<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Deniz Hekimliği / Sualtı Hekimliği - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Deniz Hekimliği / Sualtı Hekimliği</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>DALIŞ TEKNİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dalis-teknikleri-359504.html</link><description>DALIŞ REFLEKSİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diving response olarak da anılan dalış refleksi, organizmamızın, apnea yani, nefes alıp vermenin bilinçli olarak durdurulması ve dış ısı değişikliklerine bağlı olarak kardio vasküler sistem üzerinde refleks olarak gerçekleştirdiği değişikliklerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organizmanın bu refleks hareketi tam olarak çözülememişse de, apnea süresini uzatmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu refleks bir çok kara ve deniz memelisinde vardır. Belki de, yaşamımızın ilk dokuz ayını, sıvı içinde tamamlamamız, bazı kodlama izleri bırakmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nefes tutmanın ilk saniyelerinden itibaren oluşan bradikardi ve damar çeperi vazokonstriksyonu, damar içi basıncını belirli düzeyde sabitleyerek, oksijen tüketimini azaltmayı hedefler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su sıcaklığı, fizik kondüsyon ve deneyim, cinsiyet ve yaş, ciğer kapasitesi, apnea süresi gibi parametreler, bu refleksi doğrudan etkilemektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için detaylarına göz atalım . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bradikardi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Apnea, başladığı andan itibaren, kalp ritminde düşüşe neden olur. Dalış derinliğinin bu refleks üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Vücudun ve özellikle yüzün su ile temas etmesi ve apnea, bradikardi oluşumuna etki eden iki faktördür. Dinlenme halindeki kalp ritminde, bradikardi ile % 25 - 30 a varan düşüşler oluşabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Apnea sonuçlandıktan sonra, elektro verilerinde, ekstrasistol, prematüre karıncık kasılmaları ve ritm artışları gibi değişiklikler görülebilir. Apnea süresi ve harcanan güce bağlı olarak, karbondioksit ve laktik asitin kandaki değerleri yükselir. Kalp ritmindeki değişikliklerin nedeni de budur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vazokonstrüksiyon , &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalp ve beyin diğer organlarımıza nazaran oksijensiz kalmaya çok duyarlıdır ve hücre kaybı oluştuğunda geri dönülemez noktalara gelinir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Apnea sürecinin başlaması ile birlikte, damar çeperleri refleks olarak daralır. Kan basıncı sabit bir düzeyde kalır ve kalp debisi düşer. Bu değişimler, hassas organların daha rahat ve çok oksijenlenmesini sağlayarak apnea süresini uzatır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dalış refleksi, boğulmaya karşı organizmanın oluşturduğu bir reaksiyondur. Ancak, güç harcanması ve kasların gevşeme pozisyonundan kasılmaya geçmesi, bradikardinin avantajlarını ortadan kaldırır. Bunun yanısıra aşağıdaki parametreler, fayda limitlerini artı veya eksi etkilemektedir ; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bradikardi, genç insanlarda, yaşlılara oranla daha iyi cevap vermektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüzümüzdeki, ısıya duyarlı reseptörler, bradikardiyi doğrudan etkiler. Isı ne kadar düşükse, sistem o kadar çabuk çalışır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Düzenli olarak apnea yapan insanlarda bradikardi daha verimlidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ciğerlerin vital kapasitesi, etkili bir parametredir. Ciğer doluluğuna hassas olan torakopülmoner reseptörler % 85 - 95 vital kapasite doluluğunu algıladıkları zaman, bradikardi için start verirler. Bu nedenle, başlangıç çalışmalarında bu doluluk oranlarını geçmeyin. