<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Botanik - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Botanik</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>BOTANİK PARK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?botanik-park-385510.html</link><description>BOTANİK PARK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Botanik:Bitkibilim olarak da bilinir,biyolojinin bitkilerle ilgilenen ve bütün bitkisel yaşam biçimlerinin yapısını,özelliklerini ve biyokimyasal süreçlerini inceleyen daldır.&lt;br/&gt;Botanik genellikle dört ana bölüme ayrılır:Morfoloji,fizyoloji,ekoloji ve sistematik botanik.Bitkilerin yapısal özellikleri ve biçimleriyle ilgilenen morfolojinin altbölümleri,hücreyi inceleyen sitoloji ya da hücrebilim,dokuları inceleyen histoloji ya da dokubilim,dokuları organ düzeyinde ele alan bitki anatomisi,yaşam çevrimini inceleyen üreme morfolojisi ve bitkilerin gelişmesini inceleyen morfogenez ya da deneysel morfolojidir.Fizyoloji bitkilerin işlevsel birimleriyle ilgilenir.Ekoloji,bitkilerin yaşadıkları çevreyle karşılıklı ilişki ve etkileşimini konu alır.Sistematik botanik ise bitkilerin tanımlanması,sınıflandırılması ve adlandırılmasıyla ilgilidir.Botaniğin bu temel bölümlerine ek olarak,bakterileri inceleyen bakteriyoloji,mantarları inceleyen mikoloji,algleri inceleyen algoloji ya da fikoloji,karayosunlarını inceleyen briyoloji,eğrelti ve benzeri bitkileri inceleyen pteridoloji,fosil bitkileri inceleyen paleobotani,canlı ya da fosil sporları ve çiçektozlarını inceleyen palinoloji,bitki hastalıklarıyla ilgilenen bitki patolojisi,insana  yararlı bitkilerle ilgilenen ekonomik botanik ile geçmişteki ve bugünkü gelişmemiş toplumların çeşitli amaçlarla kullandıkları bitkileri araştıran etnobotanik gibi uzmanlık dalları gelişmiştir.Öte yandan botaniğin tarım,bahçecilik,ormancılık,eczacılık gibi bilim dallarıyla da yakın ilişkisi vardır.&lt;br/&gt;Aristoteles&quot;in öğrencisi olan ve botaniğin kurucusu olarak kabul edilen Theophrastos&quot;un bitki morfolojisi,sınıflandırması ve bitkilerin doğa tarihiyle ilgili kavramları yüzyıllarca tartışmasız olarak benimsenmiştir.Bu büyük bilginin tahminen 200 kadar botanik incelemesinden yalnızca ikisi,De causis plantarum(Bitkilerin Nedenleri Üstüne) ve De historia plantarum(Bitkiler Tarihi Üstüne) Latince çevirileriyle günümüze ulaşabilmiştir.iS 1. yü</description></item><item><title>BİTKİSEL GEN KAYNAKLARININ KORUNMA VE KULLANIMINDA YENİ YAKLAŞIMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkisel-gen-kaynaklarinin-korunma-ve-kullaniminda-yeni-yaklasimlar-445228.html</link><description>BİTKİSEL GEN KAYNAKLARININ KORUNMA VE KULLANIMINDA YENİ YAKLAŞIMLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkisel gen kaynaklarının korunmasında ve ıslah programlarında daha etÂ¬kin biçimde kullanılmasında son yıllarda moleküler genetik, doku kültürü ve rekombinant DNA teknolojisi gibi konuları kapsayan teknikler ile yeni olanaklar sağlanmıştır. Bulma ve toplama; hastalıktan arındırma ve tanı; çoğaltım; tanımÂ¬lama, değerlendirme ve izleme; depolama; dağıtım gibi genetik materyalin koÂ¬runması ile ilgili etkinliklerde in vitro teknikler başarıyla kullanılmaktadır. Klasik yöntemlerle farklı türlerden gen aktarmada en önemli engelleri oluşturan kısırlık, istenmeyen gen geçişleri ve geniş populasyonda çalışma gibi sorunlar, genetik mühendisliği teknikleri ile gen aktarılmasıyla tamamen ortadan kaldırılmakta, ıslah süresinin kısaltılmasının yanında, yabani bitkisel gen kaynaklarından genitör olarak sonsuz yararlanma olanakları sağlanmaktadır. Tüm bu olumlu gelişmelere karşın, özellikle toksin üreten bakteriyel kökenli dayanıklılık genleriÂ¬nin aktarıldığı çeşitlerin kullanılmasında ekolojik dengeye dolayısı ile bitkisel gen kaynaklarına olabilecek olumsuz etkileri dikkate alınmalı, bu tip çalışmalarÂ¬da bitkisel kökenli genlere öncelik verilmelidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nüfusunun 2010 yılında 7 milyar olması beklenilen dünyamızda toplam 250.000 bitki türünden (Swaminathan, 1993) yaklaşık 5000 bitki türü insanların beslenmesinde kullanılmakla birlikte, bunlardan 1500 türün tarımı yapılmaktadır. Bu türlerin ise 250&quot;sini kapsayan yaklaşık 250.000 yerel çeşit tüm insanların kalori gereksinimlerinin büyük bir kısmını karşılamaktadır (Wilkes, 1993). DünÂ¬yadaki insanların üçte birinin beslenmeleri ise önemli ölçüde üç tahıla (çeltik, buğday ve mısır) ve patatese bağlıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya nüfusunun artmasına paralel olarak, bu bitkilerin üretimlerinin de artırılması bir zorunluluktur. Klasik bitki ıslahı programları ile geliştirilen verimli ve kaliteli çeşitlerle insanların beslenme gereksinimleri karşılanmış olup çalışÂ¬malar günümüzde de hızla sürmektedir. Buna karşın dünya tarımı değişen biyotik ve abiyotik çevresel baskılar nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Gelecekte ortaya çıkabilecek olan yeni hastalık ve  zararlılar ile toprak ve atÂ¬mosferde oluşan değişikliklerin bitkilere olan etkileri önceden bilinemez. Dolayısı ile, bu yeni koşullara uyum sağlayacak çeşitlerin geliştirilmesinde kulÂ¬lanılacak olan genlerin de neler olacağını tahmin etmek  olanaksızdır. Kültür çeşitleri,  gen  yapıları  bakımından  homojen  hale  gelmiş  olup,  ilkel  formlara  ve  yabani  akrabalarına&lt;br/&gt;oranla çok daha az genetik çeşitlilik içermektedir. Yabani türler ise, geniş bir genetik tabanı olan ve kültür bitkilerinin ileride çıkabilecek sorunlarının gideÂ¬rilmesinde ya da bitkilere yeni özelliklerin kazandırılmasında önemli birer kayÂ¬nak oluşturan gen depolarıdır (Özgen ve ark., 1995). Bu nedenle, geleceğin gen kaynaklarını oluşturacak olan tüm bitkisel materyali koruma altına alma çalışÂ¬malarına, bugünün insanlarının en önemli görevi olarak bakılmaktadır. &lt;br/&gt;Florasında 163 familyaya ilişkin 1225 cins ve 9000 tür bulunan ve bunlarÂ¬dan 3000 türü endemik nitelikte olan Türkiye&quot;nin; 203 familyaya bağlı 2.500&quot;ü endemik 12.000 türe sahip tüm Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında bitkisel gen kaynakları bakımından ne kadar zengin bir ülke konumunda olduğu kolayÂ¬lıkla anlaşılır. Bu nedenle, genetik materyalin korunması ve kullanımına ilişkin çalışmaların Türkiye için ayrı bir önemi vardır. &lt;br/&gt;Bitkisel gen kaynaklarının korunmasında ve ıslah programlarında daha etÂ¬kin biçimde kullanılmasında son yıllarda yeni teknoloji adı verilen, moleküler genetik, doku kültürü ve rekombinant DNA teknolojisi gibi konuları kapsayan teknikler ile yeni olanaklar sağlanmıştır. Günümüzde bitkisel açıdan yeni teknoÂ¬lojileri, biyoloji, kimya ve mühendislik temel bilim dallarının içerisinde yer alan genetik, mikrobiyoloji, moleküler biyoloji, hücre ve doku kültürü, bileşikler, madde ve enzim  teknolojisi konularını kapsayan; org</description></item><item><title>SERA SEBZELERİNDE YAPRAKTAN GÜBRELEME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sera-sebzelerinde-yapraktan-gubreleme-448707.html</link><description>SERA SEBZELERİNDE YAPRAKTAN GÜBRELEME&lt;br/&gt;Sera sebze yetiştiriciliğinde bitki besleme ve gübreleme açıkta yetiştiricilikten farklıdır. Serada yüksek verim alındığı ve bitkiler güçlü organlar geliştirdiği için topraktan kaldırılan besin maddelerinin miktarı çok yüksektir. Örneğin dekardan 13 ton ürün alındığında, domates bitkilerinin 1 da  topraktan kaldırdığı saf besin maddeleri  45 kg N, 8 kg P2O5, 90 kg K2O , 39 kg Ca ve 7 kg Mg&quot;dur. Bu kadar yüksek besin maddelerini toprağa, açıkta sebze tarımında olduğu gibi birkaç kez bölerek vermek mümkün değildir. Çünkü yoğun biçimde gübre verilmesi topraktaki tuz konsantrasyonunu yükseltmekte ve tuzluluk sorunu yaratarak bitkilerin su alımını engellemektedir. Toprak ve hava sıcaklıklarının düşük, ışıklanmanın az ve hava oransal neminin yüksek olması bitkilerin besin maddesi alımını azaltır. Tüm bu nedenlerle seracılıkta bitki besleme sorunları her zaman gündemdedir. Son yıllarda bu amaçla yaprak gübrelerinin kullanımı da yaygınlaşmıştır.&lt;br/&gt;Yaprak gübreleri destek gübrelerdir. Bitki besin maddelerine ilişkin noksanlık belirtileri görüldüğü zaman, ürünün nitelik ve niceliğinde ortaya çıkan olumsuz etkilenmeler yaprak gübreleri ile önemli düzeyde giderilebilir. Yaprak gübreleri, bitkilerde gelişmenin yavaşladığı ve özellikle çiçeklenme döneminde daha etkilidir. &lt;br/&gt;N, P  ve K&quot;nın yaprak gübresi olarak uygulanmaları nadir olmakla birlikte, azotun üre olarak verilmesi oldukça yaygındır. Bunun nedeni ise ürenin kolayca alınıp, yaprak dokularında metabolize edilmesi ve ürenin kütikula tabakasının geçirgenliğini artırıp, diffüzyon şartlarını iyileştirmesidir. &lt;br/&gt;Yaprak gübrelemesine daha çok şu durumlarda başvurulur:&lt;br/&gt;1.Mikro besin elementleri toprakta, kültüre alınan bitkiler için yetersiz düzeylerde bulunuyorsa,&lt;br/&gt;2.Bitkinin hıyarda olduğu gibi kök yapısı zayıfsa,&lt;br/&gt;3.Mikro besin elementleri topraktan hemen alınamaz forma dönüşmüşlerse,&lt;br/&gt;4.Bitki koruma ilaçları ile birlikte verilme olanağı varsa.&lt;br/&gt;Yaprak gübrelemesinden iyi sonuç alabilmek ;&lt;br/&gt;1.Bitki besin maddesi eksikliğinin iyi saptanmasına,&lt;br/&gt;2.Yaprak gübrelerinin içerdiği besin maddesi tür ve miktarının bilinmesine,&lt;br/&gt;3.Uygulama zamanına,&lt;br/&gt;4.Uygulama sayı ve dozlarının iyi saptanmasına,&lt;br/&gt;5.Ortamın nem ve sıcaklığına,&lt;br/&gt;6.Yaprağın yaşına ve beslenme durumuna,&lt;br/&gt;7.Püskürtme zamanı ve püskürtme inceliğine,&lt;br/&gt;8.Gübrenin yaprakta tutunmasına,  bağlıdır.  &lt;br/&gt;Gübrelerin yapraklarda belirli yerlerde yoğunlaşmasından olabilecek zararları önlemek için; gübreler yaprak üzerinde 20-30 dakika emilmeye bırakılıp, gübresiz suyla yıkanmalıdır. Yapraklar tarafından emilmeyen fazla gübre aşağı aktığından neticede bitki köklerince alınır. Yaprak gübrelerinin sabah erken saatlerde veya akşam üzerleri mümkün olduğunca yaprakların alt yüzeylerine püskürtülmesi, yapraklarda güneşten oluşabilecek zararları önleme yönünden daha uygundur.&lt;br/&gt;Yaprak gübresinin bitkiler üzerindeki etkileri  ise şu şekildedir:&lt;br/&gt;1.Bitkilere makro ve mikro besin elementlerini verir. Ayrıca toprakta bitki tarafından alınamayan bu elementleri şelat forma sokarak, bitkinin en yüksek oranda almasını sağlar ve bunları bitkide dengeli hale getirir.&lt;br/&gt;2.Tohumların kısa sürede çimlenmesini sağlar.&lt;br/&gt;3.Bitki gelişiminin özellikle erken dönemi için etkilidir.&lt;br/&gt;4.Bitkilerde klorofil oluşumunu hızlandırarak yeşil aksamın artmasını dolayısıyla karbonhidrat, şeker, protein, yağ  v.b. maddelerin yapılmasını sağlar.&lt;br/&gt;5.Bitkilerde %30&quot; a kadar verim artışı sağlar.&lt;br/&gt;6.Bitkileri hastalık ve zararlılara karşı daha dirençli kılar.&lt;br/&gt;7.Bitkileri don, kuraklık, yetersiz güneş, su göllenmeleri, aşırı sıcak ve soğuk gibi zor şartlara dayanıklı  kılar. &lt;br/&gt;8.Sebzelerde hasattan sonra meyve erimesini ortadan kaldırarak, ürünlerin depolama dayanıklılığını artırır.&lt;br/&gt;9.Makro ve mikro besin elementlerinin topraktan dengeli olarak ve uzun süre alınmasını sağlayarak verimi yükseltir, kaliteyi düzeltir, pazar ve ihracat değerini arttırır.&lt;br/&gt;Yapılan araştırmalar deniz yosunu özü içeren yaprak gübrelerinin özellikle yumrulu bitkilerde verim ve kali</description></item><item><title>SERA ETKİSİ VE SONUÇLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sera-etkisi-ve-sonuclari-387928.html</link><description>Sera etkisi ve sonuçları&lt;br/&gt;Atmosferin ortalama ısısının artmasının nedeni atmosferde bulunan karbondioksit, su buharı ve metan gazının giderek çoğalması. Buna &quot;sera etkisi&quot; deniyor. Isının bir iki derece değişmesi bile dünya yüzeyinde canlı yaşamını tehlikeye atacak sonuçlar yaratabilir. &lt;br/&gt;Petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtların kullanılması ve ormanların yok edilmesi atmosferdeki karbondioksiti artırıyor. &lt;br/&gt;Sanayi devrimi, fosil yakıtların kullanımını ve ormanların yok edilmesi sonucunu doğurdu. 19. yüzyıldan beri atmosferdeki karbondioksit miktarı yüzde 25 oranında ve atmosferin ortalama ısısı 0.3-0.6 derece arttı, bunun sonucunda dünyadaki su seviyesi 10-25 cm yükseldi. Bir derecelik bir artış El Nino gibi yıkımların ortaya çıkması, iki derecelik artış ise Antarktikanın çoğunun erimesi için yeterli. Nature dergisine göre bu hızla giderse ısı 21. yüzyılda bir kaç derece artacak.&lt;br/&gt;Sera etkisine neden olan bir diğer gaz ise metan gazı. Hayvancılığın ve pirinç üretiminin artması metan gazının artmasını da beraberinde getiriyor.&lt;br/&gt;Artış bu hızla devam ederse 2020 yılında tüm dünyada 8 milyon insan ölecek.&lt;br/&gt;Atmosferdeki karbondioksit ve metan gazlarının hızla artmasındaki en büyük sorumluluk G-8lere ait. Dünya yüzeyinin yüzde 24ünü kaplayan bu ülkeler, karbondioksitin yüzde 49.2sini üretiyor. ABD tüm dünyadaki sera gazlarının % 23.4ünü üretiyor. 1996 yılında ABDde karbondioksit artışı yüzde 23.4 iken, tüm dünyadaki artış % 25 oranında idi.&lt;br/&gt;1992de Rioda yapılan zirvede alınan karara göre anlaşmayı imzalayanlar gayri safi milli hasılalarının binde yedisini çevre koşullarının iyileştirilmesi için harcayacaktı. Harcamalar binde üçü geçmedi.&lt;br/&gt;Zirvede alınan bir diğer karar ormanların korunmasıydı. O günden bu yana dünyanın akciğerleri olarak anılan Yağmur Ormanlarında Belçikanın yüzeyinin iki katı alan yok edildi.&lt;br/&gt;Rioda sera etkisine yol açan gazların 2000 yılında, 1996 düzeyine indirilmesi öngörülmüştü, oysa sera gazları azalmadı tersine arttı.&lt;br/&gt;Ozon tab</description></item><item><title>ASMADA (VİTİS SPP.) ANTER KÜLTÜRÜ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?asmada-(vitis-spp.)-anter-kulturu-uzerine-arastirmalar-352838.html</link><description>ASMADA (Vitis spp.) ANTER KÜLTÜRÜ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÇNDEKLER..................................................................................................................i&lt;br/&gt;ÖZET ............................................................................................................................... ii&lt;br/&gt;ABSTRACT.................................................................................................................... iii&lt;br/&gt;ÖNSÖZ VE TEEKKÜR.............................................................................................. IV&lt;br/&gt;SMGELER DZN ........................................................................................................V EKLLER DZN ....................................................................................................... VI&lt;br/&gt;ÇZELGELER DZN.................................................................................................VII&lt;br/&gt;1.GR.............................................................................................................................1&lt;br/&gt;2. KAYNAK BLGS......................................................................................................3&lt;br/&gt;3.MATERYAL VE METOT..........................................................................................21&lt;br/&gt;3.1. Materyal ..................................................................................................................21&lt;br/&gt;3.2. Metot .......................................................................................................................21&lt;br/&gt;3.2.1. Besin ortamlarının bileimleri .............................................................................21&lt;br/&gt;3.2.2. Besin ortamlarının hazırlanması ve sterilizasyonu ...............................................25&lt;br/&gt;3.2.3. Çiçek tomurcuklarının toplanması ve souk uygulaması .....................................26&lt;br/&gt;3.2.4. Çiçek tomurcuklarının dezenfeksiyonu ................................................................27&lt;br/&gt;3.2.5. Anterlerin besin ortamlarına dikimi......................................................................28&lt;br/&gt;3.2.6. Kültür koulları .....................................................................................................28&lt;br/&gt;3.2.7. Aratırmanın kuruluu ve yapılan incelemeler .....................................................28&lt;br/&gt;4.BULGULAR................................................................................................................30&lt;br/&gt;4.1. Aratırmanın ilk yılına ilikin bulgular....................................................................30&lt;br/&gt;4.2.Aratırmanın ikinci yılına ait bulgular......................................................................34&lt;br/&gt;5. TARTIMA VE SONUÇ...........................................................................................45&lt;br/&gt;6. KAYNAKLAR...........................................................................................................51&lt;br/&gt;ÖZGEÇM....................................................................................................................57&lt;br/&gt;ii&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu aratırmada asmada anter kültürü için en uygun rejenerasyon sisteminin&lt;br/&gt;belirlenmesine çalıılmıtır. Bu amaçla bitkisel materyal olarak Hafızali, Ata sarısı&lt;br/&gt;ve 99R&quot;ye ait anterler kullanılmıtır. Aratırmada genotip, souk uygulaması, besin&lt;br/&gt;ortamı ve besin ortamlarına eklenen büyümeyi düzenleyici madde tip ve&lt;br/&gt;konsantrasyonlarının etkileri belirlenmitir.&lt;br/&gt;Çalımada kallus oluumunun salanmasına karılık, ne somatik embriyo ne de&lt;br/&gt;haploid bitki rejenerasyonu elde edilememitir. Elde edilen bu kalluslar renklerine,&lt;br/&gt;yapılarına ve görünümlerine göre iki farklı tipte sınıflandırılmılardır. Beyaz-sarı&lt;br/&gt;renkli, sert-kırılgan yapılı ve salıklı görünümlü kalluslar A tipi kallus (arzu edilen&lt;br/&gt;tip) olarak adlandırılmılardır. Sarımsı-kahverengi ya da kahverenginin deiik&lt;br/&gt;tonlarında, sulu, yumuak, kolay daılabilen ve salıksız görünümlü kalluslar ise B&lt;br/&gt;tipi kallus olarak adlandırılmılardır. Toplam kallus (A+B tipi) ve A</description></item><item><title>BİTKİ ANATOMİSİ ÇALIŞMA NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-anatomisi-calisma-notlari-389240.html</link><description>BİTKİ ANATOMİSİ ÇALIŞMA NOTLARI&lt;br/&gt;BİYOLOJİ - 2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Çimlenmekte olan bitkinin besin gereksinimi kotiledonlarda yada özel dokularda depolanan besinlerden sağlanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Kök ve gövdenin büyümesi büyüme noktalarındaki meristamatik dokuların yeni hücrelerin oluşması ve büyüme ve farklılaşması ile olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-Yapraksız ve köksüz yapraksı yapıya tallus denir.Bu tür bitkilere detallafita gurubu denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-Tohumlu bir bitki dallanmış eksen içeren bir yapı gösterirse yaprak kök ve gövdeden oluşan yapıya kormus denir.Bu tür bitkiler kormofita gurubuna girer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5- Kök ve gövdenin oluşturduğu başlangıç büyüme genel olarak pirimer büyüme ,bu tip büyüme ile oluşan bitki yapısınada pirimer bitki yapısı denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6-Vaskular kambiyum dışa doğru sekonder fulemi içe doğru sekonder ksilemi oluşturarak kök ve gövdenin çapının artmasına neden olur.Buna ek olarak mantar kambiyumu da fellogen de genişleyerek eksenin çevresel bölgesinde gelişir ve peridermi oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7-kök ve gövdeyi oluşturan yapılar dıştan içe doğru epidermis,korteks,iletim demetleri ve öz dür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8-Sekonder çeperde bulunan lignin,süberin,tanen,organik tuz ve diğer maddelerin yapıya katılması hücreye sertlik verir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9-çeper maddesi üst üste tabakalar halinde birikir buna aposisyon büyüme denir.Bu büyüme iki şekilde olur biri dıştan hücre lümenine doğru sentripetel diğeri lümenden uzaklaşacak yönde sentrifugal şeklinde olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10-Çeperin yüzeysel büyümesinde mikro fibriller birbirinden ayrılır ve oraya yeni maddeler girer bu büyüme ıntususepsıyon denir.Bu tip büyüme sırasında çeperin gevşeyip yeni maddelerin katılaşması oksin,turgor basıncı,proteın sentezi ve solunum işbirliği ile düzenlenmekte ve hücre protoplastının etkinliği ile yakından ilgilidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11-Basit geçit parankima,kenarlı geçit trakeit ve yarı kenarlı geçit ise trake ve parankima arasında bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12-Kenarlı geçitlerde geçit zarının orta kısmında kökeni primer olan kalınlaşma olur buna torus denir.Torusun etrafındaki ince kalan bölgeye margo denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13-İkiden fazla hücrenin bağlandığı köşelerde başlayan boşluk diğer çeper kısımlarına kadar yayılır bu hücre arası boşluk tipine şizogen boşluk denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14-Kimi hücre arası boşluk sisteminde bir veya daha fazla hücrenin grup halinde erimesi ile oluşur bu tip boşluklara lisigen boşluk denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15-Şizogen ve lisigen boşlukların bir arada bulunmasına şizo-lisigen boşluk denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16-Bitkileri hayvanlardan ayıran özellik meristemlerinin olmasıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17-Aynı görevi üstlenmek için bir araya gelmiş hücre topluluğuna doku denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18-Kök,gövde ve bunların uç kısımlarında bulunan meristem apikal (uç) meristemdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;19-Monokotillerin internodyumlarının alt kısmında ve yaprak kılıflarında görülen meristem interkalar (ara) meristemdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20-Bulunduğu organın ana eksenine paralel seyreden meristem lateral (enine,yanal) meristemdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;21-Meristemlerin özellikleri:plazmaları yoğun,boyutları ve vakulleri küçük,ergastik madde yok,nükleusları büyük,protein sentezi yoğun,çeperleri incedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;22-Apikal hücre kuramı Nageli 1878 tarafından ortaya atıldı. Bu kuram ilkel yapılı bitkiler için kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;23-Histogen kuram Hanstein tarafından ortaya atıldı.Bu kuram tohumlu bitkilerinbüyüme noktalarının açıklanmasında kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;24-Tunika korpus kuramı Schmldt in tarafından ortaya atıldı.Bu kuram yapraklı sürgünlere uygulanır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;25-Histogen kuramdan vazgeçilip tunika-korpus kuramı uygulanmasının sebebi:&lt;br/&gt;-periblem ile ploron arasında geçiş zonu belli değil&lt;br/&gt;-değişik insiyallerden oluşan olgun dokuların önceden belirlenmemiş olması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;26-Vaskular kriptogomlarda çevrelerindeki hücrelerden kolayca ayırt edilebilen bir veya birkaç hücre vardır.Şayet tek hücre varsa tepe hücresi,birden çok hücre varsa tepe insiali denir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;27-Gymmosperlerde tepe meristemi hücre guruplarına göre bölünme ihtiva eder.En dışta antiklinal ve periklinal yönde bölünme vardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;28-Gymnosperlerde 3 tür gruba ayrılır:Cycas,Ginko veCrypto,Meria-Abies tipi olmak üzere&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;29-Cycas tipi gymnosperm 3 tabakadan oluşur.Yüzey meristemi epidermisi oluşturur.Rib  meristem öz bölgesini oluşturur,çevresel meristem korteks,kombiyum ve yan tomurcukları oluşturur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;30-Ginko tipi meristemin cycas tipi meristemin özelliklerinden başka kombiyum benzeri geçit zonu vardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;31-Cryptomerin-Abres tipinde kambiyum benzeri geçit zonu yoktur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;32-Angiospermlerde  opuntia ve normal angiosperm tip olmak üzere iki tiptir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;33-Opuntia tipinde yüzey meristemi yerine tunika vardır.Zip çevresel mer</description></item><item><title>TARIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarim-398375.html</link><description>TARIM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye, tarım ve hayvancılık bakımından bölge ülkeleri arasında önemli bir yere sahiptir. Tarım üretimi yıllar bazında giderek artmaktadır. Ülke, gerek coğrafi ve gerekse iklim sartları yönünden tarım ürünleri üretmeye çok elverişli olduğu için, tarımsal üretimde ve özellikle gıda maddeleri üretiminde dünya üzerinde kendi kendine yeterli az sayıda ülkeden biridir. Sektördeki üretim artışı özellikle 1963 yılında başlayan planlı dönemle birlikte hızlanmış ve yıllık büyüme hızı uzun dönemde ortalama %3.3 olarak gerçekleşmistir. Bu oran aynı dönemlerdeki ortalama yıllık nüfus artis hızının (%2.2) üzerindedir. Planlı dönem öncesinde üretim artışı, büyük ölçüde ekim alanlarının artmasina ve hayvan sayısının çoğalmasına baglı iken, 1963 yılından sonraki artış, tarım teknikleri ve girdi kullanımındaki olumlu gelişmelere ve dolayısıyla verimlilikteki yükselişe bağlıdır. Verimlilik; ikinci üretim, üretim tekniğinin gelişmesi, kimyasal gübre, tarımsal ilaçlar, sulama, suni tohumlama, yem, damızlık hayvan sayısı ile mekanizasyon gibi üretim girdilerindeki artişa baglı olarak zaman içinde artmıştır. 1990 yılından sonra özel sektörün tohumluk alımındaki olumlu faaliyetleri, bitkisel ürünler verimliliğinin artışında etken bir faktör olmuştur. Yine aynı dönemde, hayvancılık alanında verim artırıcı suni tohumlama, hayvan hastalık ve zararlıları ile mücadelede de önemli basarilar elde edilmistir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye dünyanın toprak açısından büyük ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının %60tan fazlası kamuya (devlet, belediyeler ve özel idareler) aittir. Bunun büyük bir kısmı ise mera ve orman arazisidir. 1940 yılında 14 milyon 800 bin hektar olan ekili ve dikili alan, 1998 yilinda 27 milyon hektara ulaşmıştır. Ekili ve dikili alanın %78.9unda kuru tarım ve %21.1inde sulu tarım yapılmaktadır. 1998 yılı verilerine göre tarımsal üretimin %68.6si bitkisel ürünler, %23.7si hayvancılık, %4.5i ormancılık ve %2.1i de su ürünlerinden oluşmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   TARIMSAL REFORM VE TARIMDA</description></item><item><title>SÜSEN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?susen-376162.html</link><description>SÜSEN&lt;br/&gt;&quot;Bu bitki adını aşk tanrıçası Afrodit ve ölümlü sevgilisi Adonis arasında geçen çok ünlü bir aşk öyküsüdür. Öyküye göre Adonis Afrodit&quot;le birlikte yaşarken iki sevgili ormanda avlanmaya giderler. Adonis avının peşine düşmüş ormanda ilerlerken tanrıça da kuğuların çektiği arabasıyla onu yakından izler. Afrodit&quot;in eski sevgilisi olan savaş tanrısı Ares tanrıçanın bu ölümlüyle bu kadar ilgilenmesini çok kıskanır. Rakibinin avda tek başına kaldığı bir anda yaban domuzu kılığına girer ve Adonis&quot;e saldırarak onun ölümcül bir yara almasını sağlar. Adonis yaban domuzundan kurtulmak için mızrağını kullansa da onu dişlerinden aldığı darbelerle kısa süre içinde ölür. Haberi alan Afrodit arabasıyla Adonise yetişmeye çalışır. Ama onun ruhu çoktan ölüler diyarına ulaşmıştır bile.&quot;&lt;br/&gt;Bu bitki adını mitolojide gök kuşağı tanrıçası iristen almıştır. Tanrıların tanrısı Zeus ve tanrıların kraliçesi Heranın habercisi olarak ta bilinen İris cennetten aldığı haberleri gökkuşağı üzerinden dünyaya getirmiş. İris!in Latincide anlamı cennetin gözü manasına gelir. Tanrıçaya verilen bu ad aynı zamanda gözümüzün renkli kısmının  adıdır. Bu nedenle Eski Yunan mitolojisinde hepimiz cennetten bir parça taşıyoruz anlamına gelir.&lt;br/&gt;FİKİR VE TEMA&lt;br/&gt;Tema; öyküde anlatılanları vurgulamak, çözümlemek ve yorumlamak anlamına gelir. Bir başka deyişle tema öyküde anlatılanları modele yani tasarım haline getirmek. Süren öyküsünün teması birbirine duydukları aşkı,sevgiyi kimsenin ayıramadığı, ölümsüz aşkı, birbirlerini sonsuza dek sevmelerini anlatır.&lt;br/&gt;Tasarımda fikir ve tema aynı anda ilerler. Öyküde işlenen konuya kendi hayal gücümüzden eklemeler yaparak tasarım haline getiririz. Yani hayal gücünden doğan yeni tasarım ortaya çıkar. Malzemeleri bir araya getirerek ürün yapma aşamasına geldiğimizde fikrin yararı ve işlev sağlayabileceği kullanıcıya sorumluluğu anlatabilecek estetik yargılar ön plana gelir.&lt;br/&gt;HEDEF KİTLE &lt;br/&gt;Ürünün güzel gösterişli ve her şekilde kullanımı olan ürün tasarlamak ve tasarlanan ürünün kitlesini belirlememiz gerekir. Bu tasarıda hedef kitle &quot;genç kuşaklara  (Meraklı anlayışa sahip olan kitle&quot;. Yani genç kitleye ait yaşantıdır. İçinde yaşadığımız doğayı seven organik formlardan hoşlanan cennet bahçesi fikrine hayranlık duyan gösterişi seven yumuşak ve mat hatta sıcak renklerin bir araya gelmesiyle oluşan formu seven çiçek ve hayvan motiflerini seven bir hedef kitleye ait üretilmiştir. Sanatsal ürün tasarımı ile ürün endüstriyel ürün tasarımı hedef kitleye yaklaşımı dikkate alır.&lt;br/&gt;Tasarladığımız ürünün ilk olarak satılabilirlik düzeyini ve kitlenin o ürünü kullanabilirliğine dikkat etmeliyiz. Kitlenin üründen beklentileri renk ve biçim zevkleri kullanım alanları araştırılır. &lt;br/&gt;Tasarımcı kendi kişiliğinden sıyrılarak ürünü kullanacak hedef kitleden biri gibi düşünebilmeli hissedebilmeli ve tasarladığını eleştirebilmelidir. Eğer kitleye sahip olmadığı değerler yükleyecek ve bunu işleyecek ürüne yansıtacaksak ürün tutulma. Üründe yer alan yanlış bir malzeme kullanıcının ekonomisini aşabilme ihtimalini taşıyabilmektedir. Cinsiyetin yaşın ve toplumsal, psikolojik yapının hedef kitleye etkileri vardır. Örneğin bu tasarı genç kuşaklar için üretilmiştir. Bu ürünün kitlesine genel olarak 40-45 ve üstü yaşındaki durağan (sakin) insanlara yöneltseydik ürü tutulmaz ve satılmaz. her kitle farklı dizayn ve şekillerden çeşitli malzemelerden üretilir.&lt;br/&gt;SOYUT SANAT &lt;br/&gt;Renk, çizgi, form çeşitli kütlelerin ve biçimlerin nesnelere benzemeyecek biçimde kullanımı sonucu ortaya çıkan tasarım ve düzenlemelerdir. Soyut sanat bütünüyle hayal ürünü olabileceği gibi doğadaki bir nesnenin biçimin giderek genelleştirilmesi ve arıtılmasıyla elde edilir. Bu şekilde nesne soyut bir tarz kazanır&lt;br/&gt;Soyut anlatımlarda görsel dünyanın renk biçim çizgi mekan gibi niteliklerini insan zihninin dolaysız belirtileri olarak. Nesnenin maddi ve çağdaş varlığı bağımsız olarak sunmak ve böylece evrensel bir niteliği ortaya koymak amacı gütmüşlerdir. Buna karşın soyut sanatın her zaman nesnel varlığın ötesinde bir arayıştan kaynaklandığı söylenemez. Görsel sanatlarda daha çok insan gözü ve algı kapasitesinin irdelenmesiyle elde edilir. 1960&quot;larda soyut sanat sanatı üstün bir şekilde yorumlanmıştır.</description></item><item><title>KADİFE ÇİÇEĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kadife-cicegi-381286.html</link><description>KADİFE ÇİÇEĞİ &lt;br/&gt;(Tagetes)&lt;br/&gt;Halk dilinde Hint gülü, Hint karanfili Çıtlık isimleriyle anılan her bahçede görülen ve güzel görünüşe sahip olan bir çiçektir. Yaprakları bileşik olup, yaprak ve çiçekler kendine mahsus güzel bir kokuya sahiptir. Çiçekleri çeşitlerine göre: Yalınkat, katmerli, açık ve koyu sarı renklerde olur.&lt;br/&gt;Dayanıklı bir çeşittir. Temmuz ayından kırağılar başlayıncaya kadar devamlı surette çiçeklenir.&lt;br/&gt;Çeşitleri&lt;br/&gt;T. Brecta: Boylu bir çeşit olup, çiçekleri gayet iri kanarya sarısı renktedir. Kamerlidir. &lt;br/&gt;T. Patula: Çiçeği açık sarı ile turuncu arasında değişir. Bodur ve boylu çeşidi vardır. Çiçekleri çeşitlerine -göre katmerli veya yalınkat olur.&lt;br/&gt;T. Signam: Bodur bir çeşittir. Çok dayanıklıdır. Devamlı surette çiçek açar. Çiçekleri turuncu renktedir.&lt;br/&gt;Toprağı&lt;br/&gt;Kadife çiçeği, toprak hususunda pek istekli değildir. Bolca gübrelendiği takdirde kumsal topraklarda çok iyi yetişmektedir. &lt;br/&gt;Üremesi &lt;br/&gt; Tohumla üretilir. Tohumları Nisan - Mayıs aylarında adi yastıklara serpme olarak ekilir. Fideleri 3-4 yaprak olunca yerlerine şaşırtılır. KADİFE ÇİÇEĞİ &lt;br/&gt;(Tagetes)&lt;br/&gt;Halk dilinde Hint gülü, Hint karanfili Çıtlık isimleriyle anılan her bahçede görülen ve güzel görünüşe sahip olan bir çiçektir. Yaprakları bileşik olup, yaprak ve çiçekler kendine mahsus güzel bir kokuya sahiptir. Çiçekleri çeşitlerine göre: Yalınkat, katmerli, açık ve koyu sarı renklerde olur.&lt;br/&gt;Dayanıklı bir çeşittir. Temmuz ayından kırağılar başlayıncaya kadar devamlı surette çiçeklenir.&lt;br/&gt;Çeşitleri&lt;br/&gt;T. Brecta: Boylu bir çeşit olup, çiçekleri gayet iri kanarya sarısı renktedir. Kamerlidir. &lt;br/&gt;T. Patula: Çiçeği açık sarı ile turuncu arasında değişir. Bodur ve boylu çeşidi vardır. Çiçekleri çeşitlerine -göre katmerli veya yalınkat olur.&lt;br/&gt;T. Signam: Bodur bir çeşittir. Çok dayanıklıdır. Devamlı surette çiçek açar. Çiçekleri turuncu renktedir.&lt;br/&gt;Toprağı&lt;br/&gt;Kadife çiçeği, toprak hususunda pek istekli değildir. Bolca gübrelendiği takdirde kumsal topraklarda çok iyi yetişmektedir. &lt;br/&gt;Üremesi &lt;br/&gt; Tohumla üretilir. Tohumları Nisan - Mayıs aylarında adi yastıklara serpme olarak ekilir. Fideleri 3-4 yaprak olunca yerlerine şaşırtılır. Bodur çeşitler 15-20 cm. boylu çeşitler 40-50 cm. aralıkla dikilir.&lt;br/&gt;Kadife çiçeğinin bodur çeşitleri kordon ve korbeylere, diğer çiçeklerin etrafına, yüksek boylular kenarlara dikilir. Kadife çiçeği gölge yerleri sevmez ve iyi yetişmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Familyası: Compositoe anavatanı Amerika&lt;br/&gt;Çiçek Rengi: Sarı-kahverengi arasında değişen çeşitli renklere sahiptir.&lt;br/&gt;Boy: 30-45 cm boylanır. &lt;br/&gt;Çiçeklenme Dönemi: Nisan-ekim ayları arasında çiçeklenir.&lt;br/&gt;Üretimi: Tohumla üretilir. Tohumlar şubat-mart ayında ekilir. 3-4 yapraklı olunca yerlerine alınırlar. Tohumdan çiçeklenmeye dek geçen süre 10-12 hafta kadardır.&lt;br/&gt;Dikim Zamanı: En uygun dikim zamanı nisandır.&lt;br/&gt;Dikim Aralık ve Mesafeleri: Boylanma durumuna göre farklı olup, 20-40 cm arasında değişir. &lt;br/&gt;Bakım: Yazın bolca sulanmalıdır. İki haftada bir gübrelenmelidir. Genellikle hafif süzek toprakları sever. Güneşli yerlerden hoşlanır.&lt;br/&gt;Kullanımı: Her park ve bahçede rastlanan süs bitkilerindendir. Saf halde parter teşkiline, diğer yaz çiçekleri arasına gruplar halinde serpiştirilmeye, parter kenarlarında, teras ve balkonlarda kullanılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bodur çeşitler 15-20 cm. boylu çeşitler 40-50 cm. aralıkla dikilir.&lt;br/&gt;Kadife çiçeğinin bodur çeşitleri kordon ve korbeylere, diğer çiçeklerin etrafına, yüksek boylular kenarlara dikilir. Kadife çiçeği gölge yerleri sevmez ve iyi yetişmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Familyası: Compositoe anavatanı Amerika&lt;br/&gt;Çiçek Rengi: Sarı-kahverengi arasında değişen çeşitli renklere sahiptir.&lt;br/&gt;Boy: 30-45 cm boylanır. &lt;br/&gt;Çiçeklenme Dönemi: Nisan-ekim ayları arasında çiçeklenir.&lt;br/&gt;Üretimi: Tohumla üretilir. Tohumlar şubat-mart ayında ekilir. 3-4 yapraklı olunca yerlerine alınırlar. Tohumdan çiçeklenmeye dek geçen süre 10-12 hafta kadardır.&lt;br/&gt;Dikim Zamanı: En uygun dikim zamanı nisandır.&lt;br/&gt;Dikim Aralık ve Mesafeleri: Boylanma durumuna göre farklı olup, 20-40 cm arasında değişir. &lt;br/&gt;Bakım: Yazın bolca sulanmalıdır. İki haftada bir gübrelenmelidir. Genellikle hafif süzek toprakları sever. Güneşli yerlerden hoşlanır.&lt;br/&gt;Kullanımı: Her park ve bahçede rastlanan süs bitkilerindendir. Saf halde parter teşkiline, diğer yaz çiçekleri arasına gruplar halinde serpiştirilmeye, parter kenarlarında, teras ve balkonlarda kullanılır.</description></item><item><title>ORMAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?orman-358755.html</link><description>ORMAN&lt;br/&gt;Bu başlığı okuyanlar, belki şöyle düşünebilirler; &quot;Ormanın tanıtımına gerek var mı? Ormanın ne olduğunu herkes bilir.&quot; Bu şekilde düşünenlerden özür dileyerek ve bu düşünceye saygı duyduğumu ifade ederek, ben yine de bu konu üzerinde çok kısa da olsa durmak istiyorum. Umuyorum ki, bundan sonra da, ormanın &quot;yan yana gelmiş basit bir ağaç topluluğu&quot; olmadığı, binlerce canlı ve cansız öğenin aralarında karşılıklı etki ve ilişkiler kurarak meydana getirdiği doğal bir sistem olduğu anlaşılmış olur.       &lt;br/&gt;&quot;Orman ekosistemi, ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, toprak organizmaları gibi canlı varlıklarla hava, su, toprak, ışık gibi cansız varlıkların aralarında son derece sıkı ve karmaşık ilişkiler ve etkileşim ağı kurarak oluşturdukları bir doğal sistemdir.&quot;&lt;br/&gt;Peki &quot;ekosistem&quot; ve &quot;ekolojik işlevler&quot;gibi çoğu insana yabancı gelen kavramlar ne anlama gelir? Bunun için ilk önce ormanın ekolojik fonksiyonları tanımamızda fayda vardır;Ormanın ekolojik işlevve fonksiyonları,birlikte oluşturulan sistemin tüm öğelerinin karşılıklı etkileşim ve ilişkilerinden doğar . Bunlar çok çeşitli olup,bütün canlılar için yaşamsal düzeyde önemlidir . Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:Fotosentez ile oksijen üretimi , karbondioksit tüketimi , erozyon ve sel afetlerini engelleme , iklimi düzenleme , global ısınmayı önleme , yağışları artırma , rüzgar ve gürültü şiddetini azaltma , insanların dinlenmesini ve sağlığını kazanmasını sağlama,kirli havayı süzme vb. Aslında ormanın bütün bu işlevsel ekonomik değerlerini görmezden gele insanoğlu , yalnızca &quot;Odun hammaddesinin 6000 den fazla kullanım alanı vardır.&quot; şeklinde,ormanın değerini sadece odun hammaddesiyle özdeşleştirmiştir . Hatta ormanı tanıtmak için yazılan şiirlerde bile,sadece odun hammaddesini temel tanıtım malzemesi olarak kullanıldı:&lt;br/&gt;&quot;Kapının eşiği,çocuğunun beşiği&lt;br/&gt;Ununun eleği,ninenin değneği&lt;br/&gt;Arabanın oku,tekerinin topu&lt;br/&gt;Kağıdının hamuru,mezarının tabutu&lt;br/&gt;Hep ağaçtandır,ağaçtan...&quot;&lt;br/&gt;İşte bu sözler de &quot;orman&quot; kavramının tam olarak tanınmadığının belirgin kanıtıdır . Eğer ormanların &quot;fotosentez fabrikaları&quot; 45 dakikalık grev yaparsa,canlıların çoğu ölür . Açıklayalım:Bir hektarlık iğne yapraklı bir ormanın tepe çatısında 4 milyardan çok iğne yaprak bulunur . Bunların her biri atmosferden karbondioksit ve ışık alır,atmosfere oksijen verir . Böylece ormanlar,tüm karada yetişen bitkilerin bir yılda ürettiği oksijenin %0.6 sını üretir O nedenle her iğne yaprak bir fotosentez fabrikası sayılabilir . Bunlar özel bir grev,&quot;Fizyolojik Grev&quot; yaparlarsa oksijen üretimi durur . Bu,bir anlama yaşamın büyük bir çapta durması anlamına gelir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Ormanı meydana getiren ve yukarıda belirtilen  bu öğelerin hepsinin, yaşam beraberliğinin sürdürülmesi için ayrı ayrı görevleri vardır . Ancak orman varlığı, uzun süre bu şekilde algılanamadığı için sadece odun hammaddesi üreten doğal bir kaynak olarak değerlendirilmiştir . O nedenle de, binlerce öğesi olan bu sistemde sadece ağaçlar seyrekleşince veya nitelikleri bozulunca yada tamamen kesilerek yok edilince &quot;ağaç gitti orman bitti&quot; zihniyetiyle milyonlarca hektar ekosistemlerine veya yerleşim yerlerine dönüştürmek üzere orman rejimi dışına çıkarılması suretiyle yasalara dayanarak orman alanları sürekli dağıtılmıştır. Eğer orman yukarıda açıklandığı gibi gelişi güzel yanyana gelmiş ağaç topluluğu olarak değerlendirilmeseydi ağaçların bu sistemin sadece bir öğesi olduğunun bilincine varılsaydı ormanları azaltan yasal dayanakların birçoğu ortadan kalkmış olurdu . Söz konusu yasal dayanaklarda orman şu şekilde tanımlanmaktadır: &quot;Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.&quot;&lt;br/&gt;Ormanların ülke ekonomilerine sağladıkları faydalar odun hammaddesi, yan orman ürünleri ve bu ürünlerin doğurduğu istihdam imkanların yanısıra , büyük katma değerler oluşturmaktadır. Ormanların ekonomik değerleri ötesindeki daha önemli yararları ise, ekolojik dengede; iklimlere, yer altı ve yerüstü su rejimine, erozyonun</description></item><item><title>KAKTÜSLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaktusler-395362.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;KAKTÜSLERİN TANIMI&lt;br/&gt;KAKTÜSLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;KAKTÜSLERLE ETLİ BİTKİLER ARASINDAKİ FARKLAR&lt;br/&gt;KAKTÜS EKOLOJİSİ&lt;br/&gt;İklim Uyumu&lt;br/&gt;Kök Uyumu&lt;br/&gt;Gövde Uyumu&lt;br/&gt;Yaprak Uyumu&lt;br/&gt;ÜRETME YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;Tohumla Üretim&lt;br/&gt;Çelikle Üretim&lt;br/&gt;Kaktüs Aşısı&lt;br/&gt;KAKTÜSLERİN BELLİ BAŞLI HASTALIKLARI&lt;br/&gt;ÇEŞİTLİ KAKTÜSLER&lt;br/&gt;Cephalocereus senilis (Büyükanne Başı &amp;#8211; Filozof Başı)&lt;br/&gt;Cereus peruvianus (Sütunlu Kaktüs)&lt;br/&gt;Cotyledon undulata&lt;br/&gt;Echinocaktüs grusonii (Altıntop)&lt;br/&gt;Mammillaria (Memeli Kaktüs &amp;#8211; Yumrulu Kaktüs)&lt;br/&gt;Opuntia ficus indica&lt;br/&gt;Opuntia vestita (Harman Parmağı)&lt;br/&gt;Selenicereus grandiflorus (Gece Kraliçesi)&lt;br/&gt;SONUÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;öZET&lt;br/&gt;Bütün kaktüsler etli bir yapıya sahiptirler. Fakat bütün etli yapıya sahip türler kaktüs değildir. Gerçek kaktüslerde dikenler küçük saç kümeleri veya yapağı gibi büyürler. Meme başı gibi büyüdükleri bilinir, fakat diğer bitkiler böyle değildir. Preskia türlerinden başka yapraklı türü yoktur. Gerçek kaktüsler meme uçları gibi veya yapraklı olup daima katmerli, basit veya tek çiçeklidirler. Kaktüs çiçeklerinin sap ve gövdeleri yoktur. Yumurtalık ile bitki direkt olarak bağlıdır. Pereskialar bu kuralın dışındadır.&lt;br/&gt;Kaktüsler sık sık yetenekli bitkiler olarak nitelendirilir, fakat gerçekte gösterişsiz değildirler. Ağaçsız geniş kır alanlarında birçok küçük ağaçlar ve çalılar ile kaba otlarla birbirine karışmış şekildedirler. Bazıları kuvvetli derin topraklarda bulunduğu gibi, bazıları da dağ kenarları veya kaya üstlerinde büyürler. Kaktüslerin en güzel çiçek açan Epiphyllum türleri Brezilya ormanlarında çoğunlukla ağaçlar üzerinde bulunurlar. Bu kaktüsler asalak olmayıp, başka bitki üzerinde yaşayan türlerdir. (Epiptic kaktüsler) Nitekim birçok kaktüsler uygun hal ve koşulda 2,5 cm&quot;den 9 m belki de daha fazla büyümektedirler. Kaktüsler kumlu toprağı sever.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Endüstrileşme ve teknolojik gelişme ile insanlar doğadan kopmaya başlamıştır. Bu sebeple insanlar iş mekanlarında olanaklar el verdiğince saksılarda bitkiler yetiştirmişlerdir. Bu bir yandan iş mekanın güzelleştirmiş,</description></item><item><title>SARIÇAM BOTANİK ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?saricam-botanik-ozellikleri-350114.html</link><description>SARIÇAM BOTANİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. Pinus silvestris L.ve Sarıçam Etimolojisi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya üzerinde son derecede geniş bir alana yayılan sarıçam, çeşitli ülkelerden farklı isimlerle anılmaktadır. Örneğin İngilizler Scotch Pine, Wild Pine, Fransızlar Pin de Riga, Almanlar Gemeine Kiefer (Adi Orman Çamı) adını vermişlerdir. İlk defa 1783 yılında ünlü botanikçi LİNNE bu türe Pinüs silvestris adını vermiştir. LINE&quot;den sonra; Pinus rubra Mill, Pinus rigensis Desf., Pinus resinosa Savi, Pinus humulis Link, Pinus kotchiana Klotzsch isimleri verilen bu türün taksonomik kural gereğince geçerli ismi Pinus silvestris L.dir. Diğerleri sinonimleridir (ELİÇİN, G.1971)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2. Sarıçam (Pinus silvestris L.)&quot;ın Sistematikteki Yeri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sarıçam Gymnospermae sınıfından, Pinaceae familyasının Pinus (Çam) cinsinin bir türüdür. Son yıllarda yeni çalışmalara göre; Eliçin (1971) Debazac&quot;a atfen; sarıçamın yıllık sürgünleri tek internodlu (unınodal) olan çamların toplandığı Sylvestris seksiyonuna dahil edildiğini ifade etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok değişik iklim ve edafik koşullar altında yetişen sarıçam bir çok alttür, varyete ve formlara sahip, çok kompleks bir türdür. Kasaplıgil (1978) bir çalışmasında, sarıçam&quot;ın monografisini yapmış olan Pravdin&quot;in sınıflamasına yer vermiştir. Pravdin coğrafi ırkların varyasyonlarını esas alarak sarıçamı 5 alttüre ayırmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-P.sylvestris L.ssp.sylvestris&lt;br/&gt;Batı Avrupa, Rusya&quot;nın Avrupa kısmı, Kırım ve Kafkasya&lt;br/&gt;2-P. Sylvestris L.ssp.hamata (Steven) Fomin.&lt;br/&gt;Kırım, Kafkasya, Anadolu&lt;br/&gt;3-P.sylvestris L.ssp.lapponica Fires &lt;br/&gt;Avrupa Asya&quot;nın kuzeyi, 62 derece kuzey enlemin kuzeyi.&lt;br/&gt;4-P.sylvestris L.ssp.sibirica Ledeb.&lt;br/&gt;Asya 62-52 derece kuzey enlemleri arası.&lt;br/&gt;5-P.sylvestris L.ssp.kulundensis Sukaczew&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;52 derece kuzey enleminin güneyi; Asya&quot;da, Rusya steplerine geçiş zonları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu sınıflandırmaya göre; sarıçam&quot;ın bir alttürü, ssp. Hamata (Steven) Fomin ülkemizde doğal olarak saf ve karışık ormanlar kurmaktadır. Bu alttürün de değişik ekotipik varyeteleri ve büyüme formları vardır. Nitekim Eliçin&quot;in (1971) yapmış olduğu bir çalışmasında; &quot;dalları aşağıya sarkık&quot;, &quot;dalları yukarıya doğru dik çıkmış&quot; veya &quot;firamidal&quot; gibi bir takım formaları saptanmıştır. Yine Eliçin Hopa-Arhavi civarında Pinus silvestris L.ssp Kochiana (Klotzsch.) Eliçin comb. Adlı ekolojik alt türün iğne yaprak, tohum, kozalak ve ekolojik istekler bakımından farklılıklar gösterdiğini ifade etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1987 yılında Bolu ilinde sarıçamın bir varyetesi de TOSUN (1988) tarafından tesbit edilmiştir. Bu varyete sık dallı, ibrelenme çok fırça gibi kompakttır. Ebe-karaçamında olduğu gibi hakiki bir esas gövdesi yoktur. Toprak seviyesinden 1 m. Yukarda gövde sayısı bazı fertlerde 8-10 adet olmaktadır. Ağaç tepelerinin formu kürevi, şemsiyemsi ve sıktır. Bu sözü edilen varyete Pinus sylvestris L. Subsp. Hamata (Steven) Fomin var. Compacta TOSUN olarak adlandırılmıştır. Park ve bahçe peyzajında önemli bir yeri olarcak bu taksonun öncelikle korunması ve üretiminin sağlanması gerekir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. Sarıçam (P. Silvestris L.)&quot;a ait Morfolojik Özellikler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yetişme ortamına göre 20-45 m. Ye kadar boylanır. Narin ve silindirik gövdeli, sivritepeli ve ince dallı yahut dolgun gövdeli yayvan tepeli ve kalın dallı bir ağaçtır. Genç gövdelerde, yaşlı ağaçların yukarı kısımlarında, kalın dallarda &quot;tilki sarısı&quot; rengindeki kabuk gayet ince levhalar halinde ayrılır. Yaşlı gövdeler ise gri kahverengi, kalın ve çatlaklıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genç sürgünleri yeşilimsi bir renktedir. İkinci yıldan itibaren bu renk gri kahverengiye dönüşür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Erkek çiçek, bir eksen üzerinde yer alan çok sayıdaki etaminlerden ibarettir. İlkbaharda etaminlerin alt yüzünde yer alan çiçek tozu torbaları (polen kesesi) açılır ve tozlaşma olayı başlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dişi çiçekler bir eksen etrafında sarmal olarak dizilmiş bir çok pulların oluşturduğu kozalaklar halindedir. Dişi çiçekler erkek çiçeklerin aksine, tek bir çiçek değil, bir çok çiçekten meydana gelmiş bir kuruldur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dölleninceye kadar sürgünler üzerinde dik duran dişi çiçekler, döllendikten sonra aş</description></item><item><title>BİTKİLERİN GÜCÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerin-gucu-452585.html</link><description>KÜRESELLEŞME ve ÇEVRE SORUNLARI&lt;br/&gt;Bitkilerin Gücü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1994 yılı kışında Finlandiyadaki Ahlstrom mühendislik firması ile Sydkraft adlı İsveç Elektrik Kurumu İsveçin güneyindeki Varnamo Kasabasında yeni bir ısıtma tesisini devreye sokuyorlardı. Burada en son jet teknolojisi kullanılmakla beraber enerji kaynağı olarak yarım milyon seneden beri mevcut bir olanaktan yararlanılmaktaydı. &lt;br/&gt;Odun ! Varnamo tesisinde odun gaz haline getirilip bir jet motorunda yakılmakta ve böylece altı megavatlık elektrik ve şehrin merkezi ısınması için 9 megavatlık enerji meydana getirilmekteydi. Bu sayede odunun içindeki enerjinin yüzde sekseni binaların ısıtılması, aydınlatılması ve motorların çalışması için kullanılmakta ve bu arada atmosfere hiç kükürt salınmamakta ve çıkan karbondioksit, kesilen ağaçların yerine ekilenlerin geri alabilecekleri kadar olmaktaydı. &lt;br/&gt;Varnamo tesisi, en eski enerji kaynağını yirminci yüzyıla taşıyan yeni teknoloji kuşaklarının bir ürünüydü. Makine taşıyan yeni teknoloji kuşaklarının bir ürünüydü. Makine Mühendisliği, biyoteknoloji ve ormancılık değişik bitkilerden sıvı ve gaz yakıt olarak yararlanma olanaklarını ekonomik bir biçimde sağlamakta ve buradan da elektrik elde edilmekteydi. &lt;br/&gt;Biyokütle enerjisi teorik bir potansiyele sahipse de, pratikte ne kadar başarılı sonuçlar vereceği belirsizdir. Bazı uzmanlar dünya üzerindeki tarımsal ve ormansal kaynaklar sayesinde biyokütlenin yirmibirinci yüzyılın enerji ekonomisinin temelini oluşturacağını ileri sürmektedir. 1992 yılındaki Çevre ve Kalkınma Konferansı (Conference on Environment and Development) için Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmış bir çalışma özellikle bu amaca dönük bir şekilde yetiştirilmiş bitkiler sayesinde 2050 yılı civarında bugünkü dünya enerji gereksiniminin %55i kadarının karşılanabileceğini ortaya koymuştur. Buna benzer vizyonların gerçekleşmesi tarım yapılacak arazinin, suyun ve gübrelerin sağlanabilmesine bağlıdır. Önümüzdeki senelerde ise bu konularda sıkıntılar yaşanmasının beklendiğini unutmamak gerekir. &lt;br/&gt;Biyokütle enerjisinden yararlanmak bir anlamda doğanın güneş enerjisi kollektörlerinden yararlanmak demektir - canlı bitkiler güneşten gelen enerjiyi fotosentez yöntemi ile karbonhidrat moleküllerine dönüştürür. Bitki yiyen hayvanlar, bu enerjinin bir bölümünü almış olurlar. Bütün tarih boyunca evlerini ısıtmak isteyen veya yemek pişiren insanlar bu enerjiden yararlanmışlardır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru fosil yakıtların ortaya çıkması ile biyokütle, enerji ile uğraşanların bir kenara ter ettikleri bir kaynak halini aldı. Doğal olaraka da ticari olanakları izleyen ülke yönetimleri o tarihlerden sonra biyokütleyle ilgilenmediler.&lt;br/&gt;BM kaynakları biyokütlenin dünyada üretilmekte olan enerjinin ancak %5ini sağladığını göstermekteyse de, bağımsız uzmanların daha titizlikle yaptıkları incelemeler 1992 yılında dünya enerjisinin %13ünün bu kaynaktan sağlanmış olduğunu ortaya koymuştur. Gelişmekte olan ülkelerin tüketmekte oldukları enerjinin %36sı biyokütleden sağlanmakta ve bugün kırsal alanlarda yaşamakta olan 2.5 milyar insan- dünya nüfusunun yaklaşık %45i - hemen bütün enerji gereksinimlerini bu kaynaktan elde etmektedir. Danimarka ve Finlandiya gibi sanayileşmiş bazı ülkelerde bile biyokütle, tüketilen toplam enerjinin %10unu oluşturmaktadır. Biyokütle yalnızca yakıt amacı ile kullanılmaz. İnşaat, gıda, hayvan yemi ve kağıt gibi birçok uygulamalar biyokütleden sağlanır. Dolayısıyla insanlar ellerindeki biyokütleden enerji kadar bu tip uygulamalar için de yararlanmak durumundadır. &lt;br/&gt;Biyokütle yenilenebilir bir enerji kaynağı olmakla birlikte günümüzdeki kullanım şekli ile ne yenilenebilir, ne de sürdürülebilir ! Dünyanın birçok yerinde nüfus artmakta ve insanlar ormanlık alanları açarak besinlerini elde edecekleri tarla haline dönüştürmekte ve ormandaki geri kalan ağaçları da yakacak olarak kullanmaktadır. Bunun yarattığı yakıt sıkıntısından dolayı kadınlar ve çocuklar zamanlarının büyük bir bölümünü odun aramak ve toplamakla geçirmekte ve normal şartlar altında mükemmel gübre olabilecek bitki posası ve hayvan artıkları birçok yerlerde sobada yakılmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerdeki biyokütle kullanımı da sürdürülebilir değildir. Tarım uygulamalarının sağlıksız bir şekilde yürütülmesinden dolayı 1993 yılında 4 milyar litrelik etanol sağlamış olan ABDndeki mısır kuşağındaki toprak, oluşma hızından 18 katı hızla erozyona uğramaktadır. Dünya enerji gereksiniminin bir bölümünün biyokütleyle karşılanması isteniyorsa b</description></item><item><title>AĞAÇ TÜRLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?agac-turleri-357215.html</link><description>1.KIZILÇAM &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünyadaki en geniş yayılışı Türkiyededir. Esas olarak Akdeniz ve Ege Bölgelerinde geniş ormanlar kurmakla birlikte, Batı ve Orta Karadeniz Bölgesinde de lokal yayılış gösterir. Ülkemizde 3.729.866 hektar saf Kızılçam ormanı bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 1000-2000 m yüksekliğe kadar ulaşan Kızılçam, ışığı seven hızlı büyüyen bir çam türüdür. 20 mye kadar boylanabilir.Kalın ve genellikle koyu kızıl renkteki genç sürgünlerinden dolayı bu adı alır. &lt;br/&gt;Genel görünüş olarak yine güney bölgelerimizde yetişen Halep çamına (P.halepensis, N) benzer (Y). &lt;br/&gt;2.FISTIKÇAMI (Pinus pinea L. )&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tipik bir Akdeniz ağacı olan fıstıkçamı, özellikle Batı ve Güney Anadoluda ormanlar kurar. Ülkemizde 46.490 hektar saf fıstıkçamı ormanı bulunmaktadır.Olgun bireyleri 15-20 m boyundadır.&lt;br/&gt;Gençlikte yuvarlak, yaşlılıkta şemsiye gibi tepesiyle diğer çamlardan ilk bakışta ayırt edilebilir. Tohumları oldukça büyüktür. Halk arasında çam fıstığı diye adlandırılan tohumları Batı Anadolu yöresindeki köylüler için önemli bir gelir kaynağıdır. &lt;br/&gt;3.KARAÇAM Pinus nigra Arnold. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün kıyı bölgelerimizin dağlık kesimlerinde saf ya da karışık ormanlar kurar, hatta stebe kadar sokulur.Ülkemizde 2.527.685 hektar saf karaçam ormanı bulunmaktadır. Gövdesinin ve dallarının kalınlığı, gri ve derin çatlaklı kabuğu, iğne yapraklarının koyu yeşil rengi ile diğer çam türlerinden ayrılır.30-35 mye kadar boylanabilir. &lt;br/&gt;Doğal olarak yetişen dört alt türü; Anadolu karaçamı (P.nigra var. Pallisiana Y), Ehrami karaçam (P.nigra var. Pyramidata E.T), Ebe çamı (P.nigra var seneriana, E.T) ve büyük kozalaklı karaçam (P.nigra var. Yaltıriana E.T) dır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.MEŞE Quercus sp. L. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizin hemen her bölgesinde türlerine bağlı olarak yayılış gösterir. 25m boya ve 2m çapa erişebilen geniş tepeli ağaçlardan, 3-5 m boya sahip çalılara kadar değişen türleri vardır. Yaprakları da formları gibi değişkenlik gösterebilir, loplu, dişli ya da düz kenarlıdır. Ülkemizde 747.856 hektar koru ve 4.984.149 hektar baltalık meşe ormanı bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Palamut adı verilen silindirik meyveleri bir kadeh içinde yer alır. Odunlarının anatomik özelliklerine göre kırmızı meşeler, ak meşeler ve herdem yeşil meşeler olmak üzere üçe ayrılan meşelerin 18 türü bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Bunlardan önemli olanları; &lt;br/&gt;Saplı meşe (Q, robur, Y), &lt;br/&gt;Sapsız meşe (Q, petraea, Y), &lt;br/&gt;Saçlı meşesi (Q, cerris, Y), &lt;br/&gt;Kasnak meşesi (Q, vulcanica, E,T), &lt;br/&gt;Pırnal meşesidir (Q ilex, N). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;SERVİ Cupressus sempervirens L. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya üzerindeki nadir doğal ormanlarının bir bölümü de ülkemizin güneyindedir. Fıstık çamı ile birlikte Akdenizin doğal peyzajını karakterize eder.&lt;br/&gt;Türkülere konu olmuş inceliği, uzun boyu (30-35 m) ve koyu yeşil yaprak dokusu ile uzaklardan dikkati çeker. Ülkemizde 599 hektar saf servi ormanı bulunmaktadır. Küçük bir futbol topuna benzeyen kozalakları ve birbiri örtecek şekilde üst üste yerleşmiş pul yaprakları ile diğer iğne yapraklılardan farklıdır. Türkiyede doğal olarak yetişen alt türü Dallı servidir. (C.sempervirens var. Horizontalis, N). &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖKNAR Abies sp. Mill. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;40mye kadar boylanabilen göknarlar, kendine özgü formu, gövde kabuğu iğne yaprakları ve hatta kokusu ile Çamgiller familyasının diğer türlerinden ayırt edilebilir. Yapraklarının alt yüzeyinde beyaz çizgiler vardır.Kozalaklar sonbaharda olgunlaşınca pulları dökülür. Ülkemizde 213.652 hektar saf göknar ormanı bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Dünya üzerindeki 40 türünden dördü;Doğu Karadeniz göknarı (A.Nordmanniana, Y),    Batı Karadeniz göknarı (A.bornmuelleriana E,Y),  Kazdağı göknarı (A.equi-trojani E,N),    Toros göknarı (A.cilicica E,Y) ülkemizde doğal yayılış gösterir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SEDİR (Cedrus libani A.Rich)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Batı, Orta ve Doğu Toroslarda doğal olarak bulunur, kuzeyde Erbaa ve Niksar yörelerinde küçük ve izole bir yayılış gösterir. Dört sedir türünden biri olan Toros sedirinin dünya üzerindeki en geniş doğal ormanları Türkiyededir. Ülkemizde 109.440 hektar Sedir ormanı bulunmaktadır. 40 mye kadar boylanabi</description></item><item><title>TARIM İLAÇLARI (PESTİSİD) KULLANIMI VE SORUNLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarim-ilaclari-(pestisid)-kullanimi-ve-sorunlari-398376.html</link><description>TARIM İLAÇLARI (PESTİSİD) KULLANIMI VE SORUNLARI &lt;br/&gt;1. GİRİŞ &lt;br/&gt;Zararlılar ile mücadele ve bitki koruma amacıyla kullanılan her türlü ilaç ve preparatlar ve bunların üretiminde kullanılan her türlü maddelere pestisid diyoruz.. [1] Eski kültürlerde bazı bitki hastalıklarına karşı kükürt kullanıldığı bilinmekle beraber, asıl bitki koruma çalışmaları 19. yy. da Pasteurün bazı bitkisel ve hayvansal hastalıklara ait mikroorganizmaları keşfetmesi ile bunu takiben bu organizmaları etkileyebilecek ilaçların araştırılmasıyla bitki koruma alanında tarım ilaçları kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde de kullanılmakta olan bazı kimyasal maddelerden DDTnin böcek öldürücü özellikleri 1939 da ve 2,4 D nin ot öldürücü özellikleri 1941 yılında bulunmuş ve kullanılmaya başlanmasıyla beraber doğrudan doğruya kimyasal bir devrim başlamıştır. [2] İnsanlar, hayvanlar ve bitkilere çeşitli derecelerde zararı dokunabilecek 10.000 den fazla böcek, 600 yabancı ot, 1500 den fazla bitki hastalığı ve 1500 tür nematod bilinmektedir. [3] Bu nedenle doğal dengeyi bu şekilde tehdit eden tarım ilaçlarından vazgeçmemiz de mümkün değildir. Ancak, Bazı makalelerde  &quot;Elimizde varolan  ve geliştirebileceğimiz tekniklerle iki kat daha fazla gıda elde ederek iki kat nüfusun beslenme gereksinimini karşılayabilmemiz için şu anda kullanmakta olduğumuz sunni gübre miktarının 6.5 katı sunni gübreye, harcadığımız enerjinin 3 katı enerjiye ve tüketmekte olduğumuz tarım ilacının 6 katı tarım ilacına  ihtiyacımız vardır.&quot; denilmektedir. Dünyadaki artan nüfusu besleyebilmek için şu anki kullanımla bile doğal dengeyi bozucu nitelik taşıyan tarım ilaçlarının 6 kat daha bilinçsizce kullanımı beraberinde nice altı katlar daha getirecek ve doğal denge düzelmez bir şekilde bozulacaktır. İleriki tarihlerde Agatha Christie türü roman yazanlar, ilk önce eve kutu kutu meyve getirenlerin katil olacağından şüphelenecektir sanırım. &lt;br/&gt;Son yıllarda kanser oranlarındaki artış normal ölümlerde % 25 lere çıkmış durumda. &lt;br/&gt;İnsanı öldü</description></item><item><title>PORTAKAL NERGİSİ (CALENDULA OFFİCİNALİS)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?portakal-nergisi-(calendula-officinalis)-381205.html</link><description>PORTAKAL NERGİSİ (Calendula officinalis)&lt;br/&gt;Familyası : Compositae &lt;br/&gt;Anavatanı : Doğal olarak Akdeniz.&lt;br/&gt;Bölgesinde özellikle memleketimizde yetişmektedir. Calendula cinsi birkaç türü Kanarya Adalarında yetişmekte olan 18 türe sahiptir. Bunların arasında süs bitkisi olarak sadece Calendula officinalis önem kazanmaktadır.&lt;br/&gt;Çiçek Rengi: Asıl rengi sarıdır. Sarının değişik tonlarında yalan kat ya da katmerli formları vardır. Bunun yanında krem, pembe, turuncu, limon sarısı, koyu turuncu renkte formları da vardır. &lt;br/&gt;Boy: Bitki 20-40 cm boyundadır.&lt;br/&gt;Çiçeklenme Dönemi: Kalım-mayıs ayları arasında çiçeklidir.&lt;br/&gt;Üretimi: Tohumla üretilirler. Tohumlar ağustos-eylül aylarında 1/2 cm derinliğe ekilir ve üzeri hafifçe kapatılır; 10-14 günde çimlenme gerçekleşir. Fideler ekimden 4 hafta sonra şaşırtılırlar. Tohumdan çimlenmeye kadar geçen süre 8-10 hafta dolayındadır. Dökülen tohumlar ertesi yıl çimlenip büyür. Daha sonra 15-20 cm aralıkla seyreltme yapılmalıdır.&lt;br/&gt;Dikim zamanı: Ekim ayında dikilir.