<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Ekonometri - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Ekonometri</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>POST MODERNİZİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?post-modernizim-449597.html</link><description>Emperyalizmin Yeni Sürecinin İdeolojik Harcı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gericiliğin yeni İdeolojik Zemini:&lt;br/&gt;Postmodernizm&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M. Seyhan&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Kültürel bir çöl yaratılmışsa orada her şey satılabilir; çünkü çölde her şey mucize etkisi yapar&quot; &lt;br/&gt;P.P. Pasolini&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş &lt;br/&gt;Bundan yaklaşık 30 yıl önce, Mahir Çayan, ünlü Kesintisiz Devrim broşürüne &quot;ülkemiz solunda bugün tam bir teorik keşmekeş hüküm sürmektedir&quot; diye başlamıştı. Oysa şimdi, 2000&quot;li yıllardan geçmişe doğru baktığımızda, her şey ne kadar sade görünüyor! Dünyanın az çok oturmuş dengeler üzerinde döndüğü, sistemlerin karşılıklı duruş sergilediği, hatta aradaki unsurların bile &quot;üçüncü dünya&quot; tanımlaması altında bir ölçüde istikrar gösterdiği bir ortamda sosyalist teorik açılımlar anlamında da altı üstü üç-dört &quot;merkez&quot; ve &quot;şube&quot;lerden söz edilebilmekte ve bütün bu manzarayı özetlemek, kategorize etmek de o kadar güç bir iş gibi görünmemektedir. &lt;br/&gt;Olaya bu açıdan bakıldığında, bugünkü karmaşık durumu (yalnızca solu değil genel olarak dünya ahvalini) tanımlamak için &quot;keşmekeş&quot; sözcüğü artık çok zayıf kalıyor. Son on yılda sağda ve &quot;sol&quot;da ne kadar tuhaf şeyler duyduğumuzu, bizim bildiğimiz olguların nasıl başka biçimlerde tariflendiğini, kimliklerin ve kavramların nasıl yeniden &quot;inşa&quot; edildiğini ve artık bize tamamen yabancı gelen yeni bir dil üzerinde en sıradan burjuva yağdanlıklarla &quot;radikal&quot; solcuların zaman zaman nasıl uzlaştıklarını hatırlayınca bu düşünce daha da kökleşiyor. Bir burjuva politikacısının ağzından Türkiye&quot;nin &quot;son sosyalist ülke&quot; (!) olduğunu bu dönemde duyduk örneğin, ülkemizin bir kapitalist kampa katılmasını istemeyenler de ilk kez bu dönemde &quot;darkafalılık&quot;la suçlanabildi. Kısacası at izinin it izine fena halde karıştığı, genç devrimci sempatizan kuşakların da politik gıda zehirlenmesine uğradıkları bir dönemden geçtik hep birlikte. Belki biraz acayip bir benzetmedir ama domatesleri bizim bildiğimiz anlamda domates olmaktan çıkaran kapitalist kar hırsının gövdemiz üzerinde yarattığı etkiler gibi bir şeydi bu; tam olarak ne kadar zehirlendiğimizi ve bunun sonuçlarının ne zaman ortaya çıkacağını bilmemiz mümkün değildi. Metropollerdeki kitapçı rafları hiç bu kadar dolu ve renkli olmamıştı örneğin; ama öte yandan düşünsel yoksulluk da hiç bu kadar derin değildi. Erdost kardeşlerin &quot;Sol Yayınları&quot;nda basabildikleriyle yetinmek zorunda kalan 60&quot;ların devrimcileriyle kıyaslandığında, ancak &quot;tahsille mümkün olan&quot; bir cehalet ortalığı gitgide kaplıyordu. &lt;br/&gt;Postmodernizm kavramıyla ifade edilen Gericiliğin Yeni İdeolojik Zemini de bu ortamda (biraz rötarlı olarak geldiği) Türkiye toprağında kendisine bir yer buldu. &lt;br/&gt;&quot;Batı aydınlanmasının insan-merkezli dünya tasarımı artık çökmüştür. İnsan, var oluşun merkezinde, merkezi öneme sahip değil artık. Zaten aydınlanmacı düşüncenin varsaydığı gibi hiçbir zaman var oluşun merkezinde değildi, olmamıştır. Böyle bir düşünce, artık iyiden iyiye hazmedildiği gibi, insanın var oluşunu, kendi baktığı yerden görmesine, var oluşu kendi istekleri uyarınca sömürmesine, dönüştürmesine, saptırmasına neden olur, oldu da. Var oluş için, İnsan da, Ağaç da, Arı da, Kibrit Çöpü de, Cam da, Su da, Deniz de, Rüya da, Akıl da, Işık da, Karanlık da, Söz de eşdeğerdir, kutsaldır, boyuneğilesidir. Dünya bütün varlıkların eşit değerde yanyanalıklarından oluşur: varlıklar, &quot;ve&quot; bağlacıyla bağlanırlar, &quot;veya&quot; ve &quot;ya da&quot; ile değil, &quot;yoksa&quot; ile hiç değil! Varlıklar arasında hiyerarşik bir bağ yoktur. Bütün varlıklar kendi mevcudiyetlerini koruyarak bir aradadırlar ve kutsaldırlar.&quot; (O. Çakmakçı, Göçebe, 4. Sayı) &lt;br/&gt;Lyotard&quot;a Fukuyama&quot;ya hiç gitmeden de işte böyle şeyler dinleyebildik, okuyabildik son yıllarda. Dühring&quot;i gölgede bırakan esrarlı laf yığınları yüzümüze püskürtüldü. Garip, öyle herkeslerin anlayamadığı, fısıltıyla konuşulan feylesoflar arası bir dildi bu. Diderot&quot;un bir vakitler idealizm için söylediği &quot;bu o kadar akla aykırı bir düşüncedir ki, mücadele edilmesi ve geçersizliğinin kanıtlanması çok zordur&quot; cümlesi, bu durum için aynen tekrarlanabilirdi. Zaten &quot;avantajı&quot; da</description></item><item><title>AVRUPA BİRLİĞİ&quot;NDE KOBİ DESTEKLEME PROGRAMLARI VE DİĞER TEŞVİK ARAÇLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-birligi-nde-kobi-destekleme-programlari-ve-diger-tesvik-araclari-445501.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM I&lt;br/&gt;AVRUPA BİRLİĞİ&quot;NDE KOBİ&quot;LER&lt;br/&gt;1. Avrupa Birliği&quot;nde KOBİ&quot;lere İlişkin İstatistikler&lt;br/&gt;2. Avrupa Birliği&quot;nde KOBİ Tanımı&lt;br/&gt;BÖLÜM II&lt;br/&gt;ENTEGRE PROGRAMI&lt;br/&gt;BÖLÜM III&lt;br/&gt;KOBİ&quot;LER İÇİN 1997-2000 DÖNEMİNDE ÜÇÜNCÜ ÇOK YILLIK PROGRAM&lt;br/&gt;1. Üçüncü Çok Yıllık Programın Hedefleri&lt;br/&gt;2. Öncelikli Hedefler ve Öngörülen Eylemler&lt;br/&gt;BÖLÜM IV&lt;br/&gt;KOBİ DESTEKLEME PROGRAMLARI&lt;br/&gt;1. Finansman Programları&lt;br/&gt;1.1. Başlangıç Sermayesi (Seed Capital)&lt;br/&gt;1.2. Eurotech Sermayesi (Eurotech Capital)&lt;br/&gt;2. Pazara Erişim Programları&lt;br/&gt;2.1. Kamu İhaleleri için Bilgilendirme&lt;br/&gt;2.2. Euromarketing&lt;br/&gt;3. Eğitim ve Danışmanlık Programları&lt;br/&gt;3.1. Euromanagenet (KOBİ&quot;lerin İç Pazara Hazırlanması)&lt;br/&gt;3.2. Euromanagement (Standardizasyon, Belgeleme, Kalite ve Güvenlik)&lt;br/&gt;3.3. İş ve Yenilik Merkezleri(Business Innovation Centres)&lt;br/&gt;4. Çevre Programı(EKO-Denetim)&lt;br/&gt;5. İşletmelerarası Sınırötesi İşbirliği Programları&lt;br/&gt;5.1. Interprise (Avrupa&quot;da Sanayi ve/veya Hizmet Kuruluşları Arasında İşbirliğini&lt;br/&gt;Özendirme İnisiyatifi)&lt;br/&gt;5.2. Europartenariat&lt;br/&gt;5.3. BC-Net (İşletmeler Arası İşbirliği Ağı)&lt;br/&gt;5.4. Taşeronluk (Subconracting) Programı&lt;br/&gt;5.5. İşletmeleri Yaklaştırma Bürosu (BRE veya BCC Programı)&lt;br/&gt;6. KOBİ Bilgilendirme Programı: Avrupa Bilgi Merkezi (Euro Info Centre; EIC)&lt;br/&gt;Avrupa Birliği&quot;nde&lt;br/&gt;KOBİ Destekleme Programları ve Diğer Teşvik Araçlar&lt;br/&gt;7. Teknolojiye Erişim ve Teknoloji Transfer Programları&lt;br/&gt;7.1. Euromanagement (Ar-Ge Denetimleri)&lt;br/&gt;7.2. VALUE (KOBİ İhaleleri)&lt;br/&gt;7.3. SPRINT (Teknolojinin Finansmanı )&lt;br/&gt;7.4. SPRINT (Uluslarötesi Yatırım Forumları)&lt;br/&gt;7.5. MINT (Uluslarötesi Yatırım Forumları)&lt;br/&gt;7.6. TII (Teknolojik Yenilik Bilgi Birimi)&lt;br/&gt;7.7. CRAFT (Teknoloji Araştırmalarında İşbirliği Eylemi)&lt;br/&gt;7.8. BRITE-EURAM Fizibilite İhaleleri Programı&lt;br/&gt;7.9. VALUE: Ar-Ge Sonuçlarının Yaygınlaştırılması ve Kullanımı&lt;br/&gt;8. Bilimsel ve Teknik Araştırma ile Teknolojik Geliştirme İçin&lt;br/&gt;&quot;Dördüncü Çerçeve Programı&quot;&lt;br/&gt;8.1. Bilgi ve İletişim Teknolojileri&lt;br/&gt;8.1.1. TELEMATIQUE :Telematik Sistemi Projeleri Programı&lt;br/&gt;8.1.2. RACE: İletişim Teknolojisi&lt;br/&gt;8.1.3. ESPRIT: Bilgi Teknolojileri Programı&lt;br/&gt;8.2. Sanayi ve Malzeme Teknolojileri&lt;br/&gt;8.2.1. BRITE-EURAM (Sanayi ve Malzeme Teknolojileri)&lt;br/&gt;8.3. Çevre Teknolojisi Programları&lt;br/&gt;8.3.1. STEP, EPOCH, REWARD&lt;br/&gt;8.3.2. MAST (Deniz Bilimleri ve Teknolojisi)&lt;br/&gt;8.4. Hayat Bilimleri ve Teknolojileri&lt;br/&gt;8.4.1. Biyoteknoloji&lt;br/&gt;8.4.2. BIOMED (Biyotıp ve Sağlık Programı)&lt;br/&gt;8.4.3. Tarım ve Balıkçılık&lt;br/&gt;8.5. Enerji&lt;br/&gt;8.5.1. Nükleer Olmayan Enerji Türleri İçin Ar-Ge Programı&lt;br/&gt;8.5.2. THERMIE Programı&lt;br/&gt;8.6. Ulaştırma Programı&lt;br/&gt;8.7. Hedeflenen Sosyo-Ekonomik Araştırma&lt;br/&gt;8.8. AB Üyesi Olmayan Ülkelerle ve Uluslararası Kuruluşlarla İşbirliği&lt;br/&gt;8.9. Sonuçların Yaygınlaştırılması ve Değerlendirilmesi&lt;br/&gt;8.10. Araştırmacıların Eğitimi ve Hareketliliğinin Teşviki&lt;br/&gt;9. Teknoloji Alanında Çerçeve Programın Dışındaki Projeler&lt;br/&gt;9.1. Öğretim ve Eğitim Programları&lt;br/&gt;9.2. LIFE (Çevre Politikasının Yaygınlaştırılması)&lt;br/&gt;9.3. THERMIE II (Temiz ve Verimli Enerji Projeleri)&lt;br/&gt;9.4. MEDIA (Görsel İşitsel Sanayi Destekleme Programı)&lt;br/&gt;10. Orta ve Doğu Avrupa ile BTD Ülkeleri İçin Programlar&lt;br/&gt;10.1. PHARE: Doğu ve Orta Avrupa Ülkelerini Yeniden Yapılandırma Programı&lt;br/&gt;10.2. JOPP:PHARE Ortak Girişim Programı&lt;br/&gt;Avrupa Birliği&quot;nde&lt;br/&gt;KOBİ Destekleme Programları ve Diğer Teşvik Araçlar&lt;br/&gt;10.3. TACIS (BDT ve Gürcistan için Program)&lt;br/&gt;11. CDI (SGM): AKP (Afrika, Karayipler ve Pasifik) Ülkelerini&lt;br/&gt;Desteklemeye Yönelik Program&lt;br/&gt;12. MEDA (Avrupa ile Akdeniz Ülkeleri Arası Ekonomik ve Sosyal&lt;br/&gt;İlişkileri Geliştirme Programı)&lt;br/&gt;13. AL-INVEST (Latin Amerika Ülkelerini Destekleme Programı)&lt;br/&gt;14. ECIP (Asya, Latin Amerika ve Akdeniz Ülkeleri İçin Finansal Destek Programı)&lt;br/&gt;15. EXPROM: Japonya&quot;ya İhracat Programı&lt;br/&gt;16. BÖLGESEL POLİTİKALARA YÖNELİK TEşVİK EYLEMLERİ&lt;br/&gt;16.1. Sübvansiyonlar&lt;br/&gt;16.2. Kredi Destekleri ve Programları&lt;br/&gt;16.2.1. Avrupa Yatırım Bankası (AYB)&lt;br/&gt;16.2.2. Yeni Topluluk Aracı (YTA veya Ortoli Kolaylıkları)&lt;br/&gt;16.2.3. AKÇT Ödünçleri/Kredileri&lt;br/&gt;16.2.4. Avrupa Yatırım Fonu (AYF)&lt;br/&gt;16.3. Avrupa Birliği Destek Çerçeveleri Yoluyla Eylem&lt;br/&gt;16.4. Avrupa Birliği Teşvik Programları&lt;br/&gt;16.4.1. TELEMATIQUE&lt;br/&gt;16.4.2. STRIDE&lt;br/&gt;16.4.3. PRISMA&lt;br/&gt;16.4.4. I</description></item><item><title>AVRUPA BİRLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-birligi-437907.html</link><description>AB YOLUNDA TÜRKİYE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Değişim için fırsat mı?&lt;br/&gt;Yoksa yol ayrımı mı?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kerim Yıldız/Koray Düzgören&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KHRP/Bumerang&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AB YOLUNDA TÜRKİYE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Değişim için fırsat mı?&lt;br/&gt;Yoksa yol ayrımı mı?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin AB üyeliği serüveninde tartışılmak üzere öneriler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kerim Yıldız/Koray Düzgören&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KHRP/Bumerang&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında&lt;br/&gt;yayıncının izni olmadan hiçbir yolla çoğaltılamaz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AB yolunda Türkiye&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Değişim için bir fırsat mı?&lt;br/&gt;Yoksa yol ayrımı mı?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin AB üyeliği serüveninde tartışılmak üzere öneriler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kerim Yıldız/Koray Düzgören&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkçe Baskı: Nisan 2002&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapak:Mehmet Özalp&lt;br/&gt;Ofset hazırlık:Bumerang&lt;br/&gt;Film:Elma Prepers&lt;br/&gt;Baskı:Avcı Ofset&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Copyright:Kurdish Human Rights Project&lt;br/&gt;Kürt İnsan Hakları Projesi Nisan 2002&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bumerang&lt;br/&gt;Adres:İstiklal Cad. Mis Sok. Tan Apt. 6/6  Beyoğlu-80050 İstanbul-Türkiye&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KHRP&lt;br/&gt;Kürt İnsan Hakları Projesi&lt;br/&gt;Adres:Suite 319, Linen Hall, 162-168 Regent Street, London W1B  5TG  UK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tel: + 44 207 287 27 72&lt;br/&gt;Fax: + 44 207 734 49 27&lt;br/&gt;Website:http://www.khrp.org&lt;br/&gt;E-mail: khrp@khrp.demon.co.uk&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İçindekiler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)  GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I -  Avrupa yolunda Türkiye&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II-Türkiye&quot;nin taraf olduğu diğer Avrupa platformları ve uluslararası sözleşmeler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B) ADAYLIK SÜRECİNDE TÜRKİYE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I- Türkiye&quot;nin hassas noktaları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II- Savaş ve geride bıraktığı sorunlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;III- Türkiye&quot;den beklenenler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Kopenhag Kriterleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Hukuk reformu&lt;br/&gt;2-Siyasi partiler ve seçim yasaları&lt;br/&gt;3-Yargı organları ve yargı kararlarını uygulayan kurumlar&lt;br/&gt;4-Polisin ceza muafiyeti&lt;br/&gt;5-DGM&quot;ler ve OHAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Eğitim sorunu ve eğitim hakkı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Öğretim, kültür ve insan hakları eğitimi&lt;br/&gt;2-Doğu ve Güneydoğu&quot;da eğitim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;c)Lozan Anlaşması ve dil hakkı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;d)Diğer kültürel haklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;e)Örgütlenme özgürlüğü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;f)Siyasi suçlar ve cezaevleri reformu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;g)Bölgelerarası eşitsizlik ve göç sorunu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-GAP Projesi ve Kürtler&lt;br/&gt;2-Hasankeyf-Ilısu Barajı örneği&lt;br/&gt;3-Arazi sahipliği sorunu&lt;br/&gt;4-Ekonomik yenilenme programı ihtiyacı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IV- AB&quot;den beklenenler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması &lt;br/&gt;b)Türkiye&quot;nin demokratikleşme çabalarında işbirliği ve destek&lt;br/&gt;c)Silah ve askeri malzeme satışlarının denetimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Kopenhag Kriterleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-2000 yılı Türkiye Raporu. Katılım öncelikleri listesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-Katılım Ortaklığı Belgesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-Ulusal Program&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5-BM Kültürel Haklar Sözleşmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin, 1999 yılı Aralık ayında Avrupa Birliği&quot;ne aday üye olarak kabul edilmesinden bu yana Türkiye&quot;de insan hakları ihlalleri açısından değişen fazla bir durum yok. Kürtlerin ve diğer azınlıkların temel insan hakları, gerek Türkiye&quot;de ve gerekse sınırların ötesinde İran, Irak ve Suriye&quot;de ihlal edilmeye devam ediliyor. Kürtler, daha önce de işkence, yargısız infazlar, köylerin, evlerin yıkılması, yakılması ve boşaltılması dahil olmak üzere devletin yaygın şiddet eylemlerine maruz kaldılar. Kürtlerin ve diğer azınlıkların, Avrupa normlarına göre en temel haklar olarak kabul edilen, yaşama hakkı, işkencenin yasaklanması, ifade özgürlüğü,  örgütlenme hakkı, özel hayat ve aile hayatına ilişkin hakları, konut ve iletişim hakları ihlal edilmeye devam ediliyor. Bu bozuk siciline rağmen, Avrupa Birliği&quot;ne üyelik olasılığı Türkiye&quot;ye, insan hakları ihlalleri ile ilgili uzun ve karanlık geçmişine kesin olarak son verip vermemek yönündeki niyetini dünyaya kanıtlaması açısından önemli bir fırsat sunmaktadır.Bu olanağın olumlu ya da olumsuz yöndeki sonucu ise, gerek Türkiye ve gerekse de 21&quot;inci yüzyılın bütün Avrupa&quot;sı açısından ciddi anlamlar taşıyacaktır. Türk halkının, Kürtler ve Türkiye sınırları içinde yaşamakta olan diğer azınlıkların yüzyüze kalmış oldukları hassas sorunların kökleri, Avrupa&quot;nın 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu&quot;nun dağılma sürecine karışmış olması gerçeğinde yatmaktadır.&lt;br/&gt;Bu nedenledir ki, yaşanmakta olan kriz, aynı zamanda Avrupa&quot;nın da sorunudur ve bu durum Avrupa devletlerine bu sorunla ilgilenme sorumluluğu yüklemektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avrupa Birliği&quot;nin, tarihinin bu kri</description></item><item><title>MENKUL KIYMET ANALİZİ DERSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?menkul-kiymet-analizi-dersi-455620.html</link><description>MENKUL KIYMET ANALİZİ DERSİ &lt;br/&gt;     HİSSE SENEDİ DEĞERLEME MODELLERİ VE HİSSE SENEDİNİNDEĞERİNİN HESAPLANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖKHAN YAZICI &lt;br/&gt;FERİT KARAHAN&lt;br/&gt;Değerleme İyi bir yatırım gerçek değeri Pazar değeri altında olan bir varlıktır. Bu nedenle bir hisse senedine veya bir firmaya yatırım yapanlar o firmanın gerçek değerini öğrenmek isterler.İster gayrimenkul isterse finansal olsun her varlığın değeri vardır.Bu varlıklara yatırım yapabilmek ve yönetebilmek için onun değerini anlayabilmek kadar değerinin kaynağını da anlayabilmek çok önemlidir.&lt;br/&gt;Hisse senetlerinin fiyatını belirleyen etmenler&lt;br/&gt;       Şirketin kar elde etmesi ve dağıtması bir çok faktöre bağlı olduğundan hisse senedine yatırım yapanlar tahvile yatırım yapanlardan daha yüksek getiri talep ederler.Başka bir ifadeyle hisse senetleri riskli yatırımlardır.En büyük şirketler bile çok kısa bir süre içerisinde değerlerinin yarısından fazlasını kaybedebilir.Menkul kıymet borsalarında hisse senedi işlemleri açık arttırma ile yapılır.Teknolojik gelişmeler sonucu çok sayıda emir bilgisayar aracılığı ile sonuçlandırılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senetlerinin fiyatını belirleyen belli başlı iki değişken;&lt;br/&gt;Beklenen nakit girişi&lt;br/&gt;Beklenen nakit girişlerinin riskidir.&lt;br/&gt; Beklenen nakit girişleri ise; &lt;br/&gt;Gelecekte dağıtılacak kar payları&lt;br/&gt;Hisse senedinin fiyat artışını belirlemektir &lt;br/&gt;3.1.Defter Değeri:Bir varlığın defter değeri firmanın muhasebe defterlerindeki değeridir.Bir işletmenin Özsermaye toplamının hisse senedi sayısına bölünmesi ile hesaplanır.Hisse senedinin muhasebe yada tasfiye değeri olarak nitelenen bu tutar nekit giriş ve çıkışlarını dikkate almadığı için yalnızca iflas yada tasfiye halindeki işletmelerde önem taşır.Genel olarak bu değer amortismanlar düşüldükten sonraki değerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.Piyasa - Borsa Değeri:&lt;br/&gt;       Bir varlığın pazar koşulları altında arz ve talebe göre belirlenmiş değeridir.Diğer bir deyişle bir şirketin hisse senetlerinin birim olarak veya tüm işletme olarak piyasa değerinin tespiti için en kestirme yol hisse senetlerinin borsa bültenlerindeki değerini araştırmaktır.Ancak özellikle işletme devirlerinde , borsa değerinin hareketli olması sakıncalar yaratır, borsa konjönktürünün çok hızlı (bullish) veya çok durgun (bearish) olması yanıltıcı sonuçlar verebilir.Ayrıca borsa bulunmayan ülkelerde veya borsaya kayıtlı olmayan , kayıtlı olup da işlem görmeyen şirketlerde de diğer değerleme yöntemlerinin kullanılması gerekecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.3.Nominal (itibari, kayıtlı, saymaca) değer &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           Nominal değer hisse senedinin üzerinde yazılı bulunan değerdir.Toplam sermayenin miktarını belirleyebilmek ve bununla ilgili muhasebe kayıtlarını yapabilmek için hisse senedinin ilk çıkarılışı sırasında ortaklık yönetimi tarafından verilen Nominal değerin kar payı dağıtımının sermayeye orantılı bir biçimde yapılması durumunda hisse başına kar payının hesaplanması muhasebe kayıtlarına esas oluşturması ve ortakların taahhüt ettikleri sermayeyi ödemeyerek şirketin üçüncü kişileri zarara uğratmasını önlemeye yardımcı olması dışında bir anlamı yoktur.Hisse senetleri nominal değere eşit veya daha yüksek bir fiyattan ihraç edilebilirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.4.Tasfiye değeri(Likiditasyon değeri):&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Tasfiye değeri ortaklığın varlıklarının nakde dönüştürülmesi sonucunda elde edilen nakdin tüm borçlar ödendikten sonra hisse senedi başına düşen miktarıdır.Hisse senedinin tasfiye değerini nominal değerden farklı kılan en önemli etken varlıkların piyasa değerlerinin defter değerlerinden farklı olmasıdır.Bu farklılık özellikle maddi duran varlık ile stokların değer kazanmış olmasından kaynaklanır.Kuramsal olarak hisse senedinin piyasa değerinin tasfiye değerinin altında olması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.5.İşleyen Teşebbüs Değeri &lt;br/&gt;İşleyen Teşebbüs değeri işletmenin bir bütün olarak devredilmesi halinde bulacağı değer olarak bilinir.Tasfiye değeri piyasa değeri için alt sınırı oluştururken işleyen teşebbüs değeri de üst sınırı oluşturacaktır.Bir hisse senedinin piyasa değeri bu iki sınır arasında bir yerde oluşacaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.6.Gerçek Değer-Pazar Değeri oranı:&lt;br/&gt;         Hisse senetlerinin değerlendirilmesi onun gerçek değerini bulunmasını amaçlamaktadır.Bir varlığın daima gerçek değeri etrafında bir değere sahip olacağı ve eğer piyasa fiyatı gerçek değerinden sapsa bile belirli bir zaman içinde tekrar gerçek değerine geleceği kabul edilmektedir.Hisse senetlerini değerleme sonucunda elde edilen değer ile piyasa değeri karşılaştırılarak o senedin ucuz ya da pahalı olduğu konusunda karar verilmek</description></item><item><title>ÇOK BOYUTLU ÖLÇEKLEME VE KÜMELEME ANALİZİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cok-boyutlu-olcekleme-ve-kumeleme-analizi-arasindaki-iliskiler-445655.html</link><description>ÇOK BOYUTLU ÖLÇEKLEME VE KÜMELEME ANALİZİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kümeleme ve çok boyutlu ölçeklemenin her ikisi de çok değişkenli verilerin analizi için geliştirilmiş analizlerdir. Her iki analiz de sınıflama ve gruplama analizlerinin içerisinde yer almaktadır (Tatlıdil, 1992:11). Bu iki yöntem birbiriyleriyle yarışıyorlarmış gibi görünselerde, çoğu kez ikisinin bir arada kullanılması arzu edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. VERİ ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aşağıda görülen Şekil 1 de kümelemede kullanılan üç ana veri çeşidi görülmektedir (Kruskal, 1977:19). İlk tip çok değişkenli veriler, ikinci tip yakınlık verileri ve üçüncü tip kümelenmiş verilerdir. Çok değişkenli veriler, çok sayıda birey için çok sayıda değişkenin değerini gösteren verilerdir. Yakınlık verileri, aynı cins nesneler veya bireyler arasındaki yakınlık değerlerinden oluşur (Fındıkkaya (Oğuzlar), 1995:27). Bir yakınlık değeri; benzerlik, benzemezlik veya korelasyon değeridir ve aynı cins iki nesne veya birey arasındaki uzaklık veya yakınlığın ölçülen değeri anlamında kullanılmaktadır. Çok değişkenli verilerin, yakınlık verisi haline dönüştürülmesi, kümelemede önemli bir adımdır. Bu dönüşüm için, çok sayıda dönüştürme yöntemi mevcuttur. Bu dönüşümler; çok değişkenli matrisin satırları arasındaki Öklidyan uzaklıkların hesaplanması, matrisin sütunları arasındaki kovaryans veya korelasyonların hesaplanması gibi dönüşümleri içerir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok boyutlu ölçekleme burada, yakınlık verilerinin çok değişkenli veriler şekline dönüştürülmesi için bir prosedür olarak karşımıza çıkmaktadır. Yakınlık verilerini, çok değişkenli verilere dönüştürmenin diğer bir yolu da, yakınlık matrisini çok değişkenli bir veri matrisi olarak ele almaktır. Kümelenmiş veri ise adı üzerinde kümeleme analizinin sonucunda elde edilen veri türüdür.&lt;br/&gt;Şekil 1&lt;br/&gt;Kümelemede Yararlanılan Veriler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaygın olarak kullanılan temel bir kümeleme algoritmasında, yakınlıklar girdi olarak alınır ve sonuçta bir küme çıktı olarak elde edilir. Diğer bir yaklaşımda ise, çok değişkenli veriler, yakınlık verilerine dönüştürülür ve yakınlık verileri de kümelenmiş verilere dönüştürülür. Bu ikinci yaklaşımda, ilk aşamaya kümeleme için öncül bir adım olarak bakmak mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. ÇOK BOYUTLU ÖLÇEKLEME VE KÜMELEME ARASINDAKİ MATEMATİKSEL VE İSTATİSTİKSEL İLİŞKİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok boyutlu ölçekleme, yakınlık matrisleri ve onların görüntülenmesinin sağlanması ile ilgili olduğundan, bu iki karekteristiğe sahip olan kümeleme yöntemleri ile karşılaştırılması uygun olacaktır. Çok boyutlu ölçekleme ile kümeleme analizi arasındaki temel farklılık, çok boyutlu ölçekleme yakınlıkların uzaysal görüntülenmesini sağlarken, kümelemenin yakınlıkların ağaç biçiminde görüntülenmesini sağlamasıdır (Kruskal, 1977:29). Kümeleme analizi her zaman kesin bir ağaç görünümü sağlamasa da, pek çok durumda elde edilen görünüm bir ağacı andırmaktadır. Bu nedenle, kümeleme ve çok boyutlu ölçekleme arasındaki matematiksel ilişki oldukça basit ve açıktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu iki yöntem arasındaki istatistiksel ilişki ise, matematiksel ilişkiden çok daha karmaşıktır. Pek çok araştırmacı, bu iki yöntemin aynı yakınlıklara uygulanmasını kullanışlı bulmaktadır. Şekil 2, çok boyutlu ölçekleme ve kümeleme analizi arasındaki bir ilişkiyi gösteren izlenimci bir diagramdır (Kruskal, 1977:31).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 2&lt;br/&gt;Çok Boyutlu Ölçekleme İle Kümeleme Arasındaki İlişkiyi Gösteren İzlenimci Bir Diagram&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Verilerin herhangi bir kümesi için, hem bir kümeleme modeli ve hem de bir ölçekleme modeli uygun olabilir. Her veri kümesi için, kümeleme analizinden elde edilen kalıntı hatasını yatay eksene, çok boyutlu ölçekleme analizinden elde edilen kalıntı hatasını dikey eksene yerleştirdiğimizde bir nokta elde ederiz. Tüm mümkün noktaların kümesi ise bir bölge oluşturur. Bu bölgenin mümkün görüntüsü Şekil 2 de ki gibidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Eğer kümeleme modeli uygunsa, çok boyutlu ölçekleme modelinin çok iyi uyum sağlamayacağı anlaşılır. Bu nedenle dikey eksendeki noktalar, oldukça yüksek değerlere sahip olacaktır. Benzer şekilde çok boyutlu ölçekleme model</description></item><item><title>KREDİ RİSKİNİN YÖNETİMİNE İLİŞKİN İLKELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kredi-riskinin-yonetimine-iliskin-ilkeler-445708.html</link><description>KREDİ RİSKİNİN YÖNETİMİNE İLİŞKİN İLKELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İ.Giriş&lt;br/&gt;      Bankaların Kredi Riski Yönetimlerinin Değerlendirilmesine İlişkin Prensipler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. Kredi Riski Konusunda Uygun Ortamın Oluşturulması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;III. Güvenilir Kredi Verme İşlevinin Bulunması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IV. Kredilerin Uygun Yönetimi, Ölçümü ve İzlenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;V. Kredi Riskinin Uygun Kontrolünün Yapılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VI. Gözetim ve Denetim Otoritelerinin Rolü&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kredi Riskinin Yönetimine İlişkin İlkeler*&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Finansal kuruluşlar uzun yıllardan buyana çeşitli nedenlerden ötürü birtakım güçlüklerle karşı karşıya kalmışlardır. Bankacılık sektöründeki ciddi problemlerin başlıca nedeni,  yetersiz kredi standartları, zayıf portföy risk yönetimi ya da banka müşterilerinin kredibilitelerinde bozulmaya yol açabilecek türden ekonomik gelişmelerin ve diğer koşullardaki değişmelerin iyi izlenmemesi gibi etmenlere bağlı olmaya devam etmektedir. Bu tecrübe G-10 ülkelerinde yaşandığı gibi G-10 üyesi olmayan ülkelerde de yaşanmaktadır.   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Kredi riski, en basit anlamıyla, bir bankanın kredi müşterisinin (borrower) ya da kendisiyle bir anlaşmaya taraf olanın (counterparty) anlaşma koşullarına uygun biçimde yükümlülüklerini karşılayamama olasılığıdır. Kredi risk yönetiminin amacı  uygun parametreler içinde bankanın maruz kalabileceği riskleri yöneterek bankanın risk ayarlı getirisini maksimize etmektir. Bankalar portföylerindeki  tüm kredi risklerini ve bireysel kredilere (individual credits) ve işlemlere ilişkin risklerini yönetmek durumundadırlar. Bankalar ayrıca kredi risklerinin diğer risklerle  ilişkisini de göz önünde bulundurmalıdır. Kredi riskinin etkin şekilde yönetimi, risk yönetiminde kapsamlı bir yaklaşımın önemli unsurlarından birisidir.    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Pek çok banka için kredi riskinin en geniş ve en görünür kaynağı bankanın açtığı krediler olmakla birlikte, bir bankanın faaliyetlerine bağlı olarak kredi riskini doğuran diğer başka etmenler de söz konusudur ki; bunlar hem bankacılık ve ticaret defterlerinde hem de bilanço ve bilanço dışı hesaplarda yer almaktadır. Bankalar gün geçtikçe krediler dışında da değişik finansal enstrümanlara ilişkin  kredi riski ile  karşı karşıya kalmaktadırlar; örneğin interbank işlemleri, kabuller, ticaret finansmanı, döviz işlemleri, swap işlemleri, bonolar, opsiyonlar, vadeli işlemler, garanti ve kefaletler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. Kredi riskine maruz kalınması dünya çapında banka problemlerin en önemli kaynağı olmaya devam ettiğinden, bankalar ile gözetim ve denetim otoriteleri geçmiş tecrübelerden yararlanmalı ve ders almalıdırlar. Bankalar şimdi, kredi riskinin tanınması, ölçülmesi, izlenmesi ve kontrolünün yapılmasında olduğu kadar bu riskleri karşılamak için yeterli sermayeyi ayırmak konusunda da hevesli ve bilinçli olmalıdırlar.  Basle Komite bu dokümanı tüm bankacılık gözetim ve denetim otoritelerini kredi risk yönetimi konusunda etkin ve güvenilir uygulamalar geliştirmeye teşvik etmek için hazırlamıştır.  Bu dokümanda yer verilen prensipler genel olarak borç verme faaliyetlerine uygulanabilir olmakla birlikte  kredi riskinin mevcut olduğu tüm faaliyetlere uygulanmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5. Bu dokümanda yer verilen etkin uygulamalar özellikle şu alanları kapsamaktadır; (i) kredi riskiyle ilgili uygun ortamının oluşturulması, (ii) kredi verme sürecinin etkin biçimde işlemesi, (iii) uygun kredi yönetimi, ölçümü ve izleme işlevlerinin sürdürülmesi, (iv) kredi riskinin yeterli kontrolünün sağlanması. Kredi faaliyetlerinin yapısına ve karmaşıklığına göre  kredi risk yönetiminde bankalar arasında farklı uygulamalar olmakla birlikte, kapsamlı bir kredi riski yönetim programı saydığımız bu dört alanı da içine alır. Bu uygulamalar aynı zamanda kredi riskinin açıklanması, karşılık ve rezervlerin yeterliliği, aktif kalitesinin değerlendirilmesi ile ilgili etkin uygulamalarla birleştirilerek ele alınmalıdır. (Söz konusu uygulamalar Basle Komite tarafından son dönemde yayımlanan dokümanlarda yer almaktadır.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6. Her bir ülkenin gözetim ve denetim otoritesince benimsenen yaklaşım, uzaktan ve yerinde denetim teknikl</description></item><item><title>EKONOMİDE PLANLAMANIN ÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomide-planlamanin-onemi-356236.html</link><description>PLANLAMANIN ÖNEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Serbest piyasa ekonomisi rekabete dayanan, yenilikçilik ve girişimcilik anlayışıyla hareket eden bir sistemdir. Kapitalizmin başarısının temeli özel mülkiyette ve bencil insani içsel dürtülerinin her devirde esiri olan insanoğlunu akıllıca bir biçimde kendi iradesiyle sıkı bir biçimde çalıştırabilmesinde yatmaktadır. Aynı zamanda kendini yenileyebilmesi ve sorunlarını kendi çatısı altında çözebilmesi yapının uzun süre dayanabilmesini sağlamıştır.&lt;br/&gt;Geçmişte yaşanan 1929-1970 vb... ekonomik dalgalanmalar gösterdi ki hem hükümetler hem de işletmeler ekonomik konularda ve faaliyetlerde planlama yapmalı ve en küçük en önemsiz konularda dahi mevcut hedefler göz önünde bulundurularak karar alınmalı ve uygulamalar gerçekleştirilmelidir.&lt;br/&gt;1.1Planlama Nedir?&lt;br/&gt;İnsanoğluna yaşadığı tecrübeler işlerini gelişigüzel ve tamamen şansa dayalı şekilde yürütmesinin imkansız olduğunu başarı için önce geleceğe yönelik akılcı hedeflerin ortaya konulmasını ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak yolların belirlenmesi bütün bunları yaparken sıkı çalışmaktan kaçınılmamasına ve dürüstçe davranarak insanların güvenini ve saygısını kazanmayı öğretmiştir.&lt;br/&gt;Planlama geleceği öğrenme sanatıdır. İşletmenin amaçları çerçevesinde mevcut durumu analiz etmesi fırsatları tespit etmesi, ortaya çıkabilecek sorunları çözmek için alternatiflerin belirlenmesi ile geleceğin kısmen kontrol altına alınması sürecidir. &lt;br/&gt;Pazarlama planlaması işletmenin genel hedefleri çerçevesinde planlama hedefleri, bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak strateji, taktik ve programların hazırlanması işlemine denir. Pazarlama planlaması hem öngördüğü zamanın genişliği hem de hazırlayan ve uygulamaya sokan birimlerin seviyeleri bakımından üçe ayrılır.&lt;br/&gt;a.Stratejik Planlama: İşletmenin imkanları ve amaçları ile değişen Pazar fırsatları arasında uzun vadeli olarak uyum sağlama sürecidir. En az beş yıl sonrasında işletmenin durumunu öngören, işletmenin tüm ürünleri, tüm pazarlarını dikkate alan ve üst düzey yöneticilerin kontrolündeki planlamadır.&lt;br/&gt;b.Taktik Planlama: Stratejik planlamanın çizdiği genel esaslara riayet ederek belirli ürünler hakkında daha kısa süreli olarak genelde orta dereceli yöneticilerin sorumluluğunda hazırlanan ve uygulanan programlamadır.&lt;br/&gt;c.Operasyonel Planlama:  Genelde bu ürünün kısa dönemdeki performansının iyileştirme ve bu ürünle ilgili işletmenin genel amaçlarına ulaşmak için çoğu zaman bir yılı aşmayan bir öngörü yeteneğine sahip bir planlama şeklidir.&lt;br/&gt;2. STARTEJİK PAZARLAMA PALANLAMASI&lt;br/&gt;Tüketicinin bilinçlenmesi arz fazlasının hat safhaya ulaşması globalleşme çerçevesinde rekabetin yoğunlaşması pazarların büyüme hızının azalması özellikle ABD ve bir kısım gelişmekte olan ülkelerde dış ticaret fazlasının artmasından kaynaklanan ekonomik daralma işletmelerin uzun vadeli olarak düşünmeye iter, ve böylelikle stratejik pazarlama planlaması önem kazanmaktadır. &lt;br/&gt;Stratejik pazarlama planlaması mevcut durumun belirlenmesi pazarlama amaçlarının  ve bu amaçlara ulaşmayı sağlayacak yöntemlerin belirlenmesiyle başlayan  uygulama ve performans değerlendirmesiyle sonuçlanan bir süreçtir.&lt;br/&gt;2.1. Stratejik Pazarlama Planlaması Süreci&lt;br/&gt;Durum Analizi&lt;br/&gt;Pazarlama Amalarının Belirlenmesi&lt;br/&gt;Pazarlama Stratejisinin Geliştirilmesi&lt;br/&gt;Pazarlama Programlarının Dizaynı&lt;br/&gt;Programın Uygulanması&lt;br/&gt;Performans Değerleme  (Feed-Back)&lt;br/&gt;2.1.1. Durum Analizi: Durum analizi işletmenin orijininin belirlenmesi ve dolayısıyla işletmenin faaliyet gösterdiği pazarların yapısının, özelliklerinin, çekiciliğinin belirlenmesi mevcut Pazar şartlarında işletmenin karşılaşabileceği tehlikeler ve fırsatların tespiti, işletmenin Pazar şartlarında güçlü olduğu ve zayıf olduğu yönlerin tespiti, işletmenin ürün portföyünün kısacası işletmenin pazardaki yerinin belirlenmesi.&lt;br/&gt;Bir durum analizi yaparken ilk adım, işletmenin ayrı misyonu, ayrı amaçları olan, işletmenin diğer kısımlarından ayrı olarak planlanabilen birimlere ayrılması ile gerçekleşir. Bu birimlerden her birine stratejik iş birimi (SİB) denir. SİB bağ</description></item><item><title>UYGULAMALI EKONOMETRİK ARAŞTIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uygulamali-ekonometrik-arastirma-370483.html</link><description>İKİNCİ AŞAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bilindiği gibi uygulamalı ekonometrik araştırmanın 4 aşaması vardır;&lt;br/&gt;1-)modelin spesifikasyonunun açıklanması &lt;br/&gt;2-)modelin tahmini&lt;br/&gt;3-)modelin testi&lt;br/&gt;4-)modelin kullanılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmamızın ilk bölümünde yukarıda bahsedilen ilk şık; teorik olarak bir modelin nasıl oluşturulacağını, modelde yer alması gereken değişkenlerin olarak ne olması gerektiğini, bu değişkenlerle ilgili ne tür analizler yapacağımızı ve ne tür sonuçlar bekleyeceğimizi açıklamıştık. İkinci kısımda (yukarıdaki 2.,3. ve 4. aşamalar) teorik olarak bahsedilen konuların istatistiki bir takım verilerle değerlendirilmesi,çıkan sonuçların değerlendirilmesi, birtakım testler yardımıyla modelin anlamlılığını EViews paket programı yardımıyla açıklamaya çalışacağız.&lt;br/&gt;Öncelikle belirtilmelidir ki modelimiz çok değişkenli bir modeldir.Yani bağımlı değişkeni açıklayan birden çok bağımsız değişken vardır. Dolayısıyla çok değişkenli doğrusal regresyon modellerinin basit regresyon modelleri gibi yerine getirmesi gereken bir takım varsayımlar vardır. Bu varsayımları şöyle sıralayabiliriz;&lt;br/&gt;*hata teriminin ortalaması 0&quot; dır.E(ui/X1i,X2i)=E(ui)=0 dır.&lt;br/&gt;*Hata terimi normal dağılmaktadır.E(ui)= d2u =homoskedasite olmalıdır.&lt;br/&gt;*Gözlemle itibariyle hata terimi eşittir varsayımı geçerlidir.&lt;br/&gt;*Hata terimleri arasında otokorelasyon yoktur.&lt;br/&gt;*Spesifikasyon hatası yoktur. Yani;modelin büyülüğünün yanlış belirlenmesi, matematiksel biçimin yanlış belirlenmesi vs yoktur.&lt;br/&gt;*Hata terimleri ile bağımsız değişkenler arasında ilişki yoktur.Kov(u1i,X1i)=Kov(u2i,X2i)=0 olmalıdır.&lt;br/&gt;*Bağımsız değişkenlerde ölçme hatası olmamalıdır. &lt;br/&gt;*Gözlem sayısı(n),parametre sayısından(k) büyük olmalıdır.     (n&gt;k olmalıdır.)&lt;br/&gt;*Bağımsız değişkenler arasında ilişki olmamalıdır. Yani çoklu doğrusal bağlantı olmamalıdır.&lt;br/&gt;Bu varsayımların yerine gelip gelmediğini aşama aşama inceleyeceğiz. Varsayımlardan sapma olması halinde uygun düzeltme metotları ile bunları düzeltmeye çalışacağız.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İKİNCİ AŞAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bilindiği gibi uygulamalı ekonometrik araştırmanın 4 aşaması vardır;&lt;br/&gt;1-)modelin spesifikasyonunun açıklanması &lt;br/&gt;2-)modelin tahmini&lt;br/&gt;3-)modelin testi&lt;br/&gt;4-)modelin kullanılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmamızın ilk bölümünde yukarıda bahsedilen ilk şık; teorik olarak bir modelin nasıl oluşturulacağını, modelde yer alması gereken değişkenlerin olarak ne olması gerektiğini, bu değişkenlerle ilgili ne tür analizler yapacağımızı ve ne tür sonuçlar bekleyeceğimizi açıklamıştık. İkinci kısımda (yukarıdaki 2.,3. ve 4. aşamalar) teorik olarak bahsedilen konuların istatistiki bir takım verilerle değerlendirilmesi,çıkan sonuçların değerlendirilmesi, birtakım testler yardımıyla modelin anlamlılığını EViews paket programı yardımıyla açıklamaya çalışacağız.&lt;br/&gt;Öncelikle belirtilmelidir ki modelimiz çok değişkenli bir modeldir.Yani bağımlı değişkeni açıklayan birden çok bağımsız değişken vardır. Dolayısıyla çok değişkenli doğrusal regresyon modellerinin basit regresyon modelleri gibi yerine getirmesi gereken bir takım varsayımlar vardır. Bu varsayımları şöyle sıralayabiliriz;&lt;br/&gt;*hata teriminin ortalaması 0&quot; dır.E(ui/X1i,X2i)=E(ui)=0 dır.&lt;br/&gt;*Hata terimi normal dağılmaktadır.E(ui)= d2u =homoskedasite olmalıdır.&lt;br/&gt;*Gözlemle itibariyle hata terimi eşittir varsayımı geçerlidir.&lt;br/&gt;*Hata terimleri arasında otokorelasyon yoktur.&lt;br/&gt;*Spesifikasyon hatası yoktur. Yani;modelin büyülüğünün yanlış belirlenmesi, matematiksel biçimin yanlış belirlenmesi vs yoktur.&lt;br/&gt;*Hata terimleri ile bağımsız değişkenler arasında ilişki yoktur.Kov(u1i,X1i)=Kov(u2i,X2i)=0 olmalıdır.&lt;br/&gt;*Bağımsız değişkenlerde ölçme hatası olmamalıdır. &lt;br/&gt;*Gözlem sayısı(n),parametre sayısından(k) büyük olmalıdır.     (n&gt;k olmalıdır.)&lt;br/&gt;*Bağımsız değişkenler arasında ilişki olmamalıdır. Yani çoklu doğrusal bağlantı olmamalıdır.&lt;br/&gt;Bu varsayımların yerine gelip gelmediğini aşama aşama inceleyeceğiz. Varsayımlardan sapma olması halinde uygun düzeltme metotları ile bunları düzeltmeye çalışacağız.</description></item><item><title>ENFLASYONUN NİSBİ FİYAT DEĞİŞKENLİĞİNE ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyonun-nisbi-fiyat-degiskenligine-etkisi-373716.html</link><description>1. Giriş&lt;br/&gt;Serbest piyasa ekonomilerinde fiyat mekanizmasının yol gösterici olma özelliği, bu ekonomilerdeki ekonomik işlemlerin düzenlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. İktisat teorisinin öngördüğü üzere bu mekanizmanın işleyişinde ortaya çıkacak olası bir aksaklık, iktisadi kaynakların optimal dağılımının bozulmasına neden olacaktır. Yüksek enflasyon ya da deflasyon dönemlerinde fiyat mekanizmasının etkinliğindeki zayıflama daha da artacaktır. Böyle bir ortamda, nisbi-mutlak, geçici-sürekli fiyat değişimlerini birbirinden ayırmak zorlaşacağından, nisbi fiyatların ekonomik kararlara sinyal verme özelliği azalacaktır.&lt;br/&gt;İktisat literatüründe enflasyon oranı ve nisbi fiyat değişkenliği arasındaki ilişki, serbest piyasa ekonomilerinde yaşanan dalgalanmaların bir nedeni olarak gösterilmektedir. Bu alanda yapılan ampirik çalışmalar çoğunlukla iki değişken arasında pozitif bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin enflasyon oranındaki artışa bağlı olarak daha da güçlendiğini ortaya koymuştur. Bunun yanında az sayıda da olsa, iki değişken arasındaki teorik ilişkiyi reddeden ya da bu ilişkinin ele alınan dönem ve incelenen mal grupları gibi kriterlere karşı hassas olduğunu belirten çalışmalara da rastlamak mümkündür. Ram (1988), Bomberger ve Makinen (1993) ve Golob ve Bishop (1997) bu tür çalışmalara örnek gösterilebilir. &lt;br/&gt;Türkiye ekonomisi, yaşadığı yüksek enflasyon olgusu nedeni ile iki değişken arasındaki ilişkinin araştırılmasında cazip bir çalışma alanıdır. Bu çalışmada; nisbi fiyat değişkenliği (NFD) ve enflasyon oranı (ENF) arasındaki ilişki Türkiye ekonomisi için yeniden test edilmiştir. Bu alanda Türkiye ekonomisi için yapılan diğer çalışmalardan (Yamak (1997) ve Yamak ve Karahasan (1994)) farklı olarak, hem nisbi fiyat değişkenliğinin hem de enflasyon oranının ölçülmesinde ağırlıklandırmaya yer verilmiş ve ayrıca, değişkenlik varyans ve standart sapma olmak üzere iki farklı şekilde ölçülmüştür&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ENFLASYONUN NİSBİ FİYAT DEĞİŞKENLİĞİNE ETKİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İktisat literatüründe enflasyon oranı ve nisbi fiyat değişkenliği arasındaki ilişki, serbest piyasa ekonomilerinde yaşanan dalgalanmaların bir nedeni olarak gösterilmektedir. Bu alanda yapılan ampirik çalışmalar çoğunlukla iki değişken arasında pozitif bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin enflasyon oranındaki artışa bağlı olarak daha da güçlendiğini ortaya koymuştur. &lt;br/&gt;Bu çalışmada; nisbi fiyat değişkenliği ve enflasyon oranı arasındaki ilişki Türkiye ekonomisi için yeniden test edilmiştir. Çalışmada hem nisbi fiyat değişkenliğinin hem de enflasyon oranının ölçülmesinde ağırlıklandırmaya yer verilmiş ve ayrıca, değişkenlik varyans ve standart sapma olmak üzere iki farklı şekilde ölçülmüştür. Bunun yanında enflasyon oranı beklenen ve beklenmeyen olmak üzere iki kısıma ayrılmıştır. Çalıştırılan regresyon denklemleri ağırlıklandırmaya, nisbi fiyat değişkenliğinin tanımına ya da enflasyon oranının algılanma biçimine bağlı olmaksızın, iki değişken arasında pozitif ve istatistiksel olarak güçlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ağırlıklandırma ile birlikte tüm regresyon denklemlerinin açıklayıcılık gücünde bir artış görülmüş, bu da, iki değişken arasındaki ilişkinin ağırlıklandırma ile birlikte daha da güçlendiği şeklinde yorumlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Ekonometrik Yöntem ve Veri Seti&lt;br/&gt;Nisbi fiyat değişkenliğinin oluşturulmasında gıda, giyim, ev eşyası, sağlık, ulaşım, kültür ve konut harcamaları olmak üzere yedi mal grubu ele alınmış ve aylık verilerden yararlanarak 1987:12 1998:12 dönemi kapsanmıştır. Adı geçen mal gruplarına ilişkin fiyat endekslerinin tümü TCMB&quot;nin http://www.tcmb.gov.tr adresindeki elektronik veri dağıtım sistemimden alınmıştır. &lt;br/&gt;Pit ; i. mal grubunun fiyat endeksi olsun. Ağırlıklandırılmamış ENF ve NFD değişkenleri şu şekilde tanımlanmışlardır;&lt;br/&gt; (1)&lt;br/&gt; (2)&lt;br/&gt;(1) ve (2) numaralı eşitliklerde yer alan ENFit ise aşağıdaki gibi oluşturulmuştur.&lt;br/&gt; (3)&lt;br/&gt;Endeksin hesaplanabilmesi için gerekli olan, seçilmiş mal ve hizmetlerin, sepet içerisindeki değerlerine bağlı olarak aldıkları paya ağırlık denir. Ağırlıklar eldeki hazır verilerden hesaplanan madde toplamlarının göreli harcama ya da tüketim paylarıdır. Madde toplamlarının ağırlıklarının alınmasında ise verilerin ana kaynağı genellikle hanehalkı gelir ve tüketim harcamaları anketleridir (DİE, 1997). &lt;br/&gt;Ağırlıklandırmanın sonuçlar üzerinde etkide bulunup bulunmayacağını belirlemek amacı ile ağırlıklandırmaya da yer verilmiştir;&lt;br/&gt; (4)&lt;br/&gt; (5)&lt;br/&gt;(4) ve (5) numaralı etitliklerde yer alan wit; i. mal grubunun genel en</description></item><item><title>DÖVİZ KURU POLİTİKASI TANIMI VE KAPSAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?doviz-kuru-politikasi-tanimi-ve-kapsami-352102.html</link><description>DÖVİZ KURU  POLİTİKASI  TANIMI ve KAPSAMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hükümetlerin , uluslar arası ödemelerini belli bir düzen içinde gerçekleştirmek amacı ile dış ödeme dengesini etkilemek için döviz kuru ile ilgili olarak aldıkları tüm önlemler , döviz kuru politikası kapsamına  girer. Bu önlemler çoğu defa uluslar arası  para sisteminin yönlendirilmesine  göre belirlenir. Ülkeler , dış ödeme dengelerini sağlamak amacıyla çeşitli önlemlere baş vurur.&lt;br/&gt;Serbest veya Esnek kur sisteminde  dış denge , döviz kurlarına arz ve talep şartlarına bağlı olarak  serbestçe dalgalanmasıyla süreklilik kazandırılmış  sabit kur sisteminin  de ise döviz kurunun hükümet kararlarıyla  değiştirilmeye sağlanır. Esneklik  kazandırılmış  sabit kur sistemi uygulayan ülkelerde  hükümetlerin  dış  denge  açıklarına gider ki  önlemler  alması  zorunludur. Bu  önlemler şöyledir;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Birincisi :  Ülkede milli gelir  ve harcamaları  daraltıcı  politikaları uygulamak &lt;br/&gt;İkincisi : Dış ticaret  ve döviz kısıtlamalarıyla ilgili yöntemler&lt;br/&gt;Üçüncüsü : Kur ayarlamaları yapmaktır. Esneklik kazandırılmış  sabit kur sisteminde   dış dengenin  sağlanmasında asıl önemli olan, döviz kuru ayarlamalarıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DÖVİZ  KURU  SİSTEMLERİNİN  TÜRLERİ ve ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Döviz kuru sistemi  kısaca  &quot;Döviz kurlarının  belirlenme ve değişim rejimi &quot; olarak tanımlana bilir. Döviz kuru döviz  piyasasındaki fiyatın  özel adıdır. Ulusal para ile herhangi bir yabancı  para arasındaki  değişim  oranı (iki farklı paranın birbiri cinsinden  fiyatı) iki türlü ifade edilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a-Birbirinin yabancı paranın ulusal para  cinsinden fiyatı&lt;br/&gt;b-Bir birim ulusal paranın yabancı  para cinsinden  fiyatı&lt;br/&gt;Sabit kur-tesbit sistemlerinde resmi  kur-parite-ayarlamaları  gerçekleştiğinde  ile &quot;Devaülasyon&quot; ve  &quot;Revülasyon&quot; piyasa koşullarıyla birlikte (esnek kur sistemlerinde) gerçekleştiğinde, yine sırasıyla &quot;Ulusal paranın değer kaybetmesi&quot; yada kısaca &quot;depresiasyon&quot;  ve &quot;Ulusal paranın kazanması&quot;  yada &quot;apresiasyon&quot; terimleri ile ifade  edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Döviz kuru sistemi  &quot; Döviz kurlarının  nasıl ve hangi güçler tarafından belirleneceği  kurlar da serbestçe yada kararlarda değişme  olup olmayacağı  veya hangi ölçülerde olabileceği gibi konulardaki kurallar bütünüdür.&quot; Düz kurların belirlenme ve değişimi  konusunda benimsenen  kuralların  farklılığına göre  pek çok döviz  kuru sisteminden  söz edilebilir. Ancak döviz  kuru sistemlerinin Sabit ve Esnek kur sistemleri olmak üzere iki ana grup altında toplanması  mümkündür.2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BASİT  KUR (TESPİT) SİSTEMLERİ :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sabit kur sistemlerinde ulusal para ile yabancı parasal durumlar  arasında , resmi otoritelerce doğrudan yada dolaylı olarak tespit edilmiş  kurlar söz konusudur. Bu kurlar Parite kuru, Par değeri , resmi kur gibi adlar olabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ulusal paraların altın gibi bir ortak  ölçüye göre  tanımlanması  durumunda , farklı paralar  arasında , altın paritelerine  göre ortaya çıkan  ve böylece dolaylı olarak da olsa , resmi otoritelerce tespit edilmiş  bulunan kurlar söz konusudur. Bu açıdan altın standardı  sistemi   sabit kur sisteminin tipik bir örneğini  oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ESNEK  (DALGALI) KUR SİSTEMLERİ :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Döviz piyasasına resmi otoriteler tarafından müdahale lerde bulunulsa bile kurların oluşumu ve değişiminin temelde piyasa güçlerine bırakıldığı sistemlerdir. Resmi müdahalelerin  hiç bulunmadığı kurların piyasa mekanizmasının işleyişini çerçevesinde oluştuğu  ve serbestçe değişebildiği  bir üsten serbest değişken kur sistemi , &quot;tam esnek kur sistemi&quot; yada &quot;temiz dalgalanma sistemi&quot; gibi isimlerle anılmaktadır.  &lt;br/&gt;Bir avuç sistem olmakla beraber uygulamada pek raslanmamakla  beraber, teorik analizde  çoğunlukla (katı bir sabit kur sisteminin yanı sıra)  bir tür sistemler esas alınır ve kısaca &quot;esnek bir sistemi&quot; denildiğinde bu sistem kastedilir. Resmi ototritelerin zaman zaman döviz piyasasına müdahalelerde bulunduğu esnek kur sistemleri ne ise genel olarak &quot;kontrollü (yönetilen) dalgalanma&quot; sistemleri denmektedir. Ancak müdahalelerin kısa dönemli döviz kuru dalgalanmalarını ılımlaşt</description></item><item><title>TREND (EĞİLİM) YÜZDELERİ METODUYLA ANALİZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?trend-(egilim)-yuzdeleri-metoduyla-analiz-394364.html</link><description>TREND (EĞİLİM) YÜZDELERİ METODUYLA ANALİZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Stoklar-Net Satışlar İlişkisi&lt;br/&gt;1990 1991 1992 1993 1994 &lt;br/&gt;Stoklar 100 104 231 258 535 &lt;br/&gt;Net Satışlar 100 197 301 523 733 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Stoklara da net satışlar da artış eğilimine sahiptir   Fakat  net satışlar   stokların   çok   üzerinde   bir   artış   eğilimi   göstermektedir. Satışların daha hızlı bir şekilde artması stokların hemen satılabildiği anlamına gelir. Bu da, stoklara bağlanan fonların işletmeye zamanında geri dönüp, yeni yeni faaliyetlere katılarak işletme karlılığına ve likit yapısına  olumlu   katkıda  bulunduğunu   ifade  eder.   Diğer  taraftan stokların satışlarla eritilebilmesi, işletmenin iyi bir stoklama politikası izleyebilmesini kolaylaştırır ve bu sayede stoklama giderleri düşük olabileceği gibi, bozulma ve demode olma riski de az olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Ticari Alacaklar-Net Satışlar İlişkisi&lt;br/&gt;19901991199219931994&lt;br/&gt;Tic.Alacaklar 1001604106601200&lt;br/&gt;Net Satışlar 100197301523733&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Ele alınan yıllar itibariyle her iki kalem de artış göstermişti) Ancak    ticari    alacakların    artış    hızı    net    satışlarınkinin    oldukça üzerindedir.   Bu  durumda  kredili  satışlarda  müşterilere  uzun  vade tanındığı ya da alacakların tahsil kabiliyetinin iyi olmadığı akla gelir.er iki halde de, eğer dönen varlıkların miktarı ve likit yapısı yete değilse,   işletmenin   fon   gereksinimi   duyması   söz   konusu   olabil Bunun  için  dışarıdan  ödünç  para bulunması  faiz  ve borç yükün, artıracakken,   sermaye   artırımına   gidilmesi   hisse   başına   kazanç düşürecektir. Tahsil kabiliyetindeki düşüklük, ayrıca, çürük alacaklı , nedeniyle zarara yol açabilir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Stoklar-Ticari Borçlar İlişkisi&lt;br/&gt;19901991199219931994&lt;br/&gt;Stoklar100104231258535&lt;br/&gt;Ticari Borçlar10067133147667&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Genel olarak her iki kalem de artış eğilimi gösterirken, stokla ı artışı ticari borçların üzerinde olmuştur Stokları oluşturan unsurlar ı bunların kredili alışından doğan borçtan daha az oluşu, borç</description></item><item><title>AB-TÜRKİYE GÜMRÜK BİRLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?abturkiye-gumruk-birligi-444942.html</link><description>AB-Türkiye Gümrük Birliği&lt;br/&gt;&quot;refah için birlikte çalışma&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜMRÜK BİRLİĞİ&quot;NİN &lt;br/&gt;AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ YERİ1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜMRÜK BİRLİĞİ&quot;NİN TEMELİ3&lt;br/&gt;*Malların Serbest Dolaşımı&lt;br/&gt;*Ticari Politika&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİR GÜMRÜK BİRLİĞİNDEN &lt;br/&gt;DAHA İLERİ BİR ADIM7&lt;br/&gt;*Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları&lt;br/&gt;*Teknik Mevzuat - Standardizasyon&lt;br/&gt;*Kamu Alımları&lt;br/&gt;*Rekabet Hukuku&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜMRÜK BİRLİĞİ&quot;NİN İŞLEYİŞİ İÇİN &lt;br/&gt;KURUMSAL MEKANİZMALAR15&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GELECEK PERSPEKTİFLERİ16&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜMRÜK BİRLİĞİ&quot;NİN AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDEKİ YERİ&lt;br/&gt;İkinci Dünya Savaşı&quot;ndan sonra, Avrupa yıkıntılar içinde kalmıştı. Avrupa&quot;nın önderleri, ancak ortak bir çabayla ekonomilerini çöküntüden çıkarabileceklerini anladılar. Böylece, altı Batı Avrupa ülkesi (Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda), Robert Schuman ve Jean Monnet&quot;nin önderliğinde, bugün Avrupa Birliği (AB) olan yapının temellerini atmaya giriştiler. 1958&quot;de bir Tarife Birliği&quot;nin kurulması ve 1968&quot;de tam bir Gümrük Birliği&quot;ne geçilmesi, o tarihte dü*ünülemez sanılan bütünleşmiş bir Avrupa&quot;yı yaratacak kıvılcım oldu. Batı Avrupa&quot;nın ekonomik gelişmesini güçlendirmek amacıyla ve daha sonra Topluluk&quot;un hızlı genişlemeleri sonucunda, Avrupa bütünleşmesi süreci başladı.&lt;br/&gt;Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Türkiye arasındaki ilişkinin başlaması erken aşamalarda gerçekleşti. Zaten bağımsız şekilde gelişmekte olan Türkiye, yeni kurulan Topluluk ile daha yakın politik ve ekonomik bağlar tesis etmenin, dünya sahnesinde kabul görmesi için ya*amsal olduğunu hissediyordu. Böylece, 12 Eylül 1963 tarihinde, tarafların temsilcileri Türkiye&quot;de bir araya gelerek, Türkiye ile AET arasında bir ortaklık kuran &quot;Ankara Anlaşması&quot;nı imzaladılar. Bu anlaşmanın başlıca amaçları, ticaretin yoğunlaştırılması yoluyla, hem Türkiye&quot;de hem de AET ülkelerinde yaşam koşullarının iyileşmesiyle birlikte, taraflar arasındaki ili*kinin güçlendirilmesini içeriyordu. Ticaretin artması, daha sonraki yıllarda, Türkiye&quot;nin Topluluk&quot;a tam üyeliğini nihai olarak kolaylaştıracaktı. Ankara Anlaşması&quot;ndaki mutabakat, AET ve Türkiye arasında bir Gümrük Birliği kurulması yönünde üç aşamalı bir süreci öngörüyordu.&lt;br/&gt;Otuz iki yıl sonra, teori sonunda gerçek oldu. 1 Ocak 1996 tarihinde, AB ve Türkiye arasında bir Gümrük Birliği yürürlüğe girdi (Gümrük Birliği&quot;nin son aşamasının uygulanması hakkında 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı). Bugün, Gümrük Birliği ile, AB ve Türkiye arasında mallar serbestçe dolaşmaktadır. Ancak, bunu mümkün kılmak için, yasal ve ekonomik uyumlulaşmanın tatmin edici bir düzeyde olması gerekiyordu. Bu amaçla ve Gümrük Birliği anlaşması temelinde, Türkiye, kendi mevzuatının AB mevzuatı ile uyumlulaştırıldığı bir süreçten geçti.&lt;br/&gt;AB-Türkiye Gümrük Birliği, daha şimdiden meyve vermiş ve Aralık 1999&quot;daki Helsinki Doruğu&quot;nda tanınan Türkiye&quot;nin AB üyeliğinin yolunu açmıştır. Standart bir Gümrük Birliği&quot;nin çok ötesine giden alanlarda işbirliği ve bütünleşmenin gerçekleşmesi sonucunda, Türkiye bugün mevzuatıyla ve ekonomik yapısıyla AB&quot;ye çok daha yakın bir konumdadır. Gümrük Birliği&quot;nin getirdikleri, faydaları ve hangi aşamada olduğu, aşağıda tartışılmaktadır.&lt;br/&gt;NİÇİN AB-TÜRKİYE GÜMRÜK BİRLİĞİ&lt;br/&gt;Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımıyla ticareti kolaylaştırmakta ve çok çeşitli avantajlar getirmektedir.&lt;br/&gt;U Yurt içi firmalar verimliliği ve rekabet yeteneğini arttırmaya zorlanmakta, daha iyi donanımlı şirketler ortaya çıkmakta ve AB&quot;nin her yerinde aynı kalitede mal üretilmektedir.&lt;br/&gt;U Türkiye&quot;de tüketiciler, öncekinden daha düşük fiyatlardan, daha geniş bir yelpazede yabancı ve yerli mallar seçme olanağına sahip olmaktadır.&lt;br/&gt;U Yabancı üretken sermaye açısından Türkiye&quot;nin çekiciliği artmakta ve istihdam yaratılmasına ve kalkınmaya katkı sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;U Uluslararası alanda Türkiye&quot;nin rekabet gücünü arttırmakta, dünya ticaretini te*vik etmektedir.&lt;br/&gt;U Türkiye-AB Gümrük Birliği, yalnızca ekonomik alanda bütünleşmenin ötesinde  başka alanlarda da daha fazla işbirliği ve bütünleşme sağlanmasını kolaylaştırmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜMRÜK BİRLİĞİ&quot;NİN TEMELİ&lt;br/&gt;Herhangi bir gümrük birliği</description></item><item><title>EKONOMİDE DENGE KAVRAMI VE BUNUN TURİZM PİYASASINA UARLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomide-denge-kavrami-ve-bunun-turizm-piyasasina-uarlanmasi-349519.html</link><description>Muğla Üniversitesi&lt;br/&gt;                             Muğla Meslek Yüksekokulu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konu : Ekonomide Denge Kavramı Ve Bunun Turizm Piyasasına Uyarlanması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Okutman : Türkan Şahin &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazırlayanlar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barış Aliefendioğlu    9921020248&lt;br/&gt;Memet Hovarda         9921020275&lt;br/&gt;Arif Önal9821020188&lt;br/&gt;Şeref  İmamoğlu        0021020339&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynaklar: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Makro Ekonomi    ( Prof. Dr.  Tevfik Pekin)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mikro Ekonomik Analiz   (  Doç. Dr. Ö. Rana Turanlı)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Turizm İşletmeleri ve Muhasebe Uygulamaları&lt;br/&gt;Mevlüt Güven  ( Türmob Denetleme Kurulu Başkanı )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türmob : Türkiye serbest muhasebeciler ve mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları birliği.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Turizm Talebinin Yapısal Analizi ve Türkiye&quot;ye Yönelik Turizm Talebini Etkileyen  Faktörler.  Orhan içöz ( doçentlik çalışması )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Turizm İşletmesi&quot; ders notları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomide Denge&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Piyasa Dengesi: Piyasa dengesi arz ve talep edenlerin karşı karşıya geldikleri piyasada fiyatların nasıl oluştuğunu, fiyatları veri olarak değil değişken olarak araştıran yöntemdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Belirli bir X malının talep edildiği ve satıldığı bir piyasayı ele alırsak mesela fiyatın hangi düzeyde oluşacağının bilinmesidir. Örneğin alanımız olan emek piyasasını ele aldığımızda talep eden müteşebbis emek sahibi de arz edendir. Burada araştırılması gereken emeğin fiyatının yani ücretin hangi düzeyde oluşacağı meselesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uzun dönem piyasa dengesinde ise firmaların üretim maliyetini karşılamaya yeten fiyatların verilmesiyle oluşur. Bu da arz yetersizliğinden fiyatların yükselmesi sonucunu doğurabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Denge konusu başlı başına çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştık. Zaman zaman yeniden değineceğimiz konular olacak. Önemli olan ve bizi ilgilendiren asıl konu emek piyasası dengesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Emek Piyasası Dengesi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Emek piyasasında emeğini arz edenler aynı zamanda tüketicilerdir. Tüketici geliri ne kadar yüksekse mal piyasasından o kadar çok mal satılabilecek ve dolayısıyla bu malların tüketiminde o kadar yüksek tatmin düzeyi elde edilecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ancak gelir artışının çalışma saatlerini de uzattığı unutulmamalıdır. Daha fazla gelir oranı dinlenme fonksiyonunun daraltılmasıyla mümkündür.  Çalışanın fayda fonksiyonu çalışma ile dinlenme süreleri arasında bir tür dengenin gerçekleşmesine bağlıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu konuda bir çok varsayımın dikkate alınması gerekir.&lt;br/&gt;1)Önce ilkel koşullarda yaşayan, önemli ihtiyaçları olmayan, minimum gıda ile beslenen bir toplumu ele aldığımızda böyle bir toplumda çalışanın  amacı ailesinin varlığını sürdürebilecek kadar gelir elde etmektir. Bu durumda çalışan toplam gelirinin sürekliliğini arzu ettiği düzeyde korumak için ücret haddi düştükçe daha fazla, arttıkça daha az çalışacaktır. &lt;br/&gt;2)Bu kez daha dinamik bir toplum düşünürsek; bu toplumda minimum yaşam düzeyi sağlanmış olsun. Çalışanların yaşam düzeylerinin elverdiği ölçüde arttırmak çabasında olduğunu düşünürsek, çalışma saatlerinin artması ve aile bireylerinin çalışmaya özendirmek olsun her şekilde daha fazla çalışmayı göze alabilirler.