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kulak eşitlemek için Valsalva yöntemi uygulamak, bradikardi oluşumunu negatif etkiler. Frenzel veya östaki kasının istemli uyarılması yöntemleri, hem apnea için, hem de avlanma için çok daha avantajlıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüzmek, kalp ritmini arttırır ve vazodilatasyona neden olur. Diğer taraftan, apnea ve dalış, bradikardi sonucu kalp ritmini düşürür. Bu iki olgunun çakışması durumunda, ritm düşüklüğü öncelik kazanır. &lt;br/&gt;Bu çakışmaya fazla sebebiyet vermemek için, dalış öncesinde iyi bir gevşeme ve nefes alıp vermenin uygulanması gerekiyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Jak Boeno &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;07/06/02 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Maske eşitlemek &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Maske eşitleme, gerektiği kadar önemsenmeyen ve bu nedenle de, hakkında bilgi edinme ihtiyacı duyulmamış bir konudur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Maskenin kaç metreye dayandığı veya maske camının basınca dayanıklı olup olmadığı gibi genellikle karşılaşılan sorular, basit bir fizik kuralından kaynaklanan maske baskısı probleminin iyi anlaşılamadığını veya çok farklı bir şekilde algılandığını gösteriyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konunun iyi anlaşılabilmesi için, öncelikle, basınç altında gazların davranış biçimlerine göz atalım: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deniz seviyesinde atmosfer basıncı 1 bar dır. Suyun, havaya oranla çok daha yoğun olması nedeni ile, sualtına inmeye b</description></item><item><title>BUZLU SULARDA SEYİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?buzlu-sularda-seyir-384641.html</link><description>BUZLU SULARDA SEYİR&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;ÖNSÖZ.....................................................................................................................................&lt;br/&gt;1. Genel....................................................................................................................................&lt;br/&gt;1.1.Buz Konusunda Kaptanın Görevi......................................................................................&lt;br/&gt;1.2.Uluslar Arası Buz Devriyesi..............................................................................................&lt;br/&gt;1.3.Buz Çeşitleri......................................................................................................................&lt;br/&gt;1.3.1.Deniz Buzlarının Tipleri...............................................................................................&lt;br/&gt;1.3.2.Buz Formları.................................................................................................................&lt;br/&gt;1.3.3.Buz Oluşumları........................................................... .................................................