsun çok sayıda sanatçı tarafından kullanılmaktadır. Bu teknik siyahtan çok açık griye varan ara değerler içinde çeşitlilik sağlar. Sanatçı, desenini gerçekleştirirken taşın grenine yapışarak yağlı bir bölüm oluşturarak özel bir kalem kullanır. Yağlı kalemle yapılan taşbaskı, siyah tebeşir veya kurşun kalemle çalışma, greninden,dokusundan  tanınır.&lt;br/&gt;Taşbaskı kalemleri, mum, sabun, içyağı, gomalak ve iskarasından yapılır. Karışımdaki yağ, taşla birlikte kalkerli bir sabun, gomalak ise sıkıştırılmış öz içindir. &lt;br/&gt;Farklı kalem türleri vardır. Sert kalem hafif ve ince gölgeler için yumuşak kalem ise kalın gölgeler çizmeye yarar. Kalemin kapladığı bölgeler bir bez parçası ile sürtülerek derece derece yumuşayan değerler elde edilir. Eugene CarriÃ©re sık sık bu yöntemi uygulardı. Kalemler hep ucundan başlayarak yontulur. Çok hassas baskılar için ucu iyice inceltilmiş kalemler kullanılır.&quot;(7)Loche, RenÃ©e.&lt;br/&gt;Taşbaskı kalemleri birçok taşbaskıcı ve sanatçı tarafından değişik formüllerle imal edildi, kullanıldı. &lt;br/&gt;Mum48488882&lt;br/&gt;Sabun644456&lt;br/&gt;İspermeçet44&lt;br/&gt;Gomalak44&lt;br/&gt;İçyağı546&lt;br/&gt;İs Karası33333332&lt;br/&gt;Zincifre2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizelge 1. Senefelder&quot;in 8 özel yağlı kalem formülü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaleme kıvam verem mum ve gomalaktır. İçyağı ve ispermeçet ise ezilme eğilimini arttırırlar. &quot;Engelmann&quot;ın çk tutulan yağlı kalem formülü: &lt;br/&gt;İçyağı, 4 kısım; erimiş nitrat tuzu (Güherçile), 1 kısım; su, 7 kısım; iskarası, 7 kısım.&lt;br/&gt;Senefelder, önce mum ile sabunu kaynatıyor, iskarasını karıştırıyordu. Karıştırma sıcak bir plaka üzerinde yapılıyor, akışkan hale gelene kadar ateşte tutuyordu. Daha sonra da taş plaka üzerine boşaltılan karışım yağla ovarak hamur haline getirip bıçakla ince uzun parçalara bölüyordu. &lt;br/&gt;&quot;Birinci sınıf taşbaskı sanatçıları kalemlerini ve mürekkeplerini kendileri hazırlarlar. Bugün özel yapımcılar farklı kalitede kalem üretmektedir. Taşbaskı kalemleri iki farklı biçimde bulunur. İlki bilinen kalem boyutunda gövde kullanıma uygun spiral biçimde soyulan kağıttan yapılır. İkincisi Amerikan kalemi olarak da anılan, uzunluğu 5 cm dolayında farklı sertlikteki  köşeli çubuklardan meydana gelir. Kalemlerin sertlik dereceleri, yuvarlaklar için 1-5, köşeliler için 0-5 numaralarla belirtilir.&quot; (9) Loche, RenÃ©e. A.g.y. Numara büyüdükçe kalem yumuşar. En sert kalem sert bir tür reçine de ihtiva eder. Elde edilmek istenen siyahın koyuluğuna ve çalışmaa uygun kalem seçilmelidir. Çok yağlı kalem, el sıcaklığında yumuşar ya da taş üzerinde kırılır. Kalemler daha rahat kullanım için füzen taşıyıcıya takılır. Yağlı kalem bulunamadığında yerine asetat kalemi ya da göz kalemi de kullanılabilir. &lt;br/&gt;Sanatçı, çalışmasının eskizini çizmek için bazen yağsız normal bir kurşun kalemden yararlanır. Ama genelde de baskı sırasında kağıda geçmeyen yağsız &quot;sangin&quot; adı verilen bir tebeşir kullanılır. &lt;br/&gt;TAŞBASKI MÜREKKEBİ&lt;br/&gt;Fırça veya uçla yapılan bir taşbaskıda taşbaskı mürekkebi adı verilen bir mürekkep kullanıldığında farklı değer ve görünüşler elde edilse bile her zaman aynı temel malzemeleri içerirler. Bunlar, içyağı, balmumu, gomalak ve iskarasıdır. Bu mürekkep iki fonksiyona sahiptir. Bir yandan taşın içine nüfuz ederek baskı mürekkebini içine çekmek, diğer yandan da asit etkisine direnç göstermek. &lt;br/&gt;Taşbaskı mürekkebi katı ve sıvı şeklinde bulunmaktadır. Önceden sulandırılmışı, Bazen çelik uçlu kalem çalışmaları için bazen de fırça ile bir yüzeyi örtmek için kullanılır. Yumuşak mürekkep genellikle terebentinle eritilir ve desinatör mürekkebi olarak da adlandırılır. Katı olanı dikdötgen bir plaka biçimindedir. Bu mürekkep porselen bir godenin iç kenarına sürülerek üzerine birkaç damla su damlatılır. Kullanılacak kadar mürekkep biriktiğinde kap içinde eriyinceye kadar parmakla ezilerek &quot;lavi&quot; uygulamaları için gerekli mürekkep elde edilir. &lt;br/&gt;TAŞBASKI TEKNİKLERİ&lt;br/&gt;ÇELİK</description></item><item><title>EBRU SANATI VE GÜNÜMÜZDEKİ UYGULAMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ebru-sanati-ve-gunumuzdeki-uygulamalari-395397.html</link><description>Her toplumun kendine özgü bazı kültürel özellikleri vardır. Bu özellikler daha sonraki nesillere aktarılarak gelenek ve göreneklerin devamını sağlar, geçmişten günümüze olan değerlerin ve topluma has kültürün özelliğini yitirmemesi için örf ve adetlerin aktarımı önemlidir. &lt;br/&gt;Kültür toplumun bir öğesi olan insanın, doğanın yarattıklarına karşılık ortaya koyduğu ve toplumdan edindiği, maddi ve manevi her şeydir. Bilgi, inanç, sanat, ahlak, gelenek ve göreneklerle yemek yeme alışkanlığı diğer bir deyişle, insanlarla ilgili her şey kültürü oluşturmaktadır. (Demirel 1995:22)&lt;br/&gt;Kültür ve medeniyet birbirinden ayrılması mümkün olmayan iki temel unsurdur. Kültürüne sahip çıkmayan milletlerin medeni olmaları ve varlıklarını devam ettirmeleri imkansızdır. (Kültür Bakanlığı 1998:5)&lt;br/&gt;Diğer bir tanıma göre kültür, insan türüne özgü bilgi inanç ve davranışların bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir. (Anabiritannica Ansiklopedisi 1957:157)&lt;br/&gt;Kültürünün öğelerinden biri olan sanat halkın duygularını gelenek ve göreneklerini yansıtan bir bütündür. &lt;br/&gt;Sanat dillerinin anlatım gücü, zaman ve ülke sınırlılıklarını aşarak insanlar arasında anlaşma sağlayabilen ve insanlığın ortaya çıkışından bu güne kadar sürdürmüş olan bir kültür unsurudur. (Akgül 1998:1)&lt;br/&gt;Sanat bazı düşüncelerin, amaçların, durumlarını yada olguların becerilerin ve düş gücü kullanarak ifade edilmesine yada başkalarına iletilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği (Anabiritannica 1993:127)&lt;br/&gt;Sanat insanoğlunun milyonlarca yıla varan uzun geçmişi içinde taş yontma ve Mağara resimleriyle başlar ve neolitik çağdan basit ama zarif biçimlerde çalışılmış ve sepetten, çanak-çömleğinden kusursuz güzellikteki sanat eserlerine ve günümüzün modern sanatına uzanır. (Atay, 1987:21)&lt;br/&gt;Sanat dillerin anlatım gücü, zaman ve ülke sınırlarını aşarak insanlar arasında anlaşma sağlayabilen ve insanlığın ortaya çıkışından bugüne kadar etkisini sürdürmüş olan bir kültür unsurudur. (Züber, 1972:21)&lt;br/&gt;Türklerin İslam dinini kendi ist</description></item><item><title>SULUBOYA TEKNİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?suluboya-teknigi-343336.html</link><description>SULUBOYA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kağıt veya benzeri emici satıh üzerinde tabaka yapmayan su ve sulu boya çeşitleriyle yapılan bir tekniktir.&lt;br/&gt;Suluboya tekniği, hızlı düşünmeyi, hızlı hareket etmeyi, güçlü duyumu, sabırlı ve titiz çalışmayı isteyen, hata kabul etmeyen, oldukça zor bir tekniktir. Hata kabul etmemesi suluboyanın zorluğunu arttırır. Suluboyayı diğer boyalardan ayıran en önemli özellik, onun saydamlığıdır ve zor olan da bu saydamlığı sağlamaktır. Satıh üzerine sürülen renkler üst üste geldiğinde iyi kontrol edilmezse, suluboyada makbul olan şeffaflık bozulabilir ve kirlenmeler başlar. Kirlenen sahalar yıkanarak emici kağıtla temizlenebilirse de böyle bir çalışma sulu boya tekniğinde ustalık ister.&lt;br/&gt;Tekniğin kendisinin olduğu kadar uygulandığı kağıttan dolayı da suluboya genellikle hakim olunması güç bir teknik olarak bilinir. Hernekadar dayanıklılık konusunda yağlıboya ile rekabet edemese de suluboya dayanıklı ve seçkin bir tarihe ve geleceğe sahiptir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Suluboyanın bu heyecan verici macerası günümüzden 33.000 yıl önce mağara duvarlarında başlamıştır. Üç amatör mağaracı ilk kez 1994 yılında güneybatı Fransanın ArdÃ©che bölgesindeki bir mağarada, mağara duvarlarına suluboya ile yapılmış öküz, ayı ve rengeyiği resimleriyle karşılaşmışlardır.&lt;br/&gt;Pigmentlerin arap zamkıyla ezilmesinden elde edilen ve suyla karıştırılarak kullanılan suluboyanın önce renk yelpazesi gelişmiş, daha sonra suluboya 4.yüzyılda sırasıyla ağaç kabuğundan yapılmış kağıt, ipek kağıt ve pirinç tabanlı bir başka tür kağıtla tanışmıştır.&lt;br/&gt;İran, Hindistan, Japonya ve Çinden sonra dünyanın her yanında suluboya eserler verilmiştir. Avrupada Botticelliden (1470), Vinciye (1497), Albrecht Durerden (1503), Cezannea, Turnera, John Sell Cotmana dünyanın en ünlü ressamları suluboyanın sihirli yansımalarına gönül vermişlerdir. Türklerde minyatürcülerle gelişen suluboya, Tanzimat Dönemi&quot;nde Hoca Ali Rıza, Osman Hamdi gibi ressamlarımızla ölümsüzleşmiştir.&lt;br/&gt;Suluboya bir resim tekniği olarak kullanılmadan önce ilk başlarda İngiltere&quot;de mimarlar ve topografya uzmanları tarafından kullanılmaktaydı. 19. yy&quot;ın başlarında Amerika&quot;da suluboya tekniği, yağlıboya ve oymacılık için bir tür taslak çıkarma aracı olarak kullanılırken; İngiliz sanatçılar suluboyayı yağlıboyaya eş değerde apayrı bir teknik olarak kabul etmişlerdir. Bundan sonra suluboya doğal parlaklığı ve hızlı uygulanma kapasitesi sayesinde peyzaj ressamları için ideal bir teknik olmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SULUBOYA TEKNİĞİNİN DETAYLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Suluboya yapmak için gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:&lt;br/&gt;-Sulu boya ve paleti&lt;br/&gt;-Kağıt veya başka bir satıh (bez, tahta vb. su emici satıhlar)&lt;br/&gt;-Sulu boya fırçası&lt;br/&gt;-Kağıt germek için sert bir satıh (tahta, kontraplak, cam vb.)&lt;br/&gt;-Kağıt yapıştırmak için bant&lt;br/&gt;-Sünger, papye kağıdı veya suyu emen kağıt veya bez geniş ağızlı bir su kabı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Palet/Gode: Suluboya tekniğinde boyaların karıştırılabilmesi ve istenilen sulandırmanın yapılabilmesi için palet ve gode kullanılır. Tablet sulu boya kaplarının kapları da bu işi görür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Satıh (Zemin): Suluboya yapılacak satıh, sonucun iyi olması için önemlidir. Satıhın emiciliği, gerili olup olmaması, dokusu, kuru veya nemli olması, gibi nedenler boyanın yapacağı lekeyi etkileyebileceğinden, suluboya yapan kişinin deneyimi ve gözlemleri ile ne tür bir leke elde edeceğini araştırması gerekir.&lt;br/&gt;Tek renkle yapılan suluboya türüne Lavi adı verilir. Bu teknikte boya suyla az veya çok karıştırılarak değişik tonlar elde edilir. Tek renk kullanılan kağıtlar sert bir zemin üzerine ıslatılarak yapıştırılmalıdır. Süngerle veya fırçayla nemlendirilen kağıt genişleme yaptığında sert zemin üzerine bantlarla yapıştırılıp kurumaya bırakılır. Kuruyan kağıt küçülerek gerginleşir. Bu kağıt üzerinde isteğe göre; nemliyken veya kuruyken, ya da kuruyan yerler tekrar nemlendirilerek çalışılır. Resim bittiğinde kuruyan kağıt keskin bir uçla kesilerek çıkartılır.&lt;br/&gt;Kağıtta istenen gerilmeyi sağlayan hazır suluboya blokları da vardır. Kenarlarından zamkla birbirine ve en altta sert bir mukavvaya yapı</description></item><item><title>SÜSLEME SANATLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?susleme-sanatlari-373641.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sayfa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PİKO1&lt;br/&gt;1.1 Düz Piko (Basit Piko)2&lt;br/&gt;1.2 Fisto İlmikli - Rişliyölü Düz Piko (Venedik Pikosu)2&lt;br/&gt;1.3. Küpe Piko (Yuvarlak Piko)3&lt;br/&gt;1.4. Başak İğnesi Piko (Rokoko Piko)4&lt;br/&gt;2.MARKA, MONOGRAM5&lt;br/&gt;3. DANTELLER6&lt;br/&gt;3.1 Tığ Danteli6&lt;br/&gt;4.İNGİLİZ DANTELİ (Dantel Anglez)7&lt;br/&gt;5.OYALAR8&lt;br/&gt;5.1. İğne Oyası8&lt;br/&gt;6. KORDON ve ŞERİTLER9&lt;br/&gt;6.1. Dörtlü Saç Örgüsü Şerit9&lt;br/&gt;7. FİYONKLAR10&lt;br/&gt;8. HAZIR GEREÇLERLE YAPILAN SÜSLEMELER10&lt;br/&gt;8.1. Sutaşları10&lt;br/&gt;8.2. Kurdele - Kurdela veya Kordele11&lt;br/&gt;8.3. Hazır Danteller11&lt;br/&gt;8.4. Şeritler11&lt;br/&gt;8.6. Harçlar12&lt;br/&gt;8.7. Tutturma İğneleri12&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PİKO&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Piko, bir işi süslemek ve daha zengin göstermek için yapılır. Kenar temizlemelerinde uygulanan fistolarda, kolber işlerinde, her türlü beyaziş iğnelerinde ve çeşitli oya, dantel motiflerinin süslenmesinde kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapılış biçimlerine göre isim alırlar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Düz piko (Basit piko)&lt;br/&gt;2- Rişliyölü düz piko (Venedik pikosu)&lt;br/&gt;3- Küpe piko (yuvarlak piko)&lt;br/&gt;4- Başak iğnesi piko (Rokoko piko)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1 Düz Piko (Basit Piko)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rişliyö ilmikleri arasından ipliğin bol bırakılarak bağlanması şeklinde yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İşlem Basamakları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Yapılacak yeri sarma veya rişliyö işleyiniz.(istenilen piko arası kadar).&lt;br/&gt;2- 5 - 6 cm uzunluğunda bir iplik kesiniz ve ikiye katlayınız.&lt;br/&gt;3- İkiye katlanan ipliği sol elinizle tutunuz.&lt;br/&gt;4- İğneyi bu ipliğin içinden geçiriniz ve geriye dönerek son ilmiğin için den çıkınız.&lt;br/&gt;5- İşleme ipliğini çekerek piko boyunu ayarlayınız.&lt;br/&gt;6- Piko ipliklerinin üstünden bir ilmek yaparak pikoyu pekiştiriniz. (Şekil 1)&lt;br/&gt;7- Rişliyö işlemesine ikinci pikoya kadar devam ediniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil - 1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Not: Şekil 1 de görüldüğü gibi kolber işlemesine ve makrame danteline uygulanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2 Fisto İlmikli - Rişliyölü Düz Piko (Venedik Pikosu)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Düz pikonun üstüne rişliyö işlenerek yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İşlem Basamakları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Kumaş kenarını (A) noktasına kadar rişliyö yapınız. (rişliyö veya sarma)&lt;br/&gt;2- İpliği düz pikoda olduğu gibi başka bir ipliğin veya toplu iğnenin üstünden geçiriniz.&lt;br/&gt;3- Düz pikoyu uygulayınız.&lt;br/&gt;4- (A) noktasından ilmik içinden çıkınız.&lt;br/&gt;5- Bu işlemi 2 - 3 defa tekrarlayarak birit kalınlığını veriniz.&lt;br/&gt;6- (B) noktasından başlayıp biritin üstünü (e) ye kadar rişliyö ile sarınız. (Şekil 2)&lt;br/&gt;7- Eşit aralıklarla işlemi tekrarlayınız.&lt;br/&gt;Not: Bir ilmek arayla ikili, üçlü gruplar halinde yapılabilir.&lt;br/&gt;Birit ipliğinin ucuna pul, boncuk, inci geçirilerek boncuk oyası görünümü verilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil - 2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. Küpe Piko (Yuvarlak Piko)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu piko rişliyö veya sarma ile yapılır,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İşlem Basamakları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Kumaşın kenarını (A) noktasına kadar rişliyö veya sarma işleyiniz.&lt;br/&gt;2- Geriye doğru 5 - 6 ilmik sayarak (B)noktasındaki ilmiğin içinden çıkınız.&lt;br/&gt;3- Aynı işlemi 2 - 3 defa tekrarlayarak biritin kalınlığım bulunuz.&lt;br/&gt;4- (D) noktasından (A)&quot;ya kadar biriti rişliyö ile sarınız. (Şekil 3)&lt;br/&gt;5- Eşit aralıklarla işlemleri tekrar ediniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Not: Ayni işlem uygulanarak üçlü, beşli gruplar halinde işlenebilir. (Şekil 4-5)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Şeki</description></item><item><title>CAM SANAYİİ SEKTÖRÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cam-sanayii-sektoru-445339.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL BİLGİLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. BÖLÜM: CAMIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;1.1. CAMIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;1.2. CAMIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;1.3. CAMIN MEKANİK ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;1.4. CAMIN ELEKTRİKSEL ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;1.5. CAMIN OPTİK ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. BÖLÜM: SEKTÖRÜN SINIRLARI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. BÖLÜM: CAM BİLEŞİMLERİ, CAM ANA VE İLKEL MADDELERİ &lt;br/&gt;3.1. CAM BİLEŞENLERİNİN ETKİLERİ &lt;br/&gt;3.2. CAM HAMMADDELERİ &lt;br/&gt;3.2.1. KUVARS KUMU &lt;br/&gt;3.2.2. SODA &lt;br/&gt;3.2.3. KİREÇTAŞI-KALKER &lt;br/&gt;3.2.4. DOLOMİT &lt;br/&gt;3.2.5.FELDSPAT &lt;br/&gt;3.3. YARDIMCI MADDELER &lt;br/&gt;3.3.1. ARITMAYI-AFİNASYONU HIZLANDIRICI MADDELER &lt;br/&gt;3.3.2. İZABEYİ HIZLANDIRICI MADDELER &lt;br/&gt;3.3.3. RENK VERİCİ MADDELER &lt;br/&gt;3.4. KIRIK CAM &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. BÖLÜM: CAM ERGİTME FIRINLARI &lt;br/&gt;4.1. POTA FIRINLAR &lt;br/&gt;4.2. HAVUZLU FIRINLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5. BÖLÜM: CAM ÜRETİM TEKNOLOJİLERİ &lt;br/&gt;5.1. DÜZ CAM &lt;br/&gt;5.1.1. FOURCOULT DİKEY ÇEKME YÖNTEMİ &lt;br/&gt;5.1.2. LİBBEY- OWENS (COLBURN) YÖNTEMİ &lt;br/&gt;5.1.3. PİTTSBURGH- PPG- DİKEY ÇEKME YÖNTEMİ &lt;br/&gt;5.1.4. FLOAT YÖNTEMİ &lt;br/&gt;5.2. BUZLU- TELLİ CAM &lt;br/&gt;5.3. ÇİFT CAM (YALITIM CAMI) &lt;br/&gt;5.4. EMNİYET CAMLARI &lt;br/&gt;5.5. AYNA &lt;br/&gt;5.6. CAM AMBALAJ MALZEMELERİ-CAM KAPLAR &lt;br/&gt;5.7. CAM EV EŞYASI &lt;br/&gt;5.8. CAM BORU VE ÇUBUK &lt;br/&gt;5.9. CAM YÜNÜ &lt;br/&gt;5.10. CAM ELYAF &lt;br/&gt;5.11. FİTİL &lt;br/&gt;5.12. DOKUNMUŞ FİTİL &lt;br/&gt;5.13. KIRPILMIŞ DEMET &lt;br/&gt;5.14. İPLİK &lt;br/&gt;5.15. KEÇE &lt;br/&gt;5.16. OPTİK CAMLAR &lt;br/&gt;5.17. TV TÜP CAMLARI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6. BÖLÜM: CAM SEKTÖRÜNÜN YAPISAL VE EKONOMİK ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;6.1. CAM SEKTÖRÜNÜN YAPISAL ÖZELLİKLERİ &lt;br/&gt;6.1.1. İZABE TEKNOLOJİSİNE DAYALI ENERJİ YOĞUN ÜRETİM ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.2. HAMMADDE YOĞUN ÜRETİM ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.3. SÜREKLİ ÜRETİM ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.4. SÜREKLİ YATIRIM ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.5. ÇEŞİTLİ MADDELERİN ELDE EDİLMESİNDE KULLANIM ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.6. TEKNOLOJİK GELİŞME ETKİSİNİN YÜKSEK OLMA  ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.7. CAMDA ALTYAPININ ÖNEMİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.8. YENİLİKLERE BAĞIMLILIK ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.9. ESNEKLİK YARATMA GÜÇLÜĞÜ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.1.10. ÇEVRE İLİŞKİSİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2. EKONOMİK ÖZELLİKLER &lt;br/&gt;6.2.1. ÖLÇEK EKONOMİSİNE BAĞIMLILIK ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.2. DİKEY ENTEGRASYON ZORUNLULUĞU ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.3. İLK YATIRIM MALİYETİNİN YÜKSEKLİĞİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.4. BAŞABAŞ NOKTASININ YÜKSEKLİĞİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.5. SEKTÖRÜN İLERİYE VE GERİYE BAĞLARI ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.6. TEKELCİ - OLİGOPOL YAPI ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.7. GLOBAL ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.8. TALEBİN DEĞİŞKENLİĞİ VE ÜRÜN ÖMÜRLERİNİN KISALMASI ÖZELLİĞİ&lt;br/&gt;6.2.9. DAMPİNGLİ SATIŞLAR ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.10. STOK OLUŞTURMA ZORUNLULUĞU ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.11. BASAMAKLI KAPASİTE OLUŞTURMA ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.12. OLGUNLUK DÖNEMİ ÜRÜNÜ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.13. DÜNÜN, BUGÜNÜN VE YARININ ÜRÜNÜ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.14. ÜRÜN ÇEŞİTLİLİĞİNİN FAZLALIĞI ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.15. MÜŞTERİ ÇEŞİTLİLİĞİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.16. MEVSİMSEL HAREKETLERİN GEÇERLİLİĞİ ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.17. TALEP UYARMA ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.18. MARJİNAL KALMA ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;6.2.19. ULUSAL İMAJ VE MARKA ÖZELLİĞİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7. BÖLÜM:  DÜNYA&quot;DA CAM SEKTÖRÜNÜN DURUMU &lt;br/&gt;7.1. MEVCUT KAPASİTE VE ÜRETİM &lt;br/&gt;7.2. DÜNYA CAM SEKTÖRÜNDE MEVCUT DURUM &lt;br/&gt;7.2.1. DÜZ CAM &lt;br/&gt;7.2.2. CAM EV EŞYALARI &lt;br/&gt;7.2.3. CAM AMBALAJ ÜRÜNLERİ &lt;br/&gt;7.2.4. CAM YÜNÜ &lt;br/&gt;7.2.5. CAM ELYAF &lt;br/&gt;7.2.6. TEKNİK CAMLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8. BÖLÜM: TÜRKİYE&quot;DE CAM SEKTÖRÜ &lt;br/&gt;8.1. CAM SANAYİ MEVCUT TESİSLER, KAPASİTE VE ÜRETİM  &lt;br/&gt;8.2. CAM SANAYİ İHRACAT, İTHALAT VE GELECEK PROJEKSİYONU &lt;br/&gt;8.3. CAM SANAYİİNDE TEŞVİKLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9. BÖLÜM: SONUÇ VE DEĞERLENDİRME &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAKLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖNSÖZ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cam sanayii, inşaat, otomotiv, içki, meşrubat, gıda, beyaz eşya, mobilya, ecza, denizcilik, elektrik, elektronik, ve diğer sektörlere girdi veren ana sektörlerden birisidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İzabe teknolojisine dayalı olan cam sektöründe, enerji yoğun olarak üretim yapılmaktadır. Kesintisiz-sürekli üretim yapma zorunluluğu olan bu sektörde, başa baş noktasının % 75&quot;lerin üzerinde olması, kapasite kullanım oranının % 90&quot;lar seviyesinde gerçekleşmesini sağlamaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemiz cam sektöründe faaliyet gösteren, cam üreten ve cam ürünlerini işleyen 200&quot;ün üzerinde firma mevcut olup, ülkemiz cam, cam hammaddeleri ve cam mamulleri üretiminin yaklaşık % 85&quot;ini sektördeki en büyük üretici firma olan Türkiye Şişe ve Cam Sanayii Anonim Şirketi&quot; gerçekleştirmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemiz cam sektöründe; genelde, en son ve yeni teknolojiler kullanılmakla birlikte, eski teknoloji kullanan tesisler</description></item><item><title>SOYUT RESİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?soyut-resim-377426.html</link><description>SOYUT RESİM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;1.Soyut Nedir? Çağın Anlayışı i.inde &quot;soyut&quot; un belirlenmesi&lt;br/&gt;2.Soyut Sanat&lt;br/&gt;3.Çağdaş soyut sanatta &quot;soyutluk&quot;&lt;br/&gt;4.Soyut Sanatta &quot;derinlik ve öz&quot;&lt;br/&gt;5.Soyut Sanatta &quot;temel varlık&quot;&lt;br/&gt;6.Soyut Sanatta &quot;biçim-verme&quot;&lt;br/&gt;7.Soyut Sanatta &quot;büyük-gerçek&quot; ve &quot;büyük-soyut&quot;&lt;br/&gt;8.Modern sanatın soyutlaşma nedenleri&lt;br/&gt;9.Soyut resim Örnekler&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&quot;SOYUT&quot; NEDİR? ÇAĞIN ANLAYIŞI İÇİNDE &quot;SOYUT&quot;UN BELİRLENMESİ&lt;br/&gt;Çağın başında Wilhelm Worringer, sanat tarihine yeni bir araştırma mantığı getirirken, tüm sanat yaratmaları için iki kavram saptamak ister. Bu iki kavram, iki temel içtepiyi, iki psikolojik fenomeni karşılar. Bunlardan biri, bütün natüralist eğilimli sanat anlayışlarının dayandığı özdeşleyim (Einfühlung) içtepisi, öbürü de tüm anti-natüralist, soyut eğilimli sanat anlayışlarının dayandığı soyutlama (Abstraktion) içtepisidir. Özdeşleyim kavramını, Theodor Lippsden alan Worringer, bununla; doğaya yönelik, doğa ile mutlu bir ilgi kurmak isteyen sanat üsluplarını açıklamak ister. Şöyle ki, özdeşleyim de insan, kendi varlığının dışında bulunan objelere yönelir, onların varlığında kendi duygularını ve tinsel etkinliğini, özgürlüğünü yaşar. Ancak, bunun olabilmesi için, önce insan ile insan süjesi ile doğa ve doğal nesneler arasında bir güven ve bir sempati ilgisinin doğmuş olması gerekir. Böyle bir güven ve sempati ilgisi, insanı doğaya ve nesnelere götürür. İnsan, karşılaştığı bu nesnelere kendi duygu ve tinsel etkinliğini yükler. Estetik haz, böyle bir süreç içinde doğan bir ürün olur. Çünkü, estetik haz, insanın duygularını yüklediği bir nesnede, kendi duygularını yaşamasından doğar.&lt;br/&gt;Ancak, Th. Lippsden aldığı ve Lippsin de tüm sanat yaratmalarına uyguladığı bu özdeşleyim içtepinin Worringer tüm sanat yaratmalarına uygulanamayacağını, yalnız bir tür sanat yaratmalarına, natüralist sanat yaratmalarına uygulanabileceğini saptamak ister. Buna göre anti-natüralist sanat anlayışları özdeşleyim kavramı ile açıklanamaz. Bu anti-natüralist sanat anlayışları ise &quot;soyut&quot; kavramı altında toplanır. Şu halde, soyut sanat anlayışı özdeşleyim ile açıklanamadığına göre, soyut sanatı açıklayacak bir başka kavrama gereksinme vardır. Bu kavramı Worrin-ger soyutlama içtepisinde bulur. Soyutlama içtepisi, özdeşleyimin natüralist sanat üsluplarını açıklamasına karşılık, soyut sanat üsluplarını açıklayacaktır. Böylece, Worringer, tüm sanat üsluplarını ve sanat tarihini açıklayabilecek iki temel içtepi ve iki temel kavram ele geçirmiş oluyor. Bu iki kavram iki psikolojik yetiyi ifade ettiğine göre, tüm sanat üslupları ve üsluplardan oluşan tüm sanat tarihi, psikolojik bir temele oturtulmuş oluyor. Genellikle sanat fenomenini böyle psikolojik olarak açıklama ki bu, Worringere göre biricik mümkün açıklama biçimidir, çağdaş en sağlıklı araştırma yöntemidir. Hatta, bu, Worringer için estetik&quot;i modern bir bilim olarak belirleyen en önemli bir niteliktir. Worringer bunu şöyle belirtir: Â«Estetik objektivizmden estetik sübjektivizme en kesin adımı atmış olan, yani araştırmalarında artık estetik objenin biçiminden değil de, estetik objeye bakan süjenin davranışından hareket eden modern estetikÂ&#187; derken, modern estetikin bu ana niteliğini, sübjektivist-psikolojik niteliğini vurgulamak ister.&lt;br/&gt;Buna göre, iki içtepimiz var: özdeşleyim ve soyutlama içtepileri. Bir de bunların karşılıkları olan iki üslup var: natüralizm ve soyut üslup. Yukarda, natüralist üslup ile özdeşleyim arasındaki ilgiye kısaca değinmiştik. Bu ilgi, insan süjesi ile doğa varlığı arasında kurulan mutlu bir ilgiye dayanıyordu. Şimdi, soyutlama içtepisi açısından insan ile doğa arasındaki ilginin nasıl bir ilgi olduğunu sorabiliriz. Hemen söylememiz gerekir ki, bu ilgi, insanın dış dünya ve dış dünya olayları karşısında duyduğu bir iç huzursuzluğunu ve tinsel bir korkuyu dile getirir. İnsanın, bağlanışız, karmaşık ve sınırsız dünya olayları karşısında duyabileceği en belirgin duygu, iç-huzursuzluğu ve korku duyguları olacaktır. Ama, öte yandan, insan evrende güven ve huzur içinde, korkusuz yaşamak ister. İnsan bu huzur ve güven ihtiyacım nasıl gerçekleştirecektir? İnsan, bu huzur ve güveni sanatta, sanat biçimlerinde bulacaktır. Ancak, sanatta huzur ve güven bulma olanağı, artık özdeşleyimde olduğu gibi, Â«dış dünyanın nesnelerine kendini vermek, onlar aracıyla kendi kendinden haz duymak değildir; tersine her tir nesneyi keyfiliğinden ve görünüşteki tesadüfiliğinden kurtarma, onu Â&#187; oyut biçimlere yaklaştırarak ölümsüz kılma ve böylece görünüşler dünyası</description></item><item><title>GRAFİK SANATLARİN TANİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?grafik-sanatlarin-tanimi-347678.html</link><description>Grafik Sanatlarin Tanimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Grafik Sanatlar resim, heykel, mimari ve dekoratif sanatlar gibi plastik sanatlarin önemli kollarindan biridir. Diger sanat dallarinda estetik ön planda oldugu halde grafik sanatlar estetik ve mekanigin iç içe oldugu bir sanat dalidir, çünkü bu sanat dalinda yapilan her is baskilanmak (kopyalanmak) için yapilir. Baski da bir teknik gerektirdiginden o teknigi bilmek gerekir. Resim, fotograf, yazi ve karikatür sanatlarindan yararlanan bu sanat dali diger sanatlardan farklidir. Grafik Sanatlar iki ana bölüme ayrilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Özgün Grafik Sanatlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Burada grafik sanatçisi bir ressamdir. Eserini bir ressam gibi planlar ve düzenler; ancak yaptigi çalismayi özgün baski türlerinden birisi ile çogaltmasi gerekir, bunun için bu baski türünü çok iyi bilip uygulayabilmelidir. Bu bölümde uygulanan baski türleri, linol, agaç baski, litografi ve serigrafi gibi baski türleri. Bu baski türleri sanatçinin tek basina uygulayabilecegi baski türleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Reklam Grafik Sanatlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Reklam, ekonomik gelismede satisa çikarilan mallar, ürünler ve kavramlar hakkinda topluma bilgi vermek ve onlarin satin alinmasini saglamak için ikna etmektir. Reklamlar hazirlanis biçimi açisindan üç grupta hazirlanir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Göze hitap eden reklamlar: afis, pankart, brosür, katalog, gazete ve mecmua reklamlari vs. gözün etkilendigi reklamlardir. Grafik Sanatlar gözün etkilendigi sanattir ve reklamin bu bölümü ile ilgilidir.&lt;br/&gt;b)Kulaga hitap eden reklamlar: Radyo ve çigirtkan reklamlar&lt;br/&gt;c)Hem göze hem de kulaga hitap eden reklamlar: Sinema ve televizyonlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Reklam Resmi Çalismalari:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Reklam resmi çalismalarinda konu ne olursa olsun asagidaki islem sirasini izlemek çalismayi kolaylastiracaktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Konu is esasina göre tespit edilir. Ürünün veya hizmetin pazarlama stratejisi belirlenip seslenecegi hedef kitle seçilip  maliyet yaklasik olarak hesaplanir.&lt;br/&gt;2-Çalisilan konu ile ilgili çok genis bilgi toplanip benzeri çalismalar izlenip kaynaklar taranir ve her asamada bazi notlar alinir.&lt;br/&gt;3-Kaynak taramasi sonucunda olusan bilgi yogunluguna göre pek çok ön eskiz olusturulur.&lt;br/&gt;4-Ön eskizlerden yola çikarak daha büyük boyutlarda daha saglam çizgilerde, konu renkli ise renkli gelistirilmis eskizler hazirlanir.&lt;br/&gt;5-Gelistirilmis eskizler grafikeri orijinal&quot;e ulastirir, bunun için çok iyi etüt edilmelidir.&lt;br/&gt;6-Orijinal yapilirken amaca uygun araç gereçler iyi belirlenmelidir.&lt;br/&gt;7-Belirlenen araç gereçler kullanim sirasina göre masada konulmalidir.&lt;br/&gt;8-Amaca uygun kalite ve boyutta kagit seçilip çalisma masasina bantla tutturulur.&lt;br/&gt;9-Kursun kalemle yazilar hariç diger ögeler gelistirilmis eskize teknige uygun olarak çizilir ve renklendirilir.&lt;br/&gt;10-Orijinal çalismasi asil isin boyutundan küçük olmalidir daha büyük çalisilabilir.&lt;br/&gt;11-Yazili kisimlar bilgisayarda dizilip orijinal&quot;e eklenmelidir. Büyük boyutlu yazilar daha büyük yeni bir karakterde elle çalisilabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amblem Tasarimlari:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amblem kurulusun çalisma alanlarini piyasada adi hakkinda olusmus düsünceleri anlattigindan bir yerde kurulusun imzasidir. Amblem tasariminda su öneriler göz önüne alinmalidir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Amblem tasarimi gotik ürün tasariminda en zor ürünlerinde en zorudur. Bunun için çok arastirma yapip ve özgün biçimler aranmalidir.&lt;br/&gt;2-Harfle mi, sekille mi hem harf hem de sekil kullanarak mi yoksa tamamen soyut bir biçimler mi olusturacaginiza karar verilmelidir.&lt;br/&gt;3-Amblem çalismalarinda siyah zeminde beyaz, beyaz zeminde siyah lekeler aramak iyidir.&lt;br/&gt;4-Biçim aramalarinda geometrik bizim aramak tasarim çalismalarini kolaylastirir.&lt;br/&gt;5-Tasarim yapilirken orijin yaziyla bütünlesmesi yararlidir. Önceden yapilmis bir orijin yazim varsa amblem buna göre düsünülmeli yoksa ikisi beraber tasarlanmalidir.&lt;br/&gt;6-Amblem firmanin imzasi olarak kabul edildiginden istigal alanini yansitmalidir.&lt;br/&gt;7-Amblemde kartvizitlerden tutun her türlü matbu evrak üzerinde her türlü reklam arasinda kullanildiginda kolay basilabilir nitelikte olmali, hem tipo hem de ofset makinelerde basilabilmelidir.&lt;br/&gt;8-Çok renkli olmamali, çok renkli o</description></item><item><title>KALEM İŞİ DESENLER TAHRİBATI VE RESTORASONU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalem-isi-desenler-tahribati-ve-restorasonu-366399.html</link><description>KALEM İŞİ AŞAMALARI:&lt;br/&gt;1.Belgeleme: &lt;br/&gt;Restorasyonu yapılacak motifler ilk olarak fotoğraf, video gibi görsel tekniklerle belgelenmelidir. Yapılacak restorasyonda belgeleme eserin ilk halini ortaya koyacaktır.&lt;br/&gt;2.Mevcut Motiflerin Çizimi: &lt;br/&gt;Motiflerin aydınger kağıdına çizilerek eksik kısımlar tamamlanarak yapılacak restorasyonda kullanılır.&lt;br/&gt;TEMİZLEME:&lt;br/&gt;Yumuşak fırçalarlarla yüzey tozlardan arındırılır. Yüzeyde kalan ve esere işlemiş kir tabakası ise eser bünyesine zarar vermeyen kimyasal maddeler temizlenir.&lt;br/&gt;BOZULMUŞ YÜZEYLERİN ALINMASI:&lt;br/&gt;Duvar ve tavan yüzeylerinde kabarmış olan kısımların spatula veya bistürü yardımıyla temizlenmesi. &lt;br/&gt;ONARIM:&lt;br/&gt;Dökülen ve bozuk yüzeyleri dolgu malzemesi kullanılarak zemin düzgünleştirilir. Bu işlem yapılırken tüm yüzeyin aynı seviyede ve düzgün olması sağlanır.&lt;br/&gt;ASTARLAMA:&lt;br/&gt;Bozuk olan yüzeylerin ilk katına astar atılır. &lt;br/&gt;TOZLAMA: &lt;br/&gt;Daha önceden yüzeylerden çizimleri yapılan motifler şablonlarla düzeltilir. Çizilmiş  olan motifler ince uçlu iğnelerle delinir.&lt;br/&gt;BOYAMA:&lt;br/&gt;Mevcut motiflerin renklerine en uygun olan tonlar bulunur. Motiflerin şekline göre uygun fırçalar kullanılarak motifler boyanır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FIRÇALARIN UCUNDA HAYAT BULAN GÜZELLİK. KALEMİŞİ&lt;br/&gt;Ropörtaj-İbrahim Ethem Gören&lt;br/&gt;Günümüzde orijinal kelamişleri nerelerde bulunmaktadır?&lt;br/&gt;Topkapı sarayının 1467&quot;lerde kurulduğunu söylersek 400 yıl oluyor. Bu 400 yıllık geçmiş içerisinde topkapı sarayı&quot;nda bir çok farklı kalem işi örnekleri var. Hem teknik açısından, hem de gelişmesi açısından. Hem de bize kalan örnekleri arasından. 15. Yüzyıldan kalan kalemişi çok azdır. Edirne&quot;de var Bursa&quot;da var. Ve bunlar restore ediliyor. Bu restorasyonlarda bunların kendi üslupları çok kötü bir şekilde yapılanlar var. Bunlar çok üzücüdür. Ama şöyle özetleyebilirim. Kalifiye yetişmemiş elemandan kaynaklanan bir olay. Ekonomik sebepler de söz konusu. Denetimsizlik her zaman var. Denetleyenin bu işi iyi bilmesi gerekir ki denetleyebilsin. İyi niyet yeterli olmuyor. Bugün 15. Yüzyıldan kalan kalemişi örnekleri var. Rast dediğimiz sıvalar. Bizde hiçbir zaman orijinal tabaka başladığı günden günümüze kadar ulaşamamış. Tamirat sırasında devrin üslubu ne ise o yapılmış. 15. Yüzyılın bir örneği 17. Yüzyılda tamir görmüş, 17. Yüzyılının üslubuna çevrilmiş. Bu gün yapılan araştırmalarda 15. Yüzyıldan kalan kalemişi örneklerine rastlamaktayız. Bu fevkalade bir olaydır. Bu örneği buluyorsunuz, bu örneği bilinçsiz bir şekilde restore ediliyor ve elimizde 15. Yüzyıldan gelen bir eser elimizde kalmamış oluyor. bu iş nasıl olmalı denetimden ziyade eğitim olması lazım ve bu işinde eğitimli kişilere verilmesi lazım. &lt;br/&gt;Eğitim&lt;br/&gt;Bugün bu konuda eğitim veren üniversiteler var. Ama yetersiz. Tamamen yetersiz. Trakya&quot;da iki yıllık restorasyon bölümü var. Burada gelen bir talebe bir kere Türk süslemesinin ne motifini biliyor nede kompozisyonunu...Ne üslupları ne de ekolleri biliyor. Bunların eline sadece bir fırça tutuşturuyorlar. Bu öğrenci beş-altı ay duvarda çalışıp duruyor. Bu iş böyle olmaz. Bu işin güçlü bir şekilde eğitimini almak lazım. Bu belki iki yılda da olmaz. Ve yahut iyi bir hoca lazım. Hocalar da yetersiz. Anadolu&quot;da bir takım okular var. Isparta var, Erzurum var Konya var.  Buralarda da bir takım faaliyetlerin olduğunu duyuyoruz. Kalem işi üzerine köklü bir araştırma yapılmış değil. Eğitim veren okul da yok. İstanbul&quot;da da yok. Oralarda da yeterli değil. &lt;br/&gt;Orijinalitesini devam ettiren&lt;br/&gt;En iyi kalemişi örnekleri 16. Yüzyıldan kalmıştır. Ve günümüzde bunların sıva üstü örneklerinin az olmasına rağmen bir çok yerlerde var. İstanbul&quot;da Kadırga Sokullu camii var. Sokullu sıva üstü kalemişinin yanı sıra, Camii&quot;nde müezzin mahfilinin tavanlarında ahşap üstü kalemişinin en güzel  örnekleri var. Günümüze kadar hiç bozulmadan gelen örnekler bunlar. Yine ahşap üstü kalem işinin en nadide örnekleri Kılıç Ali Paşa, Takkeci İbrahim Aga, ve Topkapı da Ahmet Paşa camilerinde bulunmaktadır. Yeni restore edilen Rüstem Paşa Camii&quot;nde de ahşap üstü kalem işleri orijinaldir. Bunlar raspa altından çıkarıldı i</description></item><item><title>GRAFİK TASARIMIN TARİHÇESİ VE GRAFİK TASARIM AKIMLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?grafik-tasarimin-tarihcesi-ve-grafik-tasarim-akimlari-351487.html</link><description>GRAFİK TASARIMIN TARİHÇESİ VE GRAFİK TASARIM AKIMLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zorunluluğun Tıkanması ve Postmodernizme Geçiş&lt;br/&gt;Modernizm&quot;in felsefi başlangıcı Rönesansla başlar ve gerçek anlamda uygulanması 19.yy başlarıdır. Doğanın bir parçası olmaktan kendini rönesansla kurtaran insanoğlu, doğaya karşı rasyonel duruşunu bu dönemde belirgin hale getirdi. Empirik ve Matemetik kanıt, kabul edilebilir bilgi için şart koşuldu. Din ve hayatın anlamı gibi metafizik konuların anlamsızlığı vurgulandı ve yalnızca empirik kanıtlarla doğrulanabilir önermeler oluşturulabilen bilgi alanları rasyonel akıl yürütme çabasına değer görüldü. Eski olan ve doğal olarak geçmişte olan herşey dışlandı. Çünkü ihtiyaçlar yeniydi, yepyeni akıl yürütme ve çözüm üretme yöntemleri bulunmuştu, A.N. Whitehead&quot;in dediği gibi, 19. Yy&quot;ın en büyük keşfi keşfetmenin yöntemini keşfetmekti, en önemli keşif tren, radyo, yada telgraf değil, bunları keşfetmenin, uygulanır hale getirmenin yönteminin keşfedilmesiydi... Ve bu pratiklerin içinde eskiye yer yoktu. Yeni yöntemle elde edilen başarılar, insanoğlunun yeni ütopyalar oluşturmasına sebep oldu. Devlet kurumlarının ve bürokrasinin rasyonel yapılanmasıyla insanlar, özgürlükçü, eşitlikçi , demokratik bir dünyada, konforlu ve mutlu yaşayacaklardı. Her şey aklın yönetiminde ve insanlığın hizmetinde olacaktı. Bilginin evrensel geçerliliği olduğuna göre, tek bayrak, tek dil ve tek dinde hayal olmamalıydı.