<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Deontoloji / Tıp Tarihi - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Deontoloji / Tıp Tarihi</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>BİLİŞİM TOPLUMUNDA ORTAYA ÇIKAN ETİK SORUNLAR VE TIP BİLİŞİMİ MESLEK AHLAK İLKELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bilisim-toplumunda-ortaya-cikan-etik-sorunlar-ve-tip-bilisimi-meslek-ahlak-ilkeleri-440537.html</link><description>BİLİŞİM TOPLUMUNDA ORTAYA ÇIKAN ETİK SORUNLAR ve TIP BİLİŞİMİ MESLEK AHLAK İLKELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. Bilişim Toplumu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geçmişi ilk hesaplama aygıtının icadına kadar uzanan bilgisayarlarla birlikte iletişim teknolojilerinde yaşanan başdöndürücü gelişme, geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde daha da hızlanarak, kişisel ve toplumsal hayatlarımızı çok yönlü olarak etkileyerek değiştirmeye  başladı. Bilme işlemi artık bilgi ve iletişim teknolojilerinin desteğiyle gerçekleşiyor. Bilgi; bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla toplanıyor, saklanıyor, dağıtılıyor; bu bilgi başka bilgilerle birleşerek ya da bazı süzgeçlerden geçerek yeni bilgiler oluşuyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün bu işlemlerin işlerimizde, evlerimizde ve günlük hayatımızın diğer alanlarında getirdiği yenilik ve değişimler  &quot;dönüşüm&quot; kavramıyla açıklanmaya başlandı ve bugün  içinde yaşadığımız &quot;bilişim toplumu&quot; dediğimiz oluşumu yarattı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bilgi ve iletişim teknolojilerinin hayatımıza yaygın ve etkin olarak girişiyle birlikte yaşanan değişimler üç ana grupta toplayabileceğimiz görüşlerce farklı niteliklerle değerlendiriliyor. Bu görüşler arasında yer alan &quot;iyimserler&quot;; üretimin arttığını, bunun sonunda bolluk yaşandığını, yeni iş alanları doğduğunu, bireylerin kullanabileceği boş zamanın arttığını, sınıf farklılıklarının azaldığını, artık bilgi ve birikimin güç olduğunu bu nedenle de daha eşitlikçi bir toplum oluştuğunu, organizasyonların hiyerarşik yapısında daha az katman olacağı için merkeziyetçi yapının bozulduğunu, demokrasinin ve küresel anlayışın gelişeceğini söylüyorlar. Buna karşılık &quot;kötümserler&quot;; zaten güçlü olan kurumların gücünü arttırdığını, bilgi zengini ve bilgi fakiri arasındaki uçurumun genişlediğini, bilgisayar uzmanlığının askeri amaçlara hizmet ettiğini, birkaç yeni iş alanının oluştuğunu fakat bu alanlarda yaratılan iş hacmine göre işsizliğin daha fazla arttığını, elektronik gözetlemenin özel hayatı ve mahremiyeti tehdit ettiğini, bir avuç şirketin bilgisayar pazarını ve uluslararası iletişimi kontrol ettiğini ileri sürüyorlar. İki görüşten de izlerin bulunabileceği &quot;bağlamcılar&quot; ise; teknoloji ve toplumun iki yönlü olarak birbirlerini etkilediğini, toplumsal güçlerde çeşitlilik olduğunu, teknolojinin oluşturduğu etkilerin farklı stratejiler, kararlar ve tepkilerle farklı toplumsal sonuçlar şeklinde görülebileceğini söyleyerek toplumsal dinamiklerin varlığını vurguluyorlar. Bağlamcılar, bilişim teknolojilerinin olumlu ya da olumsuz amaçlar doğrultusunda kullanabileceğini; bilgi ve iletişim teknolojilerinin bireylerin becerilerini azaltmak veya yeni beceriler kazandırmak ya da çalışanların katılımını arttırmak  için