<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Sahne Sanatları / Görüntü Sanatları - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Sahne Sanatları / Görüntü Sanatları</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>RESİM - PABLO PİCASSO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pablo-picasso-401808.html</link><description>pablo picasso</description></item><item><title>SANAT - AYA TRİADA MANASTIRI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-aya-triada-manastiri-403356.html</link><description>aya triada manastırı</description></item><item><title>RESİM - DÖNEM ÖDEVİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-donem-odevi-401883.html</link><description>dönem ödevi</description></item><item><title>SANAT - TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ PROJESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-turk-dili-ve-edebiyati-dersi-projesi-403307.html</link><description>türk dili ve edebiyatı dersi projesi</description></item><item><title>CINEMA IN TURKEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cinema-in-turkey-373386.html</link><description>Cinema in Turkey&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The beginnings of cinema in Turkey seem to go back to approximately a year after the LumiÃ©re brothers gave their first show on December 22, 1895. The then Ottoman Empire was introduced to this fabulous art in the Palace and a beer hall in Istanbul. Although cinema came to Turkey without a long delay, film-making came along much later. After 1914, when the first film in Turkey (produced for the army at the beginning of the First World War, by a reserve army officer, Fuat Uzkinay, under the direction of the Turkish military command) was made, Turkish cinema encountered many difficulties. &lt;br/&gt;Turkish film-making came to turning point in 1922, when the stage actor Muhsin Ertugrul, who had been directing films in Germany since 1916, set up his own private film company Kemal Film. His film based on the novel &quot;Atesten Gömlek&quot; by Halide Edip Adivar was the first that dealt with the War of Independence. It was also the first film in which Muslim Turkish women (Bedia Muvahhit and Neyyire Neyir), acted. &lt;br/&gt;Between 1923 and 1939, theatre actors dominated the Turkish film industry and one of the most important films of the time &quot;Bir Millet Uyaniyor&quot;, directed by Muhsin Ertuğrul, is considered one of the most valuable of Turkish films (1932). &lt;br/&gt;From 1940 onwards, there was a period of growth, and film companies such as Ha-Ka Film, Istanbul Film, Atlas Film were established. Film producers also began to give more attention and importance to establishing their own film sets and studios. During this period the cinema industry began to form its own professional institutions, and in 1946, the &quot;Domestic Film Producers Association&quot; and the &quot;Cinema and Film Producers Association&quot; were established. With a change in municipality tax laws in 1948, a boost was given to the film industry, as taxes were reduced to 25% for films made and directed in Turkey. 1939 to 1950 could be seen as the transition period, when efforts were made to do away with using stage actors in films. &lt;br/&gt;During the 1950s, the number and quality of films increased and the industry began to take on a shape of its own. Directors like Lütfi Akad, Atif Yilmaz, Metin Erksan, Memduh Ün and Osman Seden came to the fore. In 1952, these were followed by new directors, foremost among whom were Nejat Saydam, Nevzat Pesen, Orhan Aksoy and Hulki Saner. &lt;br/&gt;In 1961, Istanbul Municipality organized a &quot;Domestic Film Contest&quot;, wherein Memduh Üns film &quot;Kirik Çanaklar&quot; won the award. In 1963 a film entitled &quot;Sehirdeki Yabanci&quot; directed by Halit Refig, starring Nilüfer Aydan, was awarded the &quot;Mention of Honour&quot;. &lt;br/&gt;During these years younger producers began to give more weight to films dealing with social issues and &quot;Karanlikta Uyananlar&quot; directed by Ertem Göreç was the first film that dealt with a strike in a paint factory. In 1964, Halit Refig directed an interesting film called &quot;Gurbet Kuslari&quot; on migration within the country. Again in 1964, Metin Erksan won a gold medal at the Berlin Film Festival with &quot;Susuz Yaz&quot;, which dealt with village life and was also awarded the &quot;Merito Biennali&quot; in Venice. &lt;br/&gt;In 1965, 213 full length feature films were produced, which led to an unavoidable explosion of poor quality films, due to lack of really a sound basis in the industry. This was a time when the industry outgrew its strength and exploitation was rampant, with second rate films flooding the market, although some were good such as Duygu Sagiroglus &quot;Bitmeyen Yol&quot;, Feyzi Tunas first work &quot;Yasak Sokaklar&quot;, Abdurrahman Palays &quot;Isyancilar&quot;, Atif Yilmazs &quot;Muradin Türküsü&quot; and Metin Erksans &quot;Sevmek Zamani&quot;. The Turkish CinÃ©matheque Society was also founded in 1965. &lt;br/&gt;In 1966 when a record number of 240 films was produced, the actor Yilmaz Güney produced his first film &quot;At, Avrat, Silah&quot; and Lütfi Akad created &quot;Hudutlarin Kanunu&quot; in which Yilmaz Güney both acted and wrote the script. &lt;br/&gt;In the 1970s film production increased and the era of black and white films came to an end. The film industry was also negatively affected by the sweeping growth of television and economic and political developments, and many companies had to struggle to stay in business. The industry had to fight for years to regain its popularity. Producers like Yilmaz Güney, Lütfi Akad, Tunç Okan, Zeki Ökten, Erden Kral and Yavuz Özkan gained much international recognition for their valuable work. &lt;br/&gt;To this line of directors, new ones were added in the 1980s, which included leading producers such as Ali Özgentürk</description></item><item><title>RESİM - CLAUDE MONET  &quot;İMPRESSİON - SOLEİL LEVANT&quot;</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-claude-monet-impression-soleil-levant--401822.html</link><description>claude monet  &quot;impression - soleil levant&quot;</description></item><item><title>SANAT - SANATI İNCELEYEN BİLİM DALLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanati-inceleyen-bilim-dallari-406428.html</link><description>sanatı inceleyen bilim dalları</description></item><item><title>SANAT - YAĞLI BOYA RESİM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yagli-boya-resim-sanati-403094.html</link><description>yağlı boya resim sanatı</description></item><item><title>GÖSTERİP APTIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gosterip-aptirma-362859.html</link><description>GÖSTERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           Gösteri. İzleyici  gurubun önündeki bir  işin  nasıl  yapılacağını göstermek  ya da  genel  ilkeleri  açıklamak  için  başvurulan  bir  tekniktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Göst6eri, sınıf  içinde  genellikle  öğretmen  ya  da  varsa  kaynak  kişilerce  yapılabilir. Gerektiğinde  öğrencilerden  de  yararlanılır. Gösteri  tekniğini sınıf  içinde  etkili  bir  şekilde  uygulayabilmek  için   dikkatli   bir   hazırlık  gerekir. Bu  hazırlık  yapılırken  aşağıdaki   hususlara  dikkat  edilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Bu  dersle  ilgili  gösterinin  hedefleri  nelerdir? Öğrencilere  öğretilmek  istenilen  bir  becerimi  yoksa  sadece  bir  ek  bilgimidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.   Gösteri  için  yeterli   araç  ve  gereç  var mıdır? Gösteri,  gerçek  araçlar  kullanılarak  yapılabildiği  gibi  modeller  kullanılarak ta  yapılabilir. Bunlardan  başka  resim , dia,  film şeridi, hareketli  filmler, basit çizimler  yada   semboller  kullanılarak ta  yapılabilir. Yapılan  hazırlıkta  bu  araçlardan  hangilerine  ihtiyaç  duyulduğu  kararlaştırılmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Gösteri  için  yeteri  zaman  ayrılmalıdır? Bu  arada  öğrencilerin  düşünceleri, sordukları  sorularda  göz  önünde  tutulmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.Öğrencileri  hazırlamada  en  önemli  husus,  onlara  bu  gösterinin  hedeflerinin  ne  olduğunun  iyice  anlatmaktır. Öğrencilerin  ilgisini    çekebilmek  için  bu  hedefler  açık  seçik  ortaya  konulmalıdır. Ayrıca  bunun  önemi  ve  niçin  öğrendiklerini de  anlamalıdırlar. Öğrencileri  hazırlamada  şu  sorulara  cevap  aranmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a.Hangi  hedeflere  ulaşılacaktır. Bu  hedeflere  ulaşmada  öğrenciler  ne  gibi  bir  rol  oynayacaktır? Bu  gösteriye  öğrencilerin  ilgisini  çekebilecek  hususlar  nasıl  sağlanacaktır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b: Gösteri   sırasında öğrenciler  olaya  nasıl  iştirak  edeceklerdir? Gösteri  ilerledikçe  öğrencilere  hangi  sorular   sorulacaktır?&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;c. Gösteri  sırasında  öğrenciler  not  alacaklar mı,  yoksa  bazı  önemli noktalar  onlara  teksir  halinde mi  verilecektir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;d.Yapılan  hazırlıklar tüm  araç  ve  gereçler  ve  öğrenciler  hazırsa,  artık  gösteriye  başlanabilir. Tüm  gösterilerde ana  amaç, öğrenmeyi  sağlamak  olmalıdır.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Gösteri  sırasında  dikkat  edilecek  hususlar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       1.Tüm  öğrenciler iyi  duyuyor mu  ve  görüyor mu? Gösteri  ilerledikçe tahtaya  bir  taslak  çıkartılıyor mu?          Bu  taslaktan  amaç  öğrenciye  düşünmesine yol  göstermek  ve  gösteriyi  daha  iyi  anlamasını  sağlamaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      2.Bilinmeyen  yeni  terimlere  dikkat  ediliyor mu? Gösteriye  devam  edilmeden  önce  öğrenciler  bunları  anlıyor mu?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      3.Bazı  sorularla  öğrencilerde  merak  uyandırılıyor mu? Öğrencilerinde  öğretmenle  birlikte  tahmin  yürütmesine izin  veriliyor mu?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      4.Öğrenciler  soru  sormaları  için  cesaretlendiriliyor mu? Gerektiğinde  gösteri  için   öğrencilerden  yardım  isteniyor  mu?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gösteri  tamamlandığında  öğretmen  kendine  şu  soruları  sormalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       a.Öğrenciler  ne  öğrendi?&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;       b. Öğrendiklerinin  uygulaması  yapılabildi mi?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm  gösterilerin  öğretmen  tarafında  yapılma  zorunluluğu yoktur. Gerektiğinde  öğrenciler  bunu  kendi  aralarında da  yapabilirler. Bu  sayede  kendi  yeteneklerini  geliştirme  ve  başkalarıyla  iletişim  kurma  olanağı  bulabilirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                      KAYNAK =   Öğretmen  Sanatı: Özcan  Demirel&lt;br/&gt;                                              Pogem A  Yayıncılık  A.N.K. 2000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FAYDALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Gösteri  öğrencilere  olayın   gerçek  oluşumunu   hem  görerek  hem  işiterek  öğrenme  imkanı   sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Gösteri  kelimelerin  yetersiz  olduğu  fikirler , prensipler,  hareketler  ve  kavramların  açıklanması  için  için  kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.İyi  bir  gösteri  öğrencinin  dikkatini  çeker.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.Yalnızca  gösteri  yapanın  materyale  ihtiyacı  vardır. Bu  nedenle  oldukça  ekonomiktir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Öğrencilerde  gösterileri  yönetebilirler  böylece  beceri  ile  tutumları  ilişkisi   gelişir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.Öğrenci  materyal  ile  bir  işlem  yada  beceriye  başlamadan  önce  o  işlemin  yada  tecrübenin   gösterisi  tehlikeyi  azaltır. Özellikle  fen  labaratuvarların da  bu  husus  çok  önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7.Yanlış  yapa  yapa öğrenme  için  harcanacak  zamanı  azaltır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8.İyi  bir  gösteri  işlemi  standartlarını  ortaya  koyar  el  sanatları  resim  müzik  yada  beden  eğitimi   gibi  alanlarda  güçlendirir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9.Gösterili  özellikle  beceriler  sahasında  yararlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.Gösteri  toplumdaki  insan  kaynaklarını  kullanmak  için  en</description></item><item><title>SANAT - ARİF SAĞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-arif-sag-403158.html</link><description>arif sağ</description></item><item><title>SANAT - ALTAN ERKEKLİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-altan-erkekli-403346.html</link><description>altan erkekli</description></item><item><title>RESİM - ATATÜRK&quot;ÜN SANAT ÜZERİNE SÖZLERİ - AÇIKLAMALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-ataturk-un-sanat-uzerine-sozleri-aciklamalar-401892.html</link><description>atatürk&quot;ün sanat üzerine sözleri - açıklamalar</description></item><item><title>TİYATRO TERİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-terimleri-375694.html</link><description>Adapte: Yabancı bir eseri yer adları, şahıs adları, deyimleri, gelenek ve görenekleriyle yerli hayata uygulayarak çevirme; uyarlama.&lt;br/&gt;Adaptasyon: Adapte etme. uyarlama.&lt;br/&gt;Aksesuar: Tiyatro sahnesinde kullanılan eşya.&lt;br/&gt;Aksiyon: Roman, hikaye, tiyatro vb. türlerde konuyu genişleten asıl olaylar. Genel anlamıyla hareket.  Aktör: Erkek tiyatro sanatçısı.    Aktrist: Kadın tiyatro sanatçısı.&lt;br/&gt;Akustik: Tiyatro, konser salonu ve benzeri kapalı yerlerin, sesleri bozmadan yansıtabilme özelliği.&lt;br/&gt;Antik tiyatro: Eski Yunan - Latin tiyatrosu.&lt;br/&gt;Darülbedayi: İstanbul Şehir Tiyatrosunun eski ismi. 1914te kurulmuştur.&lt;br/&gt;Dekor: Tiyatroda, sahneyi eserin konusuna göre döşeyip hazırlamada kullanılan eşyanın toplu adı. Üç çeşit dekor vardır: realist dekor, şairane dekor, stilize dekor.&lt;br/&gt;Diksiyon: Tiyatro ve benzeri edebiyat türlerinde dilin müzik karakterini başarı ile yaşatabilme yeteneği. Tiyatro okullarında ders olarak okutulmaktadır.&lt;br/&gt;Diyalog: İki kişi arasında karşılıklı konuşma. Roman, hikaye ve tiyatroda kahramanların konuşmaları.&lt;br/&gt;Döşeme: Türk Halk Edebiyatında &quot;başlangıç&quot; karşılığı kullanılan bir kelime.&lt;br/&gt;Dramatize etmek: Bir olayı, duyguyu, düşünceyi canlandırarak anlatmak; (mec.) bir vakayı olduğundan daha acıklı bir şekle sokmak.&lt;br/&gt;Dublör: Tiyatroda ve sinemada bir rolün yedek oyuncusu.&lt;br/&gt;Entrik unsur, Entrika: Roman, hikaye ve tiyatro türlerinde, olayların okuyucuda ya da seyircide merak uyandıracak şekilde birbirine dolanması.&lt;br/&gt;Epizot: Bir hikayede asıl olaya karışan ikinci derecede önemli bir olay. Bugünkü perde karşılığı.&lt;br/&gt;Fantazi pastoral: Çobanların hayatını fantazilerle süsleyerek anlatan tiyatro çeşidi.&lt;br/&gt;Fars (Farce): Komedinin, sanat yönü az, kaba bir türü. Çok eskiden tiyatrolarda perde arası gösterisiydi, sonra bağımsız oldu.&lt;br/&gt;Fasıl: Bölüm. Tiyatroda perde karşılığı kullanılmıştır. Karagöz oyununda belli bir vakanın  geçtiği bölüm.&lt;br/&gt;Feeri: Masalların tiyatro sahnesinde dramatize edilmesinden doğma, cinlerin perilerin de rol aldığı bir tiyatro türü.&lt;br/&gt;Grotesk: Gülünç, güldürücü.&lt;br/&gt;Jest: Tiyatro sahnesinde, sanatçıların bütün el, kol, ayak ve benzeri beden hareketleri.&lt;br/&gt;Kabare tiyatrosu: Daha çok güncel konuları iğneleyici, taşlayıcı biçimde ele alan skeçlerin oynandığı, monologların, şarkıların ve şiirlerin söylendiği küçük tiyatro.&lt;br/&gt;Kanto: Tanzimat Döneminde Türk sahnesinde azınlık aktristlerce bağlatılan oyunlu ve neşeli şarkılar.&lt;br/&gt;Koro: Eski Yunan tiyatrosunda bir grup erkek ve kadından kurulu şarkıcılar topluluğu. Oynanan eserin konusuna da katılırlar ve eserdeki olaya karşı, toplumun duygu ve düşüncelerini temsil ederlerdi. Hayvanlar, ağaçlar, bulutlar yerine sembol olarak kullanıldıkları da olmuştur.&lt;br/&gt;Kostüm: Tiyatroda sanatçıların giydiği oyuna uygun kıyafet.&lt;br/&gt;Kulis: Tiyatroda, sahnenin arkasında bulunan kısım; sahne arkası.&lt;br/&gt;Maket: Tiyatroda dekor taslağı.&lt;br/&gt;Makyaj: Tiyatro ve sinemada sanatçıların yüzlerinde boya ve başka maddelerle yapılan tuvalet ve değişiklikler.&lt;br/&gt;Mimik: Bir duygu veya düşüncenin kaş, göz. ağız, yüz hareketleri</description></item><item><title>ISMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU&quot;NUN ÖZTİYATRO KURAMI VE GELENEKSEL ÖĞELERİN &quot;KAFA TAMİRCİSİ&quot; ADLI OYUNA YANSIMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ismayil-hakki-baltacioglu-nun-oztiyatro-kurami-ve-geleneksel-ogelerin-kafa-tamircisi-adli-oyuna-yansimalari-381791.html</link><description>ISMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU&quot;NUN ÖZTİYATRO KURAMI &lt;br/&gt;VE&lt;br/&gt;GELENEKSEL ÖĞELERİN &quot;KAFA TAMİRCİSİ&quot; ADLI OYUNA YANSIMALARI&lt;br/&gt;ISMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU&quot;NUN ÖZ TİYATRO KURAMI:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsmail Baltacıoğlu öz tiyatronun kuramını &quot;Milli tiyatro milli dilin sahneleşme dilini arayan, milli piyes yaratma  teşebbüslerini koruyan, milli artistlerin çoğalmasına çalışan, temsil sanatında kör mukallitlik yerine öz tiyatro insiye eden ve bu sebeple yaratıcılık şartlarına yabancı kalmayan bir tiyatro faaliyeti..&quot; şeklinde açıklamıştır. Öz tiyatro kuramını oluştururken çağdaşları ile tartışma içine giren Baltacıoğlu, kuramının merkezine oyuncuya oturtmuştur. Tiyatronun diğer elemanlarını oyuncuya yardımcı olarak onun aksiyonunu bütünleyecek fenomenler olarak açıklamıştır. Bu açıklamaları yaparken çağdaşları tarafından eleştirilmiştir. Çünkü  o yıllarda batılılaşma sürecine giren, bu batılılaşmayı taklitçi bir zihniyetle körü körüne bağlanarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışan aydın kesimin varlığı küçümsenemeyecek kadar kendini var etmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baltacıoğlu tiyatro nedir sorusuna cevabını araştırmaktadır. Kendi tiyatromuzun kendi özümüzle oluşturulacağını bu tiyatro anlayışının kavranamaması durumunda başka kültürlerin mukallitliğinden kurtulmanın mümkün olmayacağını söylemektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baltacıoğlu öz tiyatro kuramını açıklarken tiyatroyu var eden elemanları, olmazsa olmaz olanlar ve yardımcı olanlar diye ikiye ayırmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öz tiyatro kuramının temel prensipleri şunlardır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Tiyatroda aktörden başka hiçbir eleman kendi başına değer taşımaz.&lt;br/&gt;2)Bütün tiyatro elemanlarının değeri aktöre bağlıdır.&lt;br/&gt;3)Tiyatro sanatı sahne, dekor, makyaj, piyes, rejisör elemanlarının kaynaşmasından doğan mürekkep ve sentetik bir sanat olmayıp aktörün yaratıcı dehasından ibaret ve yardımcı elemanları bu deha etrafında toplanmasından çıkan aksiyon sanatıdır. &lt;br/&gt;4)Tiyatronun konuları edebiyatın ve nutkun konuları değil, aksiyonun kanunlarıdır. Tiyatronun imkanları gibi zaruretleri de bu aksiyonun tabiatında aranmalıdır. Kendi öz tiyatromuzun kaynaklarını belirtirken genel tiyatronun kaynaklarını tümüyle yadsımayan Baltacıoğlu yaşamdan, halkın kültür yapısından da bahsetmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baltacıoğlu&quot;na göre öz tiyatronun kaynakları şunlardır:   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Çocuk Oyunlarında Öz Tiyatro Elemanları: Çocukların oyun oynarken doğal bir oyunculuk sergilediklerini söyleyerek ekler: &quot; çocuk oyunları bize öz tiyatro dediğimiz ve yaratıcı faaliyeti aktörden ibaret olan tiyatro nevini bütün saflığı ve gerçekliği ile veriyor&quot; &lt;br/&gt;b)Hayat Sahnelerindeki Öz Tiyatro Elemanları: Yaşamda tiyatro sahnelerinin dekora, sahneye, yazara ihtiyaç duyulmadan varolduğunu anlatır.&lt;br/&gt;c)Hatibin sanatında öz tiyatro elemanları: konuşmacının düşüncelerini anlatırken jestlerden mimiklerden faydalandığını ileri sürerek bu şekilde daha etkileyici olacağını belirtir.&lt;br/&gt;d)Halk Tiyatrolarımızda Öz Tiyatro Elemanları: Köy seyirlik elemanlarımızın taşıdığı bazı özellikler öz tiyatro kuramına kaynaklık eder. Bu özellikleri oyunların açık ha</description></item><item><title>SANAT - SANAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanat-403306.html</link><description>sanat</description></item><item><title>SANAT - YAHYA KARATAŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yahya-karatas-403101.html</link><description>yahya karataş</description></item><item><title>SANAT - OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-osmanli-kultur-ve-medeniyeti-403442.html</link><description>osmanlı kültür ve medeniyeti</description></item><item><title>HEART OF DARKNESS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?heart-of-darkness-386598.html</link><description>HEART OF DARKNESS</description></item><item><title>SANAT - ATATÜRK&quot;ÜN  KÜLTÜR  VE  SANAT  ÜZERİNE FİKİR  VE  DÜŞÜNCELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ataturk-un-kultur-ve-sanat-uzerine-fikir-ve-dusunceleri-403128.html</link><description>atatürk&quot;ün  kültür  ve  sanat  üzerine fikir  ve  düşünceleri</description></item><item><title>RESİM - HOBİLERİN TUVALDE YOLCULUĞUNA DAİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-hobilerin-tuvalde-yolculuguna-dair-401825.html</link><description>hobilerin tuvalde yolculuğuna dair</description></item><item><title>CHİAPAS DİYE BİR YER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?chiapas-diye-bir-yer-381753.html</link><description>Chiapas Diye Bir Yer&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Filmin yönetmeni Nettie Wild ile söyleşi&lt;br/&gt;Söyleşi: Yücel Göktürk&lt;br/&gt;ROLL, Sayı: 39, Şubat 2000&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;TÜRSAK-İş Bankası işbirliği ile düzenlenen &quot;2. Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması&quot; kapsamında Uluslararası Belgesel Film Yarışmasının büyük ödülünü, Kanadalı yönetmen Nettie Wildın &quot;A Place Called Chiapas&quot; (Chiapas Diye Bir Yer) adlı filmi kazandı. 1989da Berlin Film Festivalinde, &quot;A Rusting Of Leaves&quot;le Halk Jürisi Ödülünü alan, 1993te Vancouver Film Festivalinde &quot;Blockade&quot;i &quot;En Popüler Kanada Filmi&quot; seçilen Wildla buluştuğumuzda Ocak sayımızı yanımızda götürmüştük. Kapağımızı görünce &quot;a, Range&quot; dedi &quot;bizim çocuklar&quot; edasıyla ve gözleri ışıldayarak, &quot;Ama konumuz Zapatistalar&quot; dedik, arka kapağımızı gösterdik. Ve Jon Bergerin yazısını kısaca özetleyip teybin düğmesine bastık. Bergerin yazısında en çok ilgisini çeken Mercosun &quot;direniş cepleri&quot; ifadesiydi. Sözleşimiz &quot;cep&quot; mevzusuyla başladı, Kanadaya, oradan Filipinlere ve tabii ki Chiapasa uzandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nettie Wild: Cep, Marcosun gözde metaforlarından. En güzel konuşmalarından birinde -aklımda kaldığı kadarıyla- şöyle diyordu: &quot;cebimde bir kurşun var. O, kardeşlerimden birinin hayatına son veren kurşun. Hepimizin öldürülmüş bir kardeşi yok mu? Benim kardeşim başına sıkılan bir kurşun ile öldürüldü. Peki, o kurşunu ve o silahı ona kim verdi? Daha güçlü biri. Peki ona kim verdi? Daha güçlü biri. Kardeşimi öldüren o kurşunu cebimde taşıyorum. Zapatistaların ceplerinin büyük olması ceplerinde kurşun taşıdıkları için değil. Kardeşlerini taşıdıkları için.&quot; Bu Marcosun zirvelerinden biri. Bazen, çalakalem yazıyor ve bir editöre ihtiyacı olduğunu düşündürüyor. Ama müthiş bir hatip, edebiyatı çok kuvvetli. Kohn Bergera da şapka. Çok iyi ir öykü anlatıcısı. Marcos da öyle. Chiapasa gitmemin sebeplerinden biri de bu sanırım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Marcosun edebi kişiliği mi?&lt;br/&gt;Sebeplerinden biri, ama önemli biri. Sadece başkaldırı, bir iç savaş filmi yapmak isteseydim, beşka bir yere gidebilirdim, şu anda dünyan</description></item><item><title>RESİM - PABLO PİCASSO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pablo-picasso-401838.html</link><description>pablo picasso</description></item><item><title>SANAT - XV. YY. TEZHİB SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-xv.-yy.-tezhib-sanati-403273.html</link><description>xv. yy. tezhib sanatı</description></item><item><title>SANAT - TURKİSH CİNEMA BETWEEN THE PERİOD OF 1931- 1945</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-turkish-cinema-between-the-period-of-1931-1945-403389.html</link><description>turkish cinema between the period of 1931- 1945</description></item><item><title>RESİM - KAĞIT BEBEKLER ÜZERİNE BOYASAL DENEMELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-kagit-bebekler-uzerine-boyasal-denemeler-401827.html</link><description>kağıt bebekler üzerine boyasal denemeler</description></item><item><title>ÇİZGİ ROMAN NEDİR?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cizgi-roman-nedir-381210.html</link><description>ÇİZGİ ROMAN NEDİR?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel Tanımı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gazete, dergi, kitap gibi basılı bir ortamda çizim dizileri aracılığıyla anlatılan öykülere çizgi roman denmektedir. Çizgi romanda anlatımın ağırlığı daha çok çizimlerdedir, ama yazı da, konuşma ve düşünme balonları içinde buna katılır. Ayrıca kısa açıklamalar, ünlem sözcük ve imleri de kullanılır, böylece resimle yazının birbirinden ayrılmaz bir bütün oluşturduğu bir anlatım biçimi ortaya çıkar. &lt;br/&gt;Çizgi romanda çizgiler gerçekçi ya da karikatürleştirilmiş, öyküler de gerçekçi ya da gerçek dışı olabilir. Öykü bir kerede bitebileceği gibi, birkaç dizi boyunca da sürebilir. Önemli olan bunların çizgi romanın bilinen, tanınan kahramanlarının başından geçiyor olmasıdır. Çizimlerin içine yerleştirildiği kareler, öykünün aşamalarını belirler. Öykülerde kullanılacak kare sayısı çizgi romanın yayımlandığı ortama göre 3-4 ile 12-15 arasında değişir. Karelerin sayısı ve düzenlenişi çizimleri olduğu kadar, öykünün konusunu da etkileyen önemli bir öğedir. &lt;br/&gt;Çizgi roman hem biçimi ve yapısı, hem işlevi açısından en çok masala benzer. Her ikisinde de kahramanlar yaşlanmaz, ölmez; hayvanlar, bitkiler insan gibi konuşup davranır; olağan dışı olaylar geçer, doğaüstü güçler kahramanların yardımına yetişir. Bu özellikleriyle çizgi roman masal gibi biraz eğlendirir, biraz ders verir; saniyeleşmiş çağda masalın yerini almıştır denebilir. Çizgi roman önceleri önemsenmemiş hatta hor  görülmüştür. Ama daha sonra, en az sinema kadar etkili bir anlatım türü olduğu anlaşılmıştır. Gerek çizim, gerek öykü konusunda küçümsenemeyecek düzeyde sanatçılar yetiştirmiş olması, çizgi romanın  bağımsız bir yaratı alanı olarak görülmesini sağlamıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarihsel Gelişimi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Görsel öğeleri ardı ardına  sıralayarak bir öykü anlatmak çok eskiden beri kullanılan bir yöntemdi. Sanat tarihi bunun kabartma, duvar resmi, mozaik gibi çeşitli alanlardaki örnekleriyle doludur. Grafik sanatlar bu anlatıma en uygun olduğundan resim, oyma baskı, ağaç baskı, minyatür gibi dallarda dizilere dayanan anlatımlar kullanılmıştı. Baskı teknikleri ilerledikçe resimleme, karikatür gibi sanatlarda da çizim dizilerinden yararlanıldı, bu da giderek çizgi romanın bağımsız bir tür biçimine dönüşmesine yol açmıştır. &lt;br/&gt;Çizgi roman basılı bir ortamda yer aldığından gelişmesi de baskı tekniklerinin ilerlemesine paralel olmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tekniği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizgi romana başlamadan önce kahraman ve karakterlerin tasarımları yapılır. Öykünün genel hatları oturtulur. Çerçeveler kurguya göre yerleştirilir. Her bir çerçevenin içi başlı başına bir kompozisyon oluşturur. Konuşma balonları, kadraj planı, mekan-figür ilişkisi sinemograf  bir anlayışla çizilir. Kurşun kalemle yapılan bu çizim bittikten sonra tarama ucu ve çini mürekkebi ile çinilenir (günümüzde farklı teknikler de kullanılmaktadır). Konuşma balonlarının içleri yazılır( kaligrafi). Son olarak orijinal çizimler dizgiye gönderilir.&lt;br/&gt;Çizgi romanda öykü kısıtlaması yoktur. Geçekçi, fantastik, destansı, ironik her tür öykü çizgi roman konusu olabilir. Önemli olan anlatımın güçlü olmasıdır. Bu esas çizgi romanın tekniğini de etkiler. Örneğin öykümüz destansı bir kahramanın maceralarını anlatıyorsa kahraman karakterine uygun çizilmelidir. Güçlü, estetik, yakışıklı ya da güzel olmalıdır. Kahramanın görkemini artırmak ve iyilerin tarafında olduğunu anlatmak için bir takım detaylar gereklidir. Örneğin kafası vücuduna oranla daha küçük, kostümü estetik olmalıdır. Kötü karakterin ise tersine kafası vücuduna oranla daha büyük, kostümü de itici olmalıdır. Bu klişe anlatım yollarından sadece biridir. Çizgi romanda buna benzer ifadeyi güçlendirici yüzlerce teknik vardır. &lt;br/&gt;Sonuçta resimden metine, kompozisyondan kurguya kadar her şey sanatçının hayal gücünün bir eseri olacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kuramsal Bir Yaklaşım&lt;br/&gt;Popüler Kültür ve Çizgi Roman&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarım toplumlarında yönetici sınıfı köylülerin oluşturduğu büyük çoğunluktan katı bir biçimde ayrılarak, nüfus içinde küçük bir azınlığı oluştururlar. Bu ayrım değişen dünyada da devam etmiştir. Geniş halk kitleleri yönetici sınıfa nazaran eğitim seviyesi düşüktür. Yönetenler için bu temel bir farklılaşmadır.sınıflar arasında ne kadar net ayrışmalar olursa kaosa yol açabilecek tartışmalar o kadar azalacaktır. Ekonomik gereksinimleri yüzünden kitleler köylerinde içe dönük bir yaşam sürdürürler. Yöneten sınıfın onlarla yoğun bir iletişim kurmasının kendilerine getireceği bir avantaj olmadığı gibi ayırıcı faktörleri de ( okur-yazarlık, eğitim seviyesi ) silikleştireceği düşünülür. Ör</description></item><item><title>FOTOĞRAF</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotograf-437468.html</link><description>M.Ö. 384-322 yılında Aristo , herhangi bir delikten bakarak güneşin ya da ayın resmini muhafaza etme olanağından söz ederken Arap Alhazen de (965-1038) karanlık oda hakkında bilgi vererek ; herhangi bir görüntünün kutudaki delikten geçerek karşı duvara ters olarak düştüğünü söylüyordu . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha sonraları , rönesansın ünlü ve çok yönlü üstadı Leonardo Da Vinci (1452-1519) el yazmalarında siyah oda sorununa temas ettigi görülür . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çağdaşlarından Albert Dürer gibi o da karanlık odayı , nesnelerin tam bir perspektifini çizebilmek için kullanılabilecek bir aygit olarak görüyordu . 1550 yılında , Jerome Cardan karanlık odadaki küçük deliğe cam bir disk yerleştirdi . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16.yüzyılın ortalarindan itibaren karanlık oda biliniyordu artık . Bugün o zamandan kalma sayısız açıklamalara rastlanmaktadır . 1650den sonra karanlık odanın hacmi ufaldı ve taşınabilir bir duruma geldi , ayrıca , odak uzaklıkları farklı mercekler sayesinde resim , yağlı bir kağıda yansıtılabiliyordu . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Işığın duyarlı bir yüzey üzerindeki etkisinin insan zihnini kurcalaması , belki de ortaçag simyacılarına kadar uzanır . 17.yüzyılda gümüş nitrat biliniyor fakat ışığın bu maddeler üzerindeki tesiri bilinmiyordu . Bu sorun ilk kez , 1694 yılında Wilhelm Hombergin , Paris kraliyet akademisine , nitrik aside batırılmış öküz kemiğinin gümüş eriyine batırılıp ışığa maruz bırakılınca karardığını açıklamasıyla bilimsel olarak ele alındı . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ilk önemli çalışmalar Johan Heinrich Schulsela başlamaktadır (1687-1774) . Nuremberg yakınında Altdorf Üniversitesinde anatomi profesörü olan bu zat bir şişeye tebeşir , gümüş ve nitrik asit doldurup sallayınca bu karışımın ışığa gelen yanının karardığını görmüş ve bu kararan maddeye scotophore yani karanlıkları getiren adını takmıştır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Thomas Wedgwood , bir kağıdı ya da beyaz bir meşin parçasını gümüş nitrat eriyine batırıyor , üzerine de yarı saydam bir resim koyarak ışığın etkisiyle yeni bir resim elde ediyordu . Ancak , bu elde edilen resime bir şamdan ışığında bakılıyordu . Aksi halde gün ışığı bu resmi karartıyor ve yok ediyordu . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Wedgwoodun dostu Humphry Davy 1802 yılında Büyük Britanya kraliyet kurumu gazetesinde bir deneme yayınladı . Bu denemede , cam üstünde çizilmiş tabloları kopya etmek ve ışığın gümüş nitrat üzerindeki etkisiyle bu tabloların resmini elde etmek için gerekli metodlar ele alınıyordu . Işığa duyarlı yüzey , resmin tespiti gibi fotoğrafçılık için gerekli olan tüm unsurlar yanyana gelmişti artık , ancak ne varki Wedgwood 1805 yılında hastalanarak öldü . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Olağanüstü ya da en azından garip olarak nitelendirilecek ama , Wedgwoodun çalışmaları , farklı dergilerde yayınlanmış olmalarına rağmen , Niepce , Daguerre , Talbot , Bayard gibi dört büyüklerce biliniyordu . 18.yüzyılın sonu ve 19.yüzyılın ilk yarısı teknik buluşlar bakımından çok zengindi . Kok , aydınlatma gazı , hidrolik baskı makinesi , buharlı gemi , dokumacılık , elektrikle ilgili yeni buluşlar , demiryolu ve nihayet fotoğrafçılık ; tüm bu buluşlar insan varoluşunu allak bullak etmişti . İnsan derisini bronzlaştıran , meyveleri olgunlaştıran güneş ışınları , yepyeni bir buluşta bilimsel güç kazanıyordu . Çağların yoğurduğu bir düş , insanoğlunun kabına sığamadığı aydınlık bir çağda Fransız fizikçisi Joseph Nicephore Niepcele en belirgin şeklini alarak buluş haline geliyordu . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Joseph NicÃ©phore Niepce (1765-1833) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fransız devriminde subaylık yapmış olan Niepce , evinde motorlar , renk veren maddeler , pancar şekeri gibi şeyler üzerinde bilimsel deneyler yapıyordu . Joseph bu çalışmalarında istidatlı bir desinatör oğlu İsidoredan çok istifade ediyordu . Ancak , 1814 yılında İsidorenin Louis XVIInin muhafız birliğine girmesiyle bu yardımcısından mahrum kalınca gravürleri , duyarlı bir maddeye batırılmış satıh üzerine ışık vererek kopya etme fikri geldi aklına . Böylece , 1816dan itibaren gümüş klorürlü kağıt üzerinde gerçek fotoğraflar elde edildi . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Niepcenin çalışma odasından bir görüntü , kendi çalışmasıdır . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Niepce , kardeşi Claudea yazdığı</description></item><item><title>SANAT - JACKİE CHAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-jackie-chan-403255.html</link><description>jackie chan</description></item><item><title>GERÇEĞİ BÖLEN ÇİZGİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gercegi-bolen-cizgi-344900.html</link><description>GERÇEĞİ BÖLEN ÇİZGİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Doğu ve tiyatro: Birbiriyle ilişkisizmiş gibi görünen ve bu sayfalarda ele alınacak olan iki tutku yada birçok tiyatro teorisyeninin ve yönetmeninin yöneldiği &quot;doğu&quot; fikri. Örneğin Antonin Artoud&quot;un uç noktada dediği gibi &quot;tiyatro doğuludur&quot;. Doğu tiyatroya yaşamak için ihtiyaç duyduğu birlik ve uyumu getirdi mi yoksa batı kendi ikilemleri içinde kilitli mi kaldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Bugün çok yaygınlaşmış olan arap ve islam karşıtı önyargılar nereden geliyor? Neden batı soğuk savaş bittiğinden beri &quot;öteki&quot; rolünü müslüman dünyasna yüklüyor. Orıantalizm isimli kitabında Filistin&quot;li akademisyen Edward W.Said bu sorulara uyarıcı yanıtlar getiriyor: Bu iki yapıyı birbirinden ayıran üretim ilişkileridir ve bu da mesafeyi zorunlu olarak beraberinde getirir; batı paradır. Doğu hastadır. Batı doğunun bütün tavırlarının izleyicisi, yargıcı ve jürisidir. Ancak batının bu tavrı aslında sadece araplara veya müslümanlara yönelik değildir. Fransız filozof Micheal Serres&quot;in de altını çizdiği gibi antik yunandan itibaren &quot;öteki&quot; kavramıyla karşılaşırız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Tiyatro: Burayı zenginleştirmek için diğer taraftan mı yararlanıyor öyleyse... &lt;br/&gt;Elbetteki doğu batı kesişmesinin / karşılaşmasının getirebileceği zenginliği azaltan kapalı bir medyadan bahsetmek mümkün. Bu medya örneğin tiyatro -birkaç bu çatışmayı göze alan tiyatroyu saymazsak- Silimane Benaissa isimli Cezair&quot;li yönetmenin de dediği gibi aslında risk almaktan kaçınıyor, sadece ürününü çeşitlendiriyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Bu noktada doğunun kutuplaşmaya dayalı sistematiğinin de yeri büyük. Birçok tiyatro bizi doğuya yaklaştırıyor gibi görünse de... Yaşayan bütün büyük tiyatrolar, yada neredeyse hepsi doğuyla direkt veya dolaylı olarak ilgilenmişlerdir. &quot;Doğu teorilerinin izini bütün tiyatro adamlarında görmek mümkün&quot; diyerek Theatre Du Soleil&quot;in yöneticisi Ariane Mnuchkine bunun altını çizer. &quot;Artaud, Brecht ve diğerlerinin de dediği gibi doğu tiyatronun beşiğidir öyleyse tiyatrıyu orada aramak gerekir. Artaud&quot;un &quot; tiyatro doğuludur&quot; düşüncesine geniş bir perspektifle yaklaşmak gerekir. Diyebilirim ki özellikle oyuncu aradığı herşeyi doğuda bulabilir. Bazen mit bazen gerçek, kimi zaman içselleştirerek ve kimi zamanda dışsallaştırarak kendi kalbinin otopsisini vücudu yoluyla yapmayı orada öğrenebilir. Biz ise orada geçek-olmayanı yani tiyatrosallığı arıyoruz&quot;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Fransız tiyatro adamlarından Armand Gatti ile diyaloğunda kendini hiçbir şeyden sakınmak istemediğini söyleyen Ariane Mnouchkine şöyle devam ediyor: &quot;bir varmış bir yokmuş&quot; doğunun en güzel ifadesi budur. Yine ona göre doğu batı kültüründe zıt ve ayrılmış ne varsa onları birleştiği yerdir: vücut ve ruh, gerçek ve hayal, mantık ve duygu.... ve bu tiyatrodur. Bunu kendi sahnesinde sahne ve salon arasındaki sınırları kaldırarak, dekor duvar farkını yok ederek de örneğini gösteriyor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;     Tiyatro, tarihi anlamak ve içinde kendini konumlandırmak için önemlidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;68&quot;in insanları -birkaç istisna hariç- güçlü insanlardı! Büyük gazetelerde yönetici, devlet adamı, üst düzey danışman, kabine lideri oldular. Biz ise kesin gücü istiyorduk ama sadece kendi bahçemizde. &quot;(1995 Ariane Mnouchkine) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Hindistan&quot;dan etkilenerek &quot;L&quot;indiade&quot;i ve Pol-Pot öncesi Kamboçya üzerine yaptığı &quot;Lhistoire terrible mais inachevÃ©e de shianouk , roi du cambodge&quot; ile Ariane Mnouchkine ve gurubu seyircilerine doğuya ve Çin&quot;deki bin yıllık bir öyküden uyarladıkları son oyunları &quot;Tambour sur la digue &quot; a hazırlamışlardır. Son oyunları aynı zamanda politik bir Cornille oyunu izleri de taşır. M&quot;nin açlık grevi yüzünden ara verilen oyun 1995 Bosna olaylarını da anlatmaktadır. Kendisine kendi militan pozisyonunun tiyatrosuna böyle bir estetik biçimle yansıması sorulduğunda şunu söyler: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Biz bir tiyatro gurubuyuz ve bir tiyatro gurubunun yapması gereken tiyatroyu aramaktır biz de bu arayışı izliyoruz. Eğer hepimiz bu militan tavrın parçası olsaydık bu arayış imkansız olurdu yada şöyle söyleyebilirim Theatre Soleil yararlı olmak istiyorsa tek bir şey yapabili</description></item><item><title>RESİM - RÖNESANS DÖNEMİNDE RESİM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-ronesans-doneminde-resim-sanati-401864.html</link><description>rönesans döneminde resim sanatı</description></item><item><title>SANAT - SANATA ADANAN BİR YAŞAMIN BAŞ KAHRAMANI HALİT ZİYA UŞAKLIGİL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanata-adanan-bir-yasamin-bas-kahramani-halit-ziya-usakligil-403250.html</link><description>sanata adanan bir yaşamın baş kahramanı halit ziya uşaklıgil</description></item><item><title>YARATICILIKTAKİ ENGELLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaraticiliktaki-engeller-390285.html</link><description>Yaratıcılıktaki Engeller&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Çok meşgul olmak ve problemlerle çok haşır neşir olmak.&lt;br/&gt;2.Çatışan hedeflere ve amaçlara sahip olmak.&lt;br/&gt;3.Dinlenebilmek için yeteri kadar zaman ayıramamak.&lt;br/&gt;4.Eleştirilme korkusu.&lt;br/&gt;5.Kendine güven eksikliği&lt;br/&gt;6.Ruhsal durum.&lt;br/&gt;7.Duyguları beslemeyen steril bir çevre.&lt;br/&gt;8.Çabuk sonuç üretme talepleri ve ihtiyacı&lt;br/&gt;9.Bilgi toplamayı veya iletişim kurmayı engelleyen katı kurallar veya engeller.&lt;br/&gt;10.Kırıcı sözler.&lt;br/&gt;11.Popüler kültürle fazla haşır neşir olmak.&lt;br/&gt;12.Stres&lt;br/&gt;13.Rutinleşme.&lt;br/&gt;14.İnançlar.&lt;br/&gt;15.Ego.&lt;br/&gt;16.Korkular.&lt;br/&gt;17.Kendini eleştirme ve negatif düşünce.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaratıcılığı Engelleyen  Olaylarla Nasıl Başa Çıkabiliriz?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Düşünce zamanı ve alanı oluşturmak.&lt;br/&gt;a.Müzik dinlemek.&lt;br/&gt;b.Sabahları koşmak.&lt;br/&gt;c.Yoga.&lt;br/&gt;d.Meditasyon.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Çocukların oyunlarıyla haşır neşir olmak.&lt;br/&gt;a.Yaratıcı düşünceye yardımcı olan oyuncaklar.&lt;br/&gt;b.Çizimler.&lt;br/&gt;c.Konuşma ve soru sorma.&lt;br/&gt;d.Entelektüel düşünceye yardım edecek ve yaratıcı çözümler oluşturmayı sağlayacak oyunlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.Günlük olayların denenmesi ve kullanılması. Normalde sıkıcı ve monoton olanlarla ilgilenildiğinde ilginç oldukları görülür. Çocukları da izlediğinizde onların günlük hayattaki problemlere yönelik kendilerine özgü yaratıcılıklarını görebilirsiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.Günlük yaşantımızın iyileştirilmesinde yeteneklerimizi kullanabilmek için her aktiviteye hayalimizi katmalıyız. Hayallerimizi onları kullanarak geliştirebiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Herhangi bir ana yetenek ya da kabiliyet  eğitimle geliştirilebilir. Bunun için egzersiz yapmak gerekmektedir:&lt;br/&gt;a.Tecrübe&lt;br/&gt;b.Seyahat&lt;br/&gt;c.Kendine güven&lt;br/&gt;d.Kişisel temaslar&lt;br/&gt;e.Çocuklar&lt;br/&gt;f.Oyunlar, yap-bozlar&lt;br/&gt;g.Hobiler&lt;br/&gt;h.Okuma&lt;br/&gt;i.Yazma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaratıcılık Yeteneklerinin Geliştirilebilmesi İçin Atılacak Adımlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Fiziksel ve ruhsal sağlık. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rahatlık ve fiziksel sağlık yaratıcı düşünce için ön gerekliliktir. Egzersiz, sınırlamalardan kurtaran bir form tutma oyunudur. Kanda artan oksijen beyne gönderilir. Kanda endorfin açığa çıkar. Yürüme, koşma</description></item><item><title>SANAT - 20. YÜZYIL SANATINI HAZIRLAYAN ETMENLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-20.-yuzyil-sanatini-hazirlayan-etmenler-406501.html</link><description>20. yüzyıl sanatını hazırlayan etmenler</description></item><item><title>TÜRK RESİM SANATI TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-resim-sanati-tarihi-420305.html</link><description>insanoğlu yazmadan önce çizmeye ve boyamaya başlamıştır. mağralarda ve dıştaki kaya yüzeyleri üzerinde bulunan boyalı resimler ve çizgiler, insanın binlerce yıl önce fikirlerini nasıl ifade ettiğini bize açıkça anlatıyor. insan var oladuğu sürece resim yapma tutkusu onunla birlikte var olucaktır. resim iki boyutlu bir yüzey, yani bağzen bir kağıt, bir duvar yüzeyi veya bir tuval üzerinde oluşur. resimde renk ve çizgi kandi başlarına yada birlikte kullanılarak temel ifade unsurları meydana getirirler. hangi çağa, hangi üsluba ait olursa olsun, resimde temel unsurlar daima çizgi ve renge dayanır. bazı resim üsluplarında çizgi, bazılarında da renk egemendir. örneğin, resmin eski çağlarında çizginin oynadığı başrol hemen göze çarpar. buna karşılık 9.yy avrupası&quot;nda renk resme egemen olacak bir noktaya gelmiştir.&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;       kültür, toplumların tarihi süreç içinde bitirdikleri maddi ve manevi ürünlerin ortamında oluşur. tarihsel birikimin bilinçlendirilmesi ve günümüz yaşantısına katılmasıyla kültürel ortam yoğunlaşmaktadır. resim sanatı, bir toplumun en önemli kültür unsurlarından biridir. &lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;       türkler tarih boyunca birçok ülkede hakimiyetlerini sürdürmüştür. bu dönemde icra edilen resimler yetirince araştırılmamış ve bu alanı inceleyen yeterli düzeyde eser ortaya konmamıştır. bunun neticisinde, türk resim sanatına ait birçok sanat...</description></item><item><title>KABAK ÇEKİRDEĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kabak-cekirdegi-383633.html</link><description>KABAK ÇEKİRDEĞİ&lt;br/&gt;Hafize Ana: 60 yaşlarında, huysuz, kıskanç, geliniyle,  sürekli tartışan bir kadın. &lt;br/&gt;Güldudu: 25 yaşlarında, kaynanasını sevmeyen,  sivri dilli, akıllı ve kurnaz bir gelindir. &lt;br/&gt;Hasan: 30 yaşlarında ağırbaşlı, iyi kalpli ailesine bağlı, karısı ve annesi arasında kalmış bir erkek.  &lt;br/&gt;Hoca: 60-65 yaşlarında akıllı, kurnaz, zeki, biraz  fitne ama özünde iyi bir insan. &lt;br/&gt;I. PERDE&lt;br/&gt;Nafize Ana&quot;nın Evinde&lt;br/&gt;(Güldudu ağzında, sakızı, aynanın karşısında saçına belik  örtmektedir. Hafize ana hem çekirdek yer hemde söylenir) &lt;br/&gt;Hafize Ana: Of güzel Allah&quot;ım ben ne şanssız bir kariymişem. Anam gelin olacak avrata bak, kendini  güzel sanayo, iki tel saçını bağlayo, evi koku götüreyo, hanım görmeyo. Gül dedik dudu dedik eve hanım ettik. Etmez olaydık. &lt;br/&gt;Güldudu: Bu eve geldiğimde kucaklaşam bir kucak saçım vardı, güzelliğim vardı. Çenenden başımda saç gomadın. Gözlerim eyi görmeyo demeyon, avrat kötüdür, çirkindir deyon. Ev pistir, kokuyo deyon. Kabahati kendinde aramayon. &lt;br/&gt;Hafize Ana: Hadi be et tavuğu. Ah gençliğim ah. Kendi zamanımda incelik bendeydi, görgü bende. Ama şimdi nerde. Geçti artık geçti. Ben kaynanamı el üstünde tutardım. (elindeki çekirdekleri yere atar)&lt;br/&gt;Güldudu: El üstünde tuttuğundan mı kadıncağız veremden öldü? Anamızsınız dedik, canımızsınız dedik yetti gari. Ben temizliyom sen kirleteyon. &lt;br/&gt;Hafize Ana: Ne o arka taraf  yerinden kalkmayo mu? eee, değirmen taşı. Seninkinin yanında küçük kalır gelin hanım. Hadi kalkta temizleyiver belki bi yerlerin eksilir. Hasanımın içi şenlenir. &lt;br/&gt;Güldudu: Ne dersin sen kazanlarda kaynayasıca, Hasanım beni böyle görüncede şenlenir. (Güldudu kalkar ortalığı toparlar ve bir yandanda söylenir.) Ah anam, garip anam bilinmez ellere yar etseydin de böyle cadıya beni gelin etmeseydin. &lt;br/&gt;(Kapı açılır. Gelen Hasan&quot;dır) &lt;br/&gt;Hasan: güldudu nerelerdesin gel potinlerimi çıkar, elimizdekileri al hele.&lt;br/&gt;Hafize Ana: Oy nerelere gidem, oğlum baştan çıkmış, anasını bilmez olmuş. Anam demeden garı der olmuş. Hey Kadir, kudret sahibi Allah&quot;ım oğlumda bir esabet, bir büyü mü var? Nedir bu? &lt;br/&gt;Güldudu: geldim bey geldim.&lt;br/&gt;Hasan: Anacım pek iyi göremem seni, söylersin sanki, bir dersin yoktur. İnşallah. &lt;br/&gt;Hafize Ana: Konuşasım gelmez Hasan senle. Ana demiyon garı deyon. Ula seni bugünleri göreyim diye mi büyüttüm? Ak sütüm helal olmaz sana bilesin. &lt;br/&gt;Hasan: Anam sen diyin. Sen başımın tacı, gözümün nurusun. Allah seni başımızdan eksin etmesin. Senin boynunu bükecek ne etmişim. Güldudu sende durma öyle, kalk yemeği hazırla. Bir baş soğan getir. Cücüğünü anam yesin. Eee ana bundan sonra cücüğünü hep sen ye. Kısmet olursa daha zengin olacaz. Ala bir öküz alışam. &quot;ho&quot; demeden iki dönüm çifti birden sürüyo.&lt;br/&gt;Hafize Ana: evde bet bereket olmadıktan sonra oğul zenginlik ne fayda. Evde bir uğursuzluk olmuş başına gideyo. &lt;br/&gt;Hasan: anam gözünün yağını yiyim de böyle.&lt;br/&gt;Hafize Ana: Bu avradın geldiğinden beri ev leşe döndü. Ne büyüğüne saygısı ne de küçüğüne sevgisi var. Oğlum bunu alırken aldanmışız biz. &lt;br/&gt;Hasan: (Kızgın bir şekilde.) Ana Güldudu&quot;yu gelin diye bulan sensin. &lt;br/&gt;Hafize Ana: Sen benim başıma mı kakarsın? Ah gözü kör olsun Fitesli Sultan&quot;ım meymenetsiz, fesat kadın. &quot;Hafize Ana, Güldudu iyidir, hoştur, sevgisi, saygısı yerindedir.&quot; derdi. Ah ona aldandım ben ah oğlum gel etme boşa sen bunu. Sana daha eyileri daha gözeleri layık. Şöyle selvi boylu, al yanaklı varken sen bu an taşını ne gözle aldın gözü kör. &lt;br/&gt;Güldudu: Ah başımı yaktın. Gençliğimi aldın. Gözü kör alasıca kör şeytan daha Hasan&quot;a varmasaydım yollarıma kırmızı halı serecektin. &lt;br/&gt;Hasan: (Sinirlenir) Yeterin gari bıktım sizden ne haliniz varsa görün yiyin birbirinizi ben kahveye gidiyom (Hasan evden çıkar). &lt;br/&gt;Hafize Ana: (Alaylı)  Güldudu, suratsız gelin. Oğlum dönüp bakmadı yüzcezine söylesene hadi bana, güzellik senin nerende? &lt;br/&gt;Güldudu: (Sinirli) Ah benim kara yazım, bahtsız başım. Güzellik benim içinde. Sen kendine bak kocakarı. İçin fesatlık dolmuş, artık taşıyor. Allah&quot;tan kork. &lt;br/&gt;Hafize Ana: Seni Hasan&quot;a yer etmiycem sülük avrat. Yapıştın yakamıza düş gari düş. &lt;br/&gt;Güldudu: Bende gülduduysam aha şuraya yazıyorum bu evden benim ölümü çıkarırsın yaban keçisi. Bu evi bana dar getirdin, bende sana mezar edeceğim. &lt;br/&gt;(Güldudu kendi kendine söylenir)Ben de seni öldürmez miyim be karı. Hele bak Kabasakal Hoca ile seni cehennemin dibine göndermez miyim? (Güldudu Hafize Anaya sinsi sinsi bakarak) Ben gidiyorum ne halin vars</description></item><item><title>SANAT - BİLİM EĞİTİMİ VE YARATICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat--bilim-egitimi-ve-yaraticilik-456837.html</link><description>SANAT - BİLİM EĞİTİMİ VE YARATICILIKÖğr. Gör. Tülay ÇELLEK*Tanınmış bir sanatçımızın öğrencilerine ait olan bir sergiye gitmiştim. Odanın ortasında kendi etrafımda dönerek izlerken çalışmaları, birinin önünde duraladım. Resim, hocanın mı yoksa öğrencisinin mi diye bir türlü karar verememiştim çünkü. Sergiyi bekleyen bir hanım resme sürekli baktığımı görünce &quot; o resim, hocanın en başarılı öğrencisinin &quot; dedi. Başarıya bakalım, hocanın çalışmasına en çok benzeyen, yani tamamen kendi kişiliği yok olup hocanın yapısına bürünen öğrenci en başarılıydı. Aynı şekilde bazı ders işleme tarzları da böyle sonuçlara çıkabiliyor. &quot;Biz biliriz, siz karar veremezsiniz&quot; sözleriyle bitirilen dersler gibi. Bu tarz, Lise düzeyinde &quot;Desen Çalışmaları&quot; ve &quot;Resim Atölye&quot; dersinde yapılan çalışmaların salt gözleme ve yinelemeye dayalı olması, tasarımın, yaratıcılığın bulunmaması , aynı anlayışın bazı GS Fakültelerinde de devam etmesi , &quot;yaratıcılık sonra gelir&quot; diye söylenmesiyle sürüp gidiyor. Nitekim tüm bunlar, öğretmen yetiştirmeyen okullardan mezun olup pedagojik formasyon almadan, üstelikte hiçbir deneyime sahip olmadan bir yerlere getirilmenin bedelini öğrencinin ödemesi şeklinde noktalanıyor tabii. Nasıl iyi bir profesör iyi bir yönetici olacak demek değilse, iyi bir sanatçı da iyi bir sanat eğitimcisi olacak anlamına gelmez. Çünkü, bunlarda ayrı bir özellik ve birikim ister. Nitekim iyi, başarılı bir eğitimin ilk nüvesini öncelikle idareciler ve sonra da eğitimciler oluşturur. Bu, her alanda geçerlidir.100-500 öğrenciyle Sanat Eğitimi gerçekleştirme istemi dersi, derslikten çıkarıp katılımsız konferansa çevirme yada tarih dersi gibi sunma şekline döndürüveriyor.Yani bireysellikten ırak kitleye hitap eden bir ders konumu söz konusu oluveriyor. Halbuki F. NİETZSCHE, &quot;Kim temelde öğretmense, öğrencileriyle ilgili bütün her şeyi ciddiye alır, kendini bile&quot; diyor ve ekliyor &quot;yetenekli olmak yetmez: buna izin vermemizde istenir&quot;. &quot;Bilgi için bilgi&quot;-ahlakın kurduğu son kapan: İnsan bir kez daha tümüyle bu kapana kısılıyor&quot;. (F. NİETSCHE)Ama bu arada öğretmen yetiştiren Eğitim Fakültelerinde yapılan son değişiklik ile uygulamanın neredeyse sıfır noktasına indirgenerek salt teoriye yer verilmesi ciddi sorunlar yaratacaktır. Hepimiz de biliriz ki yaparak yaşayarak öğrenme en önemli öğrenme biçimidir. Uygulama dersi esnasında öğrenilecekler, teori dersinde öğrenilecekler kadar önemlidir. Çünkü öğretmen adayı da aynı yöntemle öğrencilerine hitap edecektir. Ancak atölye bulabilirse. Her şeyde denge önemlidir. Tabii ki kültürlü ve nasıl öğretmesi gerektiğini bilen , farklı yöntemlerle öğretim yapan öğretmen isteriz ama bunun da dozu ve çok yönlülüğü önemlidir. Öğrencinin modeli öğretmendir çünkü. Öğrencinin kafasını bilgiyle yada çizgiyle doldurmanız önemli değildir. Önemli olan ayıklamaktır. Öğrenciyi kendi kişiliği, kendi alanı çerçevesinde zenginleştirmek yerine öğretmenin kişiliğine çevirmek, tabii çevirirken de öğrenci bireyselliğini yok etmek yarar değil zarar vermekten başka işe yaramayacaktır. Hızlandırılmış eğitimin Resim Bölümünden mezun bir arkadaş tablo yapmadan okulu bitirdim, şimdi çocuklara ne öğreteceğim diye yanıma gelmiş yaptığım bütün ders planlarını da almıştı. Aynı şekilde kitap incelemeden Türkçe Bölümünden mezun olan bir arkadaş ta öğrenciye ne öğreteceğim diye kıvranıyordu bir zamanlar. İşte gelinen sonuç budur.İdarecilik motive etmedir, güdülemedir, teşvik etmektir. Sanat eğitiminin sonuçlarını sergileme öğrenciye ivme kazandırmadır. Çünkü bu, eğitimin tamamlayıcı parçasıdır. Ancak yönetici olarak getirilen bireyin bu tür etkinliklerin eğitimin önemli bir parçası, tamamlayıcısı ve gerekli olduğunun ayırtına vararak desteklemesi gerekir. Tam tersi çeşitli bahanelerle baltalamak yerine uygulatan olmalıdır. Sanat eğitiminde öğrencinin rolü kadar öğretmenin de rolü önemlidir. Sayın İdil BİRET &quot;iyi piyano çalabilirim ama iyi bir sanat eğitimcisi olamam&quot; demiştir. Bu durumda sanatçı olmak ayrı bir şeydir sanat eğitimcisi olmak başka bir şeydir. İyi bir şekilde psikoloji bilmek ve eğitimle ilgili yayınları takip etmek gerekir. Bir değerlendirmede bile önünüze çıkıveriyor bu bilgiler. Eğer yoksunsanız bu bilgi ve deneyimden öğrenci çalışmalarını birbiriyle mukayese ederek değerlendirme yaparsınız ayrıca öğrenciyi değil hocasını değerlendirirsiniz. Bu da gösterir ki öğrenci yok, hoca var. Halbuki değerlendirmeler her öğrencinin kendi alt yapısına, gayretine vs. göre yapılır. Kassel Üniversitesinden Prof. BOSHa Üniv</description></item><item><title>SANAT - ATAOL BEHRAMOĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ataol-behramoglu-403295.html</link><description>ataol behramoğlu</description></item><item><title>STORYBOARD</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?storyboard-381669.html</link><description>STORYBOARD&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NoGörüntüSüreÇekim ÖlçeğiAçıklamaSes ve Müzik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy&lt;br/&gt;Genel Çekim&lt;br/&gt;Ağaçların arasındaki kız ve erkek oyuncunun el ele&lt;br/&gt;tutuşarak ayrılmasıyla başlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Galibi Sen&quot;&lt;br/&gt;klip müziği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy&lt;br/&gt;Genel Çekim&lt;br/&gt;Kız oyuncunun ağaç-larından kameraya doğru yürümesi. Kamera sabit oyuncu hareketli.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Görüntü flulaşır. Kız oyuncu göl kenarında sevgilisiyle yürüdüğü günleri hatırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Erkek oyuncunun el ele ayrılmasından sonra &lt;br/&gt;yürümesi. &lt;br/&gt;Kamera erkek oyuncuyu arka plandan alır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yakın Çekim&lt;br/&gt;Kız oyuncu sevgilisiyle birlikte keman ve gitar çaldıkları günleri hatırlar. Göl kenarında oturur biçimdedirler. Kamera sabit oyuncular sabit.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıntı Çekim&lt;br/&gt;Kamera ve nesneler sabit keman ve gitarın yaprakların arasında gösterilmesi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;STORYBOARD&lt;br/&gt;NoGörünümSüreÇekim ÖlçeğiAçıklamaSes ve Müzik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Genel &lt;br/&gt;Çekim&lt;br/&gt;Kız oyuncunun arkasına dönüp sevgilisine bak-ması. Kamera hareketli oyuncu hareketli&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel Çekim&lt;br/&gt;Birkaç eski mektup ve içinde bir gül olan kutunun gösterilmesi. Kamera sabit.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıntı Çekim&lt;br/&gt;Kutunun üzerindeki &quot;AŞKIMDAN&quot; yazısının gösterilmesi. Zoom in yapılır. Kamera sabit.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bel Çekim&lt;br/&gt;Kız oyuncunun masanın üzerinde duran kutuya yaklaşması ve dokunma-sı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bel ÇekimKız oyuncu masada oturur biçimdedir. Kutunun içinden bir mektup çıkarır ve okur. Arka profilden çekim yapılır. Kamera kız oyuncunun arkasındadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Göğüs Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu mektubu masanın üzerine koyar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Göğüs Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu kutunun içindeki kırmızı gülü çıkarır ve öper.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;STORYBOARD&lt;br/&gt;NoGörüntüSüreÇekim ÖlçeğiAçıklamaSes ve Müzik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıntı Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu elinde gülü tutar. Güle zoom in yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bel Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu gülü alır ve masadan kalkar. Kamera hareketli oyuncu hareketli.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu gül ile birlikte göle doğru ilerler. Arkadan çekim yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Genel Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu gülü göle fırlatır. Yan profilden çekim yapılır. Kamera ile pon yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız oyuncu göl kenarında yürüyerek ilerler. Yan profilden alınır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;19&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıntı Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kutu ve mektubun masanın üzerinde durduğunu belirtmek için tekrar gösterilmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;STORYBOARD&lt;br/&gt;NoGörüntüSüreÇekim ÖlçeğiAçıklamaSes ve Müzik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel &lt;br/&gt;Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kamera sabit göl manzarasının verilmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;21&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Genel Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir ağacın etrafında kız ve erkek oyuncunun göz göze gelmeye çalışmaları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;22&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Baş Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız ve erkek oyuncunun ağacın etrafında aynı yerde gözlerinin birleşmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;23&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıntı Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kız ve erkek oyuncunun sadece gözlerinin içine bakmalarının gösterilmesi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;24&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Göğüs Çekim&lt;br/&gt;Erkek oyuncunun ağacı dayanmış sevgilisinin saçlarını okşaması. Kamera sabit oyuncu hareketli. Yan profil.