<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Zooloji - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Zooloji</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>EKLEMBACAKLILAR (ARTROPODA)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eklembacaklilar-(artropoda)-345963.html</link><description>1. GİRİŞ&lt;br/&gt;1.1. Eklembacaklılar (Artropoda)&lt;br/&gt;Tüm omurgasızlar arasında en başarılı ve çeşitli olanlar, kuşkusuz eklembacaklılardır. Bunların vücutlarının dış kısmı, sert parçalı bir dış örtü (dış iskelet) ile kaplıdır. Üyeleri eklemlidir. Böcekler Örümcekler, Akrepler, Çokbacaklılar Ve KabukÂ¬lular günümüzün eklembacaklılarındandır. FosilÂ¬ler arasında bugün, soyları tükenmiş olan Trilobitomorflar ve Öyripteridler veya dev su akrepleri buÂ¬lunmuştur. Bütün bu gruplar başlangıca doğru izÂ¬lendiklerinde olasılıkla ortak bir atadan, Halkalı Kurt&quot;tan meydana gelmiş gibi görünürler. Ancak birçok eklembacaklı türünün ayrı atalardan türemiş olmaları da aynı derecede güçlü bir olasılıktır.&lt;br/&gt;İlk eklembacaklılar, alt Kambriyum devrinde birdenbire ortaya çıkmışlar ve son derece çeşitli gruplar oluşturmuşlardır. Bu durum, söz konusu hayvanların geçmişinin Kambriyum öncesine kadar uzandığını; ancak bu devirdeki atalarının mineral-leşmiş bir iskeletlerinin bulunmadığını akla getirir. Kambriyum devrinin başlangıcında çeşitli eklemÂ¬bacaklı sınıfları vardı. Bunların başlıcaları trilobitler ve trilobitoidlerdir ve bu iki grup Trilobitomorflar adı altında toplanır. Trilobitoidlerin çeşitleri daha fazlaydı: ancak iskeletleri ince ve mineralsiz olduğundan, fosillerine sadece Kanadanın KamÂ¬briyum devri ortalarından kalma ince taneli kayaÂ¬larında (Burges Shales) rastlanmaktadır. Burgessia ile Marella tipik trilobitoidlerdir. Burgessia, küçük bir Kral Yengeç benzer. Marella, geriye doğru uzantılarıyla ilginç bir eklembacaklıdır. BunÂ¬ların her ikisinde de trilobitlerinkine benzer ayakÂ¬lar bulunur ve ayağın vücuda yakın tarafında bir solungaç dalı ve öteki tarafında ise yürüme bacağı vardır. Trilobitlerin gövdeleri ise üç loblu bir dış iskelet ile kaplıdır. Ön kısım baş (cephalon). orta kıÂ¬sım göğüs (thorax) ve geri taraf kuyruk (pygidium) adını alır. İlk trilobitlere örnek olarak dikenli, kısa kuyruklu Olenelluslar ile küçük ve kör Agnostuslar gösterilebilir. Paleozoik, trilobitlerin şanslarının hem açıldığı hem kapandığı bir dönem olmuş; bu dönemde dikenleri kısalmış. göz yapılan gelişmiş ve iri kuyruklu türler ortaya çıkmıştır.&lt;br/&gt;Diğer eklembacaklı gruplarından olan kral yenÂ¬geçler, kabuklular ve pnikoforalar da Kambriyum devrinde ortaya çıkmışlardır. Kral yengeçler. Orta Ordovik ve Perm devirleri arasında yaşamış dev Öyripteridlerle ilintilidir. &lt;br/&gt;Silür devrinde kara hayvanı olarak ilk gerçek akrepler ortaya çıktı; Devon devrinde keneler, örümcekler ve böcekler onÂ¬lara katıldı. Denizde yaşamayan birçok eklembaÂ¬caklı gruplarının fosilleri, ancak özel koşullarda birikmiş tortularda bulunur ve zaman içinde görüÂ¬nüp kaybolsalar bile, giderek artan bir çeşitliliği  gösterirler.&lt;br/&gt;1.2. Evrim Kavramının Gelişimi&lt;br/&gt;Kalıtım ve evrim, canlılığın tanımlanmasında birbiriyle çok yakından ilişkisi olan iki bilim dalıdır. Birini, diğeri olmadan anlamak olanaksızdır. Kalıtım bilimi, döller arasındaki geçişin ilkelerini açıklar. Evrim ise geçmiş ile gelecekteki olayların yorumlanÂ¬&lt;br/&gt;masını sağlayarak, bugün dünyada yaşayan canlılar arasındaki akrabalığın derecesini&lt;br/&gt;ve nedenini ortaya koyar. Evrimsel değişmeler kalıtıma dayalıdır. Çünkü bireysel&lt;br/&gt;uyumlar döllere aktarılamaz. Değişikliklerin genlerde meydana gelmesi ve gelecekÂ¬&lt;br/&gt;teki çevre değişimlerine bir ön uyum olarak varsayılması gerekir. Çeşitlenmenin ve&lt;br/&gt;gelişmenin değişikliklerle meydana geldiğini savunan bazı tarihsel gözlemlere kısaca&lt;br/&gt;göz atalım. &lt;br/&gt;1.2.1. Gözlemler ve Varsayımlar&lt;br/&gt;Canlıların birbirinden belirli kademelerde farklılıklar gösterdiğine ve aralarında bazı akrabalıkların olduğuna ilişkin gözlemler düşünce tarihi kadar eski olmalıdır. Doğayı ilk gözleyenler, doğan yavrunun ana ve babadan belirli ölçülerde farklı olduÂ¬ğunu görmüşlerdir. Hatta aynı batından meydana gelen yavruların dahi birbirinden farklı olduğu ta o zamanlar farkedilmiştir. Bitki ve hayvanlarda türden başlayarak yukarıya doğru benzerlik derecelerine göre grupların oluşturulduğu (bugünkü anlamÂ¬da cins, familya, takım vs. gözlenmiştir. Bu yakınlık derecel</description></item><item><title>BAL ARILARININ TAKSONOMİSİ, VÜCUT YAPILARI VE GELİŞME DÖNEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bal-arilarinin-taksonomisi,-vucut-yapilari-ve-gelisme-donemleri-349423.html</link><description>4. BÖLÜM&lt;br/&gt;BAL ARILARININ TAKSONOMİSİ, VÜCUT YAPILARI VE GELİŞME DÖNEMLERİ &lt;br/&gt;A- Bal Arının Taksonomisi &lt;br/&gt;Dünyada 100.000 dolayında böcek türü taksonomik olarak sınıflandırılmıştır. Bu 100.000 tür içinde 23.000 dolayında arı türü bulunmaktadır. Bal arıları evrimleri süresince diğer böcek türlerinden farklılık göstererek kendilerine has morfolojik ve anatomik yapılarını geliştirmişlerdir. Örneğin bal arılarında polen toplamaya yarayan polen sepetçiklerinin oluşması, nektar ve polenle beslenmeye geçiş bu farklılaşmanın en tipik örnekleridir. Hayvanlar aleminin böcekler sınıfında yer alan bal arısının taksonomisi aşağıda verilmiştir. &lt;br/&gt;Alem (Kingdom)    :Hayvanlar (Animalia) &lt;br/&gt;Şube (Phylum)     :Eklembacaklılar (Arthropoda) &lt;br/&gt;Alt şube (Subphylum)   :Antenliler (Antennata) &lt;br/&gt;Sınıf (Class):Böcekler (Insecta) &lt;br/&gt;Takım (Order)          :Zar kanatlılar (Hymenoptera) &lt;br/&gt;Familya (Family)       :Arılar (Apidae) &lt;br/&gt;Cins (Genus)           :Bal arıları (Apis) &lt;br/&gt;Tür (Species)          :Bal arısı (Apis mellifera) &lt;br/&gt;Apis cinsi içinde Batı bal arısı olarak adlandırılan Apis mellifera dışında 3 tür daha bulunur ki bunlar Doğu bal arısı türleri olan; Apis cerana, Apis dorsata ve Apis floreadır. Dünya bal üretiminde A. Ceranadan kısmen yararlanılırken üretimin tamamına yakın kısmı A. mellifera kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Diğer 2 tür ise kovana alınamamış olup doğal yuvalarda tek bir petek üzerinde yaşamaktadırlar. &lt;br/&gt;Arı taksonomisinde türden sonra ırklar yer almaktadır. Örneğin Anadolu ırkı, Apis mellifera anatolica olarak ifade edilir. &lt;br/&gt;B- Arının Vücut Yapısı &lt;br/&gt;Genel morfolojik yapısı bakımından diğer böceklere benzemekle birlikte, arının vücudu yumuşak yapıda olan yoğun bir kıl örtüsü ile kaplıdır. Arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Başta gözler, duyargalar ve ağız parçaları bulunur. Baş, vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karının dış kısmı segment denilen halkalardan oluşur. &lt;br/&gt;1. Baş &lt;br/&gt; Arılarda baş önden bakıldığında bir üçgeni andırır. Başta; gözler, duyarga ve ağız parçaları  bulunur. Gözler bir çift bileşik (petek) göz ile üç adet basit gözden ibarettir. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz; ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000den fazla gözcüğün birleşmesinden meydana gelmiştir. Gözün her bir ünitesi bakılan cismin küçük bir kısmını görür ve bu görüntüler birleştirilerek cismin görüntüsü tamamlanır. &lt;br/&gt;Arılarda koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını algılayan bir çift duyarga (anten) başta bulunmaktadır. Bu duyargalar oldukça kuvvetli kaslar yardımıyla her yöne hareket etme kabiliyetine sahiptirler. Duyargalar dişilerde 12, erkeklerde 13 halkadan meydana gelmiştir. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde arılar duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu algılayabilirler. &lt;br/&gt; Arılar; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelen yalayıcı-emici ağız tipine sahiptirler. Alt çeneleri yardımıyla koparıcı özellik gösterirler. Alt çene ve alt dudak birlikte uzanarak hortum şeklindeki &quot;probozis&quot;i oluştururlar. Probozis ve bunun uzantısındaki dil sıvı gıdaların alınmasını sağlar. Dil uzunluğu, arı ırkına göre değişmekle birlikte 6-7 mm arasındadır. Arının, üzeri kıllarla kaplı bulunan dil kısmı iç içe geçmiş sert halkalardan oluşur. Bu halkalar arasında zarımsı, dar ve tüysüz kısımlar vardır. Bu yapısından dolayı dil gerektiğinde uzayıp kısalabilme özelliğine sahiptir. Beslenme işlemi bittiğinde probozis kıvrılıp başın arka kısmına katlandığında dil eski haline nazaran oldukça kısa görünmektedir. &lt;br/&gt;İşçi arılar üst çenelerini polen almak, petek yapımında mum işlemek, herhangi bir şeyi tutup kavramak gibi işlerde kullanırlar. Arılarda hortum (dil) nektar, bal, şurup veya su gibi sıvı besinleri almak için kullanılır. Dil, arının emme işlevini yerine getiren orga</description></item><item><title>ARICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aricilik-448079.html</link><description>ARICILIK &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Değerli Arıcılar, bugünkü yüksek üretim maliyetleri karşısında eski usullerle veya kovanları kendi hallerine bırakarak arıcılıktan yeterli kazanç sağlamak mümkün değildir. Diğer taraftan, tüketiciler de sıradan bir bal yerine, ilaç kalıntısı içermeyen saf ve kaliteli bal istemektedirler. Bu nedenlerle, kovan başına ürettiğiniz bal miktarını artırmak ve kalıntısız bal üretmek zorundasınız. Bu zorunluluk çerçevesinde kovan başına maliyetleri düşürerek, arıcılıktan daha fazla kazanç sağlayabilmek ve kalıntısız saf bal üretebilmek için uygulayabileceğiniz bazı önemli öneriler aşağıda sıralanmıştır. Teknik arıcılığın kuralları olan bu önerilere uyunuz ki; kazancınız bol ve ürününüz sağlıklı olsun.&lt;br/&gt;1. Teknik ve gezginci arıcılığa uygun modern kovanlarla arıcılık yapınız. Ekonomik bir arıcılık için, yeterli bilgi ve tecrübe sahibi olduktan sonra, en az 50-60 adet kovanla çalışınız ve diğer arıcılarla işbirliği yapınız.&lt;br/&gt;2. Güçlü kovanlarda an başına birim üretkenliğin daha yüksek olduğunu unutmayınız. Bu nedenle, 5er çerçeveli 3 kovan yerine 10 çerçeveli l adet kovanla çalışmayı tercih ediniz. Zayıf kovanların, üretim maliyetlerini artırdığını ve kazancınızı azalttığını unutmayınız. 10 bin yetişkin arısı olan zayıf bir kovandaki bir işçi arının ancak 400 mg bal üretebilmesine karşılık. 40 bin yetişkin arısı olan güçlü bir kovandaki aynı işçi arının aynı süre içinde 800 mg bal ürettiği daima hatırlanmalıdır.&lt;br/&gt;3. Kovanlarınızın güçlü olması için mevsimsel bakım işlerini mutlaka zamanında yapınız. Özellikle ilkbaharda yapılan teşvik beslemesinin ve varroa mücadelesinin zamanını kaçırmayınız. Başanlı kışlatmada altın kuralın; kış mevsimine mutlaka genç işçi anlarla ve yeterli besin stoğu ile girmek olduğunu unutmayınız. Anlar kış mevsimi süresince&lt;br/&gt;ancak bal yiyerek ısı üretebilmekte ve bu sayede yaşayabilmektedirler.&lt;br/&gt;4. Zayıf kovanlan ilkbahar ve sonbaharda bileştiriniz. Kovanların yaşlı ana anlannı mutlaka genç ana anlarla değiştirerek, hem oğul çıkışım enleyiniz hem de genç ve kaliteli ana an kullanma alışkanlığı kazanınız. Genç ve kaliteli ana arılarla çalışmak teknik arıcılığın birinci kuralıdır. Kovan sayınızı artırmak istiyorsanız ilkbaharda bölme yapınız. Yaptığınız bölmelere satın alacağınız, yumurtlamaya başlamış genç ve kaliteli ana arılar veriniz. Böylece mevsimden 3 hafta kazanmış ve koloni gelişme dönemini kaçırmamış olursunuz.&lt;br/&gt;5. Arıcılıktan kazanç sağlamak için mutlaka gezginci analık yapınız. Bunun için de nektar ve polen kaynakları yönünden zengin yöreleri tercih ediniz. Gezginci arıcılığa bağlı olarak, özellikle yaz mevsiminde yapacağınız an nakillerinde, taze ve ballı peteklerin çok kolay kırılarak arı ve koloni ölümlerine sebep olabileceğini hatırlayınız. Yaz aylanndaki an nakillerinde; taze ballı petekleri nakilden önce kovandan çıkartınız. Bir geceden daha uzun süren nakiller için gündüz mola veriniz ve nakil sırasında kovanlara yeterli havalandırma sağlayınız.&lt;br/&gt;6. Üretim çeşitliliğine gidiniz. Bal yanında polen ve an sütü üretimi yaparak arıcılıktan sağlayacağınız kazancınızı artınnız. Polen ve an sütü üretimini uygulamalı olarak Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünden öğrenebilirsiniz. Kolonide yavru üretimi için mutlak surette polene ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, polenin bol olduğu dönemlerde polen toplayarak, yeterli olmadığı dönemlerde anlanmzı topladığınız polenle besleyiniz. Aynca, polen insan sağlığı yönünden de çok değerli bir maddedir. Bunu diğer insanlara da öğretiniz.&lt;br/&gt;7. An hastalık ve zararlılan konusunda her zaman uyanık ve dikkatli olunuz. Sağlıklı bir koloninin genel görüntüsünü ezbere biliniz. Koloni kontrollerini bakan gözle değil, gören gözle yapınız. Hastalık ve zararlılar yönünden şüpheli bir durumda, zaman kaybetmeden mutlaka bir uzmanın görüş ve önerilerini alınız. Sorma ve öğrenme konusunda tereddüt etmeyiniz.&lt;br/&gt;8. Bilinçsiz ve gereksiz ilaç kullanmayınız. Gereksiz ilaç kullanmanın anlarınıza, balınızın kalitesine ve bütçenize zarar vereceğini unutmayınız. Kovana verilen her ilacın b</description></item><item><title>GAP BÖLGESİ VE AKVARYUM BALIĞI YETİŞTİRİCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gap-bolgesi-ve-akvaryum-baligi-yetistiriciligi-439505.html</link><description>GAP BÖLGESİ ve AKVARYUM BALIĞI YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir ülkenin gelişebilmesi için yapması gereken en önemli faaliyetlerden biri de mevcut doğal kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak düşük yatırım maliyeti ile yatırımlar yapması ve bu yatırımlar sayesinde hem ekonomisine girdi sağlaması hem de vatandaşlarına iş imkanı sağlayarak üretimi teşvik etmesidir. Bu çalışmada iklim koşulları ülkemizde satışa sunulan akvaryum balıklardan %73&quot;ünün dış ortamlardaki havuzlarda düşük maliyetlerle ve kolayca üretilebilmesine müsait olan GAP bölgesinin bu potansiyeline ve bölgeye ekonomik katkıda bulunabilecek alternatif bir iş kolu olan akvaryum sektörüne dikkat çekilmesi hedeflenmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Akvaryum balıkları endüstrisi dünyanın pek çok ülkesi için önemli bir sektördür (Boozer, 1973; Ramsey, 1985). Akvaryum satışlarının ötesinde; hava pompaları, filtreler, yemler, ilaçlar ve balık satışları milyonlarca insana iş imkanı sağlamaktadır (Courtenay ve Stauffer, 1990). Dünya&quot;da akvaryum balıklarının üretildiği başlıca merkezler Florida, Singapur, Hong Kong, Japonya, İngiltere, Hollanda ve Belçika&quot;dır (Türkmen, 1995). Bu merkezlerden biri olan Singapur&quot;da akvaryum balıkları ihracatı toplam ihracatın %40&quot;lık kısmını teşkil etmektedir (Tay, 1977). Amerika&quot;da akvaryum balıkları sektörü kedi balığı, alabalık ve salmon yetiştiriciliğinden sonra dördüncü sırada yer almaktadır (JSA, 1999). 1996 yılında dünyada akvaryum balıkları ve omurgasızları sektöründe 200 milyon $&quot;dan daha fazla bir ithalat ve 320 milyon $ civarında ise ihracat hacmi söz konusu olmuştur. Dünya&quot;da akvaryum sektöründe 1985&quot;den 1996 yılına kadar her yıl ortalama %14&quot;lük bir ilerleme gözlenmiştir  (Tablo 1) (Bartley, 1999). Tablo 1&quot;de de görüleceği üzere bu hacmin %63&quot;lük kısmını gelişmekte olan ülkeler ellerinde tutmaktadırlar. Akvaryum balıkları üretiminin en önemli kısmını tatlı su balıkları teşkil etmekte ve bu balıkların %90&quot;ı doğal ortamlarından yakalanmaktadırlar (Dawes, 1998). Florida&quot;da ki çiftliklerde 800 tatlı su balık varyetesi yetiştirilmektedir (Hoff, 1996).  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Tablo 1. FAO İstatistiklerine Göre Gelişen ve Gelişmeyen Ülkelerin Akvaryum Balığı İhracat Değerleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. TÜRKİYE&quot;DE AKVARYUM BALIKLARI ve YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su ürünlerinin diğer alanlarında olduğu gibi akvaryum sektörü de Türkiye&quot;de henüz çok kısa bir geçmişe sahiptir. Ülkemize ithalat yolu ile ...........Ülkemizde profesyonel anlamda akvaryum balığı üreten 6 adet çiftlik bulunmakta olup bunların en büyüğü İzmir Bergama&quot;dadır. Bu çiftlikte 200000 adet/yıl akvaryum balığı üretilmektedir (Türkmen, 1995).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde 37 tür akvaryum balığı üretilmektedir. Bu üretimin yaklaşık yüzde 46sını japon balıkları, yüzde 27sini canlı doğuran adı verilen lepistes, plati, kılıç ve moli gibi türler ve geri kalan yüzde 27sini tropikal türler oluşturmaktadır. Toplam üretime bakıldığında aylık üretim 300-400 bin arasında değişmektedir (Türkmen, 1995).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Akvaryum balıkları ithalatının yüzde 94ü Singapurdan gerçekleşmektedir. İthalatın yapıldığı 5 ülke içinde Singapurdan sonra sırasıyla Hong-Kong, Tayland, Tayvan ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi Güneydoğu Asya ülkeleri gelmektedir (Türkmen, 1995). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. GAP ve AKVARYUM SEKTÖRÜ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemize akvaryum balığı ihraç eden ülkelere (Singapur, Hong-Kong, Tayland, Tayvan ve Çin Halk Cumhuriyeti) dikkat edildiğinde bu ülkelerin genelde subtropikal iklim kuşağında oldukları görülmektedir. Yurdumuzun Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve Ege Bölgeleri&quot;ndeki iklim koşulları subtropikal iklimle büyük benzerlikler göstermektedir. Ayrıca Türkiye&quot;de satışa sunulan akvaryum balıklarının  %73&quot;lük kısmı oluşturan japon balıkları ve canlı doğuranlar grubuna giren balıklar ılıman su balıkları olup bu balıkların optimum sıcaklık istekleri 23-26 oC&quot;dir (Alpbaz, 1993). Dolayısıyla Akdeniz ikliminin hakim olduğu GAP bölgesi için akvaryum balığı yetiştiriciliği bölgeye önemli ekonomik katkıda bulunacak alternatif bir iş kolu olarak mutlaka değerlendirmeye alınmalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye akvaryum balıkları piyasasının %46&quot;lık k</description></item><item><title>KELEBEKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kelebekler-388884.html</link><description>p) Lepidoptera (Kelebekler, Pulkanatlılar).&lt;br/&gt;Kelebekler, her iki çift kanadının üzerinde bulunan ufacık ve değişik renklerÂ¬deki pulların oluşturduğu güzel renkleri ile dikkati çekerler. Pulkanatlılar adını da alırlar. Coleopteradan sonra, tür zenginliği yönünden ikinci durumda olan takım Lepidopteradır.&lt;br/&gt;Baş üzerinde iri yapılı bileşik gözler, ucu topuzlu ya da diğer şekillerdeki anÂ¬tenler ve palpus labialisleri ile kıvrık hortum şeklindeki ağız parçalan bulunur. Emici yapıdaki ağız parçaları, bazılarında gelişmemiştir. Sadece bir familyada (Micropterygidae) ağız çiğneyici yapıdadır.&lt;br/&gt;Başkalaşım holometaboldur. Larvalar tırtıl ya da mühendis tırtılı tipindedir. Krizalis adını alan pupaları bazılarında koza içerisinde, bazılarında çıplak ve dik duruşlu, diğer bir kısmında çıplak fakat başaşağı sarkmış durumda ya da toprak üzerinde bulunur.&lt;br/&gt;Bu takım içerisinde, ekonomik yönden önemli türler çoktur. Çoğu bitkisel besin alır; bazdan dokunmuş maddelere, bazdan da depolanmış ürünlere zarar veÂ¬rir.&lt;br/&gt;Lepidoptera takımı Gündüz kelebekleri (Rhopalocera) ve Gece kelebekleri (Heterocera) olmak üzere ikiye ayrılır. Birincilerin anteni ucu topuzlu tiptedir; frenulum (ikinci kanadın ön kenarında dip tarafında bulunan kıl veya kıllar) yoktur; vücut incedir; gündüz uçarlar. İkincilerde  anten değişik şekillerdedir; frenulum vardır; vücut kalın yapılıdır; gece uçarlar. Fakat, birçok sistematikçi Lepidopterayı Frenatae ve Jugatae adını alan 2 alt-takıma ayırmayı doğru bulmaktadır. Jugataede her iki çift kanadın damarlanışı birbirine benzer ve kanatlar birbiri ile ufak bir çıkıntı (Jugum) ile birleşir. Frenataede ise arka kanatlar daha ufak ve daha az damarlıdır ve iki kanat birbiri ile ancak frenulum ile birleşir, ya da arka kanadın dip tarafının genişlemiş olması ve birbirine tutunur. Kelebeklerin çoğu bu ikinci alt-takıma aittir. Bu alt-takımdaki familyalar, birtakım üst-familyalar halinde ve bunlar da 2 grup halinde toplanmıştır. Macrolepidoptera grubunda bütün Rhopalocer</description></item><item><title>HAYVANAT BAHÇELERİNİN TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanat-bahcelerinin-tarihcesi-371347.html</link><description>HAYVANAT BAHÇELERİNİN TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvanat bahçeleri diğer bir adıyla hayvan parkları, vahşi hayvanların ve evcilleştirilemeye yüz tutmuş hayvanların bazı örneklerinin gösterildiği ve tutulduğu yerdir. Bu kuruluşlarda hayvanlar genellikle doğal şartlardan çok daha iyi şekilde yerleştirilirler.&lt;br/&gt;İlk hayvanat bahçelerinin ne zaman kurulduğu bilinmemekle birlikte büyük olasılıkla hayvanların evcilleştirilme girişimleriyle beraber olduğu tahmin edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 4500 &amp;#8211; 2500&lt;br/&gt;M.Ö. 4500 yılında şu anda Irak&quot;ın olduğu yerde güvercinler koruma altına alınmıştır. Bundan 2000 yıl sonra filler Hindistan&quot;da yarı yarıya evcilleştirilmiştir. Hayvanat bahçeleri idare örneklerinin ilk defa görülmeye başlanması, Mısırlıların vahşi hayvanları evcilleştirmeleriyle birlikte olmuştur. Addax, ibex, oryx cinslerini içeren antiloplar ve ceylanlara ait resimler, milatta önce 2500&quot;lerde Sakkara&quot;daki Eski Mısır mezarlarında görülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 1500&lt;br/&gt;Son dönemlerdeki firavunlar örneğin III. Tuthmosis (M.Ö.1501-1447) Mısır&quot;a birçok hayvan getirtmiştir. Onun üvey annesi, Kraliçe Hatshephut, çok uzaklara, Somali&quot;ye kadar vahşi hayvanların zaptedilmesi için seferler düzenlenmiş. Bu seferlerle birlikte maymunlar, leoparlar, çitalar, bir çok kuş, büyük sığırlar ve zürafalar getirtilmiştir (www.sta.org.za/info/history/zoos.htm). &lt;br/&gt;Mısırlılar, hayvansever insanlardı ve aralarında köpeklerin, kedilerin, maymunların ve kazların bulunduğu hayvanlar beslerlerdi. Kimi zaman bir köpeğin tasması, köpeğin sahibi ile beraber gömülürdü. Bazı firavunların değişik hayvanları topladıkları ve hatta kendilerine ait hayvanat bahçeleri bile kurdukları sanılır (www.geocities.com/nilin_hediyesi). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 1000&lt;br/&gt;Çin&quot;de, M.Ö.1150 yıllarında yaşamış İmparatoriçe Tanki büyük mermerden bir &quot;geyik evi&quot; kurmuş. M.Ö. 1000 yıllarında hüküm sürmüş Wen Wang 1500 dönüm büyüklüğünde bir hayvanat bahçesi kurmuştur ve adını Ling-Yu veya &quot;Zeka bahçesi&quot; olarak isimlendirmiştir.&lt;br/&gt;M.Ö. 1000 yıl kadar hüküm sürmüş olan İlahi Kral Solomon, çiftçi ve zoolojisttir, onu izleyen 600 yıl boyunca diğer büyük hayvan koruyucuları Semiramis ve Ashurbanipal ve Babylonia kralı Nebuchadrezzar&quot;a örnek teşkil etmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 500&lt;br/&gt;Eski Yunanlılarda vahşi hayvanların korunması M.Ö. 7.yüzyıla rastlar. M.Ö. 500 dolaylarında Hindistan&quot;da tavus kuşu getirtilmiştir. Birçok insan hayvanat bahçesi tarihinde ilk defa ücretli girerek, bu kuşları görmeye geldiler. Ama en vahşi hayvanlar bu konudaki çalışmaların daha verimli olması için korunuyorlardı. M.Ö.4.yüzyıla kadar, hepsi olmasa da, hayvanları toplama işleminin büyük bir kısmı Yunan şehir-devletlerinde toplanıyordu. Öğrenciler şehir hayvanat bahçelerinde eğitildi.&lt;br/&gt;Büyük Yunan bioloğu ve filozofu Aristo (M.Ö.384-322) bir eğitmendi ve onun en ünlü öğrencisi Büyük Alexander, askeri seferleriyle birçok hayvanı Yunanistan&quot;a getirmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 280&lt;br/&gt;II. Ptolemy, Alexander&quot;ın hayvanat bahçesini dünyanın henüz bilmediği bir çok hayvan türleriyle geliştirdi. Bu dönemde hayvanların törenlerde gösteri alayına konmasını hiç kimse sorgulayamazdı. Bu tören alayları o kadar genişti ki şehir stadyumuna geçmek tüm bir günü alıyordu. Tipik bir tören 96 fil, 24 aslan, 14 leopar, 16 çita, 14 deve, 1 zürafa, 1 gergedan, yüzlerce evcil hayvan ve sayısız kuştan oluşmaktaydı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.Ö. 60&lt;br/&gt;Romalılar vahşi hayvanları alanda çoğunlukla gösteri için tutarlardı. M.