kullanılabileceğini, teknolojinin  kültür emperyalizmine yol açmak için de, Üçüncü Dünya&quot;nın gelişimi için de kullabileceğini, teknolojinin aynı demirin dövülüp şekil almasına benzeyen bir niteliği olduğunu (&quot;malleable&quot;), nasıl dövülürse öyle olacağını söylüyorlar. (Barbour,1992:146. Alıntılayan Ermann- Williams-Shauf 1997:161)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu üç farklı görüşü değerlendirdiğimizde ve teknolojiyi &quot;insan&quot;ların &quot;insan&quot;lar için ürettiğini ve bu teknolojiyi &quot;insan&quot;ların kullandığını göz önüne aldığımızda; hangi amaçlar için üretildiği ve kullanıldığının tamamen &quot;insan&quot;a bağlı olduğu gerçeğiyle; bağlamcı görüşün daha geçerli göründüğünü söyleyebiliriz.&lt;br/&gt;Bununla birlikte; hangi görüş daha gerçekçi olursa olsun hepsi için geçerli olan bir durum var ki o da bilişim teknolojilerinin yarattığı dönüşümle  yaşanan olumlu gelişmelerin yanısıra, var olan sorunlara yenilerinin eklenmesiyle birlikte bir dizi etik sorun yaşandığı ile ilgili. Bu sorunların neler olduğuna geçmeden önce etik konusundaki bilgilerimizi tazeleyelim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. Etik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Etik; bireylerin yaptıkları seçimleri ve nasıl davranacaklarını etkileyen, doğru ve yanlışa ilişkin ilkeler olarak açıklanabilir. (Laudon&amp;Laudon, 1996:139. Alıntılayan Dedeoğlu, 2001:3) Başka bir tanımla etik; &quot;doğru ya da iyinin ne olduğunu belirleme sanatı&quot;, &quot;aynı zamanda genel bir yol, hayat tarzı, bir dizi eylem kuralı ya da ahlak ilkesi&quot;dir. (Saunders. A</description></item><item><title>TIP EĞİTİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tip-egitimi-350191.html</link><description>TIP EĞİTİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KONU: Tıp fakültesinden mezun olan öğrencilerin meslek hayatına atıldıklarında   karşılaştıkları uyumsuzluklar&lt;br/&gt;ÖNEM: Günümüzde tıp bilimi, tıp eğitimi ve toplumsal sağlık sorunları arasındaki  ilişkiler bozulmuştur. Tıp bilimi hızla ilerlemektedir. Ülkeler arası bilgi ve teknoloji aktar imi kolaylaşmış, bilimdeki hızlı gelişmeler eğitim programlarının çağımıza uygun hale dönüştürülmesini kaçınılmaz yapmıştır tıp eğitimi gelişen tıp biliminin hızına yetişememektedir. Tıp öğrencileri yoğun bilgi yükü altında ezilmektedir. Tıp biliminin olanakları her insana eşitçe ulaşamamaktadır. Tıp fakültelerinde içinde yaşadıkları toplumun güncel sağlık sorunlarından habersiz, tıp bilimindeki gelişmelere ilgisiz hekimler yetiştirilmektedir. &lt;br/&gt;Tıp eğitiminin  toplumsal sağlık sorunları konusunda yetersiz kalması, tıp bilimini takip edememesi sonucu tıp fakültesi mezunu hekimler, meslek hayatına atıldıklarında bir takım sorunlarla karşılaşmaktadır. Hekimler, tıp fakültesinde öğrendikleri çoğu şeyin yanlış ya da eksik olduğunu gördüklerinden veya pratik uygulamalar konusunda yetersiz olduklarından  uyum sorunu yaşamaktadırlar.&lt;br/&gt;Tıp öğrencileri beceri, tutum ve değerleriyle hekimlik mesleki rolünü öğrenmeye ve bunu toplumca benimsendiği şekilde yerine getirmeye çalışmak durumundadırlar. Bu açıdan tıp eğitimi, öğrencilerden mesleki bilgi ve beceri kadar hekimlik mesleki rolüne uygun değer ve tutumların da kazandırılmasının beklendiği uzun ve formel bir eğitimdir. &lt;br/&gt;Hekimlerin meslek hayatlarındaki uyum sorununu aşmanın ilk adimi tıp eğitimindeki sorunları belirlemek ve bu sorunların aşılması için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.