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip müziği &lt;br/&gt;devam eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;25&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5 sn&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boy Çekim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki sevgilinin göle birlikte taş atmaları. Kamera arka plandadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klip</description></item><item><title>RESİM - PABLO PİCASSO (1881 &amp;#8211; 1973)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pablo-picasso-(1881-8211-1973)-401831.html</link><description>pablo picasso (1881 &amp;#8211; 1973)</description></item><item><title>SANAT - YENİ TÜRK ŞİİRİ  NAZIM BİÇİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yeni-turk-siiri-nazim-bicimleri-403453.html</link><description>yeni türk şiiri  nazım biçimleri</description></item><item><title>RESİM - PASTEL BOYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pastel-boya-401861.html</link><description>pastel boya</description></item><item><title>KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ETKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kitle-iletisim-araclarinin-etkileri-348321.html</link><description>KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ETKİLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              Kitle iletişimi toplumsal araştırmalarda üzerinde ısrarla durulan ve belki de en az açıklığın sağlandığı konu değişik araçların etkileridir. Birçok ülkede kitle iletişim araçları izlenirken sarf edilen zaman ve bu araçların üretim ve dağıtımı için ayrılan kaynakların miktarı düşünüldüğünde, böyle bir sorgulamanın nedeni yeterince anlaşılabilir. Bir yanıt oluşturmak için çok şey yazılmış ve epeyce araştırma yapılmışsa da konunun hem kitle iletişim araçlarının genel önemi, hem de özelde kitle iletişiminin belirli düzeylerinin olası etkileri açısından yine de tartışmalı olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda bitmeyen zorluklardan birisi araçların etkilerini araştıranlarla kitle, kitle iletişim araçları üreticileri ve alanda kamu politikalarını oluşturanlar arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklandığından tartışma kaçınılmaz olarak kullanılan terimlere bazı açıklıklar getirilmesiyle başlamıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             Kitle iletişim araçları içerikleri ve örgütlenmiş biçimleriyle çok çeşitlilikler gösterir ve toplum üzerinde etkili olabilecek geniş bir alandaki faaliyetleri kapsarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             Birey, grup, kurum ister bütün toplum ya da kültür düzeyinde olsun, etkilerin hangi düzeyde oluştuğu konusunda açıklığa sahip olmak zorunluluğudur. Bunların her biri veya hepsi herhangi bir yolla kitle iletişiminden etkilenebilir. Kitle iletişim araçlarının sadece bireysel siyasi görüşleri değil, yürütülüş ve başlıca etkinliklerinin düzenlenme biçimlerini de etkilenmesinin olası olduğu siyaset alanı iyi bir örnek oluşturmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  İletişimin geniş, heterojen ve bilinmeyen izleyiciye doğru yöneltilen şeklidir. Genişliğin ölçüsü iletişimcinin / göndericinin izleyicilerle yüz yüze bir şekilde ilişki kurma olanaksızlığıdır. Heterojen olması kesinlikle saptanmış belli bir grup, elit gibi kamuya açık olmayanın ötesinde olmasıdır. Bilinmeyenin anlamı göndericiye izleyicilerin genellikle yabancı, bilinmeyen kişiler olmasıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;               Kitle iletişime hızlı, kamusal ve geçici olarak tanımlanabilir: Kamusaldır, çünkü ileti halkın izlemesine açıktır. Hızlıdır, çünkü ileti izleyicilere kısa sürede ya da aynı zamanda yetişmesi için hazırlanmıştır. Geçicidir, çünkü genellikle o an, alındığı an, tüketilmesi amaçlanmıştır, devamlı kayıtlara geçmesi için değil. Bunun istisnası film, radyo ve video kütüphaneleridir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  Kitle iletişim araçları geniş izleyici topluluklarının ilgisini çekmesi, düşüncelerinin değiştirilmesi ve davranışlarında değişiklik gösterebilir. Kitle iletişim araçları toplumdaki bireyler arası düşünce tarzındaki farklılıkları ortaya çıkartır ve bu sadece bireyler arası değil örgüt, grup ve kurumlar arasında da olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              Kitle İletişim Etkisi Üzerine Araştırmaların Tarihi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              Kitle iletişimi araştırmalarının doğal bir tarihi vardır. Araçların etkilerinin incelenmesi kamuyu çok yakından ilgilendirmektedir. Bir yanda suç, şiddet, kültürel ve ahlaki durum, iletişim araçlarının eğitici ya da beyin yıkayıcı gücü gibi kaygı kaynağı başlıca konular vardır. Bunların her biri , zaman içinde artan ya da azalan önemlerde etkilere uğramışlardır. Diğer yandan da kullanılan iletişim aracının ya da onun kullanım biçiminin değişmesine neden olan teknoloji ve sosyal davranıştaki değişme olguları bulunmaktadır. Popüler gazeteler, çizgi dergiler, sinema, radyo ve televizyon kamunun ilgisini üzerlerinde toplayış sırasıyla birbiri ardına araştırma konuları olmuşlardır. Kitle iletişim araçları sanayinin gereksinmeleri, özellikle reklamcılığın etkililiği konusuyla ilgilenmeleri de önemli bir rol oynamıştır. Kitle iletişim araçlarının modern toplumlara katkısının anlaşılabilmesinde temel olabilecek birçok konuda boşluklar bulunduğunu kabul etmemiz gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                Bununla beraber bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. İletişim araçlarının etkisinin araştırmakla olduğu elli yılı aşkın süreyi üç ana aşamada inceleyebiliriz.19 uncu yüzyılın sonunda 1930 l</description></item><item><title>SANAT - LEONARDO DA VİNCİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-leonardo-da-vinci-403226.html</link><description>leonardo da vinci</description></item><item><title>SANAT - KÜÇÜK AĞA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kucuk-aga-403090.html</link><description>küçük ağa</description></item><item><title>SANAT - TOPLUMLARIN GELİŞİM SÜRECİNDE SANATA VE SANATÇIYA GEREKSİNME VARDIR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-toplumlarin-gelisim-surecinde-sanata-ve-sanatciya-gereksinme-vardir-403131.html</link><description>toplumların gelişim sürecinde sanata ve sanatçıya gereksinme vardır</description></item><item><title>RESİM - FERNAND LEGER (1881-1955)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-fernand-leger-(18811955)-401809.html</link><description>fernand leger (1881-1955)</description></item><item><title>DRAMATURGİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dramaturgi-389133.html</link><description>DRAMATURGİ RAPORU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Oyunun Adı:   Kırgınlar Evi &amp;#8211; Heartbreak House&lt;br/&gt;2. Yazıldığı Yıl:   191617&lt;br/&gt;3. Bölümlemesi:   3 perde. Perdeler sahnelere bölünmemiş.&lt;br/&gt;4. Dilimize Çeviren :   Sevgi SANLI.&lt;br/&gt;5. Ortalama Süre:  Yaklaşık 3 &amp;#8211; 3,5 saat.&lt;br/&gt;6. Dekor :  &lt;br/&gt;       Eski moda bir gemi şeklinde tasarlanmış bir oda. Evin giriş holüne açılan  çift kanatlı camlı kapı, yanında kitap rafları, bir marangoz tezgahı. Kağıt bir sepette bulunan v eyere dökülmüş talaşlar. Tezgahın üzerinde bir matkap ve iki rende. İçeride var olan ve kapıdan içerisi görülen bir kilerdir. Ortaya yakın bir yerde resim masası, üzerinde resim tahtası, gönye takımları, cetveller, matematik araçları, suluboya takımları vb. masanın yanında yangın kovası. Raflara yakın bir yerde kanepe, kanepe ile resim masası arasında bir meşin koltuk. Kapıyla kitaplık arasında, sağlam bir masa.&lt;br/&gt;I. ve II. Perde evin içinde III. Perde bahçede geçer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;1. Yazıldığı Dönemin Siyasal-Toplumsal Koşulları:&lt;br/&gt;I. Dünya Savaşı - Sonrası&lt;br/&gt;Enerji kaynaklarının ve sömürgelerin elde edilmesi, Pazar oluşturmak ve bunun gibi bir çok ekonomik ve siyasal güç elde etmek amacında olan ülkelerin çıkardığı I. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ekonomik çöküntü, insanların kendi toplum düzenlerine ve düşünce sistemlerine karşı olan kuşkuyu daha da artırdı.  Savaşa karşı olan gösterilerin yanısıra, çeşitli toplumların kendilerini yeni baştan düzenleme zorunluluğu ile hayata olan bakış sorunları ele alış ve çıkarılan sonuçlar savaş öncesinden oldukça farklıydı. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa&quot;nın büyük ülkelerinde sosyalist düşünceler çeşitli biçimlerde eski düzenin temsilcileriyle çatışmaktaydı.&lt;br/&gt;2. Dönemin Sanatı Egemen olan Akım/Akımlar:&lt;br/&gt;XIX. yüzyıl sonunda ve XX. Yüzyıl başlarında bazı doğalcı yazarların simgeciliğe, dinciliğe, tepkiciliğe kaçtığını görüyoruz. Doğalcı yazarların bazıları da toplumculuğa yöneldi. Özellikle I. Dünya Savaşı&quot;nın etkisiyle tiyatro iki temel eğilimi sürdürdü. Ge</description></item><item><title>SANAT - YILMAZ GÜNEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yilmaz-guney-403254.html</link><description>yılmaz güney</description></item><item><title>SANAT - İSTANBUL-AVRASYA MARATON TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-istanbulavrasya-maraton-tarihi-403395.html</link><description>istanbul-avrasya maraton tarihi</description></item><item><title>CIVELEK RESEARCH PAPER (REVISED DRAFT) SHAKESPEARE AND HIS PLAS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?civelek-research-paper-(revised-draft)-shakespeare-and-his-plas-351057.html</link><description>Research Paper (revised draft)&lt;br/&gt;Shakespeare and his Plays&lt;br/&gt;                                                     &lt;br/&gt;Theatre had an important role in the English Renaissance with its successful playwrights and plays. At that time of rebirth, someone had to take the mission to let people begin thinking individually and freely. In Elizabethan England, a very important person for the world&quot;s theatre history appeared; William Shakespeare (1564-1616). Shakespeare began his artistic life as a playwright with his comedies and later he also wrote many tragedies. In his comedies, Shakespeare could go deep into the subject, but he also achieved being understood by regular people in the society. His comedies were a bit tragic as well as funny. Beneath that, they could make people think. In his tragedies, Shakespeare investigated human. He chose his characters from the royal family and also from regular people. In his tragedies, Shakespeare criticized people and their behavior while at the same time, the plays did not support a belief destiny. His best known tragedy, Hamlet (1601) is accepted to be one of the highest points of the Renaissancean tragedy. With his plays and criticisms in his plays, Shakespeare became an important playwright of the theatre history. Also, because of the era of big changes he wrote his plays in. This research paper investigates the structure, elements and features of Shakespeare&quot;s theatre and the aims Shakespeare had by writing his plays to enlighten the Elizabethan society in the time of the Renaissance.&lt;br/&gt;Shakespeare&quot;s theatre was successful, because the shareholders of the theatre were playwrights and actors themselves. Lord Chamberlain&quot;s Men, including the players Pope, Philips, Heminges, Kempe and Shakespeare, had designed and run the theatre they played at. The theatre was &quot;built on land leased and paid for by actors.&quot; (Thomson, 1992, p. 18) This type of theatre belonging to its actors was not seen in England, and perhaps anywhere else &lt;br/&gt;Civelek&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;before.This makes the Chamberlain&quot;s Men&quot;s theatre the first one of its type. With this specification, the Globe became the most attractive playhouse in London. What it had to do then was to exhibit attractive and qualified plays. The theatre achieved that.&lt;br/&gt;As well as exhibiting attractive plays, it was also important to schedule the play&quot;s times well to get more audience. The theatre showed a good effort at that time. Performances in London took place daily, although there were some limitations. The Privy Council invited the theatres not to play Sundays as well as Thursdays because of the day for bear baiting. The reason for those limitations was that the plays attracted too many people to the playhouses. These limitations were ignored and plays continued to be performed daily except Sundays. The only thing players had to arrange carefully was play&quot;s times. Dinner was the most important meal of the day, accepted by all classes of the society. Since it was taken between ten o&quot;clock and noon, plays were supposed to begin after that. In addition, people wanted go home before dark. So, it was suitable for all to start a play at two o&quot;clock. With this arrangement, people of all classes in the society came to playhouses.&lt;br/&gt;Moreover, elements of theatre like costumes, music and sound effects need to be supportive for a successful play. Theatres today have modern stages and these elements above support plays very well. In Shakespeare&quot;s theatre, there were also supportive elements: Music made by drums and trumpets, sound effects made by again drums and men at the back of the stage. Music and sound effects were intended to come on time, because they affect actors&quot; performance positively or negatively. Besides this, one of the most important and powerful men in the staff was the wardrobe-master (tireman). Shakespeare recognized the importance of costumes in his plays. People saw his plays supported with costumes. The wardrobe-master was a craftsman and also an administrator. He p</description></item><item><title>SANAT - ÇAKAL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-cakal-403352.html</link><description>çakal</description></item><item><title>RESİM - SANAL ALEMDE ANNE VE ÇOCUK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-sanal-alemde-anne-ve-cocuk-401853.html</link><description>sanal alemde anne ve çocuk</description></item><item><title>SANAT - POSTMODERNİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-postmodernizm-403383.html</link><description>postmodernizm</description></item><item><title>STAR WARS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?star-wars-368758.html</link><description>&quot;A long time ago in a galaxy far far away...&quot; with these words start all the movies of Star Wars. Then sliding yellow letters appear to talk some about subject. &quot;Star Wars&quot; is a legend with 12 books 9 episode movies 20+ video games.&lt;br/&gt;George Lucas is the creator of this legend. He started to make first film of Star Wars at 22.The first film started making in 1976 and played in 1978. It is the Episode 4: A New Hope. It&quot;s loved by the whole world and won 2 Oscars. Then Lucas has decided to make the other movies. The progress of Star Wars movie series a little complicated. First we saw the fourth episode, then the fifth episode and the sixth episode. After that trilogy we saw first episode then second and now we&quot;re waiting for the third episode movie I think it will be the best of all. It is coming up in May. These movie series are trilogies like &quot;The Lord of the Rings&quot; but it s a little different because of being three trilogies and 9 films total. Star Wars movie series are awesome. Laser weapons, space wars, ultimate technologies, philosophy of life, action, love, comedy and tragedy everything is in Star Wars. That is why it is loved so much I think.&lt;br/&gt;The most famous subject is the force. The force is a living energy, that surrounds us, lives inside the environment, in life forms. It is an energy field divines the galaxies together, makes us live. It is something like god; so the god lives in all of us. And with education you can use this power. It is your ally. By using the force you can fly, you can move the objects without touching them, you can end somebody&quot;s life or give somebody a life, you can see without looking and you can do whatever you imagine. The Force controls the life in a balance. This belief is told in the all films. It is about the war of living creatures with themselves, the war of heart and mind, good and evil. All things are in a balance. Also George Lucas says that, it was a classical music that and repeats itself. The film music, which was made by a huge orchestra, also won many awards. &lt;br/&gt;There are some people who can feel the force more then the others they&quot; re called &quot;force sensitive&quot; and these people are taken when they&quot;re very young to be educated about using the force. They become soldiers, protectors. These warriors called &quot;Jedi&quot;. The Jedi are the guardians of peace in the Galaxy. They are also like philosophers. They are wise and they use their wisdom on combat. They only act with their mind not with their heart or emotions like love, anger, fear etc&amp;#8230;. The code of Jedi is: There is no Emotion; there is peace. There is no ignorance; there is knowledge. There is no passion; there is serenity. There is no death; there is the Force. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;A long time ago in a galaxy far far away...&quot; with these words start all the movies of Star Wars. Then sliding yellow letters appear to talk some about subject. &quot;Star Wars&quot; is a legend with 12 books 9 episode movies 20+ video games.&lt;br/&gt;George Lucas is the creator of this legend. He started to make first film of Star Wars at 22.The first film started making in 1976 and played in 1978. It is the Episode 4: A New Hope. It&quot;s loved by the whole world and won 2 Oscars. Then Lucas has decided to make the other movies. The progress of Star Wars movie series a little complicated. First we saw the fourth episode, then the fifth episode and the sixth episode. After that trilogy we saw first episode then second and now we&quot;re waiting for the third episode movie I think it will be the best of all. It is coming up in May. These movie series are trilogies like &quot;The Lord of the Rings&quot; but it s a little different because of being three trilogies and 9 films total. Star Wars movie series are awesome. Laser weapons, space wars, ultimate technologies, philosophy of life, action, love, comedy and tragedy everything is in Star Wars. That is why it is loved so much I think.&lt;br/&gt;The most famous subject is the force. The force is a living energy, that surrounds us, lives inside the environment, in life forms. It is an energy field divines the galaxies together, makes us live. It is something like god; so the god lives in all of us. And with education you can use this power. It is your ally. By using the force you can fly, you can move the objects without touching them, you can end somebody&quot;s life or give somebody a life, you can s</description></item><item><title>SANAT - FOTOĞRAF</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-fotograf-403069.html</link><description>fotoğraf</description></item><item><title>MOLİERE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?moliere-452627.html</link><description>KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ (OYUNUN KİMLİĞİ)&lt;br/&gt;1. Oyunun Adı / Adları : Hastalık Hastası&lt;br/&gt;2. Yazıldığı Yıl : 1673&lt;br/&gt;3. Bölümlenmesi : 1. Perde VIII sahne, 2. Perde IX sahne, 3. Perde XIV sahne&lt;br/&gt;4. Başlığın Tam Çevirisi : Le MALADE İMAGİNAİRE&lt;br/&gt;5. Dilimize Çevirenler : İsmail Hamdi DANİŞMEND - Lütfi AY&lt;br/&gt;6. Türkçe Baskıları : Çağdaş Matbaa Limited Şirketi, Mayıs 2000. İnkılap &lt;br/&gt;Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul 1993.&lt;br/&gt;7. Konu : Kendini hasta zanneden hastalık hastası bir adamın kendi çıkarından dolayı kızını bir doktorla evlendirme çabası ve karısına olan güveni ve inancı.&lt;br/&gt;8. Kişiler : Argan, Beline, Angelique, Louison, Beralde, Cleante, Mösyü Diafoırus, Thomas Diafoirus, Mösyö Purgon, Mösyö Fleurant, Mösyö Bonnefoi, Toinette&lt;br/&gt;9. Dekor : Moliere, diğer oyunlarında olduğu gibi dekora fazla önem vermemiştir. Perde açıldığında Argan odasındadır ve oyun bitimine kadar odasında devam etmektedir.&lt;br/&gt;10. Ortalama Süre : 1 sayfa 2-3 dakika olduğu için yaklaşık 120 dakikadır.&lt;br/&gt;11. Oyunun İlk Oynanışı : 1673&quot;de Palais Royal&quot;de oynanmıştır.&lt;br/&gt;ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;1. Yazıldığı Dönemin Siyasal - Toplumsal Koşulları &lt;br/&gt;Moliere yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu saydıkları çağdır. Bununla beraber bu parlak çağ o zaman ve çok daha sonlara kadar sanıldığı gibi karanlıklardan çıkmış değildi. Ancak yine bu yüzyılda Fransa Güneş Kral adını alacak kadar başarılı, anlayışlı ve mutlu bir kral ve kurucu devlet adamlarına kavuşmuş; o zamanın en çalışkan sınıfı olan burjuvalık sömürgen aristokratlara inat, büyük Fransız Devrimini hazırlayacak ve sonunda başaracak kadar yükselme yollarını bulmuş, kısacası Fransa o yüzyılda Fransa olmuş, dilini, düşüncesini sonraki devrimlerin sadece geliştireceği sağlam temellere oturtmuştur. &lt;br/&gt;XVII.yy. daha çok düzenleyici, ölçü ve denge bulucu uzlaştırıcı bir çağdır. İşte Moliere böyle mutlu bir çağın adamıdır. Güneş Kral&quot;ın önüne çıkabilmek için Moliere yıllar yılı karanlıklarla savaşmak zorunda kalmıştır.&lt;br/&gt;2. Dönemin Sanatına Egemen Olan Akım : Neoklasik Akım&lt;br/&gt;3. Oyunun Türü : &lt;br/&gt;Karakter Komedyasıdır. Moliere, Hastalık Hastası, Cimri gibi komedyalarında hem bir karakter özelliğini sivriltmiş hem de kahramanlarının temsil ettiği zümreye bu insanların yaşama biçimlerine dolayısıyla toplumun ahlaki yapısına eleştiri getirmiştir.&lt;br/&gt;4. Yazarın Özgeçmişi :&lt;br/&gt;1622 Moliere, Paris&quot;te, rahat, hatta zengince bir evde doğuyor. Babası sarayın halıcıbaşı, tutumlu bir tüccar, anası yine bir halı tüccarının, okuma yazması kıt, iyi giyinmesini sever kızıdır.&lt;br/&gt;1637 Moliere belki dört yıldan beri kendi isteği ve dedesinin desteklemesiyle koleje (şimdiki Louis le Grand lisesine) girmiş bulunuyor. Parlak bir öğrencidir. Beş yıl Latince&quot;ye dayanan bir öğretim gördükten, iki yıl da felsefe okuduktan sonra 1639&quot;da Moliere kolejden çıkıyor. 1640&quot;da Moliere tiyatro oyuncusu Madeleine Bejart&quot;la tanışıyor. 1643 Moliere baba evinden ayrılıp ayrı ev tutuyor. Başlarında Madeleine Bejart olan tiyatro oyuncularıyla düşüp kalkıyor. Ünlü Tiyatro (İllustre Theatre) adıyla kurulan kumpanyaya katılıyor. Bu kumpanyada Madeleine&quot;in kardeşleri, Moliere&quot;in çocukken hocası olmuş Pinel de vardır. 1644&quot;de Ünlü Tiyatro büyük umutlarla açılıyor. Jean Baptiste Poquelin, ilk defa Moliere adını kullanarak kumpanyanın başına geçmiş durumdadır. Daha çok tragedyalarda rol alıyor. 1645&quot;de kumpanya yeniden, ama bağımsızlığını kaybederek işe başlıyor. Alacaklılar Moliere&quot;i her gün biraz daha fazla sıkıştırıyorlar. &lt;br/&gt;Ünlü Tiyatro büsbütün iflas ediyor ve küçülen kumpanyanın taşraya çıkmaktan başka çaresi kalmıyor. Babasının bütün öğütlerine rağmen Moliere yolundan dönmüyor. 1647&quot;de Moliere hayatını yalnız tiyatroya vermeye başlıyor. 1648&quot;de yeniden düzenlenen Ünlü tiyatro 13 yıl sürecek olan taşra gezilerine çıkıyor. İlk durak Nantes&quot;dir. 1659&quot;da Moliere, tiyatrosuyla Paris&quot;e yerleşiyor. İlk başarılar pek parlak olmasa da Moliere eski borçlarını ödemek kaygısına düşecek duruma geliyor. &lt;br/&gt;Moliere&quot;in yazdığı ilk önemli komedya, Gülünç Kibarlar ünlü saray oyuncularının ve birçok saraylıların öfkelerine karşı tutuyor. Moliere&quot;i Paris&quot;te ilk ciddiye aldıran bu oyun oluyor. Ama sonunda Moliere&quot;e kan kusturacak olan düşmanlıklar da bu başarıyla başlıyor. 1669&quot;da Tartuffe&quot;un oynanmasına izin çıkıyor ve halk piyesi büyük bir coşkunlukla karşılıyor. Aynı yıl Moliere, Monsieur de Pourceaugnac&quot;ı, eskiden yazdığı bir oyunu, sahneye koyuyor. İyi para getiriyor. 1671&quot;&quot;de Moliere tiyatro hayatının başından beri iyi ve kötü günlerde dostu kalmış olan Madeleine&quot;i kaybediyor. Ana karısıyla b</description></item><item><title>KURGU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kurgu-362056.html</link><description>Kurgu&lt;br/&gt;Çeşitli çekimlerin, çeşitli kurallara ve yollara uygun olarak arka arkaya belli bir anlayışa uygun olarak sıralanmasına kurgu denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kurgu işleminde aşağıdaki üç temel noktadan yararlanılması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir çekimden diğerine ne zaman ve nasıl geçilecektir?&lt;br/&gt;Çekimlerin sırası ve süresi ne olmalıdır?&lt;br/&gt;Olumlu görüntüsel süreklilik nasıl elde edilir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kurgu tekniği ve kurguda başarı elde etmek yalnız bu üç soruyu yanıtlayarak elde edilemez. Kurgunun incelikleri elbette film sayesinde ortaya konulabilir. Televizyon yapımında kurgu bazı çekimlerde aynı anda yapıldığı için, Televizyon ve Film kurgusunda yöntem bakımından farklılıklar vardır. Fakat film kurgusuyla televizyon kurgusunun seyirci üzerindeki etkileri aynıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak&lt;br/&gt;Senaryo ve Yapım / Mahmut Tali ÖNGÖREN, 1982 Ankara&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kurgunun ilk kullanılış şekli, daha iyi bir betimleme için aynı aksiyona ait farklı özelliklerdeki çekimleri art arda ekleme biçimindeydi. Bu basit kurgu işleminin, kurgunun tüm olanaklarını yansıtmadığı sinemacılar tarafından kısa sürede fark edildi. Günümüzde bilgisayar teknolojilerinin de devreye girmesiyle, yararlanmasını bilenin elinde olağanüstü bir güç kaynağına dönüşen kurgu, en basit anlamıyla bir seçme ve düzenleme sorunudur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha geniş bir tanımla kurgu, bir filmin çevrilişi sırasında elde edilen film parçacıkları arasında seçim yapmak, bunları senaryodaki sıralara göre dizmek, bu çekimlerin uzunluklarını saptamak, çekimlerin içerik yönünden ilişkilerini göz önüne almak, bunları belirli bir anlatıma göre düzenleme işidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böylelikle kurgu yardımıyla filmde özgü uzay ve zamanı yaratmak, filmsel gerçeği ve evreni kurmak, filmin tartımını ( ritm ) ve dizemini ( tempo ) gerçekleştirmek, filmin akıcılığını sağlamak gibi çapraşık ve değişik sonuçları amaçlayan çalışmadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak&lt;br/&gt;Sinemaya Giriş / Prof. Dr. Jur. Alim Şerif ONARAN&lt;br/&gt;Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü / Nejat ÖZÖN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Plastik sözcüğü sinemada, makyajdan performansa kadar geniş bir alanı içermektedir. Bu alana kadrajı ve ışığıda ekleyebiliriz. Kurgu sinemada plastiktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak&lt;br/&gt;Sinema Nedir? / Andre BAZIN&lt;br/&gt;Kurgu&lt;br/&gt;Montaj ve Kalbin Ritmi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsan, incelenmeye değer, incelenirken de ince elenip çok sık dokunulması gereken bir varlıktır. Eisensteinın Herşeyiyle insan, örnek alınacak tek kaynaktır. sözü, yazdığı Film Teorisi kitabının da kaynağı olmuştur. Bu kitapta sinemanın özü araştırmasına girilmiş ve insan psikolojisi ile bağlantıları ortaya konmuştur. Seyirci nerede nasıl tepki verir, hangi durumlarda nasıl reaksiyon gösterir? Eisenstein ve Pudovkin bu reaksiyonların sebebini kendilerine özgü sınıflandırdıkları montaj teknikleri ile araştırma yoluna gitmişler ve her bir tekniğin insan üzerinde ayrı ayrı etki bıraktığını ispatlamaya çalışmışlardır. İzleyicinin anlatılan hikayenin ritmi ile bağlantılı olarak duyduğu heyecan doğrudan kalp atışını etkilediği için film sanatının her dalında olduğu gibi montajın gücünün ve etkisinin ne kadar önemli olduğu ortaya apaçık çıkıyor. Filmdeki kalp (Pacing) ve izleyicinin kalbi, bir filmin bir insan hayatıyla benzeşmesini doğuruyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayatımızı montaj etmeyi düşündüğümüzde atacak veya eklenecek ne kareler vardır. Utanılan anlar, yanlışlar, sinir krizleri, veya slow motion anlar, defalarca yaşanacak flashback ler. Bir filmin bütününü (çok sevdiğimiz bir filmin),ürün olarak bir insan hayatı olarak düşünürsek, montajdaki ritim de o insanın kalbi olarak algılanabilir. Her filmde nasıl bir problem ve onun çözümü için verilen savaş sonucunda ve gelişme sürecinde ortaya çıkan duygular bizi etkiliyorsa, hayatımızı da aynı şekilde etkileyen bir çok olayın gerçekleşme ve çözüm aşamasındaki temposu da film montaj temposu ile tıpatıp aynı orandadır. Her filmin kendine özgü ritmi, her insanın kendine has heyecan ve düşünceleri film hakkında yorumlarımızı oluşturur. Hızlı, komedi veya ağır tempolu filmlerde sahneler filmin anlatımına sadık kalarak birbiri ardına sıralanır ve izleyeni aynı nefesi ve heyecanı almaya ikna eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hollywood piyasasında filmin nereler</description></item><item><title>SANAT - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (1889 - 1974)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yakup-kadri-karaosmanoglu-(1889-1974)-403282.html</link><description>yakup kadri karaosmanoğlu (1889 - 1974)</description></item><item><title>SANAT - İZLENİMCİLİK  (EMPRESEYONİZM)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-izlenimcilik-(empreseyonizm)-403109.html</link><description>izlenimcilik  (empreseyonizm)</description></item><item><title>SANAT - YUNUS EMRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yunus-emre-403283.html</link><description>yunus emre</description></item><item><title>SANAT - GUSTAVE TEODOR FECHNER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-gustave-teodor-fechner-403121.html</link><description>gustave teodor fechner</description></item><item><title>SERGEY M. EISENSTEIN HAYATI VE YAPITLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sergey-m.-eisenstein-hayati-ve-yapitlari-357762.html</link><description>&quot;HAYATI VE YAPITLARI&quot;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bir sanatçıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Eisenstein, diğer insanların göremediği, etrafındaki ışığı görme yetisine sahiptir. Bunu kendisi şöyle tanımlamaktadır:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&quot;Bir şey okuduğum ya da düşündüğüm zamanlarda zihnimde, diğer insanlardan farklı olarak bazı canlı resimler belirmektedir. Bunlar genel olarak görsel görüntülerin geniş bir bileşimi olarak karşımıza çıkar. Keskin görsel bir bellek ve uzun, şiddetli bir gündüz rüyası pratiği, sizi düşüncelerinizi ve belleğinizi resimsel görüntüler içinde izlemeye zorlayacaktır. Şimdi bile, yazı yazarken, bundan farklı bir şey yapmıyorum. Görüşlerimin önünde görsel görüntü ve olayların aralıksız geçişi canlanıyor. İlk ve önde gelen bu izlenimler aracı, çektirici bir yoğunluk ile yeniden üretilirler. Yeniden üretim gibi bir konu ve nesne hakkında yazarken bunları düşünüyorum. Şimdi yaklaşık üç yüz tane insan birimi bana bu şekilde yardım etmektedir. Yeniden üretim konusunda çok ender olarak duygularımla yetinirim. Benim mizansenlerim ya da çerçeve kompozisyonumun ayırt edici görsel yoğunluğunun büyük ölçüde bu pratiğe bağlı olduğuna kuşku yoktur.&quot;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Eisenstein, henüz küçük bir çocukken bile keskin zekasıyla -ve bilinçsizce yaptığı mizah- ile ilgi çekmeye başlamıştı. Henüz sekiz yaşında bir çocukken sözcüklere dayanan mizah öğelerini yerli yerinde kullanmaya başlamıştı. Onun sözcüklerle erken başlayan diyalogu, daha sonraki yıllarda özellikle kurgu çalışmalarında kendini belli edecektir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Yine işitsel-müzikal kurgu buluşu daha sonra onun tarafından gerçekleştirilecektir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Anne ve babasından sonra, Eisenstein&quot;ın üzerinde en fazla etkide bulunan kişi bakıcısıdır. Onu perili masalların ve efsanelerin büyülü dünyasını tanıtıyor ve onu Riya&quot;daki sinemalar götürüyordu.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Birinci Dünya savaşı sırasında 16 yaşında iken, yerel hastaneleri ziyaret ederek yaralı askerlerin çizimlerini yapmaya başladı. Çizimleri, onun çocukluğundan beri en büyük eğlencesi olmuştu.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Çocukluk yıllarında, çizime ek olarak sisli havalarda alan derinliği üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Yakın çekim, alan yerleştirmesi, gibi bir film öğelerinin temel olgularını bu dönemde yaptığı çalışmaları esas olarak gerçekleştirmiştir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;O, çocukken yaşadığı bir çok deneyimini, daha sonra filmlerine de yansıtacaktır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Eisenstein filmlerinin diğer bir karakteristik özelliğinin çıkış noktası &quot;Bu onun tarafından (zalimlik okyanusu) olarak adlandırılır.&quot; Çok küçükken gördüğü ilk filmlerinden birinden kaynaklanmaktadır. Barbarca öldürmeler onun kendi filmlerinin ortak noktasıdır. Grev Filmi&quot;ndeki işçiler bir mezbahadaki öküzler gibi öldürülmekte ve çocuklar çatıdan fırlatılmaktadır. Potemkin Zırhlısı&quot;nda kalabalık bir bütün olarak katledilmektir. Alexander Nevsky filminde adamlar ve çocuklar ateşin içine atılmaktadır. Korkunç İvan&quot;da ise zehirlenmekte ve hançerlenmektedir. Bezhin Çayırı&quot;nda da bir çocuk öz babası tarafından öldürülür.&lt;br/&gt;Eisenstein sadece yaşadıklarının değil aynı zamanda okuduğu kitaplarının da etkisinde kalmıştır. Onu etkileyen kitapların başında genel olarak Fransız Devrimi&quot;ni konu alan Dumas&quot;ın romanları gelmektedir. Miğret&quot;in iki ciltlik &quot;history of frenc revolution&quot; kitabı onun Devrim ile olan ilk doğrudan ilişkisidir. Daha sonra Victor Hugo&quot;nun Les Miserable (sefiller) gelecektir. Eisenstein Riga&quot;da düzenli olarak tiyatro ve operalara gitmiş, bu sayede Hansel ve Gratel, Götz van Berlichinson ve Wallenstein&quot;den Madame Sans-Geneye kadar tüm oyun ve operaları bilgi dağarcığına eklemiştir. 1913 yılında, turnedeki Nezlobin Tiyatrosu&quot;nun yapımı olan Turandot oyununu görmesi onun için dönüm noktası olmuştur. &quot;Ondan sonra, tiyatro benim için karşı konulmaz heyecan veren bir tutkuya dönüştü.&quot; Ancak babasının kendisi için seçmiş olduğu mühendislik okuluna kaydoldu. Bu eğitim 1915 sonbaharına kadar devam etmiştir. Devrim eğitimini yarıda bırakmasına neden olmuştur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;DEVRİM &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Eisenstein&quot;ın Devrim&quot;e kadar lan öğr</description></item><item><title>SANAT - BATIYA GÖÇÜN SANATSAL EVRELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-batiya-gocun-sanatsal-evreleri-403123.html</link><description>batıya göçün sanatsal evreleri</description></item><item><title>TİYATRO TAHLİLLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-tahlilleri-368360.html</link><description>Ahmet kutsi Tecerin Köşebaşı piyesi ile Necip Fazıl Kısakürekin Para ve Parmaksız Salih adlı piyeslerinin tahlili&lt;br/&gt;Tiyatro tahlilleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-) necip fazıl&lt;br/&gt;2-) Ahmet kutsi tecer&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PARMAKSIZ SALİH (N. Fazıl) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Necip Fazıl Kısakürek&quot;in 1948 yılında yazdığı bu piyes İstanbul Şehir Tiyatrosunun 1948-1949 mevsiminde temsil edilmiştir. Eser 4 perdedir. &lt;br/&gt;Eserde genel olarak, içtimai bir mesele olan kumar ve onunla birlikte gelen kötülükler anlatılmaktadır. Necip Fazıl, eserin başında &quot;Parmaksız Salih&quot;e dair&quot; adlı öndeyiş mahiyetinde yazdığı yazıda.&lt;br/&gt;&quot; Bu eserde en canhıraş sebepleri ve neticeleriyle kumarı göstermek istedim. (Vis oyunu) ve günahların en müdhişi olan ve şimal kutbundan cenup kutbuna, güneşin doğduğu her noktadan battığı her noktaya kadar, bütün yeryüzünü saran, yakıcı, kavurucu, kül edici ihtirasâ€¦&quot; Dünya&quot;da hiçbir kitabın satışı , 52 sahifelik iskambil kağıdı desteleri kadar olabilir mi ? (Parmaksız Salih&quot;e dair)&lt;br/&gt;Necip Fazıl Kısakürek&quot;in gençlik yıllarında hastalık derecesinde kumar müptelası olduğu ve devlet tarafından eğitim bursuyla  gönderildiği Fransa&quot;da bir kumarbaz olduğu ve kendisine ülkeye dönüş için gönderilen 1. sınıf vapur biletini satıp 3. sınıf bilete çevirdiği ve kalan parayla yine kumar oynayıp o parayı da kaybettikten sonra ancak döndüğü bilinmektedir. Döndükten sonra tövbe edip, kendisini İslam davasına adayan N. Fazıl&quot;ın böyle bir eser yazmasında bunun baş amil olduğu bellidir. &lt;br/&gt;N. Fazıl &quot;Parmaksız Salih&quot;e Dair&quot; başlıklı giriş yazısında kumar meselesini tam olarak anlatıp anlatamadığı noktasında ise kendisini Dostoyevski ile ve onun &quot;Kumarbaz&quot; adlı eseriyle mukayase etmektedir. &lt;br/&gt;Şaşırtıcıdır ki Dostoyevski de kumarbazdır ve bu eseri de kumar borcunu karşılamak için yazmıştır. &lt;br/&gt;&quot;Dünya&quot;da Dostoyevski&quot;den itibaren bu mevzuda yazılmış nice piyes ve roman okudum. Fakat kumar ejderhasını tam yakalayıp sımsıkı çevreleyebilmiş olduğuna inanmadım. Aman Sakın &quot;İşte buna ben muvaffak oldum !&quot; dediğimi sanmayınız. Demek istediğim şu ki, bir türlü yazılamayan, dibine ulaşılamayan ve daima satıhlarında dolaşılan bu cehennem ikliminin, bu aciz eserimle ben de derinliğine dalamamış bulunuyorum ama, dalınması gereken bir derinliği olduğunu ve mıntıkanın bakir kaldığını haber vermek cesaretini gösterebiliyorumâ€¦&quot; (Parm. Salih&quot;e dair)&lt;br/&gt;N. Fazıl&quot;ın esere dair bu düşüncelerinden sonra piyesin tahliline geçebiliriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. PERDE&lt;br/&gt;Haddehaneli Salih, Nam-ı diğer Parmaksız Salih eskinin büyük bir kumarbazı iken ve çok paralar kazanmışken, (zar oyununda) sağ elinin şehadet parmağında çıkan bir sivilce yüzünden, tuttuğu bu parmağı dolama olmuş ve hissini kaybetmiştir. Bir kumarbaz olarak parmağının hissizleşmesi yüzünden Salih kısa sürede tüm parasını kaybetmiş ve bunu hazmedemeyince parmağını satırla kesmek istemiştir. Bunun sonucu parmağı kangren olmuş ve kesilmiştir. &lt;br/&gt;İşte İstanbul&quot;un külhanbeylerinin ve çarkçı zabitlerinin yetiştiği Haddehane&quot;den yetişmiş Salih, bundan sonra Parmaksız Salih lakabıyla anılır olmuştur. &lt;br/&gt;&quot;SALİH - Ben haddehaneli Salihimâ€¦ haddehaneliâ€¦ Hani şu bir zamanların çarkçı zabitlerini yetiştiren ocak külhan beyleriyle meşhurâ€¦&quot;  &lt;br/&gt;Haddehaneli Salih parmağını kaybetmesini Allah&quot;ın kendisini bir cezası olarak görmektedir. &lt;br/&gt;&quot;SALİH - Bakın siz, Yaradanın işine ! Sen misin zor tutan, zara güvenen; bir sivilceyle parmağından o hüneri alayım da gör ! Yarın, öldüğü zaman, Haddehaneli Salih&quot;in cenazesini kumarbazlar kaldıracakâ€¦ ianeyleâ€¦&quot; &lt;br/&gt;Eski ihtişamlı kumarbazlık günlerinden sonra Salih artık Matmazel Fofo adlı bir kokonanın pansiyonunda haftada birkaç gün kumar partileri düzenlemektedir. Kumarbazlar çevresinde mert ve güvenilir biri olarak bilinir. &lt;br/&gt;Salih, kumarbaz olmasına rağmen ve bir kumarhane işletmesine rağmen kumar hakkında iyi konuşması ve onun bir hatalı olduğunu bilir. &lt;br/&gt;&quot;ALİ - İyi, amma siz hem kumarhane işletiyor hem de kumar hakkında iyi propaganda yapmıyorsunuz. &lt;br/&gt;SALİH - Aman efendim, bunları bilmeyene kumarbaz mı denir ? Kumarbaz, vücudunu çeken bataklığı herkesten iyi bilir, amm</description></item><item><title>DÜNYADAKİ AKIMLAR (ISMLER)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dunyadaki-akimlar-(ismler)-419056.html</link><description>cubism, highly influential visual arts style of the 20th century that was created principally surrealism, movement in visual art and literature, flourishing in europe between expressionism, artistic style in which the artist seeks to depict not objective classicism and neoclassicism, in the arts, historical tradition or aesthetic </description></item><item><title>OYUN TEXTİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oyun-texti-398490.html</link><description>oyun Texti&lt;br/&gt;Tiyatrom.com okurlarına hizmet amacıyla ve telif haklarına olan saygısı nedeniyle sadece yazar ya da çevirmenlerinin yayınlamamıza izin verdiği oyun teksterlini okurlarına hizmet amacıyla yayımlamaktadır. Bu kültür hizmetine katkıda bulunarak oyunlarını sizlere iletmemize izin veren tüm oyun yazarlarımıza teşekkür ediyoruz. Sahnelemeyi düşündüğünüz oyunlardan yazarlarını haberdar etmeniz saygı davranışı olarak önerilir&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;HÜSEYİN KEFELİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;firansiz@mynet.com &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Perde açıldığında sahnede kimse yoktur ve dekor ideal bir ev dekorudur (yönetmenin kararına kalmıştır.) kapı zili çalmaya başlar.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt; (içerden) Geliyorum.(zil çalmaya devam eder) Patlama be.(zil devam eder bu arada Gül sahneye gelir) İnsana tuvalette bile rahat yok.(kapıyı açar)&lt;br/&gt;HİLMİ&lt;br/&gt; Kızım neden bu kadar geç açtın kapıyı kök salacaktım nerdeyse.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt;Beyefendi affedersiniz tuvaletteydim de ondan geç açtım.&lt;br/&gt;HİLMİ&lt;br/&gt; Tamam tamam  bir daha olmasın.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt; Peki efendim.&lt;br/&gt;HİLMİ&lt;br/&gt; Hanımın nerede gene evde yok mu.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt; Hayır efendim pokere davetliydi de bugün oraya gitti.&lt;br/&gt;HİLMİ&lt;br/&gt; Hay ben bu karıyı , gidip gidip paraları yiyor. Sanki babasının evinde poker bilirdi. Ne oldu bilmem ki bu karıya. Alırken böyle değildi.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt; Efendim isterseniz ben size bir kahve pişireyim siniriniz yatışsın.&lt;br/&gt;HİLMi&lt;br/&gt; İyi dedin kızımda önce bana bir bardak su getir. Sakinleştiricimi alayım sonrada kahveyi getirirsin.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt; Peki efendim.(içeri gider bu arada da Hilmi cebinden hapını çıkartır Gül içeri girer) Buyurun efendim.&lt;br/&gt;HİLMİ&lt;br/&gt; Sağ ol kızım(hapı içer) Ellerin dert görmesin bir an işte böyle sinirleniyorum. Sen bizim şu kahveyi de yap da iyice sinirlerimiz geçsin(Gül içeri gider Hilmi dışardan gelirken getirdiği gazeteyi okumaya koyulur) Bak bak bak başbakan yapılan hortumun boyunu açıklamış 5cm ulan oka darcık olsa bu kadar acıtır mıydı.(kapı zili çalar) kızım kapıya bak.&lt;br/&gt;GÜL&lt;br/&gt;(içerden) Tamam efendim.(kapıyı açar içeri postacı girer Gül postacıya hayran gözlerle bakar) Postacıymış efe</description></item><item><title>MUTTER COURAGE UND IHRE KİNDER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mutter-courage-und-ihre-kinder-380685.html</link><description>KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Oyunun özgün adı:Mutter Courage und Ihre Kinder&lt;br/&gt;2- Oyunun adı:Cesaret Ana Ve Çocukları&lt;br/&gt;3- Yazıldığı yıl:1939&lt;br/&gt;4- Bölümlenmesi:12 Episode&lt;br/&gt;5- Dilimize çeviren:İlker İngiz&lt;br/&gt;6- Türkçe baskıları:Ara Yayıncılık, İstanbul, 1992 (Birinci Basım)&lt;br/&gt;7- Konu: Oyun 30 yıl savaşlarında geçmektedir. Cesaret Ana olarak tanınan Arına Fierling&quot;in arabasıyla ve üç çocuğuyla birlikte savaş sırasında ticaret yaparak yaşamını sürdürmeye çalışması, savaşın götürdükleri konu edilmiştir.&lt;br/&gt;8- Kişiler:Cesaret Ana, Kattrin (Dilsiz kızı), Eılıf (Büyük oğul), İsviçre Peyniri (Küçük oğul), Asker Yazıcı, Başçavuş, Aşçı, Kumandan, Alay Papazı, Levazımcı, Yvette Pottıer, Sargılı, Başka Bir Başçavuş, Yaşlı Albay, Bir Yazıcı, Genç Bir Asker, Yaşlı Bir Asker, Bir Köylü, Köylünün Karısı, Genç Adam, Yaşlı Kadın, Başka Bir Köylü, Köylü Kadın, Genç Bir Köylü, Sancaktar, Askerler, Bir Ses.&lt;br/&gt;9- Dekor:1. Episode; Kent yakınındaki bir şosede geçmektedir.&lt;br/&gt;2. Episode; Kumandanın çadırı ve yan tarafta mutfak vardır.&lt;br/&gt;3. Episode; Ordugahta geçmektedir. Bir direkte alay sancağı vardır. Büyük bir topla Cesaret Ana&quot;nın arabası arasına çamaşır ipi gerilmiştir.&lt;br/&gt;4. Episode; Bir subay çadırının önünde geçmektedir.&lt;br/&gt;5. Episode; Sahnede Cesaret Ana&quot;nın arabası ve bir köy evi bulunmaktadır.&lt;br/&gt;6. Episode; Bakkal tezgahı ve arkaya doğru bir içki tezgahı bulunmaktadır.&lt;br/&gt;7. Episode; Şosede geçer. Sahnede her zaman olduğu gibi Cesaret&quot;in arabası bulunmaktadır.&lt;br/&gt;8. Episode; Ordugah ve Cesaret&quot;in arabası bulunur.&lt;br/&gt;9. Episode; Yarı yıkılmış bir papaz evinin önünde geçmektedir.&lt;br/&gt;10. Episode; Şosede geçmektedir.&lt;br/&gt;11. Episode; Cesaret&quot;in arabası yırtık pırtıktır. Kayalara yaslanmış, saman damlı bir köy evinin önünde geçer.&lt;br/&gt;12. Episode; Sahnede Cesaret&quot;in arabası vardır.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10- Ortalama süre:2 : 30&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BRECHT&quot;İN DÜNYA GÖRÜŞÜ VE TİYATRO ANLAYIŞI, &lt;br/&gt;EVRELERİ VE ETKİLENDİĞİ KAYNAKLAR :&lt;br/&gt;(1898-1956)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 1898&quot;de Augsburg&quot;da doğan Bertolt Brecht  sah</description></item><item><title>SANAT - HAYVAN FİGÜRLÜ HALILAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-hayvan-figurlu-halilar-403260.html</link><description>hayvan figürlü halılar</description></item><item><title>SANAT - DÜNYANIN YEDİ HARİKASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-dunyanin-yedi-harikasi-403449.html</link><description>dünyanın yedi harikası</description></item><item><title>SANAT - PİCASSO PABLO RUİZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-picasso-pablo-ruiz-403217.html</link><description>picasso pablo ruiz</description></item><item><title>SANAT - PEYAMİ SAFA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-peyami-safa-403368.html</link><description>peyami safa</description></item><item><title>SANAT - CİOFF TEŞKİLATI VE FESTİVALLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-cioff-teskilati-ve-festivalleri-403208.html</link><description>cioff teşkilatı ve festivalleri</description></item><item><title>RESİM - BAROK SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-barok-sanati-401819.html</link><description>barok sanatı</description></item><item><title>SANAT - REŞAT NURİ GÜNTEKİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-resat-nuri-guntekin-403402.html</link><description>reşat nuri güntekin</description></item><item><title>SANAT - MİNYATÜR NEDİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-minyatur-nedir-403132.html</link><description>minyatür nedir</description></item><item><title>SANAT - PERL DE VERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-perl-de-veri-403392.html</link><description>perl de veri</description></item><item><title>KOMPOZİSYON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kompozisyon-368833.html</link><description>Kompozisyon&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anlatmak istediğimizi en uygun şekilde anlatma, olarak ifade edebileceğimiz kompozisyonda önemli olan anlatımda kullanılan öğelerin anlaşılacak şekilde bir arya getirilmesidir. Anlatılmak istenenin anlatılan şeyin doğasına uygun olması ve anlatılan şeyin kendine özgü üretim araç ve yöntemlerinin kullanılması gereklidir. Kompozisyonda kadraj, grafik düzenleme, leke dağılımı, ışık ve anlatılmak istenenin anlaşılır ifade edilmesi gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hangi tür fotoğraf makinesine sahip olursanız olun (en basitinden en gelişmişine kadar) deklanşöre basarken sizin fotoğrafınızı sıradanlıktan çıkaracak, ona estetik bir değer katacak öğe, çeşitli kompozisyon kurallarına uymanıza bağlıdır. Her ne kadar sanat kişinin içsel duygularının dışa yansıtılması olayına bağlı olarak, bireysel bir olay olsa da, duygularımızı yansıtırken çeşitli kurallara uymak kişinin özgürlüğünü sınırlamak yerine, ona yeni ufuklar açar. Fotoğrafta kompozisyon pasif ve aktif olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pasif düzenlemede fotoğrafçı pozlandıracağı konuda vurgulamak istediği öğelerin, ışık şartlarının kendiliğinden olmasını ve zihninde önceden oluşturduğu düzenlemenin gerçekleşmesini bekler. Konunun düzenlenmesine hiçbir şekilde katkıda bulunmaz. Genellikle çocukların yaşantıları, portre çalışmaları, doğa fotoğrafçılığı ve hayvanlar aleminin fotoğraflanmasında pasif düzenlemeden yararlanılır. Daha önce zihninde canlandırmış olduğu bir olayın oluşması için ona düşen görev, sadece beklemektir. Bazen zihnimizde tasarladığımız olaylardan biri, ansızın karşımıza çıkar ve deklanşöre basmak suretiyle istediğimiz bir fotoğrafı elde edebiliriz. Bazen ise tasarladığımız düzenlemenin oluşması, çok uzun zaman alabilir ya da hiç gerçekleşmeyebilir. Örneğin bir defa gördüğümüz çocuğun gülümsemesi fotoğrafik olarak bizim için yeterli olabilir. O anda, makinemiz çekim için ayarlı değilse ya da herhangi bir nedenden dolayı pozlandırmayı gerçekleştirememişsek, aynı olayın gerçekleşmesi için çocuğun gözlemlenmesi gerekmektedir. Çocuk bizden etkilendiğinden ya da ilgisinin bir başka konuya kaymasından dolayı, bizim beklediğimiz süre içerisinde gülümsemeyebilir. Sonuç olarak, bize göre çok anlamlı ve güzel olabilecek bir fotoğraf ortadan kaybolur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pasif düzenlemede ortaya çıkan zaman kaybı ve olayların tekrarının rastlantılara bağlı olması fotoğrafçıları aktif düzenleme yapmaya yöneltmiştir. Aktif düzenlemede, fotoğrafçı konunun aydınlatılmasından, modelin duruşuna kadar her şeyi kendisi ayarlar. Zihinlerde, &quot;Sanat fotoğrafı doğal olan, yani kendiliğinden olan olay ve görüntülerin fotoğraflanmasıdır.&quot; gibi yanlış ve geçersiz bir kuralında burada hatırlatılmasında yarar vardır. Daha önce ifade ettiğimiz gibi ne aradığını bilmeyen ne bulduğunun farkında değildir. İşte aktif düzenlemede fotoğrafçı ne aradığını bilen ve bunu uygulamak için fotoğrafik unsurları bilinçli şekilde kullanan kişidir. Aktif düzenlemede dikkat edilmesi gereken en önemli nokta düzenleme sırasında olayın ya da konunun doğallığını bozacak durumlardan sakınmaktır. Bir portre çalışmasında modelle konuşmak modelin, sıkılganlıktan kurtulmasını ve daha doğal hareket etmesini sağlayabilir. Çekim esnasında modelle konuşmak ne kadar yararlı ise modele elle dokunmak ve onu rahatsız edecek kadar çok konuşmak, o kadar zararlıdır.&lt;br/&gt;Fotoğrafta, kompozisyon kapalı ve açık biçimde düzenlenebilir. Kapalı kompozisyonda fotoğrafçı, anlatmak istediği her şeyi fotoğraf karesinin içerisinde, izleyiciye sunar. İzleyici kendine hazır olarak sunulan bu yorumla ve anlatımla yetinmek zorundadır. Açık kompozisyonda ise, fotoğrafçı olayların devamını izleyiciye bırakır. İzleyici, fotoğrafçı tarafından kendine sunulan temel bilgilerden hareket ederek, olayın devamını zihninde tamamlar. Böylece bir fotoğrafın oluşumu ve değerlendirilmesinde fotoğrafçı ile izleyici birlikte rol alır. Kapalı kompozisyonda, konunun sınırları fotoğraf karesi ile sınırlandırılırken, açık kompozisyonda konu karenin dışına taşarak devam eder. Konuyu oluşturan öğeler, izleyiciyi fotoğraf karesinden başlayıp başka dünyalara ve yorumlara götüren bir görev üstlenir.</description></item><item><title>SANAT - NE HALİN VARSA GÖR-GLADYATÖR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ne-halin-varsa-gorgladyator-403251.html</link><description>ne halin varsa gör-gladyatör</description></item><item><title>SANAT - DOĞU AKDENİZ MEDENİYETLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-dogu-akdeniz-medeniyetleri-403376.html</link><description>doğu akdeniz medeniyetleri</description></item><item><title>SANAT - ABAUT BRİTNEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-abaut-britney-403209.html</link><description>abaut britney</description></item><item><title>OYUN İNCELEMESİ RAPORU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oyun-incelemesi-raporu-346298.html</link><description>OYUN İNCELEMESİ RAPORU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. KİMLİK ÇÖZÜMLELERİ&lt;br/&gt;1Oyunun Adı - YazarıCimri - Moliere&lt;br/&gt;2 Oyunun Yazıldığı Yıllar1668&lt;br/&gt;3Bölümleme (Perde/Sahne/Bölüm vb.)V Perdelik komedi.1. Perde - 5 sahne2. Perde - 5 sahne3. Perde - 9 sahne4. Perde - 7 sahne5. Perde - 6 sahne&lt;br/&gt;4Dilimize ÇevirenlerCimri&quot;yi Türkçe&quot;ye ilk çeviren Vefik Paşa&quot;dır. &quot;Azarya&quot; adıyla çevirmiştir. Daha sonra Teodor Kasab &quot;Pinti Hamit&quot; adıyla çevirmiştir. İlk tam çeviriyi 1938&quot;de İsmail Hami Danışment yapmıştır. Yine Yaşar Nabi Nayır, Sebahattin Eyüboğlu dilimize çevirmiştir.&lt;br/&gt;5Ortalama Süre2 saat 15 dakikadır.&lt;br/&gt;6 Dekor (Dekor tanımları ve değişimleri)Cimri&quot;yi oynarken dekor, kostüm, ışık oyunlarına değil; önemi konuşmaya vermişlerdir.&lt;br/&gt;7Basındaki Yankıları(Haber, Makele, Eleştiri, Fotoğraf vb.)1668&quot;de sahnelenen Cimri, çok iyi bir başarı kazandığı halde çok da iyi karşılanmıyor. Versailles&quot;deki şenliklerde çok büyük bir başarı kazanıyor. Fakat aydın kesim örneğin; Racine, Moliere karşı cephe alıyor. Moliere bir süre için yazı yazmayı bırakıyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;1Yazıldığı dönemin siyasal toplumsal koşullarıMoliere yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu saydıkları çağdır. Bununla beraber bu parlak çağ o zaman ve çok daha sonlara kadar sanıldığı gibi karanlıklardan çıkmış değildi. Ancak yine bu yüzyılda Fransa Güneş Kral adını alacak kadar başarılı, anlayışlı ve mutlu bir kral ve kurucu devlet adamlarına kavuşmuş; o zamanın en çalışkan sınıfı olan burjuvalık sömürgen aristokratlara inat, büyük Fransız Devrimini hazırlayacak ve sonunda başaracak kadar yükselme yollarını bulmuş, kısacası Fransa o yüzyılda Fransa olmuş, dilini, düşüncesini sonraki devrimlerin sadece geliştireceği sağlam temellere oturtmuştur. XVII.yy. daha çok düzenleyici, ölçü ve denge bulucu uzlaştırıcı bir çağdır. İşte Moliere böyle mutlu bir çağın adamıdır. Güneş Kral&quot;ın önüne çıkabilmek için Moliere yıllar yılı karanlıklarla savaşmak zorunda kalmıştır.&lt;br/&gt;2Dönemin Sanatına Egemen olan Akım/AkımlarKlasizm.&lt;br/&gt;3Oyunun Türü ve BiçimiKomedi - Anlaşılır bir dili var, dönem toplumuna indirgenmiştir. Fransa&quot;nın köylüsüne varıncaya kadar anlaşılabilir dilde yazılmıştır. Herkesin anlayacağı bir anlatışla, kitap diliyle değil sahne diliyle verme yolunu seçmiştir. Halkın dili yazarın dili olmuştu.&lt;br/&gt;4Yazarın Özgeçmişi1622 Moliere, Paris&quot;te, rahat, hatta zengince bir evde doğuyor. Babası sarayın halıcıbaşı, tutumlu bir tüccar, anası yine bir halı tüccarının, okuma yazması kıt, iyi giyinmesini sever kızıdır.1637 Moliere belki dört yıldan beri kendi isteği ve dedesinin desteklemesiyle koleje (şimdiki Louis le Grand lisesine) girmiş bulunuyor. Parlak bir öğrencidir. Beş yıl Latince&quot;ye dayanan bir öğretim gördükten, iki yıl da felsefe okuduktan sonra 1639&quot;da Moliere kolejden çıkıyor. 1640&quot;da Moliere tiyatro oyuncusu Madeleine Bejart&quot;la tanışıyor. 1643 Moliere baba evinden ayrılıp ayrı ev tutuyor. Başlarında Madeleine Bejart olan tiyatro oyuncularıyla düşüp kalkıyor. Ünlü Tiyatro (İllustre Theatre) adıyla kurulan kumpanyaya katılıyor. Bu kumpanyada Madeleine&quot;in kardeşleri, Moliere&quot;in çocukken hocası olmuş Pinel de vardır. 1644&quot;de Ünlü Tiyatro büyük umutlarla açılıyor. Jean Baptiste Poquelin, ilk defa Moliere adını kullanarak kumpanyanın başına geçmiş durumdadır. Daha çok tragedyalarda rol alıyor. 1645&quot;de kumpanya yeniden, ama bağımsızlığını kaybederek işe başlıyor. Alacaklılar Moliere&quot;i her gün biraz daha fazla sıkıştırıyorlar. Ünlü Tiyatro büsbütün iflas ediyor ve küçülen kumpanyanın taşraya çıkmaktan başka çaresi kalmıyor. Babasının bütün öğütlerine rağmen Moliere yolundan dönmüyor. 1647&quot;de Moliere hayatını yalnız tiyatroya vermeye başlıyor. 1648&quot;de yeniden düzenlenen Ünlü tiyatro 13 yıl sürecek olan taşra gezilerine çıkıyor. İlk durak Nantes&quot;dir. 1659&quot;da Moliere, tiyatrosuyla Paris&quot;e yerleşiyor. İlk başarılar pek parlak olmasa da Moliere eski borçlarını ödemek kaygısına düşecek duruma geliyor. Moliere&quot;in yazdığı ilk önemli komedya, Gülünç Kibarlar ünlü saray oyuncularının ve birçok saraylıları</description></item><item><title>KIRGINLAR EVİ (OYUN)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kirginlar-evi-(oyun)-374863.html</link><description>DRAMATURGİ RAPORU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Oyunun Adı:   Kırgınlar Evi - Heartbreak House&lt;br/&gt;2. Yazıldığı Yıl:   191617&lt;br/&gt;3. Bölümlemesi:   3 perde. Perdeler sahnelere bölünmemiş.&lt;br/&gt;4. Dilimize Çeviren :   Sevgi SANLI.&lt;br/&gt;5. Ortalama Süre:  Yaklaşık 3 - 3,5 saat.&lt;br/&gt;6. Dekor :  &lt;br/&gt;       Eski moda bir gemi şeklinde tasarlanmış bir oda. Evin giriş holüne açılan  çift kanatlı camlı kapı, yanında kitap rafları, bir marangoz tezgahı. Kağıt bir sepette bulunan v eyere dökülmüş talaşlar. Tezgahın üzerinde bir matkap ve iki rende. İçeride var olan ve kapıdan içerisi görülen bir kilerdir. Ortaya yakın bir yerde resim masası, üzerinde resim tahtası, gönye takımları, cetveller, matematik araçları, suluboya takımları vb. masanın yanında yangın kovası. Raflara yakın bir yerde kanepe, kanepe ile resim masası arasında bir meşin koltuk. Kapıyla kitaplık arasında, sağlam bir masa.&lt;br/&gt;I. ve II. Perde evin içinde III. Perde bahçede geçer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;1. Yazıldığı Dönemin Siyasal-Toplumsal Koşulları:&lt;br/&gt;I. Dünya Savaşı - Sonrası&lt;br/&gt;Enerji kaynaklarının ve sömürgelerin elde edilmesi, Pazar oluşturmak ve bunun gibi bir çok ekonomik ve siyasal güç elde etmek amacında olan ülkelerin çıkardığı I. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ekonomik çöküntü, insanların kendi toplum düzenlerine ve düşünce sistemlerine karşı olan kuşkuyu daha da artırdı.  Savaşa karşı olan gösterilerin yanısıra, çeşitli toplumların kendilerini yeni baştan düzenleme zorunluluğu ile hayata olan bakış sorunları ele alış ve çıkarılan sonuçlar savaş öncesinden oldukça farklıydı. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa&quot;nın büyük ülkelerinde sosyalist düşünceler çeşitli biçimlerde eski düzenin temsilcileriyle çatışmaktaydı.&lt;br/&gt;2. Dönemin Sanatı Egemen olan Akım/Akımlar:&lt;br/&gt;XIX. yüzyıl sonunda ve XX. Yüzyıl başlarında bazı doğalcı yazarların simgeciliğe, dinciliğe, tepkiciliğe kaçtığını görüyoruz. Doğalcı yazarların bazıları da toplumculuğa yöneldi. Özellikle I. Dünya Savaşı&quot;nın etkisiyle tiyatro iki temel eğilimi sürdürdü. Gerçekçilik ve Karşıt Gerçekçilik. İlki doğalcılık yani gerçekçilik ve toplumcu gerçekçiliğe doğru bilimsel bir gelişim gösterdi. Simgeciliği, dışavurumculuğu, gerçeküstücülüğü, gelecekçiliği, konstrüktivizm&quot;i vb. kapsayan; ikinci eğilim ise bireyci yönelimlerin yatağı oldu.&lt;br/&gt;3. Oyunun Türü:   Oyunun Türü Komedi&quot;dir.&lt;br/&gt;   Oyunun Biçimi:   Kapalı Biçim.&lt;br/&gt;4. Yazarın Özgeçmişi:   &lt;br/&gt;26 Temmuz 1856&quot;da Dublin&quot;de (İrlanda) dünyaya geldi.  On beş yaşına kadar okudu. Geçimini sağlamak için bu yaşta çalışmaya başladı. On dokuz yaşında iken 1876 Nisan&quot;ında İngiltere&quot;ye gitti. Basılan ilk sürekli yazıları müzik eleştirileridir. Sonra tiyatro eleştirileri de yazar. İngiliz İşçi Partisi&quot;nin çekirdeği olan Fabian Derneği&quot;nin kurucularındandır. Darwin, Lamarck ve Butler&quot;in yaratıcı gelişme üstündeki düşüncelerinin etkisinde kalmıştır.&lt;br/&gt;5. Yazarın Dünya Görüşü ve Tiyatro Anlayışı:&lt;br/&gt;Her oyununda çağın yanlışlıklarına, kötülüklerine değinmiş ve kendi çözümünü belirtmiştir. Oyunlarının hemen hemen hepsi</description></item><item><title>KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ (OYUNUN KİMLİĞİ)/DRAMATURGİ RAPORU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kimlik-cozumlemeleri-(oyunun-kimligi)-dramaturgi-raporu-374861.html</link><description>DRAMATURGİ RAPORU&lt;br/&gt;KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ (OYUNUN KİMLİĞİ)&lt;br/&gt;1.Oyunun Adı / Adları  :  Hastalık Hastası&lt;br/&gt;2.Yazıldığı Yıl       :  1673&lt;br/&gt;3.Bölümlenmesi            :  1. Perde VIII sahne, 2. Perde IX sahne, 3. Perde XIV sahne&lt;br/&gt;4.Başlığın Tam Çevirisi :  Le MALADE İMAGİNAİRE&lt;br/&gt;5.Dilimize Çevirenler    :  İsmail Hamdi DANİŞMEND &amp;#8211; Lütfi AY&lt;br/&gt;6.Türkçe Baskıları        :  Çağdaş Matbaa Limited Şirketi, Mayıs 2000. İnkılap &lt;br/&gt;Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul 1993.&lt;br/&gt;7.Konu                   :   Kendini hasta zanneden hastalık hastası bir adamın kendi çıkarından dolayı kızını bir doktorla evlendirme çabası ve karısına olan güveni ve inancı.&lt;br/&gt;8. Kişiler                          :     Argan, Beline, Angelique, Louison, Beralde, Cleante, Mösyü Diafoırus, Thomas Diafoirus, Mösyö Purgon, Mösyö Fleurant, Mösyö Bonnefoi, Toinette&lt;br/&gt;9. Dekor                        :   Moliere, diğer oyunlarında olduğu gibi dekora fazla önem vermemiştir. Perde açıldığında Argan odasındadır ve oyun bitimine kadar odasında devam etmektedir.&lt;br/&gt;10. Ortalama Süre          :    1 sayfa 2-3 dakika olduğu için yaklaşık 120 dakikadır.&lt;br/&gt;11. Oyunun İlk Oynanışı :  1673&quot;de Palais Royal&quot;de oynanmıştır.&lt;br/&gt;ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;1. Yazıldığı Dönemin Siyasal &amp;#8211; Toplumsal Koşulları &lt;br/&gt;Moliere yaşadığı çağ bugüne dek Fransızların en mutlu saydıkları çağdır. Bununla beraber bu parlak çağ o zaman ve çok daha sonlara kadar sanıldığı gibi karanlıklardan çıkmış değildi. Ancak yine bu yüzyılda Fransa Güneş Kral adını alacak kadar başarılı, anlayışlı ve mutlu bir kral ve kurucu devlet adamlarına kavuşmuş; o zamanın en çalışkan sınıfı olan burjuvalık sömürgen aristokratlara inat, büyük Fransız Devrimini hazırlayacak ve sonunda başaracak kadar yükselme yollarını bulmuş, kısacası Fransa o yüzyılda Fransa olmuş, dilini, düşüncesini sonraki devrimlerin sadece geliştireceği sağlam temellere oturtmuştur. &lt;br/&gt;XVII.yy. daha çok düzenleyici, ölçü ve denge bulucu uzlaştırıcı bir çağdır. İşte Moliere böyle mutlu bir çağın adamıdır. Güneş Kral&quot;ın önüne çıkabilmek için Moliere yıllar yılı karanlıklarla savaşmak zorunda kalmıştır.&lt;br/&gt;2. Dönemin Sanatına Egemen Olan Akım : Neoklasik Akım&lt;br/&gt;3. Oyunun Türü :  &lt;br/&gt;Karakter Komedyasıdır. Moliere, Hastalık Hastası, Cimri gibi komedyalarında hem bir karakter özelliğini sivriltmiş hem de kahramanlarının temsil ettiği zümreye bu insanların yaşama biçimlerine dolayısıyla toplumun ahlaki yapısına eleştiri getirmiştir.&lt;br/&gt;4. Yazarın Özgeçmişi :&lt;br/&gt;1622 Moliere, Paris&quot;te, rahat, hatta zengince bir evde doğuyor. Babası sarayın halıcıbaşı, tutumlu bir tüccar, anası yine bir halı tüccarının, okuma yazması kıt, iyi giyinmesini sever kızıdır.&lt;br/&gt;1637 Moliere belki dört yıldan beri kendi isteği ve dedesinin desteklemesiyle koleje (şimdiki Louis le Grand lisesine) girmiş bulunuyor. Parlak bir öğrencidir. Beş yıl Latince&quot;ye dayanan bir öğretim gördükten, iki yıl da felsefe okuduktan sonra 1639&quot;da Moliere kolejden çıkıyor. 1640&quot;da Moliere tiyatro oyuncusu Madeleine Bejart&quot;la tanışıyor. 1643 Moliere baba evinden ay</description></item><item><title>SANAT - MISIR  RESMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-misir-resmi-403420.html</link><description>mısır  resmi</description></item><item><title>SANAT - GEORGES BRAQUE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-georges-braque-403386.html</link><description>georges braque</description></item><item><title>SANAT - BABİL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-babil-403373.html</link><description>babil</description></item><item><title>OTHELLO: BİR ERKEKLİK TRAJEDİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?othello-bir-erkeklik-trajedisi-393081.html</link><description>OTHELLO:  BİR ERKEKLİK TRAJEDİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu oyunun alımlama estetiğine göre yorumunu yapmak için öncelikle oyunun özetini vermekte yarar var. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Venedik&quot;in bir komutanı olan zenci Othello Cassioyu kendisine yardımcı ola-rak seçer. Gözü, Cassioya verilen görevde olan İago hem Othellonun onu seçmemesi hem de daha önemlisi Othellonun kendi karısıyla bir ilişkisinin olduğundan kuşku-landığı için ona düşman olur. Bu arada Othello  Venedik&quot;in önde gelenlerinden olan Barbatinonun kızı ile gizlice bir evlilik yapar. Bunu fırsat bilen İago Desdemonanın geri çevirdiği bir soylu olan Roderigo ile Barbatinoyu Othelloya karşı harekete geçi-rir. Venedik senatosu Barbatinonun kızının evliliğiyle ilgili başvurusuna olumsuz ya-nıt verdiği gibi Othelloyu Kıbrısa askeri bir görev için gönderme kararı alır. Karısı Desdemonada onunla birlikte gidebilecektir. Osmanlı donanması fırtına yüzünden et-kisiz kalırken, Othello, Cassioyu gözcülükten sorumlu muhafız komutanı yapar. Ge-ride kalan İagonun içkili Cassio ile Roderigo arsında bir kavga yaratması sonunda Othello Cassioyu yardımcılık görevinden alır. Böylece İago ilk amacına ulaşmış olur. Ayrıca Cassioyu Othello yla arasını yeniden düzeltmesi için Desdemonaya başvur-mak için kandırır. Cassio&quot;nun Desdemonayla gizlice buluşmasını Othelloya karşı kullanarak Desdemona ile Cassio arasında bir ilişkinin var olduğu kuşkusunu Othelloda uyandırır; bu aşamadan sonra İagonun türlü oyunlarıyla Othellonun  karı-sına karşı olan şüphesi artmaya başlar. İş o raddeye varır ki artık Othello bu acıdan kurtulmak için karısını öldürmenin tek yol olduğunu düşünmeye başlar ve oyunun so-nunda karısı Desdemonayı yatakta boğarak öldürür. En sonunda İagonun karısı Emilia sayesinde tüm gerçekler ortaya çıkar; bunun acısıyla Othello kendini öldürür. Yeni komutan Cassioya İagoya gereken cezayı vermek kalır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yorum denemesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öncelikle oyunun merkezinde yer alan kahramanlar biri olan Othello üzerinde durmak istiyorum. Othello benim zihnim</description></item><item><title>RESİM - ASPED ARMEN (1936-1999)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-asped-armen-(19361999)-401871.html</link><description>asped armen (1936-1999)</description></item><item><title>SANAT - YILDIRIM GÜRSES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yildirim-gurses-403236.html</link><description>yıldırım gürses</description></item><item><title>GÖLGE OUNU TARİHİ GELİŞİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?golge-ounu-tarihi-gelisimi-364468.html</link><description>A)GÖLGE OYUNU&lt;br/&gt;A1) &quot;GÖLGE OYUNU&quot; NASIL ORTAYA ÇIKTI ?&lt;br/&gt;TÜRKİYEYE NASIL GELDİ ? &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gölge oyununun ilkin nerden çıkmış olabileceği konusunda iki ana görüş vardır, birinciye göre gölge oyunu ilk olarak Asyadan çıkıp Batıya doğru yönelmiş ve yayılmıştır. İkinciye göre ise Batıdan Doğuya ve Asyaya geçmiştir. Asyanın çok zengin bir gölge oyunu geleneği olduğuna göre ister Hindistandan, ister Cavadan isterse Çinden çıkmış olsun, gölge oyununun Asyadan Batıya yayıldığı görüşü daha güçlüdür. (Metin And, Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu, Ankara 1977 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İslam ülkelerinde görülen gölge oyununun Cavadan gelebileceğini kabul edebiliriz. 1300 ile 1750 yılları arasında, Malaya ve Bali dışında Endonezya İslamlığı kabul etmişti. Bundan önce de Arap gezginlerinin Kızıldeniz, Çin kıyılarında dolaştıkları, Güneydoğu Asya kıyılarında küçük yerleşmeler olduğunu biliyoruz. VII. Ve X. yüzyıllarda Arap tacir ve gezginleri İslamlığı buraların yerlilerine kabule zorlamamışlardı. İslamlık daha çok Hintliler yoluyla gelmişti. Bu bakımdan, İslamlık etkisinden önce Arapların bu bölge ile tanışıklığı bulunduğuna göre, bu değinmeden önce Arapların Cava gölge oyununu da öğrenmişlerdir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğu ülkelerine özgü bir sanat olduğu anlaşılan gölge oyununun ilk Çinde çıktığı söylenir. Söylentiye göre, İmparator Wu (hük. M.Ö 140 - 87 ) çok sevdiği karısının ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapılır; Şav - Wöng adlı bir Çinli imparatorun üzüntüsünü hafifletmek için, ölen kadının hayalini bir perde arkasından gösterebileceğini söyler; sarayın bir odasına gerdiği bir perdenin üzerine karısına benzeyen bir kadının gölgesini düşürür ve bu gölgeyi ölen kadının hayali olarak imparatora sunar. (M.Ö 121) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir başka söylenti ise gölge oyununun IV. Yüzyılda Hintten çıktığını, V. Yüzyılda ise Cavaya geçtiğini söyler. Cavada Wayang adı verilen ve gerek şekilleri, gerek konuları bugüne değin korunan bu oyunlarda Hint efsanelerinin etkisi açıkça görülmektedir. Cava edebiyatında, evren bir Wang sahnesine, insanlar ve doğa da Wayang tasvirlerine benzetilmiştir. İslam dünyasında bu oyuna hayal -el -zıll ( gölge hayali), zıll -el -hayal (hayal gölgesi), hayal -el -sitare (perde hayali) vb. adları verilmiştir. İslam dünyasında çeşitli kelamcı ve tasavvufçuların eserlerinde hayal sahnesi evrene, insanlar ve tüm varlıklar, perdedeki geçici hayallere benzetilmiş, oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki görülmeyen bir sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkların da görünmeyen bir yaratıcı tarafından hareket ettirildiği anlatılmıştır. (Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1968 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrıca İbni Batuta 1345te Cavaya uğramış ve Cava gölge oyununu bir çok bakımlardan Arap ve Türk gölge oyununa benzetmiştir. Her ikisinde de beyaz bir perde vardır, oynatanla perde arasına yağ kandili konulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Görüntüler deridendir; Cava kuklasında, kuklalara destek olarak muz dallarından &quot;Gedeborg pisang&quot;, bizdeki Hayal ağacı denen çatal desteklere benzer; tıpkı Karagözdeki göstermelikler gibi perdenin ortasına yaprak biçiminde bir görüntü konulur. Bunun adı &quot;Gunungan&quot;dır; bu toprak, deniz, hayvan gibi evreni canlandırır;oyundaki görevi bakımından da bizim göstermeliklere benzer. Oyunun başladığına işaret olduğu gibi, kimi zaman dekor yerine de geçmektedir. Gene aynı oyunlarda oynatıcı Dalang, Karagözde olduğu gibi, alışılmış basmakalıp sözleri müzikle söyler; Allaha bir yakarış vardır. &lt;br/&gt;Bunda belirli bir Arap etkisi görülür. Bunu Karagöz muhaveresi gibi bir söyleşme izler, her iki gölge oyununda da görüntüler yandandır.Yalnız Wayang Kedekte kadın görüntüleri öndendir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gölge oyununun Türkiyeye nerden,nasıl ve ne zaman girdiğine gelince, Birçok yazar ve incelemecinin daha sonra çürütülen görüşlerine bakılırsa, gölge oyunu Türkiyeye Ortaasyadan İran yoluyla gelmiştir. Ve XVI yüzyıldan çok öncedir. Kimi de Evliya Çelebideki hiçbir temeli olmayan söylentiye kanarak bunu Selçuklu çağına uzatmaktadır.Bu incelemecileri yanıltan herşeyden önce &quot;hayal&quot; sözcüğü olmuştur. Orta Asyadaki ipli kukla türü olan &quot;Çadır Hayal&quot;i gölge oyunu sanmışlar, XVI yüzyıldan önce eski metinlerde sık sık rastlanan ve kukla anlamında kullanılan &quot;hayal&quot; sözcüğünün gölge oyununa bir anıştırma olduğunu sanmışlardır. (Metin And, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, İstanbul 1970 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;XVI. yüzyılda Mısırdan gelmiş olduğu üzerine kesin bir kanıt vardır. İlk kez profesör Jacobun ilgimizi çektiği bu kanıt, Arap talihçisi</description></item><item><title>SANAT - ÇALIKUŞU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-calikusu-403369.html</link><description>çalıkuşu</description></item><item><title>FİLMİN GELİŞİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?filmin-gelisimi-370107.html</link><description>FİLMİN  GELİŞİMİ&lt;br/&gt;A. Filmin Tecimsel Gelişimi&lt;br/&gt;Filmin pratik kullanımının 1887 yılında Edison&quot;un dönen fotoğraf aygıtı ile başladığı genel olarak kabul görmektedir. Edison, fonografi mükemmelleştirerek, başka bir mekanik aygıt ile ses görüntülerini bütünleştirme arzusundaydı. O yıllar için, Edison&quot;un bu arzusu, çok olağanüstü bir ileri görüşlülük olarak değerlendirilebilir.  Daha sonra gelecek olan yapımcılar ise Edison&quot;un tersine olarak, kaydedilmiş sesleri ile görüntüleri bütünleştirme amacında olacaklardır. Elli yıl sonra sesin görüntü için mutÂ¬lak gerekli olduğu düşüncesi egemen olacaktır. 1930dan itibaren çok saÂ¬yıda sesli film gerçekleştirilmeye başlanacaktır.&lt;br/&gt;Edisonun ilk çabaları, ilk gramofon kayıt cihazına benzer olarak bir silindirin üzerindeki spiraller içindeki mikroskobik boyutta olan resimler şeklinde sonuç verecekti. Bir süre sonra, kolodyum maddesinden film şeritÂ¬leri yapılacaktı. Edison, 1889 yılında nitroselüloz temel üzerinde oluşturuÂ¬lan ilk Eastman-Kodak film örneklerini ortaya koyacaktır. Bu kineteskop olarak adlandırılmaktadır. Edisonun West Orangedaki laboratuarlarında aynı anda yalnızca bir kişinin izleyebileceği şekilde, bir makine gözeneğinÂ¬den, bir dizi resim izlenebilen deneyler gerçekleştiriliyordu. Yaklaşık elli feet uzunluğundaki bu resim dizisinde bir kişinin -sarsak ve aralıklı- hareÂ¬ketleri gözlemlenebiliyordu. Aslında buna hareket demek bile belki de doğru değildir. Bu görüntülerin ilk gerçek sinemasal kayıt olduğu söyleÂ¬nebilir. Bu görüntüleri gerçekleştiren laboratuar asistanlarından biri olan Fred Ott, sinema tarihinde bir ilke imzasını atanlardan biridir.&lt;br/&gt;Edison, 1894 yılında, kineteskopunu New York halkına ticari açıdan sundu. Piyasada bu makinelerden yüzlercesi satılıyordu. Edisonun laboratuarda yaptığı filmlerin konuları, genellikle boks maçları, danslar ve varyete gösterileriydi. Bunlar yeni devinim buluşlarına olanak tanıyan koÂ¬nulardır. Ancak bu filmlerin aynı anda yalnızca bir kişi tarafından izlenebilme sınırlaması nedeniyle, aynı anda bir oda dolusu insanın izleyebileceği ekran resimleri oluşturan bir büyülü fener (magic lantern) talebi meydana gelmiş bulunuyordu. Edison, bu öneriden pek hoşnut kalmamıştı. O, toplu gösterimlerin bu alandaki talebin çok hızlı bir şekilde tükeneceğine inanıyorÂ¬du ve cihazın yabancı ülkelerdeki patent hakkına bile izin vermeyecekti.&lt;br/&gt;Bu sırada, Avrupada başka deneyler gerçekleştiriliyordu. Bunların tümü Edisonun kinetoskopu ile büyülü fenerin birleştirilmesi amacını taÂ¬şımaktaydı. Bir yıl sonra, 1895te, Woodville Latham, Amerikada. kinetoskop film resimleriyle bir halk gösterisi düzenledi ancak sonuç aceÂ¬mice ve başarısız oldu. Hemen hemen aynı zamanlarda Londrada Robert Paul ve Pariste Lumiere Kardeşler Edisonun cihazının her biri kendi şehrinde tanıtımını yapıyorlar ve projektörler satıyorlardı: Paul, kendi cihazının bir sonraki yıl Olympiada ve Alhambrada tanınacaktı.    Modern projektörün temelini oluşturan Thomas Armatın makinesi ilk kez olarak 1895 Eylülünde Atlanta, Georgia Cotton States Sergi Salonunda halka gösterildi. Gişe geliri kaygısıyla yasal olmayan bir şekilde Edisonun ismi lanse edilmiş olan Armatın Vitaskopu daha sonra Broadwayde gösteriÂ¬lecek ve beklenmedik bir basan kazanacaktı. Kısa bir süre içinde birkaç başka projektörün de piyasaya girmesiyle patent konusunda, mahkemelere intikal eden bir kargaşa yaşanacaktır. Avrupada ise genç endüstri alanında felaket getiren bir deneyim yaşanacaktı. 1897 yılında, Pariste, sinematogÂ¬raf makinesinin yol açtığı bir yangın sonucunda yüz seksen kişi yaşamını kaybedecektir. Bu felaket kuzey Avrupanın tümünde sarsıcı bir etki uyandıracak ve çok sayıda insan bu şeytan icadı makinenin varlığına karşı savaş açacaktır.&lt;br/&gt;Başlangıçta elli feet uzunluğunda olan kinetoskoptaki film 1897 yılınÂ¬da Amerikada Erioch Rector tarafından düzenlenen gösteride onbir bin feete ulaşmıştı. Bu gösteride Nevada, Garson Cityde Corbett-Fitzsimmons kavgası kaydedilmişti. Filmin uzunluğu sıkıntı vermesine karşın, olgunun yeniliği merak uyandırıyordu. Aynı yıl, Richard Hollaman, üç bin feet uzunluğundaki Oberammergau Passion Oyununun film versiyonunu gerçekÂ¬leştirecektir. Bu, bugünkü anlamda gerçek bir yeniden üretim olmamasına karşın bu şekilde tanıtımı yapılmıştı.&lt;br/&gt;Yaklaşık olarak aynı zamanlarda, fade-outs (kararmalar), dissolve (zincirleme) ve diğer fotoğrafik cihazların mükemmel etkileri Georges Melies tarafından Pariste Theatre Roben Houdin&quot;de halka tanıtılıyordu, Melies 1896 yıl</description></item><item><title>RAVE AS CARNIVAL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?rave-as-carnival-439060.html</link><description>RAVE AS CARNIVAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TABLE OF CONTENTS&lt;br/&gt;1. INTRODUCTION 1&lt;br/&gt;2.WHAT IS RAVE? 12&lt;br/&gt;2.1 Rave................................................................................................12&lt;br/&gt;2.2 Rave Music......................................................................................15&lt;br/&gt;2.3 Disc Jockey&quot;s Role............................................................................18&lt;br/&gt;2.4 About Ecstasy and Ecstatic State........................................................20&lt;br/&gt;2.5 Notes from Literature on Rave Culture ...............................................25&lt;br/&gt;3. BAKHTIN&quot;S CARNIVAL 32&lt;br/&gt;3.1 The Sense of Carnival .....................................................................32&lt;br/&gt;3.2 Un-official Time...............................................................................38&lt;br/&gt;3.2 Grotesque Body................................................................................40&lt;br/&gt;4. RAVE AS CARNIVAL 46&lt;br/&gt;4.1 Second Life: Escape from Authority? .................................................48&lt;br/&gt;4.2 Communality vs. Individuality...........................................................57&lt;br/&gt;4.2.1 Erosion of Sexual Differences ..............................................64&lt;br/&gt;4.2.2 Participation vs. Spectatorship..............................................67&lt;br/&gt;4.3 Ecstatic Trance Dancing Body as Grotesque ....................................73&lt;br/&gt;5. CONCLUSION 81&lt;br/&gt;BIBLIOGRAPHY 90&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;&quot;The popular festive &quot;voice of the&lt;br/&gt;whole&quot; represents time as possibility&lt;br/&gt;and transformation. But it is not an&lt;br/&gt;end itself it serves a resource.&quot;1&lt;br/&gt;1. INTRODUCTION&lt;br/&gt;In general, this thesis is an analysis of what, since 1987, has been&lt;br/&gt;described as &quot;rave&quot; culture. By the 1990s, drug taking, dancing and party culture&lt;br/&gt;had formed what we call today the rave culture. Rave, as generally defined, is an&lt;br/&gt;all-night dance party held in big places for urban youth as a phenomenon of socalled&lt;br/&gt;Western culture, originating in Great Britain and US. &quot;Rave is more than&lt;br/&gt;music plus drugs; it&quot;s a matrix of lifestyle, ritualized behavior and beliefs. To the&lt;br/&gt;participant, it feels like a religion; to the mainstream observer, it looks more like a&lt;br/&gt;sinister cult.&quot;2&lt;br/&gt;Rave has a productive relationship to Bakhtin&quot;s notion of carnival leading&lt;br/&gt;to closer connection between an alternative movement and cultural&lt;br/&gt;transformation. The concepts stressed by Bakhtin as typical of Carnival, such as&lt;br/&gt;subversion through the grotesque body, erosion of differences between people in a&lt;br/&gt;1 Hirschkop, Ken. Mikhail Bakhtin: An Aesthetic For Democracy. Oxford UP: MA, 1999, 285.&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;feeling of unity and/or community, blurred boundaries between the observer and&lt;br/&gt;observed are present as constituent features of the rave scene.&lt;br/&gt;Here I will draw an analogy between Baktinian carnival and today&quot;s&lt;br/&gt;popular dance parties (raves in particular) in terms of their capacity to disrupt and&lt;br/&gt;remake official public norms, arguing firstly that carnival and rave are linked in&lt;br/&gt;terms of that they offer people an entry into &quot;symbolic sphere of utopian&lt;br/&gt;freedom&quot;.3 Yet they are both non-official, and in Bakhtin&quot;s words people&quot;s second&lt;br/&gt;life. Chris Stanley&quot;s suggestion that the rave party, in which music is the&lt;br/&gt;determining element, appropriates and inverts which is offered &quot;officially&quot;.4 But&lt;br/&gt;while both carnival and rave are excluded from the seriousness of official public&lt;br/&gt;norms, the question for Clair Willis should be &quot;how to dialogise the public realm&lt;br/&gt;by bringing the excluded and &quot;non-official&quot; into juxtaposition with the official.&quot;5&lt;br/&gt;It is a question beyond the scope of this thesis, but it would not be surprising that&lt;br/&gt;the style of rave may reveal a cultural rejection of dominant values of society.&lt;br/&gt;This style can be viewed as a conscious rejection of traditional cultural&lt;br/&gt;expressions through raving.&lt;br/&gt;2 Reynolds, Simon. Generation Ecstasy: Into the World of Techno and Rave Culture. New York: Routledge,&lt;br/&gt;1999, 9.&lt;br/&gt;3 Reynolds, Simon. Generation Ecstasy: Into the World of Techno and Rave Culture. New York: Routledge,&lt;br/&gt;1999, 134.&lt;br/&gt;4 Stanley, Chris. &quot; Drowning</description></item><item><title>SANAT - BERKER İNANOĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-berker-inanoglu-403207.html</link><description>berker inanoğlu</description></item><item><title>SANAT - SHANNON TEORİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-shannon-teorisi-403371.html</link><description>shannon teorisi</description></item><item><title>SANAT - FOTOĞRAF SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-fotograf-sanati-403264.html</link><description>fotoğraf sanatı</description></item><item><title>ÇIĞLIK (HİLKAT GARİBELERİ 6)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ciglik-(hilkat-garibeleri-6)-380689.html</link><description>GÖRÜNTÜ   SÜRE AÇIKLAMALAR &lt;br/&gt;           &lt;br/&gt; 38: 34&lt;br/&gt;Oyuncu bir odanın içindedir.      çekim geneldir ama odanın                görünümü diz çekimdir.       Elinde montunu tutuyordu . odanın içinde arka tarafta büyük bir pencere ve pencerenin önünde yatak vardı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:36Oyuncunun oda içindeki 4konumu aynıdır. Elindeki montu yatağa koyar ve kapı çalmıştır. Kafasını kapıya doğru çevirir. Genel çekim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:38Oyuncu kapıya doğru yürür arka planda odanın görünümü dikkat çeker ama oyuncu bel çekim konumunda kapıya yönelir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:40Oyuncunun kameraya arkası dönük bir konumda kapıya yaklaşmıştır. Omuz çekim. Kamera kapıya yaklaşan oyuncuyu arkadan çeker. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:44Oyuncu aynı konumda odanın kapısını açar. Kapıda diğer oyuncu bel çekimde görülür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:46Kapıya gelen oyuncu bel çekimde görülür. Ve odadaki ilk oyuncu ile konuşur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:48Kamera odadaki oyuncuya yönelir omuz çekimde oyuncu görülür. Kapıdaki oyuncuyu ise kamera arkadan çekime alır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖRÜNTÜSÜRE AÇIKLAMALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:52Kamera  tekrar kapıya gelen oyuncuyu bel çekimde alır. İlk oyuncunun ise kamera arkasındadır. Yan açı ile oyuncuyu görüntüye alır. Kapıdaki adam gülümsüyordur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:54Kamera kapıdaki oyunculardan uzaklaşır ve odadaki yatağı görüntüye alır. Yatağın üstünde bir çanta dikkat çekmektedir. &lt;br/&gt;Genel çekim oyuncuların birbirlerine yatağın üstündeki çantayı gösterirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:56Oyuncular tekrar görüntüdedir. İlk oyuncu önden diğeri arkadan kameraya yansırlar. Omuz çekim vardır. İki oyuncunun görüntüsünde de 2. oyuncunun arkası kameraya dönüktür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;38:58Kapıdaki oyuncu bel çekimde görüntüdedir. Ve odaya girmek için birkaç adım atar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;39:02İlk oyuncu tekrar görüntüdedir. Omuz çekim. Diğeri arkadan yan konumda kameraya yansır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;39:05Kapıdaki oyuncu tekrar görüntüdedir. Diğer oyuncuda arka çekimde yan bir konumda ekrandadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖRÜNTÜSÜRE AÇIKLAMALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;39:09İlk oyuncu omuz çekimde görüntüdedir. Diğeri arka pland</description></item><item><title>BİR TİYATRO METNİNİN SOSYOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bir-tiyatro-metninin-sosyolojik-acidan-incelenmesi-380883.html</link><description>BİR TİYATRO METNİNİN SOSYOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ&lt;br/&gt;Oyunun Adı: Kurban&lt;br/&gt;Oyunun yazarı: Güngör Dilmen&lt;br/&gt;Güngör Dilmen, (1930 Tekirdağ): Türk oyun yazarı. İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji ile Washington Üniversitesi&quot;nde öğrenim gördü, İstanbul Şehir Tiyatroları Başrejisör yardımcısı ve İstanbul Şehir Tiyatroları Başrejisör yardımcısı ve İstanbul Radyosu Tiyatro Şubesi metinler servis şefi olarak çalıştı; İstanbul Üniversitesi&quot;nde öğretmenlik yapmaktadır. Türkiye&quot;nin önde gelen çağdaş Tiyatro yazarlarından olan Dilmen, tarihten ve söylencelerden aldığı konuları güncel bir sorunsallık içinde işleyen oyunlarında, daha çok insan tutkularını (örneğin, büyüklük tutkusu: Midas&quot;ın Kulakları, iktidar tutkusu: Bağdat Hatun) ele alarak, bu tutkuların yol açtığı insan dramını gösterir; tragedyaya yakın bir örgü içinde işlediği oyunlarında tartımlı koşuksal bir dil kullanır. &lt;br/&gt;Oyunları: Midas&quot;ın Kulakları (1969), Midas&quot;ın Altınları (1975), Maymun Lokantası (1964), Kurban (1967), İttihat ve Terakki (1968), Bağdat Hatun (1974), Ak Tanrılar (1963), Deli Dumrul (1979)&lt;br/&gt;Öbür Oyunları: Hasan Sabbah (1983), İnsan ve Devlet-Mithat Paşa (1984), Hakimiyeti Milliye Aşevi; Anadolu: Söylenceden Gerçeğe (1984, Ben Anadolu üçlemesinin ikinci oyunu), Aşkımız Aksaray&quot;ın En Büyük Yangını (1988).&lt;br/&gt;Yayın Evi: Mitos Boyut&lt;br/&gt;Yayın Yeri: İstanbul&lt;br/&gt;Yayım Yılı: Mart 1996&lt;br/&gt;Sayfa Sayısı: 89&lt;br/&gt;Bölüm Sayısı &amp;#8211; III&lt;br/&gt;Oyunun Ele Aldığı Sorunlar: Anadolu&quot;da yaşayan kadınların problemleri. Üstlerine kuma getirilmesi, küçük yaşta başlık parası karşılığında evlendirilmeleri, cahilliğin töre başlığı altında insanlara kabul ettirilerek onlara haksızlık yapılması&lt;br/&gt;Oyunun Ana Fikri: Her gelenek ve görenek doğru değildir bazı töreler insanları yıkıma sürükler. Töre adı altında yapılan bazı davranışlar insanlara haksızlık edilmesine yol açar.&lt;br/&gt;Zaman ve Mekan: Olay günümüzde Türkiye&quot;nin doğu bölgesinde bir köyde geçmektedir. Köylülerin yaşamları daha çok gelenekler ve görenekler üstüne kurulmuştur. Çağdaş yaklaşımları olmayan kültürel donanımları eksik bir toplumdur. Geçimlerini daha çok tarımla sağlamaktadırlar. Bu küçük köyü oluşturan insanlar farklı meslek gruplarından değildir.  İnsanlar arasında kültürel farklılık yoktur. &lt;br/&gt;Oyundaki olayların analizi olayların bağlantısı değişimi ve sonuçları&lt;br/&gt;Oyun o yöredeki bütün kadınların boyun eğdiği kabullendiği bir töreyi kabul etmeyip başkaldıran, kendi kişiliğine ve onuruna sahip çıkmaya çalışan, onurunu ezdirmeyen bir kadının üzerine kurulmuştur.&lt;br/&gt;Zehra ile Mahmut evlidir. Bir gün Mahmut Zehranın üzerine kuma getirir Zehra&quot;da bunu gururuna yediremez ve kendini öldürür. Önce mücadele eder durumu düzeltmeye çalışır. Düştüğü durumun zorluğunu anlatır ama çaresiz kalınca kendini öldürerek herkesten intikam almak ister.&lt;br/&gt;Oyundaki Bireylerin Özellikleri&lt;br/&gt;Mahmut: Kendi yaşadığı coğrafyanın gelenek ve göreneklerine sığınıp kendi isteklerini herşeyin önünde gören bencil bir adam zaaflarına yenilip bütün hayatını allak bullak ediyor. Akılcı davranmıyor, kararlarını daha çok tutkularıyla veriyor. Köy kökenli, eğitimli değil. Maddi durumu kötü olmamakla beraber çok varlıklı sayılmaz. Çiftçi oyunda Mahmut&quot;un sosyal çevresiyle ilişkili, sosyal konumu üzerinde fazla durulmamış. Ama oyunda onun sosyal konumunu anlayabiliyoruz.&lt;br/&gt;Mirza: Çıkarcı, paraya düşkün, bencil, açık gözlüdür. Kardeşini oyunda mal gibi kullanır. Mahmut&quot;un zaafından faydalanarak mal sahibi olmaya çalışır. Kız kardeşini asla düşünmez. Mirza&quot;da aynı köyde yaşamaktadır. Eğitimli değildir.&lt;br/&gt;Gülsüm: Yaşı küçük Gülsüm&quot;de köyde yaşıyor eğitimi yok. Gelenek ve göreneklerine bağlı kendine haksızlık edilmesine izin veriyor. Olaylara inanılmaz tepkisiz teslimiyetçi bir yapısı var.&lt;br/&gt;Zehra: Bu oyun Zehra&quot;nın tragedyasıdır. Onun tragedyası yalnızca sevgiyle bağlandığı erkeği tarafından aldatılmaktan kaynaklanmamakta. Aynı zamanda uğrunda canını bile vermeyi bile göze aldığı kendi yaşam değerlerinin ve erdem anlayışının yıkılmasından kaynaklanmakta Zehra köy törelerinin, resmi yasaların karşısına insani yasaları koyar. O bütün anadolu kadının simgeler Anadolu&quot;da ki töreler yüzünden haksızlığa uğrayan herhangi bir anadolu kadınından biridir. Ama onun diğer kadınlardan en büyük farkı kendine yapılan haksızlığa  başkaldırmasıdrı. Olanları kabul etmez. Güçlü bir kişiliği vardır. olayları değiştirmek için çaba harcar, mücadelecidir. Kocasını tekrar kazanmak için çok mücadele verir. Anadolu</description></item><item><title>SANAT - SULTANAHMET CAMİİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sultanahmet-camii-403355.html</link><description>sultanahmet camii</description></item><item><title>GÖRME BİÇİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gorme-bicimleri-387166.html</link><description>GÖRME BİÇİMLERİ&lt;br/&gt;JOHN BERGER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM 1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Yaşadığımız çevreyi algılamaya, tanımaya ve anlamlandırmaya görerek başlıyoruz.Gelişen ve bizi yönlendiren görme edimi, yaşadığımız toplumun değerlerine, aldığımız eğitime, hayata bakış açımıza, düşündüklerimiz ve inandıklarımıza göre biçim kazanıyor.Bu biçim doğrultusunda, gördüklerimizi dile getirme çabasıyla görsel imgeler yaratıyoruz.&lt;br/&gt;     Yarattığımız imgelerin imgenin canlandırdığı nesne ve kişilerden daha kalıcı olması (resimsel anlamda üretilen nesneler olarak) ve zaman içerisinde imgenin canlandırdığı nesne ve kişilerin yerini alması sebebiyle görünümleri aslında yeniden yaratmış yeniden üretmiş oluyoruz.&lt;br/&gt;     Ancak, var olan imgelerin yani yeniden yaratılmış görünümlerin incelenirken imgenin içinde yaratıldığı yer, zaman, yaşam tarzı, toplumsal değer gibi imgenin oluşumunda önemli rol oynayan etkenlerin göz ardı edilmesi, farkında olmadan sadece imgeyi yaratan kişinin yani sanatçının bakış açısına göre değerlendirme yapılması imgenin gösterildiği gibi, sorgulanmadan, kabul edilmesi bizleri imgenin canlandırdığı nesne ve kişiden yani aslolandan uzaklaştırmış yanılgılara düşürmüştür.Bu inanma sürecinde tabiki eleştirmenler ve eser için yazılmış açıklayıcı  metinler de büyük rol oynamıştır.&lt;br/&gt;     Söz konusu yanılgılar fotoğraf makinasının bulunmasından sonra daha da belirginleşmiştir.Görünümlerin fotoğraf makinasıyla oluşturulması fotoğrafi çeken kişinin bizlere tamamen kendi gördüğü ve göstermek istediği dünyayı kendi yorumuyla sunmasıdır.&lt;br/&gt;     Fotoğraf gerçekliğinin fotoğrafı çeken kişinin gerçekliği olduğunun farkedilmesi, izleyiciyi imgeleri değerlendirme konusunda  daha  nesnel olmaya sevketmiştir...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM 2 ve 3  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     İmgelerin görme biçimlerine göre yaratılıyor olması resim geleneğinde kadın ve erkeğin, özellikle de kadının yerini belirginleştirmiştir.Kadın imgesi nesneleştirilmiş, erkeğin mülkiyetinde kabul edilerek ele alınmıştır.Kadının bu şekilde değerlendirilmesi kutsal kitaplardan gele</description></item><item><title>TİYATRO TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-terimleri-sozlugu-439688.html</link><description>Tiyatro terimleri sözlüğü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;|A|B|C-Ç|D|E-F|G|H|I-İ|J|K|L|M|N|O-Ö|P-R|S-Ş|T|U|V|Y|&lt;br/&gt;Açılmak: Oyuncunun gövdesiyle seyirciye dönmesi..&lt;br/&gt;Agora: Pazar yeri. Antik tiyatro yapısı ortaya çıkmadan ve Diyonizos Şenlikleri Atinadaki Akropolisin güneydoğu yamacına alınmadan önce oyunlar pazar yerinin basamaklı tarafında oynanırdı. Seyirciler basamaklara otururdu.&lt;br/&gt;Alegori: Belli bir kavram düşünce yada ahlak kategorisinin kişileştirme yoluyla canlandırmak, algoriyi simgeden ayırmak gerekir, çünkü simge kişisel de özeti verirken alagort genelde özeti verir; alagoride tüm ayrıntılar imgesel bütünlük içindedir.&lt;br/&gt;Agon: Antik tiyatroda, tragedya ozanları, oyuncular ve dithyrambas koroları arasında yapılan yarışmalar... Yunan tragedyasında, savsöz ve karşı savsözün öneri ve karşı önerinin, yanıt ve karşı yanıtın, atışma biçimi içinde yer olduğu söz kapışması sahnesi...Çatışma.&lt;br/&gt;Agon: 1. Yarışma&lt;br/&gt;2. Antik Yunan komedyasında düşünceleri birbirine karşıt olan iki oyun kişisinin tartışmaya girdiği bölüm. &lt;br/&gt;3. Antik tiyatroda sanatçılar, ezgiciler, yazarlar ve oyuncular arasında değerlendirme ile sonuçlanan yarışma &lt;br/&gt;Antrakt: Tiyatro oyununun oynanışı esnasında; sahnenin düzenlenmesi, oyuncunun diğer perde için hazırlanması ve seyircinin dinlenebilmesi amacıyla verilen kısa ara.&lt;br/&gt;Avangart Tiyatro: Genel geçerlik kazanmış anlatım yeni biçim ve anlatım denemeleriyle kökten aşmaya yönelik tiyatro hareketleri; deneysel yenilikçi tiyatro uygulamaları.&lt;br/&gt;Altın Çağ: Doruğunu aydınlanma çağında bulunan, XVII. yüzyıl ortalarında XVIII. yüzyılda gelişen bir süreç içinde yetişmiş olan büyük oyun yazarları ve yapıtları için kullanılan değim. İngilterede Shakespeare, Marlowe, Ben Jonson; Fransada da Corneille,Racine, Moliere; İspanyada Lope de Vega Calderon ve Tirso de Molina Altın Çağ sürecindeki yazarlardır.&lt;br/&gt;Anagnorisis: Tanıma. Aristotelesin Poetika adlı yapıtında bir oyun kişisinin gerçek kimliğini öğrenme.&lt;br/&gt;Anarşi Tiyatrosu: Fransada komün ün 1881 de dağılması sonrasında, birinci dünya savaşına kadar ki ekonomik bunalım döneminde siyasal baş tanımazlıkta (anarşizmle) ilgili tiyatro etkinlikleri. Kent soylu topluma karşı duran ve işçi sınıfının devrim kavgasını savunan bu tür tiyatronun başlıca yazarları arasında Octave Mirbeau ve Darien gibi militan yazarlar ve Louise Michel ve Jean Grave gibi yazar militanlar vardır. Bunlar daha çok propaganda ile uğraşmışlardır. Bu tiyatronun oyuncuları amatörlerden ve militanlardan oluşuyordu.&lt;br/&gt;Anlamsızlık Tiyatrosu: İnsanın doğaya ve yaşama olan giderek artan uyumsuzluğunu, doğadan kopmuşluğunu ve yabancılaşmasını bir insanlık durumuymuş gibi kabul eden, bunun içinde alışa gelinmiş mantıksal gelişimi bozarak, öznelci idealizmin bir sonucu olarak değer tanımazlığa eğilimli,ikinci dünya savaşı sonrasında, özellikte Fransada yaygınlaşan tiyatro anlayışı.&lt;br/&gt;Anonim Oyun: Kimin yazdığı belli olmayan oyundur. Örneğin bir çok commedia dellarte senaryosu, Orta çağdaki dinsel oyunların bir bölümü ve bizde pabuççu Ahmet in maceraları anonim oyunlar arasındadır.&lt;br/&gt;Anti Tiyatro: Kabul edilmiş ve bilinen tiyatro kurallarının her yönden dışına çıkan ve tiyatroya karşı tiyatro yapmayı amaçlayan deneyci yazarların savundukları bir anlayış bunların başında Samuel Beckett, Eugene Lonesco, Jean Genet gibi yazarlar gelir.&lt;br/&gt;Antik Komedya: İ.Ö 486 yılında başlayan ve aşağı yukarı İ.Ö 200 yılına kadar süren bir dönem içindeki yunan ve latin komedyaları için kullanılan terim. yunan komedyasının üç evresi vardır; eski komedya (aristofanes), orta komedya (antifanes, aleksis) ve yani komedya (menandros) latin komedyasının iki ustası Plautus ile Terentiustur.&lt;br/&gt;Antik Tragedya; İ.Ö VI. yüzyılda yunanlı Thespis ile başlayan ve İ.S. I. yüzyılda latin seneca ile son bulan yedi yüz yıllık bir süreç içinde yazılmış tragedyalardan her biri. En büyükleri Aiskhülos, sofokles ve Övripidestir.&lt;br/&gt;Antik Yunan tiyatrosu; İ.Ö II. yüzyıla dek uzanan bir süreç içindeki eski yunan tiyatrosu.&lt;br/&gt;Apar; 1-Oyuncunun rol gereği seyircinin duyacağı biçimde ama öbür oyuncuların duymadığı var sayı</description></item><item><title>HALDUN TANER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?haldun-taner-347016.html</link><description>Haldun  TANER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğum/Ölüm: 1915 - 7 Mayıs 1986&lt;br/&gt;Doğum Yeri: İstanbul&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyografi: Galatasaray Lisesi&quot; ni bitirdi (1935). Almanya&quot; ya gitti, Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi&quot; nde okudu, yurda dönünce (1938) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü&quot; nü bitirdi (1950). Edebiyat Fakültesi&quot; nde tiyatro tarihi dersleri verdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları, fıkralar yazmış (1955-1960), bir ara gazetenin baş yazarı olmuştu (1960). Bu fıkralarından bir kısmını genel başlıklarıyla kitap halinde de topladı. (Devekuşuna Mektuplar, 1960, 1977). Pazar sohbetlerini Milliyet gazetesinde sürdürdü ( Mart 1974-Mayıs 1986 ).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk hilkayesi Töhmet, Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün dergisinde (1946) çıkan Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikayeleriyle tanındı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hikaye kitapları: Yaşasın Demokrasi (1949), Tuş (1951), Şişhaneye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalış-kur (1954), On İkiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho&quot; nun Sabah Yürüyüşü (1969). New York Herald Tribune gazetesinin düzenlediği uluslararası hikaye yarışmasında Şişliye Yağmur Yağıyordu ile Türkiye birincisi olmuş (1953), On İkiye Bir Var adlı kitabıyla da Sait Faik hikaye armağanını kazanmıştı (1955). Hikaye yazarlığını oyun yazarlığı izledi. Bu alanda Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958), Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1960), Günün Adamı (1961, yaz. 1949, bas. 1953), Huzur Çıkmazı (1961) oyunları peşinden epik tiyatroya geçti; Keşanlı Ali Destanı (1964, bas. 1979), Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Eşeğin Gölgesi (1965), Zilli Zarife (1966) bu türdedir. Ertesi yıl, dört arkadaşıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu&quot; nu kurdu (Ekim 1967); bu sahnede Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i İstanbul Ki, Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar, Dün-Bugün (1971), Aşk u Sevda (1972), Yar Bana Bir Eğlence (1974), Hayırdır İnşallah (1980), Dev Aynası (1983) oyunlarını oynattı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kabare Tiyatrosu türünde Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) oyunuyla Türk Dil Kurumu 1972 Tiyatro Ödülü&quot; nü kazandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayışığında Çalış-kur hikayesinden oyunlaştırdığı Ayışında Şamata İstanbul Şehir Tiyatrolarında, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım 1979&quot; da Devlet Tiyatrosunda oynandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün eserleri Bilgi Yayınevi&quot; nde basılıyor. Bütün Hikayeleri dizisinin çoğu yayınlanmamış hikayelerinin toplandığı dördüncü kitabı (Yalıda Sabah, 1983) ile 1983 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü&quot; nü Pertev Naili Boratav ile birlikte aldı. Düz Yazıları dizisinde beş kitabı çıktı: Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl, Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayşegül Yüksel Haldun Taner Tiyatrosu (1986) adlı bir inceleme kitabı yayımladı. 1987 yılında anısına Haldun Taner Öykü Ödülü kondu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ESERLERİ;&lt;br/&gt;HİKAYE KİTAPLARI;&lt;br/&gt;Yaşasın Demokrasi (1949)&lt;br/&gt;Tuş (1951)&lt;br/&gt;Şişhaneye Yağmur Yağıyordu (1953)&lt;br/&gt;Ayışığında Çalış-kur (1954)&lt;br/&gt;On İkiye Bir Var (1954)&lt;br/&gt;Konçinalar (1967)&lt;br/&gt;Sancho&quot; nun Sabah Yürüyüşü (1969)&lt;br/&gt;Yalıda Sabah (1983)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OYUNLARI;&lt;br/&gt;Dışardakiler (1957)&lt;br/&gt;Ve Değirmen Dönerdi (1958)&lt;br/&gt;Fazilet Eczanesi (1960)&lt;br/&gt;Lütfen Dokunmayın (1960)&lt;br/&gt;Günün Adamı (1961)&lt;br/&gt;Huzur Çıkmazı (1961)&lt;br/&gt;Keşanlı Ali Destanı (1964)&lt;br/&gt;Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964)&lt;br/&gt;Eşeğin Gölgesi (1965)&lt;br/&gt;Zilli Zarife (1966)&lt;br/&gt;Vatan Kurtaran Şaban (1967)&lt;br/&gt;Bu Şehr-i İstanbul Ki (1970)&lt;br/&gt;Astronot Niyazi (1970)&lt;br/&gt;Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) &lt;br/&gt;Ha Bu Diyar (1971)&lt;br/&gt;Dün-Bugün (1971)&lt;br/&gt;Aşk u Sevda (1972)&lt;br/&gt;Yar Bana Bir Eğlence (1974)&lt;br/&gt;Hayırdır İnşallah (1980)&lt;br/&gt;Dev Aynası (1983)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DÜZ YAZILARI;&lt;br/&gt;Yaz Boz Tahtası (1982)&lt;br/&gt;Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)&lt;br/&gt;Berlin Mektupları (1984)&lt;br/&gt;Koyma Akıl, Oyma Akıl (1985)&lt;br/&gt;Önce İnsan Olmak (1987)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FIKRA KİTABI;&lt;br/&gt;Devekuşuna Mektuplar (1960) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kesanli Ali Destani&lt;br/&gt;Kesanli Ali, yazari kadar ünlü bir oyun kahramani. Üstelik ünü, sinirlar asan bir oyun kahramani. Avrupanin pek çok ülkesinde, Amerikada, Lübnanda oynanmis bir oyun Kesanli Ali Destani. Dilden dile çevrilen,</description></item><item><title>SANAT - İLK ÇAĞDA OLİMPİYATLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ilk-cagda-olimpiyatlar-403452.html</link><description>ilk çağda olimpiyatlar</description></item><item><title>MARTI / ANTON PAVLOVİÇ ÇEHOV.</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?marti-anton-pavlovic-cehov.-374822.html</link><description>Martı / Anton Pavloviç Çehov.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2. YAZILDIĞI YIL:  1896.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. BÖLÜMLENMESİ: Oyun dört perdedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.4. DİLMİZE ÇEVİREN: Ataol Behramoğlu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.5. TÜRKÇE BASKILAR: Çehov, Anton, Martı, Mitos Boyut Yayınları, İst., 1998.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.6. KONU: Anton Çehov&quot;un Martı adlı oyunu konusu şöyledir; Treplev, Nina&quot;ya delicesine aşıktır. Nina ise Trigorin&quot;den hoşlanmaktadır. Aşkını Nina&quot;ya itiraf eder ama karşılık bulamaz ve bunun üzerinede Nina&quot;nın ayaklarının dibine ölü bir martı bırakır, yakında kendisini de bu şekilde öldüreceğini söyler. Oyunun üçüncü ile dördüncü perdesinin arasında iki yıllık bir zaman aralığı vardır. Bu iki yıl içinde çok şey değişmiştir değişmeyen tek şey Treplev&quot;in Nina&quot;ya olan aşkıdır ama buna yine karşılık bulamaz ve oyunun sonunda Treplev kendini öldürür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.7. KİŞİLER: Arkadina, Treplev, Sorin, Zareçnaya, Şamrayev, Andreyevna, Maşa, Trigorin, Dorn, Medvedenko, Yakov, Aşçı, Hizmetçi kadın.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.8. DEKOR DEĞİŞİMLERİ:  Oyun Zorin&quot;in çiftliğinde geçer. Üçüncü ile dördüncü sahne arasında iki yıllık bir zaman aralığı vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.9. ORTALAMA SÜRE: Yaklaşık iki buçuk, üç saat.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.10. İLK OYNANIŞ: 1896 yılında Rusyaya&quot;da oynanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. YAZILDIĞI DÖNEMİN SİYASAL-TOPLUMSAL KOŞULLARI: &lt;br/&gt;Aleksandr II (1855-1881), &quot;bürokratik despotizmin ve sınıflar hiyerarşisinin çöküşünü tescil eden ve bir modern bireysel özgürlük ve yasalar önünde eşitlik rejimine geçişi başlatan (R. Philippot) bir dizi büyük reformlara girişti. 1864 yasasıyla Zemstvo&quot;lar kuruldu. Bunlar, üç ayrı seçmen topluluğu (büyük toprak sahipleri, kentliler ve köylüler) tarafından seçilen ve yerel çıkarlarla ilgili işleri yöneten bölge ve eyalet meclisleriydi. 1864 adli reformunun amacı, herkes için eşit ve devlet yönetiminden bağımsız bir adalet mekanizması kurmaktı. Bu reformlar otuz-kırk yıl sonra cidi sorunlar doğurdu. Köylülerin günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yetse bile zamanla nüfusun artması nedeniyle yetersiz kalmaya başladı. Böylece topraksızlık (malozemleniye) sorunu ortaya çıktı ve iç göçlere, yeni toprakların iskana açılmasına rağmen, giderek ağırlaştı.&lt;br/&gt;Aleksandr II&quot;nin reformları, Rusya&quot;da kapitalizmin gelişmesine dönüşü olmayan bir hız kazandırdı, Kapitalizm, tarım alanına da girdi ve ticari üretim büyük ölçüde arttı.1880&quot;li yılların sonunda, iktisadi ve sanayi gelişme temposu hızlandı. Halkın özgürlüğü grubu, 1879&quot;dan başlayarak, Aleksandr II&quot;ye karşı birçok suikast düzenledi ve sonunda çar 1881&quot;de öldürüldü. 1897 tarihli yasa, Rusya&quot;da iş hukukunun gerçek başlangıcını oluşturdu.&lt;br/&gt;Nikolay II (1894-1917) dipten doruğa değişmekte olan bir imparatorluğun başında bulunuyordu. Sonra giderek çoğalan grev ve isyanların genişliği, Nikolay II&quot; yi 17 (30) Ekim 1905 manifestosu&quot;nu yayımlamak zorunda bıraktı. Bu manifesto, başlıca özgürlükten güvence altına alıyor ve genel oyla seçilecek bir devlet dumasının toplanacağını vaat ediyordu. 1905&quot;in son aylarında büyük sanayi merkezlerinde işçi ayaklanmaları meydana geldi ve buralarda işçi temsilcilerinden oluşan Sovyetler kuruldu. Bu arada, aşırı sağcı silahlı gruplar (Kara Yüzler) Yahudiler&quot;i ve devrimcileri kitleler halinde öldürüyorlardı. Ocak 1906&quot;da düzen yedin kuruldu; Nikolay II, vermek zorunda kaldığı ödünleri sınırlandırmanın yolların aramaya  koyuldu ve bu amaçta bir Devlet konseyi kurarak bunu Duma tarafından kabul edilen tasarıları statüleştirenbir yüksek meclis durumuna getirdi (Şubat-Mart 1906) ve temel yasalar çıkardı (Nisan-Mayıs 1906).&lt;br/&gt;Ekim 1905 manifestosu&quot;nca tanınan dernek kurma özgürlüğü uyarınca yasal siyasal partiler örgütlendi. Böylece, meşrutiyetçi demokrat (KD ya da Kadetler). 17 Ekim birliği (oktobristler) partileri, işçi (trudovik) programını savunan Halkçı sosyalist parti ve birtakım milliyetçi sağcı partiler kuruldu. Stoliypin&quot;in öldürülmesinden (1911) sonra, Nikolay II, çevresine artık yalnızca gerici ve işinin ehli olmayan bakanları toplar oldu. Nikolay II, bu baskıya karşı direndi ve orduların yüksek komutasını kendi üstüne aldı (Eylül 1915). Rus ordusu insanca ağır kayıplara uğruyor, Rasputin&quot;in nüfuzu ve bazı askeri sivil makamların ihaneti hakkında çeşitli söylentiler ortalıkta dolaşıyor, bu arada bazı komplolar tezgahlanıyordu. Büyük fiyat artışları ve iaşe güçlükleri kentlerde ahaliyi çileden çıkarıyordu.&lt;br/&gt;Nikolay II, 2 (15) Mart&quot;ta tahttan feragat etti. Geçici hükümet ve Mayıs 1917&quot;den başlayarak onunla işbirliği yapmayı kabul eden Sovyetler, savaş sorununu çözmeyi ve halk kitlelerinin özleyişlerine cevap vermeyi başaramadılar</description></item><item><title>RESİM - ÜÇ BOYUTLU TASARIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-uc-boyutlu-tasarim-401858.html</link><description>üç boyutlu tasarım</description></item><item><title>SANSÜR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sansur-342797.html</link><description>CENSORSHIP OF TELEVISION&lt;br/&gt;Psychologists and sociologists made a lot of researches to figure out the affects of censorship on TV&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What some real events show to the scientists&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The results that the scientists get&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;For a better future, what should be done&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The Experiments&lt;br/&gt;Some children were made to watch violence on TV. After that they were made to look after younger children&lt;br/&gt;People were made to watch sexual and violant features on TV for a long time and then their acts in the real society were observed&lt;br/&gt;The censor sign was shown on TV while an important event was taking place. The affects of this censor sign was observed&lt;br/&gt;Real Events&lt;br/&gt;The censor done by Israel government while they were killing Muslims in Ramallah &lt;br/&gt;Censored sign on TV screen which was mostly used by American government&lt;br/&gt;Some of the scientists found out that the affects of censor on TV is very critical for children&quot;s and all the people&quot;s psychology&lt;br/&gt;Experiments show that:&lt;br/&gt;People have become lazier and started mostly watching television instead of reading newspapers or magazines or books&lt;br/&gt;Children believe most of the things that they see on TV and try to do the same things&lt;br/&gt;The violence on TV increases the violence of people&lt;br/&gt;Some people believe that the world is like the way shown on TV and have adaptation problems to the surrounding&lt;br/&gt;Sexual features and violance on TV have bad affects on people&quot;s psychology&lt;br/&gt;Censorship is like limiting freedoms for the greater good of the public&lt;br/&gt;Some Psychologists and Sociologists believe that censorship should be stopped forever &lt;br/&gt;These people believe that the government uses censor to cover what they have done or what they have been doing &lt;br/&gt;The governments use these censored signs to insult people, as they want &lt;br/&gt;By censorship people were being lied and they created their own world, which had nothing to do with the real one &lt;br/&gt;They believe that everything on TV should reflect the truth and should never be censored &lt;br/&gt;For a Better Future, What Should Be Done?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;For a better future, censor should totally be stopped; however, this doesn&quot;t mean that people can watch any kind of broadcast which might be unhealthy for their psychology&lt;br/&gt;At this point education is very important</description></item><item><title>SANAT - SAPIK PSYCHOLOSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sapik-psycholosi-403228.html</link><description>sapık psycholosi</description></item><item><title>RESİM - VİNCENT VAN GOGH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-vincent-van-gogh-401835.html</link><description>vincent van gogh</description></item><item><title>RESİM - TÜRK RESİM SANATININ TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-turk-resim-sanatinin-tarihcesi-401857.html</link><description>türk resim sanatının tarihçesi</description></item><item><title>SANAT - ARTS AND PLASTIC SURGERY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-arts-and-plastic-surgery-403071.html</link><description>arts and plastıc surgery</description></item><item><title>IMGE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?imge-381363.html</link><description>IMGE.&lt;br/&gt; (Os. Hayal, Fr., Ing. Image, Al. Bild, It. Imagine) Duyulur bir kaynaktan gelen tasarım. Alman düşünürü Friedrich Engels imge terimi üstünde önemle durmuştur. Çünkü düşünceciler ve Alman düşünürü Eugen Dühring gibi sözde özdekçiler araştırmalarına çıkış noktası olarak düşünceyi alıyorlardı. Engels, düşüncenin dış dünyadan duyumlarla alınan imgelerden başka bir şey olmadığını açık seçik göstermiştir. İnsan zihni, dış dünyanın varlık biçimlerini kendi kendinden çıkarmamış, dış dünyadan imgelemiştir. Pek açıktır ki bu imgeler, araştırmanın çıkış noktası değil, sonucudurlar. Öyleyse doğanın ve insanlığın bunlara uyması ileri sürülemez, tersine, bu imgeler doğaya ve tarihe uydukları oranda doğru olabilirler. Bu pek yalın, ama çok önemli, açıklama; birisi yüzyıllardan beri insanlığa egemen olmuş bulunan ve serpintileri hala sürüp giden iki dünya görüşünü (metafizikle eytişimsel özdekçiliği) kesinlikle birbirinden ayırmaktadır. Bk. Düşünce, Düşüncecilik, Eytişimsel Özdekçilik, Tarihsel Özdekçilik,&lt;br/&gt;IMGE KURAMI. (Os. Hayal nazariyesi, Al. Abdildstheorie) Bilginin, insan bilincinden bağımsız olarak insan bilincinin dışında var bulunan nesnel gerçeklikten insan bilincine duyumlar yoluyla yansıyan imgelerle oluştuğunu ileri süren kuram. Özdekçi bilgi kuramıdır, genellikle yansı kuramı deyimiyle dile getirilir. İlkin antikçağ Yunan düşünürü Demokritos tarafından ileri sürülmüş ve Hobbes, Locke, Baron dHolbach, Helvetius, Diderot, Feuerbachın katkılarıyla biçimlenmiş; son ve en açık dile getirilişini eytişimsel ve tarihsel özdekçi felsefede bulmuştur. İmgeler, nesnel gerçekliğin insan zihnindeki yansımalarıdır. İnsan, bu yansıyan imgelerle bilgi edinir. Bu süreç, &quot;özdeksel olanın ansal olana dönüşme sürecidir&quot;. İmgeler, toplumsal pratikle belirlenir. Bu süreç, nesnel gerçekliğe upuygun imgeler meydana getirebildiği gibi uzlaştırılamaz karşıtlık taşıyan sınıflı toplumlarda nesnel gerçekliğe aykırı düşsel imgeler de meydana getirebilir. Öğrenme sürecini gerçekleştiren imgeler, nesnel gerçekliğe uygun imgelerdir. Bundan ötürüdür ki her kuramın doğruluk ölçütü pratiktir ve her kuram ancak pratikle doğrulanır. İmgeler, duyusal imgeler ve ussal imgeler olmak üzere iki türlüdür. Duyusal imgeler duyumlar, algılar ve tasarımlardır; ussal imgelerse kavramlar, önermeler, kuramlar ve varsayımlardır. İmgeler, &quot;nesnel dünyanın öznel yansısı&quot; olduklarından her imge öznelle nesnelin birliğidir. Bk.Yansı Kuramı, İmge, Bilgi.&lt;br/&gt;IMGELEM. (Os. Muhayyile, Kuvvei hayaliye,-Kuvvei mütehayyile; Fr., İng. Imagination, Al. Einbildungskraft, Phantasie; It. Imaginaziane) İmgelerle düşünme yetisi... İmgelem, edinilmiş imgeleri birleştirip kaynaştırma ve bu birleşiklerden yeni imgeler tasarlama yetisidir. İnsana özgü olduğu ileri sürülen bu yeti, derece derece, edinilmiş bir imgeyi yeniden canlandırmaktan yaratıcılığa kadar yükselir. İmgelemin yarattığı bir imgenin doğada nesnel bir karşılığı bulunmayabilir, ama o yaratılan imgenin temel gereçleri nesnelerden yansıyan imgelerdir; Edinilmiş bir imgeyi yeniden canlandıran imgeleme belleksel imgelem (Os. Hifızai muhayyile, Fr. Memoire imaginative) yada yineleyici imgelem (Os. Muhayyilei muide, Fr. Imagination repdoructrice) , yeni buluşlar meydana getiren imgeleme yaratıcı imgelem (Os. Muhayyilei muhteria, Fr. Imagination creatrice) denir. Sanat ürünleri de yaratıcı imgelemin özel bir biçimi olan ozansal imgelem (Os. Muhayyilei şiirine, Fr. Imagination poetique)le meydana getirilir. İmgelemin bilimsel anlamını bellek, düşünce, kuruntu ve fanteziyle karıştırmamalıdır. &quot;En yalınç genellemede bile bir dereceye kadar imgelem vardır&quot;. Türk Dil Kurumunca yayımlanan Ruhbilim Terimleri Sözlüğünde imgelem, Dr. Mithat Enç tarafından &quot;geçmiş yaşantılarımızdan birleştirmeler yapmakla sağlanan anlıksal bir örüntü&quot; olarak tanımlanmıştır. Bk. İmgeleme, İmge, Bellek, Düşünce.&lt;br/&gt;İMGELEME. (Os. Tahayyül, Fr. Imaginer) İmge meydana getirme işlemi... İmgelemce gerçekleştirilen bir işlemdir. Türk Dil Kurumunca yayımlanan Ruhbilim Terimleri Sözlülüğünde Dr. Mithat Enç tarafından Ing. imagine deyimi karşılığı olarak &quot;duyu örgenlerince algılanmayan nesne ve olaylara karşı yapılan tepki&quot; olarak tanımlanmıştır. Aslında imgeleme, nesnel gerçeklikten elde edilir. Ne var ki imgelemin gerçekleştirdiği imgelerin belli bir nesnel gerçeklikte karşılıkları yoktur. Değerli bir diyalektikçinin dediği gibi &quot;imgelem, insanı nesnel gerçeklikten uzaklaştıran sisli düşlerden farklı olarak, toplumun gereksinimleriyle sıkıca bağlı olduğund</description></item><item><title>TİYATRONUN BAŞLANGICI VE İLK O</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatronun-baslangici-ve-ilk-o-395959.html</link><description>Tiyatronun Başlangıcı ve İlk Oyun Türleri&lt;br/&gt;İtalya&quot;nın güneyindeki dağlık ve üzüm bağlarını yeşillendirdiği Sicilya&quot;da Grek tiyatrosu ayağını basacak  yer  buldu. Atina&quot;nın kötü sonuçlu Sicilya seferi sırasında tutsak düşen bazı Grek askeri, Sicilya&quot;lılar tarafından  serbest bırakıldı, çünkü bunlar Öripides&quot;in oyunlarından parçalar okuyabiliyorlar, hem de oldukça iyi okuyorlardı. Ve bunlar oyuncu olarak kaldı orada. Hellenistik dönemin en güzel iki tiyatrosu, Sirakuza ve  Taormina&quot;daki yapılır, Sicilya&quot;da yapıldı.&lt;br/&gt;Ancak Roma tiyatrosunun kaynağı da doğal olarak şenliklere giriyordu. Arvales denilen din adamlarıyla birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu  bir topluluk ekin ekerken ve biçerken tarım tanrıçası, Demerter adına törenler düzenlerdi. Bu şenliklerde kaval çalınır, dans edilirdi. Ekin kaktıkta sonra düğünler başlardı. Düğünlerde fescennium ezgileri söylenirdi. Bu ezgileri dramatik bir önemi olamamakla oyunların, kurulmasına etki etti. Ürün alındığı aylarda, Yunan komedyasını getiren komos&quot;a benzer, halk tarafından tutulan gülünç oyunlar oynanırdı. Fescennium ezgileri histriones (oyuncu) ile birleşince satura adı verilen kaba çizgili güldürüler ortaya çıktı. Bunlar hayattaki gülünç durumları gösteren minyatür oyunlardı ve dramatik  yarışmalarda en sonda oynanırdı. Satura&quot;lar sonradan Attelan komedyasını geliştirdi. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;POTARA(DVAGELEMİŞ)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Satura&quot;nın ilk oynanışı, İ.Ö. 364 yılında, Roma&quot;da  düzenlenen oyunlardaydı. (Ludi) İlk satura&quot;yı bir Etrüsk topluluğu oynadı. Romalılar, bu oyuncuların dillerini anlamadıklar halde, yaptıkları hareketlerden o kadar çok eğlendiler ki bu oyunların oynanması biyece bir moda oldu. İ. Ö. 240 yıllarından itibaren de, Roma Oyun Alanında düzenli olarak tragedyalar ve komedyalar oynanmağa başlandı. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ANTİPHELLOS&lt;br/&gt;İ.Ö. 220 tarihinden  itibaren Ludi Plebii, yani halk gösterileri ortaya çıktı. Bundan  sekiz yıl sonra da tanrı  Apollo adında düzenlenen  Ludi Apollinares gösterileri düzenlenmeye başlandı. İ.Ö. 194 yılından itibare</description></item><item><title>SANAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-449818.html</link><description>SANAT, POPÜLER KÜLTÜR, KİTLE KÜLTÜRÜ, YÜKSEK KÜLTÜR, HALK KÜLTÜRÜ, GELENEKSEL KÜLTÜR, ARABESK KÜLTÜR VE MODERNİZM ÜZERİNE BİR DENEME &lt;br/&gt;(FELSEFİ BİR YAKLAŞIM)&lt;br/&gt;Insan bilinci en yüksek akıl ile belirlenmiş özgür eylemde erişir. 18.yy. düşünürü olan Schelling&quot; e göre ise, sanatın yaratmalarında erişmektedir. Sanatçının içinde ise kendisinden daha üstün olan, kendisini sürükleyen, kendi aracılığı ile &quot;sonsuz&quot;u yaratan bir kuvvet yaşar. Sanatçı kendi içindeki bu &quot;kavranamaz&quot; da bütün yaratmalarının kaynağını bulur; yapıtını bu kaynaktan toplar. Scehelling&quot; e göre, sanat eserinde &quot;sonsuz&quot; ışıldar, kendini somut bir hale getirilmiş olarak gösterir; güzellik, &quot;sonsuz&quot;un &quot;sonlu bir şey&quot; olarak görünmesidir. Dahinin yarattığı sanat eseri, gelip geçici varlıklar olan kopyalarının üstüne yükselerek, ideaların kendilerini görüp yansıtmıştır. Sanat ideaların gerçek tasviridir. Oysa Platon, sanatın idealar-gerçeğin ana örneklerini- kavradığını kabul etmez; ancak sanat görünüşleri taklit eder, idealarının kopyalarının kopyasını çıkarır. Platon erdemli olana, iyiye denk bir kalıcı güzellik tasarlar; bu nedenle güzellik, kopya olmaktan ileri gidemeyen taklitlere değil, ideanın birliğine özdeştir. Sanat yapıtı bu nedenle kendi başına güzellik taşımaz, güzel ideasına bağlanmak zorundadır. Platon&quot; da evrenin ana ilkesi olan&quot;iyi-güzel&quot;, tüm idelarında dayandığı temel ideadır. Bu idealar ancak (intellect) aracılığıyla kavranabilir. Böylece tüm nesneler ya da fenomenler dünyası akılsal olan bu evrensel ideaların bir yansıması veya taklidi olmaktadır. Bu dünyayı sanatına aktaran sanatçının dünyası ( sanat eserleri) ise taklidin taklidi olmaktadır. &lt;br/&gt;Schelling&quot; e göre güzellik, &quot;sınırlı olarak temsil edilmiş sonsuzluktur&quot;. Ama sanatın asıl konusu ne Schelling&quot;in metafizik sonsuzu ne de Hegel&quot;in mutlak&quot;ıdır. O, kendi duyu yaşantılarımızın belli temel yapısal ögeleri içinde( çizgilerde, mimari ve müzikal biçimlerde vb.) aranılmasıdır. Bu ögeler her yerde hazırdırlar. Onlar apaçıktırlar, görülebilir, duyulabilir ve dokunulabilirler. Goethe bu anlamda, sanatın nesnelerin metafizik derinliğini gösterme öykünmesi yapmadığını, yalnızca doğal olanların yüzeyine bağlı kaldığını savunur. Goethe, sanata, &quot;doğal olayların yüzeyine bağlı kaldığı&quot; düşüncesiyle bakar. Oysa, &quot;güneşin yer çevresinde döndüğü bilgisinin yanlışlığıyla döndüğü, yerin güneş çevresinde döndüğü bilgisinin doğruluğu arasındaki bilimsel ayrımın sanat açısından büyük bir önemi yoktur. İnsan aya ayak basmayı başarsa da başaramasa da lunatik gene lunatiktir.&quot; Yağmurun nasıl yağdığı ya da güneşin nasıl doğduğu sanatı ilgilendirmez. Ancak sanatçı, doğanın yaratı anından yararlanarak /etkilenerek/esinlenerek yeni ürünler yaratabilmektedir. Sanatçı, başakların rüzgarda dalgalanışına bakarak bir şiir yazabilmekte, batmakta olan güneşe bakarak resim yapabilmekte hatta doğanın seslerinden esinlenerek bir müzik eseri yaratabilmektedir. Shakespeare bir gün Dostoyevski, Rubes, Tiziano ve Wagner sadece sanat için ya da doğal olayların yüzeyselliği gerçeğini aktarmak için çalışmamışlardır. &quot;onlar her ne pahasına olursa olsun, yüklerinden kurtulmak, canlı varlıklarının ağırlığını dışarı atmak için&quot; verdikleri uğraşının yanı sıra , eserlerinin kendi dünyalarının/ yaşantılarının/ etkilenişlerinin yanlışlıkla ve gördükleri dünyayı, mantığın/ aklın/ ilginin verilerine göre değil duygularının, düşlerinin, özlemlerinin, sıkıntılarının , kaygılarının verilerine göre düzenleyişlerle çalışmışlardır. &lt;br/&gt;Böyle bir yaklaşım sonucu ise, sanat için şu söylenebilir mi diye düşünüyorum; sanat, sanatçının nesneleri metafizik derinliğini, içerik ve biçimlerle anlatma çabasıdır. &quot;sanat belki de tek bir idealin simgesi değil, sanatçının o fikre, duyguya verdiği çeşitli biçim ve biçimlerdir.&quot; &lt;br/&gt;Sanatsal yapıtın özünde, yapıtın işleniş biçimi ve yapıtla verilmek istenen düşünce vardır. Örneğin Beethoven 5. Senfonisinde güzel bir tema yakalamıştır ve o tema üzerine bir senfoni oluşmuştur, Strauss ve Wagner&quot; e göre, Beethoven&quot; in 5. Senfonisi alın yazısı ya da kaderin savaşımıdır, üzerine bir senfoninin örüldüğü giriş motifi ise kaderin, belki de ölümün kapıyı çalmasıdır. &quot;Beethoven&quot;in bizde hayranlık uyandıran yani yalnız kendisinin biçim ustalığı değil aynı zamanda&quot; yaşadığı döneminin müzüğinde yansıyan yoğun özüdür. Beethoven&quot;in müziğini sadece yaşadığı dönemle açıklamak elbette doğru değildir. Ama müziğin kaynağı olarak yaşadığı çağın olaylarını ve düşüncelerini değil de, yalnız çalgıları göstermek de yeterli olmaz sanır</description></item><item><title>İKONOGRAFİ VE İKONOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ikonografi-ve-ikonoloji-419055.html</link><description>ikonografi ve ikonoloji sözcükleri sanat tarihi camiasındaki yerlerini 1920&quot;lerde ve 1930&quot;larda almıştır: daha doğrusu yeniden kullanıma sokulmuştur.bu terimlerin kullanılmaya başlaması ve anlamlarıda sanatın başladığı rönesans&quot;da gizlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;rönesans&quot;ta sanatçı ilk kez göz önüne çıkmakta ve kendini anlatmaktadır.özellikle resim tarihi iki&quot;ye ayrılmaktadır.pre-raphaelıtes&quot;ten öncesi  ve sonrası diye.çünkü pre-raphaelıtes sonra gerçek sanatçılar meydana çıkmaktadır: yani arayan, düşünen ve kendini bulmaya çalışan sanatçılar var olmaktadır.pre-raphaelıtes&quot;ten önceki dönemdeki sanatçılar ise zanaatçılar gibidir.</description></item><item><title>CIOFF TEŞKİLATI VE FESTİVALLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cioff-teskilati-ve-festivalleri-455625.html</link><description>ÖNSÖZ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Folklor festivallerinin iki türlü işlevi vardır. Seyirciler başka kültürleri yakından tanıma olanağına kavuşurken, katılımcılar da kültür alışverişinin yanısıra, yıllar boyu emek verdikleri uğraşılarını sergileme imkanını bulurlar. Bu yüzden bir festival organizasyonun, belli bir teşkilat çatısı altında çok ciddi olarak yapılması gerekir. Dünyada bu şekilde festival organizasyonları düzenleyen kuruluşlardan biri de CIOFF&quot;tur (Uluslararası Folklor ve Geleneksel Sanatlar Festivalleri Organizasyonu Konseyi).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ödevimde dünya ülkeleri arasında köprü vazifesi gören bu kuruluşun yapısını, amacını ve işlevini ele almaya çalıştım. Böylece, bence kurulması gerekli olan bir ulusal folklor teşkilatına kaynak olabileceğini düşündüm. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu ödevi hazırlarken özellikle bu teşkilat içinde görev alan kişilerle görüşüp, katıldığım CIOFF organizasyonlarından edindiğim tecrübelerimi de aktarmaya çalıştım. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERiii&lt;br/&gt;G&amp;Yacute;R&amp;Yacute;&amp;THORN;1&lt;br/&gt;BÖLÜM I - FEST&amp;Yacute;VAL KAVRAMINA GENEL BAKI&amp;THORN;2&lt;br/&gt;1. 1. DÜNYADAK&amp;Yacute; FEST&amp;Yacute;VALLER&amp;Yacute;N TAR&amp;Yacute;HÇES&amp;Yacute;2&lt;br/&gt;1. 