Ö.60&quot;larda asker kaçakları daha sonra da Hıristiyanların tehlikeli şekilde vahşi hayvanlarla dövüştürülmesi moda haline geldi. Ayrıca Romalılar kuşlara özel bir ilgi duymaktaydılar. Modern hayvanat bahçelerindeki gezici kuş kafeslerinin orijinal fikri Romalılar aittir. Kuşlar sadece çalışmalar için korunmadılar bazıları da yemek için kullanılırdı. Evin içinde özgür gezmelerine izin verilir sonrada yakalanıp yenirdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8. Yüzyıl&lt;br/&gt;Roma İmparatorluğunun sona ermesiyle birlikte, hayvanat bahçeleri geriledi ama toplanan hayvan türleri M.S.8.yüzyılda Charlamagne İmparatoru ve 12. yüzyıldan sonra da I. Henry tarafından sürdürüldü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13. Yüzyıl&lt;br/&gt;Birçok hayvanat bahçesinin Avrupa&quot;da bulunmasına rağmen, 12.yüzyıl boyunca Marco Polo&quot;nun gördüğü en geniş hayvanat bahçesi Kublal Kağan&quot;ın Asya&quot;daki sarayındaydı. Bu hayvanat bahçesinde geniş hayvan koleksiyonları bulunmaktaydı. Bunlar filler, gergedanlar, su aygırları, aslanlar, leoparlar, kaplanlar, ayılar ayrıcada geyik, domuz, eşek, at</description></item><item><title>BÖCEK TÜRÜ AŞAMA ALANI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bocek-turu-asama-alani-345858.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Çevremizde görüp korktuğumuz ya da tiksinti ile baktığımız böcekler bazı istisnai durumlar (salgınlar gibi) haricinde doğada aşırı çoğalmıyorlar. Acaba hiç düşündük mü? Sürekli çoğalsalardı ne olurdu? Yaşantımız nasıl bir hale gelirdi?&lt;br/&gt;Böcekler çoğalma güçleri çok yüksek olan hayvanlardır. Eğer böceklerin bırakmış oldukları yumurtaların hepsi açılsa ve hepsi gelişmelerini tamamlayabilselerdi sadece tek bir böcek türü dünyayı kaplamaya yeterdi. Fakat tabiatta hiçbir zaman bu şekilde bir durumla karşılaşmıyoruz. O halde böceklerin olağanüstü çoğalmalarını önleyen bazı etkenler var. Bu etkenlere sınırlayıcı etkenler denir. &lt;br/&gt;Burada iklim ışık ve diğer faktörler gibi cansız çevrenin  böcek populasyonunun dinamiğine etkisi üzerinde durulmuş. Bu faktörlerin minimum ve maksimum değerlerinin böcek populasyonlarındaki artma ve azalma etkileri incelenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR&lt;br/&gt;Ödev konumun belirlenmesinde ve çalışmalarıma yön verilmesinde bana yardımcı olan hocam  Yrd. Doç. Dr. Ali GÖK&quot;e ve araştırmamda bana maddi ve manevi desteğini eksik etmeyen aileme özellikle de babama teşekkürü bir borç bilirim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Her bir böcek türü yaşama alanı içerisinde özel bir yere sahiptir ve çeşitli koşulların oluşturduğu belirli sınırlar içerisinde yaşarlar. Çünkü hava şartları ve besin gibi birçok çevre etkeni, türü belirli bir alanda yaşamaya zorlamaktadır.&lt;br/&gt;Yaşam alanlarının sınırları bu sınırların geniş ya da dar oluşu o türün ekolojik  hoşgörüsüne bağlıdır. Hoşgörü türe ve etkene göre değişir. Bazı türler birçok etkene karşı geniş hoşgörüye sahip oldukları halde bazısı sadece bir etkene karşı hoşgörülüdür.&lt;br/&gt;Türün kendisi için uygun olan yaşama alanını tespitinde iç güdü ve çevre şartları etkilidir.&lt;br/&gt;Böceklerin çoğalma güçleri oldukça yüksektir. Eğer böceklerin bırakmış oldukları  yumurtaların hepsi açılsa ve hepsi gelişmelerini tamamlayabilselerdi sadece bir böcek türü yeryüzünü kaplamaya kafi gelirdi. Fakat tabiatta hiçbir zaman bu şekilde bir durum ile karşılaşmıyoruz. Şu halde böceklerin olağanüstü çoğalmalarını önleyen bazı etkenler vardır. Çevre direnci adı altında toplayabileceğimiz bu etkenler topluluğunun çeşitli etkileri sonucu olarak böceklerde azalıp çoğalma görülür. Bu etkenlere sınırlayıcı etkenler denir. &lt;br/&gt;Böceklerin olağanüstü çoğalmalarına etki eden bu sınırlayıcı etkenleri canlı ve cansız etkenler olarak iki grupta toplayabiliriz.&lt;br/&gt;Abiyotik faktörler sıcaklık, nem, ışık ve diğer fiziksel ve kimyasal parametreleri içerir. Bu faktörler sırasıyla etki edebileceği gibi bunlar tek tek de böceğin yaşamını etkileyebilir.&lt;br/&gt;Cansız çevrenin canlılar üzerindeki etkisine AKSİYON  bu etkinin karşılığı olarak canlının verdiği tepkiye REAKSİYON denir (Kansu, 1988).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABİYOTİK ÇEVRE&lt;br/&gt;1.  İKLİM&lt;br/&gt;İklim bütün yaşama yerlerinin üzerini bir örtü gibi kapamış ve doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak buradaki canlılara etkisi olmuştur. İklim tek bir etken değil bir etken grubudur (Kansu, 1988).&lt;br/&gt;Atmosfer sıcaklığı, basınç, nemlilik ve bunların hepsinin bir aradaki hareketine hava diyoruz. Hava günlere, haftalara, aylara ve yıllara göre değişiklik gösterir ve havanın bu değişikliği böceğin bulunma çokluğunu, ömrünü, gelişme hızını sezondan sezona etkiler. Öte yandan iklim ise birkaç yıllık bir süre zarfında bir bölge üzerinde havanın ortalama durumudur (Romoser &amp; Staffolano, 1994).&lt;br/&gt;Hava hızlı bir şekilde değişir ancak iklim çok yıllık periyotla  çok yavaş değişir ya da hemen hemen aynı kalır.&lt;br/&gt;İncelememiz gereken mikroklima adını verdiğimiz genel olarak bitki örtüsü ile değişen ve atmosferin gayet sıcak tabakalarına ve özel yaşama yerlerine ait olan alandır. Hatta bundan ufak bir diğer iklimde mikro-mikroklima (böcek iklimidir). Bunun yerden itibaren yüksekliği sadece birkaç mm dir (Kansu, 1978).&lt;br/&gt;1.1. Sıcaklık&lt;br/&gt;Yaşamın normal olarak süregeldiği sıcaklıklara biyokinetik sıcaklık denir. Böcekler poikloterm (heteroform=değişken sıcaklık) hayvanlar olduklarından vücut sıcaklıkları çevre sıcaklığına bağlıdır. Sabit sıcaklıklı hayvanlardaki g</description></item><item><title>HAYVANLAR ALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlar-alemi-454214.html</link><description>HAYVANLAR ALEMİ BÜTÜN HAYVANLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KURBAĞALARIN GÖZLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok fazla düşmanları olan kurbağalar için görme duyuları çok önemlidir. Resim de görülen bu kurbağa, vücudunun her tarafı suyun altında gizlenmiş olsa bile, dışarıya çıkarabildiği gözleri sayesinde etrafında hareket eden her şeyi rahatlıkla görebilir. Bu da onun suyun içindeyken bile güvende olmasını sağlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;N.J.Berril, The Life of the Ocean, s.21    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;YILANLARIN FARKLI HAREKETLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yılanların uzun ve dar gövdeleri pullu bir deriyle kaplıdır. Gövdelerinin alt yüzeyinde bulunan pulları yerde kıvrıla kıvrıla ilerlemelerine yardımcı olur. Geniş pullar ise arka kenarlarından yere bastırarak ve pürtüklü yüzeylerden destek alarak gövdeyi öne doğru itmeye yarar. Yılan bu hareket yöntemini hızlı gitmek istemediği zamanlarda kullanır. Kayarcasına hızlı ilerleyişte, gövdesini yanlara doğru kıvırır ve pullarından da yardım alarak taş ve bitki gibi destek noktalarını kullanır. Yapmak istediği her hareket için farklı bir yöntem kullanan yılanlar hiç kuşkusuz ki tüm alemlerin Rabbi olan Allah tarafından yaratılmışdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Temel Britannica Ansiklopedisi, Cilt 19, s.174    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ŞEMSİYE KUŞLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şemsiye kuşu olarak da adlandırılan siyah balıkçıl, balık tutarken çok büyük bir başarı sergiler. Bir şemsiye gibi kanatlarını başının üzerinde açarak ayağa kalkar. Bu şekilde kanatlar bir gölge oluşturur ve sudaki yansımayı engeller. Şimdi balıkçıl, su yüzeyinin altında yüzen avını açık bir şekilde görebilmektedir. Kanatları su yüzeyinde dairesel bir gölge oluşturduğu için balıkçıl sürekli olarak bu dairenin içindeki balıkları avlar. Gölge yaparak sudaki balıkları görebileceğini balıkçılın kendisi akledemez. Bunu balıkçıl tesadüfen keşfetmiş ve diğer nesillere de bir şekilde aktarmış da olamaz. Sahip olduğu her şey gibi bu özellik de ona Allah tarafından verilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tonny Seddon, Animal Vision, s.7  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DENİZ TARAĞININ GÖZLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarak adı verilen deniz kabuğu şeklindeki hayvanın kabuğunun kenarları boyunca dizilmiş küçük parlak gözlerin her biri yalnızca 1 mm. büyüklüğe sahiptir. Tarak, son derece küçük olmasına rağmen bu gözlerle hem hareketleri hem de ışık ve karanlık arasındaki farkı kolaylıkla anlayabilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;N.J.Berril, The Life of the Ocean , s.8    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;POLEN YİYEN YARASALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her canlı yaşadığı ortamın koşullarına ve sahip olduğu bedensel özelliklere göre farklı beslenme şekillerine sahiptir. Çünkü Allah her canlının rızkını benzersiz bir şekilde yaratandır. Doğadaki sayısız canlıdan sadece bir tanesi olan yarasaların bir türü çiçeklerden aldığı nektar ile beslenir. Fakat yarasalar gece yaşayan canlılardır. Bu nedenle gündüz açan çiçekler yarasaların işine yaramaz. Oysa yarasalar için özel çiçekler yaratılmıştır. Yarasalar tarafından döllenen çiçeklerin en önemli özelliği gece açan çiçekler olmalarıdır. Beyaz, yeşilimsi ve mor renklere sahip olan bu gece çiçekleri öyle güçlü bir kokuya sahiptirler ki gece uçan kör yarasalar onları kolaylıkla bulabilirler. Bu çiçekler ayrıca çok bol miktarda nektar da üretirler. Bu, yarasaların çiçekleri bulmalarını daha da kolaylaştırır. Gece çiçekleri de görüldüğü gibi genelde ağacın gövdesinde büyüyen balkabağı çiçeği gibi veya yapraklarını sarkıtan çiçeklerdir. Bu özellikleri onları yarasaların kolayca ulaşabileceği çiçekler haline getirir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Robert R. Halpern, Green Planet Rescue, s.26    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KOŞUCU DEVE KUŞLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deve kuşu hayvanlar alemindeki en hızlı koşan iki bacaklı hayvandır ve 1 saatte yaklaşık olarak 70 kilometrelik bir hıza ulaşabilmektedir. Deve kuşunun her bir ayağında yalnızca iki parmak vardır ve bu parmakların biri diğerinden çok daha büyüktür. Bu da ona daha rahat hareket etme imkanı sağlar. Devekuşlarının başka bir özellikleri de ayaklarındaki parmaklardan yalnızca büyük olanının üzerinde koşmalarıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tonny Seddon, Animal Movement, s.38    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DENİZ MARTILARININ UÇUŞ YETENEKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deniz martıları denizden havalanırlarken, yükselen hava kütlesinin içinde il</description></item><item><title>KARANFİL ÜRETİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karanfil-uretimi-343215.html</link><description>A.GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projenin Adı : 10 dekar demir konstrüksiyonlu plastik örtülü seralarda kesme karanfil üretimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuruluşun Adı : Simersan Turizm Otelcilik San. ve Tic. Ltd. Şti.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İşletmenin Yeri : Menderes İlçesi Çile Köyü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projenin Niteliği &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Müteşebbis firmaya ait Menderes İlçesi Çile Köyünde bulunan 29 dekarlık arazi üzerinde 10 dekar kapalı alanı olan demir konstrüksiyonlu, yay çatılı, plastik örtülü seralar içinde kesme standart karanfil üretilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projenin Gerekçesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarım Türkiye&quot;nin ekonomik ve sosyal yapısında önemli bir yer tutmaktadır. Hali hazırda toplam nüfusumuzun yaklaşık %40&quot;ı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Ülkemizde işsizlik oranın hayli yüksek olduğu göz önüne alınırsa yeni istihdam alanları yaratması açısından tarımsal yatırımların önemi yadsınamaz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer taraftan Avrupa Birliği&quot;ne aday olan ülkemizin birliğe katılma sürecinde ve katıldıktan sonra gelişmiş Avrupa Birliği Ülkeleri arasında en kolay rekabet edilecek sektörlerin başında tarım sektörü gelmektedir. Ayrıca gerek Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde gerekse Batı Avrupa ülkelerinde devam etmekte olan kesme çiçek ihracatımızın gün geçtikçe artma eğiliminde olması ve kesme çiçekler arasında en büyük payın ( yaklaşık %90 ) karanfile ait olması nedeniyle şirketçe her türlü alt yapı donanımı tamamlanmış olan, mülkiyeti kendine ait arazi üzerinde karanfil üretimine karar verilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projenin Özellikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şirkete ait Menderes Kuşadası Asfaltı üzerindeki anayola 100m&quot;lik bir yol ile bağlı bulunan 29 dekarlık arazi üzerinde 10 dekar plastik sera kurularak yılda 1.500.000 dal standart kesme karanfil üretilmesi hedeflenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yatırımcı Hakkında Bilgiler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projeyi gerçekleştirecek işletme bir limited şirket olup, merkezi Kuşadası&quot;nda bulunmaktadır. Şirketin sahibi Murat Şahin&quot;dir. Şirket, turizm ve tarım alanlarında faaliyet gösteren bir şahıs işletmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Projenin Plan ve Programlarla İlişkisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi, kesme çiçek sektöründe de gelişmenin dinamosu ihracattır. Bu nedenle ihracatı arttıracak her türlü yolun desteklenmesi kesme çiçekler için en önemli politikadır. İhracatı arttırma yolları arasında;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Kitlesel ve düzenli üretim&lt;br/&gt;-İhracatın tek elden yönetilmesi&lt;br/&gt;-İhracat yönelik üretimde ürün çeşitliliğinin sağlanması&lt;br/&gt;-Yıl boyu üretim ve pazara sunabilmeye yönelik üretim tekniklerinin geliştirilmesi ve başta AB ülkeleri olmak üzere farklı pazar ve pazarlama kanallarının oluşturulması&lt;br/&gt;-Kalitenin korunup geliştirilmesine yönelik politikaların uygulanması&lt;br/&gt;-Üretim tesisleri ile birlikte paketleme ve soğuk zincir gibi alt yapının geliştirilmesinin teşvik edilmesi&lt;br/&gt;-Hava yolu taşımacılığının desteklenmesi&lt;br/&gt;-İhracattan sağlanan teşviklerin üreticiye yansıtılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer taraftan, konu ile ilgili yetişkin ve bilgili elemen eğitimi ve yetiştirilmesi için alınacak önlemler bu konuda karşılaşılacak sorunların çözümünde önemli rol oynayacaktır. Bahçıvanlık okullarının çoğaltılması gelişmekte olan süs bitkileri sektöründe ara eleman sorununu çözümleyecek bir yol olacaktır. Şu anada ara eleman ihtiyacı, yeni mezun ziraat mühendisleri ve/veya peyzaj mimarları tarafından giderilmektedir. Oysa ziraat fakültelerinde kesme çiçek ile ilgili programlar yoktur ve bu genç kişiler konuyu işletmelerde öğrenmeye çalışmaktadırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kesme çiçek konusunda değişik araştırmalara gereksinim vardır. Araştırma fonları oluşturularak bu fonların çiçek satışlarından küçük bir pay ile beslemesi ve teşvik edilmesi üretici ve ihracatçıların karşılaştıkları pek çok sorunun çözümünde önemli katkılar sağlayacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıca AB karantina mevzuatı dikkatle izlenerek gerekli uyumların yapılması ve değişikliklerin üreticilere iletilmesi bu plan döneminde önem arz edecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygulama Dönemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2001 yılı Eylül ayında yatırıma başlanacak, 2002 Şubat ayında karanfil fideleri ithal edilecek veya ithalatçı firmaya siparişte bulunulacak, 2002 Mart ayında seraların inşaatı tamamlanacak, 2002 Nisan ayında toprak dezenfeksiyonu ve toprak işlemesi tamamlanacak, 2002 Mayıs ayında kar</description></item><item><title>HAYVANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlar-356727.html</link><description>Hayvanlar&lt;br/&gt;Hayvanlar yaşantımızın önemli bir bölümünü oluştururlar, &lt;br/&gt;Onlar biz olmadan da yaşayabilirler, ama biz onlarsız ne yapabiliriz ki ? &lt;br/&gt;Gelin onları hep birlikte tanıyalım, ancak onları tanımak için isterseniz gruplayalım.&lt;br/&gt;Hayvanlar&lt;br/&gt;Karada yaşayan hayvanlar &lt;br/&gt;Suda yaşayan hayvanlar &lt;br/&gt;Havada yaşayan hayvanlar&lt;br/&gt;Karada Yaşayan Hayvanlar&lt;br/&gt;Ayı&lt;br/&gt;Fil&lt;br/&gt;Aslan&lt;br/&gt;Geyik&lt;br/&gt;Maymun&lt;br/&gt;Deve&lt;br/&gt;İnek&lt;br/&gt;At&lt;br/&gt;Koyun&lt;br/&gt;Keçi&lt;br/&gt;Tavşan&lt;br/&gt;Kedi&lt;br/&gt;Köpek&lt;br/&gt;Horoz&lt;br/&gt;Tavuk&lt;br/&gt;Kaplumbağa&lt;br/&gt;Ayı&lt;br/&gt;Fil&lt;br/&gt;Aslan&lt;br/&gt;Geyik&lt;br/&gt;Maymun&lt;br/&gt;Deve&lt;br/&gt;İnek&lt;br/&gt;At&lt;br/&gt;Koyun&lt;br/&gt;Keçi&lt;br/&gt;Tavşan&lt;br/&gt;Kedi&lt;br/&gt;Köpek&lt;br/&gt;Horoz&lt;br/&gt;Tavuk&lt;br/&gt;Kablumbağa&lt;br/&gt;Suda Yaşayan Hayvanlar&lt;br/&gt;Balık&lt;br/&gt;Balina&lt;br/&gt;Köpek balığı&lt;br/&gt;Yengeç&lt;br/&gt;Deniz yıldızı&lt;br/&gt;Ahtapot&lt;br/&gt;Deniz atı&lt;br/&gt;Yengeç&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Timsah&lt;br/&gt;Penguen&lt;br/&gt;Kurbağa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Balık&lt;br/&gt;Balina&lt;br/&gt;Köpek Balığı&lt;br/&gt;Deniz Yıldızı&lt;br/&gt;Ahtapot&lt;br/&gt;Deniz Atı&lt;br/&gt;Yengeç&lt;br/&gt;Timsah&lt;br/&gt;Penguen&lt;br/&gt;Kurbağa</description></item><item><title>NOTOKORD VE OMURGA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?notokord-ve-omurga-374833.html</link><description>NOTOKORD VE OMURGA&lt;br/&gt;Balıkların sırt kemikleri seri haldeki omurgalardan oluşmuştur. Her ne kadar, bir balığın vücudunda bulunan tüm omurgalar birbirlerinin benzeri iseler de, genel olarak vücut bölgelerine göre bazı farklılıklar gösterirler. Anteriyörde bir veya iki omurga (atlas ve axis) kafatası ile birleşir. Omurların birbirleriyle artikülasyonu kara hayvanlarınkinde olduğu kadar kompleks değildir. Balıklarda omurga yüzeylerinin karşı karşıya gelmesiyle artıkulasyon oluşturmaktadır. Bununda nedeni, balığın vücudunun su tarafından desteklenmesidir. Kara hayvanlarında bu durum yoktur. Omur sayısı bazı kıkırdaklı balıklarda 400 veya daha fazla olabileceği halde, yılan balığında 200, sazanda 36 kadardır. Omurga gövdesinin dorsalinde sinirlerin geçtiği noral kanal, ventralinde ise kan damarlarının geçtiği hemal kanal bulunur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Caudal omurgalarda hemal kanal ve hemal diken bulunduğu halde gövde omurlarında hemal diken yoktur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Buna karşılık kaburga ve intermuskular kemikleri taşır. Omur gövdesinde bulunan zigopofizler hem anteriyor hem de posteriyörde bulunabilir.&lt;br/&gt;Kaslar Arası Kemikler&lt;br/&gt;Bir çok kemikli balıkta küçük çok ince çeşitli şekillerde kaslar arasında kemikler vardır. Bunlara &quot;kılçık&quot; adı verilir. Ringa balıkları (Clupeilae) Turnalar (Esqcidae), bazı salmonlar ve akrabaları (Salmonidae) emici balıklar (Catastomidae) ve sazangiller (Cyprinidae) bunlara örnek olarak verilebilir. Alabalıklarda bu kemikler gayet düzgün olup omurgadan ona paralel olarak kuyruğa doğru uzanırlar. Her biri bir ligament ile columna vertebralisin nöral dikenlerine bağlanmıştır. Ringa balıklarında bu kemikler genellikle C şeklindedir ve columna vertebralisin nöral dikeni ile bağlantısı vardır.&lt;br/&gt;Turnada, emici balıklarda çatal gibi veya Y şeklindedir. Y&quot;nin kollarından biri omurgaların nöral dikenine bir ligament ile bağlanmıştır. Y&quot;nin diğer kolu ile tabanı aşağı yukarı omurgaya paralel olarak kaslar arası dokuda yer alırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüzgeçler &lt;br/&gt;Yüzgeçler, balık vücudunun en göze çarpan özellikleridirler. Bunlar yardımcı iskelet kemikleri ile desteklenmiş olup tek (median) ve çift olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Tek yüzgeçler, sırtta bulunan dorsal yüzgeç, kuyruk (caudal) ve anal yüzgeçlerdir. Çift yüzgeçler sağlı sollu birer çifttirler. Göğüs (pektoral) ve karın (pelvik) yüzgeçlerdir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Balıkların Genel İskelet Yapısı (Çelikkaleden)&lt;br/&gt;A. Tek Yüzgeçler&lt;br/&gt;Balıklardaki tek yüzgeçler, sırtta bulunan dorsal, cavdal (kuyruk) ve bir çok balıkta anüsün hemen gerisinde ventralde yer alan anal yüzgeçleri bulunur. &lt;br/&gt;Dorsal Yüzgeç:&lt;br/&gt;Dorsal yüzgeçler sırt boyunca uzayıp, bir iki veya üç adet olabilirler. Salmon, alabalık, çeşitli yayın balıkları ve fener balığında cavdal pedünkülün üzerine yerleşmiş küçük, etimsi, ışınsız bir adipöz (yağ) yüzgeci bulunur. Scombridae (uskumru, kolyaz, orkinoz) ve Scomberesocoidei (zargana) gibi kimilerinde ise gerek dorsal, gerekse anal yüzgecin gerisinde, sayıları türe göre değişen ve tek bir ışının çatallanmasıyla oluşmuş pinnul denilen küçük yüzgeçcikler vardır. Dorsal yüzgecin genel görevi dengeyi ve çabuk bir şekilde yön değiştirmeyi sağlamaktır. Cavdal yüzgeçle birlikte fren yapma görevinde de kullanılabilmektedir.&lt;br/&gt;Yapışkan balıklarda (Echeneidae) dorsal yüzgeç modifikasyona uğrayarak emici disk şeklini almıştır. Balık, bu disk yardımı ile köpek</description></item><item><title>GÖÇ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?goc-346997.html</link><description>GÖÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuşların hareket ve davranışları yüzyıllar boyunca insanların ilgisini çekmiş, özellikle mevsimlik hareketleri merak konusu olmuştur. Göç sorunu, insanlar için günümüzde bile ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bilim adamlarının büyük bölümü, kuşları göç etmeye iten dürtülerin çift yönlü olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bunlardan birisi, çeşitli dış etkenlere, diğeri ise hormonsal niteliklerine bağlıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tehlikeli bir yolculuğa kalkışma alışkanlığı, kuzey bölgelerin, kışa oranla yazın daha fazla bireyi besleyecek olmasının sonucudur. Sıcaklıklarına ve gün ışığının daha uzun olmasına bağlı olarak ve daha rahat yiyecek bulma amacıyla yaz aylarında kuzeye, kış aylarında ise güney bölgelerine göç ederler. Özellikle böceklerle beslenen kuşların sıcak bölgelerde daha fazla yiyecek bulabilecekleri bir gerçektir.&lt;br/&gt;Araştırmacı William Rowan&quot;ın 1920&quot;de yaptığı klasik bir deney, bazı kuşların mevsimlerin değişme döneminde, gün ışığında ortaya çıkan farklılaşmaların etkisinde kaldığını kesin biçimde ortaya koymuştur. W.Rowan, sert Kanada kışı sırasında, söz konusu bölgelerde doğal olarak ilkbaharda görülen ışık artışına benzeyecek gün ışığını yapay yolla artıran kayağantajı (ar-duvaz) rengi hasırotlarını açık bir kafese serdi. Öte yandan deneyin doğruluğundan emin olmak için , yakındaki başka bir kafese , ışık artmasının etkisinde kalmayan aynı türden kuşlar yerleştirdi. Birinci kafestekilerin eşeylik organları, İlkbahar mevsiminde olduğu gibi hızla büyüdü. Buna karşılık ikinci kafesteki kuşların eşeylik organları küçük kaldı. İkinci kafestekiler serbest bırakıldıklarında laboratuvar çevresinde kalırken, birinci kafesteki kuşlar hazırlıksız bir göç girişimine kalkıştılar.&lt;br/&gt;W. Rowan eşeylik organlarındaki bu değişikliği, kuşlarda ortaya çıkan hormon değişikliklerinin etkisi olarak yorumlamış ve kuşlarda eşeylik organı salgı bezinin , gerçek göçten oldukça önce büyüdüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, beden yapılarının değiştiğini ve gerçek bir enerji deposu olan beden yağlarının bu dönemde artığını ortaya koymuştur.&lt;br/&gt;. Bu evrede, onları yola çıkmaya iten bir çeşit işaret bekler gibi oldukları, göç etkinliği sırasında, gidiş gelişlerin çeşitli türlerde farklı olduğu, yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.&lt;br/&gt;Skolastik okulunun bazı düşünürleri &quot;A&quot; harfinin biçiminin uçmakta olan kuş sürüsünün görünüşü olduğunu öne sürmüşlerdir.&lt;br/&gt;Aristoteles M.