&lt;br/&gt;AMAÇ: Araştırma sonucunda tıp eğitiminin gelişen tıp bilimine ayak uyduramadığını, toplumsal sağlık sorunlarına yanıt veremediğini ve sistemin değiştirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlıyorum. Hekimlerin meslek hayatlarında yaşadıkları sorunların tıp eğitimindeki yetersizliklerden kaynaklandığını düşünüyorum.  Ayrıca sorunun aşılmasına yönelik yeni çözüm önerileri geliştirmeyi hedefliyorum.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Araştırmamda tıp mezunlarının mesleki uyum sorunlarını  ele alacağım Mezunların çalıştığı tüm hastaneleri incelemem mümkün olmadığından araştırmamı İbni Sina Hastanesi, Hacettepe Hastanesi ve Atatürk Göğüs Hastalıkları Hastanesi ile sınırlandırıyorum.&lt;br/&gt;SORUN FORMÜLASYONU: Toplum yaşamındaki en önemli hizmet sahası kuskusuz sağlık hizmetleridir. Tıp bilimi var olan sağlık sorunlarına çözüm üretme uğraşında hızla ilerlerken bir yandan da aşırı teknikleşerek, pahalılaşmaktadır. &lt;br/&gt;Tıp bilimi, tıp eğitim ve toplumsal sağlık sorunları arasındaki ilişkiler seyirci kalınamayacak derecede bozulmuştur. Tıp fakültelerinden öğrenciler bilgi yükü altında ezilmiş, genel yeterlilikten yoksun, içinde yaşadıkları toplumun öncelikli sağlık sorunlarından habersiz ve topluma yabancılaşmış bireyler olarak mezun edilmektedir. Okulun kapısından bir kez çıkınca can pazarına dönüşmüş sağlık ortamında yapayalnız bırakılmaktadırlar.(Terzi,2001: 12)&lt;br/&gt;Tıp eğitimindeki temel eksiklikler toplum yaşamında çok önemli bir yere sahip olan hekimlerin meslek hayatlarında sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu sorunların başında iş tatminsizliği ve sosyal uyum sorunları gelmektedir. Hekimlerin yaşadıkları sorunların temelinde ülkemizde verilen tıp eğitiminin yetersizliği yatmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜRKIYE&quot;DE TIP EGITIMININ SORUNLARI&lt;br/&gt;Durkheima göre çağımızdaki insan eylemlerinin başında meslek yaşamı gelmektedir. O, ekonomik hayati düzenlemek için zorunlu olan siyasal ve ahlaki gücü, devlet ya da ailede değil, meslek gruplarında bulmaktadır. (Aron(1986). Aktaran: Kasapoglu,1992:16)&lt;br/&gt;Gerth ve Millsa göre, geçim sağlayan bir dizi eylem olarak uğraş ya da meslek, ekonomik düzenin bir parçası sayılabilecek ekonomik rollerden meydana gelir(Gerth and Mills (1969). Aktaran: Kasapoglu,1992:16).&lt;br/&gt;Eğitim, fiziksel uyarımlar sonucu, beyinde iştendik biyokimyasal değişiklikler oluşturma sürecidir (Sönmez,1994: 2).&lt;br/&gt;Bu çalışmada tıp, hem geçim sağlayan hem de ahlaki değerlerle donanmı</description></item><item><title>DNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-352158.html</link><description>DNA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlı hücresinin olağanüstü kompleks yapısı evrim açısından büyük bir çıkmaz oluşturmaktadır. Çünkü hücre, aminoasit yapılı proteinlerden oluşmuş bir yığın değil, insanoğlunun şimdiye kadar karşılaştığı en kompleks sistemdir. Genetik bilimindeki ilerlemeler ve nükleik asitlerin, yani DNA ve RNAnın keşfi, yepyeni problemler doğurdu. 1955 yılında James Watson ve Francis Crick adlı iki bilim adamının çalışmaları, DNAnın inanılmaz derecedeki karmaşık yapısını ve tasarımını gün ışığına çıkardı. Birçok bilim adamı, genetik konusuna yöneldi. Yıllar süren araştırmalar sonucunda bugün, DNAnın yapısı büyük ölçüde aydınlandı. Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir. (DNA Deoksi Ribo Nükleik Asit isimli bir tür molekül grubunun kısaltılmış isimidir.)&lt;br/&gt;Vücuttaki 100 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunan DNA adlı molekül, insan vücudunun eksiksiz bir yapı planını içerir. DNA, her canlı hücresinin çekirdeğinde saklı duran dev bir moleküldür. Canlının sahip olduğu bütün fiziksel özellikler, bu sarmal biçimindeki molekülde şifrelenmiştir. Gözümüzün renginden, iç organlarımızın yapısına, hücrelerimizin şekil ve fonksiyonlarına kadar her türlü bilgi DNAdaki gen adı verilen bölümlerde programlanmıştır.  DNA uzun bir zincir olmasına karşılık üzerindeki baz sıraları bir düzen içerisinde taksim edilmiştir.Taksim edilen bu baz gruplarına ise Gen denir.  Mesela bir canlının DNA zincirinde 15.000.000 adet baz (Nukleotid) dizisi olsun ve bu baz dizileri 1000er adet olmak üzere 15 gruba ayrılmış olsun. İşte bu 15 tane grubun her biri birer gen dir. İnsan hücresinde ise yaklaşık olarak 3 milyar adet gen bulunur. Tabii her genin içinde binlerce nükleotid dizisi vardır. Örneğin göze ait bilgiler bir dizi özel gende, kalbe ait bilgiler bir dizi başka gende bulunur. Hücredeki protein üretimi de bu genlerdeki bilgiler kullanılarak yapılır. Vücudumuzdaki organların her biri farklı sayıda gen tarafından kontrol edilir. Örneğin; deri 2559, beyin 29930, göz 1794, tükürük bezi 186, kalp 6216, göğüs 4001, akciğer 11581, karaciğer 2309, bağırsak 3838, iskelet kası 1911 ve kan hücreleri 22092 gen tarafından kontrol edilmektedir.&lt;br/&gt;Bir insana ait bütün özelliklerin bilgisi, dış görünümden iç organlarının yapılarına kadar DNAnın içinde özel bir şifre sistemiyle kayıtlıdır. DNAdaki bilgi, bu molekülü oluşturan dört özel molekülün diziliş sırası ile kodlanmıştır. Nükleotid (veya baz) adı verilen bu moleküller, isimlerinin baş harfleri olan A,T,G,C ile ifade edilirler. (a=adenin,t=timin,g=guanin ve c=sitozin ) İnsanlar arasındaki tüm yapısal farklar, bu harflerin diziliş sıralamaları arasındaki farktan doğar. Bir DNA molekülünde yaklaşık olarak 3.5 milyar nükleotid, yani 3.5 milyar harf bulunur. DNAdaki harflerin diziliş sırası insanın yapısını en ince ayrıntılarına dek belirler. Boy, göz, saç ve cilt rengi gibi özelliklerin yanı sıra, vücuttaki 206 kemiğin, 600 kasın, 10.000 işitme siniri ağının, 2 milyon optik sinir ağının, 100 milyar sinir hücresinin ve 100 trilyon hücrenin planları tek bir hücrenin DNAsında mevcuttur.&lt;br/&gt;DNAdaki bilgileri kağıda dökmeye kalkarsak, bu bilgiler yaklaşık bir milyon ansiklopedi sayfası büyüklüğünde bir yer tutar. Ama bu inanılmaz bilgi, milimetrenin yüzde biri kadar olan hücrelerimizin, ondan daha da küçük çekirdeklerinde saklanmıştır. Bir çay kaşığına sığabilecek boyuttaki bir DNA zincirinin, bugüne kadar dünya üzerinde basılmış bütün kitapların bilgisini saklayabilecek kapasitede olduğu hesaplanmaktadır. DNA molekülü, bir helezon şeklinde uzanan milyonlarca basamaktan oluşur. Eğer bir tek hücremizin içindeki DNA molekülü açılsa, yaklaşık 1 metrelik bir zincir oluşturur. Ama bu zincir, olağanüstü bir paketleme sistemiyle, milimetrenin yüz binde biri büyüklüğündeki hücre çekirdeğine sıkıştırılmıştır. Nasıl ki u</description></item><item><title>TIP