<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Biyoteknoloji - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Biyoteknoloji</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>BİYOTEKNOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoteknoloji-359071.html</link><description>BİYO TEKNOLOJİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİYOTEKNOLOJİ BAŞTA GIDA SEKTÖRÜNDE OLMAK ÜZERE BİR ÇOK ALANDA KULLANILMAKTADIR..........&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Örnekler vermek gerekirse:::&lt;br/&gt;Organik atıkları parçalayıcı enzimlerin genlerini kirli suda yaşayan mikroorganizmalara verildiğinde su kirliliğinin ortadan kalktığı görülmektedir.....&lt;br/&gt;Mesela insandan alınan bir geni koyuna nakledildiğinde koyunun sütünden akciğerinin tedavisinde kullanılan alfa1 antitripsi üretilmektedir.....&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şu anda günümüzdeki teknoloji ile pahalı ve zor bulunan ilaçları biyoteknoloji sayesinde kolayca üretilmektedir.....&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyoteknolojik yollarla üretilen ilaçların, dünya ilaç üretiminin %5&quot;i olduğu ve bunun 2005&quot;te %15&quot;e çıkacağı tahmin edilmektedir.......&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyoteknoloji en geniş kullanım sahasını, hayvancılık ve ziraatta bulmuştur.Gıda biyoteknolojisi araştırmacıları, gıda üretiminde kullanılan bitki, hayvan ve mikroorganizmaları, besinlerin kalitesini, miktarını, güvenliğini, üretim kolaylığını artırmak ve maliyeti azaltmak maksadıyla biyo teknolojiyi kullanmışlardır.......&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Örneklere devam etmek gerekirse::::&lt;br/&gt;Kutuplarda yaşayan bir tür balıktan alınan anti-freeze genini, domates ve çileğe nakledildiğinde domates ve çileğin soğuklarda yetiştirilmesi sağlanılmıştır......&lt;br/&gt;Dil balığından alınan anti-freeze geninin soman balığına aktarılmasıyla soman balığının soğuk sularda yaşaması sağlanmıştır.......&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Örneklere devam::::::::::&lt;br/&gt;Yapısında A vitamini bulunmayan beyaz pirince, nergis ve bir bakteriden gen aktarılmasıyla, bitki tanelerinin A vitamini ürettiği görülmüştür.Böylece, Çin ve Japonya gibi ülkelerde,  sadece pirinçten beslenmeden doğan görme bozukluklarının tedavisinde BİYOTEKNOLOJİ kullanılmaktadır..........</description></item><item><title>SUYUN ÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?suyun-onemi-394199.html</link><description>SUYUN ÖNEMİSiz ne yaparsınız?Bisiklet, koşu, dağcılık, windsurf? Belki de haftasonları macera tutkusuyla kendinizi doğaya atıyorsunuz. Ya da ailenizle birlikte trekking yapmak en büyük zevkiniz. Yaptığınız spor veya etkinlik ne olursa olsun sizi performansın doruğunda tutacak Camelbakın size uygun bir hidrasyon (sıvı alımı) sistemi vardır. En iyi performans için suya gereksinimiz var.İnsan vucudu makinaya benzer. Fakat malesef dünyaya kullanım kitapçığı ile gelmeyiz. Ama eğer olsaydı en iyi verimin bol su alımıyla olacağını yazardı. Kaslarımız çalışabilmeleri için oksijene ve bazı elementlere gereksinim duyarlar. Kan dolaşım sistemi bunları kaslara sağlayan bir çeşit yakıt dağıtım ağıdır. Eğer suyunuz azalmışsa &quot;yakıt&quot; basıncınız düşer ve verimli çalışamazsınız. Suyun aynı zamanda soğutucu etkisi vardır. Egzersiz yaptığınızda kaslar normalden 8-10 kat daha fazla ısı üretir. Fazla ısı üretimi de vucudun soğutma sistemini devreye sokar. Sistem yaşamsal önemi olan organlardan ısıyı alıp deriye ileterek ve terleme yoluyla da serinlemeye çalışır. Bu başarılamazsa sonuç arabanızın motorunun su kaynatmasına benzer. Susadığınızı anladığınız an geç kaldınız demektirVücudunuz dehidrasyon (susuz kalma) etkileri ortaya çıkana kadar susadığını haber vermez. &quot;Serious Cycling&quot; ve High Tech Cycling &quot; kitaplarının yazarı Dr. Edmund Burke dehidrasyonun performansa etkilerini şöyle açıklar:&quot;Nemli ve/veya sıcak ortamlarda yapılan yorucu fiziksel aktivite sırasında, dehidrasyonun etkilerini 1 saatten az bir zaman diliminde hissedebilirsiniz. Gücünüzde ve enerjinizde azalma başlayacak. 2 saat sonra başağrısı, mide bulantısı ve kramplar gibi daha ciddi belirtiler ortaya çıkacaktır. Aslında &quot;duvara çarpma&quot; denilen tükenmede susuzluk baş rol oynar.İleri aşamada da sıcak çarpması ve bayılma dahi olabilir.Ne kadar içmeli?Ilık havalarda bile 2-3 saatlik egzersiz sonucunda 3-4 litre su kaybedersiniz. (Tabloya bakınız!) Egzersiz seviyesi, hava ısısı ve su kaybı. Doğru sıvı alım</description></item><item><title>BİOTEKNOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bioteknoloji-454354.html</link><description>BİYOTEKNOLOJİ&lt;br/&gt;Artık fizik için veda şarkıları yazmanın zamanı geldi. Silikonu bilgisayara çeviren, atomu paramparça eden fizik, yerini olağanüstü ve etkileyici bir bilim dalına bırakıyor: Biyoteknoloji. &lt;br/&gt;1897 yılında elektronun icadının hemen arkasından teknoloji ve buna bağlı tüm bilim dallarında bizi bugüne getiren bilim dalı fizik; emekli olmak üzere. Ancak unutmamak gerekir ki fiziğin desteğiyle biyoteknoloji bugünkü tahtına oturdu. İnsan ırkı artık hastalıkların tedavisinde fizikten fazla destek almayacak. Biyoteknoloji ve genetik bilimi tıpta ve tedavide söz sahibi oluyor. İnsan ırkı  3 milyar çift kimyasal koda sahip 100 bin genin DNAmızda gizli olduğunu buldu ve bunları teker teker açığa çıkartarak her bir çiftin bir hastalığa ya da genetik bozukluğa çare olabileceğini keşfetti.&lt;br/&gt;Yüzyılın başından bu yana hemen her şeyin çaresini ilaçlarda veya iğnelerde arayan tıp ve buna bağlı olarak fizik yavaş yavaş kabuk değiştiriyor. 1918 yılındaki grip salgınının 20 milyon kişinin hayatına mal olmasının ardından antibiyotiklerin üzerine giden ve daha pek çok hastalığın çaresini ilaçlarda arayan bilim dalları bunda oldukça da başarı sağladılar. Ancak işin rengi değişiyor. 20inci yüzyılın ilaçları pek çok hastalığa çare olsa da, sağlıklı insanların yaşam sürelerini uzatabilmede pek yol kat edemedi. Gelecek neslin ise genetik mühendisleri sayesinde böyle bir şansı olacak. Çocuklarımız, (belki ürkütücü ama heyecan verici) kendi çocuklarının cinsiyetlerini, davranışlarını ve hatta zekalarını daha onlar doğmadan, cenine programlayabilecek. Kendilerini kopyalayabilecek veya çok beğendikleri bir ünlünün tüm özelliklerini embriyolara nakledebilecekler. 5 milyon yıllık insanlık tarihi içinde insanların maymundan ayrışarak bugüne evrimleşmesini sağlayan DNA moleküllerindeki değişim, sadece yüzde 2 dolaylarında. Ancak önümüzdeki yüzyılda yeni yaşam biçimleri yaratmak tamamen elimizde olacak. Bu yaşam biçimlerine kendi isteklerimiz doğrultusunda şekil verebilecek seviyeye gelmiş bulunuyoruz.&lt;br/&gt;FRANKENSTEININ AHLAK DERSİ: Dr Frankenstein kendi canavarını yarattığı zaman bir vicdan ve ahlak problemiyle karşılaşmıştı. Soru şuydu; &quot;Sadece kendi nefsimi tatmin etmek için bütün bir insan ırkının lanetini üstüme almalı mıydım?&quot;. 2000li yıllarda da bu soru pek çok kez sorulabilir. Ancak genetik bilim yedek organ yaratmak ve şifa dağıtmak amacıyla yola çıkıyor. Hastalıklı her organın yenisiyle değiştirilebileceği, hiç bir yapay mekanizmanın veya suni organın vücuda monte edilmeyeceğini göz önüne alırsak, Frankensteinın ahlak ikilemi önemsiz kalabilir gibi görünüyor.&lt;br/&gt;Biyoteknik çağ bize kendi öz güvenliğimizi sağlamamız için de pek çok fırsat veriyor. Genetik verilerimiz bizim isteğimiz dışında kopyalanamayacak veya çoğaltılamayacak. Yani DNA kodlarımızın her hakkı bizde mahfuz.&lt;br/&gt;20inci yüzyılda bilgi işlem teknolojisi ile biyoteknoloji bir arada oldukça da uyumlu çalışarak bir devrim yarattılar. Ancak bu paragrafa kadar anlattıklarımız biraz bilim kurgu oldu, şi</description></item><item><title>BÖCEKLERLE MÜCADELEDE BİYOTEKNİK VE BİYOLOJİK YÖNTEMLERİN KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?boceklerle-mucadelede-biyoteknik-ve-biyolojik-yontemlerin-kullanimi-444804.html</link><description>BÖCEKLERLE MÜCADELEDE BİYOTEKNİK VE BİYOLOJİK YÖNTEMLERİN KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Böceklerle mücadelede bu güne kadar uygulanan kimyasal yöntemlerin direkt doğal dengeyi bozucu nitelikte olduğu artık kaçınılmaz bir gerçektir. Öyle ki, zararlı bir böceği kimyasal yöntemlerle yok etmek isterken onunla birlikte yabani hayatı yani, kuşları faydalı böcekleri faydalı yabani memeli türler gibi tüm canlılara hatta insanlar dolaylı veya direkt yolla zararlı olunabilmektedir. Oysa ki zararlı böceklerin çeşitli tuzaklarla yakalanmasında uygulanan biyoteknik yöntemler ve kendi predötörlerinin kullanılarak doğaya ve insanlığa zarar vermeksizin zararlının populasyon miktarını düşürmek mümkündür. Bu çalışmada literatürel ve bazı orman böceklerinde uyguladığımız feromon tuzaklarından aldığımız olumlu sonuçlar göz önünde bulundurularak diğer mücadele etme yöntemleri verilmeye çalışılmıştır.&lt;br/&gt;Anahtar kelimeler : Biyoteknik, Biyolojik Savaş, Orman, Böcek, Kuşlar.&lt;br/&gt;ORMANCILIKTA UYGULANABİLECEK BİYOTEKNİK YÖNTEMLER&lt;br/&gt;Zararların biyoloji, fizyoloji ve davranışları üzerinde etkili olan bazı yapay veya doğal maddeler kullanarak normal özelliklerini bozmak suretiyle uygulanan yöntemlere biyoteknik yöntemler adı verilir. Bu amaca ulaşmak için feroman tuzak sistemleri veya cezbediciler, yumurtlamaya mani olucular, uzaklaştırıcılar, beslenmeyi engelleyiciler, kısırlaştırıcılar, gelişmeyi düzenleyiciler, gelişmeyi engelleyiciler ve kısır böcek salma yöntemi gibi bazı doğal veya sentetik bileşik ve yöntemlerden yararlanılır. (1)&lt;br/&gt;Feroman veya çeşitli cezbedicilerle yapılan kitle halinde tuzakla yakalama yönteminin uygulanmasında feroman tuzakları, bezi tuzakları ve visuel tuzaklar kullanılır. En yaygın kullanılan tuzaklar ise feroman tuzaklarıdır.(1)&lt;br/&gt;Feroman Tuzakları&lt;br/&gt;Birçok böcek neslini devam ettirmek için çiftleşmek zorundadır. Böceklerin buluşmalarını sağlayan nedenlerden en önemlisi de böceklerin salgıladıkları feromonlardır. Böcek tarafından dış çevreye salgılanıp hususi bir reaksiyon meydana getiren ve aynı türün fertleri tarafından hissedilen maddelere feromon denir. Kimyasal bileşikler olan bu salgı maddelerine ektohormon adı da verilmektedir.(2)&lt;br/&gt;Türler içerisinde kimyasal haberleşmeleri belirlemeye yarayan feromonlar, birçok böceklerin cinsel ve sosyal düzenlerinde büyük rol oynarlar. Kabuk böcekleri (Scolytidae)&quot;nin tüm türleri, toplama ve bir arada bulunma (Aggregation) feromonu üretirler. Bu maddenin Kabuk Böceklerinin sosyal davranışlarında iki fonksiyonu vardır: Primer olarak, uygun kuluçka materyalinin bulunarak belirlenmesi ve topluca işgal edilmesine hizmet eder. Sekonder olarak da toplamanın başarılmasından sonra, erkek ve dişilerin birbirlerini bulmasına yarar. Bu gibi maddeler, daha ziyade &quot;populasyon çekici&quot; feromonlar olarak tanımlanırlar ve monogam türlerde (Xyloterus lineatus gibi) dişi, polygam türlerde ise (Tüm Ips türleri) erkekler tarafından üretilir.