Ö. 300&quot;de uzun süre kuşların hareketlerini incelediğini, ancak doyurucu bir sonuca varamadığını itiraf etmiştir. Yalnızca büyük kuşların uzun süre uçabileceğini söyleyen Aristoteles&quot;in bu yanılgısına yüzyıllar boyunca inanılmış ve kırlangıçlar ile başka küçük kuşların yer değiştirmesine ilişkin kanıtlar elde edilmeye başlanınca Aristoteles&quot;in bu tezi çürütülmüştür.&lt;br/&gt;Yakın dönemlerde halka takma yöntemiyle yapılan araştırmalar sayesinde, çeşitli kuş türlerinin göç yollarına ilişkin veriler elde edilmiş ve göç mekanizması kanıtlanmıştır.&lt;br/&gt;Halkalarla işaretlenmiş kuşlar üstünde yapılan ilk incelemeler, göçle ilgili eski sert tartışmalara son vermiştir. Çok geniş uygulanan halka takma tekniği ilk 1890&quot;da Avrupa&quot;da ortaya çıkmıştır. 1920 yıllarında ABD&quot;nde de uygulanmaya başlanan bu yöntemle erişkin kuşlara halka takılarak nerede bulunduğu belirlenmiş ve bu sayede kuş bilimciler, göçlerin bir haritasını yapma, bazı türler için göçün hangi dönemde başladığını belirleme, imkanı bulmuşlardır. Halka takma tekniği, kuşlarda bazı içe doğuş yetenekleri bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Örneğin , bazı su kuşlarını, belli bir uçuş çizgisi izlemezler ve sık sık yol değiştirdikleri olur&lt;br/&gt;Gelişen teknoloji ile birlikte, kuşların göç yollarını radar ekranları ile izleyebilen ve süratlerini ölçen aygıtlardan yararlanan günümüzün bilim adamları, birçok kuş türünün göç koşullarının ayrıntılı bir çerçevesini ortaya koymuşlardır.&lt;br/&gt;Özellikle radar gözlemleri aracılığıyla bazı küçük kuşların 3600 m&quot;den yüksekte uçtukları ortaya çıkarılmıştır.  Buna karşılık ortalama uçuş yüksekliklerinin 900-1200 m olduğu, ortalama h</description></item><item><title>İLKEL ZAMAN KAMBRİYEN ÖNCESİ: HADEYAN, ARKEYAN, PROTEROZOİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ilkel-zaman-kambriyen-oncesi-hadeyan,-arkeyan,-proterozoik-383136.html</link><description>İLKEL ZAMAN KAMBRİYEN ÖNCESİ: HADEYAN, ARKEYAN, PROTEROZOİK&lt;br/&gt;(4 milyar yıl)&lt;br/&gt; Kambriyen öncesi yeryüzünün oluşumundan Kambriyene kadar geçen dört milyar yıllık zaman dilimidir. Yeryüzü tarihinin 7/8lik bölümü, Kambriyen öncesinde geçer. Dünyanın yüzeyinin soğuyup, katılaşması, kıtasal levhaların, atmosferin ve okyanusların oluşması. Yaşamın jeobiyokimyasal süreçler sonucu ortaya çıkması, bakterilerin evrimi, atmosferin oksijence zenginleşmesi, ökaryotların evrimi ve ilk hayvanların ortaya çıkması hep Kambriyen öncesinde gerçekleşir. Ne var ki Kambriyen öncesine ait bilgileriniz son derece sınırlı ve tartışmalı. Son zamanlarda kabul gören sistemde, Kambriyen öncesi, Fanerozoik devirle denk iki devre ayrılır: Proterozoik ve Arkeyan. Ancak, dünyanın en eski kayaçlarının bulunduğu Arkeyanın başlangıç zamanı belirtilmez. Bunun nedeni, yeryüzünde Arkeyan öncesine ait hiçbir kayaç olmamasıdır. Yeryüzünde bilinen en eski kayaçlar 3.8 milyar yıl öncesine ait. Bu zamandan önceki kayaçlar jeolojik olaylar sırasında aşınarak ya da yeniden magmaya karışarak yok olmuş. Dünyanın 4,5 milyar yıl olarak biçilen yaşı, jeolojik etkinliğin olmadığı Aydan getirilen taşların ve yeryüzüne düşen meteorlar üzerinde yapılan çalışmalarla bulunmuştur. Bazı bilim adamları Dünyanın, Güneş sisteminin oluşumu sırasında, bir göksel cisim olarak belirmesinden Arkeyana kadar geçen zaman dilimi için Hadeyan ismini kullanır. Bu da, tıpkı yaşadığımız çağ olan Holosen gibi gerçek bir jeolojik devir olmasa da, dünya tarihinin bütünlüğünün sağlanması amacıyla kullanılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. ZAMAN: PALEOZOİK ZAMAN&lt;br/&gt;(545 myö-251.4 myö)&lt;br/&gt;294 milyon yıl sürdü&lt;br/&gt;Antik Yaşam&lt;br/&gt; Yaklaşık üç yüz milyon yıl süren Paleozoik, Fanerozoiğin ilk ve en uzun zamanıdır. Bu zaman çok hücreli canlıların ortaya çıktığı, gelişip yaygınlaştığı ve ekosistemin baskın yaşam biçimi haline geldiği zaman dilimidir.&lt;br/&gt; Paleozoik boyunca iklim genel olarak nemli ve ılımandı. Zaman zaman güney kıtası Gondvananın kutup bölgesinden geçmesiyle ya</description></item><item><title>ROBORTİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?robortik-343072.html</link><description>DAVRANISÂ¸LAR&lt;br/&gt;July 2, 2001&lt;br/&gt;Contents&lt;br/&gt;1 G&amp;#729;IR&amp;#729;ISÂ¸ 2&lt;br/&gt;2 HAYVAN DAVRANISÂ¸LARININN ROBOTB&amp;#729;IL&amp;#729;IME KATKISI 2&lt;br/&gt;2.1 Biyolojik Robotların Temsili - Ornekleri . . . . . . . . . . . . . . . 3&lt;br/&gt;2.1.1 Karınca Kimyası . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 3&lt;br/&gt;2.1.2 Robotsal Balarısı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4&lt;br/&gt;3 ROBOT DAVRANISÂ¸LARI 4&lt;br/&gt;3.1 Tepkisel Sistemler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4&lt;br/&gt;3.2 Robot DavranıÂ¸sı Temelleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 5&lt;br/&gt;3.2.1 Etolojik olarak y-onlendirilen/sınırlandırılan tasarım . . . 5&lt;br/&gt;3.2.2 Durumsal hareket tabanlı tasarım . . . . . . . . . . . . . 5&lt;br/&gt;3.2.3 Deneysel olarak bulunmuÂ¸s tasarım . . . . . . . . . . . . . 7&lt;br/&gt;3.3 Genel Robot DavranıÂ¸sları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 7&lt;br/&gt;4 DAVRANISÂ¸ TABANLI M&amp;#729;IMAR&amp;#729;ILER 10&lt;br/&gt;4.1 Hesaplanabilirlik . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11&lt;br/&gt;4.2 &amp;#729;Ilkeleri d-uzenleme . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11&lt;br/&gt;4.3 AraÂ¸stırma - Orne&amp;#728;gi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11&lt;br/&gt;4.3.1 &amp;#729;Indirgeme Mimarisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11&lt;br/&gt;4.3.2 Motor SÂ¸emaları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13&lt;br/&gt;5 DAVRANISÂ¸ TABANLI M&amp;#729;IMAR&amp;#729;ILER &amp;#729;ICÂ¸ &amp;#729;IN SONUCÂ¸ 15&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;6 DAVRANISÂ¸ TABANLI M&amp;#729;IMAR&amp;#729;ILERDE SON DURUM 17&lt;br/&gt;6.1 Sistem Mimarisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 17&lt;br/&gt;6.1.1 D-uÂ¸s-unmeci Alt Sistem . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18&lt;br/&gt;6.1.2 Tepkisel D-uzenleme . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18&lt;br/&gt;6.1.3 G-ud-usel Alt Sistem . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 18&lt;br/&gt;6.2 Servis Robotu . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20&lt;br/&gt;6.2.1 &amp;#729;Insan-Robot EtkileÂ¸simi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20&lt;br/&gt;6.2.2 G-ud-u De&amp;#728;giÂ¸skenleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 20&lt;br/&gt;6.2.3 DavranıÂ¸slar ve G-ud-u Tetikleyicileri . . . . . . . . . . . . . 20&lt;br/&gt;7 KAYNAKCÂ¸A 21&lt;br/&gt;1 G&amp;#729;IR&amp;#729;ISÂ¸&lt;br/&gt;Klasik YZ iki -onemli karakteristi&amp;#728;ge sahiptir: Â¸cıkarım yaparak hiyerarÂ¸si yapısını&lt;br/&gt;g-osterebilme ve d-unya hakkındaki g-uÂ¸cl-u bilgiyi yani aÂ¸cık, sembolik, temsili iddiaları&lt;br/&gt;kullanabilme. YZ&quot; nın bug-une kadar robotlar -uzerindeki etkisi bilgi ve&lt;br/&gt;bilgi g-osteriminin zekanın merkezi oldu&amp;#728;gu yolundaydı. Bu belki de YZ&quot; nın daha&lt;br/&gt;-onceleri insan seviyesinde zekayla meÂ¸sgul olmasındandır. Daha d-uÂ¸s-uk hayat&lt;br/&gt;t-urleri pek ilgi Â¸cekici bulunmamıÂ¸stır.&lt;br/&gt;DavranıÂ¸s-tabanlı robot sistemleri bu tip geleneklere karÂ¸sı harekete geÂ¸cmiÂ¸stir.&lt;br/&gt;Brooks&quot; un dedi&amp;#728;gi gibi &quot;Planlama bir sonraki harekette ne yapaca&amp;#728;gını anlamaktan&lt;br/&gt;kaÂ¸cıÂ¸s yoludur.&quot;. BaÂ¸stan karÂ¸sı Â¸cıkılmasına ra&amp;#728;gmen, kavram de&amp;#728;giÂ¸smesiyle, ortam&lt;br/&gt;iÂ¸cinde algılamak ve harekete geÂ¸cmek daha -onceki YZ tabanlı robot biliminde&lt;br/&gt;odak olan bilgi g-osterimi ve planlama karÂ¸sısında -onem kazanmıÂ¸stır. Robot ve&lt;br/&gt;algılayıcı donanımındaki geliÂ¸smeler davranıÂ¸s-tabanlı robot bilimi toplulu&amp;#728;gunun&lt;br/&gt;hipotezlerini test etmeyi olanaklı kılmıÂ¸stır. SonuÂ¸clar d-unyadaki YZ araÂ¸stırmacılarının&lt;br/&gt;hayallerini kaplamıÂ¸stır.&lt;br/&gt;Bu yazıda davranıÂ¸s-tabanlı mimariler hayvan davranıÂ¸sları, robot davranıÂ¸sları&lt;br/&gt;ve mimariler aÂ¸cısından incelenecektir.&lt;br/&gt;2 HAYVAN DAVRANISÂ¸LARININN ROBOTB&amp;#729;IL&amp;#729;IME&lt;br/&gt;KATKISI&lt;br/&gt;Zeki davranıÂ¸s ihtimali biyolojik sistemler manifestosunda yer alır. Bu bakımdan&lt;br/&gt;davranıÂ¸s tabanlı robot sistemlerini incelemeye biyolojik davranıÂ¸sın incelenmesiyle&lt;br/&gt;baÂ¸slamak uygun olur. &amp;#729;Ilk baÂ¸sta, hayvan davranıÂ¸sı zekayı tanımlar. Zekanın&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;nerede baÂ¸slayıp bitti&amp;#728;gi ayrı bir soru olsa da zekanın insan olmayan t-urlerde de&lt;br/&gt;var oldu&amp;#728;gunu kabul ediyoruz. Zeka bir sisteme yaÂ¸samını gerÂ¸cek d-unyada s-urd-ure&lt;br/&gt;bilmeyi geliÂ¸stirme ve di&amp;#728;ger temsilcilerle baÂ¸sarıyla yarıÂ¸sma ve ya ortaklaÂ¸sma&lt;br/&gt;yetene&amp;#728;gini bahÂ¸seder. &amp;#729;Ikinci olarak, hayvan davranıÂ¸sı zekanın ulaÂ¸sılabilir bir&lt;br/&gt;hedef oldu&amp;#728;gunu varlık ispatıdır. Zeka mistik bir kavram de&amp;#728;gildir aksine somut&lt;br/&gt;bir gerÂ¸cektir</description></item><item><title>HAYVANLARDA ÜREME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlarda-ureme-346637.html</link><description>HAYVANLARDA ÜREME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Omurgasız Hayvanlarda Üreme&lt;br/&gt;Omurgasız hayvanların bazılarında cinsiyet ayrılmamış olup, bir birey hem erkek hem de dişi organı bulundurur.böyle hayvanlara hermafrodit denir. Sürüngenlerde ise özel bir üreme organı yoktur.Vücudun birçok yerindeki hücreler bölünerek gametleri meydana getirebilirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit yassı kurtlar (Tenyalar) kendi kendilerini dölleyerek çok hızlı üreyebilmektedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak solucanları hermafroid oldukları halde kendi kendileri dölleyemezler.Üreyecekleri zaman iki hayvan çiftleşerek birbirini döller.İstiridyeler de ise aynı bireyde bulunan erkek ve dişi organlar farklı zamanlarda olgunlaşarak yine yabancı döllenme yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eklem bacaklılar ve böceklerin tamamı ayrı eşeyli hayvanlardır. Bir kısmı partenogenezle ürerler. Büyük çoğunluğu döllenmiş yumurtalarını dış ortama bırakırlar. Döllenme çiftleşme sonucu vücut içinde olur. Yumurtlar dış ortamda geliştikleri için büyüktürler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bal arılarında, eşek arılarında, karıncalarda, bazı çekirge ve kelebeklerde, yaprak bitleri ve su pirelerinde (Daphnia) partenogenez ile üreme görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Partenogenez olayının esası, yumurtanın döllenme olmadan gelişerek tam teşekküllü yeni bir bireyi (Haploid birey) meydana getirmesidir. Bu bireyler genellikle erkeklerdir. Aynı zamanda yumurtaların bir kısmı da döllenerek diploid dişileri meydana getirirler.&lt;br/&gt;Bal arılarının üremesi yanda özetlenmiştir. Erkekler haploid olduğu için spermleri mitozla oluştururlar. Kalıtsal farklılık hem erkek hem dişilerde görülür. Çünkü yumurtalar mayoz bölünme ile oluşturulur.&lt;br/&gt;Arıların erkeklerinde her karakter için birer gen bulunduğundan çekiniklik söz konusu değildir. Bu sebepten yumurtalarda ya da yumurtanın gelişmesi esnasında oluşabilecek bir mutasyon erkek arının dış görünüşünde hemen belirir, çekinik kalamaz. Dişilerde, mutasyon geni çekinik ise ilk dölde görülmeyebilir. &lt;br/&gt;Kraliçe (ana) arı,erkek arıyla yılda bir defa çiftleşme uçuşuna çıkar ve aldığı spermleri kendi vücudundaki bir torbada yıllarca saklar. Yumurtalarını çıkarırken torbanın ağzını bazen açar, bazen büzer.böylece bazı yumurtalar döllenir, bazıları döllenmez. Döllenenlerden dişiler gelişir. Dişi embriyoların bazıları ana arı tarafından özel olarak beslenir. Bunlar yeni ana arıyı meydana getirirler. Özel besin alamayan dişiler kısır olup, işçi arıları oluştururlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Haploid (İsteğe Bağlı) Partenogenez: En çok bilinen partenogenez biçimidir. Yukarıda anlatılan bal arılarının üremesi buna en iyi örnektir. Haploid yumurtalardan (döllenme olmadan) erkek bireylerin gelişmesi şeklindedir. Döllenenlerden ise dişiler gelişir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Diploid (Zorunlu) Partenogenez: Bazı türlerde partenogenezle sadece diploid dişiler meydana gelir. Çünkü burada döllenme olmadan gelişen yumurtalar mitozla oluşturulmuşlardır. Erkekler normal yumurtanın döllenmesiyle oluşan diploid fertlerdir. Kromozom sayısı değişmediği için buna diploid partenogenez (zorunlu partenogenez) denir. Su pirelerinde (Daphnia) görülür. Kışa dayanıklı bireyler oluşturulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı hayvanların yumurtaları insanlar tarafından kimyasal ve mekanik uyarıcılarla uyarılarak gelişme başlatılabilir. Buna deneysel partenogenez denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı omurgasızların hayat devrinde hem eşeyli, hem de eşeysiz üreme beraber görülür. Eşeysiz üreyen bir döl, eşeyli üreyen bir döle değişerek hayat devri tamamlanır. Buna metagenez (döl almaşı) denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Obelia kolonisinde ve Deniz analarında metagenez görülür. Bu hayvanlarda gametler suda döllenerek zigotu oluşturur. Zigot gelişerek planula larvasını meydana getirir. Planula yüzerek bir yere tutunur. Burada büyüyerek hidraya benzeyen bir birey haline gelir. Bu birey enine bölünmelerle eşeysiz olarak ürer ve genç deniz analarını oluşturur. Bunlardan da ergin bireler gelişir. Oluşan ergin dişi ve erkekler gametleri oluşturarak eşeyli üremeyi sağlarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böcek türlerinin büyük çoğunluğu gelişmeleri esnasında başkalaşım (metamorfoz) geçirirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çevremizde gördüğümüz tırtılların (kurtçukların) çoğu bir böcek tür</description></item><item><title>BÜYÜK BAŞ HAYVAN ET.</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?buyuk-bas-hayvan-et.-347904.html</link><description>BÜYÜK BAŞ HAYVAN YETİŞTİRME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.     BÖLÜM          &lt;br/&gt;SÜT SIĞIR YETİŞTİRİCİLİĞİNİN ÖNEMİ&lt;br/&gt;*8000-10000 Yıl önce evcilleştirilmiş olan sığır süt, et, iş, deri, gübre gibi çeşitli verimleri ile insan refahına katlıda bulunmuştur.&lt;br/&gt;*Tarımın diğer kollarını destekleyerek işletmenin kar oranını yükseltir. Ayrıca, çeşitli ürünleri ile gerek insan beslenmesi ve insan sağlığı, gerekse çeşitli endüstrilerin ham maddelerini karşılayarak üzerinde son derece etkin bir rol oynar.&lt;br/&gt;Sütün İnsan Beslenmesindeki Önemi&lt;br/&gt;*Süt, yeni doğmuş memelilerin birçokları için mükemmel bir besin maddesidir.&lt;br/&gt;*Sütün beslenmedeki önemi, birleşimini oluşturan maddeler içinde özellikle protein, kalsiyum ve özellikle riboflavinden kaynaklanmaktadır. Süt proteininde vücut tarafından sentezlenemiyen, bu nedenle de canlının dışarıdan almak zorunda olduğu eksojen aminoasitler bulunur.&lt;br/&gt;*Bir litre süt insanlarda, günlük protein gereksinimin 0-6 yaş grubunun tamamını, 6-14 yaş grubunda %60 veya daha fazlasını, 14-20 yaş grubunda %50 sini, emziren kadınlarda ise %44 ünü karşılar.&lt;br/&gt;*Bir litre süt 1.2 g  kalsiyum içerir. 10-18 yaş arasında vücudun kalsiyum ihtiyacı 1.2-1.4 g &quot;dır.&lt;br/&gt;Hayvansal Protein Üretiminde Sığırın Rolü&lt;br/&gt;*Sütünde dahil olduğu hayvansal ürünler, insan beslemesine büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. Hayvansal üretimin en büyük fonksiyonu insanlara protein, enerji, mineral ve vitaminler sağlamsıdır.&lt;br/&gt;*Toplam yem proteininin, süt proteinine çevrilme oranı yüksek verimli ineklerde %50, daha düşük verimli olanlarda ise %30 dur.&lt;br/&gt;*Bugün, tüm dünya nüfusu ve üretilen toplam hayvansal protein dikkate alınırsa, kişi başına ortalama 20g/gün  protein düşmektedir. Ancak dağılım, gelişmiş ve gelişmekte olan dünya ülkelerinde birbirinden çok farklıdır.&lt;br/&gt;*Türkiyede kişi başına tüketilen hayvansal protein ortalamasının 15.9 g/gün olduğu görülmektedir. Ancak bu miktar 1983 yılı itibariyle 30 g/ gün ne yükselmiştir.&lt;br/&gt;Et Üretim Kaynağı Olarak Süt Sığırının Önemi&lt;br/&gt;*Süt sığırı süt üretim kaynağı olduğu gibi, ayrıca önemli bir et üretim kaynağıdır. Türkiye&quot;nin de dahil olduğu birçok Avrupa ülkesinde ve İsrail de her yıl üretilen etin çoğu, süt tüketiminde kullanılan sığır ırklarından sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;Süt Sığırının Tarım İşletmesindeki Fonksiyonları&lt;br/&gt;1.Sığır yetiştiriciliği yapılan tarım işletmelerinde sığırlar için ekilen yonca, korunga, fiğ gibi yem bitkileri ile tarla tarımına rasyonel bir münavebe getirile bilir.&lt;br/&gt;2.Sığır bir ruminant olup yüksek oranda selüloz içeren yem maddelerini koyundan sora en iyi değerlendirme özelliğindedir. Yem proteinini et ve süt proteinine çevirmekte oldukça etkindir.&lt;br/&gt;3.İşletmelerde hayvancılık dışındaki tarım kollarında iş, yılın belli zamanlarında yoğunlaşır. Oysa hayvancılık, iş gücünün yıl boyunca sürekli kullanımı ve aile iş gücünden yaralanmayı mümkün kılar.&lt;br/&gt;4.Tarla ürünlerinin değer fiyatına pazarlanamadığı yıllarda arazi, yem bitkilerine tahsis edilebilir.&lt;br/&gt;5.Bitkisel ürünlerden yılın belli zamanlarında gelir sağlanır. Oysa sütün yıl boyu satışı ve dolaysı ile de sürekli gelir sağlaması söz konusudur.&lt;br/&gt;6.Sığırın iş veriminden de söz edilebilir. Özellikle küçük köylü işletmelerin de sığırdan, diğer verimleri yanında iş hayvanı olarak da yaralanılmaktadır.&lt;br/&gt;7.Sığırdan elde edilen gübrenin , tarla ziraatın da kullanılmasında, topraktan alınan besinlerin büyük ölçüde toprağa geri verilmesini sağlar.&lt;br/&gt;Sığırın Ve Süt Üretiminin Dünyadaki Dağılımı&lt;br/&gt;*Gelişmekte olan ülkelerde sığır populasyonunun bu kadar büyük olmasına karşın bu ülkelerdeki hayvansal üretim, gelişmiş ülkelerdekinin ancak Â¼ kadardır.&lt;br/&gt;Süt Sığırcılığının Yurt Ekonomisindeki Yeri Ve Türkiye Sığırcılığının Durumu&lt;br/&gt;*Ülkemizde tarımsal üretim değerinin %75 ini bitkisel, %25 ini ise hayvansal üretim oluşturmaktadır. Hayvansal üretim içinde süt üretiminin payı ise %7 &quot;dir.&lt;br/&gt;*Türkiye de üretilen toplam sütün %64 dü sığırdan, %22 si koyundan ,%9 u kıl keçisinden, %4 ü mandadan %1 i tiftik keçisinden elde edilmektedir. Sığırdan elde edilen süt miktarının ,toplam süt üretimin %64 ü olduğu di</description></item><item><title>KÖPEKLER HAKKINDA ÇEŞİTLİ BİLGİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kopekler-hakkinda-cesitli-bilgiler-360225.html</link><description>KÖPEKLER HAKKINDA ÇEŞİTLİ BİLGİLER&lt;br/&gt;Köpeğin hayatında ilk onaltı hafta oldukça önem taşımaktadır.İlk yirmibir (21) gün boyunca yavrunun hafıza kabiliyeti neredeyse sıfır durumundadır.Yavrunun duyuları (görme,işitme,koklama ve ilk sosyal temaslar) ilk yirmibir(21) ve yirmisekizinci(28) günler arasında gelişmeye başlar,bu an içerisinde yavru kardeşlerine ve çevreye cevap vermeye başlar.Yirmisekizinci (28) günde yavrunun hafızası ve beyin fonksiyonları gelişmeye başlar. Yirmisekiz (28) ile kırkdokuzuncu(49) günler arası ise yavrunun sinir sistemi ve beyin formu erişkin bir köpeğin sahibi bulunduğu biçimi alır.Yedi (7) ile sekizinci (8) haftalar sevimli yavrunun kardeşlerinden ayrılarak yeni sahibine ve eve alışması için en uygun zaman olmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavru köpek mutlaka annesinin ve kardeşlerinin yanında kalması, köpek olduğunu hatırlatan kuralların ve köpek davranışlarını öğrenmesi gerekmektedir.Eğer yavruyu annesinden ve kardeşlerinden çok erken ayırır isek yavrunun temeli olmadığı için hayata adepte olmakta zorlanacak ve sorunlar ortaya çıkacaktır.Bunu önlemek için yavru köpeğinizi mutlaka 7-8 haftalık   iken alınız.Bu süre içerisinde annesi ve kardeşleri ile birlikte  minimum dört,beş (4-5) hafta.Geri kalan üç( 3) haftanın ise  kardeşlerinin yanında oyun oynarak geçirdiğinden emin olunuz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavru Sekiz (8) haftadan önce alınır ise:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gereğinden önce kardeşlerinin yanından ayrılır ise, köpek kuralları ve kendini ifade etme bilincinden yoksun kalacağı için hemcinsleri ile olan ilişkilerinde ve hayata adepte olmada sorun çıkararak,muhtemelen kendine güveni olmayan bir köpek olacak.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavru Sekiz (8) haftadan sonra alınır ise: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu süreden sonra alınan köpek ise,eğer üretici tarafından sosyalleştirilmedi ise, insanlar ve şehir içinde karşılaşacağı durumlarda sorun çıkaracak yine topluma uyum sağlamakta zorlanaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ancak yavru üzerindeki olumsuz durumlar köpek sahibinin yavruya vereceği doğru şekildeki sosyalleşme eğitimi ile kolayca çözülebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğumdan sonraki yedinci ( 7.) ve onikinci (12.)haftalar arasında yavru ile çok yumuşak ve eğlenceli bir şekilde oyun oynayarak ilk itaat komutları yavruya gösterilir.Yavru köpeğin genel karakteri onaltı (16.) haftasına kadar gelişme gösterecek ve bu ana kadar aldığı sosyal öğrenimler köpeğin karakterini belirleyecek. Bu haftalar içersinde  yavru köpeğiniz Ana Okulu eğitimindedir.Bir ana okulunda çocuklar nasıl oyuncakları ve arkadaşları ile oynayarak kendilerini hayata hazırlayacak birtakım bilgileri öğreniyorlarsa,biz de sevimli yavrumuza aynı şekilde davranarak onu hayata hazırlayacağız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Köpeğiniz eve geldiğinde hemen ona bir tasma takın,tasma yoksa bir kurdele de kullanabilirsiniz.Yavru alışık olmadığı için ilk önce boynundaki bu tasmadan kurtulmaya çalışacak ve huzursuz görünecektir.Telaşlanmanıza gerek yok kısa sürede alışacak ve onunla yaşamasını öğrenecek.Sizin yapmanız gerek tek şey ise onu yatıştırmak ve rahatlatmak..Kesinlikle yavru boyun tasmasına alışmadan sevk tasması ile onu yürütmeyi denemeyin.Boyun tasmasına alıştıktan sonra sevk tasmasınıda alışması gerekecek. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eğitime başlamadan önce ya da bunu düşünmeden önce kendimizi doğru çerçeve içinde değerlendirmeliyiz.Eğitime hazırmıyız? ruh  halimiz ne durumda?.Eğer bunları düşünürsek,eğitimi hem siz hemde yeni sevimli yavrunuz açısından daha basit hale getiririz ve tamamen sevgi dolu bir anlayış ve yöntemler ile amacımıza ulaşırız.Eğitimde sevimli yavrunun yaramazlıkları ve hataları sizi hemen kızdıracak ve strese sokacak ise,yavruya zarar verebilirsiniz ve karakterini zedeleyebilirsiniz..Yavruya gösterceğimiz davranışlar ne ise,yavruda bu davranışlara karşılık verecektir.Bu yüzden eğitim anında mutlaka pozitif yönde olmalı ve kalbiniz sevgi  ile çarpmalıdır,hiçbir zaman kontrolünüzü ve heyacanınızı kaybetmemelisiniz.Eğitim ikiniz içinde eğlenceli olmalıdır,eğer yavru kendini öğrenmeye hazır hissetmiyor ve heyecansız davranıyor ise hiçbir şey öğrenemeyecektir,eğer siz de aynı durumda iseniz hiçbirşey öğretemeyecekzsiniz.demekti</description></item><item><title>ANTS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ants-390716.html</link><description>ANTS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Although the ants seem similar they can be divided in to varies groups of species in terms of their way of living and physical characteristic .In fact there are approximately 8800 different species of ant, and every species has a specific fascinating characteristic.&lt;br/&gt; Through out the history ants has always aroused people&quot;s interest. The reason for that are their collective living and their division of labour. Ants species don&quot;t differentiate from each other, mostly they differentiate in terms of behavior.