ETİĞİNİN TEMEL KAVRAMLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tip-etiginin-temel-kavramlari-441398.html</link><description>TIP ETİĞİNİN TEMEL KAVRAMLARI  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tıp etiğinin oluşum süreci binlerce yıl öncesine dayanır. Çeşitli kültür ve uygarlıklarda tıpta, hekimlerin görev ve sorumluluklarına ilişkin etik değerlerin varlığından söz edilebilir. Hekimlerin benimsedikleri etik değerlerin günümüze kadar elen boyutu eski Yunanlı hekim Hipokrat&quot;a (MÖ. 460-370) bağlanır. Özellikle ona atfedilen Hipokrat Andı tıptaki etik değerlerin temelini oluşturur. Bu etik temel hastanın korunması ve yararını öngörür. Bununla beraber günümüzde Hipokratik değerler de önemli değişimler de gerçekleşmiştir. Bu değişimin özü hekim merkezli geleneğin hasta merkezli hale gelmesidir. Hastanın tıbbi yararı yanında onun değer ve istemlerinin de tıbbi uygulamalarda artık gözönüne alınması gerekmektedir.  Daha sonra değineceğimiz bu konulardan önce Hipokrat Andını incelememiz gerekmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tıp etiğinin tarihsel geçmişi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hastanın hekimin bilgi ve becerisine bağımlılığı hekim ile hasta arasındaki bir güven ilişkisini her zaman gerekli kılmıştır. İlk çağlardan beri değişik yasal sistemler hekimliği düzenlemeye çalışmıştır. Hammurabi Yasaları (M.Ö 1790) yalnızca hekim ücretlerini düzenlemekle kalmamış, aynı zamanda, hastanın statüsüne göre tıbbi başarının ödüllendirilmesini ve bununla  ile birlikte başarısızlık, sakat bırakma gibi durumların cezalandırma kurallarını da düzenlemiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Burada  yanıtlanması  gereken bazı  sorular   vardır:  Hekim-hasta  ilişkisi içerisinde  hekime yüklenen etik  sorumluluğun niteliği nedir ? Hekim  etik  sorumluluğunu yerine  getirmek  için  neler  yapmalıdır ?   Ya  da  hekim  özel nitelikte kişilik özelliklerine mi sahip olmalıdır ? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hipokrat Andı metninin günümüzde yapılan çeşitli  yorumlarının genel sonucu,   Hipokratın,  hekimlerin   belli   başlı  etik ödevlerinin neler olduğunu tespit etmiş olduğuna ilişkindir.  İlişikteki And metninde  koyu olarak gösterdiğimiz bölümler,  hekimlerin    hasta karşısında  neler  yapması gerektiğini  belirlemektedir. Örneğin hekim,  ilkesel  olarak hastasına zarar vermeyecek;  kural olarak sır saklayacak,  öldürücü   ilaç vermeyecek,  düşük yaptırmayacak, mesaneden taş almayı (italikle yazılmış) uzmanına bırakacaktır. Yani, hekimin  hastasına  karşı etik   yönden   kabul   edilebilir   bir   tutum   ve    davranış sergileyebilmesinin yolu, kendisine dışarıdan yüklenen  bazı ilke ve  kuralları yerine getirmekle gerçekleşecektir ki,  bu durum  ödev etiği temelinde anlam kazanmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Buna   karşın   And  metninde   hekimlerin   başka   nitelikteki sorumluluklarından da söz edilmektedir. Metinde tırnak içerisinde verdiğimiz  Sanat  ve  hayatımın   temizliğini   ve kutsiyetini  koruyacağım  biçiminde  bir  ifade   bulunmaktadır. Hipokrat&quot;ın  başka  yazılarında da iyi bir  hekimin  alçakgönüllü, ağırbaşlı, sebatlı, hürmetkar gibi kişilik özelliklerinde  olması gerektiği  belirtilir.  Tüm bu nitelikler  gerçekte  erdemli  bir insan  olup  olmamakla ilgilidir: İçsel bir durum,  bir  karakter sorunudur.  