&lt;br/&gt;Dikim Aralık ve Mesafesi: Dikim sırasında bitkilere verilecek aralık ve mesafe çeşidin boylanma durumuna göre farklı olup 20-30 cm arasında değişir. &lt;br/&gt;Bakımı: Bakımı kolay bir bitkidir: Güneşli ortamları severler. Kumlu, killi ve iyi drene edilmiş topraklardan hoşlanır. Toprak pHSI 6-7, yani nötr olmalıdır. Büyüme dönemi içinde ayda bir kez gübreleme yeterlidir.&lt;br/&gt;Kullanımı: Uzun süre dayanan gösterişli çiçekleri, canlı yeşil yaprakları ile çiçek parterlerinde saf halde kullanıma uygun kışlık çiçeklerdir.&lt;br/&gt;PORTAKAL NERGİSİ (Calendula)&lt;br/&gt;Açık sarı ve kavuniçi renklerindeki çiçekleriyle ilkbahar mevsiminde bahçelerimizi süsleyen bir bitkidir. Çiçekleri katmerli olup dayanıklıdır. Halk dilinde Karagöz veya İtalyan nergisi diye anılır. Park ve bahçelerde çokça kullanılır. Daha ziyade korbey ve kordonlarla kenarların çiçeklenmesinde kullanılır. &lt;br/&gt;Toprağı: &lt;br/&gt;Portakal nergisi toprak hususunda istekli değildir. Her toprakta mükemmel yetişir. Güneşli yerleri ister.&lt;br/&gt;Üremesi :&lt;br/&gt;Portakal nergisi t</description></item><item><title>BİTKİSEL POSALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkisel-posalar-381896.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;1. Pamuk (Çiğit) kapçığı&lt;br/&gt;2. Elma Posası&lt;br/&gt;3. Domates Posası&lt;br/&gt;4. Asma Filiz ve Yapraklarının Silolanma İmkanı ve Yem Değeri&lt;br/&gt;5. Ruminant Beslemede Broiler Altlığından Yararlanma Olanakları&lt;br/&gt;6. Üzüm Cibresi&lt;br/&gt;7. Patlıcan Sap ve Yapraklarının Silolanma İmkanı ve Yem Değeri&lt;br/&gt;8. Portakal ve Limon Posası&lt;br/&gt;9. Kaktüslerden Yem Olarak Yararlanma Olanakları&lt;br/&gt;10. Yer Fıstığı Zarı veya Kepeği&lt;br/&gt;11. Gül Posası&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Ülkemizde geviş getiren hayvanlar için vazgeçilmez bir kaynak olan kaba yem üretimi gerek kalitatif gerekse kantitatif olarak yetersiz bulunmaktadır. Hayvancılığın rasyonel bir düzeye ulaştırılmasında en önemli etkenlerden biri olan yem bitkileri tarımı, ülkemizde hayvansal üretim yapan işletmelerde ne yazık ki arzu edilen düzeyde gelişmemiştir. Bunun sonucu olarak hayvansal üretim ve hayvan başına verim düzeyimiz, tarımı ileri diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, son derece düşük kalmaktadır. Yem problemini çözmüş, yem bitkileri tarıma gereken önemi vermiş ülkelerde tarla arazisi içerisinde yem bitkilerine yarılan alan %30&quot;un üzerinde iken ülkemizde bu rakam %3 düzeylerinde kalmaktadır. Söz konusu ülkelerde geviş getiren hayvanların kaba yem ihtiyaçları %80-90 oranında çayır ve meralardan karşılanırken, ülkemiz çayır meralarının yetersiz oluşundan dolayı kaba yem üretiminin ancak %38&quot;i çayır meralardan karşılanabilmektedir. Kaba yem üretiminin yetersiz oluşu hayvan beslemede, yem değeri düşük olan sap, saman ve kavuz gibi yemlerin kullanımını zorunlu hale getirmektedir. Ülkemiz hayvanların tüm yıl boyu kaba yem ihtiyaçlarının karşılanmasında, yem konserve tekniklerinde kurutma, geniş boyutlarda kullanılmasına karşı, silolayarak  yem saklama istenilen düzeyde gelişmemiştir.&lt;br/&gt;Bilindiği gibi  ülkemiz büyük ve küçükbaş hayvan varlığı bakımından dünyada ilk sırada yer almasına karşın hayvan başına düşen et ve süt verimi düşük düzeylerde kalmaktadır. Bunun en büyük nedeni hayvanlarımızın yetersiz ve dengesiz beslenmesidir. Bu bakımdan bol ve ucuz kaba yem ihtiyacının önemli bir bölümünü sağlayan çayır ve meralar uzun yıllardır devam etmekte olan yanlış uygulamalar sonucu verimsiz duruma düşmüş ve birim olan verimleri çok düşük düzeyde kalmıştır. Tüm bu koşullar altında uzun vadede hayvanların kaliteli kaba yem ihtiyacının karşılanmasında çayır ve meraları iyileştirmek, yem bitkileri ekilişi alanlarını arttırmak gibi pek çok tedbir yanında kısa vadede kaba yem ihtiyacının karşılanmasında çayır ve meraları iyileştirmek, yem bitkileri ekiliş alanlarını arttırmak gibi pek çok tedbir yanında kısa vadede kaba yem kaynağı olarak değerlendirilebilecek ucuz yeni yem kaynaklarının da araştırılması gerekmektedir.&lt;br/&gt;Dünyada ve ülkemizde alternatif yem kaynakları arasında üretim ve besin madde içeriği bakımından gıda endüstrisi artıklarından olan posalar ve hayvansal üretim artıkları (dışkılar) ilk sırada yer almaktadır.&lt;br/&gt;Kaba yem üretim düzeyimizin gerek miktar ve gerekse kalite bakımından hayvan varlığımızın gereksinimlerini karşılayacak düzeyde olmaması mevcut yem bitkileri üretimi yanında alternatif sayılabilecek bazı yem kaynaklarının da hayvansal üretim döngüsüne kazandırılması zorunlu hale getirmektedir. Bazı önemli alternatif kaba yem kaynakları aşağıda açıklanmıştır.&lt;br/&gt;PAMUK (ÇİĞİT) KAPÇIĞI&lt;br/&gt;Çiğit kabuğu çiğitten yağ çıkarma sırasında pamuk yağı fabrikasyon kalıntısı olarak ele geçen kaba bir yemdir. Çiğit kabuğunun kalınlığı ve ağırlığı üretim bölgelerine göre, bütün done ağırlığının %40 ila 50&quot;si arasında değişir. Fabrikasyon sırasında ele geçen kabuk oranı ise işlenen pamuk tohumunun %25&quot;i civarındadır. Elde edilen kapçığın belli bir kısmı küspe içerisinde bırakılmakla birlikte önemli bir kısmı da diğer bir yan ürün şeklinde ve son zamanlarda gittikçe artan oranlarda olmak üzere yem olarak kullanılmaktadır. &lt;br/&gt;Pamuk tohumunun yapısı şöyledir;&lt;br/&gt;Ham protein, ham yağ, kalsiyum, fosfor bakımından fakir, karotin bakımından eksiklidir. Kaba yem olarak çiğit kabuğu yulaf samanı veya mısır sapı kadar enerji değeri veya geç biçilmiş çayır kuruotu kadar hazır olabilir, besin maddeleri ihtiva eder.&lt;br/&gt;Çiğit kabukları, süt inekleri, besi sığırları koyunlar ve iş hayvanlarının kaba yem ihtiyaçlarını karşılamada kullanılır. Kaba ve havlı tabiatı dolayısıyla, ağır kesif yemlerle karıştırıldığında parazite temin eder, hazım sularının kolayca nüfuzunu sağlar ve dolayısıyla karışımın hazım olma derecesini yükseltir.&lt;br/&gt;Gerek süt sığırı ve gerekse besi sığırı, beslenmesinde, besin maddeleri eksikliğinden öt</description></item><item><title>ŞİFALI BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sifali-bitkiler-359634.html</link><description>Şifalı Bitkiler A - H &lt;br/&gt;* Acıağaç : İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar. &lt;br/&gt;* Adaçayı : Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir. &lt;br/&gt;* Adamotu : Zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Rast gele kullanıldığında zararlı olur. &lt;br/&gt;* Ahlat (Yabanarmudu ) : Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarinda, filizi ezilip yaraya sürülür. &lt;br/&gt;* Ahududu : Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir. &lt;br/&gt;* Alıç : Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır. &lt;br/&gt;* Anason : Kullanilan kismi, meyvalari ve yapraklaridir. Meyveleri tamamen olgunlastiktan sonra toplanir ve gölgede kurutulur. Hazmi kolaylastirir. Istahsizligi giderir. Mide ve barsak gazlarini söktürür. Idrar artirir. Migren agrilarini keser. Astim, nefes darligi ve bronsitte görülen sikayetleri giderir. &lt;br/&gt;* Anason : Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser. &lt;br/&gt;* Ardıç : Kozalaklari mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir. &lt;br/&gt;* Aslanağzı : Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir &lt;br/&gt;* Asma : Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur. &lt;br/&gt;* Ayı üzümü : Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir. &lt;br/&gt;* Ayrıkotu : Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki tas ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. &lt;br/&gt;* Ayva : İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir. &lt;br/&gt;* Badem : Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. &lt;br/&gt;* Badem : Aci bademin uçucu yagi, iyi bir koku ve tat giderici (balik yagina ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandir. Badem tohumlari, badem surubu hazirlanmasinda kullanilir. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabugu halk arasinda bogaz agrilarina karsi kullanilmaktadir. &lt;br/&gt;* Bakla : İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. &lt;br/&gt;* Baldıran ( Ağuotu) : Nemli yerlerde yetişen, 1-2 metre boyunda zehirli bir bitkidir.Ev ilaçlarında kullanılmaz.Tıpta, özellikle dişçilik alanında kullanılır.Ağrı kesici, spazm giderici ve siyatik, tetanoz ile epilepsi hastalıklarinin tedavisinde kullanılır. &lt;br/&gt;* Bamya : Meyvesi beş bölmeli,tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte bir sebze. Faydalı bir sebzedir. Yaş veya kuru olarak sarf edilir. Konserveleri de yapılır. Meyveleri müsilajlıdır. Kabızlık tedavisi ve barsakların düzenli çalışması için faydalıdır. &lt;br/&gt;* Banotu : Yumuşak tüylü, otsu bir bitki. Gavur haşhaşı adıyla da bilinmektedir.Meyve çok tohumlu ve bir kapakla açılıp tohumlarını saçan bir kapsüldür.Altı türü vardır. (Siyah Banotu) ile (Mıs</description></item><item><title>FİDAN YETİŞTİRİRCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fidan-yetistirirciligi-363778.html</link><description>FİDAN YETİŞTİRİRCİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Girişiii&lt;br/&gt;2. Ülkemizdeki Meyve Fidanı Üretiminin Bugünkü Durumuiv&lt;br/&gt;3. Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün Genel Durumuvi&lt;br/&gt;3.1. Hukuki Dayanağıvi&lt;br/&gt;3.2. Arazi ve Yerleşim Durumuvi&lt;br/&gt;3.3. Personel Durumuvi&lt;br/&gt;4. Müessese Faaliyetlerivii&lt;br/&gt;4.1. Araştırma Faaliyetlerivii&lt;br/&gt;4.2. Fidan Üretimivii&lt;br/&gt;4.3. Bağcılık Çalışmalarıvii&lt;br/&gt;5. Fidancılıkta Üretim Şekillerivii&lt;br/&gt;5.1. Daldırma İle Üretme:viii&lt;br/&gt;5.2. Çelikle Üretmeix&lt;br/&gt;5.3. Kök Sürgünleri İle Üretmex&lt;br/&gt;5.4. Doku Kültürü İle Üretmex&lt;br/&gt;5.5. Aşı İle Üretmex&lt;br/&gt;6. Fidancılıkta Anaç Yetiştirilmesixi&lt;br/&gt;6.1. anacın Önemixi&lt;br/&gt;6.2. Meyvecilikte Kullanılan Anaçların Sınıflandırılmasıxi&lt;br/&gt;6.3. Tohum Anaçlarının Çoğalmasıxii&lt;br/&gt;6.5. Anaçların Aşı ve Terbiye Parsellerine Nakli ve Bakımıxv&lt;br/&gt;6.6. Anaçların Aşılanmasıxvi&lt;br/&gt;6.7. Aşılı Fidanların Bakımıxvi&lt;br/&gt;6.8. Aşılı Fidanların Sökümü ve Satışa Hazırlanmasıxvii&lt;br/&gt;7. Eğirdir Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Fidanlığında Üretimi Yapılan Meyve Fidanı ve Anaçlarıxvii&lt;br/&gt;7.1. ELMAxvii&lt;br/&gt;7.2. Armutxviii&lt;br/&gt;7.3. Ayvaxix&lt;br/&gt;7.4. Cevizxix&lt;br/&gt;7.5. Bademxx&lt;br/&gt;7.6. Erikxx&lt;br/&gt;7.7. Kayısıxx&lt;br/&gt;7.8. Kiraz ve Vişnexxi&lt;br/&gt;7.9. Şeftalixxi&lt;br/&gt;8. Isparta İli&quot;nde Fidan Üretimi Yapan Özel Kuruluş ve Kişilerxxii&lt;br/&gt;ÖZETxxiii&lt;br/&gt;ŞEKİLLER DİZİNİxxvii&lt;br/&gt;ÇİZELGELER DİZİNİxxviii&lt;br/&gt;GİRİŞ1&lt;br/&gt;2. KAYNAK BİLGİSİ4&lt;br/&gt;3. MATERYAL VE METOD14&lt;br/&gt;3.1. Materyal14&lt;br/&gt;3.1.1. Deneme Yeri ve Zamanı14&lt;br/&gt;3.1.2. Bitkisel Materyal14&lt;br/&gt;3.1.3. Yüksek Tünel14&lt;br/&gt;3.2. Metod14&lt;br/&gt;3.2.1. Çöğür Eldesi15&lt;br/&gt;3.2.2. Aşılı Fidan Eldesi16&lt;br/&gt;3.2.3. İncelenen Özellikler18&lt;br/&gt;4. BULGULAR20&lt;br/&gt;4.1. Uygulamanın Toprak ve Hava Sıcaklığı Üzerine Etkileri20&lt;br/&gt;4.2. Uygulamanın Fidan Gelişimi Üzerine Etkileri21&lt;br/&gt;4.2.1. Aşı Tutma Oranları21&lt;br/&gt;4.2.2. Fidan Boy Gelişimi26&lt;br/&gt;4.2.3. Fidan Çap Gelişimi35&lt;br/&gt;4.2.4. Fidan kök Sayıları41&lt;br/&gt;4.2.5. Fidan Kök Uzunlukları43&lt;br/&gt;4.3. Uygulamanın Çöğür Gelişimi Üzerine Etkileri44&lt;br/&gt;4.3.1. Çöğür Çıkış Zamanları44&lt;br/&gt;4.3.2. Çöğür Boy Gelişimi45&lt;br/&gt;4.3.3. Çöğür Çap Gelişimi45&lt;br/&gt;4.3.4. Çöğür Kök Sayıları47&lt;br/&gt;4.3.5. Çöğür Kök Uzunlukları47&lt;br/&gt;4.3.6 Aşıya Gelme Zamanları ve Oranları48&lt;br/&gt;5. TARTIŞMA VE SONUÇ49&lt;br/&gt;6. KAYNAKLAR55&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.Giriş&lt;br/&gt;Ülkemizin coğrafik konumu ve bunun oluşturduğu çok çeşitli ekolojiler ve ayrıca değişik yerlerde meydana gelmiş mikroklimalar biz çok değişik bahçe ve tarla ürünlerini en yüksek nicelik ve nitelikte yetiştirme olanağı vermiştir. Bu nedenle Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında 13 milyon dolayındaki nüfusu besleyen bu topraklar bugün yaklaşık beş katına çıkan insanlarımızın gereksinimlerini, eskilere oranla çok daha iyi koşullarda karşılamakta üstelik giderek artan bir dış satım gücüyle ülkeye döviz getirmektedir. Hiç bir şekilde küçümsenmeyecek olan bu gelişme tamamen ülke ziraatçilerinin eseridir(Kaka ve Ark, 1981).&lt;br/&gt;Bahçe bitkileri yetiştiriciliği açısından önemli bir ülke olan yurdumuzda kültüre alınmış arazinin yaklaşık %n-10&quot;u bu tarım koluna ayrılmıştır. 1985 yılı değerlerine göre bahçe bitkileri tarımı yapılan 3.595.000 ha alanın %64.2 sini oluşturan 2.308.000 ha olan meyve ağaçları ile kaplıdır(Çelik ve Sakin, 1991).&lt;br/&gt;Ekonomide GSYH&quot;nın % 17&quot;sini, ihracatın %18.2&quot;sini oluşturan ve iktisadi faal nüfusun %58&quot;unu barındıran tarım sektörü Türk ekonomisinin en önemli unsurlarından biridir.&lt;br/&gt;Görüldüğü üzere memleketimiz her şeyden önce bir tarım ülkesidir. Memleketimizde çeşitli iklim bölgelerinin varlığı elmadan muza, hatta çaya kadar hiçbir memlekete nasip olmayan tür ve çeşitlerin yetiştirilmesine imkan vermektedir. Bağ-Bahçe ziraatının çeşitli kolları içerisinde meyvecilik en başta gelenidir. Vatanımızın hemen her köşesinde az veya çok meyvecilikle uğraşan kişilere her zaman rastlanılmakla beraber, bazı yörelerimizde de meyvecilik çok ağır basmaktadır. Hatta buralarda yegane geçim kaynağı meyveciliktir. Mesela Karadeniz sahilleri, Ege Bölgesi, Akdeniz kıyıları, Anadolu&quot;nun sayılı köşelerinden olup, Niğde, Malatya, Kastamonu, Erzincan, Gaziantep, Amasya ve Tokat gibi birçok ilimiz meyveciliğin yoğun olduğu bölgelerimizdir(Yapıcı, 1992).&lt;br/&gt;Bu özelliklerine rağmen ülkemiz meyveciliği gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında, birim alandan elde edilen verimin oldukça düşük olduğu görülmektedir. &lt;br/&gt;Bunun nedenleri arasında, üretim aşamasındaki kültürel uygulamaların yetersizliği yanında ve en önemlisi ana materyali olan ve bitkisel üretimde yüksek verim ve kalitenin temelini oluşturan üstün nitelikli fidan üretim ve dağıtımın son derece yetersiz oluşudur(Çelik ve Sakin, 1991).&lt;br/&gt;Meyvecilik, meyve fidanı üretimi</description></item><item><title>BİTKİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-387120.html</link><description>Gövde; bitkilerin,özellikle de ağaçların toprak üstünde kalan ve dalların başlangıç yerlerine kadar uzanan ana eksenidir.Bütün üstün yapılı bitkiler kök,gövde,yaprak ve çiçek gibi dört temel bölümden oluşmakla birlikte,gövde; dal,yaprak,çiçek ve meyveleri taşıyan organdır.&lt;br/&gt;            Gövde embriyonun &quot;harlı tüy&quot; denilen bölgesindeki sürgen doku hücrelerinin büyümesi ve gelişmesiyle oluşur.Embriyodan başlayarak bölünme özelliğini koruyan birincil sürgen dokunun verdiği dokuların tümü,gövdenin birincil yapısını oluşturur.İkincil sürgen dokunun verdiği dokuların tümü de gövdenin ikincil yapısını oluşturur.Gövdenin iç yapısında bitkiyi dik tutan sağlam lifler ve odun doku ile soymuk dokudan oluşan iletim doku sistemi bulunur.Odun dokunun damarları köklerin topraktan emdiği suyu yapraklara iletir.Yapraklarda üretilen besin maddeleri de soymuk doku aracılığıyla köklere ve bitkinin öbür bölümlerine taşınır.Gövdenin ilk ya da temel yapısı (bulunduğumuz iklimde genellikle ilk yaşında) genç kısmında görülen yapıdır.Bu yapıda şu kısımlar göze çarpar: gözenekleriyle birlikte üst deri,klorofilli kabuk ya da kabuk parankiması,kimi bitkilerde (bir çenekliler) bulunmayan iç deri,çevreteker,öz odunu ve odun soymuk borularından oluşan merkez silindir.Fakat bu sonuncular kökte birbirinden ayrı ve almaşık dizili oldukları halde gövdede ve yapraklarda sırt sırta yer alır ve ikişer ikişer soymuk demetlerini oluştururlar.&lt;br/&gt;            Gövde üstün yapılı bitkilerde dört bölümden oluşur.Yaprakta olduğu gibi gövdenin etrafında da kütinli hücrelerden meydana gelmiş gözenekli bir üst deri,sonra da kabuk adı verilen,yuvarlak hücreler içeren kollenkima ile altında destek dokuyu meydana getiren yoğun ve odun özü taşıyan hücreler içeren sklerankima. Kabuğun altında çoğunlukla dairesel şekilde dizilmiş iletim dokusu demetleri yer alır; dışta kalbur borular (veya soymuk borular) içte odun borular olmak üzere iki bölümü vardır.Kalbur borular uç uca eklenmiş uzun ve kutuplarındaki çeperl</description></item><item><title>YALANCI AKASYA NIN GENEL ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yalanci-akasya-nin-genel-ozellikleri-348172.html</link><description>l - YALANCI AKASYA NIN GENEL ÖZELLİKLERİ  (Robinia pseudoacacia L.)&lt;br/&gt;Yaklaşık 20 civarında tür ile temsil edilen Robinia cinsi Kuzey Amerika ve Meksikada 35-43 derece enlemleri arasında doğal yayılış yapar. Dikey yayılışı 1100 m. ye kadar çıkar. Doğal yayılışında tek tek veya gruplar halinde bulunur. 25 m. kadar boylanabilen bu tür ortalama 100 yıl yaşayabilmektedir. Dallarının dikenli,beyaz renkteki kokulu çiçeklerinin salkım halinde bulunması, yapraklarının pennat ve çok yapraklı olmasıyla (5-12 yaprakçık) tanınır. Robinia cinsinin ağaç formunda bulunan sadece 4 türünün (Yalancı Akasya (Robinia pseudoacacia L), Robinia lıucurians Schneid., Robinia viscosa Vent. (kısa salkımk fazla boylanmaz) ve Robinia ambigua Poir.) ormancılık açısından önemi vardır. Türkiyede R..pseudoacacia, R..viscosa (çalı formunda) ve R.hispidamn (dalları tüylü salkımları canlı pembe ve 1-3 m. boyunda ağaççık) yayılışı vardır. Robinia pseudoacacia Avrupaya XVII: yüz yılda, Türkiyeye Cumhuriyet ile birlikte girmiş ve yol kenarlarına, okul bahçelerine, kışlalara ve tren yolu kenarlarına dikimleri yapılmıştır. Bu nedenle bu türe ülkemizde Cumhuriyet ağacı da denilmektedir (Kayacık 1966). Ülkemizde Yalancı Akasyanın eskiden beri çok sevilen bir ağaç türü olduğu, bu ağacın Kavak ve Söğüt gibi Anadolu halkıyla bütünleştiğini de söyleyebiliriz. Bu konuda çok eski belgelere rastlanmamakla birlikte Yalancı Akasyanın 18. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin aracılığıyla İstanbul üzerinden Balkanlara yani Bulgaristan, Romanya, Besarabya ve Makedonyaya geçtiği iddia edilmektedir. Akasyaya Anadoluda Salkım Balkanlarda ise Saikam denilmektedir. Akasyanın bazı yöreler için diğer ismi de Kral Ağacı dır. 1916 Yılında Belgrat Ormanında kurulan ilk Orman Fidanlığımızdan Ankaraya ulu önderimiz Atatürkün buyrukları ile kurulan Gazi Orman Çiftliği ne dikilmek üzere binlerce Akasya fidanının gönderildiği bilinmektedir (Yaltırık 1991 ). Bu tür ile 1940lı yıllarda köy baltalıkları oluşturulmaya çalışılmışsa da önemli sonuçlar alınamamıştır (Kayacık 1975). ikinci Dünya Savaşı yıllarında maden direği amaçlı Akasya meşcereleri tesisi için çalışmalar yapılmışsa da yine günümüze gerekli bilgiler ulaşamamıştır (Turan 1982). Ülkemizde özellikle Orman Bakanlığı ve Ağaçlandırma ve Erozyonu Kontrol Genel Müdürlüğünün kurulmasıyla ivme kazanan ağaçlandırma çalışmalarında en fazla kullanılan yapraklı ağaç türünün Yalancı Akasya olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde Orman Fidanlıklarımızda 1989 yılında 34.711.000, 1990 da 35.347.000, 1991 de 25.543.000, 1992 de 14.231.000, 1993 de 6.161.000 ve 1994 de de 7.546.00 adet Akasya fidanı üretilmiştir (AGM 1995).&lt;br/&gt;Bu tür çeşitli ağaç ve büyüme formlarına sahiptir. Serbest büyüyen tek ağaç kısa bir gövdeye ve bu gövdenin alt yüksekliklerinden başlayan dallanmaya sahiptir. Ağaç tacı ise geniş,yumurta şeklinde ve asimetriktir. Kapalı meşcerelerde ise gövde uzun ve silindirik olup yan dallar sadece ağaç tacının üst kısımlarında bulunur. Doğal budanma kabiliyeti oldukça yüksektir. Yalancı Akasyanın kabuğu genç yaşlarda düz olup lentisellerle kaplı görünümü vardır. Yaşlı ağaçlarda ise kabuk gri - kahverengi renkte olup oldukça kahrıdır. Yalancı Akasya, yoğun bir şekilde dallanmış ve lateral köklere sahip bir kök sistemine sahiptir. Toprakta kök gelişmesi genelde horizontal olup, vertikal olarak gelişen bazı kökler de görülebilir.&lt;br/&gt;Yetişme çevresi toleransı geniştir. Yalancı Akasyanın hızlı büyümesi ve yüksek ürün vermesi isteniyorsa yeterli besleyici madde ve suya sahip, havalanması iyi topraklara gereksinmesi vardır. Bu tür kuraklığa ve marjinal toprak koşullarına tahammül gösterebilir. Fakat bu koşullarda sadece toprak korunması ve yeşil örtü amaçlı kullanılabilir. Doğal yayılışında yıllık ortalama yağış 1000-1500 mm. olup bu miktarın 500-750 mm.si büyüme mevsimine aittir. Sıcaklıklara ilişkin olarak, Temmuz ayı ortalaması 20-27 , maksimumu 30-38 santigrat derecedir. Ocak ayı ortalaması 2-8, minimumu ise -10 - -25 santigrattır. Doğal yayılışında 1</description></item><item><title>AKASYALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?akasyalar-389117.html</link><description>AKASYALAR                                                                                                 17,12,2001&lt;br/&gt;    Mımosaceae   famılyasına ait  akasyalar çokça ağaç,az olarak da ağaççık ya da boylu veya bodur çalı durumunda bulunurlar. Yapraklarını kışın dökenleri bulunduğu gibi ,kış-yaz yeşil olanları da vardır. Dikenleri bulunur ya da bulunmaz,yaprakları çokça bileşik tüysü yaprak durumunda olup birçok yaprakçıktan kuruludur. Bazen tüysü yaprak yerine ince ve uzun flokladlar görülür. Yaprak sapları uzunca olup çoğunlukla genişlemiş durumdadır. Yaprak dizilişi almaçlıdır. Kulakçık çoğunlukla dikene değişmiştir. Çiçekler güzel kokulu olup sarı renkte ve küçüktür. Örtü yaprakları çanak ve taç olarak ayrılmıştır ve dörder parçalıdır. Ercikleri çok sayıdadır. İpçikleri uzundur. Çiçekler başçık ya da başak kuruluşunda toplu durumda bulunur. Meyve bakla durumundadır.(1)&lt;br/&gt;    Dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde bulunurlar. Tersiyer devrinde Orta Avrupa&quot;da da yerli olarak bulunmakta iken bugün daha dar bölgelere yayılmış bulunmaktadır. Özellikle Avustralya&quot;da, Afrika&quot;da Sudan&quot;da ve güney bölgelerinde, Orta Amerika&quot;da, Asya&quot;nın tropik bölgelerinde yetişen türleri vardır.(1)&lt;br/&gt;   Akasya ağacının ilk yaşadığı yer Karolin ve Virjinya sınırları dahilinde &quot;galleghanv&quot; dağlarıdır. Bu ağacı Avrupa&quot;ya ilk tanıtan kişi &quot;Jan Ruben&quot;dir.(2)&lt;br/&gt;   Akasya ağacı Türkiye&quot;ye 1850 tarihinde gelmiş ve ilk geldiği yer de Ege bölgesi olmuştur. O yıllarda akasyaya karşı alaka gösterilmemiş olmasından çoğalamamıştır. Bursa Ziraat Mektebi ile İstanbul Halkalı Ziraat Mekteplerinin açıldığı yıldan sonraki senelerde mektep idaresinin Avrupa&quot;dan getirttiği diğer ağaç tohumları ile birlikte akasya tohumları da getirilmiş ve o tarihten sonra Bursa ve İstanbul bölgesinde çoğalmasına ve daha sonraları da İzmir, Adana, Edirne, Erzincan,Çorum,Konya, Kastamonu illerimizde açılan ziraat okulları ile bu ağacın çoğalmasına yardım edilmiş. Zaman geçtikçe tohumu ve fidanı vilayetten kazalara hat</description></item><item><title>SEBZELERDEHORMON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sebzelerdehormon-450969.html</link><description>SEBZELERDE HORMON KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerdeki büyüme ve gelişme olaylarını yönlendiren, çok düşük yoğunluklarda bile etkili olabilen bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddelere hormon denir. Hormonları büyüme düzenleyici maddeler olarak da isimlendirebiliriz. Hormonlar Türkiye de ilk defa 1960&quot;lı yıllarda GA3 (Giberallic Acid) çekirdeksiz üzümde kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde büyümeyi teşvik edici etkilere sahip hormonlar gibi büyümeyi geriletici hormonlarda vardır. Bunlara örnek olarak, kültür bitkilerindeki yabancı otları öldürmek için hormon içerikli kimyasallar yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Buğdayda dar ve geniş yapraklı otları öldürmek için buğdaya zarar vermeyen hormon içerikli yabancı ot ilaçları kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Tarım alanlarımızın marjinal sınıra ulaştığı ve bu nedenle üretimin arttırılmasının ancak verim artışıyla mümkün olduğu bir gerçektir. Yalnızca organik ve biyolojik yöntemlerle tarımsal üretim yapmak, hedeflediğimiz kalite ve verimlilikte ürün elde etmemizi sınırlandırmaktadır. Zararlı, hastalık ve yabancı otlara karşı korumasız bir tarım düşünülemez. Söz konusu etmenlere karşı alınan koruma yöntemleri arasında %75 gibi bir paya sahip olan kimyasal yöntemlerin uygulamadan kaldırılması günümüzdeki tarımsal üretimin yarısını gözden çıkarmak anlamına gelmektedir. Buna karşı ilaç kalıntısının insan sağlığı için risk olan boyutunun değerlendirilmesi ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulan maksimum kalıntı limitleri (MRL- Maksimum Residue Level), milyonda kısım (PPM Partpermilion) veya mg/kg olarak hesaplanmıştır. Beslenme  alışkanlıkları dikkate alınarak tüketilen ürünler için maksimum kodeks değerleri ülkeler düzeyinde oluşturulur. Bu değerler yetiştiricilerin önerilen kullanma dozu ve son ilaçlama ile hasat aralığına uymalarını sağlamak içindir. Gerçekte insan sağlığı açısından 100 kat güvenliği ifade eder. Diğer bir değişle tarım ilaçları ve hormonlar tavsiyelere uygun olarak kullanıldığında saptanabilen bir risk söz konusu değildir.&lt;br/&gt;Yukarıda belirttiğimiz gibi hormonları da  bitkisel üretimde kullanılan diğer kimyasallar gibi değerlendirmek gerekir. Burada hormonların bilinçsiz ve gelişigüzel kullanımı ile ilgili sorunlar karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde kimyasalları disiplin altına almak için 1957 yılında &quot;Zirai Mücadele&quot;  ve  &quot;Zirai Karantina Kanunu&quot; çıkartılmış olup, bu kanuna göre yayınlanmış olan zirai mücadelede kullanılan pestisit ve benzeri maddelerin ruhsatlandırılması hakkında yönetmeliğe bağlı olarak zirai mücadele ilaçlarının ve hormon olarak bilinen bitki gelişim düzenleyici maddelerin ruhsatlandırılması yapılmıştır. Şu anda yapılan çalışma ile Avrupa Birliğine uyum süreci doğrultusunda bu talimatlar gözden geçirilecek ve yeni baştan bir zirai mücadele talimatı hazırlanacaktır. Türk Gıda Kodeksinde pestisit kalıntı limitleri bildirilmiştir. Bu limitlerin aşılmaması durumunda söz konusu sebze ve meyveler rezidü açısından güvenilir kabul edilebilir. Olayın bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br/&gt;Sera koşullarında domates, patlıcan, kabak ve kavun üretiminde hormon kullanılmaktadır. Kamuoyunda bilinenin aksine çilek ve hıyarda kesinlikle hormon kullanımına gerek yoktur. Çünkü piyasaya hakim olan hıyar çeşitleri genetik olarak %99 partonokarpik (dişi organın gelişmesiyle meyve oluşumu) meyve oluşturma özelliğine sahiptir. Bundan 15-20 yıl önce ülkemizde Çengelköy hıyarı yetiştirilmekteydi ve bu hıyar  ince kabuklu kısa bir meyve yapısına sahipti. Seracılığın gelişmesiyle beraber daha verimli olan çeşitler ekilmeye başlandı. (Mevcut durumda 1da alandan 40 ton hıyar hasat edebilme imkanımız vardır). Yukarıda bahsettiğimiz çeşitler uzun, daha kalın kabuklu ve daha sert oldukları için tüketici tarafından hormonlu olarak algılanmıştır. Hatta bu hıyarların dalından kopardıktan sonra bile dolapta büyüdüğü gibi söylentiler yaygınlaşmıştır. Çeşit özelliği olarak hıyar meyvesinin 40 cm. uzunlukta olması mümkündür. Çilek ise yüzlerce pistilin (dişi organın) birleşerek oluşturduğu yalancı bir meyveye sahiptir. Diğer sebzelere oranla çilekte meyvenin döllenmesi zordur. Eğer serada yeterli hava sirkülasyonu varsa veya arı kullanılıyor ise (bambus arısı, belirli dönemlerde bal arısı da  kullanılabilir) polen oluşumu oldukça iyidir.  Meyve gelişiminde sorun olmaz. 12 yıl önce ülkemizde daha küçük meyve veren, kokulu, aromatik yerli çilek çeşitleri sınırlı dönemde ve sınırlı miktarda yetiştiriliyordu. İlk defa California kökenli bir çilek olan &quot;Chantler&quot;&quot; çeşidi</description></item><item><title>FOTOSENTEZDE O NU ANLATIYOR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentezde-o-nu-anlatiyor-390872.html</link><description>FOTOSENTEZDE O NU ANLATIYOR &lt;br/&gt;Dünya, canlı yaşamına en uygun olacak şekilde, özel olarak tasarlanmış bir gezegendir. Atmosferindeki gazların oranından, güneşe olan uzaklığına, dağların varlığından, suyun içilebilir olmasına, bitkilerin çeşitliliğinden yeryüzünün sıcaklığına kadar kurulmuş olan pek çok hassas denge sayesinde dünya yaşanabilir bir ortamdır. Yaşamı oluşturan öğelerin devamlılığının sağlanabilmesi için de hem fiziksel şartların hem de bazı biyokimyasal dengelerin korunması gereklidir. Örneğin nasıl ki canlıların yeryüzünde yaşamaları için yer çekimi kuvveti vazgeçilmez ise, bitkilerin ürettiği organik maddeler de yaşamın devamı için bir o kadar önemlidir. &lt;br/&gt;  İşte bitkilerin bu organik maddeleri üretmek için gerçekleştirdikleri işlemlere, daha önce de belirttiğimiz gibi fotosentez denir. Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretmesi olarak da özetlenebilecek olan fotosentez işlemi, bunların diğer canlılardan ayrıcalıklı olmasını sağlar. Bu ayrıcalığı sağlayan, bitki hücresinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini direkt olarak kullanabilen yapılar bulunmasıdır. Bu yapıların yardımıyla, bitki hücreleri güneşten gelen enerjiyi insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak enerjiye çevirirler ve yine çok özel yollarla depolarlar. &lt;br/&gt;   İşte bu şekilde fotosentez işlemi tamamlanmış olur. Gerçekte bütün bu işlemleri yapan, bitkinin tamamı değildir, yaprakları da değildir, hatta bitki hücresinin tamamı da değildir. Bu işlemleri bitki hücresinde yer alan ve bitkiye yeşil rengini veren &quot;kloroplast&quot; adı verilen organel gerçekleştirir. Kloroplastlar, milimetrenin binde biri kadar büyüklüktedir, bu yüzden yalnızca mikroskopla gözlemlenebilirler. Yine fotosentezde önemli bir rolü olan kloroplastın çeperi de, metrenin yüz milyonda biri kadar bir büyüklüktedir. Görüldüğü gibi rakamlar son derece küçüktür ve bütün işlemler bu mikroskobik ortamlarda gerçekleşir. Fotosentez olayındaki asıl hayret verici noktalardan biri de budur.</description></item><item><title>AVCI BİTKİ VENÜS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avci-bitki-venus-448098.html</link><description>AVCI BİTKİ VENÜS  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Bir hayvanı avlanırken görmek insanı hiç şaşırtmaz. Ama avlanan bir bitki olunca durum değişir...   &lt;br/&gt;Bitkiler arasında avlananlar, et ile beslenenler vardır. Birbirinden şaşırtıcı yöntemlerle avlanan bitkilerden biri ise Venüs bitkisidir. &lt;br/&gt;Venüs, üzerinde dolaşan böcekleri yakalar ve bunlarla beslenir. Bu bitkinin avlanma sistemi son derece karmaşıktır. Çeşitli bitkiler etrafında gezinerek kendine yiyecek arayan bir sinek, birdenbire oldukça cazip bir bitki ile, yani venüsle karşılaşır. Bir çanağı kavramış ellere benzeyen bu bitkiyi cazip kılan şey, yapraklarının dikkat çekici kırmızı rengi ve daha da önemlisi, bu yaprakların çevresindeki bezlerden salgılanan şeker kokulu salgıdır. Kokunun dayanılmaz cazibesine kapılan sinek fazla tereddüt etmeden bu ilginç bitkinin üzerine konar. Yiyecek kaynağına doğru ilerlerken bitki üzerindeki zararsız görünümlü tüylere de ister istemez dokunur. İşte bunun üzerine bitki aniden kapanıverir. Sinek, ansızın üzerine sımsıkı kapanan bir çift yaprağın arasında sıkışıp kalır. Venüs bitkisi biraz sonra et eritici sıvısını salgılamaya başlayacak ve kısa bir süre içinde sineği bir tür pelteye dönüştürecek, sonra da emerek tüketecektir. &lt;br/&gt;Bitkinin sineği yakalamaktaki hızı son derece etkileyicidir. Bitkinin kapanma hızı, insan elinin maksimum kapanma hızından daha fazladır (eliniz açıkken ortasına konan bir sineği yakalamayı denerseniz, büyük olasılıkla başaramazsınız, ama bitki bu işi başarabilmektedir). Peki kasları, kemikleri olmayan bir bitki nasıl olup da böyle ani bir hareket yapabilmektedir? &lt;br/&gt;Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Sistem şöyle çalışır: Bitkinin tüycüklerinde sineğin çarpmasıyla oluşan mekanik etki, tüycüklerin altındaki alıcılara iletilir. Eğer mekanik itme yeterince güçlüyse, alıcılardan tıpkı bir havuzdaki dalgalar gibi tüm yaprak boyunca elektriksel sinyaller yollanacaktır. Sinyaller yaprakları ani bir biçimde hareket ettiren motor hücrelere ulaşır ve sineği yutacak mekanizma harekete geçer. &lt;br/&gt;Bitkinin uyarı sisteminin yanında, yapraklarının kapanmasını sağlayan mekanik sistem de son derece mükemmel bir yaratılıştadır. Bitki içindeki hücreler elektriksel uyarı alır almaz bünyelerindeki su dengelerini değiştirirler. Yaprakların oluşturduğu kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çökerler. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Böylece insanın kolunu hareket ettirmesi için bir kasın gevşerken ötekinin kasılmasına benzer şekilde, kapan kapanır. İçerde hapsolan sinek ise her çırpınmasında tüylere tekrar tekrar değerek, elektriksel itmenin tekrar oluşumuna ve dolayısıyla da yaprağın daha sıkı kapanmasına neden olmaktadır. &lt;br/&gt;Bu arada kapanın yüzeyindeki hazım bezleri de uyarılmaktadır. Uyarı sonucunda bezler sineği yavaşça eritecek sıvıyı salgılamaya başlarlar. Böylece bitki, protein bakımından hayli zengin bir çorba haline gelen sineğin peltesini kullanarak beslenir. Sindirimin sonunda ise, tuzağın kapanmasını sağlayan mekanizma tersine işleyerek kapanın açılması sağlanır. &lt;br/&gt;Ayrıca sistemin bir ilginç özelliği daha vardır: Tuzağın harekete geçmesi için tüylere üst üste iki kez dokunulması şarttır. İlk dokunma elektrik potansiyelini oluşturmakta fakat tuzak kapanmamaktadır. Tuzak ancak ikinci bir dokunmayla elektrik potansiyelinin belirli bir boşalma düzeyine ulaşması sonucu kapanmaktadır. Sinek tuzağı bu çift hareketli mekanizma sayesinde gereksiz yere kapanmaz. Örneğin bitkinin içine bir yağmur damlasının düşmesi durumunda kapan harekete geçmez. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Şimdi bu etkileyici avlanma sistemi üzerinde düşünelim. Bitkinin avını yakalayabilmesi ve sindirilebilmesi için tüm sistemin varolması gereklidir. Bir parçanın bile eksikliği bitki için ölüm demektir. Örneğin; yaprak içindeki tüyler olmasa böcek içerde gezmesine rağmen reaksiyon hiçbir zaman başlayamayacağından bitki kapanamayacaktır. Veya kapanma sistemi olsa anca</description></item><item><title>ASMALARDA ERİOPHYES VİTİS PGST. (ACERANİA ERİOPHYTDAE) AKARLARININ POPULASYON YOĞUNLUĞU DÜZEYİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?asmalarda-eriophyes-vitis-pgst.-(acerania-eriophytdae)-akarlarinin-populasyon-yogunlugu-duzeyinin-degerlendirilmesi-444609.html</link><description>ASMALARDA ERİOPHYES VİTİS PGST. (ACERANİA ERİOPHYTDAE) AKARLARININ POPULASYON YOĞUNLUĞU DÜZEYİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Ülkemizde asma yetiştirilen bölgelerde, özellikle Akdeniz bölgesinde Bağ uyuzu (Eriophyes vitis pgst) tüm çeşitlerinde yaygındır ve ürün kaybına neden olmaktadır. Akarla mücadelede halen kimyasal ilaçlar kullanılmakta ve bu da ürünün maliyetinin artmasına hem de çevre kirliliğine yol açmaktadır. Mücadele yöntemlerinin zamanında ve yüksek kaliteli yapılmasını sağlamak için akarın zarar verme eşiğinin belirlenmesi gerekmektedir.  Literatür kaynaklarında bu konuda pek araştırmalara rastlanmamakta, en çok zarar şekli ve biyolojik özelliklerine yer verilmektedir (1). Genellikle nemli ve taban bağlarda çardak asmalarında sık görüldüğü filiz ve çiçek salkımlarına zarar verdiği bildirilmektedir(2). Beslenmesi esnasında çıkardığı salgı maddesinin etkisi ile emgi yeri olan yaprağın alt yüzeyinde sarı renkte hafif bir çukurcuk, üst yüzeyde çukurun hemen karşısında ise kabarcık meydana getirilmektedir.  Akar yoğunluğu fazla olan yapraklar bir süre sonra solar ve kurur. Özellikle akara hassas çeşitlerde tomurcuklarda deformasyon, yaprak taslaklarında bükülmeler, tomurcuk büyütken konisinde duraklama ve kurumalar meydana gelmektedir (3). Macaristan&quot;da Er. vitis&quot;in 20 çeşit asmaya bulaştığı ve 1985-1989 yıllarında populasyon yoğunluğunda yüksek artış olduğu belirtilmekte (4). Rusya ve Azerbaycan&quot;da %30-40 arasında değişen ürün kaybına neden olduğu kayıt edilmektedir (6). Güney Afrika&quot;da 1980 yılında Er. vitis (Colomerus vitis)&quot;in miktarında önemli bir artış olduğu saptanmış ve uygulanan mekanik yöntem (örneğin, 6 adet asma dalından 4&quot;ü kesilmekle) ve kimyasal ilaçlamalar soncu akarların miktarında önemli azalmalar görülmüştür (17). Fransa&quot;da 1986-1990 yıllarında  yapılan bir çalışmada Colomerus vitis (Er. vitis) ve diğer akar türlerinin kış soğuklarında bir kısmının öldüğünü yani son baharda diapoza gidenlerle ilk baharda tomurcuk ve yapraklara saldıran bireyler arasında belli bir sayı farkının olduğu gösterilmektedir (24). Çekoslovakya&quot;da Er. vitis (C. Vitis) ve diğer türlerin (Calepitrimerus vitis ve Tetranynchus spp)&quot;ın populasyon yoğunluğu ile asmalarda ürün verimi ve şeker oranı arasında bir orantının olduğu, yani akarlarla güçlü bulaşmış arazilerde verimin %8-12 ve şeker oranında %3-5 azaldığı belirtilmektedir. Batı Almanya, İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinde Er. vitis ve kırmızı örümcekler (Tetranynchus spp.)&quot;in kültür asmaların aşılanması için dikilmiş yabani fidanlara zarar verdiği bildirilmektedir (12). Araştırmaların önemli bir kısmında Er. vitis&quot;in doğal düşmanlarına, özellikle predatörlerine yer verilmektedir. Bu konuda Güney Avusturalya ve Polonya&quot;da yapılan çalışmalar sonucu Er. vitis&quot;le beslenen Phytoseid cinsine bağlı 5 tür avcı akar saptanmış ve bunlarda bağ uyuzunun larva ve erginlerinin miktarını %23.8-14.8 olarak azaldığını belirtmektedir (21-22). Avustralya&quot;nın diğer bölgesi olan, Canberra&quot;da Phytoseid cinsine ait avcı akarların Er. vitis populasyonunu devamlı olarak baskı altında aldığı kayıt edilmektedir (5). Phytoseid&quot;in laboratuar koşullarında çoğaltılma olanakları araştırılmış ve farklı konukçularla beslenmiştir. Çalışmalar sonucu predatörün daha fazla Er. vitisin larva ve enginlerini tercih ettiği ortaya konulmuştur (8). İtalya&quot;da asma bağlarında zararlı akarlardan Colomerus vitis (Er. vitis). Eotetranychus carpini, Panonychus ulmi, Tetranychus spp, ve s. yaygın olduğu, Tetranychus spp.&quot;nin doğal düşmanlarının aynı zamanda Eriophyidea familyasına bağlı türleri de tercih ettikleri bildirilmektedir (14). Yunanistan&quot;da asma bağlarında 20 tür zararlı tespit edilmiş ve bu türlerin populasyon yoğunluğundaki en yüksek artış Mayıs-Haziran ve Ağustos-Eylül aylarında gözükmektedir. Bu türler arasında ekonomik açıdan önemli olan Er. vitis&quot;in miktarını avcı akar Phitoseid finitimus baskıda tutmaktadır (27). Bu benzeri çalışmalar 1990-1991 yıllarında ülkemizde de gerçekleşmiş ve asma ba</description></item><item><title>MEYVELERDE FİDAN YETİŞTİRME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?meyvelerde-fidan-yetistirme-448330.html</link><description>MEYVELERDE FİDAN YETİŞTİRME &lt;br/&gt;            İyi bir meyve bahçesi tesis etmek istiyorsak bahçemizi iyi, kaliteli fidanlarla kurmalıyız. Memleketimizde her yıl yaklaşık 10 Milyon civarında meyve fidanı üretilmektedir. Bunlardan 6.5 milyon civarındaki fidanı devlet fidanlıkları, 3.5 milyon fidanı ise özel fidanlıklar üretmektedir. &lt;br/&gt;            Bu dersimizde fidanın nasıl üretildiğini ve üretilirken yapılacak işlemleri sırasıyla göreceğiz.&lt;br/&gt;Başarılı Fidanlık Yapmak İçin Aşağıdaki Şartlara Uymak Gerekir: &lt;br/&gt;1. Fidanlık, fidan talebi yüksek olan yani meyveciliğe uygun yerlerde kurulmalı, &lt;br/&gt;2. Yakıcı dondurucu ve kurutucu rüzgarlardan korunmuş olmalı, &lt;br/&gt;3. Yeterli ve uygun sulama suyu bulunmalı, &lt;br/&gt;4. Toprak hafif süzek ve istenilen asitlikte olmalı, &lt;br/&gt;5. Arazinin meyli ve drenajı uygun olmalı, &lt;br/&gt;6. Taban suyu olmamalı, &lt;br/&gt;7. İlkbaharın geç ve sonbaharın erken donları, aşı ve sürgünleri etkileyecek devrede olmamalı, &lt;br/&gt;8. Materyal temini için ulaşım imkanı kolay olmalı, &lt;br/&gt;9. İşçi kolay temin edilebilmelidir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 1. Fidanlarda aşı. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 2. Tohum tavası. &lt;br/&gt;            Fidanlık kurulacak yerin planlanması yapılırken; işletme binası, evler, yemekhane, yollar, gübrelik, makine parkı, fidan  hendekleme  ve  satış  yeri  gibi  tesislerin  ihtiyaca  cevap verebilecek büyüklükte olmasına dikkat edilmelidir. &lt;br/&gt;Fidan  Üretim  Parselleri &lt;br/&gt;Aşı kalemi damızlıkları, &lt;br/&gt;Çelik damızlıkları, &lt;br/&gt;Tohum damızlıkları, tohum tavaları, &lt;br/&gt;Şaşırtma, aşı ve üretim parsellerinden meydana gelir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 3. Fidan parseli. &lt;br/&gt;Fidanlık Toprağının  İşlenmesi &lt;br/&gt;Toprak önce 50-60 cm derinlikte işlenir. İşleme için yaz mevsimi veya sonbahar başlangıcı uygundur. &lt;br/&gt;Fidanlık Verinin Gübrelenmesi &lt;br/&gt;Bir fidan iki veya üç yıl aynı yeri işgal edeceÂ§i için önce tabana çiftlik gübresi verilir. Daha sonra çapadan önce potaslı, azotlu ve fosforlu gübreler verilmelidir. &lt;br/&gt;Fidanlıklarda  Münavebe (Bitki Nöbetleşmesi) &lt;br/&gt;Fidan sökülen yere aynı cins fidandan dikmek uygun deÂ§ildir. Genel olarak yumuşak çekirdekli (elma, armut gibi), sert çekirdekli (kayısı, kiraz, şeftali), üzümsü meyveler aynı yere sırayla dikilebilir. Daha sonrada tarla ziraatı özellikle tiÂ§, bakla veya çapa bitkisi ekmek fidanlara musallat olan hastalık ve zararlıları da önler. &lt;br/&gt;Anaçların Yetiştirilmesi &lt;br/&gt;Modern meyvecilikte meyve fidanları ya yabani tohumlarından elde edilen çöğürler veya seçilmiş klon anaçlarının üzerine aşılanarak yetiştirilirler. &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;Şekil 4. Anaç damızlığı. &lt;br/&gt;Tohum Tavalarının  Hazırlanması &lt;br/&gt; Yabani tohumdan elde edilen çöğürler 80 cm eninde ve 5 m boyunda hazırlanan tohum tavalarında yetiştirilirler. Tohum tavaları hazırlanırken: &lt;br/&gt; -         Önce yanmış çiftlik gübresi ile gübrelenir, &lt;br/&gt;-         Bellenerek gübrenin karıştırılması sağlanır, &lt;br/&gt;-         Tırmıkla düzeltilir. &lt;br/&gt;-         Hazırlanan tohum tavalarına tohumlar kendi kalınlıklarının iki katı derinliğine sıravari ekilir. &lt;br/&gt;Çöğürlerin Aşı  Parseline Aktarılması &lt;br/&gt;Hendekleme  yerlerinde  sulanan  çöğürler  İlkbaharda  aşı parsellerine şaşırtılır. Aynı çeşitler aynı büyüklükteki ve kalınlıkta olan çöğürler beraber dikilir. Böylelikle parseldeki çöğürler aynı zamanda aşıya gelirler. Bu da yetiştiricilik açısından kolaylık sağlar. &lt;br/&gt;Çöğürlerin dikim aralıkları sıra üzeri 25-35 cm sıra arası 80-100 cm olmalıdır. Çöğürlere dikimden sonra hemen can suyu verilir. &lt;br/&gt;Çöğürler Aşı Parselinde Uygulanan İşlemler &lt;br/&gt;Dikimden sonra verilen can suyu kaymak tabakası meydana getirir. Bunun için; &lt;br/&gt;-         Çöğürler aşıya gelene kadar çapalama işlemi, &lt;br/&gt;            -         Çöğürlerin faaliyetini yavaşlatacak külleme, kırmızı örümcek, yaprak bitleri ve göz kurtları ile mücadele işleri yapılmalıdır.&lt;br/&gt;Çöğürler bölge şartlarına göre yaz aylarında durgun T göz aşısı ile aşılanırlar. &lt;br/&gt;        Fidanlara Aşı  Parselinde Uygulanan  İşlemler &lt;br/&gt; Aşılama döneminden sonra kışa kadar sulama, gübreleme, mücadele gibi bakım işleri yapılır. &lt;br/&gt;Kış sonunda veya erken ilkbaharda aşının hemen üzerinde ters istikamette meyilli olarak çöğür kısmı kesilir. Fidanlıklarda sürgün faaliyeti başlaması ile beraber</description></item><item><title>ŞİFALI BİTKİLER VE KANSER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sifali-bitkiler-ve-kanser-448047.html</link><description>ŞİFALI BİTKİLER VE KANSER&lt;br/&gt;Kanser&lt;br/&gt;Bu hastalık, bedenin bir bütün olarak tedavi edilmesini tüm hastalıklardan daha fazla gerektirmekle kalmayıp, net ve bütünü kapsayan bir bakış açısını da gerektirir. Kanserin bedensel, ruhsal, fizyolojik, sosyolojik, çevresel kaynaklı ve çok yönlü etkilerin bir sonucu olduğu gitgide daha iyi anlaşılıyor. Bazı kanser türlerine karşı özel şifalı bitki reçeteleri oluşturulması ise pek gerekmiyor aslında. Özel durumlara göre belirli uygulamalar önermek yerine, bu hastalığa karşı genel anlamda nasıl davranılması gerektiğine değinmek daha yararlı olacaktır. Her insan yalnızca bir kanser hastası değil, benzeri olmayan, kendine özgü bir varlıktır ve bu yüzden de özel yöntemlerle tedavi edilmelidir. Burada, böyle önemli bir hastalığın mutlaka bir uzman doktorun, bir psikoterapistin veya uzman bir fitoterapistin (belki de hepsinin) yardımını gerektirdiğine değinmek gerekiyor.&lt;br/&gt;Günümüzde kanser, çeşitli araştırmaların ve kuramsal düşüncelerin eşlik ettiği geniş kapsamlı ve çok önemli bir konudur. Hastalığın nedenleri hakkındaki teoriler, çevresel kökenli kanserojen maddelerden (karzinogen) virüslere, psikolojik stresten ruhsal dengesizliklere kadar uzanıyor. Bu faktörlerin çoğu, belki de hepsi kanser türü bir hastalığın oluşmasına yol açabilir. Amacım, nedenler hakkında bir sonuca varmak değil, derinden etkileyen kanser sürecinde kişinin tüm bakış açılarını destekleyebilecek bir davranış biçimi önermektir. Hastalığa yol açabilecek nedenlerin tümü, konuya bütünsellik açısından yaklaşılarak gözlemlenmeli ve kontrol altına alınmalıdır.&lt;br/&gt;Ama biz burada, tıbbi tedaviyi destekleyebilecek bazı ek önlemlere değinmek istiyoruz. Tıbbi tedavinin şifalı bitkilerle ve bitkisel preparatlarla desteklenmesi genelde çok olumlu sonuçlar vermektedir. Ama hastalığın ancak son aşamalarında doğal ilaçları anımsadığımızda gecikmiş olabiliriz. Bu konuda gecikme şansımız olmadığını unutmamalıyız! &lt;br/&gt;Şifalı Bitkiler ve Kanser&lt;br/&gt;Pek çok bitkinin güçlü bir antineoplazma (amaçsız hücre çoğalımını önleyici) etkisine sahip olduğu söylenir. Her toplumun şifalı bitkilerle tedavi geleneğinde, kansere karşı etkili olduğu söylenen bitkiler yer almaktadır. ABD&quot;deki bir araştırma grubu tarafından, dünya üzerindeki tüm çiçekli bitkiler, olası kanser önleyici etkileri bakımından inceleniyor; bazı olumlu sonuçlara ulaşabilmek için tabii ki zamana ihtiyaç vardır. Tıbbi tedavide kullanılan bazı mucize ilaçlar, bitkilerden elde edilen etken maddeler içermektedirler. Bu konuda gösterilebilecek en önemli örnek, kan kanserine(lösemi) karşı kullanılan, vinblastin ve vincristin alkaloitlerini içeren, Madagaskar kökenli Cezayir menekşesi / Vinca rosea adındaki bitkidir.&lt;br/&gt;Şifalı bitkilerin belirli bir amaç doğrultusunda kullanılabilecek spesifik ilaçlar haline dönüştürülebilecekleri konusunda bir fikir verebilir bize bu örnek. Ama değerini küçümsemeden, bu tür örneklerin de bir etkinlik sınırı olduğunun düşünülmesi gerekir; çünkü burada, kanser lokal bir hastalıkmış gibi kabullenilerek, spesifik etki içeren bir ilaçla tedavi edilmek istenmektedir. Halbuki bu hastalığın, bir sistem hastalığının dışavurumu olarak görülmesi ve bedenin kontrolü yeniden ele alabilmesini sağlayabilmek için, beden sistemlerine yönelik tedaviler uygulanması çok daha doğru olabilir. Şifalı bitkiler temizleyici, güçlendirici ve iyileştirici mekanizmaları destekleyici etkileri sayesinde, bu tür değişimlerin gerçekleşebilmesinde çok etkili olabilirler. Bu değişimlerin, bedensel, ruhsal, ve duygusal boyutların tümünü kapsadığını ve kanser hastalıklarının tedavisinde uygulanabilecek en etkili yöntem olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir sanırım.&lt;br/&gt;Tüm beden sistemlerini kapsayan böyle bir tedavide, kan temizleyici ve tümör oluşumunu önleyici bitkiler en önde gelenlerdir.&lt;br/&gt;Kan temizleyici bitkiler&lt;br/&gt;İçerdikleri maddelerin kan temizleyici ve normalleştirici etkileri sayesinde, uygun bitkiler bedeni destekler ve kanser türü hücre çoğalmasının önünü alabilirler. Özellikle, karaciğeri etkileyerek bed</description></item><item><title>İSLAM BAHÇE SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?islam-bahce-sanati-364386.html</link><description>İSLAM BAHÇE SANATI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İslamiyet, Arabistan&quot;da doğuşundan itibaren hemen hemen yarım asırdan az bir zaman içinde, süratli bir yayılım göstermiş ve Filistinden başlayarak ırak, Suriye, Mezopotamya ve Mısır&quot;ı takriben İran, Türkistan, Pencap&quot;ın bir kısmı ile kuzey Afrika&quot;dan İspanya&quot;ya kadar uzanan muhteşem bir İslam Dünyası&quot;nın ortaya çıkışını sonuçlandırmıştır. Bu sebeple, İslam kültürü ve İslam Sanatı, belli bir halka ve kültüre ait olmanın ötesinde, çeşitli uygarlıkların kültür ve sanat gelenekleri üzerinde olgunlaşan ve hepsine, kendine öz ve ortak özellikleri yerleştiren, bağımsız bir sanat olarak ortaya çıkmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genellikle İslam Sanatının hemen bütün dallarındaki gelişmesinde İran ve özellikle Türk düşüncesi, zevki ve geleneklerinin etkisi, kendisini kuvvetle belli etmektedir. Bunda hiç şüphesiz İslam dünyasının büyük bir kısmının Türklerin hakimiyetinde dokuz asırdan fazla bir zaman kalmış olmasının payı büyüktür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arapların İslam dinini  ve kültürünü yaymaya başladıkları M.S. VII. asırdan  itibaran hemen hemen bin sene süre ile bahçe sanatı, esas olarak İslam ve Hristiyan dinlerinin etkisinde gelişmiştir. Fakat özellikle Avrupa&quot;da Rönesansa kadar İslam Bahçe sanatı, bütün Akdeniz ülkelerinin bahçe sanatına damgasını basmıştır. Hatta Arap kahimiyetinden sonraki mutaassıp Katolik İspanya&quot;da bu izler uzun zama kalmış ve Hristiyan yapıtlar İslam tarzında tanzim edilmiş bahçeleri ile acayip bir çelişki halinde görülmüşlerdir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hangi ülkede olursa olsun, İslam bahçe sanatının şekillenmesinde din felsefesi kadar, İslamiyetin yayılmış olduğu ülkelerdeki sıcak ve kurak iklim şartlarının da büyük rolü olmuştur. Kuran&quot;da cennet, ağaçlarla gölgelendirilmiş, nar ve hurma ağaçlarının bol meyvesiyle süslü, fıskıyeli havuzların serinlettiği ve içinde dolaşan zarif hurilerin soğuk şerbetler sunduğu, bir yaşama mekanı olarak tasvir edilir. Müslümanlar da cennet mekanına olan özlemlerini, yaşadıkları alemde böylesine serin, yeşil ve güzel bahçeler düzenleyerek gidermeye çalışmışlardır.  Diğer taraftan, uzun asırlar çöl, Araplar için haşin bir efendi olmuştur. Ekolojik şartlardaki yetersizlikler, harpçi ve atletik bir kavmin yetişmesine neden olmuştur. Fakat işgal ettikleri yerlerde daha uygun iklim şartları ve toprak zenginliği bulduklarında, Araplar ruhi bir yumuşaklığa erişmiş ve sanatkar dehaları ile sanatın çeşitli dallarında çeşitli esrler vermişlerdir. Zaptedilen şehirler kısa zamanda zarif saraylar, ibadethaneler ve bunların çevreleri gölgenin, çeşitli havuzların, zengin bir yeşilliğin yer aldığı bahçelerle bezenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu eşsiz bahçe sanatlarından günümüze, az bir değişikliğe uğrayarak ulaşan örneklere, daha çok İslam uygarlıklarının bazı ülkelerinde ve özellikle İspanya, İran  ve Hindistan&quot;da rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İSPANYA İSLAM BAHÇELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;M.S. 732&quot;de İberya&quot;da başlayan İslam hükümdarlığı sekiz asır kadar bir zaman devam etmiş ve 1491 yılında son bulmuştur. Arada geçen yedi asırdan fazla zaman içinde İspanya İslam kültürü ile devamlı şekilde temasta kalmış ve politik yönden de İslam birliğini devam ettirmiştir. İşte bu süre, İslam kültürünün hemen her sanat dalında, İspanya&quot;ya damgasını basmasına  yetmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avrupa&quot;daki diğer ülkeler, Romalıların bozmuş oldukları bütünlüklerini yeniden kurmağa ve huzursuzluklarını gidermeğe çalışırken Emeviler İspanya&quot;da lüks ve ihtişam içinde bir devir yaratacak politik seviede bulunuyorlardı. İspanya&quot;da İslam hükümdarlığının merkezi olan Kordova o devirde yüksek bir hayat standardına ve medeni bir yaşama seviyesine imkan sağlayan emin ve sağlam bir idareye sahipti. Guadavakir vadisinde elli bin lüks villanın inşa edilmiş olduğu rivayet edilir. Bunların hemen hepsi yok olmuş durumdadır. Hatta bunlara ait ne bir plan, ne resim ne de detay tasvirlerine rastlanmaktadır. Çeşitli tahriplere ve ihmale rağmen İspanya&quot;da İslam Bahçelerine ait bugune gelebilen fevkalede örneklere, son İslam hükümdarlığının  merkezi olan Granada&quot;da rastlanmaktadır. İspanya&quot;da İslam izlerinin kalabilmesindeki sebepler İspanyol karakterinin konservatif ruhtan geldiği kadar, İslam bahçelerinin evin içinde, onunla içli dışlı oluşundan ve ev ile beraber yaşamış olmasından ileri gelir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sanat yapıtlarının yanı sıra, Araplar bilim ve teknoloji alanında da ölmez eserler vermişlerdir. Abdurrahman (M.S.756) Kordova&quot;da inşa ettirdiği muhteşem camii ile şehrin bir bilim merkezi olmasını sağlamıştır. Ayrıca bütün İspanya&quot;daki Araplar, Roma İmparatorluğundan beri, asırlarca ihmal ed</description></item><item><title>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-fizyolojisi-ders-notlari-455806.html</link><description>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI&lt;br/&gt;Dr. A. Ergin DUYGU&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       Bilindiği gibi fizyoloji organeller, hücre ve  dokular ile organ ve organizmaların canlılığını sağlayan işlevlerini, ilişkilerini ve cansız çevre ile etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Bitki fizyolojisi de bu çerçevede mikroalglerden ağaçlara kadar tüm bitkilerde bu konuları araştırır.&lt;br/&gt;       Günümüzde bilgi birikiminin ve iletiminin çok hızlı artışı nedeniyle bilim dallarının sayılarındaki artış  yanında sürekli yeni ara dalların ortaya çıkması sonucu bilim dalları arasındaki sınırları çizmek zorlaşmış ve giderek anlamını yitirmeye başlamıştır.&lt;br/&gt;       Fizyoloji fizik ve kimya ile moleküler biyoloji, sitoloji, anatomi ve morfoloji ile biyofizik, biyokimya verileri ve bulgularından yararlanarak tıp ve veterinerlik, ekoloji ve çevre, tarım ve ormancılık ile farmasi ve gıda, kimya mühendisliği gibi uygulamalı bilimlerrindeki gelişmeler için altyapı sağlamaktadır.   &lt;br/&gt;       Bitki fizyolojisi de bitkilerle ilgili olan konularda aynı şekilde çalışarak.diğer temel ve uygulamalı bilimlerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Uzunca bir süre önce fizyoloji ile biyokimyanın konuları arasındaki sınır netliğini kaybetmiştir. Giderek diğer bilim dalları ile aradaki sınırlar da bilgibirikiminin artışı sonucunda zayıflayacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BİTKİ FİZYOLOJİSİNİN KONUSU VE DALLARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Klasik olarak fizyoloji, beslenme fizyolojisi, metabolizma fizyolojisi ve büyüme gelişme fizyolojisi olarak üç ana dala ayrılır. &lt;br/&gt;Bu yaklaşımla bitki fizyolojisinde beslenme kara bitkilerinin havadan, su bitkilerinin de sudan sağladığı gazlar ve kara bitkilerinin havadan sağladığı su buharı ile toprak veya sudan sağladıkları mineral iyonları, nasıl alındıkları ile ilgili konular beslenme fizyolojisi başlığı altında toplanır. &lt;br/&gt;        Metabolizma fizyolojisi de bu çerçevede alınan hammaddelerin, hangi maddelere dönüştürüldüğü ve kullanıldığı, işlevlerinin neler olduğu, hangi durumlarda bu tabloda ne yönde ve nasıl değişimler olduğunu inceler. Biyokimya ile en yakın olan daldır. &lt;br/&gt;Metabolizma fizyolojisinin karmaşık ve genişkapsamlı oluşu nedeniyle de primer ( birincil, temel ), sekonder ( ikincil ) ve ara metabolizma, primer metabolitlerin depolanan ve gerektiğinde sindirilen dönüşüm ürünlerini konu alan alt dallara ayırılması gereği ortaya çıkmıştır.  &lt;br/&gt;         Büyüme ve gelişme fizyolojisi ise beslenme ile alınan, metabolize edilen maddelerin kullanılması ile organellerden, bitki hücrelerinin embriyo düzeyinden başlayarak organlar ile bitki organizmalarına kadar büyümelerini, belli bir yönde farklılaşarak özel işlevler kazanmalarını, bütün bu olayları etkileyen etmenleri ve etkileşimlerin mekanizmalarını inceler. Büyüme ve gelişme fizyolojisi hem moleküler biyoloji hem de biyokimya ve ekoloji ile yakından ilişkilidir. Çünkü büyümeyi ve sonra gelişmeyi tetikleyen mekanizma ve özellikle farklılaşmanın şekilleri açısından kapasite genetik yapı ve baskı, biyokimyasal özellikler ile çevre koşulları ile yakından ili</description></item><item><title>BİTKİ PİGMENTLERİNİN İNCE TABAKA KROMOTOGRAFİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-pigmentlerinin-ince-tabaka-kromotografisi-360640.html</link><description>BİTKİ  PİGMENTLERİNİN  İNCE  TABAKA  KROMOTOGRAFİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DİKKAT :  Bu  çalışmada  kullanılan  çözücüler  kolayca   ateş  alabildiklerinden , deney  süresince  her  türlü  ateşten  uzak  durulmalıdır.&lt;br/&gt;AMAÇ&lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı, kalitatif ve kantitatif analizlerin ikisini de kullanarak değişik bitki dokularındaki pigment moleküllerinin tanımlamasını yapılabilmektir. Ispanak yaprakları ve havuçtan pigmentler ekstrakte edilecek ve sonra ince tabaka kromotografisinde ( TLC ) bu pigmentler ayırt edilecektir. Böylece, bitki dokularında bulunan mevcut pigmentler tanımlanacaktır.&lt;br/&gt;ÖN  BİLGİLER&lt;br/&gt;PİGMENTLER&lt;br/&gt;Pigmentler  polar  ya  da  nonpolar  olabilir. Polar  pigmentler  suda  çözünür , nonpolar  pigmentler  organik  çözücülerde  çözünürler. Polar pigmentler çoğunlukla merkezi vakuolde ; nonpolar pigmentler ise plastid membranında bulunurlar. Plastidlerin yeşil olanları kloroplast, farklı renkler de olup da yeşil olmayanları kromoplast ve renksiz olanları ise lökoplast adını alır. Kromoplast ve lökoplastlar kloroplastlardan gelişirler ya da protoplastidler olarak adlandırılan öncüllerden gelişirler. &lt;br/&gt;Bütün yüksek bitkilerin kloroplastları fotosentezde ışık enerjisini etkin şekilde absorblayan iki temel pigmente sahiptir. Bunlar yeşil  renkli  klorofiller (a,b,c,d) ve kırmızı, sarı ya da portakal renkli   karotenoidlerdir. &lt;br/&gt;Klorofil moleküllerinden en yaygın olanları klorofil a ve b molekülleridir. Klorofiller; fotosentez için gerekli güneş ışınlarını toplayan pigmentlerdir. Klorofil molekülü, porfirin ve fitol yan zinciri olmak üzere iki kısımdan oluşur.  Porfirin, azot (N) içeren dört pirol halkasının N atomları yardımı ile ortada Mg2+ ile şelat oluşturacak şekilde birbirleri ile bağlanması sonucu oluşmuş bir yapıdır. Porfirinin dördüncü halkası 20 karbon atomu içeren bir alkol (fitol) ile esterleşmiştir. Klorofil molekülünden Mg2+ iyonu uzaklaşmasıyla, fotosistemde elektron alıcısı olarak görev alan feofitin oluşur. Klorofil a ve b  arasındaki tek farklılık ikinci pirol halkası üzerindedir. Klorofil a bu pozisyonda bir metil (-CH3 ) grubuna sahipken, klorofil b bir aldehid grubu (-CHO) taşır. Bu küçük farklılık ; ışığın farklı dalga boylarındaki düşük miktarlarının absorblanmasına ve onların birbirinden ayrılmasına yardımcı olur. Molekül yapısındaki bu küçük farklılığa karşın klorofil a ve b hem mavi hem de kırmızı ışık spektrumu bölgelerinde farklı dalga boylarında ışık absorbsiyonu yaparlar. &lt;br/&gt;Klorofil pigmentleri gibi karotenoidler de kloroplastlarda yerleşmişlerdir. Karotenoidler bir bitkide farklı şekilde bulunabilirler. İki esas tipi vardır: karotenler ve oksijenlenmiş karotenler (= ksantofiller). Karotenoidler 40 karbon (C) atomundan  oluşan saf hidrokarbonlardır. Karotenin 3 temel alt grubu bulunur; a, b, g Karotenoidlerin başlıcası, turuncu renkli olan b-karotendir. Sarı renkli karotenoidler olan ksantofillerin terminal halkasında oksijen bulunur. Yeşil yapraklarda bulunan bazı ksantofillere örnek olarak kriptoksantin, lutein, zeaksantin, violaksantin ve neoksantin verilebilir.  Aksesuar pigment olarak da adlandırılan bu pigmentlerin iki önemli görevi vardır. Birincisi, klorofilin ışık absorbsiyonu yapmadığı dalga boylarında ışık absorbsiyonu yapmak. İkicisi güneş ışığı altında klorofil moleküllerini oksijenin zararlı etkilerinden korumaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TLC&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bileşiklerin ayrılma, saflaştırılma ve tanınmaları için en çok uygulanan işlemlerden biri de kromotografidir. Kromotografi, bir karışımdaki maddelerin biri sabit diğeri hareket eden iki faz arasında moleküllerin farklı dağılmaları esasına dayanan bir yöntemdir. Hareketli faz sabit faz üzerinden hareketi sağlar. Moleküller iki faz arasındaki farklı dağılım oranlarına bağlı olarak hareketli fazda hareket edeceklerdir. Bu yöntem önceleri renkli maddelerin ayrılmasında kullanıldığından kromotografi adını almıştır.