2. TÜRK&amp;Yacute;YE&quot;DEK&amp;Yacute; FEST&amp;Yacute;VALLER&amp;Yacute;N TAR&amp;Yacute;HÇES&amp;Yacute;4&lt;br/&gt;BÖLÜM II- CIOFF6&lt;br/&gt;2. 1. CIOFF&quot;un Tarihçesi6&lt;br/&gt;2. 2. CIOFF&quot;un Amaçlar&amp;yacute;7&lt;br/&gt;2. 3. CIOFF&quot;un &amp;Yacute;&amp;thorn;leyi&amp;thorn; &amp;THORN;emas&amp;yacute;8&lt;br/&gt;2. 3. 1.  CIOFF&quot; un Türkiye Bölümü9&lt;br/&gt;2. 4. CIOFF Yönetmeli&amp;eth;i9&lt;br/&gt;2.4. 1. Görevlerin Gerçekle&amp;thorn;mesi10&lt;br/&gt;2. 4. 1. 1. Dünya Kongresi10&lt;br/&gt;2.4. 1. 1. 1. Dünya Kongresi&quot;ne Kat&amp;yacute;lanlar10&lt;br/&gt;2. 4. 1. 1. 2. Kongrenin Haz&amp;yacute;rl&amp;yacute;&amp;eth;&amp;yacute;10&lt;br/&gt;2. 4. 1 .2. Genel Meclis11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 1.  Genel Meclis&quot;in Organizasyonu11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 2. Genel Meclis&quot;in &amp;Yacute;&amp;thorn;leyi&amp;thorn;i11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 3. Raporlama11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 4.  Çal&amp;yacute;&amp;thorn;ma Program&amp;yacute;11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 5.  Bütçe11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 6. Seçim11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 2. 7. Raporlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 3.  Dünya Kongresi Esnas&amp;yacute;nda Pratik- Metodik Aktiviteler11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 4.  Komisyonlar ve Komiteler11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 4. 1.  Daimi Komisyonlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 4. 2.  Geçici Komiteler11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 5. Ulusal Bölümler (Tam Üyeler)11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 6.  Bölgesel Sektörler11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 7.  CIOFF Festivalleri11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 7. 1.  &amp;THORN;artlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 7. 2. Tan&amp;yacute;nma11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 8. Uluslararas&amp;yacute; Organizasyonlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 9.  Yay&amp;yacute;nlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 9. 1. Festival Takvimi11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 9. 2.  Senelik Raporlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 9. 3.  Entre Nous11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 9. 4.  Di&amp;eth;er Yay&amp;yacute;nlar11&lt;br/&gt;2. 4. 1. 10. Diller11&lt;br/&gt;2. 4. 2.  Üyelik11&lt;br/&gt;2. 4. 2. 1.  Üyeli&amp;eth;in Kazan&amp;yacute;lmas&amp;yacute;11&lt;br/&gt;2. 4. 2. 1. 1.  Tam Üyeler11&lt;br/&gt;2. 4. 2. 1. 2.  Yard&amp;yacute;mc&amp;yacute; Üyeler11&lt;br/&gt;2. 4. 2. 2.  Üyeli&amp;eth;in Durdurulmas&amp;yacute;11&lt;br/&gt;2. 4. 3. Yönetim Kurulu11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1.  Yönetim Kurulu Üyeleri11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 1.  Ba&amp;thorn;kan11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 2. Asba&amp;thorn;kan11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 3. Genel Sekreter11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 4. Sayman11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 5.  Yönetim Kurulu&quot;nun Di&amp;eth;er Üyeleri11&lt;br/&gt;2. 4. 3. 1. 6.  Uzmanlar11&lt;br/&gt;2. 4. 4. Son &amp;THORN;artlar11&lt;br/&gt;2. 5. CIOFF&quot;a Üye Ülkelerin ve Festivallerinin Listesi11&lt;br/&gt;2. 6. CIOFF ve UNESCO44&lt;br/&gt;2. 6. 1. UNESCO11&lt;br/&gt;2. 6. 2. CIOFF ve UNESCO &amp;Yacute;li&amp;thorn;kisi11&lt;br/&gt;2.7. CIOFF&quot;un Ulusal ve Uluslararas&amp;yacute; Kültürlere Katk&amp;yacute;lar&amp;yacute;11&lt;br/&gt;BÖLÜM III</description></item><item><title>SANAT - İSLAMİYET VE SANAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-islamiyet-ve-sanat-403074.html</link><description>islamiyet ve sanat</description></item><item><title>KANLI NİGAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanli-nigar-363815.html</link><description>TÜRKİYE&quot;DE MÜZİKLİ OYUN ve MÜZİKALLERİN TARİHSEL GELİŞİMİ, BU KAVRAMLARIN SADIK ŞENDİL&quot;İN &quot;YEDİ KOCALI HÜRMÜZ&quot; ve &quot;KANLI NİGAR&quot; OYUNLARINA YANSIMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Müzikli oyun ve müzikallerin seyirciyle kurdukları iletişimin, diğer oyunlardan farkı her zaman ilgimi çekmiştir. Müziğin zenginleştiren, ifadeyi yoğunlaştıran, oyunun anlamını pekiştiren ve destekleyen yanı, beni müzikallerle ilgili bir araştırma yapmaya yöneltti.&lt;br/&gt;Araştırma sürem boyunca her ne kadar Sadık Şendil&quot;le ilgili kaynak sıkıntısı çeksem de, hak ettiği ilgiyi ve değeri bulamadığına inandığım yazarla ilgili bir bitirme tezinin var olacağı düşüncesi bile sonuna kadar sabırla çalışmamı sağladı.&lt;br/&gt;Çalışmalarım sırasında benden yardımlarını esirgemeyen danışmanım Yrd. Doç. Dr. Önder Paker&quot;e karikatürist yazar Cihan Demirci&quot;ye ve uygulama esnasında bana yardımcı olan arkadaşlarıma teşekkür ederim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GİRİŞ - MÜZİK ve TARİHSEL SÜRECİ&lt;br/&gt;Kültür tarihinizde yaratıcı bir parçası olan müzik tarihi; şu malzemesiyle ilgilidir ve müzik yapma bilincinin, besteleme taktiklerinin, müzik formlarının, akım ya da stillerin, çalgıların müzik yazılarının vb. tarihidir.&lt;br/&gt;&quot;Seslerle düzenleme, sesler aracılığıyla yazanı duyumsama ve geliştirme yolunda insan gerçeğinin bütün ilişkileri içinde araştırılması ve aktarılması sanatı&quot;   olarak tanımlanan müzik şiir ve dans gibi kutsal kökenlidir.&lt;br/&gt;Diğer tüm sanatlarda olduğu gibi müzik için de, yaratıldığı ortamla, dünya görüşüyle, toplumun yaşayışıyla doğrudan ilgili olduğu söylenebilir. Müzikte, diğer sanatlar gibi toplumdan doğar ve toplum içindir. Kendi içinde matematiksel bir mantığı olan müzik gene kendi içinde bir takım ilişkiler içerir, zamanı kullanma, susma, disiplin, hareket etme ve diyalog kurma vb.. kesinlikle fantezi ya da eğlence aracı olarak tanımlanmaması gereken müzik, insanlar için hem düşünce, hem de duygu ürünüdür ve önemli bir deşarj yoludur.&lt;br/&gt;&quot;Müzik, ne bir fantezi, ne de bir eğlence ürünü ya da aracı sayılmamalıdır. Müzik yoluyla bir yandan günlük yaşamın üstüne çıkıp güç kazanırken bir yandan da birlikte yaşamın bütün kurallarını öğreniriz.&quot; &lt;br/&gt;Müziğin iki temel ögesinin ses ve sesi değerlendiren insan olduğu düşüncesinden hareket etmeliyiz ama gerçek malzemeyi de asla unutmamalıyız; Doğa İlkel insanlar, doğadaki tüm sesler simgelerle ayılıyorlardı. Tanrıların iyiliğini, öfkesini denizin görüntüsünde, sesinde, ya da gök gürültüsünde doğa üstü güçlerin simgesini buluyorlardı. Daha insanlığın başında din ve müziğin birbirine böylece karışmış olduğunu görüyoruz.&lt;br/&gt;Eskiçağ müziğiyle ilgili çok parlak bilgilerin şu an elimizde bulunmamasına rağmen Yunan müziğinin müzik teorisi içindeki önemini yadsıyamayız. Örneğin Sachs, modal müzik konusundan bahsederken şunları belirtmiştir; &quot;Yunanlar, müzik ve insan arasında doğru yoldan bir bağ kurdular. Örneğin Aristoteles &quot;Politiko&quot; adlı eserinde şöyle diyordu; &quot;Makamlar çeşitlidir, bunları dinleyen de ayrı ayrı etkiler altında kalır. Bazıları Miksolidya makamı gibi insanı hüzne götürür, bazıları kafaya durgunluk verir, bazıları esenlik getirir. Dorya makamı gibi, Frigya makamı ise coşkunluk aşılar&quot;.&quot;  Müziği gibi Yunan düşüncesi ve felsefesi de, önemli bir kaynak teşkil eder. Çünkü bu düşünce Avrupa kültürünün, bütün batı kültür çevresinin kurucu düşüncelerinin günümüze kadar süregelen başlıca ilkelerinin kaynağıdır.&lt;br/&gt;AY.da şiir ve müziğin iç içe olması da söz konusuydu, bu geleneği halk ozanları getirmiştir. Sachs, bu konuda şunları söyler; &quot;Yunan ülkesinin her yanında ve sömürgelerde müzik yapılıyordu. Ancak müziği meslek edinmiş olanlar bu yaygınlık oranında değildi. Bu çeşit müzikçilerin eski örneklerinden biri olan Homeros, bir halk ozanıydı. Hem ozan, hem bir çalgıcısı, hem de şarkıcı.&quot; &lt;br/&gt;Yunanistan&quot;da bilim ve felsefenin gelişmesiyle yeni ve çok önemli bir sanat daha gündeme gelmiştir; Antik Yunan Tiyatrosu. Bu konu I. Bölümde ele alınacaktır.&lt;br/&gt;Ortaçağ müzik kültürüne geçmeden Kırgızların geleneksel müzik kültüründe yer alan en çok ilginç bilgiye de değinmek fa</description></item><item><title>MODERNLEŞME VE MİLLİYETÇİLİK, CUMHURİYET DÖNEMİ ÇOCUK TİYATROSUNDAKİ MİLLİYETÇİ VE CİNSİYETÇİ ÖĞELER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?modernlesme-ve-milliyetcilik,-cumhuriyet-donemi-cocuk-tiyatrosundaki-milliyetci-ve-cinsiyetci-ogeler-379915.html</link><description>Modernizmin tarihsel olarak Rönesanstan sonra Aydınlanma ile başladığı kabul edilir. Dolayısıyla batı toplumlarına ait olan bu süreçte ortaçağa, eskiye ait olan kilisenin insana ve topluma yaptığı baskıya karşı yeni fikirler üretilmiş ve toplumsal hayatta özgürleşme yoluna gidilmiştir. 19. yy ile birlikte ekonomik alanda gelişmeler yaşanmış ve yeni bir dünya modelinin oluşumu gerçekleşmiştir.&lt;br/&gt;Batının kendi geçmişine karşı takındığı bu mesafeli tutum ve bu sayede gerçekleştirdiği yeni (siyasi,ekonomik, kültürel) düzen batı dışındaki toplumlara da örnek olarak sunulmuştur.  &quot;Bu yönüyle modernizm yeni bir bilim anlayışı, yeni bir siyasal düzen, yeni bir iktisadi düşünce yapısı ve yeni bir ahlak anlayışını ortaya koymakta ve batı toplumlarının yaşadığı bir süreci tanımlamaktadır.&quot;1&lt;br/&gt;Modernlik kavramı yukarıda da belirtildiği gibi teknolojik siyasal ekonomik  ve toplumsal gelişmede ileri ülkelerin ortak özelliklerini belirtmede kullanılırken modernleşme öteki ülkelerin o özellikleri elde etme sürecini belirtir.2&lt;br/&gt;Modernizm batının kendine özgü tarihsel , kültürel ve siyasal gelişmesinin ürünüdür ve en önemli özelliği bireyin ihtiyaçları doğrultusunda oluşması ve çatışmalarıyla beraber gerçekleşmesidir. Bu noktanın altının çizilmesinin nedeni iki oluşum arasındaki farkı göstermektir: Batılı olmayan toplumlar tarafından talep edilen modernizm hükümetler tarafından zorla ve tepeden inme, şiddet kullanılarak halk için halka rağmen uygulanır. Çünkü &quot;toplum hazır değilse bu düzenleme lider tek parti, örgütlenmesi ya da siyasi iktidarlar sayesinde gerçekleşecektir ve ortaya iki zorunlu açmazı getirecektir. 1- Modernleşen toplum modern toplumdan düşünce, model, kaynak ve kurumlar ithal eder: böylece biçim ve süreç açısından bağımlı olur. 2- modern toplum modernleşen topluma siyasal, askeri, ekonomik ve kültürel alanlarda müdahale eder. Modernleşen toplum bu müdahaleleri önlemek için modernleşmeyi zorunlu görür.3&lt;br/&gt;Modernleşme ekonomik alanda kapitalist sistemi getirmiştir. Kapitalizm yukarıda saptandığı gibi bir kısır döngü oluşturur. Modernizm yeni olansa yeni olmak bir eylerin eskimesini gerektirecektir. Bu sürekli eskime ve yenilik bir zorunluluk olarak üretilmek zorundadır. Yeniden düzenleme stratejilerine olan gereksinmeleri açık olan sistem düzenleme pratiğinin kurucu özneleri piyasa/sermaye, devlet/siyasal iktidar olduğu kadar cinsiyet kimliklerini, çocuk yetiştirme politikalarını, nihayet cinselliği denetleme pratiklerinin kurucu öznesi olarak &quot;aile&quot;ye öncelikli işlev yükler. 4           &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aileyi oluşturan en önemli unsur kadındır. Kapitalist düzende ekonomik gücü elinde tutan sınıf bu gücü sürekli kılmak için ekonomik bakımdan güçsüz sınıfı kontrol altında tutmak zorundadır. Bu sistem aile kurumu içerisinde erkeğin evin reisi, mülkün sahibi olması, kadının ise erkeğine kayıtsız şartsız sadık ve itaatkar olması, çocuk doğurması ve ev içi hizmetini yerine getirmesi gibi ataerkil aile biçiminin cinsiyet rollerini devam ettirmesini zorunlu kılar. Buna</description></item><item><title>NERGİS GENÇLİK TİYATROSU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nergis-genclik-tiyatrosu-381201.html</link><description>NERGİS GENÇLİK TİYATROSU &lt;br/&gt;MODEL : 12-17 YAŞ GRUBU PROFESYONEL TİYATRO TOPLULUĞU&lt;br/&gt;Kurulan Tiyatronun Yapılanması  &lt;br/&gt;Tiyatro bölümü mezunları, profesyonel sanatçılar ile yapılandırılacaktır. Yapılanmanın aşağıdaki gibi oluşturulması düşünülmektedir. Demokratik bir yönetim sistemi uygulanması baz alınacaktır. Söz ve kararlar, yönetim kurulu başkanı ve üyeler tarafından oy çokluğu ile belirlenecektir. &lt;br/&gt;Yazarlık bölümü: Alpay Erdoğmuş ve Hakan Karaduman &lt;br/&gt;Oyunculuk Bölümü: M. Ayhan Doğan ve Ercüment Yılmaz &lt;br/&gt;Tasarım Bölümü : Önder Tokuç &lt;br/&gt;Bu kişiler hem yönetim kurulu üyeliğini temsil etmektedirler, hem de dersleri yürütmektedirler. İlk oyun olarak tespit edilen Turgut Özakman&quot;ın &quot;Resimli Osmanlı Tarihi&quot; adlı oyun amatör lise öğrencileri tarafından oynanacaktır. Bu oyuncuların nitelikleri; Mezun olabilecek durumda ve de lisenin  Tiyatro kolunda olmalarıdır. Oyuncuların hafta sonları Cumartesi ve Pazar olmak üzere provaları Isparta merkezde bulunan  Gülkent Lisesi sahnesinde yapılacaktır.&lt;br/&gt;Mali Portre:   Tiyatromuz bir gençlik tiyatrosudur. Yönetim Kurulu Başkanı ise, yine oy çokluğu ile belirlenecektir. Şehrin merkezinde bir internet kafe açılacak,  bunun tüm mali masrafları Hakan Karaduman tarafından karşılanacaktır. Tiyatronun; Maliye ile ilgili, Ticaret Odası  ile ilgili bilet basımı, vergi numarası alınması, vergi levhası çıkartılması gibi tüm masraflar internet kafe gelirlerinden karşılanacaktır.  Ders saati ücretleri ise, yine yönetim kurulunca gelir ve giderler saptanacaktır. &lt;br/&gt;II. TİYATRO POLİTİKASI &lt;br/&gt;Tiyatro modelini genç arkadaşlar ile oluşturmayı düşündüğümüz için aşktan ve sevgiden bir şeyleri paylaşmaktan yola çıkarak, tarihteki mitolojik ögeler doğrultusunda tiyatromuzun ismini nergis olarak belirledik. Kısaca esin kaynağımız olan bu öykü şöyledir; &lt;br/&gt;&quot;Nergis çiçeğine adını veren mitolojideki hemen hemen her çağda şairlere esin kaynağı olmuş; Narkisosla Ekho aşkından esinlenerek koymuş olduğum bir isimdir. Ekho bir ıssız kırda dolaşırken Narkisos&quot;u görür ve ona deliler gibi aşık olur. Ekho&quot;da ona yaklaştıkça oda derinden bir sevgi duymaya başlar. Ve sonunda buluşurlar. Aralarında anlamsız bir diyalog gelişir; &quot;Bağırdı: &quot;Orada kim var?&quot; , &quot;Var&quot; diye cevap verdi Yankı.  Narkisos, &quot; Burada buluşalım&quot; der.  Ekho&quot;da koşa koşa çıkar ormandan,  ama oğlan kızı görünce koşmaya koyulur &quot; Ölmek yeğdir&quot; diye bağırır. Ve işte bu sevgi onları hem birbirine yakınlaştırır; hemde uzaklaştırır. Sonunda bir göl kıyısına gelen Ekho o göle öyle bakar ki, bakınca kendi yüzü yansır gölde. Ama o hep Narkisos diye hep onu sever, öper, okşar, hayal kurar... Ve bu durum öyle bir duruma dönüşür ki yaşanan hayaller hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi gelir. umutsuz bir şekilde yaşama elveda der. Ve boş yere sevdiğini hayal ettiğini düşünür. Bu elveda çığlığını duyan Ekho&quot;da ona katılır ve onların bu durumunu gören bacıları Nalaslar, drynaslarda  dövünürler. Bir sedye hazırlanır, odun yığını ile kaplanır. Titrek yanan meşalelerce odunlar tutuşturulur ve Ekho ile Narkisos&quot;un bedenleri yavaş yavaş yok olur. Hiçbir yerde görünmez. Tam bu noktada bir çiçek belirir. Sarı göbekli beyaz yapraklarla kaplı bir çiçektir bu.&quot;  &lt;br/&gt;Tiyatromuza esin kaynağı olan bu öykü, yine tiyatro politikamızla ortak noktada buluşmaktadır. Tıpkı bu aşkın sonucunda yok olan Ekho ve Narkisos&quot;u; Tiyatrodan giderek yoksunlaşan gençlerin yok oluşu ile girift tutmaktayız. Bu bağlamda gençlere bakış açımızı da saptamamız gerekmektedir. &lt;br/&gt;&quot;Genç: Yaşamını sürdürdüğü sosyal çevredeki toplum üyelerinin göstermiş oldukları davranış standartları ile; kendi bireysel yeteneklerini bu profilde gözlemleyip kendisine yeni bir model belirleyen kişidir. Bu dönem oldukça karmaşıktır. Fırtına ve gerginlik dönemi olarak da açıklanabilen bu dönem hangi toplumlarda olursa olsun bütün gençlerde göze çarpan bir durumdur.&quot;  &lt;br/&gt;Genç bu süreçte karamsardır, güvensizdir, içine kapanıktır, kendisini sorgular ve sürekli davranışları tutarsızdır. Sosyal çevrenin etkisi oldukça büyüktür. Tiyatromuzu gençlerden oluşturmamızın gerekçesi ise; gençin davranışına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda ona yardım etmek; ruhsal ve sosyal açıdan ihtiyaçlarını karşılamasını sağlamak ona  sosyal bir kimlik kazandırabilmektir. &lt;br/&gt;Isparta yaklaşık 30.000 üniversite öğrenci kapasitesine sahip olan ve bünyesinde 1 Anadolu Lisesi, 1 Anadolu T</description></item><item><title>SANAT - GELENEKSEL TÜRK SANATLARI MİNYATÜR SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-geleneksel-turk-sanatlari-minyatur-sanati-403134.html</link><description>geleneksel türk sanatları minyatür sanatı</description></item><item><title>RESİM - İKONOGRAFİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-ikonografi-401868.html</link><description>ikonografi</description></item><item><title>SERAMİK &quot;VAZO&quot;</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?seramik-vazo--371781.html</link><description>SERAMİK &quot;VAZO&quot;&lt;br/&gt;Erken Neolitik Çağda MÖ 7000-8000 yerleşik hayata geçmeye bağlı olarak besinleri saklama ve depolama gereksinimi doğmuştu. Temel bir gereksinim sonucu ortaya çıkan vazo binyıllar içinde gelişerek farklı dönemler ve kültür bölgeleri için belirleyici olacak derecede farklı biçimlere sahip olmuştur. Hamur halindeki kili şekillendirip sonra da ateşte pişirerek gerçek anlamda vazo yapımının ilk olarak nasıl ve nerede başladığı açık değildir.</description></item><item><title>CINEMA IN TURKEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cinema-in-turkey-351039.html</link><description>Cinema in Turkey&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The beginnings of cinema in Turkey seem to go back to approximately a year after the LumiÃ©re brothers gave their first show on December 22, 1895. The then Ottoman Empire was introduced to this fabulous art in the Palace and a beer hall in Istanbul. Although cinema came to Turkey without a long delay, film-making came along much later. After 1914, when the first film in Turkey (produced for the army at the beginning of the First World War, by a reserve army officer, Fuat Uzkinay, under the direction of the Turkish military command) was made, Turkish cinema encountered many difficulties. &lt;br/&gt;Turkish film-making came to turning point in 1922, when the stage actor Muhsin Ertugrul, who had been directing films in Germany since 1916, set up his own private film company Kemal Film. His film based on the novel Atesten Gömlek by Halide Edip Adivar was the first that dealt with the War of Independence. It was also the first film in which Muslim Turkish women (Bedia Muvahhit and Neyyire Neyir), acted. &lt;br/&gt;Between 1923 and 1939, theatre actors dominated the Turkish film industry and one of the most important films of the time Bir Millet Uyaniyor, directed by Muhsin Ertuğrul, is considered one of the most valuable of Turkish films (1932). &lt;br/&gt;From 1940 onwards, there was a period of growth, and film companies such as Ha-Ka Film, Istanbul Film, Atlas Film were established. Film producers also began to give more attention and importance to establishing their own film sets and studios. During this period the cinema industry began to form its own professional institutions, and in 1946, the Domestic Film Producers Association and the Cinema and Film Producers Association were established. With a change in municipality tax laws in 1948, a boost was given to the film industry, as taxes were reduced to 25% for films made and directed in Turkey. 1939 to 1950 could be seen as the transition period, when efforts were made to do away with using stage actors in films. &lt;br/&gt;During the 1950s, the number and quality of films increased and the industry began to take on a shape of its own. Directors like Lütfi Akad, Atif Yilmaz, Metin Erksan, Memduh Ün and Osman Seden came to the fore. In 1952, these were followed by new directors, foremost among whom were Nejat Saydam, Nevzat Pesen, Orhan Aksoy and Hulki Saner. &lt;br/&gt;In 1961, Istanbul Municipality organized a Domestic Film Contest, wherein Memduh Üns film Kirik Çanaklar won the award. In 1963 a film entitled Sehirdeki Yabanci directed by Halit Refig, starring Nilüfer Aydan, was awarded the Mention of Honour. &lt;br/&gt;During these years younger producers began to give more weight to films dealing with social issues and Karanlikta Uyananlar directed by Ertem Göreç was the first film that dealt with a strike in a paint factory. In 1964, Halit Refig directed an interesting film called Gurbet Kuslari on migration within the country. Again in 1964, Metin Erksan won a gold medal at the Berlin Film Festival with Susuz Yaz, which dealt with village life and was also awarded the Merito Biennali in Venice. &lt;br/&gt;In 1965, 213 full length feature films were produced, which led to an unavoidable explosion of poor quality films, due to lack of really a sound basis in the industry. This was a time when the industry outgrew its strength and exploitation was rampant, with second rate films flooding the market, although some were good such as Duygu Sagiroglus Bitmeyen Yol, Feyzi Tunas first work Yasak Sokaklar, Abdurrahman Palays Isyancilar, Atif Yilmazs Muradin Türküsü and Metin Erksans Sevmek Zamani. The Turkish CinÃ©matheque Society was also founded in 1965. &lt;br/&gt;In 1966 when a record number of 240 films was produced, the actor Yilmaz Güney produced his first film At, Avrat, Silah and Lütfi Akad created Hudutlarin Kanunu in which Yilmaz Güney both acted and wrote the script. &lt;br/&gt;In the 1970s film production increased and the era of black and white films came to an end. The film industry was also negatively affected by the sweeping growth of t</description></item><item><title>LADY WINDERMEREİN YELPAZESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?lady-windermerein-yelpazesi-440056.html</link><description>LADY WINDERMEREİN YELPAZESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİŞİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lord Windermere&lt;br/&gt;Lord Darlington&lt;br/&gt;Lord Augustus Lorton&lt;br/&gt;Mr. Dumby&lt;br/&gt;Mr. Cecil Graham&lt;br/&gt;Mr. Hopper&lt;br/&gt;Parker, Sofracı Başı&lt;br/&gt;Lady Windermere&lt;br/&gt;Berwick Düşesi&lt;br/&gt;Lady Agatha Carlisle&lt;br/&gt;Lady Plymdale&lt;br/&gt;Lady Stutfield&lt;br/&gt;Lady Jedburgh&lt;br/&gt;Mrs. Cowper-Cowper&lt;br/&gt;Mrs. Erlynne&lt;br/&gt;Rosalie, Hizmetçi&lt;br/&gt;SAHNELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PERDE I: Lord Windermerein evinde oturma&lt;br/&gt;                    odası.&lt;br/&gt;PERDE II: Lord Windermerein evinde konuk&lt;br/&gt;  odası.&lt;br/&gt;PERDE III: Lord Darlingtonun dairesi.&lt;br/&gt;PERDE IV: Lord Windermerein evinde oturma&lt;br/&gt;  odası.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ZAMAN: 19. yüzyılın sonu.&lt;br/&gt;YER: Londra.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oyun, bir salı günü öğleden sonra saat 5te başlayıp ertesi gün gene öğleden sonra saat &lt;br/&gt;1.30da sona eren yirmi dört saatlik bir olayı canlandırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİRİNCİ PERDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Carlton House Terraceta, Lord Windermerein evinin oturma odası. Ortada ve sağda birer &lt;br/&gt;kapı. Sağ yanda üstünde kitaplar, kâ€°ğıtlar bulunan bir yazı masası. Solda bir kanepe, önünde &lt;br/&gt;de küçük bir çay masası. Gene solda sete açılan bir camlı kapı. Sağda masa.&lt;br/&gt;Lady Windermere sağdaki masanın başında, mavi bir vazo içindeki gülleri düzeltmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Parker girer.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PARKER. - Bugün öğleden sonra hanımefendi evdeler mi?&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Evet, kim geldi?&lt;br/&gt;PARKER. - Lord Darlington, efendim.&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. (Bir an duraksar.) - Yukarı buyur edin. Hem kim ararsa, beni evde &lt;br/&gt;dersiniz.&lt;br/&gt;PARKER. - Başüstüne efendim.&lt;br/&gt;(Ortadaki kapıdan çıkar.)&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Onu bu geceden önce görmem benim için çok iyi olacak. Sevindim &lt;br/&gt;geldiğine.&lt;br/&gt;(Parker ortadaki kapıdan girer.)&lt;br/&gt;PARKER. - Lord Darlington.&lt;br/&gt;(Lord Darlington aynı kapıdan girer, Parker çıkar.)&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. - Nasılsınız, Lady Windermere?&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Teşekkür ederim, siz nasılsınız Lord Darlington? Bağışlayın, elinizi &lt;br/&gt;sıkamayacağım. Ellerim baştan aşağı su içinde kaldı bu güllerden. Ne güzel şeyler değil mi? &lt;br/&gt;Selbyden geldiler bu sabah.&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. - Çok güzel, diyecek yok doğrusu. (Masanın üstünde duran bir yelpazeyi &lt;br/&gt;görür.) Aman ne eşsiz bir yelpaze bu! Böylesini hiç görmememiştim. İzninizle bakabilir miyim?&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Hayhay. Ne kadar zarif değil mi? Üzerinde adım sanım, her şeyim var. &lt;br/&gt;Ben de onu daha demincek gördüm. Kocamın bana doğum günü armağanı. Biliyorsunuz ya, &lt;br/&gt;bugün benim doğum günüm.&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. - Yok canım, sahi mi?&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Evet, erginlik çağıma giriyorum bugün. Yaşamımın çok önemli bir &lt;br/&gt;günü, değil mi? İşte bu akşamki toplantıyı da bu günün onuruna yapıyorum. Buyurun oturun. &lt;br/&gt;(Hâ€°lâ€° çiçekleri düzeltmeye uğraşmaktadır.)&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. (Oturur.) - Keşki doğum gününüz olduğunu bilseydim, Lady Windermere. &lt;br/&gt;Üzerinde yürüyesiniz diye evinizin önündeki caddeyi baştan başa çiçeklerle bezerdim. Sizin &lt;br/&gt;için yaratılmıştır onlar.&lt;br/&gt;(Kısa bir duraklama.)&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Lord Darlington, dün gece Dışişleri Bakanlığında canımı sıkacak &lt;br/&gt;davranışlarda bulundunuz. Korkarım gene öyle yapacaksınız.&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. - Ben mi, Lady Windermere?&lt;br/&gt;(Parker ile uşak ortadaki kapıdan girer, çay tepsisiyle çay takımlarını getirirler.)&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Koyun oraya Parker. Yeter, başka bir şey istemez. (Ellerini mendiliyle &lt;br/&gt;kurular, soldaki çay masasına gidip oturur.) Buraya buyurmaz mısınız, Lord Darlington?&lt;br/&gt;(Parker ortaki kapıdan çıkar.)&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. (Sandalyeyi alıp orta sola geçer.) - Çok üzgünüm Lady Windermere, &lt;br/&gt;size ne yaptım, söyleyin bakayım. (Soldaki masaya oturur.)&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. - Daha ne yapacaktınız, bütün gece beni ustaca tasarlanmış iltifatlara &lt;br/&gt;boğup durdunuz.&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. (Gülümseyerek.) - Ah, bugünlerde hepimizin eli öyle darda ki, &lt;br/&gt;iltifatlardan başka sunacak güzel şey bulamıyoruz. Sunabildiğimiz biricik şey onlar.&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. (Başını sallayarak.) - Yoo, ben çok ciddi konuşuyorum. Hiç gülmeyin, &lt;br/&gt;bakın gayet ciddiyim. İltifattan hoşlanmam. Hem bir erkek içinden gelmeyen bir yığın şeyi &lt;br/&gt;söylediği zaman, niçin bir kadını son derece hoşnut ediyorum sanır, bir türlü anlamam.&lt;br/&gt;LORD DARLINGTON. - Ah, ama ben onları içimden gelerek söyledim. (Lady Windermerein &lt;br/&gt;verdiği çayı alır.)&lt;br/&gt;LADY WINDERMERE. (Vakur bir edayla.) -</description></item><item><title>SANAT - SARIKIZ-FİLM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sarikizfilm-403244.html</link><description>sarıkız-film</description></item><item><title>SANAT - ORHAN VELİ KANIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-orhan-veli-kanik-403290.html</link><description>orhan veli kanık</description></item><item><title>SANAT - ARA GÜLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ara-guler-403242.html</link><description>ara güler</description></item><item><title>SANAT - DANİEL DEFOE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-daniel-defoe-406441.html</link><description>daniel defoe</description></item><item><title>BİLİMSEL BİR FİLMİN SEÇİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bilimsel-bir-filmin-secimine-etki-eden-faktorler-443676.html</link><description>BİLİMSEL BİR FİLMİN SEÇİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir kimya konusu üzerine hazırlanmış bir filim bankası öğrenciye&lt;br/&gt;sunulduğunda, onlardan birinin seçimi neye göre yapılmaktadır ? sorusu bu&lt;br/&gt;çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;Hazırlanmış bir dizi kimya sorusu, lise 2.ci sınıf öğrencilerine soruldu.&lt;br/&gt;Öğrencilerin sorulara cevap verebilmesi için, onlara sunulan filimlerden&lt;br/&gt;bazılarını izlemesi gerekiyordu. Böylece, öğrenciler ikişerli guruplar halinde&lt;br/&gt;birer bilgisayar önüne otutturuldu. Bilgisayar ekranı tipik bir hipermedia&lt;br/&gt;(hypermedia) - filimler ve filimleri birbirine bağlayan linkler - &quot;yı içeriyordu. Bu&lt;br/&gt;hipermedia bizim tarafımızdan üretilmiş olup, öğrencinin seviyesine uygundu.&lt;br/&gt;Filimlerin konuları, öğrencinin kimya kitabında yer alan bir bölümün (asit-baz&lt;br/&gt;tepkimeleri) seçimiyle belirlendi. Teorik bir bilginin gösterimi, örneğin BrÃ¸nsted&lt;br/&gt;anlamında asit ve baz tanımı, animasyon kullanımıyla filim hazırlanmasını&lt;br/&gt;gerektirirken, kimyasal sistemin pH değişimi veya renk değişimi için laboratuvar&lt;br/&gt;ortamının kullanılması uygundu. Filimlerin öğrenciye sunulmasından önce, ses ve&lt;br/&gt;görüntüler içerisinde yer alan kimyasal bilgilerin analizi (Le MarÃ©chal, 1999)&lt;br/&gt;gerekliydi.&lt;br/&gt;Araştırma verilerinin eldesi için, öğrenci çiftleri düzenli olarak kameraya çekildi.&lt;br/&gt;Öğrenci diyalogları ve onların bilgisayar ekranı üzerinde gerçekleştirdiği&lt;br/&gt;aksiyonlar, video kayıtlarından tespit edildi. Bu veri toplama tekniği, öğrenciler&lt;br/&gt;tarafından hangi filmin niçin seçildiğini tesbit etmek amacıyla kullanılmıştır.&lt;br/&gt;Yapılan bu araştırma, izlenecek bir bilimsel filimin seçimine etki eden şu&lt;br/&gt;dört faktörü ortaya koymuştur :&lt;br/&gt;* yüzeysel nitelik (surface feature) : sorulmuş soru içerisinden bir&lt;br/&gt;kelimenin çekilip alınması ve bu kelimden itibaren öğrencinin filim araması.&lt;br/&gt;Çekilmiş bu kelime aynı zamanda izlenecek filmin başlığı içerişinde de yer&lt;br/&gt;alıyor.&lt;br/&gt;* yeniden düzenleme (reformulation) : öğrencinin kendi kelimeleriyle&lt;br/&gt;sorulmuş soruyu yeniden düzenlemesi. Bu düzenlemeden itibaren öğrenci&lt;br/&gt;hipermedia içerisininde filim arıyor. Gourgey (1998)&quot;in çalışması, bireyin bir&lt;br/&gt;anlam oluşturmak için verilmiş bir metni kendi kelimeleriyle (veya diğer&lt;br/&gt;kelimelerle) yeniden düzenlendiğini ortaya koydu [... reformulating texte in one&quot;s&lt;br/&gt;own terms - in other words, ... for building understanding (p.86)].&lt;br/&gt;* yeni bir soru : tartışma esnasında öğrencinin yeni bir soru üretmesi.&lt;br/&gt;Öğrenci tarafindan üretilen bu yeni soru, ona sorulan sorudan farklıdır. Örneğin,&lt;br/&gt;sorulan soru elde edilen çözeltinin pH&quot;ı hakkında ne söyleyebilirsin ve niçin ?&lt;br/&gt;olduğunda, öğrenci CH3CO2H su içerisinde bir şeye dönüşüyor mu ? sorusunu&lt;br/&gt;soruyor. Bu yeni soruya cevap verebilmek için öğrenci, kimyasal bileşiklerin su&lt;br/&gt;içerisinde ayrışma eşitliğini konu alan bir film izliyor.&lt;br/&gt;* bellekte tutamama : izlenmiş bir filmin içerisinde verilen bazı bilgilerinin&lt;br/&gt;yeterince bellekte tutulamaması. Öğrenci soruyu okuduktan sonra, daha önce&lt;br/&gt;izlemiş olduğu bir filmi bir kez daha izlemek istiyor. Bu, filim sesi içerisinde&lt;br/&gt;verilen bir bilginin filim görüntüsü içesinde yer almaması durumunda&lt;br/&gt;gözleniyordu.&lt;br/&gt;Elde edilen bu sonuçlar, gerek bir hipermedia içerisine yerleştirilmiş&lt;br/&gt;filimlerin anlaşılmasına gerekse onların eğitim ortamları içerisinde kullanımına&lt;br/&gt;yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Eğer bir filmin öğrenciler tarafından iyi bir&lt;br/&gt;şekilde kavranması ve anlaşılması beklentisi içerisinde olunuluyorsa, kimyasal&lt;br/&gt;sisteme veya kimyasal tepkimeye bağıl bilgi miktarının filim içerisinde&lt;br/&gt;sınırlandırılması gerekmektedir. Ayrıca, sorulan bir sorunun öğrenci tarafindan&lt;br/&gt;yeniden düzenlenmesi faaliyeti, soru hazırlama çalışmasının önemini ortaya&lt;br/&gt;koymuştur. Böylece, bir hipermedia&quot;nın uygun bir soru sistemi içerisinde&lt;br/&gt;kullanımı yaralı olmaktadır. Sorulan sorularla filimler arasında gelip gitmelerin&lt;br/&gt;çokluğu, bilgi kazanımı için bir vesile olabilir.</description></item><item><title>SANAT - GOTİK TARZI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-gotik-tarzi-403330.html</link><description>gotik tarzı</description></item><item><title>SANAT - SULUBOYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-suluboya-403435.html</link><description>suluboya</description></item><item><title>SANAT - SOYUT EKSPRESYONİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-soyut-ekspresyonizm-403288.html</link><description>soyut ekspresyonizm</description></item><item><title>SANAT - VASSİLY KANDİNSKY (1866-1944)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-vassily-kandinsky-(18661944)-406431.html</link><description>vassily kandinsky (1866-1944)</description></item><item><title>SANAT - AKRAPOLİS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-akrapolis-403294.html</link><description>akrapolis</description></item><item><title>FÜTÜRİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?futurizm-367232.html</link><description>FÜTÜRİZMİN TANIMI&lt;br/&gt;(Fr. Futurisme, İta. Futurismo &lt; İta. Futuro).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kökten ıslahatçı eserleri ve belki de daha çok nazariyeleriyle XX. yüzyıl başında ortaya çıkmış olan aşırı inkılapçı bir İtalyan edebiyat ve sanat akımı. Bu akımın öncüsü ve şefi şair Filippo Tommaso Marinetti &quot;Figaro&quot; gazetesinde yayımladığı manifesto futurisita (Fütürizm bildirisi) (1909) ile İtalya ve Fransada dikkati üzerine çekmiştir. Fütürist akımın program ve prensiplerini kap sayan bu bildiride sürat ve saldırgan hareketler övülmüştür, müzelerin, kitaplıkların ve her çeşit akademilerin yıkılmasının gerekliliği bir adak olarak yüklenilmiştir. Süratin üstünlüğünü iddia  ve ilan eden Marinetti, bir yarış arabasının Samothrake zaferi (Yunan heykeli)nden daha güzel olduğunu ve buna ek olarak da: &quot;Mutlak içinde yaşıyoruz, çünkü &quot;her yerde hazır ve nazır olan&quot; edebi sürati biz yarattık&quot; demiştir. &lt;br/&gt;1910 yılından  itibaren İtalyan ressamları, Carlo CarrÃ , Boccioni, Luigi Russolo ve sonra da Giacomo Balla, Gino Severini, Milanoda Marinetti ile buluşarak, XVIII. yüzyıldan o güne kadara durgunluk içinde bulunan İtalyan sanatının durumunu inceledikten sonra onu daha dinamik bir akım yoluyla canlandırmak ve bu suretle batı dünyası içinde kaybetmiş olduğu sanat ve fikir itibarını çağdaş espriye ulaştırmak suretiyle yeniden kazandırmak yolundaki düşüncelerini &quot;Fütürist ressamlar&quot; bildirisiyle genç sanatçılara duyurmayı kararlaştırmışlardır (1910)  Fütürist Akım, İtalyada gürültülü gösterişlere yol açarken fütürist bir sergi de Bernheim - Juenes galerisinde (Paris) açılmıştır(1912).   Fütüristler çok statik buldukları kübizme karşı kendi adı altında ebedileşen dinamik duyguyu yeniden araştırmışlardır. Fransız şair ve tenkitçisi Apollinaire, kısa bir zaman fütüristlerle birleşmiş ve bütün ileri akımların bu  ad altında birleştirilmesini teklif etmişse de, Marinetti tarafından reddedilmiştir.&lt;br/&gt;Fütürizmin doğuşu, kübizmin yayılmaya başladığı yıllara rastlar. Fütüristler, kübistlerin araştırmalarından faydalanmakla birlikte, resim alanında yeni buluşlara gitmişler ve dikkate değer eserler arasında o zaman başlıca fütürist ressamlar tarafından yapılmış eşzamanlık anlayışı içinde kübist tarza giden kompozisyonlar yer almıştır. Boccioninin &quot;Elastiklik&quot;,  Severininin &quot;Uzayda Küre Şeklinde Genişleme&quot; tabloları bunlar arasındadır. Dünden esaslı surette ayrılmış, bugünü geçerek geleceği, onun dinamik varlığına ulaşmayı amaç edinmiş olan Fütürizm, plastik durgunluktan (statik teknik) bir başka duruma geçişi (dinamik teknik) sembolleştirmiştir. Çoğunlukla hareketli konular seçilmiş, dansözler, karnaval sahneleri, fabrika, motor, son hızla giden otomobil, uçak, mekanik araçlar gibi boşluk içinde yer değiştiren, değişen temalar üstün tutulmuştur. 1914 - 1918 Dünya Harbi ile Fütürizm hızını kaybetmiş, fakat Marinetti prensiplerinden geri dönmemiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İTALYADA FÜTÜRİZM VE METAFİZİK RESİM&lt;br/&gt;Empresiyonizm, fovizm, kübizm bazı sanat eleştirmenlerince bu sanat hareketlerine alaycı anlamda ve benzetmelerle verilen adlardı, Oysa fütürizm bir grup İtalyan sanatçısının filozofik, politik ve artistik ilkelere ve kavramlara göre oluşturdukları, niteliği ve amacı belli bir sanat hareketidir.&lt;br/&gt;Fütürizmin kurucu ve teorisyeni Tomasso Marinetti 1909 yılında Figaro gazetesinde yayınlanan ilk manifestosunun 10 maddesinde fütürizmin çok yönlü sanatsal amaç ve ilkelerini saptamıştır. Bu maddelerde, özetle;&lt;br/&gt;-Şiirde temel öğeler cesaret, cüret ve isyandır,&lt;br/&gt;-Edebiyat durgunluktan ve uyuşukluktan sıyrılmalıdır. Edebiyatta işlenecek konular saldırgan hareketler, kavga ve dövüştür.&lt;br/&gt;-Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik sürattir, hızdır, Motoru güçle sarsılan, homurdanan bir yarış arabası Victoire de Samotracedan daha güzeldir. &lt;br/&gt;-Ancak kavga güzeldir. Saldırgan niteliksiz bir şaheser olamaz. Şiir tanınmayan ve bilinmeyen güçlere karşı saldırgan olmalıdır.&lt;br/&gt;-Yüzyılların en yüksek noktasında bulunuluyor. Olanaksızların kapısını açmak dururken geride kalınmamalıdır. Zaman ve mekan artık ölmüştür. Sınırsız ebedi sürat elde edildiğine göre, mutlakta (absolu) yaşanıyor demektir.   &lt;br/&gt;-Dünyanın tek sağlık ilacı savaştır, militarizm, feminizm, fırsat kollayıcılık, çıkarcılık lanetlenmelidir,   denmektedir.</description></item><item><title>SANAT - BİLGİSAYAR VE EĞİTİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-bilgisayar-ve-egitim-403450.html</link><description>bilgisayar ve eğitim</description></item><item><title>SANAT - KEOPS PRAMİDİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-keops-pramidi-403291.html</link><description>keops pramidi</description></item><item><title>SANAT - PİCASSO PAPLO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-picasso-paplo-403455.html</link><description>picasso paplo</description></item><item><title>SANAT - NEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ney-406437.html</link><description>ney</description></item><item><title>ESTETİK, BETİMLEME, DİN VE FREUD HAKKINDA DERS NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?estetik,-betimleme,-din-ve-freud-hakkinda-ders-notlari-418321.html</link><description></description></item><item><title>SANAT - VİNCENT VAN GOGH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-vincent-van-gogh-403102.html</link><description>vincent van gogh</description></item><item><title>SANAT - SHAKESPEARE&quot;S ANCESTRY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-shakespeare-s-ancestry-403333.html</link><description>shakespeare&quot;s ancestry</description></item><item><title>SANAT - CHİRSTOPHER GUY DENİS LAMBERT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-chirstopher-guy-denis-lambert-403245.html</link><description>chirstopher guy denis lambert</description></item><item><title>EHLİYET SENİN NEYİNE DÖN ŞİNASİ KÖYÜNE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ehliyet-senin-neyine-don-sinasi-koyune-354656.html</link><description>EHLİYET SENİN NEYİNE DÖN ŞİNASİ KÖYÜNE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PERDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sahnede iki masa var. Biri Baş komiserin diğer ise Pakize Hanım&quot;ın masasıdır.  &lt;br/&gt;(Çaycı Hıdır içeri girer elindeki bezle masaların tozunu alır. Kendi kendine şarkı söylüyor. Bir ara birden durur ve düşünür. Sahnenin ortasına kadar gelerek)&lt;br/&gt;Çaycı: Yav ben Güngör Baş komiserime verdiğim parayı yazmayı unuttum.  Az daha gididi göz gere göre paralar. &lt;br/&gt;(Pakize Hanım&quot;ın masasının önündeki sandalyeye oturur. Cebinden uzun bir liste ve kalem çıkarırı. Kalemi tükürükledikten sonra listenin en altına bir  şeyler yazar). &lt;br/&gt;Çaycı: 20 milyon dolar olarak hesap edersek du bahayım 20 dolaar, oh be, şimdi rahatladım işte. &lt;br/&gt;(Hıdır Pakize Hanım&quot;ın masasını temizlemeye devam eder. Bir taraftan önlüğüyle diğer taraftan bezle silmektedir. Bir ara Pakize&quot;nin masasına tükürür.)&lt;br/&gt;Çaycı: Henüz girmiş 13-14 yaşınaaaa (Birden durur, bezi masanın üzerine atar). &lt;br/&gt;Çaycı:  Ne 13-14&quot;ü, 35 otuzbeeeş yav ne gaddar silsem gelip gusur bulacak. Evde kaldı, acısını bizden çıkari. &lt;br/&gt;(Pakize hanım içeri girer). &lt;br/&gt;Çaycı: Günaydın Pakize Hanım&lt;br/&gt;Pakize: Günaydın Hıdır Usta. &lt;br/&gt;Çaycı: Çayda  yeni çöktü ha, sen de hele şele yeren bir çök de bir bardak getirem sana, afiyetnen içesen. &lt;br/&gt;Pakize: İyi olur ama, tükürmeden sildiğin bardaklardan birine doldur çayı, lütfen!!!&lt;br/&gt;Çaycı:  Ne hsadgasd alma Pakize Hanım, nerden çıktı bu söylentiler bilmem ki, Allah&quot;a şükür sular şırıl şırıl ahi. Tükürüknen işim ne, burası İstanbul mu? &lt;br/&gt;Pakize: Geçen hafta iki gün sular kesikti, peki nasıl temizlemiştin o bardakları bakayım?&lt;br/&gt;Çaycı: Hah! Tertemiz idi değil mi? İşin orasını garıştırma, meslek sırrı söylenmez. Üstelik su kaynaklarımı açıklayamam. &lt;br/&gt;Pakize: Ayyyy, iğrençsin Hıdır Usta.            &lt;br/&gt;(Hıdır gider, Pakize çekmecesinden çıkardığı bezle masasını tekrara siler. O sırada baş komiser içeri girer. Baş komiserin elinde bir simit vardır.) &lt;br/&gt;Pakize: Günaydın baş komiserim.&lt;br/&gt;Baş Kom: Günaydın Pakize Hanım&lt;br/&gt;Pakize: Yine aceleyle çıkmışsınız evden, kahvaltınız elinizde. &lt;br/&gt;Baş Kom: Valla evden bir kaçtım ki sorma, benim küçük oğlan tutturmuş baba bana bisiklet al. Sabah 5&quot;te kapı önünde nöbete durmuş. Büyüğü de 6 ortalı coğrafya defteri istiyor. Eeeee ay sonu, elde avuçta yok. &lt;br/&gt;Pakize: Yine pencereden atladınız o zaman desenize.&lt;br/&gt;Baş Kom: Bir gün bir yeri mi kıracağım ama ne zaman bilmiyorum. Hıdır Hıdıııır. (Çaycı içeri girer)&lt;br/&gt;Baş Kom: Bana duble bir çay getirde bir kahvaltı yapayım. &lt;br/&gt;Çaycı: Davuşan ganu çayu şimdi getirim Baş komiserim. &lt;br/&gt;Baş Kom: Ha! Hıdırâ€¦ (Çaycıya yaklaşır, Pakize&quot;nin duymayacağı bir ses tonuyla) Ya Hıdır Usta aslında sana yüzüm kalmadı ama sen bana 10 milyon daha bırç versene. İkisinin bir ayın birinde öderim. &lt;br/&gt;Çaycı: Ayıp ettin baş komiserim. Dolar bazında ödedikten sonra istersen 2007 yılının birinde öde. Lafı mı olur. Hem seninkine borç bile denmez. Dur bakayım bir (Hıdır listeyi çıkarırı. Listenin bir ucu yere değmektedir). &lt;br/&gt;Çaycı: Baş komiser İbrahim&quot;in borcunu görsen dudağın uçuklatır. Adam beni görmemek için yıllık izine çıkmış. &lt;br/&gt;Baş Kom: Sağol Hıdır Usta, bu iyiliğini unutmayacağım. &lt;br/&gt;Çaycı: Endişelenme baş komiserim. Sen unutursan ben sana hatırlatırım.                         (Çaycı sahneden çıkar. Bu arada baş komiserin telefonu çalar). &lt;br/&gt;Baş Kom: Trafik şubesi Baş komiser Hasanâ€¦. Daha yeni oturdum karıcığım. Bari burada biraz kafamı dinlim. Neâ€¦ oğlan okula gitmem mi diyor. Niyeymiş?... ayakkabısının altı mı delikmiş? Tamam tamam, akşam tamir ederim. Tamam hadiâ€¦ yine ne var?... ne arkadaşları memur çocuğu diye dalga mı geçiyormuş? Güzelin bu yaştan sonra pop star yarışmasına mı katılayım? Tamam akşam konuşurum onunlaâ€¦  görüşürüz. &lt;br/&gt;(Çaya içeri girer önce Pakize Hanım&quot;a çay veriri. Pakize Hanım bardağı inceden inceye inceler. Çaycı Baş komiserin masasına doğru giderken)&lt;br/&gt;Çaycı: Buyurun çayınızı Baş komiserim. &lt;br/&gt;(Baş komiser elindeki simidin yarısını böler ve yemeye başlar. Diğer ayrısını çekmeceye koyar). &lt;br/&gt;Baş kom: Şöyle bırakıver Hıdır Usta&lt;br/&gt;(Hıdır çayı bıraktıktan sonra hafif geriye çekilerek Baş komisere üzgün üzg</description></item><item><title>SANAT - LİSANS  SANAT  ESERİ  ÇALIŞMA  RAPORU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-lisans-sanat-eseri-calisma-raporu-403115.html</link><description>lisans  sanat  eseri  çalışma  raporu</description></item><item><title>RESİM - PABLO PİCASSO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pablo-picasso-401841.html</link><description>pablo picasso</description></item><item><title>SANAT - CEMAL R.REY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-cemal-r.rey-403144.html</link><description>cemal r.rey</description></item><item><title>SANAT - EROL BATIRBEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-erol-batirbek-403403.html</link><description>erol batırbek</description></item><item><title>SANAT - ATATÜRK VE MÜZİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ataturk-ve-muzik-406435.html</link><description>atatürk ve müzik</description></item><item><title>SANAT - KAĞIT KATLAYARAK ÖĞRENME, ORİGAMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kagit-katlayarak-ogrenme,-origami-403391.html</link><description>kağıt katlayarak öğrenme, origami</description></item><item><title>SANAT - HER ŞEYİ İLE ORHAN VELİ (1914 -14 KASIM 1950)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-her-seyi-ile-orhan-veli-(1914-14-kasim-1950)-403443.html</link><description>her şeyi ile orhan veli (1914 -14 kasım 1950)</description></item><item><title>RESİM - RESİMDE BİÇİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-resimde-bicim-401870.html</link><description>resimde biçim</description></item><item><title>TÜRKİYEDE RADYO VE TELEVİZYON YAYINCILIĞININ İLK YILLARI (1927 -1964)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyede-radyo-ve-televizyon-yayinciliginin-ilk-yillari-(1927-1964)-381979.html</link><description>TÜRKİYEDE RADYO VE TELEVİZYON YAYINCILIĞININ İLK YILLARI (1927 -1964)&lt;br/&gt;Bu dönemde radyo yayınları çeşitli kuruluşlar tarafından farklı biçimlerde yürütülmüştür; Bazen, anonim şirket biçiminde bir teşkilatlanma görülmüş, bazen Devletin (İdarenin) bir organı radyo yayıncılığını üstlenmiş bazen de Devlet bir kanunla kurduğu ve kamu tüzel kişiliği tanıdığı özerk bir kamu kurumuna bu hizmeti yürütme görevini vermiştir.&lt;br/&gt;1- 1927-1936 YILLARI ARASINDAKİ DÖNEM&lt;br/&gt;(Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi Dönemi)&lt;br/&gt;Türkiyede ilk radyo yayını 1927 yılında, Ankara ve İstanbulda kurulan beşer kilovatlık telsiz istasyonlarından yapılmıştır. Bu telsiz istasyonlarını bir Fransız Şirketi kurmuş ve istasyonlar o zamanın ölçülerine göre, Avrupanın güçlü radyo postaları arasında sayılmıştır .&lt;br/&gt;Bu telsiz istasyonlarının işletilmesi, o sıralarda yürürlükte bulunan 4 Şubat 1340 (1924) tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun 1 inci maddesine göre, Posta, Telgraf ve Telefon İdaresi ne veriliyordu . &lt;br/&gt;Bu arada, 6 Ocak 1926da, Telsiz- Telefon Türk Anonim Şirketi kurulmuştur. Bu şirket, aynı yılın Eylül ayında Devletten radyo yayını yapma imtiyazını almıştır. Bu imtiyaz sözleşmesi ile anılan şirkete, Türkiyede on yıl boyunca radyo yayını işletmeciliğini yürütme imtiyazı verilmiştir .&lt;br/&gt;TTTAŞnin (Tel siz-Telefon Türk Anonim Şirketinin) kuruluşu 6 Ocak 1926 tarihinde Hükümetçe onaylanmış, Nizamname-i Dahili adlı şirket sözleşmesinin birinci maddesinde, kurucularının İş Bankası adına Genel Müdür Mahmut Celal Bey (Bayar), Anadolu Ajansı adına Siirt Milletvekili Mahmut Bey (Soydan) ve Gümüşhane Milletvekili Cemal Hüsnü (Taray) Bey ile tüccar Sedat Nuri (İleri) Beyolduğu belirtilmiştir .&lt;br/&gt;TTTAŞ ile Hükümet arasında yapılan anlaşmaya göre, Hükümet, her türlü yönetim ve yayın işlerinde şirket üzerinde genel bir denetim hakkına sahipti. Şirket de, anılan incelemeye her türlü kolaylığı sağlamakla yükümlüydü.&lt;br/&gt;Devlet, yayın hizmetini kısmen veya tamamen durdurmak, kimi abonelerin alıcı kullanmalarını yasaklamak ve olağanüstü durumların ortaya çıkması halinde de tüm radyo istasyonlarına el koymak hakkını saklı tutmaktaydı. Şirket, Hükümetçe kendisine gönderilecek her türlü resmi bildiriyi de ücretsiz olarak yayınlayacaktı.&lt;br/&gt;TTTAŞnin İdari yapısı şöyleydi: Şirketin genel karar organı Genel Kurul yürütme organı da Yönetim Kuruluydu. Hükümetin Şirket çalışmalarını ve yayınlarını denetim hakkı ise, PTTnin atadığı Komiserler tarafından kullanılmaktaydı. Şirketin radyo yayını yapan biri İstanbul da, diğeri Ankarada olmak üzere iki &quot;yayın stüdyosu&quot; vardı. Her iki stüdyonun da iki işlevsel birime ayrıldığı görülmektedir. Bunlardan biri, söz ve müzik yayınından sorumlu olan Neşriyat Şefliği diğeri ise, stüdyo içi ve dışı her türlü teknik görevi yerine getiren Fen Müdürlüğü idi. &lt;br/&gt;1934 yılından PTTye devredilene kadar &quot;Radyo&quot; idari yapısı bakımından üç başlı bir görünüm almıştı. Vericiler yönünden PTTye ve dolayısıyla Bayındırlık Bakanlığına, program yönünden İçişleri Bakanl</description></item><item><title>TİYATRO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-379758.html</link><description>SAHNELEME NEDİR?&lt;br/&gt;Sahneleme, tiyatronun en önemli ve son noktasını teşkil etmektedir. En önemli noktadır. Çünkü, biz biliyoruz ki yazılan eserlerin büyük çoğunluğu oynanması için yazılır (okunması için yazılan eserler olmakla birlikte bu fazla bir yekün tutmaz). Bu sebeple sahneleme, yazarın amacına ulaştığı son noktadır.&lt;br/&gt;Sahnelemenin önemini 20.yy&quot;ın yetkili kişilerinden olan Bay Porel&quot;in bir sözünü vererek daha iyi anlayabiliriz. &quot;Sahneye koyuculuk, bu saygıdeğer  ve titiz bilim, bu güçlü ve ince sanat olmasaydı pek çok piyes bize ulaşamazdı, çoğu komediler anlaşılmazdı, çoğu piyesler başarı sevincine erişemezdi. &lt;br/&gt;Bu sözde açık ve net bir şekilde de ifade edildiği gibi eserler bize ve geniş kitlelere sahneleme ile ulaşabilmekte, en iyi biçimde sahneleme ile anlaşılabilmekte ve başarı sevincini sahneleme ile yakalayabilmektedir.&lt;br/&gt;Peki Sahneleme Nedir?&lt;br/&gt;1) Sahneleme, tüm dramaturjik ve teknik çalışmalar doğrultusunda bir oyunun belli bir düzen uyarınca sahneye konulmasıdır. &lt;br/&gt;2) Sahneleme, bir eserdeki çeşitli sahne yorumlama ögelerinin belli bir oyun zamanı ile oyun mekanı içinde biçimlendirilmesidir. &lt;br/&gt;3) Sahneleme, dramatik metin dilinin sahne diline çevrilmesidir. Oyun yazarının zaman halinde ortaya koyduğu eserin mekan haline dönüştürülmesidir. Yani eserin sözelliğine sahnesel somutluk kazandırmaktır. &lt;br/&gt;4) Sahneleme, dramatik metindeki derin anlamı maddi gözle görünür kılmaktır. Burada bütün sahne araçları ile (ışık, giysi, müzik) bütün oyun araçları (oyunculuk, beden hareketi, davranış) yer alır. &lt;br/&gt;5) Sahneleme, yönetmenin sahne tekniği (sahne dekoru, sahne kostümü, sahne efekti, sahne müziği, ışıklandırma, akustik, makyaj, aksesuar) oyunculuk verileri ve sahne olanakları içinde yaracı-yorumlayıcı bir yöntemle kollektif bir çalışma sonucu bir oyunu belli bir estetik görüşe bağlı olarak seyirciye aktarmasıdır. &lt;br/&gt;Yapılan bu tanımlara baktığımızda sahnelemenin dört noktada kendini ortaya koyduğunu görüyoruz.&lt;br/&gt;1) Yorumlama: Yönetmen bu noktada eseri eline alır ve okur. Okuma neticesinde oyunu kafasında canlandırır, birkaç kez oynar. Bu sırada metindeki derin anlamı, yazarın eserde vermek istediği mesajı, açık seçik bir şekilde kavrar.&lt;br/&gt;2) Sahne ögelerinin belirlenmesi: Yönetmen bu noktada metni yorumlayarak yakalamış olduğu mesaja uygun olarak sahne tekniğini ve sahne ögelerini belirler. Yani sahne dekorunu, sahne kostumünü, sahne ışığını, sahne efektini, sahne müziğini, makyajı belirler. Bütün bu ögeler mesajın daha iyi verilebilmesi için etkilidir.&lt;br/&gt;3) Grup Çalışması: Yönetmen sahne ögelerini belirledikten sonra, bu ögelerin yapımcılarıyla grup çalışmasına girer. Yani sahneleme, dramaturg, sahne müzikçisi, tasarımcısı, ışıkçısı ile oyuncular gibi sanatçılarla ortak işbirliği içinde yönetmen tarafından gerçekleştirilir. Yönetmen bu kişiler arasındaki bağlantıyı belirler. Sahneleme bu nedenle tek tek ögelerin bir bağlantılı işlevi yerine getirecek biçimde birleştiği bir sistemdir.&lt;br/&gt;4) Oyunculuk Çalışmaları: Bütün bu aşamalardan sonra sıra oyu</description></item><item><title>SANAT - SHAKESPEARE TRAGEDY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-shakespeare-tragedy-403424.html</link><description>shakespeare tragedy</description></item><item><title>SANAT - AYETULLAH SÜMER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ayetullah-sumer-401320.html</link><description>ayetullah sümer</description></item><item><title>RESİM - ÖMER FARUK ATABEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-omer-faruk-atabek-401842.html</link><description>ömer faruk atabek</description></item><item><title>SANAT - KIBRISLI RESSAMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kibrisli-ressamlar-401317.html</link><description>kıbrıslı ressamlar</description></item><item><title>SANAT - NEDİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-nedim-403398.html</link><description>nedim</description></item><item><title>SANAT - AYLİN ÖZET</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-aylin-ozet-403089.html</link><description>aylin özet</description></item><item><title>SANAT - AHMET HOŞSÖYLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ahmet-hossoyler-403153.html</link><description>ahmet hoşsöyler</description></item><item><title>RESİM - ÖĞRETİM ARAÇLARI VE ETKİLİ KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-ogretim-araclari-ve-etkili-kullanimi-401888.html</link><description>öğretim araçları ve etkili kullanımı</description></item><item><title>SANAT - SANATIN ANLAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanatin-anlami-403086.html</link><description>sanatın anlamı</description></item><item><title>THE NAVAL TREAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?the-naval-treat-440361.html</link><description>The Naval Treaty&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;The July which immediately succeeded my marriage was made memorable by three cases of interest, in which I had the privilege of being associated with Sherlock Holmes and of studying his methods. I find them recorded in my notes under the headings of The Adventure of the Second Stain, The Adventure of the Naval Treaty, and The Adventure of the Tired Captain. The first of these, however, deals with interests of such importance and implicates so many of the first families in the kingdom that for many years it will be impossible to make it public. No case, however, in which Holmes was engaged has ever illustrated the value of his analytical methods so clearly or has impressed those who were associated with him so deeply. I still retain an almost verbatim report of the interview in which he demonstrated the true facts of the case to Monsieur Dubugue of the Paris police, and Fritz von Waldbaum, the well-known specialist of Dantzig, both of whom had wasted their energies upon what proved to be side-issues. The new century will have come, however, before the story can be safely told. Meanwhile I pass on to the second on my list, which promised also at one time to be of national importance and was marked by several incidents which give it a quite unique character. &lt;br/&gt;During my school-days I had been intimately associated with a lad named Percy Phelps, who was of much the same age as myself, though he was two classes ahead of me. He was a very brilliant boy and carried away every prize which the school had to offer, finishing his exploits by winning a scholarship which sent him on to continue his triumphant career at Cambridge. He was, I remember, extremely well connected, and even when we were all little boys together we knew that his mothers brother was Lord Holdhurst, the great conservative politician. This gaudy relationship did him little good at school. On the contrary, it seemed rather a piquant thing to us to chevy him about the playground and hit him over the shins with a wicket. But it was another thing when he came out into the world. I heard vaguely that his abilities and the influences which he commanded had won him a good position at the Foreign Office, and then he passed completely out of my mind until the following letter recalled his existence: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Briarbrae, Woking. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MY DEAR WATSON: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I have no doubt that you can remember Tadpole Phelps, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;who was in the fifth form when you were in the third. It is &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;possible even that you may have heard that through my &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;uncles influence I obtained a good appointment at the &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Foreign Office, and that I was in a situation of trust and &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;honour until a horrible misfortune came suddenly to blast &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;my career. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;There is no use writing the details of that dreadful event. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;In the event of your acceding to my request it is probable &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;that I shall have to narrate them to you. I have only just &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;recovered from nine weeks of brain-fever and am still &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;exceedingly weak. Do you think that you could bring your &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;friend Mr. Holmes down to see me? I should like to have &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;his opinion of the case, though the authorities assure me &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;that nothing more can be done. Do try to bring him down, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;and as soon as possible. Every minute seems an hour while &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I live in this state of horrible suspense. Assure him that if I &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;have not asked his advice sooner it was not because I did &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;not appreciate his talents, but because I have been off my &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;head ever since the blow fell. Now I am clear again, though &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I dare not think of it too much for fear of a relapse. I am &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;still so weak that I have to write, as you see, by dictating. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Do try to bring him. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Your old school-fellow, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PERCY PHELPS. &lt;br/&gt;There was something that touched me as I read this-letter, something pitiable in the reiterated appeals to bring Holmes. So moved was I that even had it been a difficult matter I should have tried it, but of course I knew well that Holmes loved his art, so that he was ever as ready to bring his aid as his cli</description></item><item><title>TAKIM ÇALIŞMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?takim-calismasi-362689.html</link><description>Ekip olarak dahe verimli olmak mümkün. Nasıl mı? Takım Çalışması yöntemlerini kullanarak...</description></item><item><title>SANAT - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yakup-kadri-karaosmanoglu-403396.html</link><description>yakup kadri karaosmanoğlu</description></item><item><title>ANADOLU ATEŞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?anadolu-atesi-374604.html</link><description>ANADOLU ATEŞİ    (Miyase Sertbarut)&lt;br/&gt;I.BÖLÜM&lt;br/&gt;KİŞİLER&lt;br/&gt;ANNE .......... (45-50 yaşlarında)&lt;br/&gt;ŞEFİKA ......... (25-26 yaşlarında)&lt;br/&gt;RIZA ............. (8-9 yaşlarında)&lt;br/&gt;ZELİHA ......... (8-9 yaşlarında)&lt;br/&gt;ÖMER ............ (8-9 yaşlarında)&lt;br/&gt;MEMDUH BEY (25-30 yaşlarında)&lt;br/&gt;I. ADAM&lt;br/&gt;II. ADAM&lt;br/&gt;BİR KADIN&lt;br/&gt;HALİDE EDİP&lt;br/&gt;BİR GENÇ&lt;br/&gt;EFEKT: GİRİŞ MÜZİĞİ&lt;br/&gt;HIZLA AÇILIP ÇARPILARAK KA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PANAN BİR KAPI&lt;br/&gt;ANNE: Evladım kaçtır söylüyorum, çarpma şu kapıları.&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Anlaşılan yine heyecanlı bir şeyler olmuş. Ne oldu Rıza? Kurbağaların en fazla kaç metre zıplayabildiğini mi keşfettin?&lt;br/&gt;RIZA: Hayır hala. Bahçede bir kertenkele bulduk.&lt;br/&gt;ANNE: Öyle mi? Büyük müydü bari?&lt;br/&gt;RIZA: Önce büyüktü, ama sonra küçüldü.&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Ne diyorsun sen Rıza? Önce büyük olan bir şey sonra nasıl küçülür?&lt;br/&gt;RIZA: Kuyruğunu kopardık, onun için öyle oldu.&lt;br/&gt;ANNE: Ayıp size, çok ayıp! Yazık değil mi? Niçin eziyet ettiniz hayvana? Bu gece rüyana girerse görürsün.&lt;br/&gt;RIZA: Sahiden rüyama girer mi anne?&lt;br/&gt;ANNE: Girer ya... Ben de küçükken bir kurbağaya taş atmıştım da yaralanmıştı, sonra hep rüyama girip beni korkuttu.