&lt;br/&gt;1.4.Kuzey Atlantik&quot;teki Buz Dağları......................................................................................&lt;br/&gt;1.5.Gemilerde Buzlanma.........................................................................................................&lt;br/&gt;1.5.1.Buzlanma Birikiminden Kaçınmak............................................................... ..............&lt;br/&gt;2.Buzda Seyir.......................................................................................................................&lt;br/&gt;2.1.Genel.................................................................................................................................&lt;br/&gt;2.2.Buzda Gemilerin Operasyonu İçin Gereksinmeler...........................................................&lt;br/&gt;2.3.Olumsuz Çevre Şartları........................................................... .........................................&lt;br/&gt;2.4.Çevredeki</description></item><item><title>GÖLLER YÖRESİNİN SUCUL FLORASINA KATKILAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?goller-yoresinin-sucul-florasina-katkilar-352865.html</link><description>GÖLLER YÖRESİNİN SUCUL FLORASINA KATKILAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;Sayfa&lt;br/&gt;ÖZET...................................................................................................... i&lt;br/&gt;ABSTRACT........................................................................................... iii&lt;br/&gt;ÖNSÖZ.................................................................................................. v&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER...................................................................................... vi&lt;br/&gt;KISALTMALAR DİZİNİ...................................................................... vii&lt;br/&gt;ŞEKİLLER DİZİNİ............................................................................... viii&lt;br/&gt;ÇİZELGELER DİZİNİ.......................................................................... ix&lt;br/&gt;1. GİRİŞ................................................................................................. 1&lt;br/&gt;2. ARAŞTIRMA ALANLARININ GENEL ÖZELLİKLERİ............... 2&lt;br/&gt;2.1-Eber Gölü(Afyon) ........................................................................... 2&lt;br/&gt;2.2-Salda Gölü(Burdur).......................................................................... 4&lt;br/&gt;2.3-Beyşehir Gölü(Konya)..................................................................... 6&lt;br/&gt;3. MATERYAL VE METOT................................................................. 9&lt;br/&gt;4. BULGULAR...................................................................................... 10&lt;br/&gt;4. 1. Genel Vejetasyon Yapısı................................................................ 10&lt;br/&gt;4.2. Araştırma Alanlarının Florası......................................................... 11&lt;br/&gt;5. TARTIŞMA VE SONUÇ................................................................... 63&lt;br/&gt;6. C3 KARESİ İÇİN YENİ KAYIT OLAN&lt;br/&gt;TAKSONLARI â€¦â€¦â€¦â€¦................................................................. 73&lt;br/&gt;7. KAYNAKLAR................................................................................... 