&lt;br/&gt;TLC bir adsorbsiyon kromotografisi tipidir. Organik moleküllerin ayrımında kullanılır. Silisik asidin bir formu olan silika jel [ Si(OH)4] bu deneyde adsorbant olarak kullanıl</description></item><item><title>BİTKİLER ALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-alemi-370686.html</link><description>BİTKİLER ALEMİ &lt;br/&gt;Hepsi ototrof canlılar olup, kloroplast taşırlar. Bu sayede fotosentez yaparlar. Çiçeksiz ve çiçekli bitkiler olarak iki filuma (şubeye) ayrılırlar. Hücreleri genellikle çeper taşır. &lt;br/&gt;a) Çiçeksiz Bitkiler : Çiçek ve tohum oluşturmazlar. Üremelerini sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler. &lt;br/&gt;1- Su yosunları (Algler) : Gerçek kök, gövde ve yaprakları olmayan basit yapılı bitkilerdir. Çoğu haploid(n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı algler olmak üzere gruplandırılır. Üremeleri vejetatif, sporla ve izogamiyle olur. Chlamidomonas gibi bazı türleri tek hücrelidirler. Bazı türleri hem tek hücreli hemde gözle görülecek büyüklükte (makroskopik) dir. (Acetebularia gibi). &lt;br/&gt;2- Kara yosunları : İletim demetleri yoktur. Nemli yerlerde yaşarlar. Döl almaşıyla eşeyli ürerler. Gerçek yapraklar olmayıp, yaprağımsı yapıları vardır. &lt;br/&gt;3- Eğrelti otları : Gerçek kök ve yaprakları yoktur. İletim demetleri vardır. Üremeleri kara yosunları gibidir. Yaprağımsılar yer altı gövdesine yapışmıştır. Çiçeksiz bitki olarak bu üç ana gruptan başka ; Ciğer otları, Likenler, Kibrit otları ve Atkuyrukları olarak bilinen gruplarda vardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLER ABİTKİLERDE ÜREME &lt;br/&gt;Sayfa : 1 &lt;br/&gt;A) Çiçeksiz Bitkilerde Üreme : Çiçeksiz bitkiler grubunu, su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Mantarlar &quot;fungi&quot; isimli ayrı bir alemde incelenmekle beraber çoğu zaman çiçeksiz bitkiler grubuna dahil edilirler. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış Metagenez ile üreme görülür. Önce diploid bireyden (Sporofid) ya da diploid hücreden mayoz bölünmeyle haploid sporlar meydana gelir. Bu sporlar çimlenerek genç bitkicikleri meydana getirir. Bunlar erkek ve dişi gametofitlerdir. Gametler bunlar üzerinde mitozla meydana gelir. Gametlerin döllenmesiyle zigot, onun gelişmesiyle de diploid sporofid meydana gelir. &lt;br/&gt;Aslında eşeyli üreyen canlıların hepsinin hayat devrelerinde haploid ve diploid safhaları olup, bunlar birbirini takip eder. Ancak bazı türlerin hayat devrinde haploid safha baskındır. Fertler daima haploiddir. Sadece zigot iken diploidtirler. Canlıların büyük çoğunluğunun hayat devrinde ise diploid safha baskındır. Fert diploid olup, sadece gametler haploiddir. Bazı türlerde ise hem haploid hem de diploid safhalar belirgin olarak görülür. Fertler hem haploid hem de diploid olabilmektedir. İşte metagenezle üreyenler bunlardır. &lt;br/&gt;1- Su yosunlarında üreme : Su yosunlarının çok hücreli olanlarında bireyler daima haploiddir. Diploid olan sadece zigottur. Zigot mayozla bölünerek haploid hücreleri oluşturur. Hayatlarına haploid safha hakimdir. &lt;br/&gt;2- Kara yosunlarında üreme : Diploid evre su yosunlarına göre biraz daha uzundur. Dişi gametofite arkegonyum, erkek gametofite anteridyum denir. Dölleme ve zigotun gelişimi dişi gametofit üzrinde gerçekleşir. &lt;br/&gt;3- Eğrelti otlarında üreme : Diploid evrenin en uzun olduğu çiçeksiz bitkilerdir. Erkek ve dişi gamet ayrı gametofit üzerinde oluşur. Tek yapraklı bu gametofite Protal denir. Normal bireyler diploiddir. Gametofit küçük bir bitkicik halinde kalır. Zigot gelişimine protal üzerinde başlar Sonra oluşturduğu kökleriyle direk toprağa bağlanarak kendi ihtiyacı olan su ve besini almaya başlar, direk toprağa bağlanır&lt;br/&gt;Bitkiler yeryüzünde yaşamın anahtarıdır. Bitkiler olmasaydı pek çok canlı organizma yaşamını sürdüremezdi; çünkü üstün yapılı yaratıklar, yaşam biçimleriyle, besinlerini doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden sağlarlar. Oysa pek çok bitki, gerekli besinlerini güneş ışığından yararlanarak kendisi üretmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler 2 temel öbekte (altşube) toplanır;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. KAPALI TOHUMLULAR (Çiçekli Bitkiler-Angiospermae)&lt;br/&gt;2. AÇIK TOHUMLULAR (Çiçeksiz Bitkiler-Gymnospermae)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapalı tohumlular gerçek çiçek üretirler ve sayıları 250 milyona yakın türden oluşan bir bitkiler alemidirler... Meşe, kayın, gürgen, karağaç gibi yapraklı ağaçlar bu gruba dahildir... &lt;br/&gt;Açık tohumlular ise çiçeksiz bitkiler olarak anılırlar ve bu bitkilerde geniş bir canlılar topluluğudur. Çam, Göknar, Sedir, Ladin gibi kozalaklı ağaçlar, Sikaslar, Ginko gibi türler bu gruba dahildir... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçekli bitkilere örnek;&lt;br/&gt;At kestanesi &lt;br/&gt;Çiçeksiz bitkilere örnek;&lt;br/&gt;Bataklık Servisi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Damarsız çiçeksiz bitkilerde iletim demetleri yoksa fotosentez için gerekli su ve mineralleri nasıl taşır? (Ersagun Elaçmaz)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öncelikle çiçeksiz bitkilerin bir çoğunun vasküllü yani iletim demetleri bulunan bitkiler olduğunu</description></item><item><title>BİTKİSEL DOKULAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkisel-dokular-380501.html</link><description>BİTKİSEL DOKULAR&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.Aşağıdakilerden hangisi epidermis hücrelerinin&lt;br/&gt;farklılaşması ile oluşan tüylerin görevi değildir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Tırmanmayı sağlama&lt;br/&gt;B) Örtü görevi yapma&lt;br/&gt;C) Suyun emilmesini sağlama&lt;br/&gt;D) Fotosentezle organik besin sentezleme&lt;br/&gt;E) Düşmanlara karşı savunma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.  I. Mantar doku&lt;br/&gt; II. Odun boru (Ksilem)&lt;br/&gt;III. Sert doku (Sklerankima)&lt;br/&gt;IV. Parankima&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yukarıdaki bitkisel dokulardan hangilerinin &lt;br/&gt;hücrelerinin tümü ölüdür?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) I, II ve IIIB) I, III ve IVC) I ve II&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D) II ve IIIE) I ve III&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.  I. Tüy&lt;br/&gt; II. Stoma&lt;br/&gt;III. Kütikula&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yukarıdakilerden hangileri bitkilerdeki epidermis &lt;br/&gt;dokusunun farklılaşması ile oluşmuş ATP üreten &lt;br/&gt;ve kullanan hücresel yapılardır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Yalnız IB) Yalnız IIC) I ve II&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D) I ve IIIE) II ve III&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.Aşağıdaki bitkisel dokulardan hangisinin hücre-&lt;br/&gt;lerinde oksijen üretilebilir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Sert doku&lt;br/&gt;B) Mantar doku&lt;br/&gt;C) Odun borusu&lt;br/&gt;D) Parankima dokusu&lt;br/&gt;E) Soymuk borusu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Çift çenekli bitkilerde bulunan;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  I. Uç meristemi&lt;br/&gt; II. Parankima&lt;br/&gt;III. Kambiyum&lt;br/&gt;IV. Soymuk borusu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;gibi yapılardan hangileri tek çenekli bitkilerde&lt;br/&gt;de bulunur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) I, II ve IVB) II, III ve IVC) I ve II&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D) II ve IVE) III ve IV&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.Soymuk borular aşağıdaki bitkisel yapılardan&lt;br/&gt;hangisine diğerlerinden daha fazla organik&lt;br/&gt;madde taşır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Epidermis&lt;br/&gt;B) Kambiyum &lt;br/&gt;C) Destek doku&lt;br/&gt;D) Stoma hücreleri&lt;br/&gt;E) Sert doku&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7.  I. Nektar (bal özü)&lt;br/&gt; II. Reçine&lt;br/&gt;III. Tanen&lt;br/&gt;IV. Piruvat&lt;br/&gt; V. Fosfogliserik asit&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yukarıdakilerden hangileri bitkilerin metabolik &lt;br/&gt;ürünü olduğu halde tekrar metabolizmaya katıl-&lt;br/&gt;mayan salgı maddesidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) II ve IIIB) II ve IVC) I, II ve III&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D) II, III ve IVE) III, IV ve V&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8.Yaprakta bulunan;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  I. Epidermis&lt;br/&gt; II. Palizat parankiması&lt;br/&gt;III. Sünger parankiması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;hücrelerinden hangilerinde fotosentez gerçek-&lt;br/&gt;leşmez?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Yalnız IB) Yalnız IIC) Yalnız III&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D) I ve IIIE) II ve III&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9.Aşağıdakilerden hangisinde uygun koşullarda&lt;br/&gt;fotofosforilasyon tepkimeleri gerçekleşir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Ksilem hücreleri&lt;br/&gt;B) Floem hücreleri&lt;br/&gt;C) Epidermis hücreleri&lt;br/&gt;D) Parankima hücreleri&lt;br/&gt;E) Mantar kambiyumu hücreleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.Çok yıllık bitkilerde aşağıdaki dokulardan hangi-&lt;br/&gt;sinin değişimiyle diğer dokular oluşur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Parankima dokusu&lt;br/&gt;B) Meristem doku&lt;br/&gt;C) İletken doku&lt;br/&gt;D) Salgı dokusu&lt;br/&gt;E) Destek doku&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;11.Yandaki şekilde çift &lt;br/&gt;çenekli genç bir bitki&lt;br/&gt;gövdesinin enine &lt;br/&gt;kesiti gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Numaralı yerler &lt;br/&gt;aşağıdakilerden &lt;br/&gt;hangisinde &lt;br/&gt;verilmiştir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IIIIII&lt;br/&gt;__________________________________________________________________________&lt;br/&gt;A)EpidermisSoymuk dokusuKambiyum&lt;br/&gt;B)KutikulaOdun dokusuMeristem&lt;br/&gt;C)KambiyumMantar dokuParankima&lt;br/&gt;D)Odun dokusuSoymuk dokusuEpidermis&lt;br/&gt;E)Mantar doku Parankima  Soymuk dokusu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12.Aşağıdakilerden hangisi meristem doku için &lt;br/&gt;geçersizdir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) Gövdedeki yaş halkalarının oluşmasını sağlar.</description></item><item><title>ÇİÇEKLİ BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cicekli-bitkiler-369785.html</link><description>ÇİÇEKLİ BİTKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çiçek bitkilerin üreme organıdır. Çiçekler dört ana kısımdan oluşur. Bunlar:&lt;br/&gt;           1-Çanak yaprak &lt;br/&gt;           2-Taç yaprak&lt;br/&gt;           3-Erkek organ &lt;br/&gt;           4-Dişi organ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           Çanak yaprak: Çiçeği en dıştan kuşatan, genellikle yeşil renkli yapraklardır.  Görünüş, şekil ve renk bakımından diğer yapraklardan farkları yoktur. Çanak yapraklar, çiçek henüz tomurcuk iken, çiçeği çevrenin olumsuz şartlardan korur.&lt;br/&gt;Taç yaprak: Taç yapraklar çeşitli göz alıcı renklere sahiptir.Birçok taç yaprak, güzel kokulu, nektar denilen bir sıvı üretir.Görevleri erkek ve dişi organları korumak, güzel koku ve göz alıcı renkleriyle böcekleri ve kuşları kendilerine çekmektedir.&lt;br/&gt; Erkek organ: Erkek organ başçık ve ipçik(sapçık) olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Erkek organlar çok sayıda olup, taç yaprakla dişi organ arasında yer alır.&lt;br/&gt;Başçık: Başçıkta polen adı verilen küçük tanecikler üretilir. Polen taneleri polen ana hücrelerinden oluşur. Polenler olgunlaşınca başçık patlar ve polenler etrafa dağılır.&lt;br/&gt;Sapçık: Başçığın dik durmasını sağlayan yapıdır. &lt;br/&gt;Dişi organ: Dişi organ üç ana kısımdan oluşur:&lt;br/&gt;1-Tepecik&lt;br/&gt;2-Dişicik borusu&lt;br/&gt;3-Yumurtalık&lt;br/&gt;Tepecik: Üzerinde yapışkan bir sıvı salgılandığı için polen tanelerini tutar. Görevi de polenleri tutmak ve daha sonra polen tüpü nü oluşturmaktır.&lt;br/&gt;Dişicik borusu: Tepeciği yumurtalığa bağlayan ince bir yapıdır. Polen tüpü içerisinden geçerek yumurtalığa ulaşır.&lt;br/&gt;Yumurtalık: İçerisinde   döllenme    gerçekleşir.&lt;br/&gt;Taç yapraklar dip kısımlarında nektar adı verilen bir kimyasal sıvı salgılar. Bu madde etrafa güzel koku yayarak böcekleri kendine çeker. Böylece çiçekli bitkilerde üremenin ilk bölümü atılmış olur.&lt;br/&gt;Dişi organ genellikle bir tane bulunur. Fakat bazı bitkilerde (ayçiçeği) birden fazla dişi organ bulunur.&lt;br/&gt;Birden fazla dişi organdan, aynı sapa bağlı birden fazla çiçek oluşur. Bu yapılara Bileşik çiçek denir.&lt;br/&gt;Çiçeğin diğer organları:&lt;br/&gt;1-çiçek tablası &lt;br/&gt;2-çiçek sapı&lt;br/&gt;çiçek tablası: Çiçeğin diğer bölümlerinin üzerinde oturduğu yerdir.&lt;br/&gt;çiçek sapı: bitkiyi çiçeğin gövdesine bağlar.&lt;br/&gt;ÇİÇEKLİ BİTKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Çiçek bitkilerin üreme organıdır. Çiçekler dört ana kısımdan oluşur. Bunlar:&lt;br/&gt;           1-Çanak yaprak &lt;br/&gt;           2-Taç yaprak&lt;br/&gt;           3-Erkek organ &lt;br/&gt;           4-Dişi organ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           Çanak yaprak: Çiçeği en dıştan kuşatan, genellikle yeşil renkli yapraklardır.  Görünüş, şekil ve renk bakımından diğer yapraklardan farkları yoktur. Çanak yapraklar, çiçek henüz tomurcuk iken, çiçeği çevrenin olumsuz şartlardan korur.&lt;br/&gt;Taç yaprak: Taç yapraklar çeşitli göz alıcı renklere sahiptir.Birçok taç yaprak, güzel kokulu, nektar denilen bir sıvı üretir.Görevleri erkek ve dişi organları korumak, güzel koku ve göz alıcı renkleriyle böcekleri ve kuşları kendilerine çekmektedir.&lt;br/&gt; Erkek organ: Erkek organ başçık ve ipçik(sapçık) olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Erkek organlar çok sayıda olup, taç yaprakla dişi organ arasında yer alır.&lt;br/&gt;Başçık: Başçıkta polen adı verilen küçük tanecikler üretilir. Polen taneleri polen ana hücrelerinden oluşur. Polenler olgunlaşınca başçık patlar ve polenler etrafa dağılır.&lt;br/&gt;Sapçık: Başçığın dik durmasını sağlayan yapıdır. &lt;br/&gt;Dişi organ: Dişi organ üç ana kısımdan oluşur:&lt;br/&gt;1-Tepecik&lt;br/&gt;2-Dişicik borusu&lt;br/&gt;3-Yumurtalık&lt;br/&gt;Tepecik: Üzerinde yapışkan bir sıvı salgılandığı için polen tanelerini tutar. Görevi de polenleri tutmak ve daha sonra polen tüpü nü oluşturmaktır.&lt;br/&gt;Dişicik borusu: Tepeciği yumurtalığa bağlayan ince bir yapıdır. Polen tüpü içerisinden geçerek yumurtalığa ulaşır.&lt;br/&gt;Yumurtalık: İçerisinde   döllenme    gerçekleşir.&lt;br/&gt;Taç yapraklar dip kısımlarında nektar adı verilen bir kimyasal sıvı salgılar. Bu madde etrafa güzel koku yayarak böcekleri kendine çeker. Böylece çiçekli bitkilerde üremenin ilk bölümü atılmış olur.&lt;br/&gt;Dişi organ genellikle bir tane bulunur. Fakat bazı bitkilerde (ayçiçeği) birden fazla dişi organ bulunur.&lt;br/&gt;Birden fazla dişi organdan, aynı sapa bağlı birden fazla çiçek oluşur. Bu yapılara Bileşik çiçek denir.&lt;br/&gt;Çiçeğin diğer organları:&lt;br/&gt;1-çiçek tablası &lt;br/&gt;2-çiçek sapı&lt;br/&gt;çiçek tablası: Çiçeğin diğer bölümlerinin üzerinde oturduğu yerdir.&lt;br/&gt;çiçek sapı: bitkiyi çiçeğin gövdesine bağlar.</description></item><item><title>GÜL YETİŞTİRİCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gul-yetistiriciligi-346012.html</link><description>GÜL YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genellikle sellerde yetiştiricilik için en elverişli dikim mevsimi ilkbahardır. Bununla beraber fan ve pat sistemi veya sistemi yapılma imkanı olduğu taktirde gülleri yazın bile dikmek iyi sonuç almak mümkündür. Bununla beraber dikim için mevsim kadar önemli diğer bir hususta serdeki gül tezgahların boşaltılmış olmasıdır. Gül fidanları genellikle çiçek üretimi için 4 yıl süre ile yerlerine bırakılır ve sonra sökülüp yerlerine genç fidanlar dikilir. Fakat söküm için bir münavebe uygulanması gerekir. Aksi halde çiçek kesimine ara verilmiş olunur. Bu bakımdan her yıl fidanların Â¼ yenilenerek yetiştiricilikte devamlılık sağlanmış olunur.&lt;br/&gt;Avrupa ve ABD de genellikle anneler günü gül talebinin en fazla olduğu dönemdir. Çiçek kesimi yapıldıktan sonra eski fidanlar sökülüp yenileri için hazırlık yapılır. Bu bakımdan yetiştiricilik için bütün işlemler bu tarihe göre ayarlanmış olunur. Bunun yanı sıra daha çok önemli bayram günlerinde istekleri karşılanmak üzere ayrıntılı bir yetiştiricilik programı yapılır. Yetiştirme gayesini uygun şekilde üretilmiş fidanlara toprak hazırlığı yapılmış tava veya tezgahlara sıra arası ve üzeri 30 cm mesafe ile dikilir. Fidanların sığ dikimi genellikle daha iyi bir sonuç verir. Böylece kökler daha çabuk teşekkül etmiş olur. Bunun bir diğer faydası ise daha sonra ilave edilecek malça fidanların derin şekilde batmasını önlemektir.&lt;br/&gt;Her iki yolla dikimden sonra dikkat edilecek nokta fidanların etrafındaki alanın periyodik sisleme yaparak veya bitkiyi örtmek suretiyle nemli kalmasını temin etmektedir. &lt;br/&gt;Gelişmenin ilk devrelerinde güllerin sulama suyu ile bir miktar azotlu gübre vermek isabetli olur. Gül fidanlarının gelişme süresince dikliklerini temin etmek gerekir. Bunun için tek tek ızgaralar kullanılır. &lt;br/&gt;TOPRAK&lt;br/&gt; Gül yetiştiriciliği için genellikle ana maddesi kil ve organik maddelerce zengin, drenajı iyi olan topraklar tercih edilir. Kesme gül yetiştiriciliğinde toprak devamlı şekilde sömürülmüş olur. Bu bakımdan prensip olup güller 4 senelik olup söküldüklerinde toprağın tamamen veya kısmen değiştirilmesi gerekir. Gül toprağının her zaman tekstürlü ve gözenekli kalması gerekir. Turba ve ağır gübresi bir çok fonksiyonu bir arada yerine getirir. Genellikle bu maddeler toplam hacminin Â¼ ü olacak şekilde ayarlanır ve özellikle köklerin geleceği kısımlara iyice karıştırılıp verilmesi sağlanır. Gül toprağının özellikle tekstürünün ayarlanmasında en fazla kullanılan madde malç tır. Zira bu madde toprağın buharlaşma ile olan nem kaybını önlerken diğer taraftan sulama sırasında toprakla su arasında bir engel teşkil ederek toprak parçacıklarını kaymak meydana gelmesini de engeller. Yaz aylarında malç toprağın serin kalmasına neden olur. Diğer taraftan kökler malç ın içine de nüfus ederek yayılmış olurlar. Malçın sebep olduğu kimyasal değişikler ise kullanılan metaryelin cinsine bağlıdır. Toprağa verilen çeşitli maddelerden turba topraktaki pH derecesini bir miktar düşürmekle beraber besin maddesinin değerini etkilemez. İyi yanmış ahır gübresinin kimyasal etkisi azdır. Hangi metaryel kullanılsa kullanılsın 5-10 cm den fazla derinlikte olmasına dikkat edilmelidir. Malç ayrışma ve yıkanma nedeniyle ince bir tabaka haline gelirse toprağa yeniden ilavesi gerekir aksi halde toprak suyun mekanik etkisine direk olarak maruz kalır. Pratik olarak herhangi bir organik metaryel malç olarak kullanılabilir. Dikim zamanı toprakta diğer mineral maddelerin miktarları çok fazla olmamalıdır, fakat yeni bitkilerde kök teşekkülü başlar başlamaz gelişir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKONİMİK DURUMU&lt;br/&gt;GÜL TARIMININ ISPARTA EKONOMİSİNDEKİ YERİ&lt;br/&gt;Gül üretimi hava şartlarına göre değişir.Gül çiçeği Isparta çiftçisi  için önemli bir gelir kaynağıdır.1985 yılında gül birlikçe 3000 kg çiçeği satın alınmış karşılığında üreticiye 1.365000000 TL ödenmiştir.Özel firma ve şahısların yaptığı elim değeri ile 850000000 TL civarında olduğu tahmin edilir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Isparta ilinde yıllara göre gül dikim sahaları:&lt;br/&gt;Yıllar                            Dikim alanı(hekta</description></item><item><title>ŞİFALI BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sifali-bitkiler-358099.html</link><description>ŞİFALI BİTKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ADAM OTU&lt;br/&gt;Zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır.  Rast gele kullanıldığında zararlı olur.&lt;br/&gt;ASLAN AĞZI (Kurtağazı / Tavşandudağı)&lt;br/&gt;Türlü renklerde yetisen güzel görünümlü bir bitkidir. Süs bitkisi olarak kullanılır.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir&lt;br/&gt;AYRIKOTU&lt;br/&gt;    Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki tas ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarini temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki köpek çimeni olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon)olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve diğeri gibi kullanılır.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.&lt;br/&gt;AHLAT(Yabanarmudu )&lt;br/&gt;Gülgillerden, kendi kendine yetisen  bir agaçtir. Yemisi iyice olgunlastiktan sonra yenir.&lt;br/&gt;Kullanildigi yerler: Meyveleri ishal keser. Zehirli hayvan sokmalarinda, filizi ezilip yaraya sürülür.&lt;br/&gt;ANASON&lt;br/&gt; Meyveleri armut seklinde küçük, üzeri tüylü, yesilimsi sari renklidir. .Meyvalarinda nisasta, müsilaj, sabit ve uçucu  anetoldür. Anetol, zehir etkili fakat bu etkisi çok olmayan bir maddedir. Meyvelerinden su buhari distilasyonu ile elde edilen anason yagi, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tipta midevi, bagirsak gazlarinin tesekkülünü önleyici, hazmi kolaylastirici ve gögüs yumusatici olarak kullanilir. Ayrica nefes darligi, öksürük ve kalb çarpintisi rahatsizliklarinda da etkilidir. Anason yüksek dozda alindiginda bas agrisi, uyusukluk, görme zorlugu yapar. Daimi kullananlarda anisizm hastaligina sebeb olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede tesekkül eden gazlari gidermede çok faydalidir. Bebekler için bir çay kasigi tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazirlanir. Yemeklerden önce veya süte katilarak bir kaç çay kasigi verilir. Büyükler % 1-2lik çayini günde 2-3 bardak alabilir.&lt;br/&gt;Kullanildigi yerler: Kullanilan kismi, meyvalari ve yapraklaridir. Meyveleri tamamen olgunlastiktan sonra toplanir ve gölgede kurutulur. Hazmi kolaylastirir. Istahsizligi giderir. Mide ve barsak gazlarini söktürür. Idrar artirir. Migren agrilarini keser. Astim, nefes darligi ve bronsitte görülen sikayetleri giderir.&lt;br/&gt;ARDIÇ&lt;br/&gt; Bir evcikli veya iki evcikli bitkilerdir. Ardıç yemişi diye anılan kozalaklari disi agaçlar üzerinde bulunur. Ardiç türleri kozalaklarinin büyüklügüne, rengine ve özellikle her kozalagin içinde bulunan tohumlarinin sayisina göre birbirinden ayirt edilir.&lt;br/&gt;Çesitleri ve kullanildigi yerler: Sicak iklimlerde ve korunmus alanlarda agaç gibi büyümesine karsilik, soguk bölgelerde çali manzarasindadirlar. Genel olarak odunu yumusak ve dayaniklidir. Kursun kalem yapilir. Kerestesi de demiryolu traversi olarak kullanilir.&lt;br/&gt;Memleketimizde 8 ardiç türü yetismekte olup önemlileri sunlardir:&lt;br/&gt;Katran ardici:Trakya ve Anadoluda yaygindir. Çali veya küçük bir agaç seklindedir. Yapraklari üçlü ve baticidir. Kozalaklari kirmizimsi olup iki tohumludur. Dallarindan elde edilen katrani cilt hastaliklarinda kullanilir.&lt;br/&gt;Adi ardiç: Memleketimizde Trakya bölgesinde tesadüf edilen çalimsi veya küçük agaçlardandir, yapraklari baticidir. Kozalaklari mavimsi siyah renkli, üç tohumludur. Idrar söktürücü olarak kullanilir.&lt;br/&gt;Bodur ardıç : Memleketimiz daglarinda, özellikle Kuzey Anadolu daglarinda genis topluluklar meydana getirir. Kozalaklari mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir.&lt;br/&gt;Kokar ardiç : Dogu Akdeniz Bölgesi agacidir. Memleketimizin daglik yerlerinde yetisir. Sürgünleri dört köseli, kozalaklari mavimsi siyah renkli, 1-2 tohumludur. Yapraklar ezildigi zaman fena kokular çikarir.&lt;br/&gt;Yüksek ardıç</description></item><item><title>NANE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nane-363629.html</link><description>NANE&lt;br/&gt;Nemli yerlerde yetişen, genellikle tüylü ve çok kokulu bitki (ilmi adı mentha Ballıbabagillerden) Nane başak şeklinde beyaz, pembe veya morumsu çiçekli, otsu bir bitkidir. İktisadi bakımdan büyük önem taşır. Taze naneden çıkarılan nane esansı, likörcülükte, şekerlemecilikte, lavantacılıkta ve eczacılıkta kullanılmaktadır. Kurutulmuş nane yaprakları uyarıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı olduğundan kaynatılıp içilmek üzere baharatçılarda satılır. Ayrıca yemeklerde çeşni veren bir bitki olarak bahçelerde yetiştirilir. Lavantacılıkta en makbul türü çok esanslı olan acı nanedir. (mentha piperoto). Türkiye&quot;de yetiştirilen başlıca nane çeşitleri küçük yapraklı nane ve kıvırcık yapraklı nane.&lt;br/&gt;Eczacılıkta; kullanılan nane yaprakları özellikle esans için yetiştirilen acı naneden (mentha piperoto) elde edilir. Nanenin keskin kokusu ve hoş bir serinlik duyumu veren acılığı içindeki mentollü esanstan ileri gelir. Nane uyarıcı, sindirimi kolaylaştırıcı, spazm kesicidir. Kaynatılarak veya damlatılarak kullanılır. Esansı pastillere, tabletlere koku vermeye yarar. Diş ilaçlarının bileşimine yarar. &quot;Alkollü nane ruhu&quot; suya damlatılıp içilirse gaz giderici ve sindirimi kolaylaştırıcı etki gösterir.&lt;br/&gt;SU NANESİ&lt;br/&gt;Uzun bir süre suda bekletilmiş nane dal ve yaprakları kaynatılarak bunun suyundan 150 cc 1 gr yünle birlikte mordanlama yöntemiyle 15&quot;er dk kaynatılır. Bu sudan 10 değişik Mordan maddesiyle 10 değişik renk derecesi ortaya çıkar.&lt;br/&gt;1) Açık kahverengi= Krem tartar&lt;br/&gt;2)       &quot;          &quot;= Sodyum Karbonat&lt;br/&gt;3)        &quot;          &quot;= Potasyum ditinoid&lt;br/&gt;4)         &quot;          &quot;= Sodyum ditinoid&lt;br/&gt;5) Kahverengi = Demir sülfat&lt;br/&gt;6)        &quot;= Kalsiyum Karbonat&lt;br/&gt;7) Yeşil= Göz taşı, Bakır sülfat&lt;br/&gt;8) Bej= Şap&lt;br/&gt;9) Bej= Oksalik asit&lt;br/&gt;Çalı görünümünde, sarı çiçekli bitki; 0,3-1,50 m boyunda.&lt;br/&gt;Boyacılık-Aynı adı taşıyan bitkinin kurutulmuş kökünden elde edilen kırmızı, sarı renkte boya.&lt;br/&gt;Kök boyası ılıman bölgelerde yetişen otsu bir bitkidir. Bunun kırmızı renkte uzun ve sürüngen bir köksapı vardır. Gözler dört köşeli ve ince görüntülüdür. Yerde çıkan sarı çiçekler açar. Anayurdu Doğu&quot;dur. Eskiden boya elde etmek için yetiştirilirdi.&lt;br/&gt;-Kökboyası, Batı Anadolu&quot;da ilk çağlardan beri bilinirdi. Antik Philadelphiai&quot;nin XIII.yy da Alaşehir adını alması, bu bölgede boyacılığın gelişmiş olmasındandı. Kökboyası XIX. Yy sonuna kadar geniş ölçüde kullanılan bitkisel boyaların en önemlisiydi. İzmir halılarında Anadolu ve Suriye ipekli dokumalarında, Terselya ve Makedonya pamuklularında kullanılan bu boya &quot;ezdirme&quot; veya &quot;Türk kırmızısı&quot; adıyla Avrupa&quot;da ün kazandı. Bu boyanın elde edildiği aynı adlı bitki Diyarbakır, Beyrut, Akköy, Cebelilübnan, Şam, Trablus, Ankara, Kayseri, Çankırı, Konya, Isparta, Burdur, Antalya, Niğde, Teaz, Hüdeyde, Balıkesir, Kütahya, İzmir, Manisa sancaklarında, Tr. Vilayetinde, Zile, Tokat, Amasya, Köprü kazalarında çok yetiştirildi. Elde edilen kök boyası, Manisa, Karağaç, Akhisar, Kayacık, Demirci, Gediz, Şaphane, Gördes, Karahisar ve Balıkesir&quot;den karayolu Alaçatı, Sakız, Karaman, Rodos, Kıbrıs, Midilli, Suriye ve Yunanistan&quot;dan deniz yoluyla İzmir&quot;e getirilirdi. Kök boyası ticaretinin en önemli ve tek merkezi İzmir, başta gelen alıcısı ise devrin en önemli dokuma sanayiine sahip olan ve topraklarında kök boyası yetişmeyen İngiltere idi. Anadolu&quot;dan götürülen tohumlarla Fransa ve İtalya&quot;da kök boyası tarımı geliştirildi. Fakat Anadolu kökboyasının üstünlüğü sağlanamadı. XIX. Yy kökboyası Osmanlı dış ticaretinde, tahıl ve ipekten sonra geliyordu. Osmanlı devletinin İngiltere&quot;ye ihracatında da kök boyası, tütün ve tahıldan sonra yüzde 7,8 ile üçüncü sırayı alıyordu. Kök boyası ihracatı en yüksek seviyesine 1859&quot;da ulaştı. İzmir ihracatında yüzde 31,6 ile birinciliğe yükseldi. Fakat kimyasal boyaların geliştirilmesiyle önemini kaybetti.&lt;br/&gt;Kök boyası fazla nemli veya çorak olmamak şartıyla Anadolu&quot;nun hemen bütün topraklarında yetiştirilmiştir. Kök boyası tarımı, oldukça ağır ve masraflıdır. Önce &quot;boyalık&quot; denen tarlaların beş altı defa, hatta daha</description></item><item><title>EVDE VE OKULLARDA HOBİ AMAÇLI BİTKİ DOKU KÜLTÜRÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?evde-ve-okullarda-hobi-amacli-bitki-doku-kulturu-454679.html</link><description>EVDE VE OKULLARDA HOBİ AMAÇLI BİTKİ DOKU KÜLTÜRÜ&lt;br/&gt; Özet&lt;br/&gt;Bitki biyoteknolojisini oluşturan iki unsur olan bitki doku kültürü ve bitki genetik mühendisliği hem ticari hem hobi hem de araştırma bazında rutin olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bitki doku, hücre veya organlarının laboratuarda kontrollü ve steril şartlarda çeşitli besin ortamlarında kültüre alınması, onlardan yeni hücreler, dokular, organlar veya yeni bitkiler üretilmesi işlemlerinin tümüne birden bitki doku kültürü denilmektedir. Genellikle bitkilerin yaprak, gövde veya köklerinden alınan parçalarındaki vücut hücrelerinin özel besin ortamlarında kültüre alınması yoluyla uygulanır.  En çok karşılaşılan uygulama hücrelerde, o hücrelerin alındığı bitkiye benzer bitki veya bitkiler üretmektir. Buna rejenerasyon denilir. Ayrıca tek başına hücreler veya organlar (örnek: kökler) çoğaltılabilir ve çeşitli amaçlar için kullanılabilir. Bu işlem bitkilerin amaca uygun olarak genetik yönden değiştirilmesine de imkan sağlamaktadır.&lt;br/&gt;Bu yayında amaç evlerde, lise ve dengi okullarda veya üniversite lisans seviyelerinde bitki doku kültürüne ilgi duyanlara doku kültürünün temel mekanizmasını anlatmak, basit doku kültürü tekniklerini kendilerinin uygulayabilmesi açısından açılımlar getirmektir. Evde bu işlemleri yapanlar hem kendilerine iyi bir vakit geçirme, hem de istedikleri bitkileri çoğaltabilme imkanı sağlayacak, ilköğretim çağında olan öğrenciler bitkilerin üreme, çoğalma ve büyümesi ile ilgili bilgileri kendilerinin deneyerek öğrenmelerini sağlamaktır. Ayrıca burada bahsedilen teknikler ticari amaçlı olarak üretim yapacaklara da kısmen ışık tutabilir. Daha geniş bilgi almak isteyenler Bitki Biyoteknolojisi Cilt I Doku Kültürü ve Uygulamaları (M. Babaoğlu, E. Gürel, s. Özcan; Editörler, Selçuk Üniversitesi Yayınları, 2001) adlı kitaptan faydalanabilirler.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1. Giriş&lt;br/&gt;Bitki doku kültürü; aseptik (steril) şartlarda, yapay bir besin ortamında, bütün bir bitki, hücre (meristematik hücreler, süspansiyon veya kallus hücreleri), doku (çeşitli bitki kısımları=eksplant) veya organ (apikal meristem, kök vb.) gibi bitki kısımlarından yeni doku, bitki veya bitkisel ürünlerin (metabolitler gibi) üretilmesidir (Babaoğlu ve ark., 2001). Yeni çeşit geliştirmek ve mevcut çeşitlerde genetik çeşitlilik oluşturmak doku kültürünün temel amaçları arasında sayılabilir. Bu nedenle bitki doku kültürleri genetiksel iyileştirme çalışmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca kaybolmakta olan türlerin korunmasında ve çoğaltılması zor olan türlerin üretiminde, çeşitli doku kültürü yöntemleri rutin olarak uygulanmaktadır.  &lt;br/&gt;Bitki doku kültürü ile ilgili önemli çalışmalar Tablo 1&quot;de verilmiştir. &lt;br/&gt;Tablo 1. Bitki doku kültüründe önemli çalışmalar (Babaoğlu ve ark., 2001).&lt;br/&gt;TarihÇalışmalarAraştırıcılar&lt;br/&gt;1902İlk izole hücrelerin kültürüHaberlandt&lt;br/&gt;1904Olgun embriyoların kültürüHanning&lt;br/&gt;1917Biyoteknoloji teriminin ilk defa kullanımıKarl Ereky&lt;br/&gt;1920Oksin hormonunun keşfi ve tanımlanmasıWent ve ark.&lt;br/&gt;1922Kök ve s</description></item><item><title>B.ROKA: ERUCA VESICARIA SUBSP. SATIVA (MILL)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?b.roka-eruca-vesicaria-subsp.-sativa-(mill)-381481.html</link><description>B.ROKA: ERUCA VESICARIA SUBSP. SATIVA (MILL)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞ&lt;br/&gt;Taze yaprakları salata ve garnitür olarak sevilerek tüketilen roka Uzak Doğu ülkelerinde Hindistan ve Çin&quot;de yağ bitkisi olarak da üretilmektedir. Uzak Doğu ülkelerinde elde edilen yağlar insan beslenmesinde, ilaç sanayisinde ve değişik şekillerde değerlendirilir. Ancak Eruca vesicaria Subsp. Sativa(Mill) olarak bilinen rokanın değerlendirilen kısımlarını dikkate aldığımızda bazı farklılıkların olduğu görülmektedir. Özellikle ülkemizde İç Anadolu bölgesinde yetiştirilen ve kızgın olarak bilinen bitkilerde Eruca sativa Mill. olarak adlandırılmaktadır. Bu bitki sadece yağ bitkisi olarak ve hayvan beslenmesinde kullanılmaktadır. Sebze olarak değerlendirilen bitkinin genellikle sadece yaprakları tüketilir. &lt;br/&gt;Çoğu hastalığın tedavisinde etkili olduğu ve olumlu sonuçlar alındığı bildirilmektedir. Özellikle büyük kentlerimizde gelir düzeyi yüksek kişilerin bu sebzeye olan talebi hızla artmaktadır. Ülkemizde 1.100 ton civarında roka üretimi yapılmaktadır.    &lt;br/&gt;2.ANAVATANI VE TARİHÇESİ &lt;br/&gt;Yaprakları sebze olarak değerlendirilen rokanın yetiştiriciliği Akdeniz ve Güney Avrupa ülkelerinde çok yaygındır. Roka özellikle İtalya ve İspanya&quot;da çok üretilmekte ve yılın her ayında pazarda bulunabilmektedir. Uzak doğu ülkelerinde Hindistan ve Çin&quot;de ise yağ bitkisi olarak üretilmektedir. Özellikle Ülkemizde İç Anadolu Bölgesinde yetiştirilen ve ızgın olarak bilinen bitkiler de Eruca sativa Mill. olarak adlandırılmaktadır.&lt;br/&gt;Roka Romalılar döneminden bu yana sebze olarak değerlendirilir. Rokanın anavatanı hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber, Akdeniz ülkeleri bu sebzenin anavatanı olduğu bildirilmektedir. &lt;br/&gt;3.MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;3.1. KÖK&lt;br/&gt;Roka bitkisinin kökleri toprak yapısına bağlı olarak farklı derinliklerde gelişir, kuvvetli bir kazık kök ve etrafında 10-15 cm. derinlikte saçak kökler oluşur. Saçak kökler kuvvetli olmayıp zayıftır. Doğrudan tohum ekimi yöntemi ile yetiştirildiğinden kazık kök kuvvetli gelişir.&lt;br/&gt;3.2. GÖVDE&lt;br/&gt;Rokada gövde rozet şeklindedir. Sebze olarak değerlendirilen yapraklar toprak seviyesindeki rozet gövdeden çıkarlar. Düşük sıcaklıklarda gelişen yani kışı dışarıda geçiren veya vernalize olmuş bitkiler İlkbaharda hızla generatif döneme geçer. &lt;br/&gt;3.3. YAPRAKLAR&lt;br/&gt;Roka yaprakları sebze olarak değerlendirildiği için bitkinin düzgün ve albenisi olan bir yaprak yapısına sahip olması gerekir. Thumlar çimlendikten sonra kalp şeklinde kotiledon yapraklar meydana getirir. Daha sonra uzun, oval ve kenarları düz, yeşil renkli hakiki yapraklar gelişir. Bu yaprakların şekli ve rengi iklim koşullarına bağlı olarak değişir. Düz, parçasız, selülotik yapısı az ve çok aromatik madde içermeyen yapraklar tercih edilir. Hasat geciktiğinde yapraklarda selülotik yapı ve lifleşme görülür. Hasat olgunluğuna gelmiş&lt;br/&gt;roka yaprakları toprak yüzeyinden kesilerek demetlenir ve satışa demet halinde sunulur. Birinci hasattan sonra oluşan yapraklar parçalı bir yapı kazanırlar, kaliteleri ve şekilleri bozulur. Bu y</description></item><item><title>KAVUN TARIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kavun-tarimi-448239.html</link><description>KAVUN TARIMI&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Kavun tek yıllık bir bitkidir. Gövdesi tüylü bir bitkidir. Gövdesi tüylü, kolları sarılıcı ve yaprakları 5 lobludur. Kavun bitkisi iki tip çiçeğe sahiptir. Bunlar erkek çiçekler ile dişi çiçekler veya erselik çiçeklerdir. Erkek çiçekler ana kollar üzerinde, dişi veya erselik çiçekler ise yan kollar üzerinde bulunur. Kavunun çiçek tozlarının taşınma sında bal arıları önemli rol oynarlar.&lt;br/&gt;ÇEŞİTLER&lt;br/&gt;Üretilecek olan kavun çeşidi yüksek verimli, hastalıklara ve nakliyeye dayanıklı olmalıdır. GAP Bölgesinde Arava, Polidor ve Galia iri meyveli olarak Yuva kavun çeşitlerinin yetiştiriciliği yapılabilir.&lt;br/&gt;İklim İsteği&lt;br/&gt;Kavun, sıcak ve ılık bir iklim bitkisidir. Uzun yetişme süresi boyunca güneşli, sıcak ve kuru bir hava ile yeterli toprak nemi ister. Nemli bölgelerde mantari hastalıklara yakalanma ihtimali yüksektir. Yetişme devresi içerisinde don tehlikesi olmamalıdır.&lt;br/&gt;Toprak İsteği&lt;br/&gt;Kavun yetiştiriciliğinde ağır killi ve asitli topraklar uygun değildir. PH&quot;sı 6-8 olan su tutma kapasitesi yüksek, drenajı iyi ve hastalıklardan ari olan topraklar uygundur.&lt;br/&gt;YETİŞTİRME TEKNİĞİ&lt;br/&gt;Ekim Nöbeti&lt;br/&gt;Kavun tarımının yoğun olarak yapıldığı yerlerde solgunluk gibi hastalıklardan korunmak için münavebe uygulanma lıdır. Aynı arazide iki yıldan fazla üst üste kavun yetiştiril memelidir. Bölgemizde kavun + pamuk + hububat + 2. ürün veya kavun + pamuk + mercimek + 2. ürün münave besi uygulanabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak Hazırlığı&lt;br/&gt;Kavun yetiştiriciliğinde toprak hazırlığı sonbaharda ilk yağışlardan sonra başlamalıdır. İlk yağışlarda toprak tavda iken sürüm yapılabilir. Derin sürümün arkasından kesekleri parçalamak için kültüvatör, goble-disk veya diskharrow ile ikileme yapılmalıdır.&lt;br/&gt;İkinci toprak işleme dönemi ise Şubat-mart ayları olup toprak tavında kültüvatör ile toprak işlenerek arazi ekim ve dikime hazır hale getirilir. Ekim veya dikimden önce tarlada otlanma görülürse tekrar kültüvatör ile toprak işlemesi yapılabilir.&lt;br/&gt;Ekim veya Dikim&lt;br/&gt;1. Ekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kavun yetiştirilecek arazide ekimden önce sıra arası 2 m olacak şekilde karık pulluğu ile karıklar çekilmelidir. Bu karıkların kenarına tek taraflı olarak ve sıra üzeri 75 cm olacak şekilde ocaklara ekim yapılır. Her ocağa 4-5 adet tohum bırakılmalıdır. &lt;br/&gt;Tohumların üzeri 5-6 cm toprakla örtülerek hafifçe bastırılmalıdır. Bölgemizde araziye ekim 20 Nisan-5 Mayıs tarihleri arasında yapılmalıdır.&lt;br/&gt;Tohumlar 5-15 gün içinde çimlenerek toprak yüzeyine çıkarlar. Çıkıştan sonra uygun olan iki adet bitki ocakta bırakılır. Daha sonra bir adet bitki bırakılır.&lt;br/&gt;.2. Fide Yetiştirerek Dikim&lt;br/&gt;Kavun tarımında erkencilik açısından fide ile yetiştiricilik yapılabilir. Bölgemizde fide ile, yetiştiricilik ile, ekim ile, yetiştiricilik arasında 15-20 gün kadar erkencilik sağlanabilir. Fide yetiştiriciliğinde 10x13 cm ebadındaki altı delinmiş plastik torbalar kullanılır. Bu torbalar iyi karıştırılmış harç ile doldurulur. Harç yapmak için hacim olarak 1 ölçü bahçe toprağı, 1 ölçü iyi yanmış ahır gübresi ve 1 ölçü kum iyice karıştırılır.&lt;br/&gt;Harç doldurulmuş olan torbalara kavun tohumları 4-5 cm derinlikte konur. Her torbaya 1-2 adet tohum bırakılır. Bu torbalar seralar ve yüksek tünellere konarak süzgeçli kovalarla sulanır. Bölgemizde tüplere tohum ekimi 5-15 Mart tarihleri arasında yapılmalıdır. Torbalarda yetişen fidelerin zaman zaman yabancı otları alınır ve sulaması yapılır. Normal şartlarda fideler 30-40 gün içinde araziye dikime hazır hale gelir.&lt;br/&gt;Dikime hazır hale gelen fideler kültüvatör ile sürülmüş ve karık pulluğu ile karıkları açılmış olan araziye sıra arası 2 m ve sıra üzeri 75 cm olacak şekilde dikilmelidir. Plastik torbalardan fideler çıkarılırken fide toprağının dağılmamasına özen gösterilmelidir. Dikimden sonra mutlaka can suyu verilmelidir.&lt;br/&gt;Gübreleme&lt;br/&gt;Başarılı bir kavun yetiştirmek için organik maddesi yüksek toprakları sevdiğinden çiftlik gübresi uygulanmalıdır. Çiftlik gübresi sonbaharda derin sürümden sonra dekara 3-4 ton atılarak kültüvatör ile karıştırılmalıdır. Kimyasal gübre olarak 15-18 kg/da N ve 10</description></item><item><title>OKALİPTUS: (EUCALYPTUS)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?okaliptus-(eucalyptus)-382483.html</link><description>OKALİPTUS: ( Eucalyptus ) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Haziran-temmuz aylari arasinda, mor renkli çiçekler açan büyük agaçlardir. Yaprak sekli bitkinin yasina göre degisir. Gençlerde sapsiz, oval, açik yesil; yaslilarda ise uzunca sapli, orak seklinde, derimsi ve koyu yesildir. Çiçekler morumsu kirmizi renkte olup, her bir yapragin koltugunda birkaçi bir arada bulunur. Meyve küçük ve çok miktarda tohum tasiyan oval sekilli bir kapsüldür. Ana vatani Avustralya olan bu agaç, halk arasinda sitma ve kinin agaci olarak da taninmaktadir.&lt;br/&gt;Anadolu&quot;ya ilk defa, Mugla vilayetinin Fethiye kazasinda Dalaman&quot;da bir çiftlik kuran Misir Hidivi Abbas Hilmi Pasa tarafindan, süs agaci olarak sokulmustur. Diger taraftan Mersin-Adana demiryolu ugragindaki istasyonlarda 1886 yilinda Fransizlar tarafindan istasyon agaci olarak kullanilmistir. 1830&quot;a dogru Avustralya&quot;dan Italya&quot;ya getirilen çesitli cins ökaliptüslerin kis olmasi dolayisiyla çogunlugu kurudugundan bu agacin yumusak iklimde yasamadigi kanaatine varildi. 1852&quot;de Cezayir&quot;de tekrar denendi. Daha sonra da Kuzey Afrika ve Güney Avrupa&quot;da denenerek sicak mintikalarda yetisecegi anlasilmistir. 1893&quot;te, Osmanli Devleti idaresinde bulunan Suriye&quot;de M.H. Morel, Beyrut&quot;taki malikanesinde çok miktarda ökaliptus yetistirmis ve bu malikanesine Latince olarak &quot;Villa Eucalypta (Ökaliptüs Köskü) adini vermistir. Çok miktarda ökaliptus bugün Afrika, Avrupa, Asya sicak iklimlerinde yetistirilerek, iktisadi, sihhi maksatlarla dünyanin her kitasinda üretilmekte ve gün geçtikçe de ragbet bulmaktadir. Ökaliptus agaçlari, çok yüksek olan kabiliyeti, fazla miktarda toprak suyunu alip havaya vermesi sayesinde bataklik yerlerin kurutulmasinda insanliga olan hizmetlerinin taninmasini müteakip, yalniz Avustralya&quot;da olan gelisme alani kisa bir zamanda çok genislemistir. Bir ökaliptus agacinin yilda ortalama 250 ton suyu alip havaya verdigi tecrübelerle anlasilmistir. 1938&quot;den beri, yurdumuzun güney batakliklarinda da yetistirilmesine büyük önem verildi ve kisa zamanda çok üm</description></item><item><title>TÜRKİYENİN RELİK VE ENDEMİK BİTKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyenin-relik-ve-endemik-bitkileri-449473.html</link><description>TÜRKİYE&quot;NİNRELİK VE ENDEMİK BİTKİ TOPLULUKLARI&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Bitki coğrafyasında flora bölgeleri ve bu bölgeleri oluşturan bitki toplulukları en önemli konulardır. Bitkilerin yetişme ortamı koşullarını iklim, topografya, ana materyal, toprak diğer canlılar belirlemektedir. Oluşan ortam şartlarına bağlı olarak belli türler ve bunların oluşturduğu bitki toplulukları görülür. Başka bir deyişle, bazı istisnalar haricinde bitkiler, ekolojik isteklerine uygun ortamlarda gelişmekte ve neslini devam ettirmektedir. Böylece bitkilerin yerleştikleri bir alan ortaya çıkar. Bu belli alanlarda bulunan bitkilerin o alanda varlıklarını devam ettirebilmesi için ekolojik şartların değişmemesi gerekir. Ancak sahanın ekolojik koşulları zaman içinde belli doğal ve beşeri olaylarla değişikliğe uğramaktadır. Tektonik hareketler, iklimdeki değişiklikler, bitki örtüsü tahribi (antropojen etkiler), erozyon v.b. gibi faktörler ekolojik şartların değişmesine neden olur. Bunun sonucunda direkt olarak bitkiler veya vejetasyonları çeşitli yönlerde değişmeye, parçalanmaya uğrar hatta ortadan kalkar. Yeni ekolojik şartlara göre farklı bitki türleri ve bunların oluşturduğu topluluklar sahada hakim duruma geçer. &lt;br/&gt;Ülkemizde iklim koşulları belli bir bitki tür ve topluluklarının yetişme şartlarını ve dağılışını etkileyen en önemli faktördür. Orta enlemlerde yer alan ülkemizde hüküm süren çeşitli iklim şartlarına bağlı olarak farklı ortamlar, farklı bitki tür ve toplulukları oluşmuştur. Bu durum gerek orman oluşturan ağaç türlerinin çeşitliliği ve gerek diğer tür zenginliği Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan flora bölgelerinin Türkiye üzerinde karşılaşması ile ilgilidir. &lt;br/&gt;Ülkemizde meydana gelen iklim değişmeleri bitki örtüsünün yayılışında köklü değişmelere yol açması ile çok önemlidir. Bugünkü bitki örtüsü oluşumunda açıklanması bakımından geçmişte meydana gelen iklim değişmelerine bağlı olarak vejetasyon formasyonlarında oluşan değişmeleri, kaymaları belirtmek son derece önemlidir. &lt;br/&gt;Bu kapsamda Türkiye vejetasyonunun geçirdiği evrim sürecinde meydana gelen iklim değişmelerinin etkisi ve bu etkiler sonucunda ortaya çıkan farklı bitki tür ve toplulukları açıklanmaya çalışılmıştır. &lt;br/&gt;Türkiye florasının geçirdiği evrim içinde farklı jeolojik dönemlerde meydana gelen iklim değişmelerinin bitki örtüsü üzerindeki etkisi önemli noktalarına değinilerek, harita kullanılarak açıklanmaya, günümüz flora yapısı içinde yer alan relik ve endemik bitkiler dahil oldukları fitocoğrafya bölgeleri gözetilerek fotoğrafları yardımıyla tanıtılmaya çalışılmıştır. &lt;br/&gt;2. TÜRKİYE&quot;DE İKLİM DEĞİŞMELERİNİN VEJETASYON FORMASYONLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ&lt;br/&gt;Orta kuşağın güneyinde dağlık ve engebeli bir topografyaya sahip ülkemizde vejetasyon formasyonları uzun bir evrim sonucunda günümüzdeki görünümünü almıştır. Bu evrimde, iklim değişmeleri önemli rol oynamıştır. &lt;br/&gt;Genel olarak üst Tersiyer (üçüncü jeolojik zaman)&quot;in Miyosen-Pliyosen devirlerinde ve Kuvaterner (dördüncü jeolojik zaman)&quot;de sıcak-nemli, sıcak-kurak ve soğuk-kurak iklim şartları, birbirini takip etmiştir. Kuvaterner&quot;de nemli-sıcak ve soğuk-kurak iklim şartlarında meydana gelen sık değişmeler bitki örtüsü dağılışında önemli derecede etkili olmuştur.  Başka bir deyişle Kuvaterner&quot;de meydana gelen buzul (glasiyel) ve buzul arası (interglasiyel) devrelerde iklim şartlarında köklü değişimler meydana gelmiş bu duruma bağlı olarak da farklı flora bölgelerine ait olan bitkilerin yayılışında geniş alan değişmeleri olmuştur. &lt;br/&gt;Bitki Örtüsü Yapısında, Bitkilerin Dağılışında Meydana Gelen Değişmelerin Tespiti: Bitkilerin günümüzden önceki dönemlere ati dağılışları özellikle sığ alanlarda veya lagünlerdeki tortul tabakalar ve kömür yataklarında bulunan bitki kalıntıları ile tayin edilebilmektedir. Ayrıca relik (kalıntı) ve endemik (dünyanın sadece bir yerinde bulunan) bitkilerde daha önce hüküm süren iklim şartları hakkında son derece önemli bilgiler verir. &lt;br/&gt;Bunların yanı sıra paleosoller (eski topraklar) de iklim değişmelerinin tespiti hakkında önemli</description></item><item><title>YULAF</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yulaf-348196.html</link><description>YULAF&lt;br/&gt;Yulafın Kökeni&lt;br/&gt;Yulafın vatanını Decandolle, Doğu Avrupa ve Tataristan; Hausknecht ise orta Avrupa olduğunu iddia etmektedir. Meşhur tasnifçi Kornicke ise Güney Avrupa ve Doğu Asya olarak göstermektedir.&lt;br/&gt;Yulafın Anadolu&quot;da yetiştirilmesi de oldukça eski bir maziye dayanmaktadır. On yedinci asırda yaşamış olan yunan yazarı Galenus eserinde Anadolu&quot;da yulaf yetiştirilmesinden uzun uzadıya bahsetmiştir. Yulafın insanlar tarafından bilhassa dane verimi için ziraate alınması diğer buğdaygiller kadar eski değildir.&lt;br/&gt;Yulafta çavdar gibi buğday ve arpaya göre yeni bir kültür bitkisidir. Yulafın Anadolu&quot;da önceleri yabani ot olarak, sonraları da atlar için tane yem olarak yetiştirildiği bilinmektedir. Son yıllarda dünyada yulafın insan beslenmesinde öneminin artması  endüstride kullanılmaya başlanması, yeşil yem ve yapay otlaklarda kullanılması ekimin artmasına neden olmuştur.&lt;br/&gt;Yulafın Yeri ve Önemi&lt;br/&gt;Yulaf toprak seçiciliği, çavdardan sonra en az olan serin iklim tahıl cinsidir. Yeterli nemi olan fakir topraklarda bile yetiştirilebilmektedir. Yulaf bataklık alanların tarım arazisine çevrilmesinde kullanılabilecek bitkilerden biridir.&lt;br/&gt;Ülkemiz tarımında yulafın oldukça eski bir yeri vardır. Selçuklu ve Osmanlılar yulaf yetiştiriciliğine büyük önem vermişlerdir. Kıtlık yıllarında yulaf Anadolu&quot;da ekmeklik tahıl olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde yulaf ekim alanları 1960-65 yıllarına kadar sürekli artış göstermiş, 400.000 ha ekim alanına ve 600.000 ton üretime ulaşılmıştır.&lt;br/&gt;Yulaf ekim alanları ve üretim miktarları dünyada ve ülkemizde önemli bir azalma göstermiştir. Ülkemizde son yıllarda önemli  bir değişim göstermemekle birlikte 1960&quot;lı yıllara göre azalmalar meydana gelmiştir. Ülkemizde en fazla yulaf üretimi Marmara Bölgemizde gerçekleşmektedir. Kocaeli ve Konya illerimizde yulaf üretim miktarı yüksek olup en fazla verim Yalova ilinde sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;Yulafın Bitki Özellikleri &lt;br/&gt;Yulaf danesi tıpkı buğdayda olduğu gibi önce üç kökçük verir. Fakat kısa bir zaman sonra beş-altıya çıkar ve bundan kısa bir müddet sonra kaybolarak yerlerine toprak yüzüne yakın boğumlardan yeni kökler meydana gelir. Buğdaygiller içerisinde en kuvvetle  kök sistemine sahip olan tahıl yulaftır. Çimlenme zamanında bile, yeni kökler meydana geldiği gibi mevcut kökleri de hayatta kalır.&lt;br/&gt;Yulafta köklerin çoğu toprağın 20-25 cm derinliğe yayılmıştır. Yulafta kök sisteminin kuvvetli olmasından ötürü toprakta mevcut besin maddelerinden diğer buğdaygillere nazaran daha çok faydalanır.&lt;br/&gt;Yulafın kardeşlemesi orta derecelidir. Gövdesi ortalama 70-80 cm, bazen 113 cm kadar boy alır. Yaprakları 13-26, bazen 30 cm kadar uzunluktadır. 1-1,2 cm genişliktedir. Gövdesi kuvvetli olduğundan pek yatmaz, kulakçığı yoktur.&lt;br/&gt;Yulafta dane rengi beyaz ve grimsidir. Sarı, siyah karışımı olanları da vardır. Danesi şekil bakımından uzuncadır, boyu 20-23 mm kadardır. Bin dane ağırlığı 19-30 gr  tartar.&lt;br/&gt;Hektolitresi 50-55 kg tartar, kavuz nispeti %27-29 dur.&lt;br/&gt;Yulaf Taksonomisi &lt;br/&gt;Dünyada ve Türkiye&quot;de kültürü yapılan yulaflar hexoplaid gruba giren yulaflardır.&lt;br/&gt;2n = 42 kromozomdan olan bu gruba Denticulatae adı da verilir. Bu grup iki alt gruba ayrılır:&lt;br/&gt;1. Avena fatua Alt Grubu:&lt;br/&gt;Dünyada kültürü yapılan beyaz yulaflar (Avena satıva) türü bu alt gruba girer. Dünyada kültür yulaflarının 2/3&quot;ünü oluşturur.&lt;br/&gt;Yulaf, buğday ve arpaya göre oldukça yeni bir kültür bitkisidir. Dünyada kültürü yapılan yulaflar; beyaz yulaf (Avena satıva L.) ve kırmızı yulaf (Avena byzantina Koch.) olarak gruplandırılmaktadır. Kırmızı yulaf-beyaz yulafa göre daha uzun bitki boyuna, daha iri salkım ve başakçıklara sahip olup, başakçık dış kavuzu ve taneleri daha koyu renktedir. &lt;br/&gt;Beyaz yulafta tüylülük görülmez iken, kırmızı yulafta tüylülük vardır. En fazla ekim alanı ve üretime sahip olan beyaz yulaftır.  Yulaf serin iklim tahılları içerisinde soğuğa en dayanıksız olan cinstir.  Çimlenme minimumu 4-50C optimumu ise 20-250C&quot;dir. Uygun çimlenme ortamında çimlenen yulaf; bitkisi ekim sıklığına, toprak nemi ve sıcaklığına</description></item><item><title>ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cilek-yetistiriciligi-348285.html</link><description>ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİÇilek yetiştiriciliği bilhassa küçük ve orta büyüklükteki işletmeler için önemli bir ziraat koludur. Bu meyve yatırımların kısa zamanda geriye dönmesi nedeniyle küçük aile işletmeciliğine de uygundur. Pazarda taze meyvenin az olduğu dönemde olgunlaşması nedeniyle iyi bir pazar avantajına sahiptir. Birim alandan elde edilen gelir öteki ürünlere göre daha yüksektir. Taze olarak tüketiminin yanında, reçel, marmelat, dondurma, pasta ve likör yapımında geniş ölçüde kullanılır. Ayrıca derin dondurularak saklanır, konservesi yapılır, meyve suyu elde edilir. Böylece her mevsim tüketim olanaklarına sahiptir.Çilek  insan sağlığı ve beslenmesi açısından son derece yararlı bir meyvedir. C vitamini açısından zengindir. 100 gr. meyvede 100 mg. Yaklaşan oranda askorbik asit bulunur. Zengin selüloz içeriğinden sindirimi kolaylaştırır. Yüksek oranda ellajik  asit ihtiva ettiğinden kanseri önleyici özelliğe de sahiptir. 100 gr. Çilek meyvesi 40 -45 kalori, önemli miktarda A,B vitaminleri, kalsiyum, demir, fosfor gibi mineral maddeler, çok az miktarda brom, silisyum, iyot ve kükürt içerir. Çilek kökünün kabız yapıcı, idrar arttırıcı ve iştah arttırıcı etkisi vardır.EKOLOJİK İSTEKLERİ : Sıcaklık : En yüksek büyüme hızı 20 -21  C civarındadır.En iyi günlük sıcaklık çilekler için 23  C kabul edilmektedir. Bu derecenin altındaki ve üzerindeki sıcaklıklar yaprak üretimini azaltmaktadır. Kök bölgesindeki sıcaklıklar  18 - 24    C arasında olduğu zamanlarda toprak üstü kısımlarında maksimum büyüme değerleri elde edilir.Gün uzunluğu : Kültür çeşitleri kısa gün bitkileri olup yaz sonları ve sonbaharda düşük sıcaklık ve az ışıklanma süresi nedeniyle yüksek oranda çiçek tomurcuğu oluşmaktadır. 8 - 11  saatlik bir ışıklanma süresi çiçek tomurcuğu oluşumunu teşvik etmekte kol oluşumunu engellemektedir. Buna karşılık 17 -20 saatlik bir ışıklanma süresi tam aksi etkiyi yapmaktadır. En az 22,8   C sıcaklık ve 15 saatlik gün uzunluğu en hızlı kol üretimini sağlayan değerlerdir.Don : Çileklerin çiçeklenme ve meyve bağlama devreleri oldukça uzun olduğundan kısa süreli oluşan bir veya iki don hadisesi tüm ürünün zarar görmesine sebep olmaz. Meyveler çiçek veya tomurcuklara oranla soğuğa karşı çok daha hassastır. İlkbaharda  0   C`nin hemen altındaki sıcaklıklarda oluşan don zararında çiçek dipleri kararır ve meyve bağlama olmaz. Hava sirkülasyonuna sahip bahçeler hava akımlarının olmadığı kapalı yerlere oranla daha az dondan zarar görürler.Sis ve dolu :  Bitkilerin çiçeklenme zamanı görülen  sürekli sisler tozlanma ve döllenmeyi güçleştirir. Dolular ise meyve ve yaprakları yaralayarak çürümelerine neden olur.Rüzgar :  Hafif hava akımının olması transprasyonu  kamçıladığından bitkilerin topraktan su ile birlikte besin maddelerini de almasını sağlamakta  dolayısıyla çilekler daha iyi gelişebilmektedir. Rüzgarlar tozlanma ve meyve oluşumu için yararlıdır. Çiğ ve yağmurlardan sonra kurumayı kolaylaştırır ve Botrytis hastalığını azaltır. Günlük hasat meyveler tam olarak kurumadan yapılamadığından çevresi tamamen kapalı çilek bahçelerinde hafif bir rüzgar esmesi arzu edilir. Kuru ve sıcak rüzgarlar su kaybını arttırarak kurumaya neden olurlar.(Yaz dikimlerinde önemli)Yer ve yöney :  Deniz kenarındaki bölgelerde yetiştiği gibi, 1000 m ve  hatta daha yüksek rakımlı yerlerde de yetiştirilebilmektedir. En iyi yetiştiği rakım 500 -  800 m rakıma kadar olan yerlerdir. % 2 - 3 eğimli bir arazi hava ve su drenajı için tercih edilen yerlerdir.Çok eğimli yerlerde kontur dikim yapılmalıdır.TOPRAK İSTEKLERİ    Çilek saçak köklü bir bitki olup genel olarak derin, verimli, su tutma kapasitesi yüksek, iyi drene edilmiş; kumlu killi topraklarda daha iyi yetişmektedir. Toprak drenajının çok iyi olması gerekir. Çünkü çilek kökleri durgun suda birkaç saat dahi duramaz. Birçok çilek çeşidi hafif, kumlu, çakıllı, yahut taşlı topraklarda killi, ağır ve ıslak topraklara nazaran daha iyi gelişir. Çilek köklerinin % 90 ı ilk 15 cm lik toprak derinliği</description></item><item><title>APRAK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aprak-365345.html</link><description>YAPRAK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A-GENEL KARAKTERLERİ VE MORFOLOJİSİ&lt;br/&gt;Yaprak gövdenin yanal organlarından biridir.Vegetasyon noktasının altında,tunica dokusunun papilleşmesi ile çıkıntılar oluşur.Bunlar yaprağın ilk taslaklarıdır.Vegetasyon noktasından aşağılara doğru inildikçe bu çıkıntılar yaprakları oluşturur. Yapraklar gövde ve dalların belli bölgelerinde düğüm (nodyum) yerlerinden çıkarlar.&lt;br/&gt;Yapraklar sınırlı büyüme gösterdiğinden kısa sürgün olarak kabul edilir.Fotosentez gibi hayati olayları gerçekleştirdiği için geniş bir yüzeye sahiptir.Yapraklar gövde eksenine dik olarak yassılaşırlar ve bilateral simetriktirler.Yaprağın iç kısmı (dorsali), dışına(ventrali) göre fazla farklı olmadığı için yaprakta dorsaventralite vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAPRAĞIN KISIMLARI : Bir bitkinin gelişmiş yaprağı öncelikle damarlı bir yapı olan &quot;oya = lamina&quot; &quot;dan ve ayanın altında uzanan bir &quot;sap = petiol&quot; &quot;dan oluşur. Bu sap kalınlaşır, genişler ve &quot;yaprak kını = vagina&quot; &quot; yı teşkil eder. Yaprak kınının üst tarafının sağ ve solunda yer alıp gelişiminin erken safhalarında beliren ve yan yapraklara karşılık gelen organcıklara &quot;stipül&quot; denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaprağın farklı kısımları ve gelişmesi A  = aya, P = petiol, S = stipül, V = Vagina, II. Yaprak ve kısımlarının gelişmesi 1, 2, 3, puldan yaprak haline geçiş, 4, 5, 6, ve 7 safha tam yaprak şeklinin meydana gelmesi ve farklı yaprak kısımlarının teşekkülü. A = aya, S = stipül, P = petiol&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öyleyse yaprağı genel olarak dört kısıma ayırabiliriz.&lt;br/&gt;1 - Yaprak ayası (Lamina)  &lt;br/&gt;2 - Yaprak Sapı (Petiolus)&lt;br/&gt;3 - Kulakçıklar (Stipüller)&lt;br/&gt;4 - Kın (Vagina)&lt;br/&gt;Bazı bitkilerde bu kısımlardan bazıları eksik olabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek: Baklagillerde sap kısmı eksikken kın kısmı iyi gelişmiştir. Tütünde ise kın ve sap bulunmaz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 - Yaprak Ayası : Yaprak ayası damarlı bir yapıya sahiptir. Fotosentez ve terlemenin büyük bir kısmı burada olur. Yapraklar ayanın parçalı ve düz olmasına göre gruplara ayrılır;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Basit Yapraklar: Bu yapraklar tek parça halindedir. Bunlar ayanın şekline göre oval, kalpsi, dilsi ya da yaprağın kenar yapısına göre düz, dişli ve loplu gibi isimler alabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayanın şekline göre basit yapraklar: a:iğnemsi, b=şeritsi, c=dilsi, d=oval, e=yuvarlak, f=kalpsi, g=üçgensi, h=oksu basit yapraklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kenar şekline göre basit yapraklar:a=düz, b=testereli, c=dişli, d=basit loplu, e=elsi loplu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Bileşik Yapraklar: Bu yapraklarda aya parçalara bölünmüştür. Bunları da aşağıdaki gibi ayırabiliriz;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Tüysü &quot;Pinnat&quot; Yapraklar : Yaprak ayası orta damara  dik eksenler boyunca parçalanır. Tüysü  Yapraklarda en uçtaki yaprakçık tek ise tüysü (imperipinnat) iki ise çift tüysü (peripinnat) adı verilir.&lt;br/&gt;2-Elsi &quot;Palmat&quot; Yapraklar : Parçalanma orta damara paralel eksenler boyunca da olur. Bu durum sonucunda üç lop meydana gelmişse &quot;üç loplu yaprak&quot; (trifoliat) , çok lop meydana gelmişse &quot;elsi = palmat&quot; yaprak oluşur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bileşik yapraklar:     a:trifoliat, b=palmat, c=katmerli pinnat, d=pinnat yaprak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaprak Kısımlarının Gelişimi : Yaprak taslağı ilk safhalarda bir kabartı halinden boğumlanarak alt (hipofil) ve üst (epifil) kısımlarını oluşturur. Sonraki safhalarda ise hipofilden yaprak kını ve kulakçıklar (stipüller) oluşur. Epifil ise yaprak ayasını oluşturacak şekilde genişler. Sonrasında epifilin üst bölgelerinde petiolün oluşmasıyla normal bir yaprak meydana gelir. &lt;br/&gt;Ayada Damarlanma Şekli : Ana gövdeden ayrılan iletim demetleri ayaya gelirler, burada dağılarak damarları oluştururlar. Dört çeşit damarlanma şekli vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Dikotom = Çatalsı Damarlanma : Yan kolların çatal şeklinde ayrılmasıyla oluşur.Böyle damarlanmaya bazı eğreltilerde ve gymnospermoe lerde rastlanır. Adianthum, ginkgo için tipiktir.&lt;br/&gt;b)Basit damarlanma : Tek bir damar vardır. Bu durum kara yosunu, Lycopodium, Pinus, Cupressus da görülür.&lt;br/&gt;c)Ağsı Damarlanma : Bir orta damarın etrafında ağ manzarası çizerek oluşur. Yüksek yapılı bitkilerin genelinde görülür. Muzl ar için tipik bir damarlanmadır.&lt;br/&gt;d)Paralel Damarlanma :  Orta damara parelel şekilde oluşan damarlanmadır. Yüksek bitkilerde monokotiller için tipik bir damarlanmadır.</description></item><item><title>TARLA ÜRÜNLERİNİN EKİLEN ALAN İLE ÜRETİM VE VERİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarla-urunlerinin-ekilen-alan-ile-uretim-ve-verimi-398379.html</link><description>TARLA ÜRÜNLERİNİN EKİLEN ALAN İLE ÜRETİM VE VERİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; SilifkeAnamurAydıncıkBozyazıÇamlıyaylaErdemliGülnarMutTarsus&lt;br/&gt;Buğday19.4759.7382.2493.8951.71416.57317,52814.60654.550&lt;br/&gt;Arpa 6.4502.5003203708504.1509005.8004.600&lt;br/&gt;Çavdar50390 ------  ---50--- ---  ---&lt;br/&gt;Mısır (Done)43952--- 79--- 26--- 4828.920&lt;br/&gt;Pirinç580 --- ------  --- --- ------  ---&lt;br/&gt;Toplam26.99412.6802.5694.3442.56420.79918.42820.45488.070&lt;br/&gt;1- Tahıllarda Ekili Alan ( Hektar) :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tahıllardan buğdayın içel ili ve ilçelerindeki ekili alanı 142.856 hektardır. Silifkenin bu toplam içindeki oranı % 13.63&quot;lük dilimi oluşturmaktadır. Tarsusta buğdayın ekilen alanı 54.550 hektar ile birinci sırayı oluşturmaktadır. Silifke 19.475 hektarla ikinci sıradadır.&lt;br/&gt;Arpanın ekilen alanı içel ili ve ilçelerindedeki toplamı 28.516 hektardır. Silifke bu toplam içindeki payı %22.61&quot;lik oranını oluşturmaktadır. Silifke de arpada ekilen alanda 6.450 hektar ile birinci sırayı alırken 5.800 hektar ile Mut ikinci sırayı almaktadır.&lt;br/&gt;Çavdarda ekilen alanda en fazla 390 hektar ile Anamur birinci sırayı alır 50 hektarlık ekiln alan ile Silifke ve Erdemli ikinci sırayı alırken diğer ilçelerde ekilen alan yoktur.&lt;br/&gt;Mısırda ekilen alanda içel ili ve ilçelerindeki toplamı 38.272 hektardır. Silifkenin bu toplam içindeki payı %1.14&quot;lük bir oranı oluşturmaktadır. En fazla ekilen alan 28.920 hektare ile Tarsus olurken 439 hektar ile silifke Tarsus&quot;su takip etmektedir.