&lt;br/&gt;RIZA: Ama Ömer dedi ki kuyruk yeniden çıkarmış. Kuyruğu yine uzar değil mi hala?&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Bilmiyorum Rızacığım, ama koparmasaydınız iyi olurdu. &lt;br/&gt;RIZA: Gidip yapıştırayım mı?&lt;br/&gt;ANNE: Bir daha bulamazsın onu, çoktan kaçmıştır, hem kopan kuyruk yapışır mı hiç? Artık olan olmuş. Bir daha yapma oldu mu oğlum?&lt;br/&gt;RIZA: Peki anne! Ben gidip oynayacağım.&lt;br/&gt;EFEKT: AYAK SESLERİ UZAKLAŞIR&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Çocukluk ne garip değil mi yenge? Bazı oyunların sonuçta nasıl kötü bir duruma yol açabileceğini düşünemiyorlar.&lt;br/&gt;ANNE: Çocuk aklı işte, yapıştırmayı denemese bari.&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Kertenkelenin kopan kuyruğu bana ne düşündürdü biliyor musun yenge? Bizim memleketin halini. &lt;br/&gt;ANNE: Ayıp Şefika, koskoca vatan toprağını bir kertenkeleye nasıl benzetirsin!&lt;br/&gt;ŞEFİKA: (ÜZGÜN) Düşünsene yenge, o geniş topraklardan ne kaldı geriye? Şimdi elimizdekini de paylaşmaya çalışıyorlar. Biz de kertenkele gibi her saldırıda kuyruğu bırakıp savuşuyoruz. Belki bir gün başımızla birlikte gövdemiz de gidecek.&lt;br/&gt;ANNE: Sus sus, Allah göstermesin o günleri. İnşallah kurtulacağız bu işgalden.&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Anadoludan gelen haberler hiç iç açıcı değil ki, umutlanmak için yolunda giden bir şeylerin olması gerekir. İtalyanlar Antalyadaymış şimdi, ne yapıyorlarmış biliyor musun yenge,?&lt;br/&gt;ANNE: Yine mi zulüm? Anlatma nolur, içim kaldırmıyor...&lt;br/&gt;ŞEFİKA: (ÖFKELİ) Zulüm değil yenge, tam tersi, halka ilaç, yiyecek, battaniye yardımı yapıyorlarmış.&lt;br/&gt;ANNE: Ben de katliam yaptıklarını sandım, sanki kötü bir şeymiş gibi anlatıyorsun.  &lt;br/&gt;ŞEFİKA: Asıl bundan korkmak gerek yenge. Çünkü dağıttıkları unla, pirinçle, şekerle vatandaşlarımızı avlamaya çalışıyorlar. Sahipsiz kalmış bu bereketli toprakları halkı isyan ettirmeden avlamaya çalışıyorlar. Anlatılanlara göre, karış karış gezmişler oraları, tarihi eser bile aramışlar. Ormanları madenleri keşfe çıkmışlar.&lt;br/&gt;ANNE: Ah! Ne olacak bu memleket söylesene Şefika, herkes bir tarafından çekiştiriyor! Ağabeyin için de kaygılanıyorum. Rıza de çok soruyor: Babam ne zaman gelecek, babam ne zaman gelecek?.. Dilinde hep bu...&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Ben de ağabeyimle gitseydim keşke... &lt;br/&gt;ANNE: Kız başına ne yararın dokunacak ki Şefika?&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Ama İstanbulda oturup olup  biteni uzaktan  izlemek daha çok acı  veriyor. Bana göre de işler vardır, yemeklerini yaparım, yaralarını sarar, doktora yardım ederim.&lt;br/&gt;ANNE: Ama sen böyle bir eğitim almadın ki Şefika.&lt;br/&gt;ŞEFİKA: Öğrenirdim yenge, ağabeyim Manisadan döner dönmez mutlaka danışacağım bu meseleyi.&lt;br/&gt;EFEKT: GEÇİŞ MÜZİĞİ&lt;br/&gt;(BAHÇEDE ÇOCUK VE DOĞA SESLERİ) &lt;br/&gt;RIZA: Bak Ömer, üsteğmen evine geliyor. Koşup selam verelim mi?&lt;br/&gt;ZELİHA: Siz de ne anlarsınız sanki bu selamlaşmadan? Zaten adamcağız bütün gün selam alıp selam veriyor.&lt;br/&gt;ÖMER: Sen anlamazsın Zeliha, bizim selamımız ona kuvvet veriyor.&lt;br/&gt;ZELİHA: Nereden biliyorsun Ömer?&lt;br/&gt;ÖMER: Kendisi söyledi.&lt;br/&gt;RIZA: Zaten o bizi hep büyük insanmışız gibi görür. Her şeyi anlatır, çocuk diye hor görmez.&lt;br/&gt;ZELİHA: (HEVESLİ) İyi  o zaman, ben de selam vereyim, hadi koşalım.&lt;br/&gt;EFEKT: ÇOCUKLARIN KOŞMASI&lt;br/&gt;MEMDUH: Merhaba çocuklar! Nasılsınız?&lt;br/&gt;ÇOCUKLAR: (ASKERCE) Sağ olun komutanım!&lt;br/&gt;MEMDUH: Siz de sağolun çocuklar! Rahat...&lt;br/&gt;EFEKT: GÜLÜŞMELER&lt;br/&gt;RIZA: Bugün iyi haberleriniz var mı komutanım?&lt;br/&gt;MEMDUH: Üzgünüm çocuklar! Keşke size güzel haberler getirmiş olsaydım, ama işgal sürüyor ve yayılıyor. Bugün en acısını yaşadık.&lt;br/&gt;ÖMER: Ne olmuş?&lt;br/&gt;ZELİHA: (ÜZGÜN) Yoksa bizim askerler yeni</description></item><item><title>DUVAR RESMİ TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?duvar-resmi-tarihi-375369.html</link><description>DUVAR RESMİ TARİHİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Duvar resmi bir duvar yada tavat yüzeylerine yapılan resimdir.İnsanların yaşadıkları mekanları süsleme içgüdüsünden doğmuş,onların düşünce, duygu ve inançlarını yansıtabildikleri bir iletişim aracı olmuştur. Tarih öncesi çağlarda Resim ve simgeler Bütün boş alanlara(duvar-tavan-döşeme)belli sınırlar olmadan çizilmiştir. Anadolu&quot;da Neolitik ve Kalkolatik Çağlara tarihlenen Çatalhöyük&quot;te Duvar resimleri büyük ölçüde mağara resimlerini anımsatmıştır. Ayrıca; Fransa&quot;daki&lt;br/&gt;Font-de-Gaume Mağarası,&lt;br/&gt;Gargas Mağarası,&lt;br/&gt;Niaux Mağarası,&lt;br/&gt;Trois Freres Mağarası,&lt;br/&gt;Lascaux Mağarası&lt;br/&gt;İspanya&quot;daki Altamira Mağarası bu dönemin en iyi korunmuş örnekleridir.&lt;br/&gt;Daha sonraları,özellikle yapının işlevi ve önemini belirtmek istenilince resimler sınırlı alanlar içine yapılmaya başlandı. Bu durumda yapının ölçeği, üslubu ve iç mekan etkisi kadar, ışık kaynağı,bakış yüksekliği gibi izleyici ile resim arasındaki ilişkilerde önem kazandı. Özellikle mezarlar, tapınaklar,kutsal alanlar ve katukomblarda görülen ilk duvar resmi örnekleri sınırları belirli dikey ve yatay alanlar kullanıldı. Bu erken örneklerde duvarın düz yüzeyi olduğu gibi kullanılıyor,yanılsamalı hacimlendirmeye gidilmiyordu. Duvarın yenilenen stilize örgelerle bezeli etek bölümünün üstünde kalan Düz alanlarda imgeler silüet olarak çiziliyordu. Tempera;çizimle birlikte duvar resminde uygulana ilk tekniktir.&lt;br/&gt;Duvar resmi doğrudan mimarlığa bağımlı olduğu için ,Resim türlerinden oldukça  farklıdır. Gerek kullanımı gerek desen ve tasarım, yapının mekansal oranda algılama açısından önemli değişiklikler yaratabildiğinden resim türleri içinde gerçek üç boyutluluğu veren tek türdür. Var olan mekanı değiştirirken aynı zamanda yapının bir parçası durumuna gelir. BİZANS duvar mozaiklerinde mimari biçime özel bir özen gösterildiği görülür. RÖNESANS ustaları yanılsamalı bir mekan duygusu yaratmaya çalışırken, BAROK sanatçılar çizdikleri resimlerle duvar ve tavanları bütünüyle yok etmeye yönelik bir anlayışla çalışmışlardır. Mimarlıkla organik ilişkisinden başka duvar resmini ikinci bir özelliği de geniş halk kitlelerine seslenebilmektedir.&lt;br/&gt;MISIR&quot;da duvar resim ve çizimleri eski krallık döneminde 3.sülaleden başlayarak özellikle soyluların mezarlarında görülür. Ayrıca bu dönemde kabartmalarda renklendirilmiştir. Orta Krallık Dönemi&quot;nde de süren bu resim türü Yeni Krallık Dönemi&quot;nde 18.sülalede doruk noktasına ulaşır. Teb ve Tel el-Armana&quot;da mezarlardan başka villa ve saraylarda da soyluların yaşamlarından sahneleri ve görkemli bahçeleri canlandıran doğalcı nitelikte resimler yapıldı.&lt;br/&gt;MİNOS Uygarlığı&quot;ndan günümüze ulaşan en güzel duvar resimleri Knossos Sarayı&quot;ndadır. Yunan dyuvar resminden bugüne örnek kalmamışsa da vazo resmindeki&lt;br/&gt; Gelişmeye ve yazılı kaynaklara dayanarak bu alana ilişkin bilgi edinilebilir. Roma Uygarlığı&quot;ndan günümüze ulaşan en önemli duvar resimleriyse Pompei&quot;dekilerdir.&lt;br/&gt;ASYA&quot;da Çin en eski duvar resimlerinin örneklerinin görüldüğü bölgedir. Han hanedanı döneminde malikane ve sarayların figürler, portreler ve öğretici tarihsel konularda benzerliği, edebiyat ürünlerinden anlaşılır. Hindistan&quot;dan Ajantu mağara tapınaklarında duvar resimlerinin en özgün Budacı örnekleri vardır. Türkistan&quot;ın doğu bölgesinde Niş&quot;de (2. yy) ve Miran&quot;da (3. yy) duvar resimlerine rastlanır. Daha geç tarihli Bamyan ve Kızıl duvar resimlerinindeyse budacı etkiler görülür. Batı Türkistan&quot;daki en önemli merkez 3-4 yy&quot;larda Varahşa&quot;dır. Semerkant&quot;ta da benzer örnekler çıkarılmıştır. Varahşa Sarayı&quot;nın (7. yy) duvarlarında yüksek kabartma alçı panolar, ahşap oyma ile birlikte kullanılmıştır. Japonya&quot;da Nasa döneminde, Kore&quot;de de üç krallık döneminde 5. yy ortalarından itibaren Kogurya krallığı mezar odalarının duvarlarına çok renkli resimler yapılmıştır. Fresk tekniğindeki bu resimlerde önceleri gömülü olan kişinin portresi, sonraları da yaşamından sahneler işlenmişti. Çoğu kez dağ gibi engebeli alanlar düz yüzeye kil parçaları eklenerek canlandırılmıştı. İlk dönem Kogurya resimlerinde Çin&quot;dekilrden etkilenmiş zarif çizgiler egemendir. Orta dönemde atak ve canlı bir üslup, geç dönemdeyse (7. yy) yine Çin etkisinde zarif imgeler görülür. Ayrıca bu evrede fresk tekniği de oldukça gelişmiştir.&lt;br/&gt;Ortaçağ&quot;da Bizans Sanatı&quot;nda ikonoklazm dışında duvar resimleri yaygın biçimde kullanıldı. Kapadokya&quot;daki kaya kilis</description></item><item><title>SANAT - TEZHİP SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-tezhip-sanati-403272.html</link><description>tezhip sanatı</description></item><item><title>SANAT - TASARIM KAVRAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-tasarim-kavrami-403354.html</link><description>tasarım kavramı</description></item><item><title>TITANIC</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?titanic-390047.html</link><description>TITANIC&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         89 yıllık  efsane geri göndü.Hemde çok yüksek bütçeli bir film ile.James Cameronun yönetmenliğini yaptığı bu film  çok kısa bir sürede hasılat rekorları kırdı.Neredeyse tüm seyirciler filme bayıldılar.Zaten beğenilmeyecek bir film değil doğrusu.Filmin beğenilmesinin bir sebebide Leonardo Dicaprio ( yani Jack Dawson) oldu.Leo bu filmle kendini tüm dünyaya tanıttı.Hayranları milyonlara ulaştı.Fakat bu filmdeki başarısı kadar &quot;The Beach&quot; filminda başarılı olamadı.Bu film onun hayatında belkide bir dönüm noktası oldu.Aslında bu film  çevrilmiş tek &quot;Titanic&quot; filmi değil.Bu filmden önce oldukça eski yıllarda çevrilmiş filmler var.Ben bunlardan birkaçını izledim fakat beğendiğimi söyleyemem.Bence bu filmler oldukça ucuza mal olmuş ve sadece çevrilmiş olmak için yapılmış.Özelliklede batış sahneleri 1-2 dakikadan ibaret.Fakat karşımıza çıkan bu son filmin neredeyse yarısından fazlası geminin batışını sergiliyor.Ama ne yazıkki bu filmde de bol miktarda hata çıkıyor karşımıza.En basitleri ise ( bu hatayı neredeyse her filmde görmek mümkün) herhangi bir yüzeyden kameraların görünmesi.Açıkcası filmi 3-4 kez izlememe rağman bu hataları çok zor fark ettim.Zaten tahminimce filmi izleyenlerin çoğu da farketmemiştir.Filmin en önemli özelliklerinden biri ise kocaman bir havuzu Atlantik Okyanusu gibi gösterebilmeleriydi.Gerçekten oldukça uğraşılmış olduğu gözden kaçmıyordu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bugüne kadar çekilen filmlerin arasında en duygusal olanı bu sanırım.Çünkü gerçekten çok acıklı bir aşk hikayesi anlatılıyor filmde.Fakat çok garip rastlantılarda var.Örneğin Jack Dawsonın (Leonardo Dicaprio) gemi biletini bir poker oyununda geminin kalkışına 5 dakika kala kazanması gibi.Film ilk  siyah-beyaz olarak geminin yola çıkışını gösteriyor.Sanki o yıllarda çekilmiş gibi.Tabi bu arada fondaki müzik de çok etkiliyor insanı.Derken farklı karelere geçiş oluyor.Bir araştırmacı ve gurubu bu gemiyi araştırıyor.Bu sahneler oldukça başarılı çekilmiş.Gerçekten suların altında bulunan gemiyi g</description></item><item><title>OSMANLI ÇİNİ VE SERAMİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?osmanli-cini-ve-seramikleri-418994.html</link><description>bizans imparatoru romanos diogenes&quot;in bozguna uğraması ve ı07i&quot;de, van gölü&quot;nün kuzeyindeki malazgirt&quot;te selçuklu sultanı alp arslan tarafından tutsak edilmesi. küçük asya&quot;nın kapılarım türk uygarlığına ve islam dinine açtı. önceden iran&quot;a ve mezopotamya&quot;ya yerleşmiş olan türkler, konya&quot;da, &quot;rum selçukluları&quot; olarak da bilinen anadolu selçuklu devleti&quot;ni kurdu ve anadolu&quot;da egemenlik alanını genişleterek bizanslılar&quot;ı geriletti. orta asya&quot;dan gelen pek çok göçebe türk ve türkmen boyu. böylece anadolu&quot;ya girerek, zaman içinde yerleşik yaşama geçti. daha sonra rum selçukluları bölündü, bu devlet yavaş yavaş parçalanırken türkmen boylarının özerkliği arttı. bu boylar kendi topraklan üzerinde özerk yönetim birimleri (beylikler) kurdular; ısos&quot;te selçuklu devleti&quot;nin tamamen yok olmasıyla birlikte beylikler de bağımsızlıklarını kazandı. osmanlı imparatorluğu, işte bu beyliklerin birinden doğacaktı.&lt;br/&gt;ataları oğuz türkleri&quot;nden ulan osmanlı beyliği anadolu&quot;nun kuzeybatısında kuruldu ve egemenlisini...</description></item><item><title>TİYATRO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-344857.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I)ELIZABETH DÖNEMİ TİYATROSU3&lt;br/&gt;II)WILLIAM SHAKESPEARE5&lt;br/&gt;III)SİNEMADA TİYATRO UYARLAMALARI8&lt;br/&gt;IV)SHAKESPEARE UYARLAMALARI&lt;br/&gt;ı) Sessiz dönem10&lt;br/&gt;ıı) Sesli dönem11&lt;br/&gt;ııı) Kronoloji12&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SONSÖZ14&lt;br/&gt;KAYNAKÇA15&lt;br/&gt;FOTOĞRAFLAR16&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küçüklüğümden beri tiyatroya olan tutkum, üniversite yıllarımda sinemaya duyduğum ilginin atağa geçmesi ve ismini duyduğum andan itibaren Shakespeare&quot;in neden bu kadar vazgeçilmez olduğu düşüncesi, beni bu çalışmayı hazırlamaya yöneltti.&lt;br/&gt;Bu çalışma sonucu görmek istediğim, tüm dünyada yabancı dillere en çok çevrilen ve adından en çok söz ettiren oyun yazarı Shakespeare&quot;in, yalnız tiyatro için değil, beyaz perde için de bir kaynak olabileceği.&lt;br/&gt;Yararlandığım, kaynakçada adı geçen tüm yazarlara teşekkür ederim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zeynep Öztekin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I)ELIZABETH DÖNEMİ TİYATROSU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başlarda İngiliz tiyatrosu Rönesans&quot;taki İtalyan tiyatrosunun arkasından topallayarak giden bir sanattı. XVI. yüzyılın ikinci yarısının başlarında İngiltere&quot;de Aristo&quot;nun iyi kurulmuş komedyalarına ya da Machiavelli&quot;nin mizahına yetişecek bir kimse ortaya çıkmamıştı. Bunun için de, Sir Philip Sidney, haklı bir yolda kendi döneminin tiyatro eylemini yürüten kişilerini suçluyordu. Ancak XVI. yüzyılın sonuna doğru İngiltere&quot;de antik Yunan tiyatro adamlarına bile parmak ısırttıracak bir tiyatro eylemi doğdu.&lt;br/&gt;Bu geç kalış ve sonra birden bire yükseliş nedendi? Çeşitli olan bu nedenleri, özetlememiz gerekiyor. Rönesans, Avrupa&quot;nın öteki ülkelerini etkilediği gibi İngiltere&quot;yi de etkiledi. Çoktan beri unutulmuş bir kültürün bulunması, sanat ve edebiyat çevrelerini heyecanlı bir işin içine sürüklemişti. VIII. Henry&quot;nin sarayında Roma tiyatrosunun en güzel örnekleri Latince olarak oynanıyordu. Ancak, öteki Avrupa ülkeleriyle önemli farklar vardı. İtalya&quot;da olduğu gibi bu oyunlar çeşitli saraylarda ve bir kültür yarışması biçiminde temsil edilmiyordu. Fransa&quot;daki gibi bir iç savaş da yoktu. İspanya&quot; da izlenen dar görüşlü bir çevre bulunmuyordu. Katoliklerle Protestanlar arasındaki çatışmaya son verilmişti. VIII. Henry&quot;nin devrimleri ülkeye bir huzur ve güven ortamı getirmişti. İngiltere için Rönesans, yalnız antik kültürün yeniden canlandırılması değil, aynı zamanda ulusal birliğin, ulusal Kilise&quot;nin kesin bir biçimde kurulmasıydı. Bu birlik ne İtalya&quot;da ne de Fransa&quot;da vardı. İspanya&quot;da ise ulusal birlik kavramı henüz tam olarak gelişmemişti. Üstelik, İspanya, İngiltere gibi parlak bir gelecek için değil, parlak bir geçmişin kalıtları arasında yaşıyordu. XVI. yüzyıl içinde İngilizler, kendi güçlerinin farkına varmaya başladılar.&lt;br/&gt;Bu hava içinde, klasik kültüre yönelen İngiliz tiyatro eylemi, bir yandan da ulusal özelliklerin dürtüsünü hissetmeye koyuldu. Yıllar geçtikçe klasik kültürden kopan, ulusal birliklerini ve bağımsız kilisesini kuran bu ülke aydınları kendilerine özgü bir kültürü oluşturma yolunu tuttular. Öbür ülkeler, Roma Katolik Kilisesi&quot;nin etkisiyle kendi kültürlerini geliştirme işinde geç kalıyorlardı. Oysa İngilterede ulusal özelliklerini ortaya çıkarabilmek için hemen hemen tüm olanaklar hazırdı. XVI. yüzyılın sonlarına doğru, o zamana kadar yenilmez olduğu bilinen İspanyolların büyük deniz filosunu yenmeleri ve parlak bir dış politika gütmeye &lt;br/&gt;başlamaları İngilizlerin kendi kültürüne yönelişlerini bütün alanlar da daha da etkiledi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı akademik çevrelerin klasik kültürü ve onun getirdiği kuramları kabul ettirmede gösterdikleri çaba kendilerine dönen halk sanatçıları tarafından gölgelendi. Her yerde olduğu gibi ilkönceleri tiyatroda amatör çabalar görüldü. Ancak kısa bir süre sonra Kraliçe ve saraylılar profesyonel oyuncuları yeğ tutmaya başladılar. Daha önce 1493&quot;te kurulmuş ( Lusores Regis ) &quot; Kralın Oyuncuları&quot;, sarayda düzenli gösteriler hazırlıyordu. XVI. yüzyılın ilk başlarında bu profesyonel topluluk sınırlı bir yolda görevini yapıyordu. Ama yıllar geçince bir topluluğun yetersiz olduğu kabul edilerek Kraliçe</description></item><item><title>BAĞIMSIZ-HOLLWOOD SİNEMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bagimsizhollwood-sinemasi-437993.html</link><description>Gönderen: Bağımsız-Hollywood Sineması &lt;br/&gt;Levent CANTEK &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı, ticari-Hollywood sineması ile Avrupa sanat sinemasının kimi özelliklerini kullanarak üretilen bağımsız-Hollywood filmlerinin, yine aynı dönemde Türkiye&quot;de üretilen kimi filmler üzerindeki etkilerini tartışmaktır. Aynı çerçevede benzerlikler ve ayrışmalar tespit ederek, global ölçekli sinemaya koşut olarak Türk sinemasının gelişimindeki farklılaşmayı belirleyebilmektir. &lt;br/&gt;Çalışmada iki temel varsayım tartışılacaktır. İlki, Bağımsız-Hollywood filmlerinin teknik biçimciliği ve senaryo yapılanmasının Türk sinemasını etkilediğidir. İkincisi, son beş yıl içerisinde üretilen yerli filmler, (oyuncu kullanımı, narsist ve marjinal anlatısal özellikleri, popüler sinema ile sanat sineması arasındaki film dili ve buna rağmen ticari sinemaya yaklaşma arzusuyla) Türk sinemasında yeni bir anlatım biçimi oluşturmaktadır. İki varsayım, etkilenme ve yenilik vurguları sebebiyle birbirleriyle çelişiyor görünmektedir. Ancak, sözü geçen etkilenme pejoratif bir içerikle tanımlanmamaktadır. Aksi anlamda bir etkilenme, kültür emperyalizminin bir parçasıdır ve kültürel olduğu gibi siyasal anlamda direniş tartışmalarına sebep olmaktadır. Çalışmaya temel alınan dönem, bu tür tartışmaların arkaik bulunduğu, genellikle konuşulmadığı bir zaman dilimine düşmektedir ki, film üreticileri Hollywood&quot;un mevcudiyetini kabullenmiş görünmektedir. &lt;br/&gt;Çalışmada kullanılan Bağımsız-Hollywood tanımlaması oldukça sorunludur. İlk olarak, sinemanın arz-talep dengesinde gelişim gösteren yapısı, bağımsız vurgulamasını çelişkili bir hale sokmaktadır. Ancak farklı biçimlerde kullanımı da sürmektedir; örneğin, Hollywood&quot;a alternatif bir gelenek olarak New York&quot;tan çıkan Amerikan filmleri  için bu türden bir tanımlama yapılmaktadır. Bütünlüklü bir tavır alıştan ziyade büyük dağıtım ve yapım şirketleriyle ilişki kurmadan üretilen filmler kastedilmektedir, bu bağımsızlıkta. Filmlerin ortak özellikleri ve anlatım biçimleri olduğunu iddia edebilmek de güçtür. Ancak klasik Hollywood öykücülüğünün ve anlatı kalıplarının dışında filmler oldukları söylenebilir. Öte yandan, Üreticilerinin Hollywood dışında olmaları Hollywood&quot;a film yapmayacakları anlamına da gelmemektedir (Kanbur, 1997). Çalışmamızda David Lynch ve Quentin Tarantino -ve daha sınırlı olarak Stone- filmlerini öne çıkartarak ele aldığımız tür sineması ise farklı biçimlerde tanımlanmaktadır. Sıklıkla postmodernizm ile birarada anılmaktadır (Büker, 1991:174-184; Öngören vd. 1994: 121-138; Jameson, 1994: 59-116; Öztur, 1997:25-30; Büyükdüvenci ve Öztürk, 1997 vd.), şiddet ve dehşet sineması (Öngören vd 1994; Atayman, 1997: 8-10; Altınsaray, 1998:74-5 vd.), Erkek öyküleri (Elayton, 1998), Kara Film (Sinema, Mart 1996) ve nihayet çalışmamızda kullandığımız biçimiyle Bağımsız - Hollywood  yapımları olarak tanımlanmaktadır (Açar, 104-105; Kolcuoğlu, 1998:80-81). Bütün tanımlama biçimleri kendi içerisinde tutarlı gözükmekle birlikte, çelişkili unsurlar da taşımaktadır. Bu, filmlerin kendine özgü eklektik yapısından kaynaklandığı kadar, sosyal bilimlerde yaşanan &quot;her metnin farklı biçimlerde okunabileceğine&quot; dair görüşün yaygınlık kazanmasıyla ilgili olduğu düşünülebilir. Filmlerin ticari başarısı ve popülerleşerek yaygınlaşması, tanımlama/anlama girişimleri ve beraberinde gelişen tartışmaları artırmaktadır. Çalışmamızda kullanmayı tercih ettiğimiz Bağımsız-Hollywood filmleri kavramı da, bu çelişkileri taşımaktadır. İçinde Bruce Wills olan herhangi bir şeyin (Pulp Fiction) bağımsız addedilemeyeceği  doğrudur (Roddick, 2000: 25). Ancak, ilk olarak Hollywood&quot;un global kültürün bir parçası değil neredeyse bütünü olması, ulusal kültürlere sızması ve ikinci olarak bu filmlerin Hollywood anlatım kalıplarının dışında öyküler anlatması sebebiyle bu kavramı kullanmayı tercih ettik. Bağımsız-Hollywood kavramındaki Hollywood bu kapsayıcılık nedeniyle kullanılmaktadır. Bağımsız vurgusu ise ekonomik işleyiş ve yapılanmayla ilgili değildir. Çünkü bu filmler Miramax  gibi</description></item><item><title>SANAT - SANAT EĞİTİMİNDE YARATICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanat-egitiminde-yaraticilik-403381.html</link><description>sanat eğitiminde yaratıcılık</description></item><item><title>RESİM - ZEKİ FAİK İZER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-zeki-faik-izer-401837.html</link><description>zeki faik izer</description></item><item><title>ISLAM HAT SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?islam-hat-sanati-420008.html</link><description>arapça hüsn: &quot;güzel&quot;, hat: &quot;çizgi&quot;, yazı ve hüsn-ı hat olarakta bilinir. hattatlık, hat eğıtımı, araç ve gereçlerı, teknığı, türlerı ...</description></item><item><title>AMERİKAN FİLM KLASİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?amerikan-film-klasikleri-442371.html</link><description>AMERİKAN FİLM KLASİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- Filmlerdeki bomba imha ekipleri genelde 2 kisidir ve bunlar bir bomba bulunca yok kirmızi kabloydu yok mavi kabloydu kavgasina tutusurlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2- Nedense bütün bomba imal eden kötü adamlar sanki kuralmis gibi mavi ve kirmizi kablolara takmis durumdadirlar. hiçbiride tutup ibnelik olsun diye tek renk kablo kullanmazlar. (Imha ekipleri acayip döt olurlardi ama di mi?)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3 - Delta timi (yada balta timi diyelim) askerleri her ne hikmetse uçak, helikopter, uzay gemisi, nükleer denizalti gibi her halti kullanabilmektedirler. helal valla.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4- Eger filmin basinda cezaevine tutuklu tasiyan bi otobüs veya benzeri bisey (bakiniz: Con Air- Judge Dreed) varsa kesin devrilir ve mahkumlar kurtulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5- Bilimkurgu filmlerinde 3000 yilina bile gelinse kesin olarak klasik tabanca ve mermi geyigi döner.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6- Dögüs filmlerindeki bütün büyük turnuvalar nedense allahin Xtir ettigi uzakdogunun issiz bi adasinda yapilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Beyaz zenciye:Hey ahbap senin tek sorunun ne bilişyo musun? Kafandan büyük beyaz ,pis bir kıçının olması..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Neden gidip o koca kıçını becermiyorsun ha!&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Hey yabancı sen de kimsin ha!&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜRK FİLMLERİNDEN KLİSE REPLİKLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Güzel oldugunuz kadar küstahsiniz da. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Annecigim, ben bu amcayi çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bana annemi tekrar anlatir misin babacigim? Senin annen bir melekti yavrum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Neden agliyorsun annecigim? Hayir yavrum aglamiyorum. Gözüme toz kaçti. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Benim de senin yaslarinda bir oglum vardi evladim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadim, bunu anlamadin mi hala? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Aktör veya aktris amansiz bir hastaliga -genellikle ince hastaliga- tutuldugu zaman sevgilisine söyledigi ilk cümle.) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Annen sen dogarken öldü yavrum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Nolur gerçegi söyleyin doktor yasayacak miyim? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-O kizla evlenirsen, seni mirasimdan mahrum, evlatliktan men ederim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Nayir Nalan, nolamaz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Hayir siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Tanrim, bu resim... Bu resim...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kizisin. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Biz ayri dünyalarin insanlariyiz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Aman tanrim, göremiyorum... Göremiyorum... Kör oldum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Görüyorum... Görüyorum ... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Evlenince pembe panjurlu bir evimiz olacak. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Aman Allahim, ne kadar mesudum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Hayir! Durun! Kemal suçsuzdur! Aradiginiz suçlu benim! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Durun, siz evlenemezsiniz. Siz kardessiniz! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bizim bu dünyada yasamaya hakkimiz yok mu be hakim bey abicim. Ha? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bu ses ... Bu ses ... Olamaz! Git! Git buradan! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Vücuduma sahip olabilirsin ama ruhuma asla. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Üstlendigin vazife çok mühim Kemal, bu görevi layikiyla yapacagindan eminim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Ben kör bir gencim, hayatimi keman çalarak kazanirim. Reca ederim, duygularimla oynamayin. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Sen arkadasimin askisin. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Sizi ebediyete kadar bekleyecegim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Lütfen haddinizi biliniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Metanetinizi muhafaza ediniz. Tanridan ümit kesilmez. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Tanrim ne kadar bedbahtim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bana yillar önce çilgincasina sevdigim bir kadini hatirlattiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Babanin kanini yerde koma ogul. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Iste bana yazmis oldugun ask dolu mektuplar. Meger hepsi yalanmis. Al bunlari. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Hayir Tamer... Olaylar sandigin gibi degil. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Fakirsin sen! Fakir! Fakir! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Beni paranla satin alabilecegini mi sandin? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bu resimdeki amca kim anne? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Sen kaç yigidim, ben onlari oyalarim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Hayir! Hayir! Tertemiz hislerimle oynadin benim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Biliyordum! Ölmedigini biliyordum Rifat. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Oh, ne saadet! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Yaa Justinyanus, iste buna Osmanli tokadi derler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Yettim yigidim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Yavrum Istanbul sana neler etmis? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Saadet dolu yuvamiza kara bir gölge düsürdün. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bizim gibi insanlar serefleri için yasar, namuslari için ölürler, ama sen bunu anlayamazsin. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Ben artik yarim bir insanim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Çocuğumun ameliyat parasi için yaptim her seyi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Aglamak istiyorum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Demek ikimiz de ayni kadini sevdik. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Olmadi Neriman, yapamadim. Seni unutamadim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Ben sirtimda tas tasir, yine seni okuturum yavrum. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Söyleyemedim anne, babamin simitçi oldugunu yine söyleyemedim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Son nefesimde her seyi itiraf etmek istiyorum. Katil benim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Demek askimiz bir yalandi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Parayla</description></item><item><title>HAYATBANK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayatbank-354444.html</link><description>HAYATBANK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oyun bir bankada geçiyor. Veznede duran bankacı bayanla, 23-24  yaşlarında  bir bayanın dialoğu ile başlıyor. Müşteriler arka arkaya sıralanmış haldedirler. Nurten, Soner, Şirin, Nesli, Elif ve Arzu olarak.  Kapıda da bir koruma  görevlisi bulunmaktadır.&lt;br/&gt;NURTEN - iyi günler, benâ€¦ (Bankacı, başka bir işle ilgilemektedir.)&lt;br/&gt;NURTEN -  Merhaba , ben hazine bonosu almak istiyorum.&lt;br/&gt;SEMRA -  Bir saniye, evet?&lt;br/&gt;NURTEN -  Hazine bonosu almak istiyorum, faizleri öğrenebilir miyim?&lt;br/&gt;SEMRA -  %23, en yakın 3 aylık, 3 aydan sonra bozdurabilirsiniz.&lt;br/&gt;NURTEN -  Peki, benim hesabımda 8 milyar 650 milyon olacak, mümkünse hepsiyle almak istiyorum.&lt;br/&gt;SEMRA -  Tamam, bir  bakalımâ€¦ Haziran&quot;ın 9unda 9 milyar 300 milyon olacak. (Nurten&quot;in yüzüne bakar)&lt;br/&gt;NURTEN -  Güzel.&lt;br/&gt;SEMRA -  (Kağıdı uzatır) Buyrun. (Defterine işler, defteri de uzatır).&lt;br/&gt;NURTEN -  (Defteri alır) Teşekkür ederim.&lt;br/&gt;Nurten tam arkasını dönmüştür ki 25 yaşlarında bir adamın, elindeki tabancayı alnının ortasına  doğrulttuğunu görür. Donup kalmıştır.&lt;br/&gt;SONER -  Sakın, hareket etme.&lt;br/&gt;(Kadının boynuna kolunu dolayarak onu ters çevirir, tabancayı şakağına dayayarak bir iki adım geriler)&lt;br/&gt;SONER -  Herkes yere yatsın!&lt;br/&gt;(Kimse yere yatmaz, herkes donuk bakışlarla soyguncuya bakar; bunun üzerine Soner havaya bir el ateş eder)&lt;br/&gt;SONER -  Herkes yere yatsın, dedim !&lt;br/&gt;(Müşteriler panikle yere yatarlar, bu arada Eyüp (koruma görevlisi) veznelerden birinin arkasına saklanır, cebinden telefonunu çıkarır ve imdat çağrısı verir. soyguncu  elleri ve sesi titreyerek bankacı kadına  bir torba fırlatır;&lt;br/&gt;SONER -  Kasadaki tüm parayı şu poşetin içine doldur, hemen?&lt;br/&gt;(Kadın , poşeti titreyen elleriyle alır, paraları doldurmaya başlar ; kasıtlı olarak ağırdan almaktadır, ortam iyice gerilir. Rehine kız paniklemiş ve çırpınmaya başlamıştır. Soner kızı sert bir hamle ile hareketsiz hale getirir. Yerde kıpırdamaya  başlayan müşterilere silahını doğrultur)&lt;br/&gt;SONER -  Kıpırdamayın , kıpırdayanı vururum, yemin ederim, gözümü kırpmadan vururum.&lt;br/&gt;Bankacı poşeti adama karşıdan uzatır. Soyguncu poşeti alır ve yavaş adımlarla kapıya doğru ilerler. Kızı hala bırakmamıştır. &lt;br/&gt;SONER -   Kimse hareket etmesin. İşte bu kadar, kimsenin canı yanmadan bitti. Tamam mı? Hiçbir sorun yok.&lt;br/&gt;Tam kapıyı  açmak  üzeredir ki  dışardan, polis arabalarının sirenlerini duyar. Olduğu yerde kalır, birden panikler.&lt;br/&gt;SONER -  Kahretsin! (Vezneye doğru hızla ilerler ve Semra&quot;ya bağırır)&lt;br/&gt;SONER -  Kim haber verdi, hemen nasıl haberleri oldu ha?&lt;br/&gt;Müşterilere döner, kollarında hala Nurten vardır.&lt;br/&gt;SONER -  Telefonlarınızı çıkarın! Bunu nasıl düşünemedim? Hepiniz telefonlarınızı çıkarıp buraya atın. (Ayağıyla  bankanın  bir köşesini gösterir)&lt;br/&gt;Herkes hızla onun dediğini yapar, telefonlarını çıkarıp, köşeye fırlatırlar. Soner bilinçsizce sağa sola dönmektedir.Zaten başından beri titriyor olan vücudu daha da titremeye başlar. Elindeki kızı, diğerlerinin yanına  fırlatır, kız yere çöker, hırsız veznedeki  bayanı da yerinden alır, herkesin arasına fırlatır. Silahını hepsine birden doğrultur.&lt;br/&gt;SONER -  Sakin olun, kimseye bir şey yapmayacağım, sadece sakin olun.&lt;br/&gt;Kapıya doğru yürür, pencereden dışarı bakarken,&lt;br/&gt;SONER - Her tarafı sardılar, ne yapacağım ben?&lt;br/&gt;Yerde uzanmış olan müşteriler  yavaşca doğrulmaya başlarlar. Önce Şirin doğrulur. Biraz marjinal  bir görüntüsü vardır.  Sırtını duvara dayar, bacaklarını dizlerinden kıvırarak oturur. Rahatlığı, soğukkanlılığı dikkat çeker, donuk bir yüz ifadesi vardır. Biraz önce rehine alınmış kız, Nurten bir köşeye büzülmüş  sesle ağlamaktadır, yaprak gibi titremektedir. Bankacı, Semra , vezneye  yaslanmış durumdadır. Hırsız Soner, ise  kendi kendine konuşmaktadır.&lt;br/&gt;SONER -   Tamam, ne yapacağım, ben ne yapacağım? Bu şekilde planlamamıştım, böyle olmamalıydı.&lt;br/&gt;(Çaresiz ve paniklemiş bir tavrı vardır. Bir elinde para çuvalı,  bir elinde silah ordan oraya yürümektedir)&lt;br/&gt;SONER -  Kimse yerinden kalkmasın?&lt;br/&gt;ELİF -  Buradan sağlam çıkabileceğini mi sanıyorsun, dışarıda polis kaynıyor. Seni sağ bırakmazlar.&lt;br/&gt;SONER -  Kapa çeneni</description></item><item><title>GELENEKLİ TÜRK TİYATROSU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gelenekli-turk-tiyatrosu-383631.html</link><description>GELENEKLİ TÜRK TİYATROSU&lt;br/&gt; Zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya&quot;da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu biliyoruz. Türklerin sığır,yuğ,şölen adları verilen törenlerindeki gösteriler,gelenekli Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin yönetmen ve oyuncuları şaman adı verilen din adamlarıdır.&lt;br/&gt;Zamanla içeriği genişleyen dinsel törenler,geleneksel törenler haline gelir. Ergenekon Destanında yer alan demir dövme töreni bu örneklerden birini oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır., büyük bir alan sahne olarak kullanılırdı. Dede Korkut Öyküleri incelendiğinde ozan ve kopuzun dram sanatının bir parçası alarak kullanılırdı. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan dikkati çeker.&lt;br/&gt;Orta Asya&quot;daki Türklerin; dine,destan ve efsanelere dayalı dramatik gösterileri dışında tiyatro gelenekleriyle ilgili yeterli bilgimiz yoktur. Bilgilerimizin bir kısmı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. İslamiyet&quot;ten önceki tiyatromuzla ilgili araştırmalar yapan Sırp araştırmacı Nikoliç, Türklere ait ilkel biçimde yazılmış bir tiyatro metni bulunmuştur. Nikoliç&quot;in İslamiyet&quot;ten önceki dönemde oynandığı sandığı bu metnin konusu şöyledir; &lt;br/&gt;&quot;Türklerin Çinlilerle yaptıkları savaşlardan biri&amp;#8230; Bir Türk kahramanı savaşa gider. Evinde çocuğunu ve karısını bırakır&amp;#8230; O gittikten sonra eve bir Çinli gelir. Çinli,bu kadına göz koymuştur. Kocasının yokluğunda ona sahip olmak arzusundadır. Genç kadın kendini çok iyi savunur.. Çinli  kadını ele geçiremeyeceğini anlayınca,kadını yüzünden yaralar. Savaşa gitmekte olan Türk, unuttuğu hamaylısını almak için eve döner, yaşanan felaketi görür. Saldırgan Çinliyi kalbinden vurarak öldürür.&quot;&lt;br/&gt;11.yüzyılda İslamiyet&quot;i tamamen kabul etmiş olan Türkler, yeni kültürün etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık,gölge (hayal) oyunları cansız olduğu için,hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür,inanış ve yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı geliştirdiler. Gelenekli Türk Tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının kolları şunlardır:&lt;br/&gt;- Köylü Tiyatrosu Geleneği: Kırsal bölgelerde,köylerde görülen ,daha çok yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır.1- Bolluk,sevgi,savaş,kıskançlık,yoksulluk gibi konular işlenir.2- Köy seyirlik oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı,yörelere göre farklılıklar gösterebilir.3-Oyuncular genellikle profesyonel değildir.4- Kılık değiştirme,kişileştirme,maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir.5- Köylü tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.&lt;br/&gt;Halk Tiyatrosu Geleneği: Halk tiyatrosu geleneği içinde oyunların en yaygınları meddah,karagöz ve orta oyunudur. Bu oyunlar, köylü tiyatrosu geleneğine göre sosyal sanat anlayışına ve tiyatroya biraz daha yaklaşmış oyunlardır. Oyuncular,az çok profesyonel kimselerdir. Bu oyunlarda da doğaçlama geleneğine bağlıdır. Halk tiyatrosu içinde yer alan oyunlar,şehirlerde belli bir sahne anlayışı içinde sergilenir. &lt;br/&gt;Batı Tiyatrosu Geleneği: Batılı anlamda tiyatro geleneği tanzimatla başlamıştır. Çevreler, uyarlamalar ve ilk denemelerle kendi kendini gösteren bu gelenek günümüze kadar olgunlaşarak gelmiştir. Günümüzde de gerek devlet tiyatroları gerekse özel tiyatrolar bu geleneği kurumlaştırarak sürdürmektedir.&lt;br/&gt;MEDDAH: &lt;br/&gt;Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halk eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk Halk zekasının ve halkın,olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış,Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar,canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi ,sahnesi,elbiseleri,dekoru,kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekasına,bilgisine,söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu,klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce: &quot;Hak dostum hak&quot; diyerek çoğunlukla şiirsel beyitle öyküye girer.&lt;br/&gt;&quot;Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet&lt;br/&gt;Dinle imdi bende-i acizden hoş bir hikayet&quot;&lt;br/&gt;Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların,doğanın ve cansız nesnelerin seslerini</description></item><item><title>SANAT - YAŞAR NABİ NAYIR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yasar-nabi-nayir-403235.html</link><description>yaşar nabi nayır</description></item><item><title>SANAT - ALDOUS HUXLEY  AND BRAVE NEW WORLD</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-aldous-huxley-and-brave-new-world-406426.html</link><description>aldous huxley  and brave new world</description></item><item><title>OYUN İNCELEMESİ RAPORU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oyun-incelemesi-raporu-374868.html</link><description>I.KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;Oyunun adı Kral Oidipus, yazarı Sophaklestir. Tam olarak yazıldığı yıl bilinmemektedir. Yaklaşık olarak M.Ö.430 &amp;#8211; 441 yılları arasında yazıldığı tahmin ediliyor. Oyun perdelere ayrılmamıştır.&lt;br/&gt;Yunan tragedia&quot;sı perdelere ayrılmaz, başından sonuna kadar aralıksız oynanır; belli bölümlere ayrılmış olmakla beraber, tam bir bütün teşkil eder. &lt;br/&gt;1.Prologos: Başlangıç, konuya giriş. Aristo&quot;nun tarifine göre, Koro&quot;nun ortaya çıkmasından önceki bölümdür. İlk tragedia&quot;larda Prologos yoktu; Koro&quot;nun meydana çıkmasından önce, bir kişi tarafından uzunca bir &quot;tirade&quot; şeklinde söylenirdi. Prologos bittikten sonra Koro gelir, oyunun sonuna kadar sahneden ayrılmaz (Bu bölüm, Kral Oidipus&quot;ta, kahramanın saray önünde görünmesiyle başlar. Kreon&quot;un Delphoi&quot;den haberler getirmesi, Oidipus&quot;un Laios&quot;u öldüren adamı bulup ortaya çıkarmayı vadetmesi üzerine, saray önünde toplanmış olan halkın Rahip ile birlikte çıkıp gitmeleriyle biter).&lt;br/&gt;2.Epeisadion&quot;lar: Koro parçaları arasındaki bölümler (Oidipus&quot;da bunların sayısı dörttür:&lt;br/&gt;a.Oidipus ile Kahin Teiresias arasında geçen sahne.&lt;br/&gt;b.Kendini savunmak isteyen Krean ile Oidipus arasındaki seri tartışma; kraliçe İokaste&quot;nin gelip onları yatıştırmaya çalışması; Kreon&quot;un çıkıp gitmesi; İokaste ile Oidipus&quot;un şüphelerinin artması; Laios öldürüldüğü sırada kaçıp kurtulan tek adamını bulup getirmesini İokaste&quot;den istemesi.&lt;br/&gt;c.Korint hos&quot;tan gelen habercinin Polybos&quot;un öldüğünü bildirmesi; Palybos ile Merope&quot;nin Oidipus&quot;un öz babası ve anası olmadığını, çocukken kendisini nasıl bir çobandan alıp onlara verdiğini anlatması; Oidipus&quot;un o çobanı bulup getirmelerini istemesi üzerine, bundan vazgeçmesi için İokaste&quot;nin yalvarması; sözünü dinletememesi üzerine de, birden çıkıp gitmesi;&lt;br/&gt;ç.Laios&quot;un eski kölesi çobanın gelmesi, her şeyi söylemek zorunda kalması; hakikati anladıktan sonra, büyük bir ümitsizlik içinde, oidipus&quot;un saraya girmesi.&lt;br/&gt;3.Exodos: Eserin sonu (Saraydan gelen bir habercinin içeride olup biten tüyler ürpertici olayları anlatması; gözlerin ikör eden Oidipus&quot;un görünmesi; biraz sonra da Kreon&quot;un gelmesi; Oidipus ile çocukları arasında geçen sahne; Krean ile konuşması; nihayet, istemeye istemeye saraya girmesi, Koro başının sözleri üzerine tragedia&quot;nın sona ermesi).&lt;br/&gt;Koro parçaları da esas itibarıyla ikiye ayrılır:&lt;br/&gt;1.Parados: Progolos bittikten sonra Koro&quot;nun sahneye girdiği zaman söylediği ilk parça.&lt;br/&gt;2.Stasimon&quot;lar: İki Epeisodion arasında Koro&quot;nun söylediği parçalar (Kral Oidipus&quot;ta dört stasimon vardır).&lt;br/&gt;Oyunu dilimize Bedrettin Tuncel Çevirmiştir. Oyunu direk Yunanca&quot;dan değil Fransızca, İngilizce Metinlere başvurarak çevirmiştir. Oyunun tam olarak süresini bilmiyorum. Fakat Aristoteles&quot;in de Paetika&quot;da belirttiği gibi oyunu anımsamada bir zorluk çekilmeyecek uzunlukta olmalıdır.&lt;br/&gt;Oyun Thebai şehrinde, Oidipus&quot;un sarayının önünde geçiyor. Arka kısımda saray dekoru, saray önünde merdivenler, yan kısımlarda ise basamaklarla yükselen bir sunak.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;Antik Yunan&quot;da Krallık döneminden itibaren halkın haklarını koruyan yasalar çıkarılmış, vatandaşların yönetimde oy kullanması sağlanmıştır. Fakat nüfusun büyük bir bölümü de vatandaşlık hakkı olmayan kölelerden ve kadınlardan oluşuyordu. Böylelikle toplumda çelişkiler ortaya çıktı. Ülkeyi yönetmek için seçilen kişiler soylu ailelerden gelme oluyordu. Bu sınırlamaya rağmen Atina&quot;da demokratik bir yönetim gerçekleşmiş.&lt;br/&gt;Antik Yunan Tiyatro düşüncesi, çağın tiyatrosu, felsefesi ve toplum yaşamı ile bir bütün oluşturur ve tiyatro düşüncesinin evrimi içerisinde ilk önemli aşamadır. &lt;br/&gt;Peisistratus, Dionysos şenliklerinde tragedya yarışmaları başlatmıştır. Atina&quot;da tragedya ve komedyanın gelişmesinde en büyük etken toplumdaki bireyler arasında olan farklılıklar ve karşıtlıklardır. O dönemin filozoflarından Platon tragedyanın kişide acı hissi uyandırırken diğer yandan zevk vermesinin, bu iki durum arasındaki karşıtlığın aklı kullandıracağını, ruhsal sağlığa zararlı olacağını savunmuştur. Aristoteles ise tragedyanın kişiye zararlı olmayacağını sanatsal heyecanın kişiyi olumsuz yönde etkilemeyeceğini savunmuştur. Oyunun türü tragedyadır.&lt;br/&gt;&quot;Aristoteles&quot;in Poetika adlı yapıtında tragedyanın tanımı ağırbaşlı bir hareketin taklididir, anlat</description></item><item><title>SANAT - SADİ DİREN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sadi-diren-406442.html</link><description>sadi diren</description></item><item><title>ÇİZGİ FİLM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cizgi-film-sanati-374656.html</link><description>1.ÇİZGİ FİLM SANATI&lt;br/&gt;1.1. Çizgi Filmin Tanımı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizgi  film canlı ya da cansız nesneleri canlandırmak veya onlara yeni bir kimlik verme işlemidir. Ancak çizgi filmin yapılanma süreci içinde bu tanım yetersiz kalabilmektedir. Bu açıdan çizgi filmin Stephenson, &quot; hareketlendirme sanatı&quot; olarak kabul etmektedir. &lt;br/&gt;Çizgi film karikatür ve çizgi romana yakınlığı olan ama tümüyle bir yaratı alanıdır. Onunda kendine özgü yaratma teknikleri, anlatım dili ve yayınlanma ortamı vardır. En önemli öğesi devinimdir, anlatacağını onun aracılığıyla anlatır, uyandıracağı etkileri onu kullanarak sağlar. Bunu yanısıra hızdan ve yinelenmelerden de yararlanır. &lt;br/&gt;Bilinmesi gereken en önemli konu, canlandırma sinemasını kesinlikle hareketli karikatürler olmadığıdır.&lt;br/&gt;Canlandırma sineması sonuca ulaşmada birliktelik gerektiren bir yeni çağ sanatıdır. &lt;br/&gt;Çizgi film, karikatür, çizim, resim, kukla ve üç boyutlu nesneleri canlılarmış, hareket ediyormuş gibi göstermek için sinema tekniğinin grafik ve plastik sanatlara uygulanmasıdır. &lt;br/&gt;Ancak genel yapısı içerisinde belli bir sözlük terimi oluşturmak için yapılan tanımlama da: Çizgi film, Türk Dil Kurumu&quot;nca yayınlanan Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü&quot;nde &quot; tek tek resimleri ya da devinimsiz nesneleri gösterim sırasında devinim duygusu verebilecek içinde düzenlemek ve filme aktarma işi&quot; olarak geçmektedir. &lt;br/&gt;Tek kare çekebilen bir alıcı ile, hareketlerin çözümlenmiş pozlarının çizilmiş resimlerini ya da hareketsiz cisimlerin, göstericide hareket duygusu verecek biçimde yeniden düzenlenmesine &quot;Animasyon&quot; (Canlandırma), bu teknikle hazırlanmış filmlere &quot;Canlandırma filmi&quot; denir. Tip, karakter ve sahne tasarımlarının her karede çizilerek oluşturulması ile meydana gelen filmlere ise &quot;Çizgi film&quot; denir. Bu açıdan çizgi film, çizim ile gerçekleştirilen filmleri kapsar denebilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizgi film devam eden resimlerdir. Bu resimlerin her biri bir hareketin kısa süren anlarını oluşturur. Oluşturulan resimler filme alınır ve sonunda bir ekran üzerinde hareketli durumda gösterilerek resme canlılık etkisi kazandırılır. &lt;br/&gt;Animasyonun dilimizdeki karşılığı canlandırmadır.Animasyonun bir çok tanımı yapılmıştır. &quot;Animasyon anlık görüntülerin teknolojik işlemlerden geçirilerek devinen imajlara dönüştürme işlemine&quot; denir.  &lt;br/&gt;Animasyon, latince bir kelime olan &quot;animet&quot;e&quot;den gelmektedir. (Eng. Animated, Animation) Canlandırmak, canlılık, hareket, hayatiyet kazandırmak, resim ya da nesneleri hareketli ya da canlı oldukları yanılsamasını uyandıracak biçimde düzenleme işlemi.  &lt;br/&gt;Animasyon her çizimi her hareketin değişik anını gösteren resimler dizisinin, sinema filmine aktarılması olayıdır. &lt;br/&gt;Her karedeki resimleri ya da hareketsiz cisimleri gösteri sırasında, hareket duygusu verecek şekilde düzenleyerek çekimini yapma tekniğine animasyon (canlandırma sineması) denmektedir. Resim kareleri hızlı bir şekilde peş peşe oynatılarak animasyon elde edilmektedir. &lt;br/&gt;Bu açıdan dolayı &quot;Animasyon&quot; olarak bilinen &quot; canlandırma sineması&quot; resim ya da nesnelerin hareketi ve canlı olduklarını hissettirecek biçimde düzenlenmesi işlemidir. Durağan olan bir nesne ya da  resme hareket ve canlılık kazandırabilme çabası animasyonun temelini oluşturmaktadır. &lt;br/&gt;Çizgi filmler, diğer filmler gibi filme çekilen ve perde de gösterilen çizimlerdir. Bu çizimlerin filme çekilmesiyle hareket eden bir görüntü sağlanır. &lt;br/&gt;Çizmek direkt fiili anlam olarak resim yapmak, resmetmek, planlamak, tasarlamak gibi kavramları kapsamaktadır. Aynı kökten gelen &quot;çizgi&quot; sözcüğü ile elde edilen çizgi film ise; yapma filmler içinde özellikle bir biçimi tamamlıyor olsa da geniş anlamda düşünüldüğünde yapma film türü için genel bir ad olarak da kullanılabilir. &lt;br/&gt;Çizgi film ya da canlandırma sineması elle çizilerek yapılan resimlerin, canlandırma yöntemiyle hareketlendirilmesine dayanır.&lt;br/&gt;Canlı resim sözcüğü &quot; resim&quot;, &quot;karikatür&quot; anlamına gelen ingilizce &quot;cartoon&quot; teriminden türemiştir. Bu teknikle çevrilen filmler, daha önce film kuşağı üzerine birer fotoğraf gibi baskısı yapılan bir dizi resimle oluşur. Bu kuşak perdeye yansıtılınca üzerindeki resimler de canlanır, hareketlilik kazanır. &lt;br/&gt;Bu bakımdan çizgi film, hareket izlenimi veren, filme alınmış desenler dizisidir. Çizgi filmler, canlandırma sinemasının yalnızca bir dalıdır. &lt;br/&gt;1.2. Çizgi Filmin Tarihsel Gelişimi&lt;br/&gt;Gerçekte bugün, &quot;C</description></item><item><title>SANAT - JAK İHMALYAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-jak-ihmalyan-403221.html</link><description>jak ihmalyan</description></item><item><title>SANAT - ISPARTA  HALICILIĞININ TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-isparta-haliciliginin-tarihcesi-403414.html</link><description>ısparta  halıcılığının tarihçesi</description></item><item><title>YAĞLI BOYA RESİM TEKNİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yagli-boya-resim-teknigi-352697.html</link><description>YAĞLI BOYA RESİM TEKNİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Yağlı Boyada Gereçler&lt;br/&gt;Tuvaller- Astarlar&lt;br/&gt;Renkler&lt;br/&gt;Valör-Değer&lt;br/&gt;Paletin Hazırlanışı&lt;br/&gt;Yağlı Boyada Kullanılan Sıvılar&lt;br/&gt;GİRİŞ 2&lt;br/&gt;Etüde Hazırlık&lt;br/&gt;Doğadan Etüdler&lt;br/&gt;Boyalar&lt;br/&gt;Sanat Akımları-Ekoller&lt;br/&gt;Sanat Terimleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAĞLI BOYADA GEREÇLER&lt;br/&gt;Resim Kutusu&lt;br/&gt;Şövale-Ayaklık&lt;br/&gt;Palet&lt;br/&gt;Fırçalar&lt;br/&gt;Bıçak ve Gratuvar&lt;br/&gt;Gode ve Fırça Yıkama Kabı&lt;br/&gt;RESİM KUTUSU&lt;br/&gt;RESSAM  gereken malzemeleri beraber götürür.&lt;br/&gt;İşte bütün bu gereçleri adına resim kutusu denilen bir koruyucu içine yerleştirilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Resim kutusunun içine resim malzemelerinin düzenli olarak konulması için bölmeler yapılmıştır.&lt;br/&gt;ŞÖVALE-AYAKLIK&lt;br/&gt;Üzerine resim yapılacak yüzey şövale denilen üç ayaklı bir ayaklık üzerine yerleştirilir.&lt;br/&gt;Şövalelerin birçok tipleri vardır.&lt;br/&gt;Yaygın kullanılan iki tipi vardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İki ayaklı ve çarklı ağır çapta atölye şövaleleri ve üç ayaklı şövaleler..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PALET&lt;br/&gt;Yağlı boya resimde boyalar palet denilen ince ve hafif ceviz veya limon ağacından yapılmış bir yüzey üzerine sıralanırlar&lt;br/&gt;Paletler dikdörtgen ve oval biçimdedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En iyi paletler sert parlak ve hafif olanlardır. Bu tahtalar ,yüzeyleri zımparalandıktan ve yağlarla bazı işlemlere tabi tutulduktan sonra kullanmaya elverişli olurlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FIRÇALAR&lt;br/&gt;Boyaları palet üzerinde karıştırma ve bu karışığı tuval üzerine sürme işi fırçalar aracılığı ile olur.&lt;br/&gt;Yağlı boyada kullanılan fırçalar biçim ve türlerine göre iki bölüme ayrılırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biçimlerine Göre:&lt;br/&gt;Ucu sivri olan fırçalar&lt;br/&gt;Ucu yassı olan fırçalar&lt;br/&gt;Ucu toparlak olan fırçalar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kıllarının cinsine göre:&lt;br/&gt;Domuzların sert kıllarından yapılmış sert fırçalar.&lt;br/&gt;Çoğunlukla samur fırçalarının uçları sivri kıl fırçalarının uçları da kesik ve yassı olarak yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soğuk memleketlerde yaşayan yumuşak tüylü sansar tüylerinden veya göl kenarlarında yaşayan samur hayvanlarının tüylerinden yapılmış yumuşak fırçalar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;RENK KARIŞIMI&lt;br/&gt;Eşit ölçüde :&lt;br/&gt;Kırmızı ve sarı karıştırılırsa turuncu;&lt;br/&gt;Kırmızı ve mavi karıştırılırsa mor;&lt;br/&gt;Sarı ve mavi karıştırılırsa yeşil oluşur.&lt;br/&gt;Resim dilinde bunlara tamamlayıcı (komplemanter) renkler denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Komplemanter&lt;br/&gt;İki ana rengin eşit ölçüde birbiriyle karıştırılmasından meydana gelen yeni renk, karıştırmaya girmeyen üçüncü ana rengin koplemanteri olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AKROMATİZM&lt;br/&gt;Komplemanter renklerin karıştırılması sonucunda birbirlerinin renklerini yok ederek gri bir duruma düşmelerine akromatizm=renksizleşme denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;RENKLERİN YANYANA DURUMU&lt;br/&gt;Komplemanter renkler bu özelliklerinden başka birbirlerinin komplemanteri olmayan renklerle yan yana konuldukları zaman birbirlerinin etkisi altında kalarak aralarında dengeli bir armoni meydana getirirler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örneğin: Yeşil, mavinin komplemanteri turuncunun etkisi altında kalarak sarımtırak yeşil görünür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;RENKLERİN KARIŞTIRILMASI&lt;br/&gt;Güneş ışığındaki renkler birbirleriyle karıştırılırsa, yüzlerce renk nüansları elde edilir.&lt;br/&gt;Renklerin karıştırılmasını daha pratik göstermek için kırmızıdan başlamak üzere güneşin yedi ışığına numara verilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu işlemde ana renklere tek ve bunların arasında ki yardımcı renklere çift numara düştüğü görülüyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KONTRAST&lt;br/&gt;Komplemanter renkler karıştırılmayıp yan yana konulsa birbirinin görünüşlerini etkileyerek yalnız bulundukları zamanınkinden daha parlak bir görünüşe bürünürler ve karşılıklı birbirlerini beslerler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örneğin:Yeşil ve kırmızı yan yana konulsalar hemen yeşil renk parlak bir yeşil kırmızıda daha kırmızı ve koyu olur.</description></item><item><title>SANAT - YAĞCIBEDİR HALILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yagcibedir-halilari-403258.html</link><description>yağcıbedir halıları</description></item><item><title>RESİM - MATHART NEDİR?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-mathart-nedir-401897.html</link><description>mathart nedir?</description></item><item><title>ÇEKİMYERİ ARAŞTIRMASI YER MADRİD</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cekimyeri-arastirmasi-yer-madrid-350744.html</link><description>MADRİD HAKKINDA GENEL BİLGİ:&lt;br/&gt;Avrupa&quot;nın en batı ucundaki İberia yarımadası&quot;nın (Portekiz dışında) hemen hemen tümünü kaplayan İspanya&quot;nın yüzölçümü 504.783 kilometrekaredir.Atlantik Okyanusun&quot;daki kanarya Adaları, Akdeniz&quot;deki Balear Adaları ve Fas&quot;ın kuzeyindeki Ceuta (Septe) ve Melilla kentleri de İspanya&quot;ya aittir.&lt;br/&gt;Coğrafi olarak Türkiye&quot;ye çok benzeyen İspanya&quot;nın da üç yanı denizlerle çevrilidir.Kuzeyinde Cantabria Denizi, doğusunda ve güneyinde Akdeniz, batısında da Atlantik Okyanusu bulunur.Kuzeyi dağlık ve ormanlık olup büyük oranda yağmur almaktadır.&lt;br/&gt;Denizden 600-700 yükseklikteki orta bölüm tıpkı Anadolu Platosu gibi oldukça sıcak ve kurak bir tahıl bölgesidir.doğusu ve güneyi ise bilinen Akdeniz&quot;dir.&lt;br/&gt;İspanya idari olarak 18 bölgeye ayrılmıştır.Başkenti Madrid olan Madrid özerk bölgesi dışında kimi birkaç kimi tek bir ilden oluşan içişlerinde özerk olup, dışişlerinde Madrid hükümetine bağlı olan bu bölgeler şunlardır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Galicia&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Asturias&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.Cantabria&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.El Pais Vasco&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Navarra&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.Catalunia&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7.El Pais Valenciano&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8.Aragon&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9.Castilla-Leon&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.Castilla-La Mancha&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11.Extramadura&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12.Murcia&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13.La Rioja&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14.Andalucia&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15.Baleares&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16.Canarias&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17.Ceuta&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18.Melilla&lt;br/&gt;Halkının büyük bir çoğunluğu katolik olan İspanya&quot;nın büyük bir bölümünde İspanyolca konuşuluyor.Ancak Cataluna bölgesinin kendi dili Katalanca, Bask bölgesinin Baskça, Galicia bölgesinin dili ise Galicia Dilidir.&lt;br/&gt;Yazılı tarihi İ.Ö 10. yy.da başlayan İberik Yarımadası, Fenike ve Yunan kolonileri döneminden sonra 9. yy dan itibaren Keltlerin istilasına uğramış, yarımadanın yerli halkı olan İber&quot;lerin kendi uygarlıklarını geliştirmesinden sonra İ.Ö 1. yy. da Roma&quot;nın egemenliğine girmiş.Daha sonra sırasıyla Frankların, Vizigotların 7. yy. da da Araplarınistilasına uğramış.&lt;br/&gt;Yarımada&quot;nın güneyi 800 yıl  Emevilerin egemenliği altında yaşadıktan sonra kuzeydeki Katolik hükümdarların egemenliği ele geçirmeleriyle müslüman İspanya dönemi sona ermiştir.&lt;br/&gt;İşte tüm bu istilalar nedeniyle çok köklü ve renkli bir tarihe sahip olan İspanya&quot;nın her yerinde görülmeye değer birçok yer ve eser vardır.&lt;br/&gt;İspanyol insanı sıcak ve sevecendir.Yaşamayı yiyip içmeyi seven insanlardır.İspanyollar hayatı dolu dolu ve uzun yaşayan bir milletdir.Günlerini çabuk bitirmezler ve olabildiğince uzatırlar.&lt;br/&gt;Madrid&quot;in tarihi 9. yy.daki Arap Emiri Muhammed&quot;in dönemine uzanmaktadır.Ancak kentin bugünkü güzelliğini borçlu olduğu görkemli bulvarları ve meydanları 17, 18 ve 19. yüzyıllardan kalmadır.Tarihi ve turistik yerlerin yanısıra yemesi içmesi, gezmesi-eğlenmesi, alışveriş olanakları ve kültür hayatı ile de çok doyurucu bir kenttir Madrid.&lt;br/&gt;Madrid flamenko dansının ve müziğinin, boğa güreşlerinin parıldayan güneşin anavatanı olan bir kenttir.Ülke topraklarını ortasında kurulmuş, düzenli, temiz, ve tarihi güzellikleri olan bir şehirdir.Size verilen bu bilgilerden çok daha fazlasını sunar.Yüzyıllar öncesine dayanan bir tarihe sahiptir ve aynı zamanda Avrupa&quot;nın en önemli merkezlerinden birisidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ULAŞIM:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madrid&quot;de ulaşımınızı otobüs, tren, metro gibi size sunulan seçeneklerle sağlayabilirsiniz.Çok geniş bir metro hattına sahip olan kentte olaşım, çok daha kolay bir hal almaktadır.&lt;br/&gt;Metro nun kuruluşu 17 Ekim 1919&quot;a dayanmaktadır(3.5 km.).Şu anda ise bu hattın uzunluğu yaklaşık 76.6 kilometredir.&lt;br/&gt;Ulaşımda ayrı bir seçenek olan trenlerin kullanılması da mümkündür.Tren seferleri de çok yaygın olarak düzenlenmiştir.Servisler sabah 06:00 da başlayıp yine sabahın erken saatleri olan 02:00 a kadar sürmektedir.&lt;br/&gt;Eğer otobüsten faydalanmak isterseniz 24 saat sefer yapan otobüsler de son derece rahat ve konforludur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KONAKLAMA:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madrid&quot;de oteller, moteller, hosteller, apartlar size son derece konforlu ve aynı zamanda güvenli konaklama imkanları sunar.Bu kentte super De Luxe olarak 9 adet otel bulunmaktadır.Başkentte konaklama fiyatlarının ucuz olduğu söylenemez.Buranın bir turizm bölgesi olduğu düşünüldüğünde fiyatların da aynı oranda yükseldiğini görmek mümkündür.Ortalama bir 5 yıldızlı o</description></item><item><title>SANAT - ISPARTA HALICILIK TARİHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-isparta-halicilik-tarihi-403303.html</link><description>ısparta halıcılık tarihi</description></item><item><title>SANAT - SESSİZ SİNEMANIN SONU&amp;SESLİ SİNEMANIN İLK YILLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sessiz-sinemanin-sonusesli-sinemanin-ilk-yillari-403380.html</link><description>sessiz sinemanın sonu&amp;sesli sinemanın ilk yılları</description></item><item><title>SANAT - CANDAN ERÇETİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-candan-ercetin-403210.html</link><description>candan erçetin</description></item><item><title>SANAT - ADİLE NAŞİT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-adile-nasit-403337.html</link><description>adile naşit</description></item><item><title>UZAKTAN ALGILAMADA TEMEL KAVRAMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uzaktan-algilamada-temel-kavramlar-381190.html</link><description>UZAKTAN  ALGILAMADA  TEMEL KAVRAMLAR&lt;br/&gt;UZAKTAN  ALGILAMA  SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Danışman&lt;br/&gt; Yrd. Doç. Dr.  İhsan  BALCI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hazırlayan&lt;br/&gt;I. Çalışma  Grubu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ŞEKİLLER  TABLOSU&lt;br/&gt;Şekil 1.    Yeryüzü Kaynakl. Elektromanyetik Uzak. Algılaması6&lt;br/&gt;Şekil 2.    Bir Elektromanyetik Dalga.8&lt;br/&gt;Şekil 3.    Elektromanyetik Spektrum8&lt;br/&gt;Şekil 4.    Elektromagnetik Tayf Diyagramı.10&lt;br/&gt;Şekil 5.    Bazı Yeryüzü Temel Örtü Tip.Yansıma Karakteristikleri 12&lt;br/&gt;Şekil 8.    P Nokta Kay.  bir  dA  Alanı Üz.  Radyant Akısı14&lt;br/&gt;Şekil 9.    Dağınık Yansıma.15&lt;br/&gt;Şekil 10.  Karacisim  Işımasının Sıcaklığa Göre Tayfsal Dağılımı17&lt;br/&gt;Şekil 11.  Ter. Denge. Yarı Sonsuz İki Cisim Ar. Işınım Alışverişi19&lt;br/&gt;Şekil 12.  Rayleigh  Işık  Saçılması22&lt;br/&gt;Şekil 13.  Enerji Kaynakları, Atmosferik Etkiler 24&lt;br/&gt;Şekil 14.  Çeşitli Isılarda Siyah Cisim. Yay.Enerj. Sp. Dağılımı26&lt;br/&gt;Şekil 15.  