&lt;br/&gt;3)Yaşam düzeyi oldukça yüksek, ihtiyaçları tatmin edilmiş; arttırmaktan çok  gelirinden en iyi biçimde yaralanmak isteyen bir toplumda ise ücretlerde artış çalışanları daha az çalışmaya özendirecektir. Çalışanlar ücret artışlarından dolayı çalışma saatlerinden vazgeçecekler, belki daha fazla tatil yapmak yahut da çalışmakta olan aile bireylerinin çalışmamalarını isteyeceklerdir. Yukarıda anlatılan davranışın aynı toplumda var olduğunu kabul edersek emeğin toplam arz eğrisi tersine dönmüş S biçiminde olabilir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel Denge&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel denge analizinde bütün mal ve hizmetlerin fiyatları ve her üretici ve tüketici tarafından satılan ve satın alınan miktarlar birer değişkendir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüketiciler genellikle sahip oldukları üretim faktörlerini, doğal kaynaklarını, iş güçlerini belirli bir fiyattan müteşebbislere satarlar. Bu faktörlerin yardımıyla üretimde bulunan müteşebbisler ürünlerini tüketicilere satarlar. Tüketiciler sattıkları bu malları sattıkları üretim faktörleri karşılığı elde ettikleri gelirlerle satın al</description></item><item><title>AZERBAYCAN İMALAT SANAYİ VE DIŞ TİCARET  PROFİLİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?azerbaycan-imalat-sanayi-ve-dis-ticaret--profili-444933.html</link><description>AZERBAYCAN İMALAT SANAYİ ve DIŞ TİCARET  PROFİLİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SSCB döneminde uygulanan merkezi planlama stratejileri çerçevesinde Azerbaycan bir tarım ülkesi olarak varlığını sürdürmüş ve kendi sanayisini kuramamıştır. Mevcut sanayi tesisleri eski teknolojiye sahip, verimliliği düşük  tesislerdir. Bu nedenle, Azerbaycandan çıkarılan petrol ve madenlerin büyük çoğunluğu ülke dışında işlenmektedir. Ülkede üretilen sanayi mallarının % 80&quot;i hammadde ve yarı mamul şeklindedir. Enerji imalatı, sanayi, elektronik ve metal işleme, makine ve gemi yapımı, lastik, tekstil Azerbaycan&quot;ın önde gelen endüstri dallarını oluşturmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1: Sanayi Üretimi ( 1996 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜRÜNÜRETİM MİKTARI&lt;br/&gt;Elektrik enerjisi17.0 milyar kwh&lt;br/&gt;Ham petrol8.7 milyon ton&lt;br/&gt;Doğal gaz6.3 milyar m3&lt;br/&gt;Benzin720.4 bin ton&lt;br/&gt;Dizel yakıt2 milyon ton&lt;br/&gt;Fuel-oil3.9 milyon ton&lt;br/&gt;Gazyağı698.0 bin ton&lt;br/&gt;Madeni yağlar123.9 bin ton&lt;br/&gt;Çelik borular3.051 ton&lt;br/&gt;Çelik2.735 ton&lt;br/&gt;Ham alüminyum812 ton&lt;br/&gt;Çimento223 bin ton&lt;br/&gt;Düz cam520 bin m2&lt;br/&gt;Elektrik motoru12.9 bin adet&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAK : The Economist Inteligence Unit, Azerbaijan Country Report, 1997-98&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İmalat sanayinde kurulu bulunan çok sayıda müessese mevcuttur. Ancak, bir çok sektörde olduğu gibi bu sektörde de dışa bağımlılık, tesislerin büyük ölçüde atıl kalmasına sebep olmuştur. Hammadde açısından dışa bağımlılık, teknolojideki gerilik ve tesislerin düşük kapasitesi tekstil sektörünü de olumsuz yönde etkilemektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Azerbaycan sanayi potansiyelinin % 20&quot;lik bölümünü petrol işleme makinaları üretim sektörü ve bağlı makina-inşaat sektörü oluşturmaktadır. Petrol işleme makineleri üretimi Azerbaycanın en eski ve ana sanayi dalıdır. SSCB döneminde bu sektör, SSCB ihtiyaçlarının % 70&quot;ini karşılamaktaydı. Büyük bir kısmı eski teknolojiye dayalı bu sektör halen kapasitenin çok altında çalışmaktadır. Hükümet petrole bağlı endüstrileri stratejik sanayi dalları olarak kabul etmiş ve özelleşme kapsamına almıştır. Bununla birlikte ulusal çıkar nedeniyle bu alandaki yabancı yatırımlara bazı sınırlamalar getirilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 2: Seçilmiş Bazı Sanayi Ürünleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜRÜN19921993199419951996&lt;br/&gt;Buzdolabı  (Bin ton)3132232289725&lt;br/&gt;Gübre  (Bin ton)188813251,9&lt;br/&gt;Kostil soda  (ton)17192494036,4&lt;br/&gt;Klima  (Bin ton)29526817911964&lt;br/&gt;Sülfirik asit  (ton)5522691415624&lt;br/&gt;Saf pamuk  (ton)17114811173107&lt;br/&gt;Ayakkabı  (Bin çift)105430,8&lt;br/&gt;Giyim  (Bin m2 )1381081158459&lt;br/&gt;Maden suyu  (Bin dekalitre)971361,51&lt;br/&gt;Şarap  ( Bin dekalitre)8553541624901008609&lt;br/&gt;Şampanya ( Bin dekalitre)12051286568270100&lt;br/&gt;Konyak  (Bin dekalitre)195489195840790&lt;br/&gt;Bitkisel yağ  (ton)36,222,514,2911,7&lt;br/&gt;Tereyağı  (ton)3,12,92,31,41,5&lt;br/&gt;Çimento  (Bin ton)900827622449192&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAK : The Economist Inteligence Unit, Azerbaijan Country Report, 1997-98&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bağımsızlıktan sonra, petrole bağlı endüstrilerden metal işleme, bilgisayar, kimya sektörlerine kayma başlamıştır. Hafif sanayi ürünlerinin, makine ve diğer metal ürünlerin ihracatı 1994 yılında 311 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir ve bu ürünlerin ihracatı ülke ihracat gelirleri içinde ikinci sıradadır. Diğer önemli endüstri dalları; tekstil, gıda ve meşrubat sanayileridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tekstil sanayinde küçük, orta ve büyük ölçekli pek çok tesis mevcuttur. Bunların önde gelenleri çırçır, iplik eğirme, düz ve yuvarlak örgü, ayakkabı, konfeksiyon ve deri işleme fabrikaları şeklindedir. Bunlar dışında, pamuğu girdi olarak kullanan dört ana fabrika vardır. Tekstil sanayinin geliştirilmesi hükümetin öncelikleri arasında yer almaktadır. 1997 yılı Haziran ayında, Özelleştirme Programı çerçevesinde pamuk atölyelerinin özelleştirilmesine yönelik bir kararname çıkarılmıştır. Azerbaycan&quot;da kurulu tekstil ve imalat sanayi ithal mallar ile rekabette zorlanmaktadır. Nitekim son yıllarda gıda sanayinde bir düşüş  dikkati çekmektedir. Hükümet, daralmayı aşmak için küçük ve orta boy işletmeleri özelleştirmeye önem vermekte ve yabancı yatırımcıları teşvik etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Azerbaycan&quot;da ağır sanayi, Sumgait kentinde yoğunlaşmıştır; 88 ana sanayi kuruluş</description></item><item><title>ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arastirma-yontemleri-436365.html</link><description>T.C&lt;br/&gt;MARMARA ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ&lt;br/&gt;EKONOMETRİ ANA BİLİM DALI&lt;br/&gt;EKONOMETRİ BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜMİT BOZOKLU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;22101201020&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yrd.Doç.Dr. FATMA URFALIOĞLU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İSTANBUL 2002&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Tez Hazırlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1.Konu Seçimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2. Konuyu Sınırlandırma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. Hipotez Kurma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4. Araştırma Metodu Belirleme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.5. Geçici Plan&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.6. Geçici Kaynakça  Oluşturma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.7. Okuma ve Not Alma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.8. Yazım&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Tezin Kısımları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. İç Kapak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.2. Tez Onay Sayfası&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.3. Öz (Abstract) Sayfası&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.4. Önsöz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.5. İçindekiler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.6 . Tablo, Şekil, Resim, Fotoğraf, Grafik, Sembol vb.nin Listeleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.7. Kısaltmalar Listesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8. Tezin Metin Kısmı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.1. Metin Kısmının Numaralanması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.2. Atıflar (Referans, Gönderme)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.3. Dipnotlar  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.3.1. Dipnotun Metindeki Yeri  ve Numaralandırılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.3.2Referans Dipnotları İle  İlgili Kurallar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.8.3.3. Dipnotlarla İlgili Diğer Kurallar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.9.Bibliyografya / Kaynakça&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.10. Ekler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Tezin Şekil Kuralları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.1. Kağıt Cinsi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2. Sayfa Düzeni&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.1. Numaralama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.2. Satır Aralıkları ve Sayfa Düzeni&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.3. Yazı Biçimleri ve Punto&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.4. Maddeleştirme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynakça&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Tez Hazırlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her çalışmanın kendine mahsus araştırma yöntemi olduğu gibi tez hazırlamanında kendine özgü bazı kuralları vardır. Ulaşılan bilginin anlaşılması için bunun okuyucuya  düzenli bir biçimde verilmesi gerekmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doktora ve yüksek lisans tez çalışmalarında çalışmaya yapacak kişinin ilgili bilim dalı öğretim üyesi ile yapacağı araştırmayı  tartışmalı, görüş ve bilgilerinden yararlanmalı ve daha sonra araştırmasına başlamalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel olarak bir araştırmanın aşamaları şu şekilde sıralanabilir: Konunun seçilmesi, konuyu sınırlandırma,hipotez kurma,araştırma metodunu belirleme, geçici plan hazırlama,geçici kaynakça oluşturma,okuma-not alma ve yazımdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. Konu Seçimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konu seçimindeki en önemli noktalardan biri ,araştırmacının konuya olan ilgisidir.Araştırmanın uzun zaman alması,araştırmacının konuya olan bağlılığını azaltabilir.Bu yüzden ilgi duyulan bir konu tercih edilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Araştırma konusu seçerken zaman da önemlidir. Araştırmacı,  araştırmayı yapmak için sahip olduğu zamanı gözönünde bulundurmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Son olarak araştırmacının bilgi düzeyi seçtiği konuyu araştırabilecek nitelikte olmalı,konuyla ilgili kaynaklara kolayca ulaşabilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2.Konuyu Sınırlandırma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geniş bir konu üzerinde çalışılması araştırmayı zorlaştırdığı gibi,dar olması da araştırmayı gereksiz kılar. Konunun genişliği araştıracının zamanına ve seçilen konuya gore değişmektedir.Konunun sınırlandırılması, o konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olunmasını sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3.Hipotez Kurma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hipotez, belli bir kuramsal temele dayalı olarak geliştirilen ve değişkenler arasında varlığı öne sürülen  belli ilişkilerin sınanmasını sağlar.Araştırmacı yaptığı okumalar sonucunda elde edindiği bilgilere göre bir hipotez geliştirir.Çalışma süresince saşlanan kanıtlara göre hipotezde değişiklikler yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4.Araştırma Metodu Belirleme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapılacak çalışmada araştırma metodu baştan belirlenmeli bunu araştırma metninde belirtmelidir.Bir araştırmada konunun özelliklerine göre kütüphane araştırması,anket,gözlem,mülakat,istatistik vb.gibi yöntemler den birkaçı lullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.5.Geçici Plan&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geçici plan,araştırmacının henüz konu ile ilgili olarak okuduğu birkaş çalışmadan yararlanarak nasıl bir çalışma yapmak istediğini gösteren taslaktır.Bu taslak araştırmacının çalışma sırasında izleyeceği yolu gösterir.Geçici plan okumalar sırasında edinilen bilgiye göre hazırlanır.Araştırmanın detayına inildikçe geçici planda değişiklikler yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.6.Geçici Kaynakça  Oluşturma &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazırlana geçici plan doğrultusunda kaynakların toplanması aşamasına geçilir.Kaynak toplamada seçiçi olunmalıdır.Mümkün olduğu kadar birinci el kaynaklara ulaşılmalıdır.Kitap,makale,rapor,gazeler,seminerler,kongre bildirileri gibitez konusuyla ilgilitüm kaynaklar toplanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.7.Okuma ve Not Alma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hipotez ve geçici çalışma planı doğr</description></item><item><title>TÜRKİYE EKONOMİSİ GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-ekonomisi-gecmisi-ve-gelecegi-437968.html</link><description>TÜRKİYE EKONOMİSİ; GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ &lt;br/&gt;GAZİ ERÇEL &lt;br/&gt;BAŞKAN &lt;br/&gt;TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI &lt;br/&gt;TÜRK-AMERİKAN İŞ KONSEYİ TOPLANTISI &lt;br/&gt;INTERCONTINENTAL HOTEL &lt;br/&gt;NEW YORK &lt;br/&gt;7 KASIM 1996 &lt;br/&gt;Böyle seçkin bir dinleyici grubuna hitap etmek benim için gerçek bir ayrıcalıktır. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulunun bünyesinde faaliyet gösteren Türk-Amerikan İş Konseyine ve Türk Amerikan Derneklerine, bana Türkiye ekonomisini değerlendirme fırsatını verdikleri için teşekkür etmek isterim. Ekonomimizin son 20 yılda yaşadığı dalgalanmaları açıklamaya, Danimarkalı Filozof Saren Arby Kierkegaardın bir deyişi ile başlamak istiyorum: Hayat geriye bakarak anlaşılabilir, ancak ileriye bakarak yaşanmalıdır. &lt;br/&gt;Son 20 yıldaki gelişmelere baktığımızda, Türkiye ekonomisinin, 1980 başlarında uygulamaya konan yapısal değişim programı ile dikkat çekici bir gelişme gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu programın temel amacı, ekonominin dışa açılarak ve devletin ekonomik aktivite içindeki ağırlığını azaltarak kaynak dağılımında piyasa mekanizmasının rolünü artırmak şeklinde nitelendirilebilir. &lt;br/&gt;Şimdi, ekonomimizin artı ve eksilerine değinmek istiyorum. Öncelikle pozitif yönleri ile başlayacağım: &lt;br/&gt;*Türkiyede uzun dönem büyüme oranı yüzde 4ün üzerinde gerçekleşmektedir. &lt;br/&gt;*GSYİHnın yapısı son 20 yılda önemli ölçüde değişmiştir. Tarımsal ürünlerin payı azalırken sanayi ürünleri ve hizmet sektörünün payı artmıştır. &lt;br/&gt;*Yapısal değişim programı, kaynakların daha etkin kullanımı ve artan üretkenliğe yol açmıştır. Son 10 yılda üretkenlik yılda yüzde 2 oranında büyümektedir. &lt;br/&gt;*Toplam yurt içi tasaruffların GSMHya oranı 1980deki yüzde 10dan, 1990da yüzde 20 seviyesine çıkmıştır. &lt;br/&gt;*Özel sektörün dinamizmi yalnızca gelişmiş bölgelerde değil, Anadoluda da gözlenmektedir. Sabit sermaye oluşumunun hemen hemen tamamı özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. &lt;br/&gt;*Türkiyede işsizlik oranı ortalama yüzde 7 ila 8 arasında değişmektedir. Bu oran nüfus artış oranımız ve genel ekonomik şartlar dikkate alındığında kabul edilebilir bir orandır. Bazı OECD ülkelerinde bu oran yüzde 12ye çıkmaktadır. &lt;br/&gt;*1980li yıllar boyunca, Türkiye ekonomisinin itici gücü dış ticaret olmuştur. Türkiyenin dış ticaretteki başarısı ihracatta uygulanan teşvikler ve vergi indirimlerinden kaynaklanmaktadır. 1996 yılında ihracat gelirlerinin 25 milyar ABD doları, ithalatın ise 45 milyar ABD doları olması beklenmektedir. Uluslararası ekonominin GSMH içindeki payı yüzde 40 civarındadır. &lt;br/&gt;*İhracatın yapısı da son 20 yılda değişmiştir. Tarımsal ürünlerin ihracattaki payı yüzde 57den yüzde 11e düşerken, sınai ürünlerin payı yüzde 87ye çıkmıştır. Dış ticaretteki liberalleşme ithalat patlamasına yol açsa da, Türkiyede kronik cari işlemler açığı yaşanmamış, açıklar makul seviyelerde kalmıştır. &lt;br/&gt;*Ne kamu sektörü ne de özel sektör dış borçlarını geri ödeyemeyeceğini bir an olsun aklına getirmemiştir. Dış borç servisi, önemli yabancı sermaye girişi olmadığı dönemlerde bile zamanında yapılmıştır. 1995 yılında dış borç ana para ve faiz ödemeleri cari işlem gelirlerinin yüzde 25i ile finanse edilmiştir. Türkiye ödemeler dengesi yönünden dış borç servisinde fazla sorun yaşamamaktadır. Resmi rezervlerimiz 17 milyar ABD dolarına ulaşırken, bankacılık da dahil, sistemin döviz rezervleri 28 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. &lt;br/&gt;*Son 3 yılın herbirinde faiz dışı bütçe dengesi GSMHın yüzde 2 ila 4ü oranında fazla vermektedir. Son 15 yılda - 1994 yılı hariç - kamu sektörü gelirleri enflasyon oranının üzerinde artmıştır. &lt;br/&gt;*1990ların başından itibaren, Kamu Sektörü Borçlanma Gereksiniminin yapısı değişmiştir. Bütçe açıkları ve faiz ödemelerinin finansman gereği, 1980lerde ağırlıklı olan KİTlerin finansman ihtiyacının yerini almıştır. &lt;br/&gt;*İç borçların GSMHya oranı çok da yüksek değildir. 1995 yılında bu oran yüzde 20 olarak gerçekleşmiştir. &lt;br/&gt;*Serbest piyasa gereği yeni finansal kurumlar oluşturulurken, diğerleri de piyasa şartlarına uyarlanmıştır. Bu kurumlar, Merkez Bankası, mali aracılar, altın ve tahvil piyasası gibi, serbest p</description></item><item><title>TAKIM ÇALIŞMASI VE DAYANIŞMA OUTDOOR TRAİNNİNG</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?takim-calismasi-ve-dayanisma-outdoor-trainning-444950.html</link><description>TAKIM ÇALIŞMASI VE DAYANIŞMA &quot;OUTDOOR TRAİNNİNG&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelecekte var olacak organizasyonlar, TAKIM ÇALIŞMASI, GÜVEN, İLETİŞİM ve MOTİVASYON&quot; un artan önemini bugünden kavrayanlardır. &quot;Yaparak öğrenme&quot; nin güçlü etkisi, başarılı organizasyonların kendilerini geleceğe hazırlanma yöntemlerinde devrime neden oldu. Yaparak öğrenmenin, iş ortamı ve verimlilikteki etkisi gerçekten inanılamaz. (www.fedtraining.comtr/menuler/acikHava Eğitim/takimCalismasi.htm)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm yöneticilerinizin,  tepeden tırnağa her seviyedeki çalışanınızın, potansiyellerini maximum düzeyde kullanmaları fikri nasıl geliyor?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha güçlü bir takım oluşturmanın ötesinde, her bir bireyin takım çalışmasının önemini, takım ruhunu, takımda liderlik ve yönetim anlayışını keşfetmeleri fikri nasıl geliyor?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Katılımcı olarak, bireysel kazanım ve takım başarısı için öğrenmenin ve eğlencenin motivasyon unsuru haline gelişini fark edeceğiniz uygulamalı açıkhava eğitimimizin ana hedefi, kurumunuzun uzun soluklu başarısıdır. (www.fedtraining.comtr/menuler/acikHava Eğitim/takimCalismasi.htm)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kimler Katılmalı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Firmaların, birbirleriyle ilişki içinde olan her bölümünden eski ve yeni çalışanları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Takım Çalışması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Her örgüt somut bir gereksinimden ya da gereksinimlerden doğar.&lt;br/&gt;*Örgüt mal, hizmet ya da bilgi üretir.&lt;br/&gt;*Bireysel ya da toplumsal gereksinimleri gidermek amacı taşırlar.&lt;br/&gt;*Eğitim kurumları ise daha çok hizmet ve bilgi üretmek için vardır.&lt;br/&gt;*Her örgütün amacı  olduğu gibi örgütü oluşturan bireylerin de bir amacı vardır.&lt;br/&gt;*Örgütün ve bireyin (üyelerinin) amaçları birbirleriyle ne kadar örtüşürse örgütsel etkililik  &lt;br/&gt;  ve bireysel doyum o oranda artar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir örgüt, bir kişinin yalnız başına yapabileceğinden çok iş olduğunda, bu işleri yapmak için bir araya gelen kişilerden oluşur. Amaçları  ortak, işleri birbirine bağımlı olan bu kişiler bir takım oluştururlar. Takım sözcüğü, küme sözcüğünün anlamından da öte, ortaklaştıkları amaçları işbirliği içinde, en üst düzeyde bir etkililikle gerçekleştirmek için bir araya gelen insanları tanımlamak için kullanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örgütsel etkinliliğin gerçekleştirilebilmesi için her takımın kendi sınırları içinde etkili olması gerekir. Kendi çalışma alanında etkili olan her takım, birleşerek örgütü etkili kılar.Takımla sorun çözmenin temel koşulu, her üyenin takıma bütün gücü ile katılmayı benimsemesidir. Katılmanın anlamı,  bireyin sorunu çözmek için tüm bilgi, beceri ve deneyimlerini kullanmayı üstlenmesidir. Bu da ancak, üyenin (bireyin) çözülmesine katkıda bulunacağı örgüt sorununu kendi sorunu gibi benimsemesine bağlıdır.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örgütün bir biriminde çalışan üyenin örgütsel bir sorunu çözmek için, tüm yeterliliklerini kullanmayı üslenerek takıma katılması aynı anda onun yönetime katılması demektir. &lt;br/&gt;(www.fedtraining.comtr/menuler/acikHava Eğitim/takimCalismasi.htm)&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Takım Çalışması Çalışma Birimleri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Yarışmaya dönük çalışma (kazanmak her şey); &lt;br/&gt;&amp;#61553;Kendi başına çalışma;&lt;br/&gt;&amp;#61553;İşbirliğine dayalı çalışma;&lt;br/&gt;&amp;#61553;(Ekip çalışması,&lt;br/&gt;&amp;#61553;Kubaşık çalışma);&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Grup ve Takım Çalışması Farklılıkları &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FarklılıklarGurup ÇalışmasıTakım Çalışması  &lt;br/&gt;AmaçBelirsizlikYönlendiricidir&lt;br/&gt;LiderlikAtanırPaylaşılır&lt;br/&gt;SorumlulukBireyseldirKarşılıklıdır&lt;br/&gt;EtkileşimVarsayılırÖğretilir &lt;br/&gt;Sinerji (Ortak en.)Olumsuzdur Olumludur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Takım Türleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Sorun çözücü&lt;br/&gt;&amp;#61553;Özerk Çapraz işlevli;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Bir kişinin birden fazla rol üslenip oynaması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Takımların Özelikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Olumlu bağımlılık yaratılması;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz.&lt;br/&gt;&amp;#61553;Bireysel katkının ölçülmesi;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Yüzyüze etkileşimin sağlanması;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Toplumsal becerilerin kullanılması;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Kendini değerlendirme;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Takım işleyişinin değerlendirilmesi;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Katılıma açık;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Mutabakat;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Risk alma;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Açık amaçlar;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Paylaşılmış liderlik;&lt;br/&gt;&amp;#61553;Paylaşılan vizyon;&lt;br/&gt;(http://mlokurs.virtualave.net./dosya_mlo/10_2.htm)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Takım Çalışmasında Karşılaşılan Sorunlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Toplumsal çekilme;&lt;br/&gt;2-Başkalarından geçinme;&lt;br/&gt;3-Ekipte baş</description></item><item><title>BAZI KATILIMCI KIRSAL DEĞERLENDİRME ARAÇLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bazi-katilimci-kirsal-degerlendirme-araclari-361325.html</link><description>Katılımcı Kırsal Değerlendirmede Kullanılan Bazı Araçlar&lt;br/&gt;M. Serdar ERMAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kural:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Araçlar için çalışmayın,&lt;br/&gt;Araçlar sizin için çalışsın.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Haritalar, tablolar, Venn şemaları gibi görsel araçların bütün katılımcılarca birlikte oluşturulması ve her katılanın yapılanları görerek, bunları algılaması, paylaşması, katkıda bulunması, görsel paylaşım olarak nitelenmektedir. Akılda tutulması gereken, bunların sadece &quot;araç&quot; olarak görülmesi ve mekanik olarak her yerde tüm katılımcılara, aynı basamaklarla uygulamanın dayatılmaması gerektiğidir. Mekanik ve katı bir prosedüre dayalı uygulama özellikle deneyimsiz kolaylaştırıcılar tarafından, kendilerini daha güvende hissettikleri için yapılmaktadır. Ancak kolaylaştırıcılar mümkün olduğunca esnek olmalı, eğer grubun amacına hizmet edecekse,  sapmalara, ek içeriklere, veya sürecin tamamen değişimine izin vermeli ve gerekirse bunları önermelidir.  Aynı yaklaşım araçların birbiri ile kombinasyonu ve uygulama sırası konusunda da gösterilmelidir. Aşağıda kullanılan yöntemlerden bazı örnekler verilecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Haritalar veya modeller&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;*KKD çalışmasına başlamak için iyi bir araçtır.&lt;br/&gt;*Yapılması kolay ve eğlencelidir.&lt;br/&gt;*Yerel durumu gösteren doğal kaynaklar, sosyal, demografik, sağlık durumu, ürün, bilgi ve hizmet kaynakları, göç ve dış temasları gösteren haritalar, bu unsurların farklı yerel halkça ilgi gruplarınca nasıl algılandığına ilişkin detaylı bilgi verir.&lt;br/&gt;*Köyün yaşam koşulları, ihtiyaç, problem ve çözümlerinin tespitini kolaylaştırır. &lt;br/&gt;*Farklı ilgi grupları, kendi algılamaları ve önem verdikleri konulara göre farklı haritalar çizerler. Bu yönüyle harita veya 3 boyutlu model yapımı, farklı insanlar arasında bir iletişim aracıdır. &lt;br/&gt;*Köydeki kaynakları farklı şekillerde kullandıkları için kadınlar ve erkekler için ayrı gruplar oluşturulması düşünülebilir.&lt;br/&gt;Yöntem*Tüm katılımcıların görebileceği geniş bir yerde, köyün belirgin ve merkezi bir parçasının çizimi ile başlanabilir. Eğer bu yöntemin anlaşılması zor oluyorsa, kolaylaştırıcı basit bir örnek çizebilir. &lt;br/&gt;*Farklı konuları resimlendirmek için yerel halkı kendi sembolleri ve doğal materyalleri materyaller (Toprak zemin, tohumlar, çamur, boyalar vs) kullanmaya teşvik edin.&lt;br/&gt;*Daha sonra köyün veya yerleşim yerinin sınırları, yollar ve önemli noktalar (Okul, cami, sağlık ocağı vs) çizilir. Onlar duruncaya kadar sürece müdahale edilmez. &lt;br/&gt;*Katılımcılar çizimi bitirince, kolaylaştırıcı, haritayı çizenlerden çizdiklerini açıklamalarını ister. &lt;br/&gt;*Diğer katımcılara haritada hemfikir oldukları veya olmadıkları, ilave edecekleri herhangi bir şey olup olmadığı sorulur. &lt;br/&gt;*Bu sırada KKD ekibi not tutar ve haritayı kağıda aktarır. Haritadaki yönler ve kullanılan simgelerin anlamlarının not alınmasına dikkat edilir.&lt;br/&gt;*Oturumdan sonra kolaylaştırıcı ile not tutucunun birlikte oturup gözlemlerini karşılaştırarak ve notlarını tamamlamaları çok yararlı olacaktır.&lt;br/&gt;Sorulabilecek bazı anahtar sorular*Köyde hangi kaynaklar boldur?&lt;br/&gt;*Köyde hangi kaynaklar kısıtlıdır?&lt;br/&gt;*Köyde herkesin (Kadınlar, yoksullar) yeterli arazi, su ve otlak  kullanım imkanı var mıdır?&lt;br/&gt;*Köyde yerleşim yerleri nerelerdedir. Hane halkı sayısı nerelerde artmaktadır?&lt;br/&gt;*Köyde kaynak kullanımıyla ilgili en önemli problem nedir?&lt;br/&gt;*Köyde hangi gelişim faaliyetleri yürütüldü?&lt;br/&gt;*5 yıl sonra köydeki durumun ne olmasını isterdiniz.? Bu duruma ulaşmak için hangi kişi/kurumlar karar vericidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖZKAYA T., KARATURHAN B., BOYACI M., 2001.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kesit yürüyüşleri&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;*Yerel halkla bağ kurmayı, haritayı destekleme ve doğrulamayı, problemlerin yerlerini ve gelişim için fırsatları tespit etmeyi sağlar.&lt;br/&gt;*Köylülerle birlikte köyde yürüyerek, gözlem yaparak, köylülerin açıklamalarını dinleyerek, ilgili sorular sorarak, fikirleri tartışarak, farklı bölgeleri, yerel teknikleri, dışarıdan getirilmiş teknolojileri tanımlayarak, sorunlar ve çözümlerini arayarak gerçekleştirilir. &lt;br/&gt;Yöntem*Kesit yürüyüşler, genellikle, katılımcı harita çiziminden sonra yapılır.&lt;br/&gt;*KKD ekibinin, harita üzerinde belirlenen</description></item><item><title>EKONOMİK AÇIDAN YATIRIM KAVRAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomik-acidan-yatirim-kavrami-445379.html</link><description>EKONOMİK AÇIDAN YATIRIM KAVRAMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomik açıdan genel yatırım  tanımlarının başında &quot;belli bir dönemde üretilen ve ithal edilen malların o dönemde tüketilmeyen ve ihraç edilmeyen kısmı&quot; gelmektedir. Dikkat edilirse, bu tanım toplam yatırım tanımı olup, hem gayri safi sabit sermaye oluşumlarını hem de stok değişimlerini içermektedir. Diğer bir deyişle, toplam yatırım kavramı gelecekte üretim yapmak amacı ile içinde bulunulan dönemde üretilmiş dayanıklı mallar (sabit sermaye malları)  ile yine aynı dönemdeki ara ve nihai tüketimin geleceğe ertelenmesinden (stok değişimi) oluşmaktadır. Ancak, bu çalışmada üzerinde durulacak konu toplam sermaye yatırımları değil, sabit sermaye yatırımları ve bunların detayı olacaktır. Sabit sermaye yatırımları ise bir ekonomide üretim faktörlerinin; mal ve hizmet üretimini çoğaltmak, özellikle gelecek dönemlerde tüketim ve ihracat imkanlarını artırmak amacıyla, belli bir dönem içinde reel sermayenin artırılması, korunması ve düzenlenmesi için kullanılmasıdır .&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomi literatüründe sabit sermaye yatırımları genel olarak ikiye ayrılmaktadır: a) mevcut makina ve teçhizata ilaveler, b) mevcut bina, yol, baraj, vb. inşaata ilaveler. Aynı ayrımı üretim araç ve gereçleri (veya donatım) ile inşaat şeklinde ifade etmek de mümkündür. Daha sonraki bölümlerde, özellikle 1993 SNA (System of National Accounts / Ulusal Hesaplar Sistemi)  ve ESA (European System of Integrated Economic Accounts / Avrupa Bütünleştirilmiş Ekonomik Hesaplar Sistemi) ile ilgili bilgiler verilirken görüleceği üzere, yukarıdaki ayrım genel bir ayrım olup; örneğin, ağaç ve hayvan gibi sürekli ürün alınabilecek bazı varlıkları ve bilgisayar yazılımı gibi maddi olmayan malları ayrı başlıklar altında ele almamaktadır. Ayrıntılara inildikçe bu tür konular açığa çıkarılıp tartışılacaktır. Bu aşamada, esas itibari ile sabit varlıkların üretici birimlerce üretim sürecinde bir yılı aşkın bir süre boyunca sürekli veya tekrarlanan bir şekilde kullanılan, ayrıca kendileri de üretilmiş olan her türlü dayanıklı malı ifade ettiğini belirtmek yeterli olacaktır . Bu tanım temel öğeleri itibariyle yeniden formüle edilecek olursa, bir malın sabit varlık veya sabit sermaye yatırımı olabilmesi için, bu malın:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) Üretici birimlerin mülkiyetinde olması gerekir. Örneğin, bir otomobil veya buzdolabı hanehalkları tarafından edinildiğinde tüketim malı olarak işlem görürken, firmalar tarafından edinildiğinde yatırım malı olarak kabul edilebilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) Üretim sürecinde kullanılması gerekir. Örneğin stokta olan bir mal sabit sermaye olarak değerlendirilmez. Ayrıca, mal veya hizmet üretimi amacı ile kullanılmayan mallar da yatırım sayılmazlar. Bir hastanenin eğitim amacıyla aldığı televizyonun yatırım olarak kabul edilmesine karşılık, personelini eğlendirmek için televizyon alması durumunda bunun yatırım olarak değerlendirilmemesi gibi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3) Bir yılı aşkın bir süre kullanılması gerekir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4) Sürekli veya tekrarlı bir şekilde kullanılması gerekir. Örneğin, tek atımlık füzeler, yakacak olarak kullanılan kömür, meteorolojik rasat balonları vb. mallar yatırım kabul edilmez. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5) Kendisinin de üretilmiş olması gerekir. Örneğin, arazi gibi üretilmemiş varlıkları edinmek için yapılan harcamalar yatırım olarak değerlendirilmez (buna karşılık, arazi düzenleme faaliyetleri veya arazi alışverişi sırasında ortaya çıkan maliyetler yatırım olarak kabul edilir).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6) Yukarıda sıralanan beş koşula ilave olarak ESA yatırım malları için minimum bir değer koşulu getirmiştir. Yani, yukarıda sıralanan koşulların tümünü taşısa bile, belli bir bedelin altında harcama gerektiren mallar (örneğin bir adet  sandalye) yatırım olarak değerlendirilmemektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sıralanan bu koşullardan herhangi birini taşımayan bir mal yatırım malı olarak kabul edilmemektedir. Ancak, yukarıda sadece tek başına alındığında bir malın yatırım olup olmayacağı ile ilgili ölçütler verilmiş, projecilik ve projeciliğin gerektirdiği yatırım tanımı ihmal edilmiştir. Oysa, tek başına yatırım olarak değerlendirilmeyen b</description></item><item><title>A TİPİ HİSSE SENEDİ FONLARININ PERFORMANSLARININ DEĞERLENDİRMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?a-tipi-hisse-senedi-fonlarinin-performanslarinin-degerlendirmesi-455238.html</link><description>A TİPİ HİSSE SENEDİ FONLARININ PERFORMANSLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;br/&gt;F. Tuğberk MANAV &lt;br/&gt;ÖZET &lt;br/&gt;Yatırım fonlarının performanslarının değerlendirilmesi ; gerek akademisyenler, gerek yatırımcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Bir fonun performansı ise portföy yöneticisinin seçicilik ve zamanlama kabiliyetlerinin bileşimidir. Dolayısıyla bu çalışmada A tipi hisse senedi fonlarının performansları değerlendirilirken, seçicilik ve zamanlama kabiliyetleri ayrı ayrı dikkate alınmıştır. &lt;br/&gt;I.GİRİŞ&lt;br/&gt;Yatırım fonlarının performanslarının değerlendirilmesi konusu gerek akademisyenler gerek bireysel yatırımcılar açısından önem taşımaktadır. Yatırım fonlarının başka hiç bir yönetilen portföyün sahip olmadığı şekilde uzun dönemli ve kesiksiz veriye sahip olması akademisyenlerin portföy performansı konusunda yaptıkları hemen hemen bütün çalışmalarda bu verileri kullanmalarına neden olmuştur. Bunun yanında üstün performansa ilişkin elde edilebilecek herhangi bir kanıtın etkin pazar hipotezinin çürütülmesini sağlayacağı gerçeği de bu çalışmalara olan ilgiyi arttırmıştır. Bireysel yatırımcılar ise konuyla kaynakların etkin dağılımının sağlanması açısından ilgilenmektedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir portföyün performansı yöneticinin ileriyi tahmin kabiliyetine bağlıdır. Fama (1978) yöneticilerin tahmin kabiliyetlerini ikiye ayırmıştır: (1) tek tek menkul kıymetlerin fiyat hareketlerinin tahmini (mikro tahmin), (2) pazarın genel fiyat hareketlerinin tahmini (makro tahmin). Fon yöneticisi ilk olarak yanlış (düşük) değerlendiğine inandığı menkul kıymetleri seçecek ve bunları portföyüne dahil edecektir. Daha sonra pazarın gelecek hareketlerini tahmin ederek bu hareketlere göre portföy bileşimini tekrar gözden geçirecektir. Pazarın yükselmesi beklentisine sahipse pazara duyarlılığı yüksek menkul kıymetleri, aksi takdirde pazara duyarlılığı düşük menkul kıymetleri portföyüne dahil edecektir. Yanlış değerlenmiş menkul kıymetlerin seçilmesi yöneticinin seçicilik kabiliyeti, pazarın seyrine göre portföy bileşimini değiştirmesi ise pazar zamanlama kabiliyetidir. &lt;br/&gt;Dolayısıyla bir portföyün performansının değerlendirilmesi sürecinden bahsedildiği zaman doğru bir değerlendirme yapabilmek için hem seçicilik hem de zamanlama kabiliyetlerinin performansa etkilerinin belirlenmesi gereklidir. Bu nedenle bu makalede Merton- Henriksson (1981) tarafından geliştirilen, hem zamanlama hem de seçicilik kabiliyetlerinin etkilerini birlikte değerlendiren yöntem kullanılacaktır. Gerek tek gerek çok faktörlü modellerle kullanılabilmeye olanak tanıyan bu yöntemin tek faktörlü modellerle (Sermaye Varlıklarını Fiyatlandırma Modeli-CAPM) kullanımı uygulanacaktır. Yöntem uygulanmadan önce temel  CAPM eşitliğinden yola çıkılarak bu yönteme ulaşma süreci ele alınacak, daha sonra veri yapısı ile ilgili açıklamalar yapılacak ve en sonunda da yöntem Türk A Tipi Hisse Senedi Fonları verileri kullanılarak uygulanacaktır. &lt;br/&gt;II. SEÇİCİLİK KABİLİYETİNİN BELİRLENMESİ&lt;br/&gt;Seçicilik kabiliyeti yöneticinin düşük veya üstün değerlenmiş menkul kıymetleri belirlemesini içermektedir. Sermaye Varlıklarını Fiyatlandırma Modeline (CAPM) göre seçicilik kabiliyeti &quot;menkul kıymet pazar doğrusu&quot; (SML) üzerinde yer almayan menkul kıymetlerin belirlenerek portföye dahil edilmesi yoluyla portföyün performansının artırılmasıdır. Bir başka deyişle fon yöneticisi menkul kıymet getirisinin sistematik olmayan veya menkul kıymetin kendisi ile ilişkili bileşenlerini tahmin edecektir (Chen:1992). Eğer etkin bir piyasa söz konusuysa (bütün yatırımcılar tüm menkul kıymetler hakkındaki bütün bilgilere sahipse) ya da yönetici tahmin kabiliyetine sahip değilse veya portföy bileşimini oluştururken tahminlerine göre davranmazsa oluşturacağı portföyün gerçekleşen getirisi (yönetim ücretleri ve işlem maliyetlerinin olmadığı varsayılırsa) beklenen getirisine eşit olacaktır. Ancak eğer yönetici başkalarının sahip olmadığı bir bilgiye sahip olduğu için veya şans eseri portföy bileşimini değiştirir ve beklenen getirisinden daha yüksek bir gerçekleşen getiriye sahip olursa bu durumda seçicilik kabiliyetine sahip olduğu söylenecektir. &lt;br/&gt;Portföy performansı konusunda yapılan ilk dönem çalışmaların büyük çoğunluğu bu seçicilik kabiliyetini belirlemeye yönelik olarak ve CAPM&quot;e dayanılarak yapılmıştır. CAPM&quot;e göre bir portföyün getirisi (RP), pazarın getirisi (RM), portföyün pazara olan duyarlılığı (&amp;#61538;), risksiz faiz oranı (RF) ve beklenen değeri sıfır olan bir hata teriminden (&amp;#61541;) meydana gelmektedi</description></item><item><title>2. BEŞ YILLIK IMF-DÜNYA BANKASI PLANI (2000-2004) ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?2.-bes-yillik-imfdunya-bankasi-plani-(20002004)-uzerine-degerlendirmeler-446152.html</link><description>2. BEŞ YILLIK IMF-DÜNYA BANKASI PLANI (2000-2004) ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1999 yılı nisan ayında yapılan erken genel seçim sonuçları ile oluşan üçlü&lt;br/&gt;koalisyon hükümeti, göreve başladıktan sonra, temmuz-aralık 6 aylık döneminde daha&lt;br/&gt;önce IMF ile üzerinde anlaşmaya vardığı, &quot;yakın izleme anlaşması&quot; uygulamasını&lt;br/&gt;başlatmış ve alınan sonuçlara dayanarak, 1999 yılının aralık ayında, IMF ile üç yıllık&lt;br/&gt;(2000-2002) orta-vadeli stand-by anlaşması imzalamıştı.1 Ancak bu orta vadeli program&lt;br/&gt;hatırlanacağı gibi 2001 yılı sonunda iki yılını doldurduktan sonra kesildi ve (şubat 2002&lt;br/&gt;de imzalanan) 2002 yılı başından itibaren yeni bir stand-by anlaşması ile üç yıllık yeni&lt;br/&gt;bir dönem için (2002-2004) yenilenerek uzatıldı. Böylece 2000 ocak ayında başlayan üç&lt;br/&gt;yıllık stand-by anlaşması kesintisiz olarak beş yıllık bir orta-uzun vadeli IMF -Dünya&lt;br/&gt;Bankası programı haline geldi. 2002 sonunda bu programın üç yıllık dönemi&lt;br/&gt;tamamlandı. Geride iki yıllı kısmı var. Aralık 1999 tarihinde imzalanan stand-by&lt;br/&gt;anlaşması ile uygulanmaya başlanan 2000-2004 dönemini kapsayan Beş yıllık ortavadeyi&lt;br/&gt;de aşan bu programı, Türk İktisat tarihinde 2.Beş Yıllık IMF-Dünya Bankası&lt;br/&gt;Planı olarak olarak adlandırmak mümkün.&lt;br/&gt;1999 Aralık stand-by anlaşmasını imzalayan üçlü koalisyon hükümeti, bu&lt;br/&gt;programın sonuçlarının zorlaması ile erken seçimden üçbuçuk yıl sonra yeni bir erken&lt;br/&gt;seçim sonuçu ile iktadarı bir tek parti hükümetine devr etmek zorunda kaldı. Kasım&lt;br/&gt;2002 erken seçimleri sonrasında kurulan tek parti hükümetinin açıklanan programı ve&lt;br/&gt;güvenoyu aldığından bu yana geçen süredeki iktisat politikası tercihleri, önceki&lt;br/&gt;hükümet tarafından imzalanmış olan beş yıllık (2000-2004) stand-by anlaşmasının kalan&lt;br/&gt;iki yıllık döneminin, 2003 ve 2004, yeni hükümet tarafından aynen uygulamasının&lt;br/&gt;sürdürüleceğini göstermektedir.&lt;br/&gt;1 IMF ile orta-vadeli bir stand-by arayışları Türkiye&quot;nin kendi insiyatifi ile 55.hükümetin kurulmasından&lt;br/&gt;sonra,1997 yılının ekim-kasım aylarında zamanın ekonomiden sorumlu devlet bakanı G.Taner&quot;in IMF ile&lt;br/&gt;yaptığı görüşmeler ile başlatılmıştır.Bu görüşmeler sonucunda varılan anlaşma ile 1988 yılında&lt;br/&gt;uygulanacak bir Yakın İzleme Anlaşması ertesinde taahhütlerin karşılanmasından sonra orta-vadeli bir&lt;br/&gt;stand-by sürecinin başlatılması kararlaştırılmıştı.Ancak 1988 yaz ortalarında erken seçimin gündeme&lt;br/&gt;gelmesi ile yakın izleme anlaşmasının uygulaması seçim sonrası döneme bırakılmıştır&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;Başlangıçından bu yana geçen 56 yılda, Türkiye-IMF ilişkileri içinde, orta-vadeli&lt;br/&gt;(üç yıl ve daha uzun dönemli) stand-by anlaşmalarının olduğu iki dönemi görüyoruz.&lt;br/&gt;İlki 1980-1985 arasındaki beş yıllık dönem, biz buna 1. Beş Yıllık IMF-Dünya&lt;br/&gt;Bankası Planı diyoruz. İkinci orta-vadeli dönem 3. yılını tamamladığımız, içinde&lt;br/&gt;bulunduğumuz 2000-2004 dönemidir.2 Her iki dönemin programıda büyük bir benzerlik&lt;br/&gt;içindedir. Her iki programda iki ayaklıdır; istikrar ve yapısal uyum(reform)&lt;br/&gt;bileşenlerinden oluşmaktadır&lt;br/&gt;1. Beş yıllık IMF-Dünya Bankası Planı&quot;nın sonuçlarını burada tartışmak&lt;br/&gt;istemiyoruz. Ancak 1.Beş Yıllık IMF Planın sonuçları, 2.Beş Yıllık IMF Plan&quot;ın&lt;br/&gt;yapılmasını zorunlu kılmıştır (bkz: 2000-2002 stand-by için aralık 1999 tarihli niyet&lt;br/&gt;mektubu; prğ:2,4 ve 5). Aralık 1999 tarihli niyet mektubu ile başlayan ve neden olduğu&lt;br/&gt;krizlerden sonra, 2002 yılının şubat ayında verilen niyet mektubu ile yenilenerek süresi&lt;br/&gt;2004 sonuna kadar uzatılan 2. Beş Yıllık IMF planının 3 yılını tamamladık. 2000 yılı&lt;br/&gt;başında başlamış olan bu program (plan) neyi hedefliyordu. 3. yılın sonunda neredeyiz&lt;br/&gt;ve programın kalan 2 yılını (2003-2004) sürdürmek niyetinde/durumunda olan yeni&lt;br/&gt;siyasi iktidar ile nereye gidiyoruz ?&lt;br/&gt;Programlar Neyi Hedeflemişti ?&lt;br/&gt;Aralık 1999 tarihli niyet mektubuna göre; &quot;25 yıldır süren (1975-2000) enflasyon&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin ekonomik performansını farklı açılardan zayıflatmıştır. Bunun en belirgin&lt;br/&gt;etkisi ekonomik büyümede yaşanan istikrarsızlıktır. Büyüme yalnız istikrarsız olmamış&lt;br/&gt;aynı zamanda gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin en başarılılarının ortalamasının&lt;br/&gt;çok altında kalmıştır.&quot; Programın hed</description></item><item><title>THE RELATIONSHIP BETWEEN LOGISTICS AND CUSTOMER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?the-relationship-between-logistics-and-customer-455777.html</link><description>Contents&lt;br/&gt;FIGURES AND TABLES...............................................................................................3&lt;br/&gt;I. INTRODUCTION .......................................................................................................7&lt;br/&gt;I.1 STRUCTURE OF THE THESIS ............................................................................................... 10&lt;br/&gt;II. THE RELEVANCE OF THE RESEARCH..........................................................12&lt;br/&gt;II.1. THE INCREASING IMPORTANCE OF SERVICE .................................................................. 12&lt;br/&gt;II.2. THE IMPACT OF THE LOGISTICS PERFORMANCE OF THE SUPPLIER COMPANY ON THE&lt;br/&gt;PURCHASING DECISIONS......................................................................................................... 14&lt;br/&gt;II.3. THE RELATIONSHIP BETWEEN LOGISTICS AND CUSTOMER SATISFACTION, AS A LESSRESEARCHED&lt;br/&gt;FIELD OF THE BUSINESS LIFE ........................................................................... 15&lt;br/&gt;III. CUSTOMER SATISFACTION ............................................................................16&lt;br/&gt;III.1 THE RELEVANCE AND CONSEQUENCE OF CUSTOMER SATISFACTION ............................. 16&lt;br/&gt;III.2. FACTORS DETERMINING CUSTOMER SATISFACTION &amp;#8211; APPROACHES ............................. 20&lt;br/&gt;IV. THE RELATIONSHIP BETWEEN LOGISTICS AND CUSTOMER&lt;br/&gt;SATISFACTION...........................................................................................................26&lt;br/&gt;IV.1. THE CONTRIBUTION OF LOGISTICS TO CUSTOMER SATISFACTION &amp;#8211; ANALYSIS OF&lt;br/&gt;LOGISTICS CUSTOMER SERVICE ............................................................................................. 31&lt;br/&gt;IV.2. CUSTOMER SERVICE, TIME AND PLACE UTILITY ......................................................... 36&lt;br/&gt;IV.3 LOGISTICS AND MARKETING CUSTOMER SERVICE ........................................................ 38&lt;br/&gt;IV.4. COMPONENTS OF CUSTOMER SERVICE &amp;#8211; ELEMENTS..................................................... 42&lt;br/&gt;IV.5. &quot;THE OTHER SIDE OF THE COIN&quot; &amp;#8211; CUSTOMER BEHAVIOR.......................................... 49&lt;br/&gt;IV.6. SUMMARY..................................................................................................................... 55&lt;br/&gt;IV. 7. SUMMARY OF THE HUNGARIAN LITERATURE ............................................................. 56&lt;br/&gt;V. DESCRIPTION OF THE RESEARCH.................................................................60&lt;br/&gt;V.1. GENERAL REVIEW OF LOGISTICS RESEARCH.................................................................. 60&lt;br/&gt;V.2. THE STRUCTURE OF THE RESEARCH AND THE DEVELOPMENT OF HYPOTHESES .......... 63&lt;br/&gt;VI. ANALYSIS OF HUNGARIAN COMPANIES &amp;#8211; EMPIRICAL TESTING OF&lt;br/&gt;THE HYPOTHESES ....................................................................................................76&lt;br/&gt;VI.1. GENERAL DESCRIPTION OF CUSTOMER SERVICE LEVEL............................................... 77&lt;br/&gt;VI.2. THE IMPACT OF INTERNAL LOGISTICS AND RELATED FIELDS OF COMPANIES ON&lt;br/&gt;LOGISTICS CUSTOMER</description></item><item><title>ENFLASYONUN DOĞRUDAN HEDEFLENMESİ POLİTİKASI VE BAZI ÜLKE DENEYİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyonun-dogrudan-hedeflenmesi-politikasi-ve-bazi-ulke-deneyimleri-445272.html</link><description>ENFLASYONUN DOĞRUDAN HEDEFLENMESİ POLİTİKASI VE BAZI ÜLKE DENEYİMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Merkez bankalar&amp;#253; fiyat istikrar&amp;#253;n&amp;#253; sağlamak için çeşitli politikalar gündeme getirmişlerdir. Para politikalar&amp;#253; ülkenin sosyo-ekonomik durumu ve merkez bankas&amp;#253;n&amp;#253;n konumuna göre ülkeden ülkeye farkl&amp;#253;l&amp;#253;k göstermiştir. Merkez bankalar&amp;#253; uygulad&amp;#253;klar&amp;#253; para politikalar&amp;#253;yla uzun vadede fiyat istikrar&amp;#253;n&amp;#253; sağlamay&amp;#253; amaçlarken, k&amp;#253;sa vadede büyüme, işsizlik, gibi reel değişkenler ile faiz oranlar&amp;#253; ve kurlar&amp;#253; izler ve bunlarla ilgili politikalarla tutarl&amp;#253; kalmaya çal&amp;#253;ş&amp;#253;rlar. Enflasyonun yüksek düzeylere ulaşt&amp;#253;ğ&amp;#253; ülkelerde enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar gelir dağ&amp;#253;l&amp;#253;m&amp;#253;n&amp;#253; etkilediği gibi maliyetli olmaktad&amp;#253;r. Böyle durumlarda, politikalar&amp;#253;n merkez bankalar&amp;#253;ndan daha çok hükümetler taraf&amp;#253;ndan yönlendirilmesi gerekmektedir. Para politikas&amp;#253; oluşturulurken ve&lt;br/&gt;uygulan&amp;#253;rken merkez bankas&amp;#253;n&amp;#253;n bağ&amp;#253;ms&amp;#253;zl&amp;#253;ğ&amp;#253;n&amp;#253;n, başar&amp;#253;y&amp;#253; art&amp;#253;rd&amp;#253;ğ&amp;#253; son&lt;br/&gt;y&amp;#253;llarda s&amp;#253;k s&amp;#253;k vurgulanmaya başlanm&amp;#253;şt&amp;#253;r. Merkez bankas&amp;#253;n&amp;#253;n amac&amp;#253;&lt;br/&gt;fiyat istikrar&amp;#253;n&amp;#253; sağlamaksa hedef ve yaklaş&amp;#253;m&amp;#253;n&amp;#253; uzun vadeli bir bak&amp;#253;ş&lt;br/&gt;aç&amp;#253;s&amp;#253; çerçevesinde kamuoyuna aç&amp;#253;kça duyurabilmenin para politikas&amp;#253;n&amp;#253;n&lt;br/&gt;başar&amp;#253;s&amp;#253;n&amp;#253; art&amp;#253;rd&amp;#253;ğ&amp;#253; ileri sürülmektedir.&lt;br/&gt;1930larda alt&amp;#253;n standard&amp;#253;n&amp;#253;n kald&amp;#253;r&amp;#253;lmas&amp;#253;na kadar, enflasyon sorun&lt;br/&gt;olarak ekonominin gündeminde yer almam&amp;#253;şt&amp;#253;r. Bu dönemde enflasyon&lt;br/&gt;oran&amp;#253;nda istikrar ötesinde fiyat seviyesinde istikrar yaklaş&amp;#253;m&amp;#253; öne&lt;br/&gt;ç&amp;#253;km&amp;#253;şt&amp;#253;r. 1930lara gelindiğinde yoğun olarak karş&amp;#253;laş&amp;#253;lan sorun&lt;br/&gt;enflasyon değil işsizlik ve durgunluk olmuştur. Keynezyen politikalar bu&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;ortam içerisinde şekillenmeye başlad&amp;#253; ve efektif talebin canl&amp;#253; tutulmas&amp;#253;&lt;br/&gt;önerileri gündeme geldi. Enflasyonun sorun olarak dünya gündemine&lt;br/&gt;1970lerde girmiştir. Bu dönemde, Keynezyen politikalar&amp;#253;n ekonominin&lt;br/&gt;tam istihdam seviyesinin çok alt&amp;#253;nda olduğu durumda etkili olduğu, diğer&lt;br/&gt;koşullarda çözüm sunamad&amp;#253;ğ&amp;#253; vurgulanm&amp;#253;şt&amp;#253;r. Enflasyonun ciddi sorun&lt;br/&gt;olarak görülmeye başland&amp;#253;ğ&amp;#253; 1970lerde politikalar&amp;#253;n ve araçlar&amp;#253;n&lt;br/&gt;değiştirilmesi gereği ortaya ç&amp;#253;km&amp;#253;şt&amp;#253;r. Ekonomide oluşan k&amp;#253;sa dönemli&lt;br/&gt;şoklara müdahale etmenin ekonomideki dengeleri bozduğu görüşü de&lt;br/&gt;bu dönemde s&amp;#253;k s&amp;#253;k vurgulanmaya başlanm&amp;#253;şt&amp;#253;r. Vurgulanan bir diğer&lt;br/&gt;görüş, uzun dönemde Phillips Eğrisi&quot;nin geçersizliği ve genişlemeci&lt;br/&gt;politikalar&amp;#253;n uzun dönemde enflasyona yol açt&amp;#253;ğ&amp;#253;d&amp;#253;r. Para politikas&amp;#253;n&amp;#253;n&lt;br/&gt;temel hedefinin fiyat istikrar&amp;#253; olmas&amp;#253; gerektiğini savununlar&amp;#253;n diğer bir&lt;br/&gt;görüşü ise ücretler ile fiyatlar&amp;#253;n ileriye dönük enflasyon beklentilerine&lt;br/&gt;göre şekillendiğidir. Büyümeyi hedefleyen aktif para politikas&amp;#253;yla,&lt;br/&gt;ekonomik birimlerin beklentilerinin değişmeyeceği varsay&amp;#253;larak&lt;br/&gt;enflasyon art&amp;#253;r&amp;#253;lmadan, üretimin art&amp;#253;r&amp;#253;lacağ&amp;#253; ve işsizliğin azalt&amp;#253;lacağ&amp;#253;&lt;br/&gt;görüşü bu dönemde kabul edilmiştir. Ancak, bu politika ekonomik&lt;br/&gt;birimlerin beklentilerini veri kabul ederek (firma ve işçilerin ücret ve&lt;br/&gt;fiyatlarda, dolay&amp;#253;s&amp;#253;yla enflasyonda art&amp;#253;ş olmayacağ&amp;#253;n&amp;#253; varsayarak),&lt;br/&gt;zaman tutars&amp;#253;zl&amp;#253;ğ&amp;#253; (time-inconsistency) sorununu gözard&amp;#253; etmiştir.&lt;br/&gt;Başka bir deyişle, ak&amp;#253;lc&amp;#253; davranan ekonomik birimler üretim art&amp;#253;ş&amp;#253;n&amp;#253;&lt;br/&gt;hedef alan merkez bankas&amp;#253;n&amp;#253;n gelecekteki politikas&amp;#253;n&amp;#253;n genişlemeci&lt;br/&gt;olacağ&amp;#253;n&amp;#253; öngörerek, ücret ve fiyatlarda art&amp;#253;ş yaparak, enflasyonun&lt;br/&gt;beklentisine neden olurlar. Sonuç olarak üretim art&amp;#253;ş&amp;#253; sağlanmadan&lt;br/&gt;yüksek bir enflasyon düzeyinde denge sağlanm&amp;#253;ş olur. Müdahaleci&lt;br/&gt;politikalar bu bağlamda üretimi değ</description></item><item><title>PERFORMANS ANALİZİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?performans-analizi-357490.html</link><description>- GİRİŞ &lt;br/&gt;KİT&quot;lerin özelleştirilmesi akımının doğuşu ile 1970&quot;lerde ortaya çıkan iktisadi kriz birbiriyle yakından ilişkilidir. 1960 ve 1970&quot;leride devletin ekonomideki payı artarken iktisadi büyümenin yavaşlaması, devlet müdahalelerinin iktisadi dalgalanmaları hafifleteceği yolundaki Keynesyen görüşleri sorgulamaya başlamıştır. Diğer taraftan, büyüme yavaşlarken artan kamu harcamalarının kontrolünün zor olduğu ortaya çıkmış, harcamaların finansmanı ve bütçe açıklarının azaltılması sorunu gündeme gelmiştir. Bu sorun, devleti vergileri ve borçlanmayı artırmak ile harcamaları kısmak arasında seçim yapmaya zorlamıştır. &lt;br/&gt;Bundan başka, devlet müdahalelerinin enflasyon ve durgunlukla birlikte ortaya çıkması, kamu hizmetlerinin ve üretiminin kalitesinin yetersizliği, kamudaki yönetim bozuklukları, büyük işletme açıkları ve zararları, kamunun büyük, hantal esnekliğini yitirmiş bürokratik işleyişi ile ileri teknoloji kullanan kamu projelerinin başarısızlığa uğraması gibi nedenler devlet müdahalesini savunanları azaltmıştır. &lt;br/&gt;Kamuda ortaya çıkan tüm bu olumsuzlukları eleştirenlere göre; devletin büyümesi, dinamik bir özel kesim ve sağlıklı büyüyen bir ekonomi için tamamlayıcı değil, engelleyici bir olgu olarak gelişmiştir. Devletin büyümesi, rekabetçi güçlerin kaynak dağılımı ve özel girişimcilik üzerindeki etkisini öylesine zayıflatmıştır ki kaynak dağılımı ve özel girişimcilik iktisadi şoklara uyum yeteneğini önemli ölçüde yitirmiştir.&lt;br/&gt;Devletin hizmet üretirken özel kesime kıyasla &quot;verimsiz&quot; olduğu görüşü devletin &quot;aşırı&quot; büyüdüğü görüşü ile birleşmiş, kısaca &quot;daha küçük devlet&quot; sloganıyla özetlenebilecek bir akıma dönüşmüştür. İşte, KİT&quot;lerin özelleştirilmesi bu akımın en temel nedeni olmuştur. &lt;br/&gt;Türkiye&quot;de 24 Ocak 1980&quot;de uygulamaya konulan ekonomik istikrar tedbirleri ile serbest piyasaya geçiş yönünde büyük bir adım atılmıştır. Teşebbüs hürriyetini geliştirmeye ve piyasa ekonomisinin işleyişini engelleyen sınırların ve denetimlerin kaldırılmasına ağırlık verilmiştir. Bu nedenle, kamu kesiminin ekonomik sistem içindeki ağırlığını azaltmak amacıyla KİT&quot;lerin özelleştirilmesi gündeme gelmiştir.&lt;br/&gt;KİT&quot;lerin bugünkü ekonomik koşullarda, karlılık ve verimlilik ilkelerine uygun olarak ne yapılması gerektiği konusunda yapılan çalışmalarda KİT&quot;lerin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümünün mülkiyetlerinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesiyle, yani özelleştirilmeleriyle mümkün olacağı ileri sürülmektedir. &lt;br/&gt;Özelleştirmeyle bir taraftan devletin ekonomideki sınai ve ticari faaliyetleri en aza indirilirken, diğer taraftan rekabete dayalı piyasa ekonomisinin oluşturulması, devlet bütçesi üzerinden KİT finansman yükünün azaltılması, sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır.&lt;br/&gt;Çalışmanın amacı Türkiye&quot;de ve Dünyadaki özelleştirme uygulamaları hakkında değerlendirilmelerde bulunmak, özelleştirmenin neden olduğu iktisadi etkileri ortaya koymaktır. &lt;br/&gt;2- GENEL OLARAK ÖZELLEŞTİRME KAVRAMI &lt;br/&gt;Genel olarak özelleştirme konusunun genel kapsamı sadece KİT&quot;lerin özelleştirilmesiyle sınırlı kalmaz. Özelleştirme teriminin kapsamı aşağıdaki dört noktada toplanabilir.1&lt;br/&gt;-Sosyal mallardan (kamu hizmetlerinden) mümkün olanların fiyatlandırılması.&lt;br/&gt;-Fiyatlandırılması mümkün olmayan sosyal malların devletçe üretimi yerine özel firmalarca üretilmesi.&lt;br/&gt;-Deregülasyon yani piyasa üzerinde sınırlamaların kaldırılmasına yönelik düzenlemeler &lt;br/&gt;-KİT&quot;lerin özelleştirilmesi&lt;br/&gt;Görüldüğü gibi KİT&quot;leri özelleştirilmesi genel özelleştirme faaliyetlerinden ancak belli bir yeri kapsar. Genel özelleştirme kavramı esasında kamunun faaliyetlerinin en aza indirilmesi amaçlamaktadır.&lt;br/&gt;Bununla beraber özelleştirme için kabul edilebilecek genel bir tanım; kamuya ait girişimlerin yada şirketlerin sermayesinin en az %51&quot;inin özel girişimcilere satılması şeklinde yapılmaktadır.&lt;br/&gt;Kamuya ait girişimlerin yada şirketlerin işletilmek üzere özel girişimcilere kiralanması, işletme hakkının devredilmesi ve bu amaçlarla hükümetlerin ba</description></item><item><title>DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dis-ticarette-odeme-yontemleri-436585.html</link><description>NURDAN    ÖNEL &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        964023 / EKONOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                 HAZİRAN ,2001&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;               DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.&lt;br/&gt;         İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir.&lt;br/&gt;        Yabancı ülkede yerleşik karşı tarafa güvenememe sorunu ,dış ticaret işlemine bir bankanın aracılık etmesi ile çözümlenir.Normal olarak bankanın güvenirliliği bireysel ithalatçı ve ihracatçıya göre daha yüksektir.banka ihracatçıya ,ithalatçı adına ödemeyi yapacağı güvencesini verir ; ithalatçıya da ihracatçının istenen nitelikte malı kendisine göndereceğini garanti eder. Böylece ihracatçının malı güven içinde göndermesi ,ithalatçının da kuşku duymadan ödemede bulunması sağlanmış olur.O bakımdan ,bankalar adeta dış ticaretin ayrılmaz bir parçası durumundadır.Dış ticarette farklı ödeme yöntemleri vardır. Ve bunların hangisinin kullanılacağı ,mal ve sektör bazında yerleşik geleneklere ,alıcı ile satıcı arasındaki güvenin derecesine ,ülkenin genel politikasına ,nakit ödeme gücüne vb. faktörlere bağlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.KARŞI TİCARET(Counter &amp;#8211;Trade )&lt;br/&gt;         Karşı &amp;#8211;ticaret ,genel anlamda bir takas muamelesidir.Özellikle merkezi ekonomili ülkeler ile yapılan ticarette yoğun biçimde uygulanmaktadır.Bununla beraber ,az gelişmiş ülkeler ve sanayileşmemiş ülkeler arasındaki ticarette de giderek artan bir önem kazanmaktadır.Ödemek için yeterli dövizi olmayan ,fakat satmak istediği malı olan ülkelerin çoğu kez başvurduğu bir yoldur.Şu halde iki ülke arasında mal ile mal veya mal +paranın ters yönde aktığı iki-yönlü bir ticaret söz konusudur.&lt;br/&gt;Karşı-ticaret çeşitli şekillerde uygulanabilmektedir.Bunları beş tipe ayırabiliriz:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        A)Takas (Barter) : Finansal ödeme veya fon transferlerinin yer almadığı bir tek sözleşme ile gerçekleştirilen ,eşit değerde olduğu kabul edilen iki mal grubunun doğrudan ve eşanlı olarak değiştirildiği işlemdir.Takas anlaşmaları aynı müşteri ile uzun vadeli ve düzenli işlemleri değil ,genellikle bir defaya mahsus işlemleri (one-off- deals) kapsamaktadır.&lt;br/&gt;        B)Kliring (Clearing):Takasın biraz daha geliştirilmiş bir şeklidir.Kliring anlaşması imzalayan ülkelerde ithalatçılar ,ithal ettikleri malların bedelini kendi ülkelerinde kliring hesaplarını tutmakla görevlendirilen Merkez Bankası veya Kliring Ofisi gibi bir kuruma ulusal paraları cinsinden öderler.Bu şekilde oluşturulan hesaplar dönem sonunda karşı ülke ithalatçılarının da kendi ilgili kurumana yatırmış oldukları paralardan oluşan hesaplarla denkleştirilir.Eğer arada bir açık söz konusu ise ,bu açık önceden anlaşılan herhangi bir konvertibil döviz ile kapatılır.&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;    C)Karşı &amp;#8211;alım ( Counter-purchase ): Satıcının ihracat sözleşmesindeki değerin belirli bir yüzdesindeki malı karşı taraftan ya bizzat satın alması ya da satışın bir üçüncü tarafça gerçekleştirilmesini sağlamasına dayanan bir işlemdir.Karşı ticaretin en yaygın kullanılan şeklidir.İhracatçının böyle bir taahhüde girmeden önce ,üçüncü tarafla anlaşması gerekir.</description></item><item><title>ÇEKİRDEK ENFLASYON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cekirdek-enflasyon-446350.html</link><description>ÇEKİRDEK ENFLASYON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;1. FİYAT ENDEKSLERİ 1&lt;br/&gt;1.1. Fiyat Endeksleri 1&lt;br/&gt;1.2. 1994=100 Temel Yıllı Kentsel Yerler Tüketici Fiyatları Endeksi 3&lt;br/&gt;1.3. 1994=100 Temel Yıllı Toptan Eşya Fiyatları Endeksi 4&lt;br/&gt;2. ÇEKİRDEK ENFLASYON KAVRAMI 6&lt;br/&gt;2.1. Çekirdek Enflasyon-Tanım 6&lt;br/&gt;2.2. Çekirdek Enflasyon Hesaplama Teknikleri 9&lt;br/&gt;2.2.1. Giriş 9&lt;br/&gt;2.2.2. Enflasyonun Kalıcı Öğesi Yaklaşımına Göre Şekillenen Yöntemler 10&lt;br/&gt;2.2.2.1. Tek Değişkenli Yöntemler 10&lt;br/&gt;2.2.2.2. Çok Değişkenli Yöntemler 11&lt;br/&gt;2.2.2.2.1. Yapısal Vektör Otoregresyon Modeli (SVAR) 11&lt;br/&gt;2.2.2.2.2. P* Yaklaşımı - Uzun Dönem Denge Fiyat Seviyesi Yaklaşımı 12&lt;br/&gt;2.2.2.3. Stokastik Yöntemler 12&lt;br/&gt;2.2.2.3.1. Uç Fiyatların Çıkartılmasıyla Hesaplanan&lt;br/&gt;Ortalamalar (Trimmed Means) 13&lt;br/&gt;2.2.2.3.2. Medyan 14&lt;br/&gt;2.2.3. Enflasyonun Genel Öğesi Yaklaşımına Göre Şekillenen Yöntemler 15&lt;br/&gt;2.2.3.1. Spesifik Ayarlama 15&lt;br/&gt;2.2.3.2. Yeniden Ağırlıklandırma Yöntemleri 15&lt;br/&gt;3.TÜRKİYE AÇISINDAN UYGUN TEKNİKLERİN SEÇİMİ&lt;br/&gt;VE SONUÇLARI 16&lt;br/&gt;3.1. Tanımlanan Yöntemlerin Türkiye Uygulamaları 16&lt;br/&gt;3.1.1. Stokastik Yöntemler 16&lt;br/&gt;3.1.1.1. Uç Fiyatların Çıkartılmasıyla Hesaplanan Ortalamalar&lt;br/&gt;(Trimmed Means) ve Medyan 16&lt;br/&gt;3.1.1.2. Ağırlıklı Medyan 17&lt;br/&gt;3.1.2. Spesifik Ayarlama 17&lt;br/&gt;3.1.2.1. Dışlama Yöntemleri: TÜFE 18&lt;br/&gt;3.1.2.1.1. TÜFE&quot;den Yönetilen Fiyatların Dışlanmasıyla Oluşturulan Endeks 18&lt;br/&gt;3.1.2.1.2. TÜFE&quot;den Mevsimsellik İçeren Fiyatların&lt;br/&gt;Dışlanmasıyla Oluşturulan Endeks 18&lt;br/&gt;3.1.2.1.3. TÜFE&quot;den Mevsimsellik İçeren ve Yönetilen&lt;br/&gt;Fiyatların Dışlanmasıyla Oluşturulan Endeks 18&lt;br/&gt;3.1.2.2. Dışlama Yöntemleri: TEFE 23&lt;br/&gt;3.1.2.2.1. TEFE - Özel İmalat Endeksi 23&lt;br/&gt;3.1.2.2.2. Kok Kömürü, Rafine Petrol Ürünleri&lt;br/&gt;Fiyatları Hariç TEFE-Özel İmalat Endeksi 24&lt;br/&gt;3.1.2.2.3. Tarım Fiyatları Hariç TEFE 24&lt;br/&gt;3.1.2.2.4. Enerji Fiyatları Hariç TEFE 24&lt;br/&gt;3.1.2.2.5. Tarım ve Enerji Fiyatları Hariç TEFE 24&lt;br/&gt;3.2. Sonuçlar 25&lt;br/&gt;3.2.1. İçsel Tutarlılık 25&lt;br/&gt;3.2.2. Dışsal Tutarlılık 26&lt;br/&gt;4. PARA POLİTİKALARI VE ÇEKİRDEK ENFLASYON İLİŞKİSİ 29&lt;br/&gt;4.1. Giriş 29&lt;br/&gt;4.2. Para Politikalarında Tarihsel Gelişim ve Çekirdek Enflasyon 29&lt;br/&gt;4.3. Çekirdek Enflasyon Serisinin İzlenmesi ve Yayımlanması&lt;br/&gt;ile İlgili Diğer Ülke Deneyimleri 33&lt;br/&gt;5. SONUÇ, ÖNERİLER VE GENEL DEĞERLENDİRME 33&lt;br/&gt;6. TEKNİK EK 34&lt;br/&gt;6.1. Teknik Ek-A 34&lt;br/&gt;6.1.1. 1994=100 Temel Yıllı Kentsel Yerler Tüketici Fiyatları&lt;br/&gt;Endeksi Kapsamı 34&lt;br/&gt;6.1.1.1. Coğrafi Kapsam 34&lt;br/&gt;6.1.1.2. Nüfus Kapsamı 35&lt;br/&gt;6.1.1.3. Ağırlıklar 36&lt;br/&gt;6.1.1.4. Fiyat Derleme 37&lt;br/&gt;6.1.2. 1994=100 Temel Yıllı Toptan Eşya Fiyatları Endeksi Kapsamı 38&lt;br/&gt;6.1.2.1. Coğrafi Kapsam 38&lt;br/&gt;6.1.2.2. Sektör Kapsamı 38&lt;br/&gt;6.1.2.3. Madde Kapsamı 39&lt;br/&gt;6.1.2.4. Fiyat Kapsamı 40&lt;br/&gt;6.1.2.5. Ağırlıklar 40&lt;br/&gt;6.1.2.6. Fiyat Derleme 41&lt;br/&gt;6.2. Teknik Ek-B 42&lt;br/&gt;6.2.1. Enflasyon Serileri 42&lt;br/&gt;6.2.2. Çekirdek Enflasyon Serileri 44&lt;br/&gt;6.2.3. Parasal Büyüklükler 59&lt;br/&gt;6.2.4. Ko-entegrasyon Testleri 62&lt;br/&gt;6.2.4.1. İçsel Testler 62&lt;br/&gt;6.2.4.2. Dışsal Testler 70&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;FİYAT ENDEKSLERİ&lt;br/&gt;1.1. Fiyat Endeksleri&lt;br/&gt;Para politikasını uygulamakla görevli olan merkez bankalarının temel hedefi, &quot;fiyat&lt;br/&gt;istikrarı&quot;nın sağlanmasıdır. Bu kapsamda, düşük bir enflasyon oranına ulaşmak ve bu&lt;br/&gt;şekilde istikrarlı bir büyüme ortamının sağlanmasına yardımcı olmak ana amaç&lt;br/&gt;olmaktadır. Bu noktada, enflasyon oranını en doğru yansıtacak endeksin seçimi&lt;br/&gt;politika uygulayıcılar açısından büyük önem taşımaktadır.&lt;br/&gt;Teoride &quot;enflasyon&quot; kavramı son derece açık bir tanıma sahip olmakla beraber,&lt;br/&gt;uygulamada &quot;enflasyonun&quot; hesaplanmasında ve ifade edilmesinde önemli sorunlar&lt;br/&gt;göze çarpmaktadır. Enflasyonun ölçülmesi ve paranın, mal ve hizmetler karşısında&lt;br/&gt;göreli değerinin ne şekilde değiştiğinin anlaşılması -diğer bir deyişle fiyatlardaki&lt;br/&gt;gelişimin yaşam standardı maliyetindeki değişimleri ölçmek- amacıyla &quot;fiyat&lt;br/&gt;endeksleri&quot; kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Fiyat değişimlerinin ölçümü, belirli bir sepet malın maliyetindeki değişimlerin&lt;br/&gt;gözlenmesi yoluyla yapılmaktadır. Bu şekilde yapılan ölçümler için tek bir ürünün&lt;br/&gt;fiyatlarında zaman içindeki gelişmelerin gözlenmesinde herhangi bir sorun yoktur.&lt;br/&gt;Ancak, fiyat endekslerinin birden fazla ürünü</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE KENT İÇİ VE KENT DIŞI ALIŞVERİŞ DAĞILIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-kent-ici-ve-kent-disi-alisveris-dagilimi-395743.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toplumsal ilişkiler ekonomik, sosyal, kültürel faktörlerin birbirlerini etkilemesi ve toplum üzerine yansımalarıyla değişmeler göstermektedirler. Bu nedenle toplum ve toplumsal değişmenin insanlar üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak gerekir. Toplum ve toplumu oluşturan kullanıcılar toplumsal, ekonomik ve kültürel değişmelerden etkilenerek, günümüzde daha farklı mekanlar yaratılmasını talep etmektedirler. Teknolojik gelişmeler ve iletişim olanaklarının hızla artması da bu talebin oluşmasında ve fiziksel çevreye yansımasında etkin rol oynamaktadır. Böylece bölgesel ve kültürel farklılıkların ortadan kalktığı ve dünyanın herhangi bir yerinde görülecek değişmeler kompleksler oluşmaktadır. Teknolojideki gelişmeler insan hayatini değiştirmeye başlayıp yeni ve karışık tesislerin yapımlarını hızlandırmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tasarımcılar değişmenin hızına ve yönüne bağlı olarak artmakta olan alışveriş merkezinde insanların gereksinim, istek ve beklentilerini bir tesis içerisinde bulmalarını sağlamayı amaçlamaktadırlar. Tasarım kriterleri toplumsal değişme ile birlikte insanların gereksinmeleri doğrultusunda değişmektedir. Çünkü insanlar alışveriş yapmayı bir zorunluluk olmaktan çıkarıp toplumsal yaşamın bir parçası haline getiren bu arada bireyselleşen günümüz insanini birbiriyle buluşturan böylesi mekanlar tercih etmektedir. Kullanıcı alışveriş yaparken sinema, konferans, fast-food gibi birçok gereksinimini karşılamaktadır.