&lt;br/&gt;Pirinç sadece Silifkede ekilmektedir 580 hektarlık ekilen alanı oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;Tahıllardaki ekilen alan toplamı Silifkenin 26.994 hektardır. Tarsus ekili alanda 88.070 hektar ile birinci sırayı alırken Silifke ikinci sırayı almaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tahıllar   -  Üretim  (Ton)&lt;br/&gt; SilifkeAnamurAydıncıkBozyazıÇamlıyaylaErdemliGülnarMutTarsus&lt;br/&gt;Buğday39.55317.5792.9663.5161.98119.44825.31421.095221.338&lt;br/&gt;Arpa 10.2273.9644763671.1894.9351.2499.19613.675&lt;br/&gt;Çavdar74635 --- --- ---44 ------  ---&lt;br/&gt;Mısır</description></item><item><title>BAHÇE BİTKİLERİ FİZYOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bahce-bitkileri-fizyolojisi-366984.html</link><description>Biyolojik anlamda büyüme bir hücre bir organ veya bir organizmanın ölçülerinin artması şeklinde kendini gösteren biyolojik olayların  tamamıdır. Büyüme olayı basit bir hacim değişimi yani sadece kantitatif bir değişim olarak ele alındığında gelişmenin bir bireyin kantitatif özelliklerinde görülen değişimlerinin tamamı olduğu ortaya çıkar. Bazen bir organizma herhangi bir organizma herhangi bir büyüme göstermeden de gelişme gösterebilir. Çünkü olaylar her zaman bir artış şeklinde görülmemektedir. Örneğin bitkilerde çiçek açması, meristemin önce vegetatif gelişmesi sonra generatif bir gelişme göstermesinin bir sonucudur. Bu durumda bitki boyu ve diğer ölçülerinde gelişme olmaz. Hücrelerde görülen farklılaşma da büyüme olmadan ortaya çıkan bir gelişmedir. Gelişme olayı yeni kalite özelliklerinin ortaya  çıkması anlamına da gelir. Bir bitki boyunda meydana gelen artış prensip olarak kantitatif olmakla birlikte gerçekte yeni bazı özelliklerinin ortaya çıkması demektir. Kazanılan yeni özellikler bir defada bir tarafa bırakacak olursak ağaçların boy bakımından farklı olduğunu buluruz. Buna göre büyüme ve gelişme birbirleriyle ilişkisiz ele alınırsa büyümenin bireyin ölçülerinde görülen artış, gelişmenin ise bireyde yeni kalite özelliklerinin ortaya çıkması olduğu görülür. Öte yandan büyüme ve gelişmeyi birbirinden kesin bir şekilde  ayırmak mümkün değildir. Büyüme olmaksızın gelişmenin de olamayacağını unutmamak gerekir&lt;br/&gt;Büyüme ve pasif hacim artışı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Büyüme biyolojik bir olaydır. Ancak büyümeyi her türlü hacim artışı olarak nitelendirmek yanlıştır. Çünkü turgor durumuna gelmiş bir hücre bir balon misali büyümüş kabul edilecekti. Buna göre turgor haline gelmiş hücre veya balon geçici ve pasif birer hacim artışıdır. Büyümenin anlaşılabilmesi için büyümenin dönüşümsüz yani (irreversible) olması gerekir. Büyümede diğer değişiklikler olmasa bile bireyin en azından genel olarak başlangıçtaki özelliklerinin özellikle kimyasal ve yapısal yapısını koruması gerekir. Buna göre bir hücrenin büyümesi yeni canlı materyallerinin oluşmasını başka bir deyişle asimilasyonun tüketimden fazla olmasını yeni yapı moleküllerinin sentezini ve bu moleküllerin kendi aralarında organizasyonunu gerektirir. Bir organizmanın büyümesi ise mevcut dokulara benzer yeni dokuların oluşması demektir. Bu ise hücrelerin çoğalmasını yeni hücrelerin farklılaşmasını ve büyümesini gerektirir. Organizmanın büyümesi ise yeni organların meydana gelmesinin ve bu organın gelişmesinin sonucudur. Örnek verecek olursak yeni sürgünler meydana gelmeden boy ve kalınlık artışı olmadan bir ağacın büyümesinde bahsedemeyiz. Buna göre başlangıçta basit bir hacim artışı olarak belirttiğimiz büyüme canlı bireyi çok sayıda fizyolojik olaylar içermekte ölçülerdeki artış bunların ancak dış görünüşünü oluşturmaktadır. Bitkilerde büyüme şekillerini ele alacak olursak çok hücreli organizmalarda büyüme iki şekilde meydana gelir. &lt;br/&gt;1-Proliferasyon = Kardeşlenme = Hücre sayısının artması&lt;br/&gt;2-Auxesis = Hücre büyümesi y</description></item><item><title>BİTKİLER ALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-alemi-386092.html</link><description>BİTKİLER ALEMİ &lt;br/&gt;Hepsi ototrof canlılar olup, kloroplast taşırlar. Bu sayede fotosentez yaparlar. Çiçeksiz ve çiçekli bitkiler olarak iki filuma (şubeye) ayrılırlar. Hücreleri genellikle çeper taşır. &lt;br/&gt;a) Çiçeksiz Bitkiler : Çiçek ve tohum oluşturmazlar. Üremelerini sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler. &lt;br/&gt;1- Su yosunları (Algler) : Gerçek kök, gövde ve yaprakları olmayan basit yapılı bitkilerdir. Çoğu haploid(n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı algler olmak üzere gruplandırılır. Üremeleri vejetatif, sporla ve izogamiyle olur. Chlamidomonas gibi bazı türleri tek hücrelidirler. Bazı türleri hem tek hücreli hemde gözle görülecek büyüklükte (makroskopik) dir. (Acetebularia gibi). &lt;br/&gt;2- Kara yosunları : İletim demetleri yoktur. Nemli yerlerde yaşarlar. Döl almaşıyla eşeyli ürerler. Gerçek yapraklar olmayıp, yaprağımsı yapıları vardır. &lt;br/&gt;3- Eğrelti otları : Gerçek kök ve yaprakları yoktur. İletim demetleri vardır. Üremeleri kara yosunları gibidir. Yaprağımsılar yer altı gövdesine yapışmıştır. Çiçeksiz bitki olarak bu üç ana gruptan başka ; Ciğer otları, Likenler, Kibrit otları ve Atkuyrukları olarak bilinen gruplarda vardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLER ABİTKİLERDE ÜREME &lt;br/&gt;Sayfa : 1 &lt;br/&gt;A) Çiçeksiz Bitkilerde Üreme : Çiçeksiz bitkiler grubunu, su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Mantarlar &quot;fungi&quot; isimli ayrı bir alemde incelenmekle beraber çoğu zaman çiçeksiz bitkiler grubuna dahil edilirler. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış Metagenez ile üreme görülür. Önce diploid bireyden (Sporofid) ya da diploid hücreden mayoz bölünmeyle haploid sporlar meydana gelir. Bu sporlar çimlenerek genç bitkicikleri meydana getirir. Bunlar erkek ve dişi gametofitlerdir. Gametler bunlar üzerinde mitozla meydana gelir. Gametlerin döllenmesiyle zigot, onun gelişmesiyle de diploid sporofid meydana gelir. &lt;br/&gt;Aslında eşeyli üreyen canlıların hepsinin hayat devrelerinde h</description></item><item><title>MEVSİMLİK BAHÇE ÇİÇEKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mevsimlik-bahce-cicekleri-364926.html</link><description>SİLENE : NAKİL ÇİÇEKLERİ&lt;br/&gt;&amp;#61550;Dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye&quot; de değişik türleri doğal olarak yetişen ve 400 adetten fazla tür ihtiva eden bir cinstir. Tek, iki ya da çok yıllık odunsu bitkilerdir. Bahçe çiçeği olarak yetiştirilen türleri: &lt;br/&gt;&amp;#61550;Silene coeli-rosa Rohb&lt;br/&gt;&amp;#61550;Silene deliculata Boiss&lt;br/&gt;&amp;#61550;Silene pendula L.&lt;br/&gt;Silene coeli-rosa&lt;br/&gt;&amp;#61550;Silene coeli-rosa Rohb.: Vatanı Akdeniz bölgewsidir, çiçekleri pembe-kırmızı, parlak kırmızı, ender olarak ta eflatun veya beyaz renklidir ve sürgün uçlarında tek tek sıralanmışlardır. &lt;br/&gt;Silene coeli-rosa&lt;br/&gt;&amp;#61550;Çiçekler 30-80 cm boyundadırlar. Bu türün &quot;Oculata nana&quot; formunun çiçekleri pembe, kırmızı, mavi ve eflatun renkte, ortası koyu ve açık renkli gözlüdür; boyu 20-25 cm kadardır.&lt;br/&gt;Silene pendula&lt;br/&gt;&amp;#61550;Silene pendula L. : Vatanı Akdeniz bölgesidir. Pembe renkli çiçeklerinin bir çoğu bir arada olmak üzere salkımlar halinde bulunurlar.&lt;br/&gt;&amp;#61550;Bitki hafif tüylüdür, sarkıcı ve yayılıcı yapıda, 15-20 cm boyundadaır. Kültürü alınmış formlarının başlıcaları :&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. &quot;Bonettii Flero pleno&quot; : Çiçekleri katmerli, 10-15 cm boyunda bir çiçektir.&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. &quot;compacta&quot; : 10 cm boyunda muhtelif renkli ve çiçekli ve çiçekleri yalınkat ya da katmerlidir.&lt;br/&gt;Silene pendula&lt;br/&gt;&amp;#61550;Bahçelerde kullanılan önemli varyete ve kültür formları :&lt;br/&gt;&amp;#61550;Orta boylu olanlalar (25 cm)&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. var. Alba : beyaz&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. var. Bonettii : Pembe&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. var. Ruberrima : Kırmızımsı-pembe &lt;br/&gt;&amp;#61550;Bodur olanlar (10-20 cm)&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. var.alba nivea : Beyaz,&lt;br/&gt;&amp;#61550;S.p. var. Bonettii fl. pl.: Koyu kırmızı, katmerli&lt;br/&gt;&amp;#61550;K.F. Fliederblau : Leylak mavisi&lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;Kullanılması : Sileneler gerek saf çiçek parterleri oluşturulmasında, gerekse parter kenarlarında kullanılmaya çok elverişli bahçe çiçeklerindendir. &lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;&amp;#61550; Bodur ve sarkık formları ise geniş çanak ve saksılarlarda güzel bir görünüm arz ederler. &lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;İstekleri : Güneşli, iyi gübrelenmiş, geçirgen ve kireçli bahçe topraklarında iyi gelişirler.&lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;Yetiştirilmesi : Eylül ve Ekim aylarında tohumları yastıklara ekilir, ancak yastıkların fazla rutubetli olmaması gerekir. &lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;&amp;#61550;Fideler 6-8 cm boya uylaştıklarında, 10-10 cm aralık mesafe ile yastıklara şaşırtılırlar. &lt;br/&gt;&amp;#61550;Şubat ayı sonlarında veya Mart ayı içerisinde bu fideler 15-20 cm mesafe ile bahçede bulundurulacak yerlere dikilirler. &lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;&amp;#61550;Ancak fideler bazı durumlarda doğrudan doğruya bahçeye dikilirler. Tohumları küçüktür,1000 kadar 1gr gelir, 7-14 günde çimlenirler.&lt;br/&gt;Silene&lt;br/&gt;&amp;#61550;Uygun koşullarda Silene tohumlarını çimlenme yeteneklerini koruyacak şekilde korumak olanaklıdır. Bahçe çiçeği olarak en çok aranan çiçeklerdendir.&lt;br/&gt;Silene californica&lt;br/&gt;Silene polypelata&lt;br/&gt;Silene acualis&lt;br/&gt;Silene vulgaris&lt;br/&gt;Silene rockin robin&lt;br/&gt;Dianthus L. : Karanfiller&lt;br/&gt;Fam.:Caryophyllacea&lt;br/&gt;&amp;#61656;Tek veya çok yıllık otsu,&lt;br/&gt;&amp;#61656;Bu taksonlar daha çok subtropik iklimlerde, nispi nemi düşük, yazları sıcak ve kurak bölgelerde yayılış gösterirler.  Bazı karanfil türleri;&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus barbatus L.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus caryophyllus&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus chinensis&lt;br/&gt;Dianthus L. : Karanfiller   &lt;br/&gt;   Yetişme ortamı:&lt;br/&gt;&amp;#61656;Karanfiller daha çok güneşli yerlerden ve kireçli topraklardan hoşlanır. &lt;br/&gt;&amp;#61656;Hafif killi-kumlu ve iyi yanmış ahır gübresi bulunan topraklar karanfil yetiştirmeye uygundur. &lt;br/&gt;Dianthus L. : Karanfiller&lt;br/&gt;  Yetişme ortamı:&lt;br/&gt;&amp;#61514;Karanfil yetiştiriciliğinde ekimden bitkinin yetişkin hale gelmesine kadar geçen dönem içerisinde toprağın fazla rutubetli tutulmasından kaçınılmalıdır.&lt;br/&gt;&amp;#61514;Sonraları ise ancak toprak kuruduğu zaman sulama yapılmalıdır &lt;br/&gt;Dianthus barbatus L. (Hüsnüyusuf)&lt;br/&gt;&amp;#61656; 2-3 yıl yaşar&lt;br/&gt;&amp;#61656; 25- 50 cm boy yapar.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Çiçekler 2cm büyüklüğündedir.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Terminal &lt;br/&gt;&amp;#61656;Pembe,beyaz,kırmızı renktedir.&lt;br/&gt;Dianthus barbatus L. (Hüsnüyusuf)&lt;br/&gt;&amp;#61656;Kültür formlarında çiçekler yalınkat ve katmerli; tek renkli veya hareli, yahut taç yapraklar çizgilidir. &lt;br/&gt;Dianthus barbatus L. (Hüsnüyusuf)&lt;br/&gt;   Bahçe çiçeği olarak yetiştirilen başlıca formları:&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus barbatus &quot;Dunnettii&quot; &lt;br/&gt;    Çiçekleri yalınkat ve koyu kan kırmızı renkte&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus barbatus &quot;Dunnetttii-Flero Pleno&quot; &lt;br/&gt;    Çiçekleri katmerli ve koyu kan kırmızı renkte&lt;br/&gt;Dianthus barbatus L. (Hüsnüyusuf)&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus barbatus &quot;Oculatus marginatus grandiflorus&quot; &lt;br/&gt;    Çiçekleri gözlü ve iki renkli&lt;br/&gt;&amp;#61656;Dianthus barbatus  &quot;Scarlet Beauty&quot; &lt;br/&gt;    Çiç</description></item><item><title>ZEYTİN AĞAÇLARINDA GÖRÜLEN HASTALIKLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?zeytin-agaclarinda-gorulen-hastaliklar-451140.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Giriş.................................................................................................................... 2&lt;br/&gt;2.Zeyitnlerde Görülen Bakteriyel ve Fungal Hastalıklar................................... 3&lt;br/&gt;   2.1. Bakteriyel Hastalıklar................................................................................. 3&lt;br/&gt;      2.1.1. Zeytin Dal Kanseri.................................................................................3&lt;br/&gt;   2.2. Fungal Hastalıklar.......................................................................................6&lt;br/&gt;      2.2.1. .Mavi Küf.................................................................................................6&lt;br/&gt;      2.2.2. .Halkalı Leke...........................................................................................8&lt;br/&gt;1.2.3.Külleme..................................................................................................9&lt;br/&gt;1.2.4.Armillaria Kök Çürüklüğü....................................................................10&lt;br/&gt;1.2.5.Verticillium Solgunluğu........................................................................11&lt;br/&gt;1.2.6.Kömür Çürüklüğü.................................................................................15&lt;br/&gt;KAYNAKLAR (LİTERATÜR)..................................................................................17&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Anavatanı Anadolu olan zeytin bitkisinin dünya üzerindeki esas gen merkezi Mardin, Gaziantep ve Hatay şerididir. Bu bitki daha sonra asıl gen merkezinden batıya doğru özellikle Ege Bölgesi ve oradan da Ege denizindeki adalar, Yunanistan, İtalya ve İspanya&quot;ya yayılmıştır. Zeytin bitkisi için en uygun ekolojik koşullar Akdeniz iklim kuşağındaki ülkelerde mevcuttur. Bu yüzden dünya zeytin yetiştiriciliğinin tamamına yakın kısmı (%97) Akdeniz havzasında yapılmaktadır. (Anonim 1994)&lt;br/&gt;     Zeytin, yüzyıllardır yılda 300mm&quot; den fazla yağış alan kuru tarım yapılan alanlarda yetiştirilmektedir. Kültür zeytinleri, sofralık ve yağlık olarak kullanılan çeşitlere sahiptir. FAO&quot;nun 1995 verilerine göre Dünya zeytin üretimi 9.824.000 ton dolayında gerçekleşmiştir. Asya kıtasında en büyük üretici ülke Türkiye&quot;dir. Türkiye 1994 yılı itibari ile 1.200.000 tonluk zeytin üretimi ile dünya üretiminin %10,93&quot;lük bir kısmını oluşturmaktadır. Ülkemizde 188.000 hektar alanda zeytin yetiştiriciliği yapılmakta olup 88.147.000 adet ağaç bulunmaktadır.(Anonim 1994). Akdeniz bölgesinde zeytin diğer kültür bitkileriyle rekabet etmek zorunda kalması nedeniyle ikinci plana atılmış olmasına rağmen oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir. Hatay&quot;da hemen hemen tüm ilçelerde zeytin üretimi yapılmakta olup bazı ilçelerde zeytin tek üründür ve bölge halkının tek geçim kaynağıdır. Akdeniz bölgesinde en fazla üretimin gerçekleştiği Hatay ili, gerçekleşme&lt;br/&gt;kte olup bölge üretiminin %35,23&quot;nü Türkiye üretiminin %3,84&quot;nü karşılamaktadır. Dünya zeytin yağı üretimi ise 1.465.000 ton civarında olup Türkiye 50.000 ton zeytin yağı üretimiyle dünyada İtalya, Yunanistan, İspanya ve Suriye&quot;den sonra 5. Sırada Asya kıtasında %35 ile Suriye&quot;den sonra 2. Sırada yer almaktadır. (Anonim 1995)&lt;br/&gt;        Zeytin yetiştiriciliğinde ürün ve kalite kaybına, ağaçlarda çeşitli zararlanmalara (Dal Kanseri, Ağaçlarda Kuruma) sebep olan zararlı gurupları ve mikroorganizmaların (Bakteri, Fungus, Virüs), sebep olduğu hastalıklar vardır. Bunun yanında bazı besin elementlerinin noksanlığından kaynaklanan zararlanmalar (meyvede kalite kaybı ve şekil bozukluğu, kloroz vs.) görülür. &lt;br/&gt;     Zeytin sineği, zeytin kara koşnili, zeytin kurdu, zeytin güvesi gibi pek çok böcek zeytin ağaçlarında zararlara neden olmaktadır. Bu böcekler yanında fungus, bakteri ve virüslerin sebep olduğu zararlarda önemlidir. Özellikle fungal ve bakteriyel etmenler yetiştiricilikte sık karşılaşılan ve önemli ürün kayıplarına neden olan hastalıklara yol açarlar.</description></item><item><title>SU IÇİ VE SU KIYISI BİTKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?su-ici-ve-su-kiyisi-bitkileri-348286.html</link><description>SU IÇİ VE SU KIYISI BİTKİLERİ:&lt;br/&gt;SU IÇ&amp;#304; VE SU KIYISI B&amp;#304;TK&amp;#304;LER&amp;#304;:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Acorus calamus&lt;br/&gt;*Alisma plantoga aquatica&lt;br/&gt;*Butomos umbellatus&lt;br/&gt;*Calla palustris&lt;br/&gt;*Caltha palostris&lt;br/&gt;*Carex gracilis&lt;br/&gt;*Eleodrnaris acicularis&lt;br/&gt;*Eriophorum angustifolia&lt;br/&gt;*Hippuris vulgaris&lt;br/&gt;*Hydrocharis morsus ranae.&lt;br/&gt;*Iris kaempferi&lt;br/&gt;*Iris pseudocorus&lt;br/&gt;*Iris versicolor&lt;br/&gt;*Lymsimachia thyrsiflora&lt;br/&gt;*Lysimachia nummularia&lt;br/&gt;*Lythrum salicaria&lt;br/&gt;*Mentha aquatica&lt;br/&gt;*Menyathes trifoliata&lt;br/&gt;*Mimulus in sarten&lt;br/&gt;*Myosotis palustris&lt;br/&gt;*Myriophyllum verticillatum&lt;br/&gt;*Nuphar lutea&lt;br/&gt;*Nymphoides peltata&lt;br/&gt;*Petasites officinalis&lt;br/&gt;*Phragmites communis&lt;br/&gt;*Pontederia cordata &lt;br/&gt;*Ranunculus aqualitis&lt;br/&gt;*Ranunculus lingua&lt;br/&gt;*Sagittaria sagittifolia&lt;br/&gt;*Scirpus lacustris&lt;br/&gt;*Scirpus tabern&lt;br/&gt;*Sparganium simplex&lt;br/&gt;*Stratiotes abides&lt;br/&gt;*Trollius europaeus&lt;br/&gt;*Typha latifolia&lt;br/&gt;*Typha minima&lt;br/&gt;*Utricularia vulgaris &lt;br/&gt;*Veronica beccabunga&lt;br/&gt;*Yuncus ensifoliw&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU IÇ&amp;#304; VE SU KIYISI B&amp;#304;TK&amp;#304;LER&amp;#304;:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acorus calamus&lt;br/&gt;Alisma plantoga aquatica&lt;br/&gt;Butomos umbellatus&lt;br/&gt;Calla palustris&lt;br/&gt;Caltha palostris&lt;br/&gt;Carex gracilis&lt;br/&gt;Eleodrnaris acicularis&lt;br/&gt;Eriophorum angustifolia&lt;br/&gt;Hippuris vulgaris&lt;br/&gt;Hydrocharis morsus ranae.&lt;br/&gt;Iris kaempferi&lt;br/&gt;Iris pseudocorus&lt;br/&gt;Iris versicolor&lt;br/&gt;Lymsimachia thyrsiflora&lt;br/&gt;Lysimachia nummularia&lt;br/&gt;Lythrum salicaria&lt;br/&gt;Mentha aquatica&lt;br/&gt;Menyathes trifoliata&lt;br/&gt;Mimulus in sarten&lt;br/&gt;Myosotis palustris&lt;br/&gt;Myriophyllum verticillatum&lt;br/&gt;Nuphar lutea&lt;br/&gt;Nymphoides peltata&lt;br/&gt;Petasites officinalis&lt;br/&gt;Phragmites communis&lt;br/&gt;Pontederia cordata &lt;br/&gt;Ranunculus aqualitis&lt;br/&gt;Ranunculus lingua&lt;br/&gt;Sagittaria sagittifolia&lt;br/&gt;Scirpus lacustris&lt;br/&gt;Scirpus tabern&lt;br/&gt;Sparganium simplex&lt;br/&gt;Stratiotes abides&lt;br/&gt;Trollius europaeus&lt;br/&gt;Typha latifolia&lt;br/&gt;Typha minima&lt;br/&gt;Utricularia vulgaris &lt;br/&gt;Veronica beccabunga&lt;br/&gt;Yuncus ensifoliw&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROF.DR.H.ÇELEM&lt;br/&gt;PROF.DR.M.ARSLAN&lt;br/&gt;ARA&amp;#350;.GÖR.TÜLAY CENG&amp;#304;Z&lt;br/&gt;ARA&amp;#350;.GÖR.TU&amp;#286;BA K&amp;#304;PER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYANLAR:&lt;br/&gt;00110621 ALMILA NUR YAVRU&lt;br/&gt;00110624 DUYGU ALPONAT&lt;br/&gt;00110645 EVR&amp;#304;M KIZILTA&amp;#350;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Acorus calamus&lt;br/&gt;*Alisma plantoga aquatica&lt;br/&gt;*Butomos umbellatus&lt;br/&gt;*Calla palustris&lt;br/&gt;*Caltha palostris&lt;br/&gt;*Carex gracilis&lt;br/&gt;*Eleodrnaris acicularis&lt;br/&gt;*Eriophorum angustifolia&lt;br/&gt;*Hippuris vulgaris&lt;br/&gt;*Hydrocharis morsus ranae.&lt;br/&gt;*Iris kaempferi&lt;br/&gt;*Iris pseudocorus&lt;br/&gt;*Iris versicolor&lt;br/&gt;*Lymsimachia thyrsiflora&lt;br/&gt;*Lysimachia nummularia&lt;br/&gt;*Lythrum salicaria&lt;br/&gt;*Mentha aquatica&lt;br/&gt;*Menyathes trifoliata&lt;br/&gt;*Mimulus in sarten&lt;br/&gt;*Myosotis palustris&lt;br/&gt;*Myriophyllum verticillatum&lt;br/&gt;*Nuphar lutea&lt;br/&gt;*Nymphoides peltata&lt;br/&gt;*Petasites officinalis&lt;br/&gt;*Phragmites communis&lt;br/&gt;*Pontederia cordata &lt;br/&gt;*Ranunculus aqualitis&lt;br/&gt;*Ranunculus lingua&lt;br/&gt;*Sagittaria sagittifolia&lt;br/&gt;*Scirpus lacustris&lt;br/&gt;*Scirpus tabern&lt;br/&gt;*Sparganium simplex&lt;br/&gt;*Stratiotes abides&lt;br/&gt;*Trollius europaeus&lt;br/&gt;*Typha latifolia&lt;br/&gt;*Typha minima&lt;br/&gt;*Utricularia vulgaris &lt;br/&gt;*Veronica beccabunga&lt;br/&gt;*Yuncus ensifoliw&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU IÇİ VE SU KIYISI BİTKİLERİ:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acorus calamus&lt;br/&gt;Alisma plantoga aquatica&lt;br/&gt;Butomos umbellatus&lt;br/&gt;Calla palustris&lt;br/&gt;Caltha palostris&lt;br/&gt;Carex gracilis&lt;br/&gt;Eleodrnaris acicularis&lt;br/&gt;Eriophorum angustifolia&lt;br/&gt;Hippuris vulgaris&lt;br/&gt;Hydrocharis morsus ranae.&lt;br/&gt;Iris kaempferi&lt;br/&gt;Iris pseudocorus&lt;br/&gt;Iris versicolor&lt;br/&gt;Lymsimachia thyrsiflora&lt;br/&gt;Lysimachia nummularia&lt;br/&gt;Lythrum salicaria&lt;br/&gt;Mentha aquatica&lt;br/&gt;Menyathes trifoliata&lt;br/&gt;Mimulus in sarten&lt;br/&gt;Myosotis palustris&lt;br/&gt;Myriophyllum verticillatum&lt;br/&gt;Nuphar lutea&lt;br/&gt;Nymphoides peltata&lt;br/&gt;Petasites officinalis&lt;br/&gt;Phragmites communis&lt;br/&gt;Pontederia cordata &lt;br/&gt;Ranunculus aqualitis&lt;br/&gt;Ranunculus lingua&lt;br/&gt;Sagittaria sagittifolia&lt;br/&gt;Scirpus lacustris&lt;br/&gt;Scirpus tabern&lt;br/&gt;Sparganium simplex&lt;br/&gt;Stratiotes abides&lt;br/&gt;Trollius europaeus&lt;br/&gt;Typha latifolia&lt;br/&gt;Typha minima&lt;br/&gt;Utricularia vulgaris &lt;br/&gt;Veronica beccabunga&lt;br/&gt;Yuncus ensifoliw&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROF.DR.H.ÇELEM&lt;br/&gt;PROF.DR.M.ARSLAN&lt;br/&gt;ARAŞ.GÖR.TÜLAY CENGİZ&lt;br/&gt;ARAŞ.GÖR.TUĞBA KİPER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYANLAR:&lt;br/&gt;00110621 ALMILA NUR YAVRU&lt;br/&gt;00110624 DUYGU ALPONAT&lt;br/&gt;00110645 EVR</description></item><item><title>KARATİNOİD RENK PİGMENTLERİ VE ÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karatinoid-renk-pigmentleri-ve-onemi-454337.html</link><description></description></item><item><title>ÇİÇEKLİ VE ÇİÇEKSİZ BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cicekli-ve-ciceksiz-bitkiler-359400.html</link><description>ÇİÇEKLİ VE ÇİÇEKSİZ BİTKİLER NERDE YETİŞİR&lt;br/&gt;Tozlaşma ve Döllenme&lt;br/&gt;Örnekler &lt;br/&gt;Bitkiler yeryüzünde yaşamın anahtarıdır. Bitkiler olmasaydı pek çok canlı organizma yaşamını sürdüremezdi; çünkü üstün yapılı yaratıklar, yaşam biçimleriyle, besinlerini doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden sağlarlar. Oysa pek çok bitki, gerekli besinlerini güneş ışığından yararlanarak kendisi üretmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Bitkiler 2 temel öbekte (altşube) toplanır;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     1. KAPALI TOHUMLULAR (Çiçekli Bitkiler-Angiospermae)&lt;br/&gt;     2. AÇIK TOHUMLULAR (Çiçeksiz Bitkiler-Gymnospermae)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Kapalı tohumlular gerçek çiçek üretirler ve sayıları 250 milyona yakın türden oluşan bir bitkiler alemidirler... Meşe, kayın, gürgen, karağaç gibi yapraklı ağaçlar bu gruba dahildir... &lt;br/&gt;     Açık tohumlular ise çiçeksiz bitkiler olarak anılırlar ve bu bitkilerde geniş bir canlılar topluluğudur. Çam, Göknar, Sedir, Ladin gibi kozalaklı ağaçlar, Sikaslar, Ginko gibi türler bu gruba dahildir... &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Çiçekli bitkilere örnek;&lt;br/&gt;At kestanesi  &lt;br/&gt;Çiçeksiz bitkilere örnek;&lt;br/&gt;Bataklık Servisi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil ve yapı bakımından benzer olan aynı görevleri yapan hücrelerin meydana getirdiği topluluğa doku denir.Dokuları inceleyen bilim dalına Histoloji denir.&lt;br/&gt;            Dokular ikiye ayrılır:&lt;br/&gt;            1.Bitkisel dokular&lt;br/&gt;            2.Hayvansal dokular&lt;br/&gt;Şekil ve yapı bakımından benzer olan aynı görevleri yapan hücrelerin meydana getirdiği topluluğa doku denir.Dokuları inceleyen bilim dalına Histoloji denir.&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;Bitkisel dokuların sınıflandırılması&lt;br/&gt;BİTKİSEL DOKULAR (İkiye ayrılır)  &lt;br/&gt;Sürgen (Meristem) Doku:&lt;br/&gt;Bitkilerde bölünme yeteneği sürekli olan dokudur. Sürekli bölünerek değişmez dokuları oluşturur.Bu doku bitkinin uzamasını ve kalınlaşmasını sağlar.&lt;br/&gt;1.Birincil Meristem :               &lt;br/&gt;            Kök gövde ve dal uçlarında bulunur.Boyuna büyümeyi sağlar.&lt;br/&gt;2.İkincil meristem(Kambiyum) :      &lt;br/&gt;            Bu doku değişmez doku hücrelerinin bölünme yeteneği kazanmasıyla gelişir. Bitkinin enine kalınlaşmasını sağlar.&lt;br/&gt;Değişmez dokular:&lt;br/&gt;            Birincil ve ikincil meristem doku hücrelerinin gelişme ve farklılaşmasından oluşur. Değişmez dokuları meydana getiren hücreler, bölünebilme özelliğini kaybeder.&lt;br/&gt;            Değişmez dokular yapı ve görevlerine göre gruplandırılır:&lt;br/&gt;           1.Parankima dokusu:&lt;br/&gt;            Bitkilerdeki diğer doku ve organların arasını doldurur. İşlevlerine göre özümleme parankiması, havalandırma parankiması ve depo parankiması olarak üç gruba ayrılır.&lt;br/&gt;            2.Koruyucu doku :&lt;br/&gt;            Bitkilerde kök , gövde ve meyvelerin üzerini örter. Hücre çeperi kalındır. İki gruba ayrılır.&lt;br/&gt;            a-Epidermis:&lt;br/&gt;            Bitkinin genç bölgelerinin ve yapraklarının üzerini örten tek tabakalı bir dokudur.Üzerinde kutikula tabakası vardır.Bu tabaka kurak bölge bitkilerinde su kaybını önler.Epidremis hücreleri faklılaşarak tüyleri ve stomaları oluşturur.&lt;br/&gt;            Stomalar yaprağın alt yüzeyinde bulunur. Bitkinin gaz alışverişini ve terleme yoluyla yapısındaki su miktarını düzenler.&lt;br/&gt;            b-Periderm&lt;br/&gt;            Çok yıllık bitkilerde kök ve gövdenin üzerini örter.Peridermde epidermisdeki stomaların yerini kovucuk(lentisel) alır.&lt;br/&gt;            3. İletim dokusu: &lt;br/&gt;            Bitkilerde madde taşınmasını gerçekleştirir. İletim dokusu ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;            a-Odun borusu (ksilem):&lt;br/&gt;            Oluştuktan sonra hücreleri canlılığını kaybeder.Bu borular kökten yaprağa doğru su ve madensel tuzları taşır.&lt;br/&gt;            b-Soymuk boruları(floem):&lt;br/&gt;            Canlı hücrelerden oluşmuştur.Soymuk borusu fotosentezle üretilen besinlerin köke doğru iletimini sağlar.&lt;br/&gt;            4.Destek doku:&lt;br/&gt;            Bitkinin yapısının korunmasını sağlar. Çok yıllık bitkilerde gövdeyi dayanıklı duruma getirir.Bir yıllık bitkilerde destek doku bulunmaz.destek doku iki çeşittir.&lt;br/&gt;            a-Pek doku:&lt;br/&gt;            Büyümekte olan genç bitkilerde yer alan canlı bir dokudur,hücre çeperi kalındır. &lt;br/&gt;            b-Sert doku&lt;br/&gt;            Sitoplazma ve çekirdekleri yoktur. Yuvarlak ve köşeli hücrelerine &quot;t</description></item><item><title>POSTHARVEST STUDIES ON SOME IMPORTANT FLOWER CROPS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?postharvest-studies-on-some-important-flower-crops-455774.html</link><description>POSTHARVEST STUDIES ON SOME&lt;br/&gt;IMPORTANT FLOWEREVIEW OF LITERATURE 10&lt;br/&gt;Table 1. Area of land cultivated with cut flowers (ha).&lt;br/&gt;* Cut flowers and pot plants.&lt;br/&gt;** Cut flowers and foliage.&lt;br/&gt;# Area under glass.&lt;br/&gt;Sources&lt;br/&gt;1-AIPH (2003): International statistixcs flower and plants. Vol.51&lt;br/&gt;2- Colombia Flower Council (2002): ASOCOLFLORES ensures the competitiveness of columbian flowers on&lt;br/&gt;international markets. greenbusiness 2002/ 3. pp.14.&lt;br/&gt;3- Ernesto, V. (2001): Ecuador standing in the gap. FloraCulture International 2001, April. pp. 14.&lt;br/&gt;4- Debbie, H. (2001): Snaoshot of French horticulture. FloraCulture International 2001,June. pp.14.&lt;br/&gt;5- Bill, H. (2001): South Korea&amp;#8482;s leading flower importer: Tes&amp;#8482;e International. FloraCulture International 2001,&lt;br/&gt;August. pp.26-28.&lt;br/&gt;6- Martin, van K. (2001): Brazil, More structure for the horticultural sector. FloraCulture International 2001,&lt;br/&gt;December. pp. 32-34.&lt;br/&gt;7- Martin, van K. (2002): France a diverse industry. FloraCulture International 2002, April. pp. 6.&lt;br/&gt;8- Marie-Francoise, P. (2002): Booming floriculture in Africa. FloraCulture International 2002, June. pp. 16-21.&lt;br/&gt;9- Marta, P. (2003): Ecuador, Floriculture still growing strong. FloraCulture International. 2003, March. pp 7.&lt;br/&gt;10- Marta, P. (2003): Proflora: Colombia on stage. FloraCulture International 2003, July. pp.34.&lt;br/&gt;11- Debbie, H (2003): Germany ornamental production. FloraCulture International 2003, December. pp. 14-15.&lt;br/&gt;12- China Flower Association, Beijing, October 2002&lt;br/&gt;13- Miguel costa, J. (2003): Small-scale units limit growth in China. FlowerTech. 2003, vol.6, 3.pp. 18-20.&lt;br/&gt;Years 2000 2001 2002&lt;br/&gt;Country&lt;br/&gt;US* 23621 1 25290 1&lt;br/&gt;Ecuador 2800 3 3155 1 3242 9&lt;br/&gt;Netherland ** 8474 1 8224 1 8508 1&lt;br/&gt;Colombia 4200 3 4900 2 5906 1, 10&lt;br/&gt;Italy 7137 1&lt;br/&gt;Germany 5128 1 7056 11&lt;br/&gt;Korea 3375 1 5000 5&lt;br/&gt;France # 2270 7 6200 4&lt;br/&gt;UK 6452 1 5960 1&lt;br/&gt;Brazil 4500 6&lt;br/&gt;China 13.063 12 11000 13&lt;br/&gt;South Africa 1900 8&lt;br/&gt;Kenya 2180 8&lt;br/&gt;Zimbabwi 1150 8&lt;br/&gt;Japan 9093 1 (Year 1998)&lt;br/&gt;Thailand 7200 1 (Year</description></item><item><title>EKONOMİK ÖNEMİ OLAN BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekonomik-onemi-olan-bitkiler-397458.html</link><description>EKONOMİK ÖNEMİ OLAN BİTKİLER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Ülke florasının zenginliği, bitkilerin çeşitli amaçlarla kullanımı yönünden önemli bir kaynaktır. Türkiye florasındaki birçok bitki çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Yararlanılan bitkiler; tarla bitkileri (buğdaygiller ve baklagil bitkileri, endüstri bitkileri ve yem bitkileri), bahçe bitkileri (sebzeler, meyveler ve süs bitkileri), tıbbi ve kokulu bitkiler, orman bitki türleri  şeklinde sınıflandırılmaktadır. Tarımsal üretimi yapılan bu bitkilerden birçoğunun yabani ve geçiş formları da gen kaynağı olarak ülkemizde bulunmaktadır.  Özellikle gen merkezinin Anadolu ve çevresi olduğu düşünülen bazı bitkiler, Karacadağda da yetişmektedir. Karacadağda yetişen bu bitkiler genel olarak buğdaygil, baklagil, süs, sebze ve meyva olarak kullanılan bitkiler şeklinde listelenmiştir.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;6.1. BUĞDAYGİL (Gramineae) BİTKİLERİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Gramineae (buğdaygiller) familyasından ekonomik öneme sahip ve gelecekte tahıl bitkileri için önemli bir gen kaynağı potansiyeli durumunda olan bitkilerdir. Bunlar kültürü yapılan  bazı tahıl bitkilerinin yabani akrabalarıdır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a. Triticum (buğday) türleri: T. dicoccoides, T. baeticum ve T. monococcum.&lt;br/&gt;b. Hordeum (arpa) türleri: H. spontaneum ve diğer Hordeum türleri. &lt;br/&gt;c. Aegilops türleri: A. speltoides ve diğer Aegilops türleri.&lt;br/&gt;d. Oryza sativa (pirinç): Karacadağın sulanabilen kesimlerinde yaygın kültürü yapılır. &lt;br/&gt;Karacadağ pirinci olarak adlandırılan ve yörede tercih edilerek kullanılan bir kültür çeşididir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;6.2. BAKLAGİL (Leguminosae) BİTKİLERİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Leguminosae (baklagiller) familyasından ekonomik öneme sahip birçok bitki türü yetişmektedir. Bitki çeşitliliğinin önemli bir bölümünü oluşturan ve birçoğu gelecekte doğal meraların iyileştirilmesinde kullanılabilecek önemli bitki türleridir. Aynı zamanda kültürü yapılan baklagil bitkilerinin yabani akrabalarıdırlar. Bu nedenle genetik çeşitlilik açısından korunması gerekli bitki grubudur. Bu çalışmada, Leguminosae familyasından Karacadağda</description></item><item><title>YEŞİL DUVAR VEYA ÇİT BİTKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yesil-duvar-veya-cit-bitkileri-363262.html</link><description>YEŞİL DUVAR VEYA ÇİT BİTKİLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KURT BAĞRI (Ligustrum):&lt;br/&gt;Süs bahçelerinde çokça kullanılan bir bitkidir. Makaslamaya geldiğinden çit bitkisi olarak kullanılır. Çok çabuk büyük. Yerden itibaren dallanır. Yapraklarını dökmez. Muntazam budandığı takdirde güzel bir duvar şeklini alır. Ortalama olarak 1,5-2 metre kadar yükselir. Yaprakları oval şeklindedir. Çiçekleri beyaz renkte olur, fakat makbul değildir.&lt;br/&gt;Çit bitkisi olarak yolların ve bahçelerin kenarlarına dikildiği gibi tek ve gruplar halinde ormancılar arasında da karıştırılır.&lt;br/&gt;Çeşitleri:&lt;br/&gt;L. Lucidum: Yaprakları iri ve parlaktır. Yaz ve kış dökülmez. Sürgünleri gayet kuvvetli ve düzgün boylanır. Anaç olarak kullanılır. Buna Japon Ligustrumu da denir. Tohumla üretilir.&lt;br/&gt;L. Compactum: Yeşil çit bitkisidir. Yapraklarını yaz ve kış dökmez. Büyümesi gayet çabuktur. L. Ovalifolium çeşidi de buna benzer.&lt;br/&gt;L. Vulgare: Kışları sert geçen yerlerde yapraklarını dökerse de diğer yerlerde pek dökmez. En çok kullanılan bir çeşittir. Çok çabuk gelişir, büyümesi gayet muntazamdır. Bol çiçek açar. Bunlardan başka, alaca yapraklı ve ufak yapraklı ligustrum çeşitleri de vardır.&lt;br/&gt;Toprağı:&lt;br/&gt;Toprak hususunda istekli değildir. Hemen, hemen her çeşit toprakta yetişebilir. Çoğunlukla kumsal ve bol gübreli topraklarda sık sık sulandığında çok güzel yetişmektedir.&lt;br/&gt;Üremesi:&lt;br/&gt;Ligustrum çelik ve aşı ile üretilir.&lt;br/&gt;Çelikle Üretme: Kasım-Aralık aylarında odunlaşmış dallarından alınan 15-25 cm boyundaki çelikler demet haline getirilerek kum içerisinde katlamaya tabi tutulur. Çelikleri kesmeden evvel yaprakları temizlemelidir. İlkbahara kadar burada kalan çelikler mühre bağladıklarında Mart-Nisan aylarında köklendirme tavalarına 10 cm aralıkla dikilir. Yaz aylarında gayet bol olarak sulanır, sulama ile birlikte 15-20 günde bir şerbet verilirse daha çabuk büyür. Sonbaharda satışa arzedilir.&lt;br/&gt;Aşı İle Üretme: Alaca yapraklı ve ufak yapraklı ligustrumlar Mart-Nisan aylarında anaç olarak seçilen L. Lucidum (Japon ligustrumu) üzerine istenilen yükseklikten aşılanır. aşı çeşidi dilcikli İngiliz aşısı veya diğer kalem aşılarından biridir. Bu suretle bahçelerde çok kullanılan taçlı Ligustrum elde edilmiş olur. Aşı sırasında anacın üzerindeki yaprakları temizlemek lazımdır.&lt;br/&gt;Japon ligustrumu çelikle üretilmez. Çünkü alınan çelikleri köklenme kabiliyetinde değildir. Bunun için tohumla üretilir. Tohumları İlkbaharda tohum tavalarına çizgi usulü ekilir. Meydana gelen fidanlar aşı parsellerine 0,75-1 metre aralıkla dikilir.&lt;br/&gt;TAVŞAN KULAĞI (Sansevleria)&lt;br/&gt;Evlerin süslenmesinde kullanılan gösterişli bir saksı çiçeğidir. Dayanıklı olup her yerde yetişir. Soğuklardan korkar. Yaprakları uzun olup, çeşitlerine göre beyaz ve sarımtrak alacalıdır.&lt;br/&gt;Toprağı:&lt;br/&gt;1/4 funda toprağı, 1/4 elenmiş koyun gübresi, 1/8 killi toprak ve 1/8 dere kumunun karışmasından meydana gelen toprakları sever.&lt;br/&gt;Üremesi:&lt;br/&gt;Sansiverya kökten çıkan piçleri ayırmakla ve yaprak çeliği ile üretilir.&lt;br/&gt;Kökten ayırmak için saksıdan sökülür. Sürgünler köklü bir şekilde anadan ayrılarak trite sasılara dikilir.&lt;br/&gt;Bu iş seralarda her zaman, evlerde Temmuz-Ağustos ayları içerisinde yapılır.&lt;br/&gt;Yaprak Çeliği İle Üretilmesi:&lt;br/&gt;Sansiverya&quot;dan çelik Temmuz-Ağustos ayları içerisinde alınır. Bunun için yaprak, şekilde görüldüğü üzere kesilir. Kesilen bu yaprak köklendirilmek üzere fincan saksılardaki ince dere kumuna dikilir. Kumun içine, yapraktaki çürümeyi önlemek i</description></item><item><title>BİTKİLERDE GÖVDE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-govde-442483.html</link><description>Bitkilerde Gövde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gövde; bitkilerin,özellikle de ağaçların toprak üstünde kalan ve dalların başlangıç yerlerine kadar uzanan ana eksenidir.Bütün üstün yapılı bitkiler kök,gövde,yaprak ve çiçek gibi dört temel bölümden oluşmakla birlikte,gövde; dal,yaprak,çiçek ve meyveleri taşıyan organdır.&lt;br/&gt;            Gövde embriyonun &quot;harlı tüy&quot; denilen bölgesindeki sürgen doku hücrelerinin büyümesi ve gelişmesiyle oluşur.Embriyodan başlayarak bölünme özelliğini koruyan birincil sürgen dokunun verdiği dokuların tümü,gövdenin birincil yapısını oluşturur.İkincil sürgen dokunun verdiği dokuların tümü de gövdenin ikincil yapısını oluşturur.Gövdenin iç yapısında bitkiyi dik tutan sağlam lifler ve odun doku ile soymuk dokudan oluşan iletim doku sistemi bulunur.Odun dokunun damarları köklerin topraktan emdiği suyu yapraklara iletir.Yapraklarda üretilen besin maddeleri de soymuk doku aracılığıyla köklere ve bitkinin öbür bölümlerine taşınır.Gövdenin ilk ya da temel yapısı (bulunduğumuz iklimde genellikle ilk yaşında) genç kısmında görülen yapıdır.Bu yapıda şu kısımlar göze çarpar: gözenekleriyle birlikte üst deri,klorofilli kabuk ya da kabuk parankiması,kimi bitkilerde (bir çenekliler) bulunmayan iç deri,çevreteker,öz odunu ve odun soymuk borularından oluşan merkez silindir.Fakat bu sonuncular kökte birbirinden ayrı ve almaşık dizili oldukları halde gövdede ve yapraklarda sırt sırta yer alır ve ikişer ikişer soymuk demetlerini oluştururlar.&lt;br/&gt;            Gövde üstün yapılı bitkilerde dört bölümden oluşur.Yaprakta olduğu gibi gövdenin etrafında da kütinli hücrelerden meydana gelmiş gözenekli bir üst deri,sonra da kabuk adı verilen,yuvarlak hücreler içeren kollenkima ile altında destek dokuyu meydana getiren yoğun ve odun özü taşıyan hücreler içeren sklerankima. Kabuğun altında çoğunlukla dairesel şekilde dizilmiş iletim dokusu demetleri yer alır; dışta kalbur borular (veya soymuk borular) içte odun borular olmak üzere iki bölümü vardır.Kalbur borular uç uca eklenmiş uzun ve kutuplarındaki çeperlerinde bir hücreden diğerine öz suyunun geçmesini sağlayan çok sayıda gözenek bulunan hücre dizilerinden meydana gelmiştir.&lt;br/&gt;           Kalbur borulara eşlik eden odun borularda uzun kanallar halindedir.Ancak hücre çeperlerinde odunözü değişik kalınlaşmalar gösterir;bu nedenle odun boruların görünüşü de değişik olur: halkasal (halkalı damarlar),(sarmal damarlar),yatay bantlar (çizgili damarlar),çeperlerinde noktalanmalar bulunan tabakalar (noktalı damarlar) halinde.Odun dokuyu oluşturan odun borular topraktan emilen suyu ve mineral tuzları içeren ham besin suyu iletir.Soymuk boruyu oluşturan kalbur borularsa, büyük oranda yapraklardan gelen organik ve besleyici maddelerce zengin ongun besin suyunu taşır.Her bir kalbur boru hücresi daha dar,daha ince zarlı ve uç gözeneklerden yoksun bir arkadaş hücreye yapışıktır.Bu hücreler ongun besin suyunun dolaşımında görev alır.Gövdenin ortasında geniş hücrelerden oluşan bir özek yer alır.&lt;br/&gt;           İki çenekli çok yıllık bitkilerde bir yıldan yaşlı kısımlarda ayrıca bir takım ikincil oluşumlar ortaya çıkar: mantar,felloderm;ikincil soymuk;ikincik odun onlar kökte de aynıdır.Bu iki organ (kök ve gövde) yaşlandıkça daha çok birbirine benzer.&lt;br/&gt;           Bir ağaçta,ikincil odunda,artık özsuyu iletimine yaramayan eski ve sert bir orta kısım (öz odunu) ile ham besin suyu ileten yeni ve yumuşak bir çevresel kısım bulunur.İlkbahar odunuyla yaz odunu da birbirinden ayrıdır; birincisinde damarlar ikincisinde daha geniş ve dolayısıyla daha açık renklidir.Öz katmanı öz suyu taşır.&lt;br/&gt;           Bir ağacın gövdesinden enine bir kesit alındığında odun ve kabuk bölümleri kolaylıkla ayırt edilebilir; kabuk,odundan daha koyu renklidir.Odun dış bölümünü açık renkli diri odun katmanı,iç bölümünü ise koyu renkli bölgelerle farklılaşan özodun katmanı oluşturur.Özellikle ılıman iklim ağaçlarında gövdenin en önemli özelliği,odun bölümlerinde yıllık halka ya da büyüme halkası adı verilen iç içe girmiş halkaların bulunmasıdır;ağaçların yaşı bu yıllık</description></item><item><title>AKASYALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?akasyalar-387802.html</link><description>AKASYALAR                                                                                                 17,12,2001&lt;br/&gt;    Mımosaceae   famılyasına ait  akasyalar çokça ağaç,az olarak da ağaççık ya da boylu veya bodur çalı durumunda bulunurlar. Yapraklarını kışın dökenleri bulunduğu gibi ,kış-yaz yeşil olanları da vardır. Dikenleri bulunur ya da bulunmaz,yaprakları çokça bileşik tüysü yaprak durumunda olup birçok yaprakçıktan kuruludur. Bazen tüysü yaprak yerine ince ve uzun flokladlar görülür. Yaprak sapları uzunca olup çoğunlukla genişlemiş durumdadır. Yaprak dizilişi almaçlıdır. Kulakçık çoğunlukla dikene değişmiştir. Çiçekler güzel kokulu olup sarı renkte ve küçüktür. Örtü yaprakları çanak ve taç olarak ayrılmıştır ve dörder parçalıdır. Ercikleri çok sayıdadır. İpçikleri uzundur. Çiçekler başçık ya da başak kuruluşunda toplu durumda bulunur. Meyve bakla durumundadır.(1)&lt;br/&gt;    Dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde bulunurlar. Tersiyer devrinde Orta Avrupa&quot;da da yerli olarak bulunmakta iken bugün daha dar bölgelere yayılmış bulunmaktadır. Özellikle Avustralya&quot;da, Afrika&quot;da Sudan&quot;da ve güney bölgelerinde, Orta Amerika&quot;da, Asya&quot;nın tropik bölgelerinde yetişen türleri vardır.(1)&lt;br/&gt;   Akasya ağacının ilk yaşadığı yer Karolin ve Virjinya sınırları dahilinde &quot;galleghanv&quot; dağlarıdır. Bu ağacı Avrupa&quot;ya ilk tanıtan kişi &quot;Jan Ruben&quot;dir.(2)&lt;br/&gt;   Akasya ağacı Türkiye&quot;ye 1850 tarihinde gelmiş ve ilk geldiği yer de Ege bölgesi olmuştur. O yıllarda akasyaya karşı alaka gösterilmemiş olmasından çoğalamamıştır. Bursa Ziraat Mektebi ile İstanbul Halkalı Ziraat Mekteplerinin açıldığı yıldan sonraki senelerde mektep idaresinin Avrupa&quot;dan getirttiği diğer ağaç tohumları ile birlikte akasya tohumları da getirilmiş ve o tarihten sonra Bursa ve İstanbul bölgesinde çoğalmasına ve daha sonraları da İzmir, Adana, Edirne, Erzincan,Çorum,Konya, Kastamonu illerimizde açılan ziraat okulları ile bu ağacın çoğalmasına yardım edilmiş. Zaman geçtikçe tohumu ve fidanı vilayetten kazalara hatta köyl</description></item><item><title>HAŞERE MÜCADELESİ İLAÇLAMA HİZMETLERİNDE MODERN TEKNOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hasere-mucadelesi-ilaclama-hizmetlerinde-modern-teknoloji-438489.html</link><description>HAŞERE MÜCADELESİ: İLAÇLAMA HİZMETLERİNDE MODERN TEKNOLOJİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; (ÖNSÖZ)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;öceklerin pek çoğu insana yararlıdır. Bununla birlikte bazı böcekler insana, ya da evcil hayvanlara bulaşan hastalıklar yararlar. Kimileri de ürünlere zarar verirler. Bütün bu böcekleri denetim altına almak amacıyla böcekleri zehirleyen ve böcek öldürücü adı verilen kimyasal maddeler ya da ilaçlar kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Türkiyede vektör(Haşere)kontrolüne verilen önemin yetersiz olması&lt;br/&gt;-Mevcut uygulamaların bilinçsizce yapılması,&lt;br/&gt;-Yanlış insektisit(haşere ilacı)seçimi,&lt;br/&gt;-Yanlış araç ve gereç kullanılması,&lt;br/&gt;-İlaçlamanın bu konuda uzman olmayan kişilerin eline bırakılması,&lt;br/&gt;-İlaçlama zamanının,vektörlerin yaşam şekilleri ve metebolizmalarının bilinmemesi,&lt;br/&gt;-İnsektisitlerin insan ve hayvan sağlığına etkilerinin ön planda tutulmaması,&lt;br/&gt;-İlaçlama ile meydana gelebilecek çevre kirlenmesine dikkat edilmemesi,&lt;br/&gt;-Gıda maddeleri ve gıda hazırlanmasında kullanılan araç ve gereçlere ilaç bulaşması,&lt;br/&gt;-Vektörlerin taşıdıgı mikropların ve insanlara verdiği büyük zararların doğuracagı tehlikelerin düşünülmemesi,&lt;br/&gt;ve sayabileceğimiz pek çok etmenin &lt;br/&gt;Halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından önemsenmemesinden doğan maddi ve manevi zararların büyüklügü bize bu yayını hazırlatmıştır.insanlarımıza bu konuda bilgi vermek ve rehber olmak esas amacımızı teşkil etmektedir.Yukarıda sıralanan olumsuz etmenlerin ortadan kaldırılması için,Vektör kontrolu konusunda bilimsel çalışmalar yaparak ,yeni Vektör kontrol programı oluşturduk.Hedefimiz vektör kontrolüne etkin ve kesin çözüm getirmektir&lt;br/&gt;AMACIMIZ !..&lt;br/&gt;Bu işi bilgi, teknik kadro ve deneyimli elemanlarla yaparak sonuca daha kısa zamanda, en önemlisi ekonomik olarak ulaşmaktır.&lt;br/&gt;Çevre sağlığında  ilaçlama konusun da hizmet veren firma olarak kurumunuzun problemlerini yakından bilmektedir. Yapılan mücadelenin başarıya ulaşması için  yapılacak uygulamanın önemini ana hatlarıyla izah etmeye çalışacağız.&lt;br/&gt;Taktir ettiğiniz üzere sadece ilaç kullanmak yeterli değildir. Yaşadığımız çevreye ve ortama azami özen göstermemiz gerekli.&lt;br/&gt;Vektörler hastalık yapan mikroorganizmaları insana taşıyan, bunları insan vücuduna sokan ve insanların yaşadıkları yerleri yaşanmaz hale getiren eklem bacaklı haşerelerdir. Hamamböceği, sivrisinek, karasinek, tahta kurusu, pire, bit kene ve kurtlardır. Kemiriciler arasında sıçan ve fareler sayılabilir.Vektörler ile bulaşan hastalıkların sayısı ve çeşidi pek çoktur. Bunların insan sağlığına yapacakları zararı başka hiçbir canlı yapamaz. İnsanların barındıkları her yerde kendilerine uyan koşullar bulur ve yaşarlar.&lt;br/&gt;Gelişmekte olan ülkelerde toplum sağlığının en büyük tehdit unsurudurlar .Birçok salgın hastalıkları da beraberlerinde taşır ve yayarlar. Bunların en korkuncu SITMA, HİV virüsleridir sivrisineklerle ve karasineklerle taşındığı da kanıtlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ZARARLI MÜCADELESİNDE BAŞARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zararlılarla yapılacak olan bir savaşımın etkinliği ve başarı değeri, aşağıda dikkat çekilen unsurlardan ne kadar fazlasını içerdiği ile doğru orantılı olarak ölçülebilir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Zararlı savaşımının sosyal, ekonomik ve sağlık açısından öneminin bilinmesi ve anlatılması gereklidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Hedef zararlıların  biyolojisi, çoğaldığı ve aktif hale geçtiği mevsimler, ürediği ve saklandığı ortamlar bilinmelidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Zararlı savaşımını başlatmak ve sürdürmek için  eğitimli ve deneyimli personeller tercih edilmeli , onların gözetim ve önerileri doğrultusunda işlemler yapılmalıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Beslenme ve üreme kaynaklarının ortadan kaldırılması yolunda idari tedbirler alınarak, işletme ile entegre bir şekilde zararlılarla savaşılmalı, sadece kimyasal savaşıma yönelmemelidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sadece ergin zararlılarla değil, aynı zamanda larvalarla da savaşım yapılmalıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kimyasal savaşımda kullanılacak ilaçların, T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından bu konuya yönelik olarak ruhsatlandırılmış olduğundan emin olunmalıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Zararlılarla savaşımda, larva ve erginler için farklı ilaçlar kullanılmasına, direnç gelişimini önlemek açısından farklı gruplardan ürünlerin tercih edilmesine önem verilmelidir.</description></item><item><title>BİTKİSEL HORMONLAR VE ÜLKEMİZDE KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkisel-hormonlar-ve-ulkemizde-kullanimi-368992.html</link><description>Bitkisel Hormonlar ve Ülkemizde Kullanımı &lt;br/&gt;İnsan nüfusunun hızla artış gösterdiği günümüzde tarım ürünlerini de hızla arttırmak ve verimliliği yükseltmek bir hedef olmuştur. &lt;br/&gt;Hormonlar; 2 kapsam içinde ele alınmalıdır, bitkisel ve hayvansal hormonlar. Son yıllarda &quot;Bitki Hormonu&quot; ile &quot;Bitki Büyüme Düzenleyicileri&quot; kavramları birbiriyle karıştırılmakta ve çoğu kez aynı anlamda kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&quot;Bitki Hormonu&quot;, doğal olarak bitki bünyesinde sentezlenen, büyüme ile buna bağlı diğer fizyolojik olayları kontrol eden, oluştukları yerden bitkilerin diğer kısımlarına taşınabilen ve çok düşük konsantrasyonlarda bile etkisini gösterebilen organik maddeleri tanımlamaktadır.&lt;br/&gt;&quot;Bitki Büyüme Düzenleyicileri&quot; ya da &quot;Büyümeyi Düzenleyici Maddeler&quot; terimleri ise yukarıda sözü edilen doğal bitki hormonlarının yanı sıra, son yıllarda sayıları giderek artan ve sentetik olarak elde edilebilen, bitki büyüme ve gelişmesi üzerine etkili diğer kimyasal maddeleri de kapsamına almaktadır. Yani her &quot;Bitki Hormonu&quot; bir &quot;Büyümeyi Düzenleyici Madde&quot; olduğu halde, her &quot;Büyümeyi Düzenleyici Madde&quot; bitki hormonu değildir.&lt;br/&gt;Bitki bünyesinde doğal olarak var olan bitkisel hormonlar 5 gruba ayrılmaktadır.&lt;br/&gt;1.Oksinler&lt;br/&gt;Bitkilerden izole edilen ilk hormon grubunu oluşturan ve büyümeyi uyarıcı (promotör, stimülatör) özellikler taşıyan oksinler, özellikle hücre bölünmesi ile genişlemesi üzerine etkilidirler. Bitki bünyesinde bulunan oksin&quot;in, Indol-3-Asetik Asit (IAA) olduğu 1935 yılında saptanmıştır. Oksinlerin en önemli işlevlerinden birisi de çeliklerde köklenmenin uyarılmasıdır.&lt;br/&gt;2.sitokininler&lt;br/&gt;Miller ve Skoog adlı araştırıcılar tarafından 1955 yılında DNA&quot;dan analiz yoluyla elde edilen ve Kinetin ya da Adenin olarak adlandırılan (6- furfurilamino purin ya da 6-furfuril Adenin) sitokininler, hücre bölünmesini uyarıcı hormonlardır. Daha sonra elde edilen, biyolojik ve kimyasal yapıları ile etkileri itibariyle büyük ölçüde Kinetin&quot;e benzeyen büyümeyi düzenleyiciler, sitokininler olarak nitelendirilmiştir&lt;br/&gt;3.Gibberellinler&lt;br/&gt;Uzama hormonu olarak bilinen gibberellinler&quot;in sayısı günümüzde 50&quot;yi aşmıştır. Son yıllarda özellikle GA3, bağcılıkta en yaygın olarak kullanılan bitki hormonu olma özelliğini kazanmıştır.&lt;br/&gt;4.Dorminler (Engelleyiciler)&lt;br/&gt;Bu grup, bitki büyüme ve gelişmesini yavaşlatan, gerileten, hatta engelleyen hormonları kapsamına almaktadır. Bitki bünyesinde bulunan doğal engelleyici Absizik Asit&quot;in (ABA) en önemli işlevleri tepe tomurcuğu hakimiyeti (apikal dominansiye) neden olması, protein ve nükleik asit sentezini durdurmasıdır&lt;br/&gt;5.Etilen&lt;br/&gt;Bitkilerde, yaprak ve meyve dökümünü oluşturma, renk oluşumu ve olgunluğu hızlandırma etkilerinden dolayı, &quot;Olgunlaştırma ya da Yaşlandırma Hormonu&quot; olarak da adlandırılan etilenin (2-Kloroetil fosfonik asit -Ethrel, Ethephon ya da CEPA-) muz ve turunçgillerde belirli ölçülerde kullanım alanı bulmuşlardır.&lt;br/&gt;Bitkilerde doğal olarak bulunan hormonlarla beraber, bitkilerde doğal olarak bulunmasa da hormonların yaptıkları etkilere benzer etkiler gösterebilen, sentetik yolla elde edilebilen farklı kimyasal maddeleri de içeren tüm maddelere &quot;Büyüme Düzenleyici Maddeler&quot; adı verilmektedir. Bitkinin büyüme ve gelişmesinde etkili olabilen maddeler, örneğin aspirin bile büyüme düzenleyici madde olabilmektedir. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta büyüme düzenleyici her maddenin hormon olmayabilmesidir.&lt;br/&gt;Her organda her hormonun etkili olabilmesi için gerekli konsantrasyonlar farklıdır. Her bir hormon diğerlerinden farklı olarak hücre içindeki biyokimyasal olaylara karışarak etkin olurlar. Genel olarak hormonlar bitkide, hücrelerde su geçirgenliği, su ve iyon alımı, protoplazma akıcılığı, solunum, protein sentezi, doku çeperlerinin özellikleri, enzim aktivitesi gibi özelliklerde çok karmaşık olarak gelişen biyokimyasal olaylarda çok düşük konsantrasyonlarda dahi etkili olabilmektedir. Böylece hormonlar bitkide büyüme ve buna bağlı gelişme olaylarını (kök, sürgün, yaprak, çiçek, meyve oluşumu ve gelişimi, olgunlaşma, renk oluşumu,  vb) kontrol etmektedirler. Böylesi fizyolojik olayların oluşumu için mutlak gerekli maddelerdir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkisel hormonlar, bitki bünyesinde doğal olarak oluşmaktadır. Bitkilerde hormonların bulunmadığı bir ortamda, bitki yaşamından söz edilemez. Kısaca kök, sürgün, yaprak oluşumu, çiçeklenme,  meyve oluşumu vb olaylar hormonlar sayesinde meydana gelmektedir. Bitkide doğal olarak üretilen, üstelik eksikliğinde bitkide bir çok olumsuzluklar oluşturabilen, büyüme ve gelişme için z</description></item><item><title>BOTANİK PARK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?botanik-park-385060.html</link><description>BOTANİK PARK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Botanik:Bitkibilim olarak da bilinir,biyolojinin bitkilerle ilgilenen ve bütün bitkisel yaşam biçimlerinin yapısını,özelliklerini ve biyokimyasal süreçlerini inceleyen daldır.&lt;br/&gt;Botanik genellikle dört ana bölüme ayrılır:Morfoloji,fizyoloji,ekoloji ve sistematik botanik.Bitkilerin yapısal özellikleri ve biçimleriyle ilgilenen morfolojinin altbölümleri,hücreyi inceleyen sitoloji ya da hücrebilim,dokuları inceleyen histoloji ya da dokubilim,dokuları organ düzeyinde ele alan bitki anatomisi,yaşam çevrimini inceleyen üreme morfolojisi ve bitkilerin gelişmesini inceleyen morfogenez ya da deneysel morfolojidir.Fizyoloji bitkilerin işlevsel birimleriyle ilgilenir.Ekoloji,bitkilerin yaşadıkları çevreyle karşılıklı ilişki ve etkileşimini konu alır.Sistematik botanik ise bitkilerin tanımlanması,sınıflandırılması ve adlandırılmasıyla ilgilidir.Botaniğin bu temel bölümlerine ek olarak,bakterileri inceleyen bakteriyoloji,mantarları inceleyen mikoloji,algleri inceleyen algoloji ya da fikoloji,karayosunlarını inceleyen briyoloji,eğrelti ve benzeri bitkileri inceleyen pteridoloji,fosil bitkileri inceleyen paleobotani,canlı ya da fosil sporları ve çiçektozlarını inceleyen palinoloji,bitki hastalıklarıyla ilgilenen bitki patolojisi,insana  yararlı bitkilerle ilgilenen ekonomik botanik ile geçmişteki ve bugünkü gelişmemiş toplumların çeşitli amaçlarla kullandıkları bitkileri araştıran etnobotanik gibi uzmanlık dalları gelişmiştir.Öte yandan botaniğin tarım,bahçecilik,ormancılık,eczacılık gibi bilim dallarıyla da yakın ilişkisi vardır.&lt;br/&gt;Aristoteles&quot;in öğrencisi olan ve botaniğin kurucusu olarak kabul edilen Theophrastos&quot;un bitki morfolojisi,sınıflandırması ve bitkilerin doğa tarihiyle ilgili kavramları yüzyıllarca tartışmasız olarak benimsenmiştir.Bu büyük bilginin tahminen 200 kadar botanik incelemesinden yalnızca ikisi,De causis plantarum(Bitkilerin Nedenleri Üstüne) ve De historia plantarum(Bitkiler Tarihi Üstüne) Latince çevirileriyle günümüze ulaşabilmiştir.iS 1. yü</description></item><item><title>BİTKİNİN AZOT BESLENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkinin-azot-beslenmesi-375412.html</link><description>BİTKİNİN AZOT BESLENMESİ&lt;br/&gt;    Sayısız çeşitli araştırmalardan alınan sonuçlarda; asit topraklar üzerinde NO3 gübrelemesinin, NH4 gübrelemesine tercih edilmesi gerekir.(Huppert ve Buchner 1953,Widdowson et al.1967). Bu genel bakışta her bitki çeşidinin değişik N formül üzerine ayrı reaksiyon gösterdiğini de dikkate almak gerekir.Çünkü düşük pH değerlerinde de iyi gelişen birçok bitkiler gelişmelerini yaygın olarak bulunan ve fizyolojik asit etkisi olan NH4 gübrelerine borçludur.&lt;br/&gt;     Asitlenmeye eğilimi olan hafif topraklar ve humuslu kumlu toprakları sık sık amonyum gübresiyle gübrelemede dikkatli olmak gerekir.Bütün nitrat gübreleri CaNO3, NaO3 gibi çok çabuk etki eden N gübreleridir.Kısa bir zaman içinde intensif bir bitki gelişimine erişilmek isteniyorsa nitrat gübreleri böyle durumlarad her zaman kullanılır.Son zamanlarda bitkiye yavaş ve uzun seneler etki eden ve topraktan yıkanmaya karşı dayanıklı olan azot gübresi istihsal edilmeye çalışılmışltır.Krotonaldehyd ve ürenin yoğunlaştırılmasından meydana gelen bir madde olan &quot;krotonylidendiharnstoff&quot; bu madde istenilen özelliğe sahiptir.buan benzeyen gubre çeşidi ticarette &quot;floranid&quot; olarak bulunur.&lt;br/&gt;    Tarımda olduğu gibi orman gubrelemesinde de amonyum nitrat gübrelerinin önemi büyüktür.Bunlar NH4-N&quot;i ve hem de NO3-N&quot;i ihtiva ederler.Bunlaradn birinci sırada kireçli amonyum nitrat(CaCO3-NH4NO3) gelir.&lt;br/&gt;    Her iki N formunun elverişli olanlarının beraber bulunması ve bu gübrenin yüksek miktarda kireç ihtiva etmesi etmesi nedeniyle ormancılığın standart gübresi olarak geçerlidir.Amonyum  sülfat ile beraberinde bol bulunan azotlu gübre (NH4)2SO4+Na2B4O7) don tehlikesi olan yetişme muhitlerinin gübrelenmesinde tercih edilir.Çünkü yeterli bor  beslenmesiyle bitkinin don olaylarına datyanıklılığı (resistenzi) artar.&lt;br/&gt;    Bileşiminde Cu bulunan azotlu magnezyum sülfat gübresi fakir kumlu toprakların ve aynı zamanda bileşmindeki Cu nedeniyle de turbalık toprakların gübrelenmesinde kullanılır.Yine bu gübrenin ihtiva ettiği Cu ve Mg den dolayı yaban hayvanlarının otlatıldığı alanların gübrekenmesinde kullanılmasının büyük önemi vardır.(NH4NO3+(NH4)2SO4+MgSO4+Bakırtuzu).&lt;br/&gt;    Bütün azotlu gübreler kolay çözünürler.Bu gübrelerin ihtiva ettiği azot, toprağa verilmesinden hemen sonra çabucak bitki tarafından alınmaya hazır duruma gelir.&lt;br/&gt;   Orman ağaçlarının topraktan azotu almaları, otsu bitkilerin aksine olarak önce mayıs ayı ortalarından başlayarak sonra haziran ortalarına kadar devam eder.Eğer orman topraklarında azot gübrelemesi mayıs ayından önce yapılmayacak olursa hem gübreden bitkinin besin maddesi istifadesi artar ve hem de toprak florasının gelişmesi engellenir.&lt;br/&gt;    Ormanlık alanların gübrelenmesinde amonyak gazı da kullanılır.Buarada amonyak azotu besin maddesi olar4ak orman ağaçlarına daha az hizmet eder.Fakat asıl amaç NH3-N&quot;nun ham humus formunu düzeltmesidir.Azot atomlarının humus maddesinin yapısına dahil olmaları ancak hafif asitten nötrale jadar olan toprak reaksiyonlarında mümkündür.Burada amonyak bir gaz olaerak etki eder ve toprağın pH sını yükseltir.Bu nedenle bi azot kaynağı özelliği yanında toprağın asitliğini nötralize etme etkisine de sahiotir.Ormanlık alanlarının gübrelenmesinde amonyak gazının yanında nitrat ve amonyum gübreleri de kullanır.&lt;br/&gt;    Verilecek N bübresinin nmiktarı her bitki türüne ve toprağın azot durumuna göre ayarlanır.Toprağın azot durumuna; yıkanma durumu, mikroorganizma fal,yeti ve önceki verimi bir ölçü oluşturur.&lt;br/&gt;   Genellikle genç bitkiler proteince zengindirler.Bitkide yaşlanma olayı ile fazla olarak diğer maddeler (karbonhidratlar, selluloslar.nişasta) oluşur.&lt;br/&gt;    Çayırların biçme zamanı için bu durumrun önemei büyüktür.Genç yerşil çayırlık alanlarından, yaşlı alanlara oranlara proteince zengin ve daha kolay hazım edilebilir ot sağlanır.&lt;br/&gt;   Noksan bir azot beslenmesi, bitkinin yekün madde metebolizması üzerine negatif etki eder.Böylece protein teşekkülğ ve enzim komplekslerinin yapımı yani bitkinin tüm gelişimi engellenir.N noksanlığı gösteren bitkiler küçük ve cılız kalırlar.yapraklar solgun, açık sarı ve kırmızımtırak renk tonları gösterirler.Renk değişmesi önce yaşlı yaşlı yapraklardan itibaren başlar ve dökülürler.&lt;br/&gt;    Bitkide yeterli N beslenmesinde;koyu yeşil , sulu ve geniş yüzeyli yapraklar oluşur.Koyu yeşil renk kloroplast sentezlerinin artmasından ileri gelir.N noksanlığı gösteren bitkilerin açık yeşil ve soğuk renklerı ise yeterli olmayan kloroplast  teşekkülünden</description></item><item><title>ZEYTİN ÇİÇEK SAP SOKANI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?zeytin-cicek-sap-sokani-348213.html</link><description>I-ZEYTİN ÇİÇEK SAP SOKANI &lt;br/&gt;(Calocoris trivialis Costa.} (Het.: Miridae )) &lt;br/&gt;1. TANIMI VE YAŞAYIŞI:&lt;br/&gt;Erginler 7-8 mm boyundadır. Genel görünüş; itibarı ile uzunca bir vücut yapışma sahiptir. Renk yeşilimsi olup erkekleri dişilere nazaran daha koyu renklidir. Baş küçük bir üçgen şeklindedir. Antenlerde genellikle sarımsı yeşil renk hakim olmakla beraber segmentleri arasında renk farklılıkları mevcuttur. Kanatlar şeffaf, damarlar gayet barizdir. Karın kısmı ve bacaklar sarımsı yeşil renklidir. Abdomenin uç kısmı erkek ve dişide farklı yapılışta olup, erkeklerde bu sivri bir kısımla son bulduğu halde, dişilerde bir yarık şeklinde görülür. Dişiler erkeklere nazaran daha uzunca bir vücut yapısına sahiptir. Şekil itibariyle bir muzu andıran yumurta açık krem rengindedir. Üzeri düz ve pürüzsüzdür.&lt;br/&gt;Yumurtadan ilk çıkan nimfler yeşil renklidir. İlk dönemlerde hareketlen nisbeten yavaştır. Zaman geçtikçe hareketleri artar ve özellikle son donemde yani 5nci dönemde kanat izleri belirgin hale gelir.&lt;br/&gt;Kışı sürgünlerde açılan yarıklar içinde yumurta halinde geçirir. Havaların ısınmaya başladığı mart sonu-nisan başlarında yumurtalar açılmaya başlar. Çiçek salkımlarının belirgin bir hal aldığı bu dönemde tek tuk bu zararlının nimflerine rastlanır. Çiçek salkımlarının gelişme periyodu içinde zararlı çıkışında da süratli bir artış görülür. Nimf ve ergin dönemleri tamamen zeylinde geçer. Gerek nimf ve gerekse erginler hortumlarını çiçek tomurcuklarına sokarak beslenirler. Nimfler oburca beslenmeleri sonucu gelişmelerini genellikle nisan ayı sonuna kadar bitirirler ve ergin dönemine geçerler. Cinsel olgunluğa ulaşan dişiler çiftleşmeyi müteakip yumurta koyma boruları vasıtasıyla genç sürgünlerin kabuk kısmı üstünde açtıkları yarıklar içine  bırakırlar. Bir ergin dişi elliye yakın yumurta bırakabilir. Bu zararlı yılda bir döl verir.