İdeal Bir Uzaktan Algılama Sistemi35&lt;br/&gt;Şekil 16.  Fotoğraflama44&lt;br/&gt;Şekil 17.  Kararma Eğrisi46&lt;br/&gt;Şekil 18.  Değişik  &amp;#947;  Değ. Sahip Foto. Em. Kararma Eğrileri48&lt;br/&gt;Şekil 15.  Siyah-Beyaz Filmin Yapısı52&lt;br/&gt;Şekil  20. Siyah-Beyaz Pankromatik ve Kızılötesine Duy. Filmler56&lt;br/&gt;Şekil 22.  Renkli Kızılötesi Filmin Enine Kesiti60&lt;br/&gt;Şekil 23.  Delikli ve Mercekli Kameraların Kıyaslanması4&lt;br/&gt;Şekil 24.  Hava Kameraları10&lt;br/&gt;Şekil 25.  Panoramik kamera Şeması12&lt;br/&gt;Şekil 14.  a. Kodak Sayısal DC-50 Zum Kamera13&lt;br/&gt;Şekil 14.  b. Kodak Sayısal DC-40 Kamera13&lt;br/&gt;Şekil 27.  Sayısal Renkli-İnfrared Kamera Duyarlığı15&lt;br/&gt;Şekil 28.  Video Kamera Şeması16&lt;br/&gt;Şekil 29.  Tipik Tarama Sistemi17&lt;br/&gt;Şekil 30.  Tipik Bir Tarayıcı Şeması19&lt;br/&gt;Şekil 31.  Çok Kamera Sistemi22&lt;br/&gt;Şekil 32.  Çok Mercekli Tek Kamera Sistemi23&lt;br/&gt;Şekil 33.  Uçağa Monte Edilmiş Çok Bantlı Tarayıcı Sistemi24&lt;br/&gt;Şekil 34.  Kenar Görüşlü Radar (SLAR)28&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ1&lt;br/&gt;2. ELEKTROMANYETİK RADYASYON7&lt;br/&gt;3.  ATMOSFERDE ENERJİ  ETKİLEŞİMLERİ20&lt;br/&gt;3.1.  Saçılma  (Scattering)21&lt;br/&gt;3.2.  Soğurma (Absorbtion = Emilme)22&lt;br/&gt;4.  ENERJİ  KAYNAKLARI25&lt;br/&gt;5.  VERİLERİN ELDE EDİLMESİ VE YORUMLANM</description></item><item><title>SANAT - FATİH - HARBİYE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-fatih-harbiye-403410.html</link><description>fatih - harbiye</description></item><item><title>SANAT - JOSE  CLEMENTE  OROZCO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-jose-clemente-orozco-403126.html</link><description>jose  clemente  orozco</description></item><item><title>SANAT - NİHAL ATSIZ-RUH ADAM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-nihal-atsizruh-adam-403415.html</link><description>nihal atsız-ruh adam</description></item><item><title>RESİM - CEMAL TOLLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-cemal-tollu-401877.html</link><description>cemal tollu</description></item><item><title>RESİM - BOYASAL EROTİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-boyasal-erotizm-401821.html</link><description>boyasal erotizm</description></item><item><title>RESİM - KIBRISLI RESSAMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-kibrisli-ressamlar-401859.html</link><description>kıbrıslı ressamlar</description></item><item><title>SANAT - ADNAN COKER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-adnan-coker-403152.html</link><description>adnan coker</description></item><item><title>TOM GORDONA AŞIK OLAN KIZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tom-gordona-asik-olan-kiz-439798.html</link><description>TOM GORDONA AŞIK OLAN KIZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oyun Öncesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DÜNYANIN dişleri vardı ve canı ne zaman isterse ısı-rabilirdi seni. Trisha McFarland, bunu dokuz yaşındayken keşfetti. Haziran başlarında, bir sabah saat onda, annesinin Dodge karavanında oturmuş, üstüne Red Sox topa vuruş antrenman kazağını giymiş (sırtında 36 GORDON yazılı olan), bebeği Mona ile oynuyordu. Saat on buçukta ormanda kaybolmuştu. On birde artık korkmamaya, Bu tehlikeli, bu çok tehlikeli diye düşünmemeye çalışıyordu, insanların ormanda kayboldukları zaman bazen çok ciddi şekilde yaralandıklarını düşünmemeye çalışıyordu. Bazen ölürlerdi.&lt;br/&gt;Bütün bunlar çişim geldiği için, diye düşündü... aslında o kadar da çok sıkışmamıştı, bir ağacın arkasına giderken annesi ve Peteden yolun başında bir dakika beklemelerini isteyebilirdi. Yine kavga ediyorlardı, aman ne sürprizdi; işte bu yüzden bir şey söylemeden biraz geride kalmıştı. Sonra yoldan ayrılmış ve yüksek bir çalı kümesinin arkasına geçmişti. Onlann tartışmalarını dinlemekten, şen şakrak görünmeye çalışmaktan bıkmış, annesine, Btrak artık gitsin o halde! Eğer yeniden Maldene gidip Babamla yalamayı o kadar çok istiyorsa, neden bırakmıyorsun? Eğer ehliyetim&lt;br/&gt;olsaydı, burada yalnızca bir parça sessizlik ve huzur bulabilmek için onu ben kendim götürürdüm! diye bağıracak hale gelmişti. Peki ya sonra? Annesi ne derdi o zaman? Yüzünde ne tür bir bakış belirirdi? Ve Pete... O daha büyüktü, nerdeyse on dört yaşındaydı ve aptal değildi, o halde neden aklını başına toplamıyordu? Neden buna bir son vermiyordu? Kesin şu saçmalığı! demek istiyordu ona (aslında ikisine birden), kesin artık şu saçmalığı!&lt;br/&gt;Annesiyle babası bir yıl önce boşanmışlardı ve anneleri velayetlerini almıştı. Pete, Boston banliyösünden Güney Mainee taşınmalarına kızmış ve uzun uzun karşı koymuştu. Bu davranışın altında Babasıyla birlikte olma isteği yatıyordu ve bunu Annesine karşı kullanmıştı her zaman (yanılma-yan bir içgüdü ile en derin ve zorlu şekilde kullanabileceğinin bu olduğunu anlamıştı), ama Trisha, bunun tek neden, hatta en büyük neden olmadığını biliyordu. Asıl nedeni Petein Sanford Ortaokulundan nefret etmesiydi.&lt;br/&gt;Maidende oldukça iyi ayarlamıştı işlerini. Bilgisayar kulübünü kendi özel krallığı gibi idare ediyordu; arkadaşları vardı, sersemlerdi, tamam, ama grup halinde geziyorlardı ve kötü çocuklar onlara bulaşamıyordu. Sanford Ortaoku-lunda bilgisayar kulübü bile yoktu ve yalnız bir tek arkadaş edinmişti, Eddie Rayburn. Sonra ocak ayında Eddie de taşındı. O da bir ayrılığın kurbanı olmuştu. Yalnız kalmıştı Pete ve herkes onunla dalga geçiyordu. Daha fenası, bir sürü çocuk gülüyordu ona. Nefret ettiği bir lakabı olmuştu Petein; BilgisayAlemi.&lt;br/&gt;Babaları ile birlikte olmadıkları, Maidene gitmedikleri hafta sonlarının çoğunda, anneleri onları gezmeye götürürdü. Gezilere çok sadıktı ve Trishanın bütün kalbiyle&lt;br/&gt;Annelerinin buna bir son vermesini istemesine rağmen gezilerde en kötü kavgalar olurdu - bu isteğinin gerçekleşmeyeceğini biliyordu. Quilla Andersene (kızlık adını geri almıştı ve Petein bundan da nefret ettiğine bahse girebilirsiniz) inançları cesaret veriyordu. Bir keresinde, Maldenlerin evinde babalarıyla kalırken, Trisha babasının, büyükbabasıyla konuştuğunu duymuştu. Eğer Quilla Little Big Horn da olsaydı, Kızılderililer kaybederdi, demişti ve Trisha Babasının, Annesi hakkında böyle sözler söylemesinden hoşlanmamasına rağmen -bu sadakatsiz olduğu kadar çocuk-çaydı da- bu düşüncede bir gerçeklik payı olduğunu da inkar edemiyordu.&lt;br/&gt;Son altı ay boyunca, annesi ile Petein arası giderek bozulurken, annesi onları Wiscassetdeki oto müzesine, Gray deki Shaker Köyüne, Kuzey Wyndhamda New England Plant A-Toriuma, Saco nehrinde kano gezisine ve Sugarloafta kayak yapmaya götürmüştü. (Orada Trisha bileğini incitmişti, sonradan anne ve babasının çığlıklarla kavga etmesine neden olan bir incinmeydi bu; boşanma ne kadar eğlenceliydi, gerçekten ne eğlence!)&lt;br/&gt;Bazen eğer bir yerden gerçekten hoşlanırsa, Pete çenesini kapatırdı. Six-Gun şehrinin bebekler için olduğunu ilan e</description></item><item><title>SANAT - RESİM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-resim-sanati-403075.html</link><description>resim sanatı</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot;DE ÇALIŞAN KADIN SORUNSALININ ÜLKER KÖKSAL&quot;IN ADEM&quot;İN KABURGA KEMİĞİ, BESLEME VE SACİDE ADLI OYUNLARINA YANSIMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-calisan-kadin-sorunsalinin-ulker-koksal-in-adem-in-kaburga-kemigi,-besleme-ve-sacide-adli-oyunlarina-yansimasi-380998.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. BÖLÜM: CUMHURİYET TÜRKİYE&quot;SİNDE ÇALIŞAN KADIN..â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.......6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A. CUMHURİYET&quot;TEN GÜNÜMÜZE ÇALIŞAN KADIN.â€¦â€¦â€¦â€¦...................6&lt;br/&gt;A.1. İSTATİSTİKLERDE TÜRKİYE&quot;DE ÇALIŞAN KADINâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦13&lt;br/&gt;B.CUMHURİYET TÜRKİYE&quot;SİNDE ÇALIŞAN KADINLARIN SORUNLARIâ€¦............................................................................................................19&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. BÖLÜM: ÜLKER KÖKSAL&quot;IN ÜÇ OYUNUNDA KADIN KARAKTERLERİN &quot;ÇALIŞAN KADIN&quot; BAĞLAMINDA İNCELENMESİâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..39&lt;br/&gt;A. ÜLKER KÖKSAL&quot;IN HAYATI VE SANAT ANLAYIŞI â€¦â€¦..â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦....39&lt;br/&gt;1. ÜLKER KÖKSAL&quot;IN OTOBİYOGRAFİK YAŞAMIâ€¦â€¦â€¦â€¦.................39&lt;br/&gt;2. ÜLKER KÖKSAL&quot;IN SANAT YAŞAMIâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.41&lt;br/&gt;B. &quot;&quot;ADEMİN KABURGA KEMİĞİ&quot;, SACİDE&quot; VE &quot;BESLEME&quot; ADLI OYUNLARININ DRAMATURGİK İNCELEMESİ: â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦....52&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.1. ADEMİN KABURGA KEMİĞİâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦....52&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a.OLAY DİZİSİâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦52&lt;br/&gt;b.TEMAâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦55&lt;br/&gt;c. KADIN KARAKTERLERİN İNCELENMESİ VE ÇALIŞAN KADIN SORUNSALININ EKSEN KARAKTERE YANSIMALARIâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦56 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.2. SACİDEâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..64&lt;br/&gt;a.OLAY DİZİSİâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦...64&lt;br/&gt;b.TEMAâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦...67&lt;br/&gt;c.KADIN KARAKTERLERİN İNCELENMESİ VE ÇALIŞAN KADIN SORUNSALININ EKSEN KARAKTERE YANSIMALARIâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..............68&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B. 3. BESLEMEâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..79&lt;br/&gt;a. OLAY DİZİSİâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..79&lt;br/&gt;b. TEMAâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦..84&lt;br/&gt;c.KADIN KARAKTERLERİN İNCELENMESİ VE ÇALIŞAN KADIN SORUNSALININ EKSEN KARAKTERE YANSIMALARIâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦...85&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SONUÇâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦...94&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAKÇAâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦......95&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EKLER &lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Türk tiyatrosu içinde cumhuriyet tiyatrosu için ulusal tiyatronun kurulduğu bir evredir denebilir. &lt;br/&gt;Cumhuriyet&quot;in ilk yıllarında Cumhuriyet&quot;in getirdiği yenilikler doğrultusunda tiyatro ve oyun yazarlığı, halk evlerinin çabaları ile desteklenmiş yeni kadrolar kurulmuştur. Cumhuriyet&quot;in kurulduğu dönemlerde Cumhuriye</description></item><item><title>KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ-GİZLER ÇARŞISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kimlik-cozumlemelerigizler-carsisi-381694.html</link><description>KİMLİK ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Oyunun Adı :     Gizler Çarşısı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Yazıldığı Yıl :      15 Şubat 1995 - 30 Kasım 1997&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. Bölümlenmesi :    2 Bölüm, 11 Sahne&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. Konu :Hayatından hoşnut olmayan, gözünü para hırsı ile büyütmüş Beşikçi&quot;nin para karşılığında yaşlı bir kadına beşik yapmaya başlaması ve bu beşiği yaparken karşılaştığı olaylar doğrultusunda  elindeki değerleri yitirmesi ve yitirdiği değerlerin kıymetini anlaması konu edinilmiş tirdir.      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5. Kişiler :      Beyaz Zambak, Emedeni, Beşikçi, Yaşlı kadın, Kör Sahaf, Cüce, Doktor, Beşikçinin Karısı ve Figürasyon.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6. Dekor :   Oyun, başta Beşikçi&quot;nin ve Kör Sahaf&quot;ın olmak üzere çeşitli dükkanların bulunduğu bir çarşıda, gamalı haç şeklindeki bir labirentte ve Doktor&quot;un odasında geçer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7. Ortalama Süre : 2 : 30 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                              ORTAM ÇÖZÜMLEMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Dönemin Sanatına Egemen Olan Akım : Gizler Çarşısı oyunu &quot;Karşı Gerçekçi&quot; bir eğilimde yazılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KARŞI GERÇEKÇİLİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;XIX. yüzyılın sonlarında gerçekçi-doğalcı tiyatro düşüncesinin koymuş olduğu sınırları her yönde aşmayı amaçlayan, somut yaşam gerçeği yerine soyut, tinsel, biçimsel olana ilgi duyan, tiyatronun toplumsal bir görevle yükümlü tutulmasına karşı çıkan yeni eğilimler görülür. Bu eğilimler bir bakıma idealist felsefeye temellenmiş olan romantizmin uzantıları gibidir. Dolaylı anlatım hünerlerinin, estetik biçimlemenin ve düşlemenin önemi üzerinde durulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karşı gerçekçi görüşler, Simgecilik (Sembolizm), Yeni Romantizm, Estetikçilik (Estetism) gibi akımları meydana getirir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;XIX. yüzyılın ikinci yarısında endüstrileşmenin gelişmesine ve orta sınıfın zenginleşmesine koşut olarak ortaya yeni sorunlar çıkmıştır. Tanımlanması ve çözümlenmesi olanaksızmış gibi görünen bu sorunlar, insan aklına olan güveni sarsmıştır. Somut gerçeğin bilgisine önem veren, bu bilginin ancak deney yaparak ve deney sonuçlarını akılla değerlendirerek elde edilebileceğini kabul eden pozitivizme karşı sezginin ve düşlemenin önemi üzerinde durulmaya başlanır. Mistik eğilimler yeniden güçlenir. Sezgici, mistik eğilim yazını etkisi altına alır. Simgecilik, Yeni Romantiklik bu etkinin ürünüdür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sanatta karşı gerçekçi eğilimlerin güçlenmesinin bir başka nedeni de, orta sınıfın incelenmemiş beğenisi doğrultusunda gelişen, sanatsal düzeyi düşük yapıtların yaygınlık kazanmasıdır. Gittikçe zenginleşen orta sınıf bu sanatın alıcısı olmuş, ortaya bir piyasa sanatı çıkmıştır. Sanatçılar bu gelişime karşı tavır alırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gerçekçi sanatın kolayca tanınan, anlamakta zorluk çekilmeyen, ilgi ve merakla izlenen içeriğine karşı, düş gücünü kurcalayıcı örtük gerçeklere ve bu gerçeklerin dolaylı, sanatlı anlatımına önem verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tiyatroda karşı gerçekçi eğilim,1850&quot;lerde Baudelaire&quot;in ve Edgar Allan Poe&quot;nun etkisi ile başlatılmıştır.Bu eğilim Wagner&quot;in ve Nietzche&quot;nin etkisi ile 1870-1880&quot;lerde güçlenir, yaygınlaşır.Tıpkı gerçekçi tiyatronun ortaya çıkışında olduğu gibi, bağımsız tiyatrolar ve bu ti</description></item><item><title>RESİM - BATI SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-bati-sanati-401810.html</link><description>batı sanatı</description></item><item><title>SANAT - ABDULLAH ZÜHDİ EFENDİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-abdullah-zuhdi-efendi-403293.html</link><description>abdullah zühdi efendi</description></item><item><title>SANAT - AHMET KAYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ahmet-kaya-403154.html</link><description>ahmet kaya</description></item><item><title>RESİM - PABLO PİCASSO AN ARTİST</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-pablo-picasso-an-artist-401833.html</link><description>pablo picasso an artist</description></item><item><title>KASIMDA AŞK BAŞKADIR FİLMİNİN FİLM ÇÖZÜMLEMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kasimda-ask-baskadir-filminin-film-cozumlemesi-345980.html</link><description>KASIM&quot;DA AŞK BAŞKADIR                                            FİLMİNİN FİLM ÇÖZÜMLEMESİ&lt;br/&gt;FİLMİN KISA ÖZETİ:&lt;br/&gt;Sara Deever her ay zamanını ve evini problemli bir adamla paylaşır. Sara birlikte olduğu adamın problemlerini çözmek için uğraşır bir ay boyunca. Sara buna insanileştirme projesi der. Nelson Moss hırslı ve hızlı yaşayan bir reklam yöneticisidir. Nelson hayatın sadece çalışmaktan ibaret olduğunu düşünür. Sara ve Nelson tesadüfen tanışır. Kasım ayına girmeye çok az bir zaman kalmıştır. Sara kasım ayında Nelson&quot;la birlikte olmaya karar verir. Sara Nelson çok güzel günler geçirirler. Ve birbirlerine deli gibi açık olurlar. Kasım ayının bitmesine az bir zaman kala Nelson, Sara&quot;nın kanser olduğunu öğrenir. Sara ilaçlar sayesinde hayatını sürdürüyor. Nelson her şeye rağmen Sara ile kalmak ister. Sara Nelson&quot;un üzülmemesi ve güzel bir hayat yaşaması için gitmesi gerektiğini düşünür. İkisi de, birbirlerine aşık olmasına rağmen ayrılırlar.&lt;br/&gt;OLAYLAR DİZİSİ:&lt;br/&gt;Bu sahne filmin başrol oyuncularının ilk karşılaştıkları ve konuştukları sahne. Film bu iki oyuncunun yaşadığı olaylar üzerine gelişir. Sahnedeki olay sırası;&lt;br/&gt;-Nelson ehliyet sınavının olduğu salona gelir.&lt;br/&gt;-Sara&quot;da ehliyet sınavının olduğu salona gelir. Elinde alış veriş paketleri ile.&lt;br/&gt;-Sara&quot;nın elinde paketler sınav kağıdını alır. Geç kalmıştır.&lt;br/&gt;-Sara yerine geçerken herkes ona bakar.&lt;br/&gt;-Sara yerine otururken elindeki alışveriş paketi yere dökülür.&lt;br/&gt;-Sara meraklı bakışlar arasında paketi toplamaya çalışır.&lt;br/&gt;-Sara, Nelson&quot;dan yanına düşen salamını ister.&lt;br/&gt;-Gözetmen, öğretmen, sınavı başlatır.&lt;br/&gt;-Nelson, Sara&quot;ya 9 numaralı soruyu sorar.&lt;br/&gt;-Sara, Nelson&quot;a daha oraya gelmediğini söyler.&lt;br/&gt;-O sırada gözetmen Sara&quot;nın konuştuğunu duyar.&lt;br/&gt;-Gözetmen öğretmen, Sara&quot;dan kağıdını ister.&lt;br/&gt;-Sara kağıdını verir.&lt;br/&gt;-Gözetmen öğretmen, Sara&quot;ya bir ay sonraki sınava gireceğini söyler.&lt;br/&gt;-Dışarı çıkarken Sara, Nelson&quot;a iyi şanslar diler.&lt;br/&gt;KARAKTERLER:&lt;br/&gt;Sahnedeki oyuncular önem sırasına göre:&lt;br/&gt;Sara Deever: kadın başrol oyuncusu. Sarışın, sevimli, içten bir bayan. Etrafındakilere sürekli yardım eden, yaşamın her dakikasının tadını çıkararak yaşamayı seven biri.&lt;br/&gt;Nelson Moss: Erkek başrol oyuncu. Kumral, ciddi görünümlü bir bay. Hırslı, hızlı yaşayan bir reklamcı. Sürekli çalışmayı düşünen bir tip.&lt;br/&gt;Gözetmen Öğretmen: Zenci, orta yaşlı bir bey. Ciddi görünümlü, otoriter biri.&lt;br/&gt;Sınav salonunda, diğer sınava girecek olan insanlar var. Onlar oturdukları yerden bakışları ile olaydaki etkiyi artırmışlar.&lt;br/&gt;Kamera bu olay süresince normal göz seviyesindedir. Bu sahnede bir oyuncu hareket ediyor.diğer oyuncular bu oyuncuyu takip ediyor. Gerçekliği bozmamak için çekimler kesme ile bağlanmıştır. Gerçekçi bir aydınlatma yöntemi kullanılmıştır.&lt;br/&gt;FİLMİN ATMOSFERİ:&lt;br/&gt;Kamera açıları, çerçevelemeler, aydınlatma, kullanılan mekan, renkler, oyuncular, kesme ile yapılan dizim dramatik etkinin kullanımı filme hayatların aşkla ne kadar değiştiğini göstermenin yanında, doluluk, zenginlik ve şirinlik katmış.&lt;br/&gt;MESAJINIZ VAR  FİLMİNİN FİLM ÇÖZÜMLEMESİ&lt;br/&gt;FİLMİN KISA ÖZETİ:&lt;br/&gt;Büyük zincir kitabevleri patronu Joe Fox ile çocuk kitapları satan sıcak bir kitapçı dükkanı sahibi Kathleen Kelly anonim e-mailler yoluyla tanışırlar. İkisi de gerçek aşkı arıyor. Birbirlerine, gönderdikleri e-mailler sayesinde birbirlerine aşık olurlar. Ancak gerçek hayatta rakip olduklarının farkında değildirler. Çünkü internette gerçek adlarını kullanmazlar. Joe, Kathleen&quot;den rakip olmalarına rağmen hoşlanır. Kathleen ise Joe&quot;dan nefret ediyordu. Joe ve Kathleen internette, e-mailleşirken buluşmaya karar verirler. Artık tanışmak isterler. Kathleen randevu yerine Joe&quot;dan erken gelir. Joe mesajlaştığı kişinin Kathleen olduğunu görünce inanamaz.  Joe, Kathleen&quot;e bir şey söylemez. Bunun üzerine Joe, Kathleen&quot;in kalbini kazanmak için arkadaş olarak görüşmek ister. Kathleen tüm olup bitenden habersiz Joe ile arkadaş olarak görüşmeye başlar. Güzel günler geçirirler. Bu arada birbirleri ile e-mailleşmeye devam ederler. Kathleen&quot;da gerçek yaşamda Joe&quot;dan hoşlanır. Joe&quot;ya me</description></item><item><title>PSCHO SAPIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pscho-sapik-369512.html</link><description>Psycho-SAPIK&lt;br/&gt;Yönetmen:Alfred Hicthcock&lt;br/&gt;Senaryo:Josepth Stefano&lt;br/&gt;Yıl:1960&lt;br/&gt;Süre:109 dk.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Analiz:Sapık filmi, film dünyasında bir ilk olarak karşımıza çıkmaktadır. Filmin analizinini yaptığımızda, Norman Bates karekteri ön plana çıkmaktadır. Bu karakterde ödip kompleksinin aşılamadığı gözler önüne gelmektedir. Norman Bates, annesinin babası öldükten sonra bir başka insanla ilişkiye girmesine kendi içinde karşı çıkarak, annesini ve erkek arkadaşını öldürür. Zamanla Bates çift kişilik bir ruh taşımaya başlar. Bates in cinsel ve ahlaki davranışlarını içinde yaşattığı anne kişiliği(kendi annesi) onun arzu ve davranışlarını etkiler. Cinayetleri işlediğinde annesinin kılığına bürünerek işlemektedir. Bates filmin diğer karekteri Maria&quot; nın üzererinde cinselliğini yani id ini gerçekleştiremediğinden dolayı saldırgan bir tavır davranarak onu öldürme yolune girmiştir. Böylece id bölgesinde şiddet ile cinsellik birbiri ile iç içe birdurumdadır. Bates in Marion&quot;u öldürmesi tamamen bir kişilik çatışmasıdır, Bates&quot; in içindeki anne kişiliği ilişkiyi red ettiği için kadını öldürür. Ayrıca bates in yaşadığı eve bakarsak içi doldurulmuş kuş ve çıplak kadın tabloları ile çığlqak kadın heykeli görebiliriz. Bates kendini toplumdan dışlayarak kendini oturduğu mekana tutsak bırakmıştır ve de annesini başkasıyla paylaşmak istememmektedir. Filin sonunda anlaşıldığı gibi annesinin cesedini doldurulması ile ilgili olarakta filmin içinde ortaya çıkan kuş doldurma zevkinin anlatılması bir başka ip uçudur bizim için. Evin içinde Bates&quot; in odasına baktığımızda çocukluk ve yetişkinlik ile ilgili şeyler göze batmaktadır. Bates Marion&quot; u öldürdükten sonra cesdi temizlerken sanki annesinin cinayetini temizlermiş gibi hareket etmektedir.daha sonrada Marion&quot; un cesedini araba ile birlikte bataklığa gönderir. Bu sahnede ise arabanın beyaz rengi ile bataklığın alaca karanlık rengi bir simge olarak ön plana çıkıyor. Bu sahne ile birlikte suç derinliğe gönderilerek işlenen cinayetin gizlenmek istemesi ortaya konulmaktadır. Filmin bu kısman itibaren ise Bates&quot; in yani insanlığın karanlık derinlerine doğru bir yoculuk ortaya çıkıyor. Marion ise çalıştığı şirke gelen müşterinin parasını çalarak bir an önce bulunduğu yerden kaçma eylime girmiş bir kadındır. Yolda karşılaştığı polisten bir suçlu gibi kaçmakmış ve arabasını yeni aldığı bir araba ile değiştirerek yoluna devam ederken Bates&quot; in motelinde mola vermiştir. Burada aslında suçluluk durgusu Marion&quot;un içinde vardır. Çünkü Marion id&quot;ini gerçekleştirirken birden bir pişmanlık duygusu ile superego davranışını gerçekleştiriyor. Ayrıca Marion&quot; un yıkandığı sahnede bir nevi onun ruhunu temizleme sahnesidir. Fakat bu sırada Bates onu öldürmüştür. Burada ki sahne epey ilginç ve bir ilk tir. Marion&quot; un akan kanı kamera ile yakından çekilerek onun bonyanun küvet deliğine akışı ve sonrasında da Marion&quot; un çansız ama açık olan gözlerine geçiş sahnesi ilginçtir. Filmdeki diğer karekterlerden Marion&quot;un kardeşinin ise daha çok ego olarak kişiliği ön plana çıkmaktadır. Marion&quot;un kayıp olmasından dolayı çok endişeli bir tutum göstermektedir. Marion&quot; un sevgilisi de ego karekteri ile ortya çıkarmaktadır. Filmin sonunda Bates yakalandığı zaman kendisini kotrol eden doktor Bates&quot;in çift kişilk taşıdığını ve çinayetlerin işlenmesindeki nedenin izleyiciye</description></item><item><title>DRAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?drama-373872.html</link><description></description></item><item><title>GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gercekci-ve-izlenimci-fotograf-374700.html</link><description>GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotoğraf kolaylaşınca yüksek sanat fotoğrafçıları konudan uzaklaşarak, estetik değerlere ağırlık vermeye başlamış : fotoğrafçının, görüntülerine kendi bireyselliğini ve duygularını yansıtması önem kazanmıştır. Fotoğrafın yapaylığa düştüğünü gören Peter Henry Emerson (1856 - 1936) doğaya yönelerek 10 yıl boyunca çektiği kırsal bölgeleri konu alan fotoğraflarıyla olağan konuların da sanatsal yoruma uygun olduğunu göstermiştir. 1889&quot;da Fransız izlenimcilerin İngiltere&quot;deki ilk sergilerinden etkilenen George Davison (1856 - 1930) eski bir tartışmayı canlandırarak keskinliği yumuşatılmış fotoğrafların daha güzel olduğunu savunmuş; ertesi yıl, bu tanıma uygun ve dokulu kağıt kullanarak ilk izlenimci fotoğraf sergisi açılmıştır. 1892&quot;de gerçekçi ve İzlenimci fotoğrafta yoğunlaşanlar Kraliyet Fotoğraf Derneğinden ayrılarak Davison&quot;un kurduğu Linked Ring brotherbood&quot;a katılmış; üç yıl içinde önde gelen Fransız, Avusturyalı ve ABD&quot;li fotoğrafçılar bu derneğe üye olarak, ürünlerini 1914&quot;e kadar en önemli fotoğraf olayı sayılan Londra Sergisinde sergilemişlerdir. Bu sergi örnek alınarak Viyana, Hamburg, Paris ve Berlin&quot;de de sergi düzenlenmiş; 1902&quot;de ise Newyork&quot;ta Alfred STIEGLITZ&quot;in önderliğinde Photo - Secession (GRUP 291) grubu oluşturulmuştur. Estetiğin öne alınması sunuşta benzerliği, koyu fonları, grenli dokuyu ve geniş lekeleri getirmiş, pigmentli işlemlerle yeni baskı teknikleri geliştirilmiştir. Emülsiyonun kaba resim kağıdı üstüne fırçayla sürülmesi KÖMÜR KALEM&quot;le yapılmış desen etkisi veriyordu. Bu teknikleri kullananların en ünlüleri, Fransa&quot;da Robert Demachy (1859 - 1937), Avusturya&quot;da Heinrich Kühn (1866 - 1944) ve İspanya&quot;da Jose Ortiz Echague (1886 - 1980) olmuştur. Bir bölüm İngiliz ve ABD&quot;li fotoğrafçı sınırları içinde kalmayı yeğlemiş; onların teknik seçimi, P. H. Emerson&quot;un önerdiği gümüşlü emülsiyonlarla baskı, sepya tonlanmış platinyum kağıt ve fotogravürler olmuştur. Frederick H. Evans (1853 - 1943), Frank M. Sutcliffe (1853 - 1941), Alvin Langdon Coburn (1882 - 1966), Frank Eugene (1865 - 1936), Clarence H. White (1871 - 1925) ve Alfred Stieglitz gibi fotoğrafçılar ters ışık, ıslak ya da karlı havayla izlenimci etkiyi aramışlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20. yy başlarken fotoğraf sanatını gerçek yapısına çeken Stieglitz&quot;dir. Fotoğrafları olduğu kadar, önceleri Photo - Secession ve sonra An American Place adlarını verdiği galerileri ve yayınlarıyla pek çok fotoğrafçının gelişmesini hızlandırmış ve topluma tanıtmıştır. Galerilerinde resmin öncülerine de yer vermiştir. Çağdaş fotoğrafta ise, İzlenimci teknikleri uygulayanlar arasında, umulmadık ayrıntılarda duygusal yükler arayan Josef Sudek (1896 - 1976) makineyi sallayarak soyuta doğru yönelen ve renkli fotoğrafa sanat değeri kazandırılmasına katkıda bulunan Ernst Haas (1921 - 1986) moda fotoğrafında kendine özgü bir yorum getiren Sarah Moon (d. 1940) ve zımparaladığı objektifi ile genç kızlara pastel görünümler kazandıran David Hamilton (d. 1933) sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOTOĞR</description></item><item><title>SANAT - VİNCENT VAN GOGH(1853-1890)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-vincent-van-gogh(18531890)-403331.html</link><description>vincent van gogh(1853-1890)</description></item><item><title>SANAT - CHARLİE CHAPLİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-charlie-chaplin-403212.html</link><description>charlie chaplin</description></item><item><title>SANAT - AŞIK ERBAİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-erbai-403188.html</link><description>aşık erbai</description></item><item><title>KORKU FİLMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?korku-filmleri-391665.html</link><description>KORKU FİLMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Korku bugüne kadar herzaman  filmlerde çok popüler olmuş bundan sonrada öyle olacaktır.Bu öyle bir duygudur ki  en sevmeyen insan bile ondan bazen zevk almıştır.Halloween filminin yönetmeni  John Carpenter korku filmlerinden bahsederken :&lt;br/&gt;&quot;Korku insan ırkının en güçlü duygusudur ve bilinmezliğin korkusu da belki en eski korkumuzdur, biz herzaman için  korkuyla yaşarız.Çocukken karanlıktan korkan insan büyüdüğünde de bilinmezlikten korkar ve bu yüzden eğer korku filmi yapıyorsanız mutlaka izleyicinin hisleriyle oynamalısınız.&quot; Demiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İşte insan ırkı için bu kadar popüler ve önemli olan bu duygu zamanla sinemaya taşınmış,vazgeçilmez bir zevk haline gelmiştir.Sinema icat edilmeden öncede korku insan için büyük önem taşırdı, kamp ateşi etrafında anlatılan hayalet hikayeleri aniden gelen şoklar ve heyecanlar ile insan biyerde o korku ihtiyacını gidermiştir.Bu ihtiyaç öyle birşeydir ki insana garip bir mutlulukta verir.Bu mutluluk sinemanın icadıyla dahada arttı.Korku filmlerinin tarihi de en az sinemacılığın tarihi kadar eskidir.Sessiz filmler zamanında bile korku filmleri vardır ama asıl korku filmlerinin yükselişi sesli filmlerle başlamıştır. İnsanın en az görmesi  kadar önemli bir şey varsa o da duyma yeteneğidir.Ses ve görüntü biraraya geldiğinde ise insanların bundan etkilenmesi çok kolaylaşmıştır. Bügünkü teknoloji ile bu etkileyici güç çok daha fazla önem kazanmış ve popüler bir hal almıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern korkunun babası sayılabilecek kişi Edgar Allen Poe dur.1800 lü yıllarda yazdığı hikayeler korku duygusunu kullanmada o kadar etkiliydi ki bugun bile bir çok yönetmen tarafından anlatımı kullanılmaktadır. Edgar Allen Poe nun düşüncesine göre &quot;toplumlar farklı olabilirler,insanların yetiştirilme tarzları ve yaşayışları farklı olabilir fakat korkuları herzaman aynıdır.İnsanlar herzaman aynı şeylerden korkarlar&quot;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sinemanın ilk yıllarından 1970 li yıllara kadar korku filmlerinin karakterleri hep folkloriktir.Özellike kurtadam,vampirler ve</description></item><item><title>SANAT - YAŞAR KEMAL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yasar-kemal-403390.html</link><description>yaşar kemal</description></item><item><title>GÖSTERİ YÖNTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gosteri-yontemi-372339.html</link><description>GÖSTERİ YÖNTEMİ&lt;br/&gt;-SENARYO-&lt;br/&gt;A. Tanıtım&lt;br/&gt;1. DERS: Türk Dili ve Edebiyatı&lt;br/&gt;2. KONU: Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman &lt;br/&gt;  Y.Kadri Karaosmanoğlu &quot;Yaban&quot;&lt;br/&gt;3. SÜRE: 40 dk&lt;br/&gt;4. HEDEF: Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Romanı&quot;nın genel özelliklerini kavrayabilme&lt;br/&gt;5. DAVRANIŞ:&lt;br/&gt;1)Y.Kadri&quot;nin sanat anlayışını maddeler halinde yazma/söyleme.&lt;br/&gt;2)Cumhuriyet dönemi Türk Romanının genel özelliklerini &quot;Yaban&quot;dan hareketle yazma/söyleme.&lt;br/&gt;6. YÖNTEM-TEKNİK:&lt;br/&gt;-Gösteri yoluyla anlatım&lt;br/&gt;7. ARAÇ-GEREÇ:&lt;br/&gt;-Bilgisayar&lt;br/&gt;-Film CD&quot;si&lt;br/&gt;-Projeksiyon cihazı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B. ETKİNLİKLER&lt;br/&gt;1. HAZIRLIK: Öğrencilerin dikkatini toplamak için; Öğretmenin &quot;Arkadaşları bugünkü konumuz oldukça zevkli. Sizlerle çok eğleneceğiz hatta film dahi izleyeceğiz&quot; denmesi.&lt;br/&gt;2. Öğretmenin motivasyonu sağlamak için; &quot;Arkadaşlar bugün işleyeceğimiz konuyla hem Cumhuriyet Dönemi&quot;ne ışık tutarak tarih bilgilerimizi pekiştirecek hem de dönemin aydınlarının karşılaştıkları sorunları ve bunlara rağmen neleri başardıklarına değineceğiz. Sizlerde bunlardan kendilerinize pay çıkararak dersler alabilirsiniz&quot; denmesi.&lt;br/&gt;3. Öğrencilere konunun genel hatlarından kısaca bahsedebilir. Daha önceki derslerde işlenen roman yazı türünün genel özellikleri kısaca tekrar edilerek bugünkü işlenecek konuya geçiş yapılır.&lt;br/&gt;4. Sunum ve Uygulama: İlk önce daha önceden verilerek öğrencilerden okunması istenmiş olan Y.Kadri&quot;nin &quot;Yaban&quot; adlı romanı, roman tekniğinin genel özellikleri bakımından incelenerek genel hatlarıyla önemli noktalar öğrencilere aktarılır. Romanın konusu irdelenirken projeksiyon cihazı yardımıyla tahtaya Yaban&quot;ın film CD&quot;si yansıtılır. Romanın konusu ışığında filmden önce önemli ayrıntılar ve bölümler alınarak çocuklara izletilir. Cumhuriyet dönemi romanının genel özellikleri izletilen bölümlerin ışığı altında öğrencilere sunulur. Böylece öğrencilere Yaban&quot;dan hareketle Cumhuriyet devri romanının genel özelliklerini örneklendirmelerle izleyerek ve işiterek kavratılmaya çalışılır.&lt;br/&gt;5. Sonuç: Konuyla ilgili önemli noktalar tekrar edilir. Konu toparlanarak ders bitirilir. Değerlendirmede ise çocuklara izledikleri bölümler ile ilgili sorular yöneltildi. Dersin hedeflerine %70 oranında ulaşıldığı saptandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başak İREN&lt;br/&gt;Türk Dili ve Edb. Öğr.&lt;br/&gt;GÖSTERİ YÖNTEMİ&lt;br/&gt;-SENARYO-&lt;br/&gt;A. Tanıtım&lt;br/&gt;1. DERS: Türk Dili ve Edebiyatı&lt;br/&gt;2. KONU: Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman &lt;br/&gt;  Y.Kadri Karaosmanoğlu &quot;Yaban&quot;&lt;br/&gt;3. SÜRE: 40 dk&lt;br/&gt;4. HEDEF: Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Romanı&quot;nın genel özelliklerini kavrayabilme&lt;br/&gt;5. DAVRANIŞ:&lt;br/&gt;1)Y.Kadri&quot;nin sanat anlayışını maddeler halinde yazma/söyleme.&lt;br/&gt;2)Cumhuriyet dönemi Türk Romanının genel özelliklerini &quot;Yaban&quot;dan hareketle yazma/söyleme.&lt;br/&gt;6. YÖNTEM-TEKNİK:&lt;br/&gt;-Gösteri yoluyla anlatım&lt;br/&gt;7. ARAÇ-GEREÇ:&lt;br/&gt;-Bilgisayar&lt;br/&gt;-Film CD&quot;si&lt;br/&gt;-Projeksiyon cihazı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B. ETKİNLİKLER&lt;br/&gt;1. HAZIRLIK: Öğrencilerin dikkatini toplamak için; Öğretmenin &quot;Arkadaşları bugünkü konumuz oldukça zevkli. Sizlerle çok eğleneceğiz hatta film dahi izleyeceğiz&quot; denmesi.&lt;br/&gt;2. Öğretmenin motivasyonu sağlamak için; &quot;Arkadaşlar bugün işleyeceğimiz konuyla hem Cumhuriyet Dönemi&quot;ne ışık tutarak tarih bilgilerimizi pekiştirecek hem de dönemin aydınlarının karşılaştıkları sorunları ve bunlara rağmen neleri başardıklarına değineceğiz. Sizlerde bunlardan kendilerinize pay çıkararak dersler alabilirsiniz&quot; denmesi.&lt;br/&gt;3. Öğrencilere konunun genel hatlarından kısaca bahsedebilir. Daha önceki derslerde işlenen roman yazı türünün genel özellikleri kısaca tekrar edilerek bugünkü işlenecek konuya geçiş yapılır.&lt;br/&gt;4. Sunum ve Uygulama: İlk önce daha önceden verilerek öğrencilerden okunması istenmiş olan Y.Kadri&quot;nin &quot;Yaban&quot; adlı romanı, roman tekniğinin genel özellikleri bakımından incelenerek genel hatlarıyla önemli noktalar öğrencilere aktarılır. Romanın konusu irdelenirken projeksiyon cihazı yardımıyla tahtaya Yaban&quot;ın film CD&quot;si yansıtılır. Romanın konusu ışığında filmden önce önemli ayrıntılar ve bölümler alınarak çocuklara izletilir. Cumhuriyet dönemi romanının genel özellikleri izletilen bölümlerin ışığı altında öğrencilere sunulur. Böylece öğrencilere Yaban&quot;dan hareketle Cumhuriyet devri romanının genel özelliklerini örneklendirmelerle izleyerek ve işiterek kavratılmaya çalışılır.&lt;br/&gt;5. Sonuç: Konuyla ilgili önemli noktalar tekra</description></item><item><title>KAYNAKLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaynaklar-451084.html</link><description>KAYNAKLAR&lt;br/&gt;1)Mclntosh, J.R.;McDonald,K.L.The mitotic spindle.Sci.Am.261(4):48-,1989.&lt;br/&gt;2)Sawin, K.E; Scholey, J.M Motor proteins in cell division. Trends Ceel Biol.1:122-129,1991.&lt;br/&gt;3)Gard, D.L; hafezi, S.; Zhang, T.; Doxsey, S.J. Centrosome duplication continues in cycloheximidetreated Xenopus blastulae in the absence of a detectable cell cycle.J.Cell Biol.110:2033-2042,1990.&lt;br/&gt;4)Maniotis,A.;Schliwa,M.Microsurgical removal of centrosomes blocks cell reproduction and centriole generation in BSC-1 cells. Cell 67: 495- 504, 1991.&lt;br/&gt;5)Mazia, D. The chromosome cycle. Int. Rev. Cytol. 100:49-92,1987.&lt;br/&gt;6)Raff, J. W.; Glover, D.M. Centrosomes, and not nuclei, initiate pole cell formation in Drosophila embryos. Cell 57:611-619, 1989.&lt;br/&gt;7)Lucocg, J. M. ; Warren, G. Fragmentation and partitioning of the Golgi apparatus during mitosis in HeLa cells. EMBO J.6: 3239-3246, 1987.&lt;br/&gt;8)McConnell, S. J. ; Yaffe, M.P. Intermediate filament formation by a yeast protein essential for organelle inheritance. Science 260: 687-689, 1993.&lt;br/&gt;9)Warren, G. Mitosis and membranes. Nature 342: 857-858, 1989.&lt;br/&gt;10) Gelfand, V.I. ; Scholey, J.M. Every motion has its motor. Nature 359: 480-482; 1992.&lt;br/&gt;11)Karsenti, E. Mitotic spindle morphogenesis in animal cells. Semin. Cell Biol. 2:251-260, 1991.&lt;br/&gt;12)McIntosh, J.R. ; Koomce, M.P. Mitosis. Science 246:622-628, 1989.&lt;br/&gt;13)Wadsworth, P. Mitosis: Spindle assembly and chromosome motion. Curr. Opin. Cell Biol. 5:123-128, 1993.&lt;br/&gt;14)Belmond, L.D. ; Hyman A.A. ; Sawin, K.E. ; Mitchison, T.J. Real-time visualization of cell cycle dependent changes in microtubule dyneamics in cytoplasmic extracts. Cell 62; 579-589, 1990.&lt;br/&gt;15)Buendia, B. ; Draetta, G. ; Karsenti, E. Regulation of  the microtubule nucleating activity of centrosomes Xenopus egg extracts: role of cyclin A-associated protein kinase. J. Cell Biol. 116:1431-1442, 1992.&lt;br/&gt;16)Gotoh, Y. ; Nishida, E. ; Matsuda, S. ; et al. In vitro effects on microtubule dynamics of purified Xenopus M phase- activated MAP kinase. Nature 349:251-254, 1991.&lt;br/&gt;17)Kuriyama, R.; Borisy, G.G . Microtubule- nucleating activity of centrosomes in Chinese hamster ovary cells is independent of the centriole cycle but coupled too the mitotic cycle. J. Cell Biol. 91:822-826, 1981.&lt;br/&gt;18)Vale, R.D. Severing of stable microtubules by a mitotically activated protein in Xenopus egg extracts. Cell 64:827-839, 1991.&lt;br/&gt;19)McDonald, K.L. ; Edwards, M. K. ; McIntosh, J. R. Crosssectional structure of the central mitotic spindle of Diatoma vulgare. J. Cell Biol. 83:443-461, 1979.&lt;br/&gt;20)Nislow, C. ; Lombillo, V.A. ; Kuriyama, R. ; McIntosh, J.R.A plus- end- directed motor enzyme that moves antipaparellel microtubulles in vitro localizes to the interzone of mitotic spindles. Nature 359:543-547, 1992.&lt;br/&gt;21)Saunders, W.S. ; Hoyt, M.A. Kinesin-related proteins required for structural integrity of the mitotic spindle. Cell 70:451-458, 1992.&lt;br/&gt;22)Sawin, K.E. ; Mitchison, T.J. Mitotic spindle assembly by two different pathways in vitro. J. Cell Biol. 112:925-940, 1991.&lt;br/&gt;23)Rieder,C.L. The formation, structure and composition of the mammalian kinetochore and kinetochore fiber. Int. Rev. Cytol. 79:1-58, 1982.&lt;br/&gt;24)Euteneuer, U. ; McIntosh, J.R. Stucture polarity of kinetochore microtubules in PtK1 cells. J. Cell Biol. 89:338-345,1981.&lt;br/&gt;25)Rieder, C.L. ; Alexander, S.P. Kinetochores are transported polewards along a single astral microtubule during chromosome attachment to the spindle in newt  lung cells. J. Cell Biol. 110:81-95, 1990.&lt;br/&gt;26)Vallee, R.Dynein and the Kinetochore. Nature 345:206-207, 1990.&lt;br/&gt;27)Midchison, T.J. Microtubule dynamics and kinetochore function in mitosis. Annu. Rev.Cell Biol. 4:527-549,1988.&lt;br/&gt;28)Rieder, C.L. ; Davison, E.A. ; Jensen, L.C.W. ; Cassimeris, L.; Salmon, E.D. Oscillatory movements of monooriented chromosomes and their position relative to the spendle pole result from the ejection properties of the aster and half-spindle. J. Cell Biol. 103:581-591, 1986.&lt;br/&gt;29)Nicklas, R.B. ; Krawitz, L.E. ; Ward, S.C. Odd chromosome movement and inachcurate distribution in mitosis and meiosis after treatment with protein kinase inhibitors. J. Cell Sci. 104: 961-973, 1993.&lt;br/&gt;30)Nicklas, R.B. ; Kubai, D. F. Microtubules, chromosome movement,and reorieentation after chromosomes are detached from the spindle micromanipulation. Chorosoma 92: 313-324, 1985.&lt;br/&gt;31)Bajer, A.S.  ;Mole-BajerJ. Spindle dinamics and chromosome movement. New. York: Acedemic Pres, 1972&lt;br/&gt;32)Hays T.S. ; Salmon</description></item><item><title>SANAT - YENİ GERÇEKÇİ SİNEMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yeni-gercekci-sinema-403387.html</link><description>yeni gerçekçi sinema</description></item><item><title>RESİM - SULU BOYA TEKNİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-sulu-boya-teknigi-401867.html</link><description>sulu boya tekniği</description></item><item><title>SANAT - ARKAİK HEYKELE GENEL GİRİŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-arkaik-heykele-genel-giris-403159.html</link><description>arkaik heykele genel giriş</description></item><item><title>YARATICI İMGELEME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaratici-imgeleme-388480.html</link><description>YARATICI   İMGELEME    &lt;br/&gt;YAZARI            SHAKTİ     GAWAİN &lt;br/&gt;YAYINEVİ        AKAŞA&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN  M.SELİM ŞAHAN&lt;br/&gt;TAKDİM:                                                                                                                              İnancın sıcak atmosferinden hakiki manada istifade edemeyen insanlık bu boşluğu bir takım fantezilerle doldurma yoluna gitmiştir. İnançsızlık atmosferinde ruhu sıkılan,vicdanı çatlayan insan hep bir şeyler uğraşma yoluna giderek bir nebze olsun bu dipsiz kuyudan yukarılara doğru tırmanmayı hep istemiştir.  &lt;br/&gt;Bu eserde imanı gerçekten kavi,Allah ile irtibatı kuvvetli olan insanın pek ihtiyaç hissetmeyeceği bir eser nazarıyla bakabilirsiniz; çünkü inanan insan her zaman hayrın ve şerrin Allah&quot;tan geldiğini bilir .  İstemediği bir olay karşısında &quot;Kahrın da hoş lütfunda hoş &quot; edasına bürünerek,ya&quot;la havle ve la kuvvete illa billah &quot; ya da &quot;hasbunallah çekerek kendisini bu sıkıntıdan  Allah&quot;ın engin rahmet deryasına salıverir.&lt;br/&gt;          Ama inanmayan veya inancı sarsılmış bir insanın böyle bir dayanak noktası yoktur .O ya uyuşturucu olacak,kendisine sahte cennete davet edecek veya günah çukuruna dalacak,insanlığından utanacak,hayvanlığa sahip çıkacaktır. İşte yazarımız bunlardan daha kolay belki de insanı bu sıkıntılardan bir nebze olsun rahatlatacak bir yol bulup bu esere üstadın &quot;Güzel gören güzel düşünür,güzel düşünen hayatından lezzet alır&quot;düsturuyla harekete geçirilmiş bir eser nazarıyla bakabilirsiniz.  &lt;br/&gt;Yaklaşımıyla  doğunun  derin,  sezgisel  bilgeliğiniharmanlama  konusunda  Tanrı  yeteneğine  sahip  bir  yazar. Avrupa  ve  Asyada   dolaşarakDoğu  Felsefesi,  meditasyon  ve  yoga üzerinde   çalıştı.&lt;br/&gt;    Amerika&quot;ya  dönünce  insan  potansiyeli  hareketinin  bir  çok  hocasıyla  çalışarak kişisel  gelişim  yollarını  derin  bir  biçimde  araştırarak   felsefe  ve      psikoloji  üzerine araştırır. Daha  sonra  eserini  kaleme  alır &lt;br/&gt;YARATICI  İMGELEME,hayatta  istediğiniz  her  şeyi  yaratabilmek  ve  yaşantınızı ol</description></item><item><title>SANAT - ALFRED HİTCHCOCK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-alfred-hitchcock-403157.html</link><description>alfred hitchcock</description></item><item><title>FOTOĞRAF MAKİNESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotograf-makinesi-364235.html</link><description>FOTOĞRAF MAKİNELERİ&lt;br/&gt;Fotoğraf makinelerinin yapısı Sümerlerden beri bilinen bir ana ilkeye dayanır: Karartılmış bir odanın duvarına küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Bu bilgiden yararlanılarak on yedinci yüzyılda taşınabilir ilk fotoğraf makinesi (Camera Obscura) yapıldı. Camera Obscurada (karanlık oda) günümüzdeki gibi fotoğraf çekmekten ziyade, resmi yapılmak istenen bir objenin görüntüsünü bir yere düşürme işleminde kullanılmaktaydı. Bu makinede görüntü, makinenin arkasındaki buzlu cama düşmekte ve cam üzerine konan sarı saydam bir kağıt üzerine de çizim yapılmakta idi. Burada amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıt üzerine çizmektir. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere paralel olarak, fotoğraf makinesinde de değişiklikler meydana geldi. Makine önündeki deliğe mercek kondu ve görüntü bir ayna ile yansıtılarak buzlu cam yukarı kaldırıldı. Görüntünün kendisini dondurmak amacıyla makineye bir karanlık oda eklendi ve buraya film takıldı. Deliğe takılan mercek sayası ve yapısı değiştirilerek yakın ve uzak plandaki tüm görüntülerin yetersiz ışık koşullarında da net olarak film üzerine düşmeleri sağlandı. Fotoğraf makinelerinin gelişmesi, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak sürekli değişmektedir. Günümüzde film yerine özel fotoğraf kağıtlarının kullanıldığı makinelerden yine film yerine bilgisayar disketi kullanılan makinelere kadar çok değişik amaç ve işleve göre makine türleri vardır. Hangi tip ya da tür de olursa olsun, bütün makinelerin çalışma prensipleri aynıdır: Dışarıdaki ışık ve gölgeden oluşan bir görüntünün kağıt, film ya da disket üzerine kaydedilmesidir.&lt;br/&gt;FOTOĞRAF MAKİNELERİNİN SINIFLANDIRILMASI&lt;br/&gt;A-Büyüklüklerine göre: Kullanılan filmin büyüklüğüne göre makinelerin sınıflandırılması bu grup içinde değerlendirilmektedir:&lt;br/&gt;1.   Büyük Boy Fotoğraf Makineleri: Bu makineler,  9 x 12, 10 x 15, 13 x 18 cm ve daha büyük boyutlarda tabaka film kullanılan stüdyo makineleridir. Büyük agrandisman imkanı verebilen bu makineler, profesyonel fotoğrafçılar tarafından mimari, endüstri, reklam, basın ve portre fotoğrafları çekiminde kullanılmaktadır. Bu makinelerin avantajları büyük ebatta fotoğraf baskısına müsait olmalarıdır. Bu makinelerin ağır ve pahalı olmaları da dezavantajları arasında sayılabilir. Büyük boy fotoğraf makinelerinin sabit ve taşınabilir olmak üzere iki ayrı modeli vardır.&lt;br/&gt;2.   Orta Boy Fotoğraf Makineleri: Orta boy sınıfına giren makineler, 4,5 x 6, 6 x 6, 6 x 9 cm boyutlarında film kullanılabilen makinelerdir. Tabaka film kullanılan modelleri de olmakla birlikte, genellikle &quot;rol&quot; film kullanılır. Objektif odak uzaklıkları 50 mm&quot;den 135 mm&quot;reye kadar değişebilir. Sabit ve değiştirilebilen objektif modelleri vardır. Mimari, doğa ve portre fotoğraf çekimlerinde iyi sonuç verirler. Tek ya da çift objektifli olabilirler. Genellikle bel hizasından kullanım için geliştirilen bu modellerde, ayrıca vizöre takılabilen bir prizma aracılığıyla göz hizasında da çekim yapılabilir. Çoğu refleks vizörlü ve iris diyaframlı olan bu makinelerin, kutu, katlanabilen, çift objektifli refleks ve tek objektifli refleks modelleri mevcuttur.&lt;br/&gt;3.   Küçük Boy Fotoğraf Makineleri: Bu tip makineler, standart sinema filmi büyüklüğünde, yani 24 x 36 ebadında film kullanılan makinelerdir. Küçük boyutlu, hafif, pratik ve filmlerinin ucuzluğu nedeniyle en çok kullanılan makinelerdir. Bu makineler, genellikle tek objektifli refleks tip makinelerdir. Refleks olmayan modellerinde ayrı bir bakaç penceresi vardır. Film kenarları delikli olup, kağıt film taşıyıcıları yoktur. Genellikle 50 mm odak uzaklı objektifler kullanılmakla birlikte, değişebilen objektif kullanılmaya müsait üretildiklerinden, her türlü (geniş, dar ve zoom) objektif rahatlıkla kullanılabilir. Sabit  objektifli tiplerinde genellikle mercekler arasında diyafram obtüratör, değişebilir objektifli tiplerinde ise, perdeli obtüratörler vardır.&lt;br/&gt;4.   Minyatür Fotoğraf Makineleri: Kullanılacak amaca göre tek tek üretilen makineler olup, bir konu ya da olayı tespit etmek için kullanılmaktadırlar. Minyatür modellerin avuç içine sığacak kadar küçük tipleri vardır. Bu makinelerle çekilen filmlerden 6  x  9 veya 9 x 13 ebadından daha büyük fotoğraf baskısı yapmak çok zordur.&lt;br/&gt;B- BAKAÇ SİSTEMLERİNE GÖRE SINIFLANDIRMA&lt;br/&gt;1.    Optik Bakaçlı Fotoğraf Makineleri: Bu tip fotoğraf makinelerde, objektiften geçen görüntünün vizörden görülmesine yardım eden optik sistem ile birlikte,  objektifin görüş açısı ve odak uzaklığına sahip ikin</description></item><item><title>BİR KAVANOZ KAHKAHA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bir-kavanoz-kahkaha-373349.html</link><description>Bir Kavanoz Kahkaha&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karakterler:&lt;br/&gt;Mülayim............................................Bilal GÜLDERE&lt;br/&gt;Doktor..............................................Halil İbrahim KALAYCIOĞLU&lt;br/&gt;Analık-Yasemin-Çingene................Fatma ÖNEY&lt;br/&gt;Baba-Hayyam...................................Fikret ERGİN&lt;br/&gt;Ayşe Hemşire...................................Orkide ÇİVİCİOĞLU&lt;br/&gt;Musa.................................................Adnan BAŞER&lt;br/&gt;Haydar..............................................Tunç YILDIRIM&lt;br/&gt;Aysel.................................................Nalan ERKOVAN&lt;br/&gt;Öğretmen.........................................Şener AYTEMUR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eleştiri:&lt;br/&gt;Mülayim, mutsuz bir çocukluk geçirmiş olan bir gençtir. Annesi doğumunda ölmüştür. Bunun üzerine babası başka bir kadınla evlenmiştir. Analığı mülayime sevgi göstermeyip işkence çektirir. Mülayim direnmek için evlerin helasında bulunan fareleri örgütler ve analığının üstüne salar. Analık hamiledir;çocuğunu düşürür. Kadında Mülayim&quot; den intikam almak saplantı haline gelir. Bebeğinin düşütünü alkol dolu bir kavanoza koyar.&lt;br/&gt;Mülayim okul hayatında da mutlu değildir. Arkadaşları ona &quot;Hıyar&quot; lakabının takmışlardır. Öğretmeni de Mülayim&quot; den nefret eder. &lt;br/&gt;Mülayim ekonomik özgürlüğünü kazanıp hayata atıldığında bile mutsuzluklar yakasını bırakmaz. Çalıştığı yerde yeni bir sekreter işe başlar. Mülayim bu genç kıza yoğun hisler duyar. Onu bir gün evine çağırır. Aysel&quot;in de ona karşı bir şeyler hissettiğini düşünür. Yalnız patronuyla olan diyaloğunu görmesi ve Aysel&quot;in onu kabul edemeyeceğini ve kendisini yoksullukla mutlu kılamayacağını söylemesi bardağı taşıran son damla olur. Mülayim bunalıma girer. Bir meyhanede karşılaştığı çingenenin gözlerini oymaya çalışır. Polis sorgulamadan sonra onu bir psikiyatri kliniğine bırakır. &lt;br/&gt;Klinikte en az kendisi kadar hasta bir doktor ona bakar. Doktora kliniğe gelene kadar neler olduğunu, çocukluğunu ve korkularını anlatır. Hastaneye gelmesinden 15 gün sonra normal giysilerini giyer, bir iş bulmak için okuldan arkadaşlarını ziyarete gider. Hepsi de onu tersler. Daha sonra analığı onu görür eski evlerine götürür ve onu, kendisini öldürmesine ikna etmeye çalışır. Mülayim yarı ikna olmuş evden çıkar yani kaçar. Sokakta yürürken kliniğe gitmeden önce tanıştığı yaşlı, samimi, sevimli ve hayatla dalga geçen Hayyam&quot;la karşılaşır. Hayyam ona hiç pes etmemesini hayat ne kalleşlikler yapsa da yinede yaşama devam etmesini öğütler. &lt;br/&gt;Oyun Mülayim&quot; in Şeytan uçurtmasıyla havalanmasıyla son bulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir Kavanoz Kahkaha&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karakterler:&lt;br/&gt;Mülayim............................................Bilal GÜLDERE&lt;br/&gt;Doktor..............................................Halil İbrahim KALAYCIOĞLU&lt;br/&gt;Analık-Yasemin-Çingene................Fatma ÖNEY&lt;br/&gt;Baba-Hayyam...................................Fikret ERGİN&lt;br/&gt;Ayşe Hemşire...................................Orkide ÇİVİCİOĞLU&lt;br/&gt;Musa.................................................Adnan BAŞER&lt;br/&gt;Haydar..............................................Tunç YILDIRIM&lt;br/&gt;Aysel.................................................Nalan ERKOVAN&lt;br/&gt;Öğretmen.........................................Şener AYTEMUR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eleştiri:&lt;br/&gt;Mülayim, mutsuz bir çocukluk geçirmiş olan bir gençtir. Annesi doğumunda ölmüştür. Bunun üzerine babası başka bir kadınla evlenmiştir. Analığı mülayime sevgi göstermeyip işkence çektirir. Mülayim direnmek için evlerin helasında bulunan fareleri örgütler ve analığının üstüne salar. Analık hamiledir;çocuğunu düşürür. Kadında Mülayim&quot; den intikam almak saplantı haline gelir. Bebeğinin düşütünü alkol dolu bir kavanoza koyar.&lt;br/&gt;Mülayim okul hayatında da mutlu değildir. Arkadaşları ona &quot;Hıyar&quot; lakabının takmışlardır. Öğretmeni de Mülayim&quot; den nefret eder. &lt;br/&gt;Mülayim ekonomik özgürlüğünü kazanıp hayata atıldığında bile mutsuzluklar yakasını bırakmaz. Çalıştığı yerde yeni bir sekreter işe başlar. Mülayim bu genç kıza yoğun hisler duyar. Onu bir gün evine çağırır. Aysel&quot;in de ona karşı bir şeyler hissettiğini düşünür. Yalnız patronuyla olan diyaloğunu görmesi ve Aysel&quot;in onu kabul edemeyeceğini ve kendisini yoksullukla mutlu kılamayacağını söylemesi bardağı taşıran son damla olur. Mülayim bunalıma girer. Bir meyhanede karşılaştığı çingenenin gözlerini oymaya çalışır. Polis sorgulamadan sonra onu bir psikiyatri kliniğine bırakır. &lt;br/&gt;Klinikte en az kendisi kadar hasta bir doktor ona bakar. Doktora kliniğe gelene kadar neler olduğunu, çocukluğunu ve korkularını anlatır. Hasta</description></item><item><title>TİYATRO REPLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-repligi-347469.html</link><description>TİYATRO REPLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ZİL ÇALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EBRU: Biz geldiiik...&lt;br/&gt;ANNE: Aaa.. kızım hoş geldiniz..Çok özledik sizi..&lt;br/&gt;EBRU: Bizde sizi anneciğim.&lt;br/&gt;ANNE: Can sen nasılsın?&lt;br/&gt;CAN: Pek iyi değilim anne..&lt;br/&gt;ANNE: Neden?&lt;br/&gt;CAN: Sonra anlatırım..&lt;br/&gt;EBRU: Baba sen nasılsın?&lt;br/&gt;BABA: Saol kızım..Sizi sormalı.Bir aydır neler yaptınız?Ne yediniz? Ne içtiniz?&lt;br/&gt;EBRU: Ooo neler yapmadık ki..&lt;br/&gt;BABA: Can sen neden canın sıkılmış gibi duruyorsun.Yoksa pes mi? Ettin..&lt;br/&gt;CAN: Hayır baba ,biraz yorgunum da..ondan olabilir.&lt;br/&gt;BABA: Sizi şirketimdeki arkadaşlarımla tanıştırayım.Murat bey ve Kemal bey.Bunlarda benim oğlum ve kızım..&lt;br/&gt;CAN: Tanıştığımıza memnun oldum efendim.&lt;br/&gt;MURAT BEY: Bizde memnun olduk.&lt;br/&gt;KEMAL BEY: Bence biz sizi çocuklarınızla başbaşa bırakalım.Çünkü bir aydır görüşmüyor sunuz.Konuşacağınız önemli şeyler olabilir.Biz daha sonra tekrar uğrarız..(çıkarlar)&lt;br/&gt;BABA: Tamam kesin uğrayın ama.Yoksa gücenirim hee..&lt;br/&gt;ANNE: Ee hadi çatlatmayın neler yaptınız anlatın bakalım.&lt;br/&gt;CAN: Anne benim biraz uyumaya ihtiyacım var.Biraz dinlendikten sonra konuşuruz.Ebru sana anlatmaya başlasın.&lt;br/&gt;EBRU: Tamam anne üstüme rahat birşeyler giyinip geliyorum.&lt;br/&gt;ANNE: Pekii kızım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                                        ZİL ÇALAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CEMAL: (Girer) Ben geldimm.Ben nerede kalacağım.&lt;br/&gt;BABA: Sende nerden çıktın?&lt;br/&gt;CEMAL: Senin çıktığın yerden.Sen şimdi şu kapıdan çıkmadın mı?Her neyse burası gazetecilerin evi değil mi?&lt;br/&gt;ANNE: Hangi gazetecilerin..&lt;br/&gt;CEMAL: Can ve Ebru nun..&lt;br/&gt;BAB: Evet.&lt;br/&gt;CEMAL: Onlar bana burayı tarif etti de..Artık burada size hizmet edeceğim.&lt;br/&gt;EBRU: (Girer) Aaa Cemal abi.Hoş geldin tanıştırayım.Babam,annem...Baba Cemal abi bizim gazetede çaycıydı.&lt;br/&gt;BABA: Memnun oldum Cemal.Sen nerede oturuyorsun?&lt;br/&gt;CEMAL: Evde...&lt;br/&gt;BABA: Hangi evde?&lt;br/&gt;CEMAL: Bahçeli bir evde..&lt;br/&gt;BABA: Bahçeli bir ev nerede?&lt;br/&gt;CAMAL: Bahçeli evlerde....&lt;br/&gt;EBRU: Onun kalacak yeri yok baba..daha önce gazetede kalıyordu.Can ın söylediğine göre bizim apartmanda kalacak.Bizim kapıcı görevi bırakmıştı yaa.Cemal abi yerine geçecek tabii izin verirseniz..&lt;br/&gt;BABA: Tabi ki izin veririm kızım..&lt;br/&gt;ANNE: O zaman kalacağı yeri gösterelim de..dinlensin. Yarın yarın işe başlasın..&lt;br/&gt;EBRU: Anne bizim en üst daire boştu.Şimdilik orada kalsınlar bence.&lt;br/&gt;ANNE: Ehh öyle olsun bari..&lt;br/&gt;CEMAL: Yok sağolun benim karnım tok.Şimdi yedim.&lt;br/&gt;ANNE: Anlamadım?&lt;br/&gt;CEMAL: Hani karnın aç mı? Diye sordunuz ya...&lt;br/&gt;ANNE: ( Ebru yu yanına çekerek) Kızım ne kadar ukala bir insan bu ay ben çekemem bunu..&lt;br/&gt;EBRU: Ama anne içinden geldiği gibi davranıyor.Herkes bunu yapmaz.&lt;br/&gt;ANNE: Neyse fazla yüz vermede..Kalacağı yeri göster.&lt;br/&gt;EBRU: Hadi Cemal abi al bavulunu.Yukarıya çıkıyoruz.&lt;br/&gt;CEMAL: Ama kapıcılar hep en altta değil midir?&lt;br/&gt;EBRU: Sen değilsin ( çıkarlar)&lt;br/&gt;ANNE: Ayy nerden bulmuşlar bu herifi..&lt;br/&gt;BABA: Bilmiyorum ama çok sıcak kanlı birisi.&lt;br/&gt;ANNE: İşimiz yok bir de..onu besleyeceğiz.&lt;br/&gt;BABA: Alkole ve kumara oldukça fazla para harcıyorsun zaten.Biraz azaltıp, bir insanı beslesek ne kaybederiz.Hem üst kat boş durucağına dolu dursun...daha iyi..&lt;br/&gt;ANNE: Yine başladın saçmalamaya..&lt;br/&gt;CAN: (Girer) Off karnım çok acıktı.Anne yiyecek birşeyler var mı?&lt;br/&gt;ANNE: Can mutfağın nerde olduğunu biliyorsun.&lt;br/&gt;CAN: Sen birşey yer misin?Baba....&lt;br/&gt;BABA: Yok saol oğlum.Sen ye afiyet olsun.&lt;br/&gt;EBRU: Tamam bu işi de hallettik...&lt;br/&gt;ANNE: Kızım kendini fazla yorma..Karnın açmı senin?&lt;br/&gt;EBRU: Biraz sonra yerim.&lt;br/&gt;CAN: (Yiyecekle girer) Hangi işi hallettin.&lt;br/&gt;EBRU: Cemal abi geldi..&lt;br/&gt;CAN: Nee Cemal abi mi geldi? Oleyy nerde şimdi...&lt;br/&gt;EBRU: Dinlenmesi için yukarı çıkarttık artık orada kalacak.&lt;br/&gt;ANNE: Hadi Ebru neler yaptığınızı anlatacaktın..&lt;br/&gt;EBRU: Neler yapmadım ki..Anne.Gazetecilik çok güzel bir meslekmiş.&lt;br/&gt;ANNE: Ben sana demiştim değil mi? Hiç pişman olmayacaksın diye.&lt;br/&gt;EBRU: Öyle bir iş ki..sanki herşey senin elinde.Kimse sana birşey yapamıyormuş gibi.Zaten bize ilk geldiğimizde mesleğin sırrını verdiler.&lt;br/&gt;ANNE: Nedir bakalım mesleğinizin sırrı.&lt;br/&gt;EBRU: Kapıdan kovulsak bacadan gireceğiz.Bize kimse bir şey söyleyemiyor.&lt;br/&gt;ANNE: Neden söyleyemiyor?&lt;br/&gt;EBRU: Çünkü biz kamu adına soruyoruz anne.Herkes telefonumuza çıkmak zorunda ve sorularımızı yanı</description></item><item><title>MUTLAK ANIN FOTOĞRAFÇISI ...</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mutlak-anin-fotografcisi-...-439322.html</link><description>Mutlak Anın Fotoğrafçısı ... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Henri Cartier Bresson (1908-)&lt;br/&gt;Mutlak anı yakalayan bir foto gurunun yaşamı burada ... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zamanın en önemli fotoğrafçılarından biri olarak Bresson, fotoğrafı snap shot(şip şak) fotoğraftan disipliner sanat seviyesine taşımıştır. Kendi kavramlaştırması olan &quot;mutlak anı&quot; yakalamadaki başarısı, alçak gönüllü çalışma yöntemleri, tasarım için keskin gözü onu da çağdaş fotoğrafçılar arasında efsanevi bir yere taşımıştır.Çalışmaları kendisinden sonra gelen Fotoğraf sanatçılarını fazlasıyla etkilemiştir.Çalışmaları ve foto-röportajları dünyanın en önemli dergilerinde otuz yıl boyunca aralıksız yayınlanmıştır. Fotoğrafları A.B.D.&quot;de ve Avrupa&quot;daki en önemli sanat gelerilerinde sergilenmiştir (Decisive Moment isimli sergisi Louvre Müzesinde açılan ilk fotoğraf sergisidir).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bresson 1908 yılında Chanteloupe, Fransa&quot;da doğmuştur. Orta-sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bresson ilk fotoğraflarını Brownie marka kutu fotoğraf makinesi kullanarak ailesi ile gittiği hafta sonu gezilerinde çekmiştir. 1922-23 yıllarında Fanelon okuluna devam eden fakat diploma almaya layık görülmeyen Bressonu asıl ilgilendiren resim sanatı idi. Bu nedenle 1927-28 yıllarında Andre Lhote atölyesinde çalıştı.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pariste çalıştığı stüdyonun onun edindiği deneyimlerin artmasına ve farklı bir tarza sahip olmasında büyük bir payı vardır. Bresson&quot;un bu dönemde resimle kurduğu yakın ilişki, bir sanat fotoğrafçısı olarak olgunluğa erişmesini sağlayan önemli bir dönem olarak görülebilir. Resim çalışmaları sırasında etkilendiği Kübizm anlayışını fotoğraflarına da taşımıştır. Bresson&quot;un etkilendiği şekliyle Kübizm 1908-1912 yılları arasında Pablo Picasso ve Georges Braque ortak çalışması sonucu ortaya çıkan, onlara göre kökenleri Paul Cezanne&quot;nin çalışmalarına kadar uzanan, kısa ömürlü ve geniş ölçekli olmayan ancak 20.yy modern sanatını yaratıcı deneyimlerini kökten etkileyen bir akımdır. Kübizm temel olgusu, nesnelerin özünün, sadece eş zamanlı olarak çoklu bakış açılarını göstererek yakalanabileceğidir. Bresson bu anlayışı fotoğraflarına ağırlıklı olarak geometrik şekillerle ve diğer formel yapılarla yansıtmıştır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bresson&quot;un portre yaklaşımı da onu çağdaşlarından ayıran bir inceliğe sahiptir. Doğal ışık kullanarak, fotoğrafladığı kişi ile ilgili referanslara ulaşabileceğimiz mekansal portre anlayışından faydalanarak bu inceliği gözler önüne serer. Bresson fotoğraf çekme deneyimi için Mutlak An kavramını tanımlamıştır. Ona göre mutlak an saniyeden çok kısa bir süre içerisindeki, en doğru çerçeve, kompozisyon ile ulaşabileceğimiz, bize fotoğraflanan olayın ya da insanın özünü anlatan zamandır. Bu anın Şipşak fotoğraftan ayrıldığı nokta ise insan davranışlarını ve duygularını yansıtmasındaki ayrıntıda gizlidir. Bresson &quot;Mutlak An&quot; adlı makalesinde &quot;Fotoğrafda, en küçük şey bile, büyük bir özne haline dönüşeblir&quot; sözüyle bu süreci özetlemektedir.Bressona göre objektif mutlak anda açılıp kapandıysa, fotoğrafınızda içgüdüsel olarak geometrik bir düzen oluşturduğunuzu görür, bu düzen olmadan fotoğrafınızın hem şekilsiz hem de cansız kalacağını fark edersiniz. Bresson aynı zamanda bir fotoğrafın baskı sırasında kesilmesine (crop) tamamen kaşıdır. Ona göre, eğer bir fotoğrafı kesmeye ya da kırpmaya başladıysanız, oranların geometrik açıdan doğru olan karşılıklı etkileşimini öldürüyoruz demektir. Kısaca ona göre her şey Mutlak Anda belirlenir ve ardından gelen müdahaleler fotoğrafın özüne zarar vermekten öte herhangi bir işe yaramazlar...