82&lt;br/&gt;8. FAMİLYA İNDEKSİ......................................................................... 84&lt;br/&gt;ÖZGEÇMİŞ........................................................................................... 86&lt;br/&gt;vii&lt;br/&gt;Kısaltmalar Dizini&lt;br/&gt;Akd. : Akdeniz bölgesi&lt;br/&gt;Av. Sib. : Avrupa-Sibirya bölgesi&lt;br/&gt;B. : Batı(sı)&lt;br/&gt;Q. : Aylık su noksanının yıllık toplamı&lt;br/&gt;el. : Element (i)&lt;br/&gt;G. : Güney(i)&lt;br/&gt;G.B. : Güney Batı(sı)&lt;br/&gt;Ir.-Tur. : Iran-Turan bölgesi&lt;br/&gt;K. : Kuzey(i)&lt;br/&gt;K.B. : Kuzey Batı(sı)&lt;br/&gt;K.D. : Kuzey Doğu(su)&lt;br/&gt;S. : Aylık su fazlasının yıllık toplamı (İklim özelliklerinde)&lt;br/&gt;Karaca : Serdar Karaca&lt;br/&gt;S. : Salda G. (Bulgularda)&lt;br/&gt;B. : Beyşehir G.&lt;br/&gt;E. : Eber G.&lt;br/&gt;viii&lt;br/&gt;Şekiller Dizini&lt;br/&gt;Sayfa&lt;br/&gt;Şekil 1.1 : Eber Gölü&quot;nün coğrafi haritası............................................. 3&lt;br/&gt;Şekil 1.2 : Eber Gölü&quot;nün coğrafi haritası............................................. 3&lt;br/&gt;Şekil 2.1 : Salda Gölü&quot;nün coğrafi haritası ............................................ 5&lt;br/&gt;Şekil 2.2 : Salda Gölü&quot;nün coğrafi haritası ............................................ 5&lt;br/&gt;Şekil 3.1 : Beyşehir Gölü&quot;nün coğrafi haritası ...................................... 7&lt;br/&gt;Şekil 3.2 : Beyşehir Gölü&quot;nün coğrafi haritası ...................................... 8&lt;br/&gt;Şekil 3.3 : Beyşehir Gölü&quot;nün coğrafi haritası ...................................... 8&lt;br/&gt;ix&lt;br/&gt;Çizelgeler Dizini&lt;br/&gt;Çizelge 1â€¦...â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦. 69&lt;br/&gt;Çizelge 2.â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦... 70&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;1- G İ R İ Ş&lt;br/&gt;Yurdumuz, yeryüzünün bitkilerce en zengin olan bölgelerinden biridir. Çok farklı&lt;br/&gt;ekolojik ortamlara sahip olduğundan farklı bir çok bitkinin de yaşama alanını oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;Bu ekolojik alanlardan birisi de sulak alanlardır.&lt;br/&gt;Daha önceleri sulak alanlar gereksiz, yok edilmesi gereken, daha verimli tarım&lt;br/&gt;alanlarına dönüştürülmesi gereken yerler olarak görülüyordu. Fakat bu gün bunun böyle&lt;br/&gt;olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca Türkiye, Göller Yöresi başta olmak üzere bu alanlarca çok&lt;br/&gt;zengindir. Avrupa&quot;da ve Orta Doğu &quot;da sulak alanları en çok olan ülkelerden biridir.&lt;br/&gt;Türkiye &quot;de sulak alanlar bu denli fazla olmasına rağmen bu alanlarda 1978 yılına&lt;br/&gt;kadar çok az çalışma yapılmıştır. Bunun nedeni ise çalış</description></item><item><title>SU KİRLİLİĞİ VE SU KAYNAKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?su-kirliligi-ve-su-kaynaklari-395609.html</link><description>Su Kaynaklarının Korunması ve Kirlilik Sorunu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su Kaynaklarının Korunması &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Su Kirliliği &lt;br/&gt;Türkiyede  su  kirliliği konusu Haliç ile  İzmir  ve  İzmit  Körfezlerinin  kirlenmesi  ile gündeme gelmiş, bunu diğer akarsular, göller ve denizlerdeki kirlilik sorunları izlemiştir. Su kirliliği, insan etkileri sonucunda, kullanımı kısıtlayan veya engelleyen ve ekolojik dengeleri bozan  kalite  değişimleri  olarak  tanımlanmaktadır.    