<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Tıbbi Ekoloji / Klimatoloji - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Tıbbi Ekoloji / Klimatoloji</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>SERA SOĞUTMA SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sera-sogutma-sistemleri-348012.html</link><description>Sera Soğutma Sistemleri&lt;br/&gt;Seraların soğuk mevsimlerde ısıtılmasına karşılık, sıcak mevsimlerde de soğutulması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil.1 Çatısı fabrika çatısı şeklinde olan plastik seranın görünüşü, kesit planı, yan ve çatı havalandırma pencereleri.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soğuk  ve serin mevsimlerde sera içinde oluşan yüksek ısı birikimi havalandırmayla önlenebilir. Ülkemizin özellikle güney bölgelerinde kısa bir ısıtma süresinden sonra hava sıcaklığı artar. Bu dönemde, sera içi sıcaklığının bitki gelişmesine olumsuz etkisi olabilir. Özellikle yazın yetiştiricilik yapılan seralarda güneş ışıklarının etkisiyle, sera içi sıcaklığı dış hava sıcaklığından 5-10Â°C daha yüksek olabilir. Bu durum, bitkilerdeki özümlemenin azalmasına ve durmasına da neden olabilir. Yani bitkinin özümleme ile kazandığı madde, solunumla kaybettiğinden az olabilir. Bununla ilgili değerler Çizelge 6.2de verilmiştir. Çizelgeye göre bitkilerde özümleme (fotosentez) (TCden 20Â°Cye kadar artmaktadır. Bu dereceden sonra özümleme azalmakta ve 40 Cde patates ve domateste eksilen bir özümleme ortaya çıkmaktadır. Sıcak aylarda seralarda, soğutma uygulaması olmamaktadır. Yalnız süs bitkileri yetiştirilen seralarda, ekonomik olduğu sürece soğutma yapılabilir.&lt;br/&gt;Sera içinde yetiştirilen bitkilerin sıcaklıkları, sera içindeki  havanın sıcaklığından daha yüksek bir değere ulaşmaktadır.&lt;br/&gt;Şekil 2te verilen çeşitli sera soğutma  yöntemleriyle elde edilen sıcaklıklarda bunu göstermektedir.&lt;br/&gt;Uygulamada en çok görülen sera serinletme ve soğutma  yöntemleri iki ana sınıfta toplanabilir.&lt;br/&gt;1. Gölgelendirmeyle soğutma,&lt;br/&gt;2. Suyu buharlaştırarak soğutmadır.&lt;br/&gt;2.2.1. Gölgelendirmeyle Soğutma&lt;br/&gt;Gölgelendirmenin amacı, sıcak güneş ışıklalarının sera içine girmesini engelleyerek sera içindeki sıcaklığın düşürülmesidir. Gölgeleme ancak fazla ısı ışıklarının olduğu zaman yapılmalıdır. Gölgeleme ile sıcaklık düşerken, seraya giren ışık miktarıda % 50 dolayında yansıtılarak azaltılmaktadır.&lt;br/&gt;Gölgeleme bütün sebzelerin fazla ışık gereksinimleri nedeniyle ,bir bakıma sera içindeki bitkileri için sakıncalı olabilir. Bu yöntem güneş ışıklarının kesif olduğu öğle saatlerinde ve ancak diğer soğutma yöntemlerinin ekonomik olmadığı koşullarda uygulanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizelge 2 Bazı bitkilerin çeşitli sıcaklık derecelerinde özümleme kuru madde miktarları (mg)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki çeşidi&lt;br/&gt;Sıcaklık Derecesi&lt;br/&gt;O Â°C10 Â°C&lt;br/&gt;20 Â°C&lt;br/&gt;30 Â°C         40C&lt;br/&gt;Domates&lt;br/&gt;3,3&lt;br/&gt;6,0&lt;br/&gt;8,4&lt;br/&gt;3.9--&lt;br/&gt;Fasulye&lt;br/&gt;1,6&lt;br/&gt;2,3&lt;br/&gt;4,6&lt;br/&gt;6.54.8&lt;br/&gt;Patates&lt;br/&gt;0,9&lt;br/&gt;4,4&lt;br/&gt;9,5&lt;br/&gt;4.6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil.6.13. Farklı sera soğutma sistemlerinde sera içi havasının ve bitki yaprağının sıcaklıkları,  (ty: Yaprak sıcaklığı, ti: Sera içi sıcaklığı, td: Dış hava sıcaklığı)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A-Normal havalandırılan serada,&lt;br/&gt;B-Dıştan gölgelendirilen,&lt;br/&gt;C-Su püskürtmeli&lt;br/&gt;D-Dıştan gölgelendirmeli ve su &lt;br/&gt;      püskürtmeli,&lt;br/&gt;E-Masa kenarından sera &lt;br/&gt;      yollarına su püskürtmeli,&lt;br/&gt;F-Islak yastıklı soğutmalı,&lt;br/&gt;G-Çok iyi havalandırmalı,&lt;br/&gt;H-İçten gölgelendirmen serada.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Seralarda gölgeleme sürekli ve kısa süreli olarak iki şekilde yapılabilir.&lt;br/&gt;6.2.1.1. Seralarda Sürekli Gölgelendirme&lt;br/&gt;Ülkemizde özellikle cam seralarda uygulanan sürekli gölgeleme ile sera içindeki bitkilerin güneş ışığından yararlanması azalır.&lt;br/&gt;Sürekli olan gölgelemede boya, kireç, çamur, undan yapılan hamur vb. maddeler sera yüzeyine sürülür. Kullanılan maddenin ucuz ve uzun süre kalıcı olması istenir. Kireç veya un bulamacı 10 litre suya 1 kg kireç ya da un karıştırılarak hazırlanabilir. Elde edilen bu bulamaçla 70 m²lik bir cam ya da plastik yüzey gölgelendirilebilir. Akdeniz Bölgesi gibi güneşlenmenin fazla olduğu sıcak bölgelerde, 1 teneke suya 2 kg toz kireç, 1 kg kaba üstübeç ve 1 kg kırmızı toprak karışımından da iyi sonuç alınmaktadır (Sevgican, 1989). Bu yolla sera içi sıcaklığı 5 -6Â°C kadar düşürülebilir.&lt;br/&gt;Ayrıca sonbahar üretiminde başlangıçta, ilkbahar üretiminde son zamanda üretici plastik seranın, sadece çatısındaki örtüyü bırakıp yanları açarak bitkilerini hem zararlı yağışlardan hem de yüksek sera içi sıcaklıklarından koruyabilir.&lt;br/&gt;6.2.1.2. Seralarda Kısa S</description></item><item><title>TETANOZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tetanoz-440554.html</link><description>TETANOZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Etken Clostridium tetani...&lt;br/&gt;Latince de GERİLME anlamında,&lt;br/&gt;Kontrol edilemeyen kas spazmları&lt;br/&gt;Aşılama ile kontrol mümkün...&lt;br/&gt;Gelişmemiş ülkelerde yenidoğan ve çocuklarda,&lt;br/&gt;Gelişmiş ülkelerde ise yaşlılarda sık...&lt;br/&gt;Tarihçe 1&lt;br/&gt;Hipokrat&quot;a göre: Yaralanma sonrasında gelişen spazmlarla seyreden öldürücü bir hastalık... &lt;br/&gt;Yabancı cisimlerin sinir uçlarını irrite   etmesinden   ileri   geldiği   sanıldı.&lt;br/&gt;14.yyda tarımla uğrasanlarda,&lt;br/&gt;18.yyda sıkça epileptik konvülzüyonlarla karıştı.&lt;br/&gt;19.yy&quot;nin ikinci yarısında J.Lister:&lt;br/&gt;Ameliyatlı hastalar arasında da çıktığını, &lt;br/&gt;Asepsi ile önlenebileceğini bildirmiştir.&lt;br/&gt;Tarihçe 2&lt;br/&gt;1884: Nicolaire anaerop toprak bakterilerinin hastalıktan sorumlu olabileceği ortaya atmış,&lt;br/&gt;1889da Kitasato bakteriyi izole etti.&lt;br/&gt;1890&quot;daysa Behring ve Kitasato bakterinin inaktive deriveleri ile immünizasyon elde etmişlerdir.&lt;br/&gt;Tetanoz tedavisi çalışmaları 19 yy.dan itibaren başlamıştır. &lt;br/&gt;Tedavide ilk kullanılan ajan kürardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Epidemiyoloji&lt;br/&gt;Gelişmiş ülkelerde giderek azalıyor... &lt;br/&gt;50 yaşın üzerinde daha sık, &lt;br/&gt;Gelişmekte olan ülkelerde ise sık. &lt;br/&gt;Bebek ölümlerinin % 25i, &lt;br/&gt;Neonatal bebek ölümlerinin ise % 50sinin nedeni tetanoz&lt;br/&gt;Her yıl 1 milyon civarında yeni vaka,&lt;br/&gt;Türkiye&quot;de neonatal tetanozda mortalite % 44. &lt;br/&gt;Yeni doğanlarda ve yaşlılarda mortalite yüksek.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Clostridium tetani&lt;br/&gt;Anaerop ve hareketli, &lt;br/&gt;Silindir biçiminde bir gram pozitif basil; &lt;br/&gt;Dokularda ve eski kültürlerde, gram negatif gözükebilir. &lt;br/&gt;Sporlu formu, &lt;br/&gt;Tenis raketi veya davul tokmağı şeklinde... &lt;br/&gt; Isı ve dezenfektanlara; &lt;br/&gt;Vejetatif form oldukça hassas,&lt;br/&gt;Sporlar ise çok dayanıklı... &lt;br/&gt;Sporların öldürülebilmesi için: &lt;br/&gt;4 saat kaynatılmaları,&lt;br/&gt;121Â°C&quot;de 12 dakika otoklav uygulaması gerekir.&lt;br/&gt;Patofizyoloji&lt;br/&gt;Hayvanın dışkısında, toprakta, halıların yüzeyinde saptanabilir. &lt;br/&gt;Deri yüzeyinde bir çizik ile sporlar inoküle olabilir. &lt;br/&gt;C.tetani, &lt;br/&gt;Tetanospazmin,&lt;br/&gt;Tetanolizin salgılar. &lt;br/&gt;Hücre membranlarını parçalar,&lt;br/&gt;İnfekte yarada redoks potansiyelini düşürür,&lt;br/&gt;Tetanospazmin&lt;br/&gt;Nontoksijenik suşlar avirulan, &lt;br/&gt;Çok güçlü bir toksindir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tetanospazminin Sinir Sistemi Üzerindeki Etkisi&lt;br/&gt;Santral motor kontrol etkisi, &lt;br/&gt;Otonom sinir sitemi etkisi,&lt;br/&gt;Nöromüsküler birleşmeye olan etkisi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tetanospazminin Santral Motor Kontrol Etkinliği 1&lt;br/&gt;&amp;#61537;-motor nöronların NM kavşağından sinir sistemine girer. &lt;br/&gt;Retrograt transport ile nöron gövdesine ulaşır. &lt;br/&gt;Kuduz ve HSV gibi...&lt;br/&gt;Toksin hematojen yayılabilir.&lt;br/&gt;SSS&quot;ye geçtikten sonra.&lt;br/&gt;Nöronal yol içinde transit halinde olan toksin,&lt;br/&gt;Antitoksinden etkilenmez. &lt;br/&gt;Antitoksine rağmen hastalık birkaç gün süreyle ilerleyebilir.&lt;br/&gt;Bu nedenle, tetanoz insan immünglobulini intratekal olarak da verilmektedir.&lt;br/&gt;Tetanospazminin Santral Motor Kontrol Etkinliği 2&lt;br/&gt;Spinal kord veya beyin sapma gelen toksin;&lt;br/&gt;Hücre dışı boşluğa&lt;br/&gt;Ardından presinaptik inhibitor hücrelere geçer. &lt;br/&gt;Glisinerjik&lt;br/&gt;GABAerjik hücreler,&lt;br/&gt;Toksin disinhibisyon oluşturur.&lt;br/&gt;Kas tonusu artar.&lt;br/&gt;Tetanik spazm:&lt;br/&gt;Agonist ve antagonist kasların aynı anda kasılır. &lt;br/&gt;Norepinefrin, asetilkolin, enkefalin salınımını da azalır &lt;br/&gt;Toksin epileptojeniktir. ( azalan GABA düzeyiyle ilişkili olarak)&lt;br/&gt;Tetanospazminin Otonom Sinir Sistemi Etkileri&lt;br/&gt;Hastaların çoğunda plazma katekolamin düzeyi artar.&lt;br/&gt;Labil hipertansiyon, hipotansiyon&lt;br/&gt;Taşikardi, ritim bozuklukları, &lt;br/&gt;Perifer damarlarda daralma, &lt;br/&gt;Pireksi, &lt;br/&gt;İdrarda katekolamin artışı, &lt;br/&gt;Tetanospazmin:&lt;br/&gt;Sempatik refleksleri spinal düzeyde disinhibe eder.&lt;br/&gt;Parasempatik sistem de bozulabilir.