</description></item><item><title>RESİM - MAĞARA RESİMLERİ VE MİSTİK GÜÇ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-magara-resimleri-ve-mistik-guc-401828.html</link><description>mağara resimleri ve mistik güç</description></item><item><title>SANAT - KİTAP ANALİZ FORMU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kitap-analiz-formu-403412.html</link><description>kitap analiz formu</description></item><item><title>OYUN TEKSTİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oyun-teksti-447896.html</link><description>Sahne aydınlanır.Telefonun başında gözlüklü bir adam bir şeyler yazıp çizmektedir.Telefon çalar.&lt;br/&gt;GÖZLÜKLÜ ADAM;Evet.Geldi demek.Söyle içeriye gelsin.&lt;br/&gt;KENDİ KENDİNE;Oldu bu iş.BU SIRADA CEP TELEFONU İLE BAŞKANINI ARAR.&lt;br/&gt;Aloo,efendim.Saygılar.Benim.sizi rahatsız ettiğimi biliyorum.Ama özür dileyerek acilen gelmeniz gerektiğini söyleyeceğim.Efendim.Adamımız  az sonra burada olur.&lt;br/&gt;Bekliyoruz başkanım.Teşekkür ederim.&lt;br/&gt;KAPI VURULUR.&lt;br/&gt;GÖZLÜKLÜ ADAM;gel!&lt;br/&gt;İÇERİYE ÜSTÜ BAŞI DAĞINIK.SAÇ BAŞ BİR YERDE BİR PROFESÖR GİRER.ELİNDE DOSYALAR VARDIR.&lt;br/&gt;PROFESÖR;İyi günler Beyefendi.&lt;br/&gt;ADAM;Evet.Seni dinliyorum.Nasıl yapabildin mi bir şeyler?&lt;br/&gt;PROFESÖR;Efendim.Büyük ölçüde başardık.&lt;br/&gt;ADAM;Nasıl yani.Başardın mı?Başaramadın mı?&lt;br/&gt;PROFESÖR;Şeyy.Aslında ilacı yapabildik.Yani sonuca ulaştık.&lt;br/&gt;ADAM;Sorun nedir öyleyse?Sonuca ulaşman için sana para ödüyoruz.&lt;br/&gt;PROF;Efendim.&lt;br/&gt;İÇERİYE BAŞKAN GİRER.GÖZLÜKLÜ FIRLAR.&lt;br/&gt;Hoş geldiniz beyefendi.Buyurun.Lütfen.&lt;br/&gt;BAŞKAN SURATSIZ;Rahatsız olma!Otur.Profesör siz misiniz?&lt;br/&gt;PROF;Efendim ben,(GÖZLÜKLÜ ADAMIN KONUŞMASINA İZİN VERMEZ)&lt;br/&gt;GÖZLÜKLÜ;Evet ,Beyefendi şimdi de bana ilacın  özelliklerini anlatıyordu.&lt;br/&gt;BAŞKAN;Güzel.DOSYALARI KARIŞTIRIR.&lt;br/&gt;Neler yaptınız?&lt;br/&gt;PROF;Efendim.Kısaca  şöyle ;İlacı kullanan farelerde üç hafta içerisinde mideler küçülüyor.Ve hayvan süratle kilo kaybına uğruyor.&lt;br/&gt;BAŞKAN;İşte!Sihirli kelime; kilo kaybı! Bu kozmetik-ilaç sektöründe devrim çak!(ADAMLAR ALLERİNİ BİRBİRİNE ÇAKIŞTIRIR)Kadınlar bunun için eczaneleri yıkacaklar.Bütün şişmanlar eczanelere hücum edecek.Devletler açlığa çare bulduğumuz için ilacın patentini almak için ne paralar   ödeyecekler.Yaşasın zenginlik.&lt;br/&gt;GÖZLÜKLÜ;Hemen seri üretime geçelim!Gelsin paralar.&lt;br/&gt;PROF;Hayır!Hayır!Hemen üretime geçemeyiz.eksiklerimiz var.İlacın yan etkilerini görmemiz gerekiyor.Bir kaç haftaya daha ihtiyacım var.&lt;br/&gt;BAŞKAN;Ne diyorsun?Biz birkaç hafta daha ne yaparız?Ya rakip firma formülü bulursa?Ya bizden önce piyasaya süren olursa.Kaybedecek bir dakikamız bile yok.&lt;br/&gt;PROF;Aman efendim.Mümkün mü?Bizden başka bu formülü bilen yok.&lt;br/&gt;BAŞKAN KOCA GÖBEĞİ İLE PROFESÖRÜN ÜZERİNE YÜRÜR.&lt;br/&gt;Ya sen bizi satarsan.&lt;br/&gt;PROF;Aman efendim.Yapmayın.Yedi yıldır bu iş için gecemi gündüzüme kattım.Karım bile beni evden kovdu.Size nasıl yanlış yaparım.&lt;br/&gt;GÖZLÜKLÜ;Parası çok olanın karısı  da çok olur.Biri gider biri gelir.&lt;br/&gt;PROF,Bana güvenmiyor musunuz?&lt;br/&gt;BAŞKAN;Olsun,Ben babama bile güvenmem!İşin içinde büyük paralar var.GÖZLÜKLÜYE DÖNEREK.&lt;br/&gt;Dış ortaklarımızı ara.Seri üretime geçiyoruz.&lt;br/&gt;SAHNE KARARIR.&lt;br/&gt;SAHNE AYDINLANDIĞINDA  KALABALIK İNSANLARIN BİR O TARAFA BİR BU TARAFA KOŞUŞTURDUKLARINI GÖRÜRÜZ.SAHNEDE ECZANE YAZAN BİR KAÇ  YAZININ ALTINDA KUYRUKTAKİ İNSANLAR KOŞUŞTURMAKTADIRLAR.&lt;br/&gt;1.KADIN;Ay kardeş.sabahtan beri bekliyoruz.Şu ilacı  dağıtın artık.&lt;br/&gt;ECZACI KALFASI;Aspirin değil bu hanım!Sırada bekleyeceksin.&lt;br/&gt;2.KADIN;Karaborsa mı satacaklar yoksa?&lt;br/&gt;3.KADIN;Alırım vallahi,şu kilolara bak şekerim. Denemediğimiz rejim kalmadı.Yok merdiven rejimi yok karpuz rejimi.Bıktım canımdan.&lt;br/&gt;1.KADIN;İşe yarasa bari.&lt;br/&gt;2.KADIN;Yarıyor yarıyor.Bizim komşu Mehmet bey 80 kilodan üç hafta içerisinde 55  kiloya düştü.&lt;br/&gt;1.KADIN;Haydi inşallah.&lt;br/&gt;YAŞLI BİR ADAM SIRAYA GİRMEYE  ÇALIŞIR&lt;br/&gt;KALFA;Hop!bey amca sıraya,gir.&lt;br/&gt;AMCA,Ne var evladım?Ben sabahtan beri geldim.Bekliyorum.&lt;br/&gt;2.KADIN;Herkes bekliyor..Sadece sen misin Allah&quot;ın kulu.&lt;br/&gt;3.KADIN;Ahı gitmiş vahı kalmış bunun ne yapacaksa zayıflatıcı hapı?&lt;br/&gt;1.KADIN;Kim  bilir?&lt;br/&gt;2.KADIN;Bana bak kardeş benim hiç gözüm tutmadı bu eczacı kalfasını!Tinerci gibi bakıyor adamın suratına.&lt;br/&gt;3.KADIN;Bana da bir işler çeviriyor gibi geldi.&lt;br/&gt;2.KADIN;Anlarız birazdan.&lt;br/&gt;YAŞLI AMCA;Hayır.Ta Bursa&quot;dan kalkıp geldik.Daha çok bekleyecek miyiz?&lt;br/&gt;2.KADIN;Çok oldun ama amca sen de .Patladın mı ayol.Bekle.Hanıma mı kendine mi alıyorsun ilacı?&lt;br/&gt;AMCA;İkimize de.&lt;br/&gt;3.KADIN;Oh.Para bol.yani.&lt;br/&gt;AMCA;Ne parası?&lt;br/&gt;1.KADIN;Zenginler böyle işte.Fakirin her şeyine göz diker.Tek kendine al.Başkası da nasiplensin.&lt;br/&gt;2.KADIN;Öyle tabi&lt;br/&gt;AMCA;Allah Allah..Size ne kardeşim benim iğnemden ilacımdan?Devlete ben hizmet etmişim.Bu benim yasal hakkım.bir kutu</description></item><item><title>SANAT - SANATÇI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanatci-403353.html</link><description>sanatçı</description></item><item><title>GÖLGE OUNU TARİHCESİ, ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?golge-ounu-tarihcesi,-ozellikleri-366774.html</link><description>I- Giriş:Geleneksel Türk Tiyatrosu deyimi, köy oyunları ve halk tiyatrosu geleneği içerisinde oynanan hem sözsüz, hem de sözlü oyunlar için kullanılmaktadır. Köy oyunları eski Ön Asya uygarlıklarının bolluk törenleri ile Anadoluya göç etmiş Türklerin atalarının kültüründe yer alan şaman törenlerinin birleşiminden oluşmuştur. Halk tiyatrosu ediğimiz şey ise başlıca meddah, kukla, Karagöz ve Ortaoyunundan gibi gölge oyunlarından oluşmuştur.Geleneksel Türk Tiyatrosu, günümüzde önemini kaybetmiş gibi gözükse de, türk toplumunun tarih içerisindeki kültürel özelliklerini yansıttığından aslında çok önemlidir. Geleneksel Türk Tiyatrosu hakkettiği ilgiyi görmemektedir. Fakat kültürümüzü ve tarihimizi daha iyi anlamamız için bu konuda fikir sahibi omamız çok önemlidir.Bu çalışmamda,  Geleneksel Türk Tiyatrosunun özellikleri ile ilgili genel bilgilerin yanı sıra, en önemlisi olduğunu düşündüğüm Karagöz, Gölge Oyunu ve Ortaoyunu hakkında geniş bilgi vermeye çalışacağım. Bunun için, öncelikle Ortaoyunu ve Gölge oyunun tarihininden ve ülkemize nasıl geldiğinden bahsedeceğim ve daha sonra Karagöz hakkında ayrıntılı bilgiler vermeye çalışacağım. II- Geleneksel Türk Tiyatrosunun Tarihçesi:Eski yüzyıllarda Osmanlılarda dramatik türden oyunlar olduğunu çeşitli kaynaklardan biliyoruz. Daha I. Bayezid (1389-1402) çağında sarayda çalgıcı, dansçı, şarkıcı takımlarının yanı sıra taklitçi oyuncuların bulunduğu bilinir. Gezgin Thevenot, IV. Mehmetin bir oğlu doğması dolayısıyla (1663) Halepte yapılan ve yedi gün yedi gece süren bir şenlikte gördüğü temsili &quot;Türk komedyası&quot;başlığı altında ele alır;  IV. Mehmetin büyük oğlu şehzade Mustafanın Edirnede yapılan ve on beş gün on beş gece süren sünnet düğününü anlatırken, dansçılardan sonra ortaya &quot;aktörler&quot; çıktığını ve bir çok oyunlar oynadıklarını belirtir.         XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yayınlanmış Latince bir kitapta, Hollanda elçisinin davetinde verilen bir  temsili &quot;Türk komedyası&quot;  başlığı altında anlatan yazar, üçüncü oyuncunun yardıma koşup dua ve yakarma ile geyiğin ruhunu geri çağırıp onu kurtardığını anlatır. Uzun süre Türkiyede kalan Macar asıllı topçu subayı Baron de Tott, III. Mustafanın kızı Hibetullah Sultanın doğumu dolayısıyla yapılan şenlikte (1758), Büyükderede Murat Mollanın düzenlediği bir temsili anlatırken, ip cambazlarının ve dansçıların gösterilerinden sonra Yahudi aktörlerin oynadığı bir komedyayı anlatır. Fransız elçisi Thouvenel de, Abdülmecit` in çocuklarının sünneti dolayısıyla Dolmabahçe sırtlarında düzenlenen şenlikte seyrettiği bir &quot;Türk komedyası&quot;nı anlatır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda, kimi yabancı tanıklar, güreş, dans, vb. gibi gösteriler arasında oynanan kısa komedyalar için &quot;fars&quot; terimini kullanmışlardır: Fransa kralı XV. Louisnin çocuğunun doğumu dolayısıyla İstanbulda Fransız elçisi Marquis de Villeneuveün düzenlediği üç gün süren şenliğe (1730) sarayın oyuncu takımından kırk beş kişi k</description></item><item><title>SANAT - MANİYERİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-maniyerizm-403133.html</link><description>maniyerizm</description></item><item><title>RESİM - MÜŞERREF ZEYTİNOĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-muserref-zeytinoglu-401829.html</link><description>müşerref zeytinoğlu</description></item><item><title>SİNEMA  VE  TASARIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinema--ve--tasarim-451510.html</link><description>SİNEMA SEKTÖRÜ ve&lt;br/&gt;ENDÜSTRİ ÜRÜNLERİ TASARIMCISI  &lt;br/&gt;Kaynak:http://www.designophy.com&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Metropolis&quot; 1926 yılının olanaksızlıklarına rağmen yansıttığı dünya, o devasa gökdelenler, uçan arabalar, sınırsız hayalgücü ve Star Wars Serisine bile esin kaynağı olmuş robot tasarımı zirvedeki yerini hala korur.&lt;br/&gt;Sinema teknik anlamıyla, bir film üstüne saptanmış görüntülerin ya da çizilmiş desenlerin ışıkla bir perdeye art arda düşürülerek hareketli görüntüler elde edilmesidir. Sanatsal açıdan bakarsak tanımı şu şekilde değiştirebiliriz: Sinema, karanlık salonda tüm dikkatini perde üzerinde yoğunlaştırmış olan izleyiciyi kendi içine alan bir &quot;gerçek&quot; yaratmaktır. Sadece bu iki tanımdan yola çıkarak endüstri ürünleri tasarımcısının bu sektördeki etkisinden bahsetmeye başlayabiliriz:&lt;br/&gt;&quot;Yaratmak&quot; kavramını içine alan her türlü mesleğin üzerine kurulduğu değerler, endüstri ürünleri tasarımının da çıkış noktasını kapsar. &lt;br/&gt;Sinemada ise yaratmak kavramı ve yaratılmaya çalışılan gerçek, hayatın ötesindedir. Çünkü hareket noktası genellikle izleyicinin kafasında daha önceki deneyimlerine dayanarak oturmuş çeşitli kodlardır. Normalde olmasını beklemeyeceğimiz ışık, mekan ve benzeri değişiklikler art arda akan o her bir görüntüyü maksimum estetikte yansıtma çabasındadır. Bu maksimum estetik kaygısı çoğu meslekten insanı biraraya toplama gereği doğurmuştur ve günümüzde sinema, artık sektör kavramını da aşıp kendi başına bir dünya oluşturmuştur. Endüstri ürünleri tasarımcısı da kendi mesleki özelliklerini yansıtacak bir platform bulamasa bile tasarımcı olmanın ona kazandırdığı yaratıcı kimliğinden dolayı zaman içinde farklı roller üstlenmiştir.&lt;br/&gt;Herhalde endüstri ürünleri tasarımcısı için sinema sektöründeki en etkin rol, kendi mesleğini icra etmesidir. Kendisine bu platformu doğuran ise çoğunlukla bilimkurgu sinemasıdır. Çünkü sinema sektörü, gerçek hayatta varolanı perdeye yansıtmak için tasarımı ikinci planda tutar. Ama söz konusu varolmayanı tasarlamak olduğu zaman, ki bu da bilimkurgu sinemasının temalarından biridir, endüstri ürünleri tasarımcısı bir ihtiyaç olur. Kompleks bir uzay gemisinden, en basit bir ışın kılıcına kadar, hem karada hem havada giden bir araçtan, otomatik bir ayakkabıya kadar her türlü detay, birden endüstri ürünleri tasarımcısı için &quot;yeni bir dünyaya tasarım&quot; arayüzü olur. Salt bilimkurgu sineması tanımı, aslında tam bu ihtiyacı karşılamaz. Bir mekanın öne çıkardığı objeler, yada trend yaratması düşünülen, insanları şaşırtmak için önlerine sürülmek istenen nesneler bazen bir endüstri ürünleri tasarımcısının imzasına mahkum hale gelir. Bu esnada yönetmen ve senaristin fikirleri doğrultusunda bir ya da bir grup tasarımcı yeni dünyalar yaratır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;David Butlersın &quot;Just Imagine&quot; filmi Hollywoodun ilk bilimkurgu göz ağrısıdır. Detaylı olarak tasarlanmış uzay mekiği, her ne kadar detaylı inşa edilememiş olsa da ileriye dönük olumlu sinyaller vermekteydi.&lt;br/&gt;Endüstri ürünleri tasarımcısının yeteneği, hayal edileni kağıda, kağıttakini de gerçeğe dönüştürmek olduğu için, sinema sektörü alanında endüstri ürünleri tasarımcısına en çok illustrasyon alanında ihtiyaç duyulmaktadır. Endüstri ürünleri tasarımcısı birkaç kişinin kafasında şekillendirdiği, gerçek hayatın taklidi ya da yeni bir yorumu niteliğindeki düşler gerçeğe dönüştürülürken uygun bir arabulucu olur. Ağızlardan dökülen sekansları mümkün olduğunca hızlı ve detaylı kağıda döker. Sayfalarca ortaya konulan fikirler, aslında sadece yaratıcı zihinler tarafından dikte edileni değil, bu söylenenlere, tasarımcının hayalgücünün eklediklerini, düzelttiklerini ve yorumladıklarını barındırır. Her planın içerdiği harekete, kamera açısına ve mekan düzenlenmesine yavaş yavaş hayat verilir. Bu planlar sıralanır ve film akışı, kağıt üzerinde ortaya çıkarılır. Bütün adımlar bu eskizlerin üzerine atılır.&lt;br/&gt;Mesleki eğitiminin elverdiği diğer bir perspektif ise sanat yönetmenliğidir. Genel olarak sanat yönetmeni, kaydedilecek görüntünün içindeki bütün yardımcı cisimlerin, senaryoda bulunan unsurları desteklemesini sağlar. Gerek hikayenin geçeceği mekanı, gerek mekan-zaman uyumunu, gerekse mekanın öne çıkaracağı objelerin tasarımını kurgulayan odur. Dekor çok basit bile olsa, bulunduğu şartları yansıtması, kostüm çok normal bile olsa mekana belirli estetik kaygılara uyması gerekir. Bu yüzden endüstri ürünleri tasarımcısı, dekoru yönetmene danışarak; onun kafasındakini tasarımda bütünlüğe dökerek; kostümü ise kostüm sorumlusuyla ortak çalışarak; bir uyum yakalamaya çalışır. &lt;br/&gt;Ortaklığın diğer tarafı da, endüstri</description></item><item><title>YARATICI DRAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaratici-drama-385664.html</link><description>09 Ocak 2002&lt;br/&gt;YARATICI DRAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Çocuk  her yaşta, gelişim özelliklerine uygun oyunlar oynamalıdır.Çocukların kendilerini  en kolay ifade ettikleri yol, oyundur. Çocuk oyunlar oynar. Çocuğun kişilik, beceri ve zeka bütünlüğü oyun oynayarak gelişir. İnsan ilişkilerini kavrayabilmeleri, çevrelerine uyum sağlamak için hazırlık yapmaları, yaşadıkları deneyimlere şekil vermeleri, problemlerine çözüm bulmaları ve  bazı duygusal sorunlarından arınmaları, oyun yoluyla olur.Oyun çocuklara sayısız yararlar sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61558;Oyun, çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları kendi deneyimleri ile öğrenmesi                          yöntemidir.&lt;br/&gt;&amp;#61558;Oyun, sonucu düşünülmeden eğlenmek için yapılan hareketlerdir.&lt;br/&gt;&amp;#61558;Oyun, çocuğun kendisini ifade etmesidir.&lt;br/&gt;Eğitici drama, katılanlara çeşitli öğrenme türlerini bir arada sunan bir tekniktir. Eğitici dramanın çocuk eğitiminde sağlayabileceği yararları anlamanın bir yolu da, aşağıdaki öğrenme türlerini hep birden sağlamasıdır.&lt;br/&gt;Eğitimde drama ile;&lt;br/&gt;*Yaşantılara dayalı öğrenme&lt;br/&gt;*Hareket yolu ile öğrenme&lt;br/&gt;*Aktif öğrenme&lt;br/&gt;*Etkileşim yolu ile öğrenme&lt;br/&gt;*Sosyal öğrenme&lt;br/&gt;*Tartışarak öğrenme&lt;br/&gt;*Keşfederek öğrenme&lt;br/&gt;*Duygusal öğrenme&lt;br/&gt;*İşbirliği kurarak öğrenme&lt;br/&gt;*Kavram öğrenme&lt;br/&gt;sağlanabilmektedir.&lt;br/&gt;Eğitimde dramanın sağlayabileceği yararlar:&lt;br/&gt;*Bireyde yaratıcılığı ve hayal gücünü geliştirir.&lt;br/&gt;*Zihinsel kapasiteyi geliştirir.&lt;br/&gt;*Kendilik kavramının gelişmesine katkıda bulunur.&lt;br/&gt;*Bağımsız düşünme ve karar verme yeteneğini geliştirir.&lt;br/&gt;*Duygularının farkına varılmasını ve ifade edilmesini sağlar&lt;br/&gt;*İletişim becerilerine olumlu katkı yapar.&lt;br/&gt;*Sosyal farkındalığın artması ve problem çözme yeteneğinin gelişmesini sağlar.&lt;br/&gt;*Demokrasi eğitimine destek olur.&lt;br/&gt;*Grup içi süreçlere olumlu katkılarda bulunur (arkadaşlık).&lt;br/&gt;*Öğretmenlerle öğrenciler arasındaki olumlu ilişkilere katkıda bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaratıcı drama çalışmaları, yaşayarak ve duyu organlarının mümkün olduğunca fa</description></item><item><title>ROMANTİK AKIM İÇERİSİNDE GOETHE&quot;NİN &quot;FAUST &quot; I&quot; ADLI OYUNUNUN TANRI KAVRAMI AÇISINDAN İNCELENMESİ VE OYUNUN DEKOR &quot; KOSTÜM TASARIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?romantik-akim-icerisinde-goethe-nin-faust-i-adli-oyununun-tanri-kavrami-acisindan-incelenmesi-ve-oyunun-dekor-kostum-tasarimi-374921.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;SAHNE SANATLARI BÖLÜMÜ&lt;br/&gt;SAHNE TASARIMI DALI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ROMANTİK AKIM  İÇERİSİNDE &lt;br/&gt;GOETHE&quot;NİN &quot;FAUST &amp;#8211; I&quot; ADLI OYUNUNUN&lt;br/&gt;TANRI  KAVRAMI AÇISINDAN İNCELENMESİ&lt;br/&gt;VE OYUNUN DEKOR &amp;#8211; KOSTÜM TASARIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAZIRLAYAN &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜLER ÖZDEMİR&lt;br/&gt;9711943007&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DANIŞMAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yrd Doç. Dr.Önder PAKER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ISPARTA &amp;#8211;2001&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;-ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;- GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-BİRİNCİ BÖLÜM: ROMANTİZM NEDİR? SÖZCÜĞÜN TANIMI&lt;br/&gt;I-ROMANTİZM AKIMINI HAZIRLAYAN DÖNEME GENEL BAKIŞ&lt;br/&gt;     A. ROMANTİZM AKIMININ GENEL KARAKTERİ&lt;br/&gt;1.Romantizmi Hazırlayan Koşullar: 18. Yüzyıl Sonu 19. Yüzyıl Başı Siyasal ve Toplumsal Ortam&lt;br/&gt;a-Fransız İhtilali&quot;nin  Önemi&lt;br/&gt;2.Romantizm Akımının İçeriği &lt;br/&gt;3.Düşünce Ortamı: Romantik Kuramcılar&lt;br/&gt;4.Romantizmin Kalıntıları&lt;br/&gt;A.TİYATRODA ROMANTİZM&lt;br/&gt;1.Goethe ve Diğer Romantik Yazarlar&lt;br/&gt;B.ROMANTİK AKIM İÇERİSİNDE GOETHE&lt;br/&gt;1.Yaşamı, Sanatı ve Yapıtları&lt;br/&gt;2.Romantik Dönem İçerisinde Din ve Tanrı Kavramlarına Yaklaşımlar&lt;br/&gt;3.Goethe&quot;nin Tanrı Kavramına Yaklaşımlar&lt;br/&gt;I-GOETHE VE FAUST- İKİNCİ KUTSAL KİTAP &lt;br/&gt;A.FAUST &amp;#8211; TANRI ve ŞEYTAN&lt;br/&gt;1.Efsanenin Doğuşu: Faust Kimdir?&lt;br/&gt;2.Oyunun Evrensel Boyutları&lt;br/&gt;3.Tanrı Kavramı&lt;br/&gt;a.Teslis: Hristiyan Tanrısı&lt;br/&gt;4.Şeytan&lt;br/&gt;a.Tarihsel Süreç İçerisinde Şeytan&lt;br/&gt;b.Romantik Şeytan&lt;br/&gt;c.Faust&quot;da Şeytan: Mephistopheles&lt;br/&gt;İKİNCİ BÖLÜM: &quot;FAUST! OYUNUNUN SAHNE TASARIMI AÇISINDAN İNCELENMESİ&lt;br/&gt;I-OYUNUN DRAMATURJİK ÇÖZÜMLEMESİ&lt;br/&gt;A.KARAKTER ÇÖZÜMLEMESİ&lt;br/&gt;1.Tanrı Kavramının Oyun İçerisindeki Yansımaları &lt;br/&gt;2.Mephistopheles&lt;br/&gt;3.Faust&lt;br/&gt;4.Faust, Tanrı &amp;#8211; Şeytan İlişkisinin Oyun İçerisindeki Çözümlemesi&lt;br/&gt;II-&quot;FAUST&quot;  OYUNUNDA DEKOR VE KOSTÜM TASARIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.DEKOR &amp;#8211; DÖNEM ARAŞTIRMASI&lt;br/&gt;1.Gotik Üslup&lt;br/&gt;2.Dekor Yorumu&lt;br/&gt;B.KOSTÜM&lt;br/&gt;1.18. ve 19. YY. Kostüm Anlayışı&lt;br/&gt;a.Kostüm Yorumu&lt;br/&gt;SONUÇ&lt;br/&gt;KAYNAKÇA&lt;br/&gt;EKLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Dünya Tiyatro Tarihi içerisinde farklı bir yere sahip olan Johann Wolfgang von Goethe, şair, oyun yazarı, eleştirmen, oyunculuk sanatı üzerine kitap yazmış, doğa bilimleri üzerine çalışmalar yapmış, çok yönlü, tipik bir Rönesans insanıdır. Günümüzde dahi değerinden hiçbir şey kaybetmeyen, hatta kaybetmenin de ötesinde, günümüz gerçekliğine halen cevap verebilen çok önemli, ayrıcalıklı bir yazıdır.&lt;br/&gt;Bu çalışmadaki amaç, tiyatro dünyasına &quot;Faust&quot;  gibi dev bir eser kazandıran ve de bunu neredeyse yarım yüzyıldan fazla bir sürece yayan Goethe&quot; nin üzerinde böyle bir emek harcanmış yapıtını, üzerinde çok konuşulup değerlendirilmiş  olduğu bilincinde yeniden, bir kez daha ele almak, bilinenleri ortaya koymak değil, sanatındaki incelikleri Romantizm akımı içerisinde değerlendirmek ve Faust&quot; u bu dönemin özellikleriyle &quot;Tanrı&quot; kavramı açısından ele almaktır. Sanatında olduğu kadar, kişiliğindeki incelik ve nezaket ,duyarlılık ve hassasiyet Goethe&quot; yi bu çalışmanın konusu yapmak için yeterli olmaktadır.&lt;br/&gt;Faust, bir efsanenin, evrensel boyutlara taşınmasıdır. Alman Romantik yazarlarının &quot;Sturm und Drang&quot; akımındaki bir</description></item><item><title>FOTOĞRAF MAKİNESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotograf-makinesi-365022.html</link><description>FOTOĞRAF NEDİR?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ansiklopedik açıklamaya göre çekim ilkesi, mineral ya da organik bileşiklerin, ışığın ve atkinik(morötesi, kızılaltı ışınlar, x ışınları, gama ışınları vb.)ışınımların etkisiyle dönüşmesine dayanır. Bu amaçla, ışıklı bir görüntü, bu bileşiklerden birinin emdirildiği ya da ince bir duyarkart biçiminde kaplandığı bir dayanak üstüne yansıtılır. Böylece fotokimyasal tepkimeler sonucu duyarlı katmanda fotoğraf görüntüsü oluşur. Ancak bu görüntü sabit olmadığı için, etkilenmiş duyarlı yüzeyin, bu kez sabit ve özellikle ışığa duyarsız yeni bileşikler verecek biçimde kimyasal dönüşümlere yol açan uygun banyolarda işlenmesi gerekir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOTOĞRAFIN TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk olarak stenope adı verilen küçük bir deliğin açıldığı karanlık oda ilkesi olarak ortaya çıkan fotoğraf sanatıdır. Karanlık oda içerisine ışığa duyarlı kağıt yerleştirilmek suretiyle görüntünün bu kağıt üzerine düşmesi ve sonrasında da banyoda sabitleştirilmesiyle oluşturuluyordu. 1550 yılında Cardano, büyüttüğü bu deliğin önüne bir mercek yerleştirerek karanlık odanın ışıldama gücünü artırdı. Öte yandan simyacılar, ışığın kimyadaki adı eritilmiş gümüş klorür olan maddeyi etkilediğini biliyorlardı. Ancak hiç bir elyazmasında, bu iki olayın bir araya getirilip fotoğraf çekiminin gerçekleştirildiği doğrultusunda bir bilgiye rastlanmamıştır. Fotoğrafın icadı ancak 1816 yılında Nicephore Niepce sayesinde gerçekleşti. Niepçe duyarlı katman olarak Yahudiye bitümünden yararlandı. Ancak bir manzaranın resmini elde etmek için sekiz saatlik pozlar vermek zorunluydu.&lt;br/&gt;L.J.M.Daguerre ile birlikte yaptıkları araştırmalar dagerreyotipin adı verilen icatla sonuçlandı. Tarih olarak 1837 ile 1839 tarihleri arasında olduğu belirtiliyor.&lt;br/&gt;1838 yılında İngilterede Talbot, kağıtları deniz tuzuna, sonra da gümüş nitrata batırarak duyarlı kağıtlar elde etti. &lt;br/&gt;1840 yılında bu yöntem değiştirilip, önce gümüş tuzları içeren ve saydam bir klişe veren, sonra da kolodyumlu (Le Gray, 1849) bir albümin katmanıyla kaplanmış cam plaka kullanıldı ve kalotip adını aldı. &lt;br/&gt;1861 yılında Gaudinin önerdiği jelatin, 1871de Maddoxun jelatinli gümüş bromür içeren ilk duyarkartları hazırlamasını sağladı. O tarihten bu yana sürdürülen araştırmalarla, daha da yetkinleştirilebilecek günümüz üretimine ulaşıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOTOĞRAF ELDE ETME İŞLEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotoğraf makinesindeki filmin duyarlı yüzeyin ışıklanması sonucu gözle görülmeyen bir görüntü elde edilir. Bu görüntü uygun banyolarda işlenerek ya baskı yapılabilen negatif resmi ya da projeksiyonu yapılabilen pozitif resmi (Diyapozitif) verir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOTOĞRAF MAKİNESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotoğraf makinesinin ana parçası üstüne bir objektif monte edildiği bir karanlık odadır. Objektif ışıklı görüntüyü odada, kendine karşıt düşen yüzeyde oluşturur. Bu yüzeye duyarlı dayanağın oluşturulması için bir düzenek yarlaştırılmıştır. Objektifin arkasında (Ya da objektif merceklerinin arasında) obtüratör vardır. Bu parça ışığın sadece çekim sırasında geçmesini sağlar. Obtüratör(Enstantane) fotoğrafçının kom</description></item><item><title>SANAT - SANAT-SORULARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanatsorulari-403370.html</link><description>sanat-soruları</description></item><item><title>SANAT - ARTS AND PLASTİC SURGERY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-arts-and-plastic-surgery-403379.html</link><description>arts and plastic surgery</description></item><item><title>SANAT - REŞAT NURİ GÜLTEKİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-resat-nuri-gultekin-403092.html</link><description>reşat nuri gültekin</description></item><item><title>SANAT - KERAMİK SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-keramik-sanati-403129.html</link><description>keramik sanatı</description></item><item><title>EHLİYET SENİN NEYİNE DÖN ŞİNASİ KÖYÜNE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ehliyet-senin-neyine-don-sinasi-koyune-354890.html</link><description>EHLİYET SENİN NEYİNE DÖN ŞİNASİ KÖYÜNE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.PERDE&lt;br/&gt;Sahnede iki masa var. Biri Baş komiserin diğer ise Pakize Hanım&quot;ın masasıdır.  &lt;br/&gt;(Çaycı Hıdır içeri girer elindeki bezle masaların tozunu alır. Kendi kendine şarkı söylüyor. Bir ara birden durur ve düşünür. Sahnenin ortasına kadar gelerek)&lt;br/&gt;Çaycı: Yav ben Güngör Baş komiserime verdiğim parayı yazmayı unuttum.  Az daha gididi göz gere göre paralar. &lt;br/&gt;(Pakize Hanım&quot;ın masasının önündeki sandalyeye oturur. Cebinden uzun bir liste ve kalem çıkarır. Kalemi tükürükledikten sonra listenin en altına bir  şeyler yazar). &lt;br/&gt;Çaycı: 20 milyon dolar olarak hesap edersek du bahayım 20 dolaar, oh be, şimdi rahatladım işte. &lt;br/&gt;(Hıdır Pakize Hanım&quot;ın masasını temizlemeye devam eder. Bir taraftan önlüğüyle diğer taraftan bezle silmektedir. Bir ara Pakize&quot;nin masasına tükürür.)&lt;br/&gt;Çaycı: Henüz girmiş 13-14 yaşınaaaa (Birden durur, bezi masanın üzerine atar). &lt;br/&gt;Çaycı:  Ne 13-14&quot;ü, 35 otuzbeeeş yav ne gaddar silsem gelip gusur bulacak. Evde kaldı, acısını bizden çıkari. &lt;br/&gt;(Pakize hanım içeri girer). &lt;br/&gt;Çaycı: Günaydın Pakize Hanım&lt;br/&gt;Pakize: Günaydın Hıdır Usta. &lt;br/&gt;Çaycı: Çayda  yeni çöktü ha, sen de hele şele yeren bir çök de bir bardak getirem sana, afiyetnen içesen. &lt;br/&gt;Pakize: İyi olur ama, tükürmeden sildiğin bardaklardan birine doldur çayı, lütfen!!!&lt;br/&gt;Çaycı:  Nebalımı alma Pakize Hanım, nerden çıktı bu söylentiler bilmem ki, Allah&quot;a şükür sular şırıl şırıl ahi. Tükürüknen işim ne, burası İstanbul mu? &lt;br/&gt;Pakize: Geçen hafta iki gün sular kesikti, peki nasıl temizlemiştin o bardakları bakayım?&lt;br/&gt;Çaycı: Hah! Tertemiz idi değil mi? İşin orasını garıştırma, meslek sırrı söylenmez. Üstelik su kaynaklarımı açıklayamam. &lt;br/&gt;Pakize: Ayyyy, iğrençsin Hıdır Usta.            &lt;br/&gt;(Hıdır gider, Pakize çekmecesinden çıkardığı bezle masasını tekrar siler. O sırada baş komiser içeri girer. Baş komiserin elinde bir simit vardır.) &lt;br/&gt;Pakize: Günaydın baş komiserim.&lt;br/&gt;Baş Kom: Günaydın Pakize Hanım&lt;br/&gt;Pakize: Yine aceleyle çıkmışsınız evden, kahvaltınız elinizde. &lt;br/&gt;Baş Kom: Valla evden bir kaçtım ki sorma, benim küçük oğlan tutturmuş baba bana bisiklet al. Sabah 5&quot;te kapı önünde nöbete durmuş. Büyüğü de 6 ortalı coğrafya defteri istiyor. Eeeee ay sonu, elde avuçta yok. &lt;br/&gt;Pakize: Yine pencereden atladınız o zaman desenize.&lt;br/&gt;Baş Kom: Bir gün bir yeri mi kıracağım ama ne zaman bilmiyorum. Hıdır Hıdıııır. (Çaycı içeri girer)&lt;br/&gt;Baş Kom: Bana duble bir çay getirde bir kahvaltı yapayım. &lt;br/&gt;Çaycı: Davuşan ganu çayu şimdi getirim Baş komiserim. &lt;br/&gt;Baş Kom: Ha! Hıdırâ€¦ (Çaycıya yaklaşır, Pakize&quot;nin duymayacağı bir ses tonuyla) Ya Hıdır Usta aslında sana yüzüm kalmadı ama sen bana 10 milyon daha borç versene. İkisinin bir ayın birinde öderim. &lt;br/&gt;Çaycı: Ayıp ettin baş komiserim. Dolar bazında ödedikten sonra istersen 2007 yılının birinde öde. Lafı mı olur. Hem seninkine borç bile denmez. Dur bakayım bir (Hıdır listeyi çıkarır. Listenin bir ucu yere değmektedir). &lt;br/&gt;Çaycı: Baş komiser İbrahim&quot;in borcunu görsen dudağın uçuklar. Adam beni görmemek için yıllık izine çıkmış. &lt;br/&gt;Baş Kom: Sağol Hıdır Usta, bu iyiliğini unutmayacağım. &lt;br/&gt;Çaycı: Endişelenme baş komiserim. Sen unutursan ben sana hatırlatırım.                         (Çaycı sahneden çıkar. Bu arada baş komiserin telefonu çalar). &lt;br/&gt;Baş Kom: Trafik şubesi Baş komiser Hasanâ€¦. Daha yeni oturdum karıcığım. Bari burada biraz kafamı dinlim. Neâ€¦ oğlan okula gitmem mi diyor. Niyeymiş?... ayakkabısının altı mı delikmiş? Tamam tamam, akşam tamir ederim. Tamam hadiâ€¦ yine ne var?... ne arkadaşları memur çocuğu diye dalga mı geçiyormuş? Güzelin bu yaştan sonra popstar yarışmasına mı katılayım? Tamam akşam konuşurum onunlaâ€¦  görüşürüz. &lt;br/&gt;(Çaya içeri girer önce Pakize Hanım&quot;a çay verir. Pakize Hanım bardağı inceden inceye inceler. Çaycı Baş komiserin masasına doğru giderken)&lt;br/&gt;Çaycı: Buyurun çayınız Baş komiserim. &lt;br/&gt;(Baş komiser elindeki simidin yarısını böler ve yemeye başlar. Diğer ayrısını çekmeceye koyar). &lt;br/&gt;Baş kom: Şöyle bırakıver Hıdır Usta&lt;br/&gt;(Hıdır çayı bıraktıktan sonra hafif geriye çekilerek Baş komisere üzgün üzgün bakar)&lt;br/&gt;Ça</description></item><item><title>ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR(TİYATRO)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cok-bilen-cok-yanilir(tiyatro)-377137.html</link><description>ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR&lt;br/&gt;(Perde açılınca tiyatro Azmi Efendi&quot; nin hanesinde bir gelin odasının durumunu gösterir. Minderin üzerinde köşede sümüklü Ayşe yüzünde duvak oturur. Yenge kadın ayakta durur. Ortada bir masa üzerinde iki mum yanar. Oda oldukça karanlık yerde bir seccade serilmiş.)&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Ayol !.. Artık gelmez mi?.. Hani babam!..&lt;br/&gt;YENGE KADIN&lt;br/&gt;Biraz daha?.. Hatırım için.. bak şimdi kim gelecek!?. Hele azıcık sabır et!..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(Duvağını açarak)&lt;br/&gt;Ay!.. İçim sıkıldı!..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Koşup duvağı kaparak)&lt;br/&gt;A kızım!.. Ayıptır!.. Kapalı dursun!.. Bak bütün kızlar kapıya birikmişler.. Sonra sana gülerler..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Haniya!.. Bebeğim nerede?.. ben eve gitmeyecek miyim!..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(kendi kendilerine )&lt;br/&gt;La havle!.. Hakim efendi de koca memlekette kız bulamadı da! Gitti bunu aldı.. Sabahtan beri çektiğimi ben bilirim.&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Artık kalkacağım!.. Otura otura ayaklarım ağrıdı..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;Sabret benim hanım kızım!..Sabret &lt;br/&gt;(gizlice)&lt;br/&gt;Kızım demeğe de adam utanır... Kırk beş elli yaşında var. Ben daha kırkıma yeni bastım!..     &lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Ayol!.. Mumların hepsi birden neye yanıyor?.. Bir tanesi ışık verir. Günah değil mi?..&lt;br/&gt;(Kalkıp mumların ziyadesini söndürür)&lt;br/&gt;Babam evde bir tane bile yaktırmaz.. biz her gece karanlıkta otururuz.&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Ayşe&quot;yi tutup yerine oturtmak için yanına giderek)&lt;br/&gt;Cıs!..Cıs!.. Sonra donuna edersin, mumla oynama! Ayıptır. Hadi yerine otur bakayım...&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(yerine oturup kahkaha ile gülerek)&lt;br/&gt;Yalancı!.. Hiç adam mumla oynarsa donuna mı kaçırır. Dün akşam da o kadar oynadım hiç kaçırmadım. Evvelki gece karanlıkta yattım kaçırmışım!..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Gayr-ı ihtiyari gülerek)&lt;br/&gt;Sakın bu gecede kaçırayım deme!..&lt;br/&gt;(Bu aralık hariçte bir gürültü olur)&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;Sus!..Sus!.. Otur orada hiç kımıldama ha!..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(Yenge Kadın&quot;a koşarak)&lt;br/&gt;Ay!..Ummacı mı geliyor?..Ben korkarım!..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Berikini yerine oturtarak)&lt;br/&gt;Değil!.. değil!.. Yarabbi sen bilirsin!.. Otur şurada.&lt;br/&gt;(Bu aralık kapı açılır. Azmi Efendi düzgün bir kıyafetle içeri girer.)&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(Azmi Efendi&quot; yi görünce oturduğu yerde bağırarak)&lt;br/&gt;Anne!..Anne!..Annemi İsterim...&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;Sus!..Ayıptır ayıp!..&lt;br/&gt;(Azim Efendi Sümüklü Ayşe&quot;nin yanına doğru gider. Yenge Kadın Efendi&quot;yi tutup çeker.)&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Azmi Efendi&quot; ye)&lt;br/&gt;Namazı unutmayınız!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ&lt;br/&gt;Hayır!.. Hiç namazı unutur muyum!.. Fakat tazeciğimin bir kere yüzünü göreyim!..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(Bağırarak)&lt;br/&gt;Anne!..Şimdi bağırırım ha!.. Bu herif kim!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(Yenge Hanıma dönerek)&lt;br/&gt;Bu ne ?! Acep nazar mı değdi?..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Gülerek)&lt;br/&gt;Yok efendim!.. Kim bilir? Birden bire sizi görünce korktu besbelli...&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(Ayşe&quot;nin yanına minder üzerine oturarak)&lt;br/&gt;Elmasım!..Yavrum!..Canım!.. Ne oldu sana bakayım?..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Anne!.. Baba!.. hadi git yanımdan!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(Yengeye)&lt;br/&gt;Ne idi hanımın ismi?..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;Kendine sorun!.. Adet öyledir!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;Ha gerçek!&lt;br/&gt;(Ayşe&quot; ye)&lt;br/&gt;Elmasım!..İsminiz!..&lt;br/&gt;(Sümüklü Ayşe Sükut eder)&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;Adımız nedir? Elmasım!..&lt;br/&gt;AYŞE&lt;br/&gt;Sümüklü Ayşe !.. Hiç işitmedin mi?..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;Estağrufullah!.. Sizden başkası halt etmiş!..&lt;br/&gt;(Gelin hanımın duvağına el atarak)&lt;br/&gt;Ayşeciğim!. Aç da bir kere gül yüzünü göreyim&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Anne!.. Hadi git ordan!... Babacığım!.. baba!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(Yenge hanıma dönerek)&lt;br/&gt;Vah ! vah!.. Nazır değmiş.. Dur okuyum bari!..&lt;br/&gt;(Azmi Efendi kendi kendine birşeyler okuyup gelin hanımın yüzüne üfledikten sonra)&lt;br/&gt;hadi elmasım!.. Aç şunun duvağını!..&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;Hayır!..Açmayacağım işte!..&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(Yenge Kadın&quot; a)&lt;br/&gt;Yenge hanım!.. Gelin de siz açın bari...&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;(Duvağını açmak isteyerek)&lt;br/&gt;Dur benim kızım!... Bak hakim efendi sana cici bebekler getirmiş.&lt;br/&gt;SÜMÜKLÜ AYŞE &lt;br/&gt;(Sıkı sıkı duvağını tutup )&lt;br/&gt;Açtırmayacağım işte!... Haniya bebekler?..&lt;br/&gt;YENGE KADIN &lt;br/&gt;Sen yüzünü aç da!.. Efendinin koynunda imiş bebekler...&lt;br/&gt;AZMİ EFENDİ &lt;br/&gt;(kendi kendine)</description></item><item><title>RESİM - KİŞİLİK VE RUH BOZUKLUKLARI TEDAVİSİNDE RESMİN KULLANILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-kisilik-ve-ruh-bozukluklari-tedavisinde-resmin-kullanilmasi-401851.html</link><description>kişilik ve ruh bozuklukları tedavisinde resmin kullanılması</description></item><item><title>GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gercekci-ve-izlenimci-fotograf-380602.html</link><description>GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF&lt;br/&gt;Fotoğraf kolaylaşınca yüksek sanat fotoğrafçıları konudan uzaklaşarak estetik değerlere ağırlık vermeye başlamış. Fotoğrafçının görüntülerinin kendi bireyselliğini ve duygularını yansıtması önem kazanmıştır. Fotoğrafın yapaylığa dönüştüğünü gören Peter Henry Emerson (1856-1936) doğaya yönelerek 10 yıl boyunca çektiği kırsal bölgeleri konu alan fotoğrafları ile olağan konularında sanatsal yoruma uygun olduğunu göstermiştir. 1889&quot;da Fransız İzlenimcilerin İngiltere&quot;de ki ilk sergilerinden etkilenen George Davison (1856-1930) eski bir tartışmayı canlandırarak kesinliği yumuşatılmış fotoğrafların daha güzel olduğunu savunmuş; ertesi yıl bu tanıma uygun ve dokulu kağıt kullanarak ilk izlenimci fotoğraf sergisini açmıştır. &lt;br/&gt;1892&quot;de gerçekçi ve izlenimci fotoğrafta yoğunlaşarak Kraliyet Fotoğraf Derneğinden ayrılarak Davison&quot;un kurduğu Linked Ring Brother hood&quot;a katılmış. Üç yıl içinde önde gelen Fransız, Avustralyalı ve ABD&quot;li fotoğrafçılar bu derneğe üye olarak ürünlerini 1914&quot;e kadar en önemli fotoğraf olayı olan Londra sergisinde sergilemişlerdir. Bu sergi örnek alınarak Viyana, Hamburg, Paris ve Berlin&quot;de sergiler düzenlenmiştir. 1902&quot;de ise Newyork&quot;dan Alfred STEIGLITZ&quot;in önderliğinde Photo Secesion (&amp;#61614; Grup 291) gurubu oluşturulmuştur. Estetiğin öne alınması sonuçta benzerliği koyu fonları grenli dokuyu ve geniş lekeleri getirmiş. Pigmentli işlemlerle yeni baskı teknikleri geliştirilmiştir. Emülsiyonun kaba resim kağıdı üstüne fırçayla sürülmesi Kömür Kalemle yapılmış desen etkisi veriyordu. Bu teknikle kullanılanların en ünlüleri Fransa&quot;da Robert Demachy (1859-1937) Avustralya&quot;da Heinrich Kühn (1866-1944) ve İspanya&quot;da Jose Ortiz Echague (1886-1980) olmuştur. Bu bölüm İngiliz ve ABD&quot;li fotoğrafçı ise fotoğrafın sınırları içinde kalmayı yeğlemiş: onların teknik seçimi P.H.Emerson&quot;un önerdiği gümüşlü emilsiyonlardan baskın sepya tonlanmış platinyum kağıt ve fotogravürler olmuştur. Frederick H. Evans (1853-1943) Frans M Sutcliffe (1853-1941) Alvin Langdon Coburn (1882-1966), Frank Eugene (1865-1936) Clarence H. White (1871-1925) ve Alfred Stieglitz gibi fotoğrafçılar ters ışık, ıslak ya da karlı hava ile izlenimci etkiyi aramışlardır.  &lt;br/&gt;20.yy başlarken fotoğraf sanatını gerçek yapısına çeken Stieglitsz&quot;dir. Fotoğrafları olduğu kadar önceleri Photo-Secession ve sonra An american Place adlarını verdiği galerileri ve yayınları ile pekçok fotoğrafçının gelişmesini hızlandırmış ve topluma tanıtmıştır. Galerisinde resmin öncülerine de yer vermiştir. Çağdaş fotoğrafta ise izlenimci teknikleri uygulayanlar arasında umulmadık ayrıntılara duygusal yükler arayan Josef Sudek (1896-1976) makineyi sallayarak soyuta doğru yönelen ve renkli fotoğrafa sanat değeri kazandırmasına katkıda bulunan Emst Haas (1921-86) sanat fotoğrafında kendini özgü bir yorum getiren Sarah Moon  (1940) ve zımparaladığı objektifi ile genç kızlara pastel görünümler kazandıran David Hamilton (d.1933) sayılabilir.&lt;br/&gt;FOTOĞRAFTA DEVRİM&lt;br/&gt;1915-1916&quot;da Paul Stran</description></item><item><title>RESİM - SALVADOR DALİ BİOGRAFİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-salvador-dali-biografi-401894.html</link><description>salvador dali biografi</description></item><item><title>SANAT - SİNEMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sinema-403083.html</link><description>sinema</description></item><item><title>SANAT - AYLA KUTLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-ayla-kutlu-401321.html</link><description>ayla kutlu</description></item><item><title>ORTAÇAĞ TİYATROSUNDA MASS VE SAAT AYİNLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ortacag-tiyatrosunda-mass-ve-saat-ayinleri-346280.html</link><description>ORTAÇAĞ TİYATROSUNDA  MASS VE SAAT AYİNLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ortaçağın başında kilisede iki çeşit ayin vardı: Mass ve Saatler. Mass iki bölümden ibaretti; giriş ve ekmek ve şarapla kutsanma. Giriş bölümü bütünüyle dua ve ibadetten ibaretti, İndiden dualar, parçalar ve sureler okunurdu. Bu dualar da kilisenin takvimindeki her güne göre değişik yapılırdı. İkinci bölümü oluşturan kutsanma, ibadetin değişmez odağı ve ekseni olduğu için pek az değişiklik göstermişti. Massin bütünlüğünden ve öneminden dolayı yeniliklere yer verilmedi, dolayısıyla Mass için çok az oyun yazılmıştı (halbuki burada söylenmesi gerekir ki, bazı araştırmacılar Massın kendi başına bir dram olduğunu öne sürerler). Saatler ayinlerinin tiyatro oyununun ortaya çıkmasında rolü çoktur. Çünkü bu ayinde zorunlu olarak yapılan ibadetler olmadığından ve Saatler ayinlerinin konulan günden güne değiştiğinden oyunları oynamaya Masstan daha uygundu ve böylece küçük parçalar bu ayinlerde oynanmaya başladı. Onuncu yüzyılda her gün sekiz ayin yapılırdı: Matins, Lauds, Prime. Terce, Sext, Nones, Vespers ve Compline. Halk günde dokuz ayine katılamadığı için Saatler genellikle manastır, katedral ve üniversite kiliselerindeki dinsel tarikatlarla ilgili bir ayindi.&lt;br/&gt;Kilise, senenin belli günlerindeki kutsal olayları anmak için, takvimdeki olayları tiyatro oyunu haline getirmeyi özendirirdi. Onuncu yüzyılda birçok tiyatro öğesi, bu, yıllık törenleri canlandırmak için eklenmiştir. Örneğin Paskalyadan önceki Pazar şenliğinde ayrıntılı bir geçiş töreni yapılırdı, eşeğin üzerinde İsayı simgeleyen bir figür şehirden kiliseye kadar getirilirdi. Kutsal Cuma günü de, kefene sanlı haç simgesel mezarın üzerine bırakılır ve buradan Paskalya sabahı kaldırılırdı. Buna benzer törenler de senenin başka Hıristiyan olaylarını anmak için yapılırdı.&lt;br/&gt;Simgesel nesneler ve aksiyonlar -ki lise giysileri, mihrap, buhurluk ve papazın pantomimi- hep Hıristiyan oyunlarının içinde bulunan olayları yansıtırdı. Bazı simgeler kutsal karakterlere yakıştırılmıştı (Örneğin saltanat anahtarı Aziz Petere, güvercin Meryeme). Böylece bu karakterler kolaylıkla ayırt edilebiliyordu ve oyunlarda geleneksel kostümlerin oluşmasına kaynak oldu. Bu yolla çoğunlukla cahil olan seyirciye ulaşabilmek için görüntüyle kolaylık sağlanan birçok gösterge kullanılmaya başlandı.&lt;br/&gt;Ayrıca, kilisenin karşılıklı okunan ilahilerinde bir çeşit diyalog oluştu. Altıncı yüzyılın sonunda, kilise ayininin koro bölümleri büyük Papa Gregory tarafından karşılıklı ilahi okuma (Antiphonarium) şeklinde kilisenin belli olayları için düzenlendi.&lt;br/&gt;Dokuzuncu yüzyılda kilise ayininin müzikli bölümü çok zorlaşmıştı. Bu durum okunan metnin önem kazanmasına sebep oldu. Bunların ilki, Alleluianm son hecesi gibi. uzun müzikli geçişler halindeydi. Daha sonra bu melodiler özenle ayrıntılı yazılmaya başlandı, kelimeler ilave edildi ve ezberlemesi kolay olsun diye her notaya bir hece getirildi. Bu yöntem anlaşılması her ne kadar güç olsa bile, İsviçrede St. Gailen manastırında, Notker Balbulus (840-912) tarafından yetkinleştirildi. Onuncu yüzyılın başında, bu eklemeler birçok koro parçasında kullanılıyordu.&lt;br/&gt;Dinsel dram geleneksel olarak ek metinler içinde olup, Paskalya servislerinde kullanılırdı. En eskisi 925 yılına kadar iner ve bütünüyle şöyle okunur:&lt;br/&gt;Melekler: &lt;br/&gt;- Ey Hıristiyanlar, bu mezarda kimi anyonunuz? &lt;br/&gt;Üç Meryemler: &lt;br/&gt;- Çarmıha gerilmiş Nazarethli İsa yi. Ey göksel varlıklar. &lt;br/&gt;Melekler:         &lt;br/&gt;- O burada değil, buyuruldu ve göğe çıktı. Gidin bildirin. O mezarından göğe yükselmiştir.&lt;br/&gt;Bu metin Paskalya Massının giriş bölümündeydi ve olasılıkla karşılıklı ilahi şeklinde oyuncular gereksinmeden okunurdu.&lt;br/&gt;Bu ek metinlerin tiyatro oyunlarına dönüşmesinin sebebi ya da kilise müzikli oyunlarının ilk nereden çıktığı pek bilinmez. Fransada Fleury ve Limogesteki manastırlar bunların doğdukları ilk yer olarak düşünülür. Winchester (İngiltere) piskoposu Ethelwold tarafından 965 ile 975 arasında derlenmiş olan en eski kiiçük piyesler bütün sahneye koyma bilgisiyle Regularis Concordiad</description></item><item><title>SANAT - YARATICILIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yaraticilik-403433.html</link><description>yaratıcılık</description></item><item><title>RESİM - REKLAM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-reklam-401812.html</link><description>reklam</description></item><item><title>RESİM - GOTİK DÖNEM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-gotik-donem-401898.html</link><description>gotik dönem</description></item><item><title>EPİK TİYATRONUN TÜRK TİYATROSUNDA YORUMLANIŞI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?epik-tiyatronun-turk-tiyatrosunda-yorumlanisi-343830.html</link><description>EPİK TİYATRONUN TÜRK TİYATROSUNDA YORUMLANIŞI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Batı tiyatrosunun bu gelişimi çok kısa bir geçmişi olan Türk tiyatrosunu&lt;br/&gt;nasıl etkiliyor? 60&quot;lı yıllarda politik tiyatroya duyulan ilgiyle birlikte&lt;br/&gt;tiyatro dünyamıza giren B. Brecht&quot;in tiyatromuza etkisi nedir? Brecht&quot;in&lt;br/&gt;oyunları ülkemizde nasıl sahnelenip oynanmıştır? Yabancılaştırma tiyatrosu&lt;br/&gt;anlama ve doğru yorumlama açısından karşılaşılan başlıca güçlükler nelerdir?&lt;br/&gt;Bunlar ne derecede aşılabilmiştir? Bu soruları yanıtlamadan önce&lt;br/&gt;tiyatromuzun geçmişine kısaca göz atalım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Batı anlamında tiyatronun ilk adımı Tanzimat döneminde atılmıştı. Fransız&lt;br/&gt;tiyatrosunu örnek alan bu tiyatro, benzetmeci tiyatro anlayışının içinde&lt;br/&gt;kalan dramatik tiyatroyu benimsiyordu. Bu anlayış Cumhuriyet dönemi&lt;br/&gt;reformlarıyla iyice kök salar. Tiyatro bu dönemde belli bir ağırlığı, önemi&lt;br/&gt;olan bir kurum olarak kabul ettirir kendini. Türkiye&quot;de benzetmeci tiyatro&lt;br/&gt;anlayışının yerleşmesi için yapılan savaşım, 18. yy. Aydınlanma dönemi Alman&lt;br/&gt;tiyatrosunun kuruluşunu anımsatır. Bu dönemin ünlü tiyatrocularından J.C.&lt;br/&gt;Gottsched klasik Fransız tiyatrosunu örnek alarak ulusal Alman tiyatrosunun&lt;br/&gt;kurulmasında öncülük yapmıştı. O zamana değin gezginci grupların elinde halk&lt;br/&gt;tiyatrosu geleneğini sürdüren Alman tiyatrosu, Gottsched&quot;in çabaları sonucu&lt;br/&gt;ciddiye alınması gereken bir kurum olarak benimsenmişti. Böylece halk&lt;br/&gt;güldürülerinin yerini dramatik tiyatro kurallarına göre yazılan ve ahlaksal&lt;br/&gt;bir bildirisi olan klasik oyunlar almıştı. Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun&lt;br/&gt;kurucusu Muhsin Ertuğrul&quot;u bu bakımdan Gottsched&quot;e benzetebiliriz. O da&lt;br/&gt;tiyatronun önemini halka öğretmek istiyor, tiyatronun önemsenmesini sağlamak&lt;br/&gt;için halk tiyatrosu geleneğine, tuluata yer vermiyor ve belli kuralları&lt;br/&gt;benimsemeye çalışıyordu. Bu dönemde oyun yazarından yönetmene ve oyuncuya&lt;br/&gt;değin tümünün tiyatro anlayışı dramatik tiyatro anlayışı doğrultusunda bir&lt;br/&gt;gelişim gösteriyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türk tiyatrosu, Alman tiyatrosuyla karşılaştırıldığında iki yüzyıl&lt;br/&gt;geridedir. Batı&quot;daki tarihsel gelişim sürecinin incelendiği bölümde&lt;br/&gt;gördüğümüz gibi Aydınlanma&quot;yı izleyen Klasik, Romantik, Gerçekçilik gibi&lt;br/&gt;akımlar, tiyatro anlayışına, diline, anlatımına yeni yeni boyutlar&lt;br/&gt;kazandırmışlardır. 20 yüzyılın başında Dışavurumcularla bu gelişimin son&lt;br/&gt;aşamasına varıldıktan sonra, benzetmeci tiyatro geleneği tükenmiş, yerini&lt;br/&gt;yeni arayışlara, yeni denemelere bırakmıştı. Türk tiyatrosuysa Batı&quot;da&lt;br/&gt;dramatik tiyatro geleneğinin çözülmeye başladığı bir dönemde bu geleneği&lt;br/&gt;özümsemeye çalışıyordu. Muhsin Ertuğrul 1920&quot;lerde çıkan &quot;Tiyatro Adabı&quot;&lt;br/&gt;yazısında tiyatronun belli kurallar doğrultusunda nasıl izlenilmesi&lt;br/&gt;gerektiğini bir bir açıklarken (1), B. Brecht, aynı yıllarda tüm kurallara&lt;br/&gt;karşı çıkarak yeni bir izleyici-sahne diyaloğundan söz ediyordu (2). Bu&lt;br/&gt;gelişim çağdaş tiyatro anlayışına uzun yıllar kapalı kalmamıza neden oluyor.&lt;br/&gt;Gerçi Batı tiyatrolarında yeni bir yazarın, yeni bir oyunu sahnelendiğinde,&lt;br/&gt;çoğu kez bizim tiyatrolarımızda da gösteriliyor, ancak bu hiçbir temele&lt;br/&gt;oturtulamadığından, kopyacılık düzeyini aşamıyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dramatik tiyatronun sınırlarının duyulmaya başlaması ancak 1960&quot;larda&lt;br/&gt;politik tiyatroya duyulan ilgiyle başlıyor. Bu dönemde bizi yakından&lt;br/&gt;ilgilendiren toplumsal sorunlarla tiyatro aracılığıyla hesaplaşan bir&lt;br/&gt;anlayışın doğmasıyla, çağdaş tiyatronun ilk adımı atılmıştır. Brecht&quot;in&lt;br/&gt;yapıtlarının bir bölümünün Türkçe&quot;ye çevrilmesi bu yıllara rastlar.&lt;br/&gt;Oyunlarından ilk kez &quot;Carrar Ana&quot;nın Silahları&quot; (Die Gewehre der Frau&lt;br/&gt;Carrar) 1960&quot;da amatör bir grup tarafından sahnelenir. Bunu gene amatör&lt;br/&gt;gruplarca oynanan &quot;Kural ve Kuraldışı&quot; (Die Ausnahme und die Regel), &quot;Küçük&lt;br/&gt;Burjuva Düğünü&quot; gibi kısa oyunlar izler. 1962&quot;de ilk kez profesyonel bir&lt;br/&gt;tiyatronun, Şehir Tiyatrosu&quot;nun &quot;Sezuan&quot;ın İyi İnsanı&quot;nı sahnelemesiyle&lt;br/&gt;Brecht tiyatro dünyamıza girer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1960&quot;lardan bu yana politik tiyatro yavaş yavaş eski önemini yitirmiş,&lt;br/&gt;toplumsal sorunları ele alan yerli yabancı bir çok oyunun unutulmuş olmasına&lt;br/&gt;karşın, Brecht&quot;e duyulan ilgi azalmıyor. Çünkü Brecht onca yıldır&lt;br/&gt;benimsemeye çalıştığımız d</description></item><item><title>SES YALITIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ses-yalitimi-344791.html</link><description>GURULTU KAVRAMI&lt;br/&gt;Gürültü kontrolu günlük yaşamımızda giderek önem kazanmaktadır. Hava ve su kirliliğine ek olarak öncelikle büyük şehirlerde ve endüstriyel ortamlarda yaşamı olumsuz yönde etkileyen gürültü de önemli bir kirlilik kaynağıdır. Gürültü ile mücadele artık zorunlu hale gelmektedir.&lt;br/&gt;Bilindiği gibi ses veya gürültü; gazlar, katı maddeler ve sıvı ortamda titreşimler yaratarak yayılan bir enerji türüdür. Ses kaynağı havayı titreştirir ve ses dalgalarının çarptığı cisimler de titreşerek sesi iletirler. İnsan kulağı da bu titreşimleri gürültü olarak algılar.&lt;br/&gt;Günümüzde yoğun kentleşme, sürekli artan trafik, endüstri yapıları, uçaklar gürültü düzeyini arttırmaktadır. Bu durum insanların psikolojik ve fiziksel yapısını olumsuz yönde etkilemekte ve yapılarda ses yalıtımı ile ilgili önlemler alınmasını gerektirmektedir.&lt;br/&gt;Ses ve sesin rahatsız edici boyutlara yükselmesi sonucunda oluşan gürültü düzeyinin ölçü birimi desibeldir. Desibel (dB) duyabilmenin en alt sınırı olan ses düzeyini başlangıç kabul eden logaritmik ve pratik bir skaladır. Günlük yaşamımızda karşılaşılan gürültü düzeyleri ve insanlar üzerindeki olmsuz etkileri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.&lt;br/&gt;GÜRÜLTÜ&lt;br/&gt;DÜZEYİ (dB)GÜRÜLTÜ&lt;br/&gt;TÜRLERİALGILAMA&lt;br/&gt;0&lt;br/&gt;10&lt;br/&gt;11&lt;br/&gt;30&lt;br/&gt;40&lt;br/&gt;50&lt;br/&gt;    Tam sessizlik&lt;br/&gt;    Çöl sessizliği&lt;br/&gt;    Fısıldama&lt;br/&gt;    Sessiz kırlık bölge&lt;br/&gt;    Normal konuşma sesi&lt;br/&gt;    Sessiz apartman&lt;br/&gt;Duyulabilir boyut&lt;br/&gt;60&lt;br/&gt;70&lt;br/&gt;80&lt;br/&gt;90&lt;br/&gt;    Yüksek insan sesi&lt;br/&gt;    Normal akan trafik&lt;br/&gt;    Ağır trafik&lt;br/&gt;    Büyük orkestra&lt;br/&gt;Yorgunluk boyutu&lt;br/&gt;100&lt;br/&gt;110&lt;br/&gt;120&lt;br/&gt;130&lt;br/&gt;    Yaklaşan metro&lt;br/&gt;    Çim biçme makinası&lt;br/&gt;    Aşırı zorlanan motor&lt;br/&gt;    Uçak&lt;br/&gt;Sancı boyutu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SES YALITIMI KAVRAMI&lt;br/&gt;Yalıtım (tecrit, izolasyon), genelde, çevresinden ayırmak, çevresi ile ilişkisini kesmek ve biraz daha dar anlamda, dış ortamla enerji alışverişini önlemek gibi, kesin sonuç belirten anlamlara gelmektedir. Ancak çoğu kez bu tür bir yalıtım yapılmasını isteyenlerin çoğunluğunca böyle kesin sonuç alınabilecek bir işlem gibi düşünülmektedir.&lt;br/&gt;Oysa, ses enerjisinin bir duvardan, bir döşemeden, bir pencereden yani herhangi bir bölmeden geçişi, belli oranlarda azaltılabilir fakat pratikte, kesin bir biçimde önlenemez. Yani konu aslında ses yalıtımı değil, geçen sesin azaltılmasıdır. Deyim kolaylığı bakımından ses yalıtımı dense bile, bunun ne anlama geldiğinin unutulmaması, görüşmelerin buna göre yapılması ve beklentilerde bu gerçeğin unutulmaması doğru olur.&lt;br/&gt;YUTMA ÇARPANI&lt;br/&gt;Havada yayılan ses enerjisi bir yüzeye geldiğinde, genellikle üç olay birlikte olur: Bu enerjinin bir bölümü yansır, bir bölümü soğurulur yani başka tür bir enerjiye dönüşür, bir bölümü de bu yüzeyi geçerek yayılmasını sürdürür. Yutma çarpanları soğurulan ve geçen enerjinin toplamını, yani yansımayan enerji oranını verir. Yani, yutma çarpanı, ses enerjisinin başka bir enerji türüne örneğin ısı enerjisine dönüşerek ses enerjisi türünden yok olduğu oran değildir. Ses enerjisinin, başka bir tür enerjiye dönüşüm oranına eğer soğurma çarpanı dersek, yutma çarpanı, çok özel durumlarda bu çarpana eşit, fakat hemen her durumda soğurma çarpanından daha büyüktür.&lt;br/&gt;Pratiğe dönük örnek vermekte de yarar olabilir. Örneğin açık pencerenin yutma çarpanı 1 dir. Yani bu yüzeye gelen ses enerjisi bütünü ile yutulur. Oysa bu durumda bir soğurma olayı yoktur. Daha ufak açıklıklarda da frekansa bağlı değişik yutma çarpanları verilmiştir. Bu ufak açıklıklarda kimi frekansların yansıması ve daha belirgin bir kırınma olayı söz konusudur. Fakat ses enerjisi başka tür bir enerjiye dönüşmemektedir.&lt;br/&gt;SES YALITIMINDA KULLANABILECEK MALZEMELER&lt;br/&gt;Akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba sesin, örneğin cam yünü,  taş yünü, keçe vb. gözenekli  gereçler kullanılarak geçmesi azaltılamaz mı?  Bu yolla geçen seste belli bir azalma elde etmek isteniyorsa, bu gözenekli gereçleri en az 50~60 cm kalınlıkta kullanmak gerekir. Bu ise ne yapımsal, ne de ekonomik açıdan akılcı bir çözüm olmaz ve kolayca da uygulanamaz.&lt;br/&gt;YUTMA ÇARPANLARININ KULLANIM ALANI&lt;br/&gt;Esas amaç ses basınç düzeyinin gerekli oranlarda düşürülmesi olduğuna göre, y</description></item><item><title>YAĞLI BOYA RESİM SANATINDA TEKNİKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yagli-boya-resim-sanatinda-teknikler-344351.html</link><description>Yağlı Boya Resim Sanatında&lt;br/&gt;Teknikler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayşen Yılmaz &lt;br/&gt;1/B No:104&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;On beşinci yüzyılın başlarından bu yana sanatçılar en çok yağlı boya resimler yapmışlar ve yağlıboyayı diğer tüm malzemelerden üstün bulmuşlardır. Yıllar geçip üsluplar değişirken, hiç sona ermeyen sanatta mükemmelliğe ulaşma çabaları, onları yeni arayışlara yönlendirmiş ve yağlıboya resim tekniğinin gelişmesini sağlamıştır. Bu gelişme sırasında yeni ifade biçimlerini ve teknik imkanları vurgulayan hayran olunacak büyük eserler yapılmıştır. Yağlı boya resim sanatının tarihi bu evrim tarihidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yağlıboyanın Tarihsel Gelişimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Jan van Eyck (1380-1441)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yağlıboya ile resim yapımının Jan van Eyck tarafından bulunduğu söylenir, fakat yağlıboyanın bu büyük ressamdan öncede kullanıldığını biliyoruz. Ancak Jan van Eyck&quot;ın bu tekniği olağanüstü bir mükemmelliğe ulaştırdığı kesindir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Jan van Eyck Flemenk okulunun ilk dönem sanatçısıdır. 1422 ile 1424 yılları arasında La Haye&quot;de çalıştı. 1425&quot;te Burgundy dükünün saray ressamlığına getirildi. 1429&quot;da Bruges&quot;e yerleşti ve 1441&quot;de bu kentte öldü. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir gün genç Jan, tempera ile yaptığı ve üzerine yağ sürüp kuruması için güneşe bıraktığı bir resmin boyalarının çatladığını üzülerek gördü. Bunu izleyen aylarda sanatçı, gölgede kuruyan bir yağı bulabilmek için araştırmalar yaptı. Pek çok deneyden sonra aradığı şeyi buldu. Bu madde bezir yağı ve &quot;beyaz Bruges verniği&quot; karışımından oluşuyordu. Sanatçı bu karışıma boya pigmentleri katıyor; kalınlığı inceliği duyarlılıkla denetlenebilen, rötuş yapmaya olanak tanıyan, yavaş kuruyan bir boya elde ediyordu.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Van Eyck sadece yağlıboyayı mükemmelleştirmekle kalmamış, onu üstün üstün bir düzeyde kullanmayı başarmıştır. Alttaki resim (Resim 4) 500 yıldan önceki bir tarihte, 1434 yılında Jan van Eyck tarafından yapılmıştır. Buradaki baskı çok başarılı olmamakla beraber, orijinal resme de uymamaktadır. Orijinal resim kendini mükemmel bir şekilde korumuştur. Renkler yeni sürülmüş gibidir ve tüm detaylar yeni yapılmış bir işin tazeliğini ve parlaklığını taşımaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Resim 4&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Van Eyck&quot;in resimleri, bir sanatçının teknik becerilerini sergileyen resimlerdir. Işığın nesneler üzerindeki hareketi büyük bir incelikle gösterilmiştir. Kumaşlar, yer döşemesi, çiçekler vb. en ince ayrıntılarla görülürler. En başarılı portrelerinden birinde sanatçı imzasının yanına Latin diliyle &quot;yapabileceğimin en iyisi&quot; diye yazmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Jan van Eyck ile dönemin diğer Felemenkli ustası Hugo van Der Goes ve Rogier van Der Weyden kuzey rönesansının yeni gerçekçi görünüşünü yansıtan ressamları temsil ederler. Van Eyck&quot;e göre &quot;kadınlar ve erkekler, ağaçlar ve kuşlar gerçekte görüldüğü gibi resimlenmelidirler&quot; Ressamların gerçekçiliğe bu yönelişinde, Felemenk ve Hollanda okulunun büyük resim geleneği doğdu. Memling, Bouts, Bosch, Breughel, Rubens, Van Dyck ve Rembrandt bu iki okulun temsilcileri olan büyük ressamlardandır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Felemenk okulunun etkileri, bu okulun coğrafi bölgesiyle sınırlı kalmadı. Kuzey İtalya ve İspanya&quot;daki Rönesans resmini de etkiledi. Hatta bazı yazarlar Velanquez&quot;in de belirli felemenk yapıtlarını, bunların arasında Van Eyck&quot;in bazı yapıtları da vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Leonardo da Vinci (1452-1519)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yağlıboya İtalya&quot;ya Felemenkli ressam Gentli Justus tarafından tanıtıldı. 1452&quot;de Floransa yakınlarındaki Arno Vadisi&quot;nde doğan Leonardo da Vinci bu yeni tarzı benimseyen İtalyan ressamları arasındaydı. Sanat çıraklığına Floransa&quot;da ressam ve heykelci Andrea Verrocchio&quot;nun atölyesinde başladı. Botticelli, Perugino, Ghirlandaio ve Flippino Lippi, kısaca gelmiş geçmiş en parlak sanatçı kuşağı, genç da Vinci&quot;nin atölye arkadaşları arasındaydı. Leonardo yirmi yaşına geldiğinde Floransalı usta ressamlar kütüğüne kaydedilmişti.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Leonardo pek çok alanla ilgileniyordu: Mimarlık, müzik, hidrolik, jeoloji, botanik, anatomi... ve tabii ki resim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Leonardo Trattato della Pittura (Resim üstüne inceleme) adlı ünlü kitabı</description></item><item><title>SANAT - FOTOĞRAF İLE İLGİLİ BİLGİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-fotograf-ile-ilgili-bilgiler-403117.html</link><description>fotoğraf ile ilgili bilgiler</description></item><item><title>SANAT - ŞADAN BEZEYİŞ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sadan-bezeyis-406430.html</link><description>şadan bezeyiş</description></item><item><title>SANAT - ZEKİ ÖKTEN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-zeki-okten-403238.html</link><description>zeki ökten</description></item><item><title>SANAT - REŞAT NURİ GÜNTEKİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-resat-nuri-guntekin-403438.html</link><description>reşat nuri güntekin</description></item><item><title>RESİM - ZEKAİ ORMANCI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-zekai-ormanci-401836.html</link><description>zekai ormancı</description></item><item><title>TİYATRO MODELİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tiyatro-modeli-380632.html</link><description>TİYATRO MODELİ&lt;br/&gt;MODEL: 6-17 yaş grubu NERGİZ  profesyonel tiyatro topluluğu&lt;br/&gt;GENÇ NEDİR?&lt;br/&gt;İnsan, yaşamı boyunca sürekli bir gelişim ve değişim içindedir. Gençlik (ergenlik) dönemi, belki de bu gelişim sürecinin en önemli evresini oluşturur. Çocukluktan erişkinliğe geçiş olan ergenlik dönemi, bireyde gözlenebilen sürekli ve süratli gelişimi kapsamaktadır.&lt;br/&gt;Bu evreye bir &quot;başkalaşım&quot; ya da &quot;farklılaşma&quot; evresi gözü ile de bakılabilir. Nasıl kozadan çıkan tırtıl, ne kozadaki biçimine, ne de kelebeğe benziyorsa; aynı biçimde ergen de, ne çocuk, ne e erişkin olan, kimliğini belirleme savaşımı içinde çırpınan bir bireydir. Başka bir deyişle, erişkin adayı olan ergen, ne çocuktur, ne erişkin.&lt;br/&gt;&quot;Fırtına ve gerginlik&quot; dönemi olarak da açıklanabilen ergenlik, hangi toplumlarda olursa olsun, her bireyin yaşadığı bir evredir.&lt;br/&gt;Her toplumda, ergen, çağına özgü olan duygu, düşünce, tutum ve eylem içindedir. Bu çağın temel özellikleri, duygusal coşku ve taşkınlık, çabuk kurulan ve bozulan ilişkiler, kolay etkilenme, kişiliğinin sınırlarını aşma, toplum içinde sivrilme, ilgi çekme, rol sahibi olma çabası biçiminde özetlenebilir.