&lt;br/&gt;The ancestors of today&quot;s ants are unknown .It is supposed that the first ants appeared in tropical regions. Today most of the ants&quot; species still in tropical region .the burning acid that is secreted by some ants when they bite is called formic acid. Ants has a body consisting of three parts .it has two antenna on its head. The mouth consist of a tongue and a biter caw .the eyes are compound eyes  .the compounds are large and each of them consist of many small eyes .the chest which is the middle part of the body consist of three parts each parts has a pair of legs. Thus ant has also 6 legs like all other insects .the last part of the body is abdomen  .in winged species there are two pairs of wings on abdomen part which are held with strong muscles almost all ants species live in communities. In communities the number of ants differ from a few to hundred thousands .a typical community consist of a queen and her offspring .the nest is full of larvas, growing ants, female workers and male ants. &lt;br/&gt;Female workers are infertile. They can&quot;t lay eggs. There are female workers, which lay eggs. They will make new nests one day by laying eggs. There are also soldier ants in nest. Another important type is doorkeeper ant. That type of ant lets only the ants in by closing the exit hole with its head. Queen ant is very large .she doesn&quot;t do anything apart from sitting, eating and laying eggs. Workers feed and clean her. When the queen lays eggs a worker comes and takes</description></item><item><title>LEOPAR PANTHERA PARDUS - LİNNAEUS, 1758</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?leopar-panthera-pardus-linnaeus,-1758-397985.html</link><description>LEOPAR Panthera pardus - Linnaeus, 1758&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Leopar ismi Yunanca büyük kedi anlamına gelen &quot;leon pard&quot; kelimelerinin bileşiminden gelmektedir.               &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;      Dağılım ve yaşam alanı:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Leoparların orijinal dağılımları çok geniş alanlardır. Ancak günümüzde yaşam alanları çok daralmış kimi yerde de yok olmuştur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Sina yarımadası, Arabistan, Filistin, Türkiye, Transkafkasya, Kafkaslardan güney Türkmenistana kadar, güneydoğu Özbekistan, güneybatı Tacikistan, İran&quot;dan Belucistan&quot;a Sind ve Keşmir, Nepal, Assam, Sri Lanka, güneybatı Burma(Myanmar) Malezya yarımadası, Java ve Taylant, Hindiçini, Çin, Tibet, Mançurya&quot;dan Kore&quot;ye, doğu Sibirya&quot;nın 50Â° kuzey enlemine kadar olan alanlarda bulunmaktaydı. Ancak bazı bölgelerde ya nesli tükenmiş yada tükenmek üzeredir. Sumatra ve Borneo adasında ise bulunmazlar. Afrika&quot;da da durum pek farklı sayılmaz. İnsan nüfusunun yoğunlaşması bir çok türde olduğu gibi leopar popülasyonunda da dramatik etkiler yapmıştır.Zanzibar leoparının  (Tanzanya adası) nesli tükenmiştir. Serengeti&quot;de de aslan popülasyonu da leoparlar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.&lt;br/&gt;             &lt;br/&gt;        Leoparlar bulundukları bölgeye çok iyi uyum sağlarlar.Bu nedenle her çeşit ormanda, çalılık alanlarda çayırlık alanda, bozkırda, kayalık ve yarı çöl ortamda  yaşayabilirler.&lt;br/&gt; Bataklık tropikal ormanlarda, engebeli kayalık dağlarda  Kenya&quot;nın karla kaplı dağlarında,  hatta Klimanjaro&quot;nun 5638 metre yüksekliklerinde görülmüştür.Himalaya&quot;larda ise 3000 metreden yukarda  ise pek sık bulunmaz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;       Fiziksel özellikleri :&lt;br/&gt;         Leoparlar aslan, kaplan ve jaguar gibi büyük kedilerin içinde en küçük cüsseli olanıdır. Erkek leoparın boyu yaşadığı bölgeye değişmekle birlikte ortalama 90 santim olan kuyruk dahil 2,40 metreye kadar olabilir.Ağırlığı 48 kiloya erişebilir.Dişiler erkeklerden %20-%40 kadar daha büyük olabilir.Diğer büyük kedilere göre uzun gövdesine göre daha kısa bacaklara sahipti</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN ZARARLI YILANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-bulunan-zararli-yilanlar-398207.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN &lt;br/&gt;ZEHİRLİ YILANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde yaşayan yılan türü sayısı 36 olup, bunlardan yalnızca 11 tanesi zehirlidir. Bu zehirli yılanlardan 9 tanesi; V. ammodytes, V. kaznakovi, V. lebetina, V. pontica, V. xanthina, V. ursinii, V. barani, V. wagneri, V. raddei türleri Viperidac familyasına mensup olup zehirleri insanlar için tehlikelidir. Bu türlerden Vipera lebetina ülkemizde yaşayan en zehirli yılan türü olmasına karşılık; V. kaznokovi&quot;de ısırdığı hayvanı veya insanı birkaç saniyede öldürebilmektedir. V. barani ise yalnızca ülkemizde bulunan endemik bir tür olarak bilinmektedir.&lt;br/&gt;Az zehirli olarak bilinen diğer 2 tür ise Colubridae familyasına mensup Malpolon monspessulanus ile Telescopus fallax türleridir. Bu 2 türün üst çene kemiğinin arkasında yer alan zehir dişleri ısırma sırasında kullanılmaz. Bu yüzden de insanı ısırsalar bile zehirleyemezler.&lt;br/&gt;Bu türlerin ülkemizde yayılış alanları Şekil 12. &quot;de harita üzerinde gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;TEŞEKKÜRi&lt;br/&gt;ÖZETii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERiii&lt;br/&gt;ŞEKİLLER LİSTESİiv&lt;br/&gt;1.  GİRİŞ1&lt;br/&gt;2.  TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN ZEHİRLİ YILANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ2&lt;br/&gt;3.  VİPERİDAE (Engerekli Yılanlar)4&lt;br/&gt;3.1.  Vipera  ammodytes (Boynuzlu Engerek)5&lt;br/&gt;3.2.  Vipera kaznakovi (Siyah Engerek)6&lt;br/&gt;3.3.  Vipera lebetina (Koca Engerek)7&lt;br/&gt;3.4.  Vipera barani (Baran Engereği)8&lt;br/&gt;3.5.  Vipera pontica (Çoruh Engereği)9&lt;br/&gt;3.6.  Vipera raddei (Ağrı Engereği)10&lt;br/&gt;3.7.  Vipera wagneri (Vagner Engereği)11&lt;br/&gt;3.8. Vipera ursinii (Küçük Engerek)12&lt;br/&gt;3.9.  Vipera xanthina (Şeritli Engerek)13&lt;br/&gt;4.  COLUBRİDAE  14&lt;br/&gt;4.1. Malpolon monspessulanus (Çukurbaşlı Yılan)14&lt;br/&gt;4.2. Telescopus  fallax  (Kedi Gözlü Yılan)16&lt;br/&gt;5.  YILAN  ZEHİRİ18&lt;br/&gt;5.1.  Fiziksel  Özellikleri18&lt;br/&gt;5.2.  Yılan  Zehirinin  Kimyasal  Bileşimi18&lt;br/&gt;5.3.  Zehirin  Vücut  İçinde  Yayılması19&lt;br/&gt;5.4.  Zehirin  Etkinlik Derecesi19&lt;br/&gt;5.5.  Antivenin20&lt;br/&gt;6.  YILAN  ZEHİRLERİNİN  İNSANLAR  ÜZERİNE  ETKİLERİ21&lt;br/&gt;6.1.  Zehirli  Yılan  Isırmasında  Klinik  Bu</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN ZEHİRLİ YILANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-bulunan-zehirli-yilanlarin-genel-ozellikleri-381141.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN &lt;br/&gt;ZEHİRLİ YILANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(BİTİRME ÖDEVİ)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; HAZIRLAYAN&lt;br/&gt;BURCU  İÇEN&lt;br/&gt;9711303008&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DANIŞMAN&lt;br/&gt; PROF.  DR.  YUSUF  AYVAZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Araştırma konusunun seçiminde yardımcı olup, çalışma süresince her türlü destek ve ilgisini gördüğüm sayın hocam Prof. DR. Yusuf AYVAZ&quot;a teşekkür ederim.&lt;br/&gt;Ayrıca bu çalışmanın doküman haline getirilmesinde yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. İbrahim BARAN&quot;a, ev arkadaşlarıma ve her zaman yanımda olup beni yalnız bırakmayan nişanlıma teşekkür ederim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde yaşayan yılan türü sayısı 36 olup, bunlardan yalnızca 11 tanesi zehirlidir. Bu zehirli yılanlardan 9 tanesi; V. ammodytes, V. kaznakovi, V. lebetina, V. pontica, V. xanthina, V. ursinii, V. barani, V. wagneri, V. raddei türleri Viperidac familyasına mensup olup zehirleri insanlar için tehlikelidir. Bu türlerden Vipera lebetina ülkemizde yaşayan en zehirli yılan türü olmasına karşılık; V. kaznokovi&quot;de ısırdığı hayvanı veya insanı birkaç saniyede öldürebilmektedir. V. barani ise yalnızca ülkemizde bulunan endemik bir tür olarak bilinmektedir.&lt;br/&gt;Az zehirli olarak bilinen diğer 2 tür ise Colubridae familyasına mensup Malpolon monspessulanus ile Telescopus fallax türleridir. Bu 2 türün üst çene kemiğinin arkasında yer alan zehir dişleri ısırma sırasında kullanılmaz. Bu yüzden de insanı ısırsalar bile zehirleyemezler.&lt;br/&gt;Bu türlerin ülkemizde yayılış alanları Şekil 12. &quot;de harita üzerinde gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;TEŞEKKÜRi&lt;br/&gt;ÖZETii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERiii&lt;br/&gt;ŞEKİLLER LİSTESİiv&lt;br/&gt;1.  GİRİŞ1&lt;br/&gt;2.  TÜRKİYE&quot;DE BULUNAN ZEHİRLİ YILANLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ2&lt;br/&gt;3.  VİPERİDAE (Engerekli Yılanlar)4&lt;br/&gt;3.1.  Vipera  ammodytes (Boynuzlu Engerek)5&lt;br/&gt;3.2.  Vipera kaznakovi (Siyah Engerek)6&lt;br/&gt;3.3.  Vipera lebetina (Koca Engerek)7&lt;br/&gt;3.4.  Vipera barani (Baran Engereği)8&lt;br/&gt;3.5.  Vipera pontica (Çoruh Engereği)9&lt;br/&gt;3.6.  Vipera raddei (Ağrı Engereği)10&lt;br/&gt;3.7.  Vipera wagneri (Vagner Engereği)11&lt;br/&gt;3.8. Vipera ursinii (Küçük Engerek)12&lt;br/&gt;3.9.  Vipera xanthina (Şeritli Engerek)13&lt;br/&gt;4.  COLUBRİDAE  14&lt;br/&gt;4.1. Malpolon monspessulanus (Çukurbaşlı Yılan)14&lt;br/&gt;4.2. Telescopus  fallax  (Kedi Gözlü Yılan)16&lt;br/&gt;5.  YILAN  ZEHİRİ18&lt;br/&gt;5.1.  Fiziksel  Özellikleri18&lt;br/&gt;5.2.  Yılan  Zehirinin  Kimyasal  Bileşimi18&lt;br/&gt;5.3.  Zehirin  Vücut  İçinde  Yayılması19&lt;br/&gt;5.4.  Zehirin  Etkinlik Derecesi19&lt;br/&gt;5.5.  Antivenin20&lt;br/&gt;6.  YILAN  ZEHİRLERİNİN  İNSANLAR  ÜZERİNE  ETKİLERİ21&lt;br/&gt;6.1.  Zehirli  Yılan  Isırmasında  Klinik  Bulgu  ve  Belirtiler21&lt;br/&gt;6.2.  Engerek  Zehirlenmesinde  Klinik  Bulgular21&lt;br/&gt;6.3.  Zehirli  Yılan  Isırmasında  İlk Yardım22&lt;br/&gt;6.4.  Zehirli  Yılan  Isırmasında  Genel  Tedavi22&lt;br/&gt;7.  SONUÇ23&lt;br/&gt;8.  KAYNAKLAR24&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLER  LİSTESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1.  Vipera ammodytes (Boynuzlu Engerek)5&lt;br/&gt;Şekil 2.  Vipera kaznakovi (Siyah Engerek)6&lt;br/&gt;Şekil 3.  Vipera lebetina (Koca Engerek)7&lt;br/&gt;Şekil 4.  Vipera barani (Baran Engereği).8&lt;br/&gt;Şekil 5.  Vipera pontica. (Çoruh Engereği)9&lt;br/&gt;Şekil 6.  Vipera r</description></item><item><title>KELEBEKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kelebekler-376732.html</link><description>KELEBEKLER</description></item><item><title>ISPARTA İLİ ALTICINAE (COLEOPTERA CHRYSOMELIDAE) TÜRLERİNİN EKOFAUNASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?isparta-ili-alticinae-(coleoptera-chrysomelidae)-turlerinin-ekofaunasi-352885.html</link><description>ISPARTA İLİ ALTICINAE (COLEOPTERA: CHRYSOMELIDAE) TÜRLERİNİN EKOFAUNASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER................................................................................................ i&lt;br/&gt;ÖZET................................................................................................................ v&lt;br/&gt;ABSTRACT...................................................................................................... vi&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR..................................................................................................... vii&lt;br/&gt;ŞEKİLLER DİZİNİ......................................................................................... viii&lt;br/&gt;ÇİZELGELER DİZİNİ................................................................................... xiv&lt;br/&gt;1. GİRİŞ............................................................................................................ 1&lt;br/&gt;2. MATERYAL VE METOT.......................................................................... 6&lt;br/&gt;3. BULGULAR................................................................................................. 8&lt;br/&gt;3.1. Morfolojik Terminoloji............................................................................ 8&lt;br/&gt;3.2. Tespit Edilen Cins ve Türler.................................................................... 10&lt;br/&gt;3.2.1. Cins: PHYLLOTRETA Chevrolat, 1837............................................... 10&lt;br/&gt;3.2.1.1. Phyllotreta aerea Allard, 1859............................................................ 10&lt;br/&gt;3.2.1.2. Phyllotreta astrachanica Lopatin, 1977............................................. 10&lt;br/&gt;3.2.1.3. Phyllotreta atra (Fabricius, 1775)....................................................... 11&lt;br/&gt;3.2.1.4. Phyllotreta bolognai Biondi, 1992....................................................... 11&lt;br/&gt;3.2.1.5. Phyllotreta corrugata Reiche, 1858..................................................... 12&lt;br/&gt;3.2.1.6. Phyllotreta cruciferae (Goeze, 1777).................................................. 13&lt;br/&gt;3.2.1.7. Phyllotreta diademata (Foudras, 1860).............................................. 13&lt;br/&gt;3.2.1.8. Phyllotreta egridirensis Gruev &amp; Kasap, 1985.................................. 14&lt;br/&gt;3.2.1.9. Phyllotreta erysimi Weise, 1900.......................................................... 14&lt;br/&gt;3.2.1.10. Phyllotreta ganglbaueri Heikertinger, 1909.................................... 15&lt;br/&gt;3.2.1.11. Phyllotreta nemorum (Linnaeus, 1758)............................................ 16&lt;br/&gt;3.2.1.12. Phyllotreta nigripes (Fabricius, 1775).............................................. 16&lt;br/&gt;3.2.1.13. Phyllotreta pontoaegeica Gruev, 1982.............................................. 17&lt;br/&gt;3.2.1.14. Phyllotreta procera (Redtenbacher, 1849)....................................... 17&lt;br/&gt;3.2.1.15. Phyllotreta variipennis (Boieldieu, 1859)......................................... 18&lt;br/&gt;3.2.1.16. Phyllotreta vittula (Redtenbacher, 1849)......................................... 19&lt;br/&gt;ii&lt;br/&gt;3.2.2. Cins: APHTHONA Chevrolat, 1842..................................................... 19&lt;br/&gt;3.2.2.1. Aphthona atrovirens (Förster, 1849).................................................. 19&lt;br/&gt;3.2.2.2. Aphthona bonvouloiri Allard, 1861.................................................... 20&lt;br/&gt;3.2.2.3. Aphthona nigriceps (Redtenbacher, 1842)........................................ 20&lt;br/&gt;3.2.2.4. Aphthona nigriscutis Foudras, 1860................................................... 21&lt;br/&gt;3.2.2.5. Aphthona pygmaea Kutschera, 1861.................................................. 21&lt;br/&gt;3.2.3. Cins: LONGITARSUS Latreille, 1825.................................................. 22&lt;br/&gt;3.2.3.1. Longitarsus aeneicollis (Faldermann, 1837)..................................... 22&lt;br/&gt;3.2.3.2. Longitarsus albineus (Foudras, 1860)................................................ 22&lt;br/&gt;3.2.3.3. Longitarsus alfieri furthi Gruev, 1982............................................... 23&lt;br/&gt;3.2.3.4. Longitarsus anchusae (Paykull, 1799)............................................... 23&lt;br/&gt;3.2.3.5. Longitar</description></item><item><title>BİYOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-396529.html</link><description>Great White Shark&lt;br/&gt;(Carcharodon carcharias) &lt;br/&gt;No animal inspires more fear in the mind of man that the Great White Shark. It is an aggressive and ruthless hunter, and in many ways, the ideal predator. This shark has been known to grow to over 25 feet in length. The Great White is very common in the Pacific ocean. They will eat almost anything, but prefer to dine on sea lions and other marine mammals.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tiger Shark&lt;br/&gt;(Galeocerdo cuvier) &lt;br/&gt;The Tiger Shark is another ferocious predator. It is second only to the great white in its size and reputation as a killer. Tigers can grow to a length of over 16 feet. This shark has a big head, blunt snout, and gets its name from the stripe marks on its body. This dangerous shark will eat almost anything, and has been known to attack humans.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Scalloped Hammerhead Shark&lt;br/&gt;(Sphyrna lewini) &lt;br/&gt;The Scalloped Hammerhead is just one of several species of sharks that are characterized by a large hammer-shaped head. The sharks eyes are located on either end of this wing-like structure. This shark grows to a length of 14 feet, and feeds mainly on small fishes and invertebrates. It is an aggressive species and has been known to attack humans.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Blue Shark&lt;br/&gt;(Prionace glauca) &lt;br/&gt;The Blue Shark is a slender species that gets its name from the bright blue color of its tail and fins. It can be identified by its long, thin body and long, conical snout. The Blue is one of the most common sharks in the sea, and is found in many parts of the world. They are often seen swimming lazily at the surface, but have also been seen at depths of over 1600 feet.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gray Reef Shark&lt;br/&gt;(Carcharhinus amblyrhynchos) &lt;br/&gt;The Gray Reef Shark is one of the major predators on the reef. Its highly streamlined body allows it a great deal of speed and maneuverability in the water. The Gray Reef is a very aggressive species, and is commonly seen in the classic &quot;feeding frenzy&quot; film footage. This shark can be identified by the black markings</description></item><item><title>AFRİKA HAYVANLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?afrika-hayvanlari-398162.html</link><description>AFRİKA HAYVANLARI&lt;br/&gt; MEMELİLER&lt;br/&gt;Afrika devesi&lt;br/&gt;İmpala  &lt;br/&gt;Benekli sırtlan &lt;br/&gt;Leopar&lt;br/&gt;Su aygırı&lt;br/&gt;Zürafa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KUŞLAR    &lt;br/&gt;Devekuşu&lt;br/&gt;Afrika leyleği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SÜRÜNGENLER&lt;br/&gt;Benekli engerek&lt;br/&gt;Bukalemun&lt;br/&gt;Nil timsahı&lt;br/&gt;Piton &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OMURGASIZLAR&lt;br/&gt;İmparator akrep&lt;br/&gt;Çöl çekirgesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BALIKLAR&lt;br/&gt;Mavi malawi balığı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AFRİKA DEVESİ&lt;br/&gt;Afrika&quot;da tek hörgüçlü devenin en az 20 türü vardır. Tek hörgüçlü deve, iki hörgüçlü Asya Devesi&quot;ne göre ince yapılı, bacakları daha uzun ve tüyleri kısadır. Yüksek sıcaklığa dayanabilirken neme ve soğuğa karşı duyarlıdır. Develerde gebelik süresi 13 ay sürer. İyi beslenmiş develer vücut sularını çok yavaş yitirirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEVE KUŞU&lt;br/&gt;Bir zamanlar bütün Afrika&quot;da, Arabistan&quot;da bulunan devekuşları şimdi sadece Afrika&quot;nın doğu ve güney kesimlerinde görülür. Erkeklerin tüyleri siyah, dişiler kahverengidir.Uçamayan ama çok hızlı koşabilen bu kuşar çalılık, kuru yerlerde, çöllerde yaşar. Yuvaları yalın bir çukurdan oluşur. Her dişi buraya 6-8 yumurta bırakır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BENEKLİ ENGEREK&lt;br/&gt;Turkana Gölü civarında yaşayan, çok zehirli bir yılandır. Boyu yaklaşık 60cm&quot;dir. Kumlu ve killi toprakları sever. Rengi kamuflajla yaşadığı yere mükemmel bir uyum gösterir. Dişi yılan her seferinde 3-15 yavru dünyaya getirir. Anne yılan yavrularını hemen bırakır gider.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÇÖL  ÇEKİRGESİ&lt;br/&gt;Afrika&quot;nın kuzey yarısında yaşayan çöl çekirgesi önce yürüyücüdür sonra sıçrayıcı olurlar. Göç çevrimleri gerçekte birçok yılda tamamlanır. Uçuş hızları saatte 25km&quot;yi bulan çekirgeler rastladıkları buğday, arpa, pamuk, meyve ağaçları gibi tarım bitkilerine zarar verirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MAVİ MALAVİ BALIĞI&lt;br/&gt;Afrika&quot;nın Malawi Gölü&quot;nün  kayalık bölgelerinde genellikle diğer balık sürüleriyle birlikte yaşar. Boyları  yaklaşık 15cm&quot;dir. Her seferinde 60 yumurta yapar. Kayalık sualtı mağaralarının bulunduğu bölgelerde yosunlarla beslenir. Akvaryumda yaşatılabilir.&lt;br/&gt;     AFRİKA HAYVANLARI&lt;br/&gt; MEMELİLER&lt;br/&gt;Afrika devesi&lt;br/&gt;İmpala  &lt;br/&gt;Benekli sırtlan &lt;br/&gt;Leopar&lt;br/&gt;Su aygırı&lt;br/&gt;Zürafa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KUŞLAR    &lt;br/&gt;Devekuşu&lt;br/&gt;Afrika leyleği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SÜRÜNGENLER</description></item><item><title>FARKLI İŞLEME YÖNTEMLERİNE GÖRE DAĞ ALABALIĞI (SALMO TRUTTA MACROSTİGMA, DUMERİL 1858)&quot;NIN KİMYASAL YAPISINDAKİ DEĞİŞİMLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?farkli-isleme-yontemlerine-gore-dag-alabaligi-(salmo-trutta-macrostigma,-dumeril-1858)-nin-kimyasal-yapisindaki-degisimler-352887.html</link><description>FARKLI İŞLEME YÖNTEMLERİNE GÖRE DAĞ ALABALIĞI (Salmo trutta macrostigma, DUMERİL 1858)&quot;NIN KİMYASAL YAPISINDAKİ DEĞİŞİMLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER .................................................................................................................... i&lt;br/&gt;ÖZET ................................................................................................................................. v&lt;br/&gt;ABSTRACT....................................................................................................................... vi&lt;br/&gt;ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR................................................................................................. vii&lt;br/&gt;Simgeler ve Kısaltmalar Dizini.......................................................................................... ix&lt;br/&gt;Şekiller Dizini ..................................................................................................................... x&lt;br/&gt;Çizelgeler Dizini ............................................................................................................... xii&lt;br/&gt;1.GİRİŞ ............................................................................................................................... 1&lt;br/&gt;2. KAYNAK BİLGİSİ ........................................................................................................ 7&lt;br/&gt;2.1. Dağ Alabalığı (Salmo trutta macrostigma, DUMERIL 1858)&quot;nın Genel&lt;br/&gt;Özellikleri........................................................................................................................... 7&lt;br/&gt;2.2. Tuzlanmış Ürün Teknolojisi ........................................................................................ 8&lt;br/&gt;2.2.1. Balık Tuzlama Yöntemleri........................................................................................ 9&lt;br/&gt;2.2.2. Tuzun Ete Girme Hızını Etkileyen Etmenler .......................................................... 10&lt;br/&gt;2.2.3. Tuzlanmış Balıkların Kalitesinde Meydana Gelen Değişimler .............................. 11&lt;br/&gt;2.2.3.1. Su ve Kuru Madde İçeriğindeki Değişimler ........................................................ 11&lt;br/&gt;2.2.3.2. Protein İçeriğindeki Değişimler ........................................................................... 17&lt;br/&gt;2.2.3.3. Yağ ve Yağ Asitlerindeki Değişimler .................................................................. 18&lt;br/&gt;2.2.3.4. pH Değerindeki Değişimler ................................................................................. 22&lt;br/&gt;2.2.3.5. Tuz ve İnorganik Madde İçeriğindeki Değişimler ............................................... 23&lt;br/&gt;2.2.3.6. Tiyobarbiturik Asit (TBA) Değerindeki Değişimler .......................................... 25&lt;br/&gt;2.2.3.7. Toplam Uçucu Bazik Azot (TVB-N) Değerindeki Değişimler ........................... 28&lt;br/&gt;2.3. Su Ürünlerinde Dondurarak Koruma Teknolojisi...................................................... 29&lt;br/&gt;2.3.1. Genel Bilgiler.......................................................................................................... 29&lt;br/&gt;2.3.2. Dondurma Yöntemleri ............................................................................................ 