Bu  çerçevede,  bir  yanda  suyun  kalitesi, diğer  yanda  ise  bu  kaliteye  bağlı olarak çeşitli  kullanımlara yönlendirilecek su potansiyeli büyük önem taşımaktadır. 1997 yılında, içme suyunun bakteriyolojik ve kimyasal kalitesi ulusal düzeyde alınan örneklerin %12&quot;sinde kabul edilemez olarak bulunmuştur. Örneklerin    dörtte  birinde  klor seviyesi  standartlara göre fazla olup, içme suyunun fiziksel kalitesi örneklerin %6&quot;sında standartların altında çıkmıştır.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Akarsularımızda Kirlilik &lt;br/&gt;Türkiyede nüfus artışı,  kentleşme,  sanayileşme  ve  tarımsal ilaçlar ile gübrelere bağlı olarak  akarsu,  göl  ve  denizlerde  su  kirliliği  hızla artmaktadır.  Akarsular içinde en fazla kirlenmiş olanlar arasında,  Ergene,  Meriç, Simav (Susurluk) ve kolu olan Nilüfer, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes, Sakarya ve kolları olan Porsuk, Ankara ve Çark Suyu sayılabilir. &lt;br/&gt;Ergene  Nehri,  Çerkezköy  Organize  Sanayi  Bölgesinin  tekstil,  makina  ve  sanayi tesislerinin  arıtılmadan deşarj edilen  atıksuları, bunun yanında Çorluda faaliyet gösteren çeşitli  fabrikaların atıkları ve Çerkezköy, Uzunköprü ve Kırklareli gibi yerleşim  yerlerinin evsel atıksuları tarafından kirletilmektedir.  Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğine göre Ergene Nehri IV. Sınıf çok kirli akarsu kategorisinde  bulunmaktadır. Ergene nehriyle birleşen, Meriç, Lalapaşa ve Edirnenin evsel atıksuları ile yöredeki sanayi tesislerinin atıksularını alan Meriç Nehri de IV. Sınıf çok kirli akarsu kategorisine girmektedir. &lt;br/&gt;Bursa Ovasının drenajını gerçekleştiren  Nilüfer  Ça</description></item><item><title>GAZ EMİLİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gaz-emilimi-390372.html</link><description>GAZ EMİLİMİ&lt;br/&gt;Ortam basıncı değiştiğinde, solunan havadaki azot gazının kısmi basıncı (PN2) da artacaktır (Şekil 1). Akciğerlerdeki keseciklerin yüzeyinin son derece büyük olmasından ötürü bu değişiklik saniyelerle ölçülen bir süre sonucunda, akciğeri terkederek kalbe yönelen temiz kana da yansıyacaktır. Azot gazınınüm atardamar sistemine yayılması da aynı şekilde saniyelerle ölçülür. Böylece pratik olarak atardamar sisteminde çözünen gaz derişimi zamana bağlı olmaksızın sadece Henry Kanunuyla açıklanabilir. Böylece 30 metreye tüpsüz olarak dalabilen bir dalgıcın atardamarındaki azot kısmi basıncı bir kaç saniye sonra 3.16 atmye ulaşacaktır.&lt;br/&gt;Şekil 1. Azot kısmi basıncının derinliğe göre değişimi;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Dokulardaki azot gazının basıncı için aynı şey söz konusu değildir. Dokulara azot gazının geçmesi vakit gerektirir. Bunun nedeni dokuları besleyen atardamarların yüzeylerinin kısıtlılığıdır. Kemik kıkırdak gibi dokuların içinde azot gazının yayılması daha da uzun sürer. Bu tip dokuların içinde her noktadaki gaz miktarı aynı olmayacaktır. Bu durumda difüzyon (yayılma) modellemesi kullanılır. Diğer dokularda ise, dokunun her noktasındaki çözünen gaz derişimi aynıdır ve toplardamardaki derişime eşittir. Bu tip dokulara perfüzyon (dolaşım) modelleri uygulanır.Perfüzyon modeli ilk kez 1908 yılında J. Haldane tarafından ortaya atılmıştır. Bu olayın benzeri doğada sıkça görülür. Örneğin içi su dolu bir kabın altında bir delik açıldığını düşünelim. ılk anda su miktarı fazla olduğundan, şiddetle boşalacaktır. Ancak boşaldıkça, akış hızı yavaşlayacaktır (Şekil 2).