(4)&lt;br/&gt;Bir feromon tuzağından beklenen en önemli özellik, ömrü süresince feromonu en etkili miktara yakın oranda ve sürekli olarak dışarı yaymasıdır.(1)&lt;br/&gt;Bir feromon tuzağı, feromon emdirilmiş preparat ve yakalama tuzağından oluşur.(Şekil 1,2)&lt;br/&gt;Visuel Tuzaklar (Renk Tuzakları)&lt;br/&gt;Sarı yapışkan görsel tuzaklar Kiraz sineği (Rhagoletis cerasi L.), Akdeniz meyve sineği (Ceratitis capitata Wied.), Zeytin sineği (Bactrocera oleae Gmel.), Beyaz sinekler (Aleyrodidae), Cüce ağustos böcekleri (Cicadellidae), Yaprakbitleri (Aphididae) ve Yaprak galerisinekleri (Agromyzidae) gibi zararlılarla savaşta önemli bir yere sahiptir.&lt;br/&gt;Tuzak materyali olarak değişik dalga boylarıyla renk yoğunluk ve parlaklıklarına sahip sarı renkli plastik, pleksiglas veya fiberglas levhalar yada mumlu karton yüzeyler tercih edilmektedir. Ayrıca poliviniklorür veya metal borular da istenilen renkte boyamak koşuluyla bu amaçla kullanılabilir. Levhaların boyutlarının tuzak etkinliği üzerine etkili olduğu çok sayıda araştırmada ortaya konmuştur. 15X20cm. boyutlarında kesilmiş levhalar dünyada olduğu gibi Türkiye&quot;de de yaygın o</description></item><item><title>ÜLKEMİZDEKİ BİOTEKNOLOJİK GELİŞMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ulkemizdeki-bioteknolojik-gelismeler-368141.html</link><description>ÜLKEMİZDEKİ BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                 İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;BİYOTEKNOLOJİ                                                                1&lt;br/&gt;BİYOTEKNOLOJİ ARAŞTIRMALARI                                 2-3&lt;br/&gt;BİYOTEKNOLOJİNİN SEKTÖREL YANSIMALARI4&lt;br/&gt;Biyoteknolojiler5&lt;br/&gt;Hücre Kültürü Teknolojileri5&lt;br/&gt;Klonlama Teknolojileri5&lt;br/&gt;Moleküler Klonlama5&lt;br/&gt;Genetik Modifikasyon Teknolojisi5&lt;br/&gt;Protein Mühendisliği Teknolojisi5&lt;br/&gt;Biyoalgılama Teknolojisi5&lt;br/&gt;Doku Mühendisliği Teknolojisi5&lt;br/&gt;DNA Çip Teknolojisi5&lt;br/&gt;Biyoenformatik Teknolojisi6&lt;br/&gt;Biyoteknoloji Sektörü ve Kariyer Olanakları6&lt;br/&gt;Sungur Ilgaz&quot;ın Biyoteknoloji ile İlgili Görüşleri7&lt;br/&gt;Biyoteknolojinin Tarihçesi8&lt;br/&gt;Biyoteknoloji Sözlüğü9&lt;br/&gt;Konuyla İlgili Kaynaklar9&lt;br/&gt;BİYOGÜVENLİK10&lt;br/&gt;Biyogüvenlik nedir?10&lt;br/&gt;ULUSLAR ARASI REKABET STRATEJİLERİ11&lt;br/&gt;ÖRGÜTLER VE KURULUŞLAR11&lt;br/&gt;KURUMSAL YAPILAR11&lt;br/&gt;TÜRKİYE &quot;DEKİ GELİŞMELER12&lt;br/&gt;TÜRKİYE &quot;DE BİYOTEKNOLOJİ SİSTEMİNİ OLUŞTURAN FAKTÖRLERİN İZLENMESİ GEREKEN STRATEJİLER        12&lt;br/&gt;BİYOTEKNOLOJİ ALANINDA GELİŞMELERİN                  14 YANSIMALARI  TÜRKİYE &quot;NİN POLİTİKA SEÇENEKLERİ&lt;br/&gt;Klasik Biyoteknolojiden Modern Biyoteknolojiye            14&lt;br/&gt;Biyoteknoloji Uygulamalarının Tarihsel Gelişimi            15&lt;br/&gt;Biyoteknolojide Dünyadaki Durumu                                16&lt;br/&gt;Türkiyedeki Durum                                                           18&lt;br/&gt;Gelişmekte Olan Ülkeler ile Türkiye&quot;nin Strateji                                                                      Seçeneği                                                                           18&lt;br/&gt;Sonuç ve Öneriler                                                             20&lt;br/&gt;TÜRKİYEDE BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER                   21&lt;br/&gt;Türkiye&quot;de ve Dünyada Tarımsal Biyoteknoloji         21-29&lt;br/&gt;Baş Döndürücü  Gelişmeler ve Beklentiler Karşısında Türkiye ne Yapmalıdır?                                                    29&lt;br/&gt;Teknoloji Alanları                                                             29&lt;br/&gt;TEMEL ARAŞTIRMA ALANLARI                                         29&lt;br/&gt;Yeni İlaç Formülasyonu Araştırma ve Geliştirilmesi       29&lt;br/&gt;Rekombinant Terapötik Ajanlar                                       29&lt;br/&gt;Diagmostikler                                                                   30&lt;br/&gt;Sonuç ve Öneriler                                                             30&lt;br/&gt;  TÜRKİYE&quot;DE BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER&lt;br/&gt;Türkiyede ve Dünyada Tarımsal Biyoteknoloji &lt;br/&gt;          Ülkemizdeki tarımsal üretim özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra önemli ölçüde artmıştır. Fakat bu artışın, verimlilik artış oranı ve ekilebilir alan artış oranıyla karşılaştırıldığında sağlıklı olmadığı söylenebilir. Tarımsal üretim artışındaki temel öğeler incelendiğinde; 1950lerden itibaren mekanizasyonun artmasıyla mera alanlarının bozularak tarlaya dönüştürüldüğü, aynı şekilde ormanların tahribiyle tarıma müsait olmayan dik eğimli alanlarda ekim yapıldığı, özellikle 1960lardan itibaren göllerin ve sulak alanların kurutularak yeni tarım arazilerinin yaratıldığı, sulama veya elektrik üretimi amaçlı göl ve göletler oluşturularak vadi içi habitatların tahrip edildiği ve geniş alanlarda sulu tarıma geçildiği ve böylece doğal dengenin fazlasıyla bozulduğu görülmektedir. Bunların yanında, kimyasal gübrelerin ve tarımsal mücadele ilaçlarının gittikçe artan düzeylerde ve bilinçsizce kullanımı, üretimi artırmış olmakla beraber doğal çevre ve insan sağlığını da olumsuz yönde etkiler hale gelmiştir. Yine bu bağlamda, &quot;yeşil devrim&quot; ile birlikte kimyasal gübre kullanımına ve sulamaya iyi tepki veren yeni çeşitlerin kullanılmaya başlamasıyla verim artışı sağlanmış, ancak yerel genotipler verimsiz bulunarak bunların kullanımı azalmıştır. &lt;br/&gt;       Dünya genelinde tarımsal üretimin gelişmesine bakıldığında, yine Türkiyedekine benzer gelişmelerin olduğu ve tarımsal üretimin artırılmasında ekolojik dengenin aleyhine bir gelişme olduğu görülmektedir. Son yıllarda, özellikle Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelerde aşırı kimyasal gübre kullanımı ve hastalıklarla mücadele ilaçlarının çevre üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmaya ve bu tip tarımsal üretimin kısıtlanmasına yönelik tedbirler alınmaya başlanmıştır. Nüfusun hızla arttığı gelişmekte olan ülkelerde ise durum pek de iç açıcı değildir. Nüfus baskısı nedeniyle tarım alanı açmak için tropik yağmur ormanlarının yakıldığı, suların kirletildiği, toprakların çoraklaşıp çölleşmenin hızla arttığı görülmektedir.&lt;br/&gt;      Bu nedenle, 2025 yılında 8 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun</description></item><item><title>CLONING AND STEM CELL RESEARCH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cloning-and-stem-cell-research-444023.html</link><description>Cloning and Stem Cell Research&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What is biotechnology?&lt;br/&gt;Biotechnology is a set of scientific tools which uses living things to solve problems and make products.&lt;br/&gt;It covers many kinds of technology. &lt;br/&gt;Some, like using yeasts for brewing, have been around for centuries. Others, like genetic testing, are very recent. &lt;br/&gt;Cloning and stem cell research form another branch of biotechnology &lt;br/&gt;Introduction &lt;br/&gt;The word &quot;cloning&quot; simply means copying.&lt;br/&gt;When people think about cloning they usually think about copying complete human beings or animals like Dolly the sheep.&lt;br/&gt;But cloning is also used for purposes other than making exact copies of animals or people.&lt;br/&gt;Individual cells of plants, animals and human beings are copied every day in research and clinical laboratories. &lt;br/&gt;What is a Clone?&lt;br/&gt;An organism that has the same genetic information as another organism&lt;br/&gt;Why Clone?&lt;br/&gt;To mass produce organisms with desired qualities&lt;br/&gt;Repopulate endangered or even extinct species&lt;br/&gt;Organ transplants for  humans                                     &lt;br/&gt;Recovery of lost loved ones&lt;br/&gt;Infertility: cloning a fertile copy of themselves&lt;br/&gt;Creation of spare body parts (Organs, blood, kidney&quot;s, etc.)&lt;br/&gt;Reproduction of their own body parts&lt;br/&gt;Eugenics: making a superhuman race&lt;br/&gt;Eugenics&lt;br/&gt;Is the choosing of specific traits and the deleting of others. &lt;br/&gt;Scientist could eliminate all the disease-causing genes and guarantee a healthy baby.&lt;br/&gt;But is that ethical?</description></item><item><title>TRANSGENİK (GEN AKTARIMLI) GIDALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?transgenik-(gen-aktarimli)-gidalar-358013.html</link><description>Transgenik(Gen Aktarımlı) Gıdalar &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Son günlerde medyada beslenme ve gıda çeşitleri ile ilgili haberlere oldukça fazla yer veriliyor. Gün geçmiyor ki, organik gıda, hormonsuz gıda, tabii gıda, katkılı gıda, zararlı ve bozuk gıdalarla ilgili bir haber çıkmasın. Bu haberlerden biri de &quot;transgenik gıdalar&quot; denen, genetik yapısı değiştirilmiş&lt;br/&gt;nebati veya hayvani gıdalardır.   &lt;br/&gt;Yüksek verimlilikte kaliteli ürünler elde etmek için, bitki ve hayvan türleri üzerinde ıslah çalışmaları, eskiden beri yapılmaktadır. Klasik ıslah çalışmalarından elde edilen verimlilik artışı, artan dünya nüfusunun temel gıda ihtiyaçlarının karşılanmasına yetmemektedir. Ayrıca elde edilen gıdaların tüketicilere ulaştırılmasında karşılaşılan zorluklar, gıdaların bozulmasına yol açmaktadır. İlim adamları bu problemleri çözebilmek için yeni arayışlar içine girmiştir. 1960&quot;lı yıllardan itibaren biyo-teknoloji ve gen mühendisliği sahasındaki araştırmacılar, canlıların genetik yapısında değişiklikler yapmayı mümkün kılan sırlı mekanizmaları keşfetmeye başlamışlardır. İnsanoğlu bu şifreleri çözdükçe, varlıkların sırlı dünyasına daha çok girmekte ve tabiat sofrasında bize sunulmuş nimetlerin daha çeşitli ve bol olanlarına kavuşma imkanı bulmaktadır. Genler, organizma özelliklerinin kodlandığı şifreli bilgilerdir. Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla, yeni genetik özellikler kazandırılması tekniğine gen veya rekombinant DNA teknolojisi denmektedir. Gen teknolojisi kullanılarak yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da genetik yapıları değiştirilmiş organizmalar (GDO) veya &quot;transgenik organizmalar&quot; adı verilmektedir. Bu canlılardan elde edilen ürünler ise, transgenik gıdalar olarak adlandırılır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Transgenik ürünler, genetik kirlilik, radyoaktif madde ve zararlı kimyevi katkı maddeleri gibi konularla doğrudan ilgili değildir. Çünkü burada dışarıdan herhangi bir yabancı madde ilave edilmemekte, sadece mevcut genler arasında yer değiştirmeler yapılmaktadır.