31&lt;br/&gt;2.3.2.1. Hava Üflemeli Dondurucularla Dondurma.......................................................... 31&lt;br/&gt;2.3.2.2. Plakalı Dondurucularla Dondurma ...................................................................... 31&lt;br/&gt;2.3.2.3. Daldırarak Dondurma .......................................................................................... 32&lt;br/&gt;2.3.2.4. Kriyojenik Sıvılarla Dondurma............................................................................ 32&lt;br/&gt;2.3.3. Dondurulmuş Balıkların Kalitesine Etki Eden Faktörler ........................................ 32&lt;br/&gt;ii&lt;br/&gt;2.3.4. Dondurulmuş Balıkların Kalitesinde Meydana Gelen Değişimler ......................... 33&lt;br/&gt;2.3.4.1. Su İçeriğindeki Değişimler .................................................................................. 34&lt;br/&gt;2.3.4.2. Protein içeriğindeki değişimler ............................................................................</description></item><item><title>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-fizyolojisi-ders-notlari-436077.html</link><description>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI&lt;br/&gt;Dr. A. Ergin DUYGU&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       Bilindiği gibi fizyoloji organeller, hücre ve  dokular ile organ ve organizmaların canlılığını sağlayan işlevlerini, ilişkilerini ve cansız çevre ile etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Bitki fizyolojisi de bu çerçevede mikroalglerden ağaçlara kadar tüm bitkilerde bu konuları araştırır.&lt;br/&gt;       Günümüzde bilgi birikiminin ve iletiminin çok hızlı artışı nedeniyle bilim dallarının sayılarındaki artış  yanında sürekli yeni ara dalların ortaya çıkması sonucu bilim dalları arasındaki sınırları çizmek zorlaşmış ve giderek anlamını yitirmeye başlamıştır.&lt;br/&gt;       Fizyoloji fizik ve kimya ile moleküler biyoloji, sitoloji, anatomi ve morfoloji ile biyofizik, biyokimya verileri ve bulgularından yararlanarak tıp ve veterinerlik, ekoloji ve çevre, tarım ve ormancılık ile farmasi ve gıda, kimya mühendisliği gibi uygulamalı bilimlerrindeki gelişmeler için altyapı sağlamaktadır.   &lt;br/&gt;       Bitki fizyolojisi de bitkilerle ilgili olan konularda aynı şekilde çalışarak.diğer temel ve uygulamalı bilimlerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Uzunca bir süre önce fizyoloji ile biyokimyanın konuları arasındaki sınır netliğini kaybetmiştir. Giderek diğer bilim dalları ile aradaki sınırlar da bilgibirikiminin artışı sonucunda zayıflayacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BİTKİ FİZYOLOJİSİNİN KONUSU VE DALLARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Klasik olarak fizyoloji, beslenme fizyolojisi, metabolizma fizyolojisi ve büyüme gelişme fizyolojisi olarak üç ana dala ayrılır. &lt;br/&gt;Bu yaklaşımla bitki fizyolojisinde beslenme kara bitkilerinin havadan, su bitkilerinin de sudan sağladığı gazlar ve kara bitkilerinin havadan sağladığı su buharı ile toprak veya sudan sağladıkları mineral iyonları, nasıl alındıkları ile ilgili konular beslenme fizyolojisi başlığı altında toplanır. &lt;br/&gt;        Metabolizma fizyolojisi de bu çerçevede alınan hammaddelerin, hangi maddelere dönüştürüldüğü ve kullanıldığı, işlevlerinin neler olduğu, hangi durumlarda bu tabloda ne yönde ve nasıl değişimler olduğunu inceler. Biyokimya ile en yakın olan daldır. &lt;br/&gt;Metabolizma fizyolojisinin karmaşık ve genişkapsamlı oluşu nedeniyle de primer ( birincil, temel ), sekonder ( ikincil ) ve ara metabolizma, primer metabolitlerin depolanan ve gerektiğinde sindirilen dönüşüm ürünlerini konu alan alt dallara ayırılması gereği ortaya çıkmıştır.  &lt;br/&gt;         Büyüme ve gelişme fizyolojisi ise beslenme ile alınan, metabolize edilen maddelerin kullanılması ile organellerden, bitki hücrelerinin embriyo düzeyinden başlayarak organlar ile bitki organizmalarına kadar büyümelerini, belli bir yönde farklılaşarak özel işlevler kazanmalarını, bütün bu olayları etkileyen etmenleri ve etkileşimlerin mekanizmalarını inceler. Büyüme ve gelişme fizyolojisi hem moleküler biyoloji hem de biyokimya ve ekoloji ile yakından ilişkilidir. Çünkü büyümeyi ve sonra gelişmeyi tetikleyen mekanizma ve özellikle farklılaşmanın şekilleri açısından kapasite genetik yapı ve baskı, biyokimyasal özellikler ile çevre koşulları ile yakından ilişkilidir.     &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;         Bilgi birikiminin artışı ile bitki gruplarına has özellikleri inceleyen veya yüksek bitkilerin yaşamında ve uygulamalı bilimlerde önemli yer tutan belli olgu ve gelişmeleri konu alan alt dallar ortaya çıkmıştır. Bitki hücre fizyolojisi, alg fizyolojisi, çimlenme fizyolojisi, çiçeklenme fizyolojisi, stres fizyolojisi,  bunlardandır. Ayrıca fizyolojik olayların açıklanabilmesi gerekli temel bilgileri sağlayan fizik, enerjetik, kimya, fizikokimya ve biyokimya gibi dalların katkıları oranına göre de biyofizik, fiziksel biyokimya, biyo-organik veya inorganik kimya gibi dallara benzer şekilde biyofiziksel,  biyokimyasal fizyoloji  gibi alt dallara ayrılır.&lt;br/&gt;         Günümüzde botaniğin ve diğer temel ve teknolojik bilimler ile dallarının konuları ile ilişkinin yoğunluğuna göre adlandırılan alt dallara da ayrılmıştır. Bitki ökofizyolojisi, ürün fizyolojisi, depolama fizyolojisi, fizyolojik fitopatoloji bu alt dallara örnek olarak verilebilir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Bu  tür konu sınıflandırmala</description></item><item><title>KÖPEKLERİN IRKLARI ÖZELLİKLERİ RESİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kopeklerin-irklari-ozellikleri-resimleri-398255.html</link><description>Köpeklerin Irkları özellikleri Resimleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ROTTWEİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kökeni: İtalyan mastiffinden geldiği düşünülmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanımı: İri ve güçlü bir gövdesi vardır. Erkeklerin yüksekliği 60-68 cm, ağırlığı 50 kg kadardır. Dişiler biraz daha küçüktür. Tüyleri kısa, sert ve kalındır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kişiliği: Dengeli, sakin, itaatkar, cesur ve kolay eğitilir. Sadece efendisi saldırıya uğradığı zaman sertleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özelliği: Çoban ve polis köpeği olarak kullanılır, daha önemlisi iyi bekçi ve muhafızdır. İyi bir aile köpeği olabilir ve özellikle çocuklarla arası iyidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ALMAN ÇOBAN KÖPEĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kökeni: Almanya.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanımı: 30-40 kg kadardır. Erkekler 60-65 cm, dişiler 55-60 cm yüksekliktedir. Yüksek zekalı bir ırktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kişiliği: Çocuklarla gayet iyi iletişim kuran, diğer köpeklerle uyumlu, hareketli, mükemmel koku alan burna sahip bir köpek türüdür. Cesur, neşeli, sadık, kararlı, vefalı, efendisine ve çocuklara sevgi duyan, öteki hayvanlara karşı hoşgörülü, yabancılara karşı uyanık, kolay eğitilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özelliği: Askeriyede, polis birliklerinde muhafız köpeği olarak, evlerde bekçi köpeği amaçlı kullanılabilir. Ayrıca iyi bir aile köpeğidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AMERİKAN PİTBULL TERRİE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kökeni: Bu savaşçı köpek 19. yüzyılda İngilterenin Staffordshire bölgesinde Bulldog ile çeşitli terrierlerin çiftleştirilmesiyle elde edilmiştir. ABDne getirilen bu cins burada onun ağırlığını arttıran ve başının daha güçlü hale gelmesini sağlayan Amerikalı yetiştiriciler tarafından mükemmelleştirilmiş ve şu anki durumunu almıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanımı: Erkekler 44-46 cm, dişiler ise 40-42 cm yüksekliktedir. Ağırlıkları 17-20 kg kadardır. Güçlü, kaslı bir gövdesi vardır; aynı zamanda çok çeviktir. Kısa kuyrukludur; yatay duruşlu kalın, kısa, parlak tüyleri vardır. Her renk olabilir. Ancak erkeklerin %80i beyazdır. Amerikan Köpek Kulübü tarafından American Staffordshira, İngiliz Köpek Kulübü tarafından ise Amerikan Pitbull Terrier olarak 2 grup olarak sınıflandırılmışlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kişiliği: Çok eski savaş köpeklerinin de genetik öz</description></item><item><title>OMURGALI HAYVANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?omurgali-hayvanlar-352732.html</link><description>Omurgalı Hayvanlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    1. Memeliler&lt;br/&gt;    2. Kuşlar&lt;br/&gt;    3. Sürüngenler&lt;br/&gt;    4. Kurbağalar&lt;br/&gt;    5. Balıklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OMURGALILAR&lt;br/&gt;Çevremizde yaşayan bazı hayvanların vücudunda kemik ve kıkırdak dokudan yapılmış iskelet denilen bir destek sistemi vardır. İrili ufaklı birçok kemikten oluşan iskeletin çatısını omurga oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. MEMELİ HAYVAN&lt;br/&gt;Yavrularını meme denilen süt bezlerinden salgılanan sütle besleyen tüm hayvanlara memeli hayvan denir. Bu hayvanlar doğurarak çoğalırlar.  Etinden sütünden gücünden derisinden yararlandığımız memeliler vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Memeli Hayvanlara Örnekler&lt;br/&gt;Tilki: Bozkırlarda yaşayan köpeğe benzeyen çok kurnaz bir hayvandır. Tavşan tavuk gibi hayvanlar ve çeşitli meyvelerle beslenir.&lt;br/&gt;Tavşan: Bozkır veya ormanlarda yaşar otlarla beslenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sincap: Ormanlardaki ağaçlar üzerinde yaşar. Ceviz fındık gibi meyveler ve çam kozalaklarından ayırdığı tohumlarla beslenir. Kemiricidir. Vücudu uzun kıllarla örtülüdür. Derisinden kürk yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yarasa: Görme yeteneği pek gelişmemiş uçan memeli hayvandır. Mağara ve karanlık yerlerde yaşar. Çığlık şeklinde sesler çıkarır. Fare ve çeşitli küçük canlılarla beslenir. Vücudu tüylerle örtülüdür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geyik: Ormanlarda yaşayan geviş getiren otcul memelilerdendir. Ormanlardaki otlarla ve ağaçların genç sürgünleriyle beslenir.&lt;br/&gt;Maymun: Vücut yapısı ve davranışlarıyla insanlara çok benzeyen hayvanlardır. Ormanda yaşarlar otculdur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yunuslar: Karadeniz&quot;de foklar ise Ege ve Akdeniz&quot;in bazı bölgelerinde yaşarlar. Balinalar kutup bölgelerindeki soğuk denizlerde yaşayan çok iri vücutlu hayvanlardır. Dünyanın en iri vücutlu hayvanlarıdırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Memeli Hayvanların Ortak Özellikleri&lt;br/&gt;Sıcak kanlı hayvanlardır. Vücutları kıllarla kaplıdır.&lt;br/&gt;Yürekleri aort gözlüdür. Akciğer solunumu yaparlarç&lt;br/&gt;Doğurarak çoğalıp yavrularını sütle beslerler.&lt;br/&gt;Göğüs ve karın boşluğunu ayıran diyafram denilen çizgili kastan yapılmış bir organları vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Kuşlar&lt;br/&gt;Çevremizde kolayca görebildiğimiz &lt;br/&gt;hayvanlardandır. Kümes ve kafeslerde besleriz. Evcilleştirdiğimiz bazı kuşlar tavuk, ördek, hindi ve kazdır. Bu hayvanların yumurtasından, etinden ve tüylerinden yararlanırız.&lt;br/&gt;Kuş Türleri&lt;br/&gt;Güvercinler: Kırlarda, evlerin, camilerin çatılarında barınırlar. Buğday, arpa, darı gibi bitkilerin tohumkarıyla beslenirler. Ilıman bölgelerde yaşarlar. Gagaları ve ayakları beslenme şekline uygunluk gösterir.&lt;br/&gt; Martılar&lt;br/&gt;Çeşitli türleri vardır. Deniz, göl ve baraj kıyılarında yaşarlar. Balıktan çöpe kadar çeşitli besinlerle beslenirler. Deniz kenarındaki balık ve bitki parçalarını yerler. Ayakları perdeli ve tüyleri yağlıdır.&lt;br/&gt; Leylekler&lt;br/&gt;Uzun bacaklı kuşlardır. Ağaç, baca, elektrik direkleri gibi yüksek yerlere yuva yaparlar. Bataklıklarda derin olmayan sularda, kırlarda, yılan, kurbağa, balık yavruları ve solucanları yakalayarak beslenirler.&lt;br/&gt; Şahin&lt;br/&gt;Gündüzleri avlanan yırtıcı kuşlardır. Ağaçların üst dallarında veya kayalıklarda, durarak avını gözetler. Görme duyusu çok gelişmiştir. Gagaları sivri ve çengel gibi, pençeleri keskindir. Etleri kolayca parçalayabilirler.&lt;br/&gt; Baykuşlar&lt;br/&gt;Geceleri avlanırlar. Gözleri, gece karanlığında çok iyi görür. Farelerle beslenir. Harabe olmuş binalarda yaşar. Gaga ve pençe yapıları beslenme biçimine uygun bir biçimdedir.&lt;br/&gt; Ağaçkakan&lt;br/&gt;Ormanlık ve ağaçlık bölgelerde yaşar. Sivri gagasıyla ağaçların gövdelerinde yaşayan böcekleri yakalayarak beslenir. Orman ağaçlarına zarar veren böceklerle beslendiğinden orman için faydalı bir kuştur.&lt;br/&gt; Penguenler&lt;br/&gt;Güney Kutup bölgesi ve çevresinde yaşarlar. Kanatları daralıp yüzmeye uygun hale gelmiştir. Ayakları perdelidir. Keskin ve sivri gagaları yardımıyla sulardaki balıkları yakalayabilirler. Sürüler halinde yaşarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuşların Ortak Özellikleri&lt;br/&gt;Kuşların kalbi dört odacıklıdır. Akciğer solunumu yaparlar. akciğerler, hava keseleri, uzun kemiklerle bağlantılıdır. Hava keseleri ve uzun kemiklerin içinde hava alması uçmayı kolaylaştırır. Yumurtayla ürerler.&lt;br/&gt;3. Sürüngenler&lt;br/&gt;Üyeleri vücutlarını taşıyamayan veya üyeleri hiç olmayan sürünerek hareket eden hayvanlara &quot;Sürüngenler&quot;</description></item><item><title>ENTOMOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?entomoloji-440570.html</link><description>Entomoloji &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dersin Hedefleri&lt;br/&gt; l. Böceklerin ekonomik önemini bilmesi,&lt;br/&gt;2. Böceklerin dış ve iç yapıları ile üreme ve gelişmelerini bilmesi,&lt;br/&gt;3. Böcek ekolojisinin genel esaslarını bilmesi,&lt;br/&gt;4. Böceklerle savaş yöntemleri ve ilaçları konusunda genel bilgilere sahip olması,&lt;br/&gt;5. Farklı böcek takımlarına ait böcekleri tanıyabilmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dersin Öğrenci Kazanımları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; l. Böceklerin hayvanlar alemindeki yerini, zararlı böceklerin meydana getirdiği ürün kayıplarını ve yararlı böceklerin oynadığı rolü bilir.&lt;br/&gt;2. Böceklerin genel morfolojik özelliklerini, üremelerini ve gelişmelerini bilir.&lt;br/&gt;3. Böceklerin çevreleriyle ve birbirleriyle olan ilişkilerini bilir.&lt;br/&gt;4. Böceklerle mücadelede kullanılabilecek yöntemleri bilir, uygulayabilir ve üreticilere aktarabilir.&lt;br/&gt;5. Yörenin ve ülkenin entomolojik sorunlarını hızlı ve doğru teşhis edebilir.&lt;br/&gt;6. Aniden ortaya çıkan ve böceklerden kaynaklanan sorunlara uygun çözümler üretebilir.&lt;br/&gt;7. Zirai mücadele ilaç bayii olarak kendi işini kurabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öğretim Stratejileri ve Etkinlikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Derslerde tepegöz ve slayt makinası ile böceklerle ilgili asetat ve slaytlar gösterilir.&lt;br/&gt;2.Uygulamalarda kurutulmuş böcek örnekleri gösterilir ve ekonomik öneme sahip birkaç böcek türünün video filmi izlettirilir.&lt;br/&gt;3.Farklı böcek takımlarıyla ilgili ödevler verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. DERSİN ÖLÇÜM VE DEĞERLENDİRME YÖNTEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Uygulama sınavında önemli zararlı böcek türlerinin ait oldukları takımları bilir. Bu maddenin dönem sonu başarı notuna etkisi %10&quot;dur.&lt;br/&gt;2.Yapılacak bir adet teste dayalı arasınavda öğrencilerin böcekler üzerindeki morfolojik, ekolojik bilgileri ile böceklere karşı savaş yöntemleri konusundaki bilgileri ölçülür. Bu maddenin dönem sonu başarı notuna etkisi %40&quot;tır.&lt;br/&gt;3.Dönem sonu sınavında öğrencilerin böceklerin ekonomik önemi, morfolojik özellikleri, ekolojisi ve böceklerle savaşım yöntem ve ilaçları üzerindeki bilgileri ölçülür. Bu maddenin dönem sonu başarı notuna etsiki %50&quot;dir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B) DERS PLANI VE İÇERİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.DERS PLANI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;i. Ders İçeriğini oluşturan konu başlıkları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; l.   Böceklerin Sistematikteki Yeri ( l. Hafta 1. saat)&lt;br/&gt;2.Böceklerin Ekonomik Önemi (1. Hafta 2.saat)&lt;br/&gt;3.Böceklerin Dış Yapısı (Vücut duvarı, Baş) (2. Hafta, 1.saat)&lt;br/&gt;4.    &quot;                &quot;           &quot; (Thorax, Abdomen) (2. Hafta, 2 saat)&lt;br/&gt;5.Böceklerde İç Organların Yapısı ve İşleyişi (Kas Sindirim, Boşaltım, Dolaşım, Solunum, Üreme Sistemleri (3. hafta 1. saat) &lt;br/&gt;6.Böceklerde İç Organların Yapısı ve İşleyişi (Sinir Sistemi, Duygu organları-1 (3.Hafta 2.saat)&lt;br/&gt;7.Böceklerde İç Organların Yapısı ve İşleyişi (Duygu Organları-2) (4.Hafta:1, Saat)&lt;br/&gt;8.Böceklerde İç Organların Yapısı ve İşleyişi (Işık Organları, Salgı Organları) (4.Hafta; 2. Saat)&lt;br/&gt;9.Böceklerde Üreme ve Gelişme (Yumurta) (5. Hafta; 1 Saat)&lt;br/&gt;10.Böceklerde Üreme ve Gelişme (larva) (5.Hafta; 2. Saat)&lt;br/&gt;11.Böceklerde Gelişme (Başkalaşım, Pupa Tipleri) (6. Hafta 2. Saat)&lt;br/&gt;12.Böceklerin üremelerine İlişkin Diğer Bilgiler (6.Hafta 2. Saat)&lt;br/&gt;13.Böcek Ekolojisi (Cansız Etkenler) (7. Hafta, 1. saat)&lt;br/&gt;14.Böcek Ekolojisi (Cansız Etkenler-devam) (7. Hafta 2. saat)&lt;br/&gt;15.Böcek Ekolojisi (Canlı Etkenler) (8. Hafta, 1. Saat)&lt;br/&gt;16.Zirai Karantina (8. Hafta, 2. Saat)&lt;br/&gt;17.Tarımsal Savaşımın Ekonomik Yönü-1 (9.Hafta 1. Saat)&lt;br/&gt;18.Tarımsal Savaşımın Ekonomik Yönü-2, Tahmin ve Erken Uyarı) (9.Hafta, 2. Saat)&lt;br/&gt;19.Böceklere Karşı Uygulanabilecek Kültürel Önlemler (10. Hafta, 1. Saat)&lt;br/&gt;20.Biyolojik Savaşım-1 (Böcekler) (10. Hafta, 2. Saat)&lt;br/&gt;21.Biyolojik Savaşım-2 (Böcekler Dışındaki Etmen Grupları, Yabancıotlara Karşı Biyolojik Savaşım (11. Hafta, 1. Saat)&lt;br/&gt;22.Fiziksel Savaşım (11. Hafta, 2. Saat)&lt;br/&gt;23. Biyoteknik Savaşım (12. Hafta, 1. Saat)&lt;br/&gt;24.Kimyasal Savaşım-1 (Genel Bilgiler, Böcek Öldürücü İlaçların Sınıflandırılması) (12. Hafta, 2. Saat)&lt;br/&gt;25.ve 26. Arasınav&lt;br/&gt;27.Kimyasal Savaşım-2 (Böceklere ve Diğer Zararlılara Karşı Kullanılan İlaçlar) (14. Hafta, 1. Saat)&lt;br/&gt;28.Böceklerin Sınıflandırılması (14. Hafta 2. Saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ii. Uygulama Programı ve İşlenecek Konuların Başlıkları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Entomoloji Dersi Uygulama Programı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hafta</description></item><item><title>İPEK TİPLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ipek-tipleri-394656.html</link><description>İPEĞİN TANIMI VE İPEK BÖCEĞİ YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İpek güzel görünüşlü, yumuşak, parlak ve dayanıklı olup, kolaylıkla ve iyi boya tuttuğu için daha da güzelleştirilebilen hayvansal kaynaklı bir liftir. İpek liflerin kraliçesi olarak bilinir. (Kaya, yazıcıoğlu 1992. , Hyde, 1984) 4000 yılı aşkın bir süreden beri, insanların ekonomik hayatında önemli bir rol oynamakta olan ipek, yıllarboyu Çin, Hindistan, Taşkent, Bağdat, Şam ve İstanbul&quot;dan geçen ipek yolunu takiben Avrupa&quot;ya taşınmıştır. Bu zaman zarfında ipek altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulmuştur. &lt;br/&gt;Tahminlere göre, ipekçilik ilk önce Çinin kuzeydoğusunda (Şantuk çevresinde) başlamıştır. Ipekçiliğin Çin&quot; e komşu olan Türkler arasında başladığına dair rivayetler ve hikayelerde vardır. Çok eski bir şehir olan Hotan bu işin merkezi olarak gösterilir. (Dalsar, 1960 s. 3) Nina Hyde, Hotanlı Uygur kadınlarının, kış aylarında erkeklerin renklendirilmiş ipek ipliklerle dokuduğu göz alıcı renkteki kıyafetleri ile, koza hasat festivaline katıldıklarını belirtmiştir. (Hyde, 1984 s. 30) Ayrıca Uygur kadınlarının çeyizlerinde rengarenk dokunmuş ipek kumaşlardan oluşan kıyafetlerin mutlaka yer aldığından bahseder. Fakat ilk ipekçilik nerede başlamış olursa olsun, bu işin doğudan batıya yayılması ve dünya ölçüsünde bir değer kazanması çok daha mühim olduğundan, bu harekette en büyük hizmetin Çin&quot;e komşu olan memleketlere ve bu arada Türklere düştüğüne şüphe yoktur. Bilindiği gibi, siyasi bakımdan Çin&quot;le en çok ilgisi olan Türklerdi. Türkler bir taraftan Çin&quot;le meşgul olurken, diğer taraftan batıya ulaşmakta idiler. (Dalsar, 1960 s. 3) &lt;br/&gt;Ülkemiz coğrafi yeri ve iklimi bakımından ipekböceği ve dut ağacı yetiştirilmesine uygun ülkelerden biridir. Trakya, Marmara, Ege, Akdeniz, bölgelerinde bulunan bazı iller ile Amasya, Diyarbakır, Hatay yöreleri ipekböcekçiliğinin yayılmış olduğu alanlardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yumurta dönemi&lt;br/&gt;Tropik bölgelerde yaşayan multivoltin ırklar en kısa hayat devrelerine sahiptir. Univoltin ırklar, sadece ilkb</description></item><item><title>WILD ANIMALS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?wild-animals-380374.html</link><description>WILD&lt;br/&gt;ANIMALS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LION&lt;br/&gt;Found in all parts of Africa south of the Sahara and&lt;br/&gt;in the Gir Forest of India. Black mane lions are very&lt;br/&gt;large cats with a well-proportioned and balanced &lt;br/&gt;body and a large hear. Its coat varies   tawny to&lt;br/&gt;brownish-yellow with a black-tipped tail and black &lt;br/&gt;patches on its ears. Male lions have a heavy body-color,&lt;br/&gt;The females do most of the hunting. Lions are meat eaters &lt;br/&gt;who have also been know to scavenge.           &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AMERICAN ALLIGATOR&lt;br/&gt; Found throughout the Southeast,   the Carolinas to&lt;br/&gt; Texas and north to Arkansas. Alligators live in wetlands and eat just about anything,   fish, turtles and snails to small animals. Alligators have  large slightly rounded bodies with thick limbs, broad heads and very powerful tail, which are used to propel the alligators through the water. The tail accounts for half of the alligators length.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; BLACK BEAR &lt;br/&gt;Found in Alaska, Canada, United States and Northern&lt;br/&gt;Mexico. Bears are omnivorous and depend mostly on their&lt;br/&gt;excellent sense of smell. A bears eye sight and hearing &lt;br/&gt;are not particularly good. Most bears live a solitary life exceptwhen looking for a mate or a female with her young.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ELK&lt;br/&gt;Found worldwide. Elk are the second largest member &lt;br/&gt;of the deer family. The upper part of an Elks body is &lt;br/&gt;some shade of brown with the underpart being paler. &lt;br/&gt;Elk have large antlers on their heads. They live in &lt;br/&gt;areas   open grasslands to dense jungle. Elk are&lt;br/&gt; most active in the early morning and late afternoon.&lt;br/&gt; Elk feed largely on grasses and herbs but also browse&lt;br/&gt; on foliage   trees.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BLACKBUCK ANTELOPE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Found in the open woodlands and semi-desert areas of&lt;br/&gt; the Indian subcontinent. Blackbuck are light brown in &lt;br/&gt;color with white highlights around the eyes, on the ears,&lt;br/&gt; chin, underparts and rump. As the males mature the &lt;br/&gt;upperpart becomes a rich dark brown color. Blackbucks&lt;br/&gt; eat mainly grasses but will browse on pods, flowers and fruits. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GIRAFFE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Found in the African Plains. Giraffes are the tallest of all land animals. They are active both day and night, spending 15 to 20 hours a day feeding. Giraffes usually sleep or nap standing up but occasionally lay down. Giraffes have a very acute sense of sight, hearing and smell.