&lt;br/&gt; Alışveriş merkezlerinin karakteristik özellikleri bir bütünlük içinde ele alındığı zaman yapım amacına ulaşılmış olunur. Bütünlüğü oluşturan mekanların yan yana gelmesi sonucu ortaya çıkan sorunların ortadan kaldırılması ve fonksiyonun tam olarak çözülmesi gerekir. Ayrıca form ve fonksiyon bütünlüğü sağlanmalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı alışveriş merkezlerinin belirgin özelliklerinin planlama ve mimari açıdan incelemesi, insanların alışveriş kültürleri sonucu ortaya çıkan farklı büyüklükte ve çeşitteki mekanların irdelenmesi, bu mekanlara ait kriter</description></item><item><title>AVRUPA BİRLİĞİ&quot;NE ÜYELİK SÜRECİNDE TÜRKİYE&quot;DEKİ TUR OPERATÖRLERİ VE SEYAHAT ACENTALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-birligi-ne-uyelik-surecinde-turkiye-deki-tur-operatorleri-ve-seyahat-acentalari-442151.html</link><description>AVRUPA BİRLİĞİ&quot;NE ÜYELİK SÜRECİNDE TÜRKİYE&quot;DEKİ TUR OPERATÖRLERİ VE SEYAHAT ACENTALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AB&quot;ye Üyelik Sürecinde Türkiye&quot;deki Tur Operatörleri ve Seyahat Acentaları &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Giriş&lt;br/&gt;*Avrupa Birliği&quot;nin turizm politikaları&lt;br/&gt;*Avrupa Birliği&quot;nde turizm piyasası, tur operatörleri ve seyahat acentaları&lt;br/&gt;*Türkiye&quot;de turizm politikaları, yeni yasal düzenlemeler ve getirdikleri&lt;br/&gt;*Türkiye&quot;de tur operatörleri, seyahat acentaları &lt;br/&gt;*AB&quot;ye üyelik sürecinde Türkiye tur operatörleri ve seyahat acentalarının karşılaştığı sorunlar&lt;br/&gt;oAltyapı ve insan kaynakları sorunları&lt;br/&gt;oPazarlama ve tanıtım sorunları&lt;br/&gt;oYatırım, teşvik ve çevre sorunları&lt;br/&gt;*AB&quot;ye üyelik sürecinde Türkiye&quot;deki tur operatörleri ve seyahat acentalarının yapması gerekenler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomi haberlerinde adı çok fazla anılmayan ama özellikle kriz dönemlerinde ne kadar önemli olduğu kuvvetle vurgulanan turizm sektörü, Türk ekonomisinin sessiz kurtarıcısı olmaya devam ediyor. Turizmin yapısından kaynaklanan en önemli özelliği, evrensel değerleri benimseyerek, bu değerlerin yaygınlaştırılmasında ve yöresel değerlerin evrensel düzeyde algılanıp tanıtılmasında etkin ve öncü rol oynamak. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye, Avrupa Birliği&quot;ne giriş sürecinde, tüm sektörleriyle yoğun bir faaliyet içerisinde. Turizm sektörü de bu süreçte üzerine düşen görevleri yerine getirmeye hazır görünüyor. Bunun için gerekli olan kaynak sorunların doğru tespit edilmesi gerekliliği tam da bu noktada önemli oluyor. Çünkü turizm sektörü, Avrupa ile en uzun süreli ve en fazla karşılıklı ilişki kurabilen sektörlerin başında gelmesine rağmen hala Avrupa Birliği&quot;ni tam anlamıyla tanıyabilmiş ve bu yapı içerisinde kendisine nasıl bir yer edineceğini tespit edebilmiş değil. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışma, Avrupa Birliği&quot;nin turizm politikalarını, Türkiye turizminin Avrupa Birliği içerisinde en fazla muhatap olduğu sektörü yani Avrupalı tur operatörleri ve seyahat acentalarını, faaliyet gösterdikleri piyasalar bazında incelemeye almış, Türkiye&quot;de turizm politikalarının gelişimi ve gelecek dönemde yapılması düşünülen yeni yasal düzenlemelerin olumlu olumsuz neler getirebileceğini ele almaya çalışmıştır. Genel olarak çalışmanın esası, Türkiye&quot;deki seyahat acentaları ve tur operatörlerinin durumunu ve Avrupa Birliği&quot;ne üyelik sürecinde neler yapılması gerektiğinin tespitinde yardımcı olmayı amaçladığından, bir mukayese yapmayı mümkün kılabilmek için Türkiye&quot;deki tur operatörlerinin ve seyahat acentalarının işleyişi ayrı bir bölümde irdelenmiştir. Türkiye&quot;de turizmin gelişimini engelleyen sorunların çoğunlukla &quot;genel olarak&quot; dile getirildiği görülür. Sorunların uzun soluklu, doktora tezlerine konu olabilecek kadar çok ve çeşitli olduğu gerçeği gözönünde tutularak en öncelikli olanların vurgulanmasına çalışılmıştır. Son olarak Türkiye&quot;nin, her alanda olduğu gibi turizm alanında da ciddi bir zihniyet değişimini hızla gerçekleştirmesinin acil bir ihtiyaç ve aşılması gereken önemli bir medeni eşik olduğu gerçeğinden hareketle, sektörün en dinamik, yaratıcı, yeniliklere açık ve en hızla değişen alanını oluşturan seyahat acentaları ve tur operatörlerinin, Avrupa Birliği&quot;ne üyelik sürecini hızlandırabilmek için neler yapması gerektiğine dair yorumlar yapılmıştır.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avrupa Birliği&quot;nin Turizm Politikaları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avrupa Birliği, Roma Antlaşmasından bu yana uzun yıllardır ortak bir turizm politikası oluşturma gayreti içerisindedir. Ancak birliğe üye ülkelerin artmasıyla birlikte sınırlarda genişlemiştir. Turizmin her üye ülkenin ekonomisinde ağırlığının farklı olması, beraberinde rekabet düzeyindeki farklılıkları getirmekte ve bu farklılık ülke bazında turizm sektörüne verilen önem ve önceliği de değiştirmektedir. Turizmin disiplinlerarası olması çevre, hukuk, çalışma güvenliği, müşteri hakları, ulaşım, kültürel varlıkların korunması vb. gibi bir çok konuyla bağlantılı kararlar alınmasını zorunlu kılmakta, bu da politika üretimini zorlaştırmaktadır. Bu kararların ilgili konularda işleyişleri etkileyecek düzeyde önem taşıması ve nihayet turizme özel herhangi bir AB organı olmaması da</description></item><item><title>1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?1999-yili-ekonomide-gerileme-donemi-349360.html</link><description>1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Türkiye ekonomisinde şartlara uygun kararların verilmesine ve kararlılıkla uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ancak Türkiye&quot;de kriz dönemlerinde gerekli stratejilerin geliştirilmesi konusunda büyük eksiklikler görülmektedir. &lt;br/&gt;      1999 yılında ekonomik büyümenin %6 civarında oluşması   ekonomik faaliyetlerde daralma kendini ithalatın küçülmesi ve ihracatın bir önceki yıla oranla %4  düşmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bu dönemde enflasyondaki düşüş durmuş ve enflasyonist beklentiler yeniden canlanmış; bir önceki yıl %54&quot;e düşen enflasyon  yeniden %63&quot;e yükselmiştir.&lt;br/&gt;Buna karşılık Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerde enflasyon %3 &quot;e düşmüştür.&lt;br/&gt;      1999 yılında mali sistemde faaliyet gösteren kurumların mali yapıları önemli ölçüde bozulmuş; borç yönetimi iflas etmiş; kamu açıklarının yüksek maliyetli iç borçlanmayla karşılanması faiz giderlerinin bütçe içindeki payını hızla arttırmıştır.&lt;br/&gt;      Bu bağlamda Türkiye&quot;nin sorunlarına çözüm aranırken serbest piyasa ekonomisinin varlığı, özellikleri ve dünyada yaşanmakta olan küreselleşme göz önünde tutulmalı, uluslar arası alanda rekabet gücünü arttırmaya yönelik projelere ağırlık verilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ARALIK 1999 İSTİKRAR PROGRAMI  (STAND-BY ANTLAŞMASI)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Uluslar arası Para Fonu&quot;nun (IMF) Aralık 1999&quot;da imzalanan stand-by antlaşması, özellikle ekonomiyi hasta eden yüksek enflasyonu ortadan kaldırmayı, makro-ekonomik dengeleri iyileştirmeyi ve ekonominin uzun zamandır var olan yapısal zayıflıklarını gidermeyi hedeflemiştir.&lt;br/&gt;      Bu programın bazı darboğazları olacağı ve bazı sorunlara yol açacağı ve özellikle cari işlemler açığını arttıracağı baştan belli idi. Ancak ortaya çıkacak sorunların aşılabileceği düşünülüyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1999 Programının Temel Özellikleri ve Döviz Çıpası Uygulaması&lt;br/&gt;      IMF  destekli programa göre, kamu iç borç stokunun denetim altına alınması düşünülürken, para politikasında net iç varlıklar ile sıkı limitler getirilerek, Merkez Bankası pasifize edilmiştir.&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Döviz kurunun sabit olmasını (döviz çıpasının uygulanması)  savunan görüşe göre;&lt;br/&gt;      Döviz kurunun çıpa olarak kullanılması, mali disiplin için çok ciddi bir ortam   hazırlamaktadır. Ancak ortaya çıkacak problemler önceden görülerek hızla çözülmelidir.&lt;br/&gt;      Enflasyonist beklentilerin kırılabilmesi için, basit, kolay ölçülebilir ve izlenebilir bir gösterge olmalıdır. Ancak uygulamada, faizler hızla düşmekte, enflasyon, programın üstünde gerçekleşmektedir.&lt;br/&gt;      Yüksek para ikamesinin sağlanmasıyla, dövizin ölçü ve değişim aracı olarak da kullanılması ön plana çıkmaktadır.&lt;br/&gt;      Dövizin sabitleştiği durumda, kontratların döviz kurundaki değişime daha kolay uyum sağlayacağı beklenmektedir.&lt;br/&gt;      Yüksek para ikamesi nedeniyle enflasyonu  veya  parasal büyüklüğü hedef alan para programlarının uygulanmasında güçlükler ve Merkez Bankası&quot;nın durumu önceden belirlenmelidir.&lt;br/&gt;      Türkiye&quot;de döviz kurunun ABD Doları karşısında sabitleştirilmesinden doğacak sorunların üzerinde önemle durulması, alternatif çözüm programlarının hazırlanması gereklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kura Dayalı Programlarda Yaşanan  Sorunlar&lt;br/&gt;      Kurun sabitleştirilmesi sonucu artan ithalat, hızla düşen faizler ve enflasyondaki düşüşün neden olduğu servet etkisi nedeniyle kura dayalı programların ilk 10 ayında tüketim mallarının talebinde önemli ölçüde artış olmaktadır. Türkiye&quot;de 2000 yılının Kasım ayına kadar bu durum görülmüştür.&lt;br/&gt;      Ekonomideki hızlı canlanmanın ardından, hızlı bir yavaşlama ve mali sektördeki açık pozisyonlardan dolayı ciddi krizlerin söz konusu olabileceği görülmemiştir. Dünyadaki uygulamalardan ders alınmamıştır.&lt;br/&gt;      Dış dengede ithalata dayalı sektörler avantaj kazanırken, ihracata dayalı sektörler olumsuz etkilenmektedir.&lt;br/&gt;      Faiz oranlarındaki düşüşler nominal faiz oranlarının düşüşünden daha hızlı oluşmuş ve cari açık büyümüştür.&lt;br/&gt;      Büyümenin istikrarlı ve sürdürülebilir hale gelmesi, enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülebilmesine; ortaya çıkacak sorunlara program bütünl</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE ENFLASYON, PARA ARZI, FAİZ ORANI VE DÖVİZ KURU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DİNAMİK BİR ANALİZİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-enflasyon,-para-arzi,-faiz-orani-ve-doviz-kuru-arasindaki-iliskinin-dinamik-bir-analizi-372617.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE ENFLASYON, PARA ARZI, FAİZ ORANI ve&lt;br/&gt;DÖVİZ KURU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DİNAMİK BİR ANALİZİ&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Enflasyon fiyatlardaki genel bir arlısı ifade eder ve genellikle belirli bir zaman  diliminde tüketici veya üretici fiyat endeksleri gibi bazı fiyat endekslerindeki yüzde artış olarak ölçülür. Genelde dört enflasyon türü vardır: ılımlı, yüksek, kronik ve hiper enflasyon. Yıllık tek rakamlı %4 gibi enflasyonlar ılımlı, yıllık %14 gibi iki rakamlı enflasyonlar yüksek olarak ifade edilir. Kronik enflasyon aylık çift rakamlı ancak %50yi geçmeyen, hiper enflasyon ise aylık enflasyonun %50&quot;yi geçtiği durum olarak değerlendirilir.&lt;br/&gt;Türkiyede son yirmi yıl boyunca enflasyon hem yüksek hem de süreklidir. Yüksek ve sürekli enflasyon toplum ve ekonomi üzerinde, olumsuz etkiler yaratmaktadır. Uzun dönemli   kararlar alınabilmesini engellemekte ve ülkenin sosyal yapısını ve rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir. Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının 1998 Yılı Programına göre, orta vadede sürdürülebilir bir büyümenin gerçekleştirilmesi, toplumun refah seviyesinin yükseltilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi, üretken istihdamın artırılması ve sanayileşmeye ivme kazandırılması ancak enflasyonla mücadelenin temel hedef olarak benimsenmesine ve bunda başarılı olunmasına bağlı bulunmaktadır. 1998 yılında Merkez Bankasının (MB) ana hedefi enflasyonu %70lerin altına çekmek şeklindedir. Bunun için tüm para politikası araçlarını bu amaç doğrultusunda kullanmayı hedeflemiştir.&lt;br/&gt;Emisyon hacmindeki artış, faiz oranları ve döviz kurlarındaki yükselme, fiyatlar genel seviyesindeki yükselmenin temel faktörleri arasında gösterilmektedir. Genel seviyesindeki yükselme, döviz kurlarındaki yükselmenin yada artan nominal bütçe açıkları yolu ile para arzındaki ve faiz oranlarındaki artışın da bir sebebi olarak gösterilebilinir. Türkiye&quot;de enflasyonu etkileyen faktörlerin başında bütçe açığı gelir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM 1&lt;br/&gt;1. TÜRKİYE&quot;DE ENFLASYONUN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ&lt;br/&gt;Genel fiyat seviyesindeki artış, ex-post olarak enflasyon oranına eşittir ve enflasyon bu çerçevede, toplulaştırılmış sanai bir malın paraya göre nispi fiyatının artışı olarak tanımlanmaktadır. &lt;br/&gt;Tüm parasal olgular, YKM bağlamında takas ekonomisi olgularına birebir indirgenebilmektedir. Örneğin takas ekonomisindeki faiz, malların iki farklı dönemindeki göreli fiyatlarının birbirine oranıdır. Bu parasal ekonomide reel faize, yani nominal faizin enflasyondan arındırılmış düzeyine eşittir. Veya takas ekonomisinde, aynı malın farklı bölgelerdeki göreli fiyatlarının. birbirine oranı, parasal ekonominin reel döviz kuruna karşılık gelmektedir. &lt;br/&gt;Rassal veya kısmen rassal şoklar zaman içerisinde pozitif bir enflasyon oluşmasına neden olabilmektedir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde değinileceği üzere, parasal ekonomilerde &quot;sabit uyum maliyetlerinin &quot;varlığı, fiyat uyumunun yukarıya doğru esnek ve aşağıya doğru katı bir yapıda gerçekleşmesine neden olmakta ve pozitif asimetri, sürekli pozitif bir enflasyon oranının</description></item><item><title>GATT&quot;IN 50.YILI DOLAYISIYLA DTÖ&quot;NÜN GELECEĞİNE BAKIŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gatt-in-50.yili-dolayisiyla-dto-nun-gelecegine-bakis-444709.html</link><description>GATT&quot;IN 50.YILI DOLAYISIYLA DTÖ&quot;NÜN GELECEĞİNE BAKIŞ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1948&quot;de 23 ülkeden oluşan bir grup, birbirlerinin ihracatına uyguladıkları tarifeleri indirmek üzere Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (bilinen şekliyle GATT) adı altında ilk çoktaraflı ticaret anlaşmasını imzalamışlardır.&lt;br/&gt;GATT, çok kapsamlı ve kompleks bir yapıya sahip olduğu, ülkelerin ekonomik çıkarlarını doğrudan etkilediği gibi nedenlerle başarılı olamayacağını savunan görüşlerin aksine, bir seri birbirinden yoğun anlaşmalar dizisiyle ticareti kısıtlayan engellerin birçoğunu kaldırmayı başarmıştır. Günümüzde ortalama gümrük tarifeleri, GATT&quot;ın yürürlüğe girdiği tarihteki oranların onda birine düşmüştür.&lt;br/&gt;Uruguay Round ve DTÖ&lt;br/&gt;&quot;Round&quot;ların sonuncusu olan Uruguay Turu 1993&quot;te tamamlanmış ve daha önce dışarıda bırakılan fikri haklar ve hizmet ticareti gibi konuların anlaşmalar kapsamına dahil edilmesinin yanısıra DTÖ&quot;nün kuruluşu da bu turda gerçekleşmiştir. Temelinde devletlerin işbirliği ilkesi olan müzakerelere dayalı GATT&quot;dan farklı olarak sürekli bir örgüt olan Dünya Ticaret Örgütü, anlaşmazlıkları çözme gibi güçlü yetkilerle kurulmuştur. Anlaşmaları ihlal ettiğine karar verilen bir üye, bu kararı veto edememekte ve haksız uygulamasını düzeltmek durumunda bırakılmaktadır. DTÖ&quot;nün kararlı çözüm mekanizması hükümetleri, ticari anlaşmazlıklarını DTÖ panellerinde çözme yolunda cesaretlendirmiştir. GATT 47 yıllık sürede 300 anlaşmazlığa bakmış iken DTÖ 3 yılda 132 davayla karşılaşmıştır. Bu durum ticarette daha fazla anlaşmazlık meydana geldiğini değil; ülkelerin ticari anlaşmazlıklarında daha az bireysel hareket etmeye başladıklarını göstermektedir. Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması, yalnızca gelişmiş ülkelerin yararına işleyen bir yöntem değildir. Örneğin Kosta Rika tekstil ihracatına ABD&quot;nin uyguladığı ticari engel hakkında şikayette bulunduğunda Panel, ABD aleyhine karar vermiş ve ABD&quot;yi ithalat rejimini değiştirmeye zorlamıştır.&lt;br/&gt;DTÖ şu anda 132 üyesi yanında katılım müzakereleri süren Rusya ve Çin gibi büyük ekonomiler ve gözlemci üyeleriyle dünyada söz sahibi örgütlerden ve global ekonomiye yön verilen başta gelen platformlardandır.&lt;br/&gt;Çözüm Bekleyen Konular&lt;br/&gt;Tüm bu gelişmelere karşın yapılacak işlerin bittiğini söylemek zordur. Tekstil ve tarımda tarifeler hala yüksek ve ithalattaki kotaların kaldırılma süreci yavaş ilerlemektedir. Taşımacılık ve yabancı istihdam gibi konularda ticari engellerin indirilmesinde çok az gelişme sağlanmıştır. &lt;br/&gt;Sorun, bazı hükümetlerin piyasalarını ithalata açmayı, ekonomistlerin gördüğü şekilde, kendi ekonomilerinin rekabetçiliğini artıracak bir önlem olarak değil, bir taviz olarak değerlendirmesidir. Açık pazarların başta gelen savunucuları olan ABD ve AB bile bazı endüstrileri ve buralardaki istihdamı koruma gibi nedenlerle ticari korumacılığı gözardı edememektedirler.&lt;br/&gt;DTÖ&quot;yü gelecekte de zorluklar beklemektedir. Bunların ilki tarife indirimlerinin devam ettirilmesidir. Ortalama vergi oranlarının düşmesine karşın en liberal ekonomilerde bile hareketsiz kalan alanlar vardır. Örneğin ABD giyim eşyası ithalatında, ortalama tarife oranının 5 katı olan % 14.6&quot;lık bir oran uygulamaktadır. &lt;br/&gt;Tarife indirimlerine en güçlü direnç tarımda görülmektedir. Tarım ürünlerinde dünyada ortalama % 40 tarife uygulanmaktadır. Bu sektöre ilişkin yeni müzakerelerin 1999&quot;da başlaması planlanmaktadır. Bunun gelişmekte olan ülkelerde reformları hızlandıracağı ve AB&quot;nin ortak tarım politikasında iyileştirme girişimlerini cesaretlendireceği muhakkaktır. &lt;br/&gt;Diğer bir zorluk, mal ticaretinden daha hızlı büyüyen hizmet ticareti alanında ortaya çıkmaktadır. Bu sektörde yeni başlayacak olan müzakerelerde amaç, görüşülmesi devam eden muhasebe hizmetlerinde bir anlaşmanın tamamlanmasının yanısıra, geçen yıl gerçekleştirilen haberleşme ve finansal hizmetler gibi düzenlemelerin de güçlendirilmesidir.&lt;br/&gt;Ticaret ve Yatırım&lt;br/&gt;Son zamanlara kadar ülkelerin ulusal egemenlikleri ilkesinin geçerli olduğu antitröst kuralları, yabancı sermaye girişi ve işletmeye ilişkin kurallar, çalış</description></item><item><title>PROJE YÖNETİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?proje-yonetimi-351272.html</link><description>PROJE YÖNETİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZi&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERiii&lt;br/&gt;TABLO LİSTESİiv&lt;br/&gt;ŞEKİL LİSTESİiv&lt;br/&gt;BÖLÜM 11&lt;br/&gt;I. PROJE VE PROJE YÖNETİMİ1&lt;br/&gt;1.1. Projenin Tanımı1&lt;br/&gt;1.2. Proje Yönetimi3&lt;br/&gt;1.2.1. Proje Yönetimi Bilgi Alanları5&lt;br/&gt;1.2.2. Proje Yöneticisi7&lt;br/&gt;1.2.3. Proje Yönetim Aşamaları9&lt;br/&gt;1.2.3.1. Proje Planlama10&lt;br/&gt;1.2.3.1.1. Proje Çevresini Kavrama11&lt;br/&gt;1.2.3.1.2. Projenin Tanımlanması11&lt;br/&gt;1.2.3.1.3. Proje Organizasyonu13&lt;br/&gt;1.2.3.1.4. Kaynaklar ve Bütçe15&lt;br/&gt;1.2.3.1.5. İş Parçalama Yapısı16&lt;br/&gt;1.2.3.2. Proje Kontrol17&lt;br/&gt;BÖLÜM 221&lt;br/&gt;II. PROJE PROGRAMLAMA21&lt;br/&gt;2.1.Proje Yönetim Teknikleri22&lt;br/&gt;2.1.1. Proje Yönetimi Tekniklerinin Tarihçesi22&lt;br/&gt;2.1.2. Proje Yönetim Tekniklerinin İncelenmesi23&lt;br/&gt;2.1.2.1. Gantt Şeması23&lt;br/&gt;2.1.2.2. CPM26&lt;br/&gt;2.1.2.3. PERT33&lt;br/&gt;2.2. Kaynak Programlama35&lt;br/&gt;2.2.1. Proje Kısıtlarının Tipleri35&lt;br/&gt;2.2.2. Kaynak Kısıtlama Çeşitleri38&lt;br/&gt;2.2.3. Kaynak Programlama Aşamaları39&lt;br/&gt;2.2.3.1.Sorumluluk Tabloları39&lt;br/&gt;2.2.3.2. İhtiyaç Duyulan Kaynak Miktarının Tahmin Edilmesi41&lt;br/&gt;2.2.3.3. Eldeki Kullanılabilir Kaynak Miktarının Belirlenmesi42&lt;br/&gt;2.2.3.4. Kaynak Histogramı43&lt;br/&gt;2.2.3.5. Kaynak Yükünün Belirlenmesi43&lt;br/&gt;2.2.3.6. Kaynak Tahsis Etme Metotları44&lt;br/&gt;2.2.3.6.1. Zaman Kısıtlı Projeler45&lt;br/&gt;2.2.3.6.2. Kaynak Kısıtlı Projeler45&lt;br/&gt;SONUÇ48&lt;br/&gt;KAYNAKÇA51&lt;br/&gt;ÖZGEÇMİŞ52&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo Listesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo l Yönetim Şekillerinin Avantaj ve Dezavantajları4&lt;br/&gt;Tablo 2. Proje Planlama, Programlama, Kontrol10&lt;br/&gt;Tablo 3 Kontrol İçin Ölçümler ve Etkilenen Kategori19&lt;br/&gt;Tablo 4. Rol ve Sorumluluk Tipleri39&lt;br/&gt;Tablo 5. Dört Karar Alma Modu40&lt;br/&gt;Tablo 6. Kaynak Tahmini41&lt;br/&gt;Tablo 7. Kaynak Tablosu.42&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil Listesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1. Proje Çevresi11&lt;br/&gt;Şekil 2. Bir Gantt şeması Örneği24&lt;br/&gt;Şekil 3. Olaylar, Aktiviteler ve İlişkilendirilişleri27&lt;br/&gt;Şekil 4. AOA Şebeke Yapısının Gösterimi28&lt;br/&gt;Şekil 5. AON Şebeke Yapısının Gösterimi28&lt;br/&gt;Şekil 6. Faaliyet Başlangıç ve Bitiş Zamanları30&lt;br/&gt;Şekil 7. Kaynak Kısıtlama örneği37&lt;br/&gt;Şekil 8. Kaynak Histogramı43&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proje, belirli başlangıç ve bitiş noktası olan, amacı, kapsamı ve bütçesi açıkça tanımlanmış ve bir defaya mahsus gerçekleştirilen aktiviteler bütünüdür. Dolayısıyla bir proje, yapısı gereği yenilik getiren bir çalışmadır. İleride benzeri üretilecekse bile yeni bir organizasyona ihtiyaç duyar. Bu durum özel bir yönetim organizasyonu olan proje yönetiminin uygulanmasını gerektirmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde modern organizasyonlar, proje yönetiminin birçok avantaj kazandırdığını keşfetmişlerdir. Proje yönetimi, iş süreçlerini planlamada, programlamada ve kontrolde özel birtakım metodolojiler önerir. Bunlar proje yönetim teknikleridir. Böylece yapılması gereken faaliyetler, karşılaşılabilecek riskler, varolan kısıtlar, başarı kriterleri bütün organizasyon tarafından doğru anlaşılır ve zorluklara karşı bir takım halinde müdahale edebilme imkanı yaratılmış olur. Üst yönetim ise, proje hedefleri doğrultusunda mevcut kaynakların ne kadar etkin ve verimli kullanıldığını projenin her adımında inceleme imkanını bulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern proje yönetim bilimi 1955 ile 1960 lı yıllar arasında ortaya çıkmıştır. İlk başlarda inşaat ve mühendislik alanlarında kullanılan bu teknikler günümüzde uygulama alanlarını genişleterek, bilişim, sağlık, eğitim, savunma, medya ve bankacılık gibi pek çok alanda etkin bir biçimde kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu proje çalışmasının amacı proje yönetim tekniklerini, bu yönetim tekniklerinin proje ve proje kaynaklarını programlarken kullanılışlarını incelemektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu amaca yönelik olarak çalışmanın ilk bölümünde proje, proje yönetimi, proje yönetimi bilgi alanları sırasıyla tanımlanmış ve proje yöneticisinin proje yönetimindeki rolü ve sahip olması gereken özellikler ortaya konmuştur. Daha sonra proje yönetim aşamaları incelenmiş ve bu aşamalardan proje planlama ve proje kontrol aşamaları genel hatlarıyla incelenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İkinci bölümde ise çalışmanın ana konusu olan proje yönetim teknikleri, yani Gannt Şeması, PERT ve CPM metotları, projenin aşamalarından biri olan proje programlama başlığı altında ayrıntılarıyla incelenmiştir. Daha sonra yine bu başlık altında kaynakların programla</description></item><item><title>KÜRESELLEŞME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuresellesme-446000.html</link><description>K Ü R E S E L L E Ş M E&lt;br/&gt;Kavram, Gelişim ve Yaklaşımlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küreselleşme, ekonomiden siyasete, sosyal politikadan kültüre, hemen hemen yeryüzünün  her alanındaki değişimi ifade etmek için  kullanılan &quot;sihirli&quot; bir sözcük haline gelmiş; ünlü sosyolog Peter Burger&quot;ın (s.23) deyimiyle,  Alman kömür endüstrisindeki gerilemeden, Japon gençlerinin cinsel alışkanlıklarını açıklamaya kadar geniş bir alanda kullanılan  &quot;klişe&quot;ye dönüşmüştür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Berger&quot;ın görüşlerine paralel bir biçimde,  adeta geçmiş ve geleceğin kapılarını açacak  anahtar bir kavram olarak görülen küreselleşmeyi Bauman (s.7) da,  &quot;parolaya dönüşmüş moda bir deyim&quot;  olarak değerlendirmektedir. Küreselleşmenin &quot;moda&quot; haline gelmesi konusunda benzer bir değerlendirme de, Hist ve Thompsson (s.26) tarafından yapılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sosyoloji teorisinde elde ettiği büyük itibar kadar,  ünlü &quot;üçüncü yol&quot; çalışmasıyla İngiliz siyaseti üzerinde de etkili olan Anthony Giddens (2000, s.20) yukarıda belirtilen görüşlerin aksine, bugün &quot;küreselleşmeye değinmeyen hiçbir siyasal konuşmanın tam olmadığı&quot;nı ifade etmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giddens&quot;a göre (2000, s.13) şu anda köklü bir tarihsel değişim döneminden geçtiğimize inanmamızı sağlayacak kadar geçerli ve nesnel nedenler vardır.  Bugün bizi etkileyen değişiklikler, yeryüzünün herhangi bir bölgesiyle sınırlı olmayıp, daha şimdiden hemen hemen her yeri kapsamaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kavram olarak &quot;küresel&quot; (global) sözcüğünün kökeni, 400 yıl öncesine gitse bile, &quot;küreselleşme&quot; (globalization), oldukça yenidir. İlk olarak 1960&quot;larda ortaya çıkan küreselleşme kavramı, 1980&quot;lerde ise sıkça kullanılmaya başlanmıştır. 1990&quot;lara gelindiğinde de, bilim adamlarının önemini kabul ettiği anahtar bir sözcük haline gelmiştir (Lubers). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde küreselleşme konusunda  çok geniş bir literatür oluşmuştur; ancak sosyal bilimlerin bir çok alanında görüldüğü şekilde, küreselleşmeye ilişkin birbirinden tümüyle farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.  Bir diğer ifade ile küreselleşme konusunda, gerek teorisyenler, gerekse uygulamacılar arasında uzlaşmadan bahsetmek mümkün değildir.  Küreselleşmenin siyasal, kültürel ve ekonomik sonuçları yaygınlık kazandıkça, taraftarları kadar (özellikle entelektüel düzeyde) karşı çıkanların sayılarında da artışa tanık olunmaktadır. Çünkü küreselleşmeden kazananlar olduğu kadar, kaybedenler de mevcuttur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küreselleşmeye yaklaşımlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde küreselleşmeye yönelik yaklaşımları Held, McGrew, Goldblatt ve Perraton&quot;ı izleyerek (s.3-10), &quot;aşırı küreselleşmeciler&quot; (hyperglobalist), &quot;kuşkucular&quot; (skeptical) ve &quot;dönüşümcüler&quot; (transformationalist) şeklinde üçlü bir sınıflamaya tabi tutabiliriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aşırı küreselleşmeciler: Bunlar radikaller diye de anılmaktadırlar. Bunlara göre endüstri uygarlığının bir ürünü olan ulus devlet, küreselleşme sürecine paralel olarak önemini yitirmiştir. Artık küresel piyasa, politikanın yerini almaktadır; çünkü piyasa mekanizması hükümetlerden daha rasyonel çalışmaktadır. Küresel piyasanın gelişimi, toplum içinde daha yüksek rasyonaliteye işaret etmektedir. Günümüzde politikacılarla daha az ilgileniyoruz; çünkü hayatımızdaki önemlerini ve etkilerini kaybetmişlerdir. Politikalar yerel ya da ulusal ölçekte hala etkili olsalar bile, küresel ekonominin hareketlerini etkileyebilecek güce sahip değillerdir. Bu anlamda dünya ülkelerinin çoğunda, vatandaşların politikayla daha az ilgilenmeleri ya da politikacıların vatandaşlar üzerinde daha çok hayal kırıklığı yaratıyor olmaları küreselleşme sürecinin bir sonucudur (Giddens, 1999, s.56).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir diğer ifadeyle aşırı küreselleşmecilere göre, piyasalar artık devletlerden daha güçlüdür.  Devletlerin otoritesindeki bu gerileme ise, diğer kurumlar ile birliklerin ve yerel/bölgesel otoritelerin artarak yaygınlaşması şeklinde görülebilir. Radikal/aşırı küreselleşmeciler, dünya toplumunun, geleneksel ulus devletlerin yerini almakta olduğunu (ya da alacağı) ve yeni toplumsal örgütlenme şekillerinin   belirmeye başladığı düşüncesindedirler. Ancak bu grup içinde yer alanlar, homojen bir görünüm arz etme</description></item><item><title>BORSA NEDİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?borsa-nedir-350615.html</link><description>BORSA NEDİR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), hisse senetleri, hazine bonoları ve devlet tahvilleri, gelir ortaklığı sertifikaları, özel sektör tahvilleri, yabancı menkul kıymetler, gayrimenkul sertifikaları ve uluslararası menkul kıymetlerin alım ve satımının yapılmasını sağlamak amacıyla 26 Aralık 1985 günü kurulmuş olup, 3 Ocak 1986 yılında faaliyete başlamıştır. Türkiye&quot;deki tek menkul kıymetler borsasıdır. &lt;br/&gt;İMKB, genel kurulca seçilen beş üyeden oluşan bir yönetim kurulu tarafından yönetilir. Osman BİRSEN 25 Ekim 1997 tarihinde üçlü kararname ile İMKB&quot;ye Başkan olarak atanmıştır. Yönetim Kurulunun diğer dört üyesi, yatırım bankaları, ticari bankalar ve aracı kurumlar olmak üzere Borsa üyelerini oluşturan üç ayrı kategorideki aracı kuruluşları temsilen seçilmektedir.&lt;br/&gt;Özerk ve mesleki bir kamu kurumu olarak İMKB yetkili olduğu konu ve alanlarda kendi yasal düzenlemelerini yapabilme avantajına sahiptir. Yapılan alım satım işlemlerinden oransal olarak alınan borsa payı, kotasyon ücretleri ve mevzuatta gösterilen diğer kalemler gelirlerini oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;İMKB BAŞKANI&lt;br/&gt;Osman BİRSEN, üçlü kararname ile Borsa&quot;nın genel yönetimi ve temsili görevlerinin yanı sıra sermaye piyasalarını düzenlemek ve denetlemekle görevli Sermaye Piyasası Kurulu ile Borsa Üyeleri arasındaki ilişkilerde aracılık rolü üstlenen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Borsa&quot;nın Yönetim Kurulu Başkanı olarak beş yıl süreyle görev yapmak üzere atanmıştır.&lt;br/&gt;GENEL KURUL&lt;br/&gt;Genel Kurul, İMKB üyelerinden oluşan bir üst karar organıdır. Kararları, SPK&quot;nın onayına tabidir. Genel Kurul ayrıca, İMKB&quot;nin sevk ve idaresi ile ilgili önemli konuları karara bağlar. Olağan ve olağanüstü olmak üzere toplanabilen genel kurulda her üyenin bir oyu bulunmaktadır.&lt;br/&gt;İMKB Üyeleri ve Faaliyetleri&lt;br/&gt;İMKB üyeleri anonim şirket statüsünde kurulmuş bankalar ve aracı kurumlardan oluşmaktadır. Borsa piyasa ve pazarlarında işlem yapan bu şirketleri üç grup altında toplayabiliriz.&lt;br/&gt;*Kalkınma /Yatırım Bankaları &lt;br/&gt;*Ticari Bankalar (A-O) &lt;br/&gt;*Ticari Bankalar (P-Z) &lt;br/&gt;*Aracı Kurumlar (A-D) &lt;br/&gt;*Aracı Kurumlar (E-N) &lt;br/&gt;*Aracı Kurumlar (O-Z) &lt;br/&gt;Bankalar, Sermaye Piyasası Kurulu&quot;nun 15.08.1996 tarihinde almış olduğu ilke kararı doğrultusunda Hisse Senetleri Piyasası faaliyetlerini kurmuş oldukları veya satın aldıkları bir aracı kuruma devretmişlerdir.&lt;br/&gt;Aracı Kuruluşların Sermaye Piyasası Kurulu Tarafından Yetkilendirilmesi&lt;br/&gt;Sermaye piyasasında faaliyet göstermek isteyen bütün aracı kuruluşlar öncelikle, Türk Sermaye Piyasasının düzenleyici ve denetleyici organı olan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilir.&lt;br/&gt;Borsa ya da piyasalara, sadece Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık faaliyetinde bulunmak üzere yetki belgesi verilmiş olan aracı kuruluşlar üye olabilir. Yönetim Kurulu tarafından üyeliğe kabul edilen aracı kuruluşlara hangi piyasalarda işlem yapmaya yetkili olduğunu gösteren Borsa Üyelik Belgesi verilir.&lt;br/&gt;Borsa üyelerinin gösterebileceği sermaye piyasası faaliyetleri aşağıda yer almaktadır: &lt;br/&gt;*Birincil Piyasa İşlemleri &lt;br/&gt;*İkincil Piyasa İşlemleri &lt;br/&gt;*Portföy Yönetimi &lt;br/&gt;*Yatırım Danışmanlığı Hizmetleri &lt;br/&gt;*Repo / Ters Repo İşlemleri &lt;br/&gt;*Kredili Alım Satım, Açığa-Satış, Menkul Kıymet Ödünç Verme İşlemleri &lt;br/&gt;*Türev Araçların Alım Satımına Aracılık &lt;br/&gt;Bankalar da dahil olmak üzere, sermaye piyasasında faaliyet göstermek isteyen bütün aracı kuruluşlar, Sermaye Piyasası Kanunu ve SPK tebliğlerinde belirtilen nitelikleri sağlamak zorundadır. Asgari sermaye kriterine ilaveten, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından istenen diğer şartların da sağlanması gerekir.&lt;br/&gt;Aracı kurumların şube ve acentaları Sermaye Piyasası Kurulu&quot;nun onayına tabii iken, bankaların şube açmaları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu&quot;nun onayına tabii tutulmuştur.&lt;br/&gt;Aracı Kuruluşların İMKB Tarafından Yetkilendirilmesi&lt;br/&gt;Aracı kurum ve bankalar, İMKB Yönetim Kurulu kararı ile Borsa üyesi olurlar. Üyelerin, İMKB&quot;deki bütün pazar ve piyasalarda işlem yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Borsa üyeleri birden fazla pazar ve piyasada fa</description></item><item><title>KÜRESELLEŞME VE DEVLETİN İŞ PİYASASINDAKİ ROLÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuresellesme-ve-devletin-is-piyasasindaki-rolu-444733.html</link><description>KÜRESELLEŞME ve DEVLETİN İŞ PİYASASINDAKİ ROLÜ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;I- Endüstri İlişkileri Sisteminde Yeni Bir Dönüm Noktası: Küreselleşme&lt;br/&gt;21. yya yaklaştığımız şu yıllarda dünya, çok hızlı bir değişime uğramaktadır. Buna paralel olarak da küreselleşme kavramı, son yıllarda en fazla tartışılan konuların başında gelmektedir. Uluslararası ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesi, uluslararası ticaret ve sermayenin dolaşımında engellerin azaltılması ve çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin artması küreselleşmeye hız kazandıran başlıca faktörlerdendir. Küreselleşme, 1960lı ve 1970li yılların işçi hareketlerindeki mücadeleci dönemden, 1980lerde ve 1990larda uluslararası rekabetin arttığı, verimlilik ve ekonomik etkinliğin önem kazandığı bir döneme geçiş sürecinde ortaya çıkmış bir kavramdır. &lt;br/&gt;Ticaret, sermaye hareketleri ve teknoloji akımının transnasyonel bir özellik kazanarak yayılması ve yoğunlaşması milli devlet olgusunu aşmakta, sınır ötesi menfaat gruplarını ve değişik milletlere mensup bireyleri sıkı menfaat bağlarıyla birbirlerine bağlamaktadır. Küreselleşme, ulusal devletlerin ve ekonomik birimlerin iradelerinin dışında, kendini besleyen bir süreç haline gelmiştir. Bu nedenle ülke ekonomilerinin başarısı, küresel dinamikleri yakından takip etmelerine bağlıdır. Başka bir ifade ile, küreselleşme sürecinin beraberinde getirdiği acımasız rekabet ortamında, verimlilik ve kalite gücünü elinde tutan ülkeler, lider duruma geleceklerdir. Zaten rekabet gücü, üretimin ve istihdamın artması ve hayat standartlarının iyileşmesi için de gerekli olan bir önkoşuldur. &lt;br/&gt;Siyasi ve iktisadi sistemlerin bir alt düzeni olarak tanımlanabilecek endüstri ilişkileri sistemi de, küreselleşme sürecinde ortaya çıkan değişikliklerden büyük ölçüde payını almaktadır. Küreselleşme, gerek sistemin bütününe, gerekse sistem içindeki aktörlerin rollerine çok büyük bir etkide bulunmaktadır. Bu değişimin iki yüzyıldır devam edegelen geleneksel endüstri ilişkileri sistemine nasıl bir etkide bulunacağı en önemli tartışma konularından birisidir. &lt;br/&gt;Batı endüstri ilişkileri sistemlerinin 1970li yıllarda başlayan ve 1980li yıllarda giderek belirgin hale gelen, yeni bir eğilim içine girdiği ve yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Uluslararası ekonomik çevre koşullarının değişmesiyle ortaya çıkan bu dönüşümde, sanayileşmiş ülkelerde buna bağlı olarak iş organizasyonlarının değişime uğraması, esnek üretim ve yönetim tekniklerinin uygulanmaya başlanması, emek piyasası koşullarının işçi aleyhine gelişmesi, işverenlerin endüstri ilişkilerindeki inisiyatiflerinin artması ve ekonomik teoride neo-liberal eğilimlerin güçlenmesi, endüstri ilişkilerinde yeniden yapılandırmayı gündeme getirmiştir. Endüstri ilişkilerindeki tüm bu değişimler, iş piyasasının yapısını ve bu yapı içerisinde devletin rolünü de önemli ölçüde değiştirmektedir. &lt;br/&gt;II- Küreselleşme ve Devletin İş Piyasasına Müdahale Şekilleri&lt;br/&gt;Devlet iş piyasasına sanayileşmeyle birlikte müdahale etmeye başlamıştır. Bu dönemde devlet yasal düzenlemelere öncelik verdiği için, bireysel ve toplu iş hukuku gelişme göstermiştir. Özellikle asgari ücret, haftalık ve günlük çalışma saatleri, tatil süreleri, iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili getirdiği düzenlemeler, bütün sanayileşmiş ülkelerin asgari evrensel şartlarını oluşturmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde sendikaların güç kazanmasıyla birlikte, hükümetlerin benimsedikleri ve uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikalarla, toplu pazarlık sisteminin sonuçları arasında uyumun sağlanması için, devlet iş piyasasına aktif olarak müdahale etmeye başlamıştır. Ayrıca devlet, ulusal ekonomik çıkarların temsilcisi olduğu için, işçi-işveren tarafları arasında uzlaştırma, arabuluculuk ve hakemlik görevlerini de üstlenmiştir. Kısacası 1960lı ve 1970li yıllara kadar geçen dönem içinde devlet, ulusal sosyal ve ekonomik çıkarları korumak amacıyla işçi-işveren ilişkilerine tek taraflı olarak müdahalelerde bulunmuştur. &lt;br/&gt;Ancak 1960ların ikinci yarısında artan enflasyonist baskılar ve 1973 yı</description></item><item><title>KRİZ VE BÜTÇE AÇIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kriz-ve-butce-aciklari-447382.html</link><description>KRİZ ve BÜTÇE AÇIKLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Kriz dengesizlik demektir. Dengesizlik, kamu bütçesinin gelirleriyle giderlerini karşılayamaması ve alternatif araçlara yönelerek bütçe açığını kapatmaya çalışması demektir. Bu da, maliyet demektir. Elbette ki bu maliyet piyasaya faiz ve enflasyon olarak yansıyacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye&quot;de 1980&quot;li yılların başlarından itibaren dış borç bulmakta zorlanan hükümetlerin iç borçlanma kaynaklarına yönelmesiyle başlayan borç stokundaki büyüme, 2002 yılına gelindiğinde 200 milyar  dolar seviyelerine çıkmış bulunmaktadır. Borçlanmanın bir adım öncesinin dış yardım programları olduğu bilinmektedir . Bu olgu da Türkiye&quot;ye ilk kez giren Marchall yardımlarıyla başlamış ve gerek askeri gerekse ekonomik yardımlar adı altında günümüze kadar gelmiştir. Yardım anlaşmaları temelde birbirleriyle ilintili, tamamlayıcı ve yerel özellikleri değiştirmeye yönelik maddelerden oluşan bir anlaşmalar setidir. Kendi içindeki bütünlüğü, mantıksal temelleri ve borç verenler açısından yararlı işleyişi mükemmeldir . Ülkelerarası borç ilişkilerine uyulacak koşulları borç verenler belirler. Borç alanlar da bu koşullara uymak zorunda kalırlar. Kalkınmak ve sanayileşmek isteyen ülkelerin önüne konulan bu yardım imkanı, daha sonra, hükümetlerin borçlanmaya yönelmesini sağlamış ve kalkınmanın finansmanında cazip bir kaynak olarak kullanılmıştır. Ancak, bu gün olayın gerçek yüzü gün ışığına çıkmış ve ülke ekonomisi giderek daha çok borçlanan ve tabiidir ki daha çok faiz ödeyen bir ülke konumuna getirilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Neden Bütçe Açığı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vergi gelirlerini çeşitli nedenlerle tam olarak toplayamayan hükümetler, vergi reformları adı altında yalnızca yeni vergiler koyabilmekte ya da mevcut vergilerin oranlarını yükseltmek durumunda kalabilmektedirler. Yeni vergiler konulurken ya da vergi oranları artırılırken tarihi bir yanılgıya düşülmekte, artan vergi oranı oranında daha çok vergi toplanabileceğini, ya da vergi gelirlerini artırabileceklerini düşünmektedirler. Oysa, gelir seviyesine göre vergi oranlarının zaten yüksek olduğu bir ülkede, vergilere karşı bir tepki varken, hatta asıl vergi vermesi gereken reel kesimden vergi alamayıp ta sadece bordrolu kesime yüklenen bir siyasi yapı içerisinde, vergi gelirlerinin çok artmayacağı, hatta bu durumda devletin vergi kaybına uğrayacağı kaçınılmazdır. Nitekim, yapılan çalışmalar bu sonucu vermiştir. Siyasilerin, kıyaslama yoluyla AB ülkelerinde daha yüksek vergilerin alındığı yolundaki iddiaları bir açıdan bakıldığında doğru olabilir. Ancak, Türkiye&quot;de toplumun gelir seviyesinin yüksek olmadığını ve gelir seviyeleri mukayese edildiğinde, ülkemizde vergi oranlarının çok yüksek olduğu gerçeğini kabul etmek istememektedirler. Bu yanılgının nedenini anlamak mümkün değildir. Türkiye olarak bütün ekonomik, politik ve siyasi dengelerimizi AB ve ABD&quot;ne göre ayarlarken, toplumun gelir seviyelerini de o ülkelerin gelir seviyesi düzeyine çıkarmayı düşünememek bir çelişki değil midir? Bu çelişki de toplumun bordrolu kesimini sıkıntıya sokmaktadır. Reel kesimin elinde, masraflarını yüksek göstermek, iskontolu mal satmak gibi çeşitli vergi kaçırma yöntemleri varken, bordrolu kesimin elinde, vergisi kaynakta kesildiği için, hiçbir vergi kaçırma ya da vergiden kaçınma gibi bir imkan yoktur. Bu da, çalışan bordrolu kesimin enflasyonla mücadele programları ya da istikrar tedbirleri yöntemiyle kısıtlanan gelirleriyle birlikte, tüketimini etkileyerek, reel kesimin üretimini etkiler hale gelen bir mekanizmayı çalıştırmaya başlamıştır. Gelirini artıramayan kesimler mecburen tüketimi kısıtlamak zorunda kalmıştır. Daha az tüketim de bir adım sonra daha az üretime dönüşmeye başlamış, ve üretici kesimini sıkıntıya girmesine neden olmuştur. Ekonominin genel düzeyi böylece daralma, küçülme ve hatta iflaslara kadar giden bir süreci başlatmıştır. Üretimin fazlasının ortaya çıkmasıyla birlikte firmalardan işçi çıkarmalar başlamış, bu da hiç istenmeyen ama siyasilerin hiç de üstünde durmayı düşünmedikleri istihdam sorununu gündeme getirmiştir . D</description></item><item><title>BASİT DOĞRUSAL REGRESYON UYGULAMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?basit-dogrusal-regresyon-uygulamasi-341864.html</link><description>EKONOMETRİ ÖDEVİ&lt;br/&gt;           BASİT DOĞRUSAL REGRESYON UYGULAMASI&lt;br/&gt; 1982-1996 dönemi için Türkiye&quot;nin cari fiyatlarla Gayri  Safi Milli Hasıla (GSMH) &lt;br/&gt;değerleri ve Sabit Sermaye Yatırımları (YT) verilmiştir. (1=Trilyon TL)&lt;br/&gt;YILLARGSMHYT&lt;br/&gt;198210,6122,034&lt;br/&gt;198313,9332,799&lt;br/&gt;198422,1684,284&lt;br/&gt;198535,3507,115&lt;br/&gt;198651,18411,167&lt;br/&gt;198775,01918,491&lt;br/&gt;1988129,17533,738&lt;br/&gt;1989230,37051,837&lt;br/&gt;1990397,17989,892&lt;br/&gt;1991634,393150,156&lt;br/&gt;19921.103,605258,406&lt;br/&gt;19931.997,323525,506&lt;br/&gt;19943.887,903952,322&lt;br/&gt;19957.854,8871.882,225&lt;br/&gt;199614.978,0673.743,233&lt;br/&gt;31.421,1687.733,205&lt;br/&gt;           MODEL: GSMH&amp;#61472;=&amp;#61537;&amp;#61483;&amp;#61538;YT&amp;#61472;+&amp;#61541;&amp;#61472;&lt;br/&gt;           1)Modelin Parametre Tahmini:&lt;br/&gt;      * Normal Denklemler ile,&lt;br/&gt;           &amp;#61669;GSMH=n&amp;#61537;&amp;#61483;&amp;#61538;&amp;#61669;YT&lt;br/&gt;           &amp;#61669;(GSMH.YT)=&amp;#61537;&amp;#61669;YT+&amp;#61538;&amp;#61669;YT2 olarak oluşturulur. &lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;GSMH.YTGSMH2YT2&lt;br/&gt;21,585112,6154,137&lt;br/&gt;38,998194,1287,834&lt;br/&gt;94,968491,42018,353&lt;br/&gt;251,5151.249,62350,623&lt;br/&gt;571,5722.619,802124,702&lt;br/&gt;1.387,1765.627,850341,917&lt;br/&gt;4.358,10616.686,1811.138,253&lt;br/&gt;11.941,69053.070,3372.687,075&lt;br/&gt;35.703,215157.751,1588.080,572&lt;br/&gt;95.257,915402.454,47822.546,824&lt;br/&gt;285.178,1541.217.943,99666.773,661&lt;br/&gt;1.049.605,2203.989.299,166276.156,556&lt;br/&gt;3.702.535,56115.115.789,737906.917,192&lt;br/&gt;14.784.664,68461.699.249,7833.542.770,951&lt;br/&gt;56.066.394,671224.342.491,05614.011.793,292&lt;br/&gt;76.038.005,029307.005.031,33118.839.411,941&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Bulunan değerleri denklemde yerine koyar ve bu denklemleri çözersek &amp;#61537; ve&amp;#61538; parametreleri elde edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       31.421,168 = 15&amp;#61537;&amp;#61483;7.733,205&amp;#61538; &lt;br/&gt;      76.038.005,029=7.733,205&amp;#61537;&amp;#61483;18.839.411,941&amp;#61538;&lt;br/&gt;      &amp;#61537;&amp;#61501; 18.12                                                                             &lt;br/&gt;      &amp;#61538;=  4.028                                                                      GSMH=&amp;#61523;GSMH /n=2094,745&lt;br/&gt;                                                                                                 YT=&amp;#61523;YT /n=515,547&lt;br/&gt;   Tahmin edilen model,&lt;br/&gt;   GSMH=18.12+4.028YT olacaktır.&lt;br/&gt;*Gerçek değerler ile,&lt;br/&gt;  &amp;#61538;&amp;#61501;(&amp;#61669;GSMH.YT&amp;#61485;n GSMH YT)/(&amp;#61669;YT2&amp;#61485;n YT2)    &lt;br/&gt;    = 76.038.005,34&amp;#61485;15(2094,74 x 515,547) /  18839411,943&amp;#61485;15(515,547)&lt;br/&gt;    = 4.028&lt;br/&gt; &amp;#61537;=GSMH&amp;#61485;&amp;#61538;YT&lt;br/&gt;   =18.12&lt;br/&gt; GSMH=18.12+4.028YT&lt;br/&gt;*Ortalamadan farklar ile,&lt;br/&gt;&amp;#61538;&amp;#61501;&amp;#61669;&amp;#61480;YT&amp;#61485;YT&amp;#61481;&amp;#61480;GSMH&amp;#61485;GSMH) / &amp;#61669;&amp;#61480;YT&amp;#61485;YT&amp;#61481;&lt;br/&gt;YT-YTGSMH-GSMH(YT-YT)(GSMH-GSMH)(YT-YT)2(GSMH-GSMH)&lt;br/&gt;-513,513-2.084,1331.070.229,150263.695,6014.343.608,416&lt;br/&gt;-512,748-2.080,8121.066.931,952262.910,5124.329.776,637&lt;br/&gt;-511,263-2.072,5771.059.631,696261.389,8554.295.573,487&lt;br/&gt;-508,432-2.059,3951.047.062,081258.503,0994.241.105,844&lt;br/&gt;-504,380-2.043,5611.030.731,062254.399,1844.176.139,653&lt;br/&gt;-497,056-2.019,7261.003.916,695247.064,6674.079.291,230&lt;br/&gt;-481,809-1.965,570947.029,091232.139,9123.863.463,590&lt;br/&gt;-463,710-1.864,375864.529,115215.026,9643.475.892,401&lt;br/&gt;-425,655-1.697,566722.577,257181.182,1792.881.728,740&lt;br/&gt;-365,391-1.460,352533.599,307133.510,5832.132.626,601&lt;br/&gt;-257,141-991,140254.862,61166.121,494982.357,575&lt;br/&gt;9,959-97,422-970,22199,1829.490,955&lt;br/&gt;436,7751.793,158783.206,789190.772,4013.215.417,287&lt;br/&gt;1.366,6785.760,1427.872.259,9861.867.808,75633.179.241,236&lt;br/&gt;3.227,68612.883,32241.583.319,55910.417.956,915165.979.997,780&lt;br/&gt;0,0000,00059.838.916,13014.852.581,303241.185.711,432&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61538;&amp;#61501;59838916,130 /14852581,303&lt;br/&gt;  =4,028&lt;br/&gt;&amp;#61537;&amp;#61501;GSMH&amp;#61485;&amp;#61538;YT&lt;br/&gt;  =2094,745&amp;#61485;4.028(515,547)&lt;br/&gt;  =18.12&lt;br/&gt; GSMH=18,12+4,028YT&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gayri safi milli hasıla fonksiyonu her üç yöntemle de bir önceki sayfada ki gibi tahmin edilmiştir.Tahmin edilen bu modele göre Sabit sermaye yatırımları olmasa dahi 18,12 birimlik GSMH elde edilmektedir.Ayrıca yatırımlarda meydana gelen her birimlik artışa karşılık GSMH de 4.028 birimlik artış olmaktadır. &lt;br/&gt;2)Bağımlı Değişkenlerin Tahmini Değerleri:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;YILLARYTGS</description></item><item><title>EKONOMİK SİSTEM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomik-sistem-347953.html</link><description>EKONOMİK  SİSTEM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünyada iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç &quot;insan oğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak&quot;tır. Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde değişmişlerdir.&lt;br/&gt;Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüş vardır.Bu görüş savunucularına göre, toplumu meydana getiren herkes tutarlıdır, kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkınmasını sağlayacaktır. &quot;Kapitalizm&quot; adı verilen bu sistemin bugünkü örneği AMERIKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ&quot; dır.&lt;br/&gt;Yelpazenin öteki ucunda toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda çalışarak sağlar. Söz konusu sistemin en son aşamasında birey toplumsal, ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında toplumsal ürünlerden ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya gelindiği zaman &quot;komünizme&quot; de varılmış olmaktadır. Henüz bu son aşamaya varamamış olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği&quot;dir.&lt;br/&gt;Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum için güçler şöyle sıralanabilir: toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler geçmiş dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları başarı ya da başarısızlık oranları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SOSYALİZM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak tanımlanması son derece güç bir kavramdır. Zira çağlar boyunca çok farklı kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildiği gibi günümüzdeki birbirinden çok farklı uygulamalar da aynı biçimde isimlendirilmekte, ya da en azından sosyalizm oldukları iddiasını taşımaktadırlar. &quot;toplumculuk&quot;, &quot;sosyal-demokratlık&quot;, &quot;demokratik solculuk&quot;, &quot;komünistlik&quot;, &quot;sosyalistlik&quot; vb... bir dizi kavramın ifade etmek istedikleri şeyin ne olduğu ancak uygulamanın gözlenmesiyle anlaşılabilmektedir.&lt;br/&gt;Üretim araçlarının (ya da en azından temel endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azından denetiminde) bulunduğu ve söz konusu bu devletin çalışan kitleler tarafından denetlendiği ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm denilebilir.&lt;br/&gt;Ancak yukarıdaki tanımlamamızda da eksiklikler ve tartışma götürebilecek birçok noktalar vardır. Örneğin: Devlet üretimi denetlediği gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel endüstri alanları devlet elinde yada denetiminde olacaktır? Bu ekonomi içinde fiyatlar neye göre ve nasıl belirlenecektir, nasıl karar verilecektir? Çalışan kitlelerin devleti denetlemesi nasıl olacaktır, hangi sınırlar içinde kalınacaktır? Vs....&lt;br/&gt;İşte tüm yukarıdaki hususlarda herkesin anlaşabileceği ortak tanımlara varmak mümkün olmadığı için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanımlamakta mümkün olmamaktadır. Aslında sosyalizm hemen hemen her ülkede farklı uygulandığı için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farklı &quot;sosyalizmlerden&quot; söz etmek daha doğru olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAPİTALİZM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sermaye ve kapitalizm kavramları zaman zaman eşanlamda dolayısıyla yanlış kullanılır. Sermaye insanların ihtiyaçlarını tek basına ve dolaysız olarak karşılamaz. Tüketiciler tarafından kullanılan malların üretimine yardımcı olur. Sermaye, insan veya doğa yapısı olabilir. Makineler, aletler, sanayi araçları, fabrika binaları, madenler, ekilebilir topraklar, ham ve yarı mamul mallar &quot;sermaye&quot; kavramının sadece birkaç örneğidir. Kısacası sermaye, üretim sürecinde kullanılan araçların tümüne verilen addır. Kapitalizm ise bu üretim araçları üzerinde bir mülkiyet, bir işletme biçimidir. Kapitalizmi şu şekilde de tanımlayabiliriz: İnsan veya doğa yapısı sermayenin özel ellerde (özel mülk</description></item><item><title>PAMUK ÜRETİMİ İLE PAMUK FİYATI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ  KOYCK  ALMON YAKLAŞIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pamuk-uretimi-ile-pamuk-fiyati-arasindaki-iliskinin-ekonometrik-analizi--koyck--almon-yaklasimi-446253.html</link><description>PAMUK ÜRETİMİ İLE PAMUK FİYATI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ : KOYCK - ALMON YAKLAŞIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı, bir tarımsal ürün olan pamuğun, Koyck ve&lt;br/&gt;Almon modellerine uygulanması; pamuğun ve pamuğu açıklayan&lt;br/&gt;değişken olan fiyatın ve gecikmeli değerlerinin, bu iki modelden&lt;br/&gt;hangisiyle açıklanabildiğidir.&lt;br/&gt;Buna göre, Koyck ve Almon modelleri tahmin edilmiştir. Pamuk&lt;br/&gt;üretimi ile pamuk fiyatı arasındaki ilişkiyi Almon modeli daha iyi&lt;br/&gt;açıklamaktadır.&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Gecikmesi dağıtılmış modeller, açıklayıcı değişkenler arasında bağımsız&lt;br/&gt;değişkenlerin gecikmeli değerlerinin yer aldığı modellerdir. k gecikmeli, gecikmesi&lt;br/&gt;dağıtılmış model aşağıdaki gibidir:&lt;br/&gt;Yt =&amp;#945; + bo Xt + b1 X t-1 + b2 X t-2 +â€¦â€¦.+ bk X t-k + u t&lt;br/&gt;Bunlara gecikmesi dağıtılmış model denmesinin nedeni, açıklayıcı değişkenin&lt;br/&gt;bağımlı değişken üzerindeki etkisinin, X&quot;in belli sayıdaki geçmiş değerleri arasında&lt;br/&gt;dağıtılmış olmasıdır.&lt;br/&gt;Gecikmesi dağıtılmış modellere KEKK (Klasik En Küçük Kareler) yöntemi&lt;br/&gt;uygulandığında iki sorunla karşılaşılır. Birincisi, eğer gecikmelerin sayısı büyükse ve&lt;br/&gt;örnek küçükse, paremetreler tahmin edilemeyebilir, çünkü istatistiksel bakımdan&lt;br/&gt;anlamlılığın geleneksel sınamalarını uygulamak için yeterli serbestlik derecesi&lt;br/&gt;bulunmayacaktır. İkincisi, çoklu bağlantı sorunu ile karşılaşılabilir, çünkü aynı&lt;br/&gt;değişkenin k gecikmeleri modelde yer aldığından paremetrelere ait standart hatalar&lt;br/&gt;büyük çıkabilir.&lt;br/&gt;Bu sorunları çözümlemek amacıyla çeşitli yöntemler önerilmiştir. Almon&lt;br/&gt;Modeli, Koyck Modeli, Nerlove&quot;un Kısmi Uyarlama Modeli, Cagan&quot;ın Uyarlanan&lt;br/&gt;Beklenti Modeli, Bir Bileşik Geometrik Gecikme Modeli, Pascal Gecikme Modeli gibi&lt;br/&gt;(Koutsoyiannis, 1989 : 307-319). Ancak bu çalışma da Koyck ve Almon Modeli&lt;br/&gt;incelenmiştir.&lt;br/&gt;Koyck ve Almon Modellerini uygulamak amacıyla, bir tarımsal ürün seçilmiştir.&lt;br/&gt;Söz konusu tarımsal ürün, pamuktur. Bağımlı değişken olarak pamuk üretimi, bağımsız&lt;br/&gt;*Arş. Gör. Dr., Gazi Üniversitesi, İ.İ.B.F.,Ekonometri Bölümü.&lt;br/&gt;342&lt;br/&gt;değişken olarak pamuk fiyatı alınmıştır. Değişkenlere ait veriler yıllıktır ve 1985- 1997&lt;br/&gt;dönemini kapsamaktadır.&lt;br/&gt;2. KOYCK MODELİ&lt;br/&gt;Bu model, uygulamalı araştırmalarda en çok kullanılan gecikmesi dağıtılmış&lt;br/&gt;modellerden biridir. Başlangıç modeli, bağımsız değişkenlerin gecikmeli değerlerini&lt;br/&gt;içeren bir modeldir.&lt;br/&gt;(1) Yt = &amp;#945; + bo Xt + b1 X t-1 + b2 X t-2 +â€¦â€¦.+ bk X t-k + u t&lt;br/&gt;Burada, u &amp;#8764; N ( 0, &amp;#963;2 )&lt;br/&gt;E (ui uj ) = 0 (i&amp;#8800;j)&lt;br/&gt;E (ui Xj ) = 0 (j= 1, 2,â€¦..k)&lt;br/&gt;(1) Nolu modelin gecikme katsayılarının geometrik bir dizi biçimde azaldığı&lt;br/&gt;varsayılmaktadır.&lt;br/&gt;(2) bk = &amp;#955; k bo 0   &amp;#955;   1&lt;br/&gt;(2) nolu eşitlik daha açık bir şekilde ifade edilirse,&lt;br/&gt;bk = &amp;#955; k bo bo = &amp;#955; o bo&lt;br/&gt;b1 = &amp;#955; 1 bo&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;bk = &amp;#955; k bo&lt;br/&gt;Bunlar (1) nolu modelde yerine konulursa,&lt;br/&gt;(3) Yt =&amp;#945; + bo Xt + (&amp;#955; bo) X t-1 + ( &amp;#955;2 bo) X t-2 +â€¦â€¦.+ ( &amp;#955;k bo) X t-k + u t&lt;br/&gt;(3) nolu denklem bir dönem geciktirilip &amp;#955; ile çarpıldığında,&lt;br/&gt;(4) &amp;#955; Yt-1 = &amp;#955; &amp;#945; + bo &amp;#955; Xt-1 + (&amp;#955;2 bo) X t-2 + ( &amp;#955;3 bo) X t-3 +â€¦â€¦.+ ( &amp;#955;k+1 bo) X t-k-1&lt;br/&gt;+&amp;#955; u t-1&lt;br/&gt;343&lt;br/&gt;(3) nolu denklemden, (4) nolu denklemi çıkardığımızda,&lt;br/&gt;(5) Yt -&amp;#955; Yt-1 =(&amp;#945;-&amp;#955; &amp;#945;) + bo Xt - bo &amp;#955; Xt-1 +â€¦â€¦ .. .+ ( &amp;#955;k+1 bo) X t-k-1 +( ut - &amp;#955; u t-&lt;br/&gt;1)&lt;br/&gt;(4) nolu denklemde 0   &amp;#955;   1 arasında olduğundan ( &amp;#955;k+1 bo) X t-k-1 değeri 0&quot;a&lt;br/&gt;yaklaşacak ve 0 olarak kabul edilecektir ve aşağıdaki model elde&lt;br/&gt;edilecektir.&lt;br/&gt;(6) Yt = (&amp;#945;-&amp;#955; &amp;#945;) + bo Xt + &amp;#955; Y t-1 + ( ut - &amp;#955; u t-1)&lt;br/&gt;(6) nolu model, Koyck modelidir.&lt;br/&gt;Koyck modelinden de görüleceği üzere, gecikmesi dağıtılmış modelde k&lt;br/&gt;gecikme sayısı 1&quot;e inmiştir. Dolayısıyla açıklayıcı değişkenin gecikmeli değerleri&lt;br/&gt;ortadan kaldırılmıştır. Böylelikle çoklu bağlantı sorunu kendiliğinden ortadan&lt;br/&gt;kalkmıştır. Bununla birlikte Koyck modelinin ortaya çıkardığı bazı problemler&lt;br/&gt;bulunmaktadır. v t = (u t -&amp;#955;u t-1) olduğu bilindiğine göre, v t değerleri hem birbirleriyle&lt;br/&gt;*hem de Y t-1 değişkeniyle** ilişkilidir.&lt;br/&gt;Yukarıda anlatılan tahmin problemlerine ilaveten geçmiş dönemler</description></item><item><title>SPKDA TEKNİK ANALİZ GÖSTERGELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?spkda-teknik-analiz-gostergeleri-344211.html</link><description>SERMAYE PİYASASI GÖSTERGELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Momentum Göstergeleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Commodity Channel Index - Finnet (Yeni)&lt;br/&gt;Mal piyasaları için Donald Lambert tarafından geliştirilmiş olan CCI, hesaplanışındaki özellikler nedeniyle rahatlıkla hisse senedi piyasasına da uyarlanabilir. CCI için Lambert, 5 ile 25 günlük periyotların kullanılmasını önermektedir. Bir çok analist bu göstergeyi aşırı alım / aşırı satım bölgelerini gösteren osilatör olarak kullanır. &lt;br/&gt;Yatay gelişen trendlere çok daha iyi uyum sağlamaktadır. Kısa vadedeki trend değişikliklerini izleyen CCI, çok hareketli olup, küçük fiyat değişiklikleri bile göstergenin +100 veya -100le sınırlanmış eksenlerinin dışına çıkmasına sebep olur. Göstergenin bu eksenleri tekrar aksi yönde kesmesi, trend değişikliğine işaret eder. &lt;br/&gt;Orta vadeli trend tespitinde, haftalık grafikler kullanılması daha uygundur. CCI hesaplanırken hisse senedi fiyatının kendi istatistiksel ortalamasından aşağı veya yukarı ne kadar saptığı bulunur. CCI +100 ile -100 arasında bir değer alır. +100ün üzerinde olması demek, kağıdın fiyatının aşırı yükselmiş olması, -100un altında olması ise aşırı düşmüş olması demektir ( aşırı alım ve aşırı satım ). &lt;br/&gt;- CCI +100 değerini aşağı yönde keserse sat&lt;br/&gt;- CCI -100 değerini yukarı yönde keserse al, sinyali ürettiği varsayılır&lt;br/&gt;Not: CCI finnet göstergesinde hesaplama yapılırken günün ortalaması olarak (düşük + yüksek + kapanış) /3 yerine ağırlıklı ortalama fiyatı kullanılmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Chande Momentum Oscilator Finnet (CMO) Yeni&lt;br/&gt;CMO pek çok durumun analizinde kullanılabilir. Aşırı alış / aşırı satış CMO göstergesinin değerlendirilmesindeki temel metod aşırı alış ve aşırı satış durumlarının tespitidir. Genel bir kural olarak, Chande + 50 seviyesinin üzerini aşırı alış, -50 seviyesinin altını da aşırı satış bölgeleri olarak tanımlar. + 50 bölgesinde, yukarı momentum, - 50 bölgesindeki momentumun 3 katı kadardır. Benzer biçimde - 50 bölgesindeki aşağı momentum, + 50 bölgesindeki momentumun 3 katıdır. Bu seviyeler RSI göstergesindeki 70 / 30 seviyelerine karşılık gelir. &lt;br/&gt;Benzer şekilde senede giriş, çıkış kurallarını CMO göstergesinde çizilen bir hareketli ortalama ile kontrol etmek mümkündür. Örneğin, 20 günlük CMO kullanılıyorsa, 9 günlük bir hareketli ortalama iyi bir sinyal hattı oluşturabilir. CMO 9 günlük ortalamayı yukarı kestiğinde al, aşağı kestiğinde sat. Trend çizgisi CMO aynı zamanda hisse senedinin trend oluşturma derecesini tayin amacıyla da kullanılabilir. CMO arttıkça trend güçlenmektedir. Düşük CMO değerleri hisse senedinin düzeltme bölgelerini gösterir. CMO göstergesi, pozisyon açma ve kapatma durumlarını belirlemek için de kullanılabilir. CMO yüksek değerlerde ise pozisyon aç, düşük değerlerde ise kapat. &lt;br/&gt;Uyumsuzluk: Bütün momentum göstergelerinde olduğu gibi CMO göstergesinde de fiyat grafiği ile uyumsuzlukları izlemek mümkündür. &lt;br/&gt;Diğer : Grafik formasyonları ( omuz baş omuz, yükselen takoz, vs. ) ve destek-dirençler de CMO göstergesinde oluşturulabilir.&lt;br/&gt;Chande Momentum Oscilator ( CMO ) Tushar Chande tarafından geliştirilmiştir . Bir bilimadamı, bir yatırımcı ve saygın bir alım satım sistemi yaratıcısı olan Mr. Chande, katıksız momentum olarak isimlendirdiği bir momentum göstergesi olarak CMO &quot;yu geliştirmiştir. CMO, aynı RSI, Stochastic, Rate of Change (ROC) gibi ancak onlardan farklı ve özgün bir momentum göstergesidir. &lt;br/&gt;Not:Chande Momentum Finnetde hesaplama esnasında fiyat yerine ağırlıklı ortalama kullanılır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Dynamic Momentum Index&lt;br/&gt;DMI aslında RSI ile neredeyse aynıdır. Aralarındaki tek fark gösterge periyodu RSIda sabit iken DMIda değişkendir.&lt;br/&gt;Bu değişkenlik son günlerdeki fiyatların volatilitesi (değişkenlik) ile belirlenir. Fiyatın volatilitesi arttıkça DMI fiyat değişimlerine daha duyarlı hale gelir. Diğer bir deyişle, DMI sakin ve durağan piyasalarda daha uzun periyodlar kullanırken, hareketli piyasalarda daha kısa periyot kullanır. DMInın erişebileceği en yüksek periyot 30 günlük iken en düşük periyot 3 günlüktür.&lt;br/&gt;Hesaplamada değişken periyot kullanılmasının sağladığı</description></item><item><title>RİSK YÖNETİMİ VE VZA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?risk-yonetimi-ve-vza-457764.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Bankacılık sektöründe meydana gelebilecek bir aksama ya da&lt;br/&gt;herhangi bir olumsuzluk ülke ekonomisini sarsıcı etkiler yaratmaktadır. Mali&lt;br/&gt;başarısızlıklar ülke ekonomisi açısından son derece önemli olup, ülkenin kıt&lt;br/&gt;kaynaklarının verimli bir şekilde değerlendirilemediğini gösterir. Mali&lt;br/&gt;başarısızlığa bankacılık sektörü açısından bakıldığında, bankaların mali&lt;br/&gt;başarısızlığa uğramalarının gerek sermayedarlara ve mevduat sahiplerine&lt;br/&gt;gerekse ekonomik sisteme olan maliyeti çok yüksek olmaktadır. Bankacılık&lt;br/&gt;sektörünün sağlıklı bir yapıya sahip olmasının birçok kesim üzerinde dolaylı&lt;br/&gt;ve dolaysız etkileri vardır. Bankacılık sektöründe mali başarısızlığa sebep&lt;br/&gt;olacak risklerin tanımlanması ve bunların yönetimi incelenmesi gereken&lt;br/&gt;önemli bir husustur.</description></item><item><title>STANDARDİZASYON ÇALIŞMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?standardizasyon-calismalari-444701.html</link><description>STANDARDİZASYON ÇALIŞMALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.STANDARDİZASYONUN MAHİYETİ VE ÖNEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana karışıklıktan kurtulma ve belirli bir düzen tesis etme gayreti içerisinde olmuştur. Bu düzenleme sürecinin tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmış olan standard ve standardizasyon olgusu insanlık tarihi kadar eskidir.&lt;br/&gt;Yeryüzünde kıt olan iktisadi kaynakları optimum değerlendirme çabalarının bir ürünü olan standardizasyon, insanlık için bir lüks değil, bilakis &quot;olmazsa olmaz&quot; mutlak bir gerekliliktir.&lt;br/&gt;Milletlerarası Standardizasyon Teşkilatı (ISO) tarafından yapılan tariflere göre;&lt;br/&gt;STANDARD: İmalatta, anlayışta, ölçme ve deneyde bir örnekliktir.&lt;br/&gt;STANDARDİZASYON: Belirli bir faaliyetle ilgili olarak ekonomik fayda sağlamak üzere bütün ilgili tarafların yardım ve işbirliği ile belirli kurallar koyma ve bu kuralları uygulama işlemidir.&lt;br/&gt;Standardizasyon işlemi ile öncelikli olarak can ve mal güvenliği hedeflenirken aynı zamanda kalitenin alt sınırı tespit edilmek suretiyle belirlenen düzeyin altında mal ve hizmet üretimine müsaade edilmemektedir.&lt;br/&gt;EN EKONOMİK ÜRETİM STANDARDLARA UYGUN ÜRETİM, EN EKONOMİK TÜKETİM STANDARDLARA UYGUN TÜKETİMDİR.&lt;br/&gt;O halde standardlara uygun üretmek ve tüketmek herkes için milli ve insani bir görev telakki edilmelidir. Ancak bu suretle kaynakların optimum değerlendirilmesi mümkün olabilecek ve böylelikle toplumun refah düzeyinde önemli bir artış sağlanabilecektir.&lt;br/&gt;Enformasyon ve üretim teknolojilerindeki gelişme ile birlikte hızlı bir küreselleşme sürecinin yaşandığı günümüzde STANDARDLAR uluslararası ticaretin ORTAK DİLİ haline gelmiştir.&lt;br/&gt;Artık, uluslararası pazarlarda rekabet edebilmenin yolu standardlara uygun ve kaliteli mal ve hizmet üretiminden geçmektedir.