&lt;br/&gt;2. ZARAR ŞEKLİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI&lt;br/&gt;C. trivialis doğrudan doğruya bir çiçek zararlısıdır. Çiçek tomurcuklarının belirmesi ve kabarması ile başlayan zarar çiçeklerin meyve bağlamasına kadar devam eder. Zarar nimf devresinde başlamakla beraber ergin döneminde böcek oburca beslendiği için daha da artar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her iki dönemde de böcek, hortumu vasıtasıyla önce tomurcuğun çanak yaprağını ve daha sonra çiçek iç organlarını emmek suremle beslenir. Çanak yaprağının emilmesi sırasında dairevi bir leke meydana gelir. Zaman ilerledikçe emgi yeri koyulaşır, çiçek açılamaz, renk kahverengiye dönüşür ve neticede zarar gören tomurcuk kuruyup dökülür. Açılmış çiçeklerde de üreme organlarının tahrip edilmesi sııretiyle de zararı devam eder. Normal yıllarda bir çiçek salkımındaki 30-40 tomurcuktan 4-X tanesi bu zararlıya hedef olmakta ve meyve bağlıyamamaktadır.&lt;br/&gt;Bundan başka bu böcek için tesbit edilen diğer hır zarar sekli daha vardır ki bu da ergin dişi tarafından yumurta koymak için genç sürgünler üzerinde ovipozitor vasıtasıyla açılmış olan yaralardır. Böylece sürgünler sanki dolu vurmuş gibi bir görünüm alırlar. Bu gibi sürgünlerde gelişme yavaş olur Bu zararlı Adana, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, İzmir, Manisa ve Muğla ili zeytinliklerinde yaygındır.&lt;br/&gt;3. KONUKÇULARI:&lt;br/&gt;Ana konukçusu zeytindir. Tesadüfen zeytin altlarında bulunan otumsu bitkilerde ve civarda bulunan meyve ağaçlarında da görülebilir.&lt;br/&gt;4. DOĞAL DÜŞMANLARI VE ETKİNLİKLERİ: &lt;br/&gt;Bu konuda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.&lt;br/&gt;5. MÜCADELESİ:&lt;br/&gt;5.1. Kimyasal Mücadele&lt;br/&gt;5.1.1. İlaçlama Zamanının Tesbiti&lt;br/&gt;Çiçek açım zamanında nimf ve erginlerin zararlı olmaya başladığı Nisan sonu Mayıs başlarında ağaç başına 25 civarında zararlı tesbit edildiğinde ilaçlamaya geçilir. Bu zararlı ile mücadele zeytin güvesi çiçek nesil mücadelesi ile aynı zamana rastlandığında özellikle bu zararlıya kimyasal bir mücadeleye gerek yoktur. Ancak salgın yıllarında ayrı bir mücadele düşünülür.&lt;br/&gt;5.1.2. Kullanılacak Alet ve Makinalar&lt;br/&gt;Bu zararlı ile yapılacak mücadelede toz ilaçlar için motorlu veya motorsuz tozlayıcılar ile emülsiyon preparatlar için yüksek tazyikli motorlu pülverizatörler kullanılır.&lt;br/&gt;5. l .</description></item><item><title>BOTANİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?botanik-375852.html</link><description>Apiaceae (Umbelliferae)&lt;br/&gt;Bu familya ismini tüm üyelerinde tipik olan çiçeklerinin şemsiyeyi andıran görünümünden alıyor. Son dönemlerde tekrar sınıflandırılmış olan familya birçok yayında Apiaceae adıyla anılıyor. Şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda bitkiyi kapsıyor. Hatta yiyecek ve baharat olarak kullanılan bitkileri içine alan en geniş familya bile olabileceği düşünülüyor. (Maydanoz, Petrocelinum crispum; Kara havza, Pastinaca sativa; Kereviz, Apium graveolens) Fizyolojik olarak bu bitkiler sinir siteminde oldukça etkilidir. Hatta bazı durumlarda peri hastalığına (isteri) veya ani zayıflamalara sebep olabilmektedir. Bu zararlı yanlarının dışında hepsi soğuk algınlıklarına çok iyi gelir. Ancak bu düşüncenin sadece hurafe olduğunu savunan bilir kişiler de vardır.&lt;br/&gt;Pimpinella anisum&lt;br/&gt;Kökeni&lt;br/&gt;Çok eski bir kültür bitkisidir. Bitkinin orijinin nereden geldiği bilinmemekle birlikte yakın doğu olduğu düşünülmektedir.  Mısır ve Akdeniz&quot;in doğusu (Suriye, Kıbrıs, Yunanistan, Ege adaları ve Türkiye) olabileceği kanısı ise yaygındır.&lt;br/&gt;Yayılışı&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sıcak iklim bölgelerindeki yaygınlığı daha fazladır. Ancak bugün kültürü bir çok ülkede yapılmakta olduğu için değişik iklim bölgelerinde yayılmıştır. &lt;br/&gt; İklim ve Toprak İstekleri &lt;br/&gt;Anason sıcak, orta nemlilikte iklimden hoşlanır. Çimlenme ve başlangıçtaki gelişme devresinde rutubetli havalardan hoşlanmasına karşın, özellikle çiçeklenme döneminde serin ve nemli havalar bitkilerin hastalıklara yakalanmasına neden olmaktadır. Anason özellikle kireç ve besin maddelerince zengin hafif veya orta ağırlıktaki topraklardan hoşlanır. Soğuk, ağır ve nemli topraklar anason tarımına uygun değildir. &lt;br/&gt;Verimi&lt;br/&gt;Anasonda verim bölge ekolojik koşullarına, yetiştirme tekniğine ve kullanılan çeşide göre büyük değişiklik göstermektedir.&lt;br/&gt;Üretimi&lt;br/&gt;Güney Avrupa, Türkiye, Orta Asya, Hindistan, Çin, Japonya, Orta ve Güney Amerikada kültürü yapılmaktadır. Ülkemizde de özellikle Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, İzmir ve Muğla illerinde yetiştirilmektedir. İspanya, Balkan ülkeleri, Güney Rusya ve Türkiye en fazla anason üretimi yapan ülkelerdir. ABD, Brezilya, Hollanda, Almanya, Fransa ve İtalya Türkiyenin %74 anasonunu alırlar. Anason üretimi yıllık 20. 000 ton dolayındadır.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Botanik Özellikleri&lt;br/&gt;Anason 50 - 60 cm yükselebilen tek yıllık otsu bir bitkidir. &lt;br/&gt;Kök ince, oldukça kısa iğ şeklindedir.&lt;br/&gt;Sap yuvarlağımsı olup, az veya çok tüylüdür. &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;Yapraklar bitkide bulundukları yere göre şekiller gösterirler. Alt yapraklar uzun saplıdır, şekilleri yuvarlağımsı kalp veya böbrek şeklindedir. Kenarları az veya çok derin dişlidir. Orta yapraklar az veya çok belirgin üç parçalı durumda olup temele doğru daralırlar. Üst yapraklar sapsız olup, genellikle dar mızrak şeklinde üç parçalıdır. Bu yapraklar bir yerde dallanma şekline dönüşmüş görünümdedir. Yapraklar halımsı tüylüdürler. &lt;br/&gt;Bitki toprak üstünün son üçte birinde dallanmakta ve bu dalların ucunda şemsiye tipinde seyrek tipli çiçek kümeleri bulunmaktadır. Bir çiçek kümesi 8-15 adet ışınımsı dalcıktan oluşmaktadır. Çiçeklerin muhafaza yaprakları ya yoktur veya tek yapraklıdır. Küçük muhafaza yapraklar ise iplik şeklindedir. Taç yaprakları ise 5 adet olup, beyaz renklidir. İkişer torbalı 5 adet etaminleri vardır, yumurtalık iki gözlüdür.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Meyve sık veya kısa tüylü olup, yanlardan hafif basık armut şeklinde iki parçadan oluşur. Dış görünüş 5-6 mm uzunluk ve 1-3 mm genişlikte, yeşilimsi gri renkli ve üzeri tüylü tanelerdir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Topluca tohumları olan bir bitkidir.&lt;br/&gt;Bileşimi&lt;br/&gt;Anason meyvesi % 1.5-3 arasında değişen uçucu yağ içermektedir. En düşük uçucu yağ oranının % 2 olması istenir. &lt;br/&gt;Uçucu yağın ana maddesi Trans-anetholdur. Bu uçucu yağın % 80-90ını oluşturur. Anasonun kendine özgü kokusu ve tatlımsı tadı bu maddeden ileri gelmektedir. &lt;br/&gt;Anasona kokusunu veren an</description></item><item><title>HANGİ BİTKİ, HANGİ DERDE DEVADIR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hangi-bitki,-hangi-derde-devadir-450890.html</link><description>HANGİ BİTKİ, HANGİ DERDE DEVA -&lt;br/&gt;ADAÇAYI --- AHUDUDU --- ANASON --- ASMA --- AVAKADO --- AYRIKOTU --- AYVA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; BADEM --- BAKLA --- BEZELYE --- BİBER --- BROKOLİ --- BUĞDAY&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CEVİZ AĞACI --- ÇAM FISTIĞI --- ÇEMEN --- ÇİLEK --- ÇÖREK OTU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; DEFNE --- DENİZ KADAYIFI --- DEVE DİKENİ --- DOMATES --- DUT&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EBEGÜMECİ ---  ELMA --- ENGİNAR --- FESLEĞEN --- FINDIK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GELİNCİK --- GREYFURT --- HATMİ --- HAVUÇ --- ISIRGAN ve ISPANAK --- İNCİR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; KARANFİL --- KEKİK --- KINAKINA --- KİVİ --- KUŞBURNU --- LAHANA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; MAYDANOZ --- MELEKOTU --- MEYANKÖKÜ --- MISIR --- MUZ --- NAR --- NOHUT --- ÖKSE OTU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PATATES --- PIRASA --- PORTAKAL --- SALATALIK --- SALEP --- SOĞAN ve SARIMSAK --- SOYA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TARÇIN --- TERE --- TON BALIĞI --- TURP --- ÜZÜM --- VİŞNE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YENİBAHAR --- YOĞURT --- YULAF --- YER ELMASI --- ZENCEFİL --- ZEYTİN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;   1. ADAÇAYI: Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır. &lt;br/&gt;   2. AHUDUDU: Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir. &lt;br/&gt;   3. ANASON: Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser. &lt;br/&gt;  4. ASMA: Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur. &lt;br/&gt;   5. AVOKADO: Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir. &lt;br/&gt;   6. AYRIKOTU: İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir. &lt;br/&gt;  7. AYVA: İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir. &lt;br/&gt;  8. BADEM: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. &lt;br/&gt;   9. BAKLA: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. &lt;br/&gt;   10. BEZELYE: Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir. &lt;br/&gt;   11. BİBER: Mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. &lt;br/&gt;  12. BROKOLİ: Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler. &lt;br/&gt;  13. BUĞDAY: Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur. &lt;br/&gt;   14. CEVİZ AĞACI: Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. &lt;br/&gt;   15. ÇAMFISTIĞI: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü gideri</description></item><item><title>TORTRİX VİRİDANA (L.), YEŞİL MEŞE BÜKÜCÜSÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tortrix-viridana-(l.),-yesil-mese-bukucusu-382506.html</link><description>Tortrix viridana (L.), Yeşil Meşe Bükücüsü&lt;br/&gt;Tanımı Ergin: Gerilmiş ön kanallarının açıklığı 17-23 mmdir. Dişi ve erkek bireylerde baş soluk san ile açık ye$il, gözler açık ile koyu kahverengi arasında değişmektedir. İplik şeklindeki antenleri 3,5-5,0 mm uzunluğunda, açık kahverengi, flagellumu daha koyu renkli olup beyaz tüylerle örtülüdür. Bu tüyler erkeğin antenlerinde daha sıktın Thorax ile ön kanatlarının üstü açık yeşil, altı kahverengimsi gri, ön kanatların .saçaklın kirli beyaz, costası açık sarıdır.&lt;br/&gt;Arka kanatlan ön kanatlarına oranla daha küçük olup üstü ve altı gri, saçakları kirli beyaz-, dır. Abdomen ve bacakları açık kahverengi ile gri arasında değişmekte olup kirli beyaz renkli tüylerle örtülüdür. Erkeğin abdomeninin son segmenti üzerinde gri renkli tüylerle örtülmüş iki lateral supap vardır. Bu supaplar dişide bulunmaz. Dişi kelebeğin abdomeni erkeğinkine oranla daha dolgun olup bunun son segmentinin uç kısmı kahverengidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;                  Şekil. Tortrix viridana (L.) ergini.&lt;br/&gt;Yumurta: Yumurtalar başlangıçta soluk sarı renkli olup bırakıldıktan 6-8 gün sonra koyulaşarak kahverengine dönüşmektedirler. Bunlar üst ve alt kısımları yassılaşmış yuvarlak bir disk biçimindedirler. Yumurtaların büyük çaplan 430-520 mikron (0,43-0,52 mm) arasında değişir.&lt;br/&gt;Larva (Tırtıl): T. viridananın olgunlaşmış larvaları kirli yeşil renkli olup bunların başları siyahımsı kahverengidir. Açık kahverengi ile yeşilimsi san arasında değişen prothoroxın arkasında siyah renkli iki leke vardır. Thorax ile abdomen segmentlerinin üstünde ve yanlarında yer alan çok sayıdaki siğiller de siyah olup bunlar belirgin olarak görülebilmektedir. Bu siğillerden her birinde kirli beyaz renkli bir kıl bulunur. Thorax bacakları siyahtır. Tırtılların olgunlaşmış durumdaki boylan 17-20 mmdir. &lt;br/&gt;Pupa: Pupaların baş kısmı gövdeye oranla daha dardır. Pupaların rengi, olgunlaşan larvaların renklerine uygun olarak başlangıçta kirli yeşildir. Fakat oluştuktan 1-2 gün sonra pupalar koyulaşarak siyaha dönüşürler. Pupaların abdomen segmentlerinden her birinin üst yansında enine ve az çok birbirine paralel iki sıra halinde yanyana dizilmiş diken biçiminde kısa çıkıntılar bulunur. Dişi erginlerin oluşacağı pupaların 8. ve 9. abdomen segmentleri, erkeklerin meydana geleceği pupalardakilere kıyasla daha parlak ve düzgündür. Böylelikle hangi pupalardan dişi, hangilerinden erkek kelebeklerin çıkacağı kolaylıkla anlaşılır. Pupalar 9-12 mm boyundadır.&lt;br/&gt;Yayılış. Avrupa, Iran, Moskova civarı, Ukrayna, Transkafkasya ve Kuzey Afrikayı içeren geniş bir yayılış alanına sahiptir. Türkiyede İzmir, Ankara, Bartın ve tüm Marmara Bölgesinde yaşadığı ve fakat 750 mnin üstünde bulunmadığı saptanmıştır.&lt;br/&gt;Zarar yaptığı bitkiler. Yayılış alanında yapraklı ağaçlarda, özellikle Quercus, Fagus, Acer, Populus, Salix, Carpinus, Vaccinium ve t/rt/cada zarar yapar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil: Tortrix viridana (L.)&quot;nın Meşe türlerine bağlı olarak coğrafi yayılışı (Nokta ile gösterilen yerlerde kitle üremesi tespit edi</description></item><item><title>SEBZELERDEHORMON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sebzelerdehormon-450968.html</link><description>SEBZELERDE HORMON KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerdeki büyüme ve gelişme olaylarını yönlendiren, çok düşük yoğunluklarda bile etkili olabilen bitkilerde sentezlenerek taşınabilen organik maddelere hormon denir. Hormonları büyüme düzenleyici maddeler olarak da isimlendirebiliriz. Hormonlar Türkiye de ilk defa 1960&quot;lı yıllarda GA3 (Giberallic Acid) çekirdeksiz üzümde kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde büyümeyi teşvik edici etkilere sahip hormonlar gibi büyümeyi geriletici hormonlarda vardır. Bunlara örnek olarak, kültür bitkilerindeki yabancı otları öldürmek için hormon içerikli kimyasallar yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Buğdayda dar ve geniş yapraklı otları öldürmek için buğdaya zarar vermeyen hormon içerikli yabancı ot ilaçları kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Tarım alanlarımızın marjinal sınıra ulaştığı ve bu nedenle üretimin arttırılmasının ancak verim artışıyla mümkün olduğu bir gerçektir. Yalnızca organik ve biyolojik yöntemlerle tarımsal üretim yapmak, hedeflediğimiz kalite ve verimlilikte ürün elde etmemizi sınırlandırmaktadır. Zararlı, hastalık ve yabancı otlara karşı korumasız bir tarım düşünülemez. Söz konusu etmenlere karşı alınan koruma yöntemleri arasında %75 gibi bir paya sahip olan kimyasal yöntemlerin uygulamadan kaldırılması günümüzdeki tarımsal üretimin yarısını gözden çıkarmak anlamına gelmektedir. Buna karşı ilaç kalıntısının insan sağlığı için risk olan boyutunun değerlendirilmesi ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulan maksimum kalıntı limitleri (MRL- Maksimum Residue Level), milyonda kısım (PPM Partpermilion) veya mg/kg olarak hesaplanmıştır. Beslenme  alışkanlıkları dikkate alınarak tüketilen ürünler için maksimum kodeks değerleri ülkeler düzeyinde oluşturulur. Bu değerler yetiştiricilerin önerilen kullanma dozu ve son ilaçlama ile hasat aralığına uymalarını sağlamak içindir. Gerçekte insan sağlığı açısından 100 kat güvenliği ifade eder. Diğer bir değişle tarım ilaçları ve hormonlar tavsiyelere uygun olarak kullanıldığında saptanabilen bir risk söz konusu değildir.&lt;br/&gt;Yukarıda belirttiğimiz gibi hormonları da  bitkisel üretimde kullanılan diğer kimyasallar gibi değerlendirmek gerekir. Burada hormonların bilinçsiz ve gelişigüzel kullanımı ile ilgili sorunlar karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde kimyasalları disiplin altına almak için 1957 yılında &quot;Zirai Mücadele&quot;  ve  &quot;Zirai Karantina Kanunu&quot; çıkartılmış olup, bu kanuna göre yayınlanmış olan zirai mücadelede kullanılan pestisit ve benzeri maddelerin ruhsatlandırılması hakkında yönetmeliğe bağlı olarak zirai mücadele ilaçlarının ve hormon olarak bilinen bitki gelişim düzenleyici maddelerin ruhsatlandırılması yapılmıştır. Şu anda yapılan çalışma ile Avrupa Birliğine uyum süreci doğrultusunda bu talimatlar gözden geçirilecek ve yeni baştan bir zirai mücadele talimatı hazırlanacaktır. Türk Gıda Kodeksinde pestisit kalıntı limitleri bildirilmiştir. Bu limitlerin aşılmaması durumunda söz konusu sebze ve meyveler rezidü açısından güvenilir kabul edilebilir. Olayın bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.&lt;br/&gt;Sera koşullarında domates, patlıcan, kabak ve kavun üretiminde hormon kullanılmaktadır. Kamuoyunda bilinenin aksine çilek ve hıyarda kesinlikle hormon kullanımına gerek yoktur. Çünkü piyasaya hakim olan hıyar çeşitleri genetik olarak %99 partonokarpik (dişi organın gelişmesiyle meyve oluşumu) meyve oluşturma özelliğine sahiptir. Bundan 15&amp;#8211;20 yıl önce ülkemizde Çengelköy hıyarı yetiştirilmekteydi ve bu hıyar  ince kabuklu kısa bir meyve yapısına sahipti. Seracılığın gelişmesiyle beraber daha verimli olan çeşitler ekilmeye başlandı. (Mevcut durumda 1da alandan 40 ton hıyar hasat edebilme imkanımız vardır). Yukarıda bahsettiğimiz çeşitler uzun, daha kalın kabuklu ve daha sert oldukları için tüketici tarafından hormonlu olarak algılanmıştır. Hatta bu hıyarların dalından kopardıktan sonra bile dolapta büyüdüğü gibi söylentiler yaygınlaşmıştır. Çeşit özelliği olarak hıyar meyvesinin 40 cm. uzunlukta olması mümkündür. Çilek ise yüzlerce pistilin (dişi organın) birleşerek oluşturduğu yalancı bir meyveye sahiptir. Diğer sebzelere oranla çilekte meyvenin döllenmesi zordur. Eğer serada yeterli hava sirkülasyonu varsa veya arı kullanılıyor ise (bambus arısı, belirli dönemlerde bal arısı da  kullanılabilir) polen oluşumu oldukça iyidir.  Meyve gelişiminde sorun olmaz. 12 yıl önce ülkemizde daha küçük meyve veren, kokulu, aromatik yerli çilek çeşitleri sınırlı dönemde ve sınırlı miktarda yetiştiriliyordu. İlk defa California köken</description></item><item><title>BİTKİLERDE TERLEME VE DAMLAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-terleme-ve-damlama-344358.html</link><description>BİTKİLERDE TERLEME VE DAMLAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Terleme, otların biçildikten sonra kuruması olayında açıkça görülür. Kesilen yeri tıkansa bile biçilen bitkilerin otsu kısımları hemen pörsür. Demek ki bitkilerin bütün yüzeyi su kaybetmektedir. Bu su kaybı bitkinin belli bir süre içinde kaybettiği ağırlıkla ölçülebilir.Bu ölçümler şiddetli terleme döneminde nemcil bitkilerde saatte desimetrekare  başına 10 gram su, mezofitlerde 1 gram ve kurakçıl bitkilerde 0,1 gram su atıldığını gösterir; 15 metre boyunda bir akçaağaç bir yaz gününde saatte 300 litre su kaybedebilir. Bir gram katı madde sentezlemek için 300 gramlık bir su iletiminin gerektiği hesaplanmıştır. Bu değerler, bitkilerin morfolojik ve anotomik özelliklerine (havadaki kısımların yüzeyi, dış koşullara uyum), gözeneklerin sayısına ve konumuna bağlıdır. Bitkinin çıkardığı su, birtakım kimyasal reaktifler kullanarak ortaya konabilir; Mesela kuruyken mavi olan kobalt klorür su buharıyla temas edince pembeleşir;  Yahut çıkan su buharını emen kalsiyum klorür deneyden önce ve sonra tartılmak suretiyle emilen suyun miktarı ölçülür. &lt;br/&gt;                                &lt;br/&gt;Hücrenin içindeki su hücre zarını ıslatır, bitkinin damarlarında dolaşır. Bu su, bitkilerin üst derisi yoluyla çıkan su, bitkilere göre değişik olmakla beraber genellikle azdır; suyun çoğu asıl terleme organı olan gözenekler yoluyla çıkar. Gözeneklerin rolü Gareau deneyiyle anlaşılabilir: bunun için bir yaprağın her iki tarafındaki üst derinin belli bir kısmı içinde kalsiyum klorür bulunan iki çan arasına yerleştirilir. Böylece yaprağın her iki yüzünde çıkan suyun miktarı ölçülür. Bu miktar gözenekli olan yüzeyde çok daha fazladır. Böylece gözeneksiz olan yüzeyde dericik yoluyla ne kadar terleme olduğu ölçülebilir (dericik terlemesinin fazla olduğu körpe yapraklar dışında bu miktar toplam terlemenin 1/10&quot;u veya 1/20&quot;si kadardır.). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Transpirasyon olarak da bilinen terleme bitkilerde su kaybıdır. Gözenekler yardımıyla olur. Gözenekler yaprak yüzeyinin %1&quot;den az bir alanı kaplayan küçük solunum açıklarıdır. Karanlık, yüksek sıcaklık ve bitki dokularında su yetersizliği terlemenin durmasına yol açar. Buna karşılık aydınlık, bol su ve bitki için uygun sıcaklıklar terlemeyi arttırır. Terlemenin bitkideki gerçek işlevi kesin olarak saptanamadığından bilimsel tartışmalar sürüp gitmektedir. Bitkinin kökleri aracılığıyla aldığı suyu yukarıdaki organlara iletebilmesi için gerekli enerjiyi ve suyun buharlaşmasıyla oluşan soğuma sayesinde doğrudan gelen güneş ısısının dengeli bir biçimde dağılmasını sağlamak en yaygın görüştür. Bitkinin atmosferden karbondioksit alması ve fotosentezle havaya oksijen vermesi sırasında gözeneklerin rolünü ve önemini göz önünde tutan bazı uzmanlar ise terlemenin bu olaylar sırasında zorunlu olarak çıktığını savunurlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Terlemeyi havanın nemi, rüzgar, toprağın yapısı ve nemi, sıcaklık ve ışık etkiler. Bitkilerin su alıp vermeleri havanın bağıl nemi ile sıcaklığa bağlı olarak mevsimden mevsime, mevsimler içinde de değişik günlerde, hatta saatlerde değişik olur. Çok şiddetli veya çok zayıf ışık gözeneklerin kapanmasına yol açar. Kırmızı, mavi veya mor ışınlar terlemeyi arttırır; nemde gözeneklerin açılıp kapanmasında önemli rol oynar (fazla nem açılmasına sebep olur); sıcaklıkta aynı şekilde bir etkendir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin sahip oldukları serinleme mekanizmaları olmasaydı, güneş altındaki birkaç saat bile bitkiler için ölümcül olurdu. Bir nevi su mühendisliği olarak nitelendirilebilecek olan bu bitki faaliyetleri Allahın yaratışındaki kusursuzluğu gösterir.&lt;br/&gt;Aynı yerde bulunan bitki ve bir taş parçası, eşit miktarda güneş enerjisi almalarına rağmen aynı derecede ısınmazlar. Güneş altında kalan her canlıda mutlaka olumsuz bir etki oluşur. Öyleyse bitkilerin sıcaktan minimum derecede etkilenmelerini sağlayan nedir? Bitkiler bunu nasıl başarırlar? Muazzam bir sıcaklıkta, bütün yaz boyunca yaprakları güneşin altında kavrulmasına rağmen, bitkilere neden hiçbir şey olmamaktadır? Ayrıca bitkiler kendi</description></item><item><title>PİNUS HALEPENSİS MİLLER SSP.ALPANİİ N. SSP. (FİG. 30)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pinus-halepensis-miller-ssp.alpanii-n.-ssp.-(fig.-30)-381589.html</link><description>Pinus halepensis Miller ssp.alpanii n. ssp. (Fig. 30)&lt;br/&gt;P.halepensis Miller, Gard.Dicd.8.nci baskı Pinus No.8, 1768e başvurun&lt;br/&gt;Tanıtım : Döllenmiş kozalak düz, simetrik, 8.3 cm. uzunlukta; kozalağın alt kısmının üçtebir rolümü 3.l. cm. genişlikte; pedünkül hemen hemen düz, 1.5 cm. uzunlukta ve 8 cm. kalınlıkta, yüzeyleri ile belirsiz olarak işaretlenmiş; apofisler esas olarak dört kenarlı, kozalak apeksine yakın üst uçlar yuvarlak, radyal küçük paralel çizgiler yok, horizontal sırt çıkıntılı; yumrular yassı, etrafında haleyi andıran dört kenarlı işaretleri bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Tartışma Ankarada bulunan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsündeki Türkiye Doğa Tarihi Müzesi tarafından, diatomite; içinde tek bir kozalak örneği bana ödünç olarak verilmiştir. Kimi organik kalıntıların tümüyle yok olmasına karşın, bana verilen örnek çok iyi korunmuştur. Örneklerin kontrast fotoğrafı gibi latex kopyaları da Stockholmdeki İsveç Doğa Tarihi Müzesinin Paleobotanik Bölümünde görevli Bayan Yvonne Arremo tarafından hazırlanmıştır. P.halepensisin günümüze kadar ulaşan örneklerinin kozalaklarına ait fotoğraflar ise yazar tarafından Californianın Placerville kentindeki Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığına bağlı Orman Genel Müdürlüğünün Orman Genetiği Enstitüsünde çekilmiştir. Fosil ile bugünkü kozalaklar arasındaki bir karşılaştırma, bugün yaşayan türün apofisleri gibi yumrularının da belirgin çıkıntılar sergilediği gerçeğini hemen vurgulamaktadır. Bundan başka, kozalakların üst yarısında beş köşeli apofisler çok olmakla  beraber kozalakların dip kısmında yuvarlak uçlar daha çoktur. Yumruların etrafında haleler bulunmamaktadır. Doğu Akdeniz yöresinin incelenen herbaryum örneklerinde, yumrudan başlayarak apofislerin kenarına kadar radyal olarak uzanan belirgin paralel küçük çizgiler bulunmaktadır. Kuzey Afrika orijinli  Herbaryum materyali kozalakların ise, paralel küçük çizgileri bulunmamaktadır. Ayrıca, yumrular da apofislerin yüzeyinin yukarısına yükselmiştir  Bu değişikliklere</description></item><item><title>BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-437154.html</link><description>Bitkiler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler yeryüzünde yaşamın anahtarıdır. Bitkiler olmasaydı pek çok canlı organizma yaşamını sürdüremezdi; çünkü üstün yapılı yaratıklar, yaşam biçimleriyle, besinlerini doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden sağlarlar. Oysa pek çok bitki, gerekli besinlerini güneş ışığından yararlanarak kendisi üretmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Bitkiler 2 temel öbekte (altşube) toplanır;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     1. KAPALI TOHUMLULAR (Çiçekli Bitkiler-Angiospermae)&lt;br/&gt;     2. AÇIK TOHUMLULAR (Çiçeksiz Bitkiler-Gymnospermae)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Kapalı tohumlular gerçek çiçek üretirler ve sayıları 250 milyona yakın türden oluşan bir bitkiler alemidirler... Meşe, kayın, gürgen, karağaç gibi yapraklı ağaçlar bu gruba dahildir... &lt;br/&gt;     Açık tohumlular ise çiçeksiz bitkiler olarak anılırlar ve bu bitkilerde geniş bir canlılar topluluğudur. Çam, Göknar, Sedir, Ladin gibi kozalaklı ağaçlar, Sikaslar, Ginko gibi türler bu gruba dahildir...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçekli bitkilere örnek;&lt;br/&gt;At kestanesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçeksiz bitkilere örnek;&lt;br/&gt;Bataklık Servisi&lt;br/&gt;BİTKİLERİN DÜNYASI&lt;br/&gt; Hepimizin ne olduğunu çok iyi bildiği tohum için şöyle bir soru soralım: Ağaç kabuğu kadar sert bir kabuk içinde bulunan tohumla, bir ağaç kabuğunun farkı nedir? Bu tarz sorular genelde alışılmadık sorulardır; çünkü tohum da, ağaç kabuğu da günlük hayatta birçok uğraşısı olan insan için önemsiz detaylardır. Birçok insana göre, etrafta düşünülmesi gereken çok daha önemli, çok daha gerekli şeyler vardır. Çevresine sadece yüzeysel gözle bakarak hareket eden kişilerde bu mantık oldukça yaygındır. Bu insanlar için, herhangi bir konu hakkında yalnızca ihtiyaçları karşılayacak kadar detay bilmek yeterlidir. Bu sığ mantığa göre etrafta olan biten her şey alışılagelmiş ve sıradandır, herşeyin mutlaka bilinen, alışılmış bir açıklaması vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sinek uçar çünkü kanatları vardır, ay zaten hep gökyüzündedir. Dünya uzaydan gelebilecek tehlikelerden korunmaktadır çünkü atmosfer vardır. Oksijen dengesi de hiç bozulmaz . İnsan duyar, görür, koku alırâ€¦ Oysa bu dar mantığı bırakıp da etrafındaki olaylara, her şeyle ilk defa karşılaşan bir kimse gibi, görüşünü sınırlayan alışkanlık perdesini kaldırarak bakan insan, önünde çok geniş bir ufkun açıldığını görür. Neden, nasıl, niçin sorularını daha sık sorarak düşünmeye, etrafında olan bitenleri bu gözle incelemeye başlar. Daha önceleri kendisine doyurucu gelen açıklamalar yetersizleşmeye başlar. Çevrede meydana gelen olaylarda, canlıların sahip oldukları özelliklerde, kısacası her şeyde bir olağanüstülük olduğunu kavramaya başlar. Düşünmeye başladıkça alışkanlık, yerini hayrete bırakır. Sonunda her şeyin sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından, üstün ve mükemmel bir şekilde tasarlanıp, yaratılmış olduğunu görür. İşte o andan itibaren bu insan, Alemlerin Rabbi olan Allahın, yarattığı tüm canlılar üzerindeki kudret ve hakimiyetini görebilir.  Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allahın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)Bitkilerin varlığı yeryüzündeki canlılığın devamı için vazgeçilmezdir. Bu cümlenin taşıdığı önemin tam olarak kavranabilmesi için şöyle bir soru sormak gerekir: İnsan yaşamı için en önemli unsurlar nelerdir? Bu sorunun cevabı olarak akla elbetteki oksijen, su, besin gibi temel ihtiyaç maddeleri gelir. İşte tüm bu temel maddelerin yeryüzündeki dengesini sağlayan en önemli faktör yeşil bitkilerdir. Bundan başka yine yeryüzündeki ısı kontrolünün sağlanması, atmosferdeki gazların dengesinin korunması gibi, sadece insanlar için değil bütün canlılar için son derece büyük önem taşıyan başka dengeler de vardır, ki bütün bu dengeleri sağlayanlar da yine yeşil bitkilerdir. Yeşil bitkilerin faaliyetleri sadece bunlarla sınırlı değildir. Bilindiği gibi yeryüzündeki ya</description></item><item><title>ŞİFALI BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sifali-bitkiler-345973.html</link><description>ALIÇ &lt;br/&gt;(Crataegus owyacantha)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANAVATANI :  &lt;br/&gt;Asya ve Akdeniz Ülkeleri.&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;Kalpi güçlendirici, damar genişletici tansiyon düşürücü, spazm çözümü, hafif uyutucu, ateş düşürücü, kandaki yüksek yağ düzeyini normale indirir ve ishali kesicidir.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR: &lt;br/&gt;Kalp ağrıları (koroner damarları genişleterek kan dolaşımını artırır. Böylelikle &quot;angina&quot; denilen kalp ağrılarını azaltır). Vasküler spazmlar, taşikardi, aritmi, miyokardit, damar sertliği, yüksek tansiyon, sinirsel kalp problemleri, uykusuzluk, ishal, idrar yolu hastalıkları.&lt;br/&gt;ADAÇAYI &lt;br/&gt;(Salvia officinalis)&lt;br/&gt;ANAVATANI: &lt;br/&gt;Akdeniz ikliminin görüldüğü yerler.&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;İştah açıcı, sindirim yardımcısı, kan temizleyici, gaz giderici, iltihap giderici, şeker hastalığını iyileştirici, yorgunluk ve stres giderici.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Gece terlemeleri, fazla terleme, el titremesi, kramplar, boğaz-bademcik, diş iltihapları, balgam, mide-bağırsak gazları, anjin, faranjit, astım, damar sertliği, felç, bedensel ve ruhsal bitkinlik, anne sütünün azalması, adet düzensizlikleri, menopoz dönemindeki sıkıntılar. &lt;br/&gt;CİVANPERÇEMİ &lt;br/&gt;(Artemisia vulgaris)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;Regl düzenleyici, spazm çözücü, bağırsak kurtlarını düşürücü, kuvvetlendirici.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Gelişim bozuklukları, bayılmalar, hazım zorluğu, kas kasılmaları, regl/adet dönemindeki asabi şikayetler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AHUDUDU &lt;br/&gt;(Rubus idaevs)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;Kabız yapıcı, idrar söktürücü, hazmettirici, iştah açıcı, mikrop öldürücü, terletici, ateş düşürücü, sakinleştirici.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Bronşit, anjin, faranjit, zatürre, kronik gastrit, entenekolit, ishal.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARABAŞ OTU &lt;br/&gt;(Lavandula stoechas)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANAVATANI : &lt;br/&gt;Batı Anadolu ve Akdeniz kıyıları.&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;Ağrı kesici, balgam söktürücü, gaz söktürücü, kalbi güçlendirici, idrar yollarında mikrop öldürücü, sinirsel baş ağırısın dindirici, uyku verici, yüksek tansiyonu düşürücü, bağırsak parazitlerini düşürücü, regl ağrılarını dindirici, egzama yaralarını iyi edici, sinirleri kuvvetlendirici.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Sinir, solunum, üriner sistem hastalıkları, astım, kalp ve damar rahatsızlıkları, egzama ve deri hastalıkları.&lt;br/&gt;LAVANTA ÇİÇEĞİ&lt;br/&gt;(Lavandula angustofolia)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANAVATANI : &lt;br/&gt;Akdeniz bölgesi ülkeleri ve Fransa.&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ: &lt;br/&gt;İdrar söktürücü, romatizmayı iyileştirici, kusmayı önleyici, sofra akımını sağlayıcı, safra söktürücü.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Egzama, sedef, sivilce, uykusuzluk.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BROKOLİ&lt;br/&gt;ANAVATANI : &lt;br/&gt;Amerika ve Avrupa, Akdeniz ülkeleri.&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ : &lt;br/&gt;Bağışıklık sistemini güçlendirmekte hem de antibiyotik vazifesi görmektedir. Meme, prostat, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine karşı güçlü bir koruyucudur.&lt;br/&gt;Hormon dengesini düzenler. Kabızlığı önleyici, lifli bir yapıya sahip olduğundan bağırsaklardaki ağır metalleri, safra asidi fazlasını sünger gibi emerek oldukça hızlı bir biçimde dışarıya atılmasını sağlar. Bağırsak sistemini düzenleyicidir.&lt;br/&gt;ÖNERİLEN HASTALIKLAR : &lt;br/&gt;Prostat, idrar yolları enfeksiyonları, kısırlığın giderilmesi.</description></item><item><title>MEYVE AĞAÇLARINDA BUDAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?meyve-agaclarinda-budama-452560.html</link><description>Meyve Ağaçlarında Budama &lt;br/&gt;Budama; meyve ağaçlarının düzgün ve kuvvetli bir taç oluşturmalarını, verim çağlarında uzun zaman kalmaları ve kuvvetten düşmeye başlamış olan ağaçları yeniden kuvvetlendirerek bir süre daha yüksek kaliteli meyve vermelerini sağlamaktır. &lt;br/&gt;Genel olarak, meyve ağaçlarının gelişmeleri incelendiğinde budama yapılmayan ağaçların, budama yapılmış ağaç gibi çiçek açtıkları ve meyve verdikleri görülür.Bu gibi ağaçların meyveleri, ürün vermeye başladıkları ilk yıllarda kaliteli olabilirse de, bunu izleyen yıllarda küçük, renksiz ve gösterişsiz olurlar. Ayrıca, budanmayan bazı meyve ağaçlarında periyodisite (bazı meyve ağaçlarında görülen bir yıl az bir yıl bol meyve verimi) olayına çok sık rastlandığı gibi, dalların alt kısımları çok çabuk çıplaklaşmakta şemsiye şeklini almakta, ürün alanları ağacın dış ve uç kısımlarına kaymakta ve azalmakta, bunun sonucu olarak ta ağaç başına verim düşmektedir.&lt;br/&gt;Budamanın amaçlarını genel olarak şöyle sıralayabiliriz;&lt;br/&gt;Ağaçlar Niçin Budanmalıdır: &lt;br/&gt;1-Ağaçları en kısa zamanda mahsule yatırmak ve uzun zaman mahsul çağında tutmak;&lt;br/&gt;2-Gövde üzerinde ana dalları sayılarını ve dağılışlarını düzenleyerek meyve ağaçlarının sağlam, düzenli ve dengeli taç oluşturmalarını sağlamak;&lt;br/&gt;3-Taç kısmına ışık ve havanın girmesini kolaylaştırmak;&lt;br/&gt;4-Sürgün verme ve meyve verme fonksiyonları arasında denge sağlamak;&lt;br/&gt;5-Odun kısımlarının çoğalmasını önlemek;&lt;br/&gt;6-Yıllar itibariyle meyve verimindeki farkın azaltılması ve daha muntazam ürün elde edilmesi;&lt;br/&gt;7-Mahsul miktarının artırılması ve kalitenin iyileştirilmesi için budama uygulanır.&lt;br/&gt;Ağaçlarda Budama Yapılmaz İse:Ağaçların şekli bozularak mahsul verimi ile sürgün gelişimi arasındaki dengenin kaybolduğu görülür.Ve bu nedenle;çalılaşmalar, kurumalar meydana gelir.Ayrıca bitki özsuyu dolaşımı da aksayarak istenilen miktar ve kalitede ürün elde etme imkanı yitirilmiş olur. &lt;br/&gt;Turunçgillerde dallar sıklaştığı birbirlerini gölgelemeye başlayınca kuru dallar ayıklanmalı, obur dallar kesilmelidir.Yaşlı bahçelerde dalların sıklaşmasını ve birbirini gölgelemesini önlemek için her yıl veya iki yılda bir yapılacak hafif dal seyreltmeleri çok yararlıdır.&lt;br/&gt;En uygun budama zamanı kış sonudur, ilkbahar sürgün gelişmesi başlamadan önce budama tamamlanmalıdır.Budamanın sonbaharda veya şiddetli soğuklar geçmeden kışın yapılması sakıncalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Budamanın Fizyolojik esasları&lt;br/&gt;Meyve ağaçlarında tohumun çimlenmesi ile ağaç verime başlaması arasında geçen devre gençlik, verime başlama zamanıyla, verimden düşünceye kadar geçen devre olgunluk ve bunu izleyen yaşlılık olmak üzere birbirinden ayrı üç fizyolojik yaşam devresi vardır.Ancak bu devrelerin birbirlerine geçişleri veya devrelerin başlama ile bitme zamanlarının pratik olarak önceden saptanması olası değildir.&lt;br/&gt;Meyve ağaçlarında beslenme fizyolojileri toprak üstü (taç) ve toprak altı organları (kökler) tarafından yönlendirilir. Gerçekte, meyve ağaçlarının değişik yaşam devrelerinin farklı görünüşü, bu iki ayrı organ siteminin çalışmalarının birbiriyle etkileşimlerinden ileri gelmektedir. Yani, yapraklar tarafından yapılan karbonhidratların miktarının, kökler tarafından alınan madensel maddelere (özellikle azot) oranı fazla ise (CH/N&gt;1), meyve ağacında çiçek tomurcuğu oluşur.&lt;br/&gt;Öte yandan, ağacın yaşantısı üzerinde kök sisteminin üstünlüğü varsa , yani (CH/N&lt;1) ise meyve ağaçlarında sürgün oluşumu kuvvetli olur. &lt;br/&gt;Bunlara ek olarak meyve ağacında toprak üstü ile toprak altı organlarının faaliyetleri arasında bir düzen oluşmuş, bu organlar arasında bir birlik ve beraberlik var, ahenkli bir çaba gösteriyorlarsa meyve ağaçları fizyolojik dengededir (CH/N=1). &lt;br/&gt;Meyve fidanlarına şekil verilen gençlik devresinde normal olarak toprak altı organlarının çabaları, toprak üstü organlarındakine göre fazladır. Bunun sonucu olarak genç ağaçlarda anaca bağlı olarak değişmek üzere, kuvvetli sürgünler oluşmaktadır. Meyve ağaçlarında bol ve kuvvetli sürgünleri oluşturduğu devreye &quot;Gençlik Kısırlığı&quot; denir. Bu sürenin mümkün olduğu kadar kısa olması istenir. Bu nedenle meyve ağaçlarında bu devreyi kısaltmak amacıyla kök kesmek, gövdeyi boğmak, meyve fidanlarını azotlu gübrelerle dengeli olarak gübrelemek, zayıf anaç kullanmak vb. bir takım teknik önlemlere başvurabilirler. &lt;br/&gt;Bu önlemler arasında karbon asimilasyonunu artırmak üzere yapılan budama işlemleri, diğerleri gibi etkili olmaktadır. Nitekim meyve ağaçlarında ışık yoğunluğunu artırmak amacıyla düzenli, kuvvetli ve dengeli taç oluşturmak; asimilasyon yüzeyini artır</description></item><item><title>BİTKKİ PATOJENİ BAKTERİLERDE SINIFLANDIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkki-patojeni-bakterilerde-siniflandirma-363402.html</link><description>BİTKİLERDE PATOJEN BAKTERİLERİN TAKSONOMİK SINIFLANDIRILMASI, TERMİNOLOJİ VE TANIMLAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Bitki patojeni bakterilerin taksonomisi 3 başlık altında; sınıflandırma, isimlendirme ve tanımlama ile birlikte patolojik bitki bakterilerinin  ana konusunu oluşturur. Bitki patojeni bakterinin belirlenmesini sağlama sistemi kurabilmek belirli bir hastalığa sebep olan etmenin veya hastalık oluşturan potansiyelin açıkça anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. Bitki patojeni bakteriler hastalıklı bitki dokularından, tohum yüzeylerinden ve su gibi bir çok kaynaktan izole edilebilmektedir ve bu tip yerlerde bakterilerin belirlenmesiyle sadece hastalıkların teşhis edilmesi   ve patojenisitesi konusunda değil hastalık epidemiyolojisi ve etimolojisi konusunda da fikir edilir.     Bakterilerin hastalık etmenleri olarak belirlenmesine ilaveten, taxonomik çalışmalarda bitki patojenleri arasındaki filogenetik ilişkiler için faydalı fikirler verebilir.&lt;br/&gt;      Bitki patojeni bakterilerin taxonomisi 2 büyük görüşe göre ele alınacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Net olarak tarif edilmiş ve uluslar arasınca kabul edilen sınıflandırma ve terminoloji sisteminin kurulması &lt;br/&gt;2)Bakteriyel teşhis; farklı yerlerden izolasyonu ve teşhisi, patojenite testlerini, in vitro teşhisi ve sayısal analizlerle gerçekleştirilen bilgisayar teşhislerini kapsar. Şimdilerde bakteriyel sınıflandırmanın dayandırılabildiği ve teşhis için kullanılabilir geniş bir özellikler dizisi bulunmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Sınıflandırmada kullanılabilecek olan çeşitli karekteristlikleri kapsayan bakteriyel taxonominin genel prensipleri Bergey&quot;s Manuel Systematic Bakteriology&quot; de tartışılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     BAKTERİYEL SINIFLANDIRMA VE ADLANDIRMA &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Sınıflandırma, benzerlik derecesine göre organizmaların taxonomik gruplara yerleştirilmesi olarak tanımlanabilir, oysa adlandırma isimlerin uluslararası bakteri isimlerinin koduna uygun olarak taxonomik gruplara yerleştirilmesidir. &lt;br/&gt;     Bitki patojeni bakterilerin sınıflandırılması her zaman tartışma ve anlaşmamazlık konusu olmuştur, adlandırmada bazı değişiklikler yaparak, örneğin küflü patojen farklı olarak, Micrococcus amylovorus (1882), Bacillus amylovorus (1889) Bacterium amylovorus (1920) yerleştirilmiştir. &lt;br/&gt;     Genellikle, bitki patojeni bakterilerin sınıflandırılması bazı biyokimyasal özelliklere artı patojenliğe bağlıdır. Patojenite daha önemli olmakla birlikte biyokimyasal veya diğer özelliklere  daha az önem verilmektedir. &lt;br/&gt;     Buda bizi aşağıdaki duruma yöneltmekte; eğer bakteri belirli bir konukçu bitkiden uzaklaştırılmış ve patojen olarak kabul edilmiş ise, ona tür sınıfı verilmektedir. Geniş ve zengin bir tanıma ihtiyaç duyulduğundan, uluslararası sistematik bakteriyoloji kurulu (1980 başlangıç tarihidir) sadece bakteri isimlerini içeren ve eşit tanıtılmış ve doğru listeye yerleştirilmiş yeni bir adlandırma oluşturmuştur. Daha önce belirlenmiş ve sadece patojen statüsüne dayanan bazı türler pathovar sınıflarından kaldırılmıştır. &lt;br/&gt;     Tüm resmi isim ve bitki patojeni bakterilere bağlı olan taxonomik kriterler uluslararası bitki patolojisi kurulu tarafından belirlenmiştir. Genel olarak, bitki patojeni bakterilerin sınıflandırılması 3 ana kategoride sıralanabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Standart Taxonomik Sıralama: Biyokimya, gelişen karakterleri ve hücre morfolojisi gibi klasik mikrobiyolojik özellikleri tam tanımlanmış olan aile, cins, tür ve alt türler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Hastalık ve Soy: Bunlar alt türlerin seviyesinden düşük taxonomik birim (örneğin infra&amp;#8211;subspecifik), bazı konukçu bitkilerde hastalıklara yol açan patojenlerin yeteneklerine bağlı olarak tanımlanmış taxonlar bulunmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-Biotipler: Bunlar, biyokimyasal veya fizyolojik özellikler, farklı bakteriyofaj lisis (lisotip), seroloji     (serotip), protein analizi ve DNA homolojisi gibi tanı özellikleri ile tanımlanan artı infra-subspecifik sınıflarıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Özel bir kaynaktan izole edilmiş saf bir bakteri kültüründen tek ayrılış, terimler ile tanımlanan        (örneğin hastalıklı bitki veya özel toprak numuneleri) tür veya izolasyondan bahsedilebilir. Farklı izolatların biyolojik kimlikleri olabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     STANDART TAKSONOMİK SINIFLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki patojeni bakteriler Sneath (1994) tarafından tanımlanan soy, bölüm, sınıf, düzen, familya, cins ve türler taxonomik sınıflara ayrılmıştır. &lt;br/&gt;Bakteriyel sıralamanın ilk ünitesi bir çok özellikleri bulunan soy koleksiyonu ile tanımlanabilen türlerdir. Diğer grupların soylarının özellikleri farklıdır. Diğer organizmalardan farklı ola</description></item><item><title>BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ KORUNMA VE KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-genetik-kaynaklarinin-korunma-ve-kullanimi-451546.html</link><description>BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ KORUNMA VE KULLANIMI Sezen ŞEHİRALİ 1, Murat ÖZGEN 2, Alptekin KARAGÖZ 3, Muzaffer SÜREK 4, Sait ADAK 5, İsmail GÜVENÇ 6, Ayfer TAN 7, Masum BURAK 8, H. Çağlar KAYMAK 9 ÖZET Günümüzde bitki genetik kaynakları konusu çok sayıda ülkede hükümetlerin dikkatini çekmektedir. Konu uluslararası düzeyde tartışılmakta, bitki genetik kaynaklarına karşı ilgi ve duyarlılık büyümektedir. Türkiye, gerek coğrafi yapısı, gerekse değişik ekolojik koşulları nedeniyle, dünyanın çok önemli gen yada orijin merkezinin örtüştüğü bir konumdadır. Florasında bulunan 10.754 takson sayısının 3.708&quot;i (% 34.8) endemik özellik göstermesi, önemini daha da arttırmaktadır. Bitki genetik kaynakları, ex situ ve in situ stratejilerle koruma altına alınmaya çalışılmaktadır. Ex situ yöntemler içinde yer alan tohum gen bankalarımızda toplanmış olan tohum örnekleri temel (uzun süreli) ve aktif (kısa ve orta süreli) koleksiyonlar halinde, vejetatif materyal ise çeşitli enstitü arazilerinde oluşturulmuş olan tarla gen bankalarında korunmaktadır. İn situ yöntemlerle de orman alanlarında ayrılmış 3.749.673 hektar alan koruma altındadır. Bitki genetik kaynaklarımızın korunma ve kullanımı için yasal düzenlemeler bulunduğu halde, kurumlarımız arasındaki koordinasyon eksikliği ve tekrarlamaların çokluğu, kaynak ve zaman israfına neden olmakta, hedeflere ulaşmayı geciktirmektedir. Günümüzde kullanımındaki en önemli engeli oluşturan &quot;değerlendirme&quot; aşamasının eksiksiz ve hızla tamamlanması, kullanım olanaklarını arttıracak, bitki genetik kaynaklarımızın ekonomiye katkısı çok büyük değerlere ulaşabilecektir. Bu olumlu gelişmeler yanında, özellikle toksin üreten bakteriyel kökenli dayanıklılık genlerinin aktarıldığı çeşitlerin kullanılması durumunda ekolojik dengeye, dolayısıyla da bitki genetik kaynaklarına olabilecek olumsuz etkileri dikkatle izlenmeli, bu tip çalışmalarda bitkisel kökenli genlere öncelik verilmelidir. ______________________________________________________________________ 1) Prof. Dr., Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi, Tekirdağ. 2) Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Ankara. 3) Dr., TARM, Ankara. 4) TAGEM, Ankara. 5) Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Ankara. 6) Prof. Dr. ,Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Erzurum. 7) Dr., Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü, İzmir. 8) Doç. Dr., Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü, Yalova. 9) Arş. Gör., Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Erzurum.&lt;br/&gt;1. GİRİŞ Günümüzde tüm yaşam bitkilere bağlıdır. Besinlerimiz ya doğrudan doğruya bitkilerden, yada bitkilerle beslenen hayvanlardan sağlanan ürünlerden oluşmaktadır. Bitkiler aynı zamanda doğrudan doğruya yada dolaylı olarak insanların yağ, ilaç, giyim v.b. gereksinimlerini karşılamaktadır. Dünyada birçok bitkisel madde yapay olarak elde edilebilmiştir. Örneğin, doğal pamuk yada keten lifleri yerine sentetik lifler, doğal kauçuk yerine sentetik kauçuk yapılmıştır. Fakat dünya nüfusunun % 75&quot;inin temel gıdasını oluşturan buğday, mısır, pancar, patates, çeltik, fasulya v.b. besin maddelerini sentetik yoldan elde etmek mümkün olmamıştır (Wilkes, 1983). Hızla artan dünya nüfusu, her gün sofraya oturan daha fazla sayıda insanın beslenme sorununu ortaya çıkarmakta ve dünyamızda beslenme yetersizliği ve açlıktan ölümler devam etmektedir. Mevcut çeşitler ve ıslah hatlarındaki genetik farklılıkların kullanılması, sorunun çözümü için yeterli olamamaktadır. Tarımsal üretimde amaç, bitkinin verim potansiyeline ulaşabilmesi için gerekli girdileri sağlayarak en üstün verimi elde etmektedir. Ancak, tüm gelişmiş tekniklerin uygulanmasına hızla artan dünya nüfusunun gereksinimlerini karşılayacak, tarımsal üretim artışını sağlayacak yeni çeşitlerin geliştirilmesi zorunludur. Bu yönden yapılacak çalışmalarda ıslahçının en büyük yardımcısı &quot;Bitkisel Gen Kaynakları&quot;&quot;dır (Şehirali ve Özgen, 1987). Şüphesiz ıslahçı geçmişe oranla günümüzde daha geniş genetik kaynağa gerek duymaktadır. Standart çeşitler ve kendilenmiş hatlar yanında yabani türler, ilkel kültür çeşitleri yada yerel ırklar, bitkilerin kültüre alındığı dağlık yörelerde ve ormanlarda bulunmaktadır. Anılan geniş genetik tabanlı çeşitlerin geliştirilmesi genetik değişim miktarı ile sınırlıdır (Frankel, 1973; Arnold, 1978). Günümüzde genetik kaynaklar konusu çok sayıda ülkede hükümetlerin yüksek düzeyde dikkatini çekmektedir. Konu uluslar arası düzeyde tartışılmaktadır. Genetik kaynaklara karşı ilgi ve duyarlılık büyümektedir. Yıllardır toprağı</description></item><item><title>AVCI BİTKİ VENÜS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avci-bitki-venus-389942.html</link><description>AVCI BİTKİ VENÜS  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Bir hayvanı avlanırken görmek insanı hiç şaşırtmaz. Ama avlanan bir bitki olunca durum değişir...   &lt;br/&gt;Bitkiler arasında avlananlar, et ile beslenenler vardır. Birbirinden şaşırtıcı yöntemlerle avlanan bitkilerden biri ise Venüs bitkisidir. &lt;br/&gt;&quot;Venüs&quot;, üzerinde dolaşan böcekleri yakalar ve bunlarla beslenir. Bu bitkinin avlanma sistemi son derece karmaşıktır. Çeşitli bitkiler etrafında gezinerek kendine yiyecek arayan bir sinek, birdenbire oldukça cazip bir bitki ile, yani venüsle karşılaşır. Bir çanağı kavramış ellere benzeyen bu bitkiyi cazip kılan şey, yapraklarının dikkat çekici kırmızı rengi ve daha da önemlisi, bu yaprakların çevresindeki bezlerden salgılanan şeker kokulu salgıdır. Kokunun dayanılmaz cazibesine kapılan sinek fazla tereddüt etmeden bu ilginç bitkinin üzerine konar. Yiyecek kaynağına doğru ilerlerken bitki üzerindeki zararsız görünümlü tüylere de ister istemez dokunur. İşte bunun üzerine bitki aniden kapanıverir. Sinek, ansızın üzerine sımsıkı kapanan bir çift yaprağın arasında sıkışıp kalır. Venüs bitkisi biraz sonra &quot;et eritici&quot; sıvısını salgılamaya başlayacak ve kısa bir süre içinde sineği bir tür pelteye dönüştürecek, sonra da emerek tüketecektir. &lt;br/&gt;Bitkinin sineği yakalamaktaki hızı son derece etkileyicidir. Bitkinin kapanma hızı, insan elinin maksimum kapanma hızından daha fazladır (eliniz açıkken ortasına konan bir sineği yakalamayı denerseniz, büyük olasılıkla başaramazsınız, ama bitki bu işi başarabilmektedir). Peki kasları, kemikleri olmayan bir bitki nasıl olup da böyle ani bir hareket yapabilmektedir? &lt;br/&gt;Araştırmalar venüs bitkisinin içinde elektriksel bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Sistem şöyle çalışır: Bitkinin tüycüklerinde sineğin çarpmasıyla oluşan mekanik etki, tüycüklerin altındaki alıcılara iletilir. Eğer mekanik itme yeterince güçlüyse, alıcılardan tıpkı bir havuzdaki dalgalar gibi tüm yaprak boyunca elektriksel sinyaller yollanacaktır. Sinyaller yaprakları ani bir biçimde hareket ettiren motor hü</description></item><item><title>KIRÇİÇEKLERİ REHBERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kircicekleri-rehberi-354124.html</link><description>Kırçiçekleri Rehberi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;U&amp;#221; fauna (hayvanlar) ve &amp;#154;zellikle floras&lt;br/&gt;&amp;#221;yla (bitkiler) d&amp;#159;nyan&amp;#221;n pek Âok &amp;#159;lkesinden&lt;br/&gt;Âok daha zengindir. &amp;#133;yle ki, bu&lt;br/&gt;ÂeÃŸitlilik onun d&amp;#159;nya &amp;#154;lÂeUinde k&amp;#221;ta&lt;br/&gt;&amp;#154;zelliUi g&amp;#154;steren bir b&amp;#154;lge olarak tan&lt;br/&gt;&amp;#221;nmas&amp;#221;n&amp;#221; ve &amp;#159;n yapmas&amp;#221;n&amp;#221; saUlam&amp;#221;ÃŸt&amp;#221;r.&lt;br/&gt;Avrupa k&amp;#221;tas&amp;#221;n&amp;#221;n t&amp;#159;m&amp;#159;nde 12 000 bitki&lt;br/&gt;t&amp;#159;r&amp;#159; vard&amp;#221;r. &amp;#134;lkemizdeyse doUal olarak&lt;br/&gt;yetiÃŸen bitki t&amp;#159;r&amp;#159; say&amp;#221;s&amp;#221; 9000Ã•dir.&lt;br/&gt;Bu say&amp;#221;lar karÃŸ&amp;#221;laÃŸt&amp;#221;r&amp;#221;ld&amp;#221;U&amp;#221;nda &amp;#159;lkemizin&lt;br/&gt;bu konudaki zenginliUi tart&amp;#221;ÃŸmaya&lt;br/&gt;yer vermeyecek biÂimde ortaya Â&amp;#221;k&amp;#221;-&lt;br/&gt;yor. &amp;#134;stelik bu say&amp;#221;n&amp;#221;n &amp;#159;Âte birinin yani&lt;br/&gt;yaklaÃŸ&amp;#221;k 3000 bitki t&amp;#159;r&amp;#159;n&amp;#159;n d&amp;#159;nyan&lt;br/&gt;&amp;#221;n baÃŸka hiÂbir yerinde doUal olarak&lt;br/&gt;bulunmay&amp;#221;ÃŸ&amp;#221; da (endemik oluÃŸu) s&amp;#154;z&lt;br/&gt;konusu zenginliUin en &amp;#154;nemli yan&amp;#221;n&amp;#221;&lt;br/&gt;oluÃŸturuyor.&lt;br/&gt;Bu zenginliUin nedenlerine gelince,&lt;br/&gt;Anadolu tekd&amp;#159;ze bir topoUrafyaya&lt;br/&gt;ve iklime sahip deUildir. BaÃŸka bir deyi&lt;br/&gt;ÃŸle topoUrafya ve iklim Âok k&amp;#159;Â&amp;#159;k&lt;br/&gt;alanlarda bile farkl&amp;#221;l&amp;#221;klar g&amp;#154;sterir. Bununla&lt;br/&gt;birlikte, Akdeniz, Avrupa-Sibirya&lt;br/&gt;ve Üran-Turan Bitki CoUrafyas&amp;#221; gibi&lt;br/&gt;&amp;#159;Â farkl&amp;#221; bitki coUrafyas&amp;#221;n&amp;#221;n (b&amp;#154;lgesi)&lt;br/&gt;Anadolu topraklar&amp;#221;nda kesiÃŸiyor olmas&lt;br/&gt;&amp;#221;, bitki t&amp;#159;rlerindeki ÂeÃŸitliliUi saUlayan&lt;br/&gt;temel etkenlerdir.&lt;br/&gt;Fakat, b&amp;#154;ylesine&lt;br/&gt;ayr&amp;#221;cal&amp;#221;kl&amp;#221; bir coUrafyan&lt;br/&gt;&amp;#221;n sahibi olmam&amp;#221;za karÃŸ&amp;#221;n, &amp;#159;lkemizin&lt;br/&gt;deyiÃŸ yerindeyse canl&amp;#221; demirbaÃŸlar&lt;br/&gt;&amp;#221; olarak nitelendirebileceUimiz bu&lt;br/&gt;alandaki zenginliUini yeterince sahiplenmedi&lt;br/&gt;Uimiz gibi, bu ÂeÃŸitliliUi saptay&lt;br/&gt;&amp;#221;p koruyabilmiÃŸ ve tan&amp;#221;tabilmiÃŸ de&lt;br/&gt;deUiliz. &amp;#134;niversitelerde ve kamuya ait&lt;br/&gt;diUer araÃŸt&amp;#221;rma kurumlar&amp;#221;ndaki uzmanlar&lt;br/&gt;&amp;#221;n Âal&amp;#221;ÃŸmalar&amp;#221; s&amp;#221;ras&amp;#221;nda oluÃŸturduklar&lt;br/&gt;&amp;#221;, korumaya y&amp;#154;nelik kolleksiyonlar,&lt;br/&gt;uluslararas&amp;#221; koruma y&amp;#154;ntemlerine&lt;br/&gt;uygun biÂimde korunamamalar&amp;#221;&lt;br/&gt;bir yana korunabilenlerin &amp;#154;m&amp;#159;rleri de&lt;br/&gt;ancak toplay&amp;#221;c&amp;#221;lar&amp;#221;n&amp;#221;n hevesi, olanaklar&lt;br/&gt;&amp;#221; ve yaÃŸama s&amp;#159;resiyle s&amp;#221;n&amp;#221;rl&amp;#221; oluyor.&lt;br/&gt;Bununla birlikte yurdumuzun bu konudaki&lt;br/&gt;zenginliUinin fark&amp;#221;nda olan&lt;br/&gt;pek Âok yabanc&amp;#221; bilim adam&amp;#221;, geÂen&lt;br/&gt;y&amp;#159;zy&amp;#221;llarda olduUu gibi bug&amp;#159;n de, gizli&lt;br/&gt;olarak ya da gizlemeye bile gerek&lt;br/&gt;duymadan &amp;#159;lkemizden toplad&amp;#221;klar&amp;#221; &amp;#154;rneklerle&lt;br/&gt;kendi doUa tarihi m&amp;#159;zelerini&lt;br/&gt;ve botanik bahÂelerini zenginleÃŸtiriyorlar.&lt;br/&gt;KuÃŸkusuz bu durum, &amp;#159;lkemizdeki&lt;br/&gt;doUal zenginliklerin yaln&amp;#221;zca&lt;br/&gt;AnadoluÃ•da yaÃŸayan bizler taraf&amp;#221;ndan&lt;br/&gt;deUil, mavi gezegendeki herkesce de&lt;br/&gt;korunmas&amp;#221; ve kollanmas&amp;#221; gereken bir&lt;br/&gt;varl&amp;#221;k olmas&amp;#221; gibi, daha geniÃŸ bir bak&amp;#221;ÃŸ&lt;br/&gt;aÂ&amp;#221;s&amp;#221;yla deUerlendirilebilir. Ancak pek&lt;br/&gt;Âok bilim adam&amp;#221;m&amp;#221;z&amp;#221;n, b&amp;#221;rak&amp;#221;n baÃŸka&lt;br/&gt;&amp;#159;lkelerinkini, AnadoluÃ•ya &amp;#154;zg&amp;#159; bitki&lt;br/&gt;ve hayvan &amp;#154;rneklerini bile g&amp;#154;rmek ve&lt;br/&gt;araÃŸt&amp;#221;rmak iÂin yurtd&amp;#221;ÃŸ&amp;#221;ndaki m&amp;#159;zelere&lt;br/&gt;ve araÃŸt&amp;#221;rma merkezlerine baU&amp;#221;ml&amp;#221; olu-&lt;br/&gt;ÃŸu, &amp;#159;lkemizin bu alandaki &amp;#154;nemli bir&lt;br/&gt;eksiUini ortaya koyuyor. Yitirilen zaman&lt;br/&gt;ve harcanan maddi kaynak da bu&lt;br/&gt;olumsuz durumun bir baÃŸka yan&amp;#221;.&lt;br/&gt;Konuya hiÂ mi el at&amp;#221;lmam&amp;#221;ÃŸt&amp;#221;r?&lt;br/&gt;B&amp;#154;yle bir ÃŸey s&amp;#154;yleyemeyiz. &amp;#130;&amp;#159;nk&amp;#159; bir&lt;br/&gt;tak&amp;#221;m &amp;#154;rnekler yok deUil. Hemen akla&lt;br/&gt;geliverenler aras&amp;#221;nda on y&amp;#221;l&amp;#221; aÃŸk&amp;#221;n bir&lt;br/&gt;s&amp;#159;redir Âal&amp;#221;ÃŸmalar&amp;#221; s&amp;#159;ren T&amp;#134;BÜTAK&lt;br/&gt;Ulusal DoUa Tarihi M&amp;#159;zesi Projesi,&lt;br/&gt;coUrafyam&amp;#221;z&amp;#221;n canl&amp;#221;-cans&amp;#221;z doUal zenginliklerini,&lt;br/&gt;uluslararas&amp;#221; koruma ve&lt;br/&gt;araÃŸt&amp;#221;rma koÃŸullar&amp;#221; alt&amp;#221;nda bir araya getirmeyi&lt;br/&gt;amaÂl&amp;#221;yor. &amp;#134;lkemizin daha Âok&lt;br/&gt;Bilim ve Teknik&lt;br/&gt;ODT&amp;#134; YerleÃŸkesinde &amp;#133;rnek Bir &amp;#130;aba&lt;br/&gt;K&amp;#221;rÂiÂekleri Rehberi&lt;br/&gt;yerbilimsel doUal zenginliklerine ait&lt;br/&gt;koleksiyonlar&amp;#221;n bulunduUu Maden&lt;br/&gt;Tetkik ve A</description></item><item><title>ENDEMİK BİTKİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?endemik-bitki-395347.html</link><description>Endemik bitki&lt;br/&gt;Endemik, alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türler. Latince endemos (indigenous) kelimesinden gelir ve yerli anlamında kullanılır.Endemik alan; bir ada, bir yarımada veya bir dağ olabileceği gibi birkaç metrekarelik alanlar da olabilir. Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir.Yurdumuzun siyasi hudutları içerisinde doğal olarak yetiştiği halde başka hiçbir yerde yetişmeyen, diğer bir deyişle dünyada yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye endemikleri olarak adlandırılır. Yurdumuz endemiklerinin sayısı 3000 dolaylarında olup endemizm oranı %33 civarındadır.(Davis, 1965-1988). Ülkemizde endemik tür sayısı diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında ülkemizin bu zenginliği daha iyi anlaşılır. Avrupa ülkeleri arasında en çok türe sahip olan ülke Yunanistan olup 800 civarındadır. Aynı şekilde endemik türlerce zengin İspanya ve Sırbistanda ise bu sayı 400-500 arasındadır.Ülkemizdeki endemik türlerin en önemlilerinden birkaçı; Kazdağında orman meydana getiren Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani), Eğridir güneyindeki Kasnak meşesi (Quercus vulcanica), Köyceğiz-Dalaman arasında yaygın olan Sığla ağacı veya Günlük ağacı ve ormanları (Liquidambar orientalis), Beşparmak Dağları (Ege bölümü)ndaki Kral eğreltisi (Osmunda regalis) ile Datça yarımadasında bulunan Datça hurması (Phoneix theophrasti)dır. Yurdumuzun bilhassa dar derin yarılmış dağlık alanlarında endemiklerin sayısı bir hayli yüksektir. Bunun yanında özellikle Pleistosendeki iklim şartlarına göre yetişmiş ve yayılma imkanı bulmuş, fakat günümüzde bilhassa dağlık bölgelerimize lokal alanlarda hayatiyetlerini sürdüren çeşitli flora bölgelerine ait bitkiler görülür. Örnek olarak, Karadeniz Fitocoğrafya Bölgesindeki Akdeniz elemanları, Nur, Dedegöl, Ağrı, Nemrut, Mercan(Munzur) dağlarındaki nemli ılıman ve nemli soğuk bitkilere örnek verilebilir.Bunun yanında ülkemizde Konzervatif endemikler yanında, yeni gelişmekte olan progresif end</description></item><item><title>FAYDALI BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?faydali-bitkiler-452709.html</link><description>ADAÇAYI &lt;br/&gt;*Kurutulmuş yaprakları çay gibi demlenerek içilir &lt;br/&gt;*Spazm çözücüdür, kan dolaşımını etkiler, sinir sistemi fonksiyonlarını düzenler, böbrek tembelliği, romatizma ve migrene iyi gelir &lt;br/&gt;*Bitki çayı gargara olarak kullanıldığında dişeti ve bademcik iltihaplarına iyi gelir &lt;br/&gt;*Antiseptik özelliği ile yaralarda, çıbanlarda, apselerde ve şişliklerde kompres olarak tedavi edici etkisi vardır &lt;br/&gt;*Kusmaları ve sürekli ishalleri önler, adet düzenleyicidir &lt;br/&gt;Adaçayının yapımı: 40 gr. Yaprak bir litre suda iki dakika kaynatılıp süzülerek içilir&lt;br/&gt;ANASON &lt;br/&gt;*Bağırsak gazlarına, hazım bozukluklarına karşı etkilidir &lt;br/&gt;*İştah açıcı ve süt artırıcıdır &lt;br/&gt;*Göğsü yumuşatır, adet düzenler. &lt;br/&gt;*Tıpta tercih edilen türü yeşil anasondur (Pimpinella anisum) &lt;br/&gt;*Yeşil anasonun tohumlarının salgı bezleri, kalp basıncı ve soluk alma üzerinde düzenleyici etkisi vardır &lt;br/&gt;*Vücudun enfeksiyonlara karşı koyma gücünü artırır &lt;br/&gt;*Sindirim sistemi bozukluklarından kaynaklanan migren, baş dönmesi, karın ağrısı gibi rahatsızlıkları giderir &lt;br/&gt;*Öksürük, astım ve bronşite karşı da etkilidir &lt;br/&gt;*Beyin yorgunluğunu giderir, sinirleri yatıştırır, uyku verir &lt;br/&gt;*Cinsel arzuları kamçılar &lt;br/&gt;AYÇİÇEĞİ &lt;br/&gt;*Ayçiçeğinin çekirdekleri idrar artırıcı ve göğüs yumuşatıcıdır &lt;br/&gt;*Ayçiçeği çekirdekleri romatizma ağrılarına, mide gazlarına ve ishale iyi gelir &lt;br/&gt;*Çekirdekleri toz haline getirilip enfüzyon olarak içildiğinde iltihaplara iyi gelir &lt;br/&gt;*Lapa yapılıp çıbanların üzerine konulduğunda iltihap toplayıcı etkisini gösterir &lt;br/&gt;*Ayçiçeği çiçek ve yaprakları da ateş düşürücü ve balgam söktürücüdür &lt;br/&gt;BADEM &lt;br/&gt;*Bedensel ve zihni yorgunluğu giderir &lt;br/&gt;*Sütle içildiğinde mideyi güçlendirir &lt;br/&gt;*Dıştan lapa ve merhem olarak kullanıldığında ağrı kesicidir &lt;br/&gt;*Böbrek, mesane ve idrar yolları iltihaplarına iyi gelir &lt;br/&gt;*Bronşit, boğaz ağrısı, anjin, baş ağrısı ve akciğer hastalıklarında faydalıdır &lt;br/&gt;*Kabızlığı giderir, müshil etkisi yapar &lt;br/&gt;*Toz haline getirilmiş badem kozmetikte maske yapımında kullanılır &lt;br/&gt;*Acı badem tohumlarından su buharı distilasyonuysa elde edilen acı badem suyu koku verici ve öksürük kesici olarak kullanılır &lt;br/&gt;BİBERİYE &lt;br/&gt;*İdrar söktürücü, safra arttırıcı, adet söktürücüdür &lt;br/&gt;*Karaciğerin çalışmasını düzenler, hazımsızlığı giderir &lt;br/&gt;*Çarpıntı ve sinirsel baş ağrılarında iyi sonuç verir &lt;br/&gt;*Kansızlığa iyi gelir &lt;br/&gt;*Yağlı saçların yağını alır &lt;br/&gt;*Kozmetikte cildi gerginleştirici ve canlandırıcı etkisi vardır &lt;br/&gt;*Biberiye yapraklarından hazırlanan enfüzyon ile pansuman yapılır, yaralar yıkanır &lt;br/&gt;*Gargara yapıldığında ağız yaralarını tedavi eder &lt;br/&gt;*Kompres &lt;br/&gt;CEVİZ &lt;br/&gt;*Cevizin dış kabuğu yeşil, iç kabuğu sert olan meyvesi yağ ve nişasta içerir &lt;br/&gt;*Kabız, kan temizleyici ve seks gücünü arttırıcı etkisi vardır &lt;br/&gt;*Bol şekerli suyu kan temizleyicidir &lt;br/&gt;*Tomurcuklarından saç dökülmelerinde yararlanılır &lt;br/&gt;*Başaklarının kılcal damarları sıkıştırıcı etkisi vardır &lt;br/&gt;*Yaprakları ve meyvesinin yeşil kabuğu kanama ve ishal durdurmada kullanılır &lt;br/&gt;*Ceviz yaprakları kandaki glikoz oranını düşürür, bu nedenle meyvesi şeker hastalarına da önerilir &lt;br/&gt;ÇAM &lt;br/&gt;*Çam tomurcuklarının kaynatılmasından elde edilen ilaç öksürük kesici olarak kullanılır &lt;br/&gt;*Polenleri romatizmaya karşı çok faydalıdır &lt;br/&gt;*Yemeklere katılan çam fıstığının balla ezilmesinden elde edilen macun kuvvet vericidir &lt;br/&gt;*Bir çam türünün odunundan distilasyon ile elde edilen katran ruhu da dahilen ve haricen antiseptik olarak kullanılır &lt;br/&gt;*Sarı çamın şubat-mart aylarında tomurcuklarının kesilip kurutulmasıyla elde edilen çay hafif bir idrar söktürücüdür &lt;br/&gt;*Solunum sistemi hastalıklarında yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak kullanılır &lt;br/&gt;*Kokulu, keskin lezzetli çam yaprağı esansından da, yatıştırıcı ve antiseptik olarak yararlanılır &lt;br/&gt;*Merhem halinde haricen romatizmal ağrılarda ağrıyan yere sürülerek kullanılır &lt;br/&gt;ÇİLEK &lt;br/&gt;*C vitamini içerir, serinletici ve iştah açıcıdır &lt;br/&gt;*Kök sapı idrar söktürücüdür &lt;br/&gt;*Kansızlıkta ve karaciğer hastalıklarında etkilidir &lt;br/&gt;*Sinir bozukluklarında ve bağırsak tembelliklerinde kullanılır &lt;br/&gt;*Çilek suyu cildi koruyup iyileştirir &lt;br/&gt;*Etkili bir meyve olduğundan fazlası alerjik kişilerde alerjiye yol açabilir &lt;br/&gt;*Çilek yaprakları kompres olarak enfeksiyonlarda kullanılır &lt;br/&gt;*Koku ve tat verici olarak aperatifler arasında yer alır &lt;br/&gt;DEFNE &lt;br/&gt;*Terletici, antiseptik ve midevidir &lt;br/&gt;*Et ve balık yemeklerine lezzet ve koku verici olarak kullanılırlar &lt;br/&gt;*Diş ağrıları, hazımsızlık ve müzmin bronşite karşı enfüzyon olarak kullanılır &lt;br/&gt;*Acı lezzetli ve baharlı</description></item><item><title>BİTKİLERDE BOYAMA HAKKINDA BAZI BİLGİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-boyama-hakkinda-bazi-bilgiler-363988.