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CAPUCHIN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Found in Honduras, Western Columbia and Ecuador. Capuchins have a slightly prehensile tail. They need a wide variety of foods in their diet. Capuchins are so active and intelligent they have become the most numerous monkey in captivity and may live over 40 years. Their active and mischievous nature makes them a first class entertainer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BELGIAN HORSE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Found all over the world but originated in Belgium. &lt;br/&gt;Belgians, also called Brabant, horses are very large &lt;br/&gt;work horses ranging in color   roan, sorrel, black &lt;br/&gt;and grey with the dominant color being chestnut/bay. &lt;br/&gt;Breeders also desire all four legs having white socks&lt;br/&gt;and a large blaze or stripe on running down the middle&lt;br/&gt;of the fa</description></item><item><title>GÖLLER BÖLGESİ (GÖLHİSAR GÖLÜ, BURDUR GÖLÜ, EĞİRDİR GÖLÜ, KOVADA GÖLÜ, BEYŞEHİR GÖLÜ) KUŞLARININ BİYOEKOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?goller-bolgesi-(golhisar-golu,-burdur-golu,-egirdir-golu,-kovada-golu,-beysehir-golu)-kuslarinin-biyoekolojisi-352866.html</link><description>GÖLLER BÖLGESİ (GÖLHİSAR GÖLÜ, BURDUR GÖLÜ, EĞİRDİR GÖLÜ, KOVADA GÖLÜ, BEYŞEHİR GÖLÜ) KUŞLARININ BİYOEKOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER............................................................................................. I&lt;br/&gt;ÖZET ............................................................................................................ II&lt;br/&gt;ABSTRACT................................................................................................... III&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR.................................................................................................. IV&lt;br/&gt;KISALTMALAR.......................................................................................... V&lt;br/&gt;ŞEKİLLER LİSTESİ................................................................................... X&lt;br/&gt;ÇİZELGELER LİSTESİ............................................................................. XII&lt;br/&gt;1. GİRİŞ......................................................................................................... 1&lt;br/&gt;1.1. Literatür Özeti....................................................................................... 3&lt;br/&gt;1.2. Çalışma sahasının tanıtımı.................................................................... 13&lt;br/&gt;1.2.1. Beyşehir Gölü...................................................................................... 13&lt;br/&gt;1.2.2. Burdur Gölü........................................................................................ 15&lt;br/&gt;1.2.3. Eğirdir Gölü........................................................................................ 16&lt;br/&gt;1.2.4 Gölhisar Gölü....................................................................................... 18&lt;br/&gt;1.2.5. Kovada Gölü........................................................................................ 19&lt;br/&gt;2. MATERYAL VE METOT ..................................................................... 20&lt;br/&gt;3. BULGULAR.............................................................................................. 26&lt;br/&gt;4. TARTIŞMA VE SONUÇ......................................................................... 80&lt;br/&gt;5. KAYNAKLAR.......................................................................................... 91&lt;br/&gt;ÖZGEÇMİŞ.................................................................................................. 99&lt;br/&gt;II&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Göller Bölgesi biyoçeşitlilik açıdan önemli sulak alanlar içermektedir. Beyşehir,&lt;br/&gt;Burdur, Eğirdir, Gölhisar ve Kovada göllerinde 2000-2002 yıllarında gerçekleştirilen&lt;br/&gt;çalışmada 18 takıma ait 50 familyadan 192 kuş türü belirlenmiştir. Takımlara göre&lt;br/&gt;türlerin sayısal dağılımı; Podicipediformes 4, Pelecaniformes 2, Ciconiiformes 12,&lt;br/&gt;Phoenicopteriformes 1, Anseriformes 17, Accipitriformes 10, Falconiformes 4,&lt;br/&gt;Galliformes 2, Gruiformes 3, Charadriiformes 21, Columbiformes 4, Cuculiformes 1,&lt;br/&gt;Strigiformes 3, Caprimulgiformes 1, Apodiformes 2, Coraciiformes 4, Piciformes 1&lt;br/&gt;ve Passeriformes 100 olarak belirlenmiştir.&lt;br/&gt;Araştırma sahasında; 56 yerli, 42 kış göçmeni, 51 yaz göçmeni ve 28 transit göçer tür&lt;br/&gt;belirlenmiştir. Geri kalan 15 türün ise göllerde farklı statülere sahip olduğu tespit&lt;br/&gt;edilmiştir. Türlerin; 28&quot;i A.2, 31&quot;i A.3, 31&quot;i A.4, 5&quot;i A.1.2, 5&quot;i B.2, 6&quot;sı B.3&lt;br/&gt;statüsünde yer almaktadır. 86 tür ise tehlike altında değildir.&lt;br/&gt;Çalışma sahasında en baskın takım Passeriformes iken Phoenicopteriformes,&lt;br/&gt;Cuculiformes, Strigiformes, Caprimulgiformes takımlarının baskınlığı en az&lt;br/&gt;bulunmuştur. Tür sayısı Beyşehir Gölü&quot;nde 181, Burdur Gölü&quot;nde 185, Eğirdir&lt;br/&gt;Gölü&quot;nde 171, Gölhisar Gölü&quot;nde 164 ve Kovada Gölü&quot;nde 153 olarak tespit&lt;br/&gt;edilmiştir. Araştırmada Burdur ve Beyşehir göllerinin en fazla, Burdur ve Kovada&lt;br/&gt;göllerinin en az benzerlik gösterdiği belirlenmiştir.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler: Göller Bölgesi, Avifauna, Kuşlar, Biyoekoloji, Beyşehir Gölü,&lt;br/&gt;Burdur Gölü, Eğirdir Gölü, Gölhisar Gölü, Kovada Gölü.&lt;br/&gt;III&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;Göller Bölgesi has important wetlands for biodiversity. In this study conducted&lt;br/&gt;during years of 2000-2002 in the lakes of Beysehir, Burdur, Eğirdir, Gölhisar, and&lt;br/&gt;Kovada, 192 bird species belonging to 50 families and</description></item><item><title>HAYVANLARDA HAYAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlarda-hayat-376935.html</link><description>HAYVANLARDA HAYAT</description></item><item><title>PARAZİT TOHUMLU BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?parazit-tohumlu-bitkiler-395616.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu tezde  Tohumlu Bitkiler Sistematiği&quot;nin Parazit Tohumlu Bitkiler konusu incelenmiştir. Parazit Tohumlu  Bitkiler&quot;in genel özellikleri ve sistematik  önemleri hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit Tohumlu  Bitkiler, yarı parazitler ve tam parazitler olarak iki başlık altında incelenirler. Yarı parazitlerin tam parazitlerden en büyük farkı  klorofillerinin bulunmasıdır. Buna bağlı olarak  yarı parazit bitkilerde  genel olarak yapraklar bulunur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekolojik olarak da  Parazit Tohumlu Bitkiler&quot;in   canlı populasyonlarını düzenleyici  olarak işlevleri vardır. 13 familya altında incelediğimiz Parazit Tohumlu Bitkiler&quot;in ülkemizde bulunan familyalarının ve bütün dünyada yayılan  diğer familyaların  genel özelliklerini anlatmaya çalıştık. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZGEÇMİŞ&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..i&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;ii&lt;br/&gt;ÖZET&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..iii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..iv&lt;br/&gt;1. GİRİŞ &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..1&lt;br/&gt;2.PARAZİT TOHUMLU BİTKİLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..2&lt;br/&gt;2.1 Parazit Tohumlu Bitkilerin Hayat Döngüleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..2&lt;br/&gt;2.2 Ekolojik Önemleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...&amp;#8230;3&lt;br/&gt;2.3 Parazit Tohumlu Bitkilerin Zararları&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..4&lt;br/&gt;2.4 Parazit Bitkilerin Yararları&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..4&lt;br/&gt;2.5 Parazit Tohumlu Bitkilerin Sistematik Olarak İncelenmesi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...4&lt;br/&gt;2.5.1 Scrophulariaceae (Yüksükotugiller)&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;5&lt;br/&gt;2.51.1 Sistematiği&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.5&lt;br/&gt;2.5.1.2 Familya Özellikleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...5&lt;br/&gt;2.5.2  Loranthaceae&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...6&lt;br/&gt;2.5.2.1 Sistematiği&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;6&lt;br/&gt;2.5.2.2 Familya Özellikleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...7&lt;br/&gt;2.5.3 Rafflesiaceae (Cytinaceae)&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..8&lt;br/&gt;2.5.3.1 Sistematiği&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;8&lt;br/&gt;2.5.3.2 Familya Özellikleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#</description></item><item><title>MARKA DEĞERİ KAVRAM VE YÖNETİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?marka-degeri-kavram-ve-yonetimi-346200.html</link><description>MARKA DEĞERİ: KAVRAM VE YÖNETİMİ&lt;br/&gt;Giriş &lt;br/&gt;Pazarlamanın tanımı içinde yer alan temel kavramlarından biri olan ürün; ilgi, dikkat, kullanım ya da tüketim için pazara sunulabilecek, istek ya da talebi karşılayabilecek her şeyi kapsamaktadır. İletişim açısından ürün, marka ve ambalaj, öğrenme, algılama sürecinde tüketiciye uyarıcı ve ipuçları olma görevini üstlenirler.&lt;br/&gt;Ürün, işlevsel bir yarar sunarken marka, ürünün işlevsel amacının ötesinde o ürünün değerini arttıran bir isim, sembol, tasarım ya da işarettir. Ürün üretilmekte, marka ise yaratılmaktadır. Diğer yandan bir ürün zaman içinde değişebilirken marka daha kalıcıdır. Marka temel olarak bir ürünü temsil etmesine karşın bir isimden çok daha fazla bir anlama sahiptir.&lt;br/&gt;Tüketici, ürünleri değerlendirme sürecinde ürün niteliklerini, bunların önem derecisini, markaya dair inançları ve ürünün işlevsel değerini dikkate alır. Marka, ürünün önemli bir parçası olarak görülür. Bu nedenle marka, ürün stratejisi geliştirilmesinde temel bir konu olarak kaşımıza çıkmaktadır.&lt;br/&gt;Bir marka akılcı ve duygusal iki tür öğe tarafından oluşturulur. Akılcı öğe (düşünülen) markanın ne yaptığı, ne söylediği ve ne gösterdiğiyle ilgilidir. Akılcı öğeler, marka iletişiminin tema ve içeriğini, önerisini ya da vaadini ortaya koyar. Markanın en görülebilir parçasıdır. Duygusal öğeler (hissedilen) ise markanın kendisini nasıl ifade ettiği, anlattığı ve sunduğu ile ilgili olup, markanın tarzını, ton özelliklerini ve yapımını biçimlendirir.&lt;br/&gt;Ürün özelliklerinden dolayı kolayca ayırt edilemeyen ürün grupları için (ayırt edici bir özellik yaratma) marka imajı geliştirme, pazarlama iletişimcilerinin temel görevleri arasında yer almaktadır.&lt;br/&gt;Marka Değerinin Tanımlanması&lt;br/&gt;&quot;Bir marka tüketicinin ürün hakkındaki düşüncesidir.&quot; Bu, marka değerinin ilk ilkesi olarak düşünülebilir.&lt;br/&gt;Markanın toplam değeri ya da marka değerini iki çeşit değerle düşünmek yararlı olacaktır. İlki yapısal değer olarak adlandırılır (fundemental equtıy). Klasik pazarlama değişkenleri olan ürün, fiyat ve ambalajın dağıtımla birlikte ölçülmüş marka imajıdır. İkincisi ise, eklenen değerdir (added value equities). Soyut doğası nedeniyle anlaşılması daha zordur.&lt;br/&gt;Pazarlama Bilim Enstitüsü&quot;nün (M.S.I.) tanımı ise marka adının ürüne kattığı değer sonucunda daha iyi bir Pazar payı ve kar artışı elde edilmesini merkeze almaktadır. Interband Group, 7 farklı ölçüt üzerinden markaları değerlendirmektedir. Bunlar:&lt;br/&gt;(a)Pazar payı ve sıralamada markanın istikrarı &lt;br/&gt;(b)Ürün kategorisinin istikrarı (stability), &lt;br/&gt;(c)Uluslar arası niteliği (internationality), &lt;br/&gt;(d)Pazar eğilimleri, &lt;br/&gt;(e)Reklam ve promosyonel destek, &lt;br/&gt;(f)Markanın sahip olduğu ün ve &lt;br/&gt;(g)Yasal korumadır.&lt;br/&gt;Sıklıkla kullanılan marka değer göstergeleri şunlardır:&lt;br/&gt;&amp;#61537;Marka farkındalığı (ürün marka birlikteliği en iyisidir).&lt;br/&gt;&amp;#61537;Pazar payı, fiyat esnekliği.&lt;br/&gt;&amp;#61537;Marka duyarlılığı (satış sırasında markanın önemiyle ilgili fiyat, ambalaj boyutu, biçimi).&lt;br/&gt;&amp;#61537;Liderlik (markanın tüketici algılamalarında lider olması).&lt;br/&gt;&amp;#61537;Markaya dair iletişimde zaman içinde tutarlılık.&lt;br/&gt;&amp;#61537;İmaj nitelik oranları ya da niteliklerin oranlanması.&lt;br/&gt;&amp;#61537;Dağıtım, fiyatlama, ürün kalitesi ve ürünün yeniliği.&lt;br/&gt;&amp;#61537;Marka bağımlılığı (üründen çok markanın satın alındığı güçlü bir markanın yaratılması).&lt;br/&gt;Marka Bilgisi&lt;br/&gt;Marka değeri, marka pazarlamasına yönelik tüketici tepkilerinde marka bilgisinin farklılaştırıcı etkileri olarak tanımlanır.&lt;br/&gt;Bu tanıma göre, müşteri temelli marka değeri, tüketicinin markanın ürün, fiyat, tutundurma ya da dağıtımına olumlu (olumsuz) cevaplarının, ürünün ya da hizmetin isimli ya da isimsiz versiyonlarının getireceği katkılara göre değişmesinde ortaya çıkan durum olarak belirlenebilir. Marka bilgisi, marka farkındalığı ve marka imajı açısından marka çağrışımlarının ilişkileri ve özelliklerine göre kavramsallaştırılması ile tanımlanmaktadır.&lt;br/&gt;Marka farkındalığı markanın tüketici belleğinde sahip olduğu izin gücü; diğer bir deyişle, marka kimlikleri olarak nitelendirilebilecek</description></item><item><title>ARILARIN HAYATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arilarin-hayati-375505.html</link><description>ARILARIN HAYATI 1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;...Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi? (Yasin Suresi, 73)&lt;br/&gt;İç savaşlar, toplu katliamlar, gözünü kırpmadan adam öldüren insanlar, sokaklarda yatan çocuklar, evi barkı olmadığı için soğuktan donan insanlar, çocuk yaşta cinayet işleyenler, aile içinde yaşanan problemler, gençlik çeteleri, yolsuzluklar, &amp;#8230; &lt;br/&gt;Günlük yaşamın bir parçası haline gelen bu gibi toplumsal sorunlar düşünüldüğünde hepsinin temelinde ortak bir eksikliğin olduğu görülecektir. Bütün bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan adaletsizlik, dolandırıcılık, sahtekarlık, merhametsizlik gibi kötü ahlak özelliklerinin temelinde yatan da yine bu eksikliktir.&lt;br/&gt;Bu önemli eksiklik insanların düşünmemeleri ve dolayısıyla gerçekleri görememeleridir. Bu gibi kişiler için ön planda olan kendi çıkarları, kendi yaşamlarıdır. Çevrelerinde yaşananlar onları ilgilendirmez. Ara sıra düşündükleri sınırlı konular da yine kendileri ile ilgilidir. Bu nedenle kendi doğru ve yanlışlarının sınırları içinde bir yaşam sürerler. Günlük yaşamın akışı içinde yaptıklarını yeterli gören bu kişiler dünyada bulunuş amaçları gibi hayati önemdeki konuları akıllarına bile getirmezler.&lt;br/&gt;Çevrelerindeki canlıların özelliklerini, nasıl olup da böyle kusursuz bir çeşitliliğin ortaya çıktığını, kendi vücutlarını, gökyüzündeki dengeleri kısacası hiçbir şeyi düşünmezler. Dolayısıyla da bunların Allah tarafından &quot;tasarlanmış&quot;, yani &quot;yaratılmış&quot; olduğunu fark edemezler. Tüm evrenin yaratıcısı olan üstün güç sahibi Allahı gereği gibi takdir edemezler. Neden yaratılmış olduklarının ve Allaha karşı sorumlu olduklarının bilincine varmazlar. Oysa Kuranda düşünmenin önemini, ancak düşünen kimselerin öğüt alacağını vurgulayan pek çok ayet vardır. Bir ayette düşünen ve bunun sonucunda Allahın kudretinin farkına varan kişilerden şöyle bahsedilir:&lt;br/&gt;Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allahı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) &quot;Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.&quot; (Al-i İmran Suresi, 190-191)&lt;br/&gt;İşte Balarısı Mucizesi kitabının amacı da Allahın yaratılış mucizelerinden birini daha tanıtarak bu düşünce tembelliğini kırmaktır. Bununla birlikte balarısının kitap konusu olarak seçilmesinin de çok önemli bir nedeni vardır. Balarıları Kuranda Allahın dikkat çektiği canlılardandır. Allah Nahl Suresinde arıların Kendi vahyi ile hareket eden canlılar olduklarını şöyle bildirmektedir:&lt;br/&gt;Rabbin balarısına vahyetti:&lt;br/&gt;Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)&lt;br/&gt;Görüldüğü gibi ayetlerde kendine ev edinen, meyvelerden yiyen ve bal üreten arılara dikkat çekilmektedir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği gibi kovandaki arılarla ilgili benzer işlerin tümü işçi arılar tarafından yapılmaktadır. Bir arı kovanında işçi arılar, kraliçe arı ve erkek arılar bulunur. Kovandaki hemen hemen her türlü işle görevli olan işçi arılardır. Bununla birlikte kraliçe arının, kovanın devamlılığını sağlamak gibi son derece önemli bir görevi vadır. Erkek arılarınsa kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kısa yaşam süreleri içinde bu görevlerini yerine getirirler ve hemen arkasından ölürler. &lt;br/&gt;Arıların özelliklerinin detaylı olarak inceleneceği bu kitapta ayrıca arıların aralarında nasıl anlaştıkları, kovandaki on binlerce arının nasıl olup da problemsiz bir şekilde yaşadıkları, yönlerini nasıl buldukları, nasıl bal ürettikleri gibi daha birçok</description></item><item><title>KUŞLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuslar-342924.html</link><description>TÜRKİYENİN ÖNEMLİ KUŞ ALANLARI&lt;br/&gt;Meriç deltası:&lt;br/&gt;Küçük balaban ,gece balıkçılı ,alaca balıkçıl ,erguvani balıkçıl ,çeltikçi ,kaşıkçı ,bataklıkkırlangıcı ,küçük sumru ,bıyıklı sumru ürer.Kışın küçük karabatak ,tepeli pelikan ,kuğu ,ötücü kuğu ,elmabaş patka ,konaklar.Küçük ak balıkçıl ,gri balıkçıl ,uzunbacak ,kara sumru ürer.Ak pelikan göç sırsında uğrar.&lt;br/&gt;İğneada ormanları:&lt;br/&gt;kara leylek ,sonbahar göçünde leylek.göçmen yırtıcı kuşlar için önemli.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Büyük çekmece gölü: elmabaş patka kışlar.Kışın gümüş martı,baharda küçük martı ve akdeniz martısı.üreyenler küçük balaban,çıkrıkçın,elmabaş patka,saz tavuğu,sakarmeke,uzunbacak,bataklık kırlangıcı,sumru.Belki pasbaş patka.Sonbahar göçü sırasında binlerce leylek göl çevresindeki tarım alanlarında bulunur.Göl çevresindeki çamur düzlükleri birçok göçmen kıyı kuşu için önemli.&lt;br/&gt;Küçükçekmece gölü&lt;br/&gt;kışın bahri,karabatak,gümüş martı,küçük karabatak kış başında ve baharda.&lt;br/&gt;Boğaziçi:&lt;br/&gt;sonbahar göçünde kara leylek ,leylek,arı şahini,kara çaylak,şahin,küçük orman kartalı geçer.yüzlerce yelkovan görülebilir.şehir dışındaki tarım alanlarında leylekler,şehrin çevresindeki ormanlarda yırtıcılar konaklar.kara çaylak artık çok azalmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şile adaları:&lt;br/&gt;tepeli karabatak,gümüş martı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İznik gölü:&lt;br/&gt;küçük karabatak,gece balıkçılı,bahri,alaca balıkçıl,küçük ak balıkçıl,gri balıkçıl,sonbaharda sakarmekeler,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uludağ:&lt;br/&gt;karaca ve yaban domuzu bulunan alanda ayrıca apollo kelebeği de yaşamaktadır,sakallı akbaba(2ç),kaya kartalı(2ç),kızıl akbaba,çakır kuşu,küçük kartal,bıyıklı doğan,gök doğanın üredikleri sanılır.Paçalı baykuş için çok önemli bir alandır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uluabat gölü:&lt;br/&gt;küçük karabatak,alaca balıkçıl,kaşıkçı,kışın küçük karabatak,tepeli pelikan,elmabaş patka,tepeli patka,sakarmeke.küçük ak balıkçıl ve çeltikçi ürer.1996 da 400.000 in üzerinde sukuşu sayıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuş gölü: &lt;br/&gt;küçük karabatak,tepeli pelikan,gece balıkçılı,alaca balıkçıl,kaşıkçı ürer.karabatak yıl boyu teepli pelikan ve dikkuyruk kışın görülür.göç sırasında ak pelikan.karabatak,küçük ak balıkçıl,gri balıkçıl,çeltikçi,sumru ürer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kocaçay deltası:&lt;br/&gt;kara leylek,pasbaş patka,bataklık kırlangıcı,akça cılıbıt ürer.göçte küçük karabatak,ak pelikan kışın sakarmeke.Küçük balaban,gece balıkçılı,alaca balıkçıl,küçük ak balıkçıl,gri balıkçıl,kuğu,yeşilbaş,çıkrıkçın,macar ördeği,elmabaş patka,ak kuyruklu kartal önemli,sakarmeke,poyrazkuşu,sumru,küçük sumru,ağaçkakan türleri ürer.erguvani balıkçıl,çeltikçi,küçük orman kartalının ürediği sanılır.karabatak,çakırkuşu,şahin,şah kartal,kaya kartalı,küçük kartal alanın yakın çevresinde kesinlikle yada büyük olasılıkla ürer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Foça adaları:&lt;br/&gt;akdeniz foklarından bir koloni barındırır.çok sayıda kertenkele türü.sonradan yerleştirilmiş adatavşanı.tepeli karabatak,gümü şmartı,sumru,küçük sumru.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Murat dağı: &lt;br/&gt;sakallı akbaba(1ç),kara akbaba(2ç),kaya kartalı(2ç) ürer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Demirköprü barajı:&lt;br/&gt;yakın zamanlarda çok sayıda çamurcun ve angıt.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Marmara gölü:&lt;br/&gt;küçük balaban,alaca balıkçıl,pasbaş patka,mahmuzlu kızkuşu,bıyıklı sumru ürer.kışın küçük karabatak,tepeli pelikan,büyük ak balıkçıl,angıt,fiyu,elmabaş patka,pasbaş patka,dikkuyruk,kılıçgaga.bahri,kara boyunlu batağan,küçük ak balıkçıl,gri balıkçıl,gece balıkçılı,erguvani balıkçıl,kaşıkçı,kuğu,boz kaz,boz ördek,yeşilbaş,çıkrıkçın,elmabaş patka,sakarmeke,uzunbacak ürer.belki tepeli pelikan.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gediz deltası: &lt;br/&gt;tepeli pelikan,flamingo,küçük kerkenez,kılıçgaga,karagöz,bataklık kırlangıcı,akça cılıbıt,mahmuzlu kızkuşu,akdeniz martısı,küçük sumru,hazar sumrusu ürer.kışın küçük karabatak,tepeli pelikan,flamingo,angıt.diğer üreyenler poyrazkuşu,gümüş martı,kara gagalı sumru(1996 da 53 ç:türkiye için ilk üreme kaydı.),sumru.küçük ak balıkçıl,atmaca,gökdoğan.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ildır körfezi adaları:&lt;br/&gt;(izmir çeşme) karaadada yarı yabani eşek ve yaban domuzu bulunur.tepeli karabatak,küçük kerkenez,kınalı keklik,gümüş martı ürer.kızıl şahin,yılan kartalı,gökdoğan ve kerkenezin ürediği tahmin edilmektedir.en fazla tepeli karabatak çifte adasındadır.Karaadaya 2 adet yaban keçisi salınmıştır.çifte ada ve diğerlerinde sonradan salın</description></item><item><title>SİNEKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinekler-396220.html</link><description>SİNEĞİN PSİKOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çoktan seçmeli sorularla hazırlanmış bir sınava girecekseniz teknik donanıma sahip olarak girmelisiniz. Açık uçlu sorularla hazırlanmış bir sınava girecekseniz ne kadar çok bilgi öğrenirseniz başarınız o kadar artar, ama çoktan seçmeli bir sınava hazırlanırken atık bilgileri ne kadar saf dışı bırakabilirseniz başarınız o kadar artar. Konuların atık bilgisini ayırdıktan sonra bir de sorunun madde kökündeki vurguya ve sorunun pusulasına göre çalışmışsanız başaracağınıza inanabilirsiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde kişinin bireysel davranışlarına vurgu yapılıyorsa cevap psikoloji dir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojinin temel yaklaşımına vurgu yapılıyorsa ölçülebilir ve gözlene bilir olmasıdır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Madde kökünde davranışı etkileyen faktörlere vurgu yapılıyorsa biyolojik özellikler, geçmiş yaşantı, içsel durum, fiziksel ve sosyal ortam&lt;br/&gt;Madde kökünde hayvan davranışlarını gözlemeye vurgu yapılıyorsa insana en yakın canlı olması, deney yapılıp gözlenebilir olmasıdır.  &lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojinin amaçlarına vurgu yapılıyorsa tanımlama, anlama açıklama önceden kestire bilme etkileme ve kontrol altına alabilmedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde pozitif ve sistematik olarak psikolojinin başlangıcına vurgu yapılıyorsa W.Wuntd&lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojideki ekollere vurgu yapılıyorsa yapısalcılık işlevselcilik, davranışı_yoktur. Psikanaliz(bilinçaltı) yoktur. Bütüncül yaklaşım, bilişsel yaklaşım, norobiyolojik yaklaşım&lt;br/&gt;Humanistik yaklaşım&lt;br/&gt;Madde kökünde içe bakışa vurgu yapılıyorsa yapısalcı yaklaşımdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde içe bakışın yetersizliğine vurgu yapılıyorsa davranışçı yaklaşımdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde bilinç ve bilinç sürecine vurgu yapılıyorsa cevap yapısalcılıktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde çevreye uyuma vurgu yapılıyorsa işlevselciliktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde bilmenin işlevi ve günlük hayata katkısına vurgu yapılıyorsa işlevselciliktir. &lt;br/&gt;Madde kökünde yapısalcı ve işlevselci yaklaşıma tepkiye vurgu yapılıyorsa davranışa yaklaşımdı</description></item><item><title>SALANGOZUN MORFOLOJİK YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?salangozun-morfolojik-yapisi-346114.