&lt;br/&gt;1.2. STANDARDİZASYONUN SAĞLADIĞI FAYDALAR&lt;br/&gt;1.2.1. ÜRETİCİYE FAYDALARI &lt;br/&gt;*Üretimin belirli plan ve programlara göre yapılmasına yardımcı olur. &lt;br/&gt;*Uygun kalite ve seri imalata imkan sağlar. &lt;br/&gt;*Kayıp ve artıkları asgariye indirir. &lt;br/&gt;*Verimliliği ve hasılayı artırır. &lt;br/&gt;*Depolamayı ve taşımayı kolaylaştırır, stokların azalmasını sağlar. &lt;br/&gt;*Maliyeti düşürür. &lt;br/&gt;1.2.2. EKONOMİYE FAYDALARI &lt;br/&gt;*Kaliteyi teşvik eder, kalite seviyesi düşük üretimle meydana gelecek emek, zaman ve hammadde israfını ortadan kaldırır. &lt;br/&gt;*Sanayii belirli hedeflere yöneltir. Üretimde kalitenin gelişmesine yardımcı olur. &lt;br/&gt;*Ekonomide arz ve talebin dengelenmesinde yardımcı olur. &lt;br/&gt;*Yanlış anlamaları ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırır. &lt;br/&gt;*İhracatta ve ithalatta üstünlük sağlar. &lt;br/&gt;*Yan sanayi dallarının kurulması ve gelişmesine yardımcı olur. &lt;br/&gt;*Rekabeti geliştirir. &lt;br/&gt;*Kötü malı piyasadan siler. &lt;br/&gt;1.2.3. TÜKETİCİYE FAYDALARI &lt;br/&gt;*Can ve mal güvenliğini sağlar. &lt;br/&gt;*Karşılaştırma ve seçim kolaylığı sağlar. &lt;br/&gt;*Fiyat ve kalite yönünden aldanmaları önler. &lt;br/&gt;*Ucuzluğa yol açar. &lt;br/&gt;*Ruh sağlığını korur. Stresi önler. &lt;br/&gt;*Tüketicinin bilinçlenmesinde etkili rol oynar. &lt;br/&gt;STANDARD ÇALIŞMALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. STANDARDİZASYON UYGULAMALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. STANDARDLARIN HAZIRLANMASI &lt;br/&gt;2.1.1. STANDARDLAR ANONİM BİR ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜDÜR&lt;br/&gt;2.1.2. STANDARDLAR YAŞAYAN DOKÜMANLARDIR.&lt;br/&gt;2.1.3. SON YILLARDA ÖNCELİKLİ STANDARDLAR&lt;br/&gt;2.2. STANDARDİZASYONDA BELGELENDİRMENİN ROLÜ&lt;br/&gt;2.3. STANDARDİZASYONDA TÜKETİCİNİN ROLÜ&lt;br/&gt;2.4. STANDARDİZASYONDA TEKNİK ALT YAPI&lt;br/&gt;2.4.1. UZMAN İŞGÜCÜ&lt;br/&gt;2.4.2. DOKÜMANTASYON VE TEKNİK ENFORMASYON&lt;br/&gt;2.4.3. LABORATUVAR HİZMETLERİ&lt;br/&gt;2.4.4. METROLOJİ VE KALİBRASYON HİZMETLERİ&lt;br/&gt;2.1. STANDARDLARIN HAZIRLANMASI&lt;br/&gt;Standardizasyon uygulamalarında temel doküman STANDARDLAR&quot;dır. Standardlar; insan sağlığı can ve mal güvenliğini ön planda tutan, ürünlerin bir örnek, kaliteli, kullanım amacına elverişli ve bilhassa ekonomik olarak üretilmelerini öngören, bilimsel, teknik ve deneysel çalışmaların kesinleşmiş sonuçlarını esas alan doğrulukları ıspatlanmış dokümanlardır.&lt;br/&gt;132 sayılı kuruluş kanunu ile her türlü madde ve mamuller ile usul ve hizmet standardlarının hazırlanması görevi Türk Standardları Enstitüsü&quot;ne verilmiş olup yalnız TSE tarafından hazırlanan standardlar TÜRK STANDARDI adını alır.&lt;br/&gt;Standardların hazırlanmasında ülke şartları, can</description></item><item><title>GELİR DAĞILIMI - BEŞERİ SERMAYE İLİŞKİSİ  VETÜRKİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gelir-dagilimi--beseri-sermaye-iliskisi--veturkiye-uzerine-bir-degerlendirme-445122.html</link><description>GELİR DAĞILIMI - BEŞERİ SERMAYE İLİŞKİSİ  VETÜRKİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş &lt;br/&gt;Keynes, bilinen eserinin  ilk sayfalarında, Ricardonun kötümser nüfus teorisinin yazarı Maltusa göndermiş olduğu bir mektuptan söz etmektedir . Adı geçen mektubun bir yerinde Ricardo şöyle demektedir. Size göre iktisat bilimi ulusal refahın artış nedenlerini araştırmaktadır. Bana göre ise bu bilim, bu refah artışının üretime katılanlar arasında nasıl paylaşılacağını araştırmalıdır. Gün geçtikçe birinci tanımın boş ve aldatıcı olduğuna, ikincinin ise bilimin gerçek amacını yansıttığına daha çok inanmaktayım.&lt;br/&gt;Gelir dağılımı, insanlık tarihinde hep bir sorun olarak var ola gelmiştir. Fakat bu sorun, son bir kaç yüzyıldır varlığını daha çok hissettirmiştir. Modern çağlarda ekonomi biliminin insanlığa sunduğu ekonomik optimizasyonlar, göz ardı edilen gelir dağılımı sorunu hakkında çok fazla bir şey önerememiştir. Örneğin liberal piyasa ekonomisi, gelirin adil dağıtılması konusunda, ekonomik büyümenin sağlanması konusunda olduğu gibi iyi bir çözüm ortaya koyamamıştır. Nitekim gelirin adil dağıtılamaması, alternatif sistem önerisinin veya XX. yüzyılın ikinci yarısında sosyal refah devleti anlayışının meydana gelmesinde en büyük rol sahibi olmuştur. Bu bakımdan, ürettikleri refahın, kabul edilebilir bir biçimde bölünmesi her ülke için üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.&lt;br/&gt;Adil gelir dağılımının sağlanmasına yönelik olarak çeşitli politikalar önerilmektedir. Çalışmamız gelir dağılımında adaletin sağlanmasına yönelik olarak sadece beşeri sermaye yatırımlarını kapsamaktadır. Bu anlamda öncelikle Türkiye&quot;deki gelir dağılımı problemi ve oluşmasındaki sebepler ele alınacak daha sonra ise bu problemin çözümünde beşeri sermaye yatırımlarının etkileri tartışılacaktır.  &lt;br/&gt;I. Türkiye&quot;de Kişisel  ve Fonksiyonel Gelir Dağılımının Görünümü &lt;br/&gt;Gelir dağılımı; bir ülkede belirli dönemler içinde  üretilen gelirin fertler, fertlerden oluşan gruplar veya üretim faktörleri arasında bölünmesidir. Gelirin fertler,  aileler ve çeşitli tüketici birimler arasında bölünmesine kişisel gelir dağılımı, üretim faktörleri arasındaki dağılımına ise fonksiyonel gelir dağılımı denir. Genelde iktisat teorisinde gelir dağılımı, birincil gelir dağılımı çerçevesinde ele alınmıştır. Birincil gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı, ikincil gelir dağılımı ise bireysel gelir dağlımı olarak ifade edilmektedir. Araştırmamızın bu kısmında öncelikle ülkemizde kişisel ve fonksiyonel gelir dağılımın son durumu analiz edilecek ve bu analiz çerçevesinde gelir dağılımının bozulmasında veya düzelmesinde etkili olan sebepler  üzerinde durulacaktır. &lt;br/&gt;A. Kişisel Gelir Dağılımı&lt;br/&gt; Ülkemizde ilki 1963&quot;de olmak üzere, daha ziyade kişisel gelir dağılımının gelişimin gözlenmesi için çeşitli kurumlar tarafından birçok gelir dağılımı araştırması yapılmış veya yaptırılmıştır. Bu araştırmalarda, gerek değişik yöntemler kullanılması, gerekse değişik kurumlar tarafından yapılması sebebiyle kapsamları belli ölçüde birbirlerinden farklılıklar göstermektedir . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1. Çeşitli Araştırmalarda Gelir Gruplarının % 20 lik Dilimlere Göre Karşılaştırılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelir Grupları1963 DPT &lt;br/&gt;11968 DPT &lt;br/&gt;21973 DPT &lt;br/&gt;31986 TÜSİAD 41987 DİE &lt;br/&gt;51994 DİE &lt;br/&gt;6&lt;br/&gt;En düşük % 204,53,03,53,95,24,9&lt;br/&gt;2. % 208,57,08,08,49,68,6&lt;br/&gt;3. % 2011,510,012,512,614,012,6&lt;br/&gt;4. % 2018,520,019,519,221,219,0&lt;br/&gt;En Yüksek % 2057,060,056,055,950,054,0&lt;br/&gt;Gini Katsayısı0,550,560,510,460,430,49&lt;br/&gt;Kaynaklar :&lt;br/&gt;1) Çavuşoğlu, T. -Y. Hamurdan, Gelir Dağılımı Araştırması 1963, DPT, Ankara, 1966.&lt;br/&gt;2) Bulutay, T. -S. Timur, H. Ersel, Türkiye de Gelir Dağılımı 1968, SBF, Ankara, 1971.&lt;br/&gt;3) DPT, Gelir Dağılımı 1973, Ankara, 1976.&lt;br/&gt;4) Ersel, Y. - H. Fişek, E. Kalaycıoğlu, Türkiye de Sosyo-Ekonomik Öncelikler, Hane Gelirleri, Harcama ve Sosyo-Ekonomik İhtiyaçlar Üzerine Araştırma Dizisi, Cilt 2, TÜSİAD, İstanbul, 1986.&lt;br/&gt;5) DİE, Hanehalkı Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi Gelir Dağılımı    1987, Ankara, 1990.&lt;br/&gt;6) DİE, 1994 Hanehalkı Gelir Dağılımı An</description></item><item><title>DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dis-ticarette-odeme-yontemleri-364625.html</link><description>DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.&lt;br/&gt;         İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir.&lt;br/&gt;        Yabancı ülkede yerleşik karşı tarafa güvenememe sorunu ,dış ticaret işlemine bir bankanın aracılık etmesi ile çözümlenir.Normal olarak bankanın güvenirliliği bireysel ithalatçı ve ihracatçıya göre daha yüksektir.banka ihracatçıya ,ithalatçı adına ödemeyi yapacağı güvencesini verir ; ithalatçıya da ihracatçının istenen nitelikte malı kendisine göndereceğini garanti eder. Böylece ihracatçının malı güven içinde göndermesi ,ithalatçının da kuşku duymadan ödemede bulunması sağlanmış olur.O bakımdan ,bankalar adeta dış ticaretin ayrılmaz bir parçası durumundadır.Dış ticarette farklı ödeme yöntemleri vardır. Ve bunların hangisinin kullanılacağı ,mal ve sektör bazında yerleşik geleneklere ,alıcı ile satıcı arasındaki güvenin derecesine ,ülkenin genel politikasına ,nakit ödeme gücüne vb. faktörlere bağlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.KARŞI TİCARET(Counter -Trade )&lt;br/&gt;         Karşı -ticaret ,genel anlamda bir takas muamelesidir.Özellikle merkezi ekonomili ülkeler ile yapılan ticarette yoğun biçimde uygulanmaktadır.Bununla beraber ,az gelişmiş ülkeler ve sanayileşmemiş ülkeler arasındaki ticarette de giderek artan bir önem kazanmaktadır.Ödemek için yeterli dövizi olmayan ,fakat satmak istediği malı olan ülkelerin çoğu kez başvurduğu bir yoldur.Şu halde iki ülke arasında mal ile mal veya mal +paranın ters yönde aktığı iki-yönlü bir ticaret söz konusudur.&lt;br/&gt;Karşı-ticaret çeşitli şekillerde uygulanabilmektedir.Bunları beş tipe ayırabiliriz:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        A)Takas (Barter) : Finansal ödeme veya fon transferlerinin yer almadığı bir tek sözleşme ile gerçekleştirilen ,eşit değerde olduğu kabul edilen iki mal grubunun doğrudan ve eşanlı olarak değiştirildiği işlemdir.Takas anlaşmaları aynı müşteri ile uzun vadeli ve düzenli işlemleri değil ,genellikle bir defaya mahsus işlemleri (one-off- deals) kapsamaktadır.&lt;br/&gt;        B)Kliring (Clearing):Takasın biraz daha geliştirilmiş bir şeklidir.Kliring anlaşması imzalayan ülkelerde ithalatçılar ,ithal ettikleri malların bedelini kendi ülkelerinde kliring hesaplarını tutmakla görevlendirilen Merkez Bankası veya Kliring Ofisi gibi bir kuruma ulusal paraları cinsinden öderler.Bu şekilde oluşturulan hesaplar dönem sonunda karşı ülke ithalatçılarının da kendi ilgili kurumana yatırmış oldukları paralardan oluşan hesaplarla denkleştirilir.Eğer arada bir açık söz konusu ise ,bu açık önceden anlaşılan herhangi bir konvertibil döviz ile kapatılır.&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;    C)Karşı -alım ( Counter-purchase ): Satıcının ihracat sözleşmesindeki değerin belirli bir yüzdesindeki malı karşı taraftan ya bizzat satın alması ya da satışın bir üçüncü tarafça gerçekleştirilmesini sağlamasına dayanan bir işlemdir.Karşı ticaretin en yaygın kullanılan şeklidir.İhracatçının böyle bir taahhüde girmeden önce ,üçüncü tarafla anlaşması gerekir.&lt;br/&gt;      &lt;br/&gt;      D)Dengeleme (Compensation):Satıcının ihraç ettiği mal bedelinin tümünü veya bir kısmını mal karşılığı alması anlamındadır.Dolayısıyla tam dengeleme  veya kısmi dengeleme şeklinde iki kısma ayrılmaktadır.&lt;br/&gt;       &lt;br/&gt;      E)Geri -alım (Buy-back) :Dengelemenin bir başka şeklidir. Burada ihraç edilen malların (ki,bunlar sermaye malları veya anahtar teslim projeler niteliğindedir.) bedeli ,bu mallar vasıtasıyla gerçekleştirilecek üretimin satın alınmasıyla ödenmektedir.&lt;br/&gt;        &lt;br/&gt;   F)Üçlü-ticaret (Switch deals) : Bir ülke tarafından ödenecek hesabın başka bir  ya da daha fazla ülkeye transfer edildiği işlemdir.Mesela Türkiye &quot;den Rusya&quot;ya bir ihracat yapılmış ols</description></item><item><title>ENFLASYON NEDENLERİ SONUÇLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyon-nedenleri-sonuclari-451689.html</link><description>enflasyoEkonomide,enflasyon, fiyatlar genel seviyesinin sürekli artması olayıdır. Diğer ifadelerle enflasyon; paranın mal ve hizmet satın alma gücündeki azalma, mal ve hizmet fiyatlarındaki yükselme olarak tarif edilir. Enflasyonun tarifi daha da arttırılabilir. Ancak enflasyonun her tarifinde devamlılık veya süreklilik unsurunu varsaymak gerekir. Çünkü devamlı olmayan fiyatlar genel seviyesindeki artışlar, paranın satın alma gücündeki azalışlar, mal ve hizmet fiyatlarındaki yükselişler enflasyon sayılmamaktadır. Nitekim devamlı olmayan, ne kadar yükselmiş olursa olsun istikrar kazanmış bir fiyat seviyesinin artık enflasyonla hiçbir ilgisi kalmamış ve ekonomi daha yüksek bir fiyat seviyesinde dengeye gelmiştir.1 Öyle ise enflasyon; ekonomik bir dengesizliktir; yahut, bir çok yazarın ifade ettiği gibi daha yüksek seviyelerde denge arayan ekonomik bir gelişim sürecidir.&lt;br/&gt;Enflasyonun ekonomik bir dengesizlik yahut ekonomik bir gelişme süreci olarak düşünülmesi, enflasyonun kesinlikle durdurulması, önlenmesi ya da beraber yasamanın öğrenilmesine ilişkin görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Enflasyon eğer ekonomik bir dengesizlik olarak düşünülüyorsa, bu dengesizlik mutlaka giderilmeli, ekonomide bir denge kurulmalıdır. Bu dengenin kurulmasında, diğer bir ifade ile, enflasyonla mücadele etmekte ekonomi bilimi içinde kuramsal olarak çareler bulunmadığını ileri sürmek mümkün değildir. Belirli bir ekonomik ortamda belirli ekonomik teknik ve yöntemlerin uygulanmasıyla enflasyonun önlenmesi olanakları vardır.&lt;br/&gt;Öyle ise enflasyonun varlığını ekonomi biliminin yetersizliği ile değil; daha yüksek seviyelerde denge arayan bir ekonomik gelişim süreci ya da bunun bir ekonomi politikası olarak benimsenmesi ile açıklamak gerekir.&lt;br/&gt;Nitekim bazı ekonomistler konunun artık ekonomik değil politik olduğunu ileri sürmektedirler. Enflasyonu sona erdirmeye karşı gerçek engeller ekonomik değil politiktir. Enflasyon sona erdirilirse, devlet şu an elde ettiği gelirden mahrum kalacaktır. Enflasyon sona erdirilirse, geçici olmakla beraber ekonomide bir miktar gerileme, yavaşlama ve oldukça yüksek bir işsizlik dönemi başlar.2 ; İfadesiyle Friedman, devletin enflasyondan gelir kazandığını; enflasyonun durdurulması ile devletin hem bu gelirden mahrum kalacağını hem de işsizlik, gerileme gibi ekonomik ve politik risklere katlanmak zorunda kalacağını ileri sürmektedir. Bugün birçok mükellef gerçek kazancının değil fiktif kazancının vergisini ödemektedir. Bu tip görüşler ekonominin enflasyonu engelleyebileceği gerçeği içinde değerlendirilirse; enflasyonla savaşmak kesin hedef olarak belirlenmekle birlikte, bunun doğuracağı sakıncalar nedeniyle enflasyonun devamının gizli politik amaç haline geldiği gibi bir çıkarsama yapabiliriz.&lt;br/&gt;Enflasyon Türleri&lt;br/&gt;Tablo: l Enflasyon türleri &lt;br/&gt;Sınıflandırma Sınıflandırmaya esas olan kriterler&lt;br/&gt;a. Açık ya da bastırılmış enflasyon Piyasa mekanizmasının çalışması&lt;br/&gt;b. Sürünen, ılımlı ve ya dörtnala enflasyon Fiyatların artış oranı&lt;br/&gt;c. Tahmin edilen veya tahmin edilemeyen enflasyon Enflasyon beklentileri&lt;br/&gt;d. Maliyet itişti ya da talep çekişli enflasyon Enflasyon nedenleri&lt;br/&gt;a. Eğer açık enflasyon söz konusu ise, piyasa ekonomisi temelde, bir fiyat oluşum süreci gibi çalışmaya devam eder. Herhangi bir talep fazlası (mal ya da faktör açığı) fiyatlarda ve parasal ücretlerde yükselmeye neden olur. Bastırılmış enflasyon hükümet kontrollerinin parasal ücretlerdeki ve mal fiyatlarındaki artışları engellemesi durumunda ortaya çıkar ve böylece talep fazlası azaltılmamış fakat bastırılmış olur. Kontrollerin kalkması durumunda, genel fiyat düzeyinde ve parasal ücretlerde artışlarla birlikte talep fazlası olacağı bilinmelidir.3&lt;br/&gt;b. Bu sınıflandırmanın altında yatan kriter fiyatlar genel düzeyinde gözlenen artış oranıdır. Fiyatlardaki artışların %2-3ü geçmeyen ve enflasyon beklentilerinin olmadığı enflasyon süreçleri, sürünen enflasyon olarak adlandırılır. Daha yüksek fiyat artış oranlan ılımlı, fiyatlardaki artışların daha da hızlanması dörtnala enf</description></item><item><title>KALİTE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalite-376027.html</link><description>Tasarım kalitesi Kalite Fonksiyon Açılımındaki son gelişmeler neler? Hayal Boyacıoğlu Günümüz kuruluşları, hızlı teknolojik yenilikler, dinamik bir sosyo-ekonomik çevre, küreselleşen rekabet gibi çok önemli sorunlarla karşı karşıyadırlar. Bu sorunlara çözüm bulabilmek için verdikleri uğraşta sımsıkı sarıldıkları cansimitlerinden biri toplam kalite kontrol yöntemidir. Klasik yönetim ine kıyasla çok daha yüksek rekabet gücü sağlayabilen Toplam Kalite i ancak tüm ögeleri ile benimsenip uygulandığında başarı sağlanmaktadır. Bu öğeler arasında &quot;önlemeye dönük yaklaşım ve &quot;ölçüm ve istatistik&quot; önemli bir yer tutmaktadır. Önlemeye dönük yaklaşımın ilk basamağını tasarım kalitesi ve bunu sağlayacak Kalite Fonksiyon Açılımı (QFD) diğer bir ifade ile Kalite Evi yöntemi oluşturur. QFD, tüketicinin satın almak istediği ürünlerin, hizmetlerin tasarımı, üretimi ve pazarlanması amacıyla, organizasyon içindeki beceriler üzerinde yoğunlaşarak gerekli koordinasyonu sağlayan bir dizi planlama ve iletişim süreçlerinden oluşan sistematik bir yaklaşımdır. (Omar, 1998). QFDyi oluşturan kısımlar QFD süreci, müşteri ve teknik olmak üzere 2 önemli kısımdan oluşmaktadır. (Şekil 1) Matrisin sol dikey bölümü, müşteri bilgilerini içerirken, üst yatay bölümü, müşteri bilgilerine cevap veren mühendislik karakteristikleri içermektedir. 1. Müşteri Kısmı: Müşterilenin düşüncelerini bir QFD projesinin başlatılabilmesi için gerekli olan en temel girdidir. Yukarıdaki şekilden de görüldüğü gibi, bir şirkete , müşterilerin istek ve gereksinimlerini, anlayabilmesinde yardımcı olan, müşteri bilgilerinin başka bölümleride mevcuttur. Müşteri isteklerinin önem sıralaması, müşterilerin düşüncelerinin her birine atfettiği, göreceli önemin ölçüsünü göstermektedir. Müşterilerin, şirketin ürünlerine veya hizmetlerine ilişkin rekabete yönelik değerlendirmeleri, aynı şirkete müşterilerin bu ürünleri numaralandırılmış bir skala (ör: 1den 5e kadar) üzerinde hangi sıralamada gördüğünü anlamasında yardımcı olur. (Day, 1998) Yukarıda belirtilen müşteri bilgileri kısmının oluşturulmasında kullanılan en yaygın araştırma yöntemi ankettir. Anket; soruları cevaplayacak kişilerle yüzyüze gelmeden, soru cetveli aracılığı ile bağlantı kurup bilgi sağlama biçimi şeklinde tanımlanır. Bir araştırmada anket yöntemi kullanılacaksa grup tipi anket, posta ile anket ve telefon ile anket yöntemlerinden biri seçilir. 1. Grup Tipi Anket: Soru cetvelinin, bir grup olarak bir arada bulunan kişilere verilerek cevapların belirli bir sürede ve topluca alınması işlemidir. Grup Tipi Anketin Avantajları l Cevaplayıcılar bir arada iken topluca cevap alınması nedeniyle, zaman, maliyet ögelerinden tasarruf sağlanır. l Araştırmacının genel olarak grup içerisinde benimsenmesi durumunda, soruları cevaplamaktan kaçınmak isteyenleri belirli bir ölçüde katılmaya yöneltecek bir ortam hazırlar. Grup Tipi Anketin Dezavantajları l Cevaplayıcılar soruları cevaplarken birbirleri ile bağlantı kurmaları engellenemeyeceği için cevapların birbirinden etkilenmesi olasılığı ortaya çıkar. l Cevaplayıcıların bir arada bulunmasının araştırmaya katılmaktan kaçınmaları etkinliğini arttırabilir 2. Posta İle Anket: Posta aracılığı ile veri toplama, anket yönteminde en yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde soru cetvelleri &quot;geri gönderilmesi isteği ile&quot;, cevaplayıcıların adreslerine gönderilir. Posta İle Anket Yönteminin Avantajları l Maliyet diğer veri toplama yöntemlerine göre daha düşüktür. l Çok geniş bir alanı kapsayan bir çerçeveden bilgi sağlama olanağı vardır. Posta İle Anket Yönteminin Dezavantajları l Bu yöntemle düşünmeyi, çözüm üretmeyi, karşılaştırmalar ve çıkarsamalar yapmayı gerektiren bilgiler elde etme olanağı azdır. l Bu yöntem, cevaplayıcıların ilgi ve dikkatlerini uyanık tutmaya yarayacak herhangi bir olanağa sahip olmadığından sınırlı bir bilgi sağlar. 3. Telefon Aracılığı İle Anket: Bilgilerin telefon aracılığı ile elde edilmesi işlemidir. Telefon Aracılığı İle Anket Yönteminin Avantajları l Çok seri olarak veri toplama olanağı sağlar. l Kısa mesafelerde maliyeti oldukça düşüktür. Telefon Aracılığı İle Anket Yönteminin Dezavantajları l Telefonu olmayan kişilerle görüşme olanağı yoktur. l Gözle görünmesi gereken bir şeklin cevaplayıcıya yansıtılması olanaksızdır. (Baskan, 1997) &quot;Müşterinin Sesi&quot; belirlenirken ortak çalışmalara gereksinim duyulur. Bu iki düzey</description></item><item><title>DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?degisim-muhendisligi-352372.html</link><description>DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu kitapta, günümüze dek gelişmiş ve kabullenilmiş tüm yönetim kavram ve yöntemlerini temelinden değiştirmeye yönelik yepyeni bir yaklaşım getirmektedir. Bu çerçeve içinde , günümüzün kurumlarının, organizasyonlarının ana hedefi &quot;müşteriler için değer yaratmak&quot; olmalıdır.&lt;br/&gt;Çünkü bu gün her şey son derece büyük bir hızla değişmektedir.&lt;br/&gt;Bu günün dünyasında başarının arkasında, değişim rüzgarları karşısında direnen değil, değişimi seven, kabullenen ve yöneten kültürler yatmaktadır.&lt;br/&gt;Amerikalı girişimciler, yetkiler ve yöneticiler kütle pazarı ürünleri ve hizmetleri için artan talebi yüz yılı aşkın bir süre boyunca karşılayacak şirketler yaratıp işletmişlerdi. Amerikalı yöneticiler ve şirketleri, iş dünyasının geriye kalan kısmı için de geçerli olacak performans standardını belirlemişlerdi.&lt;br/&gt;Bu kitapta yeni bir iş modeli ile, Amerikan yetkili ve yöneticilerinin şirketlerini, yeni bir dünyada rekabet edebilecek şekilde yeniden yaratırken kullanmak zorunda kalacakları teknikleri tanımlamaktadır.&lt;br/&gt;Yeni organizasyonlar günümüzdeki şirketlere pek benzemeyecekler; ürün ve hizmet satın alma, üretme, satma ve sunma yöntemleri çok değişik olacak. Bunlar, geçmişteki o muhteşem ama artık geçerliliğini yitirmiş dönemde işletilen kurumlar gibi değil; bugünün ve yarının dünyasında faaliyet gösterecek şekilde tasarlanmış şirketler olacaklar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM 1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kriz Geçmeyecek&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yönetimler çevik, atik, esnek, uyumlu, rekabetçi,yenilikçi,etkili,müşteri odaklı ve karlı şirketler istiyorlarsa Amerikan şirketlerinin çoğu neden beceriksiz, hantal, katı, ağır, etkisiz, ve çoğunun neden yaratıcılıkları ve rekabet güçleri yok, neden müşterinin ihtiyaçlarına tepeden bakıyorlar ve para kaybediyorlar?Yanıt, bu şirketlerin işlerini nasıl yaptıklarında ve neden bu şekilde yaptıklarında saklı. Şirketlerin elde ettikleri sonuçların, yönetimlerinin istediği sonuçlardan ne kadar farklı olabileceğini birkaç örnekle gösterebilir.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Ziyaret ettiğimiz bir imalatçı diğer pek çok şirket gibi, müşteri siparişlerini hızla yerine getirmeyi amaçlıyor, ancak amacına erişemiyordu. Kendi iş kolundaki pek çok şirket gibi bu şirket de çok katmanlı bir dağıtım sistemi uygulamaktadır. Yani, fabrikalar tamamlanmış ürünleri merkezi bir depoya, Ana Dağıtım Merkezine gönderiyor. ADM ürünleri, müşteri siparişlerini alıp yerine getiren daha küçük depolara, bölgesel dağıtım merkezine gönderiyor. BDM lerden birisi ADM ile aynı coğrafik alanı paylaşıyor. Doğal olarak sık sık BDM lerde müşteri siparişini yerine getirecek kadar  mal olmuyor.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Bir Amerikan hava yolu şirketine ait  bir uçak bir öğlen, tamir edilmek üzere A havaalanına indirilmişti. Onarımları yapacak olan mekaniker ise B havaalanındaydı. B havaalanındaki yönetici mekanikeri A havaalanına öğlen göndermeyi reddetti, zira mekaniker tamiri bitirdikten sonra geceyi bir otelde geçirmek zorunda kalacak ve otel faturası B nin bütçesinden ödenecekti. Bu nedenle mekaniker A havaalanına bir sonraki sabah yollandı ve böylece işi bitirdikten sonra aynı gün evine dönebildi. Milyonlarca dolar değerinde bir uçak bomboş tutulmuş, şirket yüz binlerce dolar gelir kaybına uğramış ama B yöneticisinin bütçesi 100 dolarlık bir otel faturasıyla sarsılmamıştır.&lt;br/&gt;&amp;#61656;İşin şirket için çok önemli konularda bile şirketlerde bu konuda sorumlu birisi genellikle bulunmuyor. Örnek vermek gerekirse bir ilaç şirketi önemli bir yeni ilacın devletten onay alma sürecinde ilacın bir hafta boyunca çeşitli hastalarda kullanımı hakkında bir araştırmanın sonuçlarına gerek duymuştur. Şirketin bu bilgiyi elde etmesi 2 yıl sürdü. Şirket bu ilacın üretiminde kendi çalışmasının sonucu olarak hükümetin onay süresinin değil 2 yıllık karı kadar, yani milyonlarca dolar tutarında bir zarara girmiştir. Tıpkı diğer birçok ilacın üretiminde olduğu gibi ancak şirkette bu tür çalışmaların tüm sorumluluğunu üstlenecek hiçbir kimse yoktur.&lt;br/&gt;Şirketlerin performansının kötü olması, kimilerinin de iddia ettiği gibi amerikan işçilerinin tembelliğinden yada amerik</description></item><item><title>1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?1999-yili-ekonomide-gerileme-donemi-346592.html</link><description>1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Türkiye ekonomisinde şartlara uygun kararların verilmesine ve kararlılıkla uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ancak Türkiye&quot;de kriz dönemlerinde gerekli stratejilerin geliştirilmesi konusunda büyük eksiklikler görülmektedir. &lt;br/&gt;      1999 yılında ekonomik büyümenin %6 civarında oluşması   ekonomik faaliyetlerde daralma kendini ithalatın küçülmesi ve ihracatın bir önceki yıla oranla %4  düşmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bu dönemde enflasyondaki düşüş durmuş ve enflasyonist beklentiler yeniden canlanmış; bir önceki yıl %54&quot;e düşen enflasyon  yeniden %63&quot;e yükselmiştir.&lt;br/&gt;Buna karşılık Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerde enflasyon %3 &quot;e düşmüştür.&lt;br/&gt;      1999 yılında mali sistemde faaliyet gösteren kurumların mali yapıları önemli ölçüde bozulmuş; borç yönetimi iflas etmiş; kamu açıklarının yüksek maliyetli iç borçlanmayla karşılanması faiz giderlerinin bütçe içindeki payını hızla arttırmıştır.&lt;br/&gt;      Bu bağlamda Türkiye&quot;nin sorunlarına çözüm aranırken serbest piyasa ekonomisinin varlığı, özellikleri ve dünyada yaşanmakta olan küreselleşme göz önünde tutulmalı, uluslar arası alanda rekabet gücünü arttırmaya yönelik projelere ağırlık verilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ARALIK 1999 İSTİKRAR PROGRAMI  (STAND-BY ANTLAŞMASI)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Uluslar arası Para Fonu&quot;nun (IMF) Aralık 1999&quot;da imzalanan stand-by antlaşması, özellikle ekonomiyi hasta eden yüksek enflasyonu ortadan kaldırmayı, makro-ekonomik dengeleri iyileştirmeyi ve ekonominin uzun zamandır var olan yapısal zayıflıklarını gidermeyi hedeflemiştir.&lt;br/&gt;      Bu programın bazı darboğazları olacağı ve bazı sorunlara yol açacağı ve özellikle cari işlemler açığını arttıracağı baştan belli idi. Ancak ortaya çıkacak sorunların aşılabileceği düşünülüyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1999 Programının Temel Özellikleri ve Döviz Çıpası Uygulaması&lt;br/&gt;      IMF  destekli programa göre, kamu iç borç stokunun denetim altına alınması düşünülürken, para politikasında net iç varlıklar ile sıkı limitler getirilerek, Merkez Bankası pasifize edilmiştir.&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Döviz kurunun sabit olmasını (döviz çıpasının uygulanması)  savunan görüşe göre;&lt;br/&gt;      Döviz kurunun çıpa olarak kullanılması, mali disiplin için çok ciddi bir ortam   hazırlamaktadır. Ancak ortaya çıkacak problemler önceden görülerek hızla çözülmelidir.&lt;br/&gt;      Enflasyonist beklentilerin kırılabilmesi için, basit, kolay ölçülebilir ve izlenebilir bir gösterge olmalıdır. Ancak uygulamada, faizler hızla düşmekte, enflasyon, programın üstünde gerçekleşmektedir.&lt;br/&gt;      Yüksek para ikamesinin sağlanmasıyla, dövizin ölçü ve değişim aracı olarak da kullanılması ön plana çıkmaktadır.&lt;br/&gt;      Dövizin sabitleştiği durumda, kontratların döviz kurundaki değişime daha kolay uyum sağlayacağı beklenmektedir.&lt;br/&gt;      Yüksek para ikamesi nedeniyle enflasyonu  veya  parasal büyüklüğü hedef alan para programlarının uygulanmasında güçlükler ve Merkez Bankası&quot;nın durumu önceden belirlenmelidir.&lt;br/&gt;      Türkiye&quot;de döviz kurunun ABD Doları karşısında sabitleştirilmesinden doğacak sorunların üzerinde önemle durulması, alternatif çözüm programlarının hazırlanması gereklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kura Dayalı Programlarda Yaşanan  Sorunlar&lt;br/&gt;      Kurun sabitleştirilmesi sonucu artan ithalat, hızla düşen faizler ve enflasyondaki düşüşün neden olduğu servet etkisi nedeniyle kura dayalı programların ilk 10 ayında tüketim mallarının talebinde önemli ölçüde artış olmaktadır. Türkiye&quot;de 2000 yılının Kasım ayına kadar bu durum görülmüştür.&lt;br/&gt;      Ekonomideki hızlı canlanmanın ardından, hızlı bir yavaşlama ve mali sektördeki açık pozisyonlardan dolayı ciddi krizlerin söz konusu olabileceği görülmemiştir. Dünyadaki uygulamalardan ders alınmamıştır.&lt;br/&gt;      Dış dengede ithalata dayalı sektörler avantaj kazanırken, ihracata dayalı sektörler olumsuz etkilenmektedir.&lt;br/&gt;      Faiz oranlarındaki düşüşler nominal faiz oranlarının düşüşünden daha hızlı oluşmuş ve cari açık büyümüştür.&lt;br/&gt;      Büyümenin istikrarlı ve sürdürülebilir hale gelmesi, enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülebilmesine; ortaya çıkacak sorunlara program bütünl</description></item><item><title>MAKROEKONOMİK PARA MODELLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?makroekonomik-para-modelleri-366917.html</link><description>İÇERİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     İKTİSADİ AÇIKLAMA ........................................................................................ 4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.I. MODEL ............................................................................................................11      &lt;br/&gt;1. ARAŞTIRMA HAKKINDA GENEL BİLGİLER .........................................................11&lt;br/&gt;1.1. Araştırmanın Amacı&lt;br/&gt;1.2. Kullanılan Değişkenlerin Açıklanması&lt;br/&gt;2. MODELİN TAHMİNİ ....................................................................................................12&lt;br/&gt;&amp;#61553;Doğrusal Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Sabit Katsayısız Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Logaritmik - Doğrusal Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Doğrusal - Logaritmik Model Tahmini &lt;br/&gt;&amp;#61553;Tam Logaritmik Model Tahmini&lt;br/&gt;3. KATSAYILARIN YORUMU ....................................................................................... 15&lt;br/&gt;4. OTOKORELASYONUN SINANMASI ....................................................................... 16 &lt;br/&gt;4.1. Modele Trend Değişkeninin Eklenmesi&lt;br/&gt;4.2. Otokorelasyonun Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Durbin - Watson  d testi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Breush - Goldfrey  testi&lt;br/&gt;4.3. Otokorelasyonun Düzeltilmesi&lt;br/&gt;5. DEĞİŞEN VARYANSIN SINANMASI ....................................................................... 20&lt;br/&gt;5.1. Değişen Varyansın Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Arch testi&lt;br/&gt;&amp;#61553;White testi&lt;br/&gt;6. ÇOKLU DOĞRUSAL BAĞINTININ SINANMASI .................................................... 23&lt;br/&gt;6.1. Çoklu Doğrusal Bağıntının Ortaya Çıkma Nedenleri&lt;br/&gt;6.2. Çoklu Doğrusal Bağıntının Belirlenmesi &lt;br/&gt;&amp;#61553;Yardımcı Regresyon Modelleri için F testi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Theil - m Kriteri&lt;br/&gt;7. TANIMLAMA HATASININ SINANMASI ................................................................. 27&lt;br/&gt;7.1. Tanımlama Hatasına Yol Açan Sebepler&lt;br/&gt;7.2. Tanımlama Hatasının Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Jarque - Bera testi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Ramsey - Reset testi&lt;br/&gt;8. YAPISAL KIRILMANIN SINANMASI ....................................................................... 30&lt;br/&gt;8.1. Yapısal Kırılmanın Belirlenmesi &lt;br/&gt;&amp;#61553;Cusum SQ testi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.II. MODEL .......................................................................................................... 31&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.KULLANILAN DEĞİŞKENLER .................................................................................. 31&lt;br/&gt;2. MODELİN TAHMİNİ ................................................................................................... 31&lt;br/&gt;&amp;#61553;Sabit Terimsiz Doğrusal Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Tam Logaritmik Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Doğrusal - Logaritmik Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Logaritmik - Doğrusal Model Tahmini&lt;br/&gt;&amp;#61553;Doğrusal Model Tahmini&lt;br/&gt;3. DEĞİŞEN VARYANSIN SINANMASI ....................................................................... 34&lt;br/&gt;3.1. ui  Hakkında&lt;br/&gt;3.2. Değişen Varyansın Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;White testi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Arch testi&lt;br/&gt;4. ÇOKLU DOĞRUSAL BAĞLILIĞIN SINANMASI .................................................... 38&lt;br/&gt;4.1. Çoklu Doğrusal Bağlılığın Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Klein Kriteri&lt;br/&gt;&amp;#61553;VIF Kriteri&lt;br/&gt;5. TANIMLAMA HATASININ SINANMASI ................................................................. 41&lt;br/&gt;5.1. Tanımlama Hatasının Belirlenmesi&lt;br/&gt;&amp;#61553;Jaqu</description></item><item><title>DEPARTMENT OF COMPARATIVE ECONOMICS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?department-of-comparative-economics-455773.html</link><description>Department of Comparative Economics&lt;br/&gt;Supervisor: John Sutherland Earle&lt;br/&gt;&amp;#63193; Telegdy Ãlmos&lt;br/&gt;III&lt;br/&gt;Budapest University of Economic Sciences and Public Administration&lt;br/&gt;Ph.D. Program in Economics&lt;br/&gt;Privatization and Firm Behavior: The Case of&lt;br/&gt;Romania&lt;br/&gt;Ph.D dissertation&lt;br/&gt;Ãlmos MÃ¡rton Telegdy&lt;br/&gt;Budapest 2002&lt;br/&gt;IV&lt;br/&gt;V&lt;br/&gt;Table of Contents&lt;br/&gt;Preface 1&lt;br/&gt;Chapter 1&lt;br/&gt;Corporate Governance of State-Owned, Voucher Privatized&lt;br/&gt;and Insider-Owned Enterprises 8&lt;br/&gt;1.1 Introduction to Chapter 1 10&lt;br/&gt;1.2 Models comparing state and private ownership of firms 14&lt;br/&gt;1.2.1 State ownership in the presence of externalities&lt;br/&gt;and private information 16&lt;br/&gt;1.2.2 Privatization and soft budget constraints 21&lt;br/&gt;1.2.3 What do these theories explain? 16&lt;br/&gt;1.3 Corporate governance after privatization 23&lt;br/&gt;1.3.1 Sales to investors 25&lt;br/&gt;1.3.2 Voucher schemes 26&lt;br/&gt;1.3.3 Giveaways to insiders 28&lt;br/&gt;1.4 Is it better to wait? 32&lt;br/&gt;Chapter 2&lt;br/&gt;Privatization Policies and Ownership Outcomes in Romania 35&lt;br/&gt;2.1 Introduction to Chapter 2 37&lt;br/&gt;2.2 Organizational set-up and corporatization 39&lt;br/&gt;2.2.1 Corporatization, firms left out from the&lt;br/&gt;privatization process 39&lt;br/&gt;2.2.2 Establishment of the organizations responsible&lt;br/&gt;for privatization 42&lt;br/&gt;2.3 Management &amp;#8211; employee buyouts 44&lt;br/&gt;2.4 The mass privatization program 51&lt;br/&gt;2.5 Sales privatizations 55&lt;br/&gt;2.6 The privatization record in July 2000: results and residuals 63&lt;br/&gt;2.7 Conclusions to Chapter 2 66&lt;br/&gt;Chapter 3&lt;br/&gt;Privatization Methods and Productivity Effects&lt;br/&gt;in Romanian Industrial Enterprises 69&lt;br/&gt;3.1 Introduction to Chapter 3 71&lt;br/&gt;3.2 Data and post-privatization ownership structure of&lt;br/&gt;industrial firms 73&lt;br/&gt;3.3 Empirical specification 78&lt;br/&gt;3.4 Empirical results 85&lt;br/&gt;3.5 Conclusions to Chapter 3 92&lt;br/&gt;VI&lt;br/&gt;Chapter 4&lt;br/&gt;Labor Demand of State-Owned, Privatized and New Private Firms 95&lt;br/&gt;4.1 Introduction to Chapter 4 97&lt;br/&gt;4.2 Description of data, construction of variables and basic statistics 98&lt;br/&gt;4.2.1 Description of data 98&lt;br/&gt;4.2.2 Construction of variables and basic statistics 101&lt;br/&gt;4.3 Estimation framework and hypotheses 107&lt;br/&gt;4.4 Estimation results I: comparison of 1993 and 1999&lt;br/&gt;elasticities 114&lt;br/&gt;4.5 Estimation results II: types of owners and demand for labor 118&lt;br/&gt;4.6 Conclusions to Chapter 4 125&lt;br/&gt;Conclusions: Main Findings 127&lt;br/&gt;Appendixes 135&lt;br/&gt;Appendix 1: Construction of the ownership time-series used in&lt;br/&gt;Chapter 2 137&lt;br/&gt;Appendix 2: Construction of the database used in Chapter 3 143&lt;br/&gt;Appendix 3: Labor demand: ordinary least squares and least&lt;br/&gt;absolute deviations estimates 149&lt;br/&gt;References 154&lt;br/&gt;VII&lt;br/&gt;Tables and Figures&lt;br/&gt;Table 2.1 State ownership in 1992, by legal form 40&lt;br/&gt;Table 2.2 Industrial distribution of Regii Autonome 41&lt;br/&gt;Table 2.3 State Ownership Fund portfolio, by industrial branch 43&lt;br/&gt;Table 2.4 Management employee buyouts privatizations in&lt;br/&gt;Romania, 1992-2000:II 47&lt;br/&gt;Table 2.5 Contractual restrictions in MEBOs privatized in 1993-94 49&lt;br/&gt;Table 2.6 The mass privatization program 52&lt;br/&gt;Table 2.7 Privatization through sales (non-MEBO) 56&lt;br/&gt;Table 2.8 Yearly sales by type of buyer 57&lt;br/&gt;Table 2.9 Sales methods used 58&lt;br/&gt;Table 2.10 Sales methods used by type of buyer 59&lt;br/&gt;Table 2.11 Valid and annulled contracts, 1992 &amp;#8211; 2000:II 60&lt;br/&gt;Table 2.12 Combined methods: number of MPP and MEBO firms&lt;br/&gt;with sales, by type 1992 &amp;#8211; 2000:II 61&lt;br/&gt;Table 2.13 The post-privatization ownership structure, by year&lt;br/&gt;(average percent weighted by employment) 61&lt;br/&gt;Table 2.14 The post-privatization ownership structure, by year&lt;br/&gt;(average percent weighted by book value) 62&lt;br/&gt;Figure 2.1 Employment under private ownership 62&lt;br/&gt;Figure 2.2 Evolution of private shareholdings by type 63&lt;br/&gt;Table 2.15 Industrial distribution of firms by types of owners 64&lt;br/&gt;Table 2.16 Evolution of firms between 1992 &amp;#8211; 1999: employment&lt;br/&gt;and sales per employee 65&lt;br/&gt;Table 2.17 The SOFs residual portfolio 66&lt;br/&gt;Table 3.1 Number of firms with complete ownership, employment&lt;br/&gt;and sales data 74&lt;br/&gt;Table 3.2 Post-privatization ownership structure, end-1998 75&lt;br/&gt;Table 3.3 Evolution of the ownership structure 76&lt;br/&gt;Table 3.4 Distribution of firms by largest owner-type 77&lt;br/&gt;Table 3.5 Summary statistics for employment, real sales and labor&lt;br/&gt;productivity 80&lt;br/&gt;Table 3.6 Productivity growth by largest owner-type 86&lt;br/&gt;Table 3.7 Pre-privatization productivity growth by future ownertype&lt;br/&gt;87&lt;br/&gt;Table 3.8 Estimated impact of privatization on productivity growth 88&lt;br/&gt;Table 3.9 Estimated impact of types of owners on productivity&lt;br/&gt;growth 89&lt;br/&gt;Table 3.10 Estimated impact of majority privatization on&lt;br/&gt;productivity growth using group effects 9</description></item><item><title>SİYASAL VE EKONOMİK POLİTİKALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?siyasal-ve-ekonomik-politikalar-455306.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Dünyada uygulanan çeşitli siyasal ve ekonomik politikaların asıl amacı, insanların yaşam standartlarını yükseltmek, huzurlu ve istikrarlı bir ortamda yaşamalarını sağlamaktır.&lt;br/&gt;Ekonomik politikalar uygulanırken, ülke kalkınmasının lokomotifi olarak -günümüze kadar bütün ülkelerde - sanayi sektörü temel alınmıştır. Sanayi devrimi ile süregelen uzmanlaşmanın yaygınlaşması, ürün çeşitlerinin artması ve hızla büyüyen iç pazarların yanı sıra dış pazarların da önem kazanması dünyanın çeşitli ülkelerinde büyük ölçekli işletmelerin kurulmasına yol açmıştır. Sanayi Devrimi ile oluşan bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan büyük sanayi işletmeleri, başlangıçta küçük işletmeler olarak kurulmuş ve teknoloji ile iç ve dış pazarlarda meydana gelen gelişmelerin sonucunda hızla büyümüşlerdir. Öle yandan, son 20-30 yıldır dünyada gözlenen hızlı teknolojik, ekonomik ve sosyal alandaki değişim, işletmelerin küçülerek KOBİyc dönüşmesine, böylece etkinliklerini artırmalarına yol açmıştır.&lt;br/&gt;1970li yılların başında dünya ekonomisini etkileyen petrol şokunun ardından başlayan ekonomik bunalım ile birlikte evrensel boyutta sorunlar yaşanmaya başlanmış ve KOBİMcrin ülke ekonomisindeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü KOBİler ekonomik krizler sonucunda oluşan yeni şartlara ve piyasa koşullarına daha rahat uyum sağlayabilmişler, krizlerden daha az etkilenmişler ve faaliyetlerini sürdürebildikleri gibi, yeni istihdam imkanları yaratarak ekonomiye katkıda bulunmuşlardır. KOBPler, günümüzde de ülke ekonomisinde büyüme, sanayileşme, istihdam ve uzun dönemde kalkınma açısından önemli rol oynamaktadır. Bunun yani sıra ekonomik krizlerden konjonktür el dalgalanmalardan ve fınansal darboğazlardan büyük işletmelere oranla daha az etkileniyor olmaları bu kesime özel önem verilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.&lt;br/&gt;1980li yıllarda hız kazanan ve giderek daha önemli boyutlara ulaşan teknoloji ve ekonomik gelişmeler toplumlarda önemli değişikliklere sebep olmuştur. Bilgi teknolojisindeki hızlı gelişmeler, bilgilerin depolanarak ve işlenerek yeni bilgiler üretilmesi ve istenildiğinde bilginin kullanıma sunulması, İnternet gibi hızlı iletişim sistemleri aracılığında dünya üzerindeki bilgi kaynaklarına ulaşmanın kolaylaşması bilgi toplumuna geçiş sürecini hazırlamıştır. Sanayi toplum yapısının yerini bilgi toplumu   yapısına -bırakması   sonucunda  oluşan   yapılanma,   birçok   ülkede   önemli olanaklara yol açmıştır. Bilgi çağı ile uluslararası sınırların etkisi azalmış ve ekonomik faaliyet; ülkeler ile sınırlı kalmayıp tüm dünyayı kapsayacak boyutlara ulaşmıştır. Bu gelişmeye paralel olarak rekabet önemli boyutlara ulaşmış ve bu yapı ile ortaya çıkan küreselleşme olgusu giderek yaygınlaşmıştır. Dünya ekonomisinde son 20 yılda yaşanan küreselleşme, uluslararası ticarette, rekabeti ön plana çıkarmış ve bunun sonucunda teknolojik yeniliklere dayanan sektörlerin oyuncuları, pazar paylarını, fiyat ve</description></item><item><title>ÜÇ DEĞİŞKENLİ MODEL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uc-degiskenli-model-353854.html</link><description>ÜÇ DEĞİŞKENLİ MODEL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KISMİ REGRESYON KATSAYILARININ ANLAMI&lt;br/&gt;Tam Dogrusallık ....&lt;br/&gt;Ortak doğrusallığın olmaması demek, açıklayıcı değişkenlerden hiçbirinin öteki açıklayıcı değişkenlerin doğrusal bir bileşimi olarak yazılmaması demektir.&lt;br/&gt;Biçimsel olarak, ortak doğrusallığın olmaması demek, aşağıdaki ilişkiyi sağlayan, ikisi de sıfırdan farklı &amp;#61548;2 ve &amp;#61548;3 gibi bir sayılar kümesinin bulunmaması demektir.&lt;br/&gt;                                              &amp;#61548;2X2İ + &amp;#61548;3X3İ = 0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61548;2 = &amp;#61548;3 = 0 iken geçerliyse, X2 ile X3 ün doğrusal bağımsız oldukları söylenir. Öyleyse eğer &lt;br/&gt;                                 X2i = - 4X3i       ya da       X2i + 4X3i = 0 ise değişken doğrusal bağımlıdır ve eğer aynı regresyon modelinde yer alırlarsa bu iki açıklayıcı değişken arasında tam ortak doğrusallık ya da tam doğrusal ilişki ortaya çıkar.&lt;br/&gt;Tüketim-gelir-servet regresyonunda X3i = 2X2i ise;  formül kağıtta yazıyor.&lt;br/&gt;&amp;#61537; = (&amp;#61538;2 + 2&amp;#61538;3) tür.Yani aslında üç değişkenli değil, iki değişkenli bir regresyonla karşı karşıyayız. Üstelik, eğer regresyonu hesaplar da &amp;#61537;&quot;yı bulursak,X2 ile X3&quot;ün Y üzerindeki etkilerini ayrı ayrı gösteren &amp;#61538;2 ile &amp;#61538;3&quot;ü bulamayız, çünkü &amp;#61537;, X2 ile X3&quot;ün Y üzerindeki bileşik etkisini verir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Y &quot;nin koşullu beklenen değerini şöyledir   E(Yi &amp;#61671;X2i , X3i ) = &amp;#61538;1 + &amp;#61538;2X2i + &amp;#61538;3X3i   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kısmi regresyon katsayısının anlamı şudur:&lt;br/&gt;      &amp;#61538;2 ,     X3 sabit tutulurken, X2 &quot;deki bir birimlik değişmeye karşılık Y &quot;nin beklenen       değeri olan E(Y &amp;#61671; X2 , X3) &quot;teki değişmeyi ölçer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Y &quot;nin yalnız X3 &quot;e göre regresyonunu şöyle bulalım:&lt;br/&gt;                                           Yi = b1 + b13X3i + u1&lt;br/&gt;u1i  = Yi - b1 - b13X3i&lt;br/&gt;      = Yi - &amp;#374;i&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;X2 &quot;nin yalnız X3 &quot;e göre regresyonu bulunursa şu elde edilir&lt;br/&gt;        X2i = b2 + b23X3i + u2i       Burada u2i de kalıntı terimidir&lt;br/&gt;                                          &lt;br/&gt;  u2i = X2i - b2 - b23X3i&lt;br/&gt;        = X2i  - X2i( ^ )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SEK TAHMİN EDİCİLERİ    ders kıtabından&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SEK Tahmin Edicilerinin Varyansları, Standart Hataları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SEK Tahmin Edicilerinin Özellikleri&lt;br/&gt;ÇOKLU BELİRLİLİK KATSAYISI İLE ÇOKLU KORELASYON KATSAYISI R&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BEKLENTİLERLE GENİŞLETİLMİŞ PHILLIPS EĞRİSİ&lt;br/&gt; DÜZELTİLMİŞ R2&lt;br/&gt;Kahve Talebi Fonksiyonuna Dönüş&lt;br/&gt;COBB-DOUGLAS ÜRETİM FONKSİYONU&lt;br/&gt;ÇOK TERİMLİ REGRESYON MODELLERİ&lt;br/&gt;Toplam Maliyet Fonksiyonunun Tahmini</description></item><item><title>AMERİKAN OPSİYON PROBLEMLERİNİN SINIR SABİTLEŞTİRME (FRONT-FIXING) YÖNTEMİYLE ÇÖZÜMÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?amerikan-opsiyon-problemlerinin-sinir-sabitlestirme-(frontfixing)-yontemiyle-cozumu-394979.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Amerikan tipi finansal opsiyonların doğru değerlemesindeki en önemli zorluk, erken uygulanabilme karakterinden dolayı ortaya çıkan bilinmeyen serbest sınırlardan kaynaklanmaktadır. Bu tezde sınır sabitleştirme (front-fixing) dönüşümü kullanılarak bilinmeyen serbest sınır bilinen ve sabit olan bir sınıra dönüştürülmüştür. Daha sonra, optimal uygulama sınırını ve çeşitli opsiyon değerlerini bir kerede hesaplama özelliğine sahip iyi çalışan bir sonlu fark metodu geliştirilmiştir. Tezin son bölümünde ise geliştirilmiş olan yönteme ait bilgisayar programlarının sonuçları verilmiş ve program kodları tezin sonuna eklenmiştir.&lt;br/&gt;Anahtar Sözcükler: Amerikan Opsiyonları, serbest sınır-değer problemi, sonlu farklar yöntemi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;TEMEL BİLGİLER&lt;br/&gt;Finansal Türev Ürünlerinin Fiyatlanması&lt;br/&gt;Wiener Proses&lt;br/&gt;Risk-neutral Değerlemesi&lt;br/&gt;ItÃ´ Lemması&lt;br/&gt;Black-Scholes Denkleminin Çıkarılışı&lt;br/&gt;Avrupa tipi opsiyonlar için Black- Scholes Denklemin Çözümü&lt;br/&gt;Black-Scholes Denkleminin analitik çözümü&lt;br/&gt;Black-Scholes Denkleminin nümerik çözümü&lt;br/&gt;Amerikan Opsiyonları&lt;br/&gt;Amerikan Opsiyon Probleminin Nümerik Çözümü&lt;br/&gt;Sonlu &amp;#8211;Farklar Yöntemi&lt;br/&gt;Kısmi Diferansiyel Denklemlerin Doğrudan Ayrıklaştırılması&lt;br/&gt;Açık Yöntem&lt;br/&gt;KapalıYöntem&lt;br/&gt;Wilmott, Howison ve Dewyne Modeli&lt;br/&gt;Black Scholes&quot;un Parabolik Denkleme İndirgenmesi&lt;br/&gt;AMERİKAN OPSİYON PROBLEMLERİNİN SINIR SABİTLEŞTİRME YÖNTEMİYLE ÇÖZÜMÜ&lt;br/&gt;Sınır Sabitleştirme Dönüşümü&lt;br/&gt;Sonlu Fark Yaklaşımı&lt;br/&gt;MATLAB KODLARI&lt;br/&gt;SONUÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;THE VALUATION OF AMERICAN OPTIONS BY USING A FRONT-FIXING FINITE DIFFERENCE METHOD&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The difficulty for the accurate valuation of American type options lies on the unknown free boundaries associated with the early exercise feature. A frontfixing transformation is used in this thesis to transform the unknown free boundary into a known and fixed one. An efficient finite difference method is then developed, which produces the optimal exercise boundary at once.&lt;br/&gt;Finally, the results and the codes of the computer program related with the method</description></item><item><title>TK VE SENDİKALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tk-ve-sendikalar-349260.html</link><description>TKY ve SENDIKALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Ne ilerleme, ne ilerleme!&lt;br/&gt; Köleydi babasi, oglu robot oldu.&quot;&lt;br/&gt;Brana Crneviv&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GIRIS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Japonya&quot;da gelisen üretim örgütlenmesi -farkli adlandirmalar altinda, &quot;yalin üretim&quot;, &quot;toplam kalite yönetimi&quot;, &quot;tam zamaninda üretim&quot;- döneme damgasini vururken, kapitalist isyerinde, isçiler, artik takim çalismalari ve kalite çemberleri gibi uygulamalarla, &quot;yönetime katiliyor&quot;, yöneticilerle ayni üniformalari giyip, ayni kafeteryada yemek yiyip, ayni çay içme mekanini kullaniyorlar. Tüm bu pratikler, ideolojik denetim mekanizmalari olarak islerken; bunlarla alti çizilmek istenen temel iddia ise isçi ve yöneticilerin çikarlarinin bagdasabilir oldugu ve &quot;biz ve onlar&quot; ayrimina dayali tavir ve davranislarin sonunun geldigidir. Dolayisiyla, isyerinde emek-sermaye çeliskisi, yerini, görünürde uzlasmaya birakmistir. Kapitalist emek sürecinin dogasi geregi, arti deger üretimini mümkün oldugunca artirmaya yönelik olarak, isçiler üretim hatti çesitlendirilmis görevler üstlenirken, hat disinda ise bir yandan makinalarin basit bakim ve onarimlarini yapmak, çalistiklari is istasyonlarini temizlemek, diger yandan ise kalite çember toplantilarina katilmak zorundalar.(4)&lt;br/&gt;Son dönemde, fabrika içinde yönetim, despotik bir durustan uzaklasarak hegomonik bir fabrika rejimi kurmayi amaçliyor. Emegin denetiminde bir yanda despotik rejime ait teknik ve bürokratik denetim mekanizmalari kullanilmaya devam ederken; diger yandan hegomonik bir fabrika rejimine yönelik ideolojik denetim mekanizmalari olarak isçi-yönetici arasinda ortak inançlar ve degerler kuran söylemler, formal ve informal birliktelikler gelistirilmeye çalisiliyor. (4)&lt;br/&gt;Fabrika içi ideolojik söylem, is güvencesinin yoklugu, düsük ücretler ve yönetimin bu konuda duyarsizligiyla, yani bir biçimde isçilere yönelik iktisadi ve siyasal tavizlerelle desteklenmemesi nedeniyle mesruiyet kurabilme gücünü ve dolayisiyla hegomonik olma iddiasini bir anlamda yitiriyor. Ne var ki, isçilerin rejime onay vermemekle birlikte ona karsi tümüyle muhalif ve baskaldiran bir tutum gelistiremedikleri de gözlenmektedir. Türkiye&quot;de emek pazarinin dinamikleri -yapisal issizlik, fabrika disi sosyal güvenligin yoklugu, vb.- isçilerin ufuklarini daraltirken, fabrikaya bagimliligi ve dolayisiyla boyun egme kosullarini da artirmaktadir. (4)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sendikalar, Endüstri Iliskileri ve TKY&lt;br/&gt;Genel olarak TKYnin isletmelerde çikar birligi etrafinda sosyal taraflar arasinda barisçi bir çalisma iliskileri sistemi olusturdugu sik sik dile getirilmektedir. Türkiyede de bazi akademisyenler TKYnin çatismanin taraflar arasinda isbirligine dönüstügü barisçi endüstri iliskilerine yol açabilecegini savunmaktadirlar (örnegin Ekin, 1993; Demirkan, 1997). Ancak burada barisçi endüstri iliskilerinden ne anlasildigi önemlidir. Eger sendikalarin isverenin bir oyuncagi haline gelmesi, çogu isteklerini kabul etmesi anlasiliyorsa bunun özgür sendikacilikla bagdasmadigi açiktir. Toplam kalitenin barisçi çalisma iliskileri dogurup, dogurmayacagi, firmalarin piyasadaki konumlari, isletme yönetiminin izledigi politikalar ve isçilerin örgütsel kapasiteleri ile yakindan ilgilidir. TKYnin endüstri iliskilerinde çatismayi ortadan kaldirdigini söylemek abartili ve hatali bir görüstür. Örnegin, 1996 TÜSIAD-KalDer kalite ödülünü alan Kordsa firmasinda bundan bir süre önce olan olaylar bize bu konuda isik tutabilir. Lastik üretiminde kullanilan kord bezi imal eden Kordsa 700 civarinda isçi çalistirmaktadir. Bunlarin % 75i Türk-Ise bagli TEKSIF sendikasina üyedir. Firmanin planlama ve endüstri iliskilerinden sorumlu genel müdür yardimcisi 5. Ulusal Kalite Kongresinde gururla isletmelerindeki barisçi endüstri iliskilerinden söz etmistir.(3)&lt;br/&gt;Kordsada 1997-8 toplu sözlesme görüsmelerinde sendika verimlilik ve karliliktaki artislari göz önüne alarak yüksek ücret zammi istemistir. Isveren bunu reddedince, toplu is uyusmazligi ortaya çikmistir. Kordsa yönetim kurulu baskani Güler Sabanci, sendika temsilcileriyle yaptigi bir toplantida onlara para mi yoksa is m</description></item><item><title>ENFLASYON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyon-354383.html</link><description>ENFLASYON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.ENFLASYONâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦1&lt;br/&gt;II.ENFLASYON&quot;UN İŞLETMELERE  ETKİLERİ â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.1&lt;br/&gt;a) Mali tabloların homojenliğini bozar:â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.1&lt;br/&gt;b) İşletmenin faaliyet sonuçlarının doğru olarak gösterilmesine engel olur: 2&lt;br/&gt;c) İşletmenin daha önceki dönemleri arasında ve benzer işletmeler &lt;br/&gt;    arasında  karşılaştırma yapma olanaklarını ortadan kaldırır:â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦3&lt;br/&gt;d) İşletmenin sermayesini korumaya olanak vermezâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦3&lt;br/&gt;III.TÜRKİYEDE ENFLASYONUN NEDEN VE SONUÇLARIâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAKÇAâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦...6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.ENFLASYON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Enflasyon, en basit tanımıyla, fiyat artışı demektir. Klasik tanımıyla enflasyon, metaların değerinde hiç bir artış olmaksızın ve arz-talep dengesinde hiç bir değişme mevcut değilken fiyatlarda meydana gelen yükselmedir. &lt;br/&gt;  Bir metanın değerinde artış söz konusu değilken ve arz-talep ilişkisinde fiyatların yükselmesine neden olabilecek bir değişme yokken (talep yükselmesi ya da arzın azalması) fiyatının yükselmesi, ancak spekülatif nedenlerle olabilirse de, asıl olarak paranın alım gücünün düşmesiyle olanaklıdır. Yani metaların satın alınmasında kullanılan para biriminin değerinin düşmesi ile meydana gelen fiyat artışları enflasyonun temel nedenidir.&lt;br/&gt;II.ENFLASYON&quot;UN İŞLETMELERE  ETKİLERİ &lt;br/&gt; Enflasyon ekonomide fiyatlar genel seviyesinde meydana gelen hızlı ve sürekli artışlar olarak tanımlanmaktadır. Enflasyon bir işletmenin mali tablolarını olumsuz olarak etkilemekte ve aşağıdaki sebeplerden dolayı gerçeği yansıtmasını engellemektedir:&lt;br/&gt;*Enflasyon mali tabloların homojenliğini bozmaktadır. Tarihi maliyet esasına göre hazırlanan mali tablolarda sermaye değerini kaybeder. Enflasyon dönem karının belli bir kısmını yok ettiği için yıl sonunda ortaklara dağıtılacak karlar elimine olmaktadır. Dolayısıyla ortaklar sermayenin değerini korumak için dağıtılacak karları sermayeye ilave etmek zorunda kalmaktadır. &lt;br/&gt;*İşletmenin faaliyet sonuçlarını gerçek ve doğru olarak gösterilmesine engel olmaktadır. &lt;br/&gt;*İşletmenin daha önceki dönemleri arasında ve benzer işletmeler arasında karşılaştırma yapılamamaktadır. &lt;br/&gt;a) Mali tabloların homojenliğini bozar: &lt;br/&gt; Farklı tarihlerde işletmeye giren varlıklar, tarihi maliyet esasına göre bilançonun aktifinde yer almaktadırlar. Enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünün azalması sonucu bilançoda gösterilen bu değerler birbirinden farklı satınalma gücüne sahip para birimiyle ifade edilmektedir. Örneğin parasal değerler (kasa, banka, mevduat, krediler gibi) bilançoda o günkü değeriyle parasal olmayan değerler (iştirakler, menkuller ve gayrimenkuller gibi) ise tarihi maliyet bedeli ile gösterilir. Bu da mali tabloların homojenliğini bozmaktadır. &lt;br/&gt;b) İşletmenin faaliyet sonuçlarının doğru olarak gösterilmesine engel olur: &lt;br/&gt; Enflasyonist ekonomilerde giderleri ve gelirleri oluşturan kalemler farklı para birimleriyle ifa edildiklerinden elde edilen faaliyet sonucunu gerçek kar (ya da zarar) olarak kabul etmeye olanak yoktur. Enflasyona göre düzeltilmemiş muhasebe kayıtlarına göre bulunan faaliyet sonucu gerçek durumu yansıtmaz ve kar dağılımı gerçek olmayan tutarlar üzerinden yapılır. Aşağıdaki örnek bu durumu daha açık olarak ifade etmektedir: &lt;br/&gt;Örnek 1: &lt;br/&gt; A şirketi 5 milyar TL sermaye ile 1 Ocak 1996 tarihinde kurulmuştur. Şirket bütün sermayesini X malını almak için kullanmıştır. Şirket 1996 yılı boyunca satın almış olduğu tüm X malını 10 milyar TL&quot;na satmıştır. Yıl içindeki genel enflasyon oranı %70&quot;tir. X malının alış fiyatı enflasyon oranında artmış ve 31 Aralık 1996 tarihi itibariyle 8,5 milyar TL olmuştur. Şirket 31 Aralık 1996 itibariyle klasik muhasebe çerçevesinde 5 milyar TL kar hesaplanmıştır. Ancak 1996 yılı gerçek karı veya enflasyona göre düzeltilmiş kar sadece 1,5 milyar TL&quot;dir. &lt;br/&gt;Örnek 2: &lt;br/&gt; B Şirketi 1 Ocak 1997 tarihinde 100 milyar TL&quot;ye bir makine satın alır. Makineyi bütün yıl boyunca elinde tutar ve 31 Aralık 1997 tarihinde 190 milyar TL&quot;ye satar. 1997 yılı enflasyon oranı %90&quot;dır. &lt;br/&gt; Buna göre B Şirketi 1997 yılı için 90</description></item><item><title>TÜRKİYEDE DÖVİZ KURLARINDAKİ DEĞİŞKENLİK VE İHRACAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyede-doviz-kurlarindaki-degiskenlik-ve-ihracat-371812.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE DÖVİZ KURLARINDAKİ DEĞİŞKENLİK VE İHRACAT&lt;br/&gt;BÖLÜM I&lt;br/&gt;1. Döviz Kuru Sistemleri Ve Döviz Kuru Politikası&lt;br/&gt;Döviz sistemi seçimi iç ve dış ekonomik denge açısından büyük önem taşımaktadır. Kağıt para rejimine geçilmekte farklı ulusal paralar arasındaki bağın kopması, döviz kurunun resmi kararlarla mı yoksa piyasa koşullan tarafından mı belirleneceği sorununu doğurmuş ve döviz kuru sistemi seçimi giderek önem kazanmıştır.&lt;br/&gt;Farklı döviz kuru sistemlerinin nasıl işledikleri, iç ve dış denge üzerinde ne gibi etkiler yaptıkları ve bu sistemlerde doğabilecek sorunların neler olduğu, bunlardan herhangi biri hakkında hüküm verilmeden önce karşılaştırmalı olarak incelenmesi gerekli olan konulardır.&lt;br/&gt;Aşağıda önce, çeşitli döviz kuru sistemleri genel olarak açıklanmakta, daha sonra ise döviz kuru politikası hakkında genel açıklamalara yer verilmektedir.&lt;br/&gt;1.1. Döviz Kuru Sistemleri&lt;br/&gt;Döviz kuru, iki ulusal para birimi arasındaki değişim oranına verilen isimdir. Diğer bir deyişle, döviz kuru, bir yabancı paranın ulusal para cinsinden fiyatıdır. Yabancı paradan bir birim alabilmek için ulusal paradan kaç birim vermek gerektiğini gösterir.&lt;br/&gt;Döviz kuru sistemini ise, döviz kurlarının nasıl ve hangi güçler tarafından belirleneceği, kurlarda serbestçe ya da resmi kararlarla değişme olup olmayacağı veya hangi ölçülerde olabileceği gibi konularla ilgili kurallar bütünü veya kısaca döviz kurlarının belirlenme ve değişim rejimi olarak tanımlamak mümkündür.&lt;br/&gt;Kuramda başlıca iki temel döviz kuru sistemi vardır. Bunlar, sabit kur sistemi ile serbest veya esnek kur sistemidir. Bu iki temel kur sisteminin arasında çok sayıda ara sistem vardır. Bunlar içinde en önemlisi ve ülkemizde de 1973 - 1981 yılları arasında uygulanan esneklik kazandırılmış sabit döviz kuru sistemidir. Aşağıda, bu sistemler açıklanmaya çalışılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1.1. Sabit Döviz Kuru Sistemi&lt;br/&gt;Bu sistemde döviz kurları bir kez belirlenince, arz ve talep koşullan ne olursa olsun uzun süre, piyasa kurlarının belirlenen sınırların dışına çıkmasına izin verilmez. Bazen sistem piyasa kurallarının çok dar sınırlar içinde dalgalanması temeline dayandırılmış olabilir, bazan da çok daha katı olur ve dalgalanmaya hiç izin verilmez. Anlaşılmaktadır ki bu sistemde, döviz kurları resmi otoritelerce belirlenmekte ve piyasa mekanizmasının işleyişine çeşitli şekillerde ve dozlarda müdahale edilerek döviz kurunun sabitliği korunmaya çalışılmaktadır.&lt;br/&gt;Gerek katı gerekse esneklik kazandırılmış olan sabit kur sistemlerinin ortak özelliği, ulusal para ile yabancı paralar arasında, resmi otoritelerce doğrudan ya da dolaylı olarak tespit edilmiş olan kurların mevcut olmasıdır. Bu tespit edilmiş kurlar, parite kuru, par değeri, resmi kur gibi adlar alabilmektedir. Örneğin, ulusal paraların altın gibi bir ortak ölçüye göre tanımlanması halinde, paralar arasında altın parkelerine göre ortaya çıkan ve böylece dolaylı olarak tespit edilmiş olan kurlar söz konusu olmaktadır. Öte yandan, ulusal paranın bir dövize bağlanması halinde</description></item><item><title>ENFLASYONUN DOĞRUDAN HEDEFLENMESİ POLİTİKASI VE BAZI ÜLKE DENEYİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyonun-dogrudan-hedeflenmesi-politikasi-ve-bazi-ulke-deneyimleri-446308.html</link><description>ENFLASYONUN DOĞRUDAN HEDEFLENMESİ POLİTİKASI VE BAZI ÜLKE DENEYİMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Merkez bankaları fiyat istikrarını sağlamak için çeşitli politikalar&lt;br/&gt;gündeme getirmişlerdir. Para politikaları ülkenin sosyo-ekonomik&lt;br/&gt;durumu ve merkez bankasının konumuna göre ülkeden ülkeye farklılık&lt;br/&gt;göstermiştir. Merkez bankaları uyguladıkları para politikalarıyla uzun&lt;br/&gt;vadede fiyat istikrarını sağlamayı amaçlarken, kısa vadede büyüme,&lt;br/&gt;işsizlik, gibi reel değişkenler ile faiz oranları ve kurları izler ve bunlarla&lt;br/&gt;ilgili politikalarla tutarlı kalmaya çalışırlar. Enflasyonun yüksek düzeylere&lt;br/&gt;ulaştığı ülkelerde enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar gelir&lt;br/&gt;dağılımını etkilediği gibi maliyetli olmaktadır. Böyle durumlarda,&lt;br/&gt;politikaların merkez bankalarından daha çok hükümetler tarafından&lt;br/&gt;yönlendirilmesi gerekmektedir. Para politikası oluşturulurken ve&lt;br/&gt;uygulanırken merkez bankasının bağımsızlığının, başarıyı artırdığı son&lt;br/&gt;yıllarda sık sık vurgulanmaya başlanmıştır. Merkez bankasının amacı&lt;br/&gt;fiyat istikrarını sağlamaksa hedef ve yaklaşımını uzun vadeli bir bakış&lt;br/&gt;açısı çerçevesinde kamuoyuna açıkça duyurabilmenin para politikasının&lt;br/&gt;başarısını artırdığı ileri sürülmektedir.&lt;br/&gt;1930larda altın standardının kaldırılmasına kadar, enflasyon sorun&lt;br/&gt;olarak ekonominin gündeminde yer almamıştır. Bu dönemde enflasyon&lt;br/&gt;oranında istikrar ötesinde fiyat seviyesinde istikrar yaklaşımı öne&lt;br/&gt;çıkmıştır. 1930lara gelindiğinde yoğun olarak karşılaşılan sorun&lt;br/&gt;enflasyon değil işsizlik ve durgunluk olmuştur. Keynezyen politikalar bu&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;ortam içerisinde şekillenmeye başladı ve efektif talebin canlı tutulması&lt;br/&gt;önerileri gündeme geldi. Enflasyonun sorun olarak dünya gündemine&lt;br/&gt;1970lerde girmiştir. Bu dönemde, Keynezyen politikaların ekonominin&lt;br/&gt;tam istihdam seviyesinin çok altında olduğu durumda etkili olduğu, diğer&lt;br/&gt;koşullarda çözüm sunamadığı vurgulanmıştır. Enflasyonun ciddi sorun&lt;br/&gt;olarak görülmeye başlandığı 1970lerde politikaların ve araçların&lt;br/&gt;değiştirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Ekonomide oluşan kısa dönemli&lt;br/&gt;şoklara müdahale etmenin ekonomideki dengeleri bozduğu görüşü de&lt;br/&gt;bu dönemde sık sık vurgulanmaya başlanmıştır. Vurgulanan bir diğer&lt;br/&gt;görüş, uzun dönemde Phillips Eğrisi&quot;nin geçersizliği ve genişlemeci&lt;br/&gt;politikaların uzun dönemde enflasyona yol açtığıdır. Para politikasının&lt;br/&gt;temel hedefinin fiyat istikrarı olması gerektiğini savununların diğer bir&lt;br/&gt;görüşü ise ücretler ile fiyatların ileriye dönük enflasyon beklentilerine&lt;br/&gt;göre şekillendiğidir. Büyümeyi hedefleyen aktif para politikasıyla,&lt;br/&gt;ekonomik birimlerin beklentilerinin değişmeyeceği varsayılarak&lt;br/&gt;enflasyon artırılmadan, üretimin artırılacağı ve işsizliğin azaltılacağı&lt;br/&gt;görüşü bu dönemde kabul edilmiştir. Ancak, bu politika ekonomik&lt;br/&gt;birimlerin beklentilerini veri kabul ederek (firma ve işçilerin ücret ve&lt;br/&gt;fiyatlarda, dolayısıyla enflasyonda artış olmayacağını varsayarak),&lt;br/&gt;zaman tutarsızlığı (time-inconsistency) sorununu gözardı etmiştir.