Ortada,  ödev  konusu olacak bir  ilke  ya  da  kural yoktur.   Kişilerden,  erdemli bir  davranış  örneği  göstermelerini, örneğin  alçakgönüllü olmalarını onlara bir ödev olarak  yükleyemeyiz,  bu anlamsız olur;  bu, olsa olsa bir dilek,  arzudur.  Bir  başka anlatımla  burada sorunsal, hekimin ne yapması değil, nasıl bir (hangi) karakterde  olması gerektiğine ilişkindir. Örneğin,  bir  hekimin herkesin  kaçıştığı bir salgın hastalık bölgesinde  görev  almaya çalışması  erdemli bir davranış örneğidir. Erdemler etiği  olarak tanımladığımız bu yaklaşım ile ödev etiği, tıp etiğindeki anlayış biçimleri olarak, Hipokrattan günümüze kadar hekimlerin  etik sorumluluklarını  belirleye gelmişlerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ancak,  görülen, genellikle bunlardan birinden  çıkılarak  tıp etiğini  temellendirmenin güçlükler arzettiğidir. Kimi zaman,  bir ödev   unsuru   aynı   zamanda  erdemli   bir   davranış   konusu olabilmektedir.  Örneğin, yalan söylememek hem bir  ödev   unsuru hem   de  erdemli  bir  davranış  biçimi  olabilir.   Dolayısıyla H</description></item><item><title>PATERNALİZM VE AYDINLATILMIŞ ONAM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?paternalizm-ve-aydinlatilmis-onam-440498.html</link><description>PATERNALİZM VE AYDINLATILMIŞ ONAM  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Önceki derste tıp etiği ilkelerinden söz ederken yararlılık ve hasta özerkliğine saygı ilkelrinden söz etmiştik. Bu iki ilkenin pratikteki etkilweri günümüz tıp etiğin temel konularından biridir. Yararlık ilkesinin uygulamada &quot;paternalistik&quot; (babacıl) bir davranışa dönüşmesi ile  özerkliğe saygı ilkesinin uygulamaya geçirilebilmesinin yollarından birinin hastadan &quot;aydınlatılmış onam&quot; alınmasının gerekliliği hekim-hasta ilişkisindeki önemli etik unsurlardan birisidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Paternalizm (Babacıl Davranış)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tıp etiği konusunun   tartışılmasında bugün için kendini gösteren odak kavramlardan   biri paternalizmdir. Hipokratik ya da geleneksel etikte yer alan hekim-hasta ilişkisinin özünde paternalizmin olduğu söylenebilir.  Bu sözcüğün Türkçe&quot;deki ifade biçimini ise &quot;babacıl&quot; tutum ve davranışlar olarak kullanmaktayız. Yüzyılımızın  ortalarına kadar tıp etiğiyle ilgili  gelişmeler Hipokratik  etik  anlayışının  devamıdır. Bu anlayışa göre  hekim, yardım  ve  çare arayışı içindeki güç durumdaki hastasına sahip çıkacaktır.  Hasta için  en doğru olanı o belirleyecek, bilgi ve beceri sahibi  biri olarak hastasını yönlendirecektir. Bir babanın çocuğa gösterebileceği  ihtimam, sahiplenme  ve onun yerine kararlar alma şeklindeki ilişkiye benzetilmesinden dolayı hekim-hasta arasındaki böylesi bir ilişki &quot;Paternalistik&quot;   ilişki olarak adlandırılmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Paternalizm ile yararlılık ilkesi perspektifin ucunda birleşir gibidir. Buna rağmen her ikisinin ayrı ayrı şeyler oldukları vurgulanır. Yararlılık ilkesinde (ve de zarar vermeme ilkesinde), hastanın yararına ve en azından onda zarar bırakmayan, bir davranış biçimi söz konusudur ve bu ilke doğrultusunda hasta özerkliğini koruyucu tarzda davranabilmek mümkündür.  