</description></item><item><title>KANSER HAFTASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanser-haftasi-457812.html</link><description>Kanser bir hücre hastalığıdır. Hücre, canlıların yapı taşıdır. Yapıları ve işlevleri birbirine benzeyen hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular birleşerek organları ve</description></item><item><title>METHODS OF PRİVATİZATİON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?methods-of-privatization-348709.html</link><description>INTRODUCTIONAfter 80s the privatization of public owned enterprises that operated ineffective has become popular. By this way, it is predicted that productivity would increase, public deficits would diminish, competition would increase and more efficient economic structure would take place. Especially, over last decade privatization has been one of the major reforms to work the achievement of the free market economy in the world. But why many countries in the world have moved towards free market economy? This question has two answers in general: 1- After I. World War the Keynesian Economics has been so popular. However, after 80s Keynesian Economics failed. Following that new economic theories that were based on the principles of classical economies have risen. 2- The results of many empirical studies show that private sector is more efficient than public sector. Although it is more suitable for developed countries, the concept of privatization has spread over developing countries as well as developed ones. Canada, Mexico, Malaysia, Bangladesh, Japan, France, Germany, Turkey and some other countries implemented privatization as a major economic policy. Also it has been a popular movement in the socialist countries as well. However, privatization has been main government strategy in England and USA to solve several economic problems. As an example in La Mirada, which is a city of California and has 40,000 population, city municipality has 35 workers and private sector carries out 60 different public services.  Nowadays ambulance services, garbage collection, fire services, prisons and some similar public services are being conducted by private sector in USA and England.WHAT IS PRAVITIZATION?The concept of privatization, which is using in the recent years frequently, cannot be defined by theoretical and practical truly. It is seen that because of the differences among countries, such as legal, economic traditions, level of development and political doctrine, this concept differs from one country to another. Privatization is frequently used referring to the sale of a POE`s asset or shares to the individuals or private firms.  In fact, in our daily life we use this narrow meaning of privatization. However this narrow definition is not true at all. Because the selling of assets of publicly owned enterprises is only one sort of privatization, and does not explain what shares or assets of a publicly owned enterprise must be transferred to the private sector. According to the narrow definition, selling small part of shares or assets of publicly owned enterprises, say %10 or %20, s called `denationalization`. But, denationalization could be defined more appropriately as `transferring at least %51 shares of a publicly owned enterprise to the private sector`. So, management and operating rights are transferred also. Moreover, there is one more concept: `full denationalization`. This concept represents transferring of all shares and assets of a publicly owned enterprise to the private sector.As mentioned above, narrow meaning of privatization comprises only selling the assets or shares of a POE. But denationalization is only a part of privatization. In the broad meaning, privatization refers to transfer all activities, which made by public sector, to the private sector. In other words, privatization is an umbrella term, which encompasses all methods or policies implemented to increase the role of market forces within the national economy.  So, it can be said that in the broad meaning, privatization refers to restricting of governments role and functions and strengthening of free market economy. The difference between broad and narrow meaning of privatization has been represented in Figure 1.Figure 1: The Difference Between Broad and Narrow Meaning of PrivatizationWHY PRIVATIZE?Getting income from privatization is not the only aim. There are some other goals with implementing privatization process. Th</description></item><item><title>RÜZGAR TÜRBİNLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ruzgar-turbinleri-345278.html</link><description>Rüzgar Türbinleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Enerjiye olan büyük gereksinim, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının sürekli gündemde olmasının nedenidir. Alternatif kaynaklar olarak da adlandırılan bu enerji kaynaklarından biriside rüzgar enerjisidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rüzgar enerjisi, fosil yakıtların tükeneceğinin anlaşıldığı son yıllarda, enerji sorununa çözüm olarak görülen kaynaklardan birisidir. İlk kullanım örneklerinin bundan 3000 yıl öncesinde rastlanılmasına rağmen , rüzgar enerjisi son on yıl öncesine kadar yeterince irdelenmemiş ve değerlendirilmemiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enerji, dünyanın varolma süresinin referans olarak alındığı bir sınıflandırmaya göre; tükenebilen ve kendisini dünya varoldukça yenileyebilen, yani tükenmeyen enerji olarak İki grupta incelenebilmektedir (Tablo 1.1). Yenilenebilir enerji kaynaklan da enerjinin ana kaynağına göre; güneş kaynaklı, dünya kaynaklı ve ay kaynaklı olarak üç gurupta incelenebilmektedir. Tablo 1.2 nin incelenmesinden de anlaşıldığı gibi güneş kaynaklı olan rüzgar enerjisi, doğal enerji dönüşümü sonucunda kendisini atmosferde hava hareketi ve denizlerde dalga hareketi olarak hissettirmektedir. Bu kinetik enerjide, rüzgar enerjisi ve dalga enerjisi tesislerinde elektrik enerjisine, su pompalama tesislerinde mekanik enerjiye dönüştürülebilmektedir.&lt;br/&gt;Dünya enerji gereksiniminin karşılanmasında ağırlıklı olarak kullanılan fosil yakıtlar ve atom enerjisi, kendine özgü ve tüm insanları doğrudan ilgilendiren sorunlara neden olurlar.&lt;br/&gt;Bu sorunların başında, 2001 yılı kaynaklarına göre; atom enerjisinin kaynağı olan uranyumun 50 yıl, petrolün 44 yıl, doğalgazın 64 yıl ve kömürün 185 yıl sonra, bugüne kadar bulunmuş rezervlerinin tükenecek olmasıdır Fosil yakıtlar ile ilgili diğer bir sorunda, çevreye verdikleri zararlardır. Örneğin l kwh lik elektrik enerjisi elde etmek için fosil yakıtlar yerine rüzgar santrali kullanıldığında, ortalama olarak 750-1250 gr karbondioksit, 40-70 gr kül, 5-8 gr kükürt dioksit, 3-6 gr azot oksitin atmosfere şahnişi engellenmiş olunacaktır.&lt;br/&gt;Bu nedenlerden dolayı son yıllarda büyük dünya ülkeleri, enerji gereksinimlerinin karşılanabilmesi için rüzgar, güneş, jeotermal, biomas, gelgit ve hidrolik enerjiden oluşan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönetmişlerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1.1 Tükenebilirliğine göre enerji türleri, avantaj ve dezavantajları&lt;br/&gt;TÜKENEBİLEN ENERJİTÜKENMEYEN (YENİLENEBİLİR) ENERJİ&lt;br/&gt;Kömür, Linyit, Petrol, Doğalgaz,Su (Hidrolik), Güneş, Rüzgar, Dalga,&lt;br/&gt;        Atom (Uranyum) gibi kaynaklardan              Jeotermal, biomas, gelgit olayı gibi &lt;br/&gt;elde edilen enerjikaynaklardan elde edilen enerji&lt;br/&gt;Çevreyi kirletirler ve dünyanınÇevre dostudurlar ve dünya&lt;br/&gt;varolma sürecinde tükenirlervaroldukça tükenmezler.&lt;br/&gt;(Yenilenebilir enerji kaynaklan sempozyumu, İZMİR, 2001)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1.2 Yenilenebilir enerji kaynaklarının sınıflandırılması&lt;br/&gt;YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI &lt;br/&gt;Ana Kaynak Birincil Enerji KaynaklanDoğal Enerji DönüşümüTeknik Enerji DönüşümüKullanım Enerjisi &lt;br/&gt;GÜNEŞSuBuharlaşma, YağışSu Güç Tesisleri (Hidroelektrik Santralleri)Elektrik Enerjisi &lt;br/&gt;RüzgarAtmosferdeki Hava HareketiRüzgar Enerjisi TesisleriElektrik ve Mekanik Enerji&lt;br/&gt;Dalga HareketiDalga Enerjisi TesisleriElektrik ve Mekanik Enerji&lt;br/&gt;Güneş IşınlarıYer ve Atmosferin IsınmasıIsı PompasıIsı Enerjisi&lt;br/&gt;Güneş IşınlarıKollektörler Isı Enerjisi&lt;br/&gt;Solar Hücreler (Güneş Pilleri-Fotovoltaikler)Elektrik Enerjisi&lt;br/&gt;Biomas Biomas Üretimi Isı Güç Tesisleri Isı ve Elektrik Enerjisi &lt;br/&gt;Dönüşüm Tesisleri Yakıt Enerjisi &lt;br/&gt;DÜNYAYer Merkezi IsısıJeotermal Enerji Jeotermal Güç TesisleriIsı ve Elektrik Enerjisi&lt;br/&gt;AYAy Çekimi GücüGel-Git olayıGel-Git GüçTesisleriElektrik Enerjisi&lt;br/&gt;[Yenilenebilir enerji kaynaklan sempozyumu, İZMİR, 2001) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. RÜZGAR ENERJİSİ &lt;br/&gt;2. l   Rüzgar ve Oluşumu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gerekli enerjisini güneşten alan bir ısı makinası olarak nitelendirilebilecek atmosferde, ısıl potansiyel farklara sahip olan hava kütleleri, soğuk ve yüksek basınç alanı olan bir noktadan, daha sıcak ve alçak basınç alanına hareket ederler. Isı enerji</description></item><item><title>KAN HASTALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kan-hastaliklari-379858.html</link><description>1. KAN HASTALIKLARI&lt;br/&gt;Kan organlara beslenmeleri ve kendi kendilerini yenilemeleri için gerekli olan maddeleri taşıyan, organların hormon denilen maddeler yardımıyla iletişim kurmalarını mümkün kılan, vücuda giren yabancı madde ve mikropları temizleyen, vücutta oluşan zararlı maddeleri atılmak üzere akciğer ve böbrek gibi organlara ulaştıran bir sıvıdır.&lt;br/&gt;Kan mineraller, besin faktörleri, hormonlar, organlardaki hücrelerin çoğalmaları ve kendilerini yenilemeleri için gerekli olan proteinler, normal şartlar altında sıvı halde kalmasını, yaralanma halinde ise pıhtı oluşmasını sağlayan proteinler, organların çalışmaları neticesinde oluşan toksik maddeler ve hücreler içerir. Kanın içinde bulunan hücreler kırmızı hücre (eritrosit), beyaz küre (beyaz kan hücresi, lökosit) ve kan pulcuğu (trombosit) olmak üzere 3 çeşittir. Bu hücrelerin sırasıyla oksijen ve karbon dioksit transferi, vücudu mikroplar ve zararlı etkenlere karşı savunma ve kanama halinde pıhtılaşmayı sağlama işlevleri vardır. Kırmızı kan hücresinin içinde bulunan ve oksijen-karbon dioksit taşınmasını sağlayan moleküllere hemoglobin denilir. Kan hücreleri kemik iliğindeki kök hücreler tarafından üretilirler ve belli bir sürenin sonunda parçalanıp yıkılırlar. İlik sürekli olarak üretim yaptığı için kan hücrelerinin sayıları belli sınırlar içerisinde sabit kalır.&lt;br/&gt;Lenf bezleri, timüs bezi ve dalak vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında kanın beyaz hücreleri ile birlikte işbirliği halinde çalışırlar (bağışıklık sistemi). Lenf bezleri lenfosit adı verilen bir çeşit beyaz kan hücrelerinin mikroplarla savaşı öğrenmek üzere yetiştirildikleri küçük organlardır. Timüs bezinin de benzer bir görevi vardır.