&lt;br/&gt;Başka bir deyişle, akılcı davranan ekonomik birimler üretim artışını&lt;br/&gt;hedef alan merkez bankasının gelecekteki politikasının genişlemeci&lt;br/&gt;olacağını öngörerek, ücret ve fiyatlarda artış yaparak, enflasyonun&lt;br/&gt;beklentisine neden olurlar. Sonuç olarak üretim artışı sağlanmadan&lt;br/&gt;yüksek bir enflasyon düzeyinde denge sağlanmış olur. Müdahaleci&lt;br/&gt;politikalar bu bağlamda üretimi değil enflasyonu artırmaktadır. Fiyat</description></item><item><title>AB&quot;NİN URUGUAY ROUND TAAHHÜTLERİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIĞI İNDİRİMLER VE TİCARİ LİBERALİZASYONA ETKİ DÜZEYİ İLE SEATTLE BAKANLAR KONFERANSI SONRASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ab-nin-uruguay-round-taahhutleri-cercevesinde-yaptigi-indirimler-ve-ticari-liberalizasyona-etki-duzeyi-ile-seattle-bakanlar-konferansi-sonrasi-444535.html</link><description>AB&quot;NİN URUGUAY ROUND TAAHHÜTLERİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIĞI İNDİRİMLER VE TİCARİ LİBERALİZASYONA ETKİ DÜZEYİ İLE SEATTLE BAKANLAR KONFERANSI SONRASI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1986 yılında başlayan Uruguay Round müzakereleri 1993 yılında sonuçlanmış ve 1995 yılı itibariyle yürürlüğe girmiştir. Uruguay Round öncesinde 1947&quot;den bu yana yapılan müzakerelerde asıl hedeflenen gümrük vergilerinin azaltılması iken, Uruguay Round&quot;un temel özelliği, gümrük vergilerinin azaltılmasının yanısıra, dünya ticaretindeki kural ve disiplinlerin güçlendirilmesine yönelik tüm ülkelerin taraf olduğu 29 anlaşma ve uzlaşmanın bir paket halinde kabul edilmesidir.&lt;br/&gt;Uruguay Round&quot;la ilgili diğer bir husus ise tarım ve tekstil sektörünün ilk defa gündeme gelmesi ve bu sektörlerde kademeli olarak gümrük vergisi indiriminin yapılması, tekstil sektöründeki kotaların 2005 yılına kadar kaldırılması ve tarım ürünlerinde ise tavan konsolidasyonu yapılarak spesifik vergilerin ad valoreme dönüştürülmesinin sağlanmasıdır.&lt;br/&gt;Uruguay Round çerçevesinde taahhüt edilen gümrük vergisi indirimlerinin gelişmiş ülkelerce 5 yıl içinde, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerce ise 10 yıl içinde kademeli olarak yapılması öngörülmüştür. Uruguay Round sırasında tüm üye ülkeler tarafından taahhüt edilen tarife indirimlerinin sonuçlanacağı 2005 yılında Uruguay Round müzakerelerinin etkisiyle dünya ticaretinde % 15-20 oranında bir artış, dünya gelirinde ise 500 milyar dolar tutarında ilave bir iyileşme olacağı hesaplanmaktadır.&lt;br/&gt;Nitekim, Uruguay Round taahhütlerinin yerine getirilmesinin ertesinde sanayileşmiş ülkelerin ortalama koruma oranları %5&quot;den %3.5&quot;e inecektir. AB&quot;nin toplam ortalama koruma oranı %6.6&quot;dan %4.1&quot;e inerken, ABD için bu rakamlar %6.6&quot;dan %3.4&quot;e düşüş şeklinde gerçekleşecektir. Ancak, bu rakamların sadece ortalama değerler olduğunu ve başlıca sanayileşmiş ülkelerin belli bazı sektörlerde gümrük vergilerini hemen sıfıra çektiğini de dikkate almak gerekir. Bu sektörlerin başlıcaları inşaat, tarımsal makinalar, çelik, bilgi teknolojisi ürünleri, bira, tıbbi cihazlar, ilaçlar, oyuncaklar, kağıt, mobilya, damıtılmış alkollü içkilerdir. Bu indirimlerin, AB ihracatının 10 milyar EUROluk kısmı ile AB ithalatının 7 milyarlık kısmını etkileyeceği düşünülmektedir.&lt;br/&gt;Avrupa Birliği Uruguay Round taahhütlerini 1995 yılından itibaren yerine getirmeye başlamış ve sanayi ürünlerinde son olarak 2000 yılında yapmış olduğu gümrük vergisi indirimleri ile bu ürünlerdeki taahhütlerini tamamlamış, tarım ürünlerinde ise 2001 yılında yapacağı indirimlerle Uruguay Round&quot;un gereği olan yükümlülüklerini yerine getirmiş olacaktır. AB&quot;nin Uruguay Round taahhütlerine ve bu bağlamda yapmış olduğu indirimlere ilişkin olarak yapılan inceleme aşağıdadır.&lt;br/&gt;Tarım Ürünleri:&lt;br/&gt;Sekizli bazda yapılan sınıflandırma çerçevesinde belirlenen 1269 adet tarım ürününden 242 adedi halihazırda sıfır gümrük vergisine tabi olup, 111 adedi de 2001 yılında sıfırlanacaktır. 2001 yılında tarım ürünlerinde yapılacak bu indirimle birlikte AB, Uruguay Round çerçevesinde tarım ürünlerinde üstlendiği indirimleri tamamlayacaktır. Halihazırda sıfır gümrük vergisine tabi olan tarım ürünlerinin AB&quot;nin 1998 yılı toplam ithalatı içindeki payı %2 (Tablo 1), toplam tarım ürünleri ithalatı içindeki payı ise %22&quot;dir. 2001 yılında gümrük vergileri sıfırlanacak tarım ürünlerinin AB&quot;nin 1998 yılı toplam ithalatı içindeki payı %1, toplam tarım ürünleri ithalatı içindeki payı ise %11&quot;dir. Bu çerçevede, Uruguay Round taahhütlerinin tamamlanması sonrasında, gümrük vergisine tabi olmaya devam edecek tarım ürünlerinin AB&quot;nin 1998 yılı toplam ithalatı içindeki payı %6 olup, toplam tarım ürünleri ithalatı içindeki payı ise %67&quot;dir.&lt;br/&gt;Sanayi Ürünleri:&lt;br/&gt;Sekizli bazda yapılan sınıflandırma çerçevesinde belirlenen 7791 sanayi ürününden 431 adedi halihazırda sıfır gümrük vergisine tabi olup, bunlara ek olarak 1038 adet üründe 2000 yılı başında sıfır gümrük vergisine ulaşılmıştır. 2000 yılında yapılan bu gümrük vergisi indirimi ile birlikte AB, Uruguay Round çerçevesinde yapması gereke</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DEKİ ENFLASYON İLE BÜYÜME ARASINDAKİ İLİŞKİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-deki-enflasyon-ile-buyume-arasindaki-iliski-394218.html</link><description>MAKALENİN YAZARI Orhan KARACA&lt;br/&gt;YAYINLANDIĞI KAYNAK Doğuş Üniversitesi Dergisi, 4 (2) 2003, 247-255&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu çalışmada Türkiye&quot;deki enflasyon-büyüme ilişkisi, zaman serisi analiziyle, 1987-2002 dönemi üçer aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Burada amaç; Türkiye&quot;deki enflasyon ile büyüme arasındaki ilişkinin niteliğini ortaya koymaktır. Bu amaçla 1987-2002 döneminde üçer aylık enflasyon ve büyüme verileri kullanılarak bir zaman serisi analizi yapılmıştır. &lt;br/&gt;Uygulamalı ekonometrik çalışmalarda, zaman serileri arasındaki nedensellik ilişkilerinin tespit edilmesi için en sık kullanılan yöntem Granger (1969) tarafından geliştirilen nedensellik analizidir. Bu çalışmada da enflasyon ile büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin araştırılmasında &quot;Granger Nedensellik Analizi&quot; kullanılmıştır. &lt;br/&gt;Yapılan regresyon analizi ise; enflasyonun büyümeyi negatif etkilediğini göstermiştir. Örnek döneminde; enflasyondaki her bir puanlık artışın büyüme oranını 0. 37 puan düşürdüğü bulunmuştur. &lt;br/&gt;Yapılan bu incelemede Granger nedensellik analiziyle, enflasyondan büyümeye doğru tek yönlü nedensellik tespit edilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. BÖLÜM GİRİŞ&lt;br/&gt;Bu bölümde çalışmanın amacı, kullanılan yöntem ve bölümlerde hangi konulara yer verilerek çalışmanın hazırlandığı açıklanmıştır. &lt;br/&gt;Enflasyonla ekonomik büyüme arasındaki ilişki, uzun yıllardan beri iktisat literatüründe tartışma konusu olduğu, bu ilişkinin niteliği konusunda zaman içerisinde farklı görüşler hakim olduğu açıklanmış ve 1980&quot;li yıllara kadar, enflasyonun büyümeyi olumlu etkilediği görüşünün hakim olduğu savunulmuştur. Son 20 yılda yapılan ampirik çalışmaların sonuçları doğrultusunda ise bugün çoğu iktisatçı enflasyonun büyümeyi olumsuz etkilediği öne sürülmüştür. &lt;br/&gt;Ampirik araştırmaların çoğu bir grup ülkenin belirli bir döneme ait kesit verilerinin kullanıldığı cross-country türü çalışmalar olduğu, daha sonra ise; cross-country türü çalışmaların bazı sakıncaları nedeniyle enflasyon ile büyüme arasındaki ilişkinin zaman serileri a</description></item><item><title>2005 BAŞINDA TÜRKİYE EKONOMİK VE SİYASAL YAŞAMI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?2005-basinda-turkiye-ekonomik-ve-siyasal-yasami-uzerine-degerlendirmeler-450033.html</link><description>2005 Başında Türkiyenin&lt;br/&gt;Ekonomik ve Siyasal Yaşamı Üzerine Değerlendirmeler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mart 2005&lt;br/&gt;A n k a r a&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;1. GİRİŞ2&lt;br/&gt;2. ULUSLARARASI YENİ İŞBÖLÜMÜ İÇİNDE TÜRKİYE3&lt;br/&gt;Dünya Ekonomik İşbölümü ve Türkiye3&lt;br/&gt;AB Üyelik Müzakereleri Sürecinde Türkiye5&lt;br/&gt;3. TÜRKİYE EKONOMİSİNDE AKP DÖNEMİ: MAKROEKONOMİK GELİŞMELER VE KIRILGANLIKLAR8&lt;br/&gt;Genel Gözlemler8&lt;br/&gt;2004ün Ekonomik Verileri10&lt;br/&gt;Büyümenin Kaynakları11&lt;br/&gt;Sabit Sermaye Yatırımları12&lt;br/&gt;İstihdam Yaratmayan Büyüme: Piyasaların İstediği Koşullarda ve Ancak Onun İstediği Kadar!15&lt;br/&gt;Ücret ve Verimlilik İlişkisindeki Gelişmeler17&lt;br/&gt;Türkiye Uluslararası Finans Piyasalarına Yüksek Arbitraj Getirisi Sunmaya Devam Etmektedir20&lt;br/&gt;Cari İşlemler Açığı Tehlike İşaretleri Veriyor23&lt;br/&gt;Büyüme Süreci Uluslararası Finans Kapitale Bağımlı Kılınmıştır24&lt;br/&gt;Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Enflasyon Hedeflemesi26&lt;br/&gt;Kamu Borç Stokunun Dinamikleri28&lt;br/&gt;Konsolide Bütçe 200430&lt;br/&gt;4. YAPISAL UYUM PROGRAMLARININ GERÇEK YÜZÜ34&lt;br/&gt;Kamu Yönetimi Reformu34&lt;br/&gt;Sağlıkta Dönüşüm Programı35&lt;br/&gt;2004: Sağlıkta Tasarılar Yılı36&lt;br/&gt;Bu Dönüşüm Türkiye Hangi Halk Sağlığı Sorunlarıyla Karşı Karşıya İken Dayatılmaktadır?39&lt;br/&gt;5. SONUÇ: IMF PROGRAMININ NİTELİĞİ ÜZERİNE39&lt;br/&gt;EK41&lt;br/&gt;KAPİTALİST DÜNYANIN HEGEMON GÜCÜ OLARAK ABD EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER41&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;2005 Başında Türkiyenin Ekonomik ve Siyasal Yaşamı Üzerine Değerlendirmeler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bağımsız Sosyal Bilimciler&lt;br/&gt;http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Ülkemiz derin ve toplumsal etkileri giderek yoğunlaşan bir kriz sürecinden geçmiştir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) eşliğinde şekillenen iktisat politikaları toplumsal yapının bütününde dönüştürücü etkiler yaratmaktadır. Özelleştirmeler ve kamusal denetimin daraltılması politikaları ile sürdürülen bu dönüşümlerin toplumsal maliyetleri artan işsizlik ve yoksulluk olarak karşımızda durmaktadır. Giderek derinleşen bu çelişkiler ise hayatın her alanında olduğu gibi meslekten sosyal bilimcilerin de kimlik farklılaşmalarını netleştirmekte ve &quot;sosyal bilimler neyi sorun edinir; sosyal bilim araştırmaları neyi anlatır?&quot; sorularına haklılık kazandırmaktadır. Gündelik basında ve televizyonlarda her gün piyasaları ve piyasaların rasyonel aklını anlatan iktisatçılar, iktisadın düşünce geleneğindeki zenginlikleri unutmuş görünüyorlar. Bu açıdan, &quot;Bağımsız Sosyal Bilimciler&quot; (BSB) olarak bizler, mesleğimize sosyal bilim geleneği içinden bakarak toplumumuza seslenmeyi sürdürüyoruz. Ekonominin toplumsal yapının içinde olduğunu, ondan bağımsız olmadığını unutmayarak, toplumumuzun karşılaştığı sorunları yorumlamaya çalışıyoruz.&lt;br/&gt;Cumhuriyet tarihinin 80 yılı aşkın gelişimi içinde ve farklı çalkantılardan geçilerek, emekçi sınıflar emperyalizme ve Türkiye toplumunun egemen sınıflarına karşı belli kazanımlar elde etmişlerdir. Uluslararası ve yerel sermayenin günümüzde IMF ve DB güdümünde uyguladıkları program, emekçi sınıfların tüm geçmiş edinimlerini adım adım veya belli konjonktürlerde hızla tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Emekçi sınıfları savunmasız, örgütsüz ve çaresiz bir konuma mahkum kılan bu sürece karşı direnmek, geçmiş edinimleri savunmak, uygun konjonktürlerde onları genişletmeye çalışmak gerekiyor. &quot;Seçeneksizlik ve kaçınılmazlık&quot; sloganı, emekçi sınıfların direnme gücünü kıran, sermayeye ideolojik teslimiyeti hızlandıran stratejik bir işlev görmektedir. Bu türden bir teslimiyet, gelecekte halkı iktidara taşıyabilecek politik ve ideolojik dönüşümleri de güçleştirmektedir. Bu olumsuz süreçlere karşı duyarlılığı olan sosyal bilimciler, &quot;halkın geçmiş edinimlerinin savunulmasına, giderek genişletilmesine&quot; katkı yapacaklarsa, gündemdeki neo-liberal politikaları ayrıntılı olarak değerlendirecekler, derinliğine eleştirecekler ve &quot;seçeneksizlik&quot; savının çökertilmesine önem vereceklerdir.&lt;br/&gt;Burada bir adım daha ileri giderek, bu değerlendirmeleri son onbeş yıldan bu yana daima gündemde olan finansal krizlere ilişkin tartışmalara taşırsak şu vurguyu çok açık olarak yapmamız gerekmektedir: Türkiye ekonomisinin kısa dönemli geleceği, uluslararası finans kapitale teslim edilmiştir. Bu durum, ekonomiyi sistematik olarak kırılganlaştırmıştır; potansiyel krizlere yatkın hale getirmiştir. BSB, haklı çıkmanın keyfini sürmek için bir kriz beklentisi içinde veya &quot;piyasa aktörlerini krizlere karşı uyarmak&quot; peşinde değildir. Tarihsel deneyimlerden biliyoruz ki, krizler, her yerde halkı çaresizliğe sürükler; emekçileri örgütsüzleştirir; ortaklaşa direnme, mücadele gücünü yok eder; siyasetten</description></item><item><title>SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA 2</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?surdurulebilir-kalkinma-2-357777.html</link><description>.SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1.SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA KAVRAMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Sürdürülebilir kalkınma,üzerinde anlaşmaya varılan yeni bir kalkınma görüşüdür.Geçmiş dönemlerde azgelişmiş ülkelerin kalkınması için mutlak bir sanayileşme görüşü yaygındı.Oysa bugün çevrenin korunması konusunda büyük bir duyarlılık vardır.Dolayısıyla bugün geçerli anlayışa göre &quot;ne pahasına olursa olsun sanayileşme&quot; değil,çevreyi koruyan,çevreye verdiği zararları en aza indiren bir sanayileşme gereklidir.Sanayileşmenin çevre boyutunu vurgulayan bu görüşe sürdürülebilir kalkınma modeli denir&quot; (Seyidoğlu, 1999: ss, 556).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1987&quot;de yayınlanan &quot;Ortak Geleceğimiz&quot; adlı rapora göre Sürdürülebilir Kalkınma,gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılayarak kalkınma olarak tanımlanmaktadır.Sürdürülebilir kalkınma insan ihtiyaçlarını karşılamaya ancak bunu daha sürdürülebilir bir yoldan yapmaya çalışır.Başka bir ifadeyle bugünkü ve gelecek nesillere kaliteli bir yaşam sağlamak için dünyadaki ekonomik,sosyal ve çevresel sistemlerin kapasitesini belirlemek,sağlam bir kurumsallaşma ile beşeri ve doğal kaynakları dikkate alan duyarlı bir politika yönetimi gerektirir.Bu bağlamda Sürdürülebilir Kalkınmayı destekleyen ilkeler eşitlik,etkinlik,ekosistem bütünlüğü,iyi yönetim,sivil katılım ve sosyal sorumluluk,uluslar arası uyumlaşma olarak belirlenmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Sürdürülebilir kalkınma kavramının mantığı,kuşaklar arası bir konuyu gündeme getirmektedir.Bugünkü kuşağın gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu anlatılmak istenmektedir.. Sürdürülebilirlik, iktisadi çevre ve kültürel kaynaklar arasında uzun dönemli entegre ve sistematik bir denge sağlamayı gerekli ve kaçınılmaz kılmaktadır&quot; (Füsunoğlu, 1997).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;İnsan eliyle üretilen sermaye ve insan sermayesinden başka bir de doğal sermaye vardır.Bu doğal sermaye harcanmamalıdır.Çünkü ekolojik sistemin ikamesi yoktur.Doğada yapılan tahribatın çoğu kez geriye dönüşü mümkün değildir.Atmosferden sera etkisi olarak yayılan gazların nasıl temizleneceği bilinmemektedir.Nesli tükenen canlıların nasıl geri getirileceği ve kentleşmeye ayırdığımız alanların nasıl tekrar açık alan haline getirileceği de bilinmemektedir.Doğal sermayenin bir kapasitesi vardır ve gelecek nesillere &quot;bir şeyler bırakabilmek için&quot; bu kapasite aşılmamalıdır&quot; (Füsunoğlu, 1997).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sürdürülebilir Kalkınma,doğal sermayeyi tüketmeyen,gelecek kuşakların da kendi gereksinimlerini karşılayabilme olanaklarını ellerinden almayan, ekonomi ile eko-sistem, arasındaki dengeyi koruyan, ekolojik açıdan sürdürülebilir nitelikte olan bir ekonomik kalkınmadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu anlayışta, ekonomik ve ekolojik dengenin korunması açısından, doğal kaynak tabanının genişletilmesi veya kaynak etkinliğinin yükseltilmesi için teknolojik bir kapasiteye ihtiyaç vardır. Bu kapasitenin gelişimi ile de doğal kaynakların sınırları ve verimleri genişleyebilecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çerçevede Sürdürülebilir Kalkınmanın başarıya ulaşması için sanayileşmiş ülkelerden  sanayileşmekte olan ülkelere doğru bilgi ve sermaye akışının gerçekleşmesi şarttır. Çünkü, sermayenin kıt, faktör maliyetlerinin yüksek olduğu sanayileşmekte olan ülkelerde, doğal kaynak tabanını genişletecek teknolojilerin geliştirilmesi, fırsat maliyetleri göz önüne alındığında kısa vadede zordur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalkınma kavramlarının iki temel sorunu vardır. Birincisi kalkınmayı belirleyen faktörlerin neler olduğunun saptanmasıdır. İkinci  sorun ise mevcut üretim faktörlerinin optimal dağılımının  sağlanmasıdır. Ekonomik politikalar yalnızca kişi başına reel milli gelirin ya da ekonomik girdinin arttırılması amacına dayandırıldığında, bu amaç doğal kaynak kullanımını gerektirdiğinden ekolojik dengesizliklere neden olmaktadır. Çevre ile ekonomik sistem ilişkisi, başlıca iki yoldan ortaya çıkar. İlki ekonomik mal ve hizmetlerin üretim ve tüketim girdileri olarak doğal kaynakların kullanımı, diğeri de çevresel ortamdaki artıklardır. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı  ekonomik faaliyetlerin çevresel etkilerinin geri dönüşlerini dikkate a</description></item><item><title>BELIRLENME SORUNU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?belirlenme-sorunu-347608.html</link><description>BELIRLENME SORUNU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Teshis sorunu&quot;, &quot;tanimlanma meselesi&quot; gibi isimlerde verilen belirlenme problemi; esanli modelde parametrelerin (a,b,c.......) tek degerli tahminlerinin elde edilip edilemeyecegi ile ilgili bir konudur.&lt;br/&gt;Belirlenme bir model tahmini yada degerlendirilmesinden çok bir model kurma sorunudur. Bir modelin istatistik kalibi biricikce ve daha sonra örnek serilerden parametreleri biricik olarak tahmin edebiliyorsa belirlenebilir bir modeldir.&lt;br/&gt;Bir ekonometri modeli genellikle esanli denklem modeli biçimindedir. Esanli bir modelin birden fazla denklemi vardir, denklem sayisi içsel degisken sayisina esitse bu model eksiksizdir, matematiksel olarak çözülebilir. Ancak bu çözüm sonucu yapisal parametrelerin degerlerinin elde edilebilmesi için esanli model denklemlerinin ayri ayri belirlenebilir olmasi gerekmektedir. Nitekim belirlenmemis veya eksik belirlenmis bir denklemin parametrelerinin nümerik degeri elde edilememekte yani bu denklem ilavesi/çikarilmasi, yani yeni bir esanli model kurulmasi gerekir. Bu sebepten belirlenme ekonometride model kurma ile ilgili bir konudur.&lt;br/&gt;Esanli bir modelin bir denkleminin belirlenme durumunun arastirilmasi sonucu su üç durumdan biri ortaya çikabilir:&lt;br/&gt;1)Eksik Belirlenmis Denklem (Belirlenmemis Denklem): Istatistik kalibi tek olmayan denklem eksik belirlenir. Denklemlerinden bir veya daha fazlasi eksik belirlenen denklem takimi belirlenmis olur.&lt;br/&gt;2)Belirlenmis Denklem : Istatistik kalibi tek olan denklem belirlenebilir. Bütün denklemleri belirlenebilen bir denklem takimi belirlenmistir. Belirlenmis denklem iki türlü karsimiza çikabilir.&lt;br/&gt;A)Tam belirlenmis denklem &lt;br/&gt;B)Asiri belirlenmis denklem &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.ESANLI DENKLEMLI MODELIN DENKLEMLERININ BELIRLENME DURUMUNUN YAPISAL MODELDEN HARAKETLE ARASTIRILMASI&lt;br/&gt;Esanli denklemli bir modelin herhangi bir denkleminin tahmin edilmesi için bu denklemin eksik belirlenmis olmasi gerekir. Bu sebepten esanli modellerin tahmininden önce denklemlerinin teker teker belirlenme durumu arastirilmalidir. Yapisal modelden hareketle belirlenme durumunun arastirilmasinda iki sart vardir:&lt;br/&gt;1)Sayma Kosulu&lt;br/&gt;2)Ronk kosulu (Mertebe kosulu)&lt;br/&gt;Yapisal modeldeki degisken sayilari ile ilgili dört tane sembol bulunmaktadir:&lt;br/&gt;G  = Modeldeki içsel degiskenlerin sayisi (veya denklem sayisi)&lt;br/&gt;G&amp;#61482;= Belirlenme durumu arastirilan denklemdeki içsel degisken sayisi&lt;br/&gt;K = Modeldeki toplam dissal degisken sayisi&lt;br/&gt;M = Belirlenme durumu arastirilan denklemdeki dissal degisken sayisi&lt;br/&gt;1.2 BELIRLENMENIN ILK SARTI = SAYMA KOSULU&lt;br/&gt;Esanli denklemli bir modelin herhangi bir denkleminin belirlenmesi için gerekli (fakat tek basina yetersiz) bir sart sayma kosuludur. &lt;br/&gt;Sayma kosulu söyledir:&lt;br/&gt;K-M  &amp;#61619; G-1    = Boy Sarti&lt;br/&gt;G = Belirlenmesi arastirilan denklemdeki içsel degisken sayisi &lt;br/&gt;K = Modeldeki toplam dissal degisken sayisi &lt;br/&gt;M = Belirlenmesi arastirilan denklemdeki dissal degisken sayisi &lt;br/&gt;Sayma kosulu sunu ifade etmektedir: esanli model denklemlerinden birinin belirlenmis olmasi için modeldeki toplam dissal degisken sayisi (K)&quot;nin  belirlenmesi arastirilan denklemdeki dissal degisken sayisindan (M) farkinin belirlenme durumu arastirilan denklemdeki içsel degisken sayisi G&quot;nin bir eksiginden büyük veya esit olmasi gerekir. Yani bir denklemin belirlenebilmesi için bu denklem disinda kalan dissal degiskenlerin sayisinin (K-M) denklemdeki içsel degisken sayisinin bir eksiginden (G-1) daha küçük olmasi gerekir. Sayma kosulunda su üç durum söz konusudur:&lt;br/&gt;1)K-M = G-1 ise denklem tam belirlenmistir.&lt;br/&gt;2)K-M   G-1 ise denklem asiri belirlenmistir.&lt;br/&gt;3)K-M  G-1 ise denklem eksik belirlenmistir.&lt;br/&gt;Ilk iki halde denklemin çözümü mümkündür son halde ise denklem çözülemez. Belirlenme sayma kosulu su yöntemle de arastirilmalidir:&lt;br/&gt;YÖNTEM 2 MODELDEKI EN AZ M-1 DEGISKENI IÇERMEME YÖNTEMI ILE BOY SARTI:&lt;br/&gt;Bu yolla sayma kosulu söyle arastirilabilmektedir: G denklemli bir esanli modelde bir denklemin belirlenebilmesi için bu denklemin modeldeki en az g-1 degiskeni (içsel ve dissal) içermemesi gerekir.</description></item><item><title>İKİ YÖNLÜ TABLOLARIN MEDYAN PARLATMA VE ORTALAMA ANALİZİ YÖNTEMİYLE YORUMLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iki-yonlu-tablolarin-medyan-parlatma-ve-ortalama-analizi-yontemiyle-yorumlanmasi-445575.html</link><description>İKİ YÖNLÜ TABLOLARIN MEDYAN PARLATMA VE ORTALAMA ANALİZİ YÖNTEMİYLE YORUMLANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki yonlü tablo olarak bilinen veri yapısında, iki faktörün her biri bir diğerinden ayrı olarak değişmektedir ve yanıt değişkeninin değeri, faktörün her bir kombinasyonu için gözlenmektedir. İki yönlü tablolarda yanıt değişkeni   i=1,......,I, j=1,.......,J aşağıdaki biçimde bir dikdörtgen alanda görüntülenmektedir :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1&lt;br/&gt;İki Yönlü Tablo &lt;br/&gt;j&lt;br/&gt;Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾&lt;br/&gt;i                        1..............................J&lt;br/&gt;Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾&lt;br/&gt;       1                             .............................. &lt;br/&gt;       .          .                                     .&lt;br/&gt;       .                             .                                     .&lt;br/&gt;       .          .       .&lt;br/&gt;       I          .......................... &lt;br/&gt;Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾Â¾&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu tip veri yapısında üç çeşit değişken içerilmektedir; satır faktörü (I düzeyinde), sütun faktörü (J düzeyinde) ve y yanıt değişkeni (I.J gözlem). Bu formatta yalnızca y yanıt değişkeni sayısal değer içermektedir.Buna karşılık satır ve sütun faktörlerinin düzeyleri bazen sayısal etiketlerdir (Serper, 1993:120).&lt;br/&gt;y yanıt değişkeni ve iki faktör arasındaki ilişkiyi özetlemek, her bir faktörün ayrı etkisinin toplanması şeklindeyse kolaydır. Veri sistematik olarak bu yapıdan ayrıysa, bir dönüşümle yeniden y yanıt değişkeninin ifadesi istenilebilir. Basit bir çoğaltan modeli aşağıdaki gibi ifade edilebilir:&lt;br/&gt;                                  (1)&lt;br/&gt;Bu modelde m &quot;genel değer&quot; olarak adlandırılan bir değerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. MEDYAN PARLATMA YÖNTEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  formundaki denklemle çoğalan bir uyum elde etmek için, tablodaki verileri iteratif olarak davranmak gerekir. Bu amaçla satır ve sütun değerlerinin medyanları bulunur ve o satır veya sütundaki gözlem değerlerinden çıkarılır. Örneğin satırlarla başladığımızda, her bir satırın medyanı hesaplanır ve bu değer satırdaki her bir gözlem değerinden çıkarılır. Ardından sonuç tablosundaki sütunlarla devam edilir. Her bir sütunun medyanı bulunur ve bulunan medyan sütun elemanlarından çıkarılır. Eğer satır veya sütun medyanı 0&quot; a eşitse, bu satır veya sütunda değişiklik yapılamaz. Temel olarak medyan parlatma olarak adlandırılan bu süreç, tüm satır ve sütunlar 0 medyana sahip olana değin sürdürülür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu süreçe ilişkin olarak daha formal olması açısından bazı notasyonları tanımlamakta yarar vardır. (1) nolu denkleme benzer olarak aşağıdaki denklem yazılabilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                   (2)&lt;br/&gt;n iterasyon sonunda kalıntı ve uyumu aşağıdaki biçimde gösterebiliriz:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                     (3)&lt;br/&gt;İteratif bir prosedür tanımlandığından, ilk iterasyondan önce başlangıç koşulları tanımlanmalıdır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                   (4)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yukarıda tanımlandığı üzere satırlar ve arkasından da sütunlarla bu iteratif işlem sürdürülecektir. Aşağıda (5a)&quot; dan (5i)&quot; ye kadar dokuz tane denklem görülmektedir. Bu denklemler matematiksel gösterimden ötürü karmaşık gibi görünmekle birlikte, yapı olarak anlaşılması oldukça kolaydır. (5a), (5b) ve (5c)&quot; de görülen denklemler satırlarda yapılacak medyan parlatmayı göstermektedir ve satır ve sütun etkilerini ve kalıntıların güncelleştirilmesini içermektedir. (5d), (5e) ve (5f)&quot; deki denklemler ise sütunlarda yapılacak medyan parlatmayı göstermektedir. (5g), (5h) ve (5i) denklemleri genel değerin, satır ve sütun etkilerinin güncellemesini sağlamaktadır. Bu dokuz denklemin uygulanmasıyla, bir sonraki iterasyon için bir tablo oluşturulmaktadır (Emerson, Hoaglin; 1977:171).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aşağıdaki bu dokuz denklemde görülen D sembolü bir değişimi sembolize etmektedir ve başlangıçta n&quot; in değerinin 0 olduğu varsayılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Satırlar:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sütunlar:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Genel değer ve etkiler:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kolaylık sağlaması açısından, bu adımların nasıl uygulanılacağına ilişkin iki tane çalışma tablosu düzenlenmiştir. Bu çalışma tablolarının ilki olan ve Tablo 1 ile gösterilen tablo satırlara ilişkindir. İkincisi olan Tablo 2 ise, sütunlara ilişkindir. Bu tablolar taslak tablolardır ve bir fi</description></item><item><title>KOSGEB</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kosgeb-395612.html</link><description>KOSGEB&lt;br/&gt;1)GİRİŞ&lt;br/&gt;Küçük ve orta ölçekli işletmelerin tarihi gelişimine bakıldığında, ekonomik hayatta çok önemli roller üstlendiği, bulunduğu ülke sanayinin gelişmesine özellikle de sanayileşme sürecine olumlu katkılar sağladığı dikkati çekmektedir. &lt;br/&gt;Geçmişte  küçük onarım atölyeleri ve el sanatlarına dayanan küçük işletmeler bugün büyük ve orta ölçekli sanayileri destekler duruma gelmiştir. Sağlanan yapılı, büyümeye elverişli KOBİ&quot;lerin önemli bir özelliği, ekonomik gelişmenin, siyasi istikrarın ve sosyal barışın güvencesi olup, ülke ekonomisinin temelini oluşturmalarıdır. Ancak bu görüş; büyük ölçekli işletmelerin önemli olmadığı anlamına gelmemelidir. &lt;br/&gt;Acaba küçük ve orta ölçekli işletme( KOBİ) derken ne kastedilmektedir? Diğer bir deyişle, küçük ve orta ölçekli işletmeler tanımlanırken hangi kriterler ön plana çıkmaktadır? Bugün küçük ve orta ölçekli işletmelerin evrensel, her yer ve her zaman için geçerli bir tanımını yapmak çok zordur. Küçük ve orta ölçekli işletme tanımı ekonomi yaşamının dinamizmi içinde, zaman ve mekan boyutlarında kişilere, sektörlere, araştırmacıların amacına, bölgelere ve ülkelere göre kolaylıkla değişiklik göstermektedir. Bunlarla birlikte küçük ve orta ölçekli işletme sınıflamasında, nitelik ve nicelik özelliklerinin ayrımının yapıldığı görülmektedir. &lt;br/&gt;Küçük işletme kavramı, imalat ve hizmetler sektöründe, günün sosyal-ekonomik koşullarına göre faaliyette bulunan, bir ölçüde mekanize olmuş küçük sanayi kuruluşlarını anlatmak için kullanılmaktadır. &lt;br/&gt;Küçük ve orta ölçekli işletmeleri sınıflandırmada en çok kullanılan nicel ölçüt, çalışan işçi sayısıdır. Ayrıca, zaman zaman sermaye miktarı veya yıllık satış geliri, makine parkı gibi ölçütler de kullanılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletme tanımında kullanılan nitel ölçüler ise, bağımsız yönetim(genellikle sahip-yönetici), yöresel pazara yönelik olma, kendi iş kolunda küçük bir yere sahip olma ve sermayenin büyük bölümünün işletme sahibince karşılanmış olmasıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)KOSGEB</description></item><item><title>DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dis-ticarette-odeme-yontemleri-387767.html</link><description>DIŞ TİCARETTE ÖDEME YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.&lt;br/&gt;         İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir.&lt;br/&gt;        Yabancı ülkede yerleşik karşı tarafa güvenememe sorunu ,dış ticaret işlemine bir bankanın aracılık etmesi ile çözümlenir.Normal olarak bankanın güvenirliliği bireysel ithalatçı ve ihracatçıya göre daha yüksektir.banka ihracatçıya ,ithalatçı adına ödemeyi yapacağı güvencesini verir ; ithalatçıya da ihracatçının istenen nitelikte malı kendisine göndereceğini garanti eder. Böylece ihracatçının malı güven içinde göndermesi ,ithalatçının da kuşku duymadan ödemede bulunması sağlanmış olur.O bakımdan ,bankalar adeta dış ticaretin ayrılmaz bir parçası durumundadır.Dış ticarette farklı ödeme yöntemleri vardır. Ve bunların hangisinin kullanılacağı ,mal ve sektör bazında yerleşik geleneklere ,alıcı ile satıcı arasındaki güvenin derecesine ,ülkenin genel politikasına ,nakit ödeme gücüne vb. faktörlere bağlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.KARŞI TİCARET(Counter &amp;#8211;Trade )&lt;br/&gt;         Karşı &amp;#8211;ticaret ,genel anlamda bir takas muamelesidir.Özellikle merkezi ekono</description></item><item><title>PARA PİYASASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?para-piyasasi-357281.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PARA PİYASASI2&lt;br/&gt;1.1.Para Piyasasını Düzenleyici Kurumlar Ve Kararlar2&lt;br/&gt;1.1.1Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)2&lt;br/&gt;1.1.2Hazine Müsteşarlığı (HM)3&lt;br/&gt;1.1.3Türkiye Bankalar Birliği (TBB)5&lt;br/&gt;1.1.4Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar6&lt;br/&gt;1.1.5Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu7&lt;br/&gt;1.2.Bankacılık Kesimi8&lt;br/&gt;1.2.1Merkez Bankası8&lt;br/&gt;1.2.2Bankalar10&lt;br/&gt;1.2.3Ticari Bankalar13&lt;br/&gt;1.2.4Yatırım ve Kalkınma Bankaları13&lt;br/&gt;1.2.4.1.Yatırım Bankaları13&lt;br/&gt;1.2.4.2.Kalkınma Bankaları14&lt;br/&gt;1.2.5Kıyı Bankacılığı (Off-Shore Banking)14&lt;br/&gt;1.3.Bankacılık İşlemleri15&lt;br/&gt;1.3.1Mevduat15&lt;br/&gt;1.3.2Mevduat Sertifikası16&lt;br/&gt;1.3.3Döviz Tevdiat Hesabı (DTH)16&lt;br/&gt;1.3.4Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM)17&lt;br/&gt;1.3.5Kredi Mektuplu Döviz Tevdiat Hesabı (KMDTH)18&lt;br/&gt;1.4.Krediler18&lt;br/&gt;1.5.Nakdi Krediler19&lt;br/&gt;1.6.İhracat Kredileri21&lt;br/&gt;2.SERMAYE PİYASASI22&lt;br/&gt;2.1.Sermaye Piyasalarını Düzenleyen Kurumlar Ve Kararlar22&lt;br/&gt;2.1.1Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)22&lt;br/&gt;2.1.2Hazine Müsteşarlığı (HM)24&lt;br/&gt;2.1.3Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)25&lt;br/&gt;2.1.4Sermaye Piyasası Kanunu25&lt;br/&gt;2.2.Sermaye Piyasası Kurumları26&lt;br/&gt;2.2.1Aracı Kurumlar26&lt;br/&gt;2.2.2Halka Arza Aracılık26&lt;br/&gt;2.2.3Alım Satıma Aracılık27&lt;br/&gt;2.2.4Yatırım Fonları27&lt;br/&gt;2.2.5Yatırım Ortaklıkları28&lt;br/&gt;2.2.6Yatırım Danışmanlığı29&lt;br/&gt;2.2.7Portföy Yöneticiliği29&lt;br/&gt;2.2.8Genel Finans Ortaklıkları (GFO)30&lt;br/&gt;2.3.Başlıca Sermaye Piyasası Araçları30&lt;br/&gt;2.3.1Özel Sektör Tarafından İhraç Edilen Menkul Değerler31&lt;br/&gt;2.3.2Hisse Senedi31&lt;br/&gt;2.3.3Tahvil31&lt;br/&gt;2.3.3.1.Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK)32&lt;br/&gt;2.3.4Katılma İntifa Senetleri (KİS)35&lt;br/&gt;2.3.5Kara İştirakli Tahviller (KİTA)35&lt;br/&gt;2.3.6İpotekli Borç ve İrat Senetleri (İBİŞ)35&lt;br/&gt;2.3.7Finansman Bonosu35&lt;br/&gt;2.3.8Banka Bonosu ve Banka Garantili Bono37&lt;br/&gt;2.4.Kamu Sektörünün İhraç Ettiği Menkul Değerler37&lt;br/&gt;2.4.1Hazine Bonosu37&lt;br/&gt;2.4.2Devlet Tahvili37&lt;br/&gt;2.4.3Gelir Ortaklığı Senedi (GOS)37&lt;br/&gt;3.YARARLANILAN  KAYNAKLAR39&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PARA PİYASASI&lt;br/&gt;Para piyasası, kısa vadeli likidite ihtiyacı bulunan kurumlarla likidite fazlası olan kurumların karşılaştığı piyasadır. Bu piyasalarda alım satıma konu olan finansal varlıkların kısa vadeli olmaları yanında bir başka özellikleri de finansal riski olmayan devlet, devlet kurumları, bankalar ve çok büyük şirketler gibi kurumlar tarafından ihraç edilmeleridir. Başlıca para piyasası araçları şunlardır:&lt;br/&gt;&amp;#61692;Hazine Bonosu&lt;br/&gt;&amp;#61692;Devlet Tahvili&lt;br/&gt;&amp;#61692;Mevduat Sertifikası&lt;br/&gt;&amp;#61692;Banka Kabulü&lt;br/&gt;&amp;#61692;Repo&lt;br/&gt;1.1.Para Piyasasını Düzenleyici Kurumlar Ve Kararlar&lt;br/&gt;1.1.1Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)&lt;br/&gt;TCMBnin bankalarla ilişkilerinde 1211 sayılı Kanun gereğince üstlendiği görev ve yetkiler beş ana başlık altında sınıflandırılabilir:&lt;br/&gt;a)Para ve Kredi Piyasalarını Düzenleme: TCMB ülkedeki fiyat istikrarı ve milli paranın iç ve dış değerini koruma amacına yönelik olarak, mevduat munzam karşılıklarını, asgari disponibilite oranı yükümlülüğünü ve açık piyasa işlemlerini kullanarak, piyasalarda gerekli düzenlemeleri yapmaktadır.&lt;br/&gt;b)Para Piyasalarının Kurumsallaştırılması: Para politikasını etkin bir şekilde oluşturmak ve para piyasalarını kurumsallaştırmak amacıyla TCMB bünyesinde Bankalararası Para Piyasası, Döviz ve Efektif Piyasaları ve Altın Piyasası kurulmuştur. TCMB, gerekli gördüğü durumlarda bu piyasalara   müdahale   ederek, spekülatif   hareketleri   ve   TLnin   değeri   açısından   ortaya çıkabilecek olağandışı hareketleri frenlemektedir.&lt;br/&gt;c)Bilgi Akımının Sağlanması: TCMB bünyesinde Türkiyede faaliyette bulunan  bankaların müşterilerinin risk durumlarını gösterir bir risk santralizasyon merkezi mevcut bulunmaktadır. Bankalar risk durumları  hakkında kendilerinden  istenen  bütün  bilgileri TCMBye vermekle yükümlüdürler. Ayrıca, bankalararası fon transferlerinin ve bu transferlerle ilgili takas mutabakat işlemlerinin sağlıklı ve süratli bir şekilde yapılmasını ve gerekli dokümanların üretilmesini sağlamak amacıyla yine TCMB bünyesinde bir Elektronik Fon Transferi (EFT) sistemi kurulmuştur. Buna ek olarak, 3167 sayılı Kanunun altıncı maddesi</description></item><item><title>TEMEL EKONOMİK İLİŞKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?temel-ekonomik-iliskiler-364245.html</link><description>TEMEL EKONOMİK İLİŞKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Yöneticiler herzaman içinde fayda ve maliyetin olduğu zor seçimler yapmak zorundadırlar. Bununla birlikte son zamanlara kadar geniş çeşitlilikteki operasyon koşulları altında alınan yönetici kararlarının göreceli artı ve eksilerini karşılaştırmak pratik değildi. Şimdi 1990&quot;ların sonunda çıkan düşük maliyet ve yüksek güçlü masa  bilgisayarlarıyla yönetici kararlarını  ve operasyon senaryolarını analiz etmek mümkün. Güçlü ve pahalı olmayan masa bilgisayarları yöneticileri küçük ve büyük işletmelerin ikisindede kullanışlı projections ve insightful operasyon kararları vermek için güçlendirdi.&lt;br/&gt;    1990&quot;ların sonunda etkin yöneticiler geniş çeşitlilikteki ilgili operasyon bilgilerini toplayabiliyor; organize ediyor ve işleme koyuyorlardı. Bununla birlikte etkin enformasyon (bilgi edinme) işlemi elektronik hesaplamanın yapılabileceğinden daha fazla şey gerektirir; temel ekonomik ilişkileri anlamak bunların içinde en önde gelir.Böyle bir bilgi olmadan güçlü masa bilgisayarlarının hesaplama kapasitesi hiçbir işe yaramaz.&lt;br/&gt;    Bu bölüm birkaç temel ekonomik konsept(fikir) ve temel prensipleri tanıtacaktır.Bu kavramlar bütün arz,maliyet ve kar ilişkilerini tanımlama için şablon oluşturur. Önce temel ekonomik ilişkiler anlaşılacak, araçlar ve optimizasyon(en uygun) teknikleri herhangi bir yönetici kararı probleminde en iyi hareket yönünü bulmak için uygulanacaktır.&lt;br/&gt;EKONOMİK OPTİMİZASYON&lt;br/&gt;   Etkin yönetimsel karar alma, verilen bir problemin mümkün olan en iyi çözümüne etkili ulaşma sürecidir. Eğer sadece bir çözüm olsa, karar alma problemi olmazdı.Bir hareketin  alternatif yönleri olduğunda, en iyi karar bir tanedir ki yönetimsel amaçlara en uygun sonuçları üretendir.En iyi yönetimsel karar, ekonomik optimizasyon sürecidir.&lt;br/&gt;OPTİMAL KARARLAR&lt;br/&gt;  Girdi kalitesi düşük maliyetli ithalat rekabetiyle artırılmalı mıdır?&lt;br/&gt;  Ürün talebi artarsa,yönetimsel kadroyu mu, line kadroyu mu , yoksa her ikisinide artırmak mı tercih edilir? Bu tip sorular dikkat isteyen  önemli temel ekonomik ilişkilerdir. Bu soruların açık bir şekilde cevapları, yönetimin amaç ve önceliklerine bağlıdır.Bütün müşteriler için her zaman sadece bir en iyi karar alma yoktur,bütün yöneticiler için her zaman  sadece bir en iyi karar yatırımı yoktur. Alternatif  hareket yönleri olduğunda, yönetimsel amaçlara en uygun sonucu üreten  karar  en iyi karardır.&lt;br/&gt;    Karar verme süreciyle buluşan büyük bir problem organizasyonunun  amaçları koşullarındaki göreceli karar alternatiflerinin karakterize edilmesidir.Karar  vericiler mümkün olan bütün alternatif seçenekleri tanımlamalı, maliyet ve kar değişenleri arasında en uygun koşullarda betimlemelidirler. Karar alternatiflerinin tanımlanması yönetimsel (idari) iktisadın prensiplerine başvurularak çokça artırılır.Ayrıca yönetimsel iktisat karar alternatiflerini analiz etmek ve değerlendirmek için gerekli araçları sağlar.Ekonomik kavramlar ve metedoloji mümkün olan seçenekler ve amaçlar ışığında en uygun rotayı seçmeyi sağlar.&lt;br/&gt;    İktisadi analizin temel prensipleri talep,maliyet ve kar arasındaki ilişkiyi tanımlayan formu oluşturur.Temel ekonomik ilişkiler bir defa anlaşıldıktan sonra optimizasyon araç ve teknikleri hareket için en iyi rotayı bulmakta kullanılabilir.En önemlisi optimizasyon teorisi ve işlemi, şirketin değer maksimizasyon teorisinin hakkında uygulamalı kavrayış verir.Optimizasyon tekniklerini anlamak yararlıdır çünkü bu metodlar amaç odaklı yönetimsel aktivitelerin karışıklıklarıyla gerçekçi, anlamlı bir teklif sunar.&lt;br/&gt;ŞİRKET DEĞERİNİ MAKSİMİZE ETME&lt;br/&gt;    Yönetimsel iktisatda, idari öncelikli(birincil) amacın şirket değerini maksimize etmek olduğu farzedilir.Bu değer maksimizasyon  hedefi bölüm 1&quot;de tanımlanmış ve denklem 2.1.&quot;de tekrar ifade edilmiştir.&lt;br/&gt;  N    t           N  t&lt;br/&gt;Değer = &amp;#931;  [Kart / (1+i)]  = &amp;#931;  [(Toplam gelirt - Toplam maliyett) / (1+i) ]&lt;br/&gt; t=1               t=1</description></item><item><title>BORSA İLE İLGİLİ KISA BİLGİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?borsa-ile-ilgili-kisa-bilgiler-444655.html</link><description>*Borsa Nedir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Borsa ticaretle veya finansal işlemlerle uğraşan kişilerin toplandiklarıkamuya açık kurallı finansal organizasyondur.&lt;br/&gt;*Menkul kıymet nedir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sermaye Piyasası Kanununun 3. maddesinde menkul kıymet, ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren,misli nitelikte,seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu(SPK) tarafından belirlenen kıymetli evrak olarak tanımlanmıştır. &lt;br/&gt;*Kaydi Sistem Nedir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya sermaye piyasalarında kıymetli evrakın saklanması gerekliliğinden ortaya çıkan sakıncaları ortadan kaldırmak , menkul kıymetlerin dolaşım yeteneğini artırmak için kıymetli evraktan doğan hakların gayrimaddi olarak kayden tututlması sistemi geliştirilmiştir.Buna kaydi sistem denilmektedir. &lt;br/&gt;*Hisse senedi nedir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anonim Şirketler sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler, özel kanunla kurulmuş kamu kuruluşları tarafından çıkarılan, sermayenin belirli bir bölümünü temsil eden sahibine ortaklık haklarından yararlanma imkanı veren kıymetli evraka hisse senedi denir.SPK tarafından sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin hisse senetleri borsada işlem görmez.&lt;br/&gt;*Hisse senedi sahibinin hakları nelerdir ? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senedi sahibi, rüchan hakkına, şirket karından pay alma hakkına, oy kullanma hakkına, şirket yönetimine katılma hakkına, tasfiyeden pay alma hakkına, şirketlerin faaliyetleri hakkında bilgi edinme hakkına sahiptir.br  &lt;br/&gt;*Hisse senedinde nominal fiyat ne demektir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pay senedinin ilk çıkarılışı sırasında ortaklık yönetimi tarafından verilen itibari değere, nominal fiyat denir.Türk Ticaret Kanununa göre nominal değer en düşük 500 lira olabilir ve 100 liralık farklarla artırılabilir.En sık görülen pay senedinin nominal fiyatı 1000 liradır. İMKBde şirket hisselerinin itibari değeri değişik de olsa kural olarak fiyatlar 1000 lira itibari değer üzerinden tescil edilir.&lt;br/&gt;*Hisse senedinin ihraç fiyatı ne demektir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senedinin çıkarılış aşamasında satışa sunulduğu fiyata ihraç fiyatı denir. &lt;br/&gt;*Hisse senetleri rehnedilebilir mi? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senetleri rehne konu olabilir. &lt;br/&gt;*Hisse senedinin borsa fiyatı ne demektir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Borsada işlem görmeye başlayan hisse senetlerinin borsadaki arz ve talep koşullarına göre oluşan fiyatına borsa fiyatı denir.&lt;br/&gt;*Hisse senedinde zaman aşımı var mıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senedi bir mülkiyet senedi olduğundan ve vade taşımadığından, zaman aşımına tabi değildir. &lt;br/&gt;*Hisse senetlerini ihraç eden şirketin bedelsiz sermaye artırımına katılma vedağıttığı temettüye ilişkin zamanaşımı süresi nedir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Borçlar Kanununun 126/4 fıkrası uyarınca söz konusu işlemlerin başladığı tarihten itibaren beş yıldır. &lt;br/&gt;*Kotasyon, kote olmak ne demektir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BBir şirketin borsaya kote olması, şirketin bunun için önceden belirlenmiş gerekli şartları yerine getirmiş olduğunu ve borsada işlem görebileceğini gösterir. Ancak hisse senetleri kote olan her şirket borsada işlem görmeyebilir. &lt;br/&gt;*Hisse senetleri borsada hangi pazarlarda işlem görür? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hisse senetleri ilgili oldukları pazarlarda işlem görür.Hisse senetlerinin işlem görecekleri pazar ve işlemlere ilişkin gerekli bilgiler, önceden borsa bülteninde ilan edilir. &lt;br/&gt;*Borsa kotuna alınmamış menkul kıymetler, İMKB pazarlarında işlem görebilir mi? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölgesel pazarda işlem görebilme koşullarını yerine getiren şirketlerin hisse senetleri İMKBde işlem görebilir. &lt;br/&gt;*Borsada fiyatlar nasıl oluşur? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Borsada fiyatlar, çok sayıdaki menkul kıymet alım satım emirlerinin belirli kurallar çerçevesinde aleni şekilde karşılaşmasıyla oluşur.&lt;br/&gt;*Yatırımcılar borsaya doğrudan başvurarak alım satım işlemi yapabilir mi? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapamaz.Borsada menkul kıymetlere yatırım yapabilmek için yatırımcıların sermaye piyasasında aracılık faaliyetleri yapmak üzere yetkilendirilmiş aracı kurum, yatırım bankaları ve ticari bankalardan oluşan borsa üyelerine başvurması gerekir &lt;br/&gt;*Aracı kuruluşlarca müşterileri olan yatırımcılara gönderilmesi gereken belgeler nelerdir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aracı kuruluşlar yaptıkları işlemlerle</description></item><item><title>REEL EKONOMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?reel-ekonomi-357318.html</link><description>REEL EKONOMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I- M&amp;#221;LL&amp;#221; GEL&amp;#221;R&lt;br/&gt;GAYR&amp;#221; SAF&amp;#221; M&amp;#221;LL&amp;#221; HASILA (GSMH)&lt;br/&gt;Gayri Safi Milli Has&amp;#253;la (GSMH) bir ülkeye mensup (milli) ekonomik ajanlarca belli bir dönemde,&lt;br/&gt;genellikle bir y&amp;#253;lda, üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam de&amp;#240;eridir.&lt;br/&gt;GSMH&quot;nin üç önemli unsuru bulunmaktad&amp;#253;r.&lt;br/&gt;i- Nihai Mallar ve Katma De&amp;#240;er (Final Output and Value Added): GSMH hesaplar&amp;#253;nda nihai mal&lt;br/&gt;veya hizmetlerin de&amp;#240;eri esas al&amp;#253;n&amp;#253;r. Yani her üretim kademesinde nihai mala yap&amp;#253;lan katk&amp;#253;, bir&lt;br/&gt;ba&amp;#254;ka ifade ile katma de&amp;#240;erler gözönünde bulundurulur. Burada amaç çifte kay&amp;#253;t yapmay&amp;#253;&lt;br/&gt;önlemektir.&lt;br/&gt;ii- Cari Üretim (Current Output): Belli bir dönemde yarat&amp;#253;lm&amp;#253;&amp;#254; mal ve hizmet üretiminin de&amp;#240;eri&lt;br/&gt;esas al&amp;#253;n&amp;#253;r. Örne&amp;#240;in; yeni bir evin al&amp;#253;nmas&amp;#253; o y&amp;#253;l&amp;#253;n GSMH hesaplar&amp;#253;nda gösterilir ama eski bir&lt;br/&gt;evin sat&amp;#253;n al&amp;#253;nmas&amp;#253; gösterilmez. Fakat, mevcut bir evin al&amp;#253;m-sat&amp;#253;m&amp;#253;na cari dönemde arac&amp;#253;l&amp;#253;k&lt;br/&gt;eden emlakç&amp;#253;n&amp;#253;n ald&amp;#253;&amp;#240;&amp;#253; komisyon GSMH hesaplar&amp;#253;nda gösterilir.&lt;br/&gt;iii- Piyasa Fiyatlar&amp;#253; (Market Prices): GSMH mal ve hizmetler toplam&amp;#253;n&amp;#253;n cari piyasa fiyatlar&amp;#253; ile&lt;br/&gt;ifade edilmi&amp;#254; &amp;#254;eklidir.&lt;br/&gt;Türkiyede uygulanan hesaplama yöntemleri ve bu konu ile ilgilenen kurulu&amp;#254;lar EK 2 ve EK 3&lt;br/&gt;de anlat&amp;#253;lmaktad&amp;#253;r.&lt;br/&gt;POTANS&amp;#221;YEL GAYR&amp;#221; SAF&amp;#221; M&amp;#221;LL&amp;#221; HASILA&lt;br/&gt;Bir ülkenin tam istihdam durumundaki üretim düzeyi potansiyel GSMHyi gösterir. Potansiyel&lt;br/&gt;GSMH ile gerçekle&amp;#254;en GSMH aras&amp;#253;ndaki fark pozitif ise bu ekonomide durgunluk yani eksik&lt;br/&gt;kapasite kullan&amp;#253;m&amp;#253; oldu&amp;#240;u anlam&amp;#253;na gelir. Tersi ise, ekonomide h&amp;#253;zl&amp;#253; büyümenin veya&lt;br/&gt;kaynaklar&amp;#253;n a&amp;#254;&amp;#253;r&amp;#253; kullan&amp;#253;ld&amp;#253;&amp;#240;&amp;#253;n&amp;#253;n i&amp;#254;aretidir.&lt;br/&gt;REEL GAYR&amp;#221; SAF&amp;#221; M&amp;#221;LL&amp;#221; HASILA&lt;br/&gt;GSMH yi belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin cari fiyatlarla ifade edilmi&amp;#254; de&amp;#240;eri olarak&lt;br/&gt;tan&amp;#253;mlad&amp;#253;&amp;#240;&amp;#253;m&amp;#253;za göre, GSMH nin bir y&amp;#253;ldan öteki y&amp;#253;la büyümesini ölçerken ister istemez&lt;br/&gt;enflasyon oran&amp;#253;ndaki de&amp;#240;i&amp;#254;meler de hesaplara kat&amp;#253;lm&amp;#253;&amp;#254; olur. Ancak, amac&amp;#253;m&amp;#253;z ülkenin gerçekte&lt;br/&gt;ne kadar mal ve hizmet üretti&amp;#240;ini ölçmek oldu&amp;#240;undan y&amp;#253;ldan y&amp;#253;la gözlenen fiyat de&amp;#240;i&amp;#254;imlerini&lt;br/&gt;hesaplardan ar&amp;#253;nd&amp;#253;rmak gerekir. Uygulamada bu genellikle nominal GSMH yi bir de belli bir y&amp;#253;l&amp;#253;&lt;br/&gt;baz alarak hesaplamak &amp;#254;eklinde olur. Böylece cari dönem GSMH nin geçmi&amp;#254; dönemdeki belli&lt;br/&gt;bir y&amp;#253;l&amp;#253;n fiyatlar&amp;#253; ile ölçülerek fiyat de&amp;#240;i&amp;#254;melerinden ar&amp;#253;nd&amp;#253;r&amp;#253;lm&amp;#253;&amp;#254; de&amp;#240;erine reel GSMH ad&amp;#253; verilir.&lt;br/&gt;Bir ekonominin performans&amp;#253;n&amp;#253; ölçerken yan&amp;#253;lt&amp;#253;c&amp;#253; sonuçlara varmay&amp;#253; önlemek için nominal&lt;br/&gt;GSMH ye de&amp;#240;il reel GSMH ye bak&amp;#253;l&amp;#253;r ve büyüme de buna göre de&amp;#240;erlendirilir.&lt;br/&gt;BÜYÜME HIZI&lt;br/&gt;Reel Gayrisafi Milli Has&amp;#253;lada belli bir dönem içinde meydana gelen yüzde de&amp;#240;i&amp;#254;meyi gösterir.&lt;br/&gt;GSMH DEFLATÖRÜ&lt;br/&gt;Nominal GSMH reel GSMHye bölündü&amp;#240;ünde GSMH z&amp;#253;mni deflatörü elde edilir. Bu ayn&amp;#253;&lt;br/&gt;zamanda baz olarak kabul edilen y&amp;#253;ldan o ana kadarki genel fiyat düzeyindeki toplam art&amp;#253;&amp;#254;lar&amp;#253;&lt;br/&gt;göstermektedir. GSMH deflatöründen, bir ekonomideki tüm mal ve hizmetlerin de&amp;#240;erinin&lt;br/&gt;belirlenmesi için gerekli fiyat endeksleri üretilir (Fiyat endeksleri ile GSMH deflatörü aras&amp;#253;ndaki&lt;br/&gt;farkl&amp;#253;l&amp;#253;klar konusunda bak&amp;#253;n&amp;#253;z EK 4).&lt;br/&gt;SAF&amp;#221; M&amp;#221;LL&amp;#221; HASILA&lt;br/&gt;Ekonominin üretim kapasitesinin korunmas&amp;#253; gerekir. Bu nedenle üretimiin bir bölümünün&lt;br/&gt;üretimde kullan&amp;#253;lan sermaye stokundaki a&amp;#254;&amp;#253;nmay&amp;#253; telafi etmek için yap&amp;#253;ld&amp;#253;&amp;#240;&amp;#253; kabul edilir.&lt;br/&gt;Amortisman ad&amp;#253; verilen bu k&amp;#253;s&amp;#253;m üretimin bir maliyeti oldu&amp;#240;undan gelirin bir parças&amp;#253; say&amp;#253;lmaz.&lt;br/&gt;GSMH den amortismanlar&amp;#253;n</description></item><item><title>NEDENSELLİK ANALİZİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nedensellik-analizi-367946.html</link><description>NEDENSELLİK ANALİZİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nedensellikte gecikme uzunluklarını belirlemek için kullanılır.&lt;br/&gt;Yt = Ã¥ Qi Yt-i + Ã¥ b Xt-i + Ã¥ a Zt-i + et&lt;br/&gt;                      (T+P+1)     SSR&lt;br/&gt;Min FPE = ---------  . Â¾Â¾    f ormülü ile hesaplanmaktadır.&lt;br/&gt;                      (T-P-1)       T&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LTTI DEĞİŞKENİ İÇİN NEDENSELLİK ANALİZİ&lt;br/&gt;p=1&lt;br/&gt;LTTİ = 0.999349*LTTİ(-1)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.811470&lt;br/&gt;FPE0.007949&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LTTİ= 0.685*LTTİ(-1) + 0.314390*LTTİ(-2)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.730274&lt;br/&gt;FPE0,007364&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=3&lt;br/&gt;LTTİ= 0.557746*LTTİ(-1) + 0.038705*LTTİ(-2)+0.402916*LTTİ(-3)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.605014&lt;br/&gt;FPE0,006282&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=4&lt;br/&gt;LTTİ= 0.440055*LTTİ(-1) + 0.043876*LTTİ(-2)+0.239986*LTTİ(-3)+0.275499*LTTİ(-4)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.558449&lt;br/&gt;FPE0,005936&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=5&lt;br/&gt;LTTİ= 0.410946*LTTİ(-1) + 0.019339*LTTİ(-2)+0.237902*LTTİ(-3)+0.231085*LTTİ(-4)+0.100162*LTTİ(-5)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.553007&lt;br/&gt;FPE0,006099&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=6&lt;br/&gt;LTTİ=0.415096*LTTİ(-1)+0.030148*LTTİ(-2)+0.248412*LTTİ(-3)+0.232747*LTTİ(-4)+0.126442*LTTİ(-5)&lt;br/&gt;-0.053360*LTTİ(-6)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.551345&lt;br/&gt;FPE0,006271&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P=7&lt;br/&gt;LTTİ=0.418264*LTTİ(-1)+0.026700*LTTİ(-2)+0.244587*LTTİ(-3)+0.226324*LTTİ(-4)+0.122536*LTTİ(-5)&lt;br/&gt;-0.073751*LTTİ(-6)+0.034745*LTTİ(-7)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.549936&lt;br/&gt;FPE0,006455&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Minimum gecikme FPE değeri p=4 olduğunda sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*DLVAM değişkeni için;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=1&lt;br/&gt;LTTİ= 0.438*LTTİ(-1) + 0.045*LTTİ(-2)+0.241*LTTİ(-3)+0.274*LTTİ(-4)+ 6.79*DLVAM(-1)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.556&lt;br/&gt;FPE0,00606&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=2&lt;br/&gt;LTTİ= 0.428*LTTİ(-1) + 0.041*LTTİ(-2)+0.242*LTTİ(-3)+0.283*LTTİ(-4)-305,61*DLVAM(-1)+ 289,05*DLVAM(-2)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.549&lt;br/&gt;FPE0,00610&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=3&lt;br/&gt;LTTİ= 0.426*LTTİ(-1) + 0.039*LTTİ(-2)+0.245*LTTİ(-3)+0.284*LTTİ(-4)-2555,81*DLVAM(-1)+ 4261,18*DLVAM&lt;br/&gt;(-2)- 2087,017*DLVAM(-3)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.546&lt;br/&gt;FPE0,00626&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=4&lt;br/&gt;LTTİ= 0.434*LTTİ(-1) + 0.034*LTTİ(-2)+0.243*LTTİ(-3)+0.283*LTTİ(-4)-2733,19*DLVAM(-1)+ 14272,13*DLVAM(-2)- 11843,74*DLVAM(-3)+3283,507*DLVAM(-4)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.544&lt;br/&gt;FPE0,0064&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=5&lt;br/&gt;LTTİ= 0.436*LTTİ(-1) + 0.031*LTTİ(-2)+0.246*LTTİ(-3)+0.281*LTTİ(-4)-6657,53*DLVAM(-1)+ 17079*DLVAM(-2)- 14972,62*DLVAM(-3)+4766,59*DLVAM(-4)-241,53*DLVAM(-5)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.543&lt;br/&gt;FPE0,0066&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Min FPE değeri p=4 iken q=1 olduğunda sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nedensellik testi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ho:LTTI,  DLVAM&quot;nin nedeni değildir.&lt;br/&gt;Ha: LTTI,  DLVAM&quot;nin nedenidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(SSRR-SSRUR) /q(0.558449-0.553616)/1&lt;br/&gt;F=   ------------------------------- =  -------------------------------------- = 0.8555&lt;br/&gt;SSRUR/sdUR0.553616/103-(4+1)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ftab=3. 54&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ftab&lt;Fhes olduğundan Ho reddedilir. LTTI,  DLVAM&quot;nin nedenidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*DLVSM değişkeni için;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=1&lt;br/&gt;LTTİ= 0.4549*LTTİ(-1) + 0.0368*LTTİ(-2)+0.239*LTTİ(-3)+0.268*LTTİ(-4)-0,277*DLVSM(-1)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.556&lt;br/&gt;FPE0,00606&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=2&lt;br/&gt;LTTİ= 0.451*LTTİ(-1) + 0.509*LTTİ(-2)+0.2329*LTTİ(-3)+0.264*LTTİ(-4)-0.03*DLVSM(-1)-0.028*DLVSM(-2)&lt;br/&gt;Sum squared resid0.554&lt;br/&gt;FPE0,00616&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Q=3&lt;br/&gt;LTTİ= 0.463*LTTİ(-1) + 0.060*LTTİ(-2)+0.194*LTTİ(-3)+0.281*LTTİ(-4)-0.031*DLVSM(-1)-0.022*DLVSM&lt;br/&gt;(-2)+0.071*DLVSM(-3)&lt;br/&gt;S</description></item><item><title>ISO 9000 STANDARDLAR SERİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iso-9000-standardlar-serisi-349711.html</link><description>ISO 9000 STANDARDLAR  SERİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000 Standardlar serisinin 1994 versiyonunda  27 adet standard ve doküman bulunmaktadır. Bu dokümanların bir çoğunun pratikte kullanılıp kullanılmaması  hususu  kargaşaya yol açmaktadır.  Aşağıda verildiği  şekilde ISO 9000:2000 versiyonu ile standard serisi 4  temel standarda indirgenmiştir.  27 doküman içindeki önemli noktalar olabildiğince bu dört ana standarda entegre edilmiş olup bunun dışında bazı broşür ve teknik spesifikasyonların hazırlanması düşünülmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000:2000 Serisi Standardlar;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000: 2000  :  Kalite Yönetim Sistemleri - Temel Terimler ve Sözlük&lt;br/&gt;ISO 9001: 2000  :  Kalite Yönetim Sistemleri - Şartlar &lt;br/&gt;ISO 9004: 2000  :  Kalite Yönetim Sistemleri - Performansın İyileştirilmesi &lt;br/&gt;                               İçin  Kılavuz&lt;br/&gt;ISO 19011          :  Çevre ve Kalite Yönetim Sistemleri Tetkik Kılavuzu -                       &lt;br/&gt;                               CD3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu yeni yapılanma ile ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemleri ile bütünleşme gerçekleşmemekle birlikte  tetkik için kılavuz standardların (ISO 19011) ortak hale getirilmesi sağlanacaktır.  ISO 9001 ve ISO 9004 birbirlerini tamamlayan standardlar olarak düzenlenmiş,  fakat kapsamları farklılaşmıştır.  ISO 9001 müşteri tatminini baz alırken,  ISO 9004 ilgili tarafların da (iş ortakları, çalışanlar, kamu  vb.) tatmin edilmesini içermiştir. Her iki standardın yapıları ve sıralamaları arasındaki uyum, uygulamalarını ISO 9004 standardına  göre iyileştirmek  isteyen firmalara fayda ve kolaylık sağlayacaktır. ISO 9004:2000 Standardı ISO 9001:2000 standardının nasıl uygulanacağına  yönelik olarak hazırlanmış bir kılavuz standard değildir. ISO 9004:2000 Standardı performansın iyileştirilmesi konusunda kılavuz niteliğinde hazırlanmış bir standarddır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000:2000 standardı ise, daha önceki ISO 8402 Kalite Sözlük standardının geliştirilerek ISO 9000:2000 serisinin tüm kavramları ve aralarındaki ilişkileri açıklamak amacı ile hazırlanmış bir standarddır. Bu standard ile,  terimler ve tariflerin daha anlaşılır olması amacıyla kullanılan tanımlamaların sistematik bir yaklaşımla formule edilmesi  benimsenmişitir. ISO 8402 iptal edilmiş ve ISO 9000-1:1994 Seçim ve Kullanım Kılavuzu ise broşür haline getirilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Standard serisi içerisinde belgelendirme modelinin tek olması, organizasyonlara Standardın  7. Maddesi altında geçen konularda kapsam dışı bırakabilme kolaylığını da beraberinde getirmiştir. Örneğin organizasyon;   ISO 9001:2000 standardının 7. Maddesi Ürün Gerçekleştirme kapsamında yer alan herhangi bir prosesi, müşteri tatminini, ürün/hizmet kalitesini ve mevzuat gereklerini karşılama yeteneğini etkilemeyecek ise  bu prosesle ilgili maddeyi kapsam dışı tutabilir. Ancak, Kalite El Kitabı içerisinde gerekçeli olarak kapsam dışı tutma sebebinin açıklanması gerekmektedir. Bununla birlikte halen ISO 9002:1994 belgesine sahip organizasyonlar için ürün/hizmet kalitesini etkileyen tasarım prosesi mevcut ise bu yeni düzenlemeyle tasarım prosesi sisteme dahil edilmek durumunda kalacaktır.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;STANDARDLARIN YAPILARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000:2000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61623; Terimler ve tanımlar  ( ISO 8402 yerine )&lt;br/&gt;&amp;#61623; Kalite Yönetim Sistemlerinin temelleri ve elemanları &lt;br/&gt;&amp;#61623; Proses yaklaşımının altını çizer ve jenerik modeli tanıtılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9001:2000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61623; Sistem ve dökümantasyonun genel şartları &lt;br/&gt;&amp;#61623; Üst yönetimin sorumlulukları&lt;br/&gt;&amp;#61623; Kaynak Yönetimi&lt;br/&gt;&amp;#61623; Ürün Gerçekleştirme&lt;br/&gt;&amp;#61623; Ölçme, analiz ve iyileştirme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9004:2000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61623; ISO 9001 yapısındadır, şartlarını da içerir.&lt;br/&gt;&amp;#61623; Özdeğerlendirme için kılavuz&lt;br/&gt;&amp;#61623; İyileştirme için metod &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000:2000 serisi standardlar incelendiğinde genel olarak vurgulanan noktalar şunlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAPI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISO 9000:2000  kalite yönetim sistemi standardları;  ISO 9001:1994&quot;ün 20 elemanı ve ISO 9004-1:1994&quot;ün kılavuz bilgileri dört ana bölümde yeniden düzenlenmiştir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61623; Yönetim sorumluluğu&lt;br/&gt;&amp;#61623; Kaynak yönetimi&lt;br/&gt;&amp;#61623; Ürün gerçekleştirme&lt;br/&gt;&amp;#61623; Ölçme, analiz, iyileştirme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yeni sta</description></item><item><title>KAMU BÜTÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kamu-butcesi-438089.html</link><description>KAMU BÜTÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütçe Deyimi&lt;br/&gt;Latince Bulga: Devlet gelir  ve giderlerinin toplandığı çanta &lt;br/&gt;Money Bag=Para Çantası: İngiliz Parlementosunda maliye bakanı tarafından yıllık ödeneklerin ve belgelerin oldugu çantanın açılma törenine &quot;Opening The Budget&quot;denilmektedir.Bu çanta &quot;Leather Bag&quot;olareak adlandırılırdı.18.yy&quot;da ilk kez İngiltere&quot;de Budget kelimesi olarak kullanıldı&lt;br/&gt;Public Purse=Kamu Kesesi&lt;br/&gt;Bütçe Deyimi&lt;br/&gt;Osmanlı&quot;da Tanzimattan sonra kullanılmaya başlandı.&lt;br/&gt;1855 de düzenlenen &quot;Bütçe Nizamnamesi&quot; bütçe anlamında kullanılsa&quot;da Belgelerde &quot;Muvazene Defteri&quot; olarak geçmektedir.&lt;br/&gt; 1873&quot;de &quot;Devleti Aliyenin Bütçe Nizamnamesi&quot; deyimi belgede başlık olarak kullanılsada metinlerde yer  verilmemiştir.&lt;br/&gt;Bütçe Deyimi&lt;br/&gt;1876 Tarihli Anayasa&quot;da Bütçe Kelimesi yer almıştır.&lt;br/&gt;Bütçeninde içinde yer aldığı yasaya uzun yıllar &quot; Muvazene-i Umumiye Kanunu&quot; olarak adlandırılmıştır. 1961 Anayasasında &quot;Milli  Bütçe&quot; Deyimi Kullanılmış ve daha sonradan &quot;Bütçe Kanunu&quot; Denilmeye Başlanmıştır. &lt;br/&gt;Bütçenin Tanımı&lt;br/&gt;1. Bilimsel Tanımlar:&lt;br/&gt;Paul Leroy &quot; Bütçe belli bir dönem içinde toplanacak gelir ve yapılacak  harcamaların tahmini  ve karşılaştırmalı cetveli olup yetkili organlar tarafından bu giderlerin yapılması ve gelirlerin toplanması için verilen izindir&quot;&lt;br/&gt;Bütçenin tanımı&lt;br/&gt;Edgar Allix: &quot;Bütçe devletin belli bir süre içindeki gelir gelir ve giderlerini tahmini olarak belirleyen, gelirlerin toplanmasına, giderlerin yapılmasına izin veren bir tasarruftur.&quot; &lt;br/&gt;2. Yasal Tanımlar:&lt;br/&gt;1862 deki fransız yasasından alınarak 1927 de genel muhasebe kanuna eklenen tanımlamanın sadeleştirilmiş haline göre Bütçe:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütçe Nedir?