Buna karşın paternalizmde hekim, hastanın iyiliğini hastadan daha iyi biliyordur ya da yeterlilik içinde  olsa bile hastanın kendisi için neyin iyi olabileceğini karar veremeyeceği varsayımını güdüyordur. Bir başka tanımla paternalizm, onamı (onayı) olmadan kişinin özerkliğine müdahale etmektir. Demek oluyor ki, bu durumda yararlı olma gerekçesiyle hastanın   kişisel özerkliği  sınırlanmakta  ve zedelenmektedir.  Hekimin &quot;yararlı&quot; olmayı hedefleyen davranış modelinin sınır tanımaması halinde, uç noktada  paternalizme varacağı hatırdan çıkarılmamalıdır. Paternalizm günümüzde mesleki açıdan  uygun bir davranış örneği olarak görülmemektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hekim ile hasta arasında böyle  bir  ilişkinin  ortaya çıkmasının gerçek nedeni  nedir ?  Burada taraflar  açısından  farklı nitelikte kaygı ve  istemler  vardır. Hasta,  sağlığıyla  ilgili  bedensel  ve  ruhsal   şikayetlerinin giderilmesini  istemektedir.  Hekim  ise,  bu  şikayetlere  çözüm getirecek  bilgi  ve  beceri sahibi  kişidir.  Hekimin,  hastanın sağlığı konusunda belli bilgi ve beceriye sahip olması;  hastanın da, hekimin bu bilgi ve becerisine ihtiyaç duyması, doğal  olarak ilişki  dengelerini  bozmakta,  daha  ilk  başta  hekimi,   hasta karşısında üstün duruma sokmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunun yanında hekimin, etik bir  sorumluluk içerisinde olduğunu ve bunu hastasının iyilik  ve yararına  kullanacağına  dair  söz  verdiğini  ilan  etmesi;  onu, ilişkinin   tek   belirleyicisi   ve   yönlendiricisi    konumuna getirmektedir.  Yardım  bekleyen,  acı ve  ızdırap  çeken,  yaşam mücadelesi  içerisinde; kişisel kontrolünü kaybetmiş, en  azından azalmış  olan  hastanın, bu çerçevede hekime  karşı  geliştirdiği saygı  ve  güven  de, ileri  noktada  ilişkinin  tek  yanlılığını güçlendirmekte,  hekim  hastası  üzerinde  belli  bir   otorite konumuna  gelmektedir.  Hasta,  tıbbi  ve  bilimsel  gerekçelerle kendi bedeni üzerinde yapılan müdahaleler hakkında hiçbir bilgi ve karar noktasında bulunamamakta, büyük bir inanç ve güvenle kendini hekimine teslim etmektedir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu bağlamda görülüyor ki, hekimlik uğraşı kaçınılmaz biçimde içerisinde belli bir &quot;otorite&quot; barındırmaktadır. Bilgili olmak, deneyimlere ve kişisel nitelik-becerilere sahip  olmakla birlikte    toplum içer</description></item><item><title>TIBBİ KAYITLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tibbi-kayitlar-441022.html</link><description>TIBBİ KAYITLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakıma yönelik meslek gruplarının oluşumu ve gelişiminden bu yana sağlık bakımıaktivitelerinin kaydızorlu bir mesele olmuştur.Florence Nightingale, klinik bakımındokümantasyonu ve tıbbi kaydıhakkında genellikle hemşire öğrencilerin spesifik ve önemli bilgiden yoksun hastalar ile ilgili tanımlamalarınıkritizeedip eleştirmişve hemşirelik eğitimi içinSt.Thomas hastanesini kurduğunda, ders programında yazılıkayıtlar konusuna önemli bir yer vermiştir.&lt;br/&gt;Florence Nightingale&quot;in tıbbi kayıtlarda olmasıgereken bilgiler konusundaki görüşü:Hasta gidişatıraporları(hastaprognozu),önemli bulgular,açık bir tasvir,yeterli detaylar,açık,anlaşılır ve tam istatistiksel bilgiler, kritik değerler ve sonuçölçümleri.Bugün de hemşirelik fakültesi ve yönetimi tarafından aranılan yüzyıl öncesinin faktörleri...