&lt;br/&gt;Gen teknolojisi, gıda üretiminde kullanılan organizmaların genomlarında klasik metotlarla, tabii süreçler içinde gerçekleştirilen değişimi hızlandırır. Böylelikle canlının gıda maddesi olarak kullanılacak kısımlarında istenen değişikliğin daha kısa zaman içinde yapılmasına imkan verilir. Genetik bilginin şifrelenmesi, kopyalanması, okunması ve kontrolü; bakteri, bitki ve hayvanlar arasındaki genetik bilginin değiş tokuşunu mümkün kılmaktadır. İki ayrı tür canlının DNA programını oluşturan genler ne kadar örtüşüyorsa, o iki türün çaprazlanmasından, yaşayabilen melez türler ortaya çıkarmak o kadar kolay olur. Ancak iki tür arasındaki gen transferi, az sayıda hususi bilgi parçalarını ihtiva ettiğinden, yapılan değişiklikler, tür içi varyasyonla sınırlı kalır. Dolayısıyla bir türün başka bir türe dönüşmesine yol açmaz. Bir bitki veya hayvan binlerce genden meydana geldiği için, bir iki genin transferi, o organizmanın yapısında yeni bir tür oluşturacak kadar değişikliklere sebep olmaz. Örnek verirsek; 80.000 geni olan buğdaya aktarılan iki genin, onun genetik yapısında sadece % 0,0025 oranında bir değişikliğe sebep olacağı tahmin edilmektedir. Gen okuma, montaj ve transfer mekanizmaları ortak olduğundan, alt türler, türler ve cinsler, sınıflar arası bilgi parçaları küçük ölçeklerde yapılabilmektedir. Mesela, birbirinden çok farklı iki canlı olan balık ve domates arasında, belli genetik bilgiler değiş tokuş edilebilir. Genom bütünlüğünü bozmayacak seviyedeki bu aktarımlar, bu canlıların farklı bir türe dönüşmesine yol açmaz. Balık yine balık, domates yine domates olarak kalır. Aktarılan yeni genler, o canlının var olan bir veya bir kaç özelliğini değiştirmekte ve o canlıdan daha fazla istifade etmenin yollarını açmaktadır. Yaratıcı&quot;nın insana verdiği eşyaya müdahale hakkının kullanımı olan genlerle oynama çalışmalarına bu nazarla bakılabilir. Bu şekilde bir müdahaleyle genleri değiştirilmiş canlılara, &quot;yeni tür&quot; yerine, &quot;transgenik organiz</description></item><item><title>GENETİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genetik-448835.html</link><description>GENETIK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genetik Nedir?&lt;br/&gt;İnsanlar çevreleriyle ilgilenmeye başladıktan sonra her dölün daima atasına benzediğini gözlemişlerdir. Bir çocuğun bazı halleri, davranışları, yetenekleri anne ve babasına benzer. Bir bireyin kendi ata dölüne benzeme eğilimine soyaçekim (kalıtım) denir. Yani anne, baba ve yavru arasındaki benzerlik ve farklılıkların nedeni ile bu özelliklerin  nesilden nesile geçişini inceleyen bilim dalına genetik denir. Genel olarak bütün türlerde oğul döller temel plan bakımından atalarına benzerler. Bu temel plan kalıtımla dölden döle iletilir. Genetik ile ilgili temel kavramlar aşağıda açıklanmıştır:&lt;br/&gt;Gen: Bir karakteri temsil eden ve bu karakterin yavru döllere aktarılmasını sağlayan DNA parçasına gen adı verilir. Her karakterin geni kromozom üzerinde lokus denen belirli bir yerde bulunur.&lt;br/&gt;Alel Gen: Bir karakteri temsil eden kromozomların karşılıklı bölgelerinde (lokuslarda) bulunan iki gen çiftine alel gen adı verilir. Alel genler aynı karakter üzerine zıt etki yaparlar. Örneğin; A, a&lt;br/&gt;Çok Alellik: Aynı karakteri temsil eden ikiden fazla gen bulunmasına çok alellik adı verilir.&lt;br/&gt;Homolog Kromozom: Karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı karakteri temsil eden ve biri anadan diğeri babadan gelen iki gen bulunduran kromozomlara homolog kromozom denir.&lt;br/&gt;Genotip: Bir canlının sahip olduğu genler topluluğuna genotip adı verilir.&lt;br/&gt;Fenotip: Bir canlının gözle görülebilen tüm özelliklerine fenotip adı verilir. Canlının dış görünüşüdür. Genotip ve çevre etkisiyle meydana gelir. &lt;br/&gt;Homolog Karakter (Arı Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı özellikte iki alel gen bulunması olayına homolog karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda aynı yönde etki ederler. Ana babadan aynı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; AA, bb, cc&lt;br/&gt;Heterozigot Karakter (Melez Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) farklı özellikte iki alel gen bulunması olayına heterozigot karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda zıt yönde etki ederler. Ana babadan farklı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; Aa, Bb, Cc&lt;br/&gt;Baskın Gen (Dominant): Bir karakterin oluşumunda etkisini her zaman gösteren gene baskın gen denir. Büyük harfle gösterilir.&lt;br/&gt;Çekinik Gen (Resesif): Bir karakterin oluşumda ancak homozigot ise etkisini gösterebilen gene çekinik gen denir. Küçük harfle gösterilir.&lt;br/&gt;Ekivalent=kodominant: Eksik baskınlık. Alel genler arasında dominantlık resesiflik olmadığında bu alellerin fenotipte kendini belli etme kuvveti eşdeğer olur. Yavrular ana ve babadan farklı bir ara karakter gösterir.&lt;br/&gt;Bağımsız Gen: Bir çift kromozom üzerinde sadece bir alel gen bulunması olayına bağımsız gen denir.&lt;br/&gt;Bağlı Gen: Bir çift kromozom üzerinde birden fazla alel gen bulunması olayına bağlı gen denir.&lt;br/&gt;Karakter Oluşumu:  Bir canlının tüm özelliklerine birden karakter adı verilir. Canlının karakterini DNA üzerindeki genler belirler. Yavru bireyde karakteri oluşturan genlerden biri anneden diğeri babadan gelir, karakteri oluşturan bu gen çiftine alel gen adı verilir. &lt;br/&gt;Bir karaktere etki eden faktörler aşağıdaki gibidir.&lt;br/&gt;Kalıtım: Canlının anne ve babasından üreme sırasında DNA aracılığıyla aldığı karakterlere kalıtım denir. &lt;br/&gt;Modifikasyon: Işık, ısı ve besin gibi çevresel faktörlerin genleri etkilemesi ile canlıda oluşan karakterlere modifikasyon adı verilir. Oluşan değişiklikler kalıtsal değildir, yani yavru bireye aktarılmaz.&lt;br/&gt;Mutasyon: Sıcaklık, kimyasal maddeler ve radyasyon gibi çevresel faktörlerin genlerin yapısını bozması ile canlıda oluşan karakterlere mutasyon denir. Vücut hücrelerinde oluşan mutasyon sadece canlıyı etkiler kalıtsal değildir, üreme hücrelerinde oluşan mutasyon ise kalıtsaldır ve yavru bireye aktarılır.&lt;br/&gt;Varyasyon: Aynı türdeki canlılar arasında mutasyon yada çevresel etkiler sonucunda oluşan farklılıklara varyasyon adı verilir.&lt;br/&gt;Adaptasyon: Canlının var olan karakterinin bulunduğu ortama uyum sağlaması sonucu yaşamına devam edilmesi olayına adaptasyon adı verilir. Canlının var olan karakterinin ortama</description></item><item><title>BİYOGAZIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyogazin-tanimi-ve-ozellikleri-397808.html</link><description>BİYOGAZIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Biyogaz, hayvansal ve bitkisel atıkların oksijensiz ortamda ayrışması sonucu ortaya çıkan bir gaz karışımıdır. Bileşiminde % 60-70 metan (CH4), % 30-40 karbondioksit (CO2), % 0-2 hidrojen sülfür (H2S) ile çok az miktarda azot (N2) ve hidrojen (H2) bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Biyogaz üretiminde kullanılabilecek bazı atıklar&lt;br/&gt;Hayvansal Atıklar : Sığır, at, koyun, tavuk gibi hayvanların gübreleri, insan dışkısı, mezbaha atıkları ve hayvansal ürünlerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar&lt;br/&gt;Bitkisel Atıklar : İnce kıyılmış sap, saman, mısır artıkları, şeker pancarı yaprakları gibi bitkilerin işlenmeyen kısımları ile bitkisel ürünlerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar.&lt;br/&gt;Biyogaz üretiminde hayvansal ve bitkisel atıklar tek başına kullanılabileceği gibi belli esaslar doğrultusunda karıştırılarak da kullanılabilir.&lt;br/&gt;Biyogaz, temiz ve mavi bir alevle yanar.&lt;br/&gt;Biyogaz, kullanılmadığı zaman çürük yumurta kokusundadır ancak yanarken bu koku kaybolur. Bu özellik, biyogazı ileten borularda kaçak olup olmadığını anlamada kolaylık sağlar.&lt;br/&gt;Biyogaz çok düşük sıcaklıklarda (-164 Â°C) sıvılaştırılabilmektedir. Bu işlem çok pahalıdır bu nedenle gaz tüplerinde depolanması ekonomik değildir. Genellikle gaz halinde kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;BİYOGAZ ÜRETİMİNİN YARARLARI&lt;br/&gt;Ülkemizde hayvansal ve bitkisel atıklar, çoğunlukla ya doğrudan doğruya yakılmakta veya tarım topraklarına gübre olarak verilmektedir. Ancak atıkların yakılarak ısı üretiminde kullanılması daha yaygın olarak görülmektedir. Bu şekilde istenilen özellikte ısı üretilemediği gibi, ısı üretiminden sonra atıkların gübre olarak kullanılması da mümkün olmamaktadır. Biyogaz teknolojisi ise organik kökenli atıklardan hem enerji eldesine hem de atıkların toprağa kazandırılmasına imkan vermektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 m3 biyogazın etkili ısısı; &lt;br/&gt;0.62 l gazyağının &lt;br/&gt;1.46 kg odun kömürünün &lt;br/&gt;3.47 kg odunun &lt;br/&gt;0.43 kg bütan gazının &lt;br/&gt;12.30 kg tezeğin&lt;br/&gt;4.70 Kwh elektriğin &lt;br/&gt;1.18 m3 havagazı&quot;nın&lt;br/&gt;sağladığı etkili ısıya eşdeğerdir.</description></item><item><title>TRANSGENİK BİTKİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?transgenik-bitkiler-396549.html</link><description>Bitkinin sağlığı ve besin değeri ;&lt;br/&gt;Genotipe&lt;br/&gt;Çevreyle olan etkileşime bağlıdır.&lt;br/&gt;    Örnek: &quot;Olumsuz ısı değişimleri, kuraklık ve toprağın bileşimi önemli etkenlerdir&quot;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖRNEK : Kuraklık, tahıllarda anormal ve kısır polenler oluşmasına yol açtığından embriyo gelişimini ve sonuçta tohumun ağırlığını ve kalitesini de olumsuz yönde etkileyecektir.</description></item><item><title>ÇEVRE BİYOTEKNOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cevre-biyoteknolojisi-346504.html</link><description>ÇEVRE BİYOTEKNOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                             Atık İşlemlerin Biyokimyası&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Atık su arıtılması sırasında oluşan biyokimyasal reaksiyonlar daha çok bakteriler tarafından gerçekleştirilir.Atık suyun bileşimi çok kompleks olup binlerce organik maddeyi çok değişik konsantrasyonlarda içerir.Atık suda çok sayıda substrat ve mikroorganizma bulunması bazı reaksiyonların inhibisyonuna sebep olabilmektedir.Ayrıca substrat konsantrasyonunun çok düşük olması reaksiyon hızlarının da fermantasyona kıyasla çok yavaş olması sonucunu doğurur.&lt;br/&gt;        Atık işlemlerin biyokimyası atığın içerdiği bileşiklerin tabiatı ile yakından ilgilidir. Kentsel atık sularda bulunan organik C&quot;nin %75 i karbonhidrat,,protein,amino asitler ve yağ asitlerinden kaynaklanır.Geriye kalan kısımda anyonik deterjanlar ve non iyonik deterjanlar önemli yer tutar.Organik maddenin 2/3 i süspanse haldedir.&lt;br/&gt;        Atık işlemleri &quot;açık&quot; sistemler olduğundan mikrobiyal populasyon özellikle düşük büyüme hızlarında çok çeşitlidir.Aerobik işlemlerde ana katabolik reaksiyonlar moleküler O2&quot;li  oksidasyon ile tamamlanırken ,anaerobik solunum bazı durumlarda meydana gelir ve nitrat elektron akseptörü olur.Anaerobik işlemlerde ana reaksiyon hidrolitik ve fermentatif reaksiyonlardan sonra inorganik karbonun elektron akseptörü olarak kullanıldığı solunumdur.Bu reaksiyonların son ürünü metan olup CO2 in H2 ile direkt indirgenmesi ile de elde edilebilir.  &lt;br/&gt;               Solunum-O2 Tüketimi&lt;br/&gt;        Bir atığın arıtılması sırasında O2 tüketiminin bilinmesi çok önemlidir.Çünkü havalandırma aktif çamur prosesinde toplam maliyetin önemli bir kısmını oluşturur.&lt;br/&gt;        Oksijen tüketimi manometrik ve elektrodlarla veya beş günlük BOD(Biyolojik Oksijen İhtiyacı) testi ile belirlenebilir.Arıtılmış olsun veya olmasın atık suların büyük kısmı genellikle nehirlere verilir.Nehir canlı hayatı için çözünmüş O2 miktarı esansiyel olduğunda daha 1912 yılında İngiltere&quot;de nehir suyundaki çözünmüş O2 ni kritik düzeye düşürmeden kanalizasyon sularının nehre verilebilmesi için BOD testleri yaptırılmaya başlanmıştır.&lt;br/&gt;        Saf bakteri kültürleri için spesifik endojen solunum oranı çok düşükken aktif çamur durumda oldukça yüksektir.(~%10-50).Bunun iki önemli sebebi vardır.&lt;br/&gt;        1)Aktif çamur kendine bağlı olarak suda çözünmeyen formattaki yağ asitleri,karbonhidratlar ve proteinleri içerir.&lt;br/&gt;         2)Arıtma proseslerinde metabolize olabilecek depo ürünlerini içerebilecek mikroorganizmalar yavaş büyürler buna karşılık endojen solunumu çok hızlıdır.&lt;br/&gt;         Bu durumlarda hücre canlılığını yitirir ama solunum devam eder ve mikrobiyal büyüme olmadığı halde O2 tüketilir.Normal olarak aktif çamurda canlı hücre oranı %1-10 arasında değişir.Sonuçta total lizizin gerçekleşir ve hücre içeriği dışarı çıktığından bulanıklığa sebep olur.Supernatantın çözünmüş organik karbon(DOC) ve BOD değeri yükselir.&lt;br/&gt;        Atık işlemlerinde endojen metabolizma ve lizizin bilinmesi havalandırma tankının O2 gereksinimini hesaplayabilmek açısından önemlidir.&lt;br/&gt;              Çözünmüş Oksijen(DO)&lt;br/&gt;        Moleküler O2,H2 veya e akseptörü olarak hizmet görür ve sonuçta H2O oluşur.O2 ender olarak doğrudan organik moleküllere transfer edilir.DO arttırılırsa solunum hızlanır ve hiperbolik bir görüntü verir.&lt;br/&gt;        Hızın DO konsantrasyonuna bağımlılığı Monod ve MichaelisMenten denklemlerine uyar ve bakterinin oksijene ilgisi Km sabiti ile ifade edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Solunum hızının çözünmüş oksijen konsantrasyonuna bağımlı değişimi)&lt;br/&gt;        Saf kültürler için Km çok düşüktür(0,001 mg/1) aktif çamur durumunda ise(0,1-0,2 mg/1) dir. Km=0,1 mg/1 ise maksimum hızın %95 ine ulaşabilmek için DO&quot;nun 2 mg/1 olması yeterlidir.Daha fazla havalandırma ekonomik değildir.&lt;br/&gt;        Aktif çamur proseslerinde hava yerine saf oksijen kullanılması O2&quot;nin sıvı faza hızlı geçmesi açısından önemlidir.&lt;br/&gt;              Enzimler&lt;br/&gt;        Bilindiği gibi enzimler biyokimyasal reaksiyonları katalizlerler ancak aktif çamurda serbest formda enzim bulunmaz.Hücrelerin iç</description></item><item><title>SEGMENTASYON YÖNTEMİYLE İKİ BOYUTLU GÖRÜNTÜ ÜZERİNDE AĞIRLIK MERKEZİNİN HESAPLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?segmentasyon-yontemiyle-iki-boyutlu-goruntu-uzerinde-agirlik-merkezinin-hesaplanmasi-388059.html</link><description>Segmentasyon Yöntemiyle İki Boyutlu Görüntü Üzerinde Ağırlık Merkezinin Hesaplanması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki boyutlu resim üzerinde ağırlık merkezinin hesaplanabilmesi için öncelikle vücuttaki her uzuvun uzunluğu hesaplanmalıdır. Bunu hesaplayabilmek için bu projede Ganalizi programı ile uzuvların eklem noktalarının koordinatları hesaplanmıştır. Aşağıda Tablo 1&quot;de Ganalizi programından elde edilmiş koordinatlar bulunmaktadır. (Tablodaki koordinat değerleri pixel değeri üzerindendir.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLGEX EkseniY Ekseni&lt;br/&gt;FIXED POINT00&lt;br/&gt;R TOE384269&lt;br/&gt;R HEEL379212&lt;br/&gt;R ANKLE360223&lt;br/&gt;R KNEE279186&lt;br/&gt;R HIP220119&lt;br/&gt;R SHOULDER10478&lt;br/&gt;R ELBOW75125&lt;br/&gt;R WRIST4294&lt;br/&gt;L TOE175274&lt;br/&gt;L HEEL223246&lt;br/&gt;L ANKLE201237&lt;br/&gt;L KNEE140184&lt;br/&gt;L HIP207125&lt;br/&gt;L SHOULDER12067&lt;br/&gt;L ELBOW15229&lt;br/&gt;L WRIST1963&lt;br/&gt;CHIN105103&lt;br/&gt;FOREHEAD69103&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1Eklem noktalarının koordinatları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Koordinatların hesaplanmasının ardından da bu koordinatlardan üye uzunlukları tespit edilmiştir. Üye uzunluğunun hesaplanmasında,&lt;br/&gt; __________________&lt;br/&gt;&amp;#61654;(x2 &amp;#8211; x1)2&amp;#61472;&amp;#61483;&amp;#61472;&amp;#61480;y2 &amp;#8211; y1) 2         formülü kullanılmış ve her üye hesaplanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hesaplanan üye uzunlukları, her üyenin kendi ağırlık merkezi oranlarıyla çarpılması sonucunda üyenin ağırlık merkezinin göz önünde bulundurulan ekleme göre ne kadar uzakta olduğu tespit edilmiştir. Bu projede kullanılan ağırlık merkezleri oranları Clauser ve arkadaşlarının (1969) belirttiği değerlerdir.&lt;br/&gt;Tespit edilen ağırlık merkezinin uzuv üzerinde düştüğü noktanın koordinatlarının tespiti için ise doğru denklemi kullanılmıştır. Bu denklemin oluşturulabilmesi için öncelikle uzvun düzlemle yaptığı &quot;&amp;#61537;&quot; açısının bulunması gereklidir. Bu açı &lt;br/&gt;&amp;#61537;&amp;#61472;&amp;#61501;&amp;#61472;arctan   _y2 &amp;#8211; y1_              formülüyle bulunmuştur.&lt;br/&gt;          x2 &amp;#8211; x1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ardından da bulunan açıdan geçen doğru üzerinde ağırlık merkezinin düştüğü noktanın koordinatları tespit edilmiştir. &lt;br/&gt;Bunun için de &lt;br/&gt;Xcg = ağırlık mer. * cos( &amp;#61537;&amp;#61472;) + X1                    Ycg = ağırlık mer. * sin( &amp;#61537;&amp;#61472;) + y1&lt;br/&gt;       &lt;br/&gt;formülleri kullanılmıştır.&lt;br/&gt;Elde edil</description></item><item><title>CANLININ İÇ YAPISINA YOLCULUK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlinin-ic-yapisina-yolculuk-360221.html</link><description>CANLININ İÇ YAPISINA YOLCULUK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Etrafımızdaki varlıkları canlı ve cansız olmak üzere ikiye ayıra biliriz. &lt;br/&gt;Canlı varlıkların ortak özellikleri&lt;br/&gt;1. Kendileri gibi canlı olan hücrelerden oluşmuşlardır.&lt;br/&gt;2. Canlılar hareket ederler.&lt;br/&gt;3. Çoğalır, gelişir ve büyürler.&lt;br/&gt;4. Enerji harcar ve bunun için beslenirler.&lt;br/&gt;Hücre ve hücrenin yapısı&lt;br/&gt;     Hücre canlıların canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimidir. Mikroskobun keşfine kadar hücrenin varlığı bilinmiyordu. &lt;br/&gt;     Gelişmiş yapılı canlılarda hücreler birleşerek dokuları, dokular organları, organlar canlıyı oluştururlar. Örnek insan.&lt;br/&gt;     Hücrenin şeklini ilk defa Robert Hooke basit bir mikroskopla şişe mantarını inceleyerek çizmiştir. Milyonlarca çeşit hücre olmasına rağmen biz temel olarak hayvan ve bitki hücresini inceleyeceğiz. &lt;br/&gt;Hayvan hücresi&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitki hücresi&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;    Hücreleri genel olarak hücre zarı, hücre çekirdeği ve sitoplazma olmak üzere üç kısma ayıra biliriz. &lt;br/&gt;A. Hücre zarı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Hücreyi çevreleyerek dağılmasını önleyen protein ve yağlardan meydana gelmiş yapıdır. Hücre zarı canlı, esnek, dayanıksız, seçici geçirgen, yarı saydam özelliklere sahiptir. Hücre zarının yapısını açıklayan bilimsel modele &quot;akıcı mozaik zar modeli&quot; adı verilir. &lt;br/&gt;B. Sitoplazma&lt;br/&gt;     Hücrenin tüm faaliyetlerini yürüten organellerin (organcıklar) ve çekirdeğin içerisinde yüzdüğü yoğun sıvı bir maddedir Sitoplazma&quot;nın içerisinde bulunan en önemli organeller şöyledir: &lt;br/&gt;    1.Mitokondri:Hücrenin enerji merkezidir. Hücre içi solunum burada gerçekleşir. &lt;br/&gt;    2.Endoplazmik retikulum:Hücre içerisinde madde taşınmasından sorumlu organeldir. Üzerinde ribozom bulunduranlara &quot;granüllü endoplazmik retikulum&quot; ribozom bulundurmayanlara &quot;granülsüz endoplazmik retikulum&quot; denir. &lt;br/&gt;     3.Ribozom: Protein sentezinin yapıldığı yerdir. &lt;br/&gt;    4.Golgi cisimciği: Salgı maddelerinin üretildiği yerdir. &lt;br/&gt;    5.Lisozom: Hücre içi sindirime yardımcı olur. &lt;br/&gt;    6.Sentrozom: Sadece hayvan hücrelerinde bulunan ve hücre bölünmesinde rol alan organel dir. &lt;br/&gt;    7.Koful: Besin depolamasında ve atık ürünlerin hücreden atılmasında kullanılan organeldir. Hayvan hücrelerinde az ve küçük bitki hücrelerinde çok ve büyük kofullar bulunur. &lt;br/&gt;     8.Plastitler: Sadece bitki hücrelerinde bulunurlar. Plastitler 3 tanedir.&lt;br/&gt;    Kloroplast= Bitkiye yeşil rengi verir. Bitki hücresinde fotosentezin gerçekleştiği yerdir.&lt;br/&gt;     Lökoplast= Besin depolar.&lt;br/&gt;     Kromoplast=Bitkilere renk verir. Çiçeklerdeki kırmızı, sarı, yeşil gibi renklerin oluşmasını&lt;br/&gt;sağlar. &lt;br/&gt;     9.Hücre çeperi: Sadece bitki hücre-sinde bulunan sert ve cansız yapıdır. Görevi bitki hücresini dış etkilerden korumak ve bitkiye sağlamlık kazandırmak dır. &lt;br/&gt;Hücre çeperi; &lt;br/&gt;    1. canlı değildir &lt;br/&gt;    2. tam geçirgendir &lt;br/&gt;    3. dayanıklıdır&lt;br/&gt;    4. selilozdan yapılmıştır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    10.Kromatin iplik: Hücre bölünmesinde görev alır. &lt;br/&gt;C. Çekirdek&lt;br/&gt;     Hücrenin bütün faaliyetlerini kontrol eder. Çekirdek; çekirdek zarı, çekirdek sıvısı(çekirdek öz suyu), kromatin iplikler ve çekirdekçik olmak üzere dört kısımdan oluşur. Çekirdek hücrenin tüm genetik bilgisini taşıyarak hücrenin hayatı, faaliyetleri ve görevleri hakkındaki tüm bilgiler çekirdekte saklanır. Bu bilgiler gelecek nesillere çekirdek tarafından aktarılır. Çekirdek içerisinde bu işleri yapan; yönetici molekül DNA &quot;dır. &lt;br/&gt;Bitki ve hayvan hücresi arasındaki farklar&lt;br/&gt;Bitki hücresi&lt;br/&gt;1. Hücre çeperi bulunur.&lt;br/&gt;2. Sitoplazmada plastitler vardır&lt;br/&gt;3. Kofullar çok ve büyüktür.&lt;br/&gt;4. Lisozom ve sentrozom bulunmazHayvan hücresi&lt;br/&gt;1. Hücre çeperi bulunmaz&lt;br/&gt;2. Plastitler yoktur&lt;br/&gt;3. Kofullar az ve küçüktür.&lt;br/&gt;4. Lisozom ve sentrozom bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücre çeperi ve hücre zarı arasındaki farklar&lt;br/&gt;Hücre çeperi&lt;br/&gt;1. Cansızdır.&lt;br/&gt;2. Tam geçirgendir.&lt;br/&gt;3. Dayanıklıdır.&lt;br/&gt;4. Selüloz &quot;dan yapılmıştırHücre zarı&lt;br/&gt;1. Canlıdır.&lt;br/&gt;2. Seçici geçirgendir.&lt;br/&gt;3. Dayanıksızdır.&lt;br/&gt;4. Protein ve yağlar-dan yapılmıştır</description></item><item><title>ÇAĞIMIZDA GELİŞEN BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cagimizda-gelisen-biyoteknolojik-gelismeler-437156.html</link><description>ÇAĞIMIZDA GELİŞEN BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Özet &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu makale  iki bölümden  oluşmuştur.  