&lt;br/&gt;Henüz 1847 yılında Journal of Design and Manufacturers&quot;da sanat eleştirmeni Henry Cole şöyle diyordu: Süsleme, süslenen nesnenin kendisinin yanında ikincil olmalıdır.&lt;br/&gt;Modern grafik tasarım, endüstri devriminin ve yeni sosyal yaşamın ihtiyaçlarına cevap vermeye başlamıştı. Mutlak ve sürekli bir deneysellik içinde daima, bir önceki ile yetinmeyen yeni akımlar çıkıyor, yapay dil, gerekli olan esneklik içinde varoluşunu sürdürüyordu. Gelişim ve ilerleme çabasını kurallara bağlayan ve kendi sözlüğünü oluşturan modernizm grafik tasarımı da bir takım yöntem ve kurallara indirgemişti. Bu kurallar 50&quot;li yıllara kadar esnekliğini ve değiştirilebilirliğini sürdürmüş, değişik akımlar yeni kurallar getirmiş, veya bazı kuralları görmezden gelmişti. &lt;br/&gt;Bütünleme ve teke indirme dönem tasarımcılarının ilkelerinden bir diğeriydi. Problemin çoklu parçaları irdelenmeli, birleştirilip tek bir sorun haline getirilmeli ve bu soruna çözüm aranmalıydı. Bu sayede tasarımlar gereksiz öğelerden gittikçe daha fazla arınıyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern Sonrası Grafik Tasarım ve Zorunsuzluğun Gelişimi&lt;br/&gt;Postmodernizmin anlamı başlarda modern karşıtı, geçmişe yönelme olarak görülse de daha sonra içeriğinin, meşrulaşmadan, çoğulculuğa, hiç merkezlilikten, gibiciliğe kadar genişlediği görülebilir. Frederic Jameson ve Postmodern Teorinin Sınırları yazısında Sean Homer Postmodernizmin tanımında tanıma karşı koyma olduğunu söylüyor, ve Postmodernizmin karakteristik özellikleri tanımlanmaya çalışıldıkça, bu karakteristik özelliklerin dahada azaldığını söylüyor. Her gün biraz daha genişliyor Postmodernizmin tanımı. Bu durumu onun en basit tanımını yapmak için kullanırsak, iyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin demeden, insanoğlunun ürettiği herşeyi kucakladığını söyleyebiliriz Postmodernizmin. Zıtlıkları iki yana açar, önünü, arasını ve arkasını doldurur. Herşey mübah, herşey meşrudur. Yeni bir ürünü içselleştirmek için öngördüğü şartları yoktur. Bu yüzden Postmodern paradigma tasarım estetiğindeki hiyerarşiyi ortadan kaldırmış görünüyor. Grafik tasarımda da normsuzluk, iyi kötü kriterinin geçerliliğini yitirmesine neden oldu ve görüntüsü yeni olan herşey baş tacı edildi. Önerilen, tasarım problemlerine genel çözüm yolları değil kişisel üsluplar oldu. Ve bu üsluplar yalnızca görüntü üretme teknikleri olarak karşımıza çıkıyorlar bugünlerde.&lt;br/&gt;Modernizmin tıkandığı alanlara çözüm önerileri sunarak ortaya çıksa da, ve bu öneriler bir çok bakımdan özelliklede form işlevi izler bağnazlığından kurtulma adına devrim yaratmış olsa da, postmodern grafik tasarımda bir tıkanma noktasına gelmiştir. Girilmeyen yer</description></item><item><title>ESKİŞEHİR SİVRİHİSAR KİLİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eskisehir-sivrihisar-kilimleri-ve-ozellikleri-372124.html</link><description>ESKİŞEHİR SİVRİHİSAR KİLİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beş Bacalı Seccade&lt;br/&gt;Sivrihisarın en tipik ve en tanınmış seccade örneklerindendir. Kuzeyde yer alan Karaburhan, Sarıkavak, Dümrek, Zey köylerinde dokunmaktadır.&lt;br/&gt;Bu kilim seccadenin tasavvuftaki beş merhaleyi anlattığı, insan ruhundaki arınmayı gösterdiği söylenmektedir. Bu konu ayrı bir araştırmaya neden olabilir.&lt;br/&gt;Renkler olgunlaşmış ulvi bir uyum sağlamıştır. Çok ince işçilik hakimdir. Bölgeden çeşitli şekillerde toplana toplana çok az sayıda örnek kalmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Beş bacalı seccade&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kilimin Özellikleri&lt;br/&gt;Kilimin dokumasına dişemekle başlanmaktadır. Üç sıra çubuktan sonra geniş bir su bulunur. Bordur süslemesine bölgede etek aynası denmektedir. Bordürde kullanılan süsleme motifine boynuzlu ayna denmekte olup, onun içinde de &quot;Selvi&quot; bulunur. Sekinin içine bir Bödelek yerleştirilmiştir. Kilimin yan kenarında testere dişi gibi &quot;Kenar Suyu&quot; vardır. Yan bordürlerde &quot;Etek aynası&quot;nın aynı biçimde süslemişlerdir.&lt;br/&gt;Yan bordürler ana desenden parmaklı dikey çizgilerle ayrılmıştır. Bu parmaklı ayırmaçlardan dört ayrı baca çıkar. Ortada bir düzlük bırakarak birer &quot;büyük gagak&quot; yaptıktan sonra birleşirler. Bunlar dört ayrı bacayı meydana getirirler. Bir de etek aynasının ortasından çıkan baca vardır. Beraberce beş bacayı teşkil ederler. 1-3-4-5inci bacaların içinde &quot;Koç içi&quot; denilen desen vardır. Desen üst üste üç aynadan meydana gelir. Ortadaki aynanın boynuzlu ayna olduğu dikkati çeker. Yine koç içindeki bu aynalara &quot;Kutu&quot; da denmektedir. Koç içinde kullanılan &quot;Akıtma&quot; denilen bir motifin arınmayı simgelediği söylenmektedir. İkinci bacanın tamamının, diğerlerinin kısmen &quot;Kabak Ayna&quot;, &quot;Top&quot;, &quot;Kedi Ayağı&quot;, &quot;Kurt İzi&quot; gibi motiflerle doldurulduğu görülmektedir.&lt;br/&gt;Örnek olarak incelediğimiz Vakıflar Halı ve Kilim Müzesinde bulunan bu örneğin renkleri tamamen doğal boyalardan yapılmıştır. Kırmızı renk boya çilinden, mavi renk indigodan, yeşil renk eynik otundan, kahverengiler ceviz meyve kabuğundan, sarılar kurt odunundan elde edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bacalı Kilim ve Bir Söylence&lt;br/&gt;Bacalı kilimin deseni Sivrihisarlılarca Sivrihisar Kalesine atfedilmektedir. Bacalı kilimin tarihçesi kaynak kişi tarafından şöyle dile getirilir:&lt;br/&gt;Kale kuşatılmış, günlerce muhasara altında kalmış, ancak ele geçirilememiştir. Ele geçirmek için bir Türk kızının kasıtlı olarak düşmana esir düşmesine karar verilir. Kıza belli simge ve işaretler öğretilir. Her simge ve işarete belli anlamlar verilmiş ve bu simgelerle işaretleri kullanarak kalenin planını bir kilime dokuması istenmiştir. Bu dokunan kilimlerden biri nasılsa kale dışına çıkacak ve Türkler bunu ele geçireceklerdir. Böylece kilimin desenlerinden nerede oklu, nerede atlı askerlerin bulunduğu öğrenilecek, bu plana göre saldırı düzenlenecektir.&lt;br/&gt;Kız, kale çevresinde gezinerek düşmana esir düşer. Kaleye giren kız, hemen ağacını (tezgahını) hazırlar, subay ve askerlere kendilerine kilim dokuyacağını söyleyerek ip sağlar. Bu arada kalenin içinde gezerek planı kafasında oluşturur. Sonra subaylarla askerlere kalenin planını simge ve işaretlerle anlatan desenleri kale planına göre yerleştirip kilimleri dokur. Düşünüldüğü gibi bu kilimlerden kale dışına çıkan olur. Kilimi ele geçiren Türkler, simge ve işaretleri çözümleyerek saldırı planı hazırlarlar. Kalenin içini adım adım öğrenen Türkler saldırıya geçerler ve bir türlü kuşatılamayan kale &quot;Bacalı Seccade&quot; sayesinde fethedilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baklavalı Kilim&lt;br/&gt;Sivrihisar civarında kendi türünde tek örnektir. İlikli dokuma tekniği ile dokunmuştur. Alt ve üst bordürlerde önce siyah bir çerçeve, ardından süsleme suyu, daha sonra da aynalı bir şerit bulunmaktadır. Aynalar yer yer çoban iliği yer yer bödeleklerle süslenerek zenginleştirilmiştir. Yan bordürlerde iki geniş şerit bulunmakta, şeritler birbirlerinden parmaklı çizgilerle ayrılmaktadır. Kırmızı dolgusu olan birinci şerit kurt izi motifleri ile süslenmiştir. Yeşil dolgusu olan ikinci şerit aynalarla süslenmiştir. Bu çerçevenin içinde iki sıra halinde gagaklı zikzak çizgilerden meydana gelen aşağıya doğru beş baklava dilimi bulunmaktadır. Baklavaların içi kavak motifleri ile doldurulmuştur. Kullanılan renkler, kırmızı, yeşil ve siyahtır. Yeşil renk, zaman içinde özelliğini yitirerek solmuştur. Yer yaygısı olarak kullanılmak üzere yapılmıştır.</description></item><item><title>GLOBALLEŞME, BÖLGESELLEŞME, MEGA REKABET VE TÜRKİYE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?globallesme,-bolgesellesme,-mega-rekabet-ve-turkiye-445959.html</link><description>GLOBALLEŞME, BÖLGESELLEŞME, MEGA REKABET ve TÜRKİYE&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;20. yüzyılın sonlarında sosyal, ekonomik, politik ve kültürel alanda dünyada esen değişim rüzgarları; devletleri, şirketleri ve bireyleri hızla etkisi altına alarak, yeni bir dünya düzeninin kurulmasına yol açmıştır. Dünya hızla değişmektedir. Eski değerler, eğilimler yerini yenilerine bırakmaktadır. Bugün hiçbir ülke bu değişimin dışında kalmak, bildiğini okumak gibi bir lükse sahip değildir. Bilgi teknolojisindeki devrim, ülkeleri birbirleriyle daha yakın ilişkiler kurmaya ve dünyadaki trendleri yakalamaya zorlamaktadır. Artık ülkeler dışa kapalı bir ekonominin günümüz dünyasında yeri olmadığını anlamışlardır. Bugün hiçbir ekonomi kendi kendine yeterli olamaz. Kendini global dünyaya açmayan bir ekonomi, değişimin gerisinde kalır ve gelişemez. Bunun bilincine varan ülkeler, ulusal ekonomilerini dünyaya açmaya; mal, emek ve sermaye hareketlerinin sınır tanımadığı dünyada bir yandan uluslararası rekabet yarışında öne geçmeye, diğer yandan rekabet güçlerini arttırmak için ekonomik işbirliğine ve bölgesel birleşmelere ağırlık vermeye başlamışlardır.&lt;br/&gt;Bu çerçevede, bu çalışmada globalleşme süreci ve bölgeselleşme eğilimleri analiz edilecek, globalleşmenin zorunlu kıldığı rekabet olgusu değerlendirilecek ve bu açıdan Türkiyenin durumu tartışılacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;I. Globalleşme, Bölgeselleşme ve Mega Rekabetin Getirdikleri&lt;br/&gt;Çağımızda, dünyada yaşanan en önemli değişimlerden biri &quot;globalleşme&quot;dir. Globalleşme, &quot;ülkeler arasındaki ekonomik, siyasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması ve gelişmesi, ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin, inanç ve beklentilerin daha iyi tanınması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen ancak birbirleriyle bağlantılı olguları içeren, bir anlamda maddi ve manevi değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluşmuş birikimlerin milli sınırları aşarak dünya çapında yayılması&quot; anlamına gelmektedir. Globalleşme, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel değişimleri kapsayan çok yönlü bir süreçtir. Siyasi açıdan globalleşme, devletin rolü ve görevlerinin yeniden tanımlanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Globalleşme sürecinde, ulus devletin hakimiyeti sarsılmış, devletin etkin ve sınırlı bir yapıya kavuşturulması gereği yoğun bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, ulus-devlet halen ülke içinde gerçekleştirdiği uygulamalar, yaptığı düzenlemeler ve izlediği politikalarla ülke potansiyelini geliştirme veya israf etme konusunda belirleyici bir rol oynamakta ve bu da globalleşme süreci üzerinde etkili olmaktadır.&lt;br/&gt;Sosyo-kültürel açıdan ise globalleşme; demokrasi, insan hakları, özgürlük, çevrenin korunması, uyuşturucu, terör, organize suçlarla mücadele gibi tüm insanları ilgilendiren konuların uluslar üstü düzeyde ortak bir platforma taşınmasını ifade etmektedir. Globalleşme, dünyadaki toplumları, ortak bir kültürü, Batı kültürünü benimsemeye yönlendirmektedir. Ancak farklı kültürlere sahip tüm toplumların bu kimliklerini terk ederek Batı kültürünü kabullenmelerini beklemek hayalcilik olacaktır. Her ne kadar tüm insanlığın ortak bir kültür etrafında birleşmesi, dünya genelinde tüm insanların yakınlaşmasını sağlayacak olsa da, bu konuda her toplumun kendi kültürel değerlerine sahip çıkmak ve korumak isteyeceği, kültürel globalleşmeye direnç göstereceği açıktır.&lt;br/&gt;Ekonomik globalleşme ise, teknolojik devrimle birlikte, GATT, WTO ve IMF gibi uluslararası kuruluşların çabalarıyla dünya ekonomisinde sağlanan liberalleşme hareketleri, ülkelerin hızlı ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmede piyasa ekonomisinin önemini kavramaları, uluslar arası firmaların sınır-ötesi satış yapma ve maliyeti düşürmek amacıyla daha ucuz kaynak sağlama istekleri gibi faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır.&lt;br/&gt;20. yüzyılın sonlarında gerçekleşen teknoloji devrimi, dünya ekonomisinde başta globalleşme olmak üzere hızlı ve köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştır. Bu değişimleri değerlendirebilmek için öncelikle yaşa</description></item><item><title>TEZHİP HAT MİNYATÜR TAÇ TEZHİPLERİ SERLEVHALARDAKİ TAÇ TEZHİPLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tezhip-hat-minyatur-tac-tezhipleri-serlevhalardaki-tac-tezhipler-348075.html</link><description>SERLEVHALARDAKİ  TAÇ  TEZHİPLER&lt;br/&gt;Zahriye&quot;den hemen sonra gelen ve metnin başladığı sayfalar olan &quot;Ser Levha&quot; sayfaları tek olabildikleri gibi, özellikle Kur&quot;an&quot;larda çift sayfa şeklindedirler. Ser levha&quot;larda tezhip, metni içine alacak şekilde üstünde taç, mihrap ve düz şekilde de olabilir. Bu çeşit ser levhalara &quot;başlık&quot; adı da verilir.&lt;br/&gt;Tezhib&quot;in özellikle yazma kitaplarda yapıldığı en mühim kısımlar; zahriye&quot;ler (iç kapak), hatime&quot;ler (son sayfalar), kitapların ilk sayfaları başına yapılan ve başlık, serlevha veya mihrabiye denilen süslemelerdir. Bundan başka Kur&quot;an-ı Kerimlerdeki sure ve kitaplardaki bahis başlarına yapılan süslemeler gelir ki, bunlara sure veya fasıl başı tabir olunur. Kur&quot;an&quot;-ı Kerimlerde Fatiha ve Bakara suresinin baş tarafları hususi ve zengin bir şeklide tezhiblenmiştir.&lt;br/&gt;Ser, baş anlamındadır. Yazıda, başlık anlamına gelen serlevha (baş levha) zahriyeden hemen sonra gelen ve metnin başladığı ilk sayfadır. 14. yüzyıla kadar serlevha tezhipleri sadece sağ başlangıç sayfasının tezhiplenmesi şeklindedir. Özellikle Kur&quot;an-ı Kerimlerde karşılıklı sağ ve sol sayfaları tezhipleme geleneği 14. yüzyılda başlar ve gelişir. Kur&quot;an&quot;larda Fatiha ve Bakara surelerini içine alacak şekilde yapılan serlevhalar karşılıklı ve simetriktir. Metnin üst kısmındaki tezyinatta bulunan paftalarda surenin adı yazılıdır. Kur&quot;an serlevhası tezhiplerinde sanatçı bütün hünerlerini sergiler. Burada, tezhibin başlıca amacı da yazının ön planda, tezhibin ikinci planda olması düşüncesi terk edilerek tezhibin bütün ihtişamı serlevha sayfasında gösterilmiştir.&lt;br/&gt;Kur&quot;an-ı Kerimlerin dışındaki el yazmalarda genel olarak metnin başladığı ilk sağ sayfa tezhiplenir ve metnin üst kısmına dönemine göre başlık tezhipleri yapılır. &lt;br/&gt;Eski kaynaklarda bu çeşit serlevhalara dibaçe ve mihrabiye adı verilmiştir ve metnin üstündeki süslemenin içerisinde bulunan paftanın içerisine konunun ya da eserin adı yazılır. Bu tür düzenlemelerde bazen sol sayfada metnin kenarlarına hafif bir tezyinat, zerefşan ya da halkari yapılır. &lt;br/&gt;Serlevhalarda tezhip özellikle Kur&quot;an-ı Kerimlerde, metni içine alacak şekilde tam sayfa alabildiği gibi yalnız metnin üstünde taç, mihrap ve düz şekilde  olabilir. &lt;br/&gt;Mihrabiye ve dikdörtgen kitap başlıklarında tuğlar, birbirine paralel olarak uzanan oklar gibidir, bazen tek bir tığ,ş bazen de servili tığlar görülür. &lt;br/&gt;SELÇUKLU  DÖNEMİ  TAÇ  TEZHİPLERİ&lt;br/&gt;Metin kısmının başladığı ilk sayfanın üst kısmında altınlı veya altınsız olarak süslenmiş başlık kısmı yer alır. Başlık iki yana doğru genişleyerek bütün alanı kaplamıştır. Ayrıca sure başlarına da bu dönemde tezhip yapmak önem kazanmıştır.&lt;br/&gt;Başlığın üst kısmı ise dilimli, yuvarlık, zikzak şekilde üçgen bir tepelik olarak düzenlenmiştir.&lt;br/&gt;Genellikle başlık bezemesi iki kısımdan oluşur. Alt kısmı dikdörtgen şeklinde olup bu kısmın ortasına  araları süslenmiş kufi, sülüs, bazen de reyhani ile kısa dua ya da iyi bir  temenni ama çoğunlukla besmele yazılır.&lt;br/&gt;Selçuklu tezhiplerinde başlık (taç) tezhiplerinde tığ yok denecek kadar azdır. Olanlarda çok seyrek, düz çizgiler veya küçük çıkmalar şeklindedir.&lt;br/&gt;Kullanılan  Motifler :&lt;br/&gt;Tezhibi Anadolu&quot;ya getiren Selçukluların bu dönemde kullandıkları ana motif rumi&quot;dir. Bunun yanında kıvrık dallar, çeşitli küçük çiçekler, hatayi&quot;ler ve palmetler bu dönemin motiflerindedir. &lt;br/&gt;Kullanılan Renkler :&lt;br/&gt;Bu dönemde genellikle zemin altın olup üzerine farklı tonda altın, koyu mavi, kahverengiye çalan bir kırmızı, lacivert, beyaz ve kırmızı en çok kullanılan renklerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İLK  OSMANLI  DÖNEMİ  TAÇ  TEZHİPLERİ&lt;br/&gt;bu dönemde başlık sayfa genişliğinde dikdörtgen şeklindedir. Çok seyrek olarak mihrabiyeli başlık görülürse de genel şema dikdörtgendir. Bu dörtgenler içine lacivert zemin üzerine beyaz kıvrık dal ve rumiler üzerine besmele yazılmalıdır.&lt;br/&gt;Başlıklarda tığ pek kullanılmamıştır. Tığlarda kullanılan motifler ise çok basit ve sade, geometrik şekillerdir. İnce çizgilerin uçlarına kare veya üçgen şekiller yerleştirilmiştir. Bir noktadan açılan iki küçük eğri ortasında</description></item><item><title>PAZIRIK HALISI VE DİLİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pazirik-halisi-ve-dili-390516.html</link><description>PAZIRIK  HALILARI&lt;br/&gt;Pazırık halısında 10 mm&quot;lik sırada 12 çözgü üstünde 6 Gördes ilmesi bulunduğuna göre 1 ilme 2 mm kalınlığında bile değildir. 1 cm² 6x6 ilme olduğuna göre aşağıdan yukarıya doğru dizilen ve her sıradaki ilme arasına gayet ince 3 sıra atkı kullanılmıştır. Müstesna bir incelikte dokuma tekniğiyle yapılmış bu halı Buhara halılarına benzemektedir. Bu en eski Göçebe halısının ikisi geniş üçü dar olmak üzere suyu vardır. Orta zemin tıpkı bir dama tahtası gibi eşit ölçülerde bölünmüş olup kenarları ince bir çerçeveyle çevrilmiştir. Karelerin içlerinde yıldız biçiminde 4 yapraklı bir çiçek nakışı yer alır. Bu dama tahtasını andıran zemini çevreleyen incecik suda 3 renkli zincir nakışı yer almakta hemen onun yanındaki geniş su üstünde aynı yöne sıralanmış, adeta otlayan bir geyik sürüsü bulunmaktadır. Leningrat, Hermitaj müzesinde sergilenmekte olup, dünyanın en eski Türk halısının zemini kırmızı renkte olup merkezdeki kareler içinde görülen çiçek nakışları sarıdır. Koyu kahverengi lekeler ve ince damarlar görülür. Dişi geyikler sürü halinde birbirlerini izledikleri, çok açık mavi grimtrak bir renkte dişi geyiktir. Geyik gövdeleri ise kırmızı renkte olup, üzerlerine sarı lekeler işlenmiştir. Boynuzlar, gözler vücuttaki nal ve virgül biçimindeki motifler kuyruk ve tırnak hepsi sarı renktedir. Halının her bir yanında 6&quot;şar geyik figürü bulunmaktadır. Orta zemin ive halının dış ucunu çevreleyen iki dar suda kareler içine tekrarlanan aslan, grifon figürlerine rastlanmaktadır. &lt;br/&gt;Grifonbaşı: Karışık yaratık.