&lt;br/&gt;Hematoloji biliminin ilgilendiği başlıca hastalık gurupları aşağıda özetlenmiştir:&lt;br/&gt;1. Kan hücrelerinin veya hemoglobinin ilikteki üretimlerinde bozulma (değişik anemi -kansızlık-, lökopeni ve trombositopeniler vb.)&lt;br/&gt;2. Kan hücrelerinin yıkımlarının hızlanması (hemolitik anemiler)&lt;br/&gt;3. Kan hücrelerinin işlevlerinin bozulması (orak hücreli anemi, değişik trombosit ve lökosit işlev bozuklukları, vb)&lt;br/&gt;4. Kanın pıhtılaşmasının bozulması (hemofililer)&lt;br/&gt;5. Kanın damar sistemi içinde gereksiz yere pıhtılaşması (tromboz)&lt;br/&gt;6. Kanı üreten ilik hücrelerinin ve lenf bezi hücrelerinin kanserleşmeleri (lösemiler, lenfomalar, myeloma, vb)&lt;br/&gt;1.1. KAN HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ &lt;br/&gt;Halsizlik, solukluk, çabuk yorulma, sık enfeksiyon geçirme, düzelmeyen ateş, durduk yerde ya da hafif bir travma neticesinde ortaya çıkan kanamalar, yaralanma halinde kanamaların uzun sürmesi, boyunda, koltuk altında ya da kasıklarda gittikçe büyüyen ağrısız şişlikler (beze) ve bir bacağın tümünde ya da diz altındaki kısmında ani gelişen ağrılı ödem (genişleme) kan hastalıklarında izlenen başlıca belirtilerdir (semptom).&lt;br/&gt;1.2. KAN HASTALIKLARININ TEŞHİSİNDE KULLANILAN BAŞLICA YÖNTEMLER&lt;br/&gt;Kan hastalıklarının teşhisi için çok değişik testlere başvurmak gerekebilmektedir: Kan hücrelerinin ve hemoglobin miktarının ölçülmesi (t</description></item><item><title>ACİL SERVİSTE SOLUNUM SIKINTILI HASTAYA YAKLAŞIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?acil-serviste-solunum-sikintili-hastaya-yaklasim-457369.html</link><description>ACİLDE SOLUNUM SIKINTISI OLAN ÇOCUĞA YAKLAŞIM&lt;br/&gt;Solunum sıkıntısı, çocuklarda en sık görülen yakınmalardan biridir. Pediatrik acile gelen hastaların hemen hemen %10&quot;unda solunum sıkıntısı yakınması mevcuttur. Bu durum 2 yaş altındaki çocuklar için %20&quot;e kadar çıkmaktadır. Hastaneye yatırılan hastaların %20&quot;inde, yakın bakım ünitelerine yatırılan hastaların ise %30&quot;unda solunum sıkıntısı primer yakınmadır. 15 yaş altındaki çocuklarda ölüm nedenlerinin %5&quot;i, infantlarda ise %20&quot;si primer respiratuvar problemlerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca solunum sıkıntısı; başka bir primer patolojisi olan hastalardaki ölümlerden de büyük bir oranda sorumludur. Respiratuvar arrest; çocuklarda konjenital anomaliler, travma, neoplazm ve kardiyak hastalıklarla birlikte en sık rapor edilen 5 ölüm nedeninden biridir.&lt;br/&gt;Solunum sıkıntısı respiratuvar veya ventilatuvar yolun engellenmesiyle ortaya çıkar. Bu durum direkt respiratuvar sistemden kaynaklanabileceği gibi respiratuvar sistemi kontrol eden veya etkileyen diğer organ sistemlerine ait anormalliklerden de kaynaklanabilir. Hastanın solunum sıkıntısını hissetmesindeki asıl neden, dokuların O2&quot;e olan metabolik gereksinimini karşılamadaki yetersizlik ya da metabolik bir artık olan CO2&quot;in atılımındaki yetersizlik nedeniyle solunum sisteminin olağandan daha fazla çalışmak zorunda kalmasıdır. Çocuklarda bu olaya solunum sisteminin henüz olgunlaşmamış anatomik yapısı ve fizyolojisi (Tablo-1) eklenince solunum sıkıntısı erişkinlere oranla daha çabuk gelişmektedir. Bu da solunumsal problemleri olan veya böyle bir risk altında bulunan çocuklarda daha hızlı bir değerlendirme ve daha agresif bir tedavi yaklaşımında bulunmamızı gerektirebilecektir. Solunum sıkıntısı genellikle kalıcı değildir ve tamamıyla düzelebilir fakat ilk değerlendirmede veya tedavideki yetersizlik veya geç kalınması ciddi nörolojik sekellere, kardiyak arreste ve hatta ölüme neden olabilir.&lt;br/&gt;TANIMLAR:&lt;br/&gt;Solunum sıkıntısı; normalde farkına varılmadan yapılan solunum işlevinin farkına varılır hale gelmesidir. Bu tanım doğru, ancak yetersiz... O zaman bu tanımı biraz daha genişletelim: Solunum sisteminden veya dışından kaynaklanan nedenlerle santral siyanoz olmaksızın ortaya çıkan, anksiyete ve taşipnenin eşlik ettiği, burun kanatlarının solunuma katıldığı, interkostal çekilmelerin ortaya çıktığı ve solunumun farkedilir hale geldiği durumdur. Eğer bu duruma santral siyanoz eklenirse ve anksiyete ajitasyona veya letarjiye, hafif solunum zorluğu şiddetli solunum sıkıntısına dönerse, interkostal çekilmelere parasternal çekilmeler de eklenirse bu duruma da solunum yetmezliği denir (Tablo-2). Solunum yetmezliğinde akciğerlerde gaz değişiminin yetersiz olmasına bağlı olarak hiperkapni, solunumsal asidoz veya hipoksi ortaya çıkar. Bu durum tedavi edilmediği takdirde büyük olasılıkla kardipulmoner arrest gelişebilir ve eğer yaşatılabilirlerse ciddi kalıcı nörolojik hasarlar ortaya çıkabilir. &lt;br/&gt; Tablo-1:Çocuklardaki Başlıca Fiziksel Farklılıklar&lt;br/&gt;Anatomik Farklılıklar:&lt;br/&gt;Bebekler ve yürüme çağındaki çocukların daha büyük çocuklara oranla daha büyük bir kafaları vardır. Büyük kafa ile birlikte büyük oksiput, kısa boyun, küçük yüz ve mandibula, göreceli büyük bir dil, hareketli-dar tabanlı(at nalı şeklinde) epiglot, epiglotun arkaya doğru 45Olik bir uzantı yapması entübasyonun erişkine oranla daha güç yapılmasına neden olur. Ayrıca larenks çocuklarda daha önde ve yüksek yerleşimlidir (erişkinlerde C5-6 düzeyinde, bebeklerde ise C2-3 veya 4 düzeyinde).&lt;br/&gt;Erişkinlerde üst hava yolunun en dar kısmı larenks seviyesi iken bebeklerde ise en dar kısım krikoid halkanın olduğu yerdir. Bu noktada enine kesitin dar ve krikoid halkanın areolar dokulara gevşek bir biçimde tutunmuş yalancı çok katlı kirpiksi epitelle döşeli olması, bu bölgeyi ödeme karşı özellikle duyarlı kılar. &lt;br/&gt;Çocuklarda trakea kısa ve yumuşaktır. Bu nedenle boynun aşırı ekstansiyonu trakea üzerine bası yapabilir. Trakeanın kısalığı ve karina açılarının simetrik olması, endotrakeal tüpün ya da yabancı bir cismin sağ ana bronşa olduğu kadar sol ana bronşa doğru da yer değişitirebilmesini kolaylaştırır. &lt;br/&gt;Akciğerler doğum sırasında tam olarak olgunlaşmamışlardır. Hava-doku alışverişinin gerçekleştiği toplam yüzey alanı bebeklerde daha azdır (3 m2den az). Doğumdan erişkin döneme kadar küçük hava yollarının sayısı 10 kat artar. Ayrıca alveollerdeki elastik lifler yeterince olgunlaşmamıştır.&lt;br/&gt;Üst ve alt hava yollarının hepsi göreceli küçük olduğundan daha kolay tıkanır. Hava akımına karşı gösterilen dire</description></item><item><title>HASTANELERDE İŞGÖREN VERİMLİLİĞİNİ YÜKSELTİCİ BİR UYGULAMA OLARAK KALİTE ÇEMBERLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hastanelerde-isgoren-verimliligini-yukseltici-bir-uygulama-olarak-kalite-cemberleri-444835.html</link><description>HASTANELERDE İŞGÖREN VERİMLİLİĞİNİ YÜKSELTİCİ BİR UYGULAMA OLARAK KALİTE ÇEMBERLERİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. GİRİŞ&lt;br/&gt;Birer hizmet işletmesi olan hastanelerimizin verimlilik ve etkinlik açısından pek çok sorunu olduğu bilinmektedir. Verimlilik analizleri bakımından bu sorunlar iki başlık altında toplanabilir: (a) Araştırma-geliştirme ve planlama sorunları, (b) İşletmecilik sorunları. Bugün hastanelerimizde yönetim uygulamalarında nesnelliği ve ölçülebilirliği sağlayacak araştırma ve planlama faaliyetleri yok denecek kadar azdır. Hastanelerimizde yönetime doğru, zamanında ve yeterli veri akışını sağlayacak, bu verilerin analizini yapanak karar seçeneklerinin oluşturulmasına, alınan kararların sonuçlarını değerlemeye yardım edecek yönetim bilgi sistemlerinin olmayışı ile bu alandaki akademik çalışmaların yetersizliği sorunun esasını oluşturmaktadır. Bu yüzden hastanelerimiz güçe (power), kişisel ilişkilere ve tecrübeye dayalı yönetim uygulamalarının egemen olduğu kurumlar haline gelmiştir.&lt;br/&gt;Hastanelerimizdeki işletmecilik sorunlarının kökeninde ise genelde, sağlık sektörünün çağdaş işletmecilik uygulamalarının, dolayısıyla bu uygulamalarda yararlanılan nesnel ve kantitatif tekniklerin dışında kalmış olması yatmaktadır. Bugün turizm, bankacılık, eğitim ve ulaştırma gibi hizmet sektörlerinde çağdaş işletmecilik uygulamalarından geniş ölçüde yararlanılırken; hastane işletmeciliği yalnızca tıbbın ve tıbbi teknolojinin gelişimi ve kullanımı ile özdeşleştirilmiştir. Böylece hastane işletmeciliğinde başarı ölçütü verilen tıbbi paramedikal hizmetin nisbi kalitesi haline gelmiştir. Hizmetin verimli olup olmadığı, verimliliği arttırma olanaklarının bulunup bulunmadığı, hastanenin bir bütün olarak amaçlarına ne ölçüde ulaşabildiği gibi konular hep ihmal edilmiştir. Bu bağlamda hastanelerimizle hizmetin niteliğinin ve yürütülüş biçiminin gerektirdiği çağdaş yönetim-organizasyon yapılarına, finansal yönetim, sosyal pazarlama ve halkla ilişkiler uygulamalarına rastlanılamamaktadır. Oysa kar amacı güdülsün veya güdülmesin işletmecilikte kaynakların rasyonel kullanımını ifade eden Â«örgütsel etkinlik (organizational effectiveness)Â&#187; ilkelerine uygun faaliyet gösterilmesi esastır.&lt;br/&gt;Hastanenin bir bütün olarak verimlilik düzeyini belirleyen faktörler dört başlk altında incelenebilir: (i) Hastane işgöreninin verimliliği, (ii) Sermayenin ya da nakdi fonların verimliliği, (iii) Tıbbi teknolojinin verimliliği, (iv) Tıbbi sarf malzemesinin verimliliği. Bir bütün olarak hastanenin verimliliği bu dört üretim faktörünün bir bileşkesi olarak ortaya çıkar ve verimliliğin arttırılabilmesi de bu dört faktörün verimliliklerinin yükseltilebilmesiyle mümkündür. Biz de bu çalışmamızda işgören verimliğinin bir bileşeni olan güdülenmenin yükseltilmesinde, iş tatmininin arttırılmasında giderek yaygınlaşan bir uygulama olan Â«Kalite ÇemberleriÂ&#187;ni ele alarak, bu uygulamanın hastanelerimizde gerçekleştirebilme koşullarını irdelemeye çalışacağız. Bu amaçla önce kalite çemberleri konusunda bilgi verilip, ABDdeki uygulamalardan ve elde edilen sonuçlardan söz edilmiştir.&lt;br/&gt;II. Kalite Çemberleri (KÇleri) Uygulaması Nedir? Amaçları Nelerdir?