&lt;br/&gt;Şekil 2. Kaptaki su azaldıkça suyun akış hızı da yavaşlayacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bir şeyin miktarı ile değişme hızı orantılı olduğu bu tip problemler diferansiyel denklemlerle çözülür. Bu denklemin çözümüde elde edilen sonuç, eldeki miktarın yarıya düşme süresinin sabit olmasıdır. Yukarıdaki örnek için, yarılanma süresinin 3 dakika olarak bulunması halinde, başlangıçta 10 litre su dolu bir kapta 3 dakika sonra 5 litre, 6 dakika</description></item><item><title>LİGNİTES ET SCHİSTES BİTUMİNEUX DU BASSİN DE LA SAKARA NEHRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?lignites-et-schistes-bitumineux-du-bassin-de-la-sakara-nehri-447016.html</link><description>Lignites et Schistes bitumineux du bassin de la Sakarya nehri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Introduction :&lt;br/&gt;LÃ©tude gÃ©ologique de la rÃ©gion comprise&lt;br/&gt;entre Adapazar, Düzce, Mudurnu,&lt;br/&gt;Nallıhan, Eskişehir, İnegöl, Bursa et iznik&lt;br/&gt;commencÃ©e en Octobre 1939 et poursuivie&lt;br/&gt;pendant lÃ©tÃ© 1940 ma permis de&lt;br/&gt;constater lexistence de quelques bassins&lt;br/&gt;oligocÃ¨nes riches en lignite et en schistes&lt;br/&gt;bitumineux. Dautre part, certains gisements&lt;br/&gt;de lignite dÃ©couverts dans les formations&lt;br/&gt;palÃ©ocÃ¨nes et miocÃ¨nes (faciÃ¨s&lt;br/&gt;continental), quoique isolÃ©s, prÃ©sentent&lt;br/&gt;aussi un intÃ©rÃªt indiscutable.&lt;br/&gt;Le but du prÃ©sent article est de rÃ©sumer&lt;br/&gt;les donnÃ©es gÃ©ologiques et miniÃ¨res&lt;br/&gt;concernant les lignites et schistes bitumineux&lt;br/&gt;du bassin de la Sakarya nehri et de&lt;br/&gt;classer ces gisements suivant leur importance&lt;br/&gt;qualitative et quantitative. Les&lt;br/&gt;gisements oligocÃ¨nes sont les plus; intÃ©ressants&lt;br/&gt;puisquils se prÃ©sentent par&lt;br/&gt;groupes.&lt;br/&gt;En ce qui concerne la gÃ©ologie gÃ©nÃ©rale&lt;br/&gt;il est intÃ©ressant de noter la dÃ©couverts&lt;br/&gt;dune riche faune dage palÃ©ocÃ¨ne largement&lt;br/&gt;reprÃ©sentÃ©e dans la partie supÃ©rieur&lt;br/&gt;du flysch dont la base appartient au&lt;br/&gt;SÃ©nonien Ã©galement fossilifÃ¨re.&lt;br/&gt;Le format de la revue du Â«M. T. AÂ&#187;&lt;br/&gt;ma obligÃ© de rÃ©duire ma carte gÃ©ologique&lt;br/&gt;au 1:100.000 Ã  lÃ©chelle de 1:800.000 et de&lt;br/&gt;grouper certaines formations reprÃ©sentÃ©es&lt;br/&gt;sÃ©parÃ©ment sur ma carte originale.&lt;br/&gt;Lexamen de cette carte rÃ©duite permet&lt;br/&gt;mieux de se rendre compte des grands&lt;br/&gt;traits de la tectonique gÃ©nÃ©rale&lt;br/&gt;Aperçu gÃ©ographique:&lt;br/&gt;La rÃ©gion traversÃ©e par la Sakarya&lt;br/&gt;nehri est trÃ¨s acccidentÃ©e dans son&lt;br/&gt;ensemble et la vallÃ©e de ce fleuve se i c duit&lt;br/&gt;souvant Ã  des gorges Ã©troites taillÃ©es dans&lt;br/&gt;des marbres et schistes palÃ©ozoÃ¯ques.&lt;br/&gt;Les chaines montagneuses sont dirigÃ©es&lt;br/&gt;WSW - ENE ou Est - Ouest. Leur altitude&lt;br/&gt;ne dÃ©passe pas 1800 m., mais la diffÃ©renc3&lt;br/&gt;avec le niveau des plaines est considÃ©rable:&lt;br/&gt;la plaine dAdapazar, par exemple na&lt;br/&gt;que 30 m. daltitude.&lt;br/&gt;La limite Nord de ma rÃ©gion pass par&lt;br/&gt;une dÃ©pression orientÃ©e Est - Ouest et&lt;br/&gt;formÃ©e par le lac de Sapanca, par la plaine&lt;br/&gt;dAdapazar et par celle de Diizce. Une&lt;br/&gt;autre dÃ©pression parallÃ¨le Ã  la premiÃ¨re&lt;br/&gt;se place entre le port de Gemlik et la ville&lt;br/&gt;de Geyve en passant par le lac diznik.