&lt;br/&gt;Grifonbaşı arkaya doğru çevrilmiş olup açık gagasından dili görülmektedir. Bu hayali yaratığın kafası yukarıya kalkık kanat ve kuyruğu kareye tamamen yerleşmiştir. Kırmızı renkte yapılmış grifonlar sarıfon üzerinde gösterilmiştir. Boynu, kanat tüyleri koyu lacivert v ebeyaz renklerle belirtilmiştir. Bunun en geniş suyunda ise acele eden piyadeler ve atlılar birbirlerini bir yöne doğru takip ederler. Bu tek sırayı takip eden topluluk geyiklerin tam ters yönün</description></item><item><title>ÇİNİ SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cini-sanati-394353.html</link><description>ÇİNİ SANATI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türklerde iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu olan çini sanatı, asıl büyük ve sürekli gelişmesini Anadolu Türk mimarisinde göstermiştir. Çeşitli tekniklerle zenginleşen bu süsleme sanatı, hep mimariye bağlı kalmış, onun üstünlüğünü ezmemiş, ama renkli bir atmosfer yaratarak mekan etkisini arttırmıştır. Türk mimarisinde çini süslemenin kullanımını çok eski tarihlere kadar indirebiliriz. Uygurların, Karahanlıların, Gaznelilerin, Harzemşahların ve özellikle İran&quot;da Büyük Selçukluların mimarisinde çininin az da olsa kullanıldığı bilinmektedir. Bu sanat dalı, Anadolu Selçukluları ile çok yaygın ve çeşitli tipteki mimari yapıtlar üzerinde büyük bir gelişme göstererek varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Her dönemin çini süslemesi, daha önceki dönemin teknik üstünlüğünü sürdürmekle birlikte yeni teknik buluş ve renklerle bu sanatı zenginleştirmiştir.  Anadolu Selçuklu mimarisinde dini yapılar mozaik çini tekniği ile süslenmiştir. Bu teknikte firuze, mor, yeşil, lacivert renkte sırlanmış çinilerden istenen örneğe göre kesilmiş parçalar alçı zemin üzerinde bir araya getiriliyordu. Selçuklu köık ve sarayları ise, yıldız, haçvari, altıgen, kare, dikdörtgen gibi geometrik çini levhalarla kaplanmıştır. Selçuklular ayrıca, sır üstüne uygulandığında metalik bir parıltı veren &quot;Perdah&quot; tekniğini geliştirmişlerdir. Dini yapılarında ise geometrik kompozisyonların yanında, rumi ve palmet gibi soyut bitkisel motifli kıvrık dallara da yer vermişlerdir. Ayrıca, çok etkili iri kufi ve sülüs yazılarla yapılan süsleme de önemli bir yer tutar. Anadolu saraylarındaki çini süslemeler ise çeşitli duruşlarda insan, av hayvanları, kuşlar, çift başlı kartal, ejder, sfenks gibi aralarında efsanevi yaratıkların da bulunduğu zengin bir figür kolleksiyonunu gözler önüne sermektedir. Selçuklu döneminde çini süslemenin merkezi Konya olmuştur. ılk örneklerde tuğla ve sırlı tuğla kullanılmıştır. Ama, kısa bir süre içinde kesme mozaik çininin bütün yüzeyleri kaplaması ile üstün bir d</description></item><item><title>HAPPENİNG</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?happening-346044.html</link><description>HAPPENİNG&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAPPENİNG&quot;İN ORTAYA ÇIKIŞI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çevre onuironmanj sanatı; estetik şehircilik, toplum bilim,  psikoloji,  ortaklaşa ilgilendiren yeni bir kavram ve çok yönlü bir olaydır. Özellikle endüstrileşme ve makinalaşma toplumsal yaşamı  ve doğayı geniş ölçüde etkilediği  20. yüzyılda gittikçe artan bir  önem kazanmaktadır.  Çevre insan yaşam koşullarının, insan doğa ilişkileri ortamında değerlendirilmesi  olayıdır.  İnsan için çevreyi ve yaşam ortamını en az  sıkıntılı hale getirmek yüzyılın  önemli toplumsal zorunluluğu olmuştur. &lt;br/&gt;Bu veriler topluluğunda sanatın önemli bir rolü ve yeri vardır. Mimarlık yapıtlarının estetik formları,  kentsel peyzajlar,  hatta inşaat şantiyelerinin duvarları, fabrika bacaları, ilkel bazı sanatsal  müdahalelerle çevreye hoşa giden bir görünüş vermektedir. Sanatsal nitelikli çok renkli  ve ışık panolarının caddelerde  ve meydanlarda sergilenmesi düşünülmüştür. &lt;br/&gt;Happening (olay, evenement) pop art öğeleriyle, assambloge ve colage&quot;larla  rasgele oluşturulan yada seçilen  bir mekanda  tiyatromsu davranışlarda ve gösterimlerde bulunma olayıdır .  &lt;br/&gt;Bir başka deyişle happening; izleyicinin katkısını gerektiren, önceden hazırlanmamış bir sanat yaratısı ortaya koymaya çalışan  gösteridir .  &lt;br/&gt;Happeninglerin kullandıkları mekanlar sanat galerileri,  basketbol alanları,  park yeri,  hatta bir yüzme havuzu olabilir.  Masalar, sandalyeler, mulaj ve resimler,  gelişigüzel asılmış ve serpiştirilmiştir. 0hareket, ışık, ses, koku ve zaman  bu tür happening gösterilerinin ana hatlarını ve aralarındaki  işaretleşme sistemini önceden kararlaştırırlar;  bunlara ve seyircinin gösterdiği tepkilere göre gösterilerini sunarlar .&lt;br/&gt;Happeninglerin tiyatrodan ayıran özellikleri şöyle sıralayabiliriz. Happeningler;&lt;br/&gt;1-Sanat ile yaşam arasındaki çizgi olabildiğince akışkan, hatta belki de belirsiz olmalıdır.  İnsan yapısıyla hazır arasındaki  karşılıklı ilişki böylece  azami potansiyeline ulaşacaktır.  Bu bağlantı açıklayıcı olmasa bile,  en azından eseri kimse bu veya  şu üstün eserle karşılaştıramayacağından, eser hiçbir zaman kötü sanat örneği olmayacaktır . &lt;br/&gt;2-Bir happening,  birkaç geniş aralıkla , hemen hareket eden ve değişen mekanda  yapılmalıdır.  Tek bir gösteri mekanı statik  olmaya eğilimlidir.bunlardan da önemlisi,  geleneksel tiyatro uygulamalarına benzer. &lt;br/&gt;3-Katı bir program uygulamaktan kaçınılmalı ama,  çeşitlendirebilmek ve kesintiye  uğratabilmek, hatta sonsuz kılabilmek için zaman tanımalı&lt;br/&gt;4-Oluşturulan sadece bir kez sahnelendirilmelidir. Happening türünün şansa veya malzemenin önüne veya  olayların değişebilirliğine bağlı olarak  tekrarlanası nedeniyle imkansızdır. &lt;br/&gt;5-Seyirci sonunda tamamen ortadan kalkmalıdır. Bu şekilde bütün elemanlar, insanlar, uzam belirli malzemeler ve  ortamın özellikleri  zaman  bütünlenebilir. &lt;br/&gt;6-Sanatsal geleneğin incelenmiş,  gelişmiş alışkanlıklarından kaçınılmalıdır.&lt;br/&gt;7-Oluşturulan sınırlı bir matris içinde  oluşmaz ve içerdiği olaylar arasında  ussal bir ilişki kurma amacı gütmüyorsa da düşüncel bir  anlam taşır .&lt;br/&gt;Happening (oluşumlar)&quot;ın  ilk uygulamaları New York&quot;ta 1961&quot;der çoğu SOYUT DIŞAVURUMCU&quot;luk, POP SANAT VE KAVRAMSAL SANAT, alıntılarına bağlı olarak  Amerikalı sanatçılar tarafından geliştirilmiştir. &lt;br/&gt;Happening (oluşum)sanat ve yaşam; arasından bir iletişim  araştırmasını sonucunda ortaya çıkmıştır.  Amerika kökenli bu yeni anlatım biçiminin  ortaya çıkış hazırlıkları 1952&quot;de ABD&quot;de Black Mountain Colloge&quot;de Nrce Cunniingham, John Coge,  Robert  Rauschenberg&quot;in  karşılaştırmasıyla kalmıştır.  Yazar ve şairler dostlarının da yardımlarıyla  bu sanatçılar resim, dans, müzik, şiir,  filmler ve plaklarla gösteriler düzenlemişlerdir.  Aralarındaki tek ortaklık  ayı yerde bulunmalarından kaynaklanmıştır. &lt;br/&gt;Oluşturulan bir uygulama bir ahlaktır.  Sanatçını özgürlüğünün güçlü bir biçimde doğrulanmasıdır; sanatçının  sanatın Pazar tarafından kullanılmasına  (sanat yapıtının toplanıp sonradan değerlendirilmesinin) şiddetle reddedişi ve yitirilmiş olan  değerleri geri alışıdı</description></item><item><title>KERAMİK (SERAMİK) SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?keramik-(seramik)-sanati-394311.html</link><description>KERAMİK (Seramik) SANATI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günlük işlerde kullanılan çeşitli toprak kaplara genel bir adla keramik ya da seramik denilir. Bu kaplar, öteki kullanım eşyaları gibi biçim ve süslemeleriyle birer sanat değeri taşıyabilir, dolayısıyla sanat tarihi araştırmalarına konu olur ve müzelerde seçkin bir yer alırlar. Yapılan kazı ve araştırmalar, hem İslam ülkelerinde hem Anadolu dışındaki Türk devletlerinde sanat değeri taşıyan keramik örneklerinin çok yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Bu keramikler, yetkin formları kadar üstün bir teknik ve zevkle yapılmış süslemeleriyle de dikkati çekmektedirler. İslamiyet sonrası Türk keramik sanatı, Karahanlılarla, hatta onların İslamiyetten önceki devri olan Karluklular ile başlar. Karluk keramiğinde, Uygurlardan gelen süsleme motiflerini görüyoruz. Karluk ve Karahanlı devirlerinde kırmızı ve beyaz hamur kullanılmış, sigrafitto, taraklama, noktalama gibi birçok teknik uygulanmıştır. Bu teknikler bazen bir arada kullanılıyordu. Bu keramiklerde dikkati çeken husus, figüratif konuların yerini, yavaş yavaş bitkisel ve geometrik motiflerin hakimiyetine bırakmasıdır. Karahanlı keramiklerinde süslemeler, bir merkezden kaynaklanarak yayılır. Tabakların kenarlarında süsleme bordürlerinin yanında, kufi yazı şeritleri de dikkati çekmektedir. Karahanlı keramiklerindeki bitkisel motifler ve bunların oluşturduğu düzenlemeler, Hıtai (Hatayi) tarzı süslemelerin kaynağına işaret etmektedir. Özellikle Abbasiler, Fatimiler, Samanoğulları, Karahanlılar ve ıran Selçuklularında çok gelişmiş bir keramik sanatı olduğu bilinmektedir. 9. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar gelişen bu sanat, asıl büyük teknik çeşitliliğine İran&quot;da, Büyük Selçuklular döneminde ulaşmıştır. Anadolu Türk keramik sanatı, Büyük Selçuklu keramik sanatından kaynaklanmıştır. Anadolu Selçuklu döneminden elimize geçen az sayıda buluntu, Selçuklu ve Artuklu keramiğinin yüksek bir sanat değeri taşıdığını anlamamıza yetmiştir. Bu dönemin sırsız keramiklerinde kazıma, çizikleme, kalıpla kabartma, oyma-</description></item><item><title>GÜMÜŞ ESERLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gumus-eserler-386315.html</link><description>GÜMÜŞ ESERLER&lt;br/&gt;Saray nakkaşhanesinde yaratılan ve tüm Osmanlı sanatında egemen olan üslup birliği, 15. yüzyıldan itibaren gümüş eserler üzerinde de görülmektedir.&lt;br/&gt;Tarihi kaynaklardan Osmanlı sarayında altın ve gümüşten yapılmış kapların kullanıldığını öğrenmekteyiz. Bertrondon de la BrocquiÃ¨re, 1433 yılında Edirne Sarayında II.Murada altın yaldızlı tepsilerde yemek sunulduğunu, kadehinin ise gümüş olduğunu belirtmektedir. İtalyan tüccar Iacopo de Promontorio ise Fatih Sultan Mehmed devrinde saraydaki maden hiyerarşisine değinerek, padişah ve kazaskerin altın, vezirlerin gümüş, askerlerin ise değersiz metal (bakır?) kaplarda yemek yediklerini yazmaktadır.&lt;br/&gt;III.Muradın askeri masrafları karşılamak amacı ile sikke kestirmek için saray hazinesindeki altın ve gümüşleri erittirdiği, değerli taş kakmaları söktürdüğü bilinmektedir. Bundan dolayı 16. yüzyıla ait az sayıda gümüş günümüze ulaşabilmiştir. III.Selim döneminde de saraya ait altın ve gümüş eşyalardan bir kısmı para basılmak üzere saray darphanesine vakfedilmiş; halkın elindeki gümüşler de bedeli ödenerek satın alınmıştır. &lt;br/&gt;Erken dönemden itibaren gümüş eserler kazıma, çalma, kabartma, telkari, ajur, yaldız ve savat teknikleri ile süslenmiş ve genellikle birkaç teknik bir arada kullanılmıştır. İznik seramiklerin biçim ve desenlerini tekrarlayan gümüş eserler, merkezi düzende veya şemseler içinde rumi-palmet kompozisyonları, dal kıvrımları arasında hatayi çiçekleri, saz yapraklarla bezelidirler. 16. yüzyıldan günümüze ulaşabilen az sayıda örnek yanında, özellikle 17. yüzyılda türbelere vakfedilen gümüş kandil ve mihrap şamdanları, yalın formları ve bezemesiz düz yüzeyleri ile dikkat çekmektedirler. &lt;br/&gt;Klasik Osmanlı form ve desenlerinin yerini 18. yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa etkisi ile Barok ve Rokoko formları almıştır. Kabartma tekniğinde güller, Osmanlı devlet arması, mimari kompozisyonlar, dökümle yapılmış çiçek, kuş, hayvan biçiminde tutamaklar bu dönemin kaplarında yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır</description></item><item><title>AHŞAP ATÖLYESİNDE KULLANILAN KÜÇÜK ELEKTRİKLİ EL ALETLERİ VE TANITIMI ELEKTRİKLİ EL ALETLERİNİN SIRALANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ahsap-atolyesinde-kullanilan-kucuk-elektrikli-el-aletleri-ve-tanitimi-elektrikli-el-aletlerinin-siralanmasi-345811.html</link><description>AHŞAP ATÖLYESİNDE KULLANILAN&lt;br/&gt;KÜÇÜK ELEKTRİKLİ EL ALETLERİ VE TANITIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ELEKTRİKLİ EL ALETLERİNİN SIRALANMASI :&lt;br/&gt;1. Şerit Testere Makinesi&lt;br/&gt;2. Dekupay Testeresi&lt;br/&gt;3. Tepsi Testeresi&lt;br/&gt;4. Boy Kesme Testere Makinesi&lt;br/&gt;5. Planya Makinesi&lt;br/&gt;6. Zımpara Makinesi&lt;br/&gt;7. Preze Makinesi&lt;br/&gt;8. Zincirli Delik Makinesi&lt;br/&gt;9. El Breyzi (Darbeli, Darbesiz)&lt;br/&gt;10. El Polisaj Makinesi&lt;br/&gt;11. Elektrikli El Tornavidası&lt;br/&gt;12. El Formika Kesme Makinesi&lt;br/&gt;Bu makinelerin çeşitleri ve gördüğü işleriyle tanıyalım.&lt;br/&gt;1.  KÜÇÜK ŞERİT TESTERE MAKİNESİ&lt;br/&gt;Büyük şerit testere makinesinin küçük bir modeli olan bu makine çeşitli kesim işlemlerini yapar. Kasnak miline akuple bir motor yine (G) şeklindeki gövdenin diğer ucunda ikinci bir kasnağı vardır. Kasnak çapları 23 cm. motor gücü  1-1,5 Hp, şerit uzunluğu 190 cm.dir. şerit kalınlığı 0,40 mm. kadardır.&lt;br/&gt;Bu makinede fazla kalın şeritler kullanılmaz, kırılır. Komple ağırlığı 58 kg.dır. daha çok inşaat işlerinde çatı yapılınca, parçaların yerinde istenilen şekilde kesiminde kolaylık sağlar. İki kişi yardımıyla kullanıldığı gibi bir masa üzerine bağlanıp tablası üzerine parçalar konarak da kesim yapabilir. Oyuncakçı atölyelerinde bu tip küçük şerit makineleri kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.  EL DEKUPAJ MAKİNASI&lt;br/&gt;İnce parçalarda oyma veya eğmeçli kenar kesme işlemlerinde kullanılan küçük tip bir makinedir. İki çeşidi vardır.&lt;br/&gt;a.Masa tipi dokupaj makinesi masa üzerine bağlanabilecek şekilde ayaklı ve üzerinde tablası vardır. Küçük testere laması iki ucundan bağlıdır. Şekilde görüldüğü gibi altta bulunan motorun verdiği zikzak hareketle kesim işimi görür. Ayrıca yukarıdaki boyundan aşağıya inen hortum ile iş üzerine verilen hava talaş birikmesini önler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b.El Dekupaj oyma makinesinde küçük şerit lama makineye bir ucundan bağlıdır. Alttaki çelik saç siperi, makineyi dayatıp sürerek çalıştırmaya yarar. Makine ters çevrilip tablası üstte gelecek şekilde tezgaha bağlanarak da iş görebilir.&lt;br/&gt;      Testere laması değiştirilerek çelik saç ve alüminyum plakalarda kesilebilir. Bu küçük el dekupaj makinesinde 25-40 mm. kalınlığına kadar ağaç kesilebilir. Makine ağırlığı 1.600-1.900 kg. olup alüminyum gövdelidir. Dakikada 3200 zikzak hareketi yapabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.  EL TEPSİ TESTERE MAKİNESİ &lt;br/&gt;Plaka şeklinde bulunan kontrplak ve sunta kesiminde kullanılır. Büyük plakalar bir sehpa üzerine konarak, istenilen şekilde kolayca kesilir. Makine alüminyum gövdeli, 5-8 kg. ağırlığında ve 18-24 cm. çapında testere takılabilecek durumdadır. Parça kesme kalınlığı azami 8 cm. kadardır. Montaj işlerinde kullanılır, her yönde kesim yapabilir. Makinenin üstte koruyucu kapağı, altta ise ayar siperi ve tablası bulunur. Küçük tablası kesme yüksekliğini ve kesme eğiklerini ayarlayabilecek şekildedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.  EL BOY KESME MAKİNESİ &lt;br/&gt;Değişik tipleri bulunan bu makinenin masa üzerine konan bir gövdesi, üzerinde akupla motorlu testeresi bulunur. Bazı tiplerinde kısa kayışla testere hareketi geride duran motordan sağlanır. En fazla 10 cm. kalınlığına kadar kesim yapabilir. Makine dakikada 3000 devir yapabilecek durumdadır. Değişik derecelerde ağaç baş kesmesi yapan bu makinede evvela testere, koluyla yukarı kaldırılır ve kesilecek parça sipere dayatılarak testere aşağıya indirilir ve böylece kesim yapılmış olur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.  EL PLANYA MAKİNESİ&lt;br/&gt;Bu makine büyük ve küçük tip olmak üzere iki türlüdür. Makinenin küçük tipleri 7,5 cm. bıçak genişliği ve boyu 46 cm.dir. motor gücü 0,75 Hp.dir. ağırlığı ise 6.400 gg.dır. Makine tek elle kullanılabilir. Küçük tip el planya makinesiyle montaj işlerinde son temizleme rendelemesi kolaylıkla yapılabilir. &lt;br/&gt;Büyük tip el planya makinesi ise 26,5 kg. ağırlığında yedek tablasıyla beraber boyu 48 cm.dir. Bıçak genişliği 26 cm. ve motor gücü 1,2 Hp.dir. Yedek tabla takılıp ters çevrilirse sabit bir planya makinesi gibi kullanılabilir. Ayrıca makineye uzun çubuk kolları takılarak yer parkelerinin rendelenmesi rahatlıkla yapılabilir. Makine 3 mm. kadar talaş kalınlığını rendeleyebilir. Makine kullanılırken evvela elde çalıştırı</description></item><item><title>HALI, KİLİMLERİN HAZIRLANMASI VE GELENEKSELLİĞİNİN KORUNMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hali,-kilimlerin-hazirlanmasi-ve-gelenekselliginin-korunmasi-374727.html</link><description>HALI, KİLİMLERİN HAZIRLANMASI VE GELENEKSELLİĞİNİN KORUNMASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN &lt;br/&gt;Seran TÜRKYILMAZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEZ DANIŞMANI &lt;br/&gt;Hidayet TAŞÇI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISPARTA &amp;#8211; 1998&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Halı sanatı ilk defa orta Asyada görülerek günümüze kadar gelmiştir. Bir çok kişi tarafından araştırılmıştır. Fakat gönümüze kadar ulaşanlar içinde geleneksel yapısını koruyarak gelenler çok azdır.&lt;br/&gt;Bu konuyu ele alıp araştırma sebebim halı ve kilimlerin geleneksel yapısını koruyarak gelişmesi, pazarlaması ve insanların bu konuya olan ilgilerinin artması, bu konuda bilgi sahibi olmaları düşüncesidir. &lt;br/&gt;Öncelikle tezimde yardımcı olan ve bana yol gösteren desteklerini esirgemeyen saygı değer hocam öğretim görevlisi Hidayet Taşçıya, Sümer Halı A.Ş.de Pazarlama şefi olan Doğan Soydemire, yine aynı müessede uzman olarak çalışan desinatör Naciye Kayıpmaz hanımfendiye ve halı kontrol komisyonu başkan yardımcısı değerli hocam olan Yalçın Dörterlere teşekkürlerimi sunuyorum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Isparta 1998                                                                       Seran TÜRKYILMAZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                                               &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dokunmuş şekli ve tekniği, motifleri ve sembolizmi, renk ve boyaları ile dokunduğu dönemin sosyo-kültürel ve sosyo ekonomik değerlerini yansıtan halılar, sunduğu insan ve toplum kritiği, medeniyet ve iktisat değerleri açısından önemli bir kültür mirasıdır. &lt;br/&gt;Kısaca halı ve kilimlerimiz geleneksel kültür mirasımız içinde ondan kopmayan bir birim, her yöresi ayrı özellikler taşıyan kültür varlığımızdır.