&lt;br/&gt;Kalite çemberleri ya da kalite kontrol çemberleri olarak adlandırılan uygulama, örgüt içinde sorun çözmede grup yaklaşımını ifade etmektedir. Bu uygulama, işletmede aynı bölümde, kısımda ya da serviste, aynı işle meşgul olan 4 ile 12 arasında çalışanın, mesai saatleri içinde veya dışında, düzenli aralarla biraraya gelerek kendi işyerlerindeki sorunları ele alarak çözüm önerileri geliştirmeleri, geliştirilen önerilerin yönetime sunulması ve yönetimce uygun görülen önerilerin yine çalışanlar tarafından gergekleştirilmesi esasına dayanmaktadır.&lt;br/&gt;Kalite çemberleri uygulaması ilk kez Japonyada II. Dünya Savaşından, özellikle 1950lerden sonra, dünya pazarlarında Japon mallarının kalitesiz olduğu yolundaki imajı silmek, bunun için de kaliteyi iyileştirmek çabalarıyla başlatılmıştır. Aynı gayeyle ABDli uzmanlar W. Edvard DEMING ve Josepih DURANın katkılarıyla istatistiki kal</description></item><item><title>KAN HASTALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kan-hastaliklari-379589.html</link><description>1. KAN HASTALIKLARI&lt;br/&gt;Kan organlara beslenmeleri ve kendi kendilerini yenilemeleri için gerekli olan maddeleri taşıyan, organların hormon denilen maddeler yardımıyla iletişim kurmalarını mümkün kılan, vücuda giren yabancı madde ve mikropları temizleyen, vücutta oluşan zararlı maddeleri atılmak üzere akciğer ve böbrek gibi organlara ulaştıran bir sıvıdır.&lt;br/&gt;Kan mineraller, besin faktörleri, hormonlar, organlardaki hücrelerin çoğalmaları ve kendilerini yenilemeleri için gerekli olan proteinler, normal şartlar altında sıvı halde kalmasını, yaralanma halinde ise pıhtı oluşmasını sağlayan proteinler, organların çalışmaları neticesinde oluşan toksik maddeler ve hücreler içerir. Kanın içinde bulunan hücreler kırmızı hücre (eritrosit), beyaz küre (beyaz kan hücresi, lökosit) ve kan pulcuğu (trombosit) olmak üzere 3 çeşittir. Bu hücrelerin sırasıyla oksijen ve karbon dioksit transferi, vücudu mikroplar ve zararlı etkenlere karşı savunma ve kanama halinde pıhtılaşmayı sağlama işlevleri vardır. Kırmızı kan hücresinin içinde bulunan ve oksijen-karbon dioksit taşınmasını sağlayan moleküllere hemoglobin denilir. Kan hücreleri kemik iliğindeki kök hücreler tarafından üretilirler ve belli bir sürenin sonunda parçalanıp yıkılırlar. İlik sürekli olarak üretim yaptığı için kan hücrelerinin sayıları belli sınırlar içerisinde sabit kalır.&lt;br/&gt;Lenf bezleri, timüs bezi ve dalak vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında kanın beyaz hücreleri ile birlikte işbirliği halinde çalışırlar (bağışıklık sistemi). Lenf bezleri lenfosit adı verilen bir çeşit beyaz kan hücrelerinin mikroplarla savaşı öğrenmek üzere yetiştirildikleri küçük organlardır. Timüs bezinin de benzer bir görevi vardır.&lt;br/&gt;Hematoloji biliminin ilgilendiği başlıca hastalık gurupları aşağıda özetlenmiştir:&lt;br/&gt;1. Kan hücrelerinin veya hemoglobinin ilikteki üretimlerinde bozulma (değişik anemi -kansızlık-, lökopeni ve trombositopeniler vb.)&lt;br/&gt;2. Kan hücrelerinin yıkımlarının hızlanması (hemolitik anemiler)&lt;br/&gt;3. Kan hücrelerinin işlevlerinin bozulması (orak hücreli anemi, değişik trombosit ve lökosit işlev bozuklukları, vb)&lt;br/&gt;4. Kanın pıhtılaşmasının bozulması (hemofililer)&lt;br/&gt;5. Kanın damar sistemi içinde gereksiz yere pıhtılaşması (tromboz)&lt;br/&gt;6. Kanı üreten ilik hücrelerinin ve lenf bezi hücrelerinin kanserleşmeleri (lösemiler, lenfomalar, myeloma, vb)&lt;br/&gt;1.1. KAN HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ &lt;br/&gt;Halsizlik, solukluk, çabuk yorulma, sık enfeksiyon geçirme, düzelmeyen ateş, durduk yerde ya da hafif bir travma neticesinde ortaya çıkan kanamalar, yaralanma halinde kanamaların uzun sürmesi, boyunda, koltuk altında ya da kasıklarda gittikçe büyüyen ağrısız şişlikler (beze) ve bir bacağın tümünde ya da diz altındaki kısmında ani gelişen ağrılı ödem (genişleme) kan hastalıklarında izlenen başlıca belirtilerdir (semptom).&lt;br/&gt;1.2. KAN HASTALIKLARININ TEŞHİSİNDE KULLANILAN BAŞLICA YÖNTEMLER&lt;br/&gt;Kan hastalıklarının teşhisi için çok değişik testlere başvurmak gerekebilmektedir: Kan hücrelerinin ve hemoglobin miktarının ölçülmesi (t</description></item><item><title>ÜLKEMİZDE VE DÜNYAMIZDA OBEZİTE SORUNU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ulkemizde-ve-dunyamizda-obezite-sorunu-455794.html</link><description>GEREKÇE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Son dönemde çevremizde ve dünyamızda özellilkle de çocukluk çağında hızla artan obesite sorunu, sebepleri,sonuçları ve diğer hastalıklara yatkınlık teşkil etmesi açısından incelemek amacıyla bu konuyu seçtik.insan sağlığını ciddi biçimde tehdit edici boyutlara ulaşabilen obesitenin önlenebilir bir sorun olması bizi bu konuda araştırma yapmaya yöneltti. Ayrıca obesitenein dünya ülkelerinde dağılımını da arkadaşlarımıza gstermek istedik. Geleceğin koruyucu hekimleri olmayı umut ettiğimiz ve hedeflediğimiz şu yıllarda bu araştırmanın bir çok hekim adayı arkadaşımızın da dikkatini çekeceğini düşünüyoruz.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;AMAÇLAR:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-    Obesitenin ülkelerin gelişmişlik derecelerine ve yaş gruplarına göre dağılımını                                                  incelemek &lt;br/&gt;-Çocuklarda obesitenin görülme sıklığının son yıllarda artmasının nedenlerini incelemek &lt;br/&gt;-Yaşam tarzının obesite üzerine etkisini incelemek&lt;br/&gt;-Irk cinsiyet ve yaşanılan bölgenin obesite üzerine etkisini incelemek&lt;br/&gt;-Obesitenin hastalıkların gelişimi ve ilerleyişi üzerie etkisini incelemek &lt;br/&gt;-Tedavi yöntemlerini  ve alınabilecek önlemleri araştırmak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GEREÇ VE YÖNTEMLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;* http://www.obezitecerrahisi.com/obezitenin_tan%C4%B1m%C4%B1 ve epidemiyolo.  Htm sitesinden yaralanılarak obezitenin ülkelere göre dağılımı bulundu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*  http--www_tkd_org_tr-dergi-admin-images-uploaded-turkiye2_adlı internet asitesinden Türkiye&quot;de obeziteykle ilgili bilgiler  bulunarak projeye eklendi.                                   &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;* http://www.obesity.org/subs/childhood/causes/shtml sitesinden çocuklarda obezite görülmesıklığının artış nedenleri hakkında bilgi edinildi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*  Obezitenin klinik bulguları ve fizyopatolojisiyle ilgili bilgiler için Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları kitabı,Guyton and Holl tıbbi  fizyoloji ve Prof. Dr. Ayşe Tokgöz&quot;ün diet el kitabı kullanıldı.Obez çocukların psikolojik durumlarıyla ilgili bilgi alabilmek için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri ve Nöroloji bölümünden Uzm.Dr.Mustafa Çelik ve Psikolog Gülin Erdinç ile görüşmeler yapıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜLKELERİN GELİŞMİŞLİK DERECELERİNE GÖRE OBEZİTE DAĞILIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gelişmiş Ülkelerde Obezite: &lt;br/&gt;Son 20 yılda prevalansı artmıştır . Bu ülkelerde erişkinlerde prevalansı ortalama %20 dir . Doğu Avrupa&quot;da ise %35.5 gibi daha yüksek oranlara ulaşır. Obezite Erişkinlerin yarısında BMI 25&quot;den fazladır. Avustralya&quot;da yapılan bir çalışmada erkeklerin %19.1&quot;i ve kadınların %21.8&quot;i obezdir . Yine bu ülkede erkeklerin %67.4&quot;ünde BMI&gt;25 ve kadınların %52 sinde BMI&gt;25&quot; dir. Amerika Birleşik Devletlerinde toplumun %64.5&quot;unda BMI&gt;25 ve obezite prevalansı %27&quot;den %30.5&quot;e ulaşmıştır . Morbid obezite oranı ise %2.9 dan %4.7&quot;ye yükselmiştir. ABD&quot;de 1980&quot;den bu yana obezite %75&quot;den fazla artmıştır. ABD&quot; de kadınların çoğu obez, erkeklerin çoğu aşırı kiloludur. Erkeklerde ise obezite komplikasyonları daha fazla saptanmıştır. Avrupa&quot;da obezite prevalansı ABD&quot;ye göre biraz daha düşüktür. İngiltere&quot;de 1980 &amp;#8211;1995 yıl</description></item><item><title>PORTAL SİSTEM VE EKSTRAHEPATİK PORTAL VENÖZ OKLÜZYON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?portal-sistem-ve-ekstrahepatik-portal-venoz-okluzyon-457328.html</link><description>İki kapiller ağ arasında kalan dolaşım bölümüne &quot;portal sistem&quot; denilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hipofiz portal sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karaciğer portal sistemi&lt;br/&gt;ünü Kan akımı 2 ana kaynaktan sağlanır&lt;br/&gt;Hepatik arter&lt;br/&gt;Portal venalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hepatik venöz sistem &amp;#61664; vena cava inferior&lt;br/&gt;Karaciğer normalde total kardiak output&quot;un Â¼&quot; ünü Kan akımı 2 ana kaynaktan sağlanır&lt;br/&gt;Hepatik arter&lt;br/&gt;Portal venalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hepatik venöz sistem &amp;#61664; vena cava inferior&lt;br/&gt;Arteria hepatica communis truncus caeliacus&quot;dan çıkar. Öne ve sağa dönerek omentum minor&quot;un içine girer. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ductus hepaticus communis&quot;in solunda yukarı kıvrılır. &lt;br/&gt;a.gastroduodenalis&lt;br/&gt;a.gastrica dextra&lt;br/&gt;a.supraduodenalis&lt;br/&gt;Hepatik arterioller direkt olarak veya peribilier pleksuslar aracılığıyla sinuzoidlere ve terminal portal venüllere boşalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hepatik arter normalde 100 g kc dokusuna 30 ml/dk kan sağlar(%25)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KC normal oksijen ihtiyacının %30-50 sini sağlar&lt;br/&gt;Fonksiyonel kollateral akımının doğası okluzyonun yerine bağlıdır.&lt;br/&gt;common hepatic arter      &amp;#61664; major yollar&lt;br/&gt;sağ veya sol hepatic arter&amp;#61664;translobar anastomoz &lt;br/&gt;hepatica propria               &amp;#61664;inferior frenik Portal ven splanknik vasküler yatağın tüm venöz akımını toplar.(alt özefagustan rektuma kadar pankreas ve dalak dahil tüm intestinal trakt)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KC kan akımının %75&quot;ini taşır. 100 g KC dokusuna 90 ml/dk kan taşır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Normal portal basınç 5-8 mm Hg aralığındadır.&lt;br/&gt;Portal kan postkapillerlerdir.&lt;br/&gt;Parsiyel olarak deoksijenizedir.