&lt;br/&gt;Notons Ã©galement la plaine de Gölpazar&lt;br/&gt;et celle dEskişehir.&lt;br/&gt;Au NE dEskigehir la vallÃ©e Ã©troite de&lt;br/&gt;la Sakarya nehri est orientÃ©e Est - Ouest.&lt;br/&gt;Depuis le mÃ©ridien de cette ville elle&lt;br/&gt;tourne progressivement vers te Nord en&lt;br/&gt;suivant dassez prÃ¨s la limite septentri&lt;br/&gt;onale du PalÃ©ozoÃ¯que. Entre Vezirhan et&lt;br/&gt;la station de Mekece le fleuve se dirige&lt;br/&gt;23&lt;br/&gt;vers le Nord en traversant le flysch&lt;br/&gt;Ã©ocÃ¨ne-crÃ©tacÃ©, puis tourne brusquement&lt;br/&gt;vers lEst et suit la plaine de Pamukova -&lt;br/&gt;Geyve. Depuis la station de Geyve la Sakarya&lt;br/&gt;nehri prend la direction Nord,&lt;br/&gt;recoupe une grande chaine de montagnes&lt;br/&gt;(Geyve boğazı) et sengage ensuite dans&lt;br/&gt;la plaine dAdapazar.&lt;br/&gt;Parmi les cours deau moins importants&lt;br/&gt;mais assez longs il faut noter la Mudurnu&lt;br/&gt;Çay, la Göynük suyu et la Çakırlar deresi.&lt;br/&gt;Le relief des zones formÃ©es par les&lt;br/&gt;terrains tertiaires qui nous intÃ©ressent&lt;br/&gt;spÃ©cialement Ã  cause de leurs gisements&lt;br/&gt;de lignite et de schistes bitumineux se&lt;br/&gt;prÃ©sente comme suit. Le NÃ©ogÃ¨ne continental&lt;br/&gt;forme les premiÃ¨res collines&lt;br/&gt;basses des chaines qui contournent la plaine&lt;br/&gt;dAdapazar et celle dEskişehir. Dans&lt;br/&gt;la rÃ©gion de Bilecik ces formations recouvrent&lt;br/&gt;la surface nivelÃ©e du PalÃ©ozoÃ¯que.&lt;br/&gt;Les affleurements oligocÃ¨nes se placent&lt;br/&gt;entre les chaines de montagnes formÃ©es&lt;br/&gt;par les terrains plus anciens. Largile et&lt;br/&gt;le grÃ¨s sont profondement ravinÃ©s tandis&lt;br/&gt;que les conglomÃ©rats et les schistes bitumineux&lt;br/&gt;forment des crÃªtes et des&lt;br/&gt;corniches.&lt;br/&gt;Enfui, les bancs de grÃ¨s et de calcaire&lt;br/&gt;du flysch palÃ©ocÃ¨ne forment des crÃªtes&lt;br/&gt;sÃ©parant les vallÃ©es creusÃ©es dans les&lt;br/&gt;marnes.&lt;br/&gt;La principale voie de communication&lt;br/&gt;qui traverse toute la rÃ©gion est la Iigne&lt;br/&gt;de chemin de fer dAnkara Ã  Istanbul&lt;br/&gt;Les routes carrossables sont rÃ©parties&lt;br/&gt;assez inÃ©galement dans les diverses parties&lt;br/&gt;de la rÃ©gion. En ne parlant que des&lt;br/&gt;zones contenant les gisements de lignite&lt;br/&gt;et de schistes bitumineux il faut noter&lt;br/&gt;que les bassins dAdapazar - Hendek</description></item><item><title>DENİZ KİİLARİ VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?deniz-kiilari-ve-ozellikleri-449404.html</link><description>çııÖÖçşÜlke ve Insanlar&lt;br/&gt;Asya, Avrupa ve Afrika kitalarinin birbirine çok yaklastigi bir alanda yer alan Türkiye Cumhuriyeti, doguda Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan ve Iran, batida Bulgaristan ve Yunanistan, güneyde Suriye ve Irak ile komsudur. Bu sinirlarin çogu Osmanli Imparatorlugunun parçalanmasindan sonraki anlasmalarla çizilmistir. Konumu nedeniyle eski Asya Türk kültürünün Avrupaya ulastirildigi bir geçit yeri olan Türkiye, ayni zamanda bati dünyasinin doguya açilan penceresidir. üç tarafi denizlerle (Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi) çevrili olan Türkiyenin deniz sinirlari, ülkeyi yalnizca yakin bölgelerle degil, bütün dünya ile komsu haline getirir. Bu uzun kiyilar ve kitalararasi köprü niteligi nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarinin merkezi olmustur. Türkiye, hem bir NATO ülkesidir hem de Islam ülkeleri arasinda çok tarafli ekonomik isbirliginin gelistirilmesi konusunda aktif bir rol oynamaktadir.