&lt;br/&gt;Modern profesyonel bir hemşire için, her hastanın kayıt bilgilerini oluşturmak ve saklamak başlıca görevlerinden biridir.Her bir kayıt, hastanın durumunu doğru ve kapsamlıbir şekilde anlatmalıve bakım sırasında gerçekleşen gelişmeleri içermelidir.Bu hasta kaydına &quot;Chart&quot;adıverilir.Chart; ilk hasta değerlendirilmesinden son hasta sonuçlarının değerlendirilmesine kadar tüm bilgileri içeren bir veya bir çok formdan meydana gelen bir dokümandır.&lt;br/&gt;Yasalformattabilgi kaydının tutulmasıchartveya tıbbi dokümantasyon ilesağlanır.Dokümantasyon, hemşirelik uygulamasının yazılıkaydıdır.Dokümantasyonun kurallarıuygulamasıkesin bir dal değildir, dolayısıyla pek çok hemşirelik tanısıveya kayda geçirilmesi gereken hemşirelik müdahalelerinin dokümantasyonunda herkesin ne yazılmasıkonusunda aynıfikirde olmasıgüçtür.&lt;br/&gt;Yoğun bakım ünitelerinde, hasta bakımı,yazılıpolitikalar ve yöntemlerin rehberliğinde sunulur.Bakım politikalarıve yöntemleri, tıbbi ekip ve hemşirelik ekibi tarafından oluşturulur, onaylanır ve uygulanır; yılda en az bir kez veya gerektiğinde gözden geçirilir.&lt;br/&gt;Bakım politikalarıve yöntemleri en azından şunlarıiçermelidir:&amp;#56256;&amp;#56510;Hastanın kabulüve taburcu edilmesi&amp;#56256;&amp;#56510;Hastanın durumundaki değişikliklerin hekimine bildirilmesi&amp;#56256;&amp;#56510;İlaçların, malzemelerin ve özel araçların yerinin belirlenmesi ve depolanmasıhakkında açıklamalar&amp;#56256;&amp;#56510;İlaçve malzemelerin daima hazır bulundurulmasıyöntemleri&amp;#56256;&amp;#56510;Acil ilaçların tam ve hazır olmasınısağlayan sistemin korunmasısorumluluğu&amp;#56256;&amp;#56510;Enfeksiyon kontrolü&lt;br/&gt;&amp;#56256;&amp;#56510;Temel araçlardan birinin kırılması, bozulmasıolayında izlenecek yöntem&amp;#56256;&amp;#56510;Uygun emniyet önlemlerin alınması&amp;#56256;&amp;#56510;Üniteye geliş-gidişlerin,ziyaretlerindüzenlenmesi&amp;#56256;&amp;#56510;Kurum içinde ve dışında felaket hallerinde ünitenin rolü;ne derece de gözetim altında, kiminin, hangi özel girişimlerde bulunabileceği gibi özel açıklamalar&amp;#56256;&amp;#56510;Daimi reçetenin (starding order) uygulanışı&amp;#56256;&amp;#56510;Belli acil durumlara yaklaşım ile ilgili protokol&lt;br/&gt;Sistemli yapılan tüm çalışmalar, düzenli kayıtlar ile temellenir.Hemşirelik sürecinin başarılıolması, tıbbi kayıtların doğru ve tam olarak tutulmasıile olur.Kayıtlar doğru,tanımlayıcıve eksiksiz olmalıdır.Hastanın hastaneye yatışından çıkışına kadar, hemşirelik sürecinin her aşamasında; tüm hemşirelik sorunları,sınırlılıkları, verilmesi planlanan ve uygulanan bakım ve hastanın tepkisi kaydedilmelidir.&lt;br/&gt;Hemşire hasta değerlendirme formları,geleneksel olarak Sağlık Bakım Organizasyonlarınındüzenlediği; hemşirelik teşhisi ile ilgili sınıflandırma modellerine (Tıbbi Model,GordonFonksiyonel Sağlık KalıplarıModeli, NANDA ) göre revizeedilmektedir.Hemşirelik teşhislerive müdahalelerihemşirelik uygulamalarının bir parçasıdır.&lt;br/&gt;Hemşirenin potansiyel karar verme yetisine göre hemşire,hastayıklinik olarak değerlendirir, hemşirelik teşhisini koyar ve uygun müdahale biçimini belirler.Hastanın kayıtlarındaki dokümantasyon bu prosesi yansıtır.&lt;br/&gt;HEMŞİRELİK SÜRECİNİN AŞAMALARI *Durumun Belirlenmesi/ Veri toplama(Assesment)*Hemşirelik TanısınıBelirleme/ Tanılama(Diagnosis)</description></item></channel></rss>