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;İnsanların eski çağlardan beri canlı ve cansız doğanın renkleri karşısında büyük hayranlık duyduğu bir gerçektir. Renklere sahip olmak, renklerden gerek süslenmek, gerekse başkalarından farklı ve üstün görünmek için yararlanmak, tarih öncesi çağlardan beri gittikçe artan ölçüde insanların tutkusu olmuştur.&lt;br/&gt;İlk zamanlarda çiçekler, yapraklar, hayvan tüyleri, renkli taşlarla süslenme ihtiyaçlarını tatmin eden insanlar, sonraları çevrelerini, giysilerini ve bizzat kendi vücutlarını renklendirmek yollarını aramışlardır.&lt;br/&gt;İlk çağlardan bu yana çevresini değiştirme, doğal ortamda yapay bir çevre oluşturma, çevresinden yararlanma ve o çevreyi güzelleştirme ve koruma çabası içinde olan insan, süsleme güdüsünün etkisiyle doğadan birçok boya ve boyarmadde elde etmiştir. Bu konuda öncü olan örnekleri İsa&quot;dan yüzlerce yıl öncesine giden, mağara resimlerinde görmekteyiz.&lt;br/&gt;Suda çözünmeyen maddelerden oluşan doğal boyaların kullanıldığı, pigmentlerin(*) kullanımıyla ilgili ilk bilgilerin elde edildiği bu resimlerin ünlü örnekleri Fransa&quot;daki Lascaux ve İspanya&quot;daki Altamira Mağaralarında bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Suda çözünmeyen maddeler ile tekstil elyafının boyanmasının mümkün olmadığını  gören insanlar, bitkilerin çiçek, yaprak, meyve, kök ve gövdelerinden faydalanmayı düşünmüşler ve tamamen rastlantı sonucu çok sayıda bitkisel boyarmadde bulmuşlardır. Bitkisel boyarmaddeler yanında, bazı hayvanlardan da boyalar elde edilmiştir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.MORDANLAMA ve BOYAMA&lt;br/&gt;1.1. BİTKİLERLE BOYAMA HAKKINDA BAZI KURALLAR&lt;br/&gt;Boy veren bitkileri ilkbahar ve yaz aylarında yaş iken toplamak, yararlanmak açısından en uygun yöntemdir. Ancak bunların kurutularak saklanması da mümkündür. Bunda birinci şart, genellikle çiçek, yaprak ve tohumunun en olgun olduğu bir zamanda toplanmasıdır. İkinci şart ise, bitkilerin yetişme ve gelişmesinin en müsait olduğu yöredir. Güneş alma durumlarına göre de, içerdiği boya maddesinin miktarı fazlalaşır.&lt;br/&gt;Çiçekler için en uygun zaman, olgunlaştıkları dönemdir. Bu dönemlerde toplanıp kurutulmalıdır. Ancak kendi kendine kurumuş kalmış olan çiçeklerden istenilen sonuç alınmayabilir. Bitki tohumlarının da tam olgunluk döneminde toplanması şarttır. Odunsu bitkilerde ise, boya maddesi ağacın dallarındaki kabuğun içi ile gövde kabuklarındadır. Ağacın ortasındaki odunsu kısımda boya maddesi bulunmaz &lt;br/&gt;Kökler de genellikle ilkbahar ve sonbaharda toplanmalıdır. Yalnız bir kısım kökün toprak altında bırakılmasına dikkat edilmelidir. Çünkü ertesi yıl tekrar yeşerip çıkmasına imkan verilmesi gerekir.&lt;br/&gt;Bitkiler ise kurutulurken genellikle havadar ve gölge bir yer seçilmeli ya da hava almasını kolaylaştıracak şekilde düz bir yere serilmelidir. Bazı bitkiler kurutulmuş olarak uzun süre saklanabilir. Bazılarında ise geçen zamanla renklerdeki parlaklık kaybolabilir. Ancak, kurutulmuş bitkilerin bez torbalarda saklanması daha uygundur.&lt;br/&gt;1.2. BOYAMADA KULLANILAN MALZEMELER ve BOYAMA KOŞULLARI&lt;br/&gt;a)Yünlerin elde yıkanıp, taranıp bükülmesi &quot;eğrilmesi&quot; ve kelepler haline getiril</description></item><item><title>AÇİÇEĞİ BİTKİSİNİN ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?acicegi-bitkisinin-ozellikleri-364168.html</link><description>AYÇİÇEĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer bazı isimleri; Günebakan, Semşiçmer, Günetapan, Gündöndü, Sunflower, Tournesol, Grand Soleil.&lt;br/&gt;Ayçiçeğinin 60 - 300 kadar türü mevcuttur. Bunların bir çoğu yıllıktır. Süs bitkisi olanları bulunduğu gibi, kökleri yenen türleride mevcuttur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİSEL ÖZELLİKERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kök :&lt;br/&gt;Saçak köklüdür, fakat kök sistemi kuvvetli değildir. Bitki büyüklüğüne göre kısa bir kesik kökü vardır. Saçak köklerin sayısı fazla olmasına rağmen bitkiye göre çok kuvvetli değildir. Bu sebeple yağmurlardan veya sulanınca toprak yumuşadığı zaman tablası iyi gelişmiş iri bitkilerin rüzgarın etkisiyle yattığı görülmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sap:&lt;br/&gt;Ayçiçeğinin sapları kuvvetli olarak teşkil eder. Dik olarak büyür. 1 - 5m arasında boylanır. 1,5 - 2m normal boyudur. Kalınlıkları dipte 1 - 10cm&quot;dir. Ortalama kalınlığı ise 3 - 5cm&quot;dir. Odunsu bir yapıya sahiptir, iç kısmı öz su ile doludur. Kalınlık ve bitki boyu çeşidi de yetiştirme şartlarına göre değişmektedir. Çiçek sapı 10 - 30 boğum ihtiva eder, boğumlardan yaprak ve dal çıkar, her sap ve dalın ucunda çiçek tablaları meydana gelir. Genç bitkilerde sap rengi açık ve koyu yeşil olup, yaşlandıkça sararır. Bazı çeşitlerde antasyon (mavi - viyole) renk ihtiva ederler. Sap ve yapraklar ince tüylerle kaplıdır. Sapın alt kısmı köşeli üst kısmı yuvarlaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dal:&lt;br/&gt;Ana sap üzerinde yaprak koltuklarından dallar çıkarlar. Dal sayısı çeşide ve yetişme şartlarına göre değişir. Her dal ucunda çiçek tablası meydana gelir. Fakat ana sap ucundaki tablanın çiçekleri önce açılır, tohumları da önce olgunlaşır. Yeni çeşitler fazla dallanmazlar. Seyrek ekilen ayçiçeği çeşitleri fazla dallandıklarından, normalden fazla seyrek ekilmeyen ayçiçeklerinde dallanma daha az olur. Bazı çeşitler fazla dallanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaprak: &lt;br/&gt;Ayçiçeğinde yaprak kalp şeklindedir. Uzun bir yaprak sapı ucunda kalp şeklinde bir yaprak ayası bulunur. Yaprak sapı genel olarak 20 - 30cm arasında değişir. Yaprak ayası kenarları hafif dişlidir ve keskindir. Yaprak ince tüylerle kaplıdır. Genç yapraklar açık koyu yeşildir. Zamanla olgunlaşma ilerledikçe sararır. Bazı çeşitlerde yaprak damarlarında fazla miktarda antasyon mevcuttur. Yaprak sayısı bitkinin büyüklüğüne ve boğum sayısına bağlı olarak değişir. Genel olarak bir bitkide yaprak sayısı 15 - 30 arasında değişmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tabla:&lt;br/&gt;Tabladan ana sap ve yan dalların uçlarında teşekkül eden ana sap ucundaki tabla da uçlarına teşekkül eden tablalardan daha büyüktür. Orta tabladaki çiçek ve tohumlar dallarda teşekkül ederlerken daha önce olgunlaşırlar ayrıca dallardaki tablalarda dolgunluğu ve olgunluğu tamamlamamış tohumların nispeti yüksek olur. Bu sebeple ayçiçeği tarımında bitkilerde tek tabla olması arzu edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tabla Şekli ve Çiçek :&lt;br/&gt;Tabla yuvarlak veya kurs şeklindedir. Uzunca sapı vardır. Bu sap üzerinde güneş istikametine dönen tabla yukarı, aşağı veya yana dönük olabilir. Bazı çeşitler 180Â° yere bakacak şekilde eğilirler. Genel olarak az boylanan çeşitlerde tablalar az eğilirler. Tabla etimsi kalın bir yapıdadır. Çiçekler bu etli kısım üzerinde meydana gelirler. Tablanın büyüklüğü çok değişir. Yeni çeşitlerde çapı 10 - 60cm arasında değişir. Çoğunlukla tabla çapları 15 - 30cm arasında olurlar. &lt;br/&gt;Çiçekler tabla üzerinde teşekkül eder. İki tip çiçek vardır., ilki tablanın çevresinde dil şeklinde sarı renkli çiçekler bulunur. Süs gibidir, gösterişli bir yapısı vardır. 1 - 2 sıra halinde bulunurlar, bu çiçeklerin çiçek tozları veya yumurtalık teşekkül ettirme özelliği yoktur. Sayıları çeşitten çeşide ve tabla büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Genel olarak 50 - 100 kadardırlar. Esas (fetil) çiçekler tablanın ortasındadır. Sayıları çok değişir. 800 - 1500 kadardır. Eğri sıralar halinde bütün tablayı doldururlar. Tohum teşekkül eden bu çiçeklerin menfolojisi farklıdır. Boru şeklindedir, bu sebeple boru çiçekler diye isimlendirilirler. Bunlarda polen teşekkül ettirme özelliği ve dişi organ vardır. Tohumlar bu çiçeklerde teşekkül ederler. &lt;br/&gt;Bir çiçekte 2 adet çanak (muhafaza, keis) yaprağı vardır. Çiçeğe nazar</description></item><item><title>ÇİÇEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cicek-377532.html</link><description>Yüksek yapılı bitkilerin üreme organıdırBitkinin diğer organlarında&lt;br/&gt; olduğu gibi çiçek de farklı&lt;br/&gt; görevleri olan değişik&lt;br/&gt; kısımlardan BİR ÇİÇEK&lt;br/&gt;       İNCELENDİĞİNDE&lt;br/&gt;               ŞU KISIMLAR GÖRÜLÜRTAÇ YAPRAKLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçeğin dıştan ikinci kısmını oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Değişik renklerde olabilirler.Taç yaprakların renkleri ve çiçekten salgılanan bal özü böceklerin ilgisini çeker. &lt;br/&gt;Bu nedenle çiçeğe konan böcekler tozlaşmayı sağlar.&lt;br/&gt;Taç yaprakların renkli olması bu açıdan önemlidir.&lt;br/&gt;Taç yaprakların renkleri ve&lt;br/&gt; çiçekten salgılanan bal özü&lt;br/&gt; böceklerin ilgisini çeker</description></item><item><title>STRES FİZOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?stres-fizolojisi-343274.html</link><description>STRES FİZYOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çoğu zaman dikkatsizce kullanılan ve terminolojinin karıştırdığı stresi tartışmak için bazı tanımlamalarla başlamak yararlı olacaktır. Stres genellikle bitkilerde dezavantaj etki yaratan bir dış faktör olarak tanımlanır. Çoğu halde stres, baştan başa büyümeyle alakalı, büyüme (biokütle yığması) veya birincil özümsenmiş yöntemle (CO2 ve mineral yükselmesi) ilginin içinde ölçülür. Bununla beraber farklı değerlendirmelerin ihtiyaç gösterdiği özel durumlar olduğunu akılda tutmak yararlı olur. Örneğin çok miktarda su ve gübre verilen bitki, boyuna oldukça uzayabildiğinden fırtınaya kapılabilir (Ekini basıp yere yatırma etkisi olarak bilinir.) ve biçilemez hale gelir. Bu durumda optimalin altında daha az miktarda su ve gübre düzeyi, az olmayanı, stresi ifade eder diye tartışılabilir.&lt;br/&gt;Stres, sadece bitki terimleri içinde karşılığı tanımlandığı için (bazen mühendislik terminolojisine uydurulmuş gerilim olarak olarak ifade edilir), stres kavramı, elverişsiz çevredeki bitki zindeliğini ifade eden stres direnciyle yakından alakalandırılır. Bir bitki için çok stresli olan bir çevre, diğeri için olmayabilir. Örnek olarak, sırasıyla 20&amp;#61616;C ve 30&amp;#61616;C&quot; de gelişmesi en iyi olan bezelye (Pisum Sativum) ve soya fasulyesini (Gylcine max) dikkate alalım. Sıcaklık arttıkça bezelye soya fasulyesine göre daha erken belirtiler gösterir. Yani, soya fasulyesinin daha fazla ısı stres direnci vardır. Önceki stresin korunmasızlığı sonucu direnç artarsa, bitki yeni bir ortan iklimine alışmış (sertleşmiş) denir. Yeni bir ortam iklimine alışma, genetik olarak nesillerin seçimi aracılığıyla kazanılacak direnç derecesine karar veren adaptasyonla karıştırılmamalıdır.&lt;br/&gt;Doğal ve tarımsal şartlar altında, bitkiler strese korunmasız kalır. Bazı çevresel faktörler (hava sıcaklığı gibi) birkaç dakika içinde çok stresli hale gelirken, diğerleri günler, haftalar (topraktaki su), hatta aylar (bazı mineral gıdalar) sonra çok stresli hale gelir. Fizyokimyasal stres nedeniyle, Birleşik Devletlerde tarlada büyümüş ekin ürünün sadece %22&quot; sinin potansiyel genetik ürün olduğu tahmin ediliyor (Boyer, 1982). Stres hasarının mekanizmasındaki gibi adaptasyon ve yeni iklim ortamına alışmanın altında yatan fizyolojik oluşumlar uçsuz bucaksız pratik önemlerdir.&lt;br/&gt;Bu bölümde su eksikliğini, üşüme ve donmayı, ısıyı, tuzluluğu, kök bölgesindeki oksijen eksikliğini ve hava kirliliğini karşı bitkilerin tepki verme yollarını inceleyeceğiz. Odak çoğunlukla stres direncinin fizyolojisi olacak. Bu faktörlerin her birini  ayrı ayrı incelemek uygun olursa, çoğu bir araya gelir. Örneğin, su eksikliği, kök bölgesi tuzluluğu ve/veya yaprak ısı stresiyle sık sık birleştirilir. Ayrıca bitkilerin sık sık kesişen direnç gösterdiğini veya bir strese yeni bir iklim ortamına alışma yoluyla direncini görebiliriz. Bir çok ortak özelliği paylaşan birkaç stresin direnç mekanizması bu davranışla ilişkilidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU EKSİKLİĞİ ve KURAKLIK DİRENCİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuraklık direnci mekanizmaları birçok çeşide ayrılabilir. İlk önce, kurutma ertelemesi (doku hidrasyonunu koruyabilme yeteneği) ve kurutma toleransını (dehidrasyon sırasında fonksiyon yeteneği) birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bunlardan bazen, sırasıyla, yüksek su potansiyelindeki kuraklık toleransı ve düşük su potansiyelindeki kuraklık toleransı olarak söz edilir.&lt;br/&gt;Eski literatür sık sık &quot;kuraklık sakınma&quot; dan, &quot;kuraklık toleransı&quot; na karşı koymak olarak söz eder, fakat kuraklık, kuraklığı yaşatan ve hiçbirinin engel olmadığı tüm bitkilerin tolere ettiği bir meteorolojik durum olduğundan, bu terimler yanlış adlandırılmıştır. Bir üçüncü kategori, &quot;kuraklık Kaçışı&quot;, kuraklığın başlangıcından önce, yağmurlu mevsim süresince kendi hayat döngülerini tamamlayan bitkilerden oluşur. Bunlar tek gerçek &quot;kuraklık sakınıcıları&quot; dır.&lt;br/&gt;Kurutma erteleyicilerinin sınıfında su koruyucular ve su harcayıcılar vardır. Su harcayıcılar saldırganca ve genelde şaşılacak miktarda su tüketirken, su koruyucular suyu dikkatlice kullanır, hayat döngülerinin sonuna doğru kull</description></item><item><title>ÇİÇEKLİ BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cicekli-bitkiler-363108.html</link><description>ÇİÇEKLİ BİTKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeyli üremelerini çiçeklerde oluşan tohumlarla yaparlar. Gerçek kök, gövde ve yaprakları vardır. İletim demetleri gelişmiştir. Birçok türü vejetatif yolla eşeysiz olarak da ürerler (Gül, Çiçek, Patates gibi...). Tohumlu bitkiler 2 alt bölüme ayrılır: &lt;br/&gt; 1- Açık tohumlular (Kozalaklı bitkiler) :  Her zaman yeşil kalan, çoğu iğne yapraklı, ağaç ve çalılardan meydana gelen, çok yıllık bitkilerdir. Otsu formu yoktur. Tohum taslakları ovaryum tarafından örtülmemiştir. Erkek ve dişi organ genellikle farklı çiçeklerde bulunur. Çoğunda besi doku (endosperm) döllenme olmadan gelişir. Bunun için endosperm haploid (n) kromozomludur. Çenek sayısı değişkendir (Çam polikotildir). Çam, ardıç, ladin, göknar ve porsuk ağacı bu gruptandır. &lt;br/&gt; 2- Kapalı tohumlular : Tohumları meyve içerisinde bulunduğundan ovaryum tarafından örtülmüştür. Odunsu ve otsu çeşitleri vardır. Çok yıllık olanların bazıları kışın yaprağını döker, bazıları dökmez. Çenek sayısına göre tek çenekli ve çift çenekli diye iki sınıfa ayrılırlar. Tohum oluşurken çift döllenme görülür. Bunun için besin dokusu olan endosperm 3n kromozomludur.  &lt;br/&gt; a)Tek çenekliler (Monokotiledonlar) : Tohumlarında bir çenek bulunur. Çoğu tek yıllık otsu bitkilerdir. Tahılgiller ve zambakgiller, soğangiller, palmiyegiller iki önemli takımlardır. Buğday, Mısır, Lale, Muz, Soğan, Hurma ve birçok ot türü bu sınıf içinde yer alır. Hiçbirinin gövdesinde kambiyum bulunmaz. Bunu için boyları uzun, gövdeleri incedir. Yaprakları genellikle ince uzun, paralel damarlı, kökleri saçak kökdür. İletim demetleri ( damarlı) gövdede düzensiz dağılmıştır.  &lt;br/&gt; b)Çift çenekliler (Dikotiledonlar) : Tohumlarında iki çenek vardır. Gövdelerinde kambiyum halkaları bulunur (Çok yıllık olan türlerinde). Bu sayede iletim demetleri gövdeye düzenli olarak dizilmiştir. Bu sınıfa örnek olarak; Baklagiller, Gülgiller, Kabakgiller, Asmagiller gibi birçok takım örnek verilebilir. Kökler derine gider, yaprak yüzeyleri geniştir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÇİÇEKLİ BİTKİLERİN BÖLÜMLERİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; 1-Kök:Genellikle toprağın altında kalan ve bitkiyi toprağa  bağlayan kısımdır. Kök, bitkinin beslenmesi için gerekli su ve suda çözünmüş madensel tuzları topraktan emerek alır. &lt;br/&gt;         Kök, ana kök, yan kökler ve emici tüyler olmak üzere 3 kısımdan oluşur.&lt;br/&gt; a)Ana kök : Her bitkide bir tane bulunur. Bitkinin toprağa sıkıca bağlanmasını sağlar.&lt;br/&gt; b)Yan kökler : Ana kökten yanlara doğru uzanan çok sayıdaki köklerdir. Bitkinin topraktan çıkmasını önler. Yan kökler suyun olduğu yöne doğru ilerleyerek bitkinin suyu almasına yardımcı olur.&lt;br/&gt; c)Emici tüyler : Yan köklerin uç kısımlarındaki tüysü yapılardır. Topraktan su ve madensel tuzları emerler. Ayrıca salgıladıkları asitli maddelerle kökün önüne gelen taş, kaya gibi sert engelleri parçalayarak eritirler.&lt;br/&gt; 2-Gövde: Çiçekli bir bitkinin diğer bir organı da gövdedir. Bitkinin genellikle toprak üstünde bulunan dal, yaprak, çiçek ve meyve gibi yapılarını taşıyan organıdır. Gövde, içindeki iletim boruları sayesinde topraktan alınan su ve madensel tuzları yapraklara, yapraklarda oluşan besin maddelerini de köke kadar iletir. Ayrıca bitkinin dik durmasını ve yaprakların güneşten en iyi şekilde yararlanmasını sağlar. Tomurcuk,yaprak,çiçek ve meyveyi taşır. Köklerden gelen suyu yapraklara kadar iletmekle görevlidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 3-Yaprak:Bitkinin solunum ve besin yapmakla görevli organı yapraklardır. Yaprağın geniş ve yassı kısmına &quot;yaprak ayası&quot;, dala veya gövdeye bağlandığı kısmına &quot;yaprak sapı&quot;, yaprak sapının biraz genişleyerek gövde veya dala bağlanan ucuna &quot;yaprak kını&quot; , yaprak kını ile dal arasındaki kısma &quot;tomurcuk&quot; , yaprak ayasında iletimi sağlayan iletim borularına &quot;damarlar&quot; denir. &lt;br/&gt;Yaprağın Görevleri :&lt;br/&gt;1.Fotosentez yoluyla besin yapar.&lt;br/&gt;2.Alt kısımlarındaki gözeneklerden (stoma) solunum yapar. &lt;br/&gt;3.Terleme yoluyla fazla suyu dışarı atar.&lt;br/&gt;4.Yaprak dökülmesi sayesinde zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.&lt;br/&gt;Aşağıda gördüğünüz yaprak biçimleri bitkiler aleminin Çiçekli Bitkiler bölümüne aittir.&lt;br/&gt; YAPRAKLAR; gerçek anlamda bir kimya fabrikası, birer    &lt;br/&gt;laboratuardan farksızdırlar. Bitkilerin yaşamaları için en vazgeçilmez parçaları, nefes alıp veren, terleyen, bitkiyi besleyen birer solunum organıdırlar... Bitkinin topraktan aldığı maddeleri, güneş ışığından yararlanarak Fotosentez denilen kimyasal bir süreç içerisinde bitkinin besini haline getirirler. &lt;br/&gt;Bitkiye yeşil rengi veren klorofil maddesi bu süreçte</description></item><item><title>BİTKİLERİN YETİŞTİĞİ ÇEVRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerin-yetistigi-cevre-358404.html</link><description>Bitkilerin  Yetiştiği  Çevre&lt;br/&gt;Bahçelerde Yetişen Bitkiler&lt;br/&gt;Bahçe ve Tarlalarda Yetişen Bitkiler&lt;br/&gt;Ormanlarda yetişen bitkiler&lt;br/&gt;Saksılarda yetişen bitkiler&lt;br/&gt;Bahçelerde yetişen bitkiler&lt;br/&gt;Ispanak, domates,biber,  havuç, fasulye, kabak vb..</description></item><item><title>TRANSGENİK BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?transgenik-bitkiler-396549.html</link><description>Bitkinin sağlığı ve besin değeri ;&lt;br/&gt;Genotipe&lt;br/&gt;Çevreyle olan etkileşime bağlıdır.&lt;br/&gt;    Örnek: &quot;Olumsuz ısı değişimleri, kuraklık ve toprağın bileşimi önemli etkenlerdir&quot;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖRNEK : Kuraklık, tahıllarda anormal ve kısır polenler oluşmasına yol açtığından embriyo gelişimini ve sonuçta tohumun ağırlığını ve kalitesini de olumsuz yönde etkileyecektir.</description></item><item><title>ÇAKILLAR ÇİLEĞİ EVREN ÜSTÜNDAĞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cakillar-cilegi-evren-ustundag-453292.html</link><description>İlkbaharın en sevilen ve reçeli de yapılan meyveleri arasındadır. Yurdumuzda Osmanlı çileği ve Bursa çileği olarak iki çeşidi yaygındır. İlki reçellik, ikincisi ise sofralıktır. Ilıman iklimi ve suyu sever. Kumlu, humuslu topraklarda çabuk gelişir. Kol atan sürgünlerini daldırmakla, ya da kesip bir başka yere dikmekle çabuk ürer. Beyaz çiçekler açtıktan sonra meyvesini verir. Fide diplerindeki toprağı sonbahara kadar ara sıra kabartmak gerekir. Dondan korumak için de fideleri kışa yakın, samanlı çiftlik gübresi ile hafifçe örtmek gerekir. Şifası, kök ve yapraklarındadır. Meyvesi de güzellik sütü olarak çok yararlıdır. Çilek içinde çok bol A,B,C vitaminleri olduğu için özellikle çocukların ve buluğ çağındaki gençlerin can dostudur.&lt;br/&gt;İştahsızlık çekenler için; çilek yapraklarından ve köklerinden 20 gramı 1 litre suda çay gibi haşlanır ve yemeklerden önce bu sudan birer fincan içilirse çok faydalıdır. &lt;br/&gt;Güzellik için; kurutulmuş yapraklarla fide kökleri havanda dövülür. Bu unla fırçalanacak dişler inci gibi parlayıverir. Yine bir avuç çilek yaprağı ile fide kökü 1 litre suda kaynatılır. Bu su ile eller ve ayaklar ovuldukça güzelleşir. Yüz güzelliği için bir avuç olgun çileği iyice ezip de bir tülbentten süzerek aynı ölçüde sütte üç saat bekletirseniz, cilt için harika bir &quot;güzellik sütü&quot; elde edilir. Akşamları makyaj temizlendikten sonra yüz bu sütle iyice silinir. Sonra bolca temiz soğuk su ile yıkanır. Yüz canlılık kazanır. &lt;br/&gt;ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;Çilek, hem sanayiye elverişli hem de taze olarak tüketilebilen çok lezzetli ve hoş kokulu bir meyve türüdür. Bol miktarda A, B, C vitaminleri, kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içerir. Çilek taze olarak sofrada yararlanılmasının yanında çileğin pastası, reçeli, marmeladı, kompostosu, dondurma, şıra, şarap, şampanya ile likörü de yapılmaktadır. Çilek tüketici tarafından arzulanan bir meyve olduğu için derin dondurma yoluyla uzun süre saklanarak tüketilebilir.&lt;br/&gt;Çilek bol çeşitli ekolojik şartlarda yüksek verim ve kalite gösteren çeşitlerinin ortaya çıkarılmasından sonra, büyük bir gelişme ve günümüzde bir çok ülkede ekonomik bir öneme sahip olmuştur. Köklerin % 90ı toprağın 15 cmlik derinliğinde bulunur. Bir çilek çeşidinde ne kadar fazla yaprak var ise, o kadar fazla çilek salkımı oluşacak demektir.&lt;br/&gt;Çeşide ve çevre şartlarına bağlı olarak, ana bitkiden kollarla (Stolon) 100ün üzerinde yavru bitki oluşabilir. Döllenmeden sonra, döllenmiş çekirdeğin etrafındaki etli kısım büyümeye başlamaktadır. Çilek tanelerinin şekli yetiştikleri iklim şartlarına ve çeşide göre değişiklik gösterebilmektedir.&lt;br/&gt;Çilekte tanelerin sertlik durumu pazarlama açısından önemlidir. Çiftçiler için pazar ve endüstriye uygun sert çeşitler avantajlıdır.&lt;br/&gt;İklim ve Toprak İsteği&lt;br/&gt;İklim isteği&lt;br/&gt;Çilek dünya üzerinde birbirinden çok farklı bölgelerde ve ekolojik şartlarda yetiştirilebilmektedir. Yıllık yağış 250 mm olan çöl alanlarında sulamak suretiyle, 3500 m yükseklikteki alanlarda, soğukların -45 oClere kadar düştüğü yerlerin yanında, yarı tropik yerlerde; yaz aylarında kuzey kutbuna yakın yerlerdeki devamlı aydınlık bölgelerden, 12 saatlik aydınlanmaya sahip Ekvatordaki bölgelere kadar birbirinden farklı çok ekstrem yerlerde yetişebilmektedir.&lt;br/&gt;Toprak isteği&lt;br/&gt; Çilek genel olarak derin, verimli, iyi drene edilmiş nem tutma kapasitesi yüksek topraklarda iyi gelişir ve bol ürün verir, en iyi toprak kumlu-killi milli ve süzek topraklardır. Allüviyal humuslu tınlı topraklarda da iyi gelişir. Kireçli toprakları sevmez, asit toprak ister. pH 6.5 dan az olmalıdır.&lt;br/&gt;Yetiştirme Tekniği&lt;br/&gt;Çilek Çoğaltma Metotları&lt;br/&gt;Çilek fidelerinin üretimi 5 yolla yapılmaktadır. Bunlar tohumdan , kollardan, toprakaltı gövdesini ayırarak, yaprak çeşitlerinden ve doku kültürleri yolu ile fide elde edilebilmektedir.&lt;br/&gt;Tohumdan fide elde edilmesi pratikte fazla kullanılmaz. Daha çok ıslah amacı için kullanılır. Kollardan fide elde edilmesi, bir çilek bitkisinin boğaz kısmındaki yaprak koltuklarından çıkan kollardan (stolon) elde edilir. Bu kollar toprak yüzüne yatık olarak büyüyen ve boğumlarının her birinde yeni bir bitki meydana getiren özelleşmiş bir gövdedir. Yaprak koltuklarından çıkan kolların boğumlarında bitkicikler oluşurlar ve bu boğumların toprağa değdiği yerde bu bitkicikler çok kolaylıkla yeni kökler meydana getirerek, ana fideye benzer yeni fideler elde edilmesini sağlar.&lt;br/&gt;Toprakaltı gövdesini ayırarak fide elde edilmesi, bir kaç gövdeden oluşan çileğin ana gövdesinden bu gövdeleri ayırmak suretiyle olur.</description></item><item><title>PETUNYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?petunya-388930.html</link><description>PETUNYA&lt;br/&gt;Dünyanın birçok yerinde süs bitkisi olarak yetiştirilen petunyoların ana yurdu Güney Amerika&quot;dır. Tütünle aynı familyada (Soloneceae) yer alan bu bitkiler adını Brezilya&quot;da tütün anlamına gelen petun sözcüğünden alır. Ayrıca gene aynı familyaların üyesi olan patates ve patlıcan ile akrabadır. Katmerli ve yalınkat olarak birçok çeşitleri vardır. Tohumları çok küçüktür. Tohumlar sayılı toprak harcına ekilerek üzeri örtülmez. Toprağı sıkıştırılır. Genellikle katmerli çeşitlerin tohum bağlamaları zordur. Ayrıca çabuk dejenere olduğu için 2-3 yılda bir tohumun değiştirilmesi gerekir.&lt;br/&gt;Ekim zamanı camekanlarda Şubat&quot;ta ve camekanı olmayan bahçelerde ise Nisan&quot;ın 15&quot;inden mayıs sonuna kadardır. Havaların yardımını kollamak gerekir. Soğuk, rüzgar ve dondan korkarlar. Fideleri iki kez şaşırtma yapılmalı ve Haziran&quot;dan başlayarak yerlerine dikilmelidir. Şubat ve Mart&quot;ta tohumlar kosdona yastıklara ekilerek elde edilen fideler, öncelikle gruplar halinde ve sıravari 25x25,  30x30 cm aralık ve mesafede dikilirler. Katmerli olanları saksılara dikmek daha yerindedir. Çeliği de yapılabilir.&lt;br/&gt;Petunyalar ortalama 30 cm.ye kadar boylanabilen, oldukça küçük yapraklı bitkilerdir. Bazıları baştan başa yapışkan tüylerle kaplı olan 12 değişik türü vardır. Dalların ucundan tek tek açan mor, pembe, beyaz, kırmızı ya da alacalı renkli iri çiçekleri son derece alımlıdır. Çiçeklerin huni biçimli taç yaprakları tabanda birbiriyle kaynaşmış olmakla birlikte kenarlarda toplara ayrılmıştır.&lt;br/&gt;Bol güneşli yerleri seven petunyalar bütün bir yaz ve sonbahar boyunca çiçek açmayı sürdürür. Bunların park ve bahçelerde olduğu kadar balkonlarda saksı içinde yetiştirilen çeşitler ide vardır. Yabanilerinin çok yıllık olmasına karşın süs çeşitleri bir yıllık bir bitki gibi yetiştirilir; yani tohumlardan üretilen bu bitkiler çiçeklenip solduktan sonra sökülür, ertesi yıl yenileri dikilir.&lt;br/&gt;Çeşitleri&lt;br/&gt;P. Uybrido: Çiçekleri nevilerine göre, yalınkat veya katmerli, kıvırcık küçük veya büyük olur. Tohum ve çelikle üretilen bir çeşittir.&lt;br/&gt;P. Nictoginifoliza:  Çiçekleri pembe renkte ve iridir. Sık dallıdır. Gayet güzel bir çeşit olup tohumla üretilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Patunyo (Kahkaha Çiçeği)&lt;br/&gt;Latince&quot;si: Patunia hylacıda&lt;br/&gt;Familyası: Solanaceae&lt;br/&gt;Anavatanı: Doğal olarak Arjantin ve Güney Brezilya&quot;da yetişmektedir.&lt;br/&gt;Çiçek Rengi: Kırmızı, pembe, beyaz, mavi, mor ve tonlarındaki renklere sahiptir.&lt;br/&gt;Boy: 30-45 cm. boylanır.&lt;br/&gt;Çiçeklenme Dönemi: Nisan-Ekim aylarında.&lt;br/&gt;Üretilmesi: Patunyo hem tohumla hem de çelikle üretilir. Bilhassa katmerli çeşitleri çelikle üretilir. Bazıları tohum bağlamaz. Açılma nedeniyle tohumu birkaç yılda bir değiştirmek gerekir. Tohumlar Şubat-Mart aylarında ekilir. Üzeri hafifçe kapatılır fidelere iki kez şaşırtma yapılmalıdır. Katmerli olanları saksılara dikmek daha uygundur.</description></item><item><title>MENTA PULEGİUM L.-YARPUZ-</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?menta-pulegium-l.yarpuz-381464.html</link><description>MENTA PULEGİUM L.&lt;br/&gt;-YARPUZ-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) BİTKİNİN SINIFLANDIRMADAKİ YERİ&lt;br/&gt;Bu bitki Tubiflorae takımının labiateae (Ballıbabagiller) familyasının Mentha L. (Naneler) cinsine mensuptur. Bu cinsin mensubu olan bitkiler çok yıllık otsu karakterdeki bitkilerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Labiatae-&lt;br/&gt;(Lamiaceae)&lt;br/&gt;Başlıca Akdeniz havzasında yayılmış olan, uçucu yağ taşıyan, bir veya çok yıllık otsu bitkiler veya çalılar. Gövde 4 köşeli, yapraklar basit veya parçalı, dekusat dizilişli. Çiçekler yapraklarının (braktelerin) koltuğunda, sık kümeler halinde, her nodusta vertisillastrum durumundadır. Çiçekler zigomorf 200 kadar tür. Memleketimizde 45 cins ve 550 kadar türü vardır.&lt;br/&gt;Tıpta ve parfümeride kullanılan uçucu yağlar vermesi dolayısıyla önemli bir familyadır. Uçucu yağ, epiderma üzerindeki salgı tüylerinde bulunur. Başı 8 hücreli pul şeklinde ki salgı tüyleri bu familya için kakateristiktir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)DÜNYADA VE TÜRKİYE&quot;DE YETİŞTİĞİ YERLER: &lt;br/&gt;Çoğunlukla Asya ve Avrupa&quot;nın birbirine yakın olan bölgelerinde, Amerika da ve bir çok türle Anadolu da temsil olunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3)TOPRAK VE SU İSTEKLERİ:&lt;br/&gt;Genellikle nemli, besince zengin, azotlu, az tuzlu, kireçsiz, kumlu-killi toprakları severler. Taban suyu yüksek olan çayırlıklarda, su arkı kıyılarında, dere yataklarında toplamak mümkündür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4)BOTANİK ÖZELLİKLERİ: &lt;br/&gt;Yarpuz; çok yıllık otsu karakterdeki bir bitkidir. Güzel kokuları vardır. Sürgünleri sık tüylü yada çıplaktır. Gövde çoğunlukla dallıdır. 10-15 cm yükseklikte alçak boylu bir bitkidir. Yapraklar mızrak ya da genişce yumurta biçimli saplı ya da oturmuş vaziyettedir. Damarları tüylü ya da ağ görünüşünde, yaprak dizilişi çapraz, çiçekler yaprakların koltuğunda çok çiçekli başcık ya da yan durumlu veya son durumlu başak kuruluşundadır. Çiçekleri genellikle menekşe renginde olup, kısa ve boyun bölümü de genişçe boru biçimindedir. Bitki ortalama %1-2 oranında uçucu yağ içerir. Bu uçucu yağın %80-95&quot;i Pulegon&quot;dur. Bundan başka uçucu yağdaki Piperiton, Menthol Menthan vb. bulunur. Yarpuz&quot;un diğer isimleri; Filisgin, Nane (Manavgat), Pülüskün&quot;dür. Naneler cinsinin 15 kadar türü vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-TÜRLERİ-&lt;br/&gt;1) Mentha Piperita 1. (Bahçe Nanesi) : (Labiatçe) türünün gölgede kurutulmuş yapraklarıdır. Bu tür bir kültür bitkisi olup M. aquatica 1. ile M. spicata 1. türlerinin bir melezidir. &lt;br/&gt;Bu tür 30-90 cm yükseklikte, kuvvetli kokulu, hemen hemen tüysüz, gövde ve dalları genellikle kırmızımtrak renkli, çok yıllık otsu bir bitkidir. Yapraklar dişli kenarlı, üzeri buruşuk, saplı ve koyu yeşil renklidir. Çiçekler erguvani renkli olup dalların ucunda bir çoğu bir arada toplanmıştır. Kuzey Batı ve Batı Anadoluda bulunur. Sulak ve gölgelik yerleri sever. Tohum vermediği için ancak rizomları ile üretilebilir. &lt;br/&gt;-Dış Görünüşü: 3-8 cm uzunlukta, oval biçimli, sivri uçlu, kısa saplı, kenarları dişli, çıplak ve hafif tüylü ve koyu yeşil renkli basit yapraklardır. Kokusu özel ve kuvvetli, tadı ise baharlı ve serinleticidir.&lt;br/&gt;-Bileşim: Renzin, tanen ve uçucu yağ (%0.5-1) taşımaktadır. Uçucu yağ miktarı yeti</description></item><item><title>TOPRAKTA BİTKİ BESİN MADDELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?toprakta-bitki-besin-maddeleri-369149.html</link><description>TOPRAKTA BİTKİ BESİN MADDELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler dokularını yapmak içi havadan CO2 topraktan su ve mineral besin maddelerini alırlar. Bitki dokuları yakıldığında bütün organik bileşikler oksijenle birleşerek gaz maddelere dönerler; geriye uçmayan kül kısmı kalır. Bitki küllerinde bugüne kadar 51 elementin bulunduğu tesbit edilmiştir ki bunlardan yalnız bir kısmının, P, S,Cl;Ca,Mg,K,Fe,Mn,B,Zn,Cu,Mo gibi elementlerin bitki hayatı için mutlaka lüzumlu oldukları deneylerle ispat edilmiş bulunmaktadır. Bu elementlere topraktan alınan fakat yanma esnasında amonyak halinde havaya geçen azotu da eklemek lazımdır. Hayata mutlaka lüzumlu elementlerin bir kısmı N,P,S,Ca,Mg,K,Fe,Mn,B,Zn,Cu,Mo gibileri çok az miktarlarda bile bitkilerin yetişmesine yeterlidir ( mikroelemenler). Aşağıda hayata mutlaka lüzumlu elementlerin topraklardaki kaynakları kısaca görülecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosfor&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Topraklarda primer şekilde bulunan fosfor kayanğı apatit, yani klor ve fluor ihtiva eden kalsiyum trifosfattır. Bunda başka topraklarda fosfor sekunder bir şekilde mevcuttur. Bu takdirde ya inorganik bileşikler halinde başlıca kalsiyum, magnezyum, demir ve alüminyum fosfatlar halinde, yahut fitin, fosfolipid ve nükleoprotein bileşikleri şeklinde ve organik formdadır. Toprakların ekserisinde inorganik fosfor, kalsiyum fosfat yahut bazik demir fosfat halinde rastlanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nötr veya hafif asit orman topraklarında kalsiyum fosfat, buna mukabilçok yıkanmış, kalsiyum bakımından fakirleşmiş topraklarda ise demir ve alüminyum fosfat teşekkül etmiş bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosforun topraktaki miktarı genellikle küçüktür. Miktar değişimler son derece büyük olmarına rağmen, çok kaba suretle yaklaşık olarak  % 0.01&quot; den az bir miktardan  % 0.2&quot; ye kadar değişebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosfor genel olarak yüzey toprakta, özellikle fazla organik maddede mevcut olduğunda, en çoktur. Orta horizonlarda nisbeten az, daha derin tabakalarda tekrar fazlalaşmaktadır. Bazı orman topraklarında en yüksek değerler ölü örtünün yaprak tabakasında rastlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir toprak suyunda, hatta veimli topraklarda bile fosforun miktarı pek az olup takriben 0.5  p.p.m ( parts per million=milyonda kısım ) kadardır. Fosforun toprakta bulunduğu şekil çözünürlük derecesini ve dolayısla bitki tarafından alınma derecesini tayin ettiğinden topraklarda fosfor durumu, mor tipindekinden çok daha elverişlidir. Bitki kökleri fosfat bileşiklerini çözündüren kuvvetli asit salgıladıklarından köklerin iyi gelişmesini sağlayacak fiziksel toprak durumunun da elverişli olması mühimdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprakta bulunan fosfatların çözünürlük derecesi pek küçüktür. Bununla beraber suyun ve karbon dioksidin tesiriyle bu tuzlardaki fosfat yavaş suretle çözünür ve fosfat aşağıdaki formüle göre faydalanılabilir şekle döner.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ca3 (PO4)2 + 4CO2 + H2O &amp;#61672; CaH4 (PO4)2 + 2Ca (HCO3)2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Burada çok güç çözünür kalsiyum tirfosfattan, çözünebilen monokalsiyum fosfat hasıl olmuştur. Kalsiyum trifosfat 6.5 pH&quot;dan yüksek derecelerde çok az çözünmektedir. Buna mukabil demir ve alüminyum fosfatın çözünürlüğü 4.0 pH&quot;dan daha asit reaksiyonda azalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şu halde topraktaki fosfatların çözünmesi için en uygun reaksiyon durumu 4.5 - 6.5 pH arasındaki sahadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Topraktaki kalsiyum durumunun fosfor alınmasında rolü var görünmektedir. Lüzumundan fazla veya az bulunması hallerinde fosfor alımının düştüğü müşahade edilmiştir. Kireçli topraklara daha fazla kirecin eklenmesi fosfor alımını azalttığı halde, kireç bakımından fakir topraklara kirecin verilmesi bilakis fosfor alımını çoğaltmıştır. Fosforun alınabilir şekilde toprak çözeltisinde görünmesini icap ettiren olaylar reversibldir. Alınabilir şekildeki fosfor, ortam şiddetli asit olduğunda, demir veya alüminyum fosfat haline dönerek bitkiler tarafından nisbeten alınamaz  bir şekle döner. Fosforun bu şekilde tespit edilme  derecesi, büyük miktarlarda aktif demir ve alüminyum ihtiva eden topraklarda, en büyük olmaya eğimlidir. Bu türlü topraklar, bilindiği gibi, sıcak iklim sahalarındaki kızıl ve sarı topraklardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potasyum&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potasyumun  topraktaki başlıca primer kaynakları ortoklas, mikrolin, muskovit ve biyotittir. Diğer kaynak kil minerallerindeki adsorptif şekilde bağlı olan potasyumdur. Topraktaki potasyumun en büyük kısmı inorganik bileşim halindedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kum topraklarının istisnasiyle, potasyum ekseriyetle yeter miktardadır. Üst toprak kısmındaki miktar genellikle  % 0.15 - 4.0 arasında değişmektedir ki bu suretle potasyum fosforun ve azotun miktarı mühim oranda geçmektedir. Genel olarak potasyumun mik</description></item><item><title>ŞİFALI BİTKİLER KİTABI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sifali-bitkiler-kitabi-439636.html</link><description>ŞİFALI BİTKİLER KİTABI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Abdestbozanotu (pimpinella saxisfrage) : Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acıağaç (kuvasya ağacı) : Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte ; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi Quassinedir. Çok acıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acıbakla (termiye) : Baklagillerden; otsu bir bitkidir. Acı taneleri kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Besleyicidir. İdrar söktürür ve idrar yollarını temizler. Böbrek iltihabını giderir. Böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardımcı olur. Baş ağrılarını dindidir. Romatizma, lumbago ve siyatik ağrılarını keser. Albümin miktarını düşürür. Vücutta biriken tuzu atar.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acıçiğdem (güzçiğdemi) : Zambakgillerden; sonbahar aylarında çiçek açan, mor renkli, zehirli bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Hekimlikte haricen kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Romatizma ve nikris tedavisinde kullanılır. Ancak zehirli olduğundan dikkatli olmak gerekir.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Adaçayı (salvia officinalis) : Ballıbabagillerden; özellikle Akdeniz bölgesinde yetişen ıtırlı bir bitkidir. Menekşeye benzeyen çiçekleri haziran, temmuz aylarında açar. Yaprakları uzun, kenarları tırtıllı, beyazımsı yeşil renktedir. Hafif kafuru kokusu vardır. Çiçek açtığı zaman toplanıp, kurutulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Adamotu (köpekotu) : Patlıcangillerden; geniş yapraklı, fena kokulu bir bitkidir. Kökü, insan şeklini andırır. Bilhassa Antalya çevresinde yetişir. İçeriğinde Hyoscyamine, Hyoseine ve Atropine vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Şehvet artırıcıdır.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Adasoğanı (scille) : Zambakgillerden, bir çeşit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri; yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı öldürebilir. İçeriğinde Scillarena glikozidi vardır. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Ev ilaçlarında çok dikkatli kullanılması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücuda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastalarının kullanmaması gerekir. Uzun süre kullanılacak olursa Albüminüri yapar.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ağaçkavunu (utruç) : Turunçgillerden; yaprakları mavimsi pembe bir ağaçtır. Meyvesi; buruşuk kabuklu iri limona benzer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydası : Ferahlatıcı, serinletici ve kabızlık gidericidir.&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ahlat (yaban armudu) : Gülgillerden; kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir</description></item><item><title>KEKİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kekik-374784.html</link><description>KEKİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. LATİNCE ADI: Thymus Vulgaris&lt;br/&gt;2. MAHALLİ ADLARI: Yabani Kekik, Sater Otu, Nemamul Otu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;*Ortalama 50 cm boyunda, yaz aylarında pembe veya beyaz renkli çiçekler açan, keskin kokulu, dağlarda, yol kenarlarında rahatlıklar rastlanabilen otsu bir bitkidir.&lt;br/&gt;*Avrupa, Balkanlar, Anadolu ve Güney Asya dağlarında çok yaygındır.&lt;br/&gt;*Eskiden kuru kekik evde yakılarak evin havası temizlenir ve vebadan koruduğuna inanılırdı.&lt;br/&gt;*Kekik ayrıca Batı Avrupa&quot;da mezarlıklarda ekilen ve cenaze taşınırken yanına konan bir bitki olmuştur. &lt;br/&gt;*Yaz aylarında toplanarak demetler halinde kurutulur. Kuru şekilde toz haline getirerek, suyla kaynatarak veya damıtma ile yağı çıkarılarak tıbbi amaçlarla faydalanılır.&lt;br/&gt;*Kekik aynı zamanda bilhassa ızgaralar ve et yemeklerinde kullanılan bir baharattır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bileşim: Bol miktarda, thymol içerikli uçucu yağ, carvacrol, borneol, cymol, acı maddeler, biraz tanen&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİ HAKKINDA GENEL BİLGİ VE ÜLKEMİZDE YAYILIŞI&lt;br/&gt;Çalı yada çalımsı görünümde ve kokulu olan Kekikler(Labiatae) Lamiaceae familyasının dünya üzerindeki 40 türle temsil edilen bir cinstir. Genellikle derin olmayan gevşek, ılımlı, humuslu ve kalkerli toprakları seven bu bitkiler, Avrupa ve Asya&quot;da, Akdeniz Bölgesi&quot;nde, Kuzey Afrika&quot;dan Habeşistan&quot;a kadar uzanan yerlerde ve Kanarya Adalarında bulunmaktadır. Ülkemizde ise yaklaşık olarak 35 kadar Kekik türü 1500 m. rakıma kadar olan yerlerde ve yaylalarda yaygın olarak bulunurlar. Bu türlerden bir kısmının endemik olduğu literatürde yer almaktadır. &lt;br/&gt;BİTKİNİN TEŞHİSİ&lt;br/&gt;Ülkemizde yetişen ve önemli oranda uçucu yağ ihtiva eden türleri ile Kekikle çokça karıştırılan, Kekiğe benzer türler ayrı ayrı ele alınarak açıklanacaktır.&lt;br/&gt;- Thymus serpyllum L.: Akdeniz Bölgesi ve Anadolu&quot;da pek çok varyeteleri bulunan ve yabani kekik olarak bilinen bu türün dalları, hafif köşeli yapıda, kırmızımsı renkte ve kısa tüylerle kaplıdır. Dallarda karşılıklı konumda yer alan yapraklar kısa bir sapla dala birleşmektedir. Yapraklar 1 cm. uzunluğunda, tam oval şekildedir. Alt yüzde orta damar belirgindir. Yaprak ayalarında saplara doğru kirpik gibi tüyler bulunmaktadır. Çoğunlukla yatık vaziyetteki bu tür 10-15 cm.&quot;ye kadar boylanıp çok dallı ve çok yıllıktır. Mayıs-Eylül ayları arasında açan çiçekleri küçük ve pembe renklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;- Thymus vulgaris L.: Batı ve Güney Anadolu Bölgesi genel yayılış sahası olup 30 cm. yüksekliğinde ve çalı görünüşündedir. Bitki çok dallı ve dalları çok tüylüdür. Yaprakların yüzünde bulunan tüylerin çengel şeklinde olduğu, mikroskopla görülebilmekte olup Thymus serpyllum L. ile bu tüylerin şekline göre ayırt edilebilir.&lt;br/&gt;Thymus vulgaris L. de Mayıs-Eylül aylarında çiçek açar ve çiçekleri pembe veya beyaz renklidir.&lt;br/&gt;Bu iki önemli tür dışında aynı familyadan olup Kekiklerle karıştırılarak; bu isim altında değerlendirilen türler de vardır, bunlar:&lt;br/&gt;O. onites L. (Syn: O. Smyrnaeum L.): Halk arasında İzmir kekiği yada Peynir kekiği olarak bilinen bu tür 40-50 cm. yüksekliğe ulaşır. Batı ve Güney Anadolu ge</description></item><item><title>BİTKİLER ALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-alemi-397812.html</link><description>BİTKİLER ALEMİ &lt;br/&gt;Hepsi ototrof canlılar olup, kloroplast taşırlar. Bu sayede fotosentez yaparlar. Çiçeksiz ve çiçekli bitkiler olarak iki filuma (şubeye) ayrılırlar. Hücreleri genellikle çeper taşır. &lt;br/&gt;a) Çiçeksiz Bitkiler : Çiçek ve tohum oluşturmazlar. Üremelerini sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler. &lt;br/&gt;1- Su yosunları (Algler) : Gerçek kök, gövde ve yaprakları olmayan basit yapılı bitkilerdir. Çoğu haploid(n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı algler olmak üzere gruplandırılır. Üremeleri vejetatif, sporla ve izogamiyle olur. Chlamidomonas gibi bazı türleri tek hücrelidirler. Bazı türleri hem tek hücreli hemde gözle görülecek büyüklükte (makroskopik) dir. (Acetebularia gibi). &lt;br/&gt;2- Kara yosunları : İletim demetleri yoktur. Nemli yerlerde yaşarlar. Döl almaşıyla eşeyli ürerler. Gerçek yapraklar olmayıp, yaprağımsı yapıları vardır. &lt;br/&gt;3- Eğrelti otları : Gerçek kök ve yaprakları yoktur. İletim demetleri vardır. Üremeleri kara yosunları gibidir. Yaprağımsılar yer altı gövdesine yapışmıştır. Çiçeksiz bitki olarak bu üç ana gruptan başka ; Ciğer otları, Likenler, Kibrit otları ve Atkuyrukları olarak bilinen gruplarda vardır..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLER ABİTKİLERDE ÜREME &lt;br/&gt;Sayfa : 1 &lt;br/&gt;A) Çiçeksiz Bitkilerde Üreme : Çiçeksiz bitkiler grubunu, su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Mantarlar &quot;fungi&quot; isimli ayrı bir alemde incelenmekle beraber çoğu zaman çiçeksiz bitkiler grubuna dahil edilirler. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış Metagenez ile üreme görülür. Önce diploid bireyden (Sporofid) ya da diploid hücreden mayoz bölünmeyle haploid sporlar meydana gelir. Bu sporlar çimlenerek genç bitkicikleri meydana getirir. Bunlar erkek ve dişi gametofitlerdir. Gametler bunlar üzerinde mitozla meydana gelir. Gametlerin döllenmesiyle zigot, onun gelişmesiyle de diploid sporofid meydana gelir. &lt;br/&gt;Aslında eşeyli üreyen canlıların hepsinin hayat devrelerinde</description></item><item><title>AFRİKA MENEKŞESİ YETİŞTİRİCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?afrika-meneksesi-yetistiriciligi-381129.html</link><description>AFRİKA MENEKŞESİ YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Hemen herkes tarafından sevilen, yetiştirilen ve yetiştirilmek istenen Afrika menekşeleri çok popüler bir süs bitkisidir. Bilindiği gibi bu tür bitkilerin popüler olması yaprak ve çiçeklerinin güzelliğinden, uzun ömürlü olmasından bakımının ve üretiminin kolaylığından kaynaklanmaktadır. Seralarda saksılı süs bitkisi olarak yetiştirilen bitkilerin başında yer alan Afrika menekşeleri her yıl giderek daha çok önem kazanmaktadır (şekil 1.).&lt;br/&gt;Afrika menekşelerinin çiçek rengi koyu mavi, mor, lacivert, koyu menekşe, kenarları beyaz, ortası mavi yada kırmızı, pembe, leylak, kırmızı yada beyaz olabilir. Çiçekleri katmerli yada yalınkat, kenarları düz yada dantelalıdır.&lt;br/&gt;Afrika menekşesi kolay yetiştirilebilen bir çiçek olmakla birlikte, yetiştiriciliğinde dikkate alınması gereken bazı önemli noktalar vardır.&lt;br/&gt;2. AFRİKA MENEKŞESININ TARİHÇESİ VE ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;Afrika Menekşesi ilk kez 1890 yılında, Doğu Afrikada Baron Walter von Saint Paul tarafından keşfedilmiş ve 1893 yılında Avrupada kültüre alınmıştır. Bu bitki, bulunan ismin e izafeten &quot;Saintpaulia ionanthan&quot; adı ile anılmaktadır (Rector, 1981). Afrika menekşelerinin doğa! yetişme ortamlarındaki yıllık yağış ortalaması 1700 mmnin üstündedir.&lt;br/&gt;Popüler ismi olan Afrika menekşesi, menekşeye benzemesi nedeniyle verilmiş olabilir, ancak bu bitkiyle herhangi bir ilişkisi yoktur.&lt;br/&gt;Sayıları her yıl artan önemli çeşitlerden bazıları şunlardır:&lt;br/&gt;Diana 104, Ballet, Spinner, Winneberry, Rhapsodie, Iris Angel.&lt;br/&gt;3. AFRIKA MENEKŞESİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE KÜLTÜREL İSTEKLER&lt;br/&gt;3.1. Toprak İstekleri, Saksı Karışımları ve Saksı Boyutları&lt;br/&gt;Afrika menekşesi yetiştiriciliğinde nötr veya çok az asidi toprak uygundur. Çok alkali toprakta sağlıksız, zayıf kök sistemi meydana gelir ve tomurcuk oluşmasına karşın bunlar açılmadan dökülürler. Hafif asidik ortam, nötr ortama göre daha canlı çiçek rengi oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;Toprağın pHsı analiz yaptırılarak saptandığı gibi, pratik olarak turnusol kağıdı kullanmak suretiyle de anlaşılabilir. Bunun için toprak, saksı veya kap içine doldurulduktan sonra yağmur suyu veya destile su ile iyice sulanır. Sulama suyu saksı altındaki drenaj deliklerinden süzüldüğü zaman sulama durdurulur. Turnusol kağıdı, saksı altındaki tabakta toplanan suya batırılır; kağıt sarı renk alırsa toprağın asitli, mavi renk alırsa alkali olduğu anlaşılır. Toprağın asitliğini gidermek için, toprak karışımına bir parça kireç taşı tortusu ilave edilmelidir, yada kireç taşı bir kap içine konur, üstüne kaynar su dökülür. Su yeterince soğuduğu zaman toprak bu su ile sulanır. Toprak alkali ise, biraz asidik hale getirmek için toprak karışımına meşe ve kayın yapraklarının çürüntüsü veya torf ilave edilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1. Afrika menekşesi yetiştiriciliği yapılan seradan bir görünüş&lt;br/&gt;Işık&lt;br/&gt;Sarkmış yapraklar bitkinin çok fazla ışık aldığını, uzun ve sık büyümüş gövde ve az çiçek de çok az ışık aldığını gösterir.&lt;br/&gt;Afrika menekşeleri direkt güneş ışığı almayan aydınlık ortamları sever. Yazın sera yetiştiriciliğinde, direkt güneş ışığına karşı sera camları kireçlenerek ışığın indirekt olarak gelmesi sağlanmalıdır. Bitkilerin evlerde yazın kuzeye veya doğuya bakan cam önlerine yerleştirilmesi önerilir. Kışın ise batı veya güneye bakan cam önleri uygundur.&lt;br/&gt;Sıcaklık&lt;br/&gt;Afrika menekşeleri ortalama 22-25 &quot;Cde tutulduğunda hızla gelişmekte ve genç iken çiçeklenmektedir. Ancak sıcaklıktaki değişmeler (özetlikle düşmeler) bitkide durgunluk meydana getirmekte ve çiçeklenme süresini uzatmaktadır. Bu durumda tekrar çiçeklenmek için 6 ay ve hatta daha uzun süreye ihtiyaç</description></item><item><title>FARKLI KÖKENLİ SARI KANTARON (HYPERİCUM PERFORATUM L.) TİPLERİNİN ADAPTASYONU VE ONTOGENETİK VARYABİLİTESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?farkli-kokenli-sari-kantaron-(hypericum-perforatum-l.)-tiplerinin-adaptasyonu-ve-ontogenetik-varyabilitesi-394936.html</link><description>ARAŞTIRMA SONUÇLARI&lt;br/&gt;Bitki Boyu&lt;br/&gt;Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Üst Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Alt Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Üst Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Alt Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Kuru Madde Oranı&lt;br/&gt;Kuru Madde Verimi&lt;br/&gt;Hipericin Oranı&lt;br/&gt;TARTIŞMA&lt;br/&gt;Bitki Boyu&lt;br/&gt;Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Üst Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Alt Yeşil Herba Verimi&lt;br/&gt;Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Üst Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Alt Drog Herba Verimi&lt;br/&gt;Kuru Madde Oranı&lt;br/&gt;Kuru Madde Verimi&lt;br/&gt;Hipericin Oranı&lt;br/&gt;GENEL SONUÇLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu çalışma İzmir ekolojik koşullarında, 2000 ve 2001 yıllarında farklı kökenli sarı kantaron (Hypericum perforatum L.) tiplerinin adaptasyonu ve ontogenetik varyabilitesini belirlemek amacı ile yürütülmüştür. Araştırma faktörlerini, 7 farklı kökenli sarı kantaron tipi ve 3 farklı biçim zamanı (çiçeklenme öncesi, çiçeklenme dönemi ve çiçeklenme sonrası) oluşturmuştur.&lt;br/&gt;Sonuçlara göre; en uygun biçim zamanı olarak, yeşil ve drog herba verimi bakımından çiçeklenme sonrası, en yüksek hipericin içeriği yönünden ise çiçeklenme dönemi tespit edilmiştir. Gerek yeşil herba (1. yıl: 837,4 kg/da, 2. yıl: 3954,5 kg/da) ve drog herba (1. yıl: 315,8 kg/da, 2. yıl: 2088,3 kg/da) verimi, gerek hipericin oranı (1 yıl: % 0,151, 2. yıl: % 0,266) bakımından Yunanistan kökenli (6 nolu) tip en üstün tip olarak saptanmıştır.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler: Hypericum perforatum L. (Sarı Kantaron), Ontogenetik Varyabilite, Hipericin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;ADAPTATION AND ONTOGENETIC VARIABILTY OF TYPES OF St. JOHN&quot;S WORT (Hypericum perforatum L.) WITH DIFFERENT ORIGIN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;This study was conducted in order to determine adaptation and ontogenetic variability of types of St. John&quot;s Wort (Hypericum perforatum L.) with different origin under İzmir ecological conditions in the year 2000 and 2001. 7 different types of St. John&quot;s Wort with different origin and 3 different cutting time (before blooming, full blooming, after blooming) were examined as the study factors.&lt;br/&gt;According to the results; it was determined that the most suitable cutting time for the fresh herb and drug yi</description></item><item><title>KAVUNUN MORFOLOJİK YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kavunun-morfolojik-yapisi-357578.html</link><description>GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Kavun tek yıllık bir bitkidir. Yerde sürünerek gelişen bir türdür. Kökleri toprak içerisinde fazla derine inmez. Gövdesi toprak üzerinde metrelerce uzanır. Tüylü gövdesi sarılıcı kollara, 5 loblu el ayası şeklinde yapraklara ve 3-5 ana sürgüne sahiptir. Bu sürgünler 3-3,5 m&quot;ye kadar uzanabilir. Yaprakların gövdeye birleştiği noktalardan kısa saplı çiçekler çıkar.&lt;br/&gt;İlk çimlenmeden sonra 3-4 yaprak oluşumuna kadar bitki dik bir şekilde gelir.&lt;br/&gt;Kök kısa kalın ve kazık kök hakimdir. Kazık kökten toprak seviyesinden 15 -20 cm aşağıda yanlara doğru büyüyen ve üzeri kılcal köklerle kaplı yatay köklerle kaplı yatay kökler çıkar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KÖK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kök oluşumunda ana kök 20-30 cm toprak derinliğine indikten sonra yan kök oluşarak hızlı bir gelişim gösterir. yan köklerin bir kısmı derinliğine bir kısmı ise yanlara yayılır.&lt;br/&gt;Köklerin çoğunluğunda % 70 yoğunluğunda  40-60 cm  derinliğinde toplanır. Yana  yayılma 1-2 m kadardır.  &lt;br/&gt;Diğer kök yoğunluklarının % 20&quot;si 0.8-1 m derinliğine,  % 10&quot;u ise 1-3 m derinliğine iner.&lt;br/&gt;Kuvvetli bir kazık kök oluşumu gözlenir. Köklerde  çok yaygın fakat yüzlek bir dağılış görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖVDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ana gövde hipokotil kısmın uzamasıyla ortaya çıkar. Başlangıçta otsu bir yapıya sahiptir. Yuvarlak kesitli olup üstü sert tüylerle kaplıdır.&lt;br/&gt;Budama yapılmazsa ana gövde 1-2 m boy olabilir. Yan dal uzunluğu 1-3 bazen de 5 m&quot;ye çıkabilir. Uygun koşullarda budama yapılmaz ise 5 m&quot;ye kadar çıkabilir.&lt;br/&gt;Gelişme ilerledikçe gövde çok köşeli bir görünüm alır. Kısmen odunlaşır. Tüyler ise azalır. Sert bir yapı kazanır.&lt;br/&gt;Normal bir bitkide 3-6 adet yan dal meydana gelir. Gövde yeşil tonlarındadır. Gövde yaşlandıkça sararma görülür. Gövdede sülükler bulunur. İnce ve uzun durumdadırlar. Tutunucu tendrilleri ile sarılıcı duruma gelir. Ana gövdede 4 boğumadan itibaren sülükler ortaya çıkar.&lt;br/&gt;Genelde ana gövdenin büyümesi koltuk sürgünlerinin gelişimi ve meyve tutumuyla sınırlanır.&lt;br/&gt;Gövde üzerinde her boğumda vegetatif tomurcuk bulunur. Bu tomurcuklar özellikle alttan sürdükleri zaman ana gövdenin kısalmasına neden olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;YAPRAK&lt;br/&gt;Yaprak oldukça büyüktür. Yuvarlak böbrek ve kalp şekillerine benzetilebilir. Çeşitlere göre belirgin veya belirgin olmayan beş köşeli veya 4-7 loblu bir görüntüsü vardır. Rengi yeşil tonlarıdır. Genelde koyu. Yaprak kenarlarında keskin dişler görülür. Yüzleri hafif tüylüdür  ve pentagonal şeklindedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖVDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ana gövde hipokotil kısmın uzamasıyla ortaya çıkar. Başlangıçta otsu bir yapıya sahiptir. Yuvarlak kesitli olup üstü sert tüylerle kaplıdır.&lt;br/&gt;Budama yapılmazsa ana gövde 1-2 m boy olabilir. Yan dal uzunluğu 1-3 bazen de 5 m&quot;ye çıkabilir. Uygun koşullarda budama yapılmaz ise 5 m&quot;ye kadar çıkabilir.&lt;br/&gt;Gelişme ilerledikçe gövde çok köşeli bir görünüm alır. Kısmen odunlaşır. Tüyler ise azalır. Sert bir yapı kazanır.&lt;br/&gt;Normal bir bitkide 3-6 adet yan dal meydana gelir. Gövde yeşil tonlarındadır. Gövde yaşlandıkça sararma görülür. Gövdede sülükler bulunur. İnce ve uzun durumdadırlar. Tutunucu tendrilleri ile sarılıcı duruma gelir. Ana gövdede 4 boğumadan itibaren sülükler ortaya çıkar.&lt;br/&gt;Genelde ana gövdenin büyümesi koltuk sürgünlerinin gelişimi ve meyve tutumuyla sınırlanır.&lt;br/&gt;Gövde üzerinde her boğumda vegetatif tomurcuk bulunur. Bu tomurcuklar özellikle alttan sürdükleri zaman ana gövdenin kısalmasına neden olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;YAPRAK&lt;br/&gt;Yaprak oldukça büyüktür. Yuvarlak böbrek ve kalp şekillerine benzetilebilir. Çeşitlere göre belirgin veya belirgin olmayan beş köşeli veya 4-7 loblu bir görüntüsü vardır. Rengi yeşil tonlarıdır. Genelde koyu. Yaprak kenarlarında keskin dişler görülür. Yüzleri hafif tüylüdür  ve pentagonal şeklindedir.</description></item><item><title>AĞAÇ VE SU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?agac-ve-su-365724.html</link><description>1.GÖZENİN SU İLE İLİŞKİSİ VE AĞACIN ÇALIŞMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün organik cisimlerde ve organik cisimlerden üretilen gereçlerde bir ortak özellik vardır. Organik cisimler hem yaşarken, hem de yaşamlarını yitirdikten sonra su ile ilişkilerini sürdürürler. Ağaç kesildikten sonra bünyesindeki suyun bir bölümü buharlaşır. Doğal ortamda kuruyan ağaçta suyun tümü buharlaşmaz. Bulunduğu ortamın koşullarına göre, içinde az veya çok su bulunur. Ağaçtaki suyun azlığı veya çokluğu, ağaçtan üretilen işin kalitesini ve dayanımını doğrudan etkiler. Bünyesinde, bulunduğu ortamın gerektirdiğinden az veya çok su bulunan ağaç çalışmasını sürdürür. Ölçüsü ve biçimi değişir.&lt;br/&gt;Yeni kesilen ağaçta türüne, yaşadığı yere, kesildiği mevsimdeki iklim koşullarına göre değişen oranda su bulunur. Ağaçta bulunabilecek su oranı %50 ile %150 arasında değişebilir. Oran, ağacın mutlak kuru ağırlığına göre saptanır. Yani, ağacın %150 oranında nemli olmas, mutlak kuru ağırlığının birbuçuk katı kadar suyu bünyesine alması demektir. Oran ağacın hacmine göre değil ağırlığına göre bulunan bir değerdir. Bu nedenle gevşek yapılı, hafif ağaçların, mutlak kuru ağırlıklarının birbuçuk katı ağırlığındaki suyu bünyelerine alabilecek-leri kabul edilebilir. Su ağacın içinde iki şekilde bulunur.&lt;br/&gt; 1.Serbest Su:Göze boşluğunda toplanan suya denir.&lt;br/&gt; 2.Bağlı Su :Gözezarının ve gözezarının taşıdığı suya denir.&lt;br/&gt;Serbest su buharlaştıktan sonra ağaçta yalnız bağlı su kalır. Gözezarı, ağacın temel gereci olan ve miçel adı verilen küçük parçacıklardan meydana gelir. Gözezarını oluşturan miçellerdeki iplikcik demetleri birbirlerine kaynamış durumda değillerdir. Aksine kendilerine özgü, birbirlerini çekme kuvvetinin etkisi altındadırlar. Bu yüzden selüloz iplikcikleri kendi aralarında sağlam bir bağ kurarlar, ama birbirlerine yapışık değillerdir.&lt;br/&gt;Dikili duran ve yeni kesilmiş ağaçların miçelleri ince bir su katmanı ile kaplıdır. Durum şöyle bir örnekle kavuşturulabilir. Suya daldırılıp çıkarılan bir çubuğun yüzeyinin su ile kaplı olduğu görülür. Miçellerde durum bunun benzeridir. Bu talanma, yani nem çekme eğilimi kimyasal bir özelliktir. Ancak, nem, miçelin billursu yapısına giremez, sadece yüzeyini kaplar. Miçel, suyu oldukça büyük bir kuvvetle çeker. Islanma, miçelleri yapan iplikcikleri yana iter, birbirlerinden uzaklaş-tırır. Miçeller arası boşluklar büyür. Bu nedenle nem çeken gözezarı şişer, kalınlaşır. Olayın sonunda bütün ağaç kitlesi genişler. Şekil 1&quot;de nem çekme nedeni ile miçeller arası boşlukların değişmesi gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1-Gözezarında su oranının değişmesi &lt;br/&gt;ve ağacın şişmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Nem derecesi %30 olan ağaçta miçeller ve miçeller arası boşlukların görünüşü: Bütün miçeller arası boşluk-lar su ile dolmuş ve olabildiği kadar genişlemiştir. Ağaç en büyük ölçüyü almıştır. Bu durum meslekte &quot;Gözezarı doygunluğu&quot; diye isimlendirilir.