&lt;br/&gt;&quot;Devlet daire ve kuruluşlarının bir yıllık gelir ve gider tahminlerini gösteren ve bunların uygulanmasına izin veren bir yasadır &quot; &lt;br/&gt;Daha sonra bu madde &lt;br/&gt;&quot;Devletin bir  yıllık süre içindeki gelir tahminleri  ile giderlerini gösteren  ve bunların uygulanması ve yürütülmesine izin veren bir kanundur&quot; şeklinde değiştirilmiştir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bütçenin Temel Özellikleri&lt;br/&gt;Devletin geleceğe ait gelir ve gider tahminlerini gösterir&lt;br/&gt;Geleceğe ait mali plan ve programdır&lt;br/&gt;Kesin hesabı  göstermez bu nedenle kesin hesap cetveli ve bilançodan farklıdır&lt;br/&gt;Uygulamadan sonra kesin hesaplar ortaya çıkar ve onaylandıktan sonra  ilan olunur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütçenin Temel Özellikleri&lt;br/&gt;2. Giderler İçin yapılan tahminler bir üst sınırı  gösterir&lt;br/&gt;Gider bütçesi aynı zamanda ödenek niteliği  taşıdığından yapılacak harcamanın üst sınırını  gösterir. Yasam organının Yürütme organına verdiği bu harcama yetkisinin üstünde bir  harcama  yapılamaz. &lt;br/&gt;Bütçenin Temel Özellikleri&lt;br/&gt;3. Gider Tahminleri sadece bütçede açıkça  gösterilmiş olan yere ve konuya harcanabilir&lt;br/&gt;4. Giderler hakkındaki bütçede verilen tahminler uygulamada gelir konuları bakımından bir sınırlama niteliğindedir.&lt;br/&gt;5. Bütçede gösterilmiş kaynaklar dışında hiçbir kaynaktan gelir toplanamaz.&lt;br/&gt;6. Gelir Tahminleri alt ve üst sınır niteliği taşımazlar&lt;br/&gt;Bütçenin Temel Özellikleri&lt;br/&gt;7. Bütçe Gelirlerin toplanmasına ve giderlerin yapılmasına önceden izin verir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8. Bütçede yer alan kamu gelir ve gider tahminleri denk olmalıdır.&lt;br/&gt;Bütçenin Süresi&lt;br/&gt;1982 Anayasasına göre (md 161) devletin ve KİT dışındaki Kamu Tüzel kişiliklerinin harcamalarının yıllık  bütçe ile yapılacağı hükme bağlanmıştır.&lt;br/&gt;Belirli bir zaman için hazırlanan ve uygulanan devlet bütçesi devresine MALİ YIL adı verilir.&lt;br/&gt;Mali Yıl Türkiye&quot;de Takvim Yılıdır. &lt;br/&gt;1 Ocak-31 Aralık&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAMU BÜTÇESİ&lt;br/&gt;1 Ocak&lt;br/&gt;Fransa Hollanda,  Belçika, Almanya, İtalya &lt;br/&gt;1 Nisan&lt;br/&gt;İngiltere, Danimarka,iskoçya, Irlanda&lt;br/&gt;1 Temmuz&lt;br/&gt;ABD, İsveç, Norveç</description></item><item><title>TSEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tsek-450120.html</link><description>SIK SORULAN SORULAR&lt;br/&gt;1.Bir malın kota veya gözetime tabi olup olmadığını nasıl öğrenebiliriz? &lt;br/&gt;2.Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında ne gibi desteklerden yararlanabiliriz? &lt;br/&gt;3.Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında belgeye kayıtlı makina-teçhizatın tümünü almak zorunda mıyız? &lt;br/&gt;4.Yatırım Teşvik Belgeleri ekinde onaylanan makina-teçhizat listelerine daha sonra makina-ilavesi yapmak mümkün müdür? &lt;br/&gt;5.Dahilde İşleme İzin Belgelerinde yazılı mal miktarının tamamını getirmek zorunda mıyız? &lt;br/&gt;6.Dahilde İşleme İzin Belgelerinde ithal ve ihraç maddelere 1den fazla GTİP yazabilir miyiz? &lt;br/&gt;7.Dahilde İşleme İzin Belgelerinde yeralan GTİPlere sonradan ilave yapılabilir mi? &lt;br/&gt;8.İthal Lisansı veya Gözetim Belgesinde malı düşüm yaparak peyderpey çekmek mümkün müdür? &lt;br/&gt;9.Türk Standartları Enstitüsünün verdiği belgeler nelerdir? &lt;br/&gt;10.Ürün TSEsinin amacı nedir? &lt;br/&gt;11.TSEK nedir? &lt;br/&gt;12.TSE Belgesinin vize işlemi yapılmazsa ne olur? &lt;br/&gt;13.Kalibrasyon ne demek? &lt;br/&gt;14.Tescilli markam başka bir firma tarafından kullanılıyor? Bunu engelleyebilir miyiz? &lt;br/&gt;15.Marka araştırması yapmak gerekir mi? &lt;br/&gt;16.Marka tescili kaç yıl geçerlidir? &lt;br/&gt;17.Marka tescili yapılmazsa ne olur? &lt;br/&gt;18.Başka bir firma adına tescilli bir markayı kullanmanın sonuçları nelerdir? &lt;br/&gt;19.Tasarım Tescili kaç yıl geçerlidir? &lt;br/&gt;20.Tasarım tescili hangi tür ürünler için yaptırılır? &lt;br/&gt;21.Patent nedir? &lt;br/&gt;22.Patent Belgesi buluş sahibine ne gibi haklar tanır ? &lt;br/&gt;23.Faydalı Model Nedir? Patent ten farkı nedir? &lt;br/&gt;24.Patentin ve Faydalı Modelin Koruma süreleri ne kadardır? &lt;br/&gt;25.Buluşumuza patent aldık. Bu tüm dünyada koruma sağlar mı? &lt;br/&gt; Cevaplar &lt;br/&gt;1.Malın menşe ülkesini ve GTİP numarasını ofislerimize bildirirseniz, gerekli araştırma yapılarak bilgi verilecektir.  &lt;br/&gt;2.İthal ve yerli makinalarda KDVden muafiyet, ithal makinalarda gümrük vergisinden muafiyet, ihracat yapmanız durumunda Vergi Resim Harç İstisnası desteklerinden yararlanabilirsiniz.  &lt;br/&gt;3.Makinaların tümünü almak zorunda değilsiniz. Önemli olan; asgari sabit yatırım tutarı kadar yatırım yapılması.  &lt;br/&gt;4.Evet, belgenin alındığı mercie başvurularak ilave makinaların onaylanması mümkündür.  &lt;br/&gt;5.Miktarının tamamının getirilmesi değil, ne kadar hammadde girişi yapıldı ise, aynı oranda işlenmiş mal ihracatının yapılması önemlidir. Örneğin; belgede yazılı hammadde miktarının 1/4ü alınmışsa, belgede yazılı işlenmiş madde miktarının 1/4ünün ihracatının yapılmış olması gerekir.  &lt;br/&gt;6.Evet, istediğiniz sayıda GTİP yazabilirsiniz.  &lt;br/&gt;7.Evet, sonradan belgeye GTİP ekletmek mümkündür.  &lt;br/&gt;8.Evet, mümkündür. Belge süresi içinde düşüm yaparak çekebilirsiniz.  &lt;br/&gt;9.Ürün ve Hizmet Yeri Belgelendirme Faaliyetleri beş ana grupta yürütülmektedir. &lt;br/&gt;oÜretim Yerlerinin Belgelendirilmesi &lt;br/&gt;oÜrünlerin Belgelendirilmesi, &lt;br/&gt;oHizmet Yerlerinin Belgelendirilmesi, &lt;br/&gt;oLaboratuvarların Belgelendirilmesi, &lt;br/&gt;oKarayolu ile Tehlikeli Atık Taşıyan Araçların Belgelendirilmesi,  &lt;br/&gt;10.Türk Standardları Enstitüsü de 1964 yılında uygulamaya koyduğu &quot;Standardlara Uygunluk Belgelendirmesi (TSE Markasını Kullanma Hakkının verilmesi)&quot; ile ürün belgelendirmesini başlatmıştır. Bu uygulama ile başlangıçta üreticilerde standardlara uygun ve kalite seviyesi yüksek mal üretme şuurunun yerleştirilmesi, yaygınlaştırılması amaçlanmış, tüketicilerin can ve mal güvenliklerinin korunması sağlanmıştır.  &lt;br/&gt;11.Diğer bir adı; kalite uygunluk markasıdır.(TSEK Markası) TSEK markası, üzerine veya ambalajına konulduğu malların veya hizmetin henüz Türk Standardı olmadığından ilgili milletlerarası veya diğer ülkelerin standartlarına veya Enstitü tarafından kabul edilen teknik özelliklere uygun olduğunu ve mamulle veya hizmetle ilgili bir problem ortaya çıktığında Türk Standartları Enstitüsünün garantisi altında olduğunu ifade eder.  &lt;br/&gt;12.TSE Belgesi iptal edilir. TSE Belgesinin alınabilmesi için, tekrar başvuru yapılması gerekir.  &lt;br/&gt;13.Türk Standartları Enstitüsünün testten geçirilmesini istediği cihazlar vardır. Bu test aşamasına kalibrasyon işlemi, test sonucunda alınan belgelere de kalibrasyon belgeleri denir.  &lt;br/&gt;14.Tescilli markanın kullanım hakları tescili alana aittir. Hukuki yollarla markanızın taklidini engelleyebilirsiniz.  &lt;br/&gt;15.Önceden tescil edilmiş veya tescil için başvuruda bulunulmuş markalarla aynı sınıfta yapılan başvurlar reddedilir. Bu yüzden zaman ve para kaybına sebep olmammak için başvurudan önce ön araştırma yaptırılmalıdır.  &lt;br/&gt;16.Marka tescili 10 yıllık bir koruma sağlar. Sürenin sonunda 10 yıl daha uzatılabilir. Yenileme 10 yılın bit</description></item><item><title>ANKET GELİŞTİRME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?anket-gelistirme-343483.html</link><description>ANKARA ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM ANA BİLİM DALI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                     TEZ ÖNERİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ DERSİ ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                         Emine ŞENER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                    Öğretim Üyesi : Yrd. Doç. Şener BÜYÜKÖZTÜRK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankara&lt;br/&gt;                                                    Aralık, 2001&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     EĞİTİMDE ARAŞTIRMA DERSİ İÇİN HAZIRLANAN TEZ ÖNERİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İLKÖĞRETİM OKULLARI ÖĞRETMENLERİNİN İŞ DOYUM DÜZEYLERİ   İLE  YAŞAM DOYUM DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ&lt;br/&gt;( GAZİANTEP İLİ NİZİP İLÇESİ ÖRNEĞİ )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Problem&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İş, insan yaşamında önemli bir yere sahiptir. İnsan yaşamının büyük bir kısmını iş yerinde geçirmektedir. Geçirilen sürenin verimli bir şekilde kullanılması  bireyin işinden sağladığı doyum düzeyiyle ilintilidir.&lt;br/&gt;İş doyumu, ilk kez 1920&quot; lerde ortaya atılmış asıl önemi 1930 ve 1940&quot; lı yıllarda anlaşılmıştır. O yıllardan beri endüstri ve örgüt psikolojisinin en fazla çalışılan konuları arasında &quot; iş doyumu &quot; da yer almaktadır. Konunun bu denli önemli olmasının pek çok nedeni vardır. Birincisi, insani nedenlerdir; iş doyumu, yaşam doyumu ile ilişkilidir ve bunlar bireylerin fizik ve ruh sağlıklarını doğrudan etkilemektedir. Bir başka neden, konuya işyeri açısından bakıldığı zaman ortaya çıkmaktadır. İş doyumu ve üretkenlik arasında doğrudan bir ilişki olmamakla birlikte, iş doyumsuzluğunun yarattığı gerilim ve grup uyumu sorunları gibi dolaylı etkiler konunun önemini göstermektedir. ( Ergin, 1997, 25 )&lt;br/&gt;Başaran&quot;a göre işten doyum, işgörenin işinden ve iş yaşamından haz duymasıdır. İşgörenin, ulaştığı bu haz duygusu ne oranda yükselirse işinden sağladığı doyum o oranda yükselir ( Başaran, 2000, 23 ).  &lt;br/&gt;Adams, bir eserinde ( 1963 ) doyumu bireyin algıladığı girdi - çıktı dengesi olarak tanımlamaktadır.Adams, bireyin, ücret, statü, beğenilme gibi bir takım sonuçlara ulaşmak için zeka, eğitim, deneyim ve çabadan oluşan bireysel katkısını örgütüne verdiğini, aldıklarıyla verdikleri arasında eşitsizlik algılayan bireyin doyumsuzluğa düştüğünü ileri sürmektedir ( Ergenç, 1981, 313 ).&lt;br/&gt;Çelik (1987) &quot;Teknik Öğretmenlerin İş doyumsuzluğu  ve Öğretmenlikten Ayrılmalarına Etkisi&quot; adlı çalışmasında öğretmenlerin en fazla doyumsuzluğu ücret boyutunda yaşadıklarını ikinci sırada ise gelişme ve yükselme olanakları geldiğini ileri sürmektedir.&lt;br/&gt;İş doyumu ile sosyal yaşantı doyumu arasında karşılıklı bir ilişkinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. İş doyumunun sosyal yaşantı doyumunu, sosyal yaşantı doyumunun  da iş doyumunu azaltıp, artırabileceği söylenebilir. ( Cimete, 1996, 17 )&lt;br/&gt;Genel yaşam doyumu ile iş doyumu arasıda belirtilen türde ortaya çıkan ilişkiye, birinin diğerine &quot; saçılma etkisi &quot; denilmektedir ( Vara, 1999, 8 ).&lt;br/&gt;Judge ve Watanabe iş doyumu ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi inceledikleri bir araştırmada, iş doyumu ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu, ancak beş yılı aşkın bir sürede iş doyumunun yaşam doyumu üzerindeki etkilerinin zayıf bir ilişki gösterdiğini saptamışlardır. Bu bulguların anlamı, iş yaşam doyumu arasındaki ilişkinin tartışılır nitelikte olduğu biçiminde yorumlanmıştır. ( Çetinkanat, 2000, 39 )&lt;br/&gt;Eğitim sisteminin örgütlerinde çalışan öğretmenler, örgütlerine, bilgi beceri ve tutumlarını kullanarak emeklerini verirler. Öğretmenler  diğer eğitim işgörenleri ile birlikte, öğrencilerine ve topluma, eğitsel düşünceyi hizmeti ve malı kapsayan eğitsel ürünler verirler. Böylece eğitim örgütlerinin ve okulların örgütsel, yönetsel ve eğitsel amaçlarının gerçekleşmesini sağlarlar.&lt;br/&gt;( Başaran,1994,109 ) İlköğretim gibi toplumun eğitim ihtiyacının  karşılanmasında önemli bir yere sahip kurumlarında çalışan öğretmenlerin hizmet kalitesindeki yüksekliğin çalıştıkları işten doyum sağlamalarına ve sosyal yönden mutluluk duymalarına bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, ilköğretim öğretmenlerinin iş doyumları ile yaşam doyumları arasındaki ilişki, bu araştırmanın problemini oluşturmaktadır.</description></item><item><title>ENFLASYON MUHASEBESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyon-muhasebesi-446684.html</link><description>ENFLASYON MUHASEBESİ - (YÜKSEK ENFLASYON DÖNEMLERİNDE MALİ TABLOLARIN DÜZELTİLMESİ) &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Fiyatlar genel seviyesinde değişme ülke ekonomilerine zarar vermektedir. Talep ve arz arasındaki dengeye bağlı olarak fiyat hareketleri oluşmakta ve talep ile arzın göreceli ağırlıklarına bağlı olarak fiyat hareketleri değişme göstermektedir. Özellikle 1929 ekonomik krizinin dünya ve ülke ekonomilerine verdiği olumsuz etkiler elbette işletmelerde de kendisini hissettirmiştir. Enflasyon ortamında faaliyet gösteren işletmeler, ekonomik varlık ve kaynakların gerçek anlamda tespit edemeyecekleri gibi işletme ilgili menfaat gruplarına da yanlış ve hatalı bilgi vermektedir. Ülkemizde enflasyonun neden olduğu olumsuz etkiler bilinmektedir. İşletmelerde sermaye hareketleri reel yatırımlardan ziyade finansal tabanlı yatırımlara yönelmekte, sermayenin geri dönüş hareketlerinde fiktif (zahiri) karlar hesaplanmakta ve bu karlar üzerinde vergilendirme yapılmakta, aslında geçek kar yanında fiktif kar ile sermaye de vergilendirişmiş olmaktadır. Enflasyonun mali tablolar üzerinde verdiği olumsuz etkiler, işletmenin mali durumunu gerçek anlamda yansıtmasını engellemektedir. Enflasyon ortamında kullanılan bilgiler gerçek durumu yansıtmadığı gibi farklı dönemler arasında mali tabloların karşılaştırılmasını da olumsuz yönde etkilemektedir. Enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisi, muhasebe uygulamalarında kullanıla gelen &quot;tarihi maliyet muhasebesi &quot; anlayışından kaynaklanmaktadır. Enflasyon muhasebesi ile fiyat hareketlerindeki değişimin mali tablolar üzerindeki olumsuz etkileri giderilebileceği gibi, işletme ile ilgili taraflara işletmenin gerçek durumunu yansıtan , güncel ve dönemler arası karşılaştırma imkanı sunan bilgiler raporlanacaktır. &lt;br/&gt;2. TEMEL KAVRAMLAR&lt;br/&gt;Enflasyon muhasebesi uygulamalarına ilişkin uluslararası düzeyde yapılan bir çalışma olan IAS- 29&quot; u esas alarak ülkemizde Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartları Komitesi tarafından &quot;Yüksek Enflasyon Ortamında Finansal Raporlama&quot; standardı (TMS-2) hazırlanmıştır. Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu&quot; nun (SPK), Seri XI. No: 20 Sayılı &quot;Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Mali Tabloların Düzeltilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliği&quot; 28 Kasım 2001 tarihinde yayımlamıştır. Daha sonra yapılan değişiklikle uygulama başlangıcını 01 Ocak 2003 olarak belirlemiştir. &lt;br/&gt;Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumun (BDDK) tarafından Muhasebe Uygulama Yönetmeliğine İlişkin 14 Sayılı Tebliğ Mali Tabloların Yüksek Enflasyon Dönemlerinde Düzenlenmesine İlişkin Muhasebe&quot; standardı 31 Aralık 2002 tarih ve 24980 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Her standartta ortak kavramlar kullanılmaktadır. Bu kavramlar enflasyon muhasebesi çalışmalarında sıkça kullanıldığı için bilinmesi gereken kavramlardır. Bu kavramları aşağıda açıklanmıştır.&lt;br/&gt;Genel Fiyat Düzeyi Muhasebesi : Genel fiyat değişmelerinin mali tablolar üzerinde oluşturduğu etkileri gidermek amacıyla mali tabloların genel fiyat endeksleri ile düzeltilerek mali tablo verilerinin, mali tablonun düzenlendiği tarihteki Liranın satın alma gücüne göre ifadesinin sağlanmasını öngören yöntemdir.&lt;br/&gt;Cari Maliyet Muhasebesi: Mali tablolardaki kalemlerin cari değerleri ile değerlemesini öngören yöntemdir. Cari değer, net cari yenileme maliyeti veya net cari yenileme maliyetinden daha küçük olmak kaydıyla, varlığın satılması halinde elde edilecek net nakit değeri veya varlığı kullanmakla sağlanacak nakit girişlerinin net bugünkü değerinden büyük olanıdır.&lt;br/&gt;Net Cari Yenileme Maliyeti: Bilançonun düzenlendiği tarihte sahip olunan varlığın yenileme maliyeti, aynı yaştaki, aynı verimdeki benzer varlıkların veya benzer üretim ve hizmet sunabilen ya da benzer kar edebilme yeteneğine sahip olan varlıkların edinilmesi için katlanılacak maliyetlere eşit bir değerdir.&lt;br/&gt;Net Nakit Değer : Net Gerçekleşebilir Değer ) Varlıkların, cari piyasa koşullarında kolaylıkla, elden çıkartılabilecekleri varsayımı altında, satılmaları durumunda elde edilebilecek nakit miktarıdır.&lt;br/&gt;Net Bugünkü Değe</description></item><item><title>SERMAYE PİYASASI VE FİNANSAL KURUMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sermaye-piyasasi-ve-finansal-kurumlar-450892.html</link><description>&amp;#61607;Türkiyede finansal varlık çıkarma ve sermaye piyasalarında satma yetkisi Anonim şirketlere verilmiştir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Para piyasası, finansal varlıkların fon arz ve talep süresine göre sınıflandırılmasına örnektir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Finansal varlıkların aracısız alınıp satıldığı piyasalara Dördüncül piyasa denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Rüçhan hakkı, çıkarılacak hisse senetlerinin mevcut hissedarlar tarafından öncelikle satın alınma hakkıdır. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir ekonomide herhangi bir zamandaki toplam para miktarına Toplam para arzı denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Hazine bonolarının likiditesi devlet tahvillerinden daha yüksektir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Faiz oranının, tasarruf oranıyla yatırım talebinin karşılaştığı sermaye piyasasında oluştuğunu ileri sürülen faiz teorisi Reel faiz teorisidir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Dolaşımdaki nakit para+Bankalardaki vadesiz mevduat, dar anlamda para arzını gösterir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Enflasyonun ve riskin olmadığı durumlarda, finansal varlığın getiri oranı , Reel faiz oranı ile ifade edilir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Eşit zaman aralıklarıyla yapılan eşit ödemeler dizisine Anüite denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Doğrudan halka açık şirket kurarak halka hisse senedi arz edilmesi için gerekli koşullar: &lt;br/&gt;Sermaye piyasasının birtakım kötü olaylarla baltalanmamış olması&lt;br/&gt;Piyasa faiz oranlarının fazla yüksek olmaması&lt;br/&gt;Enflasyonun aşırı olmaması&lt;br/&gt;Halkın tasarruf ve yatırım gücünün yeterli olması &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir şirketin, hisse senetlerini borsaya kote ettirmekle sağlayacağı en önemli yarar : Hisse senetlerinin pazarlanabilirliğinin artırılması &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir anonim şirkette ortaklar, üçüncü şahıslara karşı Esas sermaye tutarı kadar sorumludur. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Finansal araçların değeri, bu araçlardan beklenen nakit girişlerinin şimdiki değeriyle belirlenir.&lt;br/&gt;Finansal araçlardan beklenen nakit akışları, riske bağlı olarak değişir.&lt;br/&gt;Enflasyon, finansal varlıkların beklenen nakit akışlarını etkiler.&lt;br/&gt;Finansal araçların vadesi uzadıkça beklenen getiri oranı düşer. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir finansal aracın, en az hangi miktarda paraya çevrilebileceğini gösteren özelliğine Bölünebilirlik denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bankalar, genel finans ortaklıkları ve finansal kiralama şirketlerinin kısa vadeli alacaklarını karşılık göstererek çıkardıkları finansal araçlara Varlığa dayalı menkul kıymet denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bankalar tarafından, iskonto edilmiş fiyat üzerinden satılan ve faiz ödemesi yapılmayan finansal araç türü Banka bonosudur. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir hisse senedinin üzerinde bulunması gereken bilgiler: Ortaklığın ticaret ünvanı, Esas veya kayıtlı sermaye tutarı,Ortaklığın tescil tarihi, Hisse senedinin nominal değeri &lt;br/&gt;&amp;#61607;Bir ortaklığın vergi ve faizlerden önceki gelirinin belirli bir kapitalizasyon oranı ile kapitalize edilmesi ile bulunan değere Toplam değer denir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Sektör analizi kapsamında incelenen konular: Sektörün ekonomik yapısı, Sektördeki işçi örgütleri, Teknik gelişmelerin sektöre etkisi, Hammadde kaynaklarının durumu &lt;br/&gt;&amp;#61607;Teknik analizde kullanılan yöntemler: Dow teorisi, Ticaret faaliyet yaklaşımı, Sürü başı senetler, Piyasanın teknik durumu &lt;br/&gt;&amp;#61607;Nama yazılı tahvil, dolaşım yeteneğine göre tahvillerden biridir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Faiz esnekliği -3 olan bir tahvilde Faiz oranındaki %1 lik değişme tahvil fiyatını %3 oranında değiştirir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Uzun vadeli borç faizi tutarı 8 milyar TL ve faiz ve vergi öncesi net kazancı 64 milyar TL olan bir ortaklığın faiz kazanç oranı 8 dir. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Sermaye Piyasası Kurulunun görev ve yetkileri: &lt;br/&gt;Kamu yararının gerektirdiği hallerde sermaye piyasası araçlarının halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak&lt;br/&gt;Sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü yayın, duyuru ve reklamları izlemek, yanıltıcı ilan ve reklamları yasaklamak.&lt;br/&gt;Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarında, genel hükümler çerçevesinde vekaleten oy kullanılmasına ilişkin esasları belirlemek.&lt;br/&gt;Menkul kıymet ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasları belirlemek. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Sermaye Piyasası Kurulu başkanı ve üyelerinin atanması görevi Bakanlar Kurulunun sorumluluğundadır. &lt;br/&gt;&amp;#61607;Değerl</description></item><item><title>TÜRKİYEDE ENFLASYONUN  VARYANSININ ARCH VE GARCH MODELLERİ İLE TAHMİNİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyede-enflasyonun--varyansinin-arch-ve-garch-modelleri-ile-tahmini-446736.html</link><description>TÜRKİYEDE ENFLASYONUN  VARYANSININ ARCH VE GARCH MODELLERİ İLE TAHMİNİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Klasik ekonometrik modellerdeki sabit varyans varsayımının pek çok iktisadi zaman serisinde geçerli olmadığına yönelik bulgular, zaman döneminde değişebilen varyansların modellemesine izin veren ve ARCH modelleri olarak adlandırılan yeni zaman serileri modellerinin kullanılmasını yaygın hale getirmiştir. Engle (1982) tarafından önerilen ARCH modellerinin tahmin sürecinde varyans sabit olmamakla birlikte, değişen varyans regresyonla birleştirilmiştir. Yardımcı regresyon modeli olarak da adlandırılan varyans modeli ile ortalama modeli OEKK tekniği ile ayrı ayrı tahmin edilebileceği gibi ML tekniği ile eşanlı olarak da tahmin edilebilir. Yapılan tahminlerde, hataların ARCH sürecini izleyip izlemediğini belirlemek amacıyla, OEKK hatalarının karelerinin otokorelasyonuna dayanan Lagrange Çarpanı testinden yararlanılır. Bu makalenin amacı, ARCH ve GARCH modellerinin teorik yapısını irdelemek ve Türkiye&amp;#146;de enflasyonun 1982.I ile 1999.II dönemindeki çeyrek yıllık toptan eşya fiyatları endeksi verilerine göre, ARCH etkisinin olup olmadığını araştırmak ve enflasyonun varyansı ile oynaklığını tahmin etmektir. &lt;br/&gt;1. GİRİŞ &lt;br/&gt;İktisat teorisini test etmek amacıyla kullanılan ekonometrik modellerin stokastik bileşenini ifade eden hata terimine ilişkin bazı varsayımlar yapılır. Bu varsayımlardan bir tanesi hata teriminin varyansının sabit olduğu ve zaman içinde değişmediği şeklindedir. Diğer bir deyişle, X değerlerinin değişmesine karşın hata teriminin (u) dağılımının değişmediği varsayılır. Bu şekilde zaman içinde değişmeyen serinin &amp;#147;sabit varyanslı (homoscedastic)&amp;#148; olduğu söylenir. Varsayımın yerine getirilmemesi durumunda ise serinin &amp;#147;değişen varyanslı (heteroscedastic)&amp;#148; olduğu ifade edilir. Stokastik varsayımlardan bir diğeri ise hata terimlerinin birbirinden bağımsız (serisel olarak korelasyonsuz) olduğu varsayımıdır. Bu durum da &amp;#147;otokorelasyon&amp;#148; olarak adlandırılır.  &lt;br/&gt;Ekonometrik modellerde otokorelasyona zaman serilerinde, değişen varyans durumuna ise yatay-kesit verilerinde rastlanır. Söz konusu modellerde yer alan sabit varyans varsayımı yatay-kesit verileri dışında zaman serilerinde de sorun yaratır [Gujarati (1995), s.436-437]. Özellikle, öngörü hatalarının varyansının sabit olmayıp, dönemden döneme farklılık göstermesi durumunda öngörü hatalarının varyansı heteroscedastic olarak nitelendirilir. Nitekim, pek çok iktisadi zaman serisinin örneğin t+1 dönemindeki öngörü hatası ile t+s dönemindeki öngörü hatası nisbi olarak farklı çıkabilir [Domowitz ve Hakkio (1985), s.52]. Öngörü hatalarındaki bu istikrarsız dalgalanmaya veya olağan dışı değişebilirliğe &amp;#147;oynaklık (volatility)&amp;#148; adı verilir. Öngörü hatalarındaki oynaklık, özellikle politik belirsizliklerle, hükümetlerin para ve mali politikalarındaki değişikliklere oldukça duyarlıdır [Gökçe ve Saraçoğlu (1998)]. Böylece, iktisadi zaman serilerinin çoğunun ekonomideki belirsizliklere ve istikrarsızlıklara bağlı olarak önemli ölçüde oynaklık gösterdiği söylenebilir. Öte yandan, bir zaman serisinde oynaklığın olması, bir anlamda öngörü varyanslarının serisel olarak korelasyonlu olmasını sağlamaktadır. Özellikle yüksek frekanslı ve geniş oynaklık gösteren zaman serilerinde değişen varyans ve otokorelasyon problemlerinin birlikte yer aldığı söylenebilir. Kuşkusuz bu durumda, söz konusu zaman serilerinde, hataların varyansının zaman dönemi içinde sabit (değişmez) olduğu şeklindeki varsayım bozulmaktadır. &lt;br/&gt;Engle (1982), literatüre önemli bir boyut kazandıran çalışmasında, geçerliliği olmayan bu varsayımı genelleştirmiş ve otoregresif koşullu değişen varyans (AutoRegressive Conditional Heteroscedastic(ity)=ARCH) süreçleri olarak adlandırılan, stokastik süreçlerin yeni bir sınıfını önermiştir . Engle&amp;#146;e göre sıfır ortalamaya sahip olan ARCH süreçleri, koşulsuz sabit varyansa değil, geçmişe bağlı olarak değişen varyansa sahip olup serisel olarak korelasyonsuz süreçlerdir [Engl</description></item><item><title>SAMMANFATTANDE ANTECKNİNGAR AV ECONOMİCS (MAKROEKONOMİDELEN)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sammanfattande-anteckningar-av-economics-(makroekonomidelen)-439863.html</link><description>Sammanfattande anteckningar av Economics (makroekonomidelen)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BildhÃ¤nvisning efter fjÃ¤rde upplagan&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Thomas Andersson)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapitel 21 (A first look at Macroeconomis)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Makroekonomin studerar bÃ¥de de lÃ¥ngsiktiga trenderna och det de kortsiktiga fluktuationerna i den ekonomiska tillvÃ¤xten, arbetslösheten, inflationen och handelsbalansen.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomisk tillvÃ¤xt&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonomisk tillvÃ¤xt Ã¤r expansionen av en ekonomis kapacitet att producera varor och tjÃ¤nster.&lt;br/&gt;Detta kan illustreras som en förflyttning utÃ¥t av PPF-kurvan. [Se figur 3.6, sid. 51]&lt;br/&gt;Ekonomiska tillvÃ¤xt mÃ¤ts som en ökning i real BNP (sammanlagda vÃ¤rdet av ett lands produktion).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potentiell BNP Ã¤r den reala BNP ett land skulle producera om alla dess produktionsfaktorer utnyttjades till fullo. NivÃ¥n av lÃ¥ngsiktig ekonomisk tillvÃ¤xt mÃ¤ts som lutningen pÃ¥ linjen för potentiell BNP.&lt;br/&gt;Den reala BNP fluktuerar kring den potentiella BNP i konjunkturcykler (business cycle). &lt;br/&gt;En konjunkturcykel Ã¤r en periodisk, men oregelbunden upp- och nedgÃ¥ng i den ekonomiska aktiviteten. Varje konjunkturcykel har en expansion (tillvÃ¤xtfas), en topp (peak), recession (tillbakagÃ¥ng), botten (trough), Ã¥terhÃ¤mtning och ny expansion. [Se figur 21.2, sid. 509]&lt;br/&gt;Real BNP minskar (negativ tillvÃ¤xtnivÃ¥) vid recession och ökar (positiv tillvÃ¤xtnivÃ¥) vid expansion. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÃ¤r man jÃ¤mför lÃ¤nder finner man liknande nedgÃ¥ngar i produktionstillvÃ¤xten och liknande konjunkturcykler, men de lÃ¥ngsiktiga trenderna i potentiell BNP skiljer sig Ã¥t.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Den frÃ¤msta fördelen med lÃ¥ngsiktig ekonomiska tillvÃ¤xt Ã¤r utökade konsumtionsmöjligheter.&lt;br/&gt;Detta innebÃ¤r ocksÃ¥ ökad vÃ¤lfÃ¤rd och omsorg för de svaga i samhÃ¤llet. NÃ¤r den lÃ¥ngsiktiga tillvÃ¤xtnivÃ¥n minskar, sÃ¥ minskar ocksÃ¥ resurserna för konsumtionen.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Det gÃ¤ller satt hitta en balans mellan resurserna som lÃ¤ggs pÃ¥ den nuvarande konsumtionen och resurser som lÃ¤ggs pÃ¥ att sÃ¤kerstÃ¤lla framtida ekonomisk expansion&lt;br/&gt;Den frÃ¤msta kostnaden för lÃ¥ngsiktig ekonomisk tillvÃ¤xt Ã¤r den nuvarande konsumtion som man mÃ¥ste ge upp för att sÃ¤kra denna.&lt;br/&gt;En annan tÃ¤nkbar kostnad för en snabbare lÃ¥ngsiktig ekonomisk tillvÃ¤xt Ã¤r en snabbare utarmning av oersÃ¤tterliga naturresurser. En tredje kan vara miljöförstöring (en empirisk, men inte nödvÃ¤ndigtvis oundviklig konsekvens). En fjÃ¤rde kostnad Ã¤r mer frekventa förÃ¤ndringar i vad mÃ¤nniskor arbetar med och var de bor. Snabbare tillvÃ¤xt innebÃ¤r att arbeten uppstÃ¥r och försvinner i en snabbare takt, detta krÃ¤ver en ökad mobilitet. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arbetslöshet&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Den hastighet som arbeten skapas och försvinner varierar med konjunkturcykeln. Mer arbeten skapas Ã¤n vad som försvinner i tillvÃ¤xtfasen och det motsatta gÃ¤ller i nedgÃ¥ngsfasen. AlltsÃ¥ ökar arbetslöshetsnivÃ¥n under en recession och minskar under tillvÃ¤xtfasen. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ArbetslöshetsnivÃ¥n Ã¤r den procentuella andelen av arbetsstyrkan som stÃ¥r utan arbete trots &lt;br/&gt;att de Ã¤r tillgÃ¤ngliga för arbete, vill arbeta och har gjort vissa anstrÃ¤ngningar för att finna arbete. MÃ¥ttet Ã¤r nÃ¥got missvisande eftersom de exkluderar de som inte aktivt söker arbete och de som har ett deltidsarbete trots att de Ã¤r tillgÃ¤ngliga för (och vill ha) ett deltidsarbete.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arbetslöshet Ã¤r ett allvarligt ekonomiskt, socialt och personligt problem.&lt;br/&gt;Detta av tvÃ¥ anledningar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Förlorad produktion och inkomst. &lt;br/&gt;2.Förlorat humankapital. LÃ¥ng arbetslöshet kan innebÃ¤ra en permanent skada pÃ¥ en persons möjligheter att fÃ¥ arbete (kompetensen blir inaktuell).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hysterisis innebÃ¤r att en ökning i arbetslöshetsnivÃ¥n Ã¤ven ger en ökning i den naturliga arbetslöshetsnivÃ¥n. NÃ¤r humankapitalet urholkas genom arbetslösheten sÃ¥ drÃ¤neras arbetskraften pÃ¥ kompetens.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ArbetslöshetsnivÃ¥n fluktuerar men arbetslösheten försvinner aldrig.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Inflation&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Inflation Ã¤r en process dÃ¤r priser stiger och mÃ¤ts i den procentuella Ã¤ndringen i ett prisindex, som KPI. InflationsnivÃ¥n förÃ¤ndras med tiden, men inflationen blir sÃ¤llan negativ. Om detta sker faller prisnivÃ¥n. Generellt har inflationen var lÃ¥g sedan 1930, Ã¤ven under lÃ¥g inflation har priserna stigit.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Inflation innebÃ¤r ett problem efter</description></item><item><title>MATEMATİKSEL İSTATİSTİK VE EKONOMETRİ EĞİTİMİNDE TEORİ VE UYGULAMA ARASİ GEREKLİ KÖPRÜ BİLGİSAYAR UYGULAMALİ BASİT MONTE CARLO DENELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?matematiksel-istatistik-ve-ekonometri-egitiminde-teori-ve-uygulama-arasi-gerekli-kopru-bilgisayar-uygulamali-basit-monte-carlo-deneleri-445262.html</link><description>MATEMATİKSEL İSTATİSTİK VE EKONOMETRİ EĞİTİMİNDE TEORİ VE UYGULAMA ARASİ GEREKLİ KÖPRÜ: Bilgisayar Uygulamali Basit Monte Carlo Deneyleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Son yularda matematiksel istatistik ve ekonometri eğitiminde veri üretme mekanizmaları (Data generating processes) kullanilarak bazi teorik sonuclarin bilgisayar araciligi ile öğrenciler tarafından simulasyonunun pedagojik önemi anlasilmis ve baslangic ekonometri kitaplarinin bir bolumu, giderek bu tip bilgisayar alistirmalarini içermeye baslamistir. (Bkz. Kennedy, 1999 ve Studenmund, 2001) Bu tip bilgisayar destekli alistirmalarin i- göreceli olarak masrafsiz olarak uygulanabilir olusu; yani herhangi bir uzmanlaşmış ekonometri yazilimi gerektirmeyen, ve artık standart olarak hemen her bilgisayarda bulunan bir hesap çizelgesi (spreadsheet) yazilimi (Excel, Lotus veya Quattro Pro gibi) kullanilarak yapılabilmesi; ve ii- matematiksel istatistik ve ekonometri derslerinde cebir yolu ile yapilan teorik cikarimlarin uygulama yoluyla öğrencilerin anlayabileceği seviyeye indirilebilmesini saglamasi, son yularda ekonometri eğitimi ile ilgili yazilmis makalelerde de ele alinmistir. (Bkz. Kennedy, 1998)&lt;br/&gt;Gerek yurtiçinde, gerekse yurtdisinda özellikle lisans eğitiminde verilen istatistik ve ekonometri derslerindeki öğrenci sayisinin çokluğu ve nisbeten daha az zahmetli olmasi nedeni ile bu tip dersler daha çok matematik yoğunluklu olarak verilmekte ve ekseriyetle tebeşirli anlatım kullanılmaktadır. Verilen bilgisayar uygulamaları yetersiz kalmakta ve istatistik-ekonometri derslerini bitirip mezun olmuş ve derslerden göreceli olarak yüksek notla geçmiş öğrenciler orneklem varyansi ve regresyon katsayi hesaplamalar! gibi konulari mekanik olarak yapabildikleri halde, özellikle orneklem dagilimlari konularini tam olarak anlamamaktadırlar, istatistik dersini aldiktan sonra ekonometri dersine gelen öğrencilerin çoğu, almis olduklari derste kullanılan matematiksel formüllerin çokluğu nedeni ile istatistik bilimini matematik biliminin bir parcasi olarak görmektedir. Bunun nedeni orneklem uzayinin yeterli derecede anlatilmamis olmasi ve dersin istatistiki kisminin eksik kalmis olmasidir. Derslerde cikarilan matematiksel formüller, sağlam bir istatistiki tabana oturmadigindan, öğrenciler dersteki kavramları birlestirememekte, mekanik olarak bu formülleri kullanmaktan öteye gidememekte ve dersten soğumaktadırlar. Gerçekten, özellikle lisans ekonomi eğitiminde basari oraninin en dusuk olduğu ve öğrencinin en az randiman aldigi dersler (kalkulus dersleri ile birlikte) istatistik ve ekonometri dersleridir. Ders kitaplari da öğrenciye gerekli yardimi vermekten uzaktır. Kitaplarda daha çok teorik ekonometriyi tanımlayan teoremler, ispatlar ve matematiksel formüller yer almaktadır.&lt;br/&gt;Burada asil sorun, teori ve uygulama basamakları arasinda yer almasi gerekirken, yeterli önem verilmeyen veri üretme mekanizmaları ile teorinin desteklenmesi basamagidir. Derslerde ispatlanan teorilerin hemen ardindan gerçek veriler kullanarak yapilan uygulamalar,&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;gerçek verilerdeki bir kişim kirlenme nedeni ile amaçlanan derste öğretilenlerin gerçek hayatta uygulanmasi hedefine hizmet edememektedirler. Derslerde yapilan teorik cikarimlardan hemen sonra veri üretme mekanizmaları yardimi ile kontrol edilebilen seviyede kirlenmeye maruz kalan veriler kullanılarak öğrenciye konunun uygulamaları gösterilmelidir. Bu tip basit alistirmalar yardimi ile derste yapilmis olan teorik cikarimlarin öğrenciler tarafindan iyice sindirildigine emin olduktan sonra ise gerçek verili uygulamalara geçilmeli ve böylece öğretilenlerin gerçek hayatla organik baglantisi kurulmalidir.&lt;br/&gt;Bu calismada, Boğaziçi Üniversitesi ikinci ve ucuncu sinif ekonomi öğrencilerine (son uç yil içinde) vermiş olduğum matematiksel istatistik ve ekonometri derslerine ait ödevlerden aldigim 4 basit veri üretme mekanizmasi ve monte carlo alistirmasi ile bahsi gecen bilgisayar uygulamalari ile veri üretme mekanizmalarini anlatmanin ve istatistiki tabanin oturtulmasinin 21. yuzyilda</description></item><item><title>INTEGRATED SUNN PEST MANAGEMENT IN WEST ASIA SOCIOECONOMIC STUDIES REPORT OF TURKEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?integrated-sunn-pest-management-in-west-asia-socioeconomic-studies-report-of-turkey-439528.html</link><description>INTEGRATED SUNN PEST MANAGEMENT IN WEST ASIA SOCIOECONOMIC STUDIES REPORT OF TURKEY &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sunn pest and wheat&lt;br/&gt;Wheat is the major source of food for human being &lt;br/&gt;and sunn pest is the major insect of wheatÂ¡K&lt;br/&gt;Very common in&lt;br/&gt;North Africa&lt;br/&gt;West Asia&lt;br/&gt;Central Asia&lt;br/&gt;From 1927 on Turkey has been spraying against sunn pest in 1-1.5 million ha of wheat areaÂ¡K&lt;br/&gt;Wheat production in Turkey&lt;br/&gt;Total cultivated area in Turkey is 26.4 million ha &lt;br/&gt;Â¡Kand 69 percent of it is cultivated field area (18.2 million ha). &lt;br/&gt;Cereals are grown in approximately 14 million ha in Turkey &lt;br/&gt;Â¡Kand 45 % of cereals growing areas are under threat of sunn pest. &lt;br/&gt;Total production of cereals is 21 million tons and the yield is 2,293 kg/ha in average &lt;br/&gt;Sunn pest affected area&lt;br/&gt;Trends in sunn pest sprayed area &lt;br/&gt;Sunn pest sprayed area by regions &lt;br/&gt;Trends in spraying with ground equipments &lt;br/&gt;Sunn pest spraying methods &lt;br/&gt;Sunn Pest Management Policy of Turkey&lt;br/&gt;Sunn Pest Management Policy&lt;br/&gt;1,882,493 ha wheat area was sprayed against sunn pest by both aerial and using ground equipment in 2003&lt;br/&gt;Purpose of spraying is to prevent damage, caused by sunn pest and to suppress sunn pest under economic threshold, without causing any damage on natural balance&lt;br/&gt;Sunn Pest Management Policy&lt;br/&gt;Turkish governments have conducted sunn pest management, mainly based on chemical control since 1927&lt;br/&gt;Neither farmers nor technical consultants have been satisfied with sunn pest management programme conducted by the government until the last few years&lt;br/&gt;Current Policies on Sunn Pest Management&lt;br/&gt;The government purpose is to transfer sunn pest management program conducted by governments to the farmers by providing technical information and equipment step by step. &lt;br/&gt;At the end of this, farmers will conduct sunn pest management program without any help, like other pest management program.&lt;br/&gt;Actors in Sunn Pest Management&lt;br/&gt;Farmers&lt;br/&gt;Leader Farmers&lt;br/&gt;University&lt;br/&gt;Extension Service&lt;br/&gt;Farmer Unions&lt;br/&gt;Agricultural Cooperatives&lt;br/&gt;Irrigation Unions&lt;br/&gt;Flour and Processing Industry&lt;br/&gt;Chamber of Agr. Engineers&lt;br/&gt;Agricultural Chambers&lt;br/&gt;Chemical Compinies&lt;br/&gt;Private Sector&lt;br/&gt;FAO&lt;br/&gt;IMF&lt;br/&gt;World Bank&lt;br/&gt;Stock Market&lt;br/&gt;Ministry of Environment&lt;br/&gt;Ministry of Health&lt;br/&gt;Consumers&lt;br/&gt;ExportersÂ¡Â¦ Union&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Institutions Whose Support Needed&lt;br/&gt;Politicians&lt;br/&gt;Local Political Leaders&lt;br/&gt;Crop Based Stock Markets&lt;br/&gt;NGOs&lt;br/&gt;ExportersÂ¡Â¦ Union&lt;br/&gt;Association of Consumer Protection&lt;br/&gt;Ministry of Agriculture&lt;br/&gt;Media&lt;br/&gt;Agricultural Chambers&lt;br/&gt;Farmer Unions&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cost of Sunn Pest Management in Turkey &lt;br/&gt;Sunn Pest Spraying Cost in Turkey in 2002 (USD) &lt;br/&gt;Sunn Pest Spraying Cost Items and their Shares in Turkey in 2002 &lt;br/&gt;Analysis of Data for Wheat and Sunn Pest Damage Obtained from Konya Commodity Exchange &lt;br/&gt;Price reaction function of wheat&lt;br/&gt;The model used here is the OLS equation. Price reaction function of the wheat is hypothesized to be functionally related to 16 variables:&lt;br/&gt;Pit = f(Qit ,HL, FM, OG, OV, BW, SD, OI, H, T, D1,...D7)    or&lt;br/&gt;Pit = Æ&quot;Ã&quot;0 + Æ&quot;Ã&quot;1Qit + Æ&quot;Ã&quot;2HL+ Æ&quot;Ã&quot;3FM+ Æ&quot;Ã&quot;4OG+ Æ&quot;Ã&quot;5OV+ Æ&quot;Ã&quot;6BW+ Æ&quot;Ã&quot;7SD+ Æ&quot;Ã&quot;8OI+ Æ&quot;Ã&quot;9H+ Æ&quot;Ã&quot;10T + â€Â¸Æ&quot;Ã&quot;jDj + Æ&quot;Ã•i&lt;br/&gt;where &lt;br/&gt;Pit is the price of the wheat that sell by farmers i on week t, &lt;br/&gt;Qit is the quantity of the wheat that sold by farmers i on week t, &lt;br/&gt;HL is the amount of xxx in wheat, &lt;br/&gt;FM is the amount of the foreign material, &lt;br/&gt;OG is the amount of other grains, &lt;br/&gt;OV is the amount of other varieties, &lt;br/&gt;BW is the amount of broken wheat, &lt;br/&gt;SD is the amount of damage which done by sunn pest, &lt;br/&gt;OI is the amount of damage by other insects, &lt;br/&gt;H is the amount of humidity, &lt;br/&gt;T is the time trend, &lt;br/&gt;D1 Â¡V D7 is the dummy variables reflecting the varieties of wheat &lt;br/&gt;All data belong to July-August, 2003 term and collected from 2900 farmers in Konya Commodity Exchange&lt;br/&gt;Regression results of the price-response function &lt;br/&gt;Spraying Cost with Using Ground Equipment&lt;br/&gt;Average cost of ground spraying was calculated 1,478,000 TL/da (10,56 USD/ha). Labor, fuel, machinery and equipments are the major cost items. Besides this cost, there is another important cost item as opportunity cost, which is the crop lost due to ground spraying. In this case three sce</description></item><item><title>AVRUPA BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLERİN HAZIRLIK SORUŞTURMASINA ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-birligi-ile-iliskilerin-hazirlik-sorusturmasina-etkisi-445585.html</link><description>AVRUPA BİRLİĞİ İLE İLİŞKİLERİN HAZIRLIK SORUŞTURMASINA ETKİSİ&lt;br/&gt;(The Influence of the relationship between Turkey and European Union on the Turkish Preliminary Criminal Investigation)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ÖZET: Türkiyenin Avrupa Birliğine üye olma yönünde siyasi iradesini ortaya koyması, her alanda olduğu gibi polis (veya jandarma) tarafından yürütülen hazırlık soruşturmasının da Birlik standartlarına uyumu ihtiyacını gündeme getirdi. Geride bırakılan yıllarda hazırlık soruşturmasını düzenleyen normlarda reform niteliğinde değişiklikler yapıldı. Bu yasal değişikliklerin yapılmasında Türkiyenin Avrupa Birliğine üye olma iradesinin etkisi sözkonusumudur? Bu sorunun yanıtı olumlu ise, anılan yasal değişikliklerle Avrupa Birliği normlarına uyum gerşekleşmiş midir, yoksa ek yasal değişikliklere ihtiyaç duyulmakta mıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- GİRİŞ&lt;br/&gt;Bu çalışmada, Türkiyenin Avrupa Birliğine entegre olabilmek amacıyla hazırlık soruşturmasını düzenleyen normlarda yaptığı veya yapması gereken değişiklikler üzerinde durulacaktır. Önce, konunun daha iyi anlaşılabilmesine olanak sağlamak üzere, fazla ayrıntıya girmeden, bazı ön bilgiler verilecektir.&lt;br/&gt;Avrupa Topluluğunun oluşturulmasına yönelik ilk adım 18 Nisan 1951 de imzalanan Kömür ve Çelik konusundaki Paris Antlaşması ile atıldı. Topluluğun bu ilk Antlaşmasının ilgi odağı bireyler den ziyade halklar olduğu için temel hakların korunmasına ilişkin özel bir hükme yer verilmedi, genel olarak insan haklarına değinilmekle yetinildi. Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran, 25 Mart 1957 de&lt;br/&gt;imzalanan Roma Antlaşmasında da benzer bir yaklaşım sergilendi.&lt;br/&gt;5 Nisan 1977 tarihli ortak Bildirgede Avrupa Topluluğunun kurumları (Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon) yetkilerini kullanırken temel haklara saygı gösterecekleri hususunda kendilerini bağladılar. Böylece temel haklara saygı Avrupa Toplulugunu oluşturan unsurlar arasında yerini aldı. Sonraki yıllarda, Toplulugun dış politikasında da temel haklara saygı önemli bir faktör haline geldi. Topluluğa üye devletlerin dışişleri bakanları 21 Temmuz 1986 tarihinde Temel Haklar Deklarasyonunu yayınladılar. Bu Deklerasyonda temel haklara saygının Avrupadaki işbirlişinin köşe taşlarından biri olduğu, üşüncü ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesinde ve yardımların dağıtılmasında temel haklara saygının özellikle dikkate alınacağı belirtildi. Bu husus 29 Haziran 1991 de Avrupa Zirvesinin yayınladığı bir bildiriyle de en yüksek düzeyde teyid edildi. 28 Kasım 1991 de Konsey, temel haklara saygı bakımından gösterdikleri performansa göre yardım alan ülkelere farklı uygulamalar yapılmasını karara bağlamıştır. Netice olarak, Avrupa Topluluğunun temel haklara verdiği önem her geçen gün artmaktadır. İlk Topluluk Antlaşmalarında vurgulanmayan temel haklara saygı, günümüzde Avrupa Topluluğunu oluşturan önemli bir unsur olarak karsımıza çıkmaktadır.&lt;br/&gt;Türkiyenin Avruşa Birliğiyle (o zamanki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluşuyla) ilişkileri 31 Mayıs 1959 tarihinde ortaklık başvurusunda bulunması ile başladı. 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Antlaşması, 1973 tarihli Katma Protokol ile devam etti. 12 Eylül askeri müdahalesi ile birlikte ilişkiler AB tarafından askıya alındı. Türk işcilerinin 1 Aralık 1986 tarihinden itibaren Avrupa Birliğinde serbest dolaşımını öngören Protokol hükmü Avrupa Birliği Bakanlar Komitesince yürürlüğe konulmadı. İlişkilere yeni bir ivme kazandırmak amacıyla Türkiye 14 Nisan 1987 tarihinde tam üyelik başvurusunda bulundu. 1988 yılında yayınlanan Walter Raporu Türkiyenin temel haklar alanında bazı gelişmeler kaydettiğini tesbit etmekle birlikte temel haklar aşısından Türkiyedeki durumu tatmin edici bulmadı.&lt;br/&gt;Birliğin gerek kendi iç işlerinde gerekse üçüncü ülkelerle ilişkilerinde temel haklara verdiği önemin gelişimini ve Türkiyenin Birlikle ilişkilerine ana hatlarıyla değindikten sonra hazırlık soruşturmasının temel haklarla ilişkisine değinmek faydalı olacaktır.&lt;br/&gt;Hazırlık soruşturması bir suçun işlenip-işlenmediği, işlenmişse suçun faillerinin kim veya kimler olduğunu tesbite yönelik bir faaliyet</description></item><item><title>DIŞ EKONOMİK GELİŞMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dis-ekonomik-gelismeler-356988.html</link><description>DIŞ EKONOMİK GELİŞMELER  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1Dünya Ekonomisi &lt;br/&gt;Reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme hızı, dünya ölçeğinde bakıldığında 1997 yılında son 25 yılın ortalama düzeyinin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durumun önümüzdeki 10 yılda da devam etmesi beklenmektedir. Reel GSYİH büyüme hızının 1997 ve 1998 yıllarında yüzde 4,25 dolayında olacağı tahmin edilmektedir. Bu tahminler, sanayileşmiş ülkelerin iş çevrelerindeki iyimserlik, fiyat istikrarının sürdürüleceğine ilişkin gelişmeler, azalan mali dengesizlikler ve döviz kurlarına ilişkin orta vadeli beklentilerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca eski merkezi planlı ekonomilerde ve gelişmekte olan ülkelerde görülen canlanma da dünyada ekonomik büyümeyi hızlandıracak faktörler arasında görülmektedir. &lt;br/&gt;Sanayileşmiş ülkelerde 1997 yılında ılımlı ekonomik büyüme ile birlikte fiyat istikrarı sağlanmıştır. Bunun en açık örneğini, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngilterede sırasıyla yüzde 3,7 ve 3,3 olarak gerçekleşen reel GSYİH büyüme hızı ve tüketici fiyatları ile ölçüldüğünde yüzde 2,4 ve yüzde 2,6 olarak gerçekleşen enflasyon oranları oluşturmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 1997 yılında, Yunanistan hariç, Maasthricht enflasyon kriterine erişilmiştir. Ekonomik büyüme 1996 ve 1997 yıllarında ihracat artışından kaynaklanmıştır. Batı Avrupa ülkelerinde ekonomik canlanma yayılmıştır. Bu ülkelerin ihracatının büyük bir kısmı, 1996 yılında gelişmekte olan Asya ve Orta Avrupa ülkelerine yönelmiştir. &lt;br/&gt;Gelişmekte olan ülkelerde 1996 yılında gerçekleşen güçlü ekonomik büyüme 1997 yılında da, Güneydoğu Asya ülkeleri hariç, devam etmiştir. Güneydoğu Asya mali piyasalarında yaşanan krizin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen Çin ve diğer Asya ülkelerinde hızlı büyüme gözlenmiştir. &lt;br/&gt;Eski merkezi planlı ekonomilerde 1997 yılında reel GSYİH 1996 yılına göre önemli ölçüde artmıştır. Kapsamlı istikrar ve reform politikaları ve uluslararası ekonomik ve finansal sisteme entegre olma konusunda bu ülkeler adımlar atmışlardır. &lt;br/&gt;Tablo 1.Dünya Ekonomik Göstergeleri&lt;br/&gt;(Yıllık Yüzde Değişim)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;199519961997(1)1998(1)&lt;br/&gt;ÜRETİM&lt;br/&gt;Dünya3,74,14,24,3&lt;br/&gt;Sanayileşmiş Ülkeler2,12,42,82,6&lt;br/&gt;Avrupa Birliği2,51,72,52,8&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler6,06,56,26,2&lt;br/&gt;Geçiş Sürecindeki Ülkeler-0,80,11,84,1&lt;br/&gt;DÜNYA TİCARET HACMİ9,56,37,76,8&lt;br/&gt;İthalat&lt;br/&gt;Gelişmiş Ülkeler8,96,17,16,4&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler11,48,78,47,8&lt;br/&gt;Geçiş Sürecindeki Ülkeler17,06,79,58,5&lt;br/&gt;İhracat&lt;br/&gt;Gelişmiş Ülkeler8,85,58,26,6&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler10,58,67,57,0&lt;br/&gt;Geçiş Sürecindeki Ülkeler14,94,35,37,1&lt;br/&gt;TÜKETİCİ FİYATLARI&lt;br/&gt;Sanayileşmiş Ülkeler2,32,22,12,1&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler22,713,210,08,9&lt;br/&gt;Geçiş Sürecindeki Ülkeler119,240,432,314,1&lt;br/&gt;ALTI AYLIK LIBOR FAİZLERİ (%)(2)&lt;br/&gt;ABD doları6,15,65,96,3&lt;br/&gt;Japon yeni1,30,70,71,1&lt;br/&gt;Alman markı4,63,33,34,0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Ekim 1997. &lt;br/&gt;(1) Tahmin. &lt;br/&gt;(2) Londra Bankalararası Borçlanma Oranları (LIBOR) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1.1Sanayileşmiş Ülkeler &lt;br/&gt;Sanayileşmiş ülkelerde 1997 yılında GSYİHnın ortalama yüzde 2,8 arttığı tahmin edilmektedir. Öte yandan bu ülkelerde 1997 yılında fiyat istikrarı sürdürülmüştür. Tüketici fiyatlarında ortalama artışın yüzde 2,2den yüzde 2,1e gerilemesi beklenmektedir. Fiyat istikrarının sağlanması konusunda sanayileşmiş ülkeler paralel gelişme göstermiş, fakat üretim ve istihdam açısından gelişmeler farklı olmuştur. &lt;br/&gt;İş gücü piyasası performansında son yıllarda farklı gelişmeler gözlenmiştir. ABD, İngiltere ve diğer gelişmiş ülkeler istihdam artışı ve istikrarlı büyüme göstermişlerdir. Almanya, Fransa ve İtalyada ise esas olarak içsel faktörlerden kaynaklanan ekonomik yavaşlama, yüksek düzeyde işsizlik oranlarını getirmiştir. &lt;br/&gt;ABDde uygulanan istikrarlı makroekonomik politikalar, dinamik özel sektör ve ona uyumlu iş gücü piyasası, 1997 yılında düşük enflasyon ve azalan bütçe açığı ile birlikte üretim ve istihdam artışını sağlamıştır. İmalat sanayii ve hizmet sektöründe artan verimlilik sonucunda, ekonomik büyümeye ve is</description></item><item><title>ARÇELİK AŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arcelik-as-350102.html</link><description>ARÇELİK A.Ş.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arçelik A.Ş. beş şehirde yedi işletmesiyle yılda 6 milyon adet beyaz eşya 8.2 milyon adet komponent üretim kapasitesine sahiptir. 961 milyon dolar ciro ile Avrupanın ilk on beyaz eşya üreticisinden biridir.İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasında son 16 yılda 13 defa özel sektör birincisi seçilmiştir.&lt;br/&gt;   Türkiye pazarında lider konumunu koruyan Arçelik 50 milyon ürünü ile hergün  yurt içinde 14 milyon  5 yüzbin aileye , yurt dışında ise 4 milyon 5 yüzbin kullanıcısına hizmet vermektedir.&lt;br/&gt;   2001 yılı Türkiye Beyaz Eşya   Pazarı, yaşanan ekonomik ve siyasi krizin etkisiyle küçülerek 2,3 milyon adet seviyelerine gerilemiş adetsel olarak yaklaşık  %35 küçülmüştür.&lt;br/&gt;Arçelik&quot;imn pazardaki payı ise yoğun rekabete rağmen geçen yılki seviyesini korumuştur.&lt;br/&gt;   Dış pazarda varlığını güçlendirme stratejisi doğrultusunda ihracatı önceki yıla göre adetsel olarak  %21 artmış ve özellikle çamaşır makinesi ihracatında adetsel olarak %58 oranında bir artış gerçekleşmiştir.Buzdolabı en çok ihraç edilen ürün olma özelliğini korurken, üretimin %64&quot;ü ihraç edilmiştir.Çamaşır makinesinde bu oran %52 seviyesine ulaşmıştır.&lt;br/&gt; Fırın ihracatı da %43 artış göstermiştir.2001 yılı ihracat cirosu 251 milyon dolar seviyesine ulaşarak, geçen yılın %24 üzerinde gerçekleşmiştir.Bunun sonucundatoplam satışlar içinde ihracatın parasal payı %26&quot;ya ulaşmıştır.2001 yılı toplam net satış cirosu 1,2 katrilyon TL.ye ulaşarak bir önceki yıla göre %40 oranında bir artış göstermiştir.2001 yılında yurtiçi pazarın küçülmesinden dolayı toplam cirodaki artış yurtdışı satışlarından sağlanmıştır.&lt;br/&gt;2001 yılı brüt karı 377 trilyon ve brüt kar marjı %31,2 olarak gerçekleşmiştir.&lt;br/&gt;  2001 yıılnda döviz kurlarının Türk Lirası karşısında enflasyonun üzerinde değer kazanması ile finansman giderleri 101 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir.&lt;br/&gt;2001 yılı faaliyet karı 84trilyon TL, esas faliyet kar marjının net ciroya oranı %7 seviyesinde gerçekleşmiştir.Her türlü olumsuz ekonomik gelişme ve devalüasyonun negatif etkisi, şirket çalışanlarının özverili tasarruf önlemleri, verimlilik artışı kuvvetli nakit akışı ve yurtdışı satışları ile bertaraf edilmiştir.Bakanlar Kurulu kararı ile belgelenmiş kurum ve kuruluşlara   2001 yılında yapılıiş olunan bağış ve yardım tutarı 50 milyar TL.dir.&lt;br/&gt;  2001 yılında cironun %3&quot;ü kadar yatırım harcaması yapılmıştır. Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik krize ragmen, şirketin geleceğine temel oluşturan ve gerek yurtiçinde gerekse  yurtdışında güçlenmeyi sağlayacak yeni ürün ve model yatırımlarına devam edilmiştir. Bu amaçla yatırımların %44&quot;ü yeni ürün ve modeller için yapılmıştır.&lt;br/&gt;  Ayrıca 2000 yılında verimlilik artışı sağlamak amacıyla alınan karar ile, İzmirde bulunan elektrikli süpürge fabrikası ile Topkıdaki motor ve pompa fabrikası birleştirilerek Çerkezköy&quot;e taşınması 2001 yılı haziran ayında tamamlanmış ve üretime başlamıştır.&lt;br/&gt;   1 Ocak 2001 tarihi itibari ile daha önceBeko Ticaret A.Ş. tarafından yürütülen Beko markalı ürünlerin yurtiçi pazarlama ve satış faaliyetleri Arçelik A.Ş. tarafından yürütülmeye başlanmıştır.&lt;br/&gt;   2001 yılında üretim maliyetlerinde önemli iyileşmeler sağlanmıştır.Bu yöndeki faaliyetler önümüzdeki dönem için de devametmektedir.&lt;br/&gt;   Şirket gelişmiş teknoloji ile ev otomasyonunda dünyanın önde gelen üreticileri arasına girmiştir.İnternete bağlanabilir şekilde üretilen ürünler yurtdışı ve yurtiçinde katılınılan fuarlarda büyük ilgi görmüştür.&lt;br/&gt;   Önümüzdeki yıllarda Türkiye pazarında liderliği sürdürmeyi temel ürünlerin yanında eve hitap eden ürün ve hizmetler sunmayı, uluslararası pazarlarda varlığı, doğal büyüme ve ya şirket satın alma yolu ile artırmayı hedeflemektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİLANÇO TAHLİLİ&lt;br/&gt;  2000/09  %2001/09  %Fark(ö.y.)%Fark2002/09  %Fark(ö.y.)%Fark&lt;br/&gt;AKTİFLER(milyon TL)           &lt;br/&gt;DÖNEN VARLIKLAR           &lt;br/&gt; Hazır Değerler3388790,07615195860519,6815161972644741,611341124510,29-38547360-25,367&lt;br/&gt; Menkul Kıymetler1</description></item><item><title>JİT TAM ZAMANINDA ÜRETİMİN DOĞUŞU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?jit-tam-zamaninda-uretimin-dogusu-342981.html</link><description>TAM ZAMANINDA ÜRETİMİN DOĞUŞU &lt;br/&gt;Japon şirketleri, 1973 petrol krizi sonrasında girdikleri darboğazdan kurtulmak ve düşen karlılık düzeyini yükseltmek amacıyla, yeni yöntem arayışlarına girmişlerdir. Bu çabalar sonucunda TOYOTA firmasının geliştirdiği Tam Zamanında Üretim ( Just In Time) doğdu. Bu sistem, çeşitli tüketici istekleri ve sürekli artan uluslararası rekabet koşullarında olgunlaştırıldı. Günümüzde bu sistem, tüm sanayi şirketlerinin uygulamayı hedeflediği bir model haline geldi. &lt;br/&gt;TAM ZAMANINDA ÜRETİM NEDİR&lt;br/&gt;Değişik uygulamalar temelinde Tam Zamanında Üretim ( JIT ) sistemine çeşitli tanımlar getirilebilir. Bu tanımların bazıları, sistemi yalnızca stokların azaltılmasıyla sınırlar. Oysa, JIT bundan çok daha geniş kapsamlıdır. Yalnızca imalatla ilgili etkinliklerde değil, malzeme temininden depolamaya, bakım onarımdan mühendislik tasarımına, satıştan üst yönetime kadar üretim sisteminin diğer alanlarında da etkisini hissettirir. Çünkü JIT, tüm kuruluştaki zaman ve kaynak kayıplarının önlenmesi ve yok edilmesi yoluyla iş verimliliğinde önemli ölçüde ve sürekli iyiyleştirmeyi amaçlayan bir stratejidir. Daha genel bir ifade ile, JIT felsefesi, tüm birimlerin katılımıyla en az maliyet ve en yüksek müşteri memnuniyetini sağlayacak sürekli iyileştirmeyi amaçlayan bir stratejidir.&lt;br/&gt;Önce sat sonra üret şeklinde özetlenebilecek bu ilkenin işleyişinde mamul-yarımamul malzemeden oluşan gereksiz stoklar ortadan kalkıyor.&lt;br/&gt;Stoksuz üretim veya 0envanter gibi isimlerle de bilinen JIT, tüm üretim kaynaklarının optimum kullanımı ilkesine dayanır. Bu sistemde kapital, ekipman ve işgücü gibi girdiler, en uygun bileşkelerde kullanılır. Müşterinin kalite ve teslimat konusundaki gereksinimlerinin en düşük maliyetlerle karşılandığı bir sistemin geliştirilmesi amaçlanır.&lt;br/&gt;JIT&quot;in hedefi üretimde üretkenliği engelleyen, müşterilere gereksiz maliyetler yükleyen veya firmanın rekabet gücünü tehlikeye sokan her türlü ögeyi ortadan kaldırmaktır. JIT: sisteminin geçmiş uygulamaları yok etmek gibi bir iddiası yoktur. Kendi içinde entegre bir sistem olmasına rağmen, uygulamada kuruluşun bütün birimlerini içine alması gerekmeyebilir. Ancak JIT, yan sanayi ilişkilerinden teslimata kadar, üretimle ilgili her aşamada, geleneksel yaklaşıma ters düşebilecek yeni kavram ve davranış deği&amp;#355;iklikleri gerektiren bir sistemdir.&lt;br/&gt;JIT&quot;İN UNSURLARI ESASLARI TEKNİKLERİ VE YARARLARI&lt;br/&gt;JIT&quot;in üç temel ana esası;&lt;br/&gt;oSavurganlığı ve kaçağı elimine ederek önleme, &lt;br/&gt;oToplam kalite kontrolü, &lt;br/&gt;oPersonel ve işçi politikalarıdır. &lt;br/&gt;JIT&quot;in esaslarının özelliklerini vurgulamak ve belirtmekte fayda vardır.&lt;br/&gt;oÜrün dizaynı aşamasında yaşanan üretim problemlerini göz önünde bulundurarak, mükemmel bir arz ve ürün dizaynı kesişmelerini sağlamak, &lt;br/&gt;oHammadenin alımının zamanında olmasını sağlayacak iş bağlantılarını yapmak, &lt;br/&gt;oİleri görüşlülük, ileride neler olabileceğini iyi gözleyebilmek , &lt;br/&gt;oKanban metodunu kullanmak, &lt;br/&gt;oArz-talep dengesini, arza göre ürünün üretiminin zamanını ve siparişin hazırlık aşamasını iyi ayarlamak, &lt;br/&gt;oEtkili bir çark sistemini, yani hammadde ve malzemeden ürüne ulaşan çark sistemini daha hızlı ve etkili olarak sağlamak. &lt;br/&gt;Kullanılan JIT üretim metodlarında bulunan bazı önemli unsurlar vardır; &lt;br/&gt;oBir takım, tek tip üretim çizelgesini kurma, &lt;br/&gt;oÇalışma alanlarını birleştirerek çekme metodunun uygulanması, &lt;br/&gt;oİş merkezleri arasında uyumlaştırmanın sağlanması, &lt;br/&gt;oSatın alma ve üretimin küçük miktarlarda yapılması, &lt;br/&gt;oHızlı, çabuk, ucuz tesis kurma ve ayarlamalar, &lt;br/&gt;oBirden fazla becerisi olan ve elastiki yeteneğe sahip işgörenler, &lt;br/&gt;oYüksek kalite sevgisi ve düzeyi, &lt;br/&gt;oÖncelikli ve etkili bakım, &lt;br/&gt;oİlerlemeye yönelik çalışma. &lt;br/&gt;JIT&quot;in esasları başarılı bir çok ülkede ve firmada kullanılmıştır. Firmalar bu metod sayesinde dünya standartlarında rekabete ulaşmayı başarmıştır. Bu başarılar bazen sıfır yatırımla, sıfır stokla ve stoksuz üretimle, stok yapmadan elde edilmi&amp;#355;tir.&lt;br/&gt;JIT&quot;I kullanarak başarı elde etmiş firmaların teknikleri;&lt;br/&gt;oPersoneli takım çalışmasına sevk</description></item><item><title>İSKONTOLU BİR SATINALMA PROBLEMİ İÇİN KARAR AĞACI UYGULAMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iskontolu-bir-satinalma-problemi-icin-karar-agaci-uygulamasi-445663.html</link><description>İSKONTOLU BİR SATINALMA PROBLEMİ için karar ağacı uygulaması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sorunun Tanıtımı&lt;br/&gt;Tekstil sektöründe, yünlü kumaş üretim ve satış faaliyeti gösteren bir firma kumaş üretimi için temel olarak,yapağı, işgücü, elektrik, boya gibi hammadde ve ara girdiler kullanmaktadır. Asıl üretim girdisi olan yapağı; yurtdışından veya yurtiçinden sağlanmaktadır (Daha fazla bilgi için bkz; Sezen,1990).&lt;br/&gt;İşletme gelecek yıl hammadde olarak yurtiçinden sağlamayı planladığı yapağı için A ve yurtdışından sağlamayı planladığı yapağı için K şirketinden teklif almıştır. Dört dönem ile ilgili satın alınmak istenilen yapağı miktarı sırasıyla 250, 400, 150 ve 350 tondur. A şirketi kg. başına sabit olmak üzere birinci dönem için 15.000 TL., ikinci dönem için 20.000 TL., üçüncü dönem için 24.000 TL.,dördüncü dönem için de 28.000 TL. fiyat teklif etmiştir. K şirketi ise teklifinde, eğer sözleşmesiz olarak satın alınmak istenirse her dönem için 7.000.000.000 TL. karşılığında tüm talebin karşılanacağını, satın almanın yapılacağı dönem ile ilgili olarak bir önceki dönemde sözleşme yapılır ise, satın alma bedelinde, bir önceki döneminkinden 1.000.000.000 TL. indirim olanağı sağlanacağını bildirmiştir. Satın alma maliyetini etkileyen veriler Tablo 1de toplu olarak sunulmuştur.&lt;br/&gt;DÖNEMLERDÖNEM 1DÖNEM 2DÖNEM 3DÖNEM 4&lt;br/&gt;AylarOcak,Şubat,&lt;br/&gt;MartNisan,Mayıs,&lt;br/&gt;HaziranTemmuz,&lt;br/&gt;Ağust.,EylülEkim,Kasım,&lt;br/&gt;Aralık&lt;br/&gt;Dönemlik Yapağı Talebi (Ton)250400150350&lt;br/&gt;A şirketinden satın alım yapıldığında dönem boyunca toplam maliyet (Milyon TL.)3.7508.0003.6009.800&lt;br/&gt;K şirketinden anlaşma yapılıp yapılmamasına bağlı olarak satın alım yapıldığında dönem başına toplam maliyet(Milyon TL.)7.000&lt;br/&gt;7.000&lt;br/&gt;7.000&lt;br/&gt;7.0007.000&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;6.0007.000&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;5.0007.000&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;5.000&lt;br/&gt;4.000&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Tablo 1: Satın alma için Fiyat Teklifleri&lt;br/&gt;İşletme; maliyeti en az kılan satın alma programını belirlemek istemektedir. Diğer bir deyişle yapağının hangi dönemlerde A şirketinden, hangi dönemlerde de K şirketinden satın alınmasının en az maliyeti sağlayacağını bilmek istemektedir. &lt;br/&gt;Problemin çözümüne klasik doğrusal programlama tekniği yanıt vermemektedir. Çünkü problemle ilgili yapılması gereken seçimlerin seçenekleri kesiklidir. Fakat çözüm için, karar ağacı analizi kullanılması olanaklıdır. &lt;br/&gt;Karar Ağacı Analizi Uygulaması &lt;br/&gt;Satın alma problemi karar ağacı analizi kullanılarak aşağıdaki gibi çözümlenebilir. Birinci dönem ile ilgili olarak çizilen karar ağacı Şekil 1dedir.Şekilde yer alan B simgesi ağaç başlangıcını göstermektedir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DÖNEM 1 Toplam &lt;br/&gt;Seçenek Maliyet &lt;br/&gt;3.750&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A1*3.750&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;B&lt;br/&gt;K2 7.000&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;7.000&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 1: Birinci Düzey Sayımlaması&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DÖNEM 1 DÖNEM 2DÖNEM 3DÖNEM 4 SeçenekT.M.&lt;br/&gt;9.800&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A125.150&lt;br/&gt;3.600&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;8.000K222.350&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A 7.000&lt;br/&gt;9.800&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A328.550&lt;br/&gt;3.750&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;AK&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;7.000K424.750&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;9.800&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;3.600A524.150&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A &lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;K621.350&lt;br/&gt;K7.000&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;7.0009.800&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;A726.550&lt;br/&gt;K&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;6.000&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;K821.750&lt;br/&gt;B5.000&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt; 9.800&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;3.6</description></item><item><title>CUMHURİYET DÖNEMİ EKONOMİK DURUM VE ATATÜRK&quot;ÜN EKONOMİK GÖRÜŞÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cumhuriyet-donemi-ekonomik-durum-ve-ataturk-un-ekonomik-gorusu-397671.html</link><description>CUMHURİYET DÖNEMİ EKONOMİK DURUM VE ATATÜRK&quot;ÜN EKONOMİK GÖRÜŞÜ&lt;br/&gt;Ahmet Hamdi ZEKEY&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cumhuriyet döneminde ekonomik yapıda meydana gelen değişimi ve Atatürk&quot;ün ekonomik görüşünü ortaya çıkarmak için , kuşkusuz devralınan mirasın nicelik ve nitelik olarak incelenmesi gerekir. Bu sebeple Osmanlı&quot;dan devreden ve Cumhuriyet döneminde elde edilen kazanımların nitelikleri ve yeterlikleri büyük önem arz etmektedir.