Birinci bölümünde,  biyoteknoloji  ile değişen dünya düzeninde olası  devrimsel gelişmeler  ve  söz konusu gelişmelerin eğitim bilimleri açısından  öngörülen doğurgusu ele alınmıştır. İkinci bölümde  biyoteknoloji alanında  dünyada ve  Türkiye&quot;de durum  genel  çizgileriyle özetlenmiş ve gelişmelerin  eğitim sistemine olası yansımaları  tartışmaya açılmıştır. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Giriş &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyolojide  DNA&quot;nın  yapısının çözümlenmesi  20. yüz yıldaki en  önemli   bilimsel gelişmelerden biridir. Bu gelişme alanda yeni çalışmalara ivme kazandırmıştır. Yeni teknolojilerin kullanıldığı ve uygulandığı  bu çalışmaların doğurguları  fiziksel ve doğal dünyayı değiştirebilecek  niteliktedir. Bu  nedenle  bilimsel platformlarda  yeni yüzyıl biyoteknoloji yüzyılı olarak tanımlanmaktadır. &lt;br/&gt;Biyoteknoloji ve Gelişmeler &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyoteknoloji kavramı, ilk kez 1919 yılında Ereky   tarafından kullanılmıştır.  Biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler,  hiç kuşkusuz kavramın kapsamını  genişletmiş; anlamını zenginleştirmiştir. Söz konusu gelişmeler,  tarihsel süreç içinde, üç başat  döneme ayrılmaktadır. (1,2,3,4,5) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geleneksel biyoteknoloji dönemi .- 1919 ve 1939&quot;lu  yılları kapsamaktadır. Bu dönemde, biyoteknoloji   Ereky &quot;nin kavramı ilk kullandığı anlamda  &quot;&quot; biyolojik sistemlerin yardımıyla  hammaddelerin yeni ürünlere dönüştürüldüğü işlemleri&quot;&quot;  ifade etmektedir. Bu dönemdeki bilgi birikimi ve teknolojiyle  biyolojik sistemler, herhangi bir  değişime tabi tutulmaksızın ekmek, peynir, yoğurt, alkol vb. maddelerin üretilmesinde kullanılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ara dönem.- 1940 ve 1973&quot;lü yılları kapmaktadır. Bu dönemde genomlarında  köklü bir değişiklik  yapılmaksızın biyolojik sistemlerin,  endüstride kullanım alanları genişletilmiş sınırlı tekniklerle antibiyotik, enzim, protein  vb. maddelerin  üretimi geliştirilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern biyoteknoloji  dönemi.- Gelişmiş ve modern tekniklerin biyolojik sistemlere &lt;br/&gt;Uygulanmasına ilişkin çalışmaları  kapsamaktadır. Mutasyonlar ya da rekombinant DNA &lt;br/&gt;Teknolojisi yardımıyla oluşturulan yeni fenotipik karakter taşıyan  mutantlar veya transgenetik organizmalar endüstride ve tüm alanlarda yoğun biçimde kullanılmaya başlanmış ve kullanılmaktadır. Biyoteknoloji  giderek  genetik mühendisliği uygulamalarının tıbbi, zirai ve endüstriyel biyolojik maddelerin  üretilmesi amacıyla kullanılmasını kapsamaktadır.  Bu nedenle 20. yüzyılın  son yıllarında biyoteknoloji, uygulamalı ve disiplinlerarası bir alan,  &quot;&quot;moleküler genetik&quot;&quot; ve &quot;&quot;rekombinant DNA teknolojisi&quot;&quot; olarak tanımlanmaktadır. Artık  bu  teknoloji  bir organizmanın  genomlarında bulunan tüm bilgileri ve şifreleri  değiştirmeyi; aynı ya da farklı cinse ait organizmalara DNA sekansları veya genleri aktarmayı, istenilen DNA  baz sıralarını veya genlerini çıkarmayı, başka organizmalara aktarmayı ya da birleştirmeyi; DNA  ve  RNA  baz sıralarını belirlemeyi, gen haritaları çıkarmayı; transgenetik  hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar üretmeyi, genetik düzeyde embriyolarda düzenlemeler yapmayı,  yeni fenotip ve genotipte  canlılar oluşturmayı,  proteinler, enzimler, antibiyotikler hormonlar gibi tanılama, tedavi, koruma  ve araştırmalarda kullanılan  maddeler, kimyasallar üretmeyi olanaklı kılmaktadır. &lt;br/&gt; Biyoteknolojide ulaşılan aşama ve sürdürülen çalışmalar  21. Yüzyılı şekillendirecek devrimsel  gelişmeleri  içermektedir. Rıfkın bu gelişmeleri &lt;br/&gt;1. genlerin izole edilmesi ve birleştirilmesi, &lt;br/&gt;2. patentlenen yaşam, &lt;br/&gt;3. ikinci yaradılış, &lt;br/&gt;4. öjenik bir uygarlık, &lt;br/&gt;5. gen sosyolojisi, &lt;br/&gt;6. bilgisayar işi DNA, &lt;br/&gt;7. yeniden keşfedilen doğa olmak üzere yedi başlıkta ele almıştır. (6) &lt;br/&gt;Demirsoy,  söz konusu gelişmeleri &lt;br/&gt;1. yapıyla ilgili &lt;br/&gt;2. eğitim-öğretimle ilgili &lt;br/&gt;3. işlevsel, &lt;br/&gt;4. özgürlükler, &lt;br/&gt;5. idari ve yasal, &lt;br/&gt;6. düşünce zeminin evrimleşmesi olarak altı boyutta irdelemiştir.,(7) &lt;br/&gt;Bu makalede, yazar 21. yüzyılı şekillendirecek  olası devrimsel gelişmeleri birbirleriyle &lt;br/&gt;örtüşür nitelikte  olmaları nedeniyl</description></item><item><title>KLONLAMA TEKNOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?klonlama-teknolojisi-344925.html</link><description>Klonlama teknolojisi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 1997 yılında dolly adlı kopya kuzunun dünyaya gelmesinden bu yana klonlama dünyasında &lt;br/&gt;birçok ilerleme gerçekleşti. Bilim adamları koyunun yanı sıra ,fare, inek ,keçi ve maymun klonladılar. &lt;br/&gt;Klonlama teknolojisinde patent hakları, klonlama ve genetik çeşitlilik, insan klonlama gibi &lt;br/&gt;konularda tartışmalar sürerken , bilim de kendi yolunda ilerliyor. Bilim adamları klonlama &lt;br/&gt;teknolojisiyle, doku ve organ nakillerinde kullanılacak dokularla organlar üretmeye çalışıyorlar.&lt;br/&gt;Belki de çok yakında bilim adamları klonlanarak ilk bebeğin doğduğunu açıklayacaklar. &lt;br/&gt;Bundan 20 yıl kadar önce doğmuş ilk tüp bebek Louise Brown gibi bu bebek de önce medyanın yoğun &lt;br/&gt;ilgisiyle karşılanacak. Ancak klonlama dünyasından son haberler, bu konuda acele etmemek &lt;br/&gt;gerektiğini düşündürüyor bize.&lt;br/&gt;1997 yılının şubat ayında iskoçya&quot;da Edinburgh yakınlarında Roslin Endüstrisi&quot;nde lan &lt;br/&gt;Wilmut ve arkadaşları, dişi bir koyundan kopyalamış oldukları Dolly adlı kuzunun doğduğunu &lt;br/&gt;açıklamışlardı. Dolly, dolayısıylada klonlama teknolojisi, dünya gündemine bomba gibi düşmüştü.&lt;br/&gt; Dolly örneğinde klonlamayı  kısaca yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir bedensel &lt;br/&gt;(somatik) hücrenin kullanılmasıyla canlının &quot;genetik ikizi&quot;nin yaratılması olarak tanımlayabiliriz. &lt;br/&gt;Dolly&quot;nin yaratılmasında kullanılan klonlama yöntemi, bedensel hücre çekirdek transferi &lt;br/&gt;olarak adlandırılıyor. Bu yöntemle araştırmacılar, bir hücrenin çekirdeğini alarak hücrenin &lt;br/&gt;genetik materyalini içeren DNA çekirdekte bulunur-sonra  bunu kendi hücre çekirdeği, yani DNA&quot;sı &lt;br/&gt;çıkarılmış bir yumurta hücresine aktarıyorlar. Ortaya çıkan embriyonun her bir hücresinde &lt;br/&gt;hücresinde, çekirdeği veren hücrenin DNA&quot;sı bulunuyor. Daha sonrada embriyo, bir dişinin &lt;br/&gt;rahmine yerleştiriliyor.&lt;br/&gt;Dünyanın klonlama teknolojisinden haberli olduğu 1997 yılından bu yana bu alanda &lt;br/&gt;büyük ilerlemeler gerçekleştirildi. Bilim adamları, koyunun yanı sıra, fare, inek, keçi ve maymun &lt;br/&gt;kopyalamayı başardılar. Bu arada Dolly iki kez doğum yaptı; pek çok ülkede klonlama , özellikle de&lt;br/&gt; insan klonlamayla ilgili yasalar ve yasaklar konulmaya çalışıldı, ya da konuldu. Patent hakları, &lt;br/&gt;insan klonlama, klonlamanın yaygınlaştırılmasının genetik çeşitliliğin, azalmasına yol açabileceği &lt;br/&gt;gibi konularda pek çok tartışma yaşandı. Bu tartışma konuları hala  güncelliğini koruyor olsa da, etik &lt;br/&gt;tartışmaların yasal düzenlemelerin yeni odağı, hücre ve doku naklinde kullanılacak malzemelerin &lt;br/&gt;üretilmesi için yapılan &quot;tedavi amaçlı klonlama&quot;. Yani, hastalık sonucu kaybedilmiş doku ve &lt;br/&gt;organların yerine, klonlama yoluyla yenilerinin üretilmesi.&lt;br/&gt;Gerçekte çekirdek transferi yönteminin, organ nakilleri için insan organlarının &lt;br/&gt;klonlanmasında kullanılabileceği düşüncesi, Dolly&quot;nin doğumunun açıklanmasından hemen sonra  &lt;br/&gt;su yüzüne çıkmıştı. İnsanlara kusursuz olarak uyan, nakilden sonra bedenin reddetmeyeceği organlar &lt;br/&gt;elde etmek için üretilmiş, olan bitenden habersiz, bilinçsiz klonlar; organ tarlaları...  Ancak, gerçekte &lt;br/&gt;olup bitenler bu senaryodan çok farklı. Araştırmacılar, labaratuvarda kültürleme yoluyla &lt;br/&gt;oluşmuş embriyolardan dokular ve organlar üretmeyi amaçlıyorlar.&lt;br/&gt;Alıcısına kusursuz bir şekilde uyan organ ve dokuları klonlama yoluyla üretme &lt;br/&gt;düşüncesi, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, California&quot;da bulunan Geron adlı biyotik şirketinin,&lt;br/&gt;Dolly&quot;nin yaratıcılarınca kurulmuş Roslin BioMed&quot;i almasıyla bir adım daha yol aldı. Geron, &lt;br/&gt;çağdaş tıbbın yeni mucizesi embriyonik kök hücreler konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor. &lt;br/&gt;1998 yılı kasım ayında, çalışmalarını Geron&quot;n desteklediği iki bilim adamının, birbirinden bağımsız &lt;br/&gt;olarak, insanlara ait embriyonik kök hücreleri izole ettikleri açıklandı. &lt;br/&gt;Kök hücreleri, farklı hücre türlerine dönüşebilen özel hücreler olarak &lt;br/&gt;tanımlayabiliriz. Embriyonun ilk zamanlarında, onu oluşturan kök hücrelerin her biri, bütün bir &lt;br/&gt;organizma yaratma potansiyeline sahiptir. Kimi kök hücre türleri yetişkin organizmalarda bulunurken &lt;br/&gt;çok bilinenleri kemik iliğindeki, akyuvar üreten kök hücrel</description></item><item><title>GENETİK MODİFİYE ORGANİZMALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genetik-modifiye-organizmalar-440548.html</link><description>GENETİK MODİFİYE ORGANİZMALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özet&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Besin biyoteknolojisi ;besinlerin niteliğini,miktarını,güvenliğini,üretim kolaylığını ve ekonomikliğini artırmak amacıyla besin ürünlerine,hayvanlara ve mikroorganizmalara biyolojik tekniklerin uygulanması olarak tanımlanabilir(1). Biyoteknolojik uygulamalar 1800&quot;lü yıllarda insanların ekmeği mayalandırmak ve şarap fermantasyonu için mayaları kullanmalarıyla başlamıştır(2). Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında Dünya popülasyonunun 2 katına çıkarak 9 milyar insan değerine ulaşacağını hesaplamışlardır. Basitçe rDNA teknolojisi ürün kayıplarını azaltan ve çiftlik alanlarını koruyarak ürün miktarını artıran; böylece dünyanın artan popülasyonunun besin ihtiyacını karşılayabilecek en kesin,ümit verici ve ileri yöntemdir(2). 