&lt;br/&gt;Yüksek miktarda akım hacminden dolayı normal oksijen ihtiyacının  %50-70&quot;ini sağlayabilir. &lt;br/&gt;Portal akım belirgin derecede azalsa dahi etki minimalize olur&lt;br/&gt;Hepatik arteryel oksijen ekstraksiyonunda veya arteryel kan akımında artış ile karşılanır &lt;br/&gt;Fatal sonuç doğurmadan bağlanabilir.&lt;br/&gt;Portal ven kan akımında azalma hepatik arter akımında artma ile sonuçlanır. Tersi doğru değildir.&lt;br/&gt;Portal venin bağlanmasını takiben atrofi gelişir.&lt;br/&gt;Vena porta sinuzoid adı verilen karaciğer içi kapiller sistemde sonlanır.&lt;br/&gt;Portal kan sinuzoidlerde KC hücreleriyle temastadır.&lt;br/&gt;Normal koşullarda sinuzoidlerin tümü açık değildir, bir kısmı kollabedir.&lt;br/&gt;Sinuzoidlere gelen kan miktarıyla orantılı olarak, açılan sinüzoid sayısı artar.&lt;br/&gt;Portal sistemin belli bölgelerde kaval sistem ile bağlantıları vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özefagus çevresi anastomozları&lt;br/&gt;Dalak civarı anastomozlar &lt;br/&gt;Hemoroidal anastomozlar &lt;br/&gt;Karın ön duvarı anastomozları &lt;br/&gt;Retroperitoneal anastomoz Hepatik venler tümü karaciğerin lob ve segmentlerini besleyen safra yollarının  hepatik arter ve portal venlerin aksine lob ve segmentler arasındaki planda bulunur.&lt;br/&gt;İntersegmentaldirler ve yandaş segmentlerin bölümlerini drene ederler&lt;br/&gt;Sağ hepatik ven hem posterior hem de anterosuperior segmenti drene eder.&lt;br/&gt;Orta hepatik ven anteroinferior segment ve medial inferior segmenti drene eder.&lt;br/&gt;Sol hepatik ven sol lateral segmenti ve medial süperior segmenti drene eder</description></item><item><title>DEDE KORKUT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dede-korkut-364957.html</link><description>DEDE KORKUT KİMDİR   ?.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Öyküler okunurken ya da incelinirken akla ilk gelen , DEDE KORKUT&quot;un kim &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;olduğudur.Bu konuda çeşitli çeşitli yorumlardan ve öykülerin anlatılışından çıkardığımıza &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;göre o , Oğuz&quot;un güçlü döneminde yaşamış olan bir &quot;DERVİŞ&quot; ; &quot;ozan&quot;lığı , &quot;yol &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;gösterici&quot;liği üstünde taşıyan bir &quot;ERMİŞ&quot; &quot;tir . Kendisinden sonra yaşayan ozan ve dervişler &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;, söylenegelen bu destansı öyküleri , onun adına sürdürmüşler ; yüce adını daha da &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kutsallaştırarak Dede Korkut Kitabı&quot;nın oluşturulmasına katkıda bulunmuşlardır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Bu öyküleri böyle yazan bir ozan-derviş&quot;in derlediği kuşkusuzdur . Ansiklopedik &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;bilgiler arasında şunlara rastlıyoruz :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         &quot;Reşidüddin&quot;in Cami&quot;üt Teravih&quot;inde Bayat boyunda olup babasının adının &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Kara Hoca&quot; olduğu ; çok akıllı , bilgi ve keramet sahibi bulunduğu : İnal Sir Yavkuy Han&quot;a &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;vezir olduğu , Kayı İna Han&quot;a danışmanlık ettiği , 295 yıl yaşadığı , güzel sözler söyleyip &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kerametler gösterdiği , han tarafından elçilikle Peygambere gönderilerek Müslümanlığı kabul &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ettiği yazılıdır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖYKÜLERİN BİLİMSEL DEĞERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         İlk bakışta , dil ve edebiyat yapıtı olarak yaklaşılan Dede Korkut öykülerinin , her &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yazınsal yapıt gibi , toplumbilim (sosyoloji) ve onun dalları olanbudunbilim (etnoloji) , &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;halkbilim (folklor) ... kısaca insanbilim (antropoloji) çalışmalarında aydınlatıcı yönleri olduğu &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;görülmüştür . Bunlara ruhbilim (psikoloji) , dilbilim , dilbilgisi , tarih çalışmalarını da &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;eklersek öykülerin ne denli önemli oldukları anlaşılır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE KİŞİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Dede KorkutKitabı&quot;nda &quot;BOY&quot; &quot;u anlatılan kahramanlar çokluk , destan kişilerine &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;benzetilmektedir . Bir kere , kahramanların yüzde doksanı beyler , hatunlar , bey oğulları olup &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yüksek soydan gelirler .&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Kişilerden bir kısmı insanüstü kuvvet sahibidir . Bazı kahramanların gövdeleri dahi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;insandan ziyade bir devi andırmaktadır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Dede Korkut , müslüman Oğuz&quot;ların desatnlı hikayeleri olduğu için , burada tanrılan ve &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yarım tanrılar yoktur . Fakat sırasında kuş olup uçan ak sakallı Azrail , Deli Dumrul&quot;u yerden &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yere vuran bir ilah gibi tasarlanmıştır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Yine bu hikayelerde insanüstü yaratıklar mesela tek gözlü bir dev olan Tepegöz bir &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;çobanla peri kızının birleşmesinden doğmuştur . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          İnsan ölçüsünde tutulan kişiler bile eşsiz sayılabilecek kadar yiğittirler . Kadınların &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;çoğu üstün savaşçı , silahşör ve binicidirler .&lt;br/&gt;kutsallaştırarak Dede Korkut Kitabı&quot;nın oluşturulmasına katkıda bulunmuşlardır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Bu öyküleri böyle yazan bir ozan-derviş&quot;in derlediği kuşkusuzdur . Ansiklopedik &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;bilgiler arasında şunlara rastlıyoruz :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         &quot;Reşidüddin&quot;in Cami&quot;üt Teravih&quot;inde Bayat boyunda olup babasının adının &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Kara Hoca&quot; olduğu ; çok akıllı , bilgi ve keramet sahibi bulunduğu : İnal Sir Yavkuy Han&quot;a &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;vezir olduğu , Kayı İna Han&quot;a danışmanlık ettiği , 295 yıl yaşadığı , güzel sözler söyleyip &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kerametler gösterdiği , han tarafından elçilikle Peygambere gönderilerek Müslümanlığı kabul &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ettiği yazılıdır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖYKÜLERİN BİLİMSEL DEĞERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         İlk bakışta , dil ve edebiyat yapıtı olarak yaklaşılan Dede Korkut öykülerinin , her &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yazınsal yapıt gibi , toplumbilim (sosyoloji) ve onun dalları olanbudunbilim (etnoloji) , &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;halkbilim (folklor) ... kısaca insanbilim (antropoloji) çalışmalarında aydınlatıcı yönleri olduğu &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;görülmüştür . Bunlara ruhbilim (psikoloji) , dilbilim , dilbilgisi , tarih çalışmalarını da &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;eklersek öykülerin ne denli önemli oldukları anlaşılır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE KİŞİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Dede KorkutKitabı&quot;nda &quot;BOY&quot; &quot;u anlatılan kahramanlar çokluk , destan kişilerine &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;benzetilmektedir . Bir kere , kahramanların yüzde doksanı beyler , hatunlar , bey oğulları olup &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yüksek soydan gelirler .&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Kişilerden bir kısmı insanüstü kuvvet sahibidir . Bazı kahramanların gövdeleri dahi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;insandan ziyade bir devi andırmaktadır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Dede Korkut , müslüman Oğuz&quot;ların desatnlı hikayeleri olduğu için , burada tanrılan ve &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yarım tanrılar yoktur . Fakat sırasında kuş olup uçan ak sakallı Azrail , Deli Dumrul&quot;u yerden &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yere vuran bir ilah gibi tasarlanmıştır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Yine bu hikayelerde insanüstü yaratıklar mesela tek gözlü bir dev olan Tepegöz bir &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;çobanla peri kızının birleşmesinden doğmuştur . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          İnsan ölçüsünde tutulan kişiler bile eşsiz sayılabilec</description></item><item><title>2020 YILINDA  TÜRKİYEDE TIP EĞİTİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?2020-yilinda--turkiyede-tip-egitimi-439201.html</link><description>2020 YILINDA  TÜRKİYEDE TIP EĞİTİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2020 yılında nasıl bir tıp/sağlık/ülke/dünya ortamı öngörülebilir/oluşturulabilir?&lt;br/&gt;Türk Tabipleri Birliği 50. Büyük Kongresi özel gündemini böyle bir soruyla oluşturuyor.&lt;br/&gt;Yarın ne olacağı belli olmayan bir ülkede 20 yıl sonrasını öngörmek pek kolay değil aslında. Ama 20 yıl sonrasını oluşturmak... Bunun mümkün olup olmaması önemli değil. Hayal etmek bile heyecan verici.&lt;br/&gt;Geleceği falcıların, astrologların özendirici hafifliğiyle ele almak mümkün. Ya da &quot;Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir&quot;, &quot;Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır&quot; özdeyişlerinden yola çıkılabilir. Bugünden hareketle yakın geçmişe bakmak ama düş gücümüzü çalıştırmaktan, geleceği talep etme hakkımızdan vazgeçmemek... Temkinli ama umutlu olmak... Bu iyi bir yol olabilir.&lt;br/&gt;Yukarıdaki koca sorudan bizim payımıza düşeni  Türkiye&quot;de Tıp eğitiminin 2020 yılı projeksiyonunu yapmak. Tıp eğitiminin kısa bir tarihçesiyle başlayacağız.