&lt;br/&gt;Türkiye Anadolu kültür mirası düşüncesi içinde belki de çok önemli bir sorun, bu değerli kültür varlığımız halı ve kilimlerin yurdun en ücra köşesine varıncaya dek bir an önce tesbit edilmesidir. Tespiti yapılan bu halıların kaçakçılığa ve hırsızlığa, değeri bilinmeden bir köşede yok olmasına seyirci kalınmadan Türkiye müzelerince koruma altına alınması zorunludur. Bu ihmalimiz yüzünden her an bir çok kültür mirası bu halı ve kilimlerimiz, bir ton odun ve kömür parası karşılığında bit pazarlarına düşmekte meçhul kaderine sürüklenmektedir; ve ya herhangi bir köy camisinde koruma şartları son derece bozuk ardiyelerde üzerine gün ışığı düşmeden ilme ilme yok olmaktadır. &lt;br/&gt;Son olarak bu halıların dünya ve Anadolu halıları içinde bir yere oturması için konuyla ilgili geniş bir araştırma yapılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HALI KİLİMLERİN PAZARLANMASI Ve GELENEKSELLİĞİN &lt;br/&gt;KORUNMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Tanım:Pazarlama (Marketing), gelişimi süresinde çeşitli biçimlerde tanımlanmıştır. Tanımlara şu örnekler verilebilir. &lt;br/&gt;Pazarlama, malların üreticiden tüketiciye doğru akışını sağlayan çeşitli eylemlerdir. &lt;br/&gt;Pazarlama, zaman yer ve sahiplik faydalarını yaratılmasını sağlayan çeşitli eylemlerdir. &lt;br/&gt;Pazarlama, malların ve hizmetlerin üreticiden tüketiciye doğru akışını yönelten işletme eylemlerinin yapılmasıdır. &lt;br/&gt;Yine tanımlara göre sadece malların ve hizmetlerin yanı sıra örgütlerin kişilerin ve düşüncelerinde pazarlan</description></item><item><title>DOUBLE MORDANTING YÖNTEMİNİN NANE (MENTHA TEMANTOSA) BİTKİSİNDEN ELDE EDİLEN RENKLERİN KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?double-mordanting-yonteminin-nane-(mentha-temantosa)-bitkisinden-elde-edilen-renklerin-kalitesi-uzerine-etkisi-380809.html</link><description>1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğadan elde edilen maddeleri kullanmak suretiyle boya yapımı ve renkli yüzeylerin&lt;br/&gt;elde edilmesi, tarihin çok eski dönemlerinden beri bilinen bir sanattır (Anonim 1991).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanların eski çağlardan beri canlı ve cansız doğanın renkleri karşısında büyük hayranlık duyduğu bir gerçektir. Renklere sahip olmak, renklerden gerek süslenmek, gerekse başkalarından farklı ve üstün görünmek için yararlanmak, tarih öncesi çağlardan beri gittikçe artan ölçüde insanların tutkusu olmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanoğlu, ilk çağlardan beri, renklerden nasıl yararlanabileceğini biliyordu. Doğu Sibirya ve Avustralya&quot;daki mağara resimleriyle, Altamira ve Cascaux&quot;daki mağara resimlerinde, doğal boyalar kullanılmıştır. Bu resimler, demir ya da manganez bileşikleriyle renklendirilmiş renkli toprak ve kil kullanılarak yapılmıştır. Resimlerin boyalarını yapmak için meşe odunundan elde edilen odun kömürü, aşı boyası kandil isi karıştırılarak, hayvansal yağ, ilik ya da kan ilave edilmiştir (Öztürk trhz).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok eski zamanlarda, mağara duvarını hayvan resimleriyle süsleyen insanoğlu, bu renkleri kullandıkları eşyalara ve giydikleri tekstil mamullerine de uygulamışlar, böylelikle boyacılık sanatı ortaya çıkmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tekstil ürünlerini boyama arzusu ilk M.Ö. 5000&quot;lerde dokumanın bulunmasıyla ortaya çıkmıştır. Önceleri çeşitli pigmentler elyaf üzerinde uygulanmış, bunun sürtme ve yıkama yoluyla kalıcı olmadığı görülünce başka yollar aranmıştır. Tunç çağında 300 kadar bitki ve hayvani hammadde denenmiş, hatta renklerin daha da kalıcı hale gelmesi için ara maddelerle mordanlı boyama usulü bulunmuş ve farklı mordanlar kullanılarak farklı tonlar elde edilmiştir. Mordanlı boyamanın ilk çıkış yerinin M.Ö. 2000 yıllarında Hindistan olduğu tahmin edilmektedir (İmer 1999).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Milattan 2000 yıl önce Çinli&quot;lerin, İndigo ve Çin yeşili denilen özel boyalarla ipek dokumaları boyadıkları bilinmektedir. M.Ö. 3000&quot;lere ait bir Çin kaynağında doğal boyalardan söz edilmektedir. Buna dayanarak boyacılıkla ilgili</description></item><item><title>TURKISH CARPETS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkish-carpets-362280.html</link><description>TURKISH CARPETS from the 13th - 18th centuries *&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türk halı sanatının ihtişamını gözler önüne seren, gerek fotoğraflarıyla, gerekse baskı kalitesi ile mükemmel sayılabilecek yeni bir yayın Türk kültürünün hizmetine sunuldu. Türk halı sanatı için oldukça iddialı bir dönem olan 13. ile 18. yüzyıl arasındaki dönemi ele alan bu kitabın her zaman başvuru kitabı olacağı şüphesiz. Yurtiçi ve yurtdışından çok özel 163 parça halının tam sayfa resimlerinin bulunduğu bu kitap, Londra National Gallery, Varşova Museum Narodowe ve Berlin Nationalgaleriede bulunan Türk halılarının resimlendiği tabloların görüntüleri ile zenginleştirilmiştir.&lt;br/&gt;İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İstanbul Vakıflar Halı Müzesi, Konya Mevlana Müzesi, Berlin İslam Sanatları Müzesi (Staatliche Museen zu Berlin Museum für Islamische Kunst), Budapeşte Uygulamalı Sanatlar Müzesi (IparmüvÃ¨szeti MÃºzeum) ve Heinrich Kirchheim Koleksiyonundaki en nadide parçaların bir arada tanıtıldığı bu kitap Ahmet Ertuğ tarafından yayına hazırlanmış, Tekstilbank ın sponsorluğunda Milanoda basılmıştır.&lt;br/&gt;Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer, Berlin İslam Sanatları Müzesi Müdürü Dr. Volkmar Enderlein, Budapeşte Uygulamalı Sanatlar Müzesi Halı Seksiyonu Başkanı Dr. Ferenc BatÃ¡ri, Londra National Gallery Danışmanı Dr. John Millsın Türk halı sanatı ile ilgili yazılarının yer aldığı kitapta, kataloglanan halıların teknik incelemeleri Berlin İslam Sanatları Müzesi Tekstil restoratörü Nils Rüters tarafından yapılmıştır. Robert Bragnerın edit ettiği bu kitabın tasarımı JoÃ«lle Danon tarafından yapılmış, renk ayırımı ve baskısı Milanoda, ciltleme işlemleri Padovada gerçekleştirilmiştir.&lt;br/&gt;Bu kitabın ortaya çıkmasında büyük gayretleri olan Nazan Ölçer, kitabın başında Türk halı sanatının tanıtımında Friedrich Sarre, Ernst Kühnel, Kurt Erdmann, Oktay Aslanapa ve Şerare Yetkinin çok önemli rol oynadıklarını belirterek mevcut çalışmalar üzerine bilgi vermektedir. Türkiye ve Avrupada Türk halılarının bulunduğu müzelerdeki önemli parçaları Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bir araya getiren serginin somut bir çalışması olan bu kitabın ortaya çıkmasında Tekstilbankın sponsorluğu üstlenmesinin önemine değinen ölçer, sergiye katılan kişilere teker teker teşekkür etmektedir.&lt;br/&gt;Kitabın Türk halı sanatı ile ilgili ilk yazısı Dr. Nazan Ölçer tarafından kaleme alınmıştır (s.VII-XXII). Türk halı sanatı tarihini ele alan yazı (Turkish Carpets and Their Collections in Turkey) Pazırık Halısından 19. yüzyıla kadar olan dönemi en yeni bilgilerle yeniden yorumlamaktadır. Konya Halıları olarak bilinen Selçuklu halıları, Osmanlı halıları, Türk halıların Avrupaya ihracı ve Avrupada Türk halılarına karşı başlayan büyük ilgi, hayvan figürlü halılar, Uşak halıları, Memluk ve Osmanlı saray halıları, ehl-i hiref örgütünde halıcılar, belgelere göre diğer halı dokuma merkezleri, fiyatları ve Batıya ihracı, Türkiyede halı koleksiyonu ve Topkapı Sarayı halıları Nazan Ölçerin yazısında değindiği başlıca konuları oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;Berlin İslam Sanatları Müzesi Müdürü Dr. Volkmar Enderlein, Anadoludaki Orta Çağ Halıları (Medieval Carpets from Asia Minör) adlı yazısında (s.XXIII-XXVIII) 1949da Rus arkeologların Altaylarda ortaya çıkardığı Pazırık halısının Türk düğümü ile dokunduğunu ve metrekarede yaklaşık 3600 düğümü olduğu vurgulayarak kalitesi ile önemine değinmektedir. Enderlein, Marco Polonun &quot;Dünyanın en iyi ve en güzel halıları&quot; dediği Selçuklu dönemi Konya halıları hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Hans Holbein, Lorenzo Lotto, Gentile Bellini gibi Avrupalı ressamların eserlerinde Anadolu halılarının resimlendiğini belirten Enderlein, ayrıca yazısında Kahirede Memluk Sultanlarının himayesinde üretilen geometrik desenli halıların, Osmanlıların Kahireyi almasıyla Osmanlı saray halılarını nasıl etkilediklerini vurgulamaktadır.&lt;br/&gt;Budapeşte Uygulamalı Sanatlar Müzesi, Halı Seksiyonu Başkanı Dr. Ferenc BatÃ¡rinin Budapeştedeki Türk Halılarını (Turkish Carpets from Budapest) ele alan yazısında (s.XXIX-XXXVII) Türkiye Macaristan kültürel ilişkilerinde halının önemli bir yer tuttuğuna değinmektedir. F. BatÃ¡ri, kayıtlarda geçen Türk halılarının sayısal dökümünü vererek, Türk halılarının Macaristanda benimsendiğini ifade etmektedir. Budapeşte Uygulamalı Sanatlar Müzesinin son derece zengin bir Türk halısı koleksiyonuna sahip olduğunu belirten BatÃ¡ri, bu yazısında Müzede yer alan üç Memling, iki Holbein, onüç Lotto ve 17. yüzyıla ait pek çok seccadeye yer vermektedir. Bu seccadelerin Ladik, Görd</description></item><item><title>HALI-KİLİM SANATI VE TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?halikilim-sanati-ve-tarihi-455935.html</link><description>HALI-KİLİM SANATI VE TARİHİ&lt;br/&gt;Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde edilmesini sağlayan koyun ve onun ortaya çıkmasını sağlayan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır. &lt;br/&gt;Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı &quot;Afanasyevo kültürü&quot; denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir. &quot;Hayvan yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar oynuyordu&amp;#8230; Uhlemann&quot;a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar&amp;#8230; İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için, halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir&quot;. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine, kilimlerine-halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela &quot;&amp;#8230; Yenisey&quot;in yukarı akımında ve Uygurlar&quot;dan sonra, bir müddet Moğolistan da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler&quot;. Kazakistan&quot;daki Kazak Türklerinin hala keçeden ayakkabı-çizme yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk cumhuriyetlerinde görmek mümkü</description></item><item><title>KİLİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kilim-382195.html</link><description>KİLİM&lt;br/&gt;Düz Dokumalar&lt;br/&gt;Dokuma sanatı, insanın en erken çağlardan başlayarak başardığı işlerden biridir. Dokumanın temelinde, dikey ve yatay doğrultuda uzayan ipliklerin birbiriyle dik açıda birleşerek bir doku oluşturması yatar. Dokuma sanatının geçmişine baktığımız zaman, öncülerin &quot;ağ örgüsü tekniği&quot; ile &quot;ilmik tekniği&quot; olduklarını görürüz.&lt;br/&gt;Ağ örgüsü tekniğinde iplik, tığ görevi yapan bir gerecin yardımıyla, biteviye örülür.&lt;br/&gt;İlmik tekniğinde ise, bir çerçeveye gerilmiş iplikler, araya giren çubukların yardımıyla ön ve arka bölümlere ayrılır, aradan dolanan iplikler, ellerin yardımıyla ilmiklenerek dokuyu meydana getirir.&lt;br/&gt;Birincisi, tarih öncesi çağlara kadar gitmekte; en ilkelden en gelişmişe kadar sıralanan tüm toplumlarda görülmekte, kullanılmaktadır. İlkel insanın hayvan kemiklerinin yardımıyla ördüğü balık ağı ile başlayan örnekleri, yeryüzünü Pasifik&quot;ten tüm Güney ve Kuzey Amerika&quot;ya, Afrika ve Asya üzerinden Uzak Doğu&quot;ya ve Avustralya ya uzanacak biçiminde sarmıştır.&lt;br/&gt;Aynı teknikle sepet ve torbalar, çantalar, bu insanlık kadar eski tekniğin, günümüzdeki uzantılarıdır. İkincisi olan ilmik tekniği ise, eski Yunan&quot;dan, Mısır&quot;dan bu yana bilinmekte, tunç çağından günümüze kadar da kullanılmaktadır. Bu iki kaynaktan beslenerek gelişen dokuma tekniğinin en basit türü, &quot;bez ayağı dokuma&quot;dır. Bunda, enlemisine olan atkı ipliği dikey inen çözgü ipliğinin alt ve üstünden geçerek dokuyu oluşturur. Ancak, ağ örgü tekniği ile dokuma tekniği pek çok yerde birbirine öylesine yaklaşmaktadır ki, hangisinin nerede bitip, diğerinin nerede başladığını söyleyebilmek, güç olmaktadır.&lt;br/&gt;Bazı bölgelerde o denli basit dokuma tezgahları görülür ki, tezgaha rağmen aslında yapılan iş, ipliklerin görülmesinden başka bir şey olmamaktadır. Gelişme çizgisi içinde 2 türlü dokuma tezgahı türü ortaya çıkmıştır. Dikey tezgahta, çentiklerle donanmış iki uzun yan tahta, üstten ve alttan ona kavuşan iki yatay silindirik tahta ile bir çerçeve oluşturmaktadır. Genelde bir oyuk içinde hareket edebilen bu yatay çubuklara çözgüler sarılır. Çözgülerin ayrılmasını sağlayan ana sopalar, dikey tahtanın çentiklerine oturtularak, ilerleyen dokumaya paralel olarak yükseğe alınır.&lt;br/&gt;Güney Amerika&quot;nın en eski kültür tabakaları ile Kuzey Amerika&quot;nın yerli kültürlerinin dokuduğu karmaşık desenli yaygılar olsun, Batı ve Orta Asya&quot;nın göçebe ve yerleşik kavimlerince dokunan düz dokuma ve düğümlü halılar olsun, bunların hepsi bu tür dikey tezgahlarda dokunmuşlardır. Dikey tezgahlara ait tasvirlere antik çağ kaynaklarında sık sık rastlamaktayız. Bunların içinde şüphesiz en ünlüsü, Homeros&quot;un Odysseus destanında, öldü sanılan Odysseus&quot;un Truva&quot;dan dönmesini sabırla bekleyen karısı Penelope&quot;nin, önüne oturup, akşama dek dokuduğunu sabaha dek çözdüğü dikey tezgahtır. Diğer tezgah türü ise yatay tezgahlardır.&lt;br/&gt;Kullanım biçimi dikey tezgahlarla prensipte aynı olmakla birlikte, iki tipin dağılımında görülen farklılık, bunların birbirinden tamamen ayrı bir yol izlediği görünümünü vermektedir. Yatay tez</description></item><item><title>BATİK SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?batik-sanati-372113.html</link><description>KULLANILACAK ARAÇ VE GEREÇLER&lt;br/&gt;1- OCAK&lt;br/&gt;Üzerinde balmumu ve parafini eritebileceğiniz bir ocağa ihtiyacınız var. Bunun için, piyasada bulunan ispirto ocaklarını, küçük piknik tüplü ocakları kullanabileceğiniz gibi, evinizde bir kenara atılmış eski tip küçük elektrik ocaklarından da yararlanabilirsiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2- ERİTME KABI&lt;br/&gt;Ocağın üzerine iyice oturacak, kenarları yüksek, ısıya dayanıklı eski bir tencere, sefertası ya da içi çukur bir bakır tabağı mum eritmek için kullanabilirsiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3- KASNAK&lt;br/&gt;Batik yapacağınız kumaşı gerebilmek için marangoza çıtadan istediğiniz ölçülerde 1-2 tane kasnak yaptırabilirsiniz. Kavak gibi yumuşak ve ucuz bir ağaçtan 70x35 cm. ölçüsünde orta boy bir kasnak işinizi görür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4- RAPTİYE&lt;br/&gt;Kumaşınızı kasnağa gergin bir biçimde raptedebilmek için, 10-15 adet raptiyeye ihtiyacınız olacaktır. Kumaşınızın ölçüleri kasnaktan büyük olabilir. Böyle zamanlarda önce kasnak üzerindeki kısmı mumlayıp, kumaşı kasnaktan çıkarıp mumlanmamış kısmını kasnağa geriniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5- FIRÇA VE ÇENTİNG&lt;br/&gt;Kumaşı mumlayabilmek için, çeşitli numaralarda (2-3-4-5-6) kıl fırçalar edinmelisiniz. Ayrıca büyük kırtasiyelerden, batik ile ilgili malzeme ve boya satan yerlerden &quot;çenting&quot; de alabilirsiniz. Çenting, batik uygulamalarında oldukça kolaylık sağlar, ancak, eliniz bu işe alışana kadar fırça ile çalışmanızı öneririz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6- BALMUMU VE PARAFİN&lt;br/&gt;Balmumu ve parafini aktarlardan, baharat satıcılarından alabilirsiniz. Başlangıç için 1 kg parafin ile 250 gr. balmumu yeterlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7- KUMAŞ BOYALARI&lt;br/&gt;Batik için yine aktarlarda, nalburiyelerde satılan yerli Viktorya veya yabancı Dylon kumaş boyalarını kullanabilirsiniz. Mevcut renklerden birer paket alıp karıştırarak daha güzel ve değişik renkler elde edebilirsiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8- BOYA KAPLARI&lt;br/&gt;Boya hazırlamak için mümkün olduğu kadar geniş eski bir tencere ya da tas yeterlidir. Ayrıca, kumaşı boyamak için, plastik bir leğene de ihtiyacınız olacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9- KUMAŞ&lt;br/&gt;Bu araç ve gereçleri hazırladıktan sonra, sıra batik çalışacağınız kumaşa geldi. Fotoğraflarını göreceğiniz örneklerin çoğu saf ipekten; bir kısmı da pamuklu kumaşlardan çalışılmıştır. Burada dikkat edeceğiniz önemli bir nokta var. Kullanacağınız kumaş muhakkak doğal elyaftan yani %100 ipek ya da %100 pamuktan yapılmış olmalıdır. Başlangıç olarak pamuklu kumaşları yani mermerşahi, opal, patiska vs. seçmeniz daha uygun olur. Zamanla, eliniz alıştıkça ipek üzerine de batik yapabilirsiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MUMLU BATİK&lt;br/&gt;Yukarıda sayılan tüm araç gereçleri hazırladınız. Şimdi sıra geldi uygulamaya. Öncelikle ne yapacağınıza karar veriniz. Sözgelimi yastık yapmak istiyorsunuz. 90 cm. enindeki opal kumaştan 45 cm aldınız. Batik çalışırken, açık renk kumaşları özellikle beyazı seçiniz. Kumaşı, dilerseniz iki parçaya ayırıp ayrı ayrı, dilerseniz tek parça halinde çalışabilirsiniz.&lt;br/&gt;Çalışacağınız deseni, fazla bastırmadan kurşunkalemle kumaşa çiziniz. İlk başlarda fazla ayrıntısı olmayan basit desenleri tercih ediniz. Deseni çizdikten sonra kumaşı raptiyelerin yardımıyla olabildiğince gergin bir biçimde kasnağınıza yerleştiriniz. Daha önce de belirtildiği gibi, kumaş kasnaktan büyük olabilir. Artan kısmını tekrar raptiyeleyerek mumlayınız.&lt;br/&gt;Mumu eriteceğiniz kaba bir miktar (iki elma büyüklüğünde) parafin ile )  (bir mandalina büyüklüğünde) balmumu koyunuz. Ocağınızı yakıp, kabı ateşe oturtunuz. Mumun iyice erimesi ve kızgın bir hale gelmesi gerekir. Ancak mum gerektiğinden fazlada ısınmamalıdır. Yani duman çıkıyorsa ocağı söndürünüz. Mumu fırça veya çenting ile kumaşa sürdüğünüz zaman hemen donmadan kolayca yayılıyorsa ve kumaşın arka yüzüne de gecebiliyorsa, ısısını tam ayarlamışsınız demektir. Yalnız, dikkat edilmezse, sıvı mum kolayca desen çizgilerini geçebilir. Bu durumda mumlanmasını istemediğiniz kısımlardaki mumu, o kısırın ki kağıt arasında ütüleyerek veya bıçakla kazıyarak çıkartabilirsiniz. &lt;br/&gt;Yastığınızın arka yüzüne de desen yapmak istiyorsanız aynı işlemleri7tekrarlamanız yeterli olacaktır. Arka yüzü desenlemeden tek renk de yapabilirsiniz.