15 yılı aşan laboratuar incelemeleri ve saha araştırmaları yüzyıllardır geleneksel yöntemlerle üretilen besinlerle rDNA mühendisliğiyle üretilen besinler arasında riskler yönünden hiçbir farklılık bulunmadığını göstermiştir(2). A.B.D&quot;de oldukça tartışmalı olan biyoteknoloji ürünü besinlerin etiketlenmesi konusu son zamanlarda gelişen çeşitli olaylarla yeniden ortaya çıkmıştır. Bu olaylar ve benzeri diğer gelişmeler artış göstermekle beraber politik,bilimsel,dinsel,filozofik,etik,ulusal politikalar ve yasal yönden birçok soruyu beraberinde getirmiştir(3). rDNA teknolojisi çiftlik hayvanlarının melezlenmesinde,besin işlenmesinde kullanılan mikrobiyolojik öğelerin üretilmesinde ve insan tıbbında kullanılır(2). Genetik modifikasyon tıp,tarım ve besin için büyük bir güçtür. Besinde gerçek yararları kısa dönemde ortaya çıkmamış;uzun dönemde özellikle üçüncü dünya ülkeleri olmak üzere tüm dünyada açlık ve malnütrisyonun ortadan kaldırılmasında güçlü etkileri olduğu fark edilmiştir(1).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş ve Tanımlar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Biyoteknolojide ulaşılan son nokta olan genetik modifikasyon(GM) ayrıca genetik mühendislik,genetik işleme,gen teknolojisi ve/veya rekombinant DNA teknolojisi olarak da bilinmektedir. Ortak kullanılan terim olan &quot;&quot;Genetik Modifiye Organizmalar&quot;&quot; veya GMO sıklıkla düzenleyici dökümanlarda ve bilimsel literatürde yumurta ve spermin doğal kombinasyonu veya doğal bakteriyel bölünme dışında DNA&quot;ya sahip olan bitkiler,hayvanlar ve mikroorganizmaları tanımlamak için kullanılır. Gen teknolojisiyle besin işleme yönteminde oluşturulan çeşitli değişiklikler temelde gen teknolojistlerinin  işlemi hızlandırması ve rastgele çeşitliliği önemli derecede azaltması dışında doğada gerçekleşen olaylardan farklı değildir(1).&lt;br/&gt;    Basitçe,gen teknolojistleri bir organizmadan diğerine gen transferinde kes-yapıştır yöntemini kullanmaktadır. Bu yöntemin başarılmasında spesifik noktalardan DNA kesen ve yapıştıran ,bir çeşit moleküler makas ve bant vazifesi gören bakteriyel enzimlere ihtiyaç vardır. Genetik modifikasyon işlemi boyunca modifiye organizmadan seçilen orijinal genetik  materyal ölçülemeyecek kadar küçük olsa bile milyarlarca kez çoğaltılır. Detay olarak;DNA&quot;nın bir organizmadan diğerine kolayca taşınamadığı durumlarda aracı olarak plasmidler (bakteriyel DNA&quot;nın küçük halkaları) kullanılabilir. Alternatif olarak,bazı bitki hücreleri &quot;&quot;gen silahı&quot;&quot; adı verilen özel bir silahla  yeni DNA ile kaplı küçük partiküllerle vurularak değiştirilebilir. Modifiye edilen bu hücre yeni bir organizmanın oluşturulmasında kullanılabilir(1).&lt;br/&gt;    Bununla beraber şu anda mevcut bulunan yöntemlerle çok az sayıdaki hücre genetik modifikasyon prosedürlerine katılıp başarıyla modifiye edilebilmektedir. Bu tür hücre kültürlerinden bütün bir bitki veya hayvanın gelişmesi aylar,yıllar sürmektedir. Bu nedenle bir hücre  kültürü karışımındaki modifiye hücrelerde transfer edilecek genetik materyale yakın bağlı &quot;&quot;marker genler&quot;&quot; tanımlanmalıdır(1).&lt;br/&gt;    Antibiyotik direnci,laboratuar koşullarında hücresel düzeyde kolayca tanımlanabilmesi ve seleksiyon için uygun bir temel oluşturması nedenleriyle sıklıkla genlerin etiketlenmesinde kullanılır. Bununla beraber antibiyotik işaretli genler çeşitli şüphelerin kaynağı olmuş,diğer</description></item><item><title>BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoteknolojik-gelismeler-448900.html</link><description>ÇAĞIMIZDA GELİŞEN BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Özet &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu makale  iki bölümden  oluşmuştur.  Birinci bölümünde,  biyoteknoloji  ile değişen dünya düzeninde olası  devrimsel gelişmeler  ve  söz konusu gelişmelerin eğitim bilimleri açısından  öngörülen doğurgusu ele alınmıştır. İkinci bölümde  biyoteknoloji alanında  dünyada ve  Türkiye&quot;de durum  genel  çizgileriyle özetlenmiş ve gelişmelerin  eğitim sistemine olası yansımaları  tartışmaya açılmıştır. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Giriş &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyolojide  DNA&quot;nın  yapısının çözümlenmesi  20. yüz yıldaki en  önemli   bilimsel gelişmelerden biridir. Bu gelişme alanda yeni çalışmalara ivme kazandırmıştır. Yeni teknolojilerin kullanıldığı ve uygulandığı  bu çalışmaların doğurguları  fiziksel ve doğal dünyayı değiştirebilecek  niteliktedir. Bu  nedenle  bilimsel platformlarda  yeni yüzyıl biyoteknoloji yüzyılı olarak tanımlanmaktadır. &lt;br/&gt;Biyoteknoloji ve Gelişmeler &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyoteknoloji kavramı, ilk kez 1919 yılında Ereky   tarafından kullanılmıştır.  Biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler,  hiç kuşkusuz kavramın kapsamını  genişletmiş; anlamını zenginleştirmiştir. Söz konusu gelişmeler,  tarihsel süreç içinde, üç başat  döneme ayrılmaktadır. (1,2,3,4,5) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geleneksel biyoteknoloji dönemi .- 1919 ve 1939&quot;lu  yılları kapsamaktadır. Bu dönemde, biyoteknoloji   Ereky &quot;nin kavramı ilk kullandığı anlamda  &quot;&quot; biyolojik sistemlerin yardımıyla  hammaddelerin yeni ürünlere dönüştürüldüğü işlemleri&quot;&quot;  ifade etmektedir. Bu dönemdeki bilgi birikimi ve teknolojiyle  biyolojik sistemler, herhangi bir  değişime tabi tutulmaksızın ekmek, peynir, yoğurt, alkol vb. maddelerin üretilmesinde kullanılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ara dönem.- 1940 ve 1973&quot;lü yılları kapmaktadır. Bu dönemde genomlarında  köklü bir değişiklik  yapılmaksızın biyolojik sistemlerin,  endüstride kullanım alanları genişletilmiş sınırlı tekniklerle antibiyotik, enzim, protein  vb. maddelerin  üretimi geliştirilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern biyoteknoloji  dönemi.- Gelişmiş ve modern tekniklerin biyolojik sistemlere &lt;br/&gt;Uygulanmasına ilişkin çalışmaları  kapsamaktadır. Mutasyonlar ya da rekombinant DNA &lt;br/&gt;Teknolojisi yardımıyla oluşturulan yeni fenotipik karakter taşıyan  mutantlar veya transgenetik organizmalar endüstride ve tüm alanlarda yoğun biçimde kullanılmaya başlanmış ve kullanılmaktadır. Biyoteknoloji  giderek  genetik mühendisliği uygulamalarının tıbbi, zirai ve endüstriyel biyolojik maddelerin  üretilmesi amacıyla kullanılmasını kapsamaktadır.  Bu nedenle 20. yüzyılın  son yıllarında biyoteknoloji, uygulamalı ve disiplinlerarası bir alan,  &quot;&quot;moleküler genetik&quot;&quot; ve &quot;&quot;rekombinant DNA teknolojisi&quot;&quot; olarak tanımlanmaktadır. Artık  bu  teknoloji  bir organizmanın  genomlarında bulunan tüm bilgileri ve şifreleri  değiştirmeyi; aynı ya da farklı cinse ait organizmalara DNA sekansları veya genleri aktarmayı, istenilen DNA  baz sıralarını veya genlerini çıkarmayı, başka organizmalara aktarmayı ya da birleştirmeyi; DNA  ve  RNA  baz sıralarını belirlemeyi, gen haritaları çıkarmayı; transgenetik  hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar üretmeyi, genetik düzeyde embriyolarda düzenlemeler yapmayı,  yeni fenotip ve genotipte  canlılar oluşturmayı,  proteinler, enzimler, antibiyotikler hormonlar gibi tanılama, tedavi, koruma  ve araştırmalarda kullanılan  maddeler, kimyasallar üretmeyi olanaklı kılmaktadır. &lt;br/&gt; Biyoteknolojide ulaşılan aşama ve sürdürülen çalışmalar  21. Yüzyılı şekillendirecek devrimsel  gelişmeleri  içermektedir. Rıfkın bu gelişmeleri &lt;br/&gt;1. genlerin izole edilmesi ve birleştirilmesi, &lt;br/&gt;2. patentlenen yaşam, &lt;br/&gt;3. ikinci yaradılış, &lt;br/&gt;4. öjenik bir uygarlık, &lt;br/&gt;5. gen sosyolojisi, &lt;br/&gt;6. bilgisayar işi DNA, &lt;br/&gt;7. yeniden keşfedilen doğa olmak üzere yedi başlıkta ele almıştır. (6) &lt;br/&gt;Demirsoy,  söz konusu gelişmeleri &lt;br/&gt;1. yapıyla ilgili &lt;br/&gt;2. eğitim-öğretimle ilgili &lt;br/&gt;3. işlevsel, &lt;br/&gt;4. özgürlükler, &lt;br/&gt;5. idari ve yasal, &lt;br/&gt;6. düşünce zeminin evrimleşmesi olarak altı boyutta irdelemiştir.,(7) &lt;br/&gt;Bu makalede, yazar 21. yüzyılı şekillendirecek  olası devrimsel gelişmeleri birbirleriyle &lt;br/&gt;örtüşür nitelikte  olmaları nedeniyl</description></item><item><title>BİLİMSEL ARAŞTIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bilimsel-arastirma-389028.html</link><description>BİLİMSEL ARAŞTIRMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zamanı ölçebilme yeteneği genelde insanın dışında diğer canlılarda bulunmasının beklenmediği bir özelliktir. Bunun sadece insanlara özgü olduğu düşünülebilir ama hem bitkiler hem de hayvanlar, zamanı ölçme mekanizmasına yani &quot;biyolojik bir saate&quot; sahiptirler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerdeki Biyolojik Saat&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin zamana bağlı hareketlerinin ilk defa anlaşılması 1920lere dayanmaktadır. Bu yıllarda Almanyada iki bilimadamı Erwin Buenning ve Kurt Stern fasulye bitkisindeki yaprak hareketlerini inceliyorlardı. İncelemeleri sonunda gördüler ki, bitkiler gün boyunca yapraklarını güneşe doğru uzatıyorlar, geceleri de tam dikey olarak yapraklarını büzüp uyku pozisyonuna geçiyorlardı.Bu bilimadamlarından yaklaşık iki yüzyıl önce de Fransız Astronom Jacques dOrtour de Marian da bitkilerin böyle düzenli bir uyku ritmine sahip olduklarını gözlemlemişti. Karanlık bir ortamda ısı ve nem ayarlaması yapılarak tekrarlanan deneylerde bu durumun değişmemesi, bitkilerin içlerinde zaman ölçen bir sistemlerinin olduğunu göstermişti. Bitkiler belirli faaliyetleri için belirli zamanları seçerler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunu da güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak yaparlar. İçlerindeki saat güneş ışığıyla kurulduğu için ritmik hareketlerini 24 saat içinde tamamlarlar. Bitkilerin ritmik davranışlarının haftalarca sürdüğü de olabilir. Yapılan ritmik hareketler ne kadar sürerse sürsün değişmeyen bir nokta vardır. Bu hareketler her seferinde bitkinin yaşaması ve neslinin devamı için, hep en uygun zamanlamada gerçekleşir. Ve bu hareketlerin başarıyla tamamlanabilmesi için birçok karmaşık işlemin kusursuz bir şekilde meydana gelmesi gerekir. Örneğin birçok bitkide çiçeklenme yılın belli bir zamanında olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çünkü bu zamanlar bitkinin çiçeklenmesi için en uygun zamanlardır. Bitkilerin bu zaman ayarlamalarını yapan saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini de hesaplar. Her bitkinin biyolojik saati bu süreyi bitkinin kendi yapısal özelliğine göre hesaplar. Yapılan hesap ne olursa olsun çiçeklenme en uygun zamanda gerçekleşir. Bu şekilde bir zaman ayarlaması yapan soya fasulyesi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bu bitkilerin ne zaman ekilirlerse ekilsinler her zaman yılın aynı zamanlarında çiçek açtıkları görülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin çiçeklenmesi kendiliğinden gerçekleşen, olağan bir olay değildir. Çünkü bitkiler polenlerini her zaman yaymazlar. Örneğin Gelincik çiçekleri polenlerini polen taşıyıcı böceklerin en fazla olduğu saatlerde yayarlar. Diğer bitkilerdeki çiçeklenme de yılın belli zamanlarında gerçekleşir. Bu zaman çiçeklenme için en uygun olandır. Bilim adamları çiçeklerdeki bu zamanlamayı biyolojik saat olarak nitelendirmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler çiçeklenmenin dışında daha birçok faaliyetlerinde mükemmel zamanlamalar kullanırlar. Örneğin gelincik çiçekleri polenlerini yayma zamanlarını,</description></item><item><title>BİTOTEKNOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitoteknoloji-369257.html</link><description>BİYOTEKNOLOJİ&lt;br/&gt;Artık fizik için veda şarkıları yazmanın zamanı geldi. Silikonu bilgisayara çeviren, atomu paramparça eden fizik, yerini olağanüstü ve etkileyici bir bilim dalına bırakıyor: Biyoteknoloji. &lt;br/&gt;1897 yılında elektronun icadının hemen arkasından teknoloji ve buna bağlı tüm bilim dallarında bizi bugüne getiren bilim dalı fizik; emekli olmak üzere. Ancak unutmamak gerekir ki fiziğin desteğiyle biyoteknoloji bugünkü tahtına oturdu. İnsan ırkı artık hastalıkların tedavisinde fizikten fazla destek almayacak. Biyoteknoloji ve genetik bilimi tıpta ve tedavide söz sahibi oluyor. İnsan ırkı  3 milyar çift kimyasal koda sahip 100 bin genin DNAmızda gizli olduğunu buldu ve bunları teker teker açığa çıkartarak her bir çiftin bir hastalığa ya da genetik bozukluğa çare olabileceğini keşfetti.