&lt;br/&gt;Tıp Eğitimi Kısa Tarihi&lt;br/&gt;Ortaçağın başlangıcında, hekimlik yaşlı ustaların yanında çıraklık yaparak öğrenilen bir işti. Bu ilk öğrencilerin (?) / çırakların bütün zamanı şifalı otları öğrenmekle geçerdi. Aynı yıllarda manastırlarda rahipler, dinsel metinlerdeki şifalı bitkileri keşfetmekle meşgullerdi. Bu dönemler için, sistematik bir eğitim sürecinden bahsedilemez. Batı dünyasında akademi öncesi ilk tıp eğitimin 10. yüzyılın sonunda Salerno&quot;da başladığı söylenebilir. O yıllarda Arap tıbbı batıdan çok daha ileri bir noktadaydı. Arapça metinlerin Avrupa dillerine çevrilmesiyle Bologna ve Montpellier skolastik tıbbın yeşerdiği ilk ve önemli merkezler oldular. Tıp öğrencilerinin standart yöntemlerle eğitim gördükleri ilk tıp okulları bunlardır. O dönemde tıp eğitimi tamamen dinin etkisi ve kontrolü altındaydı. Hekimler aynı zamanda birer din adamı olarak yetiştiriliyorlardı. Cerrahi tıp eğitiminin dışında tutuluyordu. &lt;br/&gt;Rönesans tıp eğitimine eleştirel akıl ve yaratıcılık getirdi. Postmortem diseksiyonların Galen&quot;i kanıtlamak için değil düzeltmek için yapılması bu dönemde başladı. Tıbbi metinlerin daha düzgün yazılması ve çevrilmesi bu dönemde yaygınlaştı. Metinlerin basılıp dağıtılabilmesi, tıp eğitimi veren dini merkezlerinin dışında kalan dönemin bilim insanları için fikirlerini ifade etmek şansı yarattı. 16. ve 17. yüzyıl ise büyük biyoloji devrimlerinin gerçekleştiği dönemler oldu. Pedagoji anlamında bir ilk olan Leyden tıp okulunda eğitim sadece kitaplara değil gözlemlere ve deneylere dayandırılmaya başlandı.&lt;br/&gt;Fransız devrimiyle insanlık tarihinde çok şey değişti. Bu büyük toplumsal devinim tıp eğitimi tarihini de derinden etkiledi. Klasik üniversiteler, bu dönemde ağır baskılara uğradılar. Tam tersine akademik olmayan merkezler ve bunların eğitim anlayışları desteklendi. Hastanede eğitim bu yaklaşımların bir sonucu olarak ortaya çıktı. Şehirlerde büyük hastanelerin kurulması, hastaların yatırılarak tedavi edilmesi bu döneme rastlar. Tıp öğrencileri gerçek anlamda hastalar üzerinde eğitim görme fırsatını ilk defa bu sayede buldular. &quot;Klinikopatolojik eğitim yaklaşımı&quot; bu dönemde geliştirildi. Cerrahinin tıp eğitimi kapsamına girmesi de gene bu dönemde sağlandı. &lt;br/&gt;19. yüzyıl tıp bilimi ve eğitimi için çok parlak bir dönemdir. Oxford ve Cambridge&quot;in akademik tıp merkezleri, yerlerini Londra ve Edinburgh&quot;da tıp eğitimi yapılan ünlü hastanelere bıraktı. Modern (bilimsel) tıbbın kökleri de bu döneme, Pierre Charles Alaxandre Louis&quot;in tıp alanında istatistik bilimini kullanmasına dayandırılır. Deneysel yöntemlerin ve istatistiğin modern bilimsel tıbbın vazgeçilmez parçalarını oluşturması bu döneme rastlar. 19. yüzyıl ortalarında temel tıp eğitiminin fizyoloji, patoloji ve bakteriyoloji labaratuvarlarında verilmesini kurumsallaştıran Alman tıp ekolü, tıp eğitimi tarihinde bir dönüm noktası oluşturur.  19. yüzyıl, tıp eğiminde Avrupa&quot;nın özellikle Alman ekolünün öne çıktığı, 20. yüzyıl ise tıp eğitimini Amerika Birleşik Devletleri&quot;nin şekillendirdiği dönemler olmuşlardır. &lt;br/&gt;Türkiye&quot;de Cumhuriyet öncesi dönemd</description></item><item><title>RÜZĞAR ENERJİSİ İLE ELEKTRİK ÜRETİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ruzgar-enerjisi-ile-elektrik-uretimi-343989.html</link><description>RÜZGAR ENERJİSİ&lt;br/&gt;              &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;    Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen alternatif kaynaklardan yararlanılması ; hidrolik enerji dışında ,teknolojik gelişimlerinin yeniliği  ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle , bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır.bununla birlikte ,jeotermal,güneş,rüzgar ve modern biyokütle nerjisi teknolojileri ,bu gün dünya enerji pazarlarında yer almAya başlamışlardır.enerji bitkileri ,fotovoltaik  ve rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdüğü görülmektedir.&lt;br/&gt;     Rüzgardan elektrik üretimi 100 yıl önce başlamıştır.1950 yılı öncesinde daha çok 20-100kW&quot;lık makinalar üzerinde durulmuş olmakla birlikte ,1250kW&quot;lık türbinler de yapılmıştır. 1974-1978  yapay petrol krizine kadar 100-800 kW&quot;lık rüzgar türbinleri üzerinde durulduğu görülmektedir. 1980&quot;li yıllarda yeni teknoloji ve malzemelerle yeniden gelişerek dizayn edilen ve maliyetleri düşürülen rüzgar türbinleri rüzgar elektriği için çağ açmıştır.&lt;br/&gt;      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                        1-RÜZGAR ENERJİSİNİN TARİHÇESİ&lt;br/&gt;Rüzgar enerjisi kullanımı M.Ö. 2800 yıllarında Orta Doğuda başlamıştır. M.Ö. 17. Yüzyılda Babil kralı Harrimurabi döneminde Mezopotamyada sulama amacıyla kullanılan rüzgar enerjisinin , aynı dönemde Çinde de kullanıldığı belirtilmektedir. Yel değirmenleri , ilk olarak İskenderiye yakınlarında kurulmuştur. Türklerin ve İranlıların ilk Yel değirmenlerini M.S. 7. yüzyılda kullanmaya başlamalarına karşın , Avrupalılar yel değirmenlerini ilk olarak Haçlı seferleri sırasında görmüşlerdir. Fransa ve İngilterede yel değirmenlerin kullanılmaya başlanması 12.yüzyılda olmuştur.&lt;br/&gt;Avrupa, Haçlı Seferlerinde kazandığı bu teknoloji ile. Roma İmparatorluğunun kaçırdığı bir serveti yakalamıştır. Roma İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken para basmak için gereken altın ve gümüşü Avrupa dışındaki eyaletlerden sağlamaktaydı. Bu eyaletleri kaybettikten sonra Avrupadaki fakir madenlerin işletilmesi denenmiş, ancak, bu madenlerin yüzeysel kapasiteleri hızla tüketilip, derinlere inildikten sonra galerilerden su çıktığından, madenler terk edilmiştir. Giderek artan para ve ekonomik bunalımla birlikte , o dönemin yüksek hızlı enflasyonu Roma İmparatorluğunun sonunu getirmişti. Romalıların terk ettikleri madenlerin yeniden işletmeye açılması olduğu söylenir. Avrupalılar bunu yel değirmenleri yardımı ile , galeri diplerindeki suları dışarı pompalayarak , yani rüzgar enerjisini kullanarak başarmışlardır.&lt;br/&gt;18.Yüzyılın sonunda yalnızca Hollandada 10.000 yel değirmeni bulunuyordu. Buhar makinesinin yapılması ve odun, kömür gibi yakıtlardan kesintisiz enerji üretimine başlanması ile rüzgar enerjisi önemini yitiriyordu. Bununla beraber, rüzgar türbini denilen ve elektrik üretiminde kullanılan ilk makineler 1890larm başlarında Danimarkada yapılmıştır. Aynı dönemde, bu makinelerin geliştirilmesi için Almanyada da önemli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Rüzgar kuvvet makineleri yerlerini yakıtlı kuvvet makinelerine bırakırken , rüzgar enerjisi kullanımının sürmesi için yeni bir teknoloji de başlıyordu. Ancak 19.yüzyılda geliştirilen ilk rüzgar türbinlerin verimleri düşüktü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1961 yılında Romada birleşmiş milletler tarafından düzenlenen Enerjinin Yeni Kaynakları Konferansında ele alınan üç kaynaktan biri rüzgar enerjisi idi. Böylece çok eskiden bu yana tanınan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle ele alınıyor, yeni ve yenilenebilir kaynaklar arasına sokuluyordu. 1961-1966 yılları arasında Almanya&quot; da rotor çapı 35m olan 100kWlık bir modelin geliştirilmesi üzerinde duruluyordu. 1970lerde Danimarkadaki Gedser türbini, gücü 650 kW olan büyük türbinlerle değiştiriliyordu. Bu dönemde rüzgar jeneratörleri üzerinde İsviçre, Avusturya ve İtalyada da teknolojik çalışmalar yapılmıştır. Amerikada 1970lerde büyük</description></item><item><title>ORGANİK TARIM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ETKİLEŞİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?organik-tarim-ve-surdurulebilir-kalkinma-etkilesimi-363144.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Sürdürülebilir kalkınma kavramı, iktisadi kalkınmadan farklı olarak, kalkınırken ekolojik dengeyi korumaya ve onarmaya yönelik çalışmaları da kapsayan bir gelişme yöntemidir. Ekolojik dengeyi tehlikeye atan çevre sorunları ve bunların en aza indirilmesi için çalışan, bunların yanı sıra dünyanın sosyal problemlerini de inceleyen bir kalkınma yoludur. &lt;br/&gt;Sürdürülebilir kalkınmanın karşılaştığı birçok problem vardır. Bu problemlerin çözümünde global kararların ve politikaların benimsenmesinin yanında, bireysel olarak da gezegene ve problemlerine duyarlı olunması gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın başlıca sorunları; iklim değişikliği (küresel ısınma), ozon tabakasındaki incelme, toprak erozyonu - çölleşme, su kaynaklarıyla ilgili sorunlar, hava kirliliği, gürültü kirliliği/titreşim, okyanuslar, radyoaktivite, fosil yakıtlar ve enerji, nükleer enerji, balıkçılık, mineraller, yenilenebilir doğal kaynaklar (tarım/hayvancılık/orman), sağlık, yoksulluk, barınma, ulaştırma, tüketim/ürün güvenliği ve yönetişimdir.&lt;br/&gt;Tüm dünyanın dikkatini gitgide daha fazla çekmeye başlayan bu sorunların çözümü için çeşitli üretim ve tüketim yöntemleri ele alınmaya, bu yöntemleri uygularken ortaya çıkabilecek, ekolojik dengeyi bozan etkileri bertaraf etmek için ise önleyici tedbirler alınmaya başlanmıştır. Özellikle bazı uluslararası kuruluşlar düzenledikleri konferanslar, zirveler ve toplantılarla ekolojik dengeyi koruyucu, verilen zararları önleyici veya onarıcı, gelecek nesillere içinde yaşanabilir bir dünya bırakma hedefiyle bazı kararlara varmışlardır. &lt;br/&gt;Bu kararlar, sürdürülebilir kalkınmanın sorunlarına çözüm yolları ararken, aynı zamanda insanların, hayvanların, doğal yaşamın ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik bazı eylem planları üretmiştir. Bugün dünyada bir çok ülke bu planlara uyum için çalışmalarını yürütürken, bazı ülkeler ise uygulanması gerektiğini kabul etmekte ancak bu sürecin içinde olmamayı yeğlemektedir.