&lt;br/&gt;Cumhuriyet ilan edilmeden önceki dönemde Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık on yıl süreyle savaş hali yaşamıştır. Üstelik 1914 den itibaren savaşın yükü artmış ve 1918 den itibaren de bir varolma süreci yaşanmıştır. Savaş üretimi olumsuz yönde etkilemiş, üretim kaynaklarının azalmasına neden olmuştur. Savaş sırasında altın ve döviz fiyatları % 700 artmıştır . Aynı durum diğer fiyatlar için de geçerlidir. Geçinme indeksi 1914=100 alınırsa, 1920&quot; de 1406; 1922&quot; de 999 olmuştur . Tarımsal üretim yarı yarıya azalmıştır. Üretim düşüşleri madencilik ve sanayide de görülmüştür.&lt;br/&gt;Savaş yıllarının bir diğer önemli kaybı da işgücü alanında olmuştur. Aynı sınırlar ele alındığında 1914&quot;de nüfus 16,3 milyon iken 1927 yılında 13,6 milyona düşmüştür . Savaşlarda verilen kayıplar neticesinde eğitimli ve nitelikli işgücünde de azalma yaşanmıştır. Savaşın bitiminden sonra da olumsuzluklar devam etmiş Osmanlı &quot;dan kalan borçlar yeni Cumhuriyet&quot;in sırtına yüklenmiştir. &lt;br/&gt;Tüm bu olumsuz koşullara rağmen İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra henüz Cumhuriyet bile ilan edilmeden önce İzmir&quot;de İktisat Kongresi toplanmıştır. 1923-1932 yılları arasında daha liberal bir iktisat politikası uygulanmış fakat başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Sanayii teşvik için çeşitli tedbirler alınmasına rağmen 1932&quot;ye kadar iyimser sonuçlar elde edilememiştir.&lt;br/&gt;Daha sonra devletçi politikalar devreye sokulmuştur. Birinci beş yıllık sanayileşme planı ve ikinci beş yıllık sanayileşme planı ile üretimde artış sağlanması yoluna gidilmiştir. &lt;br/&gt;Bu maksatla 1923 İzmir İktisat Kongresi, 1923-193</description></item><item><title>EKONOMİK SÖZCÜKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomik-sozcukler-347900.html</link><description>Açık Pozisyon:Döviz alım ve satımıyla uğraşan bir kişi veya kurumun veya genel olarak döviz spekülatörlerinin belirli bir davranış biçimini anlatan terim. Döviz borçlarının döviz alacaklarından daha büyük olmasını ifade eder.&lt;br/&gt;Akreditif:İthalatçının talimatı ile ithalata aracılık eden banka tarafından, bu bankanın yabancı ülkedeki muhabiri üzerinde açılan bir itibar hesabıdır.&lt;br/&gt;Ambargo:Belirli malların iç ve dış ticarette belirli ülke ya da bölgelere akımının önlenmesini ifade eder.&lt;br/&gt;Anayasa Mahkemesi:Kanunların, Kararnamelerin, TBMM İç Tüzüğünün, biçim ve esas bakımından Anayasaya aykırılık iddialarını inceleyen ve kesin karara bağlayan mahkeme. &lt;br/&gt;Aracı kurum:Bir sermaye piyasası kurumu. Sermaye Piyasası Kanununda aracılık şöyle tanımlanıyor: Menkul kıymetlerin, kıymetli evrakların, mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrakın, başkası nam ve hesabına, alım satımı ile uğraşan kurumlar.&lt;br/&gt;Arbitraj:Bir mali varlığın (döviz, menkul kıymet, ödünç verilebilir fon) ucuz olduğu piyasadan satın alınıp pahalı olduğu piyasada satılarak kar sağlanmaya çalışılması. &lt;br/&gt;Aristokrasi:Aristokrasi soylular sınıfı ya da ekonomik, sosyal ve siyasal gücün soyluların elinde bulunduğu bir yönetim biçimi anlamına gelir. &lt;br/&gt;Aval:Poliçe ve emre yazılı senetlerin temsil ettiği borca, bir üçüncü şahsın kefil olması; diğer bir ifade ile, senedin yüzünü imzalayarak güvence vermesidir.&lt;br/&gt;Avrupa Birliği:Aslında birbirinden farklı, ancak birbirini tamamlayan üç topluluktan oluşur. Bu topluluklar şunlardır: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EUROTOM), Avrupa Ekonomik Topluluğu. &lt;br/&gt;Bankalararası Para Piyasası:Kısa dönem için nakit fazlası bulunan bankalarla kısa-dönemli nakit ihtiyacında bulunan bankaların karşılaştırılmasına yönelik bir para piyasası. Merkez Bankası bu piyasada aracılık görevi yapar. &lt;br/&gt;Bavul Ticareti:Özellikle 1980lerde dış ticaret rejiminin liberalleşmesinden sonra Türkiyede ortaya çıkan bir tür dış ticaret. Yolcu beraberinde getirilen eşya biçiminde yapılır. Ufak miktarlar üzerinden gerçekleştirilen, ülkenin normal dış ticaret rejimine tabi olmayan, dolayısıyla da resmi ithalatçı veya ihracatçı olmayı gerektirmeden yapılabilen, çoğunlukla kayıt dışı nitelik taşıyan bir ticarettir.&lt;br/&gt;Beş Yılık Kalkınma Payı:Ekonomik kalkınmalarını planlarını şekilde yürüten ülkelerde genellikle orta ve uzun dönemli hedefleri belirlemek için Beş Yıllık Planlar hazırlanır. Beş Yıllık Kalkınma Planları Hükümetlerin benimsendiği genel kalkınma stratejisi içinde izlenecek ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların ana çizgilerini gösterir.&lt;br/&gt;Beyin Göçü:Az gelişmiş ülkelerden doktor, mühendis ve bilim adamı gibi yüksek derecede eğitilmiş insanların çalışmak ve yerleşmek üzere gelişmiş ülkelere göç etmeleri olayı. Bu gibi kimseler ya kendi ülkelerinde işsiz kaldıkları, ya da gelişmiş ülkelerdeki yaşam koşullarının çekiciliği dolayısıyla göç ederler.&lt;br/&gt;Bileşik Faiz:Faiz hesaplamasında ana para ile birlikte, geçmiş dönemlerdeki faiz tutarının da esas alınmasına dayanan yöntem, ya da faize faiz yürütme yöntemi.&lt;br/&gt;Bloke:Fransızca blocque kelimesinden dilimize geçme. Kullanılması önlenmiş, el konulmuş, ödenemeyen anlamında.&lt;br/&gt;Borsa İndeksi:Belli bir günde borsadaki hisse senetlerinin fiyatlarında genel olarak nasıl bir değişme olduğunu, yani fiyatların artma, azalma ya da sabit kalma eğilimi gösterdiğini ortaya koyan bir indekstir. &lt;br/&gt;Broker:Türkçeye simsar veya komisyoncu diye çevrilebilir. Herhangi bir konuda alıcı ve satıcıları bir araya getirerek ticari sözleşmenin yapılmasına aracılık eden kişi. &lt;br/&gt;Bütçe Açığı:Bütçede giderlerin gelirlerden büyük olması durumu. Bütçe açıkları, bütçe dönemi içinde ortaya çıkan beklenmedik harcama artışlarından kaynaklanabileceği gibi bütçeler dönem başında da açıkla bağlanmış olabilirler.&lt;br/&gt;Cari Kur:Herhangi bir anda döviz piyasalarında geçerli olan döviz kuru ya da fiyatı.&lt;br/&gt;Ciro:1.Bono, çek, poliçe gibi kambiyo senetlerinin başkasına devredilmesi için bunlarının arkasının imzalanması. 2.</description></item><item><title>MİKROEKONOMİ GENEL BİLİNMEYEN KELİMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mikroekonomi-genel-bilinmeyen-kelimeler-361561.html</link><description>MICROECONOMY HOMEWORK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)A tipi fon / B tipi fon:&lt;br/&gt;Yatırım fonları, A ve B Tipi olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. &lt;br/&gt;A TİPİ FONLAR :   A tipi yatırım fonlarında, aylık ağırlıklı devamlı olarak ortalama bazda %25 oranında hisse senedi bulunmaktadır.  &lt;br/&gt;B TİPİ FONLAR : B tipi yatırım fonları ağırlıklı olarak ters repo ve hazine bonosu ve devlet tahvili içermektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Açık pozisyon:&lt;br/&gt;Döviz cinsinden borçlar ve döviz cinsinden alacaklar arasındakı olumsuz fark.  Doviz cinsinden olan alacaklarımızın döviz cinsinden olan borçlarımızı karşılamama  durumu ve döviz kurlarındaki değişikliklerinden ortaya çıkabilecek bir zarara karşı korumasız olmak.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3)Akreditif:&lt;br/&gt;Uluslar arası ticarette kullanılan ödeme şekillerinden biridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4)Amortisman:&lt;br/&gt;Arazi dışında sabit varlıkların değerinde aşınma ve yıpranma nedeniyle zaman içinde ortaya çıkan değer kaybı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5)Arbitraj:&lt;br/&gt;Fiyat veya kur farklılıklarından kar etmek amacıyla mal, menkul kıymet veya yabancı paraların ucuz oldukları yerde satın alınıp daha pahalı yerde satılması işlemidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6)Aktüeryal:&lt;br/&gt;Aktüer ile ilgili sigorta matematiği.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      7)         Amme:&lt;br/&gt;       Kamu / Toplum veya devlete ait kamuya ait olan. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8)      Bankacılık üst kurulu(BDDK):&lt;br/&gt;                  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9)      Bankalar arası para piyasası borsası:&lt;br/&gt;      Bankaların kısa vadeli olarak birbirlerinden ödünç para alıp verdikleri para piyasası.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10)      Bankalar birliği:&lt;br/&gt;      Türkiye deki bankaların kurduğu meslek birliği.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11)      BDDK:&lt;br/&gt;      Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12)      Barem:&lt;br/&gt;      Memuriyete ait kıdem, rütbe veya derece. &lt;br/&gt;                  &lt;br/&gt;13)      Bear market / Bull market:&lt;br/&gt;                  Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder. Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14)      Bilateral Trade / Multiteral Trade:&lt;br/&gt;Bilateral Trade: İki taraflı ticaret. Ülkelerin ikili anlaşmalara dayanarak yürüttükleri        uluslar arası ticaret.&lt;br/&gt;Multiteral Trade: Çok taraflı ticaret. Birden çok ülke ve birden çok para birimiyle yapılan ticaret.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15)       Bileşik endeks:&lt;br/&gt;                   Menkul kıymetler borsasında işlem gören hisse senetlerinin ortalama değeridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16)       Bir gecelik faiz:&lt;br/&gt;Bankalararası borçlanma piyasasında (interbank market) bir gecelik faiz       oranı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17)       Boğalar Ayılar:&lt;br/&gt;                   Ayı Piyasası (Bear Market): Fiyatların düştüğü piyasaları ifade eder.&lt;br/&gt;       Boğa Piyasası (Bull Market): Fiyatların yükseldiği piyasayı ifade eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18)       Bono:&lt;br/&gt;Tahvil. Türk Ticaret Kanunu&quot;nun 420. maddesine göre anonim şirketlerin borç para                     bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine tahvil denir.&lt;br/&gt;                  &lt;br/&gt;19)       Borsa - SPK - İMKB - Bileşik Endeks:&lt;br/&gt;Borsa - Sermaye Piyasası Kurulu - İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında (İMKB) işlem gören hisse senetlerinin ortalama değerini gösteren endeks.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20)       Broker: &lt;br/&gt;Simsar. Alıcı ve satıcı arasındaki bağlantıyı kuran aracılar. Bir komisyon karşılığında müşterisi hesabına kıymetli evrak alımı satımı yapan kimseler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;21)       Butik banka:&lt;br/&gt;       Belirli bankacılık hizmetlerini dar bir müşteri kesimine sağlayan banka türü.&lt;br/&gt;                   &lt;br/&gt;22)       Cari açık:&lt;br/&gt;                   Cari işlemler arasındaki fark &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;23)       Cari fiyat:&lt;br/&gt;       Mal ve hizmetlerin KDV dahil satış esnasındaki peşin fiyatı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;24)       Çekirdek enflasyon:&lt;br/&gt;Tüketici ve Toptan Eşya Fiyat Endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet   sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;25)       CEO: Chief Executive Officer&lt;br/&gt;                   Bir holding veya şirketin en üst yetkilisi.&lt;br/&gt;                   &lt;br/&gt;26)        Çapraz kur:&lt;br/&gt;              İki para birimi arasında üçüncü bir para birimi aracılığıyla s</description></item><item><title>HEDEF MALİYETLENDİRME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hedef-maliyetlendirme-343264.html</link><description>MALİYET BİLGİSİNİN KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Maliyet bilgisinin yönetici için üç önemli kullanımı vardır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Ürünün üretilmesi ya da üretilmesinin bırakılması ve müşteri ilişkilerinin anlaşılması.&lt;br/&gt;2.Fiyat için temel bir maliyet geliştirmek&lt;br/&gt;3.Ürün geliştirme, metot dizaynı veya metot operasyonu için fırsat belirlemek.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu bölüm maliyet bilgisinin son kullanımıyla ilgilidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayat eğrisi maliyetlendirmesi, yoğun olarak planlama evresinde kullanılır. Ürünün ömrü boyunca maliyet tahmin edilmeye çalışılır.&lt;br/&gt; Hedef maliyetlendirme, planlama çemberi süresince kullanılır ve ürünün tahmin edilen pazar fiyatını, satış hacmini ve hedef işlevliğini, kabul edilebilir seviyede kar elde edilmesini sağlayacak ürün ve metot dizaynlarını yürütür.Â¹ &lt;br/&gt;Kaizen maliyetlendirme, üretim eğrisi boyunca maliyet gelişimi için fırsat belirleme üzerine odaklanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HEDEF MALİYETLENDİRME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geniş çapta kabul edilen kural, ürün maliyetinin %80&quot;inin ürünün dizayn aşamasında oluştuğudur.² Bu zaman süresince planı yapan kişiler, ürün dizaynını seçerler ve organizasyonun ürünü üretmek için kullanacağı metodu tasarlarlar.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hedef maliyetlendirme, planı yapan kişilerin ürün ve metot dizaynı  esnasında ürünün gelecekteki imalat maliyetinin düşürülmesinde amaçlanan gelişme çabaları için bir yönetim aracıdır. Bunların ötesinde, hedef maliyetlendirme, ürün tasarımında sorumlu olan fonksiyonel takımın üyeleri arasında haberleşmeyi kolaylaştıran ve ilerleten bir araçtır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Müşteri Odaklılığı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 6-1 &quot;de gösterildiği gibi, hedef maliyetlendirme, pazardaki ürünün fonksiyon ve niteliklerini yansıtan fiyatının tahmin edilmesiyle başlar. Planlamacıların müşteri ihtiyaçlarını belirlemede kullandığı bir yaklaşım değer kavramıdır; bu kavram ürünün fonksiyonelliğinin müşteri tarafından ödenen fiyata oranıdır. Organizasyonlar fiyatı sabit tutarken, fonksiyonelliği artırarak veya fonksiyonelliği sabit tutarken fiyatı düşürerek müşteri değerini artırırlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Burada iki temel nokta vardır: birincisi müşteri veya daha genel olarak pazar, ürüne ve fonksiyonlarına ödenecek fiyatı saptar. İkincisi farklı fonksiyonlara sahip olan  benzer ürünlerin olduğu bir pazarda (örneğin farklı özelliklere sahip arabalar) organizasyon hangi ürün fonksiyonlarını kullanacağını belirleyebilir, ama pazar veya tüketici bu ürün fonksiyonları için bir fiyat belirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hedef Maliyetlendirme İşlemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ürün için fiyat- fonksiyonellik- kalite hedefleri belirlendikten sonra, planlamacılar hedef satış fiyatından hedef karı çıkarırlar. Kalan hedef maliyet ürünün ve işlemin tasarım aşamaları içindir. Tablo 6-1 &quot;de gösterildiği gibi, hedef maliyetlendirme işlemi, tasarım takımı hedef maliyetle aynı maliyeti buluncaya kadar devam eder. Hedef maliyetlendirmenin güçlü tarafı, takım ortamında belirlenmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örneğin tasarım mühendisleri müşterilerin değer vermediği ama fiyatların yükselmesine neden olan tasarımları yapabilir, ancak müşteriler değer vermedikleri fonksiyonel özelliklere para harcamak istemezlerÂ³. Bu nedenle ürün tasarım  aşamasında önemli bir husus, maliyet yaratan,ancak müşteriye değer yaratmadıkları için pazar fiyatında artışa neden olmayan ürün fonksiyonlarının elenmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Chrysler gibi bazı organizasyonlar, tasarım takımında tedarikçilerden temsilciler bulundururlar. Chrysler tedarikçilerinin SCORE( Tedarikçi Maliyetinin Azaltılması Çalışmaları) programına alır(4) Bu program, tedarikçilerin ürün tasarım takımlarında aktif üyeler olarak uzmanlıklarını ortaya çıkarmalarına yardımcı olur. Bu yaklaşımla bilgi ve fikirlerin paylaşılması sağlanır, güvene dayalı bir ilişki oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tedarikçilerin aynı fonksiyonelliğe sahip ürün bileşenlerini tasarlarken maliyeti indirmeleri veya mevcut prosesi geliştirmeleri modeli, Japon &quot;keiretsu&quot; ve Güney Koreli &quot;chaebols&quot; firmaları tarafından önerilmiştir. Bu firmalar,  tedarik eden ve satın alan şirketler arasında çalışmaktadırlar. Böyle bir yaklaşım ilginç ve cazip görünse de her zaman işe yaramayacağı konusunda kanıtlar vardır. Yakın geçmişte, birçok büyük ve önemli keiretsu(ar</description></item><item><title>EKONOMİK KRİZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomik-kriz-445931.html</link><description>Kriz, artık gündelik dilimize yerleşmiş olan, günde üç beş kez kullandığımız, onlarca kez işittiğimiz bir kavram. Bu kavramı tanımlayarak başlayalım isterseniz. Kriz nedir ve nasıl ortaya çıkar?&lt;br/&gt;Sorunuzu kapitalist üretim ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir pazar ekonomisi çerçevesinde ele alırsak, en yalın ifadesiyle iktisadi kriz, pazar ekonomisinin kendi işleyişini, kendi kuralları içerisinde sürdüremez hale gelmesidir. Kapitalist bir ekonomide bu kuralsızlığın ortaya çıkması, kendi içsel çelişkilerinin neticesinde de olabilir, sistemin dışsal şoklara karşı kendini savunacak mekanizmalardan yoksun olmasından da kaynaklanabilir. Türkiye gibi az gelişmiş ülkeler bağlamında küreselleşmeye çalışan ekonomilerde de piyasaların çok cılız, güdük olması, başı boş bir şekilde hem kendi içsel dinamiklerine hem de dışarıdan gelen şoklara uyum gösterememesi neticesinde belli aralıklarda kriz olgusu karşımıza çıkabilir. İktisadi kriz, ülkemizde çok sıkça olduğu üzere siyasi krizle birbirini izleyebilir, birbirini güçlendirebilir. Son olarak 2001 yılı örneğinde olduğu üzere, hem siyasi hayatta hem iktisadi ilişkilerde bir toplumsal olay olarak, bir bütün olarak karşımıza çıkabilir. &lt;br/&gt;Kriz, Türkiye&quot;de 1977-79 arası çok derin daralma ve kriz sürecinden sonra günlük hayatımıza çok yakından girmiş bir olgu. 1980&quot;lerin görece iktisadi büyüme ve birtakım yapısal reformları izleyen askeri rejim altındaki olağanüstü koşullardaki kalkınma hamlesinden sonra, 1990&quot;lar boyunca sürekli bir istikrarsızlık, kriz, yapay büyüme, tekrardan istikrarsızlık, yine kriz, yine bir büyüme hamlesiyle bu süreci yakından yaşadığımıza tanık oluyoruz. Türkiye&quot;de 1990 sonrası iş dünyasının çevrimleri hep kısa süreli mini krizler, mini büyüme, kriz sarmalları şeklinde tezahür ediyor. Aralarında benim de bulunduğum ve Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu adı altında toplanmış bulunan bir grup iktisatçı, 1990&quot;lardaki kriz sürecine damgasını vuran en önemli olgu olarak 1989&quot;daki 32 sayılı karar gereği kambiyo rejiminin tamamıyla kuralsızlaştırılmasını görmekteyiz. Bu adım Türkiye&quot;nin dışa açılma sürecindeki son halkayı oluşturmakta ve sermaye hareketlerinin tamamıyla serbestleştirilmesine yol açmaktadır. Bu adım sonrasında Türkiye, içeriden ve dışarıdan gelen para, maliye ve finans şoklarına karşı savunmasız durumda kalmıştır. Türkiye sermaye akımlarının giriş ve çıkışları üzerine hiçbir denetiminin olmaması nedeniyle ekonomisini artık idare edemez hale gelmiştir. Çok kısa devreli ve çok büyük meblağlarda girip çıkan sıcak para akımları, aynı Meksika&quot;da, Arjantin&quot;de, çok yakında Uzakdoğu Asya&quot;da olduğu üzere, Türkiye&quot;de de yıkıcı etkilerini sürdürmüş ve Merkez Bankası&quot;nın bağımsız bir para, faiz ve döviz kuru politikası izleme olanaklarını elinden almıştır. Bu yüzdendir ki, 1990&quot;ların yapay büyüme ve kriz sarmalı, sermaye giriş çıkışlarının yönüne bağlı olarak belirlenmiştir. Sıcak para girişlerine dayalı yapay ve kısa vadeli büyüme konjonktürü, daha sonra bir güvensizlik ortamında veya herhangi bir dış şok ortamında hemen bir çöküntüyle sonuçlanmıştır. Türkiye ekonomisinin 1990&quot;lardaki büyüme ve kriz seyri doğrudan doığruya kısa vadeli sıcak para akımlarının yönü ile belirlenmektedir. Dolayısıyla, Türkiye&quot;de şimdi yaşanmakta olan kriz 1990&quot;larda birikmiş olan sorunların bir üst noktasıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şubat krizi olarak adlandırılan krizin çıkış sebebinin Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki bir gerginlikten ötürü meydana geldiği söylenmişti. Ağır iktisadi krizler bu şekilde, iki devlet adamının itişmesiyle meydana gelebilir mi? Yoksa, yapısal sorunlar mı krize yol açar? &lt;br/&gt;Finansal piyasaları sığ, yönlendirilmemiş sermaye hareketleri ve yönlendirilmemiş finans piyasaları ile başıboş piyasa güçlerine terkedilmiş olan Türkiye&quot;de, sermaye hareketlerinin tamamıyla reel ekonomiden koptuğunu ve ülkenin reel yatırımlarla ilişkisi olmayan bir sanal finans dünyasına yönlendiğini görüyoruz. Bu çerçevede artık Merkez Bankası bağımsız bir para, faiz ve döviz kuru politikası izleme olanağı bulamı</description></item><item><title>REEL DÖVİZ KURU, İHRACAT VE İTHALAT ARASINDAKİ İLİŞKİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?reel-doviz-kuru,-ihracat-ve-ithalat-arasindaki-iliski-447425.html</link><description>Reel Döviz Kuru, İhracat ve İthalat Arasındaki İlişki&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu çalışmada, reel döviz kuru ile ihracat ve ithalat arasındaki ilişki VAR modeli kullanılarak 1994:1-2000:6 dönemi için incelenmiştir. VAR modelinin tahmini ile elde edilen sonuçlar, Granger Nedensellik, Etki-Tepki Fonksiyonları ve Varyans Ayrıştırmalardan yararlanarak yorumlanmıştır. Sonuçlar, reel döviz kurunun dış ticaret dengesini sağlamada etkin bir şekilde kullanılamayacağını ve ithalatın kısılmasına yönelik tedbirlerin ihracatı da olumsuz etkileyeceğini göstermektedir.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler: J-Eğrisi, Dış Ticaret Dengesi, Reel Döviz Kuru, VAR Modeli&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SUMMARY&lt;br/&gt;In this study, the relationship between the real exchange rate and export and import was investigated by using the VAR model for the term of 1994:1-2000:6. The results, which is getting from the VAR model, were explained by using the Granger Causality Test, Impulse-Response Function and Variance Decomposition. The results show that, the real exchange rate can not be effectively using for the trade balance and the politics, which is directed to reduce the import, negatively affect the export, too.&lt;br/&gt;Keywords: J-Curve, Trade Balance, Real Exchange Rate, VAR Model.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.                                       I.      Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Reel döviz kuru ile ihracat ve ithalat arasındaki ilişkinin belirlenmesi; dış ticaret dengesini sağlamaya yönelik olarak uygulanacak kur politikasının başarılı olabilmesi için gerekli bir koşuldur. Eğer, reel döviz kurundaki değişimler, dış ticaret kalemleri olan ihracat ve ithalatı etkilemiyorsa, dış ticaret açıklarını azaltmaya yönelik bir kur politikası problemi çözmeyecek ve hatta daha uygun ve daha acil ihtiyaç gösteren politikalardan dikkatleri uzaklaştıracaktır. &lt;br/&gt;Ulusal paranın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesine bağlı olarak kısa dönemde bozulan dış ticaret dengesinin, belirli bir sürenin ardından iyileşmeye başlaması uluslararası iktisat literatüründe J-Eğrisi Etkisi olarak ifade edilir.  Devalüasyonun hemen ardından dış ticaret dengesinde görülen bozulmanın sebebi, ulusal para cinsinden ithalat harcamalarındaki artışın; ihracat gelirlerindeki artıştan daha fazla olmasıdır. Bu durum, kısa dönem ithalat talebinin fiyat esnekliğinin düşük olması ile açıklanır. Ancak, zamanla artan ithalat fiyatları ithalat hacmini düşürecek ve ihracatın yurt dışı talep esnekliğindeki artışla birlikte ihracat fiyatları ve ihracat hacmi de artacaktır. Bu nedenle, kısa dönemde bozulan dış ticaret dengesi; esnekliklerdeki  uyarlanma ile birlikte düzelmeye başlayacaktır. Bu görüşün arkasındaki mantık, dış ticaret dengesine &quot;esneklikler yaklaşımı&quot; olarak bilinir. Özellikle, IMF tarafından da benimsenen esneklikler yaklaşımına göre devalüasyonun dış ticaret dengesini iyileştirici etki doğurabilmesi için ithalatın yurt içi ve ihracatın yurt dışı talep esnekliklerinin mutlak değerleri toplamının birden büyük olması (Marshall-Lerner Koşulu) gerekir. &lt;br/&gt;Uluslararası İktisat literatüründe, reel döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların bir kısmı J-Eğrisini araştırırken (Durusoy ve Tokatlıoğlu (1997)), diğer bir kısım çalışmada, dış ticaret dengesinin geleneksel olarak belirleyicilerinden kabul edilen reel döviz kuru, yurt içi ve yurt dışı gelir arasındaki muhtemel kısa ve uzun dönemli ilişkiler araştırılmış  (Rose ve Yellen (1989), Zengin ve Terzi (1995), Bhattacharya (1997), Lin (1997)); diğer bir grup çalışmada da ithalat ve ihracat denklemlerinin tahmin edilmesi yoluna gidilmiştir (Hasan ve Khan (1994), Kumcu ve Kumcu (1991)). Bu çalışmalarda, kur politikasının etkinliğine ilişkin bir görüş birliğine varıldığını söylemek güçtür. Ancak, daha ziyade zaman serisi analizlerinden yararlanılan yakın zamanlardaki çalışmaların, kur politikasının etkinliğine, önceki dönemlerde duyulan güveni azalttığı söylenebilir (Wilson ve Tat, 2001, sy. 48) .  &lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı; döviz kuru politikası ile ithalat ve ihracat kalemleri arasındaki ilişkiyi aylık verilerle 1994:1-2000.6 dönemi iç</description></item><item><title>DURAĞAN VE BİRİM KÖK TESTLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?duragan-ve-birim-kok-testleri-457105.html</link><description>DURAĞAN VE BİRİM KÖK TESTLERİ&lt;</description></item><item><title>OTOMOTİV İHRACATINDA YENİ BİR PAZAR:ÇİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?otomotiv-ihracatinda-yeni-bir-pazar-cin-390624.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Çin,2001yılında 1.180 milyar dolar GSYİH&quot;sı ,350 milyar doların üzerinde yabancı sermaye girişi ile dünyanın 7.  Büyük ekonomisidir. Dünyanın büyüme oranı %2 dolayında iken Çin&quot;in 2002-2003 yılları için öngörülen büyüme oranı %7.6 dolayındadır.1.3 milyarlık nüfusu ve artan iç tüketimi ile büyük bir pazar konumundadır. &lt;br/&gt;ÇHC&quot;nin DTÖ&quot;ne üyeliği ile birlikte ithalatını serbestleştirme yönünde büyük yükümlülükler üstlenmiş bu da Çin pazarına girmeyi kolaylaştırmıştır.&lt;br/&gt;2001 yılında ihracatımızda %46&quot;lık bir artışla büyük atılım gerçekleştiren &quot;Taşıt Araçları ve Yan Sanayii&quot; sektörünün Çin&quot;de yeni pazar sahaları sağlaması büyük önem taşımaktadır. &lt;br/&gt;Dış Ticaret Müsteşarlığı konu ile ilgili bir diz  çalışma yapmıştır. İki ülke arasında resmi heyet ziyaretleri ile alım heyeti ve ticaret heyeti faaliyetlerine ağırlık verilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda bakanımız sayın Tuncay TOSKAY&quot;ın özel ilgisi ile ÇHC tarafından 2002 yılında ülkemizden ithal edilecek binek otomobilleri için 1250 adetlik bir kota tahsisi yapılmıştır. &lt;br/&gt;Bütün bu gelişmeler ışığında Çin, otomotiv sanayii kaçınılmaz bir fırsattır. Pazarın iyi tanınması ve etkin tutundurma vasıtalarıyla otomotiv sanayi ihracatında yüksek rakamlara ulaşılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A-TÜRKİYE&quot;DE OTOMOTİV ANA VE YAN SANAYİİ, ÜRETİMİ VE DIŞ TİCARETİ&lt;br/&gt;1-OTOMOTİV ANA SANAYİİ&lt;br/&gt;1.1-OTOMOTİV ANA SANAYİİNDE MEVCUT DURUM&lt;br/&gt;Otomotiv sanayi tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonominin sürükleyicisi olarak tanımlanır. Böyle tanımlanmasının nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleri ile çok yakın ilişkisi olmasıdır. Otomotiv sanayi demir-çelik, petro kimya, lastik gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcıdır.&lt;br/&gt;Otomotiv sektörü &quot;Motorlu Taşıt&quot; aracı üreten bir sanayidir. Türkiye&quot;de toplam motorlu taşıt üretiminin yaklaşık %70&quot;ini otomobil üretimi oluşturur. Otomobil üretimi, güçlü bir yan sanayi oluşturarak diğer taşıtların üretimine de destek olur. Bu nedenle otomobil üretimi, otomotiv sanayinin temelidir.&lt;br/&gt;Otomotiv sanayiinin bazı temel ni</description></item><item><title>CUMHURİYETİMİZİN 75&quot; İNCİ YILINDA ÜLKEMİZDE UYGULANAN İTHALAT POLİTİKALARINA GENEL BİR BAKIŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cumhuriyetimizin-75--inci-yilinda-ulkemizde-uygulanan-ithalat-politikalarina-genel-bir-bakis-444915.html</link><description>CUMHURİYETİMİZİN 75&quot; İNCİ YILINDA ÜLKEMİZDE UYGULANAN İTHALAT POLİTİKALARINA GENEL BİR BAKIŞ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1. Genel&lt;br/&gt;Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana ülkemiz ithalat politikası önemli değişiklikler göstermiş ve zamanın dünya ekonomik konjonktürü, ülkedeki kaynakların düzeyi, teknolojik gelişmelerin ülkemize etki derecesi, dönemin ekonomik, siyasi, askeri ve sosyal anlayışı bu ithalat politikalarının tespitinde ana unsurları oluşturmuşlardır.&lt;br/&gt;Bu dönemde uygulanan politikaların irdelenmesinin tek bir çalışmanın boyutunun üzerinde olduğu ve değişik bakış açısı izlenerek ele alınması gerektiği izahtan varestedir.&lt;br/&gt;Bu itibarla, bu çalışmadan beklenen amacın hasıl olması için Cumhuriyet dönemini şekillendiren ithalat politikası araçlarının uygulanma ve değişiklik gerekçelerinin ele alınması ile bu politikaların ruhunun yansıtılması ön planda tutulmuş ve anılan kıstaslar temel ayırımların yapılabildiği dönemler itbarıyla sınırlandırılmış ve bu şekilde çalışmanın genel çerçevesi çizilmiştir.&lt;br/&gt;Hal böyle olmakla birlikte, Cumhuriyet döneminde yürürlüğe konulan politikaların uygulanış şekli ve etkilerinin iyi anlaşılabilmesini teminen, Osmanlı İmparatorluğu&quot;nun, Cumhuriyet arifesindeki görünümünün ele alınması zarureti ortaya çıkmış ve dönem ayrımlarına bu itibarla Osmanlının son dönemi de eklenmiştir.&lt;br/&gt;Bu bağlamda, eşyanın tabiatına uygun bir şekilde rakamsal değerlendirmelerin mümkün olduğunca ikinci planda kaldığının belirtilmesinde de yarar görülmektedir. Bu kısıtlamanın başka bir nedenini ise, çalışmada ele alınacak her konudaki istatistiki bilgileri tam ve doğru bir şekilde veya düzenli bir seri kuracak yapıda temin etmede yaşanan güçlükler oluşturmaktadır. Bu kapsamda, bu dönemi içeren veriler arası farklılıkları ve tutarsızlıkları gidermeye yönelik çalışmaların takdirle karşılandığının belirtilmesinde de yarar görülmektedir. &lt;br/&gt;2. Cumhuriyet Öncesi Dönem&lt;br/&gt;Osmanlı İmparatorluğu&quot;nun son döneminde dış ticaret politikası gümrük politikasından ibaret olmuş ve genellikle dış ticaret ithalatın %70&quot;ine varan oranlarda açık vermiştir. Bu dönemde, ortalama olarak ithalat %8, ihracat %1 oranında gümrük vergisine tabi tutulmuştur. Gümrük vergileri dışında başkaca bir ithalat politikası takip edilmemiştir. Ancak, özel durumlarda iaşe amacıyla bazı gıda maddelerinin ihracatında kısıtlamalara gidilmiştir. &lt;br/&gt;Anılan dönem içerisinde, başta kapitülasyonlar olmak üzere çoğu Avrupa ülkelerine Osmanlı İmparatorluğu&quot;nca verilen tavizlerin etkilerinin bir yansıması olarak, Osmanlı Devleti gümrük vergilerini mali düşüncelerle yükseltmeye çalışsa da bu ülkelerinin büyük ölçüde tepkileriyle karşılaşmıştır.&lt;br/&gt;Bütün bunların doğal bir sonucu olarak, ülke Avupa&quot;nın açık pazarı haline gelmiş, ithalat hızla artarken, genellikle ilkel metotlarla üretilen tarım ürünleri ağırlıklı ihracat önemli bir gelişme kaydedememiş ve sonuçta büyük ödemeler dengesi açıkları oluşmuştur.&lt;br/&gt;Yerli sanayii korumak için zaman zaman bazı tedbirler alınmışsa da bunlar dış baskılar ve özellikle kapitülasyonların da etkileriyle başarılı sonuçlar vermemiştir. 1908 yılında gümrük vergileri oranı %11&quot;e çıkarılmış, bunun da hazineye gelir sağlamak dışında yararı olmamıştır.&lt;br/&gt;Bu noktada, kapitülasyonların olumsuz etkilerinin kabulü ve kaldırılması gerektiği konusunda Osmanlı İmparatorluğu&quot;ndaki bütün siyasi akımların istisnai bir şekilde görüş birliğine varmalarına rağmen, kapitülasyonların bir türlü kaldırılamadığının belirtilmesinde fayda mülahaza edilmektedir. Ülke için ekonomik açıdan hayati olan kapitülasyon meselesi de Cumhuriyeti kuran kadro tarafından çözüme kavuşturulmuştur.&lt;br/&gt;3. 1923 - 1928 Dönemi&lt;br/&gt;Lozan Anlaşması ve eki Ticaret Mukavelesi&quot;ne Türk tarafının 5 yıl süre ile gümrük tarifelerini arttırmaması şeklinde bir hüküm konulmuştur. Bu hüküm çerçevesinde Cumhuriyetin ilanından 1928 yılı sonuna kadar tamamen liberal bir dış ticaret politikası izlenmiştir. Başka bir ifadeyle, bu safhada Türkiye&quot;de müstakil bir ithalat rejimi uygulanamamıştır.&lt;br/&gt;Bilindiği üzere, sanayi maddeleri üretiminde tekelci kon</description></item><item><title>TÜRK İMALAT SANAYİİ&quot;NDE UZUN DÖNEM ÜCRET-FİYAT-İSTİHDAM İLİŞKİLERİNİN EKONOMETRİK OLARAK İNCELENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-imalat-sanayii-nde-uzun-donem-ucretfiyatistihdam-iliskilerinin-ekonometrik-olarak-incelenmesi-446136.html</link><description>TÜRK İMALAT SANAYİİ&quot;NDE UZUN DÖNEM ÜCRET-FİYAT-İSTİHDAM İLİŞKİLERİNİN EKONOMETRİK OLARAK İNCELENMESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞ&lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı, 1962-1992 yılları arasında İmalat Sanayiinde Ücret-Fiyatİstihdam&lt;br/&gt;uzun dönem ilişkisini araştırmaktır. Türkiye&quot;de 20 yılı aşkın bir süreden beri&lt;br/&gt;yıllık fiyat artışlarının yüzde 50&quot;nin altına indirilemediği bilinmektedir. Bu anlamda,&lt;br/&gt;mal ve hizmet fiyatları artarken, üretim faktörlerinin -özellikle emeğin- fiyatının artması&lt;br/&gt;doğaldır. Elbette ücret artışları nominal olarak artarken, reel olarak artıp artmadığının&lt;br/&gt;araştırılması Türkiye gibi enflasyonist ekonomilerde önem kazanmaktadır.&lt;br/&gt;Bilindiği üzere, ücret, kişinin emeğinin fiyatı, diğer bir deyişle geliridir. Nominal&lt;br/&gt;ücret, hizmet karşılığı yapılan ödemedir. Reel ücret ise, kişinin geliri ile satın&lt;br/&gt;alabileceği mal ve hizmet miktarıdır. Gelir, fiyatlar genel seviyesinin bir fonksiyonudur&lt;br/&gt;ve aralarında pozitif bir ilişki vardır. Çalışanın refah düzeyi reel ücretine bağlıdır.&lt;br/&gt;Fiyatlar yükselirse reel ücretler düşer. Reel ücretlerin artması için, nominal ücretlerdeki&lt;br/&gt;artışın fiyatlar genel seviyesinin artış oranından, yani enflasyondan, daha yüksek&lt;br/&gt;olmalıdır.&lt;br/&gt;Ücret teorisi gerçekte bir çeşit fiyat teorisidir. Toplam ücret gelirleri ile ulusal&lt;br/&gt;ekonominin istihdam düzeyi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Makroiktisat teorisinde,&lt;br/&gt;fiyat ve ücretlerle istihdam veya işsizlik arasındaki ilişkiler Phillips (1958) tarafından&lt;br/&gt;incelenmiş ve İngiltere ekonomisi üzerinde bu teori amprik olarak test edilmiştir.&lt;br/&gt;*Doç.Dr.,Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü, ANKARA&lt;br/&gt;** Doç.Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Ekonometri Bölümü, İZMİR&lt;br/&gt;280&lt;br/&gt;Phillips(1958), nominal ücretler ile işsizlik oranı arasında negatif bir ilişki&lt;br/&gt;olduğunu, ünlü phillips eğrisi yaklaşımı ile göstermiştir. Ücretler ile fiyatlar arasındaki&lt;br/&gt;doğrusal ilişkinin varlığı, orijinal Phillips analizini bir adım daha ileriye götürmüştür.&lt;br/&gt;Geliştirilmiş Phillips analizinde enflasyonla işsizlik oranı arasında kısa dönemde&lt;br/&gt;negatif bir ilişki olduğu, aşağı doğru negatif eğimli Phillips eğrisi yardımı ile&lt;br/&gt;gösterilmiştir ve bu analiz çerçevesinde doğal işsizlik oranı tanımlanmıştır. Uzun&lt;br/&gt;dönemde ise, enflasyon oranlarının işsizlik oranından bağımsız olduğu dikey Phillips&lt;br/&gt;eğrisi ile gösterilmiştir. Enflasyon oranı ne olursa olsun uzun dönemde işsizlik belli bir&lt;br/&gt;oranda kalır, bu ise doğal işsizlik oranıdır.&lt;br/&gt;Ülkemizde nüfus artış hızının sanayileşmiş ülkelerinkiyle karşılaştırılamayacak&lt;br/&gt;oranda yüksek olduğu da gözlenmektedir. Bu artışa koşut olarak istihdam&lt;br/&gt;yaratılamaması işsizlik sorununu giderek ağırlaştırmaktadır. Uzun dönemde toplam&lt;br/&gt;arzın potansiyel seviyesinde olduğu varsayımı altında, (dikey arz eğrisi) işgücü&lt;br/&gt;piyasasında işgücü arz ve talebi yardımıyla, nominal ücretler ve istihdam düzeyi bilinen&lt;br/&gt;IS-LM modeli (Klasik Model ) kullanılarak belirlenir. Bu çalışmanın teorik çerçevesi&lt;br/&gt;Klasik Model varsayımları altında işgücü ve nominal ücretlerin belirlenmesi ile Phillips&lt;br/&gt;analizindeki ücret, fiyat ve işsizlik ilişkisine dayanır. Nominal ücret (W), fiyatlar (P), ve&lt;br/&gt;istihdam (Is) aşağıdaki biçimde ilişkilendirilebilir.&lt;br/&gt;Wt = &amp;#946;1+ &amp;#946;2Pt + &amp;#946;3Ist + et (1)&lt;br/&gt;(1) nolu istatistiki modelde, fiyatlar ve istihdam ücretleri belirlemektedir.&lt;br/&gt;Burada, parametrelerin yönü &amp;#946;2 0, &amp;#946;3 0 şeklinde belirlenir. Çoğu kez enflasyonist&lt;br/&gt;ortamda fiyatlarla ücretler arasında bire bir pozitif bir ilişki olduğu bilinmektedir.&lt;br/&gt;Görüldüğü üzere, (1) statik bir denklem olup, ilgili değişkenlerin uzun dönemli&lt;br/&gt;ilişkilerini yansıtır.&lt;br/&gt;Yukarıda özetlenilen teorik çerçeve kullanılarak, çalışmanın izleyen&lt;br/&gt;bölümlerinde verilerin durağanlık durumları incelenmiş ve takiben çok değişkenli&lt;br/&gt;eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Değişkenlerin zayıf dışsallık durumları araştırılmış ve&lt;br/&gt;sözkonusu değişkenlerin eşbütünleşme özelliklerini dikkate alarak, hata düzeltmegeliştirilmiş&lt;br/&gt;Granger nedensellik testleri uygulanmış ve sonuçları özetlenmiştir.&lt;br/&gt;2. VERİ TANIMLAMA VE ZAMAN SERİSİ ÖZELLİKLERİNİN&lt;br/&gt;TESPİTİ&lt;br/&gt;Çalışmada kullanılan veriler 1962-1992 dönemini içermektedi</description></item><item><title>DÖVİZ KURU SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?doviz-kuru-sistemleri-351099.html</link><description>DÖVİZ KURU SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.DÖVİZ KURU SİSTEMLERİ1&lt;br/&gt;A.Döviz Kuru1&lt;br/&gt;B.Sabit Döviz Kuru Sistemleri1&lt;br/&gt;1.Fiyat Ayarlama Mekanizması2&lt;br/&gt;2.Faiz Ayarlama Mekanizması2&lt;br/&gt;3.Gelir Ayarlama Mekanizması3&lt;br/&gt;4.Otomatik Ayarlama Mekanizması3&lt;br/&gt;C.Serbest Değişken Döviz Kuru Sistemi4&lt;br/&gt;1.Serbest Dalgalı Kur Sisteminin Lehindeki Argümanlar5&lt;br/&gt;a)Basitlik5&lt;br/&gt;b)Devamlı Ayarlama5&lt;br/&gt;c)Bağımsız Yurtiçi Politikalar5&lt;br/&gt;d)Para Politikasının Artan Etkinliği6&lt;br/&gt;e)Rezervlere İhtiyacın Azalışı6&lt;br/&gt;2.Serbest Dalgalı Döviz Kurlarına Karşı Argümanlar6&lt;br/&gt;a)Elastikiyet Kötümserliği6&lt;br/&gt;b)Düzensiz Döviz Piyasası6&lt;br/&gt;c)Dikkatsiz Mali Politikalar7&lt;br/&gt;D.KARMA SİSTEMLER 7&lt;br/&gt;1.Yönetimli dalgalanma7&lt;br/&gt;2.Geniş  Marjlı  Pariteler7&lt;br/&gt;3.Sürünen Pariteler8&lt;br/&gt;4.Parasal  Birlikler8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.Döviz Kuru Sistemleri&lt;br/&gt;A.Döviz Kuru &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yabancı ülke para biriminin ülkenin parası ile ifade edilmesine denir. Döviz kuru (dövizin fiyatı) döviz piyasasında oluşur. Döviz kurunu sistematik bir şekilde ilk inceleyenler F. Machlup ve J. Robinson olmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.Sabit Döviz Kuru Sistemleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu sistemlerde döviz kurları bir kez belirlenince, arz ve talep koşulları ne olursa olsun piyasa kurlarının belirlenen sınırların dışına çıkmasına izin verilmez. Bazen piyasa kurlarının çok dar sınırlar içinde dalgalanmasına olanak sağlamış olabilir. Bazen da sistem çok katı olur ve hiçbir dalgalanma marjı tanınmaz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Döviz fiyatları üst destekleme noktasına çıkınca Merkez Bankası tarafından piyasada döviz satışına (ulusal para alımı) başlanır. Alt destekleme noktasına inince de piyasadan döviz satın alınır (ulusal para satışı). Bu şekilde döviz fiyatlarının alt ve üst destekleme noktalarının dışına taşması önlenmiş olunur. Kuşkusuz bu iki sınır arasında döviz fiyatları arz ve talep koşullarına bağlı olarak herhangi bir değer alabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sistem döviz kurlarının sabit tutulmasına dayanmakla birlikte, bu kurlar hiç değiştirilmez de değildir. Aksine, ulusal para sürekli biçimde alt ve üst destekleme noktasında sürünüyorsa bu demektir ki, bu kuru uzun süre koruyabilmek olanağı yoktur. Örneğin üst destekleme noktasında merkez bankasının piyasaya sürekli biçimde döviz arz etmesi gerekir ki, bu da olanaksızdır. O halde zaman zaman hükümet kararıyla kurları(pariteyi) değiştirmek ve ulusal paranın değerini yeniden belirlemek gerekir. Bundan ötürüdür ki, bu sisteme ayarlanabilir sabit kur sistemi (adjustable peg) denmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uluslar normal olarak ödemelerinde uzun dönemli dengede kalmayı tercih ederler. Ayarlama mekanizması bir dengenin bozulmasından sonra tekrar dönülmesi ile ilgilidir. Ayarlama, belirli koşullar altında, bazı faktörlerin otomatik olarak dengeyi sağlamaları ya da ihtiyari hükümet politikalarıyla otomatik olarak ulaşılamayan dengeye ulaşma şekli olur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Fiyat Ayarlama Mekanizması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klasik düşüncenin ayarlamada fiyat mekanizması birbirleriyle bağlantılı üç ana kısımdan ibarettir:&lt;br/&gt;a)ödemeler dengesi ve para arzı arasındaki ilişki&lt;br/&gt;b)para arzı ve fiyat seviyesi arasındaki ilişki&lt;br/&gt;c)fiyat seviyesi ile ödemeler dengesi arasındaki ilişki&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fiyat mekanizmasının işlemesinde para miktarı ile fiyatlar arasında bağlantıyı kuran paranın miktar teorisidir. &lt;br/&gt;Paranın miktar teorisi: Klasik fiyat mekanizmasının esası paranın miktar teorisinde kendisini göstermiştir. Değişim eşitliği (mübadele denklemi) MV=PQ şeklindedir. Burada M=ülkenin para arzı, V=paranın dolaşım hızıdır (yani paranın ortalama olarak bir yılda nihai mallara kaç kere harcandığı). MV de, böylece, toplam talep ya da nihai mallara yönelen toplam parasal harcamalar olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer taraftan bir yıllık üretime sarf edilen parasal harcamalar, üretilen bütün nihai malların fiziksel miktarının (Q) her bir nihai malın ortalama fiyatı (P) ile çarpımı olarak da düşünülebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sabit döviz kuru en iyi şekilde altın standardında işler. Altın standardında para birimleri (altın alım ve satımının serbest oluşuyla) altın bağlı olduğundan, milli paraların birbiriyle ifadesi olan döviz kuru da sabit kalacaktır. Fakat altının bir pazardan diğerine nakli</description></item><item><title>EKONOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonometri-343803.html</link><description>MARMARA  ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;EKONOMETRİ BÖLÜMÜ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKONOMETRİ   2     DERSİ &lt;br/&gt;DÖNEM  ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KONU:&lt;br/&gt;PARA ARZI, KBGSMH  VE KAMU HARCAMALARININ&lt;br/&gt;ENFLASYONA ETKİLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN :&lt;br/&gt;KISMET   KARADUMAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NO :     929041&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DENETLEYEN : &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DOÇ. DR . IŞIL AKGÜL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEMMUZ , 1999&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 . GİRİŞ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekonometrinin gayesi iktisadi ilişkilerin katsayılarını gerçeğe en yakın bir şekil-de tahmin etmektir. Bu sayede, hükümetlerin ve işletmelerin alacağı iktisadi kararlara yardımcı olmaktır.&lt;br/&gt;Türkiye&quot;de kronikleşmiş olan enflasyon, çeşitli değişkenlerle açıklanmaya çalı-şılmıştır.&lt;br/&gt;Enflasyonu kısaca &quot;fiyatlar genel seviyesindeki devamlı yükselme eğilimi&quot; olarak tanımlayabiliriz. İktisatçılar enflasyonun  iki sebebe dayandırmışlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 - Talep Enflasyonu : Bu kurama göre, genel fiyat seviyesi yükselmektedir. Çünkü mal ve hizmet talebi mevcut fiyatlarda talebi aşmaktadır. Talep enflasyonunun açıklanmasında miktar kuramı ve Keynesyen kuramdan faydalanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Maliyet Enflasyonu : Önce maliyetlerin yükselmesi (ücretler, hammadde fiyatlarının artması..vs.) bunu fiyatların yükselmesinin izlemesi ve bunun da ardından talebin de yükselmesi ile ortaya çıkan süreçtir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3 .  Enflasyonu açıklarken kullanılan, bağımsız değişkenlerden birincisi  &quot;Para Arzı&quot; (PA ) &quot;dır. Eğer ekonomi tam istihdam seviyesinde dengedeyse harcamalardaki artış fiyatlar seviyesinde oransal artış demektir. Böylece para arzı genişlediği ölçüde enflasyon vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modelde, enflasyonu açıklamak için kullanılan ikinci değişken &quot; Kamu Harca-maları &quot; (KH)&quot;dır. Kamu harcamaları  büyük oranda personel giderleri, altyapı hizmet-leri ve çeşitli sosyal harcamalardan oluşmuştur. Yani, üretim artışına doğrudan bir katkı sağlamayan, buna karşılık talep artışına sebep olan harcamalardır. Bu da enf-lasyona sebep olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modelde, enflasyonu  açıklarken kullanılan son değişken ise  sabit üretici fiyat-larıyla hesaplanmış &quot;Kişi Başına Gayrı Safi Milli Hasıla&quot; (KBGSMH)&quot;dır. Bu değişke-nin kullanılmasının amacı, ülkede kişi başına yapılan üretiminle enflasyonun ilişkisini tespit edilmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modelde sabit terim ( &amp;#61538;0) kullanılmıştır. Çünkü sabit terim kullanılmayan mo-dellerde tahmin yapmak hem güçtür,  hem de oldukça ihtiyatlı davranmayı gerektir-mektedir. Sabit terim kullanmanın iki üstünlüğü vardır. Önce, sabit terimli modelde, &amp;#61538;0 sabit teriminin, istatistiki olarak anlamsız, yani sıfıra eşit olması durumunda, uygu-lamada bu modeli sabit terimsiz olarak kabul edebiliriz. İkinci olarak, sabit terimin an-lamlı olması ve bizim sabit terimsiz model üzerinde ısrar  etmemiz halinde spesifikasyon hatası yapmış olacağız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modelin matematiksel kalıbının seçimi için yapılan denemelerin sonucu olarak tam logaritmik  kalıp uygun bulunmuş, hesaplamaların tamamı bu kalıba göre yapıl-mıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modelimiz büyük örnek olarak düşünülmüş ( 33 yıllık ) ve testlerden daha çok  büyük örnekler için uygun olanlar  yapılmıştır. Fakat bunun bir uygulama ödevi oldu-ğu göz önünde bulundurularak, sadece nasıl yapıldığının gösterilmesi bakımından bazı küçük örnek testleri de uygulamalı olarak ( yılları küçültülerek ) gösterilmiştir. Bu tip testlerin girişinde bu durumu açıklayıcı, kısa bilgiler  konulmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yine modele çeşitli testler uygulanırken, modelde bağımlı ve bağımsız değiş-kenler için kullanılan kısaltmaların ilk hali değişmiş, genelde başlarına yeni harfler eklenmiştir. Bu eklenen harflerden bazılarının tanımı regresyon verileri öncesi açık-lanmıştır. Orada açıklan-mayan kısaltmalardan,  &quot; L &quot; harfi  logaritması alındığında, &quot; F &quot; harfi ise kullanıldıkları yerlerin tamamında fark denklemleri için kullanılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2 . MODELDE KULLANILAN VERİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. MODELİN REGRESYONU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LS // Dependent Variable is LENF&lt;br/&gt;Date: 06/30/99   Time: 19:21&lt;br/&gt;Sample: 1965 1997&lt;br/&gt;Included observations: 33&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VariableCoefficientStd. ErrorT-Stati</description></item><item><title>TÜRKİYEDE BÖLGESEL GELİŞME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyede-bolgesel-gelisme-455614.html</link><description>1. TÜRKİYE&quot;DE BÖLGESEL GELİŞME:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.1. MEVCUT KURUMSAL VE  HUKUKİ  YAPI  &lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;            1.1.1. TÜRK İDARE SİSTEMİ &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Türkiye.de  yönetim  sistemi  ile  ilgili  temel  düzenlemeler,  idari  yapının,  işleyişi ve  idareye  egemen  olan  temel  ilkeler  kaynağını  Anayasa&quot;dan  almaktadır. &quot;İdare,  kuruluş  ve  görevleriyle  bir  bütündür  ve  kanunla  düzenlenir.  İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Türkiye&quot;deki idari yapı temel olarak; &lt;br/&gt;a-) Merkezi idare, &lt;br/&gt;b-) Mahalli idareler, &lt;br/&gt;olmak üzere iki gruba ayrılır. Bu gruplarda yer alan kuruluşlar, üniter bir devlet yapısının  doğal  sonucu  olarak  bir  bütünün  parçaları  olarak  değerlendirilirler.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;a-) MERKEZİ İDARE &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Merkezi idare, Devletin ana idari yapısını oluşturan kuruluşların tümünü ifade eder.  Merkezi idare, merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı olmak üzere iki kademeye ayrılır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Merkez Teşkilatı &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Merkez teşkilatı  Cumhurbaşkanı, Başbakan,  Bakanlar  Kurulu  ve &lt;br/&gt;Bakanlıklar  ile  Milli Güvenlik Kurulu, DPT, Danıştay ve Sayıştay  gibi kuruluşlardan oluşur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Taşra Teşkilatı &lt;br/&gt; Merkezi  yönetimde  taşra teşkilatı,  iki  ana  grupta  toplanabilir.  Bunlar;  &quot;mülki idare bölümleri&quot; ve .bölge kuruluşları&quot;dır. &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;B-) MAHALLİ İDARELER     &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Mahalli  idareler,  mahalli  nitelikli  kamu  hizmetlerini  yerine  getirmek  amacıyla merkezi idarenin dışında teşkilatlanmış, karar organları seçimle işbaşına gelen kamu tüzel kişileridir. &lt;br/&gt; Türkiye.de  il  özel  idareleri,  belediyeler ve köyler olmak üzere üç tür mahalli idare bulunmaktadır.        &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BÖLGESEL GELİŞMEDE KURUMSAL YAPILAR &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A-Bölgesel  kalkınmaya doğrudan yön veren kuruluşlar şunlardır:  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı (DPT)  &lt;br/&gt;DPT&quot;nin  bölgesel  kalkınma  amaçlı  başlıca  görevleri,  .Bölge  planları yapma ve yaptırma yetkisi kalkınma planlarında sanayi işletmeleri ile ilgili tedbirlerin belirlenmesi; teşvik sistemi ve  kaynak  tahsis  politikaları ile ilişkili olarak Kalkınmada Öncelikli Yörelerin (KÖY) belirlenmesi&quot;dir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma İdaresi Başkanlığı  &lt;br/&gt; 1989  yılında,  Güneydoğu  Anadolu  Projesi  kapsamına  giren  yörelerin  süratle kalkındırılması, yatırımların gerçekleştirilmesi için plan ve proje yapılması.   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-GAP-Girişimci Destekleme ve Yönlendirme Merkezleri  &lt;br/&gt;               GAP-GİDEM kurularak girişimciler için danışmanlık  hizmetleri  verilmesi,  talep  edildiği takdirde fizibilite etüdlerinin hazırlanması,  finansman  kaynaklarının  bulunması  hususlarında destek  verilmesi  hedeflenmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B-Bölgesel Kalkınmaya Dolaylı Şekilde Yön Veren Kuruluşlar &lt;br/&gt;-Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Dış  Ticaret  Müsteşarlığı yatırım  ve  ihracat  teşvik  belgesi,  ithalat  ve  ihracat belgesi verilmesi, yabancı sermaye izinleri gibi hizmetler yürütülür. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Sanayi ve Ticaret Bakanlığı &lt;br/&gt;Küçük Sanatlar ve Sanayi Bölgeleri ve Siteleri Genel Müdürlüğü  &lt;br/&gt;Küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgeleri kurulması, küçük sanayi ve el sanatları ile ilgili geliştirme ve koordinasyon, teşkilatlanma hizmetlerini yürütür. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı &lt;br/&gt;(KOSGEB)  &lt;br/&gt;KOSGEB.in  görevleri  .Kalkınma  Plan  ve Programları  doğrultusunda,  işletmelerin teknolojik  gelişmelere  ve  serbest  rekabet ortamına  uyumunu  sağlamak  maksadıyla,  küçük  ve  orta  ölçekli  sanayi  kesimine ilişkin geliştirme ve destekleme kararlarının alınması, uygulamaların planlanması ve koordinasyonunun  sağlanması  bakımından  tedbirler  almak,  düzenleyici  direktifler vermek, Başkanlığın  yıllık  faaliyet  raporlarını  incelemek,  yıllık  çalışma  programı esaslarını tespit etmek ve önerilerde bulunmak. olarak tanımlanmaktadır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Türk Standartları Enstitüsü  &lt;br/&gt;Kalite standart ve normlarının hazırlanması, kalite belgelendirme test ve analiz laboratuvarları gibi hizmetleri yürütür. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Milli Prodüktivite Merkezi &lt;br/&gt;Verimliliği artırıcı  yöntemleri  araştırıp  bularak  bunların uygulanmasını izleyip tavsiyelerde bulunmak; verimlilikle ilgili bilgi ve metotları yaymak gibi hizmetleri yürütür.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) &lt;br/&gt;Yatırım ve işletme kredisi temini.&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;-Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği &lt;br/&gt;(TOBB) ve İl Ticaret ve Sanayi Odaları &lt;br/&gt;    Müşterek ihtiyaçlar ile mesleki  faaliyetleri  kolaylaştırma, mesle</description></item><item><title>ENFLASYON HEDEFLEMESİ VE KAMU DİNAMİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyon-hedeflemesi-ve-kamu-dinamikleri-446558.html</link><description>ENFLASYON HEDEFLEMESİ VE KAMU DİNAMİKLERİ&lt;br/&gt;Bretton-Woods sisteminin sona ermesiyle birlikte uygulanmasına son verilen sabit kur rejimleri ve sermaye hareketleri üzerindeki kontrollerin büyük ölçüde kalkması, 1990&quot;lı yılların sonundaki dünya ekonomik sisteminin temel yapı taşlarını oluşturmuştur. Bu oluşan sistemde belirtilmesi gereken en önemli noktalardan biri de politika yapıcıların, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide hem döviz kuru hedeflerini tutturup hem de para politikasını etkili kullanma şansına sahip olmamalarıdır. Bu durumda, sermaye hareketleri serbest bırakıldığı sürece, ya ihracat ve ekonomik büyümeyi besleyen temel dinamiklerden biri olan döviz kuru politikaları ikinci plana itilecek, ya da fiyat ve işgücü istikrarını sağlamada etkin bir rola sahip olan para politikaları işlevini yitirecektir. Özetle, 1971 sonrası şekillenen bu platformda politika yapıcılar iki önemli politika aracının birinden vazgeçmek durumundadır. &lt;br/&gt;Bu bağlamda belirtilmesi gerekli bir başka nokta da finansal piyasaları sığ olan, yeterli kamu disiplinini sağlayamamış ekonomilerin ödemeler dengesinde ve finansal piyasalarında meydana gelebilecek olan kriz risklerinin giderek artmış olmasıdır. Bu sonuca bağlı olarak da, teoride, gelişmekte olan ekonomilerin kalkınması amacıyla kullanılması düşünülen uzun dönemli sermaye hareketleri, Obstfeld ve Taylor (2002)&quot;da belirtildiği gibi gelişmiş ülkelerin kendi aralarında yaptığı ticaretle şekillenmiştir. &lt;br/&gt;Yukarıda belirtilen kısıtlar göz önüne alındığında, fiyat istikrarını sağlamanın yanında, kısa dönemde ürün ve işgücü piyasalarını da etkileme gücüne sahip uygun para politikalarını belirlemek daha büyük bir öneme sahip olmaktadır. Bu çerçevede, gelişmiş ülkelerde olumlu sonuçlar verdiği savlanan &quot;enflasyon hedeflemesi&quot; rejiminin gelişmekte olan piyasalara da önerildiği bir ortamda, para ve maliye politikaları arasındaki etkileşimin boyutlarını bir kez daha tartışmak önemli ipuçları verecektir. Özellikle, yüksek borç stoku probleminin tam olarak çözülemediği ve kurdaki gelişmelerin önemli bir risk unsuru taşıdığı göz önüne alınırsa, uygun bir para politikası geliştirmek için kamu dinamiklerini ve bilhassa Hazine&quot;nin  borç kompozisyonunu göz önünde bulundurmak şarttır. &lt;br/&gt;Bu çalışmanın ilk bölümünde son dönem parasal iktisat yazınında yoğun olarak incelenen ve ülkemiz ekonomisinde de uygulanması düşünülen &quot;enflasyon hedeflemesi&quot; rejimi tartışılmaktadır. İkinci bölümde ise, bu tür bir politikayı uygulamak için gerekli olan koşullar sağlanamadığı takdirde yaşanabilecek problemler sergilenmektedir. &lt;br/&gt;Yeni Bir Para Politikası Rejimi: Enflasyon Hedeflemesi&lt;br/&gt;Parasal iktisat yazını son on yılda büyük bir devinim yaşamıştır. Klasik iktisat akımına göre fiyat ve işgücü istikrarında önemli bir rol oynamadığı öngörülen para politikalarının kısa dönemde etkili olduğu ampirik çalışmalarla kanıtlanmış ve parasal iktisat üzerinde en çok  durulan çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Bu süreçte para politikalarına yön veren merkez bankalarına atfedilen temel görev fiyat istikrarının sağlanması olmuştur. Bu anlaşılabilir bir görüş olmakla birlikte ürün ve işgücü piyasalarında ortaya çıkabilecek olumsuzlukların giderilmesinde merkez bankasının sorumluluğunun en aza indirilmesi, para politikasının etkinliğini yeterince kullanmamak anlamına gelir. Clarida, Gali ve Gertler (1999)&quot; de belirtildiği gibi, para politikaları, toplam talepteki değişikliklerin yaratacağı etkiler dışında, ürün ve işgücü piyasalarını etkileyecek her olumsuzluğu gidermelidir. Daha da ötesi, sermaye piyasalarında dalgalanmaları önlemek için bir çok merkez bankasının faiz hadlerini stabilize ettikleri ampirik olarak kanıtlanmıştır. Bu durumda ürün ve işgücü piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında pasif bir tutum izlenirken faiz hadlerindeki dalgalanmaların önlenmek istemesi tartışmalı bir tutumdur.&lt;br/&gt;Para politikalarının pratiğe aktarımında da temel bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların başında da endüstrileşmiş, mali disiplinini</description></item><item><title>1978, 1994 VE 2001 ILLARI FİNANSAL KRİZLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?1978,-1994-ve-2001-illari-finansal-krizleri-358873.html</link><description>Türkiye&quot;de 1978,1994 ve 2001 yıllarında önemli sayılabilecek finansal krizler görülmüştür.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       2001 krizi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Bülent Ecevit arasında  MGK toplantısında meydana  gelen sert tartışma ile patlak vermiştir. Bir çok insan bu sert tartışma nedeniyle krizin çıktığını düşünmekteydi. Söz konusu tartışma krizin zamanını öne çıkarmış olabilir. Ama nedeni değildir.&lt;br/&gt;Krizin nedenleri :&lt;br/&gt; __ Asya ve Rusya krizinin etkileri &lt;br/&gt; __Politik belirsizlik,halkın yani yatırımcıların hükümete güvenmemesi &lt;br/&gt; __Yatırımcıların artan faizler yüzünden yatırım yapmak yerine paralarını dolara çevirmeleri veya ellerinde saklamalarının piyasayı krize sokması&lt;br/&gt; __Piyasada paranın olmaması nedeniyle insanların alım gücünün düşmesi sonucunda üretimin azalması &lt;br/&gt; __Üretimin  azalmasıyla enflasyonun artmasıyla (malların pahalılaşması)  piyasanın çıkmaza girmesi&lt;br/&gt; __Ekonomiyi ayakta tutan banka sisteminin çok yükselen faizler yüzünden sıkıntıya girmesi ve yolsuzluklarla içinin boşaltılması &lt;br/&gt; __Hükümetin yanlış piyasa politikalarıyla vergileri çok artırması &lt;br/&gt; __Hükümetin uyumsuzlukları ve siyasi çekişmeler&lt;br/&gt; __IMF&quot;in yanlış politikası  &lt;br/&gt; __Kayıt dışı paranın piyasadan çekilmesiyle piyasanın çöküşü&lt;br/&gt; __Piyasanın daralmasına bağlı olarak üreticinin zora girip iş yerlerini kapatması ve işsizliğin artması krizin son boyutudur.&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;      Yaşanan ekonomik kriz birkaç önlemle geçiştirilebilecek gibi değildi. Etkileri diğer krizlere göre çok daha derin ve geçiştirilmesi daha zor bir krizdir. Krizi sadece bizim ülkemiz yaşamadı. Son birkaç yıldır Asya krizi, Rusya krizi,Arjantin,Brezilya krizi ve Meksika kriziyle sarsılan dünya daha sonra Türkiye kriziyle karşılaştı.&lt;br/&gt;      Bu kriz yatağı ülkelerin hepsinin ortak noktası yüksek borçlu ülkeler olmalarıdır. Dünyanın en borçlu ülkelerinin başında Brezilya var 232 milyar dolarlık dış borcu ile. İkinci sıradaki Rusyanın dış borcu 183 milyar dolar. Meksika 160 milyar dolarlık dış borca sahip. Çinin dış borcu 155 milyar dolar. Endonezyanın dış borç toplamı 151 milyar dolar. Arjantinin dış borcu 144 milyar dolar. G. Koreninki 140 milyar dolar ve Türkiye ilk 10 da dış borcu da 1998 için 103 milyar dolar, 2000de de 110 milyar dolar dolayında. &lt;br/&gt;       Dünyanın ilk 10 borçlu ülkesi arasındayız ve riskli borçluların da Endonezya ve Rusyadan sonra üçüncüsüyüz . Önemli olan borç stokları değil, borçların, her ülkenin milli gelirinin ne kadarına ulaştığı . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Uluslararası standartlara göre, bir ülkenin dış borcu milli gelirinin yarısına yaklaşmış ya da geçmişse o ülke çok borçlu ve riskli ülke sayılıyor. En çok borçlu ülkelere bu kıstasla yaklaştığımızda, Endonezyanın dış borç stokunun milli gelirinin yüzde 169unu , Rusyanın yüzde 62yi bulduğunu görüyoruz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Türkiye, 1998deki borç stoku ile milli gelirinin yüzde 49u kadar borçlanmış bir ülkeydi. 2000 itibariyle bu oranın yüzde %60&quot;a ulaşmış ve bu ölçütlere göre, borç verenler açısından en riskli üçüncü ülke görünümünde olduğunu anımsamamız gerekiyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Son beş yıldır Çini bir tarafta tutarsak, bu borçla gelişen ülkeler kriz üstüne kriz yaşıyorlar. Birinin krizi , bir diğerini etkiliyor ve IMF, bu ülkelerin krizden kaynaklanan yangınlarını söndürmek, daha doğrusu alacaklı küresel sermayenin alacaklarını kurtarmak üzere çalışmalar yapıyor. Türkiyenin ağır borçlu bir ülke olduğu ve yaşadığı sıkıntının temelinde bu borç yükünün çevrilmesi, yani borcu borçla kapatmada manevra alanının daralmıştır.&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;       Türkiyenin resmen açıklanan dış borç tutarı 2000 için110 milyar dolardır . Bunun yaklaşık yüzde 30u kısa sürelidir. Türkiyenin dış borçlarına ilişkin tüm göstergeleri, tehlikeli biçimde kötüdür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Türkiye yaklaşık üçte biri kısa vadeli olan bu dış borcunu acze düşmeden idare etmek, ödeyebilir görünmek zorundaydı. Bu borçlardan vadesi gelenleri , yeniden borçlanarak , özelleştirmelerden elde edeceği gelirlerle ve vergi gelirlerini kullanarak ödemek zorundadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Taahhütlerini yerine getiremezse, yeni borçlar alamaz . Al</description></item><item><title>GELİR DAĞILIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gelir-dagilimi-350127.html</link><description>GELİR DAĞILIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelir; üretim ve hizmet süreçleri sonucunda elde edilen parasal yada nesnel getiridir.gelir bir bireye, bir topluluğa belli zamanlarda belli yerlerden gelen para olarak değerlendirilir ve hizmet sonucu elde edilen parasal yada nesnel getiridir . Gelir bir akım değişkendir.&lt;br/&gt;Milli gelir;bir ekonomide bireylerin ekonomik faaliyetleri sonucu belli bir dönem içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin toplamıdır.&lt;br/&gt;Gelir dağılımı;milli gelirin bireyler, bireylerden oluşan sosyal gruplar ve üretim faktörleri arasında bölüşülmesidir .gelir dağılımı , toplumsal ve siyasal yapının zaman içinde evrimini sağlayan sosyal bir olgudur.gelir dağılımı belirleyen unsurlar; üretim  araçlarının mülkiyeti, kamu hizmetlerinin düzeyi,toplumsal geleneksel ilişkiler,işgücünün örgütlenme düzeyi , yatay ve dikey hareketliliği ve siyasal katılma biçimleridir.