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞİİ&lt;br/&gt;2.KABUK:2&lt;br/&gt;3. TÜRLERDE KABUK VARYASYONLARI:6&lt;br/&gt;4. VÜCUT DIŞI YAPILAR:7&lt;br/&gt;5. BESLENME ÖZELLİKLERİ:9&lt;br/&gt;6. SUYUN KORUNMASI:10&lt;br/&gt;7. YAŞAM DÖNGÜLERİ:10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLER DİZİNİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1: Kıvrımların sayılması methodu3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 2: Kabuğun Genel Kısımları5&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 3: Salyangozun Morfolojik Yapısı8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel olarak yumuşakcalar, bulundukları ortama yüksek uyum yetenekleri sayesinde; hava ortamı hariç tüm ortamlarda yayılış gösteren hayvan gruplarından birisidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda saptanan tür sayısı yaklaşık 100.000 kadardır. Bunlarda 80.000i Gastropoda (=Salyangozlar) sınıfına aittir. (Demirsoy, 1999)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çöllerde dahi yaşayabilmelerine rağmen, salyangoz ve sümüklü böcekler karasal yaşama böcekler ve örümcekler kadar adapte olamamışlardır. Nemli bir deriye sahiptirler ve mukus salgılayarak hareket ederler. Sadece kuru şartlara karşı inaktif hale gelmişlerdir. Yavaş hareket etmeleri herkes tarafından bilinir ve bu yavaş hareketle birlikte vücutları da orantılı olarak büyüktür. Bu yüzden predatörlere karşı savunmasız haldedirler. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gastropodlar yaşam yerleri ve belenme biçimleri yönüyle, genel olarak birincil tüketiciler grubuna girmektedirler ve beslenme zincirinin ilk halkalarında yer almaktadırlar. (Yüce, 1997) Gastropodlar karnivorluktan parazitliğe kadar pek çok yaygın beslenme şekilleri ve tabi buna paralel olarakta çeşitli yapılarda sindirim sistemleri görülmektedir. Genel olarak Pulmonatlar ise bitkisel materyallerle beslenirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karasal ya da ikincil olarak suda yaşama uyum yapmış hayvanlardır. Torsiyon olayının görüldüğü grubun hepsi erseliktir. (Demirsoy, 1999)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Kabuk:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sert sipiral biçimli kabukları vardır ve canlı bu kabuğun içine çekilebilir. Bu özellik Gastropodlar için orijinal bir özelliktir ve karakteristiktir. Bazı deniz kabuklularında kabuk halkasızdır ve koni şeklindedir. Salyangozlarda ise indirgenmiş ve kaybolmuştur. Salyangozların orjinlendiği denizlerde hayvanı predatörlerden ve denizdeki şiddetli dalga etkilerinden hayvanı korur. İnterdial zonlarda ve kara üzerinde görevlerine ilave olarak canlının kurumasını engellemek gibi bir görevi daha vardır. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kabuk bazı hallerde çok hantal bir korunma yoludur. Ağır ve biçimsizdir ve böceklerin sert kutikülasına benzemez. Maksimum korumayı sadece hayvan kabuğun içerisine girdiğinde sağlar. Spiral gelişmenin modeli şu şekildedir; kabuk şeklinde bir değişme olmaksızın devamlı olarak büyütebilir; yani tüy dökme ve bazı böceklerin yaptığı şeyleri yapmaya ihtiyaçları yoktur. Aksine bu tür periyotlar önemli derecede tehlike arz eder. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kabuğun gelişimi tamamen düzenli bir biçimde değildir. yeni doğmuş bir salyangoz daima kabukludur. Kabuk yumurtanın içerisinde biçimlenir; buna protoconch denir. Bu kısım hayvanın apeksine karşılık gelen kısımdır. Bu kısım diğerlerinden daha yumuşak ve incedir. Büyüteç veya mikroskop yardımıyla diğer kısımlardan kolayca ayırt edilebilir. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelişme periyodu sırasında, halkalardaki oranlarda farklılıklar olabilir. Bu farklılıklar kış ayında olmalarından ve kuraklık gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanmış olabilir. Bu gelişim değişiklikleri diğer düzenli halkalardan ayırt edilebilir. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Salyangoz yetişkin hale geldiğinde gelişim biçimi değişir. Kabuk büyümez fakat kabuk ağzında  genişleme, ve diğer çeşitli kalınlaşmalar meydana gelir. (Kerney&amp; Cameron, 1979)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kabuk iki farklı tabakadan meydana gelmiştir. İnce olan içteki tabakaya Ostracum denir ve kalsiyum karbonat ve çeşitli proteinlerden meydana gelmiştir. Dıştaki kısım ise Periostracumdur. Proteinimsi yapıda, boynuzumsu ve geçirgen bir yapıdadır. Ostracum cilaya benzer, hayvanın vücudunda parlak ve yumuşak bir yüzey sağlar. Periostracum boş kabuklarda tamamen yıpranmıştır. Canlı formlarda, özellikle aşınmanın fazla olduğu kumul alanlarda yaşayanlarda, ise kısmen aşınmıştır. Bu yüzden kabuk soluk ve mat gözükür.</description></item><item><title>BAL ARILARININ TAKSONOMİSİ, VÜCUT YAPILARI VE GELİŞME DÖNEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bal-arilarinin-taksonomisi,-vucut-yapilari-ve-gelisme-donemleri-350834.html</link><description>BAL ARILARININ TAKSONOMİSİ, VÜCUT YAPILARI VE GELİŞME DÖNEMLERİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A- Bal Arının Taksonomisi &lt;br/&gt;Dünyada 100.000 dolayında böcek türü taksonomik olarak sınıflandırılmıştır. Bu 100.000 tür içinde 23.000 dolayında arı türü bulunmaktadır. Bal arıları evrimleri süresince diğer böcek türlerinden farklılık göstererek kendilerine has morfolojik ve anatomik yapılarını geliştirmişlerdir. Örneğin bal arılarında polen toplamaya yarayan polen sepetçiklerinin oluşması, nektar ve polenle beslenmeye geçiş bu farklılaşmanın en tipik örnekleridir. Hayvanlar aleminin böcekler sınıfında yer alan bal arısının taksonomisi aşağıda verilmiştir. &lt;br/&gt;Alem (Kingdom)    :Hayvanlar (Animalia) &lt;br/&gt;Şube (Phylum)     :Eklembacaklılar (Arthropoda) &lt;br/&gt;Alt şube (Subphylum)   :Antenliler (Antennata) &lt;br/&gt;Sınıf (Class):Böcekler (Insecta) &lt;br/&gt;Takım (Order)          :Zar kanatlılar (Hymenoptera) &lt;br/&gt;Familya (Family)       :Arılar (Apidae) &lt;br/&gt;Cins (Genus)           :Bal arıları (Apis) &lt;br/&gt;Tür (Species)          :Bal arısı (Apis mellifera) &lt;br/&gt;Apis cinsi içinde Batı bal arısı olarak adlandırılan Apis mellifera dışında 3 tür daha bulunur ki bunlar Doğu bal arısı türleri olan; Apis cerana, Apis dorsata ve Apis floreadır. Dünya bal üretiminde A. Ceranadan kısmen yararlanılırken üretimin tamamına yakın kısmı A. mellifera kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Diğer 2 tür ise kovana alınamamış olup doğal yuvalarda tek bir petek üzerinde yaşamaktadırlar. &lt;br/&gt;Arı taksonomisinde türden sonra ırklar yer almaktadır. Örneğin Anadolu ırkı, Apis mellifera anatolica olarak ifade edilir. &lt;br/&gt;B- Arının Vücut Yapısı &lt;br/&gt;Genel morfolojik yapısı bakımından diğer böceklere benzemekle birlikte, arının vücudu yumuşak yapıda olan yoğun bir kıl örtüsü ile kaplıdır. Arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Başta gözler, duyargalar ve ağız parçaları bulunur. Baş, vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karının dış kısmı segment denilen halkalardan oluşur. &lt;br/&gt;1. Baş &lt;br/&gt; Arılarda baş önden bakıldığında bir üçgeni andırır. Başta; gözler, duyarga ve ağız parçaları  bulunur. Gözler bir çift bileşik (petek) göz ile üç adet basit gözden ibarettir. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz; ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000den fazla gözcüğün birleşmesinden meydana gelmiştir. Gözün her bir ünitesi bakılan cismin küçük bir kısmını görür ve bu görüntüler birleştirilerek cismin görüntüsü tamamlanır. &lt;br/&gt;Arılarda koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını algılayan bir çift duyarga (anten) başta bulunmaktadır. Bu duyargalar oldukça kuvvetli kaslar yardımıyla her yöne hareket etme kabiliyetine sahiptirler. Duyargalar dişilerde 12, erkeklerde 13 halkadan meydana gelmiştir. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde arılar duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu algılayabilirler. &lt;br/&gt; Arılar; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelen yalayıcı-emici ağız tipine sahiptirler. Alt çeneleri yardımıyla koparıcı özellik gösterirler. Alt çene ve alt dudak birlikte uzanarak hortum şeklindeki &quot;probozis&quot;i oluştururlar. Probozis ve bunun uzantısındaki dil sıvı gıdaların alınmasını sağlar. Dil uzunluğu, arı ırkına göre değişmekle birlikte 6-7 mm arasındadır. Arının, üzeri kıllarla kaplı bulunan dil kısmı iç içe geçmiş sert halkalardan oluşur. Bu halkalar arasında zarımsı, dar ve tüysüz kısımlar vardır. Bu yapısından dolayı dil gerektiğinde uzayıp kısalabilme özelliğine sahiptir. Beslenme işlemi bittiğinde probozis kıvrılıp başın arka kısmına katlandığında dil eski haline nazaran oldukça kısa görünmektedir. &lt;br/&gt;İşçi arılar üst çenelerini polen almak, petek yapımında mum işlemek, herhangi bir şeyi tutup kavramak gibi işlerde kullanırlar. Arılarda hortum (dil) nektar, bal, şurup veya su gibi sıvı besinleri almak için kullanılır. Dil, arının emme işlevini yerine getiren organıdır.</description></item><item><title>YIRTICI HAYVANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yirtici-hayvanlar-394597.html</link><description>YIRTICI HAYVANLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KÖPEK BALIĞI&lt;br/&gt;Köpekbalıkları kendi çevrelerindeki 30 metrelik bir alanın dışında göremezler ve koku alamazlar. Ama su içinde ses dalgalarını yayan en zayıf çırpıntıları dahi hemen algılayabilirler. Köpekbalıklarının vücutlarının iç kısımlarında uzanan mukozada, çok duyarlı olan sinir uçları bulunur. Bu sinir uçları algıladıkları dalgaları beyne iletir ve böylece balık ses kaynağına doğru yönelir. Köpekbalıklarının yüzme kesesinde ve solungaçlarında suyu dalgalandırarak oksijen taşınmasını sağlayan kapak da bulunmaz. Bu nedenle köpekbalıkları yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli hareket etmek zorundadırlar. ÇİTA&lt;br/&gt;Çitalar dünyanın en hızlı koşan kara hayvanları olarak bilinirler. Kısa mesafeleri çok büyük bir hızla aşabilirler. Çitalar saniyeler süren bir zaman içinde hızlarını 72 km. ye kadar çıkarabilirler. Bazı çıtalar 600 m. den daha uzunca bir mesafeyi saatte 113 km. gibi inanılmaz bir hızla aşabilmektedirler. &lt;br/&gt;ASLAN&lt;br/&gt;Mükemmel bir gece görüşüne sahip olan aslanlar bu sayede geceleri rahatlıkla avlanabilir. Karanlıkta dolaşan aslanların ışığı mümkün olduğu kadar fazla toplayabilmeleri için gözlerinde özel bir tasarım vardır. Diğer canlılara göre daha büyük olan gözbebekleri ve lensleri aslanları iyi birer avcı yapan en önemli özelliklerdendir. Allah bu canlıları içinde yaşadıkları ortama en uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır. KARTAL&lt;br/&gt;Kartalların hem yerden havalanıp uçabilecek kadar hafif olmaları, hem de avlarını yakaladıklarında rahatlıkla taşıyabilecek kadar güçlü olmaları gerekir. Bir kel kartalın 7000den fazla tüyü vardır, fakat hepsini biraraya koyduğunuzda bütün tüylerinin ağırlığı yaklaşık 500 gram tutar. Ayrıca vücutlarının daha hafif olabilmesi için, kemiklerinin içi de boştur. Bu kemiklerin birçok yerinde havadan başka birşey yoktur. Bir kel kartalın tüm iskeletinin ağırlığı 272 gramdan sadece biraz fazladır. TİLKİ&lt;br/&gt;Tilkiler değişik iklim koşullarında yaşayabilen canlılardır. Allah tüm canlılar gibi onları da bulundukları</description></item><item><title>HAYVANLARDA ÜREME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlarda-ureme-349392.html</link><description>HAYVANLARDA ÜREME&lt;br/&gt;A) Omurgasız Hayvanlarda Üreme&lt;br/&gt;Omurgasız hayvanların bazılarında cinsiyet ayrılmamış olup, bir birey hem erkek hem de dişi organı bulundurur.böyle hayvanlara hermafrodit denir. Sürüngenlerde ise özel bir üreme organı yoktur.Vücudun birçok yerindeki hücreler bölünerek gametleri meydana getirebilirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit yassı kurtlar (Tenyalar) kendi kendilerini dölleyerek çok hızlı üreyebilmektedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak solucanları hermafroid oldukları halde kendi kendileri dölleyemezler.Üreyecekleri zaman iki hayvan çiftleşerek birbirini döller.İstiridyeler de ise aynı bireyde bulunan erkek ve dişi organlar farklı zamanlarda olgunlaşarak yine yabancı döllenme yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eklem bacaklılar ve böceklerin tamamı ayrı eşeyli hayvanlardır. Bir kısmı partenogenezle ürerler. Büyük çoğunluğu döllenmiş yumurtalarını dış ortama bırakırlar. Döllenme çiftleşme sonucu vücut içinde olur. Yumurtlar dış ortamda geliştikleri için büyüktürler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bal arılarında, eşek arılarında, karıncalarda, bazı çekirge ve kelebeklerde, yaprak bitleri ve su pirelerinde (Daphnia) partenogenez ile üreme görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Partenogenez olayının esası, yumurtanın döllenme olmadan gelişerek tam teşekküllü yeni bir bireyi (Haploid birey) meydana getirmesidir. Bu bireyler genellikle erkeklerdir. Aynı zamanda yumurtaların bir kısmı da döllenerek diploid dişileri meydana getirirler.&lt;br/&gt;Bal arılarının üremesi yanda özetlenmiştir. Erkekler haploid olduğu için spermleri mitozla oluştururlar. Kalıtsal farklılık hem erkek hem dişilerde görülür. Çünkü yumurtalar mayoz bölünme ile oluşturulur.&lt;br/&gt;Arıların erkeklerinde her karakter için birer gen bulunduğundan çekiniklik söz konusu değildir. Bu sebepten yumurtalarda ya da yumurtanın gelişmesi esnasında oluşabilecek bir mutasyon erkek arının dış görünüşünde hemen belirir, çekinik kalamaz. Dişilerde, mutasyon geni çekinik ise ilk dölde görülmeyebilir. &lt;br/&gt;Kraliçe (ana) arı,erkek arıyla yılda bir defa çiftleşme uçuşuna çıkar ve aldığı spermleri kendi vücudundaki bir torbada yıllarca saklar. Yumurtalarını çıkarırken torbanın ağzını bazen açar, bazen büzer.böylece bazı yumurtalar döllenir, bazıları döllenmez. Döllenenlerden dişiler gelişir. Dişi embriyoların bazıları ana arı tarafından özel olarak beslenir. Bunlar yeni ana arıyı meydana getirirler. Özel besin alamayan dişiler kısır olup, işçi arıları oluştururlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Haploid (İsteğe Bağlı) Partenogenez: En çok bilinen partenogenez biçimidir. Yukarıda anlatılan bal arılarının üremesi buna en iyi örnektir. Haploid yumurtalardan (döllenme olmadan) erkek bireylerin gelişmesi şeklindedir. Döllenenlerden ise dişiler gelişir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Diploid (Zorunlu) Partenogenez: Bazı türlerde partenogenezle sadece diploid dişiler meydana gelir. Çünkü burada döllenme olmadan gelişen yumurtalar mitozla oluşturulmuşlardır. Erkekler normal yumurtanın döllenmesiyle oluşan diploid fertlerdir. Kromozom sayısı değişmediği için buna diploid partenogenez (zorunlu partenogenez) denir. Su pirelerinde (Daphnia) görülür. Kışa dayanıklı bireyler oluşturulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı hayvanların yumurtaları insanlar tarafından kimyasal ve mekanik uyarıcılarla uyarılarak gelişme başlatılabilir. Buna deneysel partenogenez denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı omurgasızların hayat devrinde hem eşeyli, hem de eşeysiz üreme beraber görülür. Eşeysiz üreyen bir döl, eşeyli üreyen bir döle değişerek hayat devri tamamlanır. Buna metagenez (döl almaşı) denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Obelia kolonisinde ve Deniz analarında metagenez görülür. Bu hayvanlarda gametler suda döllenerek zigotu oluşturur. Zigot gelişerek planula larvasını meydana getirir. Planula yüzerek bir yere tutunur. Burada büyüyerek hidraya benzeyen bir birey haline gelir. Bu birey enine bölünmelerle eşeysiz olarak ürer ve genç deniz analarını oluşturur. Bunlardan da ergin bireler gelişir. Oluşan ergin dişi ve erkekler gametleri oluşturarak eşeyli üremeyi sağlarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böcek türlerinin büyük çoğunluğu gelişmeleri esnasında başkalaşım (metamorfoz) geçirirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çevremizde gördüğümüz tırtılların (kurtçukların) çoğu bir böcek türü</description></item><item><title>HAYVANLARDA GÖÇ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlarda-goc-352685.html</link><description>HAYVANLARDA GÖÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvanlarda göç çok eskiden beri insanoğlunun merakını çekmiştir. Hayvan göçlerinin nedenlerini tam olarak ortaya koymak bugün bile mümkün olmamıştır. Hala birçok karanlık nokta vardır.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvanların neden göç ettiklerini anlayabilme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Hayvanların besin ihtiyacı veya kendileri için uygun olmayan şartları gidermek amacıyla göç ettikleri söylenir. Fakat tam olarak herşey açıklığa kavuşmuş değildir.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvanların kendileri için daha iyi bir ortam bulabilme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şunu bilmekte yarar vardır. Hayvanlardaki göçü tek bir nedene bağlamak yanlıştır.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvanlardaki göçün bir tek nedeninin olmadığını öğrenebilme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvan göçleri bir dış sebeplerle bir de içten gelen kalıtsal içgüdü, yani instik&quot;le ve düzenli bir şekilde olur.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvan göçlerinin çeşitli sebeplerle olduğunu anlayabilme   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dış sebeplerle olan hayvan göçlerinde bir düzenlilik görülmez ve bu dış nedenlerin ortadan kalktığında göçün son bulduğu görülür.&lt;br/&gt;Amaç: Dış sebeplerle olan göçlerin düzenli olmadığını kavrayabilme   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu nedenlerin başında su baskınları, orman ve step yangınları, büyük ölçüde ortaya çıkan iklim değişiklikleri, volkan patlamaları vb. gibi nedenler sayılabilir.&lt;br/&gt;Amaç: Dış nedenlerin hayvanları göç ettirmeye zorladığını anlayabilme   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böyle durumlarda hayvanlar bulundukları yerlerden büyük şaşkınlık ve korku ile gelişigüzel dağılır ve göç ederler. Bu bakımdan zoraki olan bu göçler tipik hayvan göçlerine (sınıfına) girer.&lt;br/&gt;Amaç: Her göçün tipik hayvan göçüne girmediğini anlatabilme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvanların içgüdüsüyle, kalıtsal olan göçlerde birçok hayvan türünün göç etme zamanında içten zorlamayla hareket etme isteği olur. Göç zamanı geldiğinde hayvanlar bir araya toplanır.&lt;br/&gt;Amaç: Göç zamanının gelmesinin hayvanların içgüdüsü ile olduğunu öğretebilme     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Takip edilen göç yolu ya tecrübeli yaşlı hayvanlar tarafından izlenir veya tecrübeli hayvanlara ihtiyaç olmadan genç bireyler (lider komutanlar) izlenir.&lt;br/&gt;Amaç: Göç yollarında lider ve tecrübeli hayvanların önderlik yaptığını öğretebilme        &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böcekler omurgasız hayvanlar içinde büyük çapta göç eden canlılardır. Çekirgelerin eskiden beri göç ettikleri bilinir. Çekirgelerin hepsinde göç olayı görülmez. Göç etmeyen tiplerin göç etmeyecekleri anlamına gelmez. &lt;br/&gt;Amaç: Böceklerin büyük çapta göç ettiği ve göç etmeyen tiplerinde olduğunu anlatabilme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygun şartlar ortaya çıktığında göç etmeyen hayvanlarda göç edebilir. Bu hayvanların (gregarin) ilginç yanı her zaman göç etme istinklerinin bulunmayışıdır. Göç etme istinki birdenbire ortaya çıkmaz.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvanların şartlara göre göç etme olayını anlatabilme   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygun olduğu yıllarda, birbirinden ayrı yaşayan bireylerde morfolojik ve fizyolojik değişmeler olur. Bu değişme devam ederse göç etme özelliği ortaya çıkar. Bir araya gelme olayı olur ve ayrılmazlar. &lt;br/&gt;Amaç: Uygun şartlarda hayvanlarda birtakım morfo-fizyolojik değişme olduğunu anlatabilme  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küçük sürüler birleşirler, büyük sürüleri oluştururlar. Henüz kanatlanmamış çekirgeler (yavru) geceleyin istirahat ederler. Güneşin doğmasıyla bazı sebeplerle rüzgar ve ışığın altında belli bir istikamete doğru yol alırlar. &lt;br/&gt;Amaç: Hayvanların rüzgar ve ışığın altında belli bir yöne yöneldiğini öğrenebilme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu hareket başladıktan sonra bunları durdurmak imkansızdır. Kanatlanan sürü yoluna devam eder. Sürüler geniş alanlara yayılır. 20-100 km genişlikte olabilir. &lt;br/&gt;Amaç: Göçe başlayan hayvanların artık durmayacaklarını öğretebilme  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çekirgelerden başka böcekler içerisinde göçleri bilinen ve hatta düzenli göç eden böceklerde vardır. Örnek: Süne, kımıl, uğur böceği gibi böceklerde düzenli göçler görülür.&lt;br/&gt;Amaç: Hayvanlardaki göçlerin birbirlerinden düzenli olduğunu kavratabilme    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sürüler halinde göç eden böcekler yazın ovalara, kışın yüksek yerlere göç ederler. Sonbaharda yüksek yerlere doğru göç etmeye başlarlar. Tayyare böceği, bazı lepidopler, ephemerlerde zaman zaman göçleri sürü halindedir. &lt;br/&gt;Amaç: Göçün mevsimlere göre farklı yerlere olduğunu  anlatabilme   &lt;br/&gt;KUŞLARDA GÖÇ&lt;br/&gt;Göç deyince akla ilk önc</description></item><item><title>KARMA EM KALİTESİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karma-em-kalitesine-etki-eden-faktorler-369306.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;ZİRAAT FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;ZOOTEKNİ BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARMA YEM KALİTESİNE &lt;br/&gt; ETKİ EDEN FAKTÖRLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deniz SOYSAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karma Yemler Teknolojisi &lt;br/&gt;Ders Semineri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BURSA &amp;#8211; 2004 &lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                                                                                                                 Sayfa&lt;br/&gt;1.Giriş.  &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.. 3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Karma Yemlerle İlgili Mevzuat ve Standartlar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;. 3 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. Karma Yem İmal Eden Fabrika ve İşletmelerin Tabi Olacağı Asgari  &lt;br/&gt;       Teknik  Koşullar&amp;#8230;.&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230; 4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.2. Karma Yemleri İmal Eden Fabrika ve İşletmelerin Asgari Sağlık &lt;br/&gt;       Koşulları&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.. 4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Hammadde İle İlgili Sorunlar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.1. Hammaddeden Örnek Alınması ve Analizler&amp;#8230;..