&lt;br/&gt;Sürdürülebilir kalkınmanın karşılaştığı belki de en önemli problemlerden birisi &quot;Gıda Güvenliği&quot; sorunudur. Günümüzde ve geçmişte uygulanan bazı tarım yöntemleri, hem insan sağlığını, canlı hayatı hem de tarım topraklarını ve biyoçeşitliliği tehdit eder durumdadır. İşte bu nedenle özellikle organik tarım gibi yöntemler tercih edilmeye başlamıştır. Permakültür ve sürdürülebilir tarımın da dahil olduğu bu yöntemler ekolojik dengeyi bozmayan, toprağın verimliliğini düşürmeyen, su kaynaklarına ve biyoçeşitliliğe zarar vermeyen, aksine hasarları onarıcı etkisi bulunan uygulamalardır. &lt;br/&gt;Organik tarım, günümüzde gitgide tercih edilmekte, belli başlı kurallara tabi olduğu için daha fazla güven arz etmektedir. Bir ürünün, organik tarım yöntemiyle üretilmiş ürün olarak satılabilmesi için ilgili kurumlarca görevlendirilmiş sertifikasyon ve kontrol kuruluşları tarafından onay aldığını belgeleyen bir sertifikaya sahip olması ve ürünün etiketinde bunu belirten bir logonun konulması gerekir. Uluslararası kabul gören bu logolara sahip ürünler, tüketiciye aldığı ürünün güvenilir olduğunu göstermektedir. Ürün, doğaya saygılı üretilmiş ve gıda güvenliğini sağlayıcı olduğunu ispatlıyor olmaktadır. &lt;br/&gt;İşte bu yüzden organik tarım, sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde kabul gören, talebi ve arzı gitgide artan bir yöntemdir. Bu yöntemin anlaşılmasını, yaygınlaştırılmasını ve özellikle tüketiciler tarafından daha fazla tercih edilmesini sağlayıcı çalışmalar yapılmalıdır.&lt;br/&gt;Sürdürülebilir kalkınma adına uygulanan bir başka yöntem ise Çevresel Muhasebe yöntemidir. Çevresel muhasebe sistemi, şirketlerin veya devletlerin kullandığı, üretim sürecinde doğaya verilen zararların en aza indirilmesini hedefleyen, bu hasarları önleyici ve onarıcı yatırımların gerekliliğini öngören bir uygulamadır. &lt;br/&gt;Bu yolla şirketler veya devletler, sürdürülebilir kalkınma kavramına hakim olduklarını ve doğaya saygılı üretim yaptıklarını göstermiş olurlar. Çevresel muhasebe, hem şirketler açısından tüketicilerin dikkatini çekerek tercih edilen bir marka olma özelliğini kazandırıcı hem de her açıdan sürdürülebilir kalkınmaya kuşkusuz büyük katkılar sağlayıcı bir sistem olmaktadır. &lt;br/&gt;Bu çalışmada öncelikle organik tarım yöntemi açıklanmış, daha sonra sürdürülebilir kalkınma olgusu irdelenerek, sorunlarından ve bu sorunları gidermeye yönelik yapılmış olan çalışmalardan bahsedilmiş, en son olarak da çevresel muhasebe sistemi incelenmiştir. &lt;br/&gt;1. ORGANİK TARIM&lt;br/&gt;1.1. Organik Tarımın Tanımı&lt;br/&gt;Organik (ekolojik) Tarım kavramının birbirinden farklı ancak sonuçta aynı an</description></item><item><title>BAZI TIP ETİĞİ KURALLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bazi-tip-etigi-kurallari-440497.html</link><description>BAZI TIP ETİĞİ KURALLARI  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Önceki derslerde değindiğimiz gibi tıp etiğinde bazı değerler   ilke olarak kabul edildiği gibi bazıları da kendine özgü özel durumlar dışında genelde uygulanması gereken kurallar şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda söz etmek istediğimiz kurallar  gizlilik/sır saklama, mahremiyet, gerçeğin söylenmesi ve sadakattır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dürüstlük/Doğruluk&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dürüstlük ve doğruluk  çağdaş tıp etiğinde sağlık çalışanları için övgüyle söz edilen bir davranış biçimidir. Doğru davranmayı yükümlülük olarak  kabul etmenin 3 temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi başkalarına duyulan saygıdır. Daha önce gördüğümüz gibi özerkliğe saygı açıklamada bulunmak ve onam almanın temel gerekçesini oluşturur. Bilgilendirilmeksizin, onam alınmış  olması bir şey ifade etmez. Hastaya açıklama yapıldığında, geçerli bir onam doğru/dürüst bir iletişimin varlığına bağlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İkinci sebep, doğru davranmak yükümlülüğünün sadakat ve sözünde durmak yükümlülüğüyle yakın ilişki halinde  olmasıdır. Biz karşımızdaki kişiyi aldatmayacağımızı ve ona doğru davranacağımıza üstü örtük de olsa söz veririz. Sosyal ilişkiye gönüllü katılım doğru davranmak yükümlülüğünü ortaya çıkarır. Tıp alanında, özgül biçimde, açıkça ifade edilmemiş olsa da, bir sözleşme ya da söz verme durumundan sıklıkla söz edilebilir. Hasta ya da denek, tedavi ya da araştırma ilişkisi içerisine girerek bir sözleşmeye girmiş olur. Böylece, sağlık çalışanı doğru bilgiye elde etmeye  hak kazanırlarken;  hasta ve deneklerde tanı, prognoz, işlemler ve diğer ilgili tıbbi konularda doğruyu öğrenme hakkını elde etmiş olurlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üçüncüsü ise, kişiler arasındaki güven ilişkisi için verimli etkileşim ve işbirliği gerekir. Bu ilişkinin özü karşılıklı güvendir. Hastalar ile sağlık çalışanları, denekler ile araştırmacılar arasındaki ilişi eninde sonunda güvene bağlıdır. Doğru davranma yükümlülüğü, güven ilişkisini güçlendirmenin esasıdır. Yalan söylemek ve yetersiz açıklamalar, kişiler yönelik saygısızlıktır, varlığı biline bu sözleşmeyi bozar, ve güven ilişkisini tehdit eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gerçeğin söylenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hastaya karşı dürüst ve doğru davranmanın somut göstergelerinden biri hastaya tıbbi gerçeğin söylenmesidir. Son onlu yıllara gelene kadar,  hekim-hasta ilişkisindeki rolüne bağlı olarak hekim,   hastanın sağlığına ilişkin çok sayıda bilgiyi elinde tutan, eğer gerek görürse bazılarını hastasına bildirme hakkına  sahip biri olarak algılanıyordu. Hastanın tıbbi durumu, hastanın bilmesini gerektirmeyen bir &quot;gizem&quot; konusuydu. Bu durum özellikle kanser vb. ölümcül hastalık durumlarında daha belirgin olarak yaşanıyordu. Kimi zaman hasta yakınlarına söylenen tıbbi durum ve olasılıklar hastadan saklanıyordu. Kendi durumu hakkında olup bitenlerden habersiz olan hasta, yaşamına ilişkin kararlarını arzu ettiği yönde verebilme hakkını ister istemez kaybediyordu. Hastadan gerçeğin saklanmasının başta gelen gerekçesi, kötü durumun hasta üzerinde olumsuz etki yapacağı varsayımıydı. Bugün de bu tür bir anlayış hala varlığını sürdürmektedir. Bazı hekimlerin sahip bulundukları paternalistik anlayış, bu davranış biçimini hala savunulabilir olarak değerlendirmektedir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oysa kişinin kendisiyle ilgili her türlü bilgiyi almaya hakkı vardır. Aynı şekilde hastalık durumunda da, kişi sağlığıyla ilgi gerçekleri bilme hakkına sahiptir. Çağdaş  dünya değerleri gözünden  bakıldığında  bu olgu  belirginleşmektedir. Diğer yandan hastanın kendi  sağlığıyla ilgili  olumlu ve olumsuz her şeyi bilmesinin onun  sağlığı  üzerinde nasıl yansıyacağının sorusu sorulmaktadır. Bir  hastanın kanser   olduğunu öğrenmesi onun iç dünyasında ne tür duygular  uyandırır  ? Bu  durum  onu,  ölümüne  bile  neden  olabilecek  düzeyde     olumsuz davranışlara  sürükleyebilir mi ? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tıbbi müdahale işlemlerine ait her türlü bilginin hastaya söylenmesinin tıbbi işlemlerin yararını engelleyebileceği özel durumlar olabilir. Örneğin,  tedavi amaçlı bir plasebo   uygulamasının    hasta  tarafından   bilinmesi   tıbbi müdahaleyi   anlamsızlaştırabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tıbbi g</description></item><item><title>MERKEZI SINIR SISTEMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?merkezi-sinir-sistemi-342091.html</link><description>Sinir Sistemi Merkezi sinir Sistemi ve Periferik Sinir Sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;    MERKEZI SINIR SISTEMI:&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;    Merkezi Sinir Sistemi 2 ana parçadan oluşur: beyin ve omurilik. Ortalama bir erişkinin beyni 1300-1400 gramdır. Beyin 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve trilyonlarca &quot;glia&quot; denilen destek hücrelerinden oluşur. Omurilik ise yaklaşık olarak kadınlarda 43 cm erkeklerde ise 45 cm uzunluğunda ve 35-40 gram ağırlığındadır. Omurilik Kolumna Vertebralis denilen birçok kemikten oluşmuş bir kemik yapı içinde bulunmaktadır. Kolumna Vertebralis 70 cm uzunluğundadır, yani omurilik kolumna vertebralisten oldukça kısadir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Serebral Korteks:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;    Korteks kelimesi latince &quot;kabuk&quot; kelimesinden gelmektedir. Kalınlığı 2-6 mm arasındadır. Serebral korteksin sağ ve sol yarısı korpus kallosum denilen, kalın bir band oluşturan sinir lifleri ile birbirine bağlanmıştır. İnsanlarda serebral korteksin yüzeyi pek çok girinti ve çıkıntıyla kaplıdır. Korteksdeki çıkıntılara girus, girintilere ise sulkus denir. Yüksek seviyeli bir memeli olan insanlarda bu girinti ve çıkıntıların sayısı çok fazlayken fare, sıçan gibi düşük seviyeli memelilerde bu girinti ve çıkıntıların sayısı daha azdır.&lt;br/&gt;    Fonksiyonu: Düşünme, istemli hareket, dil, sonuç çıkarma, algılama...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                       İnsan Beyni                                                                    Maymun Beyni   &lt;br/&gt;      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                       Fare Beyni                                                                           Kedi Beyni&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Serebellum (Beyincik)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Serebellum kelimesi latince &quot;küçük beyin&quot; kelimesinden gelmektedir. Serebellum beyin sapının hemen arkasındadır. Serebellum serebral korteks gibi hemisferlere ayrılır ve bu hemisferleri saran bir korteksi vardır. Serebellumun fonksiyonu hareket, denge ve postürün sağlanmasıyla ilgilidir.