&lt;br/&gt;b)%15 nem derecesindeki ağaçta gözezarı biçim değiş-tirir. Miçeller ve miçeller arası boşluklarda hiç su yok. Ağaç &quot;Mutlak kuru&quot; diye isimlendirilen durumda. Ağacın nem derecesini saptamada mutlak kuruluk düzeyinin büyük önemi vardır. Ancak mutlak kuru ağaç iyi niteliklerinden bazılarını yitirir. Birçok alanda artık kullanılmaz hale gelir.&lt;br/&gt;1.1.AĞACIN ŞİŞMESİ VE ÇEKMESİ&lt;br/&gt;Çekme ve şişme ölçüsü ağacın türüne, özgül ağır-lığına ve çekme yönüne göre değişir. Gözezarı doygun-luğundan (yaklaşık %30 nemli ağaç) mutlak kuruluk derecesine kadar (%0) kurutulan ağaçtaki çekme oranı için aşağıdaki değerler kabul edilir.&lt;br/&gt;1.Boy (Elyaf) yönünde çekme %0.1&lt;br/&gt;2.Çap (Özışın) yönünde çekme %5&lt;br/&gt;3.Çevre (Yılhalkası) yönünde çekme %10&lt;br/&gt;(Şekil 2)&quot;de çekme ve şişmenin değişik yönlerdeki boyutları gösterilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 2-Çekme ve şişmenin yönlere göre boyutları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2.BOY (ELYAF) YÖNÜNDE ÇEKME VE ÇALIŞMA&lt;br/&gt;Ağaç elyaf boyu yönünde çok az çalışır. Bu yöndeki çalışma oranı %0.1 ile %1 arasında değişir. Küçük ölçüler içinde sınırı kalan bu şekil değişmesi ağaçişlerinde çoğunlukla dikkate alınmaz. Bunun nedeni, miçelleri oluşturan iplikciklerin boy yönünde uzayacak nitelikte olmamalarıdır. Islanan iplikciklerin boy yönündeki uzamaları sınırlı kalır. Çap veya çevre yönünde ise ıslanan iplikciklerin genişlemesi yan yana gelişir ve birbirine eklenerek büyük boyutlara ulaşır. Boy yönünde ise böyle bir durum olmaz. Boy yönündeki çalışmanın az olmasının bir nedeni de gözezarını meydana getiren iplikciklerin yapısından ileri gelir. Daha önce anla-tıldığı gibi bir iplikcik beş katmandan meydana gelir ve bunlardan biri ol</description></item><item><title>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-fizyolojisi-ders-notlari-442529.html</link><description>BİTKİ FİZYOLOJİSİ DERS NOTLARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       Bilindiği gibi fizyoloji organeller, hücre ve  dokular ile organ ve organizmaların canlılığını sağlayan işlevlerini, ilişkilerini ve cansız çevre ile etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Bitki fizyolojisi de bu çerçevede mikroalglerden ağaçlara kadar tüm bitkilerde bu konuları araştırır.&lt;br/&gt;       Günümüzde bilgi birikiminin ve iletiminin çok hızlı artışı nedeniyle bilim dallarının sayılarındaki artış  yanında sürekli yeni ara dalların ortaya çıkması sonucu bilim dalları arasındaki sınırları çizmek zorlaşmış ve giderek anlamını yitirmeye başlamıştır.&lt;br/&gt;       Fizyoloji fizik ve kimya ile moleküler biyoloji, sitoloji, anatomi ve morfoloji ile biyofizik, biyokimya verileri ve bulgularından yararlanarak tıp ve veterinerlik, ekoloji ve çevre, tarım ve ormancılık ile farmasi ve gıda, kimya mühendisliği gibi uygulamalı bilimlerrindeki gelişmeler için altyapı sağlamaktadır.   &lt;br/&gt;       Bitki fizyolojisi de bitkilerle ilgili olan konularda aynı şekilde çalışarak.diğer temel ve uygulamalı bilimlerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Uzunca bir süre önce fizyoloji ile biyokimyanın konuları arasındaki sınır netliğini kaybetmiştir. Giderek diğer bilim dalları ile aradaki sınırlar da bilgibirikiminin artışı sonucunda zayıflayacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BİTKİ FİZYOLOJİSİNİN KONUSU VE DALLARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Klasik olarak fizyoloji, beslenme fizyolojisi, metabolizma fizyolojisi ve büyüme gelişme fizyolojisi olarak üç ana dala ayrılır. &lt;br/&gt;Bu yaklaşımla bitki fizyolojisinde beslenme kara bitkilerinin havadan, su bitkilerinin de sudan sağladığı gazlar ve kara bitkilerinin havadan sağladığı su buharı ile toprak veya sudan sağladıkları mineral iyonları, nasıl alındıkları ile ilgili konular beslenme fizyolojisi başlığı altında toplanır. &lt;br/&gt;        Metabolizma fizyolojisi de bu çerçevede alınan hammaddelerin, hangi maddelere dönüştürüldüğü ve kullanıldığı, işlevlerinin neler olduğu, hangi durumlarda bu tabloda ne yönde ve nasıl değişimler olduğunu inceler. Biyokimya ile en yakın olan daldır. &lt;br/&gt;Metabolizma fizyolojisinin karmaşık ve genişkapsamlı oluşu nedeniyle de primer ( birincil, temel ), sekonder ( ikincil ) ve ara metabolizma, primer metabolitlerin depolanan ve gerektiğinde sindirilen dönüşüm ürünlerini konu alan alt dallara ayırılması gereği ortaya çıkmıştır.  &lt;br/&gt;         Büyüme ve gelişme fizyolojisi ise beslenme ile alınan, metabolize edilen maddelerin kullanılması ile organellerden, bitki hücrelerinin embriyo düzeyinden başlayarak organlar ile bitki organizmalarına kadar büyümelerini, belli bir yönde farklılaşarak özel işlevler kazanmalarını, bütün bu olayları etkileyen etmenleri ve etkileşimlerin mekanizmalarını inceler. Büyüme ve gelişme fizyolojisi hem moleküler biyoloji hem de biyokimya ve ekoloji ile yakından ilişkilidir. Çünkü büyümeyi ve sonra gelişmeyi tetikleyen mekanizma ve özellikle farklılaşmanın şekilleri açısından kapasite genetik yapı ve baskı, biyokimyasal özellikler ile çevre koşulları ile yakından ilişkilidir.     &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;         Bilgi birikiminin artışı ile bitki gruplarına has özellikleri inceleyen veya yüksek bitkilerin yaşamında ve uygulamalı bilimlerde önemli yer tutan belli olgu ve gelişmeleri konu alan alt dallar ortaya çıkmıştır. Bitki hücre fizyolojisi, alg fizyolojisi, çimlenme fizyolojisi, çiçeklenme fizyolojisi, stres fizyolojisi,  bunlardandır. Ayrıca fizyolojik olayların açıklanabilmesi gerekli temel bilgileri sağlayan fizik, enerjetik, kimya, fizikokimya ve biyokimya gibi dalların katkıları oranına göre de biyofizik, fiziksel biyokimya, biyo-organik veya inorganik kimya gibi dallara benzer şekilde biyofiziksel,  biyokimyasal fizyoloji  gibi alt dallara ayrılır.&lt;br/&gt;         Günümüzde botaniğin ve diğer temel ve teknolojik bilimler ile dallarının konuları ile ilişkinin yoğunluğuna göre adlandırılan alt dallara da ayrılmıştır. Bitki ökofizyolojisi, ürün fizyolojisi, depolama fizyolojisi, fizyolojik fitopatoloji bu alt dallara örnek olarak verilebilir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;        Bu  tür konu sınıflandırmaları çerçevesinde bit</description></item><item><title>VİRÜS HASTALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?virus-hastaliklari-372265.html</link><description>C. VİRÜS HASTALIKLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Bir çok kültür bitkisinde veya yabani olarak gelişen bitkilerde görülen virüs hastalıklarının başında &quot;&quot;Monilya Hastalıkları&quot;&quot; gelir. Bu hastalık isimlerini, bitki yapraklarının çoğunlukla mozayik benzeri açık-koyu yeşil lekeli görünüşlerinden almışlardır. Aster, Krizantem, Dahlia, Zambak, Sardunya, Petunya, Lale, Gül&quot;de monilya görülür. Bundan başka bazı kıvırcıklık ve yaprak kıvrılma hastalıkları da (Dahlia, Krizantem, Zambak) ortaya çıkabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Biyotik kökenli kloroz ve sarılık hastalıkları olarak adlandırılan hastalıklar da virüsler tarafından meydana getirilir. Çiçeklerde yeşilleşmeler (Aster, Freesia, Krizantem,Ortanca v.b.) çiçeklerde alaca lekeler (Glayöl, Lale, Hercai Menekşe) gibi belirtiler virüs enfeksiyonuna bağlanabilir. Toprak altı ve üstü organlarında görülen renk ve şekil değişiklikleri de virüs hastalıkları tarafından oluşturulabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Toprak bitleri, örümcekler, nematodlar, bakteri ve fungus gibi parazitler, toprak sıcaklığı, besin maddeleri eksikliği, hormon karakterli herbisitler gibi parazit olmayan nedenlerle de mozaik benzeri yaprak lekelenmeleri, yaprak buruşuklukları çiçeklerde şekil bozuklukları sarılık benzeri yaprak sarılıkları oluşabilir. Bu nedenler virüs hastalıklarının vektörleri olabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Virüs hastalıkları mekanik yolla tohum ve polenle vegetatif yolla üretilen bitki parçacıklarıyla ve vektörlerle yayılabilir. Süs bitkileri yönünden vegatatif yolla üretilen bitki parçacıklarıyla ve vektörlerle yayılma önemlidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yayılma yolu: Virüs ile enfekte olmuş çelik, yumru, soğan, stolon, rizom gibi vegetatif üretim materyali ile.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yayılma yolu: Vektörler ile olup pratik olarak en önemlisidir. Böcekler ilk sırayı almaktadır. Özellikle yaprak bitleri gibi emici böcekler emgi yerlerinden bulaştırırlar. Virüs, vektörün ağız parçalarına bulaşıp, bir çeşit mekanik yolla taşınabileceği gibi bir süre böcekte kaldıktan sonra da taşınabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı virüs hastalıklarıysa tamamen mekanik olarak bir çok alet ve elle bulaşabilmektedir. Bazı bitkiler virüs taşıdıkları halde hiçbir belirti göstermezler bunlara latent virüs taşıyıcıları denir. Özellikle Krizantem, Karanfil, Glayöl, Lale, Dahlia, Gül, Sardunya gibi bitkilerde çok sayıda virüs hastalıkları vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mücadele:&lt;br/&gt;Hastalık bulaştıktan sonra bitkileri kurtarma olanağı olmadığından tüm önlemler korunma esasına dayanmaktadır.&lt;br/&gt;Virüslü bitkiler fark edildikleri anda uzaklaştırılmalı. &lt;br/&gt;Çelik, soğan, rizom ile üretimde sağlam bitkiseçilmeli&lt;br/&gt;Sağlam bitki tohumları kullanılmalı,&lt;br/&gt;Bıçak v.s. ile bulaşmayı önlemek için aletler her kullanımdan önce bir dezenfektan içine (%10-15&quot;lik NaPO 4, %5&quot;lik formalin, %70&quot;lik alkol gibi) batırılmalı ve eller sık sık bu tip dezenfektanla yıkanmalı.&lt;br/&gt;Vektör böcekler ile büyük titizlikle savaşılmalı,&lt;br/&gt;Yabancı otlar ayıklanmalı,&lt;br/&gt;Üretim materyali mümkünse serolojik olarak test edilmeli&lt;br/&gt;Hasta bitkilere sıcak tedavi (37-38&quot;C yöntemi uygulanmalı,&lt;br/&gt;Tamamen bulaşmış olan, fakat kaybedilmeme</description></item><item><title>BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-436167.html</link><description>OĞULOTU (Melissa officinalis)Limonu andıran kokusu vardır.Kurutulmuş yapraklarından hazırlanan infusyon, yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sahiptir.* Sinirsel kaynaklı mide ve barsak rahatsızlıklar, astım krizlerinde kullanılır. Kuvvetli öksürükleri keser. Uyku bozukluğunu giderir, migrene faydalıdır, ishali keser.*Kalp çarpıntısını , nefes darlığını giderir, kalbe kuvvet verir,hafızayı güçlendirir. İşlevsel kalp rahatsızlığı ve spazmı giderir. *Düzensiz adet kanaması, adet sancılarında kullanılır.*Kulak uğultuları ve baş dönmesini giderir, terleticidir, suyu kaynatılıp vücuda sürülürse ter kokusunu giderir.*Kalbe kuvvet verir, beyin damarlarını açar, insanı ferahlatır. Organizmanın dengelenmesi ve savunma gücünün arttırılmasında kullanılır.*Yatıştırıcı etkisi vardır, balgama iyi gelir, ülsere şifa verir. Hazmı kolaylaştırır, hıçkırığa faydalıdır, kusmayı önler. *Arı ve haşarat sokmalarında, çıban, yara ve eziklerde lapası kullanılır. Uyuzda kullanılır.Tohumlarından 3er gr günde 3 defa yutulur.Saf oğulotu 10 gr,günlük 10 gr,çekirdeksiz kuru üzüm 20 grdan öğle-akşam 15er gr yutulur.*Diş ağrılarını keser, ağızda çiğnenir*Felce iyi gelir. Nevralji ve romatizma ağrılarını giderir. Oğulotundan elde edilen ispirto kullanılır. Oğulotu suyu içilirse geç ihtiyarlanılır.Oğulotu suyu imbikle elde edilirse daha iyi olur .*Cilt için: Melisa yaprakları ve tomurcukları madensel tuzlar içerirler. Bitki ile yapılacak buhar ve tonik cilde uygulanır. Bir tas kaynamış suya, bir avuç melisa konur, 10 dakika kadar yüz buhara tutulur, buhardan sonra melisa ile yapılmış yüz toniği ile yüz yıkanır. Tonik için bir su bardağı kaynar suya, bir çorba kaşığı melisa konur üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dakika tutulur, ateşten alınır, 20 dakika demlenir sonra süzülür. Tonik hazırlanmıştır. Bu bakımı yapmadan önce yüz kevir lifinin sabunu ile (iyi cins zeytinyağı veya defne sabunu) köpürtülüp yüze masaj yapılarak yıkanır. Bu formül her türlü cilt için uygun ve etkilidir. İnce kırışıklıkları giderir yaşlanmayı önler.Çay hazırlamak: Bir litre suya bir avuç bitki atılarak kaynatılır, günde 2-3 fincan içilir limon kabuğu, nane yaprağı, melisa yaprağı karışımı kaynatılıp hastaya içirilir.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt; ADAÇAYI (Salvia officinalis)Ballıbabagillerden olan Adaçayı, Dişotu ve Meryemiye diye de tanınır. Akdeniz kıyılarının kır bitkisidir. Ülkemizde kışın sert geçmediği yörelerde, bahçelerde de tohumlardan üretilir. Hafif kireçli, kolay su geçiren, kuru toprakları sever. Tohumları Nisan ve Eylülde ekilir. Şifası kenarları tırtıllı, buruşuk görülen, açık yeşil yapraklarındadır. Taen , uçucu yağ, acı madde ve B vitamini içermektedir. İki çeşit adaçayı vardır.1)Bahçe Adaçayı (Salvia officinalis): Gerçek Adaçayıdır, şifalılık bakımından daha etkilidir. 30-70 cm boyunda menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak ıtırlı bir koku yayar. Bahçe Adaçayı güneşli yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için kış boyunca çam dalları ile örtülmelidir.2)Çayır Adaçayı (Salvia pratensis):Çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir.Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan koyu mavi menekşe renkli çiçeklerinin pırıltısı uzaktan seçilebilir.Yapraklar, çiçeklenme başlamadan Mayıs ve Haziranda toplanmalıdır. Bitki kuru ve güneşli günlerde, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğle güneşinde toplanır ve gölge yerde kurutulur, yıl boyu kullanılır.*Adaçayı, tüm bedeni güçlendirir , kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde oldukça faydalıdır. Adaçayı sirkesiyle de, yatalak hastalara uzunca bir süre masaj yapılırsa rahatlatıcı ve canlandırıcı etkisinden faydalanılır.*Gece terlemelerinde lavanta ile kullanılır. (günde iki fincan) Mikroplu hastalıkların neden olduğu gece terlemelerini keser.*Kramp, omurilik rahatsızlıkları, beze hastalıkları ve organ titrekliklerinde başarı ile kullanılır. (günde iki fincan çay)*Kan temizleyici etkisi vardır. Karaciğer hastalıklarında</description></item><item><title>ADA ÇAYI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ada-cayi-381849.html</link><description>ADA ÇAYI&lt;br/&gt;Ada çayının 500 türü tespit edilmiştir. Ülkemizde ise 90 türü bulunmaktadır. Akdeniz ve Ege bölgelerinde yetiştirilir. Ada çayları tek yada çok yıllık olarak bulunurlar. Çoğunlukla güzel kokulu çalı görünüşündedir. Ada çayının 1999 yılı ihracatı 2.3 milyon dolardır. Onaltıncı yüzyılda salarne okulu hekimleri ada çayı için &quot;bahçesinde ada çayı biten adam neden ölsün&quot; demişlerdir.&lt;br/&gt;Ada çayı kuşkusuz insanlara ölümsüzlük sağlamaz ancak hayat boyunca sağlıklı ve mutluluk içinde yaşamamızı sağlar. &lt;br/&gt;BİTKİSEL ÖZELLİĞİ: Yöresel olarak diş otu olarak ta adlandırılan adaçayı bahçelerde yetiştirilebilir boyu 30-75 cm&quot;ye kadar büyür. Çiçeklerin açık kuş gagası biçiminde olup mor renkli çiçekleri vardır, bu çiçeklerin içinde sivri uçlu bir dil bulunur. Hafif tüylü parıltılı yaprakları yumuşak işlemelidir. Yaprakları biraz acımsı aromatik kokuludur. Gövdesi kare köşeli ince tüylü ve yeşil renklidir bitkinin kinci yılında gövdesi odunsu yapıya dönüşür. Ada çayının Yeşil, Yabani, Mine Çiçeği, Habeş gibi pek çok türü var. Ancak bunların içinde en yararlı olan İLAÇLIK adaçayı ile YABANİ adaçayıdır. Yapraklarından ve çiçeklerinden yararlanılan yabani adaçayının özelliği uyarıcı olmasıdır. Bileşimi: Eterli uçucu yağlar, linalol, kafur, tanen, filavunlar, östojen ve reçineli bileşenlerdir. &lt;br/&gt;KULLANIM ALANLARI: Değişik alanlarda kullanılan çok yönlü bir bitkidir adaçayı sık sık çay olarak içilirse vücudu kuvvetlendirir bademcik iltihabı, boğaz hastalığı, öksürüğe karşı iyi gelir, solunum organları ve midedeki balgamı söker, idrar söktürücü, böbrek tembellikleri, spazmlara, ödem, romatizmalar, migren gibi hastalıklara değerli bir ilaçtır. &lt;br/&gt;Ateşli ve sıkıntılı gecelerde ateş düşürücüdür iştahı açar gece terlemelerine çok etkilidir terlemeye sebep olan hastalığı iyeleştirir.bağırsak rahatsızlıkları ve ishali durdurur &lt;br/&gt;Bademcik, ağız içi, boğaz hastalıkları iltihaplı diş etleri, gırtlak, iltihaplarında, kanayan ve sallanan dişlere, diş eti yaralarına gargara şeklinde kullanılır. KAN dolaşımını düzenler.&lt;br/&gt;Sinir sistemini yatıştırır kansızlık çekenlere hastalıktan yeni kalkmış hastalara gerginlik geçirenlere çok sinirli ve stresli olanlara özellikle sınava girecek öğrencilere çay niyetiyle içmeleri önerilir. &lt;br/&gt;Kadınların zayıf cinsel organlarını güçlendirerek döl yatağını iyileştir. Adetleri düzenleyerek akıntılara karşı etkili olup genç kızların hormon dengelerini düzenler özellikle kadınlarda menopoz sıkıntılarına karşı koyar.&lt;br/&gt;Şeker hastalığına da etkilidir kandaki yüksek şeker oranın normal seviyeye düşürür. &lt;br/&gt;Güzellik bitkisi olarak da önerilen ada çayı cilt sağlığını korur saç dökülmelerini önler saçlı deriyi mikroplardan temizler.&lt;br/&gt;Akdeniz ikliminin karakteristik bitkilerinden biri olan keskin kokulu adaçayı yapraklarını içerir. Sindirim fonksiyonunda görülen düzensizliklerin tedavisinde faydalıdır. Ağız, boğaz ve dişeti antiseptiği olarak gargara şeklinde kullanılır. Aşırı terleme, ağrılı ve düzensiz adetler, menapoz dönemindeki hormonal düzensizlikte,</description></item><item><title>KAKTÜSLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaktusler-376933.html</link><description>KAKTÜSLER</description></item><item><title>JOJABA BİTKİSİ İÇİN BİLGİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?jojaba-bitkisi-icin-bilgi-452621.html</link><description>Jojoba Yetiştiriciliği &lt;br/&gt;Jojoba, çok yıllık, çalımsı ve kurağa dayanıklı bir çöl bitkisidir. Arizona, California ve Meksikadan Sonra çöllerine kadar olan yerlerde doğal olarak yetişmektedir. Jojobanın son yıllarda çok popüler olmasına karşın kullanımı yeni değildir. Çok eski zamanlarda dini törenlerde kullanılmak üzere parfüm ve boya yapımında jojoba yağından faydalanılmıştır.&lt;br/&gt;Kaliforniya ve Sonara çölü yerlileri tarafından deri kanseri ve yaraların tedavisinde kullanılmış, 1933 yılında da Jojoba tohumundan elde edilen yağın diğer bitkilerden elde edilen yağlardan farklı olduğunu ve bu yağın balinalardan elde edilen yağla benzer özelliğe sahip olduğu keşfedilmiştir.&lt;br/&gt;Sanayide kullanım alanları öğrenildikten sonra yetişmesi uygun ülkelerde ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Şu anda ise A.B.D, İsrail, Mısır, Avustralya, Arjantin, Brezilya, Paraguay, Venezuela, Libya, Sudan, Kenya, Kuveyt, Hindistan, Nijerya, Japonya ve Avrupa Birliği üye ülkeleri Jojoba yetiştiriciliği konusunda her türlü imkanı değerlendirmektedirler.&lt;br/&gt;Türkiyede yapılan çalışmalar sonucunda jojoba ekiminin yaygınlaşması ile birlikte ekonomiye büyük katkı sağlanacağı beklenmektedir.&lt;br/&gt;Antalya ve Adanadan olumlu sonuçlar alınması sonucunda ise İzmir, Denizli, Konya, Ağrı, Elazığ, Ankara, Malatya, Afyon, Yalova, Mersin, Aksaray, Adıyaman, Nevşehir ve Kayseride de jojoba ekimine başlanmıştır. Bitkiden elde edilen yağa firmalardan özellikle Amerika ve İsrailden talep gelmektedir. Jojoba bitkisi geleceğin en karlı yatırımları arasında yer almaktadır.&lt;br/&gt;Kullanım Alanları&lt;br/&gt;Jojoba,yağı üstün bir yağlayıcı olması nedeni ile yüksek devirli makinelerde, alet ve metal kesme işlerinde kullanılmaktadır. Değişik sıcaklıklarda stabil bir sıcaklık göstermektedir. Bu özelliği ve süper nemliliği nedeniyle Jojoba yağı sürtünmeyi önemli ölçüde azaltmakta ve bu da çalışan makine parçalarının aşınmasını önlemektedir&lt;br/&gt;Penisilin üretiminde köpürmeyi önlemektedir. Jojoba yağı diğer bilinen yağlardan çok üstündür. Anlaşılması güç fakat gerçek olarak jojoba yağı bu işlemde önemli bir etkiye sahiptir. Penisilin üretimi için jojoba yağı kullanılırsa yerfıstığından 6 kat daha az yağ tüketilmektedir. Bu da %15-20 daha fazla üretim demektir.&lt;br/&gt;Jojoba yağı E vitamince zengindir. ve tıpta, küçük çizik, kesik, sivilce, püstül, saç ve deri bozukluklarında yenileyici ve %100 saflığı nedeniyle yapay kalplerde yağlayıcı olarak ta kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Olağanüstü deri yumuşatıcı özelliği bulunmaktadır. Ayrıca güneş yanıklarına karşı kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Jojoba asla soğutma ve buna benzer özel muamele olmadan bozulmadan ekşimeden kalabilmektedir. Bu çok uzun süreli raf ömrü besin endüstrisinde kekten pişirme yağına kadar her şey için besin endüstrisinde önemli bir şeydir.&lt;br/&gt;Yağsız, kalorisiz, kolesterolsüz pişirme ve salata yağı olarak kullanılması hayal edilmektedir. Günümüzde çok sayıda uluslararası şirket böyle bir yağı piyasaya sürmek için uğraşmaktadır.&lt;br/&gt;Jojoba yağının ekşimediğini ve sonsuza kadar bozulmadığını gösteren araştırmaları California Üniversitesi yapmıştır. 27 parti cin mısırını aynı jojoba yağı ile pişirmişler ve 27. mısırın ilk mısır kadar taze olduğunu görmüşlerdir. Bu fastfoodlar da her zaman için taze yağla patates kızartma imkanı tanımaktadır.&lt;br/&gt;Jojoba ayrıca doğal bir iştah bastırıcı olan simmondsini içermektedir. Diyetlere yardım olarak şekerli çubuklardan, çikolata, tatlı, içeceklere kadar her şeyin içerisine katılabilmektedir.&lt;br/&gt;Hidrojenle doyurulmuş formunda Jojoba bir ciladır. Sertlik ve parlaklık kalitesi ile mobilya, yer, otomobil cilası ve uzun süre yanan mumlar gibi direk kullanım alanları sağlamaktadır.&lt;br/&gt;Kozmetiklerde göz ve deri enfeksiyonlarını önlemek amacıyla bakteri ve mantarlara karşı koruyucu özelliği bulunmaktadır. Kısaca Jojoba bu mükemmel yapısı ile eşsiz bir bitkidir.&lt;br/&gt;Bitkisel Özellikleri&lt;br/&gt;İki evcikli bir bitkidir. Erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı bitkilerdedir. Dişi çiçekler küçük, kokusuz veya güzel koku guddeli, nektarsızdır. Erkek çiçekler sarı renkli ve polen keselidir. Küçük salkım halinde bitkide bulunurlar. Döllenme ilkbahardaki kuvvetli rüzgarlarla olmaktadır.&lt;br/&gt;Tamamen olgunlaşma ağustos ve ekim ay</description></item><item><title>EDIBLE AND HARMFUL PLANTS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?edible-and-harmful-plants-390330.html</link><description>Edible and Harmful Plants&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Quick Index&lt;br/&gt;There is a mistaken belief that all animals know what is and is not safe to eat. This is a serious - and potentially fatal - mistake when you are talking about an animal who has been removed from his native habitat.&lt;br/&gt;An animal in its native environment knows what it can and cannot eat. If it makes a mistake and becomes ill, it will not eat that plant again. If it eats a plant that kills it, well, it clearly wont be eating it again! The fact that the leading cause of death in the wild is not from eating toxic foods indicates that animals either learn their lessons well by observing older conspecifics or by being born or hatched with a sort of genetic field guide to edible plants.&lt;br/&gt;Once you remove an animal from its environment, however, that field guide and learned avoidance becomes useless. Instead, the animal will pretty much try to eat anything that resembles what it is programmed (learned or instinct) to eat. Hence, toxic plants such as azaleas and oleanders look like a terrific snack for a hungry or curious iguana or tortoise.&lt;br/&gt;If you are thinking about furnishing a tank with plants, or are considering letting any of your herbivores or omnivores free-roam in your house or in an outdoor enclosure, you need to assure that the plants in those areas are not toxic.&lt;br/&gt;The toxic chemicals of plants are passed to an animal in one of two ways - by ingestion of plant material or by superficial physical contact with a plant. If anyone has ever had poison oak or ivy, they are quite familiar with this latter method of transmission. Some plants are completely toxic; others have only certain parts that are toxic, such as the leaves, or flowers. Some plants contain toxins strong enough to kill the animal, others will make them seriously ill and may lead to death. Others may just make them wish they were dead. Still others may cause injury in other ways, such as lacerating or causing puncture wounds to the body, eyes, mouth; ulcers, les</description></item><item><title>JOJOBA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?jojoba-346110.html</link><description>JOJOBA&lt;br/&gt;Anavatanı, ABDnin Arizona ve Kaliforniya Eyaletleri İle Meksikanın Sonara Çölüdür.&lt;br/&gt;İlk Olarak 1789 Yılında İtalyan Rahip Clavijero Tarafından  Tanımlanmıştır.&lt;br/&gt;Clavijero; Kaliforniya ve Sonora Çölü yerlilerinin, deri kanseri ve yaraların tedavisinde, saç çıkartılmasında, doğum ağrılarının başlatılmasında kullandıklarını bildirmiştir,&lt;br/&gt;1933 yılında, tohumundaki mum tabiatındaki yağın, diğer bitkilerdeki yağlardan farklı olduğu ve kaşalot adlı balinanın yağına denk olduğu keşfedilmiştir. 2 nci dünya savaşı ile birlikte önemi artmıştır. Ancak çalışmalar, 1972de ilan edilen deniz memelilerini koruma anlaşmasının, balinaların avlanmasını kısıtlaması ile yoğunlaşmıştır.&lt;br/&gt;BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Tohumlarında %50  oranında yağ bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Bir Jojoba bitkisinden; 5 yaşında 500 g, 12 yaşında 2500 g, 25 yaşında 14.000 g tohum elde edilir.&lt;br/&gt;Jojoba bitkisi gölgede 35-45Â°C gibi ekstrem çöl sıcaklıklarına da dayanıklıdır.&lt;br/&gt;Yıllık 500mm yağış, iyi bir verim için yeterlidir; l00mmden  az da olsa tohum verir.  Bitki, hiç susuz,  ancak uzun yıllar yaşar.&lt;br/&gt;Su, çiçek ve tohum için gerekir. 600-1200m yüksekliklerde yetişmektedir.&lt;br/&gt;Toprak seçiciliği yoktur,  çorak yerlerde yetişir.&lt;br/&gt;Litrede 7g yoğunlukta tuzlu  suya dayanıklıdır.&lt;br/&gt;60-90cm boyu olduğu halde, iyi sulama ile 2-3m boylanabilir.&lt;br/&gt;Çalı formunda; herdem yeşil; yaprakları kalın, derimsi, mavimsi yeşil renkte, meyveleri kahve renginde yerfıstığına benzer bir çöl bitkisidir.&lt;br/&gt;100-200 yıllık ömrü vardır.&lt;br/&gt;Kısa süreli (-5)-(-9)Â°C düşük sıcaklıklara dayanıklıdır.&lt;br/&gt;Kökleri ortalama 9-10m  derine iner; olgun bir JOJOBA bitkisinin kökü  20-25m derine inebilir.&lt;br/&gt;Bu,  JOJOBA ya,  dayanıklılık özelliği sağlar.&lt;br/&gt;Ayrıca  erozyon ile  mücadelede mükemmel bir bitkidir.&lt;br/&gt;Antepfıstığı gibi iki evciklidir; yani erkek ağaç ve dişi ağaç diye iki tipi vardır.&lt;br/&gt;Tohumlardan erkek veya dişi çıkma oranı yaklaşık %50 dir. Bu yüzden tohum ekiminde,  her çukura 4 tohum konur.&lt;br/&gt;JOJOBA çiçekleri yabancı tozlanır; tozlanma rüzgar, böcek ve kuşlarla otur.&lt;br/&gt;Bahçe tesisinde erkek/dişi oranı 1/5 veya 1/7 olmalıdır.&lt;br/&gt;JOJOBA, tohum veya yarı odun çelikleri ile çoğaltılır.&lt;br/&gt;Kaliforniyada 1.5 x 3m  aralıkla dikilmektedir.&lt;br/&gt;l dekar (l.OOOm2) alanda 175-200 bitki yetişir. Bu ise l dekar alandan 125-450 kg tohum ve 75-225kg yağ anlamına gelmektedir.&lt;br/&gt;A.B.D.&quot;de JOJOBA tohumunun kilosu: 1.5 $,  JOJOBA yağının     tonu: 4.000 $dır. Avustralya&quot;da yağ: 4.4 $/kg,  tohum: 2.2$/kg iken, Verim: 3.500 kg/hadır.&lt;br/&gt;JOJOBA YAĞININ ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Yağı, zeytinyağına benzer teknikle elde edilir.&lt;br/&gt;Açık sarı renkte, doymamış, çok fazla stabil ve saftır.&lt;br/&gt;Bilinen bütün bitkisel yağlar, gliserol ile yağ asitlerinin bir esteridir.&lt;br/&gt;Oysa jojoba yağı uzun zincirli dallanmış bir alkol grubu ile yağ asitlerinden oluşmuştur.&lt;br/&gt;Yüksek sıcaklık ve basınçta kararlılığını ve viskositesini kaybetmeyen ve temas yüzeyine iyice yapışan balina yağı, ağır iş makinaların vazgeçilmez yağıdır.&lt;br/&gt;Jojoba ile balinalar ve makinalar kurtarılmıştır.&lt;br/&gt;Uçak ve füze motorlarında kullanılan bu yağ, otomoÂ¬bilde motor yağı olarak kullanıldığında araç 200.000 km yol alabiliyor.&lt;br/&gt;Aynı miktar yakıtla alınan yol ise 3-5 misli artabiliyor.&lt;br/&gt;Çok hassas makinaların yağlanmasında kullanılacak kadar da ince bir yağdır.&lt;br/&gt;Hidrojenasyon sonrası jojoba, çok dayanıklı bir mum yapısı kazanmaktadır.&lt;br/&gt;Diğer kullanım alanları içinde;&lt;br/&gt;Matbaa mürekkebi, lastik ve yapıştırıcı gibi maddelerin yapımı, mum, reçine, koruyucu şampuan, saç besleyicileri, deterjan, krem ve ilaç üretimi vardır.&lt;br/&gt;Konservecilikte malzemenin tadının ve tazeliğinin muhafazası amacıyla kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Yağın okside olmadan ve tohumun ise bozulmadan ne kadar süreyle saklanaÂ¬bileceği henüz bilinmemektedir. Örneğin; 20-25 yaşındaki tohumlardan elde edilen yağın hiç bir özelliğini kaybetmediğini araştırıcılar bildirmektedirler.&lt;br/&gt;Tohumundan yağ elde edildikten sonra kalan küspesinde %3q-35 oranında protein bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Ancak, simmondsia maddesi çıkarıldıktan sonra hayvan yemi olarak kullanılır.&lt;br/&gt;A.B.D.&quot;de 2 otobüs firması pahalı olmasına rağmen yüksek basınç ve sıcakl</description></item><item><title>KAPARİ BİTKİSİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ, TARIMI VE EKONOMİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kapari-bitkisinin-genel-ozellikleri,-tarimi-ve-ekonomisi-370072.html</link><description>1.KAPARİ BİTKİSİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapari, Akdeniz iklim bitkilerinden çok yıllık çalı tipinde bir bitkidir. Yurdumuzda Akdeniz ikliminin hakim olduğu Batı Anadolu illeri başta olmak üzere, Orta Anadoluda Tokat ve civarında, Doğu Karadeniz ve Güneydoğu illerinde doğal olarak yetişen Kapari, çalımsı yapıda, dik ve yatık olarak büyüyen dikenli bir bitkidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapari, doğal iklim yapısı Akdeniz iklimi olmasına karşın bir çok türünün kuru iklim özelliklerini sevmesi nedeniyle dünyanın bir çok bölgesinde 650&quot;nin üzerinde türü bulunmaktadır. Kaparinin anavatanının Asya&quot;nın batı yada orta kesimleri olduğu düşünülmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapari bitkisinin, Milattan Önce 400 yıllarında tanındığı ve Aristo zamanında dalak rahatsızlıklarında ve ağrılı adet görme durumlarında ilaç olarak kullanıldığı da bilinmektedir. Hipokrat tarafından da kaparinin kalp-damar sistemine olan olumlu etkisi görülmüş ve birçok hastalıkta ilaç olarak kullanılmıştır. Akdeniz ülkelerinde ilk çağlardan bu yana gıda ve tedavi amaçlı kullanılan kapari bitkisinden günümüzde boya ve kozmetik sanayiisinde de yararlanılmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde tüketimi çok yaygın olmayan kapari Avrupa&quot;da ve Amerika&quot;da acı ve keskin aroması nedeni ile çorbalarda, et yemeklerinde, soslarda, salatalarda, pizzada ve bir çok yiyecekte kullanılmak üzeri yaygın bir tüketim potansiyeline sahiptir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Latince Capparis spinosa L. olarak adlandırılan kaparinin bir çok  ülkede ve ülkemizin farklı bölgelerinde  farklı isimleri vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ülkemizde; Kapari, Şaballah, Menginik, İt Hıyarı, İt Kavunu, Karga Kavunu, Yılankabağı, Keditırnağı, Gevil, Kepekçiçek, Hint Hıyarı, Gavur Bostanı, Yumuk Bubu, Keper, Kepre, Geber, Gebere, Bugo gibi isimler alan kaparinin dünyanın bir çok ülkesinde aldığı diğer isimler ise şöyledir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Afganistan : Kabbara, Kabawa&lt;br/&gt;Almanya: Kapernbaum, Kappernstande, Kapern&lt;br/&gt;Arabistan : Azuf, Kabar, Kabbar, Kabur&lt;br/&gt;Estonya : Torkav Kappar&lt;br/&gt;Finlandiya : Kapris&lt;br/&gt;Fransa : Capres, Fabagelle, Tapana&lt;br/&gt;Hollanda: Kaperboom, Gedoornda, Kapperstruik&lt;br/&gt;Hindistan : Kiari, Kobra&lt;br/&gt;İngiltere : Caper plant, Caperbush&lt;br/&gt;İtalya : Cappero, Capperani&lt;br/&gt;İspanya : Alcaparra, Caparra, TÃ¡pana; AlcaparrÃ³n (Caper Berries)&lt;br/&gt;İsveç : Kapris&lt;br/&gt;İran  : Kabak, Kebir, Kurak&lt;br/&gt;İsrail : Ezov&lt;br/&gt;Kanada : Mullukattari&lt;br/&gt;Macaristan : Kaporna, KapribogyÃ³&lt;br/&gt;Malta: Caper Plant, Capparo, Cappero, Cappara&lt;br/&gt;Norveç : Kapers&lt;br/&gt;Portekiz : Alcaparras, Alcappara, Alcapparo&lt;br/&gt;Rusya : Kapersovyi Kust&lt;br/&gt;Yunanistan : Kapparis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak : (www.actahort.org) &lt;br/&gt;2. KAPARİ BİTKİSİNİN BOTANİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapari (Capparis spp.) Caparaceae familyasına ait bir bitkidir. Taksonomik sınıflandırması aşağıdaki gibidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alem: Anthophyta&lt;br/&gt;Şube: Magnoliopsida&lt;br/&gt;Sınıf: Dilleniidae&lt;br/&gt;Takım: Capparidales &lt;br/&gt;Familya: Capparidaceae (veya Capparaceae)&lt;br/&gt;Cins: Capparis &lt;br/&gt;Tür: spinosa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak : (www.mediterraneangardensociety.org)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaklaşık olarak 650 türü ve 30 kadar cinsi bulunan bu bitki Cleomaceae ve Cruciferae familyaları ile benzerlik göstermekted</description></item><item><title>AVOKADO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avokado-450917.html</link><description>AVOKADO YETİŞTİRİCİLİĞİ&lt;br/&gt;Sema KÖSEOĞLU   Zir.Müh.&lt;br/&gt;             Avokado herdem yeşil subtropik bir meyve türüdür. Avokadonun iklimsel istekleri turunçgillere benzer. Özellikle limon yetiştirme alanları bu meyve içinde uygundur. Meyvesi 200-600 gr. Ağırlığında oval yada armut şeklinde olup halk arasında Amerikan Armudu diye adlandırılır. Meyve eli açık sarı-yeşilimsi renkte olup % 7-25 oranlarında yağ içerir. Avokado esas olarak taze salata meyvesi olarak tüketilir. Ayrıca kozmetik sanayiinde de aranan ürünler arasındadır.&lt;br/&gt;             Yağ oranının yüksek olmasına rağmen daha çok doymamış yağ asitlerini içerdiğinden hazmı kolay ve kandaki kolesterol düzeyini düşürücü bir etkiye sahiptir. Ayrıca demir, kalsiyum ve vitaminleri içerir. Protein miktarı ise % 1-2 oranındadır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;YETİŞTİRİCİLİĞİ :&lt;br/&gt;               Avokado yetiştiriciliğini sınırlayan en önemli iklim faktörü kış donlarıdır. Bahçe tesisinde don olayı görülen alanlarda ağaçların hava akımını sağlayacak şekilde ve güneye meyilli yerlere dikilmelidirler. Ayrıca avokadonun çiçeklenme ve meyve bağlama dönemindeki düşük sıcaklıklar ani sıcaklık değişimleri ve düşük hava nemi meyve tutumunu olumsuz etkiler. Sıcaklığın 30Â°Cnin üzerine çıktığı ve nisbi nemin % 50nin altına düştüğü mayıs - haziran aylarında önemli meyve dökümleri görülür. İleri dönemlerdeki ani sıcaklık değişimleri de meyve dökümüne sebep olmaktadır.Kuvvetli rüzgarlar gevrek yapılı ağacına ve meyveye zarar verir. Böyle yerlerde dikimden önce rüzgar kıran tesisleri yapılmalıdır.&lt;br/&gt;           Avokado yetiştiriciliği için en iyi toprak derinlikce zengin, drenajı iyi, taban suyu sorunu olmayan kumlu-tınlı ve alüviyal topraklardır. Toprak asitliği ise nötre yakın veya hafif asit karakterde olmalıdır.&lt;br/&gt;ÇEŞİT SEÇİMİ :  Bahçede birden fazla çeşidin bulunması çiçeklerin tozlanması ve verimlilik için önemlidir. Çeşitler bahçenin iklim özelliklerine göre seçilmelidir. Çünkü soğuğa dayanaklılık bakımdan çeşitler arasında farklılıklar vardır. Ayrıca meyvenin hasat mevsimleri, taşımaya uygunluk ve ticari değeri de göz önüne alınmalıdır.&lt;br/&gt;Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan çeşitler Hass, Bacon, Fuerte ve Zutano sayılabilir. Çeşitlerle ilgili daha geniş bilgi Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinden elde edilebilir.&lt;br/&gt;DİKİM :  Avokadolara verilecek dikim aralıkları, çeşide, iklim ve toprak özellikleri ile bakım iklime göre değişmekle beraber dağınık gelişme gösteren Fuerte ve Hass çeşitlerini 7x7 m, dikime gelişme gösteren Bacon ve Zutono gibi çeşitlerde ise 6x6 m ara ile dikilebilirler. Dikim soğukların geçtiği mart ayından nisan ayı ortalarına kadar yapılabilir. Dikimin sıcak zamana rastlaması fidanın tutma şansını azaltır.&lt;br/&gt;Dikim sırasında fidanın torbası kesilerek çıkartılır, kıvrılmış kökler temizlenir. Fidanın toprağı dağıtılmadan 60x60 cm. ebatlarında açılan çukurlara dikim üst toprak ile yanmış olur gübresi karıştırılarak yapılmalıdır. Ayrıca fidanın üst toprak seviyesi arazi seviyesinin 3-5 cm üzerinde olacak şekilde ayarlanmalı, derin dikimden kaçınılmalıdır. Dikim sonrası bol can suyu verilir ve fidan yanana dikilecek bir hereğe bağlanır. Yazın güneş yanmalarından, kışın ise düşük sıcaklık ve kırağıdan kurumak amacıyla gölgeleme yapılmalıdır.&lt;br/&gt;BAKIM İŞLERİ :&lt;br/&gt;           Toprak işleme : Avokado yetiştiriciliğinde derin toprak işlemeden kaçınılmalı, goble disk, diskharo, rotövatör ve tozayağı gibi aletler kullanılmalıdır. Yabancı ot kontrolü için sık sık toprak işleme yerine uygun ot öldürücüler kullanılabilir.&lt;br/&gt;            Gübreleme : Genç ağaçlar azotlu gübreleme her yıl artan miktarlarda ve dikkatli yapılmalı, gövdeden 20-50 cm. uzaklıktaki taç izdüşümüne verilmelidir. Her gübre uygulamasından sonra az ve kontrollü bir sulama yapılmalıdır. Genç ağaçlara verilecek azot miktarları şöyledir.&lt;br/&gt;1. yıl - 250 gr. A.S. (Her iki sulamada 50 gr/ağaç A.S.)&lt;br/&gt;2. yıl - 500 gr. A.S. (Şubat başı - Mayıs ve Haziran sulama veya yağmurlarla birlikte)&lt;br/&gt;3. yıl - 750 gr. A.S. (Şubat - Mayıs ve Haziran sulama veya yağmurlarla birlikte)&lt;br/&gt;4. yıldan itibaren Azotlu gübrenin yanı sıra fosforlu ve potaslı gübrelerde verilmelidir.       Bu gübreler TSP ve KSO4 olarak ağaç taç izdüşümü hizasına 10-15 cm. derinliğindeki banda verilerek kapatılır. Bir avokado ağacına 4 yaşından itibaren verilecek gübre miktarları ve uygulama zamanları Tablo 1de görüldüğü gibidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Tablo - 1 : 4 yaşından itibaren avokado ağaçlarına önerilen gübre miktar ve uygulama zamanları.&lt;br/&gt;Ağacın yaşıAmonyum Sülfat gr/ağaç Triple Süper Fosfat gr/ağaçPotasyum Sülfat gr/a</description></item><item><title>KÜRESELLEŞME VE ÇEVRE SORUNLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuresellesme-ve-cevre-sorunlari-379121.html</link><description>KÜRESELLEŞME ve ÇEVRE SORUNLARI&lt;br/&gt;Bitkilerin Gücü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1994 yılı kışında Finlandiyadaki Ahlstrom mühendislik firması ile Sydkraft adlı İsveç Elektrik Kurumu İsveçin güneyindeki Varnamo Kasabasında yeni bir ısıtma tesisini devreye sokuyorlardı. Burada en son jet teknolojisi kullanılmakla beraber enerji kaynağı olarak yarım milyon seneden beri mevcut bir olanaktan yararlanılmaktaydı. &lt;br/&gt;Odun ! Varnamo tesisinde odun gaz haline getirilip bir jet motorunda yakılmakta ve böylece altı megavatlık elektrik ve şehrin merkezi ısınması için 9 megavatlık enerji meydana getirilmekteydi. Bu sayede odunun içindeki enerjinin yüzde sekseni binaların ısıtılması, aydınlatılması ve motorların çalışması için kullanılmakta ve bu arada atmosfere hiç kükürt salınmamakta ve çıkan karbondioksit, kesilen ağaçların yerine ekilenlerin geri alabilecekleri kadar olmaktaydı. &lt;br/&gt;Varnamo tesisi, en eski enerji kaynağını yirminci yüzyıla taşıyan yeni teknoloji kuşaklarının bir ürünüydü. Makine taşıyan yeni teknoloji kuşaklarının bir ürünüydü. Makine Mühendisliği, biyoteknoloji ve ormancılık değişik bitkilerden sıvı ve gaz yakıt olarak yararlanma olanaklarını ekonomik bir biçimde sağlamakta ve buradan da elektrik elde edilmekteydi. &lt;br/&gt;Biyokütle enerjisi teorik bir potansiyele sahipse de, pratikte ne kadar başarılı sonuçlar vereceği belirsizdir. Bazı uzmanlar dünya üzerindeki tarımsal ve ormansal kaynaklar sayesinde biyokütlenin yirmibirinci yüzyılın enerji ekonomisinin temelini oluşturacağını ileri sürmektedir. 1992 yılındaki Çevre ve Kalkınma Konferansı (Conference on Environment and Development) için Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmış bir çalışma özellikle bu amaca dönük bir şekilde yetiştirilmiş bitkiler sayesinde 2050 yılı civarında bugünkü dünya enerji gereksiniminin %55i kadarının karşılanabileceğini ortaya koymuştur. Buna benzer vizyonların gerçekleşmesi tarım yapılacak arazinin, suyun ve gübrelerin sağlanabilmesine bağlıdır. Önümüzdeki senelerde ise bu konularda sıkıntılar yaşanmasının beklendiğini unutmamak gerekir. &lt;br/&gt;Biyokütle enerjisinden yararlanmak bir anlamda doğanın güneş enerjisi kollektörlerinden yararlanmak demektir - canlı bitkiler güneşten gelen enerjiyi fotosentez yöntemi ile karbonhidrat moleküllerine dönüştürür. Bitki yiyen hayvanlar, bu enerjinin bir bölümünü almış olurlar. Bütün tarih boyunca evlerini ısıtmak isteyen veya yemek pişiren insanlar bu enerjiden yararlanmışlardır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru fosil yakıtların ortaya çıkması ile biyokütle, enerji ile uğraşanların bir kenara ter ettikleri bir kaynak halini aldı. Doğal olaraka da ticari olanakları izleyen ülke yönetimleri o tarihlerden sonra biyokütleyle ilgilenmediler.&lt;br/&gt;BM kaynakları biyokütlenin dünyada üretilmekte olan enerjinin ancak %5ini sağladığını göstermekteyse de, bağımsız uzmanların daha titizlikle yaptıkları incelemeler 1992 yılında dünya enerjisinin %13ünün bu kaynaktan sağlanmış olduğunu ortaya koymuştur. Gelişmekte olan ülkelerin tüketmekte oldukları enerjinin %36sı biyokütleden sağlanmakta ve bugün kırsal alanlarda yaşamakta olan 2.5 milyar insan- dünya nüfusunun yaklaşık %45i - hemen bütün enerji gereksinimlerini bu kaynaktan elde etmektedir. Danimarka ve Finlandiya gibi sanayileşmiş bazı ülkelerde bile biyokütle, tüketilen toplam enerjinin %10unu oluşturmaktadır. Biyokütle yalnızca yakıt amacı ile kullanılmaz. İnşaat, gıda, hayvan yemi ve kağıt gibi birçok uygulamalar biyokütleden sağlanır. Dolayısıyla insanlar ellerindeki biyokütleden enerji kadar bu tip uygulamalar için de yararlanmak durumundadır. &lt;br/&gt;Biyokütle yenilenebilir bir enerji kaynağı olmakla birlikte günümüzdeki kullanım şekli ile ne yenilenebilir, ne de sürdürülebilir ! Dünyanın birçok yerinde nüfus artmakta ve insanlar ormanlık alanları açarak besinlerini elde edecekleri tarla haline dönüştürmekte ve ormandaki geri kalan ağaçları da yakacak olarak kullanmaktadır. Bunun yarattığı yakıt sıkıntısından dolayı kadınlar ve çocuklar zamanlarının büyük bir bölümünü odun aramak ve toplamakla geçirmekte ve normal şartlar altında mükemmel gübre olabilecek bitki posası ve hayvan artıkları birçok yerlerde sobada yakılmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerdeki biyokütle kullanımı da sürdürülebilir değildir. Tarım uygulamalarının sağlıksız bir şekilde yürütülmesinden dolayı 1993 yılında 4 milyar litrelik etanol sağlamış olan ABDndeki mısır kuşağındaki toprak, oluşma hızından 18 katı hızla erozyona uğramaktadır. Dünya enerji gereksiniminin bir bölümünün biyokütleyle karşılanması isteniyorsa b</description></item><item><title>BİTKİLER ALEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-alemi-397741.html</link><description>BİTKİLER ALEMİ &lt;br/&gt;Hepsi ototrof canlılar olup, kloroplast taşırlar. Bu sayede fotosentez yaparlar. Çiçeksiz ve çiçekli bitkiler olarak iki filuma (şubeye) ayrılırlar. Hücreleri genellikle çeper taşır. &lt;br/&gt;a) Çiçeksiz Bitkiler : Çiçek ve tohum oluşturmazlar. Üremelerini sporla ya da eşeysiz ve eşeyli üremenin birbirini takip ettiği döl almaşı ile gerçekleştirirler. &lt;br/&gt;1- Su yosunları (Algler) : Gerçek kök, gövde ve yaprakları olmayan basit yapılı bitkilerdir. Çoğu haploid(n) kromozom taşır. Yeşil, kahverengi, esmer, kırmızı algler olmak üzere gruplandırılır. Üremeleri vejetatif, sporla ve izogamiyle olur. Chlamidomonas gibi bazı türleri tek hücrelidirler. Bazı türleri hem tek hücreli hemde gözle görülecek büyüklükte (makroskopik) dir. (Acetebularia gibi). &lt;br/&gt;2- Kara yosunları : İletim demetleri yoktur. Nemli yerlerde yaşarlar. Döl almaşıyla eşeyli ürerler. Gerçek yapraklar olmayıp, yaprağımsı yapıları vardır. &lt;br/&gt;3- Eğrelti otları : Gerçek kök ve yaprakları yoktur. İletim demetleri vardır. Üremeleri kara yosunları gibidir. Yaprağımsılar yer altı gövdesine yapışmıştır. Çiçeksiz bitki olarak bu üç ana gruptan başka ; Ciğer otları, Likenler, Kibrit otları ve Atkuyrukları olarak bilinen gruplarda vardır..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLER ABİTKİLERDE ÜREME &lt;br/&gt;Sayfa : 1 &lt;br/&gt;A) Çiçeksiz Bitkilerde Üreme : Çiçeksiz bitkiler grubunu, su yosunları, kara yosunları, ciğer otları, eğrelti otları ve at kuyrukları oluşturmaktadır. Mantarlar &quot;fungi&quot; isimli ayrı bir alemde incelenmekle beraber çoğu zaman çiçeksiz bitkiler grubuna dahil edilirler. Bunların hemen hepsinde, küçük farklarla ayrılmış Metagenez ile üreme görülür. Önce diploid bireyden (Sporofid) ya da diploid hücreden mayoz bölünmeyle haploid sporlar meydana gelir. Bu sporlar çimlenerek genç bitkicikleri meydana getirir. Bunlar erkek ve dişi gametofitlerdir. Gametler bunlar üzerinde mitozla meydana gelir. Gametlerin döllenmesiyle zigot, onun gelişmesiyle de diploid sporofid meydana gelir. &lt;br/&gt;Aslında eşeyli üreyen canlıların hepsinin hayat devrelerinde</description></item><item><title>TARIMSAL ÜRETİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarimsal-uretim-438678.html</link><description>Tarımsal Üretim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikaları da yine tarım alanında geliştirilmiştir.&lt;br/&gt;Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her dönemde stratejik önemini de korumuştur.&lt;br/&gt;Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir.&lt;br/&gt;Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün desteklenmesini zorunlu kılmıştır.Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.&lt;br/&gt;Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa Birliği&quot;nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.&lt;br/&gt;Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline dayanmamaktadır.Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları ortak bir çerçevede yönetilmektedir.&lt;br/&gt;Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir.&lt;br/&gt;Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün günümüzde de %50&quot;yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği&quot;nde (AB) Ortak Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.&lt;br/&gt;Çalışmamızın amacı AB&quot;ne üyeliği hedeflenen Türkiye&quot;nin tarım sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir.Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, işleyişi ve son durumu incelenmiştir.&lt;br/&gt;İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB&quot;de tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar irdelenmiş ve Türk tarımının OTP&quot;ye uyumunun olası etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır.&lt;br/&gt;Mevzuat değerlendirmesi ve açıklamasına fazlaca yer verdiğimiz için sayfalarda aynı kaynakça mükerreren gösterilmemiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİRİNCİ BÖLÜM&lt;br/&gt;ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU,GELİŞİMİ VE SON DURUM&lt;br/&gt;1.ORTAK TARIM POLİTİKASININ OLUŞUMU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üye ülkeler, AB&quot;nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.&lt;br/&gt;Bu tercihte:&lt;br/&gt;- İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa&quot;da yaşanan kıtlık dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,&lt;br/&gt;-Savaş sonrasında AB&quot;nin nüfusunun önemli bir bölümünü (aktif nüfusun %20&quot;si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,&lt;br/&gt;-Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,&lt;br/&gt;-Üye ülkeler arsında diğer sektörlerde olduğu gibi bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların giderilmesinde yeterli olamayacağı,&lt;br/&gt; yönünde bazı görüşler etkili olmuştur.Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar ayrılıkları  da bu oluşumda önemli rol oynamıştır.&lt;br/&gt;AB kurulmadan önce yapılan görüşmelerde Almanya, bir  gümrük birliği oluşturulması  ve sanayi mallarının serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin  sanayi sektörü oldukça gelişmiş durumdaydı.&lt;br/&gt;Buna karşılık toplam nüfusunun % 25&quot;i tarım sektöründe çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin yaratacağı rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa&quot;nın bu konudaki ısrarının da ortak bir tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir.&lt;br/&gt;Ortak Tarım Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ü</description></item><item><title>YAPRAK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaprak-344827.html</link><description>YAPRAK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A-GENEL KARAKTERLERİ VE MORFOLOJİSİ&lt;br/&gt;Yaprak gövdenin yanal organlarından biridir.Vegetasyon noktasının altında,tunica dokusunun papilleşmesi ile çıkıntılar oluşur.Bunlar yaprağın ilk taslaklarıdır.Vegetasyon noktasından aşağılara doğru inildikçe bu çıkıntılar yaprakları oluşturur. Yapraklar gövde ve dalların belli bölgelerinde düğüm (nodyum) yerlerinden çıkarlar.&lt;br/&gt;Yapraklar sınırlı büyüme gösterdiğinden kısa sürgün olarak kabul edilir.Fotosentez gibi hayati olayları gerçekleştirdiği için geniş bir yüzeye sahiptir.Yapraklar gövde eksenine dik olarak yassılaşırlar ve bilateral simetriktirler.Yaprağın iç kısmı (dorsali), dışına(ventrali) göre fazla farklı olmadığı için yaprakta dorsaventralite vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAPRAĞIN KISIMLARI : Bir bitkinin gelişmiş yaprağı öncelikle damarlı bir yapı olan &quot;oya = lamina&quot; &quot;dan ve ayanın altında uzanan bir &quot;sap = petiol&quot; &quot;dan oluşur. Bu sap kalınlaşır, genişler ve &quot;yaprak kını = vagina&quot; &quot; yı teşkil eder. Yaprak kınının üst tarafının sağ ve solunda yer alıp gelişiminin erken safhalarında beliren ve yan yapraklara karşılık gelen organcıklara &quot;stipül&quot; denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaprağın farklı kısımları ve gelişmesi A  = aya, P = petiol, S = stipül, V = Vagina, II. Yaprak ve kısımlarının gelişmesi 1, 2, 3, puldan yaprak haline geçiş, 4, 5, 6, ve 7 safha tam yaprak şeklinin meydana gelmesi ve farklı yaprak kısımlarının teşekkülü. A = aya, S = stipül, P = petiol&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öyleyse yaprağı genel olarak dört kısıma ayırabiliriz.&lt;br/&gt;1 - Yaprak ayası (Lamina)  &lt;br/&gt;2 - Yaprak Sapı (Petiolus)&lt;br/&gt;3 - Kulakçıklar (Stipüller)&lt;br/&gt;4 - Kın (Vagina)&lt;br/&gt;Bazı bitkilerde bu kısımlardan bazıları eksik olabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek: Baklagillerde sap kısmı eksikken kın kısmı iyi gelişmiştir. Tütünde ise kın ve sap bulunmaz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 - Yaprak Ayası : Yaprak ayası damarlı bir yapıya sahiptir. Fotosentez ve terlemenin büyük bir kısmı burada olur. Yapraklar ayanın parçalı ve düz olmasına göre gruplara ayrılır;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Basit Yapraklar: Bu yapraklar tek parça halindedir. Bunlar ayanın şekline göre oval, kalpsi, dilsi ya da yaprağın kenar yapısına göre düz, dişli ve loplu gibi isimler alabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayanın şekline göre basit yapraklar: a:iğnemsi, b=şeritsi, c=dilsi, d=oval, e=yuvarlak, f=kalpsi, g=üçgensi, h=oksu basit yapraklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kenar şekline göre basit yapraklar:a=düz, b=testereli, c=dişli, d=basit loplu, e=elsi loplu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Bileşik Yapraklar: Bu yapraklarda aya parçalara bölünmüştür. Bunları da aşağıdaki gibi ayırabiliriz;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Tüysü &quot;Pinnat&quot; Yapraklar : Yaprak ayası orta damara  dik eksenler boyunca parçalanır. Tüysü  Yapraklarda en uçtaki yaprakçık tek ise tüysü (imperipinnat) iki ise çift tüysü (peripinnat) adı verilir.&lt;br/&gt;2-Elsi &quot;Palmat&quot; Yapraklar : Parçalanma orta damara paralel eksenler boyunca da olur. Bu durum sonucunda üç lop meydana gelmişse &quot;üç loplu yaprak&quot; (trifoliat) , çok lop meydana gelmişse &quot;elsi = palmat&quot; yaprak oluşur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bileşik yapraklar:     a:trifoliat, b=palmat, c=katmerli pinnat, d=pinnat yaprak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaprak Kısımlarının Gelişimi : Yaprak taslağı ilk safhalarda bir kabartı halinden boğumlanarak alt (hipofil) ve üst (epifil) kısımlarını oluşturur. Sonraki safhalarda ise hipofilden yaprak kını ve kulakçıklar (stipüller) oluşur. Epifil ise yaprak ayasını oluşturacak şekilde genişler. Sonrasında epifilin üst bölgelerinde petiolün oluşmasıyla normal bir yaprak meydana gelir. &lt;br/&gt;Ayada Damarlanma Şekli : Ana gövdeden ayrılan iletim demetleri ayaya gelirler, burada dağılarak damarları oluştururlar. Dört çeşit damarlanma şekli vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Dikotom = Çatalsı Damarlanma : Yan kolların çatal şeklinde ayrılmasıyla oluşur.Böyle damarlanmaya bazı eğreltilerde ve gymnospermoe lerde rastlanır. Adianthum, ginkgo için tipiktir.&lt;br/&gt;b)Basit damarlanma : Tek bir damar vardır. Bu durum kara yosunu, Lycopodium, Pinus, Cupressus da görülür.&lt;br/&gt;c)Ağsı Damarlanma : Bir orta damarın etrafında ağ manzarası çizerek oluşur. Yüksek yapılı bitkilerin genelinde görülür. Muzl ar için tipik bir damarlanmadır.&lt;br/&gt;d)Paralel Damarlanma :  Orta damara parelel şekilde oluşan damarlanmadır. Yüksek bitkilerde monok</description></item><item><title>TIBBİ ITRI AROMATİK BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tibbi-itri-aromatik-bitkiler-381193.html</link><description>ADAÇAYI&lt;br/&gt;(Salvia officinalis L.)&lt;br/&gt;Kökeni ve Yayılışı&lt;br/&gt;Adaçayı, Akdeniz kökenli olup Avrupanın güney ülkelerinin (Arnavutluk, Yunanistan, Fransa, İtalya, Portekiz, İspanya) kireçli topraklarında yetişir. Ülkemizin hemen her yerinde yetişmekle beraber genellikle sahillerimizde 1300-1500 m yüksekliğe kadar yetişir. Türkiyede doğal olarak 90 kadar Salvia türü yetişmektedir.&lt;br/&gt;Bitkisel Özellikleri&lt;br/&gt;Tek veya çok yıllık otsu çalımsı, kazık köklüdür. Çok sayıda gelişmiş saçak-yan köklere sahiptir. Kökler, 150 cm derinliğe kadar inebilir. Sap serttir ve fazla miktarda dallanır. Yarı çalımsı ve 30-100 cm boylanabilir. Yaprak, 3-7 cm uzunlukta, 1-3 cm genişlikte olup yumurta şeklinden dar eliptik şekle kadar değişir. Çiçekler bir eksen üzerinde toplu ve başak salkım şeklindedir. Salkımda 4-8 adet çiçek kümesi bulunur.&lt;br/&gt;Her kümenin 6-8 adet çiçeği vardır. Meyve 2-3 mm uzunlukta, 2 mm genişlikte ve yuvarlakçadır. Tohum rengi mat olup küçüktür. 1000 tane ağırlığı 5-9 g arasında değişir. Tohumun çimlenme gücü 1 yıl bekletilince artar. Ancak, 3. yıldan sonra hızla düşer.&lt;br/&gt;İçerikleri&lt;br/&gt;100 g S. officinaliste; 35 kal enerji, 8 gr su, 10.6 g protein, 12.7 g yağ, 60.7 g karbonhidrat, 8.1 g lif, 8 g kül, 1652 mg Ca, 28 mg Fe, 428 mg Mg, 91 mg P, 1070 mg K, 11 mg Na, 5 mg Zn, 32 mg C vitamini, 6 mg niasin, 5900 LU A vitamini bulunmaktadır. Adaçayında uçucu yağ oranı %1.5ten az olmamalıdır. Uçucu yağın bileşenlerinden en önemlilerinin oranı şöyledir: Thuyon %50.9, Cineol %10.8, Kafur %16.8 ve Borneol %4.4tür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faydalanma Yönleri&lt;br/&gt;Eskiden beri çok yönlü kullanılan bir baharattır. İhtiva ettiği thujondan dolayı son zamanlarda S. officinalisin kullanımı azalmıştır. Bugün tıpta antiseptik, kuvvet verici, karminative (mide, karın ağrılarını giderici), antihidrotik (terletici), diüretik (idrar söktürücü), yatıştırıcı, teskin edici, sedalive (gaz çıkarıcı), ağrı kesici, iştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı, balgam söktürücü ve dezenfektan olarak kullanılmaktadır. Bademcik ve diş eti iltihaplarını kurutur. Banyo suyuna ilavesiyle vücuda zindelik verir. Adaçayının yaprağı kaynatılarak çay gibi içilmekle beraber ıhlamurla karışımının suyu öksürük kesici, nane ve kekikle karışımı mide ağrılarına, gaz çıkarmaya ve mide ekşimesine, ishale, gece terlemelerine, kas kasılmalarına karşı içilir. Antibakteriyel, antiviral ve antifungal özelliğe sahiptir. Ayrıca koku değiştirici etkisinin yanında parfümeri ve kozmetik sanayinde de kullanılır. Kurutulmuş yaprak pipo olarak içilir.&lt;br/&gt;Çayı, %5lik infüsyon şeklinde hazırlanır. Alkol ekstresinin veya eterik yağın uzun süre alınmasında; baş dönmesi, kalp çarpıntısı yapabilir, kramplar ortaya çıkabilir.&lt;br/&gt;BİBERİYE&lt;br/&gt;(Rosmarinus officinalis)&lt;br/&gt;Mahalli adı: Kuş dili, pürem (Adana ve İçel), püren, rosmarin, süpürge çalısı.&lt;br/&gt;Kökeni ve Yayılışı&lt;br/&gt;Rosmarin, çok eskiden beri kültürü yapılan ve esas kökeni Akdeniz Bölgesi olan bir. bitkidir. Bugün en çok kültürünü yapmakta olan ülkeler; Yugoslavya, Portekiz, İspanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Yunanistan, Balkan Ülkeleri, Morokka, Tunus, Amerika Birleşik Devletleri ve Meksikadır. Memleketimizde, Akdeniz havzasında, Batı, Güney Anadolu, Kuzeybatı Anadolu, Ege ve Karadeniz Bölgesinde bahçe ve parklarda çit veya süs bitkisi olarak yetiştirilir. Türkiyede Ege, Akdeniz ve Karadeniz sahil şeridi boyunca yabani olarak yetişir. Akdeniz kıyılarında 1500 m yüksekliğe kadar yayılış göstermektedir. Ege Bölgesinde doğal olarak bulunmamakla beraber bu bölgemizde kültürü yapılmaktadır.&lt;br/&gt;Bitkisel Özellikleri&lt;br/&gt;Çok fazla dallanan odunlaşmış köklere sahiptir. 