&lt;br/&gt;Türkiye Cumhuriyetinin yüzölçümü 814.578 km2dir. Yüzölçümünün %3lük bölümü Avrupa kitasinda yer alan Asya topraklaridir. Asya kitasinda yer alan %97lik kismina ise Anadolu denir. Dikdörtgeni andiran ülkenin genisligi yaklasik 550, uzunlugu 1500 km kadardir. Dogudaki en uç noktasi, Iran ve Nahcivan sinirlarinin kesisme noktasidir. En bati ucu ise Gökçeadadaki Avlaka burnudur. Kuzeyde en uzak sinir noktasi Sinop ilindeki Inceburun, en güney ucu da Hatay ilindeki Beysun köyüdür. Deniz sinirlarinin uzunlugu 8333 km, kara sinirlari ise 2875 kmdir. Bu yüzölçümü ile Türkiye, Iran disindaki bütün komsularindan daha genis topraklara sahiptir.&lt;br/&gt;Türkiye Cumhuriyetinin nüfusu yaklasik 63 milyondur. Nüfusun 2000 yilinda 65.5 milyon, 2010 yilinda ise 74 milyon olacagi tahmin edilmektedir. Nüfus dagilimi bakimindan Türkiyedeki cografi bölgeler farkli özellikler gösterir. ülke nüfusunun hemen hemen yarisi kiyi bölgelerinde toplanmistir. Iç bölgeler ise genel olarak daha az nüfusludur. Türkiyede 1950lerden itibaren nüfus artisi tesvik politikasi terkedilerek, nüfus planlamasina.&lt;br/&gt;Cografi Yapisi&lt;br/&gt;Türkiye eski dünyayi olusturan Avrupa, Asya ve Afrikanin birbirlerine en yakin oldugu ve Avrupa ile Asyanin kucaklastiklari bir noktada yer almaktadir. Cografi konumu nedeniyle ana kara parçasi olan Anadolu, tarihin sekillenmesine yol açan degisik halk kitlelerinin toplu göçlerine sahit olmustur. Sayilamayacak kadar medeniyetin sahibi olan Anadolu her biri kendi öz kimligine bagli ancak birbirinden etkilenen kültürlerin bir bileskesini gelistirmistir.&lt;br/&gt;Ülkenin çogunlugu Güney Bati Asyada bulundugu Türkiye, Avrupa ve Asyanin hudutlarini kucaklastirmaktadir ve Avrupada toplam 780.580 km2 lik bir yüzölçümü vardir. Ülke doguda Gürcistan, Ermenistan ve Iran ile Güneyde Irak, Suriye ve Akdeniz ile çevrelenmistir. Batiya dogru Ege Denizi, Yunanistan ve Bulgaristan Kuzeye dogru Karadeniz diger hudutlari olusturur. Türkiyenin cografi koordinatlari 36Â° 00-42Â° 00 Kuzey Enlem ve 26Â° 00-45Â° 00 Güney Boylamdir.&lt;br/&gt;80 idari ili olan Türkiye, Karadeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Içanadolu Bölgesi, Dogu ve Güneydogu Bölgesi olmak üzere yedi cografi bölgeye bölünmüstür.&lt;br/&gt;Cografi Bölgeler&lt;br/&gt;1941 yilinda Ankarada toplanan Birinci Cografya Kongresi, uzun süren çalismalari sonunda Türkiyeyi yedi cografi bölgeye ayirmistir. Adi geçen kongrenin çalisma larinda; Türkiyenin üç tarafinin denizle çevrilmis olmasi, uzun kenarlari boyunca kiyiya paralel dag siralarinin bulunusu, bu daglarin yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayirmasi, bu yüzden kiyi seridiyle iç kesimler arasinda iklim, dogal bitki örtüsü, tarim çesitlerinin dagilimi ve bunlarin ulasim sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmus ve Türkiyenin dört kenar bölgeyle üç iç bölgeye ayrilmasi mümkün olmustur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördü ne komsu oldugu denizin adi verilmistir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri).&lt;br/&gt;Diger üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandirilmistir (Iç Anadolu, Dogu Anadolu ve Güneydo</description></item></channel></rss>