&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;    Beyin sapı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Beyin sapı, talamus ile omurilik arasında kalan bölgeye verilen isimdir. Beyin sapındaki yapılar, medulla, pons, tektum, retiküler formasyon, ve tegmentum&quot;dur. Beyin sapındaki bazı alanlar kan basıncı, kalp hızı ve solunum gibi hayati fonksiyonların düzenlenmesinden sorumludur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Hipotalamus&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;    Bir bezelye tanesi büyüklüğündeki bu küçük yapı beynin tabanında yer alır. Beynin üçyüzde birini oluşturmasına ragğmen çok önemli davranışlardan sorumludur. Hipotalamus vücudun termostatıdır. Eğer vücut çok ısınırsa, hipotalamus bunu algılar ve derideki kapiler damarların genişlemesini sağlar, bu da vücudun soğumasına yol açar. Hipotalamus aynı zamanda hipofiz bezini de kontrol eder. Duyguların, açlığın, susuzluğun ve sirkadian ritmin düzenlenmesinde rol oynar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Talamus&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Talamus periferden gelen duyusal bilgiyi alıp bunu serebral kortekse ileten bir röle gibidir. Ayrıca serebral korteksden gelen bilgileri de omurilik ve beynin diğer kısımlarına iletir. Fonksıyonu duyusal ve motor integrasyondur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Limbik Sistem&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Limbik sistem amygdala, hipokampus, mamilari kitleler ve singulat girusun da dahil olduğu bir gurup yapidan oluşur. Bu alanlar verilen bir uyarıya karşı gösterilen duygusal cevabı kontrol etmede önemlidir. Bu sistemin bir parçası olan hipokampusun ise öğrenme ve hafıza olaylarında önemli fonksiyonu vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazal Ganglia&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ganglia kelimesi ganglion kelimesinin çoğuludur, yani ganglionlar anlamına gelir. Bazal ganglia hareketin koordinasyonundan sorumludur. Globus pallidus, kaudat nükleus, subtalamik nükleus, putamen ve substantia nigra denilen yapılardan oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ortabeyin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ortabeyin superior ve inferior kollikuli ve red nükleusdan oluşur. Ortabeyin görme, duyma, göz ve vücut hareketlerinden sorumludur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    PERIFERIK SINIR SISTEMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Periferik Sinir Sistemi somatik sinir sistemi ve otonom sinir sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  a)Somatik Sinir Sistemi: Merkezi sinir sistemine duyusal bilgi gönderen periferik sinirlerden ve iskelet kaslarını inerve eden motor sinir liflerinden oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Somatik motor sistem: Hücre gövdesi ya beyin ya da omuriliktedir ve iskelet kas</description></item><item><title>TIBBİ MADDELER KİNİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tibbi-maddeler-kinin-378882.html</link><description>Amazon&quot;da yetişen Cinchona ağacının kabuğundan elde edilen kinin maddesi dünyaca bilinir.Kinin,hem sıtmayla savaşta yardımcı olmuş,hem de sıtmaya karşı kullanılan sentetik ilaçların geliştirilmesinde moleküler &quot;model&quot; görevini yapmıştır.Cinchona apacı kabuğundan,kininden başka daha 20 çeşit alkaloid madde çıkarılır.Bu maddeler,sıtmadan dolaşım bozukluklarına kadar çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılabilmektedir.Cinchona yetiştiriciliği başlı başına bir sanayi,üretici ülkeler için önemli ölçüde bir döviz kaynağı haline gelme yolundadır.Örneğin Kenya,İngiltere ve Belçika&quot;ya yılda 30 milyon dolar değerinde 600 ton cinchona kabuğu satmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğum kontrol hapı yapımında kullanılan bitkisel maddelerin dünyadaki yıllık değeri 10 milyon dolardır.Meksika&quot;da yetişen bir çeşit tatlı patatesten elde edilen diosjenin maddesi, hormonal ilaçların hazırlanmasında büyük önem taşır.Kortizon, hidrokortizon,hormonlar ve çeşitli doğum kontrol haplarının yapımında hammadde olarak kullanılan diosjenin, nemli tropik bölgelerdeki ülkelerin tekelindedir.Başlıca üreticilerden Meksika,bu coğrafi avantajından yararlanarak, 1970&quot;te kilosu 11 dolardan alıcı bulan diosjenin&quot;i 1976&quot;da 152 dolardan satmaya başladı.Doğum kontrol hapı yapan büyük ilaç firmaları, aile planlamasının önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması ile elde etmeyi düşündükleri büyük karları Meksika ile paylaşmayı pek düşünmemekte ve diosjenin&quot;i Hindistan&quot;da yabani olarak yetişen tatlı patates türlerinde ve bildiğimiz patates (Solanum) türlerinden çıkarmanın yollarını aramaktadırlar.Bu maddenin kimyasal olarak üretilmesi de olasıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki kökenli ağrı kesiciler, antibiyotikler, kalp ve kanser ilaçları, hormonlar, laksatif (müshiller) günümüz dünya ilaç sanayinde önemli bir yer tutar.Bitki kökenli olan ve dünya ilaç sanayinde yüksek ekonomik değer taşıyan maddelerin birkaç örneğini verelim: Brezilya&quot;daki bir bitkiden elde edilen ve öksürük dindirici,kusturucu ve amipli dizanteriye karşı kullanılan ipekak; Çin&quot;deki bir çöl bitkisinden çıkarılan,dekonjestan ve sinir sistemini uyarıcı etkisi olan efedrin (bugün kimyasal olarak yapılmaktadır);Türkiye&quot;de buğday, pirinç ve tüm tahılgillerde yetişebilen bir küften (Clavicens purpurea) elde edilen, kanamayı durdurucu özellikteki ergotamin;Kuzey Meksika&quot;daki bir çeşit dikensiz kaktüsten elde edilen ve şizofreniye karşı kullanılan meskalin gibi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu arada, kan kanserine ve  lenf kanserine karşı kullanılan yeni &quot;mucize ilaçlar&quot; vinkristin ve vinblastin&quot;in konumuz açısından özel önemi vardır.Bu iki maddenin ilk kez tanımlandığı Catharanthus rozeus adlı otsu çiçekli bitkinin tıbbi değeri keşfedildiğinde, bu türün Madagaskar ormanlarında bulunan habitatının yüzde 90&quot;ı ortadan kaldırılmış durumdaydı. (Bu bitkinin yarın akrabaları daha sonra başka tropik bölgelerde de bulundu). Catharanthus&quot;lardan çıkarılan bu iki maddenin, kansere karşı kemoterapi yöntemlerinde kullanılması ile kan kanseri çeşitlerinde eskiden beşte bir olan hayatta kalma oranı, şimdi beşte dörde</description></item><item><title>TÜRKIYE&quot;NIN IKLIM TIPLERI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-nin-iklim-tipleri-347567.html</link><description>TÜRKIYE&quot;NIN IKLIM TIPLERI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Iklim tipleri vesicaklik ortalamalari(C)yagislar    mevsimlerin yagis paylari&lt;br/&gt;gözlem yerleri                                                                                                          (yüzde)&lt;br/&gt;-AKDENIZ         en       en      &lt;br/&gt;iKLiMi:                  soguk   sicak     yillik                   yillik(mm)         kis   ilkbahar   yaz   sonbahar                &lt;br/&gt;                                                  ay      ay                                                                                         &lt;br/&gt;a)Güney       &lt;br/&gt;      Anadolu  &lt;br/&gt;Dörtyol                   10,5  28,1     19,4               1020             37     29     12      22&lt;br/&gt;Adana                     9,2  28,1     18,7                 625             50     26      4,5   19,5&lt;br/&gt;Antalya                  10    28,2     18,7                1030             66    16       1,5   15,5&lt;br/&gt;Fethiye                  10,8  28,1     19                    989             62    15,5    1      21,5 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Ege &lt;br/&gt;Bodrum                 11,3  28,1     19                    775             63,5  15        1      20,5  &lt;br/&gt;Izmir                        8,5  27,6      17,5                 704            55     22        2      21 &lt;br/&gt;Dikili                        7,9   25,7     15,4                 674             54    19,5      1,5   25           &lt;br/&gt;Aydin                      8,1   28,3     17,7                 681             54    21         3     22              &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;c)Marmara&lt;br/&gt;Çanakkale              6     24,7      14,8                  626           46     22          7     25&lt;br/&gt;Bursa                      5,3   24,2      14,4                 710           38     25,5      12    24,5            &lt;br/&gt;Istanbul                   5,1   22,8      13,7                 787           38    18,5       13   30,5               &lt;br/&gt;Geçis tipleri&lt;br/&gt;Kütahya                  0,3   20,5     10,6                  556           40     28,5      12,5 19 &lt;br/&gt;Isparta                    1,7   23,2     12,1                  614           44     29,5      10   16,5   &lt;br/&gt;Edirne                     2    24,6      13,5                   597           32     23,5      17,5  27                          &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-KARADE- &lt;br/&gt;NIZ IKLIMI:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zonguldak                5,9  21,6     13,4                1256           31,5  17,5      19     32&lt;br/&gt;Sinop                       6,6  22,9     14                     662           31,5   18        15,5   35       &lt;br/&gt;Samsun                   6,7  23,3     14,3                  719           31,5   23,5     15,5  29,5&lt;br/&gt;Trabzon                   7     23,2     14,5                  831           30      20        16    34&lt;br/&gt;Rize                         6,8  22,6     14,2                2420          29,5   15,5      20    35 &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-STEP           &lt;br/&gt;IKLIMLERI: &lt;br/&gt;a)Iç Anadolu&lt;br/&gt;Eskisehir                 -0,2   21,5   10,9                   371          34   31     15     20&lt;br/&gt;Ankara                    -0,1  22,9    11,7                   360           32   33,5  14,5  20&lt;br/&gt;Konya                     -0,2   23,2   11,5                   315           34,5  32    11,5  22&lt;br/&gt;Kayseri                   -1,6  22,6    10,9                   466           26      36   14     24&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Iklim tipleri ve               sicaklik ortalamalari (C)              yagislar         mevsimlerin yagis paylari&lt;br/&gt;gözlem yerleri                                                                                                      (yüzde)&lt;br/&gt;                                  en      en&lt;br/&gt;                                  soguk  sicak    yillik                       yillik(mm)        kis  ilkbahar  yaz sonbahar &lt;br/&gt;                               ay       ay&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Dogu Anadolu &lt;br/&gt;Malatya                  -1,1   26,9    13,3                    368         35,5  37,5   5,5  21,5&lt;br/&gt;Erzincan                -3,7   24,3     10,7                   365         24,5  39     13,5  23&lt;br/&gt;Van                       -3,5   22,2     8,9                      378         28     38      7     27 &lt;br/&gt;Karaköse              -10,4  20,9     6                        542</description></item></channel></rss>