&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2. Bitkisel Kökenli Hammaddeler&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..8&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;            3.3. Hayvansal Kökenli Hammaddeler&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.9&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.4. Diğer Hammaddeler&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.5. Yem Katkı Maddeleri İle İlgili Sorunlar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.6. Hammaddelerin Depolanması İle İlgili Hatalar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...11&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. Öğütme İşleminden Kaynaklanan Hatalar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..12&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5. Karıştırma İşleminden Kaynaklanan Hatalar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.13&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6. Pelet Yemin Kalitesini Etkileyen Faktörler&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.13&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.1. Formülasyonun Etkisi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.14&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.2. Partikül Büyüklüğünün Etkisi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...15&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.3. Tavlama (Buharlama)&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.15&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.4. Preslemenin Etkisi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...16&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.5. Soğutmanın Etkisi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;....16&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;7. Karma Yemlerde Dehomojenizasyon...................................................................16&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8. Karma Yemlerin Depolanmaları..........................................................................17&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9. Sonuç.......................................................................................................................17&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10. Kaynaklar&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.....&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.&amp;#8230;&amp;#8230;...18&lt;br/&gt;KARMA YEM KALİTESİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Giriş.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yem; pratikte elde edilmiş olan tecrübelerin gösterdiği sınırlar</description></item><item><title>PUL KANATLILAR (KELEBEKLER)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pul-kanatlilar-(kelebekler)-457795.html</link><description>Bu döküman 11 sayfası resimlerden oluşmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15. Ordo (Takım): Lepidoptera (Pul kanatlılar = Kelebekler)&lt;br/&gt;Kınkanatlılardan (Coleoptera) sonra en kalabalık takımdır. Kanatlar üzerinde, yassılaşarak içine pigment birikmiş olan keratin yapılardan pullar oluşmuştur.</description></item><item><title>KÖPEKBALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kopekbaliklari-375544.html</link><description>KÖPEKBALIKLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pek çok kimsenin denizde en çok korktuğu, hatta bu yüzden denize giremediği hayvan, kuşkusuz köpekbalığı. Aslında insanlar için daha tehlikeli olabilecek hayvanlar varken, köpekbalığından bu kadar korkulmasının nedenleri ne olabilir? Neden bu hayvan bu denli ilgi çekici? Köpekbalığı gerçekten anlatıldığı gibi, kusursuz bir yırtıcı ya da yok edici mi? İnsanlara neden saldırıyor? Tüm bu ve buna benzer soruların yanıtlarını bu hayvanın evrimsel geçmişine, biyolojisine, köpekbalıklarına bakış açılarımıza ve onlarla olan ilişkilerimize bakarak değerlendirmek gerekir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Köpekbalıkları, efsaneler, abartılı öyküler, haberler, korku filmleri aracılığıyla denizlerdeki korkunun temsilcileri olmuş. Ancak kötü şöhretlerine karşın insanlarla olan ilişkilerine bakıldığında, bu canlılara haksızlık edildiği açık. İnsanlar için potansiyel bir tehlike oluşturan bazı köpekbalığı türleri füze biçimli bedenleri, kocaman ağızları içindeki keskin dişleri ve meşhur sırt yüzgeçleriyle etrafa dehşet saçan, denizde insan kanına susamış canlılar olarak zihinlere yerleşmiş. Konuya ilişkin bilgisi oldukça az olan insanlarda bir köpekbalığı fobisi oluşmuş. Oysa, bu fikrin yanlışlığı biraz düşünüldüğünde kendiliğinden ortaya çıkmakta. Öyle ki, bırakın insanları memelilerin daha yeryüzünde yaşamadığı 350 milyon yıl kadar önce ilk türleri ortaya çıkan köpekbalıklarının doğal kurbanlarının insan olması mümkün değil.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Evrimsel Geçmiş&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kökenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, bu hayvanların fosillerine Devoniyen dönemlerde rastlanır (395-345 milyon yıl önce). Bulunan en eski köpekbalığı fosili Orta Devoniyene aittir. Bu dönemden sonra gelen Karboniferde (345-280 milyon yıl önce) havanın ısınarak kuzey ve güney kutup bölgelerinin daralmasıyla, köpekbalıklarının denizlerde baskın tür konumuna geçtikleri düşünülüyor. Günümüz köpekbalıklarıysa Jura döneminin başında (190-136 myö) ortaya çıkmış. Krae-tase döneminde de (136-65 myö) varlığını günümüze değin sürdüren aileler ortaya çıkmış. Beslenme ve yüzme sistemlerindeki değişimler dışında köpekbalıklarının vücut yapıları evrim sürecinde çok az değişikliğe uğramış.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Köpekbalıkları, omurgalı hayvanların kıkırdaklı balıklar sınıfından olan canlılar. Vücut yapılarında kemik bulunmaz. Tümüyle kıkırdaktan oluşan bu yapı nedeniyle sualtında oldukça kıvrak hareket edebilirler. En büyük dezavantajları, kemikli balıklarda bulunan ve su içinde dengede kalmalarını sağlayan &quot;yüzme keselerinin&quot; olmayışı. Yüzmeyi bıraktıkları anda, ağır bir metal parçası gibi dibe çökerler. Yani, sürekli hareket etmek zorundadırlar. Yüzme keselerinin olmaması, su içinde dikey yönde oldukça hızlı hareket edebilmelerini sağlar. Ayrıca, bu hayvanlarda vücudun yaklaşık %20-30u karaciğerden oluşur. Bu çok yağlı karaciğerler, köpekbalıklarına pozitif bir yüzerlilik kazandırır. Ancak karaciğerinin günümüzde kozmetik malzeme ve ilaç yapımında kullanılması, hayvanın çok fazla miktarda avlanmasına ve birçok türün soyunun te</description></item><item><title>PARAZİT TOHUMLU BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?parazit-tohumlu-bitkiler-395615.html</link><description>1. GİRİŞ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazitizm; Bir canlının konakçı ismi verilen bir başka canlı üzerinde yaşaması şeklinde oluşan yaşam birliğidir.Bu yaşam birliğinde asalak olan konakçıyı zayıflatır. Parazitizm bir hayvanla hayvan arasında;bir hayvanla bitki arasında görülebileceği gibi bir bitki ve bitki arasında da görülebilir. Tohumlu bitkiler içinde de kimi bitkiler vardır ki bunlar konakçı adı verilen başka tohumlu bitkiler üzerinde parazit ya da yarı parazit olarak yaşarlar. Bu parazitlik iki şekilde karşımıza çıkmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yarı Parazit tohumlu bitkiler konakçılarının su ve suda erimiş minerallerinden faydalanırlar. Bu hammaddeleri konakçılarından alıp kendi yeşil pigmentlerinde (klorofillerinde) sentezlerler. Yarı parazit tohumlu bitkilerin klorofilleri vardır. Bunlar bir konakçı olmadan da yaşamlarını sürdürebilirler. Bu yüzden yarı parazit tohumlu bitkilere fakültatif parazitler de denir.Yarı parazitlerden en tanınmışları Viscum album L., Loranthus europaeus Merr.,Arceuthobium oxycedri Bieb.gibi bitkilerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tam Parazit tohumlu bitkiler konakladıkları bitkilerden doğrudan doğruya faydalanırlar. Tam parazit olan tohumlu bitkilerin klorofilleri bulunmaz. Bu yüzden yaşamlarını devam ettirebilmeleri için mutlaka bir konakçıya ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden tam parazit tohumlu bitkilere obligatif parazitler de denir. Tam parazitlerden en tanınmışları Orobanche ve Cuscuta cinslerinin türleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.PARAZİT TOHUMLU BİTKİLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit tohumlu bitkiler konukçunu fotosentez ürünlerinden yararlanmak için konukçuya ihtiyaç duyarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit tohumlu bitkilerin haustorium denilen ve konakladıkları bitkilerin genellikle kök veya gövdelerine bağlanmalarını sağlayan emeçleri vardır. Haustoriumlar fizyolojik bir köprü gibi işlev yapar.Bu emeçler sayesinde parazit bitkiler konakçının vasküler sistemine veya dokularına bağlanırlar ve buradan su ve mineral geçişini sağlarlar.Haustoriumlar parazit bitkinin konakçıya bağlanacakları zaman gelişir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazi</description></item><item><title>KARINCALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karincalar-457803.html</link><description>Bir erkek ve bir dişi bireyden oluşan karınca topluluğu, kısa zamanda bir çiftten, binlerce bireye ulaşır. Hızla çoğalmalarına rağmen, 300 milyon yıllık bir deneyim ile, alt yapısı tüm gereksinmeleri karşılayacak şekilde oluşturulmuş yerleşim birimleri içinde, bireysel çıkarcılıktan uzak bir toplumsal yaşam sürdürmeyi başarırlar.</description></item><item><title>AVRUPA&quot;NIN YABAN HAYATI VE DOĞAL YAŞAMA ORTAMLARINI KORUMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-nin-yaban-hayati-ve-dogal-yasama-ortamlarini-koruma-379874.html</link><description>Avrupa&quot;nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma&lt;br/&gt;DESTEKLEYEN KURULUŞLAR &lt;br/&gt;Avrupa Komisyonu, LIFE Programı &lt;br/&gt;Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü &lt;br/&gt;İŞBİRLİĞİ YAPAN KURULUŞLAR &lt;br/&gt;Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (TKB), Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü &lt;br/&gt;Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü (ETAE) &lt;br/&gt;Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü (TBMAE) &lt;br/&gt;Çevre Bakanlığı (4B), Çevre Koruma Genel Müdürlüğü&lt;br/&gt;Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD)&lt;br/&gt;AMAÇ &lt;br/&gt;Projenin ana amacı Bern (Avrupa&quot;nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma) Sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen ve Tuz Gölü, Toroslar, Burdur, Konya alanında yayılış gösteren hedef bitki türlerinin populasyonlarından ve bu türlere ait Önemli bitki alanlarının belirlenerek, kendi ekosistemlerinde muhafazalarının sağlanmasıdır. &lt;br/&gt;MATERYAL&lt;br/&gt;Bern sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen ve Tuz Gölü, Toroslar, Burdur, Adana üçgeninde yayılış gösteren bitki türleri: Onamsa halophilum Boiss., Gypsophilla oblanceolata Bark. Silene salsuginea Hub-Mor., Kalidiopsis wagenitzil Aellen, microcnemum coralloides (Loscos &amp; Pardo) Font-Quer ssp anatolicum Wagentiz, Suaeda cucullata Aellen, Anacyclus latealatus Hub-mor., centaurea halophila Hub-Mor., Beta adanensis Pamuk, Ferula halophila Peşmen, Limonium tamaricoides Bokhori. &lt;br/&gt;UYGULANAN YÖNTEMLERİN AMAÇLARI &lt;br/&gt;1. Yürütülen survey ve envanter çalışmalarıyla hedef türler ve birlikte yaşadıkları türlere ait herbaryum örneklerinin, tohum ve vejetatif materyalin toplanması ve tanımlanması &lt;br/&gt;2. Ekocoğrafik ve sosyoekonomik survey ve envanterler &lt;br/&gt;3. Proje alanında Bern sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen hedef türlere ait Önemli Bitki Alanlarının (ÖBA) belirlenmesi ve yerinden muhafaza alanlarının seçilmesi. &lt;br/&gt;4. Veri tabanı oluşturulması ve veri yöntemi. &lt;br/&gt;5. Önemli bitki Alanları&quot;nın üzerindeki etkilerin analizi &lt;br/&gt;6. Belirlenen her bir alan için yönetim planı geliştirilmes i&lt;br/&gt;7. ÖBA&quot;nın izlenmesi. &lt;br/&gt;8. Halkın bilgilendirilmesi ve katılımı &lt;br/&gt;9. Resmi ve gönüllü kuruluşlar arasında kurumsal bağların güçlendirilmesi. &lt;br/&gt;BİTKİ GENETİK KAYNAKLARI &lt;br/&gt;Bitki genetik kaynakları çalışmaları: Türkiye&quot;nin ıslah edilmemiş kültür bitkileri çeşitleri (köy çeşitleri), bunların yabani akrabaları, ekonomik öneme sahip yabani bitkiler ve doğal floroda mevcut diğer bitki türlerinin (endemik türler dahil) kaybolma tehlikelerine karşı sürveyi ve toplanması; uzun süreli muhafazası ve bunlara ilişkin tüm bilgilerin dökümantasyonu olarak özetlenebilir. &lt;br/&gt;Alt bitki grupları tarafından gerçekleştirilen programlarla toplanan tohum ve herbaryum örnekleri saklanmaktadır. Tohum örnekleri aktif ve baz koleksiyonları olarak EGE TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (ETAE) gen bankasında muhafaza edilmektedir. Gen bankasında bitki gruplarına ait 40 bini aşkın tohum örneği saklanmakta, tohum morfoloji ve çimlendirme yöntemlerine ilişkin araştırmalar yürütülmektedir. Beş binin üzerinde vejetatif materyal ise muhafaza bahçeleri şeklinde</description></item><item><title>YILANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yilanlar-386963.html</link><description>Yılanların Özellikleri: &lt;br/&gt;  Yılanlar Sürüngenler sınıfının, Suquamata (Pullu Sürüngenler) takımından, Ophidia alttakımına bağlı hayvanlardır. Kertenkeleler ise Suquamata takımına bağlı olmakla birlikte, Lacertilia alt takımı olarak yılanlardan ayrılmaktadır. &lt;br/&gt;   Yılan ve kertenlelelerde dişler çeneye yapışıktır, yani çukurlar içinde değildir. Kafada bulunan quadrat kemiği, kertenkelelerin çoğunda yılanların hepsinde oynaktır. &lt;br/&gt;   Vücut silindir şeklinde uzunca biçimlidir, bacaklar bulunmaz ancak bazı ilkel yılanlarda anüs yarığının her iki tarafında mahmuz biçiminde arka ayak kalıntıları bulunmaktadır. Kulaklar körleşmiştir, dış kulak, kulak zarı ve orta kulan bulunmaz ancak, iç kulak vardır, dolayısıyla yılanlar duyamazlar ancak yerdeki titreşimleri hissedebilirler. &lt;br/&gt;   Yılanların göz kapağı yoktur, gözün ön kısmında gözü tamamen örten saydam bir tabaka vardır, bu sebepten, gözü sürekli açık görünür. Dil uzunca yapılı ve ucu çatallıdır, yılanın ağzı kapalıyken bile dilini, dudakların ön kısmındaki bir yarıktan dışarıya çıkartılabilir. &lt;br/&gt;   Yılanları çoğunda sol akciğer bulunmaz (Boidae familyası hariç onlarda da dol akciğer daha kısadır) bununla birlikte sağ akciğer kuyruğa ulaşacak kadar uzundur ve son kısmı hava kesesi biçimindedir, bu depolanan hava özellikle avını yutarken havasız kalmaması için gereklidir. Yılanlarda mide, karaciğer, böbrek de uzun yapılıdır. Böbrek, testis gibi organlar aynı hizada değildirler. Yılanlarda sidik torbası bulunmamaktadır. Hem yılanların hem de kertenkelelerin erkeklerinde, iki çiftleşme organı bulunur (Hemipenis) kloak yarığı eninedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yılanların Boyu ve yaşam süreleri: &lt;br/&gt;   Genel olarak yılanların boyu, 10 cm ile 10 m arasında değişir. Daha uzun boyda olanlarının da mevcut olduğu iddia edilsede bu bilimsel olarak doğru değildir. Dünyadaki en uzun boylu yılanlara örnek olarak Anakonda&quot;yı verebliriz (Bilimsel adı: Eunectes murinus)  yaklaşık10 metre, en küçük yılan ise Madagaskarda yaşayan Typhlops reuteri dir ve boyu 10 c</description></item><item><title>KARINCA KOLONİSİ OPTİMİZASYON ALGORİTMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karinca-kolonisi-optimizasyon-algoritmalari-387241.html</link><description>KARINCA KOLONİSİ OPTİMİZASYON ALGORİTMALARI&lt;br/&gt;Bu algoritmalar ,karıncaların doğal davranışlarını taklit ederek sürekli ve süreksiz problemleri çözmek için kullanılır. Bu algoritmaların en çok kullanıldığı problem TSP yani seyahat eden tüccar (travelling salesman problem) problemidir. Biz daha sonra bir Japon bilim adamı ve arkadaşları tarafından ortaya atılan TACO (touring ant colony optimisation algorithm) yöntemini sürekli fonksiyonların optimizasyonu için kullanacağız.&lt;br/&gt;Karınca kolonisi yöntemi pozitif geri beslemeli bir yöntemdir. Bu yöntemde temel alınan karıncaların davranışını biraz açıklarsak , bir karınca evi(nest) ile besin(food) kaynağı arasında gidip gelmek için çevre şartlarına göre gidebileceği yolları belirler. Bu yollardan birinden geçen ilk karınca yolun kısalığına göre (yol kısa ise daha çok olmak üzere) yola koku bırakır bu kokuya phremone denir. Daha sonra gelen karıncalar da aynı şeyi yaparak yolda devam ederler. Bir karınca iki yolun birleştiği noktada bir yol tercihi yapacaktır. Bu yolun seçimini öncelikle yoldaki koku miktarına, ikinci derecede ise rasgelelikle yapar yani bir yol hem koku miktarına hem de randomize bir ölçütle tercih edilir. Eğer yol sadece koku ile seçilecek olsaydı bütün karıncalar sadece ilk geçen karıncanın geçtiği yolları tercih edecek ve bu nedenle ilk seçilen yola kıyasla daha kısa yolları keşfetme imkanını bulamayacaktı.&lt;br/&gt;Görüldüğü gibi bu şekilde kısa yollarda daha fazla koku bulunacak ve bir karıncanın bu yolu seçme ihtimali artacaktır. Daha geniş manada ise bu algoritmalarda yola bırakılan kokunun artması durumunda bu kokuyu azaltmak için yoldan karınca geçtikten sonra veya belirli bir zaman periyodu sonrasında belirli miktarda koku buharlaşması(phremone decay) olmalıdır. Bu buharlaşma ile daha değişik yol kombinasyonu ve dolayısıyla daha kısa bir yol bulma ihtimali doğacaktır. Bunun dışında her karıncanın bir hafızası olmalı bu şekilde her karınca attığı en iyi turu hafızasında tutar.&lt;br/&gt;Daha genel baktığımız karınca</description></item><item><title>KUŞLARDA GÖÇ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuslarda-goc-441704.html</link><description>KUŞLARDA GÖÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuşların hareket ve davranışları yüzyıllar boyunca insanların ilgisini çekmiş, özellikle mevsimlik hareketleri merak konusu olmuştur. Göç sorunu, insanlar için günümüzde bile ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bilim adamlarının büyük bölümü, kuşları göç etmeye iten dürtülerin çift yönlü olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bunlardan birisi, çeşitli dış etkenlere, diğeri ise hormonsal niteliklerine bağlıdır.Tehlikeli bir yolculuğa kalkışma alışkanlığı, kuzey bölgelerin, kışa oranla yazın daha fazla bireyi besleyecek olmasının sonucudur. Sıcaklıklarına ve gün ışığının daha uzun olmasına bağlı olarak ve daha rahat yiyecek bulma amacıyla yaz aylarında kuzeye, kış aylarında ise güney bölgelerine göç ederler. Özellikle böceklerle beslenen kuşların sıcak bölgelerde daha fazla yiyecek bulabilecekleri bir gerçektir.Araştırmacı William Rowan&quot;ın 1920&quot;de yaptığı klasik bir deney, bazı kuşların mevsimlerin değişme döneminde, gün ışığında ortaya çıkan farklılaşmaların etkisinde kaldığını kesin biçimde ortaya koymuştur. W.Rowan, sert Kanada kışı sırasında, söz konusu bölgelerde doğal olarak ilkbaharda görülen ışık artışına benzeyecek gün ışığını yapay yolla artıran kayağantajı (ar-duvaz) rengi hasırotlarını açık bir kafese serdi. Öte yandan deneyin doğruluğundan emin olmak için , yakındaki başka bir kafese , ışık artmasının etkisinde kalmayan aynı türden kuşlar yerleştirdi. Birinci kafestekilerin eşeylik organları, İlkbahar mevsiminde olduğu gibi hızla büyüdü. Buna karşılık ikinci kafesteki kuşların eşeylik organları küçük kaldı. İkinci kafestekiler serbest bırakıldıklarında laboratuvar çevresinde kalırken, birinci kafesteki kuşlar hazırlıksız bir göç girişimine kalkıştılar.&lt;br/&gt;W. Rowan eşeylik organlarındaki bu değişikliği, kuşlarda ortaya çıkan hormon değişikliklerinin etkisi olarak yorumlamış ve kuşlarda eşeylik organı salgı bezinin , gerçek göçten oldukça önce büyüdüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, beden yapılarının değiştiğini ve gerçek bir enerji deposu olan beden yağlarının bu dönemde artığını ortaya koymuştur.&lt;br/&gt;. Bu evrede, onları yola çıkmaya iten bir çeşit işaret bekler gibi oldukları, göç etkinliği sırasında, gidiş gelişlerin çeşitli türlerde farklı olduğu, yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.&lt;br/&gt;Skolastik okulunun bazı düşünürleri &quot;A&quot; harfinin biçiminin uçmakta olan kuş sürüsünün görünüşü olduğunu öne sürmüşlerdir.&lt;br/&gt;Aristoteles M.Ö. 300&quot;de uzun süre kuşların hareketlerini incelediğini, ancak doyurucu bir sonuca varamadığını itiraf etmiştir. Yalnızca büyük kuşların uzun süre uçabileceğini söyleyen Aristoteles&quot;in bu yanılgısına yüzyıllar boyunca inanılmış ve kırlangıçlar ile başka küçük kuşların yer değiştirmesine ilişkin kanıtlar elde edilmeye başlanınca Aristoteles&quot;in bu tezi çürütülmüştür.&lt;br/&gt;Yakın dönemlerde halka takma yöntemiyle yapılan araştırmalar sayesinde, çeşitli kuş türlerinin göç yollarına ilişkin veriler elde edilmiş ve göç mekanizması kanıtlanmıştır.&lt;br/&gt;Halkalarla işaretlenmiş kuşlar üstünde yapılan ilk incelemeler, göçle ilgili eski sert tartışmalara son vermiştir. Çok geniş uygulanan halka takma tekniği ilk 1890&quot;da Avrupa&quot;da ortaya çıkmıştır. 1920 yıllarında ABD&quot;nde de uygulanmaya başlanan bu yöntemle erişkin kuşlara halka takılarak nerede bulunduğu belirlenmiş ve bu sayede kuş bilimciler, göçlerin bir haritasını yapma, bazı türler için göçün hangi dönemde başladığını belirleme, imkanı bulmuşlardır. Halka takma tekniği, kuşlarda bazı içe doğuş yetenekleri bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Örneğin , bazı su kuşlarını, belli bir uçuş çizgisi izlemezler ve sık sık yol değiştirdikleri olur&lt;br/&gt;Gelişen teknoloji ile birlikte, kuşların göç yollarını radar ekranları ile izleyebilen ve süratlerini ölçen aygıtlardan yararlanan günümüzün bilim adamları, birçok kuş türünün göç koşullarının ayrıntılı bir çerçevesini ortaya koymuşlardır.&lt;br/&gt;Özellikle radar gözlemleri aracılığıyla bazı küçük kuşların 3600 m&quot;den yüksekte uçtukları ortaya çıkarılmıştır.  Buna karşılık ortalama uçuş yüksekliklerinin 900-1200 m olduğu, ortala</description></item><item><title>KARINCALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karincalar-388819.html</link><description>1.SİSTEMİTİKTEKİ YERİ&lt;br/&gt;                                             ALEM: ANİMALE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TAKIM: HYMENOPTERA (ZAR KANATLILAR)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FAMİLYA: FORMİCİDAE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜR: Formiva rufa L.,  KIRMIZI ORMAN KARINCASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.MORFOLOJİSİ: Formica rufa grubu karıncalar ço0k çeşitli alttür ve varyeteler oluşturmuşlardır.bunların tümünün biyolojileri yaklaşık olarak aynı olmakla birlikte morfolojik yapıları farklıdır. Bu nedenle bir karışıklığa sebep olmamak için morfolojileri hakkında bilgi verilmemiştir.   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.YAYILIŞI: Avrupa ve Rusya&quot;da yaşamaktadır. Türkiye&quot;de Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde iğne yapraklı ve kısmen de iğne yapraklı+yapraklı ağaç karışımı ormanlarda yaygındır. Güney hududu Kütahya ve Tavşanlı&quot;ya kadar uzanır. Türkiye&quot;de 105 m&quot;den alçak ve 1970 m&quot;den yüksek alanlarda yuvasına rastlanamamıştır. Halbuki Avrupa&quot;da, örneğin Avusturya Alplerinde 160-1080 ve İtalya Alplerinde 400-1900 m&quot;ler arasında yaşadığı bildirilmektedir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.BESİNLERİ: hava sıcaklığının artmasıyla etrafa yayılarak besinlerini ararlar. Bunların besinleri arasında tırtıllar, yaprak arılarının larvaları, yumuşak coleoptera türleri, kelebekler, arılar, böcek pupaları ile yumurtaları ve bitki bitlerinin dışkıları bulunmaktadır.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.YAŞAMLARI: bu karıncalar ekseriya çürümeye yüz tutmuş bir kütüğün etrafında iğne yaprak ve başkaca bitkisel maddelerden inşa ettikleri çeşitli büyüklükte tepecikler şeklindeki yuvalara koloni halinde yaşarlar. Yuvaların içinde birçok yolları vardır. Bu yollar yuvaların alt kısmındaki toprağın içinde de 1-2 m kadar derine giderler. Koloniler çoğalma yeteneğinde olan bir ya da daha fala dişi (bey, kraliçe) ile pek çok (sayıları bazen milyonu aşan) işçi ( cinsiyet bakımından gelişmemiş kanatsız dişi) fertlerinden oluşur. Erkek karıncalar toplu yaşama dahil olamazlar. Çünkü bunlar dişilerle çiftleştikten sonra ölürler. Dişi karıncalar ortalama 20 yıllık ömürleri boyunca bir kere çiftleşirler. Başlangıçta kanatlı olan dişiler çiftleştikten sonra kanatlarını atarlar. Bu</description></item></channel></rss>