&lt;br/&gt;Mumlama İşlemini bitirdikten sonra, kumaşınızı kasnaktan çözüp her yanının iyice mumlanıp mumlanmadığını kontrol ediniz. Arkasında mum almamış yerler varsa, fırça ile buraları ve raptiye izlerini de kapatınız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BOYA HAZIRLAMA&lt;br/&gt;Şimdi sıra boyayı hazırlamaya geldi. Boya hazırlama kabınıza 2;5-3 litre (12-13 bardak) su koyunuz. Yalnız bu ölçüler belirtilen boyutlarda yapılacak örnekler için geçerli olup, daha büyük kumaşlar için daha fazla su ve boya kullanmanız gerekir. Su biraz ısındıktan sonra, istediğ</description></item><item><title>AZMACILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?azmacilik-367632.html</link><description>YAZMACILIK&lt;br/&gt;Orta Anadolu&quot;nun uygarlık yönüyle zengin olan Tokat ilinde,yazmacılığın 600 yıllık bir geçmişi vardır. Yazmacılığın yapıldığı Anadolu kentleri arasında ise Tokat&quot;ın ayrı bir yeri vardır. Yazmacılık geçmişte türünün en güzel örneklerini Tokat&quot;ta vermiştir. Evliya Çelebi Tokat yazmaları için &quot;Beyaz pembe bezi Diyar-ı Lahor da yapılmaz. Güya altın gibi mücelladır. Kalemkar basma yüzü, münakkaş perdeleri gayet memduh olur&quot; der ve övgüyle söz eder. Türk El Sanatları içinde çit, yemeni, çevre, çember deyimleri ile tanıdığımız yazma; yıllar boyunca kadınlarımızın baş örtüsü olmuştur. Türkülere ve manilere konu olan yazma, bir Almus türküsünde sarı rengi ile dikkat çekerken, bir maninin sözlerinde desen ve çiçekleri ile dile gelir.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;nun yemyeşil, şirin bir ili olan Tokat&quot;ta &quot;Karakalem&quot; ve &quot;Elvan&quot; olmak üzere iki tip yazma basılmaktadır. Desen ve kompozisyon olmak yönünden doğal bir görüntünün hakim olduğu Tokat yazmalarında doğadaki motifler özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden, stilize edilerek kalıp üzerine alınmıştır. Tokat&quot;ın karakteristik motifleri, tüm özellikleri ile birlikte yazmalara yansıtılmış, doğadan alınan bitkisel motifler, meyve ve çiçek motifleri kalıp ustasınca başarılı bir kompozisyon içinde kumaş üzerine aktarılmıştır. Meyve çeşidi bol olan Tokat&quot;ın, bu özelliği yazma desenlerine konu olmuş,elması, üzümü, kirazı ve çiçekleri motifler halinde yer alarak desenlere kaynaklık etmiştir.&lt;br/&gt;Desenler, ağaç kalıplara kalıp ustasınca bir nakış gibi işlenerek aktarılır. Kalıp oymacılığı sabır ve el becerisi ister. Herkes yazmacı olur ama kalıp ustası olamaz. En güzel kalıplar ise ıhlamur ağacından oyulur.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;da yazmacılığın merkezi konumunda olan Tokat&quot;ta üretilen yazmalardaki renk uyumu gerçekten mükemmeldir. Tokat yazmalarında çoğunlukla kırmızının koyu tonları, bordo, patlıcan moru gibi koyu renkler hakimdir. Tokat yazmaları çok renklidir. Sağlam bir renk armonisi vardır. Tokat&quot;ta bu gün çok değişik yazma deseni basılmaktadır. Tokat&quot;a özgü desenlerin yanı sıra; değişik yörelere ait motiflerle de çalışılmaktadır. Tokat&quot;a özgü yazma desenleri şunlardır.&lt;br/&gt;*Tokat içi dolgusu&lt;br/&gt;*Tokat beşlisi&lt;br/&gt;*Tokat üzümlüsü &lt;br/&gt;*Tokat elmalısı &lt;br/&gt;*Tokat yarım elmalısı&lt;br/&gt;*Tokat kirazlısı&lt;br/&gt;*Tokat içi boş (kayseri kenar)&lt;br/&gt;*Purket (plaka)&lt;br/&gt;*Kaşık sapı&lt;br/&gt;*Kaynama yağmuru&lt;br/&gt;*Asma yaprağı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Ev işi yazma &lt;br/&gt;*Trabzon kenar&lt;br/&gt;40. yıl öncesine kadar beş büyük handa:&lt;br/&gt;          1)Horozlu Han&lt;br/&gt;          2)Hacı Musaoğlu Hanı&lt;br/&gt;          3)Askerler Hanı &lt;br/&gt;          4)Beypazarı Hanı&lt;br/&gt;          5)Gazioğlu Hanı&lt;br/&gt;hanlarında yapılmaktaydı. Günümüzde yazmacılık yalnızca bir handa(Gağzioğlu Hanında) yapılmaktadır. İki asır kadar önce bir kervansaray olarak yapılan Gağzioğlu Hanı, ortasında kuyusu olan büyük dikdörtgen biçimli avlusu ve üst kattaki sıra sıra odaları ile eski zamanlarınkinden farklı değildir bu gün... Atölyelerde renk renk tülbentler değişik kalıplarla basılırken, biriken yazmalar tavandaki cerekler asılır. Yazmalar, avludaki havuzlarda ve üst kattan avluya uzanan cereklerde bir renk cümbüşü gibiuzanır. Halen Yazmacılar Hanında da yazmacılığa devam eden yazmacılar mevcut olup, büyük bir çoğunluğu Tokat sanayi sitesinin yanında yeni yapılan Yazmacılar Sitesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.</description></item><item><title>KİLİM ALFABESİ, HALI - KİLİM ETİMOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kilim-alfabesi,-hali-kilim-etimolojisi-347933.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ   ve  TEŞEKKÜRii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERiv&lt;br/&gt;ŞEKİLLER  DİZİNİv&lt;br/&gt;1.  GİRİŞ1&lt;br/&gt;2.  MATERYAL  VE  YÖNTEMLER3&lt;br/&gt;2.1.  Materyal3&lt;br/&gt;2.2.  Yöntem3&lt;br/&gt;3.  HALI VE  DÜZ  DOKUMANIN  TARİHÇESİ4&lt;br/&gt;4.  ARAŞTIRMA BULGULARI68&lt;br/&gt;4.1. Eski Türk Topluluklarında Halı ve Kilimin Alfabetik Tanımı68&lt;br/&gt;4.1.1. Orta  Asya  Dönemi68&lt;br/&gt;4.1.2. Göktürk Harfli Metinlerde70&lt;br/&gt;4.1.3. Uygur Harfli Metinlerde71&lt;br/&gt;4.1.4.  Arap  Harfli  Metinlerde73&lt;br/&gt;4.1.5. Eski Anadolu Türk Metinlerinde75&lt;br/&gt;4.2. Eski Türk Topluluklarında Halı ve Kilimin Etimolojisi80&lt;br/&gt;4.2.1. Etimoloji Tanımı80&lt;br/&gt;4.2.2.  Halının ve Kilimin Etimolojisi81&lt;br/&gt;4.3. Pazırık Halısı&quot;ndan Yola Çıkarak Önerilen Halı Tasarımı83&lt;br/&gt;4.3.1.  Pazırık Halısı&quot;nın Teknik ve Sanatsal Özellikleri83&lt;br/&gt;4.3.2.   Pazırık Halısı&quot;nın Orijinal Tasarımı83&lt;br/&gt;5.  SONUÇ84&lt;br/&gt;KAYNAKLAR85&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLER  DİZİNİ&lt;br/&gt;     Sayfa No:&lt;br/&gt;Şekil 1. Pazırık Bölgesi ve Geniş Çevresinin Haritası......................................... 8&lt;br/&gt;Şekil 2.  Pazırık Halısı.........................................................................................10&lt;br/&gt;Şekil 3.  Noppen Dokuma Tekniğinin Çizimi.....................................................11&lt;br/&gt;Şekil 4.  Pazırık Halısını Süsleyen Geyik Resmi.................................................14&lt;br/&gt;Şekil 5.  Pazırık Halısındaki Yırtıcı Hayvan Gövdesi.........................................14&lt;br/&gt;Şekil 6.  Pazırık Halısındaki At ve İnsan Motifleri.............................................14&lt;br/&gt;Şekil 7.  Pazırık Halısındaki Yıldız Motife.........................................................14&lt;br/&gt;Şekil 8.  Pazırık Halısındaki Saçaklı At Haşalarının Çizimleri...........................14 &lt;br/&gt;1.  GİRİŞ&lt;br/&gt;Halı sanatının Türklerle başlayan tarihi, M.Ö. dönemlere kadar uzanır. Bulundukları yaşam koşulları bir gereği olarak ilk Türklerin bulundukları bölgelerde ortaya çıkan halı, zaman içinde gereksinim maddesinin dışında, bir sanat olarak da gelişmiş ve günümüze ulaşan pek çok değerli örnekler yapılmıştır. M.Ö. VIII. ve VII. yüzyıla ait Pazırık halısı bu konuda gelinen aşamayı göstermesi açısından çok önemlidir. Ulaşılan kaliteli bu halının çok uzun bir çalışmanın ürünü olabildiğini göstermektedir. &lt;br/&gt;Düz ve düğümlü yaygılar dediğimiz halı; Anadolu Türk insanı ile her dönemde yaşamı etnografik birer belge olarak kültür varlığımız ve eski eserlerimiz içinde önemli bir yere sahiptir. Türklerin yaşadığı Orta Asya&quot;da kendi ihtiyaçlarını gidermek açısından kendilerine özgü keçe halı ve düz dokuma yaygılar (kilim, cicim, zili, sumak) örtü malzemesi yaratmışlardır. Muhtemelen ilk önce keçe keşfedilmiş, daha zor bir tekniği gerektiren düz dokuma yaygılar ve daha sonra da halı geliştirilmiştir.&lt;br/&gt;Orta Asya&quot;da sürekli bir göç yaşamı, Türk toplulukları yaşam koşulları yüzünden göç ettikleri her yerde dokuma sanatlarını hem geliştirmişler, hem de devam ettirmişler ve bulundukları yerlerde kendilerine özgü geleneksel dokuma sanatlarını oluşturmuşlardır.&lt;br/&gt;Türk düz dokuma yaygılarının pek çok nedenden ötürü bilinen bir geçmişi yoktur. araştırmada orta Asya, Anadolu ve yakın çevresinde bulunmuş olan, dokuma yaygı kalıntısı olduğu tahmin edilen arkeolojik buluntular vasıtasıyla, geçmişle bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Ancak buluntular ve mevcut yaygılarla, arada yüzyıldan fazla bir boşluk bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Yerleşik toplumlar son yıllara kadar, kilim ve düz dokuma yaygılarla çok az ilgilenmişler ve bunlar halı gibi lüks eşya sayılmadığından, alışveriş kayıtlarında, envanterlerde bunlardan çok az söz edilmiştir.&lt;br/&gt;Tarih boyunca toplumun anonim ürünü olan, uygarlığın baş döndürücü hızına rağmen geleneğini koruyanların başında , yaygı olarak yere sermek, örtmek, duvarlara süs olarak asmak, çadır kapısı, çuval, heybe, at örtüsü gibi insanların sevinçlerini, üzüntülerini, öykülerini yaşamlarının çeşitli sembolik motiflerle anlatmış ve günlük yaşamlarında dokuma sanatı vazgeçilmeyen bir unsur ve o dönemden bugüne gelenekselliğin devamı şeklinde anadan kızına çeyiz olarak devam etmiştir.&lt;br/&gt;Bu araştırmada amaç; farklı Türk topluluklarında geçmişten günü</description></item><item><title>HALI KİLİM TEKNİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hali-kilim-teknigi-372831.html</link><description>HALI KİLİM TEKNİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAKLAR&lt;br/&gt;Belkıs Balpınar ACAR&lt;br/&gt;Kilim Cicim, Zili, Sumak Türk Düz Dokuma Yaygıları&lt;br/&gt;Ayla KAFALILAR&lt;br/&gt;Halıcılık ve Teknolojisi&lt;br/&gt;17. Yüzyıl Osmanlı Kültür Sanatı Sempozyum Bildirileri&lt;br/&gt;Prof. Önder KÜÇÜKERMAN&lt;br/&gt;Isparta Fabrikası &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖĞRENCİNİN ADI&lt;br/&gt;NİLHAN İNAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖĞRETMENİN ADI&lt;br/&gt;ŞENNUR AZADE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ESKİŞEHİR&lt;br/&gt;2004 &lt;br/&gt;HALININ  TARİHÇESİ&lt;br/&gt;1. İLK  HALI&lt;br/&gt;Eski Yunan kaynaklarında ilk halı sanatının Türklere ait olduğunu kanıtlayan bazı bilgiler vardır. Bu kaynaklarda, yapılan halıların düğümlü halı olduğuna dair herhangi bir bilgi olmadığı, ancak yumuşak halılar olduğu belirtilmektedir. Bilinen en eski halı Rusyada Leningrat Müzesinde muhafaza edilen süvari ve geyik motifleriyle dokunmuş pazirik halisidir. Bu halı Rus Arkeologu Rudenke tarafından Sibiryada Altay Dağları eteklerinde, yapılan bir kazıda bulunmuştur. 2000 sene öncesine ait olduğu sanılan bu halının İskit mezarında at iskeletleriyle beraber bulunması, onun bir göç örtüsü olduğunu göstermektedir. Halı motiflerinin Türklere ait olduğu kesinlikle bilinen altın ve tunç işleri üzerindeki motiflerle aralarında büyük bir benzerlik olması halınında Türkler tarafından yapıldığını göstermektedir.&lt;br/&gt;183x200 cm. olan bu halının, koyu ve açık kahverengi yünlerle dokunduğu ve cm2 de 36 düğüm olduğu görülmüştür. Gördes dediğimiz Türk düğümüyle bağlanan bu ince kalite halı, halıcılık sanatının eski ve güzel örneklerinden biridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. SELÇUKLU  HALILARI&lt;br/&gt;Halı sanatı Selçuklu Türkleri ile birlikte Anadoluya girmiş ve gelişmiştir. Selçuklu döneminde Anadolu halıcılığının en parlak devri 13. ve 14. yüzyıllardır. Konya Selçuklu halıları, renk ve kompozisyon bakımından ahenkli ve zengin bir gelişme gösterirler. Koyu mavi, koyu kırmızı renklerde olan bu halıların üzerindeki motifler açık mavi ve açık kırmızı renktedir. Koyu ve açık sarı renklerle bazen açık yeşil de görülür. Açık ve koyu renklerin çeşitleri ile çok zengin, ahenkli ve dinlendirici bir uyum meydana getirmiştir. Renk sayısı pek fazla olmamakla beraber ayrıntı farklarıyla büyük bir zenginlik tesiri uyandırmıştır. Motifler genellikle geometrik şekillerden ibarettir. Baklavalar, yıldızlar, etrafı çengellerle çevrilmiş sekizgenler en çok görülen şekillerdir. Bazen geometrik şemaya uydurulmuş bitkisel motiflere de yer verilmiştir.&lt;br/&gt;Selçuklu halılarının en karakteristik özelliği iri kufi yazılardan meydana gelen bordürlerdir. Bunlar, uçları üçgenlerle sonuçlanan dik harflerden ibarettir.&lt;br/&gt;1.2. OSMANLI DEVRİ HALICILIĞI&lt;br/&gt;Osmanlı imparatorluğunun yayılma ve yükselme devrinde, İran halıcılığının ince ve grift motiflerinin Türk zevki ile karışmasından oluşmuş yeni örneklere rastlanmaktadır. Bu devirlerde İran sanatının  her sahada  olduğu  gibi  halıcılıkta  da  tesirleri  bulunduğu görülmektedir. Ancak 16. ve 17. yüzyıllara ait bu şahane desenler hiç bir zaman İran halıcılığının kopyası veya taklidi olmamıştır. Geometrik motifler yerine kavisler, yumuşatılmış stilize çiçek ve sembolik şekillerden oluşan yeni ve zengin bir sanat meydana getirmiştir.&lt;br/&gt;16.  Yüzyılda  gelişen   Osmanlı   halılarına  saray   halı da denilmektedir. Bu  isim  ise; saraya  bağlı  halı  atölyelerinde sarayın ihtiyacını karşılamak üzere yapılan halılar olduğu içindir.&lt;br/&gt;Osmanlı  halılarında  bütün  renkler  kullanılmıştır. Kırmızı,  lacivert, krem, sarı renklere çok rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;Osmanlı halılarında kullanılan  motif çeşitleri altı grupta toplanır.&lt;br/&gt;Hataller: Narçiçeğinin ortadan kesilmiş şeklidir.&lt;br/&gt;Rumiler: Yumuşak ve kıvamlı motiflerdir.&lt;br/&gt;Pençler:  Penç  beş  demektir.  Beş  yapraklı  veya 1 bölümlü çiçek motifleridir.&lt;br/&gt;Yaprak ve goncalar&lt;br/&gt;Lale, sümbül ve karanfiller&lt;br/&gt;Bulutlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. KAYNAKLARDA HALI İLE İLGİLİ KAYITLAR&lt;br/&gt;Sultan II.Bayazıt zamanında Cemaat-i Ehl-i Hirefde 19 hah ustası vardı. 1001(1592) ve sonraki tarihli defterlerde Cemaat-i Kaliçe-bafanın, hassa sanatkarlarının teşrifat sırasıra göre adlan yazılıdır. Süleymaniye için ısmarlanan halıların defterlerini de bunlar hazırlamışlardır. III.Mehmet zamanında cemaat aynen devam etmiş, bunlar arasında tek kişi, Rıdvan Abdullah 1005(1592) de iki akçe ulufe ile girmiştir. 16.yy. sonuna kadar devam eden bu cemaatin Sultan I.Ahmet zamanında Kaliçe-bafan adı değişip, Sorgucyan-ı Hassa olmuştur. 18.yy. sonlarında Keçeciyan-ı Hassa adı verildiğine göre, sorguçla birlikte keçe, belki halı yapmış olmalıdırlar.&lt;br/&gt;Kanuni Sultan Süleyman, kendi camii için halı yapılmasını istemiştir. Bunlrdan biri Vakıflar Halı Müzesindedir. Ö.L.Barkan, Süleymaniye inşaat defterleri belgelerine göre,</description></item><item><title>KARL MARKS VE MARKSİST ESTETİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karl-marks-ve-marksist-estetik-345724.html</link><description>SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;GÜZEL SANATLAR  FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI  BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ESTETİK   DERSİ  SEMİNER  ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARL MARKS &lt;br/&gt;ve&lt;br/&gt;MARKSİST ESTETİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Danışman&lt;br/&gt; Öğr. Gör. Abdülbaki YEŞİL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazırlayan&lt;br/&gt;Ercan  YANGINCI&lt;br/&gt;9921903019&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KARL  HEİNRİCH  MARKS&lt;br/&gt;Alman siyaset adamı, filozofu ve iktisatçısı (Trier 1818-Londra, 1883). Protestanlığı kabul etmiş, hali vakti yerinde Alman yahudisi bir avukatın oğlu. Öğrenimini Trier kolejinde, sonra Bonn ve Berlin Üniversitelerinde yaptı. Hegel&quot;in etkisinde kaldı ve Ludwig Feuerbach ile dost oldu. 1841&quot;de Epikuros&quot;un felsefesi üstüne bir tez hazırladı. Sonra gazeteciliğe başladı ve kalem tartışmalarına girişti. Muhalif radikaller tarafından Köln&quot;de kurulan Rheinische Zeitung&quot;un başyazarlığına getirildi (1842). Bu gazete 1843&quot;te kapatılınca, Marks Paris&quot;e gitti. Fransız Alman Yıllıkları&quot;nı (Deutsch-Französische Jahrbücher) çıkardı. Fakat bu yayın da yasaklandı. 1844&quot;de Friedrich Engels ile dost oldu. İki önemli makalesini &quot;Fransız-Alman Yıllıkları&quot;nın ilk ve tek sayısında yayımladı: Zur Kritik der Hegelschen Rectsphilosophia (Hegel&quot;in Hukuk Felsefesi Tenkidine Katkı) ve Yahudi meselesi (Zur Judenfrage). 1845&quot;de Fransa&quot;dan sınır dışı edilince, Brüksel&quot;e yerleşti ve orada bir gizli devrimci propaganda derneği olan Komünistler birliğinin isteği üzerine, 1847&quot;de, Engels ile birlikte, Londra&quot;da Almanca yayımlanan (Şubat 1848) Komünist Partisi Manifestosu&quot;nu (Manifest der Kommunistischen Partei) kaleme aldı. O günlerde Avrupa&quot;daki devrimci hareketlere yapılan baskıların etkisiyle sırasıyla Paris&quot;e (1848), Köln&quot;e (1848-1849), gene Paris&quot;e (1849), sonunda bütün bütün yerleşeceği Londra&quot;ya sığınmak zorunda kaldı. Orada  &quot;1.ci İşçi Enternasyonali&quot;nin kurulmasına ön ayak oldu (1864-1876) ve ölümüyle yarım kalan temel eseri Kapital&quot;i (Das Kapital) yazdı. Karl Marks&quot;ın başlıca eserleri şunlardır: Ekonomi politik ve Felsefe (1844&quot;de yazıldı, 1928-1932&quot;de yayımlandı); Kutsal Aile [1845]; Alman İdeolojisi [1845-1846]; Felsefenin Sefaleti [1847]; Louis Bonaparte&quot;ın Darbesi [1852]; Fransa&quot;da Sınıf Mücadeleleri[1850&quot;de yazıldı, 1895&quot;de yayımlandı]; Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı [1859]; Ücret, Fiyat ve Kar(1865); &quot;1. İşçi Enternasyonalinin Açılış Konuşması&quot;(1864); Fransa&quot;da İç Savaş[1871]; &quot;İktisat Doktrinleri Tarihi&quot;(1861-1865 arasında yazıldı, 1905-1910 arasında yayımlandı).&lt;br/&gt;Karl Marks&quot;ın yetişmesi, yolculukları ve dostlukları onu, üç düşünce akımının kavşağına getirdi: Alman Felsefesi, Fransız Sosyalizmi, İngiliz İktisat Bilimi. Bunların etkisi ve güçlü bir tenkit, yapıcılık ve sentez çabasıyla, &quot;bilimsel&quot; diye nitelenen sosyalizmi kurmağa yöneldi. &lt;br/&gt;İnsanı sadece düşünen değil, aynı zamanda davranan bir varlık sayan bir felsefeden hareket eden Karl Marks, 1844&quot;de, daha çalışmalarının başlangıcında, insanın faaliyet alanının aynı zamanda iktisatçı ve filozofun da faaliyet alanları olduğu bilincine vardı; diyalektik sayesinde, iktisadı, somut bir felsefe olarak ele aldı. Marksizm, böylece hem bir öğreti, hem de bir analiz metodu kurduğunu ileri sürer.Öğretinin, birbirine derinden bağlı üç ana yönü vardır: Bir felsefesi, bir tarih felsefesi ve bir iktisat nazariyesi.