&lt;br/&gt;Gelir dağılımı dengesizliğinin ve yoksulluğun bir toplumda var olması o toplumda sosyal ve siyasal huzurun sağlanması imkansızdır.gelir dağılımı dengesizliğini ve yoksulluğu, ekonomik büyüme , ücret düzeyleri,işgücü piyasasındaki gelişmeler ve faiz hadlerindeki değişmeler gibi birçok unsur etkilemektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GELİR DAĞILIMI  GRUPLARI:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61656;Sektörel gelir dağılımı&lt;br/&gt;&amp;#61656;Fonksiyonel gelir dağılımı&lt;br/&gt;&amp;#61656;Kişisel gelir dağılımı&lt;br/&gt;&amp;#61656;Bölgesel gelir dağılımı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SEKTÖREL GELİR DAĞILIMI:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir ekonomide , tarım , hizmetler ve sanayi adı altında üç ana sektör vardır.sektörel gelir dağılımı , bir ekonomide bu üç ana sektörün gayri safi milli hasılaya  ne oranda katıldığının değerlendirilmesidir.yani, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin milli gelirden aldıkları paylar bunların uzun dönemde izledikleri yol, sosyal hasılaya katkısı gibi ekonomik veriler,devlete devlete gösterge teşkil ederek hangi sektörlerin  teşvik edileceğini hangi sektörlerin milli gelir dağılımını ne şekilde etkilediğini sektörlere göre gelir dağılımının sonuçlarına bakarak karar verme imkanı sağlar.  &lt;br/&gt;Sektörel gelir dağılımı analizleri, ülkenin gelişmişlik düzeyleri hakkında bilgi verir.gelişmiş ekonomilerde, ekonomi sanayileşmesini tamamlayıp hizmet aşamasında olmasından dolayı tarım sektörünün milli gelirdeki payı azdır.az gelişmiş ülkelerde ise ekonomi tarıma dayalı olduğundan tarım sektörünün milli gelirdeki payı fazladır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FONKSİYONEL GELİR DAĞILIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üretim sürecinde ortaya çıkan gelirin üretim faktörleri ve sosyo-ekonomik gruplar arasındaki dağılımını gösteren yaklaşımdır.milli gelir içindeki ücret, faiz, rant ve kar payları hakkında bilgi verir. Fonksiyonel gelir dağılımı ülke içinde yaratılan milli gelirin üç temel üretim faktörü olan işgücü, sermaye ve doğal kaynaklar arasında nasıl bölüşüldüğünü  gösterir.fonksiyonel gelir dağılımı bir ülkenin gelişmişlik seviyesi hakkında da  bilgi verir.örneğin gelişmiş ülkelerde ekonomik kalkınmanın başlangıç dönemlerinde , tarım kesimi milli gelirden en büyük payı alırken , gelişme seviyesi yükseldikçe ücretlilerin payı artmaktadır..gelişme yolunda olan ülkelerde ise tarım kesiminin milli gelirdeki payı önemini korurken ücretlilerin geliri nispi olarak daha düşük kalmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİŞİSEL GELİR DAĞILIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğuşu neo-klasik iktisada dayanan refah iktisadın doğması  ve gelir vergisinin  uygulanmasıyla ilişkilidir.kişisel gelir dağılımı , toplam gelirin toplumu meydana getiren bireyler aileler ve gruplar arasındaki dağılımını ifade eder.kişisel gelir dağılımı şu açılardan önemlidir.&lt;br/&gt;_Fertler arasında  gelir eşitsizliklerinin göstergesi olarak ve ekonomik incelemelerde değişik amaçlarla kullanılabilir.örneğin çeşitli ülkeler arasında gelir eşitsizliklerinin karşılaştırılmasında yada aynı ülke içerisinde gelir eşitsizliklerinin yıldan yıla nasıl bir gelişme gösterdiğini incelemek amacıyla kullanılır.&lt;br/&gt;_Keynesyen görüşe göre , toplumsal ve ferdi tüketim ile tasarruf düzeyi gelirin bir fonksiyonudur.dolayısıyla kişisel gelir dağılımının değişmesi ile beraber marjinal tüketim eğilimleri farklı olan sosyal grupların gelir düzeyleri değişecek buda toplam tüketim miktarını dolayısıyla k</description></item><item><title>DÜNYA ÜLKELERİNİN EKONOMİK VE MALİ YAPILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dunya-ulkelerinin-ekonomik-ve-mali-yapilari-436993.html</link><description>DÜNYA ÜLKELERİNİN EKONOMİK VE MALİ YAPILARI       &lt;br/&gt;1. ÜRETİM VE BÜYÜME&lt;br/&gt;1999 yılında dünya ekonomisi beklenenin üzerinde bir ekonomik performans göstermiştir.Asya&quot;daki yükselen piyasa ekonomileri,son mali krizlerin etkilerini zaman zaman hissetmişlerse de kuvvetli bir ekonomik canlanma kaydetmişlerdir.Rusya ve Brezilya&quot;yı etkileyen mali karışıklığın ardından geçiş süreci ülkeleri ve Latin Amerika ülkelerinin ekonomileri iyileşmeye başlamıştır.Japonya&quot;da ekonomik canlanma hassasiyetini sürdürürken ABD&quot;nin son yıllardaki hızlı büyüme eğilimi 1999 yılında da devam etmiştir.Avrupa&quot;nın ekonomik görünümde iyileşme belirtileri kaydedilmiştir.&lt;br/&gt;Krizlerin ardından dünya ekonomisinin iyileşmesinde ABD&quot;nin verimlilik ve iç talep artışına dayanan hızlı ve istikrarlı büyümesini sürdürmesi kilit rol oynamıştır.Ayrıca 1999 yılının başından itibaren petrol fiyatlarının iki katından fazla artması küresel ekonomideki canlanmaya katkıda bulunmuştur.Petrol fiyatlarındaki artışa özellikle OPEC ve diğer bazı petrol üreticisi ülkelerin petrol üretimini kısmaları etkili olmuştur.Fiyat artışları başta Rusya olmak üzere Ortadoğu&quot;daki ve Afrika&quot;daki petrol ihracatçısı ülkelerin dış dengelerinde ve mali pozisyonlarında olumlu gelişmelere yol açmıştır.Sonuçta dünya ekonomisinin 1998 yılında %2.6 olan büyüme hızı 1999 yılında %3.4&quot;yükselmiştir.&lt;br/&gt; 1.1. Gelişmiş Ekonomiler&lt;br/&gt;Gelişmiş ekonomilerin 1998 yılında %2.4 olan ortalama büyüme hızı 1999 yılında %3.2&quot;ye yükselmiştir.2000 yılı için yapılan tahminler ortalama büyüme hızının artarak %4.2&quot;ye ulaşacağı yönündedir.&lt;br/&gt;ABD ekonomisinde 1999 yılında dördüncü yıldır tahminlerin üzerinde bir büyüme hızı gerçekleşmiştir.İç talebin önemli oranda artması bu genişlemede etkili olmuştur.1999 yılının ikinci çeyreğinde yavaşlayan ekonomi daha sonra tekrar canlanmıştır.Üçüncü çeyrekte yıllık olarak %5.7&quot;ye yükselen büyüme hızı dördüncü çeyrekte %7&quot;yi aşmıştır.1999 yılının bütününde ise ortalama büyüme hızı 4.2 olmuştur.&lt;br/&gt;2000 yılının ilk çeyreğinde %4.8 büyüyen ABD ekonomisi ikinci çeyrekte %5.3büyüme kaydetmiştir.Sabit yatırımlar canlılığını sürdürmekte yeni teknoloji yatırımları artmaktadır.Yılın bütününde ekonominin %5.2 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.&lt;br/&gt;Japonya da ise ekonomik durgunluğun ardından başlayan canlanma kısa süreli olmuştur.Japonya ekonomisinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlar tamamıyla çözümlenememiştir.Bankaların zayıf mali pozisyonları ve kredi vermedeki isteksizlikleri kamu tarafından finanse edilen sermaye artırımı programları ile aşılmaya çalışılmıştır.&lt;br/&gt;Son göstergelere göre,Japonya&quot;da sanayi üretimi yükselmekte,şirket karları ve özellikle ileri teknoloji sektörüne yatırım artmaktadır.1999 yılının son iki çeyreğinde düşüş gösteren üretim 2000 yılının ilk ve ikinci çeyreğinde beklenenin üzerinde büyüme kaydetmiş,yıllık olarak GSYİH artışı sırası ile %4 ve 4.2 olmuştur.Hükümet ekonomiyi canlandırmak amacıyla yeni bir destek paketini uygulama hazırlığındadır.Yılın bütününde ekonominin %1.4 büyümesi beklenmektedir.&lt;br/&gt;DÜNYA ÜRETİMİ(Yıllık Yüzde Değişim)1995199619971998199920002001&lt;br/&gt;Dünya3.64.14.12.63.44.74.2&lt;br/&gt;Gelişmiş Ekonomiler2.73.23.42.43.24.23.2&lt;br/&gt;ABD2.73.64.44.44.25.23.2&lt;br/&gt;Avrupa2.42.72.62.72.43.43.3&lt;br/&gt;Japonya1.55.01.6-2.50.21.41.8&lt;br/&gt;Diğer Gelişmiş Ekonomiler4.33.74.22.04.75.14.2&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler6.16.55.73.53.85.65.7&lt;br/&gt;Afrika3.15.72.83.12.23.44.4&lt;br/&gt;Asya9.08.36.54.15.96.76.6&lt;br/&gt;Orta Doğu4.34.55.13.10.84.74.1&lt;br/&gt;Latin Amerika1.73.65.42.20.34.34.5&lt;br/&gt;Geçiş sürecindeki ülkeler-1.5-0.51.6-0.82.44.94.1&lt;br/&gt;Orta ve Doğu Avrupa1.61.72.12.01.33.14.2&lt;br/&gt;Rusya-4.2-3.40.9-4.93.27.04.0&lt;br/&gt;Kafkasya ve Orta Asya-5.01.32.62.54.65.34.5&lt;br/&gt;Beyaz Rusya ve Ukrayna Hariç5.53.92.52.01.83.84.6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1999 yılında Asya&quot;daki gelişmiş ekonomiler beklenenden daha hızlı büyüme kaydetmişlerdir.Yeni sanayileşen Asya ekonomilerinden Kore,Singapur ve Tayvan&quot;da üretim artışı kriz öncesi düzeyine dönmüştür. &lt;br/&gt;Euro bölgesinde 1999 yılının i</description></item><item><title>ENFLASYON HEDEFLEMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?enflasyon-hedeflemesi-445975.html</link><description>ENFLASYON HEDEFLEMESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde 18 ülkede enflasyon hedeflemesi politikası uygulanmaktadır.Düşük ve sürdürülebilir bir enflasyon düzeyi sağlamak ve ekonomik birimlerin geleceğe yönelik daha sağlıklı karar almasını kolaylaştırmak amacıyla aralarında Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Avustralya ve İspanya&quot;nın bulunduğu gelişmiş ülkeler 1990&quot;lı yılların başından itibaren enflasyon hedeflemesi olarak adlandırılan yeni bir uygulamaya geçmişlerdir. Bu ülkelerdeki uygulamaları izleyen dönemde Şili, Meksika ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelerde de enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçiş yolunda çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde 18 ülkede enflasyon hedeflemesi politikası uygulanmaktadır. Akademik çevrelerde enflasyon hedeflemesi politikasının başarısı konusunda görüş ayrılıkları bulunmakla beraber, enflasyon hedeflemesinin gelişmekte olan ülkelerde uygulanabilirliği de ayrı bir tartışma konusu yaratmaktadır.&lt;br/&gt;Enflasyon hedeflemesinde diğer nominal çıpa politikalarından farklı olarak, merkez bankaları, hedeflenen enflasyon oranına ulaşmada değişik para politikası araçlarını kullanma serbestisine sahiptirler.Enflasyon hedeflemesi; merkez bankasının nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi amacına yönelik olarak para politikasının makul bir dönem için belirlenen sayısal bir enflasyon hedefi ya da hedef aralığına dayandırılması ve bunun kamuoyuna açıklanması şeklinde tanımlanabilen para politikası uygulamasıdır. Enflasyon hedeflemesinde diğer nominal çıpa politikalarından farklı olarak, merkez bankaları, hedeflenen enflasyon oranına ulaşmada değişik para politikası araçlarını kullanma serbestisine sahiptirler. Bu yaklaşım ülkenin sadece kendi durumuna odaklanabilmesine olanak vermekte ve para politikası tek bir değişken yerine enflasyonu etkileyebilecek her türlü faktör göz önünde bulundurularak belirlenmektedir. Bu faktörler arasında ücret artışları, kur artışı, kamu fiyatlandırma mekanizması, bekleyişler, petrol fiyatları gibi birçok unsur yer almaktadır. Enflasyon hedeflemesinin diğer bir avantajı, bu yaklaşımın kamuoyu tarafından kolay anlaşılabilmesi ve takip edilebilmesi, dolayısıyla şeffaflık içeren bir yaklaşım özelliği göstermesidir. Belli bir hedefin ilan ediliyor olması merkez bankasının tutarsızlık göstermesine engel olmaktadır.&lt;br/&gt; Enflasyon hedeflemesinin bir takım önşartları bulunmaktadır. Bunlar, para politikasının fiyat istikrarı hedefine odaklanması, merkez bankasının bağımsız olması ve derinliği bulunan gelişmiş mali piyasalar olarak sıralanabilir.&lt;br/&gt;Para politikasının nihai hedefi fiyat istikrarı olmalıdır.Para politikasının nihai hedefi fiyat istikrarı olmalıdır: Para otoritesi sadece belirlediği enflasyon hedefini gerçekleştirmeyi amaçlamalı, büyüme, istihdam seviyesi veya döviz kuru istikrarı gibi başka hedefler seçmemelidir. Örneğin, sabit kur sistemi altında enflasyon hedeflemesi sisteminin işlemesi mümkün değildir. Bu nedenle, doğrudan enflasyon hedeflemesi rejimini seçen ülkeler sabit kur sistemini terk etmek durumundadır.&lt;br/&gt;Mali politikalar genel olarak enflasyon hedefini destekleyici nitelikte olmalıdır.Enflasyon hedeflemesi rejimlerinde para ve mali politikalar arasında dolaylı da olsa bir etkileşim bulunmaktadır. Para politikası operasyonel olarak mali politikanın enflasyon üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurmak durumundadır. Mali politikalar genel olarak enflasyon hedefini destekleyici nitelikte olmalıdır. Örneğin, yüksek kamu borç stoku, merkez bankasının en azından kısa dönemde enflasyon hedefini gerçekleştiremeyeceğine dair beklentileri güçlendirmektedir. Bunun sonucunda kamu borcu nedeniyle faizler yükselmekte ve hükümetin borç yükünün, dolayısıyla da borç stokunun artmasına neden olabilmektedir. Enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçen ülkelerin çoğunda hükümetin enflasyonu kamu borçlanmasının finansmanında bir araç olarak kullanma girişimlerinin önlenmesi amacıyla enflasyona endeksli borçlanma kağıtları ihraç edilmiştir.&lt;br/&gt;Merkez bankasının bağımsızlığı,</description></item><item><title>YAKLAŞIM TEORİSİ ÜZERİNE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaklasim-teorisi-uzerine-394890.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Giriş bölümü dışında bu tez esas olarak iki bölümden oluşmaktadır.&lt;br/&gt;2.bölümde, bir fonksiyon yaklaşık olarak hesaplanırken kullanılan yaklaşımlar üzerinde duruldu.&lt;br/&gt;3. bölüm bir problemin yaklaşık olarak hesaplanması ile ilgilidir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anahtar sözcükler: Yaklaşım teorisi, en iyi yaklaşım, spline, varyasyonel yaklaşım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİR FONKSİYONUN YAKLAŞIK OLARAK HESAPLANMASI&lt;br/&gt;Ekonomize Edilmiş Rasyonel Yaklaşım&lt;br/&gt;PadÃ© &quot;approximant&quot;&lt;br/&gt;Birinci tür Chebyshev polinomu&lt;br/&gt;Ko-monoton Yaklaşım&lt;br/&gt;Favard Sabitleri&lt;br/&gt;Lerch transandantı&lt;br/&gt;Dirichlet lamda fonksiyonu&lt;br/&gt;Dirichlet beta fonksiyonu&lt;br/&gt;Frobenious Üçgen Özdeşlikleri&lt;br/&gt;C-determinant&lt;br/&gt;Jackson Teoremi&lt;br/&gt;Legendre serileri&lt;br/&gt;Legendre polinomu&lt;br/&gt;Müntz Teoremi&lt;br/&gt;Müntz uzayı&lt;br/&gt;Picone Teoremi&lt;br/&gt;Runge Teoremi&lt;br/&gt;Weierstass Yaklaşım Teoremi&lt;br/&gt;Weiersrass Polinom Teoremi&lt;br/&gt;BİR PROBLEMİN YAKLAŞIK OLARAK HESAPLANMASI&lt;br/&gt;Problem&lt;br/&gt;Temel Sorular&lt;br/&gt;Metrik&lt;br/&gt;Eğri yaklaşım problemi&lt;br/&gt;Normlanmış X İçin Belirli Seçenekler&lt;br/&gt;M İçin Belirli Seçenekler&lt;br/&gt;Yaklaşımın Derecesi&lt;br/&gt;İyi Yaklaşım&lt;br/&gt;Amaç&lt;br/&gt;Weierstass, Korovkin, Lebesgue, Bernstein&lt;br/&gt;Stone- Weierstrass&lt;br/&gt;Varlık&lt;br/&gt;&amp;#947;-Polinomları&lt;br/&gt;Bölünmüş Farklar&lt;br/&gt;Kesik Kuvvet Eğrisinin Bölünmüş Fakları&lt;br/&gt;Spline&quot;lar&lt;br/&gt;Teklik&lt;br/&gt;Karakterizasyon&lt;br/&gt;En İyi Yaklaşımın Oluşturulması&lt;br/&gt;C(T)&quot;de En İyi Yaklaşım&lt;br/&gt;Remes Algoritması&lt;br/&gt;Haar Koşulu&lt;br/&gt;Haar&quot;ın kaybolması&lt;br/&gt;Kompleks C(T)&lt;br/&gt;Kolmogorov kriteri&lt;br/&gt;L1&lt;br/&gt;Yaklaşımın Derecesi&lt;br/&gt;Bernshtein eşitsizliği&lt;br/&gt;Dirichlet çekirdeği&lt;br/&gt;FejÃ©r çekirdeği&lt;br/&gt;Tek Değişkenli B- Spline&quot;lar&lt;br/&gt;Marsden özdeşliği&lt;br/&gt;Remark&lt;br/&gt;Dual Foksiyonellerin Kullanımı: Diferansiyellenme, Düğümlere Bağlılık&lt;br/&gt;Gelişmeler&lt;br/&gt;Düğüm Konulması&lt;br/&gt;Küçültme Değişimi&lt;br/&gt;Spline&quot;ın Sıfırları, Sayılabilen Çokluklar&lt;br/&gt;Spline İnterpolasyonu&lt;br/&gt;Tam Pozitiflik&lt;br/&gt;Chebyshev Spline&lt;br/&gt;B-Spline&quot;nın Bazının Koşulu&lt;br/&gt;İyi İnterpolasyon Noktaları&lt;br/&gt;Yarı İnterpolantlar&lt;br/&gt;Spline&quot;lara Varyasyonel Yaklaşım&lt;br/&gt;Holladay yaklaşımı&lt;br/&gt;GW aralığı&lt;br/&gt;&quot;En iyi&quot; interpolant&lt;br/&gt;Bir kez daha Holladay yaklaşımı&lt;br/&gt;Krein yaklaşımı&lt;br/&gt;Favard yaklaşımı&lt;br/&gt;Mükemmel Spline&quot;lar&lt;br/&gt;Cauchy- Binet&lt;br/&gt;Remark&lt;br/&gt;Remark&lt;br/&gt;Optimal Telafi&lt;br/&gt;GW Aral</description></item><item><title>EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI T.A.Ş.</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eregli-demir-ve-celik-fabrikalari-t.a.s.-353605.html</link><description>EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI T.A.Ş.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                           İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Ereğli Demir ve Çelik  Fabrikaları T.A.Ş Hakkında Bilgi&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;   2.1.Tarihçe&lt;br/&gt;   2.2.Organizasyon şeması&lt;br/&gt;   2.3.Müşteri Potansiyeli&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.Doğal Borçlandırma Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.İş Talimatları&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;   4.1.Müşteri Kaydı&lt;br/&gt;   4.2.Sözleşmeli Siparişler&lt;br/&gt;   4.3.Genel Muhasebe İşleri&lt;br/&gt;   4.4.Siparişlerin  Teslimi ve Sevki&lt;br/&gt;     4.4.1.Mal  Bedeli   Ödemeleri&lt;br/&gt;     4.4.2.Makbuz,DBS  Formu  Bono  Ve  Teminat  Mektubu  Kontrolleri&lt;br/&gt;     4.4.3.Ödemelerin   Üretim   Kontrol   Sistemine  Girilmesi  &lt;br/&gt;   4.5.Sipariş Değişikliği&lt;br/&gt;   4.6.İmalat Dönem Siparişleri  Kabulü&lt;br/&gt;     4.6.1.Taleplerin  Alınması   ve   Kontrolü&lt;br/&gt;     4.6.2.Taleplerin  UKS&quot;ye  Girişinden  Sonra  Yapılan  İşlemler&lt;br/&gt;   4.7.Bonoların Tahsili İçin  Bankaya Verilmesi&lt;br/&gt;   4.8.Serbest Stok Siparişleri&lt;br/&gt;     4.8.1.Serbest  Stok  Dağıtımı&lt;br/&gt;     4.8.2.Sipariş  İptal  Karşılığı  Serbest  Stok  Uygulaması&lt;br/&gt;     4.8.3.Rezervasyon&lt;br/&gt;     4.8.4.Ödemelerin  EUKS&quot;ne  Girilmesi&lt;br/&gt;   4.9.Yan Ürün Stok Siparişi&lt;br/&gt;   4.10.Ara Siparişler&lt;br/&gt;   4.11.İmalat Stok Siparişleri&lt;br/&gt;   4.12.Borçlu  Müşterilerin  Takibi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 5.Hedefler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Kaynaklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Giriş&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;         Staj eğitimimi  Ereğli  Demir  ve Çelik  Fabrikaları  T.A.Ş&quot;nde  tamamladım.Fabrikaya ilk geldiğim  gün gördüğüm  fabrikadaki  disiplindi,her şey disiplin içinde ilerliyordu.Bu  yüzdende ilk bir kaç gün fabrika hakkında  bilgileri öğrendik.İntibak eğitimi  fabrika eğitim müdürlüğündeki  eğitmenler tarafından verildi.Kendi  bünyesinde eğitim müdürlüğü bulunmakta bu da şirket içi eğitim  devamlı surette verilmekte,aynı zamanda demir çelik  sektörüyle ilgili  birimlere  bu  müdürlükte  eğitim  verilmektedir.İntibak eğitiminde  genel olarak  fabrika içinde yapmamız ve yapmamız  gerekenler   en  ince  ayrıntısına kadar  anlatıldı,bunlar  bizim can güvenliğimiz  içinde  çünkü  fabrika ağır sanayi sektöründe bulunmaktaydı.İntibak  eğitimi  bittikten  sonra  staj  öğrencilileri   eğitim  görecekleri  bölümlere  dağıtıldı.Benim  staj  eğitimim   Ereğli  Bölge  Satış  Müdürlüğüydü.&lt;br/&gt;          &lt;br/&gt;              Ereğli  Bölge  Satış  Müdürlüğü  satışların  gerçekleştiği    ve de   üçüncü  kişilerle  temas  halinde olan bölümdü.İşletmenin  dışarı  açılan  kapısı  olduğu  için   önemlidir.Müşterilerle  birebir karşılıklı   görüşülürdü.Ofis  olarak da   diğer  bölümlerden  farklı  olduğunu  içeri  girişte  fark  edebilirsiniz.Müşteri  memnuniyetinin  önemli  olduğu  biliniyor,çalışanlar  her zaman müşterilerle  sıcak  ilişkiler  içindeler.&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;         Çalışanların  belli  iş  talimatları  var.Bu  talimatları  görerek  ve  çalışanları  izleyerek  stajımı  tamamladım.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;         1965 yılında üretime başlayan ERDEMIR, bugün ulaştığı 3 milyon ton/yıl düzeyinde ham çelik üretim kapasitesi ile halen Türkiyenin en büyük demir çelik kurulusu ve tek entegre yassı çelik üreticisidir. &lt;br/&gt;         Uluslararası kalite standartlarında levha, sıcak ve soğuk haddelenmiş sac ile kalay, krom ve çinko kaplamalı sac üretmektedir. &lt;br/&gt;         İstanbula 270 km. uzaklıktaki Kdz.Ereğlide yaklaşık 4 kilometrekarelik bir alan üzerine kurulu ERDEMIR tesislerinde, kok - sinter - yüksek fırın - çelikhane - sürekli döküm - sıcak haddeleme - sürekli soğuk haddeleme ve kaplama teknolojisi ile üretim yapılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Ereğli  Demir  ve  Çelik   Fabrikaları T.A.Ş Hakkında  Bilgi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  2.1.Tarihçe&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;         Ereğli  Bölge  Satış  Müdürlüğü  ilk kez  1966  yılında  satış  müdürlüğüne  bağlı  Ereğli  Bölge  Satış  Şefliği  adı  altında  faaliyetlerine başlamıştır.1972 yılına kadar şeflik olarak  işlevlerini  yürüten Ereğli  Bölge Satış  Şefliği  o dönemde  yalnızca  pik  ve serbest  stok satışlarını  yapmaktaydı.1972  yılında  müdürlük  olduğunda  yalnız  Ereğli  ilçesini  kapsayan  faaliyetlerinin  yanı  sıra  tüm  bölgelerin   serbest  stok  tahsislendirmelerini   ve toplu  satışlarını  sürdürmekteydi.1978  yılı  sonlarında  bölgeler  satış  koordinasyon  müdürlüğüne   bağlı serbest stok  şefliğinin kurulması  so</description></item><item><title>AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-guvenlik-ve-isbirligi-teskilati-437122.html</link><description>AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (AGİT)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. TEŞKİLATIN EVRİMİA) Konferans DönemiAGİK (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı)Helsinki Nihai SenediAvrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK), Soğuk Savaş koşullarındaki Avrupada gerginliğe son veÂ­rilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve katılan devletler arasında bu amaca yönelik işbirliğinin geliştirilÂ­mesi düşüncesiyle 1973 tarihinde Helsinkide başlatılmıştır. Soğuk Savaşın sebep olduğu iki kutuplu ortamda bir müddet sonra yaşanmaya başlayan yumuşama dönemi, (Detente) ifadesini, bir modus vivendi özelliğinde, ancak gelecek için imkanları açık bırakan bir yaklaşımla, AGİK Çevresinde bulmuştur.35 ülkenin Devlet ve Hükumet Başkanlarınca 30 Temmuz-1 Ağustos 1975 tarihlerinde Helsinkide düzenÂ­lenen 2irve Toplantısında imzalanan Helsinki Nihai Senedi, sınırların ihlal edilmezliği ilkesiyle, başta SSCB olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinin endişelerini ve beklentilerini karşılarken, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı, kuvvete başvurmama, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesi alanında getirdiği yükümlülükler ile de batılı ülkelerin istek ve hedeflerine cevap vermiştir. Helsinki Zirvesinde ülkemizi Başbakan olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel temsil etmiştir.AGİK süreci, Nihai Senedin kabulünden sonra belirli aralıklarla düzenli izleme, yükümlülükleri gözden geçirme toplantıları ve ara dönemler için planlanan seminer ve konferans gibi faaliyetlerle sürdürülmüştür. İzleme toplantılarında, katılımcı devletlerin AGİK yükümlülüklerini yerine getirme durumlarının gözden geçirilmesi sürecin geliştirilmesi ve daha etkili kılınması için gerekli kararlar alınması amaçlanmıştır.B) KURUMSALLAŞMA SÜRECİAGİK 1990 Paris Zirvesi ve Paris ŞartıDoğu Avrupa ülkelerinde ya~anan hızlı değişim dikkate alınarak, SSCB lideri Gorbaçovun önerisi üzerine 19-21 Kasım 1990 tarihleri arasında, Pariste Devlet ve Hükumet Başkanları düzeyinde AGİKin ikinci zirvesi düzenlenmiştir. Zirve toplantısında, Avrupada yaşanan tarihi gelişmeler karşısında, Nihai Senedin hükümleriyle temel ilkelerinin teyidi, AGİK sürecinin tüm boyutlarıyla daha ileriye götürülmesi, sürece ivme ve kapsan kazandırılması ve bunun için gerekli mekanizmaların oluşturulması sağlanmıştır. Paris Zirvesi bu nedenle AGİK için önemli bir dönüm noktası teşkil etmiş ve Paris Şartının kabulü ile AGİK bir konferans süreci olmaktan çıkartılıp, kurumsallaşmanın ilk adımları atılmıştır.. Yeni Bir Avrupa İçin Paris ŞartıAGİK/AGİTin kurucu belgesi olarak kabul edilen Helsinki Nihai Senedinin ardından imzalanan en önem: belgenin Paris Şartı olduğu söylenebilir. Paris Şartının ilk paragrafında, The era of confrontation and division of Europe has ended cümlesiyle Soğuk Savaşın ve Avrupanın bölünmüşlüğünün sona erdiği ve Avrupada karşılıklı saygı ve işbirliğine dayalı yeni bir dönemin başladığı ilan edilerek, demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık taahhüdünde bulunulmuştur. Şartın, Gelecek için Rehber İlkeler&quot; başlıklı bölümünde Soğuk Savaş döneminde diğer konuların gölgesinde kalan yeni konulara dikkat çekilmişti. Örneğin, diğer hususlar arasında göçmen işçiler meselesi ilk kez ayrı başlık altında ele alınmış, meselenin ekonomik, kültürel ve sosyal boyutunun yanı sıra, insani boyutunun da olduğu kabul edilmiş, insani boyut bölümün de ise ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığına karşı ortak mücadele edileceği yönünde taahhütte bulunu muştur.AGİK Helsinki Zirvesi ve 1992 Helsinki BelgesiAGİKin bugünkü faaliyetleri ve yapısı bakımından Helsinki Zirvesi (9-10 Temmuz 1992) ve Zirvede kabul edilen 1992 Helsinki Belgesi önemli bir yer tutmaktadır. Gerek Helsinki Nihai Senedini ( 1975), gerek Paris Şartını teyid eden 1992 Helsinki Belgesi, Soğuk Savaşın sona ermesiyle yeni sorunlar ve belirsizliklerin ortaya çıktığına işaretle, AGİKe söz konusu değişimin idaresi görevini vermiştir. Bu Çerçevede, AGIK bir diyalog, müzakere ve işbirliği forumu olarak, bir yandan güvenlik alanınd</description></item><item><title>AVRUPA BİRLİĞİ TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avrupa-birligi-tarihcesi-346623.html</link><description>AVRUPA BİRLİĞİ  TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) Akdeniz çevresinde hayat : Asya halkalarının ya da nehir vadisi insanlarının yaşam tarzlarından farklı olduğu ,yeryüzü şekillerinin bu farklılığı doğurduğu göz önüne alınmalıdır.Mesela ,Yunanistan ve İtalyadaki dağlar ,kara içiyle  kıyı arasındaki  iletişimi koparmış, insanların denize açık olmasının gerektirmiştir. İklimin sadece yaz ve kış /kurak-soğuk oluşu hayvancılığı ön plana almıştır. Sulak arazide ekimin  emek maliyeti yüksek ,köle iş gücü ön sıradadır.Kolay tarımın yapıldığı alan az olduğundan ,getirisi az olan tahıllar yerine , zeytin ,üzüm ,incir gibi dayanıklı ve bakımı kolay ağaçlar dikilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) M.Ö. 3000lerde Güney Avrupada endüstriyel bazı gelişmeler görülmüştür. Kuzey Avrupanın doğal şartları aynı gelişime izin vermemiştir. Çünkü ; güney Avrupa ya, Asya ve Mısır dan ,bu bölgelerin  G.Avrupaya yakın oluşları nedeni ile göçmenler gelmiştir. Kıyıdan kıyıya ,adadan adaya yolcu ve eşya taşıyan gemiler; maden çağının temel girişimlerinden biriydi.&lt;br/&gt;   M.Ö.2500-2000  arasında Giritliler ,deniz nakliyatı sayesinde , maden işleme tekniklerini Orta Avrupa ve Britanyadan alarak , Kuzeye öğrettiler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3) Akdenizde suyu ve toprağı tutmak sorun iken, Mısır fazla yağıştan muzdaripti.Bu nedenle iki yerde de ,sulama sorununa yönelik büyük ölçekli tesisler inşaa edilmekteydi.&lt;br/&gt;   Yine de bir çok bölge en yüksek verimde bile nüfusunu besleyememekte ,Akdenizin ve Karadenizin  meskun olmayan kısımlarında koloniler kurulmakta ,enstansif tarım ve kolonilerden ithalatla bu sorunu aşmaya çalışmaktaydılar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4)  Giritin 1000 yıllık denizcilik serüveni (MÖ.2500-1500) ,kuzeyli istilacılarla sona erdi.Bu işlevi üstlenen Fenikelililer ,Ege ticaretini tekne üstünlükleriyle ele geçirmişlerdi.Avruapdan maden ,hammadde sağlamakata ,bunları Afrikadan aldıkları ;Altın ,Fildişi , Köle ve değerli taşlarla mübadele ediyorlardı.&lt;br/&gt;       Gelişen ticaretin yanında ,Mezopatamya ve Mısır kalıp yöntemleriyle fakirlerinde alabildiği endüstri malları üretmişlerdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5) Yunanlılar ,batıya ikibin yıllık göç halksının son zinciriydiler.Fenikelilerin egemenliklerine son verip ,ticaret alanlarını daralttılar.&lt;br/&gt;Sadece Mısır ticareti ile zenginliklerini sürdüren Fenikeliler , Karatcanın düşüşü ile sahneden çekildiler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6) Kendilerinden öncekileri yokeden ya da boyunduruk altına alan Yunanlılar ,göçlerinde yarattığı karışıklıkla Ege çevresine ve adalara yayıldılar.&lt;br/&gt;Büyük ihtimalle göçebe ,hayvancılıkla ilgilenen ve demirden silahlar kullanan savaşçı bir topluluktu. Göç ertesinde  toprağa yerleşip hayvancılıkla uğraşmaları yanısıra ,artan nüfus baskısıyla kolonizasyona başvurdular.Akdenizin doğusuna ,Karadeniz etrafına ,Sardunya ,Korsika,Nil Deltasına ve Kıbrısa yerleştiler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7) Koloniler hem kendi ihtiyaçları için  hem de ihracata  ,hammade ve gıda üretmekteydiler. Ana Siteden mamul mallar ,sermaye arzı&lt;br/&gt;gemicilik hizmetleri ithal etmekteydiler.&lt;br/&gt;     Anavatanda kalan Yunanlılar , zeytinyağı ,şarap üretimine önem verirken ,ülkede ucuza mal edilemeyen ; tahıl ,balık ve diğer ürünlerin ithallerine yöneldiler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8) Kendisine geniş ölçüde yeterli olan ekonomi ,toprağa dayalıydı.Toprak bölünmüş ,küçük parçalar kiralanmıştı.Büyük kısımlar köle emeği ile işleniyordu.Köleler ; savaşlardan ya da borçlarının ödeyemeyen çifçilerden karşılanıyordu. (Özgür Kölenin bir kaç kuşak sonra vatandaşlık   hakkına  sahip olabilmesinin nedeni...)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9) Kıtlık zamanı borçlarını ödeyemeyen küçük toprak sahipleri isyanlar çıkarıyordu.Tiranların,isyanı bastırmaya yönelik reformları , borçları siliyor, yeniden toprak dağıtıyordu.Ancak zamanla her şey eski haline dönüyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10) Eski Yunanda her ev kendi ihtiyacını üretiyordu.Endüstri üç dalda gelişmişti ; Dokuma ,Çömlekçilik ve Madeni Eşya üretimi...&lt;br/&gt;Üretim zanaatkarların emrindeki atelye de ,özgür ya da köle işçilerle gerçekleştiriliyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11) Dış ticaret deniz ağırlıklıydı.Doğal engeller (fırtınalar) ve korsanlar ; yük gemilerinin ve seyahatlerin finansmanındaki temel riskler ve masraf (savunma-asker ,daha sağlam ge</description></item><item><title>EKONOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonometri-376610.html</link><description>EKONOMETRİ ÖDEVİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞ3&lt;br/&gt;2.TASARRUFUN TANIMI4&lt;br/&gt;2.1.TASARRUFUN İLİŞKİLİ OLDUĞU KAVRAMLAR5&lt;br/&gt;2.1.1.MİLLİ GELİR5&lt;br/&gt;2.1.2.TÜKETİM HARCAMALARI7&lt;br/&gt;2.1.3.YATIRIM HARCAMALARI8&lt;br/&gt;2.2.TASARRUF ÇEŞİTLERİ9&lt;br/&gt;2.2.1.KAMU TASARRUFLARI10&lt;br/&gt;2.2.2.ÖZEL TASARRUFLAR11&lt;br/&gt;2.2.3.GÖNÜLLÜ TASARRUFLAR12&lt;br/&gt;2.3.TASARRUFUN BELİRLEYİCİLERİ14&lt;br/&gt;2.3.1.KLASİKLERE GÖRE TASARRUFUN BELİRLEYİCİLERİ14&lt;br/&gt;2.3.2.KEYNESE&quot;E GÖRE TASARRUFUN BELİRLEYİCİLERİ15&lt;br/&gt;2.3.3.YENİ TEORİLERE GÖRE TASARRUFUN BELİRLEYİCİLERİ18&lt;br/&gt;3.UYGULAMA19&lt;br/&gt;3.1.VERİLER19&lt;br/&gt;3.2.EKONOMETRİK MODELİN BELİRLENMESİ22&lt;br/&gt;3.3.PARAMETRELERİN İSTASİSTİKİ OLARAK İNCELENMESİ23&lt;br/&gt;3.3.1.t testleri23&lt;br/&gt;3.3.2.Regresyonun genel anlamlılık testi24&lt;br/&gt;3.4.EKONOMETRİK VARSAYIMLARIN İNCELENMESİ25&lt;br/&gt;3.4.1.NORMALLİKVARSAYIMI25&lt;br/&gt;3.4.2.JARQUE-BERA TESTİ26&lt;br/&gt;3.5.ÇOKLU DOĞRUSAL BAĞLANTI27&lt;br/&gt;3.5.1.ÇOKLU DOĞRUSAL BAĞLANTININ İNCELENMESİ27&lt;br/&gt;3.5.2.VIF( variance Inflation Factor )KRİTERİ:27&lt;br/&gt;3.5.3.KLEIN KRİTERİ31&lt;br/&gt;3.5.4.THEIL-m KRİTERİ35&lt;br/&gt;3.6.OTOKORELASYON36&lt;br/&gt;3.6.1.OTOKORELASYONUN BELİRLENMESİ36&lt;br/&gt;3.6.2.DURBIN WATSON TESTİ36&lt;br/&gt;3.6.3.OTOKORELASYONUN DÜZELTİLMESİ37&lt;br/&gt;3.7.DEĞİŞEN VARYANSIN İNCELENMESİ41&lt;br/&gt;3.7.1. WHITE TESTİ41&lt;br/&gt;3.7.2.ARCH(auto Regressive Conditional Heterosecdasticity)TESTİ42&lt;br/&gt;4.KAYNAKLAR45&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Milli gelir, bir ekonomide bir yıl içinde üretilen bütün mal ve hizmetlerin para olarak ifade denilen toplam değeridir.Fakat milli gelir ve oluşumu;toplam tüketim harcamaları, toplam yatırımlar ve toplam tasarrufları ile sıkı ilişkilidir.Bu öğeler ayrı gelişen olaylar olmayıp, sürekli oluşum halindedirler ve zaman içinde belli değişimler gösterirler.Yani,aynı olayın değişik yönlerden görünümüdür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tasarruflarda,tüketim kavramının önemli bir parçası olup, insanların gelirlerinin bir kısmını tüketmemesi, yani gelirin tüketilmeyen kısmıdır.Bu yüzden tasarruf konusu araştırırken, çoğu kez tüketim,yatırım,gelir gibi kavramlarda ele alınacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmamızın başlangıcında, genel makro ekonomik dengede tasarrufun ilişkili olduğu kavramların tanımları,oluşumları ve birbiriyle olan ilişkileri ele alınacak sonra tasarruf kavramı ve çeşitleri araştırılacaktır.Aynı bölüm içerisinde, tüketimi dolayısıyla tasarrufları belirleyen faktörler  açıklanacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygulama bölümünde ise matematiksel ve ekonometrik model arasındaki farkları inceleyerek tasarrufların hangi ekonomik değişkenlere ilişkili olduğu ve bu değişkenlerden ne ölçüde etkilendiği ortaya çıkacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çalışmamızın sonucunda,iktisadı olay ve gözlemlerden elde edilmiş sonuçlara bağlı olarak değişkenler bulunmuş olup,bulduğumuz bu değişkenlerle tasarruflar arasındaki ilişki hem teorik hem de ekonometrik olarak açığa çıkmış olacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;2.TASARRUFUN TANIMI &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Ekonomik faaliyetlerin temel amacı tüketimdir.İnsanlar tüketerek sağladıkları tatmin ve faydayı en üst düzeye ulaştırmaya çalışırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tasarrufu en açık ifadeyle; gelirden tüketim harcamaları çıktıktan sonra kalan kısım yani gelirin tüketime harcanmayan kısmı şeklinde ifade edilebilir.Bu tanımdan hareketle karşımıza  tüketim faaliyetlerinin zıddı çıkmış olur. Kişilerin karşısında sadece iki türlü alternatif vardır ya gelirini tüketime ayıracak yada tasarruf edecektir.Böylece tasarruf sahipleri çeşitli spekülasyonlarla gelirlerinin bir kısmını tüketmeyerek tasarruf etmek durumunda kalırlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gene tüketimden yola çıkılarak yapılan bir tanımla tasarruf cari tüketimin ertelenmesi olarak ele alınabilir.Gerçekten de kişiler çalıştıkları yani üretime katkıda bulundukları dönemlerde tasarruf yapıp emekli olduktan sonra bu tasarruflarını harcadıklarını düşünürsek tanım yerini bulmuş olacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;2.1.TASARRUFUN İLİŞKİLİ OLDUĞU KAVRAMLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1.1.MİLLİ GELİR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Makro ekonomik analiz her şeyden önce iktisadi faaliyet düzeyinin bir bütün olarak ölçülebilmesini gerektirmektedir.Milli gelir iktisadi faaliyetlerin ölçümünde temel kavram olarak ele alınmalıdır.Çünkü milli gelir bir ülkedeki üretim gelir ve harcamaları bütünüyle içine almaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GSMH tanım olarak; bir yıl içinde üretilen bütün mal ve hizmetlerin toplam değeridir.GSMH tanımı içerisinde bir yıl üretilen toplam mal ve hizmetler ve bu mal ve hizmetlerin para olarak ifadesi söz konusudur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GSMH dikkat edilecek bir nokta GSMH&quot;nın oluşumu sırasındaki aşınma ve yıpranmaların(amortismanların) GSMH içerisinde bulunmasıdır.Bu aşınma ve yıpranmaların düşülmesinden sonra elde edilen değer safi milli hasıla olarak karşımıza çıkar.Bu ülkenin refahı, üretim gücü açısından daha g</description></item><item><title>EKONOMİ SÖZLÜĞÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomi-sozlugu-437123.html</link><description>EKONOMİ SÖZLÜĞÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A Tipi Yatırım Fonu Ortaklığı: &lt;br/&gt;Fon içtüzüklerinde/esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtmek kaydıyla, portföy değerinin en az %25&quot;ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye&quot;de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acenta:&lt;br/&gt;Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aç&amp;#253;&amp;#240;a Sat&amp;#253;&amp;#254;:&lt;br/&gt;Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ağırlıklı Ortalama Fiyat :&lt;br/&gt;Ortalama Fiyat bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsuratsız fiyatıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alım Satıma Aracılık :&lt;br/&gt;Aracılık Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım-satım faaliyetini ifade eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anonim Şirket :&lt;br/&gt;Bir ünvana sahip, en az 5 ortak tarafından, ana sözleşmesinde yazılı konularda faaliyette bulunmak üzere, asgari 5 milyar TL sermaye ile kurulmuş olan ve esas sermayesi belli paylara bölünmüş olan sermaye şirketleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Apel :&lt;br/&gt;Pay bedelinin taksitle ödenmesinin söz konusu olduğu durumlarda, yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aracı Kuruluş:&lt;br/&gt;Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu&quot;nca yetkili kılınmış bankalar ve aracı kurumlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aracı Kurum :&lt;br/&gt;Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık yetkisi verilmiş anonim ortaklıklardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aracılık :&lt;br/&gt;Sermaye piyasası araçlarının, yetkili aracı kuruluşlar tarafından, kendi nam ve hesabına, başkasının nam ve hesabına, kendi namına ve başkasının hesabına yapılan alım-satım faaliyetidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aracılık Yüklenimi :&lt;br/&gt;Yüklenimi, halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının tamamının satılacağına dair aracı kuruluş tarafından ihraççı şirkete verdiği taahhüttür. Bakiyeyi yüklenim veya tümünü yüklenim olmak üzere iki şekilde yapılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arbitraj:&lt;br/&gt;Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alım-satım işlemidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayı Piyasası:&lt;br/&gt;Gelecek hakkında karamsarlığın ve fiyatların düşeceği beklentisinin hakim olduğu piyasadır. Bu tür piyasalarda kişiler ellerindeki hisse senetlerini gelecekte daha düşük fiyattan satın alabilecekleri düşüncesi ile satarlar.&lt;br/&gt;Bağımsız Dış Denetleme: &lt;br/&gt;Denetleme, ortakların mevzuat ve genel kabul görmüş muhasebe ve denetleme esas ve ilkelerine uygunluk yönünden defter, kayıt ve belgelerinin yetkili bağımsız denetleme kuruluşlarınca denetlenmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bağlı Ortaklık:&lt;br/&gt;İşletmenin doğrudan veya dolaylı olarak en az %50 oranında oy veya en az bu oranda yönetim çoğunluğunu seçme hakkına sahip olduğu iştiraklerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakiyeyi Yüklenim:&lt;br/&gt;Yüklenim, sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca yapılan halka arz sırasında satılmayan hisse senedi miktarının bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının ihraçcıya taahhüt edilmesini ifade eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Banka Bonoları :&lt;br/&gt;Bonoları Kalkınma ve Yatırım bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Banka Garantili Bonolar :&lt;br/&gt;Garantili Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortakların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baz Fiyat :&lt;br/&gt;Bir hisse senedinin seans içinde işlem görebileceği üst ve alt fiyat adımlarının belirlenmesine esas teşkil eden fiyattır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başlangıç Sermayesi:&lt;br/&gt;Sermayesi Kayıtlı sermaye sisteme tabi ortaklıklar için zorunlu olan asgari çıkarılmış sermaye tutarıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bedelli Sermaye Artırımı :&lt;br/&gt;Sermaye Anonim ortaklıkların, arttırdıkları sermaye karşılığı çıkardık</description></item><item><title>BELİRLENME SORUNU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?belirlenme-sorunu-350923.html</link><description>BELİRLENME SORUNU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Teşhis sorunu&quot;, &quot;tanımlanma meselesi&quot; gibi isimlerde verilen belirlenme problemi; eşanlı modelde parametrelerin (a,b,c.......) tek değerli tahminlerinin elde edilip edilemeyeceği ile ilgili bir konudur.&lt;br/&gt;Belirlenme bir model tahmini yada değerlendirilmesinden çok bir model kurma sorunudur. Bir modelin istatistik kalıbı biricikce ve daha sonra örnek serilerden parametreleri biricik olarak tahmin edebiliyorsa belirlenebilir bir modeldir.&lt;br/&gt;Bir ekonometri modeli genellikle eşanlı denklem modeli biçimindedir. Eşanlı bir modelin birden fazla denklemi vardır, denklem sayısı içsel değişken sayısına eşitse bu model eksiksizdir, matematiksel olarak çözülebilir. Ancak bu çözüm sonucu yapısal parametrelerin değerlerinin elde edilebilmesi için eşanlı model denklemlerinin ayrı ayrı belirlenebilir olması gerekmektedir. Nitekim belirlenmemiş veya eksik belirlenmiş bir denklemin parametrelerinin nümerik değeri elde edilememekte yani bu denklem ilavesi/çıkarılması, yani yeni bir eşanlı model kurulması gerekir. Bu sebepten belirlenme ekonometride model kurma ile ilgili bir konudur.&lt;br/&gt;Eşanlı bir modelin bir denkleminin belirlenme durumunun araştırılması sonucu şu üç durumdan biri ortaya çıkabilir:&lt;br/&gt;1)Eksik Belirlenmiş Denklem (Belirlenmemiş Denklem): İstatistik kalıbı tek olmayan denklem eksik belirlenir. Denklemlerinden bir veya daha fazlası eksik belirlenen denklem takımı belirlenmiş olur.&lt;br/&gt;2)Belirlenmiş Denklem : İstatistik kalıbı tek olan denklem belirlenebilir. Bütün denklemleri belirlenebilen bir denklem takımı belirlenmiştir. Belirlenmiş denklem iki türlü karşımıza çıkabilir.&lt;br/&gt;A)Tam belirlenmiş denklem &lt;br/&gt;B)Aşırı belirlenmiş denklem &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.EŞANLI DENKLEMLİ MODELİN DENKLEMLERİNİN BELİRLENME DURUMUNUN YAPISAL MODELDEN HARAKETLE ARAŞTIRILMASI&lt;br/&gt;Eşanlı denklemli bir modelin herhangi bir denkleminin tahmin edilmesi için bu denklemin eksik belirlenmiş olması gerekir. Bu sebepten eşanlı modellerin tahmininden önce denklemlerinin teker teker belirlenme durumu araştırılmalıdır. Yapısal modelden hareketle belirlenme durumunun araştırılmasında iki şart vardır:&lt;br/&gt;1)Sayma Koşulu&lt;br/&gt;2)Ronk koşulu (Mertebe koşulu)&lt;br/&gt;Yapısal modeldeki değişken sayıları ile ilgili dört tane sembol bulunmaktadır:&lt;br/&gt;G  = Modeldeki içsel değişkenlerin sayısı (veya denklem sayısı)&lt;br/&gt;G&amp;#61482;= Belirlenme durumu araştırılan denklemdeki içsel değişken sayısı&lt;br/&gt;K = Modeldeki toplam dışsal değişken sayısı&lt;br/&gt;M = Belirlenme durumu araştırılan denklemdeki dışsal değişken sayısı&lt;br/&gt;1.2 BELİRLENMENİN İLK ŞARTI = SAYMA KOŞULU&lt;br/&gt;Eşanlı denklemli bir modelin herhangi bir denkleminin belirlenmesi için gerekli (fakat tek başına yetersiz) bir şart sayma koşuludur. &lt;br/&gt;Sayma koşulu şöyledir:&lt;br/&gt;K-M  &amp;#61619; G-1    = Boy Şartı&lt;br/&gt;G = Belirlenmesi araştırılan denklemdeki içsel değişken sayısı &lt;br/&gt;K = Modeldeki toplam dışsal değişken sayısı &lt;br/&gt;M = Belirlenmesi araştırılan denklemdeki dışsal değişken sayısı &lt;br/&gt;Sayma koşulu şunu ifade etmektedir: eşanlı model denklemlerinden birinin belirlenmiş olması için modeldeki toplam dışsal değişken sayısı (K)&quot;nın  belirlenmesi araştırılan denklemdeki dışsal değişken sayısından (M) farkının belirlenme durumu araştırılan denklemdeki içsel değişken sayısı G&quot;nin bir eksiğinden büyük veya eşit olması gerekir. Yani bir denklemin belirlenebilmesi için bu denklem dışında kalan dışsal değişkenlerin sayısının (K-M) denklemdeki içsel değişken sayısının bir eksiğinden (G-1) daha küçük olması gerekir. Sayma koşulunda şu üç durum söz konusudur:&lt;br/&gt;1)K-M = G-1 ise denklem tam belirlenmiştir.&lt;br/&gt;2)K-M   G-1 ise denklem aşırı belirlenmiştir.&lt;br/&gt;3)K-M  G-1 ise denklem eksik belirlenmiştir.&lt;br/&gt;İlk iki halde denklemin çözümü mümkündür son halde ise denklem çözülemez. Belirlenme sayma koşulu şu yöntemle de araştırılmalıdır:&lt;br/&gt;YÖNTEM 2 MODELDEKİ EN AZ M-1 DEĞİŞKENİ İÇERMEME YÖNTEMİ İLE BOY ŞARTI:&lt;br/&gt;Bu yolla sayma koşulu şöyle araştırılabilmektedir: G denklemli bir eşanlı modelde bir denklemin belirlenebilmesi için bu denklemin modeldeki en az g-1 değişkeni (içsel ve dışsal) içermemesi gerekir.</description></item><item><title>DÜNYADA SERMAYE PİYASASI KURULLARI VE KANUNLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dunyada-sermaye-piyasasi-kurullari-ve-kanunlari-361129.html</link><description>*AMERİKA&lt;br/&gt;U.S. SECURITIES AND EXCHANGE COMMISSION&lt;br/&gt;U.S. Securities and Exchange Commission&quot;in ilk görevi yatırımcıları korumak ve sermaye piyasalarının bütünlüğünü sağlamaktır. Mevduatların devlet garantisinde olduğu bankacılık dünyasından farklı olarak, sermaye piyasalarında yatırım araçları değer kaybedebilir. Bu araçlarda garantiden söz edilemez. &lt;br/&gt;Özellikle 1929 yılındaki &quot;Market Crash&quot; ten sonra devlet yatırımcıyı koruma amacıyla Securities Act of1933 ve Securities Exchange Act of 1934 adlı kanunları çıkarmıştır. Bu kanunlar yatırımcının sermaye piyasalarına olan güvenini yeniden sağlamak için devlet tarafından yürürlüğe konmuştur.&lt;br/&gt;Nihayet 1934 yılında SEC, Başkan Roosevelt tarafından kurulmuştur.Yönetim kurulu başkanlığına  Joseph P. Kennedy atanmıştır. SEC&quot;in uyguladığı kanunlar kronojik sırayla aşağıdaki gibidir:&lt;br/&gt;*Securities Act of 1933&lt;br/&gt;&quot;Yatırım araçlarındaki gerçeklik&quot; kanunu olarak anılan Securities Act of 1933&quot; ün iki amacı vardır:&lt;br/&gt;1.Yatırımcının satılan yatırım araçları hakkındaki bilgilere kolayca ulaşmasını sağlamak,&lt;br/&gt;2.Yatırım araçlarının satışındaki hile, yalan ve dolandırıcılığı önlemek.&lt;br/&gt;*Securities Exchange Act of 1934&lt;br/&gt;Bu kanun piyasa oyuncularının SEC altında kayıt olmasını öngörür. Takas ve emanet standartlarını belirler.&lt;br/&gt;*Public Utility Holding Company Act of 1935&lt;br/&gt;Bu kanuna göre kamuya elektrik, doğalgaz dağıtımı işine giren Eyaletlerarası holding şirketleri alt şirketlerinin örgüt yapısını, finansal durumlarını, operasyonlarını anlatan raporlar tutmak zorundadırlar. Aşağıdaki konularda holding şirketleri SEC uygulamalarına tabidir:&lt;br/&gt;1.Kamu hizmeti sistemleri&lt;br/&gt;2.Yatırım araçları satışı&lt;br/&gt;3.Holding şirketin kamuya hizmet veren bölümüyle iş yapan holding şirketlerinin iktisapları&lt;br/&gt;4.İş kombinasyonları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Trust Indenture Act Of 1939&lt;br/&gt;Bu kanun borçlanma araçlarını düzenler. Borçlanma araçları Securities Act altında kayıt altına alınabilse de &quot;tröst sözleşmesi&quot; adı verilen borçlanma aracını ihraç eden ile alıcı arasındaki sözleşme olmadığı sürece kamuya satılmayabilir. Bu kanun sözleşme standartlarını belirler. &lt;br/&gt;*Investment Company Act of 1940&lt;br/&gt;Bu kanun yatırım şirketlerini kapsam altına alır. Bu yasa, ilgili şirketlere finansal durumlarını, yatırım politikalarını yatırımcılarına açıklama yükümlülüğü getirir.&lt;br/&gt;*Investment Advisers Act of 1940&lt;br/&gt;Bu kanun gereğince yatırım danışmanları SEC tarafından kayıt altına alınmak zorundadırlar.&lt;br/&gt;*Sarbanes- Oxley Act of 2002&lt;br/&gt;Bu kanun, şirket sorumluluklarının ve şeffaflıklarının kapsamını genişletip, yolsuzluklara karşı savaş açar. Yolsuzlukları önlemek için &quot;Public Company Accounting Oversight Board&quot;u kurmuştur. PCAOB denetim firmalarını denetler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*AVRUPA BİRLİĞİ&lt;br/&gt;COMMITTEE OF EUROPEAN SECURITIES REGULATORS&lt;br/&gt;Avrupa Komisyonu&quot;nun 6.06.2001 tarihli (2001/527/EC) CESR&quot;yi kurma direktifiyle oluşturulan bağımsız bir organizasyondur. Amacı, Avrupa sermaye piyasası kurumları arasındaki koordinasyonu geliştirmek, komisyona danışmanlık vermek, üye ülkelerde oluşturulacak finansal altyapının gelişimine yardım etmektir. Alttaki şekilde de görüldüğü üzere CESR Avrupa Komisyonu&quot;na rapor sunar ve öneri de bulunur, finansal piyasaları da gözlemler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avrupa Birliği Finansal Piyasalarını düzenleyen direktifler aşağıdaki gibidir:&lt;br/&gt;1.32003R2273 adlı direktif, finansal araçların yeniden geri alımını düzenler. &lt;br/&gt;2.32003L0125 adlı direktif oyuncular arasındaki çıkar çatışmalarından ve yatırım araçlarının temsilinden bahseder.&lt;br/&gt;3.32003L0124 adlı direktif bilgilerin yayımlanması ile manipülasyondan bahseder.&lt;br/&gt;4.32003L0071 adlı direktif halka arz sürecini düzenler.&lt;br/&gt;5.32003L0006 adlı direktif insider trading ile manipülasyon üzerinedir.&lt;br/&gt;6.32002L0087 2002/87/EC adlı direktif kredi, sigorta ve yatırım şirketleri üzerinedir.&lt;br/&gt;7.32001D0528 2001/528/EC adlı direktifle CESR kurulmuştur.&lt;br/&gt;8.32001D0527 2001/527/EC adlı direktifle CESR kurulmuştur.&lt;br/&gt;9.32001L0034  2001/34/EG adlı direktif menkul kıymetlerin borsaya kote olmasıyla ilgilidir.&lt;br/&gt;10.31997L0009 97/9/EC adlı direktif yatır</description></item><item><title>İMKBDE İŞLEM GÖREN HİSSE SENETLERİNİN DEĞERLEME ORANLARINA GÖRE GRUPLANDIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?imkbde-islem-goren-hisse-senetlerinin-degerleme-oranlarina-gore-gruplandirilmasi-445662.html</link><description>İMKBDE İŞLEM GÖREN HİSSE SENETLERİNİN DEĞERLEME ORANLARINA GÖRE GRUPLANDIRILMASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1.GİRİŞ &lt;br/&gt;Bu çalışmada, İMKB da işlem gören hisse senetlerinin değerleme oranları başlığı altında çeşitli parametrelere uygun olarak gruplandırılması hedeflenmiştir. Değerleme oranları adı altındaki parametreler; &lt;br/&gt;-Piyasa değeri &lt;br/&gt;-Net kar (son dört çeyrek) &lt;br/&gt;-Amortisman (son dört çeyrek) &lt;br/&gt;-Nakit temettü &lt;br/&gt;-Özsermaye &lt;br/&gt;-F/K=Toplam piyasa değeri/son iki altışar aylık dönemin net karlar toplamı &lt;br/&gt;-Temettü verimi oranı &lt;br/&gt;-F/NA=Fiyat/Nakit akışı oranı [piyasa değeri/(son dört üçer aylık dönemin net karlar toplamı+son dört üçer aylık dönemin amortisman toplamı)] &lt;br/&gt;-PD/DD=Piyasa değeri/defter değeri oranı (piyasa değeri/özsermaye) &lt;br/&gt;olarak sayılabilir. Hisse senetleri İMKB da işlem gören şirketlerin bu parametrelere uygun olarak gruplandırılması amaçlanmıştır.  &lt;br/&gt;Bilindiği üzere İMKB da işlem gören hisse senetleri; &lt;br/&gt;-İmalat sanayii &lt;br/&gt;-Elektrik, Gaz ve Su &lt;br/&gt;-İnşaat ve Bayındırlık &lt;br/&gt;-Toptan ve Perakende Ticaret, Otel ve Lokantalar &lt;br/&gt;-Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama &lt;br/&gt;-Mali Kuruluşlar &lt;br/&gt;ana sektörlerine ayrılmaktadır. Çalışmamızda bu ana sektörler içerisinden İmalat sanayii ele alınmıştır. İmalat sanayii ana sektörü de, &lt;br/&gt;-Gıda, içki ve tütün &lt;br/&gt;-Dokuma, giyim eşyası ve deri &lt;br/&gt;-Orman ürünleri ve mobilya &lt;br/&gt;-Kağıt ve kağıt ürünleri, basım ve yayın &lt;br/&gt;-Kimya, petrol, kauçuk ve plastik ürünler &lt;br/&gt;-Taş ve toprağa dayalı sanayii &lt;br/&gt;-Metal ana sanayii &lt;br/&gt;-Metal eşya, makine ve gereç yapım &lt;br/&gt;-Diğer imalat sanayii  &lt;br/&gt;olmak üzere çeşitli alt sektörlere ayrılmaktadır (İMKB Ocak-Haziran 99 dönemi hisse senetleri piyasası borsa bülteni). Çalışmada bu alt sektörler içerisinden de gıda, içki ve tütün alt sektörü ele alınmıştır. Bu alt sektörde hizmet veren şirketler arasından da değerleme oranları ile ilgili parametre değerleri tam olanlar ele alınmıştır. Gıda, içki ve tütün alt sektöründe faaliyet gösteren ve değerleme oranları ile ilgili parametre değerleri tam olan ve analize dahil edilen şirketler ise; Anadolu biracılık, Anadolu gıda, Banvit, Ege biracılık, Güney biracılık, Pınar entegre et, Pınar süt, Pınar un ve T.Tuborg dur. &lt;br/&gt;İmalat ana sektörüne bağlı bu alt sektörde faaliyet gösteren ve yukarıda adı geçen şirketlerin, değerlerleme oranına ilişkin parametrelere dayalı olarak gruplandırılmasında, tek değişkenli istatistiksel ölçülerin yetersiz kalacağı açıktır. Bu amaçla çalışmada çok değişkenli analiz tekniklerinden çok boyutlu ölçekleme analizi kullanılmıştır. Aşağıda ikinci bölümde çok boyutlu ölçekleme analizine ilişkin genel bilgiler yer almaktadır. &lt;br/&gt;2. ÇOK BOYUTLU ÖLÇEKLEME ANALİZİ &lt;br/&gt;Günümüzde tek değişkenli istatistiksel analizler yerini, incelenen konu veya olayla ilgili olarak birden fazla özelliğinbir arada ele alınmasına olanak sağlayan çok değişkenlilere terk etmiştir. Çok değişkenli istatistik, birden çok özelliğin analizi ile ilgilenildiğinden uygulamalarda değişik amaçlarla kullanılmaktadır (Tatlıdil, 1992:11). &lt;br/&gt;Çok değişkenli istatistiksel analiz yöntemlerinden biri olan çok boyutlu ölçekleme analizi, cevaplayıcıların nesneleri / bireyleri değerlendirmeleri temelinde, anahtar boyutların teşhisinde araştırmacıya yardım eden teknikler kümesidir. Çok boyutlu ölçekleme analizi, kişisel tercihler,tutumlar, eğilimler,inançlar ve bekleyişler gibi davranışsal verilerin analizinde sıkça kullanılmaktadır. Çok boyutlu ölçekleme analizinin genel amacı, mümkün olduğunca az boyutla, nesnelerin yapısını (uzaklık değerlerini kullanarak) orjinal şekle yakın bir biçimde ortaya koymaktır (Tatlıdil, 1992:353). Özellikle bilgisayarların yaygın olarak kullanılmaya başlamasından bu yana pazarlama araştırmalarında, çok boyutlu ölçekleme analizi oldukça sık başvurulan bir çok değişkenli analiz türü olmuştur.  &lt;br/&gt;2.1. ÇOK BOYUTLU ÖLÇEKLEME ANALİZİNİN TEMEL KAVRAM VE VARSAYIMLARI &lt;br/&gt;Çok boyutlu ölçekleme analizinde iki temel kavram, algısal boyut ve fiziksel boyut kavramlarıdır. Çok boyutlu ölçekleme analizinde nesnelerin / bireylerin hem algısal boyutun hemde fiziksel boyutun her ikisine de sahip ol</description></item><item><title>DÖVİZ KURU ÇIPASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?doviz-kuru-cipasi-437875.html</link><description>İÇİNDEKİLER:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.GİRİŞ&lt;br/&gt;II.2000-2002 ENFLASYONU DÜŞÜRME PROGRAMININ ANA HATLARI&lt;br/&gt;III.2000 YILI MAKROEKONOMİK GELİŞMELER&lt;br/&gt;IV. ÖDEMELER DENGESİ GELİŞMELERİ&lt;br/&gt;V.KRİZ OLUŞUMUNDA VE KRİZ İÇİNDE SERMAYE HAREKETLERİ&lt;br/&gt;VI.SERMAYE HAREKETLERİNİN DENETLENMESİ&lt;br/&gt;VII.SONUÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. GİRİŞ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kura dayalı istikrar programı uygulayan ülkelerin deneyimlerini inceleyen akademik çalışmalar uygulama sürecinde ülke parasının reel olarak önemli oranda değerlendiği, ekonominin hızlı bir canlanma süreci yaşadıktan sonra daralma eğilimine girdiği ve dış dengelerin bozulduğu sonuçlarında birleşmektedirler. Edwards (2000) 1990&quot;lı yıllarda yükselen piyasalarda yaşanan finansal krizlerin ortak özelliklerini şu şekilde özetlemektedir: programın ilk aşamasında, sabitlenmiş  kur rejiminde göreli olarak yüksek seyreden yurtiçi faizler önemli oranda yabancı sermaye çekmekte ve artan cari işlem açığı finanse edilirken menkul kıymet piyasası da canlanmaktadır. Ancak, uygulamada görülen aksaklıklar sonrasında sermaye girişleri azalmakta ya da çıkışlar başlamakta, gerekli tedbirlerin alınması geciktiği sürece ülke riski artmakta ve belirsizlik oluşmaktadır. Bu ortamda yüksek oranlı sermaye çıkışları yaşanmakta, ülke parası aşırı değerlenmekte ve Merkez Bankası rezerv&lt;br/&gt;kaybetmektedir. Sonuç olarak, sabitlenmiş kur rejimi terk edilerek dalgalı kur uygulaması&lt;br/&gt;benimsenmektedir.&lt;br/&gt;Bu çerçevede değerlendirildiğinde, ödemeler dengesi istatistiklerinin kura dayalı istikrar programlarının izlenmesinde ve de değerlendirilmesinde öncü gösterge niteliği taşıdığı söylenebilir. Türkiyede 2000 yılı başından itibaren üç yılı kapsayan ve enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi hedefleyen benzer bir program uygulamaya konmuş ve uygulamanın ikinci yılı başında dalgalı kur sistemine geçme durumunda kalınmıştır. Bu çalışmanın amacı, kura dayalı istikrar programının uygulamaya konulduğu 2000 yılında Türkiye ödemeler dengesi istatistiklerini detaylı olarak incelemek ve kura dayalı istikrar programının ödemeler dengesi üzerindeki etkilerini araştırmaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. 2000-2002 ENFLASYONU DÜŞÜRME PROGRAMININ ANA HATLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye ekonomisi 1970li yıllardan itibaren yüksek ve artan enflasyon ile yaşamış ve bu 30 yıllık geçmişte kronik enflasyonun neden olduğu istikrarsız bir yapıya rağmen ortalama olarak yüzde 4-5 oranında ekonomik büyüme sağlamıştır. Giderek artan kamu açıkları, açıkların çok kısa vadeli iç borçlar ile finanse edilmesi ve bunun sonucu olan yüksek reel faizlerin kamu maliyesini giderek bozması ekonomide süregelen diğer bir sorun olarak gündeme gelmektedir. Bu çerçevede tasarlanan ve 22 Aralık 1999 tarihinde IMF İcra direktörleri Kurulu&quot;nca onaylanarak yürürlüğe giren Stand-By Anlaşması kapsamında kamuoyuna duyurulan Enflasyonu Düşürme Programı, 2002 yılı sonunda enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi amaçlamakta ve özellikle 1998 yılı son çeyreğinde başlayan&lt;br/&gt;ve 1999 yılında devam eden yüksek reel faizlerin etkisiyle hızla bozulan kamu maliyesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmasını hedeflemektedir. Yapısal reformlar ile bütçe dengesinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve istikrarlı bir büyüme ortamının yaratılması uzun dönemli amaçları oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.Makroekonomik hedefler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enflasyonu Düşürme Programının ilk ana unsuru sıkı maliye politikası ile faiz dışı bütçe fazlasında iyileşme kaydedilmesi, yapısal reformlar ile bu iyileşmenin kalıcı kılınması ve özelleştirmeye hız kazandırılmasıdır. Bu çerçevede, 1999 yılı sonunda GSMH&quot;nın yüzde 2&quot;si düzeyinde açık veren toplam kamu kesimi faiz dışı dengesinin 2000 yılında GSMH&quot;nın yüzde 2.2 oranında fazla vermesi, 2001 ve 2002 yıllarında ise bu oranın yüzde 3.7&quot;ye yükselmesi öngörülmektedir. Depremle ilgili harcamalar hariç tutulduğunda öngörülen mali iyileşme önemli oranda artmaktadır. Kamu kesiminde öngörülen iyileşmenin kalıcı kılınması ise hedeflenen yapısal reformlara dayanmaktadır. Yapısal reformlar; kamu yönetimi ve şeffaflık, vergi reformu, sosyal güvenlik ve tarımsal destekleme, özelleştirme, sermaye p</description></item><item><title>ULUSLARARASI PARA FONU VE İSTİKRAR PROGRAMLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uluslararasi-para-fonu-ve-istikrar-programlari-366961.html</link><description>ULUSLAR ARASI  PARA  FONU(IMF)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I- IMF&quot;NİN YAPISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            1)Kuruluşu,Amaç,Üyeler ve Kotalar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IMF,ABD&quot;nin New Hampshire eyaletinin Bretton Woods kentinde 1-22 Temmuz 1944 tarihleri arasında bir araya gelen 45 ülkenin,ana sözleşmeyi imzaladıkları 27 Aralık 1945&quot;de kuruldu ve 1 Mart 1947&quot;de finansal operasyonlarına başladı.&lt;br/&gt;IMF&quot;nin temel amacı;uluslar arası parasal işbirliğin geliştirilmesini sağlama,uluslar arası ticaretin dengeli bir şekilde gelişmesine yardımcı olmak,çok taraflı ödemler sisteminin kurulmasına destek olmak,ödemler dengesi sıkıntısı çeken üye ülkelere gerekli geri dönüş önlemlerini almak kaydıyla yeteri kadar maddi destekte bulunmak,üye ülkelerin ödemler dengesi sorunlarının derecesini ve süresini düşürmektir.&lt;br/&gt;IMF&quot;nin üye sayısı 183&quot;tür.&lt;br/&gt;IMF üyesi 183 ülkenin IMF&quot;deki kotaları toplamı 212 milyar SDR,yani yaklaşık 290 milyar dolardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) IMF&quot;nin Hesap Birimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SDR,IMF tarafından oluşturulan bir uluslararası bir likidite aracıdır.Fonun eylül 1967 de Rio de Janeiora&quot;daki yıllık toplantısında böyle bir yeni uluslar arası likidite aracının oluşturulması kabul edilmiş,28 Temmuz 1969&quot;da fon ana sözleşmesinde yapılan değişiklikle SDR departmanının kurulması mümkün olmuş ve ilk olarak 1970 yılında 3.4 milyar tutarında bir SDR oluşturulup üyeler tahsisiyle uygulanmaya başlanmıştır.2001 sonu itibariyle 1SDR=1.25447 Dolardır.SDR sepetini oluşturan paralar ve sepetteki ağırlıkları şöyledir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Euro0,375434&lt;br/&gt;Japon Yeni0,159696&lt;br/&gt;İngiliz Sterlini 0,142336&lt;br/&gt;ABD Doları0,577000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   3) IMF&quot;nin Oy Oranı Hesabı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;X ülkesinin kotası 100 milyon SDR;IMF kotaları toplamının 212 milyar SDR ve toplam üye sayısının 183 olduğu varsayımından hareketle bu ülkenin IMF&quot;deki oy oranını hesaplayalım:&lt;br/&gt;X Ülkesinin Oy Oranı=X Ülkesinin Oy Sayısı/IMF&quot;deki Toplam Oy Sayısı&lt;br/&gt;X Ülkesinin Toplam Oy Sayısı=Sabit Oy Sayısı+Değişken Oy Sayısı&lt;br/&gt;Sabit Oy Sayısı=250 Oy&lt;br/&gt;Değişken Oy Sayısı=Ülke Kotası/100,000&lt;br/&gt;X Ülkesinin Oy Sayısı=250+100,000,000/100,000&lt;br/&gt;X Ülkesinin Oy Sayısı=1250&lt;br/&gt;            IMF&quot;deki Toplam Oy Sayısı=250x183+212,000,000,000/100,000&lt;br/&gt;IMF&quot;deki Toplam Oy Sayısı=45,750+2,120,000&lt;br/&gt;IMF&quot;deki Toplam Oy Sayısı=2,165,750&lt;br/&gt;X Ülkesinin Oy Oranı=1250/2,165,750&lt;br/&gt;X Ülkesinin Oy Oranı=0,0005&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4) IMF&quot;nin Organizasyonu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IMF&quot;nin organizasyon biçimi anonim şirketlere benzetilebilir: Anonim şirketlerdeki pay sahipleri genel kurulun görevini yapan bir Guvernörler Kurulu, yine anonim şirketlerdeki yönetim kurulunun görevini yapan bir İcra Direktörleri Kurulu söz konusudur. Ayrıca uluslar arası parasal ve ekonomik konuların tartışılıp görüşüldüğü bir para ve finansal işler komitesi vardır. İcra Direktörleri Kurulu kararlarını uygulamaktan sorumlu bir başkan (Managing Director) ve IMF personeli mevcuttur. &lt;br/&gt;Her ülkenin ekonomi ve/veya maliye bakanı yada üst düzey bir bürokratın (Çoğunlukla Merkez Bankası Başkanı) bu Guvernörler Kurulunda Guvernör olarak görev yapar ve ülkesi adına oy kullanır.&lt;br/&gt;İcra Direktörleri Kurulu 5&quot;i atanmış (ABD, Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa) ve 19&quot;uda seçilmiş olmak üzere toplam 24 kişiden oluşur. Atanmış üyeler yalnızca kendi ülkelerini temsil ederler. Seçilmiş üyeler ise bir grubu temsil ederler. Yalnızca kendi ülkesini temsil eden 3 seçilmiş üye vardır: Suudi Arabistan, Rusya ve Çinâ€¦&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5) Konsültasyonlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IMF her üye ülkede ekonomik durum izlemesi ve konsültasyon yapar. Bunlar: ana sözleşmenin 4. maddesi gereğince yılda bir kez yapılan konsültasyon, Dünya Ekonomik Görünümü Raporu (World Economic Outlook) için yılda iki kez yapılan WEO çalışması, fon kaynaklarını kullanmaksızın IMF yakın gözetiminde olmayı kabul eden üye ülkeler için yılda birkaç kez yapılan uyarıcı düzenlemeler, genişletilmiş gözetim ve program gözetimi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6) IMF&quot;nin Finansal Politikaları ve İmkanları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IMF&quot;nin izlediği finansal politikalar 4 grupta toplanır: &lt;br/&gt;&amp;#61656;Rezerv Dilimi Politikaları&lt;br/&gt;&amp;#61656;Kredi Dilimi Politikaları&lt;br/&gt;&amp;#61656;Acil Durum Destek Politikaları&lt;br/&gt;&amp;#61656;Borç ve Borç Servisi Düşürme Politikaları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ağır borç yükü altındaki ülkeler açısından en önemlisi Borç ve Borç Servisi Düşürme   Politikası&quot;dır. Bu politika uyarınca IMF, üye ülkeye kullandıracağı normal imkanlardan bir bölümünü bu amaç için tahsis edebilir. &lt;br/&gt;Normal IMF imkanları stand-by düzenlemeleri ve genişletilmiş fon kolaylığı düzenlemesi altında kullandırılır. &lt;br/&gt;Stand-by, üye ülkedeki ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için öngörülen bir destektir. 12-18 ay arasında ve 3 ayda bir taksitler halinde veriler</description></item></channel></rss>