&lt;br/&gt;Yüzyılın başından bu yana hemen her şeyin çaresini ilaçlarda veya iğnelerde arayan tıp ve buna bağlı olarak fizik yavaş yavaş kabuk değiştiriyor. 1918 yılındaki grip salgınının 20 milyon kişinin hayatına mal olmasının ardından antibiyotiklerin üzerine giden ve daha pek çok hastalığın çaresini ilaçlarda arayan bilim dalları bunda oldukça da başarı sağladılar. Ancak işin rengi değişiyor. 20inci yüzyılın ilaçları pek çok hastalığa çare olsa da, sağlıklı insanların yaşam sürelerini uzatabilmede pek yol kat edemedi. Gelecek neslin ise genetik mühendisleri sayesinde böyle bir şansı olacak. Çocuklarımız, (belki ürkütücü ama heyecan verici) kendi çocuklarının cinsiyetlerini, davranışlarını ve hatta zekalarını daha onlar doğmadan, cenine programlayabilecek. Kendilerini kopyalayabilecek veya çok beğendikleri bir ünlünün tüm özelliklerini embriyolara nakledebilecekler. 5 milyon yıllık insanlık tarihi içinde insanların maymundan ayrışarak bugüne evrimleşmesini sağlayan DNA moleküllerindeki değişim, sadece yüzde 2 dolaylarında. Ancak önümüzdeki yüzyılda yeni yaşam biçimleri yaratmak tamamen elimizde olacak. Bu yaşam biçimlerine kendi isteklerimiz doğrultusunda şekil verebilecek seviyeye gelmiş bulunuyoruz.&lt;br/&gt;FRANKENSTEININ AHLAK DERSİ: Dr Frankenstein kendi canavarını yarattığı zaman bir vicdan ve ahlak problemiyle karşılaşmıştı. Soru şuydu; &quot;Sadece kendi nefsimi tatmin etmek için bütün bir insan ırkının lanetini üstüme almalı mıydım?&quot;. 2000li yıllarda da bu soru pek çok kez sorulabilir. Ancak genetik bilim yedek organ yaratmak ve şifa dağıtmak amacıyla yola çıkıyor. Hastalıklı her organın yenisiyle değiştirilebileceği, hiç bir yapay mekanizmanın veya suni organın vücuda monte edilmeyeceğini göz önüne alırsak, Frankensteinın ahlak ikilemi önemsiz kalabilir gibi görünüyor.&lt;br/&gt;Biyoteknik çağ bize kendi öz güvenliğimizi sağlamamız için de pek çok fırsat veriyor. Genetik verilerimiz bizim isteğimiz dışında kopyalanamayacak veya çoğaltılamayacak. Yani DNA kodlarımızın her hakkı bizde mahfuz.&lt;br/&gt;20inci yüzyılda bilgi işlem teknolojisi ile biyoteknoloji bir arada oldukça da uyumlu çalışarak bir devrim yarattılar. Ancak bu paragrafa kadar anlattıklarımız biraz bilim kurgu oldu, şimdi biyoteknolojinin bugününe göz atalım biraz.&lt;br/&gt;DNA HARİTASI YARIŞI Bundan on yıl kadar önce ortaya atılan proje hala ayakları üzerinde duramasa da emekleme dönemini aşmış bulunuyor. Projenin özünde 10 milyar çift DNA kimyasal yapısında barındırılan ve bizi biz yapan özelliklerin haritalanarak saptanması ve bir sonraki nesle aktarılması yatıyor.&lt;br/&gt;Bu biyokimyasal kopyalamanın amacı insan yaşamını tehdit eden (yaşlılık dahil) her şeye çare bulabilmek. En önemlisi ise kansere bir dur diyebilmek.&lt;br/&gt;Naziler ve Rusların bu yarıştan düşmeleri ile birlikte her şey düzelmedi, insanlık Tanrı kavramıyla karşı karşıya kaldı. Ahlaki ve manevi değerler bu projenin her safhasında bilim adamlarının karşısına bir kaya gibi dikildi. Fanatik gruplar laboratuarları dağıttı. Kilise bilim adamlarını aforoz etmekle tehdit etti. Ama proje hep ilerledi. Kendi kaynakları ile bir fon yaratan Celera Genomics Corp isimli bir genetik araştırma şirketi, oldukça da zeki bir bilim adamı olan Craig Venter başkanlığında geçtiğimiz bahar aylarında projenin 3 seneye kadar tamamlanacağını bildirdi.&lt;br/&gt;Bugüne kadar 100 bin genin 4 bin kadarının haritasını çıkartmayı başaran bilim adamları insan DNAsında arızalara açık olan hücreleri hedef aldılar. Öncelikli olarak bin beş yüz gen üzerine eğilindi. Bunların salgıladıkları proteinler incelendi. Bu bin beş yüz gen 46 kromozoma eş değer olarak gösteriliyor. Her kromozomun salgıladığı protein değerleri tek tek irdelendi. Buradan hareketle pek çok sonuca varılabildi.&lt;br/&gt;Bu proje</description></item><item><title>TUREV</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turev-362621.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;1973 Yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle sabit kur sisteminden dalgalı kur sistemine geçilmiş ve işletmeler finansal riskle karşı karşıya kalmışlardır. Bu finansal riskler; döviz kurları, faiz, borsa ve enflasyondaki dalgalanmalardır. Risklerden kurtulmak ya da en aza indirmek işletmelerin başlıca uğraşı olmuştur. Bu amaçla bir takım finansal ürünler geliştirilmiştir. Geliştirilen başlıca finansal ürünler; forward, futures, swap, option, cap, floor ve collar sözleşmeleridir. &lt;br/&gt;Bu çalışmada, adı geçen finansal türevlerin incelenmesi ve muhasebeleştirilmesi incelenecektir. &lt;br/&gt;1. FORWARD SÖZLEŞMELER&lt;br/&gt;1.1. GENEL AÇIKLAMALAR&lt;br/&gt;Forward sözleşmeleri, belirli bir varlığın (emtia, döviz, menkul kıymet, altın gibi...) önceden belirlenmiş bir fiyat ve miktar üzerinden gelecekteki bir tarihte alımı veya satımını öngören sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde, alım-satıma konu olan varlığın fiyatı, miktarı, özellikleri, teslim yeri, ödeme tarihi ve diğer özel şartlar taraflar arasında kararlaştırılır. Bu nedenle, her forward sözleşmesi tamamen tarafların iradeleri doğrultusunda oluşan özel bir sözleşmedir. Dolayısıyla forward sözleşmelerinde önceden belirlenmiş bir standart söz konusu değildir. Ayrıca forward sözleşmeleri aktif bir borsada işlem görmediklerinden ikinci el piyasaları da bulunmamaktadır . &lt;br/&gt;Forward sözleşmeleri teslim amaçlı olduğundan, fiyat değişimlerinden kaynaklanan risk emniyet altına alınır. Taraflar sözleşmede yüklendikleri yükümlülükleri karşılıklı olarak yerine getirmek zorundadırlar. Yani forward sözleşmelerinde tarafların cayma hakları bulunmamaktadır. Bu sözleşmelerinin özellikleri şöyle sıralanabilir :&lt;br/&gt;-Forward sözleşmelerinde genelde serbestlik hakimdir ve özel bir yasal düzenleme söz konusu değildir. Bir ülkede mevcut genel yasal düzenlemelerle forward işlemlerini yürütmek mümkündür. &lt;br/&gt;-Forward işlemleri aracısız olarak yapılabilir. Yani, bir aracı kurumun veya bankanın olması sözleşmenin yapılması koşulunu oluşturmaz. Durum böyle olmakla birlikte, uygulamada bankaların çoğu defa forward sözleşmelere aracılık ettikleri görülür.&lt;br/&gt;-Forward sözleşmelerine konu olan ürünün alıcısı ve satıcısı genelde birbirini tanırlar.&lt;br/&gt;-Forward sözleşmelerinde borsa şeklinde organize olmuş bir piyasanın varlığı aranmaz. Taraflar istedikleri bir mekanda forward işlemini gerçekleştirebilirler. &lt;br/&gt;-Forward sözleşmelerinde alıcının ve satıcının haklarını teminat altına alan takas odası uygulaması söz konusu değildir. &lt;br/&gt;-Borsa kurallarında var olan teminat veya marjin sistemi uygulaması forward sözleşmelerinde mevcut değildir. Çünkü, forward sözleşmeleri için borsa şeklinde bir piyasa gerekmemektedir. &lt;br/&gt;-Forward sözleşmesine konu olan varlığın teslim yeri, teslim zamanı, miktarı, kalitesi gibi konularda standartlaşma aranmamaktadır. &lt;br/&gt;-Forward sözleşmelerinde günlük hesaplaşma, sözleşme değerini güncelleme ve piyasa değerine dönüştürme olmamaktadır. Dolayısıyla forward sözleşmelerinde kar veya zarar vade sonunda ortaya çıkmaktadır. &lt;br/&gt;Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, forward sözleşmeler ülkemizde oldukça sık görülen tarım ürünlerinin alivre satışına benzemektedir. Çiftçiler genellikle olgunlaşmamış olan tarım ürünlerini, gübre, ilaç vb. ihtiyaçları karşılamak için, önceden belirlenen bir fiyattan hasat zamanında satmak için sözleşme yaparlar. Bu sözleşmelerin özüne bakıldığında birer forward sözleşmelerdir. Yasal dayanağı da Borçlar Kanunu&quot;nun akit serbestisini düzenleyen 11/19-1 maddeleridir.&lt;br/&gt;1.2. FORWARD SÖZLEŞME TÜRLERİ&lt;br/&gt;Forward sözleşmeler ağırlıklı olarak; emtia, döviz ve faiz oranları üzerinden yapılmaktadır. Söz konusu sözleşmeleri kısaca aşağıdaki şekilde incelemek mümkündür:&lt;br/&gt;1.2.1. Emtia Forward Sözleşmeleri&lt;br/&gt;Emtia üzerine yapılan forward sözleşmeleri, sahibini taraflarca sözleşme tarihinde belirlenen bir malı, gelecekteki belirli bir tarihte sözleşme tarihinde belirlenen fiyattan almaya (ya da satmaya) mecbur tutan bir sözleşmedir. Sözleşmeyi alan taraf gelecekteki beklenmeyen fiyat artışlarından kendini korumak amacıyla, satan taraf da gelecekteki beklenmeyen fiyat azalışlarından kendini korumak amacıyla bu tür anlaşmaya girebilir .&lt;br/&gt;1.2.2. Döviz Forward Sözleşmeleri&lt;br/&gt;Döviz forward sözleşmesi, sahibini taraflarca sözleşme tarihinde belirlenen bir döviz tutarını, gelecekteki belirli bir tarihte, belirli bir kurdan satın almaya (ya da satmaya) zorunlu tutan bir anlaşmadır. Döviz kuru, sözleşmenin yapıldığı tarihte belirlendiği için vade sonuna kadar geçen süre içindeki kur de</description></item><item><title>BİYOTEKNOLOJİ ALANINDAKİ GELİŞMELERİN YANSIMALARI VE TÜRKİYENİN POLİTİKA SEÇENEKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoteknoloji-alanindaki-gelismelerin-yansimalari-ve-turkiyenin-politika-secenekleri-446096.html</link><description>BİYOTEKNOLOJİ ALANINDAKİ GELİŞMELERİN YANSIMALARI ve TÜRKİYENİN POLİTİKA SEÇENEKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özet: ÇağÃµmÃµzda biyoteknoloji araşt&lt;br/&gt;ÃµrmalarÃµnÃµn gelişimi ile birlikte modern&lt;br/&gt;biyoteknolojinin uygulama alanlarÃµ genişlemektedir.&lt;br/&gt;Başta tÃµp ve tarÃµm alanlarÃµnda&lt;br/&gt;olmak üzere insanlÃµğÃµn faydasÃµna sunulan&lt;br/&gt;buluşlarÃµn büyük bir kÃµsmÃµ gen nakli yöntemleriyle&lt;br/&gt;gündeme gelmektedir. Gen nakli&lt;br/&gt;uygulamalarÃµnÃµn tarÃµm alanÃµnda kullanÃµlmas&lt;br/&gt;Ãµ, tüketici sağlÃµğÃµ ve çevre açÃµsÃµndan&lt;br/&gt;duyarlÃµ toplumlarda büyük tepki görmekte&lt;br/&gt;ve bunlara karşÃµ çeşitli önlemleri ve risk&lt;br/&gt;değerlendirme tekniklerini de gündeme&lt;br/&gt;getirmektedir. Bu noktada, biyoteknolojik&lt;br/&gt;araştÃµrma ve uygulamalar açÃµsÃµndan gelişmiş&lt;br/&gt;ülkelerin gerisinde kalmÃµş olan Türkiye&lt;br/&gt;&amp;#146;nin önümüzdeki dönem için bir politika&lt;br/&gt;belirlemesi önem taşÃµmaktadÃµr.