&lt;br/&gt;Marks&quot;ın felsefesi diyalektik maddeciliktir. Marks, her gerçeği sadece maddi sayan ve ruhun, zihnin, kutsal varlıkların ayrı gerçekler olduğunu reddeden klasik maddecilikten (Demokritos&quot;un Epikuros&quot;un, Lucretius&quot;un, Gassendi&quot;nin, La Mettrie&quot;nin maddeciliği) hareket eder. Ne var ki, bu klasik maddeciliğin mekanist olmasına karşılık, Marks&quot;ınki dinamisttir. Marks, evreni sürekli bir &quot;oluşum&quot; halinde görür. Marks bu görüşü belirtmek için Hegel&quot;in tez, antitez, sentez diyalektiğini kullanır ve dünyanın gelişmesini, kimi anlarda, zamanla birikmiş belli belirsiz nicel değişmelerin ortaya koyduğu gerilimle ve denge bozukluğuyla kaçınılmaz biçimde meydana gelen (nitel sıçrama) devrimlerle açıklar. Her devrimi yeni ve geçici bir denge izler. Fakat diyalektiği Hegel tabiatta İdea&quot;nın gerçekleşmesini göstermek için kullandığı halde, Marks</description></item><item><title>GÜNEYDOĞU ASYA VE RUSYA KRİZİ KARŞISINDA TÜRKİYE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?guneydogu-asya-ve-rusya-krizi-karsisinda-turkiye-446201.html</link><description>GÜNEYDOĞU ASYA VE RUSYA KRİZİ KARŞISINDA TÜRKİYE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya ekonomisini ve özellikle finansal piyasaları etkileyen Güneydoğu Asya krizi,&lt;br/&gt;Taylandda başlayıp kısa sürede büyüyerek tüm Asyaya yayılmıştır. 1997 yaz aylarında&lt;br/&gt;başlayan Güneydoğu Asya Ekonomik Krizi, temelde dinamik uluslararası ticari ve mali&lt;br/&gt;sistem ile kötü yönetilen mali kurumların çatışması sebebiyle ortaya çıkmıştır. IMFe göre&lt;br/&gt;kriz dört temel başlık altında özetlenebilir. Bunlar; yabancı sermaye yatırımlarının verimli&lt;br/&gt;alanlara yönlendirilememesindeki sorunlar ve kısa vadeli borçlardaki artışlar, dış faktörler,&lt;br/&gt;son yıllardaki tutarsız makroekonomi ve döviz kuru politikaları ile finans kesimindeki&lt;br/&gt;yapısal zayıflıklardır. Bölge ülkeleri, dış tasarrufları ülkelerine çekmek için para birimlerini&lt;br/&gt;ABD dolarına endekslemişlerdir. ABD dolarının güçlenmesi, bu ülkelerin para birimleri aşırı&lt;br/&gt;değerlenmesine neden olmuştur. Bu durum bu ülkelerin ihracatlarını pahalılaştırmış ve&lt;br/&gt;rekabet güçlerini kaybetmelerine yol açmıştır. Bunun üzerine ülkeler cari açık vermeye&lt;br/&gt;başlamışlardır.&lt;br/&gt;Asyadan kaynaklanan tasarruflar bölge dışına uzun vadeli yatırımlara giderken,&lt;br/&gt;Asyaya gelen fonların genelde kısa vadeli banka kredileri, gayrimenkuller, portföy&lt;br/&gt;yatırımları veya her an kaçmaya hazır fonlardan oluşması bunalımın daha da artmasına&lt;br/&gt;neden olmuştur. Bölge ülkeleri, aşırı büyüme içinde iken bile bazı yapısal sorunları çözme&lt;br/&gt;yoluna gitmemişlerdir. Kredilerde anormal şişkinlik, yabancı sermayeye aşırı bağlılık, yanlış&lt;br/&gt;ve verimsiz yatırımlar, altyapı sorunlarının üzerine gidilmemesi, ihracatta rekabetin&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;zayıflaması, lüks tüketim malları ithalatındaki büyüme bölgede bir ekonomik krizin habercisi&lt;br/&gt;olmuştur.&lt;br/&gt;Bir ekonomide kriz, ekonominin temel dengelerinde meydana gelen sürdürülemez&lt;br/&gt;yapılanmanın ortadan kaldırılması için kendiliğinden oluşan ekonomik çalkantılardır.&lt;br/&gt;Krizler, sürdürülemez yapılanmayı sürdürülebilir bir duruma getirerek ekonomideki dengeyi&lt;br/&gt;daha düşük bir milli gelir seviyesine geriletir. Bunun sonucunda halkın refah düzeyi düşer ve&lt;br/&gt;işsizlik artar. Krizin çıkışı aniden olmasına rağmen, etkileri uzunca bir süre devam eder.&lt;br/&gt;Suya atılan bir taşın etkisi nasıl dalga dalga yavaşlayıp son buluyorsa, krizlerin ortadan&lt;br/&gt;kalkması da vakit alır. Ayrıca ekonomik krizler, ekonomide her hangi bir dengeyi&lt;br/&gt;düzeltirken diğer bir dengeyi bozabilir. Yüksek oranlı bir devalüasyon ödemeler dengesini&lt;br/&gt;olumlu yönde etkileyebilir ama halkın harcanabilir gelirini de düşürür, talebi kısarak üretimtüketim&lt;br/&gt;dengesini bozabilir.&lt;br/&gt;Güneydoğu Asya ülkelerinde 1997 yılı ortalarında başlayan kriz, 2 Temmuz 1997&lt;br/&gt;tarihinde Taylandın para birimi Bahtı %40 oranında devalüe etmesiyle başlamıştır. Vadeli&lt;br/&gt;döviz satışı yapan Tayland Merkez Bankasının 30 milyar dolar olarak açıkladığı döviz&lt;br/&gt;rezervlerinin aslında 1 milyar dolar civarında olduğunun ortaya çıkması, devalüasyonun&lt;br/&gt;sebeplerinden birini oluşturmuştur. Bunalımın bir diğer sebebi de, Merkez Bankasının&lt;br/&gt;devlete ait Mali Kuruluşları Geliştirme Fonunun zor durumdaki aracı kurum ve bankalara&lt;br/&gt;aktardığı yaklaşık 8 milyar doları finanse etmek için durmaksızın para basmasıdır.&lt;br/&gt;Taylandda başlayan kriz, bölge ülkelerinin Japon ve Çin kaynaklı dış sermaye&lt;br/&gt;yatırımları sebebiyle yoğun bir ekonomik bütünleşme süreci içinde bulunmaları, özellikle dış&lt;br/&gt;ticaretlerindeki karşılıklı bağımlılık sonucunda (spill-over etkisi) bölgenin tümüne&lt;br/&gt;yayılmıştır. 1 temmuz-31 Aralık 1997 döneminde bölge ülkelerinin borsalarında ortalama&lt;br/&gt;%40, para değerlerinde de %30 oranında düşüş görülmüştür. Krizin belirginleşmesinde&lt;br/&gt;temel faktör, 1987-1995 döneminde hızla büyüyen ekonomide kısa vadeli kredilerle uzun&lt;br/&gt;vadeli yatırımların finanse edilmesidir. Kontrolsüz yatırımlar ve dengesiz fiyat artışları, mali&lt;br/&gt;önlemlerle çözümlenemeyecek ekonomik krize ortam hazırlamıştır. Borsada, menkul&lt;br/&gt;değerlerde, gayrimenkullerdeki suni ve aşırı fiyat artışları ile 1997 Temmuz ayına kadar para&lt;br/&gt;birimi Bahtın değerinde ayarlama yapılmaması, Taylandın GSYİHnın %30una denk gelen&lt;br/&gt;ihracatını olumsuz yönde etkilemiştir.&lt;br/&gt;İhracatın yava</description></item><item><title>GENEL KREDİ SINIRLARI HAKKINDA AVRUPA BİRLİĞİ DÜZENLEMELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genel-kredi-sinirlari-hakkinda-avrupa-birligi-duzenlemeleri-445192.html</link><description>GENEL KREDİ SINIRLARI HAKKINDA AVRUPA BİRLİĞİ DÜZENLEMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4389 sayılı yeni Bankalar Kanununun &quot;Genel Kredi Sınırları, İştiraklere, Ortaklara ve Mensuplara Kredi&quot; başlıklı 11 inci maddesi, kredi kurumlarının risklerinin izlenmesi ve sınır-landırılmasına yöneliktir. Böylelikle, bankaların kredi risklerinin makul sınırlar içerisinde tutularak; kredi riskinin tek bir müşteriye yüklenmektense, farklı müşteriler arasında dağıtıl-ması ilkesi benimsenmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Esasen, anılan madde içerdiği tanım ve kurallar bakımından Avrupa Birliği (AB) ban-ka hukukunun yürürlükteki hükümleri ile büyük ölçüde paralellik göstermektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Raporun takip eden bölümlerinde de belirtileceği üzere, AB banka hukukunun temel amacı tüm Üye Devletleri kapsayacak şekilde tek bankacılık pazarının kurulmasıdır. Bu sonu-cun elde edilebilmesi için, AB organları, 1960&quot;lı yılların ortalarından bu yana direktifler yo-luyla düzenlemeye gitmişlerdir. Dolayısıyla, AB banka hukukunun tüm yönleri ile anlaşıla-bilmesi amacıyla tüm bu düzenlemelerin, aralarındaki bağlantılar ile birlikte ele alınması ge-rekmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4389 sayılı Bankalar Kanunumuzun genel olarak AB banka hukuku; bu Kanunun &lt;br/&gt;11 inci maddesinin ise özel olarak muadil düzenlemelerle karşılaştırılabilmesi amacıyla, AB bankacılık hukukunu oluşturan tüm direktiflerin bir bütün halinde incelenmesi büyük önem taşımaktadır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Esasen, gerek Helsinki Zirvesi ile başlayan tam üyelik süreci, gerek Türkiye ile AB arasında hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi amacıyla yürütülen müzakereler, son tahlilde AB banka hukukunun ülkemiz mevzuatına uyarlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu rapor, farklı direktifler etrafında şekillenen ve temel amacı Üye Devletlerin uymakla yükümlü oldukları asgari kuralları belirlemek olan AB bankacılık düzenlemelerinin, uygun hukuki araçlar yoluy-la iç mevzuatımıza yansıtılması çalışmalarına katkı vermek amacındadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çerçevede, aşağıda öncelikle AB banka hukukunun genel yapısı ve temel prensiple-ri ele alınmış (Bölüm 1 ve 2), daha sonra özel olarak &quot;Kredi Riski&quot; kavramı (Bölüm 3) ince-lenmiş; böylelikle AB bankacılık hukukunun 4389 sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile örtüşen hükümlerinin ön plana çıkartılması hedeflenmiştir. İnceleme kapsamında, AB mevzuatı ile Üye Devlet uygulamaları ana hatları ile ele alınmış; 11 inci madde hükümlerine de dipnotlar-da atıf yapılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rapor sonundaki özet tablo ise, çalışmamızda yer verilen bilgilerden hareketle, 4389 sayılı Bankalar Kanununun &quot;Genel Kredi Sınırları, İştiraklere, Ortaklara ve Mensuplara Kre-di&quot; başlıklı 11 inci maddesi ile konuya ilişkin AB bankacılık direktiflerinin karşılaştırılması amacına yöneliktir. &lt;br/&gt;1. AB&quot;de Banka Hukukunun Gelişimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AB genelinde, bankacılık alanındaki kanunların, yönetmeliklerin ve idari hükümlerin koordinasyonuna yönelik çalışmalar 1966 yılından itibaren başlamıştır. İlk aşamada, Komis-yon Üye Devletlerin bankacılık mevzuatları arasında koordinasyon sağlamaya yönelmiştir. Komisyon çalışmaları sonucunda ulaşılan metin AB banka hukuku olarak nitelendirilebilir. Bununla birlikte, o tarihlerde başta İngiltere olmak üzere Birliğe yeni katılan Üye Devletlerin böyle bir düzenlemeye karşı çıkmaları ve o dönemdeki karar nisabına göre anılan projenin Konsey tarafından onaylanmasının oybirliğini gerektirmesi, bu alanda daha az iddialı bir met-nin yürürlüğe konulması sonucunu doğurmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu metin, birinci bankacılık direktifi veya tam adıyla &quot;kredi kurumlarının faaliyete geçmelerine ve faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin kanunların, yönetmeliklerin ve idari hü-kümlerin koordinasyonu hakkındaki 12 Aralık 1977 tarihli ve 77/780/EEC sayılı birinci ban-kacılık koordinasyonu direktifi&quot;dir. Bu direktifin en önemli özelliği, AB banka hukukunda halen kullanılan kredi kurumu, faaliyet izni gibi temel kavram ve konuları tanımlaması ve düzenlemesidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üye Devletlerin ilgili bankacılık mevzuatları arasında koordinasyon sağlanmasına yö-nelik çalışmaların gerek teknik bakımdan zor olması, gerek sonuçları bakımından</description></item><item><title>HALICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?halicilik-380634.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Kayseri bölgesinde Anadolu Selçuklularıyla birlikte başlayan halıcılık, bölge ekonomisi için olduğu kadar ülke ekonomisi için de önemli katkılar sağlayacak bir iş kolu niteliğindedir. Bu alanda bölge, çok yüksek bir potansiyele sahiptir. Ancak başlangıçtan bu yana geleneksel bir biçimde sürdürülen halıcılığın, ekonomiye beklenen düzeyde katkı sağladığını söylemek mümkün değildir.&lt;br/&gt;Özellikle son yıllarda halıya olan dış talebin artış göstermesi, bu alanda yapılan çalışmalara değişik bir boyut kazandırmıştır. Bizim dışımızda halıcılıkla uğraşan ülkeler, zamanında aldıkları önlemlerle dış pazarları ele geçirmişler ve bu konuda başarılı olmuşlardır.&lt;br/&gt;Bursa geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türkiye&quot;deki ipek üreticiliğinin merkezi olmuştur. İlginçtir ki ipeğin üretildiği Bursa&quot;da halı dokumacılığına yönelim olmamış, ama buradan gönderilen ipeklerle, Türkiye&quot;nin iki merkezinde dünyaca saf ipek halılar üretilmiştir. Bu merkezlerden biri XIX. yüzyılda Osmanlı Padişahlarının denetimi altında çalıştırılan tezgahlarla donatılmış İstanbul&quot;a 80 km. uzaklıktaki Hereke, öteki de Anadolu&quot;nun bağrında yer alan yüzlerce yıldır birbirinden güzel halıların dokunduğu, Doğu ile Batı arasında ticari bir kavşak oluşturan Kayseri&quot;dir.&lt;br/&gt;Bu Tez çalışmasını hazırlamamda yardımcı olan Danışman hocam, Sayın Abdullah PAK&quot; a, Dr. Rengin OYMAN&quot; a, fikirlerini ve yardımlarını esirgemeyen Zahide ŞAHİN&quot; e, Hasan ÖZDEN&quot; e teşekkürlerimi sunarım.&lt;br/&gt;İlknur KUTLU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halıcılık insanlığın en eski el sanatlarından birisidir. Milattan önceki yıllardan beri yapıla gelen halıcılığın, ancak son yüzyılda önemli ölçüde ekonomik değer taşıdığını görüyoruz. Kayseri bölgesinde de başlangıçta saraylar ve camiler için dokunan halılar, sonraları evler için dokunmaya başlanmış, gelinlik kızların çeyizleri arasına girmiştir. Daha sonraları, halıcılık zaman zaman küçük boyutlarda ticari önem kazanmış, ancak son yüzyıla gelinceye kadar, halkın geçim kaynağı olabilecek düzeye gelememiştir.  18. Yüzyılın sonları ile e19. Yüzyılın başlarında başta İngiltere olmak üzere bazı Batı Avrupa ülkelerine halı ihraç edilmeye başlanmış, ihracat olayı ile birlikte bölge halıcılığı da ekonomik bir nitelik kazanmıştır. I. Ve II. Dünya Savaşı&quot;nın sebep olduğu kesinti dönemleri dışında halıcılık, iç ve dış ticarete yönelik olarak sürdürülmüştür.&lt;br/&gt;Son yıllarda artan dış talebi karşılamak ve rekabette başarılı olmak için, halı ihraç eden ülkeler sistemli bir çalışma içine girmişlerdir. Ülkemizde olduğu gibi Kayseri bölgesinde de bazı kişi ve kuruluşlar özel çabalarıyla böyle bir çalışma içine girmişlerdir.&lt;br/&gt;Yaklaşık sekiz yüz yıllık bir geçmişe sahip olan Kayseri bölgesi halıcılığı, bölge ve ülke ekonomisine katma değer yaratacak büyük bir potansiyele sahiptir.&lt;br/&gt;Bu tez çalışmasında; halıcılığın tarihi gelişimi içerisinde Kayseri bölgesi özellikle ipek halıcılığının yapısı, yeri ve ekonomiye katkıları araştırılmıştır. Bunun için bölge halıcılığının geçmişteki ve günümüzdeki yapısı incelenmiştir.</description></item><item><title>RENKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renkler-349125.html</link><description>RENKLER</description></item><item><title>AYDINLATMA HESAPLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aydinlatma-hesaplari-362051.html</link><description>AYDINLATMA PROJESİ AYDINLATMA HESAPLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BODRUM KAT AYDINLATMA HESAPLARI :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;      a : 3,5 m             E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;Tij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 7,6 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*3,5)+(0,2*7,6)]/1,3 = &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 3,33&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,52 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 3,5*7,6*50/0,52 = 1064 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;40 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 420 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 3  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AYDINLATMA PROJESİ AYDINLATMA HESAPLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BODRUM KAT AYDINLATMA HESAPLARI :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;      a : 3,5 m             E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;Tij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 7,6 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*3,5)+(0,2*7,6)]/1,3 = &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 3,33&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,52 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 3,5*7,6*50/0,52 = 1064 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;40 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 420 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 3  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;      a : 5,45 m             E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;Tij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 8,7 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*5,45)+(0,2*8,7)]/1,3 &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 4,69&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,6 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 5,45*8,7*50/0,6 = 3950 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;60 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 720 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 6  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;                                E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;a : 2,6 mTij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 3,6 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*2,6)+(0,2*3,6)]/1,3  &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 2,15&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,48 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 2,6*3,6*50/0,48 = 975 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;75 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 930 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 1  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;                                E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;a : 4,2 mTij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 2,9 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*4,2)+(0,2*2,9)]/1,3  &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 3,03&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,52 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 4,2*2,9*50/0,52 = 1171 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;100 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 1350 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 1  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AYDINLATMA PROJESİ AYDINLATMA HESAPLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BODRUM KAT AYDINLATMA HESAPLARI :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;      a : 3,5 m             E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;Tij boyu ( c ) = 0,30 metre&lt;br/&gt;( hesaplar direkt aydınlatma ve akkor flamanlı lamba için yapılmıştır)     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; b : 7,6 m      h = H - hç - c  K =[( 0,8*a)+(0.2*b)]/h&lt;br/&gt;h = 2,6 - 1- 0,3         K =[(0,8*3,5)+(0,2*7,6)]/1,3 = &lt;br/&gt;h = 1,3 metre            K = 3,33&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 10.3a &quot; ya göre &amp;#61544;= 0,52 alınmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61546; = a*b*E0/&amp;#61544; = 3,5*7,6*50/0,52 = 1064 lümen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;40 Watt akkor flamanlı lamba için &amp;#61546; = 420 lümen &quot;dir. Buna göre ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lamba sayısı n = 3  olarak hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2 . BÖLÜM :&lt;br/&gt;H = 2.6 metre&lt;br/&gt;      a : 5,45 m             E0 = 50 lüx &lt;br/&gt;          Çalışma düzlemi ( hç) = 1 metre&lt;br/&gt;Tij boyu ( c ) =</description></item><item><title>TÜRK EBRU SANAT&quot;ININ GELİŞİMİNİN USTALARCA YORUMLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-ebru-sanat-inin-gelisiminin-ustalarca-yorumlanmasi-366957.html</link><description>TÜRK EBRU SANAT&quot;ININ GELİŞİMİNİN USTALARCA YORUMLANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.1. ARAŞTIRMANIN KONUSU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&quot;Ebru; Orta Asya dillerinden Çağatayca&quot;da hare gibi, damarlı anlamına gelen, EBRE kelimesi sanatının bilinen ilk adıdır. Orat Asya&quot;da doğup, İpek yolu ile İran&quot;a gelen sanat, burada &quot;ABRU&quot; (Su Yüzü) veya &quot;EBRİ &quot; (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirildi. Türklerle birlikte Anadolu&quot;ya gelen sanat, &quot;EBRU&quot; olarak anılmaktadır. T.D.K Sözlüğünde, Kağıt bezekçiliğinde yüzünde türlü renk ve biçimde boya bulunan suyun üzerine kapama yoluyla kağıda yapılan hare, budak ve dalga gibi çeşit çeşit süs, diye tanımlanırken, &quot;Eski Eserler Ansiklopedisinde kalemsiz fırçasız kağıt üzerine çiçek resmi yapanlara Ebrucu deniyor&quot; (Türkmenoğlu,1999: 3).