0.5-2.0 m kadar boylanan, sık dallı, çalı görünümünde, daima yeşil kalan çok yıllık bir bitkidir. Gövde diktir. Kısa sürgünler, soluk mavi renktedir. İlk yıl sürgünleri yeşil, daha sonra esmer gri renkli kabuk meydana gelir. Bitki fazla dallanır. Yapraklar, karşılıklı, çok kısa saplı veya sapsız ve geniş iğnemsidir. Yaprak uzunluğu 1.5-3.5 cm, genişliği ise 1.5-3.5 mmdir. Yaprağın üst yüzü kaygan, alt yüzü ise grimsi veya beyazımtırak yeşil renkli ve tüylüdür. Yaz-kış, yapraklarını dökmezler. Soluk mavi renkte olan çiçekler bütün yaz açar. Çiçekleri, dalların uçlarında, yaprakların koltuklarında bulunur. Meyve, esmer renkte ve fındıksı, 2 mm uzunlukta ve kaygandır. &lt;br/&gt;İçerikleri &lt;br/&gt;%20-40 cineol ihtiva eder. Yaprakları ve çiçeklerinde %1.0-2.5 oranında uçucu yağ taşır. Mersin menşeli biberiye yapraklarında % 1.7 uçucu yağ tespit edilmiştir. Yağda, terpenlerden %15-30 cineol, %5-10 comphen, %10-20 bomeol bulunur. Bomylacetat ile pinen,</description></item><item><title>SULAMA KURUTMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sulama-kurutma-369212.html</link><description>SULAMA KURUTMA ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proje no         : 35&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yer                 : Eskişehir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki               : Şekerpancarı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alan               : 100*200 (m2) &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Alan Tipi        : Tarla&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sulama Türü  : Yağmurlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak Cinsi  : Orta&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİ SU İHTİYACI HESABI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eskişehir&quot;in Enlemi : 39&amp;#61616;46&amp;#61602;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;U=f * K&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;f =(1,8*t + 32)*(p/100)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;K=Kt * Kc *25,4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kt=0,0173*(1,8* t+32)-0,314&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P : Aylık Ortalama Gündüz Saatlerinin Yıllık Ortalama Gündüz Saatlerine Oranı &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kt : İklim Faktörü&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kc : Bitki Büyüme Safhası Faktörü (EK-3) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AylarIIIIVVVIVIIVIIIIXX&lt;br/&gt;Aylık ort. yağış (mm)38,537,745,136,612,14,718,422,2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;AylarIIIIVVVIVIIVIIIIXX&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Verilert (&amp;#61616;C) 4,610,215,218,721,521,416,912,0&lt;br/&gt;p8,458,9410,0010,0710,219,538,387,75&lt;br/&gt;Kt0,380,560,710,820,910,910,770,61&lt;br/&gt;f3,404,505,946,627,236,735,234,15&lt;br/&gt;re35,033,042,534,211,04,717,521,0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şeker&lt;br/&gt;pancarıKc-0,500,741,081,221,201,12-&lt;br/&gt;U-32,0879,40148,91203,88186,67114,56-&lt;br/&gt;Us--36,90114,71192,88181,9797,06-&lt;br/&gt;%  Us--36,90114,71192,88181,9797,06-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Umax = 192,88 mm/ay &lt;br/&gt;q = (192,88 *104)/(31*86400)&lt;br/&gt;q = 0,720 lt/s/ha  bulunur,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yağmurlama Sulama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Basınç: 2,0-4,5 atm&lt;br/&gt;Debi : 0,30-3~4 mÂ³/saat &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU UYGULAMA MİKTARI (Yağmurlama Şiddeti)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Is = (q*1000)/ (Sp *Sl )    (mm/saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Is : Su uygulama miktarı (mm/saat)&lt;br/&gt;q : Püskürtücü debisi (m3/saat)&lt;br/&gt;Sp: Püskürtücüler arası uzaklık (m)&lt;br/&gt;Sl : Lateraller arası uzaklık (m)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Faydalı Su Uygulama Miktarı ( If )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;If (mm/saat) =(0,65-0,90)* Is (mm/saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Sıcak-kurak bölgelerde (gündüz): 0,65&lt;br/&gt;*Ilıman bölgelerde (gündüz ) :0,75&lt;br/&gt;*Gece sulamalarında :0,85-0,90&lt;br/&gt;      &lt;br/&gt;3.Sulama süresi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sulama Süresi(saat)= (Bitkinin sulama aralığındaki toplam ihtiyacı  (mm ))/ If (mm/saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SULAMA KURUTMA ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proje no         : 35&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yer                 : Eskişehir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki               : Şekerpancarı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alan               : 100*200 (m2) &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Alan Tipi        : Tarla&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sulama Türü  : Yağmurlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak Cinsi  : Orta&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİ SU İHTİYACI HESABI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eskişehir&quot;in Enlemi : 39&amp;#61616;46&amp;#61602;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;U=f * K&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;f =(1,8*t + 32)*(p/100)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;K=Kt * Kc *25,4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kt=0,0173*(1,8* t+32)-0,314&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P : Aylık Ortalama Gündüz Saatlerinin Yıllık Ortalama Gündüz Saatlerine Oranı &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kt : İklim Faktörü&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kc : Bitki Büyüme Safhası Faktörü (EK-3) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AylarIIIIVVVIVIIVIIIIXX&lt;br/&gt;Aylık ort. yağış (mm)38,537,745,136,612,14,718,422,2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;AylarIIIIVVVIVIIVIIIIXX&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Verilert (&amp;#61616;C) 4,610,215,218,721,521,416,912,0&lt;br/&gt;p8,458,9410,0010,0710,219,538,387,75&lt;br/&gt;Kt0,380,560,710,820,910,910,770,61&lt;br/&gt;f3,404,505,946,627,236,735,234,15&lt;br/&gt;re35,033,042,534,211,04,717,521,0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şeker&lt;br/&gt;pancarıKc-0,500,741,081,221,201,12-&lt;br/&gt;U-32,0879,40148,91203,88186,67114,56-&lt;br/&gt;Us--36,90114,71192,88181,9797,06-&lt;br/&gt;%  Us--36,90114,71192,88181,9797,06-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Umax = 192,88 mm/ay &lt;br/&gt;q = (192,88 *104)/(31*86400)&lt;br/&gt;q = 0,720 lt/s/ha  bulunur,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yağmurlama Sulama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Basınç: 2,0-4,5 atm&lt;br/&gt;Debi : 0,30-3~4 mÂ³/saat &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU UYGULAMA MİKTARI (Yağmurlama Şiddeti)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Is = (q*1000)/ (Sp *Sl )    (mm/saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Is : Su uygulama miktarı (mm/saat)&lt;br/&gt;q : Püskürtücü debisi (m3/saat)&lt;br/&gt;Sp: Püskürtücüler arası uzaklık (m)&lt;br/&gt;Sl : Lateraller arası uzaklık (m)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Faydalı Su Uygulama Miktarı ( If )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;If (mm/saat) =(0,65-0,90)* Is (mm/saat)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Sıcak-kurak bölgelerde (gündüz): 0,65&lt;br/&gt;*Ilıman bölgelerde (gündüz ) :0,75&lt;br/&gt;*Gece sulamalarında :0,85-0,90&lt;br/&gt;      &lt;br/&gt;3.Sulama süresi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sulama Süresi(saat)= (Bitkinin sulama aralığındaki toplam ihtiyacı  (mm ))/ If (mm/saat)</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE ENDEMİK BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-endemik-bitkiler-397428.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE ENDEMİK BİTKİLER &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Karacadağda yetişten 32 endemik tür saptanmıştır. Endemik türlerin belirlenmesinde &quot;Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı&quot; kaynak kitap olarak kullanılmış ve buna göre türlerin IUCN kategorileri bir liste halinde verilmiştir. Bu endemik bitkilerden üç tanesi, Hesperis hedgei, Lathyrus trachycarpus ve Paracaryum kurdistanicum  Karacadağa özgüdür. Symphytum aintabicum, Cicer echinospermum, Scrophularia mesopotamica, Verbascum tenue, Trigonosciadium tuberosum ve Allium variegatum türleri ise sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yetişen endemik bitkilerdir. 23 bitki ise genellikle Türkiyede yetişen endemik bitkilerdir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Proje çalışmasında bu bitkilerin 27 tanesi toplanabilmiş, ancak 5 tür  toplanamamıştır. Endemik türlerin arazi gözlem notlarında da belirtildiği gibi 1957 yılında Karacadağdan toplanan ve isimlendirilen ve &quot;EN tehlikede&quot; kategorisinde olan Hesperis hedgei türüne rastlanamamıştır. Araştırma projesi süresince -son iki, üç yıl içinde araştırmacının Güneydoğu Anadolu Bölgesi&quot;nde yapmış olduğu arazi çalışmaları da dikkate alınmış-  arazi gözlemlerine dayanılarak, Karacadağa ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine özgü olan endemik bitkilerin alandaki durumları tespit edilmeye çalışılmış ve IUCN kategorileriyle ilgili önerilerde bulunulmuş, bu durum aşağıdaki listede belirtilmiştir. Bölgeye ve Karacadağa özgü endemik bitkilerden aynı kategoride kalması tarafımızca uygun olanlar ile Türkiyede geniş yayılışı olan endemik bitkiler için genellikle öneride (---) bulunulmamıştır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 4. Karacadağda Yetişen Endemik Bitkiler ve Tehlike Sınıfları.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; IUCNIUCN&lt;br/&gt;ENDEMIK  BITKILERKIRMIZI KİTAPÖNERİLEN&lt;br/&gt;Onosma procerum   LR (nt)---&lt;br/&gt;Paracaryum cristatum subsp. cristatumLR (lc)---&lt;br/&gt;Paracaryum kurdistanicumVU---&lt;br/&gt;Symphytum aintabicumVU---&lt;br/&gt;Achillea teretifoliaLR (lc)---&lt;br/&gt;Anthemis wiedemannianaLR (lc)---&lt;br/&gt;Centaurea kurdicaVU---&lt;br/&gt;Scorzonera semicanaLR (nt)---&lt;br/&gt;Tanacetum cadmeum subsp. orientaleLR (lc)</description></item><item><title>FAYDALI BİTKİLER VE KULLANILDIKLARI YERLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?faydali-bitkiler-ve-kullanildiklari-yerler-362187.html</link><description>FAYDALI BİTKİLER VE KULLANILDIKLARI YERLER&lt;br/&gt;Abdestbozanotu :&lt;br/&gt;( pimpinella saxisfrage) :Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler:&lt;br/&gt;Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.&lt;br/&gt;Acı ağaç ( kuvasya ağacı ) :&lt;br/&gt;Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi &quot;Quassine&quot;dir. Çok acıdır.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler:&lt;br/&gt;İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acıbakla ( Lupine, Lupin, Lupine) :&lt;br/&gt;10-100 cm yüksekliğinde, sık tüylü, bir senelik bitkidir. Yaprakları el şeklinde parçalı, uzun saplı, 5-9 yaprakçıklıdır. Çiçekleri dik salkım durumunda, beyaz veya mavimsi renkli, çiçek taç yaprağı kelebek şeklindedir. Yahudi baklası diye de tanınır.Türkiye&quot;de yetiştiği yerler: Akdeniz bölgesi, Bursa, Antalya ve Konya çevreleridir. Memleketimizde üç türü bulunmaktadır.- Beyaz yahudi baklası: Beyaz çiçeklidir. 120 cm kadar yükseklikte, bir yıllık bir bitkidir.- Sarı çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Orta ve Güney Avrupa&quot;dır.- Mavi çiçekli yahudi baklası: Vatanı, Akdeniz çevresi memleketleridir.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler:&lt;br/&gt;Tohumlarının idrar söktürücü, kan temizleyici ve kurt düşürücü tesiri vardır. Bazı türlerinin kavrulmuş tohumları &quot;sebze kahvesi&quot; ismiyle kahve yerine kullanılmaktadır. Fakat alkaloid taşıyan türlerinin bu şekilde kullanılması tehlikelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acıçiğdem ( Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses) : &lt;br/&gt;Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında &quot;güz çiğdemi&quot; olarak da bilinir.Yetiştiği yerler: Türkiye&quot;de pek bulunmaz. Avrupa&quot;nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir.&lt;br/&gt;Kullanıldığı yerler:&lt;br/&gt;Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılı</description></item><item><title>MAZI (GALLAE QUERCİNAE)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mazi-(gallae-quercinae)-381735.html</link><description>Mazı (Gallae Quercinae)&lt;br/&gt;Sumak Yaprakları (Rhus Coriaria)&lt;br/&gt;Nar Kabuğu (Punica Granatum)&lt;br/&gt;Siyah boyaların elde edilmesinde kullanılan bu bitkiler (mazı, sumak yaprakları, nar kabuğu) demir veya demir bileşikleri ile reaksiyona girmeleri sonucunda, kaynatıldığında kahverengi, veya siyaha dönüşür.&lt;br/&gt;Yün, ya önce demir tuzları ile mordanlanır sonra tanenlenir veya tam tersi uygulanır.&lt;br/&gt;Demir mordanla siyah boyada yünün ışık etkisiyle çürümesi görülür. Fakat bu durum ancak 10-20 yıl sonra ortaya çıkar.&lt;br/&gt;Palamut Meşesi (Quercus macrclepis Kotschy)&lt;br/&gt;Palamut meşesi 25 metre yüksekliğinde ve bir metre çapında gövdesi olan bir ağaçtır.&lt;br/&gt;Halen batı Anadolu&quot;da yetişmektedir, fakat Orta ve Doğu Anadolu&quot;da küçük guruplar halinde veya tek tek bulunur. Yapraklar sert, alt yüzeyleri sık tüylü, kenarları testere gibi dişli ve dişlerin uçları dikenlidir. Boy 3-13 cm., genişlik 2-9 cm. arasında değişir. &lt;br/&gt;Yaprakları Mayıs başında sürmeye başlar ve altı ay kadar yeşil kaldıktan sonra Kasım başında sararırlar.&lt;br/&gt;Palamut meşesinin meyvesi, pelit ve kadeh olmak üzere iki kısımdan ibarettir. &lt;br/&gt;Palamut meşesinin olgunlaşması ilerledikçe tanen miktarı azalır. Bu nedenle toplama işlemi, meyvelerin yeterli büyüklüğe ulaştıkları ve henüz tamamen olgunlaşmadıkları Ağustos-Eylül aylarında yapılır. Toplanan meyveler,güneşte kurutulur. Öğütülerek kullanılır. &lt;br/&gt;Meyvenin içerdiği boyar madde tannik asit ve ellagik asittir. Demir mordanla kahverengi ve siyah elde edilirken şap mordanlama işlemi uygulanmaktadır.&lt;br/&gt;Meyvenin tanen miktarı, elde edildiği ağacın tipine, yetişme şartlarına, meyvenin olgunluğuna, kullanılan tespit işlemine göre değişir. Olgun olmayan meyveler, olgun olanlardan daha fazla tanen ihtiva ederler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvansal Kökenli Doğal Boya Maddeleri&lt;br/&gt;Hayvanlardan elde edilen boyarmaddelerin, denizlerdeki kabuklu hayvan türlerinden ve böceklerden olmak üzere iki temel çeşidi vardır. Kırmızı veya mor tonlarını elde etmede kullanılan bu boyarmaddeler özellikle, havansal kökenli elyaftta (örneğin y</description></item><item><title>NATÜRALİST ÜSLUPTA ÇİÇEKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?naturalist-uslupta-cicekler-381653.html</link><description></description></item><item><title>TEHDİT ALTINDAKİ BİTKİ TÜRLERİNİN EKOSİSTEMLERİNDE KORUNMASI VE YÖNETİMİ PROJESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tehdit-altindaki-bitki-turlerinin-ekosistemlerinde-korunmasi-ve-yonetimi-projesi-440605.html</link><description>TEHDİT ALTINDAKİ BİTKİ TÜRLERİNİN EKOSİSTEMLERİNDE KORUNMASI VE YÖNETİMİ PROJESİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AMAÇ&lt;br/&gt;Projenin ana amacı Bern (Avrupa&quot;nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma) Sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen ve Tuz Gölü, Toroslar, Burdur, Konya alanında yayılış gösteren hedef bitki türlerinin populasyonlarının ve bu türlere ait Önemli Bitki Alanlarının belirlenerek, kendi ekosistemlerinde muhafazalarının sağlanmasıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERYAL&lt;br/&gt;Bern Sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen ve Tuz Gölü, Toroslar, Burdur, Adana üçgeninde yayılış gösteren bitki türleri: Onosma halophilum Boiss. &amp; Heldr., Gypsophilla oblanceolata Bark., Silene salsuginea Hub.-Mor., Kalidiopsis wagenitzii Aellen, Microcnemum coralloides (Loscos &amp; Pardo) Font-Quer ssp. anatolicum Wagenitz, Suaeda cucullata Aellen, Anacyclus latealatus Hub.-Mor., Centaurea halophila Hub.-Mor., Stipa syreistschikowii P.Smirnov, Hypericum salsugineum Robson &amp; Hub.-Mor., Iris sprengeri Siehe, Glycyrrhiza iconica Hub.-Mor., Thermopsis turcica Kit Tan,Vural &amp; Küçüködük, Pinguicula crystallina Sm., Allium vuralii Kit Tan, Asparagus lycaonicus P.H.Davis, Linum seljukorum P.H. Davis, Limonium anatolicum Hedge, Limonium tamaricoides Bokhari, Verbascum helianthemoides Hub.-Mor., Ferula halophila Peşmen, Beta adanensis Pamuk, Sphaerophysa kotschyana Boiss.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YÖNTEM&lt;br/&gt;1.Yürütülen survey ve envanter çalışmalarıyla hedef türler ve birlikte yaşadıkları türlere ait herbaryum örneklerinin, tohum ve vejetatif materyalin toplanması ve tanımlanması&lt;br/&gt;2.Ekocoğrafik ve sosyoekonomik survey ve envanterler&lt;br/&gt;3.Proje alanında Bern Sözleşmesi ekinde tehdit altında olduğu belirtilen hedef türlere ait Önemli Bitki Alanları&quot;nın (ÖBA) belirlenmesi ve in situ muhafaza alanlarının seçilmesi &lt;br/&gt;4.Veri tabanı oluşturulması ve veri yönetimi&lt;br/&gt;5.ÖBA&quot;lar üzerindeki etkilerin analizi&lt;br/&gt;6.Belirlenen her bir alan için yönetim planı geliştirilmesi&lt;br/&gt;7.ÖBA&quot;nın izlenmesi&lt;br/&gt;8.Halkın bilgilendirilmesi ve katılımı &lt;br/&gt;9.Resmi ve gönüllü kuruluşlar arasında kurumsal bağların güçlendirilmesi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROJE ÇALIŞMALARI&lt;br/&gt;Projenin gerçekleştirilmesi için survey ve toplama çalışmaları sonunda elde edilen verilerle, hedef ve birlikte yaşayan türlerin dağılımı hakkında bilgileri içeren veri tabanı hazırlanmıştır. 2000, 2001 ve 2002 yıllarındaki toplam 8 survey ve toplama çalışması ETAE&quot;den Dr. Ayfer TAN (proje uygulama lideri), Abdullah İNAL, Dr. Firdevs NİKSARLI İNAL ve TBMAE&quot;den Dr. Alptekin KARAGÖZ, Dr. Necmi PİLANALI, Adnan HORAN, Türkan ALİŞAN&quot;ın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu surveylerde hedef türlerin yayılış alanları ve bu türlerle birlikte aynı ekosistemde yaşayan bitki türleri saptanmış ve 1065 herbaryum, 77 tohum örneği ve 24 vejetatif örnek toplanmıştır. Toplanan tohum örnekleri ETAE Gen Bankası&quot;nda uzun süreli muhafaza altına alınmıştır. Bu tohum örneklerinin duplikasyonu TBMAE&quot;nde muhafaza edilmektedir. Proje kapsamında survey, envanter ve toplama çalışmaları yapılan toplam 171 adet durak gözden geçirilmiş, potansiyel olarak 15 adet ÖBA belirlenmiş ve bunlar içinden 9 adet alan seçilmiştir. Bu alanlar Tuz gölünün güney ve güney batısı, Tersakan gölünün güneyi, Bolluk gölü, Tuz gölünün batısı (Cihanbeyli Yavşan Tuzlası), Eber gölünün güneyi, Akşehir gölünün güneyi ve batısı, Muğla Sandras Dağları, Konya Taşkent Gevne vadisi, Karataş deltası (Seyhan ve Ceyhan nehirleri deltası)&quot;dır. Bu alanlardan Tuz gölünün güney-güney batısı, Akşehir-Eber ve Karataş Deltası (Seyhan ve Ceyhan nehirleri deltası) alanlarında TTKD tarafından 2002 yılında sosyo-ekonomik surveyler yapılmıştır. Halkın bilinçlendirilmesi ve eğitim çalışmalarına devam edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HEDEF TÜRLER VE HABİTATLARININ TANIMLANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Allium vuralii Kit Tan (LILLIACEAE / ZAMBAKGİLLER)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soğan dikdörtgenimsi-yumurta biçimli, 1,5-2 cm çapında, dış yüzey ağsı iplikli. Gövde dik, 20-40 cm boyunda, ince. Yapraklar 2 adet, filiform (iplik biçimli), silindir şeklinde, 1,5-2 mm eninde, gövde uzunluğunda ya da gövdeden biraz daha uzu</description></item><item><title>ASLAN AĞZI (ANTİRRHİNUM)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aslan-agzi-(antirrhinum)-380699.html</link><description>ASLAN AĞZI (Antirrhinum) &lt;br/&gt;Dilber dudağı - Kuş ağzı - Balık ağzı gibi isimlerle de anılan bu bitki, güzel görünüşlü ve dayanıklı çiçekler ile bahçelerin süslenmesinde kullanılır. Çiçekleri bir dal üzerinde çiçekçiklerin sıralanmasından meydana gelmiştir. Görülen çiçekler ile katmerli  veya katmersiz guruplara değil, tamamiyle ayrı bir gurup teşkil eden şekilli kısma dahil olurlar. Çiçekleri, çeşitlerine göre: Sarı, beyaz, pembe, kırmızı, mor, kahverengi, ebruli renklerde olur. Kesme çiçek olarak kullanılır. Yalnız kesme çiçek için şu özellik olmalıdır.&lt;br/&gt;a) Uzun, düzgün ve kalın saplı,&lt;br/&gt;b) Bir sapın yarısından yukarısının çiçekli,&lt;br/&gt;c) Yan saptan itibaren yukarıya doğru birbirine yakın, sık ve adeden çok goncalı,&lt;br/&gt;d) Çiçekleri koyu renkli,&lt;br/&gt;e) Tepeye yakın goncaları hariç diğer bütün goncalar açmış olmalıdır.&lt;br/&gt;Aslanağzı İlkbahardan Sonbahar kırağılarına kadar devamlı olarak çiçek açar.&lt;br/&gt;Toprağı &lt;br/&gt;Toprak hususunda istekli değildir. Toprağının bolca gübrelenmesini ister. Sıcak iklimli ve güneşli yerlerde yazın bozulurlar. Ancak yan gölge yerlerde kalabilirler.&lt;br/&gt;Üremesi &lt;br/&gt;Tohum ve çelikle üretilir. Tohumları Nisan - Mayıs aylarında ve yahut Ağustos ayı içersinde adi yastıklara kum veya külle karıştırılıp serpme şeklinde ekilir. Meydana gelen fideleri 5-8 cm. boylandığın,da dikim yerlerine 30-40 cm. aralıkla şaşırtılır. Aslanağzı, ortalama olarak 50-60 cm. boylanır. Bodur çeşitleri 15-20 cm. boylanmaktadır.&lt;br/&gt;Çelikle üretilmesi&lt;br/&gt;İyi teşekkül etmiş sürgünlerinden ağustos ayı içersinde çelik alınır. Çeliklerin alınma tarzı Yeşil Tepe Çeliği gibidir. Hazırlanan çelikler ,köklendirilmek üzere kasalara 5-6 cm. aralıkla dikilir. Köklenen çelikler, havalar ısınıncaya kadar seralar,da bekletilir. İlkbahar mevsiminde tavalara dikilir.&lt;br/&gt;Aslanağzı 2-3 sene yerinde kalabilir. Sonbahar mevsiminde kırağılar başlayınca toprak üstü kısımları 5-6 cm. yukarıdan kesilir. Köklerini kış soğuklarından korumak için tarlasına samanlı gübre yayılır. İlkbaharda yeniden sürgün verir. Bu suretle daha</description></item><item><title>PAS HASTALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pas-hastaliklari-371912.html</link><description>PAS HASTALIKLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Spor yatakları genellikle paslı kahverengi görünümündedir. Miselyumları hücre arası boşluklarında yaşar ve emici uzantılarını konukçu hücrelerinin içine salar. Bitki zayıflar ve görünüşleri bozulur. Yazın sarımsı veya kahverengi tek hücreli yazlık sporlar epidermisin altında püskül şeklindeki yataklarda oluşurlar. Epidermisin patlamasıyla sporlar sarı veya kahverengi bir toz halinde yayılırlar. Yaz sonlarında veya sonbaharda tek, iki veya çok hücreli kahverengi veya kahverengi siyah renkte kalın çeperli sporlar kısmen aynı yataklarda ya da yine epidermisin altında bulunan telia&quot;da oluşur. Bunlar kışladıktan sonra ertesi ilkbaharda dört hücreli ve her birinin ucunda birer basidiosporun bulunduğu basidumu oluştururlar. Oluşturdukları dikoryatik miselyumlar yaprak içinde gelişerek yaprağın alt yüzünde sarımsı lekeler üzerinde sarı veya kırmızı sarı renkte kadeh şeklindeki aeciumlarını oluşturur. İçinde olgunlaşan sporlar uçuşup ana konukçuya giderek vegetasyon başında hastalığın yayılışını sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mücadele:&lt;br/&gt;Üretim öncesi alınması gereken önlemlerin yanı sıra Karanfil Gül gibi pasa hassas çiçeklerin pastan korunması için filizler her zaman bir fungusitle kaplanmalıdır. Filizlerin fungusitle kaplanması, sporların çimlenerek bitki içine girişine engel olur. Hastalık için en uygun mevsim olan ilk ve sonbaharda 7 gün aralarla uygulamanın yapılması ve yazın bu aralığın 10 güne çıkarılması gerekir. Yağmurlu havalarda uygulamanın daha da sıklaştırılması yarar sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sardunya Pası (Puccinia pelargonii-zonalis)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Belirtiler: Hastalığın ilk belirtisi yaprağın üst yüzünde renk açılmasıyla başlayan lekelerdir. Daha sonra bunların ortasında kahverengi nekrotik lekeler belirir. Yaprağın alt yüzünde ise, ortada açık sarı renkte merkezi olan kahverengi pas püstülleri (lekeleri) dizisi oluşur. Daha sonra bu spor püskürtüleri gelişmesini sürdürerek bir merkezli halkalar şeklinde yayılırlar. Yaprakların bu şekilde zararlanması ve giderek kuruyup dökülmesi özümleme alanını geniş ölçüde azalttığı için bitkide güçlü bir gelişme geriliği sorunu ortaya çıkar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyolojisi:Fungus ilkbahardan sonra yaz sporlarını oluşturarak çoğalmaya başlar. Sıcaklık ve nem koşullarının uygun olması halinde hava hareketleri ve yağmurlama sulama ile bitkiden bitkiye, yapraktan yaprağa yayılmasını sürdürerek salgın yapabilir. Kuluçka dönemi 3 hafta olup, bu durum enfeksiyonun önlenmesi açısından son derece önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konukçuları:Hastalık Pelargonium (Sardunya) türleri üzerinde görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mücadelesi: sağlam ve hastalıksız anaçlardan çelik alınmalıdır. &lt;br/&gt;Fazla azotlu gübre kullanımından kaçınılmalıdır.&lt;br/&gt;Fazla nem ve yağmurlama sulama hastalığı yayar. Bu nedenle, nem denetim altında tutulmalı; dipten yapraklara değmeyecek şekilde sulama yapılmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kurşuni Küf Hastalığı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Etmeni Botrytis cinerea&quot;dır. Gri renkli, tozlu, kalın fungal örtü ile haman tanınabilir. Yan yana sık bir şekilde dallanan spor taşıyıcılarıyla, bunların ucundaki başcıklar üzerindeki tek</description></item><item><title>BİTKİ HASTALIKLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-hastaliklari-353729.html</link><description>BİTKİ HASTALIKLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde meydana gelen hastalıkların nedeni iki ana grup altında incelemek mümkündür:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)   Bitkinin genetik yapısından ileri gelen hastalıklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)   Çevreden ileri gelen hastalıklar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çevreden ileri gelen hastalık nedenlerini canlı ve cansız nedenler olmak üzere iki ana grupta inceleyebiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CANSIZ HASTALIK NEDENLERİ:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sıcaklık:  Bitkinin istediÃ·i optimal çevre sıcaklıÃ·ından daha yüksek sıcaklıklarda bitki solunumu, fotosentezden daha fazla olduÃ·undan bitkide besin maddesi kaybı artmakta ve bu kayıplar bir süre sonra telafi edilemeyecek boyutlara ulaşarak bitkide hastalık belirtileri görülmektedir. Ayrıca yüksek çevre sıcaklıklarında bitkide genel bir solgunluk  ve  ileri  dönemlerde  yaprak  dökümü  şeklinde  hastalık belirtileri görülebilmektedir. Düşük çevre sıcaklıklarında ; bitkide genel bir gelişme geriliÃ·i, solgunluk, döllenmenin normal olmaması sonucu  meyve  dökümü  veya  kör  başak  oluşumu  şeklinde  ortaya çıkan hastalık belirtileri görülmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Işık : Işık yoÃ·unluÃ·unun fazla olduÃ·u durumlarda bitkide sarılık ve kloroz belirtisi görülmektedir. Işık yoÃ·unluÃ·unun bitkinin isteÃ·inden az  olması  durumunda  ise,  bitkilerde  genel  bir  gelişme  geriliÃ·i, yapraklarda sarılık ve sap boÃ·umları arası mesafenin artarak  bitki boyunun  uzaması  şeklinde  ortaya  çıkan    &quot;&quot;Etioleman  &quot;&quot;  olarak adlandırılan hastalık  belirtilerine rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rüzgar: Şiddetli rüzgar bitkilerin  dal, sürgün ve gövdesini kırarak, meyvelerini  zamansız  dökerek,  hububat  gibi  tek  yıllık  bitkileri yatırarak doÃ·rudan zarara sebep olmaktadır. Ayrıca rüzgarın etkisi ile   birbirine   sürten   bitki   kısımları   yaralanarak,   diÃ·er   hastalık etmenlerinin buradan bitkiye girişi kolay olmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toraktan Kaynaklanan Hastalık Etmenleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;0  Â°C&quot;nin  altındaki  sıcaklıklarda  toprak  donarak  çatlar  ve  orada bulunan bitki kökleri koparak zarara uÃ·rayabilir. Toprakta yeterli su bulunmadıÃ·ı    durumda  bitkiler  transprasyonla  kaybettikleri  suyu topraktan  saÃ·layamadıkları  için  solgunluk  belirtisi  gösterirler.  Bu durum uzun süre devam eder ise bitkilerde erken yaprak dökümü ve ölüme varan hastalıklar meydana gelir. Toprakta fazla su bulunması halinde;  yapraklarda  lekeler  ve  kloroz  ve  gövdede  zamk  akıntısı şeklinde ortaya çıkan hastalıklar görülmektedir. Toprak analizleri yapılarak bilgilerin ihtiyaç bu maddelerin topraktaki miktarı tespit edilmekte    ve  dengeli  bir  gübreleme  yapılarak  bitkinin  ihtiyacı karşılanmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AZOT NOKSANLIöI: Azot noksanlıÃ·ı olan bitkiler zayıf görünür. Gelişme devresi sonunda yaprakların  şekli küçük, açık sarımtırak yeşil ve kısa saplı bir hal alır. Meyve sayısı azalmaktadır. MAGNEZYUM    NOKSANLIöI:    Yaprakta    damarlar    arasında sararmalar,  yaprak  ucunda  gevreklik  ve  yıkarı  doÃ·ru  kıvrılmalar&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;görülür. Meyveler seyrekleşir , ufalır ve meyve sayısında azalma olur.&lt;br/&gt;POTASYUM    NOKSANLIöI:    Yapraklar    bronzlaşır.    Şiddetli Potasyum  noksanlıÃ·ında  büyüme  durur.  Bronzlaşan  yaprakların damarlarında küçük nekrotik lekeler gelişir.&lt;br/&gt;DEMÃ¸R    NOKSANLIöI:    Yapraklarda    sararma,    yanıklık    ve gelişmenin durması bilinen belirtilerdir. Kökler bodurlaşır ve kök uçları  siyahlaşır.  AÃ·ır  ince  kumlu  kötü  yapılı  topraklarda  demir noksanlıÃ·ı  görülebilir.  Demir  noksanlıÃ·ına  karşı  karaboya  olarak isimlendirilen  Demir sülfat veya Chelate formunda metalik demir iyonu içeren preperatlar kullanılmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BOR   NOKSANLIöI:   Genellikle   kireçli   topraklarda   ve   kurak periyotta  ortaya  çıkmaktadır.  Toprak  analizi  yaptırılarak    bor noksanlıÃ·ı  görülen  topraklarda    Boraks    vermek  suretiyle  Bor eksikliÃ·i giderilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CANLI HASTALIK ETMENLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİRÜSLER:  Ã¸nsan  zihninin  algılayamayacaÃ·ı  kadar  küçük  olan virüsler    ancak    elektron    mikroskobunda    görülebilmektedirler. Virüslerin bulaşma yolları&lt;br/&gt;*    Tohum&lt;br/&gt;*    Fide, fidan ve aşı materyalleri&lt;br/&gt;*    Böcekler&lt;br/&gt;*    Nematodlar&lt;br/&gt;*    El işçiliÃ·i :  Tütün, domates,</description></item><item><title>GÜL YETİŞTİRİCİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gul-yetistiriciligi-362140.html</link><description>Toprak analiz sonuçlarına göre gülün istekleri şöyledir. pH...................6-6,5Tuz .................% 0,2-0,3N ....................20-30 mg/100 gr. kuru toprakP2O5 ..............50-80 mg/100 gr. kuru topra&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprak Hazırlığı ve Gübreleme &lt;br/&gt;Güllerin kolay ve çabuk köklenebilmeleri, gelişip süratle büyü-yebilmeleri için toprağın çok iyi hazırlanması gerekir. Hiç üretim yapılmamış, yeni topraklar söz konusu oldu-ğunda derin işleme yapılması gereklidir. Kumun hakim olduğu hafif topraklarda, ağır gübreler (Kompoze güb-reler, tercihen sığır gübresi ) en iyi sonucu verir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Işık &lt;br/&gt; Güller havadar güneşli yerlerden hoşlanırlar. Açıkta, sera dışında yapılan yetiştiricilikte, gü-neyde duvar diplerinde bulunan yataklar güller için hiç uygun değildir; çünkü aşırı sıcak ve yakıcı olur. Eğer gül-leri bu gibi yerlerde yetiştirme zorunluluğu varsa,kuvvetli güneş ışınlarından en çok etkilenen kırmızı renkte var-yeteler seçilmelidir. Tırmanıcı, yayılıcı güller bu koşullar için idealdir. Bunun dışında beyaz ve pembe renkli varyeteler seçilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                Sıcaklık &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;               Nem &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbondioksit (CO2) &lt;br/&gt;Sera güllerinde fotosentez için su ile birlikte kullanılan önemli bir madde- dir. Fotosentez sonucu bitkide büyüme ve gelişme artar. Havadaki normal CO2 gazı yaklaşık 300 ppm dir. Sera- larda CO2 miktarı arttırılırsa fotosentez de artacağından güllerin sapı uzar. Goncalar daha iri olur, dolayısıyla kalite artar. Seralarda CO2 ihtiyacı havalandırmanın yanı sıra, sera içinde alkol, propan yakılması ile de sağ-lanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Havalandırma &lt;br/&gt;                  Sulama &lt;br/&gt;Güllerde dikimden itibaren yeterli sulamaya özen gösterilmelidir. Sulama zamanı ve miktarı çevre koşullarına, toprak yapısına, bitkinin gelişme durumuna bağlı olmakla birlikte, sürgün verme döneminde ve yaz aylarında gül, daha fazla suya ihtiyaç duyar. Budama sonrası, çiçek kesim dönemi ve kış aylarındaki su ihtiyacı ise daha azdır.&lt;br/&gt;Bir dekar seranın yıllık su ihtiyacı 2000-2500 ton arasında hesaplanabilir&lt;br/&gt;Güllerin Dikimi ve Budanması &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Güllerde Budama</description></item><item><title>KARDELEN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kardelen-381534.html</link><description>KARDELEN &lt;br/&gt;(Galanthus nivalis)&lt;br/&gt;Kökeni ve Yayılışı&lt;br/&gt;Bu takım hem drog veren ve hem de kesme çiçek olarak kıymetli bitkilerin bulunduğu familyadan müşekkildir. Kökeni hakkında yerli bilgi bulunmamakla beraber kardeleninde ait olduğu Amaryllidiacae familyası bitkileri tropik ve sup-tropik bölgelerde yayılma gösterir. Yayılışı da genellikle dağlık alanladır. Dünyada 85 cinsi olup ülkemizde Kuzeydoğu ve Güneydoğu Anadoluda yetişen 8 cins ve 30 türü bulunmaktadır. Almanyada kısmen koruma altına alınmıştır. G. Byzantinus - Baker, İstanbul civarı; G. Elwessi (Soğancık) Batı ve Güneybatı Anadolu dağları, G. ikariae (Domuz soğanı, Karga soğanı) Sürmene-Trabzon ve Doğu Sürmene- Trabzon ve Doğu Karadeniz dağları, G. nivalis (Kar çiçeği) Kalfaköy, çatalca-İstanbul ve G. rizehensis Stern Trabzon ve Rize bölgesindeki dağlarda bulunur.&lt;br/&gt;Bitkisel Özellikleri&lt;br/&gt;Soğanlı bir kök yapısına sahiptir. Her kökten-soğandan çıkan bir sap vardır. Sap dik durur. Ancak, sapın çiçeğe yakın olan uç kısmı geriye-aşağı doğru sarkık vaziyettedir. Bu bakımdan öksüz oğlan da denilmektedir. Soğandan çıkan yapraklar çıkış noktasından itibaren gövdeyi sarmış durumdadır. Yapraklar, ince uzun şerit şeklinde olup karşılıklı bulunur. Yaprak boyunca ince fakat belirsiz durumda damarlar bulunur. Yaprak kenarı düzdür. Çiçekleri, ince bir çiçek sapı üzerindedir. İlkbaharda yaprakların ortasından çıkan her sap, ucunda bir çiçekle son bulur. Çiçekleri sarkık olduğundan kandil şeklinde görünümlüdür. Meyve tipi kapsüladır. Meyvenin içerisinde açık kahve renkli çok sayıda tohum bulunur. &lt;br/&gt;Faydalanma Yönleri &lt;br/&gt;Kardelen, Galanthamin alkaloiti ihtiva eder. Özellikle soğanı, galanthamin, Cyconin ve Nivalince zengindir. Bazı ülkelerde çocKARDELEN &lt;br/&gt;(Galanthus nivalis)&lt;br/&gt;Kökeni ve Yayılışı&lt;br/&gt;Bu takım hem drog veren ve hem de kesme çiçek olarak kıymetli bitkilerin bulunduğu familyadan müşekkildir. Kökeni hakkında yerli bilgi bulunmamakla beraber kardeleninde ait olduğu Amaryllidiacae familyası bitkileri tropik ve sup-tropik bölgelerde yayılma gösterir. Yayılışı da genellikle dağlık alanladır. Dünyada 85 cinsi olup ülkemizde Kuzeydoğu ve Güneydoğu Anadoluda yetişen 8 cins ve 30 türü bulunmaktadır. Almanyada kısmen koruma altına alınmıştır. G. Byzantinus - Baker, İstanbul civarı; G. Elwessi (Soğancık) Batı ve Güneybatı Anadolu dağları, G. ikariae (Domuz soğanı, Karga soğanı) Sürmene-Trabzon ve Doğu Sürmene- Trabzon ve Doğu Karadeniz dağları, G. nivalis (Kar çiçeği) Kalfaköy, çatalca-İstanbul ve G. rizehensis Stern Trabzon ve Rize bölgesindeki dağlarda bulunur.&lt;br/&gt;Bitkisel Özellikleri&lt;br/&gt;Soğanlı bir kök yapısına sahiptir. Her kökten-soğandan çıkan bir sap vardır. Sap dik durur. Ancak, sapın çiçeğe yakın olan uç kısmı geriye-aşağı doğru sarkık vaziyettedir. Bu bakımdan öksüz oğlan da denilmektedir. Soğandan çıkan yapraklar çıkış noktasından itibaren gövdeyi sarmış durumdadır. Yapraklar, ince uzun şerit şeklinde olup karşılıklı bulunur. Yaprak boyunca ince fakat belirsiz durumda damarlar bulunur. Yaprak kenarı düzdür. Çiçekleri, ince bir çiçek sapı üzerindedir. İlkbaharda yaprakların ortasından çıkan her sap, ucunda bir çiçekle son bulur. Çiçekleri sarkık olduğundan kandil şeklinde görünümlüdür. Meyve tipi kapsüladır. Meyvenin içerisinde açık kahve renkli çok sayıda tohum bulunur. &lt;br/&gt;Faydalanma Yönleri &lt;br/&gt;Kardelen, Galanthamin alkaloiti ihtiva eder. Özellikle soğanı, galanthamin, Cyconin ve Nivalince zengindir. Bazı ülkelerde çocuk felcine karşı, adale uyancısı ve kalp ilacı olarak kullanılır. Çiçeklerinin erken açması ve çiçek rengi ile çiçek durumunun güzel olması nedeniyle soğanları sökülerek süs bitkisi olarak kullanılır. Ayrıca, otsu kısım mi devi ve adet söktürücü etkilere sahiptir. Yumrunun lapası çıbanları olgunlaştırır.&lt;br/&gt;Kış sonlarında verdikleri beyaz ve zarif çiçekleriyle bahçelerimizin bir süsü olan bu bitki soğanlı bir çiçektir.&lt;br/&gt;Yaprakları ince şerit şeklinde ve uzuncadır. Çiçekleri ince bir çiçek sapı üzerinde olup kandil biçimindedir. &lt;br/&gt;Çiçekleri &lt;br/&gt;Yalınkat ve katmerli çiçekli olmak üzere iki çeşidi vardır.&lt;br/&gt;Toprağı &lt;br/&gt;Toprak hususunda istekli değildir. Yurdumuzun hemen hemen her yerinde, bilhassa yağışı bol olan yerlerde yabanilerine sık sık rastlanmaktadır.&lt;br/&gt;Nemli yerleri çok sever ve iyi yetişir.&lt;br/&gt;Tarlasının hazırlanması&lt;br/&gt;Tarlası bellendikten sonra tahta bölümlere ayrılır. Tahtalar gübrelendikten sonra tekrar bellenir ve tırmıklanır.&lt;br/&gt;Dikimi &lt;br/&gt;Eylül-Ekim ayında dikilir. Soğanları dikim yerlerine 10 cm. aral mesafe ile 10 cm. derinlikte dikilir. Saksılara dikilere</description></item><item><title>HER DERDE DEVA BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?her-derde-deva-bitkiler-445034.html</link><description>HER DERDE DEVA BİTKİLER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ADAÇAYI:  &lt;br/&gt;Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.&lt;br/&gt;Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.&lt;br/&gt;AHUDUDU:  &lt;br/&gt;Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir. Kullanilan kismi, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlastiklari zaman toplanir. Yapraklarinda tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs.) seker, pektin, uçucu ve sabit yaglar bulunmaktadir. Yapraklari bogaz hastaliklarinda gargara için kullanilir. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastaliklarinda faydalanilir. Taze olarak, seker ve böbrek hastaliklarinda perhiz yiyecegi olarak istifade edilir. Halk arasinda ishal ve atesli hastaliklara karsi tavsiye edilir.&lt;br/&gt;ANASON: &lt;br/&gt;Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser.&lt;br/&gt;ASMA: &lt;br/&gt;Yaprakları ile yapılan ilaçlar kanamayı durdurur. Vücuda kuvvet verir. Sarılığı keser. İshali durdurur.&lt;br/&gt;AVOKADO:  &lt;br/&gt;Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur, çünkü en iyi antioksidanttır. Antioksidantlar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır. Bol miktarda E vitamini de içerir. Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar. Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir. Kadınlar açısından çok gereklidir.&lt;br/&gt;AYRIKOTU: &lt;br/&gt;İdrar söktürür. Böbrek ve mesane taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Buralardaki iltihapları da giderir.&lt;br/&gt;AYVA:&lt;br/&gt;İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.   &lt;br/&gt;B&lt;br/&gt;BADEM:&lt;br/&gt;Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.&lt;br/&gt;BAKLA:&lt;br/&gt;İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir. Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.  &lt;br/&gt;BAMYA :&lt;br/&gt;Halsizliğe karşı bire bir. 100 gram bamya günlük magnezyum (hücrelerin enerji depolamasına yarayan madde) ihtiyacımızın üçte birini ve yüzde 10dan daha fazla miktarda ise günlük demir (akyuvarların vücut içinde oksijen taşımasını sağlıyor) ihtiyacımızı karşılıyor.&lt;br/&gt;BEZELYE:&lt;br/&gt;Taze ve donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C vitaminleri, protein, lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde sorunları olanlara tavsiye edilir.&lt;br/&gt;BROKOLİ: &lt;br/&gt;Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler.Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan indole adlı bir madde içeriyor. İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.&lt;br/&gt;BUĞDAY:&lt;br/&gt; Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.   &lt;br/&gt;başa dön...                           &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;C&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;CEVİZ AĞACI: &lt;br/&gt;Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanter</description></item><item><title>KENT PARÇALARI ÜZERİNDE YEŞİL ALAN VARLIĞINI ARTTIRMAYA YÖNELİK ÇATI BAHÇELERİNİN EKOLOJİK KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kent-parcalari-uzerinde-yesil-alan-varligini-arttirmaya-yonelik-cati-bahcelerinin-ekolojik-kullanimi-450184.html</link><description>KENT PARÇALARI ÜZERİNDE YEŞİL ALAN VARLIĞINI ARTTIRMAYA YÖNELİK ÇATI BAHÇELERİNİN EKOLOJİK KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çatı bahçesi genel olarak zemin ya da zemin seviyesinin üstünde gerçekleştirilmiş bir kültür peyzajını, diğer bir anlatımla çatıda uygulanmış bitkilendirme ve düzenlemeyi ifade etmektedir.&lt;br/&gt;Ekolojik yaklaşımın vurguladığı bütünleşik ekosistem anlayışı kent ve kırı bir bütün olarak düşünmektedir. Çevresel sorunlar sadece kenti ve insanları değil beraberinde doğanın her parçasını etkilemektedir. Buradan yola çıkarak sorunun çözümünün de bütüncül olması gerekmektedir.&lt;br/&gt;Ekolojik yaklaşımlar bağlamında  kentsel yeşil alanların bütüncül bir sistem içinde ele alınması ve bu sistemin çatı bahçeleri ile desteklenerek geliştirilmesi geleceğin kentlerinde önemli bir tasarım aracı olacaktır. Ekolojik, psikolojik, estetik ve ekonomik yönleriyle öne çıkan çatı bahçeleri planlamaya  ve tasarıma katılarak köklü değişiklikler yapacağı belirgindir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANAHTAR KELİMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çatı bahçeleri, ekolojik planlama, çevre duyarlı planlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüz kenti, sosyo-ekonomik yapı ve çevresel sorunlar itibariyle büyük bir değişim geçirmekte, söz konusu değişime duyarlı kent planlama yaklaşımlarının getirilmesi gereği ortaya    çıkmaktadır.    Çevre    yönetimi    teori    ve    pratiğinden    hareketle tanımlanabilecek  &quot;Çevre Duyarlı Kent Planlama&quot;  yaklaşımı bu bağlamda önemli bir yer tutmaktadır (Yıldırım, 1993)&lt;br/&gt;            Planlama kavramı ve pratiğinin bugünkü ve gelecek gereksinim ve istekler yönünden irdelenmesi ve yeni yaklaşım biçimlerinin saptanabilmesi amacıyla öncelikle kentlerin değişen karakteristiği, çevre problemleri ve değişen şartlara duyarlı kent planlama yaklaşımının belirleyicileri, sonra da çevre duyarlı kent planlamanın hedef ve ilkelerini ele almak gerekmektedir. &lt;br/&gt;           Tüm bu noktaların çıkış olarak ele alındığı bu çalışmada öncelikle plancıları çevre duyarlı  kent  planlama  şekillerine  iten  nedenlere  ve  ardından  ekolojik  planlama yaklaşımına yer verilmiştir.&lt;br/&gt;Yeni yaklaşımlarda çevresel boyut kentleşme politikalarının odağını teşkil etmektedir. Bu bağlamda &quot; çevre yönetimi &quot; kavramı yeni planlama yaklaşımı için yeterli teorikçerçeveyi oluşturmaktadır. ( Yıldırım, 1993 ).&lt;br/&gt;Çevre yönetimi, dünyada çevre problemlerinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan &quot;sürdürülebilir kalkınma &quot; hedefine ulaşmak için gerekli entegre yaklaşımın odağıdır. Çevre yönetimi çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için takip edilmesi gereken entegre ve sistematik bir ifadedir. Bir tanımı yapmak gerekirse, &quot; doğal ve fiziksel bir çevrede sürdürülebilir gelişmenin sağlanması ve çevre kalitesinin yükseltilmesi doğrultusunda çevre kirliliğinin ve kaynak tahribatının önlenmesine, yapılı çevrenin insan psikososyal ihtiyaçlarıyla uyum içinde planlanmasına ve bu çevrede mevzuat, kurumsallaşma, halkın  katılması,  finansman gibi yönetim araçlarının gelişmesine yönelik temel ilke, politika, strateji ve programları belirleyen planlama yaklaşımıdır. &lt;br/&gt;Bu doğrultuda günümüzde izlenmesi gereken kent planlama yaklaşımı genel anlamdaki çevre yönetiminin hedef, ilke ve metodolojisinin kentsel çevreye uyarlanması olarak tarif edilebilecek kentsel çevre yönetimi çerçevesinde tanımlanabilir ve sözü edilen &quot; çevre duyarlı kent planlama &quot; kavramıyla anlaşılması gereken de budur  ( Yıldırım,1993 ). &lt;br/&gt;Çevre duyarlı kent planlamanın hedefleri şöyle özetlenebilir;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Kalıtsal  çevre yönetimi  içinde  kent planlamanın temel  hedefi  ekonomik,  sosyal boyutlarıyla  sürdürülebilir   ve   insan   ihtiyaçlarıyla  uyumlu   bir   kentsel   çevrenin oluşturulması olarak belirlenebilir. &lt;br/&gt;*Ekosistem &quot;belli bir alanda yaşayan ve birbirleri ile sürekli etkileşim içinde olan canlılar ve bunların cansız çevrelerinin oluşturduğu bütündür.&quot; Bu yönüyle kent ekosferden göl, kıyı, orman ekosistemine kadar çeşitli ölçeklerde ifade edilebilecek ekosistemlerin bir parçasıdır. Dolayısıyla kentin genel ekolojik dengeyi çeşitli ölçeklerde muhafaza eden ekosistemlerle uyumlu olması, en azından onu bozmaması gerekir &lt;br/&gt;*Ekosistemin yapısı ve işleyişi çevre duyarlı kent planlamaya çok önemli ipuçları vermektedir. Ancak bunlar yeterli değildir. Çünkü insanların oluşturduğu sistemler olarak kentlerin doğal ekosistemlerden oldukça farklı yönleri de bulunmaktadır, örneğin doğal  ekosistemlerde - belli  bir döngü içinde- hemen hemen sabit olan taşıma kapasitesi, insan çevresi söz konusu olduğunda izafi olabilme</description></item><item><title>ZEHİRLİ BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?zehirli-bitkiler-395085.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarihin ilk çağlarından günümüze kadar insanlar bitkilerden besinlerini sağlamış ve şifa aramışlardır ve beslenmelerinin yanında önemli hastalıklarını da şifalı bitkilerle tedavi edebilmişlerdir. Ancak her bitkinin düşüldüğü kadar yararlı olmadığı ya da yararlı etkilerinin yanında zararlı olabilen başka etkilerinin de olduğu görülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde de devam eden her ottan şifa arama geleneği, özellikle kırsal yörelerde birçok kaza zehirlenmelerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Merak sonucu özellikle çocukların bilmedikleri bir bitkinin yemiş, yaprak ya da başka bir kısmının tadına bakmaları ya da zararsız başka bitkilere benzetip toksik bitkiyi yemeleri sonucu sık sık zehirlenmeler olmaktadır. Birçok bitki çok toksik olmalarına karşın kontrollü kullanıldıklarında tedavide yararlı olabilmektedir. Örneğin Digitalis (yüksük otu), afyon (haşhaş), belladon alkaloidleri, veratrum alkaloidleri, vinca alkaloidleri, ipeka vb, gibi birçok bitkisel toksik madde günümüzde doğal ya da yarı sentetik türevler şeklinde tedavide kullanılmaktadırlar. Ancak bilinçsiz bir şekilde supraterapötik (aşırı) dozlarda uygulandıklarında çok ağır zehirlenme tablolarının ortaya çıkmasına yol açabilirler. Rönesans döneminin ünlü Alman hekimlerinden Paracelsus (l493-1541)&quot;un &quot;yalnız miktar zehiri belirler&quot; (Dosis sola facit venonum) cümlesi bitkisel maddeler için de geçerlidir. Zehirli mantarlar başta olmak üzere diğer toksik bitkilerle akut zehirlenmelerin şiddetini yenilen miktar belirlenmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerle zehirlenmeler daha çok kabuklu yemiş ya da meyve kısmıyla olmaktadır. Örneğin Akdiken (Rhamni cathartica), yılan yastığı (Dracunculus vulgaris), güzel avrat otu (Atropa belladonna), hanımeli (Lonicera japonica), yaban yasemini (Solanum dulcamara), taflan (Prunus laurocerasus), ardıç (Juniperus sp.), ökse otu (Viscum album), çoban püskülü (İlex aquifoİiıım) porsuk ağacı (Taxus bacata), sarmaşık (Parthenocissus sp.), it üzümü (Solanum, nigrum) vb, gibi bitkiler kabuksuz ya</description></item><item><title>ENDEMİK OLMAYAN NADİR BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?endemik-olmayan-nadir-bitkiler-397427.html</link><description>ENDEMİK OLMAYAN NADİR BİTKİLER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Karacadağda yetişen, bazı bitkiler endemik olmadıkları halde, nadir ve tehdit altındaki türler listesindedir. Bunlar belirlenirken&quot;Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı&quot; kaynak kitap olarak kabul edilmiş ve bu türlerin bulunduğu IUCN kategorileri bir liste halinde verilmiştir. Bu bitkilerin bazıları çok geniş yayılışlı olmalarına karşın, bir kısmı Türkiyenin sadece Karacadağ ve yakın çevresinden bilinmektedir ve birkaç tanesi dağılımı ve durumu hakkındaki  bilgi yetersizliğinden &quot;DD veri yetersiz&quot; kategorisine yerleştirilmiştir. Bazen Türkiye Florası verileriyle sınırlı olan bu bitkilerle ilgili, araştırma projesi süresince -veya son birkaç yıl içinde- yapılan arazi gözlemleri dikkate alınarak bazı değişiklikler önerilmiştir. Karacadağ çevresinden bilinen ve aynı kategoride kalması tarafımızca uygun görülenler ile Türkiyede geniş yayılışı olan diğer bitkiler için öneri (---) yapılmamıştır.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 5. Endemik Olmayan Bitkiler ve Tehlike Sınıfları&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;                                            IUCN              IUCN&lt;br/&gt;ENDEMIK  OLMAYAN BITKILER                                      KIRMIZI KITAP     ÖNERILEN                        &lt;br/&gt;Minuartia formosa                                                                   DD                  VU&lt;br/&gt;Echinops heterophyllus                                                VU                  ---        &lt;br/&gt;Crambe orientalis var. alutacea                                                VU                  --- &lt;br/&gt;Astragalus erythrotaenius                                                        EN                  ---        &lt;br/&gt;Lathyrus gloeospermus                                                VU                  EN&lt;br/&gt;Lathyrus inconspicuus var. stenophyllus                                   VU                  ---        &lt;br/&gt;Lathyrus chrysanthus                                                   ---                    EN&lt;br/&gt;Lens montbretii</description></item><item><title>BİTKİLERDE ÇOĞALTIM METODLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-cogaltim-metodlari-367692.html</link><description>BİTKİLERDE ÇOĞALTIM METODLARI&lt;br/&gt;Bitkilerin çoğaltılmasında çeşitli yöntemler uygulanır. Bunları başlıca iki bölümde inceleyebiliriz:&lt;br/&gt;1-Generatif (Eşeyli=Tohumla) çoğaltma&lt;br/&gt;2-Vegetatif çoğaltma&lt;br/&gt;1. GENERATİF ÇOĞALTMA&lt;br/&gt;Generatif çoğaltımda üretim materyali tohumdur. Tohum, iki ayrı bireyde veya aynı bireyin farklı organlarında oluşan erkek ve dişi gametlerin birleşerek döllenmiş yumurtayı (zigot) oluşturması ile meydana gelen ve ait olduğu bitkinin yeni bir bitki oluşturabilecek en küçük parçasıdır. Canlı bir tohumun meydana gelebilmesi için çiçek organlarının oluşması, daha sonra da tozlanma ve döllenmenin olması gerekir. Döllenmede çiçek erkek organlarında (anter) oluşan (n) kromozomlu çiçek tozunun (polen) çiçeğin dişi organındaki dişicik tepesi (stigma) üzerinde çimlenmesi, yumurtalığa girmesi ve yine (n) kromozomlu yumurta hücresini döllemesi ile erkek ve dişi eşey hücrelerinden eşit sayıda kromozomu taşıyan 2n kromozomlu embriyoya sahip tohum meydana gelir. Böylece oluşan tohum, ya anaya ya babaya ya da bunlardan her ikisine birden benzeyebileceği gibi bunların ikisine de benzemeyebilir. Homozigot iki ebeveynin birleşmesi ile birbirinin aynı veya benzer özellikte bitkiler elde edilir. Buna karşılık, döllenmeye heterozigot yapıda ebeveyn ya da ebeveynlerin katılması ile oluşan tohumların ekilmesiyle elde edilen bitkilerin çoğunluğu morfolojik, fizyolojik, kimyasal ve katkısal yapı bakımından, hem ana hem de tozlayıcı bitkiden bazı farklılıklar gösterirler. Hatta bu bitkiler birbirlerine de benzemezler. Bundan başka; meyve özellikleri, değişik toprak ve iklim şartlarına (ekoloji) uyma, büyüme kuvveti, meyveye yatma zamanı, verim, hastalık ve zararlılara mukavemet bakımından da farklılıklar gösterirler (1, 9, 11, 14, 15).&lt;br/&gt;Çok yıllık bahçe bitkilerinde;&lt;br/&gt;1-Üretimde kullanılan çeşitlerin heterozigot kalıtsal yapıları nedeniyle tohumla çoğaltıldıklarında genetik olarak açılım göstermeleri,&lt;br/&gt;2-Bazı tür ve çeşitlerde (muz, bazı portakal, mandarin ve altıntop çeşitleri, çekirdeksiz üzüm çeşitleri gibi) çekirdeksizlik olması,&lt;br/&gt;3-Bazı türlerin oluşturdukları tohumların çimlenme gücünün zayıf veya olmaması gibi nedenlerle generatif yolla çoğaltım tercih edilmez.&lt;br/&gt;Tohumla çoğaltma: &lt;br/&gt;a)Özellikle yıllık ve iki yıllık olmak üzere birçok türlere ait kültür çeşitlerinin çoğaltılmasında kullanılırlar. Özellikle vegetatif üretimin zor olduğu türler tohumla çoğaltılır.&lt;br/&gt;b)Anaç temini için kullanılır. &lt;br/&gt;c)Bitki ıslahında yeni çeşit elde edilmesinde kullanılır (1, 9, 15).&lt;br/&gt;Anaç temini için yabani tiplerin veya kültür çeşitlerinin tohumları kullanılır. Yabani tiplerin tohumlarından elde olunan bitkilere &quot;çöğür&quot;, kültür bitkilerinin tohumlarından elde edilenlere de &quot;yoz&quot; denir. Daha sonra bu çöğür ve yozlar üzerine, çoğaltılması istenen tür ve çeşitler aşılanır (1, 9, 11, 14, 15).&lt;br/&gt;Tohumlarının ekilmesiyle elde edilen popülasyondaki bireyler arasındaki varyasyon, bitki ıslahı yönünden önemli bir kaynak teşkil eder. Bitki ıslahçıları bu varyasyondan faydalanarak seleksiyon yaparlar ve yeni çeşitler elde ederler. &lt;br/&gt;Bitkilerde tohum, her zaman döllenme sonucu oluşmaz. Bazen döllenme olmadan da tohum oluştuğu görülür. Bu duruma &quot;apomiksiz&quot; denir. Apomiktik tohumlar, meydana geldikleri ana bitkinin bütün özelliklerini taşırlar. Eğer üretimde böyle tohumlar, kullanılırsa hem ana bitkiye, hem de bir birlerine benzeyen bireyler elde olunur. Bundan başka bir tohum içinde iki veya daha çok embriyo bulunabilir. Buna &quot;poliembriyoni&quot; denir. Bu embriyoların bir tanesi döllenme sonucu, diğerleri ise ana bitkinin bazı kısımlarından oluşur. Poliembriyoni ile teşekkül eden tohumlardan elde olunan bireylerde ana bitkinin özelliklerini taşırlar. Bugün ekonomik değerlere sahip bazı turunçgil tür ve çeşitlerinde poliembriyoni yaygındır (1, 9, 14, 15).&lt;br/&gt;1.2. TOHUM TEMİNİ&lt;br/&gt;Üretim de kullanacak tohumlar çeşitli kaynaklardan temin edilebilir. Ülkemizde üreticiler (1, 2, 14, 15):&lt;br/&gt;1-Tohum üreten resmi ve özel kuruluşların ürettikleri tohumları, &lt;br/&gt;2-Kendisinin veya çevre çiftçisinin</description></item><item><title>BİTKİLERİN LATİNCE İSİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerin-latince-isimleri-381360.html</link><description>Bitkilerin Latince isimleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Achillea Aşılı&lt;br/&gt;Acroclinium Bükük Konca Çiçeği&lt;br/&gt;Achimenes Kağıt çiçeği&lt;br/&gt;Adonide Kan damlası &lt;br/&gt;Agrostis Süs çayır Otu&lt;br/&gt;Alonzoa Alonzoa&lt;br/&gt;Alyssum Kudus Otu &lt;br/&gt;Amaranthus Solmaz Çiçek&lt;br/&gt;Anthemis Büyük Papatya Çiçeği&lt;br/&gt;Ada Solanı Çiçeği Scillia &lt;br/&gt;Afelandra Aphelandra&lt;br/&gt;Afrika MenekşesiSainıpaulia İonatha&lt;br/&gt;Alonzoa Alonzoa&lt;br/&gt;Altun Çiçeği Dimorphoıhea&lt;br/&gt;Aslan Ağzı Antirrhinum &lt;br/&gt;Afelandra Aphelandra &lt;br/&gt;Gümüş Sepet Arabis &lt;br/&gt;Kenber Çiçeği  Arctotis &lt;br/&gt;Meksika Çiçeği Argemon&lt;br/&gt;Asperula Asperula&lt;br/&gt;Kına Çiçeği Balsamina &lt;br/&gt;Fesleğen Basilic &lt;br/&gt;Karides Çiçeği Belaperone Guttata &lt;br/&gt;Çanta ÇiçeğiCalceolaria &lt;br/&gt;Latin Çiçeği Capucine &lt;br/&gt;Karanfil Carnation &lt;br/&gt;Horoz İbiği Celosia &lt;br/&gt;Kalp Kalbe Karşı Ceropegia Woodi &lt;br/&gt;ŞebboyCheiranıhus &lt;br/&gt;Kasımpatı Chrysanihemum &lt;br/&gt;Şemsiye Çiçeği Chyperus &lt;br/&gt;Sinerarya Cineraria  &lt;br/&gt;KolyosColeus &lt;br/&gt;Top Zambak Cordyline &lt;br/&gt;Kokliko Coquelicot  &lt;br/&gt;Krasula Falkata Crassula Falcata &lt;br/&gt;Safran-Çiğdem Çiçeği Crocus &lt;br/&gt;Hezeran Delphinium  &lt;br/&gt;Altun çiçeği Dimorphothea &lt;br/&gt;Öğle Çiçeği Ficoide &lt;br/&gt;Floksiya Floksia &lt;br/&gt;Taçşahı Çiçeği Fritillaria  &lt;br/&gt;Gayardi Çiçeği Gaillardia &lt;br/&gt;Godetya -Yer Açalyası Godelia &lt;br/&gt;Bahar YıldızıGypsophillia &lt;br/&gt;Helyotrop-Bahçe Heliotropium &lt;br/&gt;Ayçiçeği Helianthus Annuus  &lt;br/&gt;Ortanca Hortenisa  &lt;br/&gt;Yasemin Jasminium  &lt;br/&gt;Kohya-Süpürge Çiçeği Kochia &lt;br/&gt;Küstüm Çiçeği Mimosa  &lt;br/&gt;Coca Çiçeği Primula  &lt;br/&gt;Petunya Petunia  &lt;br/&gt;Saraypatı Reine Margueriıe &lt;br/&gt;Gül Rosa &lt;br/&gt;Afrika Menekşesi Saintpaulia İonantha &lt;br/&gt;Nakışlı Boru Çiçeği Salpiglossis &lt;br/&gt;Uyuz Çiçeği Scabiosa  &lt;br/&gt;Kelebek Çiçeği Schizanthus &lt;br/&gt;Ada Soğanı Çiçeği Scillia &lt;br/&gt;Acem Lalesi Eschscholtzia&lt;br/&gt;Açalya Azalea&lt;br/&gt;Sümbül Acalpha&lt;br/&gt;Çan Çiçeği Campanula &lt;br/&gt;Çoban Çiçeği Amaryllis &lt;br/&gt;Gardenya Garnedia &lt;br/&gt;GlayölGlodiolus&lt;br/&gt;Haseki KüpesiAguilaira&lt;br/&gt;Kamelya Camellia &lt;br/&gt;Klivya Clivia &lt;br/&gt;Kuzgun Kılıcı Çiçeği Gladiolus &lt;br/&gt;Küpe Çiçeği Fuchsia &lt;br/&gt;Lale Tulipa &lt;br/&gt;Manisa Lalesi Anemone&lt;br/&gt;Meryem Ana Kandili Cyclamen &lt;br/&gt;Narsis Narcissus &lt;br/&gt;Orkide Odontoglossum Granda &lt;br/&gt;Saraypatı Aster &lt;br/&gt;Sarkık Çiçek Cuphea &lt;br/&gt;Sigara Çiçeği Cuphea &lt;br/&gt;Sümbül Hyacinthus&lt;br/&gt;Süsen Çiçeği İris&lt;br/&gt;Şefkat Çiçeği Agapanthus &lt;br/&gt;Tesbih Çiçeği Canna &lt;br/&gt;Uzun Çiçekli Zambak Crinum&lt;br/&gt;Yıldız Çiçeği Dahlia &lt;br/&gt;Abronia Abronia&lt;br/&gt;Acem Borusu Bigonia&lt;br/&gt;Ağaç Küpesi Abutillon&lt;br/&gt;Alacalı Sarmaşık Hedera&lt;br/&gt;Buz Çiçeği Mesembryanthemum&lt;br/&gt;Çan Sarmaşığı Cobaea&lt;br/&gt;Çarkıfelek Çiçeği Passiflora Cafrulea&lt;br/&gt;Dolikos Dolique&lt;br/&gt;Duvar Sarmaşığı Hedera&lt;br/&gt;Ekremokarpus Eccremocarpus&lt;br/&gt;Fotos Scindapsus Aureus&lt;br/&gt;Frenk Sarmaşığı Cissus Discolor&lt;br/&gt;Gece Sefası Mirabilis&lt;br/&gt;Hançer Çiçeği Tropeolum&lt;br/&gt;Hanımeli Lonicera &lt;br/&gt;İspanya Fasulyesi Phaseolus &lt;br/&gt;Kanarya Gülü Ceria &lt;br/&gt;Labib Dolique &lt;br/&gt;Latin Çiçeği Tropeolum &lt;br/&gt;Loasa Loasa&lt;br/&gt;Lofospermum Lophospermum&lt;br/&gt;Mavi Eğrelti Polypodium Crispum&lt;br/&gt;Meryem Ana Asması Ampelopsis&lt;br/&gt;Mor Salkım Glycine Morandi Çiçeği &lt;br/&gt;Moandia Çiçeği Maurandi&lt;br/&gt;Morelle Morelle &lt;br/&gt;Mum Çiçeği Hoya-Wox Planı &lt;br/&gt;Nazende Çiçeği Lathyrus&lt;br/&gt;Oda Sarmaşığı Scindapsus Aureus &lt;br/&gt;Ömürsüz Çiçek Nemisia &lt;br/&gt;Papara Momordica &lt;br/&gt;Pembe Çiçekli Sarmaşık Adlumia &lt;br/&gt;Reçina Riçin&lt;br/&gt;Sarılıcı Mina Çiçeği Mina Lobata&lt;br/&gt;Sipante Scyphanıhe</description></item><item><title>LATİSİFERLER (SÜT BORULARI)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?latisiferler-(sut-borulari)-373894.html</link><description>LATİSİFERLER (SÜT BORULARI)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lateks (süt) denilen yüksek moleküler ağırlığa  sahip bir politerpen olan sıvı içeren, bir tek uzun hücre ya da hücre serilerine latisifer denir. Diğer taraftan, lateks farklılaşmamış parenkima hücrelerinde de oluşabilir. Lateks bir süspansiyon (asıltı) ya da bazı durumlarda bir emülsiyon (sütsü) halinde bulunur, kim yasal bileşimi bitkilerde oldukça değişiklik gösterir. Süspansiyon durumunda yer alan öğeler arasında kauçuk partikülleri (C5H8)n, vaks, reçine, protein, müsilaj, kristal ve bazı Euphorbia&quot;larda olduğu gibi çeşitli şekilli nişasta taneleri bulunabilir (MAHLBERG, 1973,1975). Aynı zamanda lateks karbonhidrat, asitler, tuzlar, alkaloidler (FAIRBAIRN ve KAPOOR, 1960), steroller, lipidler, taninler, terpen, kamfor (BONNER ve GALSTON, 1947) ve hatta canlı protozoanlar içerir. Ayrıca sütleğen lateksi vitamin B den zengindir. (URSCHLER , 1956). Oksalat ve malat kristalleri de latekste boldur. Bazı bitkiler latekslerinde şeker (Compositae), tanin (Musa), alkaloid (Papaver) ve papain denilen proteolitik enzim (Carica papaya) taşıyabilirler. Lateksin rengi de bitkilere göre değişir: Beyaz (Euphorbia, Lactuca), sarı-kahverengi (Cannabis), sarı-turuncu (Papaver) ve renksiz (Morus) olabilir (MATILE ve RICKENBACHER, 1970).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİDEKİ YERİ&lt;br/&gt;Dikotil ve monokotillerin 900 genusu içinde 12.500 spesiyesde lateks içeren bitkiler vardır. Lateksli gruplar çok yıllar küçük otsu bitkilerden başlayıp kauçuk veren uzun ağaçlara kadar uzanır. Lateks taşıyan bitkiler dünyanın her tarafına yayılmışlardır fakat ağaçsı tipler genellikle tropikal florada yaygındır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Latisiferler bitkinin her tarafına dağılır, örneğin Nerium&quot;da latisiferler ksiksilemi de içine alan gövdenin tüm dokuları arasında yaygındır. Fakat bazan belirli dokulara ait olabilirler, örneğin lactuca&quot;da latisiferler yalnız dış ve iç floemle ilgilidir. Özet olarak latisiferler bitkinin her yerinde bulunursa da daha çok floeme yakın ya da floem içinde yer alırlar. (ROSOWSKI. 1968)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha sonra ayrıntılı olarak incelenecek olan dallanmış eklemsiz latisiferler vaskular silindirin dış kısmında bulunur, buradan yumuşak kısımlara korteks ve öze doğru dallanarak uzanırlar. Bu tip latisiferler genellikle yapraklardan oluşur, mezofil içinde dallanır vaskular demetlere ve epidermise kadar ulaşır. Vinca ve Cannabis&quot;in dallanmış eklemsiz latisiferleri primer floemde oluşur sekonder dokularda yoktur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eklemli latisiferler bitkinin tüm kısımlarında vegatif ve floral  bölgelerde genç ve yaşlı dokularda oluşur. Daha çok floem dokusunda (Cichorieae) yer alırken bazen de hem floem de hem de ksilemde (Caricaceae) bulunur. Hevca&quot;ya kauçuk taşıyan özelikler kazandıran sekonder floemde gelişen sekonder latisifer sistemidir. Papever somniferum&quot;un (Haşhaş) latisiferleri floemde oluşur ve petaller düştükten iki hafta sonra mezokarpte iyi gelişir. Bu anda kapsüller ticari afyon özütlemesi için toplanır (FAIRBAIRN ve KAPOOOR, 1960).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Monokotillerde özellikle Musa&quot;nın latisiferleri vaskular dokularda ve kortekste bulunur. Aliium sativum&quot;da latisiferler vaskular dokudan tümüyle ayrılmışlardır. Yaprakların ve soğan pullarının abaksiyal yüzeyine yakın sıralanırlar (Şekil 170 e bak.). Allium latisiferleri foliyar organların üst bölümlerinde paralel düzenlenmiş boyuna zincirler oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KÖKEN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eklemli latisiferler taslak şeklinde olgun tohum kotiledonlarında ve fide evresinde hipokotillerde bulunur (Cichorieae). Çimlenmenin ilk dönemlerinde sağlam olan hücre uçları parçalanır, uzun borular şeklini alır ve bitkinin uç bölgelerine kadar uzanır. Bitkinin sekonder büyümesi sırasında yeni latisiferler fusiform kambiyal insiyallerden oluşur. Taraxacum&quot;da (Karahindiba) primer latisiferler floeme yakın perislda, sekonder latisiferler ise sekonder floemde kambiyuma çok yakın farklılaşırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eklemsiz latisiferler taslak şeklinde apikal meristem altında oluşur, intrusif ve simplastik büyüme ile dallanmamış tüpler şeklinde gövdeye ve yapraklara kadar uzar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı bitkilerde latisiferler farklılaşmış idyoblastlardan oluşur (Papaveraceac). Bu idyoblastların bazıları diğer parenkima hücrelerinden ayırt edilemez, yalnız renkli alkaloidlerden zengin içerikleriyle belirginleşirler. Papaveraceae&quot;de hücreler, hücre uçlarında delik oluşmasıyla boru şekline dönüşür (Chelidonium) ya da enine çeperlerin ortadan kalkmasıyla boruları birbirine bağlayan anastomozlar gelişir(Papaver).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAPI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genç bir lat</description></item></channel></rss>