&lt;br/&gt;Klasik Biyoteknolojiden&lt;br/&gt;Modern Biyoteknolojiye&lt;br/&gt;Biyolojik Çeşitlilik Çerçeve Sözleşmesindeki&lt;br/&gt;tanÃµmÃµ ile biyoteknoloji, biyolojik&lt;br/&gt;sistemler, canlÃµ organizmalar veya bunlarÃµn&lt;br/&gt;türevlerinin özel amaçlarla ürün ya da&lt;br/&gt;işleme tekniklerinde kullanÃµldÃµğÃµ teknolojik&lt;br/&gt;uygulamalarÃµn bütünüdür. &amp;#147;Klasik biyoteknoloji&lt;br/&gt;&amp;#148;, mayalÃµ ürünler ile bira, peynir&lt;br/&gt;ya da ekmeğin üretimlerinde insanoğlunun&lt;br/&gt;yüzyÃµllardÃµr kullanageldiği bir uygulama&lt;br/&gt;olarak bilinmekle birlikte günümüzde ileri&lt;br/&gt;teknolojilerin gelişmesiyle &amp;#147;modern biyoteknoloji&lt;br/&gt;&amp;#148; ortaya çÃµkmakta ve daha ziyade&lt;br/&gt;rekombinant DNA (dizilimi yeniden düzenlenmiş&lt;br/&gt;DNA), hücre fizyonu (gen parçalanmas&lt;br/&gt;Ãµ) ve yeni biyo-işleme tekniklerinin&lt;br/&gt;kullanÃµmÃµnÃµ beraberinde getirmektedir.&lt;br/&gt;Daha ziyade gelişmiş ülkelerde üretilmekte&lt;br/&gt;olan biyoteknolojik buluşlarÃµn tar&lt;br/&gt;Ãµm alanÃµnda uygulamasÃµnÃµn yaygÃµnlaşmasÃµ&lt;br/&gt;ve kullanÃµmÃµnÃµn artmasÃµ tarÃµmsal üretimde&lt;br/&gt;yeni oluşumlarÃµ beraberinde getirirken gerek&lt;br/&gt;çevre gerekse gÃµda tüketicisi açÃµsÃµndan&lt;br/&gt;birçok soru işareti oluşturmaktadÃµr. Bu nedenle&lt;br/&gt;oluşan toplumsal tepkiler, biyoteknolojinin&lt;br/&gt;tarÃµmda kullanÃµmÃµnÃµn kÃµsÃµtlanmasÃµ-&lt;br/&gt;na kadar varan düzenlemeleri ve ticaret&lt;br/&gt;önlemlerini gündeme getirmektedir. Gelecekte&lt;br/&gt;daha da tartÃµşmalÃµ gelişmelere yol&lt;br/&gt;açmasÃµ beklenen biyoteknoloji konusunu&lt;br/&gt;Türkiye&amp;#146;nin, yolun başÃµnda bir ülke olarak,&lt;br/&gt;hÃµzlÃµ ve sistemli şekilde ele almasÃµ gerektiği&lt;br/&gt;düşünülmektedir.&lt;br/&gt;Bu çalÃµşmanÃµn ilk bölümünde, biyoteknoloji&lt;br/&gt;uygulamalarÃµnÃµn tarihsel gelişimi&lt;br/&gt;özetlenmekte, daha sonra sÃµrasÃµyla dünyada&lt;br/&gt;ve Türkiye&amp;#146;de biyoteknoloji uygulamalar&lt;br/&gt;Ãµ konusundaki son durum ele alÃµnmaktad&lt;br/&gt;Ãµr. Üçüncü bölümde ise, gelişmekte&lt;br/&gt;olan ülkeler ve Türkiye açÃµsÃµndan durum&lt;br/&gt;değerlendirmesi yapÃµlarak Türkiye için strateji&lt;br/&gt;seçeneği önerilmektedir.&lt;br/&gt;(*) DPT, Planlama UzmanÃµ&lt;br/&gt;(**) DPT, Planlama Uzman YardÃµmcÃµsÃµ&lt;br/&gt;Planlama Dergisi Özel SayÃµ &amp;#150; DPT&amp;#146;nin Kuruluşunun 42. YÃµlÃµ&lt;br/&gt;http://ekutup.dpt.gov.tr/planlama/42nciyil/kiymazt.pdf 236&lt;br/&gt;Biyoteknoloji UygulamalarÃµnÃµn&lt;br/&gt;Tarihsel Gelişimi&lt;br/&gt;İkinci Dünya SavaşÃµ sonrasÃµnda, tarÃµm&lt;br/&gt;geliri ile toprak ve iklim koşullarÃµnÃµn kÃµsÃµtlay&lt;br/&gt;ÃµcÃµ olmadÃµğÃµ hemen tüm ülkelerde, yapÃµlan&lt;br/&gt;yatÃµrÃµmlarla tarÃµmsal verimlilikte beklentilerin&lt;br/&gt;ötesinde artÃµşlar kaydedilmiştir. &amp;#147;Yeşil&lt;br/&gt;Devrim&amp;#148; olarak da adlandÃµrÃµlan ve ağÃµrlÃµkla&lt;br/&gt;1970-1980 yÃµllarÃµ arasÃµnÃµ kapsayan sözkonusu&lt;br/&gt;büyüme döneminde dünya nüfusunun&lt;br/&gt;ortalama yÃµllÃµk artÃµş hÃµzÃµ yüzde 1,6 iken&lt;br/&gt;tarÃµmsal büyüme yüzde 2,0 seviyesinde&lt;br/&gt;seyretmiştir. Sözkonusu yüksek büyüme&lt;br/&gt;hÃµzÃµ, bilimsel ve teknik alandaki ilerlemelerle&lt;br/&gt;desteklenen tarÃµmsal verimlilikteki art&lt;br/&gt;Ãµş sayesinde gerçekleştirilmiştir.&lt;br/&gt;Temellerini Yeşil Devrimin oluşturduğu&lt;br/&gt;tarÃµmsal büyümenin aslÃµnda birkaç&lt;br/&gt;teknik alandaki ilerlemeden kaynaklandÃµğÃµ&lt;br/&gt;ifade edilmektedir (Paillotin,G., 1997:71):&lt;br/&gt;- TarÃµmÃµn modernleştirilmesinde önemli bir&lt;br/&gt;unsur olan, emeğin sermaye ile ikamesini&lt;br/&gt;güçlü bir şekilde sağlayan ve son dönemde&lt;br/&gt;bilgisayar ve uzay teknolojileri yardÃµmÃµyla&lt;br/&gt;oldukça hassas şekilde girdi optimizasyonu&lt;br/&gt;sağlayabilen tarÃµmsal mekanizasyon,&lt;br/&gt;- Kontrollü sulama ile birlikte yüksek ürün&lt;br/&gt;verimliliği sağlayan özellikle azot tabanlÃµ&lt;br/&gt;suni gübrelerin kullanÃµmÃµ,&lt;br/&gt;- Önemli oranda kimyasallar yoluyla&lt;br/&gt;uygulanmÃµş olan ve halen uygulanan bitki&lt;br/&gt;koruma önlemleri,&lt;br/&gt;- Şehirleşme ile paralel büyüyen, talebi&lt;br/&gt;büyük oranda şehi</description></item><item><title>BİOTEKNOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bioteknoloji-358556.html</link><description>BİYOTEKNOLOJİ&lt;br/&gt;Artık fizik için veda şarkıları yazmanın zamanı geldi. Silikonu bilgisayara çeviren, atomu paramparça eden fizik, yerini olağanüstü ve etkiliyici bir bilim dalına bırakıyor: Biyoteknoloji. &lt;br/&gt;1897 yılında elektronun icadının hemen arkasından teknoloji ve buna bağlı tüm bilim dallarında bizi bugüne getiren bilim dalı fizik; emekli olmak üzere. Ancak unutmamak gerekir ki fiziğin desteğiyle biyoteknoloji bugünkü tahtına oturdu. İnsan ırkı artık hastalıkların tedavisinde fizikten fazla destek almayacak. Biyoteknoloji ve genetik bilimi tıpta ve tedavide söz sahibi oluyor. İnsan ırkı  3 milyar çift kimyasal koda sahip 100 bin genin DNAmızda gizli olduğunu buldu ve bunları teker teker açığa çıkartarak her bir çiftin bir hastalığa ya da genetik bozukluğa çare olabileceğini keşfetti.&lt;br/&gt;Yüzyılın başından bu yana hemen herşeyin çaresini ilaçlarda veya iğnelerde arayan tıp ve buna bağlı olarak fizik yavaş yavaş kabuk değiştiriyor. 1918 yılındaki grip salgınının 20 milyon kişinin hayatına mal olmasının ardından antibiyotiklerin üzerine giden ve daha pek çok hastalığın çaresini ilaçlarda arayan bilim dalları bunda oldukça da başarı sağladılar. Ancak işin rengi değişiyor. 20inci yüzyılın ilaçları pek çok hastalığa çare olsa da, sağlıklı insanların yaşam sürelerini uzatabilmede pek yol katedemedi. Gelecek neslin ise genetik mühendisleri sayesinde böyle bir şansı olacak. Çocuklarımız, (belki ürkütücü ama heyecan verici) kendi çocuklarının cinsiyetlerini, davranışlarını ve hatta zekalarını daha onlar doğmadan, cenine programlayabilecek. Kendilerini kopyalayabilecek veya çok beğendikleri bir ünlünün tüm özelliklerini embiryolara nakledebilecekler. 5 milyon yıllık insanlık tarihi içinde insanların maymundan ayrışarak bugüne evrimleşmesini sağlayan DNA moleküllerindeki değişim, sadece yüzde 2 dolaylarında. Ancak önümüzdeki yüzyılda yeni yaşam biçimleri yaratmak tamamen elimizde olacak. Bu yaşam biçimlerine kendi isteklerimiz doğrultusunda şekil verebilecek seviyeye gelmiş bulunuyoruz.&lt;br/&gt;FRANKENSTEININ AHLAK DERSİ: Dr Frankenstein kendi canavarını yarattığı zaman bir vicdan ve ahlak problemiyle karşılaşmıştı. Soru şuydu; Sadece kendi nefsimi tatmin etmek için bütün bir insan ırkının lanetini üstüme almalımıydım?. 2000li yıllarda da bu soru pek çok kez sorulabilir. Ancak genetik bilim yedek organ yaratmak ve şifa dağıtmak amacıyla yola çıkıyor. Hastalıklı her organın yenisiyle değiştirilebileceği, hiç bir yapay mekanizmanın veya suni organın vücuda monte edilmeyeceğini göz önüne alırsak, Frankensteinın ahlak ikilemi önemsiz kalabilir gibi görünüyor.&lt;br/&gt;Biyoteknik çağ bize kendi öz güvenliğimizi sağlamamız için de pek çok fırsat veriyor. Genetik verilerimiz bizim isteğimiz dışında kopyalanamayacak veya çoğaltılamayacak. Yani DNA kodlarımızın her hakkı bizde mahfuz.&lt;br/&gt;20inci yüzyılda bilgi işlem teknolojisi ile biyoteknoloji bir arada oldukça da uyumlu çalışarak bir devrim yarattılar. Ancak bu paragrafa kadar anlattıklarımız biraz bilim kurgu oldu, şimdi biyoteknolojinin bugününe göz atalım biraz.&lt;br/&gt;DNA HARİTASI YARIŞI Bundan on yıl kadar önce ortaya atılan proje hala ayakları üzerinde duramasa da emekleme dönemini aşmış bulunuyor. Projenin özünde 10 milyar çift DNA kimyasal yapısında barındırılan ve bizi biz yapan özelliklerin haritalanarak saptanması ve bir sonraki nesile aktarılması yatıyor.&lt;br/&gt;Bu biyokimyasal kopyalamanın amacı insan yaşamını tehdit eden (yaşlılık dahil) her şeye çare bulabilmek. En önemlisi ise kansere bir dur diyebilmek.&lt;br/&gt;Naziler ve Rusların bu yarıştan düşmeleri ile birlikte herşey düzelmedi, insanlık Tanrı kavramıyla karşı karşıya kaldı. Ahlaki ve manevi değerler bu projenin her safhasında bilim adamlarının karşısına bir kaya gibi dikildi. Fanatik gruplar labovatuvarları dağıttı. Kilise bilim adamlarını aforoz etmekle tehdit etti. Ama proje hep ilerledi. Kendi kaynakları ile bir fon yaratan Celera Genomics Corp isimli bir genetik araştırma şirketi, oldukça da zeki bir bilim adamı olan Craig Venter başkanlığında geçtiğimiz bahar a</description></item><item><title>CLONİNG OF HUMANS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cloning-of-humans-391900.html</link><description>The cloning of humans is now very close to reality, thanks to the historic scientific breakthrough of Dr. Ian Wilmut and his colleagues in the UK. This possibility is one of incredible potential benefit for all of us. Unfortunately the initial debate on this issue has been dominated by misleading, sensationalized accounts in the news media and negative emotional reactions derived from inaccurate science fiction. Much of the negativity about human cloning is based simply on the breathtaking novelty of the concept rather than on any real undesirable consequences. On balance, human cloning would have overwhelming advantages if regulated in a reasonable way. A comprehensive ban on human cloning by a misinformed public would be a sorry episode in human history. This essay will discuss both the advantages and the alleged negative consequences of human cloning. What is a Human Clone? A human clone is really just a time-delayed identical twin of another person. Science fiction novels and movies have given people the impression that human clones would be mindless zombies, Frankenstein monsters, or &quot;doubles.&quot; This is all complete nonsense. Human clones would be human beings just like you and me, not zombies. They would be carried and delivered after nine months by a human mother and raised in a family just like everyone else. They would require 18 years to reach adulthood just like everyone else. Consequently, a clone-twin will be decades younger than the original person. There is no danger of people confusing a clone-twin with the original person. As with identical twins, the clone and DNA donor would have different fingerprints. A clone will not inherit any of the memories of the original person. Because of these differences, a clone is not a xerox copy or &quot;double&quot; of a person, just a much younger identical twin. Human clones would have the same legal rights and responsibilities as any other human being. Human clones will be human beings in every sense. You could not keep a</description></item></channel></rss>