&lt;br/&gt;&quot;Suya serpilen boyalarla oluşturulan desenin kağıda aktarılmasına dayanan ebru, en önemli kağıt süsleme sanatlarından biridir. Özel bir teknik, titiz ve zahmetli bir çalışma gerektiren ebrular, özellikle eski kitap ciltlerinde kapakla kitabı birleştiren ve yan kağıdı denilen sayfaları, pervazları, murakkaları ve yazı yüzeylerin fonunu süsler. ebru sanatında, boyaların özel katkılarla hazırlanmasından suya serpilmesine, sudaki desenin kağıda aktarılmasından bitirme işlemlerine kadar her aşama, yüzlerce yıllık denemelerin sonuçlarıdır&quot; (Meydan Larus: 310).  &lt;br/&gt;Hikmet Barutçugil &quot;Suyun Rüyası Ebru&quot; adlı kitabında ebru sanatından bahsederken, &quot;En eski Türk kağıt süsleme sanatlarından biridir.&quot; demiştir. Günümüzde ebru sadece kağıda yapımıyla sınırlı kalmayıp, kendisine değişik kullanım alanları yaratmıştır. Kıyafetlerin, eşarpların, vazoların, dolapların ve camların üzerinde ebru desenini görmek mümkün olmuştur. Ebru eskiden kağıt sanatı olarak bilindiği için Barutçugil kağıdın yapımının öneminden de bahsetmiştir.&lt;br/&gt;&quot;M.Ö. 200&quot;lü yıllarda Çin&quot;de dönemin tarım bakanı, bitki liflerinden ve elyaflardan oluşan artık balık ağlarını kullanarak ilk defa kağıt yaptırdı. Çinlilerin yaklaşık on asır sakladıkları kağıt yapımının sırlarını, Türkler, 8. yüzyılda tekrar keşfettiler&quot; (Barutçugil,1998: 29).&lt;br/&gt;Barutçugil, 8. yüzyılda Semerkant&quot;ta bir çok kağıt üreticisi olduğundan ve Türklerin kağıt yapımının yanı sıra renkli kağıt ve kağıt süsleme sanatlarını da o dönemlerde oldukça geliştirdiklerinden bahseder. Kullanılan amaçlara ve kişilere göre gümüş veya altın varaklı, çeşitli bitki ve çiçek yaprakları da kullanarak Türklerin kağıt ürettiklerinden bahseden Barutçugil, ebru sanatının da o yıllarda gelişmiş olabileceğini vurgulamaktadır &lt;br/&gt;(Barutçugil,1998: 29). &lt;br/&gt;              Kağıdın üzerinde beliren renkli hareler bazen yapım tekniğiyle, bazen desenin uyandırdığı çağrışımlarla, bazen de deseni yaratan sanatçının adıyla anılırlar: battal ebru, bülbül yuvası ebru, Necmeddin ebrusu, somaki ebru gibi (Meydan Larus: 310).&lt;br/&gt;   İngilizce&quot;de &quot;Marbling&quot; diye bilinen ebru, &quot;Mermer görüntüsü vererek boyama&quot; anlamına gelir. Kağıt üzerinde oluşan şekiller mermer damarlarına benzediği ve kağıda mermer görünümü verdiği için Avrupalılar ebru&quot;ya &quot;mermer</description></item><item><title>HALI &quot; KİLİM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hali-kilim-sanati-382221.html</link><description>HALI &amp;#8211; KİLİM SANATI&lt;br/&gt;Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde edilmesini sağlayan koyun ve onun ortaya çıkmasını sağlayan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır. &lt;br/&gt;Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı &quot;Afanasyevo kültürü&quot; denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir. &quot;Hayvan yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar oynuyordu&amp;#8230; Uhlemann&quot;a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar&amp;#8230; İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için, halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir&quot;. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine, kilimlerine halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela &quot;&amp;#8230; Yenisey&quot;in yukarı akımında ve Uygurlar&quot;dan sonra, bir müddet Moğolistan da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler&quot;. Kazakistan&quot;daki Kazak Türklerinin hala keçeden ayakkabı, çizme yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk cumhuriyetlerinde görmek mümkündür. B</description></item><item><title>POLİAMİD ELYAFIN BOYANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?poliamid-elyafin-boyanmasi-358209.html</link><description>POLİAMİD ELYAFIN BOYANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;pH 6-10 arasında eğri, yünün asitlerle titrasyonunda elde ediÂ¬len eğriye benzer ve adsorplanan boyarmadde primer amino gruplaÂ¬rına bağlanır. pH 6-3,5 değerleri arasında eğri düzdür. Bu pHIarda bütün primer amino mevkileri işgal edildiğinden artan asitlik adsorp-siyon üzerine daha fazla etki etmez. pH 2-2,5 arasında çekilen boyar-maddenin miktarının hızla arttığı görülür. Çünkü bu pHlarda sekonder amino grupları da pozitif yüklenerek boyarmadde anyonlarını çeÂ¬kerler. Bununla beraber pH 2-2,5da naylon bozulacağından pratikte bu pHlarda çalışılmaz. Böylece pratik boyamada reaksiyon sadece çok az sayıda bulunan amino grupları ile sınırlandırılmış olur.&lt;br/&gt;Boyarmadde anyonları ine kadar büyükse naylona karşı afinitesi O kadar fazla olacağından büyük moleküllü asit dink boyarmaddeleriyle küçük moleküllü egalize asit boyarmaddeleri birbirleriyle uyuşmazlar. Çünkü elyaf afinitesi daha fazla olan asit dink boyarmaddeleri, diğerlerinin çekim hızlarını düşürür. Pratikte Lissamine Fast Yellow 2G, Solway Blue BN ve Azo Geranine 2G birbirlerine çok uyÂ¬gun olan boyarmaddeler olup, bunlardan çeşitli kombinasyonların yaÂ¬pılmasında yararlanılır.&lt;br/&gt;Bir boya banyosuna elyaf afinitesi yüksek olan sülfolanmış teksÂ¬til yardımcı maddeleri konacak olursa elyafa bunlar bağlanarak boyarmadde anyonlarının bağlanmasını geçici olarak engeller, böylece, çekimin yavaş ve düzgün olmasını sağlarlar. Bu bileşiklere örnek olarak Tanninol WR, Erional NW ve AIbatex WS gösterilebilir.&lt;br/&gt;Asit Boyarmaddelerin Uygulanması&lt;br/&gt;Asit boyarmaddelerin en önemli özelliği yün ve naylonda boyaÂ¬ma koşullarının aynı olmasıdır. (Egalize asit boyarmaddeleri ortamÂ¬da asit olmaksızın çekilemezler. Asit dink boyarmaddeleri ise nötral ortamda koyu renklere boyarlar). Yün ve naylon üzerinde tutturulan renk tonu birbirine çok uyar. Ancak naylonun doygunluk değeri yünün kinden çok daha düşüktür. Örneğin Solway Blue BNe karşı yüÂ¬nün doygunluk değeri %30, naylonun ise %1,5dur. Çünkü yukarıda da açıklandığı gibi naylon, asidik boyarmaddeyi pHın 2 veya daha düşük olduğu ortamda fazla çekebilir. Fakat bu pH değerlerinde naylon bozulacağından pratikte daha yüksek pHlarda çalışılır.&lt;br/&gt;Asit boyarmaddeler yünde olduğu gibi naylonda da kaynatma esnasındaki düzgünleşme yetenekleri bakımından çok farklılık gösteÂ¬rirler.&lt;br/&gt;Naylon üzerinde ışık haslığı yündekinin aynıdır. Fakat yaş hasÂ¬lıklar genellikle naylon üzerinde daha iyidir. Naylonda iplik yüzeyinÂ¬deki düzensizlikler asit boyar maddelerle örtülemezse de, bazı katyonik-non-iyonik egalize maddeleri kullanılmak suretiyle bu eksiklik giderilebilir.&lt;br/&gt;Çalışma Şekli:&lt;br/&gt;Egalize asit boyarmaddeler, %3-g formik asit içeren kuvvetli asidik boya Flottesinde uygulanırlar. Sülfürik asit, naylonun bozunmasına neden olacağından kullanılmaz. Glauber tuzunun da hiçbir yararlı etkisi olmadığından banyoya koÂ¬nulmaz. Gerekirse egalize maddeleri kullanılabilir. Bunlar da ya yalnız nonlyonik ürünler veya katyonik-noniyanik ürünlerin karışımlarıdır. Materyal soğuk banyoya verilir. Sonra kaynama temperaturüne çıkılır, bu tem pe rotu Herde 3/4-1 saat boÂ¬yamaya devam edilir.&lt;br/&gt;Daha zayıf asitlerle çekimleri daha iyi olan asit dink boyarmaddelerinde formik asit yerine %1-3 asetik asit (%80lik) veya %1-3 NH4Ch3COO kullanılabilir. NH4H2PO4 kullanıldığında çok daha iyi soÂ¬nuç alınır. Ancak bunlardan hangisi kullanılırsa kullanılsın, 45 dakiÂ¬ka kaynatıldıktan sonra çoğu kez çekimin tamamlanması için %2-4 kadar formik asit ilavesi gerekir. Asit dink boyarmaddeleriyle boyaÂ¬ma yapıldığı zaman boyarmadde ve gerekirse tekstil yardımcı madÂ¬desi içeren boya banyosuna materyal soğukta verilir. Temperatür giÂ¬derek 100Â°Ca çıkarılır. 45 dakika bu ternperatikde boyamaya devam edilir. Koyu renklerin eldesinde %1-3 CH3COONH4  İlavesi gereklidir.&lt;br/&gt;Asit boyarmaddeler yüksek temperatürde buhara karşı çok daÂ¬yanıklı olduklarından boyandıktan sonra termofiks edilecek materyaÂ¬lin boyanması için uygundurlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Asit Boyarmaddelerinin Naylon Üzerindeki Haslıkları&lt;br/&gt;Elyaf ile anyo</description></item><item><title>SEÇ BİL KAZAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sec-bil-kazan-349164.html</link><description>MALZEMELER&lt;br/&gt;30 cm   pembe saten &amp;#61664; 1.250.000&lt;br/&gt;25 cm gül kurusu saten &amp;#61664; 1.250.000&lt;br/&gt;1 adet yapıştırıcı&amp;#61664; 500.000&lt;br/&gt;Koyu pembe elişi kağıdı&amp;#61664; 75.000boyu: 20-30 cm&lt;br/&gt;Açık pembe elişi kağıdı &amp;#61664; 75.000boyu: 20-30 cm&lt;br/&gt;1  adet sarı fon kağıdı&amp;#61664; 250.000boyu : 20-30 cm&lt;br/&gt;1 adet yeşil fon kağıdı &amp;#61664; 250.000boyu : 20-30cm&lt;br/&gt;1 adet mukavva kağıdı &amp;#61664; 750.000 boyu: 50-30 cm&lt;br/&gt;1 adet dart &amp;#61664; 1.000.000&lt;br/&gt;2 adet  kurdela &amp;#61664; 1.000.000&lt;br/&gt;Raptiye &amp;#61664;250.000&lt;br/&gt;Toplam:&amp;#61664;6.400.000 TL harcandı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERYALİN YAPIMI&lt;br/&gt;Önce 6 tane 15-20 cm uzunluğunda  gül kurusu renkli kese dikilir. 6 tane de 15-10 cm uzunluğunda kese diktirilir.  1 tane dart alınıp 6 eşit parçaya bölünür. Gül kurusu ve pembe renkli elişi kağıtlarıyla  eşit parçada renklendirilir. Bu eşit parçaların üzerine şunlar yazılır: &lt;br/&gt;*Güncel olaylar bölümü&lt;br/&gt;*Dil bilgisi bölümü&lt;br/&gt;*Uygulama bölümü&lt;br/&gt;*Serbest çalışma bölümü&lt;br/&gt;*Konuşma ve yazma bölümü&lt;br/&gt;*Araştırma ve inceleme bölümü&lt;br/&gt;Bir mukavva alınıp   yeşil bir fon kağıdıyla kaplanır. Bu mukavvanın üstüne dart yapıştırılır. 4 er cm küçüklüğünde  6 tane  kutucuk içerisine  dilbilgisinin ana konuları konulur. Konunun alt bölümleri de  şeritler halinde  kutucukların altına  raptiye ile tutturulur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERYALİN UYGULANMASI&lt;br/&gt;30 kişilik sınıf baz alınır. Bu sınıf 5 er kişilik 6 gruba ayrılır. Bu ayrım sınıf listesine göre olur. Gruplar kendi aralarında bir başkan seçer ve bu başkan   her hafta dönüşümlü olarak değişir. Keseler ve dart duvarlara monte edilir.  Gruplar sınıf listesine göre öncelik kazanır. Grup başkanı darta ok atar (ok değildir, mıknatıslıdır elişi kağıdı parçalanmaz) Ok hangi dilime gelirse o grup temsilcisi  dartta gösterilen kesenin önüne gider. Bir soru çeker , gelen soruyu grup üyeleri hep birlikte cevaplar. Grup dilbilgisi bölümünü vurduysa, dilbilgisi kesesinin önüne gider , kesenin içinde dilbilgisi konuları yer alır. Öğrenci bunlardan birini seçer ve o konunun  olduğu keseye gider. Bir soru çekler ve cevaplar. Doğru ve yanlış cevaplanan sorular  öğretmenin kendisinin yaptığı çizelgeye işlenir. Her ay bir grup birinci gelir. Kaybeden gruplar her ay sonunda kazanan gruba bir hediye alır. &lt;br/&gt;Öğretmen,  aktif öğrencilerin yanında pasif öğrencilerinde bu materyalden faydalanabilmesi için onlara da söz vermelidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERYALİN ŞEKLİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1:  Dart Panosu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 2: Keseler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KESELERE KONULACAK SORULARIN ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;*Öğrencilere kompozisyon yazma alışkanlığını kazandırmak için bir atasözü,  özlü ya da  güncel bir konu soru olarak sorulacak.&lt;br/&gt;*Öğrencilerin genel kültürünü ölçecek sorular sorulacak.&lt;br/&gt;*Öğrencileri konuşma ve araştırmaya yöneltecek sorular sorulacak.&lt;br/&gt;*Kelime servetini geliştirmek, yeni kelimeler kazandırmak, mevcut kelime servetini aktifleştirecek sorular sorulacak.&lt;br/&gt;*Topluluk karşısında konuşma gücünü kazandırma, varsa bu özelliğini artırmasını sağlayan soruların sorulması.&lt;br/&gt;*Hayal gücünü kullandırıcı ve geliştirici sorular.&lt;br/&gt;*Öğrenciyi düşündüren, daha önceki bilgilerini yoklamasını sağlayan soruların hazırlanması.&lt;br/&gt;*Verilen bilgilerin  öğrenilip öğrenilmediğini kontrol  etmek amacıyla hazırlanan dilbilgisi sorularının sorulması.&lt;br/&gt;*İşlenilen konular doğrultusunda gramer bilgilerini, yazım kurallarının bilgisi ölçen sorular, noktalama işaretlerinin kullanımının doğruluğunu ölçebilen soruların sorulması.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KESELERE KONULACAK SORULAR&lt;br/&gt;SERBEST ÇALIŞMA&lt;br/&gt;*Ülkemizde hiç orman olmadığını düşününüz. Ne gibi eksiklikler hissedersiniz?&lt;br/&gt;*Size göre Atatürk&quot;ün unutulmaz olmasının nedenleri nelerdir?&lt;br/&gt;*Şu anda Atatürk yanınızda olsaydı, O&quot;na neler söylemek isterdiniz.&lt;br/&gt;*Okula geliş amacımız ile okuldaki davranışlarımızın birbirine uygun olduğuna inanıyor musunuz?&lt;br/&gt;*Yurdumuzun hangi yörelerini görmek isterdiniz. Niçin?&lt;br/&gt;*Hayranı olduğunuz bir yazarla tanışsanız ona neler söylemek isterdiniz?&lt;br/&gt;*Paraya ihtiyaç duymadan  yaşayabileceğine inanıyor musunuz?&lt;br/&gt;*Boş zamanlarınızı değerlendirirken neler  yaparsınız?&lt;br/&gt;UYGULAMA&lt;br/&gt;*Verilen metindeki sıfatlar</description></item><item><title>VASSILY KANDINSKY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vassily-kandinsky-342141.html</link><description>VASSILY KANDINSKY (1866-1944)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rus ressamı. Soyut sanatın kurucularından (Soyutlama:Bir şeyin herhangi bir özelliğine, düşünce yoluyla öteki özelliklerinden ayırmaya ve bu özelliklerinden bağımsız olarak ele almaya dayanan zihin işlevi).Moskova&quot;da doğmuştur.Çocukluğunda bir sure İtalya&quot;da kaldı. Hukuk ve iktisat eğitimi gördü.1901&quot;de Phalanx Grubu&quot;nu sonra da Yeni Sanatçılar Birliği&quot;ni kurmuştur. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Görsel Sanatlar Bölümü ve Sanat Kültürü Enstitüsü&quot;nde çalışmıştır. 1921&quot;de Rusya&quot;dan ayrılıp Almanya&quot;ya yerleşmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk resimlerini doğa manzaraları oluşturur. Bu eserleri yaratırken de fovizm dışavurumculuğun (expresyonizm) etkisi altında kalmıştır(Fovizm:Fransa&quot;da 1898-1908 arasında etkili olan dışavurumculuğun resim uslübu.Saf ve parlak renkli boyaların doğrudan tüpten çıktığı gibi resim yüzeyine uygulanmasıyla yapılan sanat türü.Patlama duygusu bu uslübun özelliğini oluşturur). Resimlerini doğada yaptığı halde gerçeğe bağımlı olmayan, biçim ve renk kompozisyonuna ağırlık vermiştir. Kompozisyonları ve doğaçlamaları tam olarak soyut veya soyutlaşmış bir biçimcilik özelliği taşır. Üslup gelişiminin bu ilk döneminden sonra ikinci döneminde ise soyut biçimciliğin egemen olduğu eserler vermiştir. Özellikle soyut dışavurumculuk akımı ve diğer soyut eğilimli akımların temsilcilerine öncülük etmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Paris yakınlarında vefat etmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başlıca eserleri: Bovyera Manzarası, Doğaçlama, Siyah Eğri, Adlandırılmamış Doğaçlama, Düşsel Doğaçlama, Bahar, Yaz, Vurgulanmış Köşeler, Kaprisli Biçimler, Daire ve Kare,Beş Parça. Kitap: Sanatta Tinsellik Üstüne, Otobiyografi, Nokta ve Çizgiden Yüzeye, Geçmişe Bakış. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖĞRENCİLERE VERİLEN BİLGİLER&lt;br/&gt;                 (Somut İşlem Dönemi ve Sonrasındaki Dönemlerde Verilen Bilgiler)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vassily Kandinsky, Rus Ressamı. 1866-1944 arasında yaşamıştır. Moskova&quot;da doğmuştur. Hukuk ve iktisat eğitimi görmüştür. I.Dünya Savaşı yıllarında Rusya&quot;dan ayrılıp Almanya&quot;ya yerleşmiştir. İzlenimci bir ressamdır. İzlenimcilik nedir?İzlenimcilik, doğayı gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil onun sanatçıda uyandırdığı duyumları ile yansıtan sanat akımıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayatını anlattığım sanatçının birkaç eseri: &lt;br/&gt;*Başlıksız: Moskova&quot;da eşiyle birlikte geçirdiği hoş anlardan biri&lt;br/&gt;*13 Dikdötgen: Bu resmi yapmasındaki amacı tek bir rengin ya da şeklin kompozisyonun (anlatmak istediğinin) temelini oluşturabilir düşüncesiydi.&lt;br/&gt;*&quot;Son göstereceğim resim ise bu.&quot;diyerek Eski Kasaba adlı çalışmasına geçtim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soru-cevap şeklinde resmin tahlilini gerçekleştirirken bazı sorularda yine açıklama yaptım. Bunlar ilk bölümde 5. soruda geometrik şekillerin sadece kare, üçgen olmadığını prizmaların da bu kapsama girdiğini, organik şekillerin ise bitki, hayvan ve insan olduğu idi. 6. soruda dokunun ne olduğunu, kaça ayrıldığını örneklerle anlattım. 2.bölümde ise güneş ve güneşin renklerinin (sarı, turuncu, kırmızı) sıcak renkler; diğer renklerin ise (yeşil, mor, mavi) soğuk renkler olduğunu söyledim. Son bölümde ise sembolün (simgenin) duyularla ifade edilemeyen bir şeyin somut nesne veya işaretle dile getirilmesi olduğunu açıkladım. Anneler Günü&quot;nde, çok sevdiğimiz annemize bir kırmızı gül vermenin ya da onun bizi öpmesinin &quot;Seni seviyorum&quot; demek olduğunu ve öpücükle kırmızı gülün bir sembol olduğunu anlattım. &lt;br/&gt;Son sorunun ardından gösterdiğim resmin adının Eski Kasaba olduğunu ve ressamın Münih&quot;te yaşamayı çok sevdiğini, Münih&quot;te yaşarken etrafını gözlemekten ve gözlemlediklerini resmetmekten hoşlandığı için bu çalışmayı yaptığını söyledim. Kendilerine de &quot;Yaşamayı çok sevdiğiniz ya da yaşamak istediğiniz bir yerin resmini yapar mısınız?&quot;diye sordum. Bazıları biraz düşündükten sonra bazıları ise ilk olarak resmetmek istediklerinin ardından yaşanacak bir yeri resmettiler.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DEVİM-DUYUSAL DÖNEM&lt;br/&gt;BERNA SERBEST, SARP ALAS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Berna 2,5; Sarp ise 3 yaşındadır. Her ikisi de renkleri bilmiyor.Algı ve ön sezi ile dış dünyayı keşfedip bunları (duyularını) motor becerilerini kullanarak yansıtan bir dönemde bul</description></item></channel></rss>