&lt;br/&gt;Ergen, içinde bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışını değerlendirme durumundadır. Onun başarısı, yeteneklerini, dürtü ve ilgilini, grup istekleri doğrultusuna yöneltilmesiyle gerçekleşir. O, ancak bu şekilde, başarılı ve kabul edilmiş bir birey olur. &lt;br/&gt;Ergen, grup standartları doğrultusunda, ihtiyaç ve isteklerine doyum sağlamak amacıyla sürekli faaliyet girişimlerinde bulunur. Bu evrede genç, &quot;duygusal, dengesiz, önseziden yoksun bir birey&quot;dir. &lt;br/&gt;Gençliğin Ruhsal ve Sosyal Sorunları&lt;br/&gt;Ergenlik döneminin temel özelliklerinden biri olan güvensizlik; ergenin atılgan, gösterişçi, ya da çekingen bir birey olmasına sebep olabilir. Bu evreden ergen, başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı derecede duyarlıdır. &lt;br/&gt;Karamsarlık, gerçekle ilgili çatışmalar, kişisel üzüntü ve şüphelerin sonucunda meydana gelir. güvensizlik duygusu ve çevrenin takdirini kazanma arzusu, gencin başarısızlıklarını ve motiflerini incelemesine sebep olur ki, bunun sonucunda da, genç kendi yetersizliğinden haberdar olur ve kendi içine çekilebilir. İşte bu tür farklı etkenler, gencin duygusal dünyasında dengesizliklere sebep olurlar. Örneğin, bir gün önce çok neşeli bir görünümde olan genç, diğer bir gün üzüntülü ve içine kapanık olarak görülebilir. &lt;br/&gt;Gerekçe: Gencin davranışını rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılayan ve gencin yaşamında etkili olan kurumlardan biri de sosyal çevredir. Yaklaşık 30.000 öğrenci potansiyeline sahip olan Isparta Şehrinde tiyatronun temeli 5 yıl gibi kısa bir süre önce atılmıştır. Tiyatroya uzak olan kent halkına bu bağlamda rehberlik yapabilmek, tiyatroyu sevdirmek, tiyatroyu diğer nesillere taşıyabilmelerini  amaçlamaktayız. Önemli bir gelişim süreci olan gençlik döneminde bireyin kendini b</description></item><item><title>RENKLERİN DÜNYASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renklerin-dunyasi-367526.html</link><description>Görüntü çözümlemesinde rengin tanımlanması aşamasında, önemli bir ölçütte, incelenen rengin sıcak ya da soğuk olarak ayrımının yapılmasıdır. Bir tasarımının oluşturucularından olan renklerden örneğin mavi ve yeşil soğuk, kırmızı ve sarı tonları ise sıcak renkler diye tanımlanır. Sıcak renkler izleyeni uyaran, etkileyen ve neşelendiren ve  kullanıldığı sayfada ürünü ön plana çıkaran, dikkati çekici renklerdir. &lt;br/&gt;Soğuk renklerin ise aşırı kullanımları karamsarlık, sıkıntı etkisi yaratır.</description></item><item><title>SANAT - 16. YÜZYIL KLASİK DÖNEM MİNYATÜRÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-16.-yuzyil-klasik-donem-minyaturu-403107.html</link><description>16. yüzyıl klasik dönem minyatürü</description></item><item><title>SANAT - BİLGİSAYAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-bilgisayar-403384.html</link><description>bilgisayar</description></item><item><title>SANAT - 21.İSTANBUL FİLM FESTİVALİ FİLM ANALİZİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-21.istanbul-film-festivali-film-analizi-403218.html</link><description>21.istanbul film festivali film analizi</description></item><item><title>SANAT - SELİM TURANIN HAYATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-selim-turanin-hayati-403104.html</link><description>selim turanın hayatı</description></item><item><title>ISLAM HAT SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?islam-hat-sanati-419563.html</link><description>hazret-i muhammet&quot;den (s.a.v), kuran-ı kerim&quot;in toplanmasından sonra, ıslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük aşamalar göstererek mimarlık, bezeme gibi önemli sanat kolu olmuştur. bu yazının ilk biçimi olan ve adını kufe kentinden alan köşeli karakterli kufi &quot;ümmü&quot;l-hutut&quot; (hazret-i ali&quot;nin &quot;kufi&quot; hattı bulduğu söylenir) yazısının yerini ıx. yüzyıldan sonra aklam-ı sitte almaya başladı. aklam-ı sitteyi oluşturan muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki ve rıka adlı altı temel yazıda yuvarlak çizgilerin hakim olması hattatlara büyük kolaylıklar sağlıyarak hat sanatının ufkunun gelişmesine yol açtı. bağdatlı hattat ıbn mukle aklam-ı sitteyi belli kurallara oturttu...</description></item><item><title>RAKAMLARLA VE YORUMLARLA SON ON YILDAKİ SİNEMA GERÇEĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?rakamlarla-ve-yorumlarla-son-on-yildaki-sinema-gercegi-350352.html</link><description>Rakamlarla ve Yorumlarla Son On Yıldaki Sinema Gerçeği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kıtalararası uzanan ülkemizin sırtladığı onca ekonomik,sosyal veya kültürel  krizi bir yana ayırmak diğer yana da sinemayı koymak istiyorum. Çünkü sinemanın yaşadığı sorunların aslında Türkiye&quot;nin yaşadığı ve az önce tanımladığım sorunların ta kendisi olduğunu düşünüyorum. Bunu size farklı bir penceren sunacağım. Sinemanın dünyada yükselen bir trend olmasının yanında Türkiye&quot;de nasıl yükselemediği de benim için ilginç ve bir o kadar de merak uyandırıcı bir gerçek. Günlük gazetelerde,dergilerde,televizyon ekranlarında, elimize geçen pek çok broşürde her yerde sinema var. Şu film gelmiş, bu film şu kadar insanla hasılat rekoru kırmış, x oyuncu yeni filmi için 15 milyon doları geri çevirmiş â€¦ gibi cümleler sanırım herkese tanıdık geliyordur. İşte burada iki gerçek var: Amerika (ya da sinemada önde giden başka ülkeler)gerçeği ve Türkiye gerçeği.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sinemanın ülkesi diye tabir edebileceğimiz ve neredeyse her gün yeni film projelerine imza atılan Amerika&quot;da bu filmlerin halka ulaşmasına gerçekten önem veriliyor. Gerek hazırlanan sinema reklamları, duyuruları olsun gerek elden seyirciye ulaştırılan broşürler, gerekse yapılan promosyon ve gösterimlerle olsun yeni çıkan bir filmi duymama ve gitmeme gibi bir şansınız neredeyse yok. Her en küçük şehirde bile en az 2-3 yerde bulunan &quot;screening room&quot; adı verilen gösteri odalarında yeni çıkan veya gösterimde olmayan değişik sinema filmlerini hiçbir ücret ödemeden izleme şansınız var. Ya da gazete, dergilerden o filmin davetiyesine ulaşma şansınızâ€¦ Bindiğiniz taksinin üzerinde gittiğiniz filmin afişi var. Var da var!Yani sinema, eğlence ve izlence aracı olmanın yanında farklı bir boyutta. &lt;br/&gt;Bunun yanında da aşağıda uzun uzadıya bahsetmeye çalışacağım bir Türkiye gerçeği var. Önce istatistikleri vermek istiyorum.Bunun üzerine elimdeki yorum yazısı ve bilgileri sizinle paylaşacak, istatistikler üzerine konuşacağım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bknz. Tablo No.1,2,34.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MAKALE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu tabloyu genel olarak inceleyecek olursak gözümüze çarpan ilk konulardan biri sinema sayısının 2000 yılında 1993 yılının yaklaşık 3 katı olması ancak bunun yanında yabancı filme giden seyirci sayısının 1993 ten 2000 yılına kadar olan sürede ortalama sadece 1.5 kat artmış olması.Yine sinema sayısı 3 kat artarken gösterilen yabancı film sayısındaki artışın yetersiz kalması ve  bunun yanında Türk filmi seyircisinin ve gösterilen Türk filmi sayısının 1993&quot;ten bu yana genel bir düşüş içinde olması da hemen dikkat çekiyor. Bu inişlerin altında elbette değişik etkenler yatmakta. Bunları kısaca ve sırayla inceleyecek olursak size öncelikle Erkan Aktuğ tarafından 12.01.2003 tarihinde Radikal gazetesinde yayınlanmış olan Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya dayanan ve Türkiye&quot;de son yıllarda sinema seyircisindeki azalmayı 2002 yılını baz alarak çeşitli yönleriyle ele alan bir makaleyi aktarmak istiyorum:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Türkiyede 2002 yılında sinema seyircisi önceki yıla göre yaklaşık 5 milyon azaldı. 2001 de en çok izlenen yerli film Son, yabancı film ise Yüzük Kardeşliği oldu. Adından çok söz edilen bazı filmler umduğunu bulamadı, mesela Örümcek Adam.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiyede sinema sektörü iyi bir yıl geçirmedi. Hem seyirci sayısı bakımından, hem de yerli filmler açısından. 168 filmin gösterime girdiği 2002 yılında toplam seyirci sayısı 23 milyon 557 bin. Bu rakam önceki yıl 28 milyon 160 bindi. Yani yüzde 20lik bir azalma var, yani seyirci sayısında yaklaşık 5 milyonluk bir azalma söz konusu, yani Türkiye nüfusunun sadece üçte biri kadar bilet satılmış. &lt;br/&gt;Peki neydi bu düşüşün nedenleri? İlk akla gelen nedenler, ekonomik krizin sinemada bu yıl etkisini göstermesi ve korsan VCD satışı... &lt;br/&gt;Bilet fiyatları ortalama 6-7 milyon lira. Bırakın dört kişilik bir ailenin sinema maliyetini hesaplamayı, öğrenciler için bile haftada bir film izlemek krizi atlatamayan Türkiyede ciddi bir masraf oluşturuyor. &lt;br/&gt;Öte yandan ağırlaştırılan cezalara rağmen her köşe başında rahatlıkla bulabildiğiniz korsan VCDler 3-4 milyondan</description></item><item><title>BAROK SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?barok-sanati-380776.html</link><description>BAROK SANATI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barok sanatı, kaynaklara göre XVII. yüzyılın tamamı ile XVIII. Yüzyılın ilk on &amp;#8211; yirmi yıllık süresini kapsamaktadır. İtalya&quot;da doğmuş ve tüm Avrupa&quot;ya yayılmıştır. Barok sanatı, XVIII. Yüzyılın ilk yarısında yerini Rokoko&quot;ya bırakmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barok sözcüğü, Portekizce&quot;de &quot;Tam yuvarlar olmayan düzensiz inci&quot; anlamına gelen barroco sözcüğünden geldiği kabul edilmektedir. Mecazi olarak &quot;tuhaf, gülünç, tutarsız&quot; anlamını içermektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barok sanatı XVII. Yüzyılın başlangıcında Papalık Roma&quot;sında, özellikleri açıkça belirlenmemiş bir üslup olmaktan çok bütün sanat dallarında görebileceğimiz gibi, bir eğilim, bir zevk, kısacası bir moda şeklinde ortaya çıkmıştır. En parlak dönemlerini özellikle yüzyılın ortalarında Gian Lorenzo Bernini, Pietro da Cartona, Fracesco Borromin gibi sanatçıların eserleri ile yayılmıştır. Barok sanatı, Avrupa&quot;da özellikle de kilisenin etkisi altında bulunan bölgelerde yayılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Barok anlayış, bir üslup aşaması olarak, her klasik dönemi izleyen zamanlarda sanattaki bir biçimlenme şekli olarak görülür.  Bu üslup, klasiğin sağlam, açık ve kesin hatlı formlarını gevşemesi ve biçimlerin bir kompozisyon içerisinde erimesi  ve birbiriyle kaynaşmasıdır.  Klasiğin sağlam ve duru figürü, barokta hareketlenmekte ve sessizlik, gürültüye dönüşmekte. Formların doğması, büyümesi ve dağılmaya başlaması, aslında bir doğa kanunu olarak bütün hayatı kapsar. Klasik eser, bazı prensiplere ve kurallara bağlıdır. Barok anlayış ise kural ve anlayışları reddeder. Barok kişisel ve acayip biçimlere, bir defalık olana,  insanı şaşırtan şeylere ve etkilere önem verir.&quot;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barok sanatı aslında, insanın kendi dehasıyla doğası arasındaki ilişkilerin değiştiğini gösteren bir durumdur. Eugenio D&quot;arscın&quot;ın dediği gibi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Klasik ve Barok, her iki sanat da değerce birbirine denktir. Birinde sadelik ve akıl üslubu, birinde müzik ve bolluk vardır. Biri kalınlığı ve ağırlığı olan biçimleri öbürü uçuşan kıvrımları seçer. Bunlar ebedi iç varlığın   iki yönüdür.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Avrupalılar barok sanatını reforma karşı girişilen Katolik hareketlerin bir sonucu olarak görmüşlerdir. Onlara göre bu hareket aynı zamanda Rönesans&quot;a da karşıdır. Çünkü  İtalya&quot;nın Toronto kentinde toplanan din adamları bu sanata sahip çıkıp yönünü ve yayılma yönünü belirlemiş ve aynı zamanda kilisenin propaganda aracı olarak kullanmıştır.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Din adamları Rönesans&quot;ta kaybettikleri itibarları yeniden kazanmak ve bu yönelişle kilise adamlarını ve yöneticilerini devletin yönetimine getirmek istemekteydi. Amaçları, bu sistemle toplum üzerinde belli bir baskı yaratmaktı. Dinsel kuralların yeniden biçimlenmesi ve nüfusun artması, dinsel yapılarında çoğalmasına yol açtı. Karşı Reformun duygusal, coşkulu törenlere önem veren yeni ayin usulleri de, eski dinsel yapıların daha geniş ve görkemli bir görünüm vermek için yeniden biçimlendirilmesi ve genişletilmesini gerektirdi. Bu arada zenginliğin artması, soylu sınıfın genişlemesi, kiliselerde olduğu gibi  servetin ve gücün göstergesi olan barok yaşama biçimine uygun lüks sarayların, villaların, bahçelerin yapılmasını da destekledi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Barok sanatını kuramsal kavramlar açısından ele alacak olursak, başlıca özelliğinin temelden belirsizliğe dayandığı görülür. Barok sanatçılar kendilerini Rönesans&quot;ın varisçisi olarak ilan edip, onun normlarını kabul ettiklerini iddia etmekle birlikte bu değerleri öz ve anlam olarak sistematik bir şekilde çiğnemişlerdir.  Rönesans ne kadar dengeli, aşırılıktan uzak, ağırbaşlı, mantıklı ve akla yakın bir üslupsa barokta o kadar hareketli, yenilik heveslisi, sonsuzluk ve sınırsızlığa büyük eğilimi olan, aykırılıkları ve bütün sanat biçimlerini cüretli olarak  kaynaştıran bir üslup demekti.  Aslında bu iki akımın amaçları birbirinden farklıydı. Rönesans sanatı akla hitap edip her şeyin üstünde inandırıcı olmaya çabalarken, barok sanatı iç güdüye, duygulara ve hayal gücüne seslenip cezbedici olmayı amaçlıyordu.&quot;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Barok sanatçısı asıl zaferini yaratıcı gücüyle elde etmiştir. Orijinal buluşu,  yeni ve moderni ve son derece cüretli olanı konu olarak ele almıştır. Ayrıca sonsuzluk ve sınırsızlığa olan eğilimi ile kendinden önceki sanatçıların yaptığının tam tersini uygulamıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örneğin; barok mimarın, sonsuzluğa giden mekan tasavvurunu, ressam, tavan ve duvara yaptığı göz aldatıcı resimlerle genişletiyordu. Böylece, gerçek olm</description></item><item><title>ON CHEKHOV&quot;S LOVE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?on-chekhov-s-love-385808.html</link><description>ON CHEKHOV&quot;S &quot;LOVE&quot;&lt;br/&gt;This essay is written on Anton Chekhov&quot;s &quot;Love&quot; to compare the main characters of the story. &quot;Love&quot; is a first person narrated story and our main character, a man, is narrating the story including his opinions.  It is a story based on not only love but also on the contrasting worlds of reality and fantasy. First, I will summarize the story. Next, I will focus on the narrator&quot;s ideas about love, sometimes comparing with Sasha&quot;s ones which we can only interprete about. Last, I will compare them more generally. In the story the narrator seems to have a  romantic character, but can love blind him for everything he thinks?&lt;br/&gt;The story began in one morning at 3 o&quot;clock. The narrator was full of energy and so happy. He was in love with a 19 years old girl, Sasha. He couldn&quot;t analyse his feelings which were very &quot;strange and comprehensive&quot;(p.46) to him. Moreover, he didn&quot;t need to analyze them, like all the excited and happy people such who have just won a pottery. He started writing a love letter for Sahsa in those feelings. He tried it many times, but every time he found a mistake and restarted. The reason was not that he wanted it long or perfect, but that he wanted this writing to be a never-ending one. He felt there were sprits, angels sitting, and writing with him as happy and as &quot;foolish&quot;(p.46). While writing, he remembered the time he had seen her big eyes and had explored his love for her.&lt;br/&gt;As he posted the letter and returned to his bad, he was flying in the clouds of happiness. Next morning Sasha&quot;s maid brought an answer: &quot; I am delited be sure to come to us to day please I shall expect you. Your S.&quot; (p.47) He noticed the bad punctuation and spelling errors, but he saw the figure of her in it. He also didn&quot;t like the way she wrote the letter. She should have thought that their house wouldn&quot;t be suitable for an interview. He might feel uncomfortable near her relatives. He, as an answer, asked her to change the tryst to a park or boulevard and s</description></item><item><title>SANAT - BAROK VE KLASİSİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-barok-ve-klasisizm-403105.html</link><description>barok ve klasisizm</description></item><item><title>YARATICI DRAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaratici-drama-391828.html</link><description>TC&lt;br/&gt;AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ&lt;br/&gt;OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ 1&lt;br/&gt;YARATICI DRAMA DERSİ ÖDEVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜRK SEYİRLİK OYUNLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hasan Metin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Afyon 2000&lt;br/&gt;  Seyirlik Oyunlarımız&lt;br/&gt;Karagöz &lt;br/&gt;Gölge oyunu olan Karagöz, karanlıkta beyaz bir perdenin arkasında yakılan ışıkla, deriden kesilmiş ve renklendirilmiş insan ve hayvan tasvirlerinin perdeye aksetmesi şeklinde oynatılmaktadır. &lt;br/&gt;Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklar yardımıyla arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirilmesi esasına dayanan gölge oyunudur. Oyun adını, baş kişisi olan Karagözden almaktadır.&lt;br/&gt;Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli türlerinden biri olan Karagöz, Perde Oyunu, Gölge Oyunu, Hayal Oyunu gibi isimlerle de anılmıştır. Tasvirlere hareketle anlatım kazandıran ve ses veren kişi aynı kişidir. &lt;br/&gt;Yavuz Sultan Selim çağının güvenilir yazılı kaynaklarına göre gölge oyunu XVI. asırda Türkiyeye Mısır&quot;dan gelmiştir. XVII. asırda teknik ve muhtevada milli özelliklere bürünerek Karagöz adını almıştır. Bu oyunun iki önemli kişisinden biri olan Karagöz açık sözlü sade bir halk adamıdır. Hacivat ise, okumuş, dalkavukluğa yatkın, çıkarını bilen bir kişidir. Bunların dışında konulara göre rol alan yardımcı tipler vardır. &lt;br/&gt;Karagöz oyunlarında çoğunlukla toplum yaşayışının ve kişilerin aksak yanları işlenmekte ve güldürü havası içinde sergilenmektedir. İstanbul Türkçesinin dışındaki farklı şivelerle, taklit ve yanlış anlamalarla güldürü unsuru sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;Gölge oyununun kaynağı Güneydoğu Asya ülkeleri olarak kabul edilir. Türkiyeye gelişi hakkında ise değişik görüşler vardır. Bunlardan birisi Orta Asyada &quot;kor kolçak&quot;, &quot;çadır hayal&quot; olarak bilinen oyunların gölge oyunu olduğu ve oradan göçlerle Anadoluya getirildiği görüşüdür. Diğer görüşe göre 1517 yılında Mısırı alan Yavuz Sultan Selimin Türkiyeye getirdiği gölge oyunu sanatçıları yolu ile</description></item><item><title>SANAT - AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-veysel-satiroglu-403382.html</link><description>aşık veysel şatıroğlu</description></item><item><title>DRAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?drama-379891.html</link><description>DRAMA &lt;br/&gt;Drama, eğitim ve öğretimde yeni bir oluşumdur. Ezbere dayalı bir eğitim çocuğun zihinsel gelişimini, araştırmasını, paylaşmayı öğrenmesini engeller. Drama ise, çocuğu geliştiren, yetiştiren başlı başına bir eğitim alanıdır. Aynı zamanda yaratıcılığı geliştiren etkili bir yönetimidir. &lt;br/&gt;Drama ile oyun iç içedir. Drama oyunun pek çok özelliğini barındırır. Oyun, çocuk için yemek, içmek kadar önemlidir. Oyun; çocuğun çevresiyle ilgi kurmasını, duygularını dışa vurmasını, deneyim kazanmasını, eğlenmesini, dinlenmesini, rahatlamasını ve problemlerini çözmesini sağlar. Çocuk için oyun, ruhsal ve duygusal gelişimi güçlendiren bir araçtır. Çocuğun bilişsel, duyuşsal ve devinimsel gelişimi arasında da köprü görevi görür. &lt;br/&gt;Drama; bireyler arasında dolaysız bir iletişim ve etkileşim sağlar. Drama bir olayı, oyunu, yaşantıyı tiyatro tekniklerinden yararlanarak, geliştirerek canlandırmaktır. &lt;br/&gt;Drama Yunanca&quot;da yapmak, etmek, eylemek anlamına gelen &quot;DRAN&quot; ve &quot;DRANEİN&quot; sözcüklerinden türemiştir. Halk arasında kullanılan dram sözcüğü de bu kökten gelmektedir. Acıklı durumları ifade etmek için kullanılmaktadır. Drama sözcüğünün bu kullanım ile anlam açısından ilgisi yoktur. Drama da dram da eski ve köklü kavramlardır. &lt;br/&gt;Cumhuriyet döneminde 1926 tarihli ilkokul programında, ilkokulun eğitim ve öğretim ilkeleri bölümünde, temsil (dramatik gösteriler) temel olarak kabul edilmiştir. Daha ileri tarihlerde ilkokul ve ortaokul programlarında temsil yoluyla canlandırma biçiminde dramatizasyon etkinliklerine yer yer değinilmektedir. Özellikle Türkçe, tarih, beden eğitimi gibi derslerin zaman zaman bu yöntemle verilmesi önerilmektedir. &lt;br/&gt;DRAMANIN ÖNEMİ &lt;br/&gt;Drama; tiyatro, sinema, dans gibi kişiyi aktif kılan bir alandır. Bu aktiflik insanın bilişsel, duyuşsal, devinimsel ve toplumsal yönlerini etkiler. Drama insanı kuşatır ve geliştirir. Drama, içerdiği tiyatrosal boyutları dolayısıyla da katılımcıların &quot;eğlenme ve haz alma&quot; gereksinmesini doyurur. Gruptakilerin paylaştığı bu haz, estetik bir hazdır. Çünkü tiyatro ve bazı oyun formları sanatsal ve estetik nitelikler taşır. Bu yüzden drama eğitiminin amaçlarından biri olan estetik eğitimi de gerçekleştirir. &lt;br/&gt;Eğitim ve öğretimde öğretmenler pek çok konuda dramadan yararlanırlar. Rol oynama, yaratıcı dramanın önemli araçlarından biridir. Dramada öğrenci kendini tanırken, başkalarını da tanır, iletişim içerisine girer. İletişim ve etkileşim içerisinde toplumun bireyi olduğu bilincine varır. Toplumdan etkilenir, toplumu etkilemeye çalışır ve toplumla birlikte değişime uğrar. Bu durum onun yaratıcılığını çok yönlü olarak kullanmasını sağlar. &lt;br/&gt;Eğitimde yaratıcı dramanın önemini şu şekilde özetleyebiliriz&lt;br/&gt;İmgelem (hayal) gücünü geliştirir&lt;br/&gt;Bağımsız düşünebilmeyi sağlar&lt;br/&gt;İş birliği yapabilme özelliğini geliştirir&lt;br/&gt;Sosyal ve psikolojik duyarlılık yaratır&lt;br/&gt;Dört temel dil becerisini (konuşma, dinleme, okuma, yazma) kazandırır, dilin kullanım alanlarını ve kalitesini zenginleştirir&lt;br/&gt;Sözel olmayan iletişimin öğrenilmesini sağlar&lt;br/&gt;Yaratıcılık ve estetik gelişimi sağlar&lt;br/&gt;Etik değerlerin gelişmesine olanak sağlar&lt;br/&gt;Kendine güven duyma, karar verme becerilerinin gelişmesini sağlar&lt;br/&gt;Farklı olay ve durumlarla ilgili deneyim kazandırır. &lt;br/&gt;Kaslarını hareket ettiren yeni yönetimleri bulmayı, denemeyi ve bedenini çok yönlü geliştirmeyi sağlar&lt;br/&gt;Çevresindeki canlı ve cansız varlıkları tanıma ve algılamayı öğretir. &lt;br/&gt;Hata yapma korkusu olmaksızın yeni davranışlar geliştirmeyi sağlar. &lt;br/&gt;Sanat formlarına duyarlılık göstermeyi sağlar&lt;br/&gt;Özellikle doğaçlama çalışmalarında iç tepi ve dürtülerden yararlanmayı öğretir. &lt;br/&gt;Duygunun sağlıklı bir şekilde boşalımından yararlanmayı sağlar. (bu kontrollü birey için oldukça önemlidir. &lt;br/&gt;Öncelikle kendini tanımasını sağlar. &lt;br/&gt;Kendinden bulunan özelliklerle başkalarını karşılaştırabilmeyi sağlar. &lt;br/&gt;Başkaları ile benzerliklerini keşfetmesini sağlar. &lt;br/&gt;Kendinde geliştirmek istediği yanlarıyla ilgilenmesini, kendini eleştirebilmesini sağlar. &lt;br/&gt;Kendini ifade etmede gerek duyduğu kaynaklara ulaşma gerekliliğini fark eder. &lt;br/&gt;Bilgiye ulaşmaya ve onu kullanmaya istekli duruma gelir. &lt;br/&gt;Kendini ifade etmede güven kazanır.</description></item><item><title>ÇİZGİ FİLM SANATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cizgi-film-sanati-380768.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;Çizgi filmler, süreci görüntüsel basitleştirme, öykülerini büyük bir hızla anlatma, doğayı stilize etme ve olayları anlaşılır zaman birimlerine ayırıp, yalınlaştırma gibi karakteristik özelliği nedeniyle çağımızın gereksinimi olan hızlı eğitim araçlarından biri durumuna gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde diğer eğitim araçlarından yanısıra çizgi film kullanımında da büyük önem kazanarak yaygınlaştığı görülmektedir.&lt;br/&gt;Pek çok ülke, canlandırma sinemasından hemen hemen akla gelebilecek her alanda yararlanmakta, gelişmesi için devlet desteği sağlanmakta özellikle okullarda bu konuda eğitim ve öğretim amaçlı programlarda yer almaktadır.&lt;br/&gt;Ülkemizde ise sinemamızın 80 yıla yakın geçmişine karşın canlandırma sineması için anlatılacak fazlaca bir şey olduğu söylenemez.&lt;br/&gt;Günümüzde bu konuya ilgi duyan birkaç sanatçının dışında, çizgi film sanatıyla uğraşanların sayısının yeterli olmadığı söylenebilir.&lt;br/&gt;Az da olsa çizgi film yapım ve üretimi sürmekle birlikte bu alanda izleyiciler açısından yapılmış olan araştırmaların sayıları ise oldukça  yetersizdir.&lt;br/&gt;Ülkemizde azımsanmayacak kadar izleyicisi olan bu sanatın, öncelikle, izleyici, yapımcı arasındaki ilişkilerin belirlenmesi ve kültür değerlerimizin bu ilginç özelliklerinden yararlanması gerekmektedir.&lt;br/&gt;Araştırmam 4 bölümden meydana geliyor. 1. Bölüm Çizgi Film Sanatı, 2. Bölüm Çizgi Film Yapım Süreci ve Özellikleri, 3. Bölüm Bilgisayar Animasyonu, 4. Bölüm Türkiye&quot;de ki Çizgi Film Sanatı&quot;nın Batı&quot;ya Göre Karşılaştırılması yapılmıştır.&lt;br/&gt;Bu konuda araştırma olanağı veren çalışmalarım süresince yardımlarını esirgemeyen danışmanım, Sayın Yrd. Doç. Dr. Şemsettin Ziya Dağlı, araştırma süresince öneri ve görüşlerinden yararlandığım, Sayın Doç. Dr. Nezih Erdoğan&quot;a teşekkürlerim sonsuzdur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;İnsanoğlu resim çizmeyi öğrendiğinden bu yana hareketi canlandırabilmek için uğraşmıştır.&lt;br/&gt;Varoluşundan bu yana, görsel olarak iletişimi sağlamak amacıyla çizgiyi kullanan insanlar, yaşadıkları mekanlarda, mağaralarda, etkilendikleri olayları ve avladıkları hayvanları kendileriyle özdeşleştirmek amacıyla resimlerini yaparken çizgiyi kullanıyorlardı. Çizdiklerinin gerçeğe yakın olması için de canlandırmaya, hareket vermeye çalışarak anlatımı pekiştirmeye özen gösteriyor bunu da; yaptıkları hayvan resimlerinde çok yönlü kollar ve bacaklar ekleyerek gerçekleştiriyorlardı. Bu düşüncelerle gerçekleştirilen av sahneleri ise şaşılacak derece de hareketli bir özellik taşımaktadır.&lt;br/&gt;Tarihsel süreç içinde çizgi film, teknik, plastik ve bunlara bağlı olarak dilinin oluşumuna; karikatür, çizgi roman, resim, sinema kaynaklık etmiş, çizgi film sanatı dayandığı bu alt yapıyla kendi teknik ve plastiğini gelişim süreci içinde de dilini oluşturmuştur.&lt;br/&gt;Görsel değerlerin oluşumunda en dinamik etkenlerden biride hareket sorunudur. Çizgi film bir nesnenin belirli bir mekanda ve belirli bir süre içerisinde bir yerden bir yere konum değiştirmesi de hareketi oluşturmaktadır. Görsel sanatlar içinde çizgi film ayrı ayrı resimleri ya da hareketsiz nesneleri, gösteri sırasında hareket duygusu verecek biçimde düzenleme ve çekim yapma tekniğidir.&lt;br/&gt;Canlandırmanın yani animasyonun ülkemizde kültürel açıdan çizgi film olarak, bilinmesi, konunun gerçek anlamda herkesçe tanındığı, bilindiği ve hoşlanıldığı şeklinde yorumlanması doğru olacaktır.&lt;br/&gt;Animasyon, ülkemizde yaygın anlamıyla bilinen çizgi yapım, günümüzde teknik buluşların gelişmesi, televizyonun yaygınlaşması ile bu sanat dalı geniş boyutlar kazanarak yeni uygulama alanları bulmuştur.&lt;br/&gt;Animasyonların çocuklara yönelik ve eğlendirme amaçlı hazırladığı kanısı oldukça yaygındır. Oysa yalnız çocuklara değil gençlere ve yetişkinlere seslenebilen, onları düşündürebilen hatta eğitip yönlendiren animasyon hayatımızın her alanına girmektedir.&lt;br/&gt;Animasyon, hemen her konuyu çok basit ve açık bir şekilde her türlü toplum yapısından kolaylıkla açıklayabilmektedir. Dönüşümler, değişimler ve bağlantıları kapsamlı bir biçim içerisinde göstermeye elverişlidir.&lt;br/&gt;Çizgi filmler hazırlanırken gereğinde canlı normal aksiyon filmlerinden de yararlanılmakta oluşu, sinema tekniği oluşunda yatmaktadır. Herhangi bir olay, bir yapılanma, bir hareket canlandırma yoluyla analiz edilebilmekte ve simgelerle basitleştirilerek açıklamayı gerçekleştirebilmektedir.&lt;br/&gt;Tüm bu oluşumların, izini çizgi yapımlarda görsel olarak izleme, bireylerde hem yaratıcılığı geliştirmekte, hem de bireylerin yaşantılarına yepyeni boyutlar katma aşamasını gerçekleştirdiği düşünülme</description></item><item><title>SANAT - ORTA  ASYA  HALILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-orta-asya-halilari-403263.html</link><description>orta  asya  halıları</description></item><item><title>SANAT - İNNOWHERELAND</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-innowhereland-403405.html</link><description>innowhereland</description></item><item><title>TÜRK TİYATROSUNUN GELİŞMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-tiyatrosunun-gelismesi-365380.html</link><description>TÜRK TİYATROSUNUN GELİŞİMİ&lt;br/&gt;Türk tiyatrosunun eski dönemlerine ait kesin bilgiler yoktur.Ancak atalarımızın yaptığı &quot;yuğ törenleri&quot; ve &quot;şölenler&quot; birer tiyatro gösterisi olarak kabul edilebilir niteliktedir.Kesin bilgilerin olmadığı bu dönemleri de dahil ederek Türk tiyatrosunu dört döneme ayırmak mümkündür:&lt;br/&gt;1.Genel Tiyatro Dönemi:&lt;br/&gt;Tanzimat dönemine kadar olan dönemdir.Oyunlar &quot;Halk Tiyatrosu&quot; olarak adlandırılabilir.&lt;br/&gt;Bu dönemin yaygın oyunları şunlardır:&lt;br/&gt;a)Karagöz:Önemli kişileri Karagöz Hacivat&quot;tır.Kişilerin kuklaları bir beyaz perde üzerine yansıtılır. &lt;br/&gt;Hacivat kurnaz , içten pazarlıklı, çıkarını düşünen yarı aydın bir tiptir.Karagöz ise dürüst, temiz kalpli, sözünü sakınmayan, cesur bir kişidir.&lt;br/&gt;Oyunda Karagöz, Hacivat&quot;ın sözlerine ters cevaplar vererek seyirciyi güldürür.&lt;br/&gt;b) Ortaoyunu: Önceden hazırlanmış bir metne bağlı olmadan oyuncuların, izleyicilerin ortasında oynadığı bir oyundur.Oyun karşılıklı konuşmalardan, tekerlemelerden, nüktelerden ibarettir.                                           &lt;br/&gt;c) Meddah: Bir sanatçının seyirci karşısında tek başına sergilediği bir oyun, daha doğrusu bir konuşmadır.Dekor ve sahne yoktur.Sanatçı, güçlü bir benzetme, canlandırma ve taklit etme becerisiyle mizah anlayışını birleştirip oyunu sergiler.&lt;br/&gt;d) Seyirlik Köy Oyunları:Daha çok köylerde yılın belirli günlerinde yapılan törenlerde, eğlencelerde, toplantılarda, düğünlerde ve uzun kış gecelerinde oynanan oyundur.Oyun sırasında yöre türküleri söylenir.Oyunu, o yörenin yetenekli insanları oynar.&lt;br/&gt;2.Tanzimat ve İstibdat Dönemi:&lt;br/&gt;Batılı anlamda tiyatronun ülkemize getirdiği dönemdir.Namık Kemal, Ahmet Mithat gibi sanatçıların yazdığı eserler, yönetim tarafından yapılan tüm baskılara rağmen İstanbul, İzmir gibi büyük illerimizde geniş halk kitlelerine sunulmuştur.Halk bu oyunlara büyük bir ilgi gösterince büyük illerimizde tiyatro binaları yapılmış, bu alanda yeni tiyatro eserleri yazılmış ve ilk Osmanlı tiyatrosu kurulmuştur.Tüm bu gelişmelerin yanında yönetimin baskısı, sert tutumu, aydınların ve sanatçıların hapsedilmesi, sürgüne gönderilmesi gibi olaylar Türk tiyatrosunun gelişimini engellemiştir.&lt;br/&gt;3.Meşrutiyet Dönemi:&lt;br/&gt;Yönetimin yumuşamaması, yasakların kaldırılması tiyatro sanatçılarının rahatlamasını sağladı.Yasaklanan oyunlar sahneye kondu.İstanbul&quot;da &quot;Darülbedayi&quot; kuruldu.Ardından özel tiyatrolar kurulmaya başlandı.Türk tiyatrosu, hızla gelişmeye başladı.Ancak yıpratıcı savaşlar, toplumsal bilincin ve eğitimin yetersizliği gibi nedenler, tiyatromuzun bu dönemde daha çok gelişmesini engelledi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.Cumhuriyet Dönemi:&lt;br/&gt;Sanatın her alanında olduğu gibi, tiyatroda en önemli gelişmeyi bu dönemde göstermiştir.Cumhuriyetin getirdiği özgürlük ortamında erkek oyuncuların yanında kadın oyuncular da sahneye çıktı.Yurdun her yerinde tiyatrolar açıldı.Nitelikli, bilgili tiyatro sanatçıları yetiştiren  &quot;Devlet Konservatuarı&quot; açıldı.Büyük illerde kurulan &quot;Devlet tiyatroları&quot; sanat değeri taşıyan yerli ve yabancı oyunlar sergilediler.Devlet desteğiyle gerçekleştirilen bu gelişmelerin yanında özel tiyatrolarda yaygınlaştı.Önceleri sahnede İstanbul, İzmir gibi büyük illerde izlenmesi mümkün olan tiyatro oyunu, Cumhuriyet döneminde ilçelere kadar götürüldü.Hatta okullardaki etkinlikler, köylere kadar ulaştırıldı denilebilir.Yine cumhuriyet döneminde devletinde de desteğiyle &quot;Çocuk Tiyatroları&quot; açıldı, yaygınlaştırılmaya çalışıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                          TİYATRO TÜRLERİ&lt;br/&gt;Tiyatro, genellikle yaşanmış ya da yaşanması mümkün olayları içeren &quot;oyun&quot; adı verilen bir eserin sahnede, seyirci karşısında canlandırılmasıdır.&lt;br/&gt;Tiyatronun &quot;görsel&quot; ve &quot;işitsel&quot; iki temel öğesi vardır.Görsel yönü, oyuncular, davranışlar, jestler, mimikler, dekor, kostüm, ışık ve renklerden ibarettir.İşitsel yönünü ise sesler, konuşmalar, besteler oluşturur.Bu özellikleriyle tiyatro, resim, müzik, heykeltıraşlık, öykü, roman gibi pek çok sanat dalıyla yakından ilgilidir.</description></item><item><title>SANAT - TARIK AKAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-tarik-akan-403252.html</link><description>tarık akan</description></item><item><title>VISUAL LITERACY, METAFICTION, AND HORROR MOVIES AN ACC OYUNT OF SELF-REFLEXIVITY IN THE NEW STALKER FILM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?visual-literacy,-metafiction,-and-horror-movies-an-acc-oyunt-of-selfreflexivity-in-the-new-stalker-film-438865.html</link><description>VISUAL LITERACY, METAFICTION, AND HORROR MOVIES: AN ACCOUNT OF SELF-REFLEXIVITY IN THE NEW STALKER FILM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;viii&lt;br/&gt;TABLE OF CONTENTS&lt;br/&gt;ABSTRACT........................................................ iii&lt;br/&gt;ÖZET............................................................ iv&lt;br/&gt;ACKNOWLEDGEMENTS................................................ v&lt;br/&gt;TABLE OF CONTENTS............................................... viii&lt;br/&gt;1. INTRODUCTION............................................... 1&lt;br/&gt;1.1. Visual Literacy and the Problem of Communication...... 2&lt;br/&gt;1.2. Image as Myth and the Process of Representation....... 12&lt;br/&gt;2. FICTION, METAFICTION, AND REALITY.......................... 26&lt;br/&gt;2.1. Hypericons and Metapictures........................... 28&lt;br/&gt;2.2. Self-reflexivity, Metafiction, and Parody............. 34&lt;br/&gt;3. THE RISE OF THE CONTEMPORARY HORROR FILM&lt;br/&gt;AND THE CLASSIC STALKER.................................. 51&lt;br/&gt;3.1. The Contemporary Horror Film.......................... 53&lt;br/&gt;3.2. The Playful Audience: The Classic Stalker and Viewer&lt;br/&gt;Participation.............................................. 68&lt;br/&gt;3.3. The Rules of the game: The narrative Participants of&lt;br/&gt;the Classic Stalker........................................ 82&lt;br/&gt;4. THE RETURN OF THE GAME OF HORROR:&lt;br/&gt;THE NEW STALKER OF THE 1990S............................... 96&lt;br/&gt;4.1. The Mingling of Game and Film in the Nineties......... 99&lt;br/&gt;4.2. Film Literacy in the Nineties......................... 109&lt;br/&gt;4.3. Kevin Williamson, the New Stalker, and Scream (1996).. 113&lt;br/&gt;4.4. Scream (A Supplement)................................. 129&lt;br/&gt;5. CONCLUSION................................................. 141&lt;br/&gt;REFERENCES...................................................... 144&lt;br/&gt;1&lt;br/&gt;1. INTRODUCTION&lt;br/&gt;This study started as a treatment of visual literacy, a popular&lt;br/&gt;keyword in visual studies. My initial aim was to redefine the&lt;br/&gt;concept with an attempt to fit it into a well-defined structure and&lt;br/&gt;render it operationally specific. That would, in turn, provide me&lt;br/&gt;with a theoretical model that I could utilize in devising solutions&lt;br/&gt;for the viewers in their problematic relationship with visual&lt;br/&gt;imagery. Such a utilitarian approach to producing a theory of visual&lt;br/&gt;literacy was mostly motivated by my experiences in the field of&lt;br/&gt;design education where a solid theoretical structure is required for&lt;br/&gt;the practice to perform consistently. The main objective of the&lt;br/&gt;whole project was to motivate the viewers of the contemporary media&lt;br/&gt;to become more aware, thus competent, throughout their various&lt;br/&gt;encounters with visual products; and the only possible context for a&lt;br/&gt;prospective solution seemed to be the field of education where it&lt;br/&gt;was possible to intervene, as a third party, into the process that&lt;br/&gt;took place between the viewer and the image.&lt;br/&gt;My continued research on various relations between the viewer&lt;br/&gt;and the visual image eventually revealed that the visual literacy&lt;br/&gt;project, as I conceived it, was an impossibility. Given the&lt;br/&gt;multifarious nature of visual representation and reception, any&lt;br/&gt;attempt to devise a pragmatic model of visual literacy would end up&lt;br/&gt;being either too vague to account for the whole phenomenon of visual&lt;br/&gt;representation (this was one of the most pretentious aims of the&lt;br/&gt;project) or too focused on such an isolated realm of imagery and&lt;br/&gt;reception that it would remain insignificant.&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;I still hold that a totally comprehensive theory of visual&lt;br/&gt;literacy could only be an imaginary project. However, my studies on&lt;br/&gt;the phenomenon of visual self-reflexivity made me realize that the&lt;br/&gt;concept was not at all irrelevant. The very basis on which visual&lt;br/&gt;self-reflexivity functioned was a distinct assumption, on the part&lt;br/&gt;of the visual product, regarding the degree and kind of the visual&lt;br/&gt;literacy with which the viewer was equipped. The self-reflexive&lt;br/&gt;visual image itself, as it were, fulfilled the function of the&lt;br/&gt;third party which intervened between the viewer and the&lt;br/&gt;representation. Consequently, it was possible to find different&lt;br/&gt;definitions or formulations of what it meant to be visu</description></item><item><title>SANAT - KIPRISLI KADIN YAZARLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kiprisli-kadin-yazarlar-403292.html</link><description>kıprıslı kadın yazarlar</description></item><item><title>SANAT - AŞIK HÜDAİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-hudai-401309.html</link><description>aşık hüdai</description></item><item><title>SANAT - OP ART</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-op-art-406495.html</link><description>op art</description></item><item><title>SANAT - KİTABIN ÖZETİ-BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kitabin-ozetibulbulu-oldurmek-403351.html</link><description>kitabın özeti-bülbülü öldürmek</description></item><item><title>SİNEMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinema-398424.html</link><description>SİNEMA&lt;br/&gt;Bu akım, malzemesini dönemin siyasal, toplumsal ve burjuva ilişkilerinden almıştır. &quot;Olayları yalnızca olduğu gibi vermekle yetinmeyip insanlar, olaylar ve eşyalar arasındaki karşılıklı ilişki ağını da görünür kılan gerçekliği kavrayış biçimi, zamanın belgelendirilmesinde ve hem ulusal hem de bireysel portrelerin canlandırılmasında gösterilecek örnek bir cesarette ifadesini bulan gerçekliği kavrayış ahlakı&quot; Yeni Gerçekçiliğin kabataslak tanımıdır. Yeni Gerçekçi sinema, vicdan muhasebesinin, içtenliğin ve samimiyetin soğukkanlı coşkusu ile belirlenir. İnsanların gündelik yaşamını, işsizlik, karaborsa, açlık, fuhuş, kimsesizlik gibi sorunlarını tüm açıklığıyla gözlfaşizmin yıkılışının ardından 1945te akımın yükselişi gerçekleşti. er önüne sermiştir. Faşizmin yıkılışının ardından 1945te akımın yükselişi gerçekleVittorio De Sica (1901&amp;#8211;1974), Roberto Rossellinişti. Rosselini 1946da senaryosu kolektif bir anketle hazırlanan ve farklı toplumsal çevrelerden altı kişinin yaşadığı savaş acılarını anlatan Paisayi çekti. Rosselini, Paisayi çekerken stüdyoyu, kostümü, makyajı, meslekten aktörleri bir yana bırakarak, kameramandan kötü resimler çekmesini istedi. Akım işte bu dönemde doruk noktasına ulaştı. Bu filmde Yeni Gerçekçiliğin özgürlüğünü oluşturan bütün öğelerin bileşimi yapılmıştır. Filmin konusu işsiz bir adamın bisikletini çaldırması gibi sıradan bir olaydır, aktörler meslekten değildir, kamera Roma sokaklarında serbestçe dolaşmaktadır. Bisiklet Hırsızlarında akımın tüm kuralları harfiyen uygulanmış, gündelik yaşamın gerçekliğine, doğallığına ve sadeliğine ayrıntılar üstünde durularak gerçekçi bir tutumla yaklaşılmıştır. Yeni Gerçekçilik Akımının Başlıca Özellikleri&lt;br/&gt;1- Toplumsal sorunlara önem vermek &lt;br/&gt;2- Ulusal yaşayışı büyük bir dürüstlükle, insancıl bir tutumla yansıtmak, bu sorunları kendi doğal çevresinde ele alıp işlemek &lt;br/&gt;3- Dar bütçeli, en küçük çevrim takımı ile çalışmak &lt;br/&gt;4- Meslekten olmayan oyuncularla çalışmaya önem vermek &lt;br/&gt;5- Dramatik</description></item><item><title>YARATICI DRAMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaratici-drama-379702.html</link><description>YARATICI DRAMA&lt;br/&gt;Tanımı ve Özellikleri &lt;br/&gt;Bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri, bir yaşantıyı veya bir olayı; doğaçlama, rol oynama gibi tiyatro yada drama tekniklerinden yararlanarak, bir grup çalışması içinde oyun veya oyunlar geliştirecek, eski bilişsel örüntülerin yardımıyla yeniden yapılandırmaya yönelik etkinlikler sürecidir. &lt;br/&gt;Bir başka yaklaşımla, yaratıcı drama, önceden yazılmış bir metin olmaksızın katılımcıların kendi yaratıcı buluşları, özgün düşünceleri, öznel anıları ve bilgilerine dayanarak oluşturdukları eylem durumları ve doğaçlama canlandırmalardır. &lt;br/&gt;Olay, olgu, yaşantı ve bilgileri yeniden yapılandırmaya yönelik olan yaratıcı drama çalışmalarında, tiyatro olgusunda olduğu gibi; bir başlangıç ve son bölümü olmayabilir. Ancak bildiğimiz çocuk oyunlarındaki gibi belli kuralları ve bu kurallar içindeki sonsuz özgürlükleri içerir. Tıpkı tiyatroda olduğu gibi, gruptakiler belli bir atmosferi ve o andaki oyun oynama yaşantısını paylaşırlar. &lt;br/&gt;İnsanın kendini başkalarının yerine koyarak çok yönlü gelişmesi; bireyin eğitim ve öğretimde aktif rol alması; kendini ifade edebilme, yaratıcı olma, yaşamı çok yönlü algılama, araştırma istek ve duygusunun gelişmesi; eğitim ve öğretimin buyurgan, kısırlaştırıcı ve angarya haline dönüşmesine karşı bireyin eğitim ve öğrenme isteğini artırıcı eğitim yöntemidir. &lt;br/&gt;Görüldüğü gibi yaratıcı drama bakış açılarına göre farklı yazarlar tarafından farklı şekilde ifade edilmiştir. En geniş haliyle yaratıcı dramanın tanımını şöyle yapabiliriz. &lt;br/&gt;Yaratıcı Drama: Tiyatro ve drama tekniklerinden yararlanarak bir grup çalışması içinde doğaçlamayı merkeze alarak gerçekleştirilen; müzik, dans, resim, heykel, edebiyat gibi çeşitli sanat dallarına ilişkin etkinlikleri bünyesinde barındırması ve çağdaş insanın sahip olması gereken yaratıcılık özelliğini geliştirerek bireye estetik bir bakış açısı sağlaması ile tümel bir sanat eğitimi alanı; farklı yetenek ve zekalara dönük etkinlikleri aynı anda bünyesinde barındırması ve daha çok duyuları hedef almasıyla yaşantı yoluyla kalıcı öğrenmenin etkili bir yöntemi; kendini gerçekleştirme yolundaki çağdaş insana, kendini, çevresini, olayları ve en geniş anlamıyla hayatı çok yönlü ve gerçekçi bir şekilde algılayarak, ihtiyaçlarını karşılama ve gizilgüçlerini gerçekleştirmesi yönünde büyük destek verişiyle  etkili bir kişisel, sosyal gelişim yöntemidir. &lt;br/&gt;YARATICI DRAMANIN AMAÇLARI &lt;br/&gt;Yaratıcı drama katılımcıların özelliklerine ve liderin amacına göre farklı işlevleri üstlenebilen bir kavramdır. Örneğin, bir rehber öğretmen için daha çok bireyin sağlıklı psikolojik gelişimini sağlayan etkili bir grup rehberliği işleviyle, bir resim öğretmeni açısından ise bireyin beş duyusunu aktif kullanımına yarayan, dolayısı ile bireyin çevresini algılama yeteneğini geliştirerek yaratıcılığını artıran işleviyle karşımıza çıkabilir. Eğitimde drama çalışmalarının genel amacı ise her alanda yaratıcı, kendine yetebilen, kendini tanıyan, çevresiyle iletişim kurabilen ve bunu geliştirebilen, ifade gücü ve biçimleri artmış bireyler yetiştirmektir. Bu amaçların yanında yaratıcı drama, yaratıcılık ve estetik gelişimi sağlama, eleştirel düşünme yeteneği, sosyal gelişim ve birlikte çalışma yeteneği kazandırma</description></item><item><title>EŞKIYA FİLMİNİN İNCELENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eskiya-filminin-incelenmesi-366216.html</link><description>EŞKIYA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapım Tarihi - 1996&lt;br/&gt;Yapımcı: Mine Vargı&lt;br/&gt;Yönetmen: Yavuz TURGUL&lt;br/&gt;Senaryo: Yavuz TURGUL&lt;br/&gt;Görüntü Yönetmeni: Uğur İÇBAK&lt;br/&gt;Müzik: Erkan Oğur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OYUNCULAR&lt;br/&gt;OyuncuFilmdeki Karakteri&lt;br/&gt;Şener Şen&lt;br/&gt;Baran&lt;br/&gt;Yeşim Salkım&lt;br/&gt;Emel&lt;br/&gt;Uğur Yücel&lt;br/&gt;Cumali&lt;br/&gt;Kamran Usluer&lt;br/&gt;Berfo&lt;br/&gt;Sermin Hürmeriç&lt;br/&gt;Keje&lt;br/&gt;Ülkü Duru&lt;br/&gt;Emelin Annesi&lt;br/&gt;Özkan Uğur&lt;br/&gt;Sedat&lt;br/&gt;Necdet Mahfi Ayral&lt;br/&gt;Andrey Mişkin&lt;br/&gt;Kayhan Yıldızoğlu&lt;br/&gt;Artist Kemal&lt;br/&gt;Güven Hokna&lt;br/&gt;Sevim Abla&lt;br/&gt;Kemal İnci&lt;br/&gt;Mustafa&lt;br/&gt;Melih Çardak&lt;br/&gt;Demircan&lt;br/&gt;Settar Tanrıöğen&lt;br/&gt;Laz Naci&lt;br/&gt;Celal Perk&lt;br/&gt;Deli Selim&lt;br/&gt;Ümit Çırak&lt;br/&gt;Cimbom&lt;br/&gt;Rıza Sönmez&lt;br/&gt;Avarel&lt;br/&gt;Kezban Altuğ&lt;br/&gt;Fatma&lt;br/&gt;Romina&lt;br/&gt;Sekine&lt;br/&gt;Kurtcebe Turgul&lt;br/&gt;Jilet Cemal&lt;br/&gt;Can Yılmaz&lt;br/&gt;Hakan&lt;br/&gt;Yurdan Edgü&lt;br/&gt;Cumali&lt;br/&gt;Zübeyde Erden&lt;br/&gt;Ceran Ana&lt;br/&gt;Cevat Çapan&lt;br/&gt;Sokaktaki Adam&lt;br/&gt;Selim Erdoğan&lt;br/&gt;Sokaktaki Adam&lt;br/&gt;Hakan Kiremitçi&lt;br/&gt;Sokaktaki Adam&lt;br/&gt;Hakan Bilgin&lt;br/&gt;Polis&lt;br/&gt;Yaşar Uzel&lt;br/&gt;Polis&lt;br/&gt;Yosi Mizrahi&lt;br/&gt;Sivil Polis&lt;br/&gt;Konuarlp Sualp&lt;br/&gt;Sivil Polis&lt;br/&gt;Nazım Sütlüoğlu&lt;br/&gt;Demircan&quot;nın adamı&lt;br/&gt;TEKNİK ÖZELLİKLER &lt;br/&gt;Süre: 121&lt;br/&gt;Metraj: 3267m&lt;br/&gt;Bobin adedi: 6 Film &lt;br/&gt;Gauge: 35mm&lt;br/&gt;Screen ratio: 1.85 24fps, Color, Dolby Digital Surround&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EŞKIYANIN KATILDIĞI FESTİVALLER &lt;br/&gt;MONTREAL - KANADA / Cinema of Today /Reflections of our Time - 1997&lt;br/&gt;UMEA - İSVEÇ - 1997&lt;br/&gt;VALENCIA - İSPANYA / Yarışma Bölümü / En İyi Aktör (Şener Şen) ödülü - 1997&lt;br/&gt;SHANGHAI - ÇİN / Panorama Bölümü - 1997&lt;br/&gt;CINEMAYA - HİNDİSTAN - 1997&lt;br/&gt;OSLO - NORVEÇ - 1997&lt;br/&gt;MAR DEL PLATA - ARJANTİN / Contracompo - 1997&lt;br/&gt;BASTİA - FRANSA / Yarışma Bölümü / Eleştirmenlerin En iyi Filmi Ödülü - 1997&lt;br/&gt;TROIA - PORTEKİZ / Yarışma Bölümü / En iyi Film - 1997&lt;br/&gt;STRASBOURG - FRANSA / Odesa Sineması Türk Filmleri Haftası -1997&lt;br/&gt;LONDRA - İNGİLTERE / Rio Sineması Türk Filmleri Haftası - 1997&lt;br/&gt;İSTANBUL FİLM FESTİVALİ / Özel gösterim - 1997&lt;br/&gt;ANTALYA FİLM FESTİVALİ / Açılış Filmi - 1997&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖDÜLLER &lt;br/&gt;VALENCİA FİLM FESTIVALİ - 1997 - &quot;En İyi Oyuncu&quot; (Şener Şen)&lt;br/&gt;BASTİA FİLM FESTIVALİ - 1997 - &quot;Eleştirmenlerin Seçtiği En İyi Film&quot;&lt;br/&gt;TROIA FİLM FESTİVALİ - 1997 - Golden Dolphin (En İyi Film)&lt;br/&gt;SİNEMA YAZARLARI DERNEĞİ - 1997 - En İyi Film, Senaryo, Film Müziği, Yardımcı Oyuncu&lt;br/&gt;ANTALYA ALTIN PORTAKAL FESTİVALİ - 1997 - Özel Ödül&lt;br/&gt;İSTANBUL FİLM FESTIVALINDE - 1997 - Özel gösterim ile onurlandırılmıştır&lt;br/&gt;NTV TELEVİZYONU - 1997 - En İyi Film, Yönetmen, Oyuncu (Şener Şen)&lt;br/&gt;BİRSAD - 1997 - En İyi Film&lt;br/&gt;Çeşitli Kuruluşların verdiği ödüller &lt;br/&gt;     Yavuz TURGUL&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;              Doğum Tarihi : İstanbul / 1946&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirmesinin ardından gazetecilik yapmaya başladı. Uzun süre Ses dergisinde çalıştı. 1976da Ertem Eğilmezin desteğiyle, Arzu Filme senaryo yazmaya başladı. İlk kez Sultan filminin senaryosu ile dikkat çekti. Çiçek Abbas ve Züğürt Ağa filmleri ile başarısını devam ettirdi. 1984 yılında, &quot;Fahriye Abla&quot; filmi ile yönetmenliğe başladı.  Muhsin Bey ve Gölge Oyunu filmlerinin ardından 1996 yılında izleyici rekorları kıran Eşkıya filmini çekti ve başarısını en üst düzeye çıkardı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavuz Turgul, Türkiye sinemasında Yeşilçam Geleneğinden gelen ve bugün hala tutunmayı başarabilen birkaç sinemacıdan biri. Yetmişli yıllarda senaryo yazarı (Tosun Paşa, Sultan, Hababam Sınıfı Güle Güle, Çiçek Abbas, Züğürt Ağa) olarak başladığı bu serüvende daha sonra Fahriye Abla, Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu ve Eşkıya ile senaryo yazarlığın</description></item><item><title>FİLM YORUMU(SİNEMA)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?film-yorumu(sinema)-365119.html</link><description>THE FILM FORMS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    The story  is about  group of thieves  steals a rare gem, but two of the thieves &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;doublecross bad guy Patrick (Sean Bean) and take off with the precious &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;stone. Jumping ahead 10 years, we meet Dr. Nathan Conrad (Michael Douglas),a &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;prominent New York psychiatrist with a loving wife (Famke Janssen) and an &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;adorable 8-year-old daughter. Life is good, until Nathan is decided to help his &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;college friend  (Oliver Platt) to examine a disturbed young woman, Elisabeth &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Brittany Murphy). The next day, he discovers the ruthless Patrick has &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kidnapped his daughter. The only way to get her back is to extract a six-digit &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;number locked away in Elisabeths troubled mind, a number which tell the place &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;of  the gem. But then the film changes into a different way. Nathan races to save &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;his daughter and try to solve the puzzle of the traumatic event, which sent &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Elisabeth off into  land.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Elisabeth Burrows (Brittany Murphy)  is the daughter of one of Patrick&quot;s  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;partners. Her dad  enclosed him after they stole the gem. So Patrick chased him &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;to take the gem. Her dad was cornered, but he had the time to tell her to hide the &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ge  THE FILM FORMS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    The story  is about  group of thieves  steals a rare gem, but two of the thieves &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;doublecross bad guy Patrick (Sean Bean) and take off with the precious &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;stone. Jumping ahead 10 years, we meet Dr. Nathan Conrad (Michael Douglas),a &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;prominent New York psychiatrist with a loving wife (Famke Janssen) and an &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;adorable 8-year-old daughter. Life is good, until Nathan is decided to help his &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;college friend  (Oliver Platt) to examine a disturbed young woman, Elisabeth &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(Brittany Murphy). The next day, he discovers the ruthless Patrick has &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kidnapped his daughter. The only way to get her back is to extract a six-digit &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;number locked away in Elisabeths troubled mind, a number which tell the place &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;of  the gem. But then the film changes into a different way. Nathan races to save &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;his daughter and try to solve the puzzle of the traumatic event, which sent &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Elisabeth off into  land.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Elisabeth Burrows (Brittany Murphy)  is the daughter of one of Patrick&quot;s  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;partners. Her dad  enclosed him after they stole the gem. So Patrick chased him &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;to take the gem. Her dad was cornered, but he had the time to tell her to hide the &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;gem. Then her dad was killed in front of her. This event caused her a mental &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;illness. And she swore not to talk any more. ( I&quot; ll never tell! ) She knew that one  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;day they would find her. Because of that she spent her life in hospitals. She &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;thought it was only place she was safe. There is no one for her to trust. She &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;thought everybody is pursuing her. In fact she is really an intellegent girl. To &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;stay in hospitals she was pretending to be ill. After the doctor&quot;s girl was &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;kidnapping she decided to help him. Because she could fell the little girl&quot;s &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;loneliness, she knew the felling of being away from dad. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;    The story based on the death of Elisabeth&quot;s &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;father. She was living with these flashbacks. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Every time she closed her eyes she was seeing &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;her dad. When the story was developed the &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;death of her dad was became more &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;understandable. When Dr. Conrad first met her &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;he behaved her like his father. She realized that &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;he was different from the doctors. So it was the &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;first time she remembered her dad. But the most &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;important shot is when Dr. Conrad brought her his daughter&quot;s baby doll. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Because her father gave her a doll when she was a child. And it was her treasure. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;She remembered the times she spent with her father. Although she was a &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;teenager she was still like a child. Her memories starts with happy moments but &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;finished with the death of her father. When you see  a flashback of her memories &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;about her father you can easily understand there is something important about &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;the gem. You try to find the clues about the numbers in her head. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    The story is also very sentimental. There is really an interesting relation &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;between Elisabeth and  Nathan&quot;s doughter. Although Elisabeth didn&quot;t see her  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;she could fell her pain. Because she knew the felling of being separated from &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;father. They were related with each other with felling loneliness of a child. She &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;helped  her by telling the numbers to Dr. Conrad. But different is; at the end &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nathan reached her daug</description></item><item><title>SANAT - TÜYATOG</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-tuyatog-403358.html</link><description>tüyatog</description></item><item><title>SANAT - AŞIK UMER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-umer-401312.html</link><description>aşık umer</description></item><item><title>MEDDAH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?meddah-346616.html</link><description>MEDDAH&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Çok öven, metheden manasına gelen kelime dini bir telmih taşır ve Peygamberin övücüsü manasında kullanılır. Daha sonraları taklitlerle hikaye anlatan manasını kazanmıştır.Meddah bugünkü tek kişilik tiyatroların başlangıcı sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Eski ozanlarla onların devamı saz şairlerini hatırlatan meddah, hikaye anlatıcısı demektir. Meddah, kıssahan şehnamehan ve mukallit kelimeleri ile eş manada kullanılmıştır. Meddahlık, hikaye ve taklit yapma sanatıdır. Meddah, bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikaye anlatır. Bu hikayelerin bir kısmı anonim eserlerdir; bazılarının yazarları bellidir. Karagöz ve Ortaoyunu&quot;nda görüleceği üzere günlük hayat hadiseleri, masallar, destanlar, hikaye ve efsaneler meddahın repertuarına girerler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Çok şahıslı bir tiyatro eserinin tek artisti hüviyetindeki meddah, Doğu ve İslam memleketlerinin çok eskiden beri tanıdığı bir şahıstır. Onun sözlü ve yazılı muhtelif  kaynaklardan gelen hikayelerinde irtical ve hikayeciden hikayeciye göze çarpan değişme, halk edebiyatı niteliğini teşkil eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Anadolu ve Rumeli Türkleri&quot;nin eski edebi hayatında meddahlığın çok büyük bir yeri vardır; çünkü, bizde halk hikayeciliğini temsil edenler, asırlardan beri, meddahlar olmuştur. Halk kahvehanelerinden saraylara kadar her sınıf ve seviyede insanlara mahsus toplantı yerlerinde aranan ve sevilen, hikayeler, taklitler, nüktelerle her sınıf halkı eğlendiren bu hikayeciler, edebiyat tarihimiz için çok mühim bir mevzudur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Meddah hikayenin kahramanlarını kendi yöresinin dili ve şivesiyle konuşturan insandır. Bu konuşmaları arka arkaya, hata yapmadan ve zaman kaybetmeksizin yürütme kabiliyetine sahip olan meddah, Karagöz ve Ortaoyunu&quot;nda yer alan yerli Türkleri mesela, Kastamonuluyu, Kayseriliyi, İmparatorluğumuza dahil, Arab&quot;ı, Arnavud&quot;u, Ermeni, Rum, Yahudi gibi azınlıkları: İstanbul&quot;un muhtelif tiplerini; mirasyedi, zübbe, muhtekir, fahişe vb. dramatik bir sahne halinde ortaya koyar. Elindeki mendil, sesini değiştirip, çeşitli konuşmaları taklit edebilmek için ağzına istediği şekli vermekte kullanılır. Kısa sopası, kapı çalma veya sert vuruşları ifade için lüzumludur.Okumanın gelişmediği, dinlemenin rağbet gördüğü zamanlarda Osmanlı Sarayında şehirlerde, kasabalarda, ramazan gecelerinde, sünnet düğünlerinde, kahvehanelerde bu sanatı sürdürürdü. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Bizim sonraları meddah dediğimiz halk hikayecilerine Araplar kussas ve Acemler yine aynı manaya gelen kıssa-han derler ki bu tabir meddah kelimesinin umumileşmesinden önce, Türkler arasında da epey zaman yaşamıştır. Daha İslam medeniyeti tesirinin Türkler arasında yerleşmesinden önce, bilhassa göçebe hayatı yaşayan Türk zümrelerde de halk hikayeciliği vazifesi Ozan&quot;lara aitti.  Ellerinde kopuzlar ile diyar diyar dolaşarak, daha sonra İslam medeniyeti tesiri altında Aşık-saz şairi adını alan bu ozanlar, eski menkıbevi kahramanların hatıralarını terennüm ederlerdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Meddah hiç şüphesiz bütün şark ve İslam memleketlerinin ilk ve iptidai temaşasıdır. Öyle bir temaşa ki perdesi, sahnesi, dekoru, esvapları yani her şeyi ve her şeyinin mükemmeliyeti olan şahsında meddahın zekasına, malumatına ve söz söylemekteki kabiliyetine bağlıdır. Meddahların, yan yana gelmesine münasebet olmayan şeyleri açıkça makul ve münasip bir tarzda yan yana getirerek halkı şaşırtmak ve bu suretle umumi alakayı arttırmak gibi müracaat ettikleri birçok usulleri, vasıtaları vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Meddahlığın şarka münhasır olmasının en mühim sebebi ise şarklıların yaratılıştan sahip oldukları diğer bir meziyetleri dinlemek kabiliyetleridir.Garp dinlemeyi değil konuşmayı sever. Karşılıklı konuşma tabiat ile hikayenin en büyük düşmanıdır.Garpta herkes söyler. Fakat pek az dinleyen vardır. Samiinden biri duyduğu cümleye cevap hazırlamakla bir diğeri ise edeceği itiraza bir girizgah aramakla meşguldür. Şarkla meddahların halk indinde itibar sahibi olmalarının başlıca sebebi okuyup yazmak bilmeleridir. Zira bu onlara o zaman ekseriyet karşısında daima bir üstünlük temin eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Meddahları görüy</description></item><item><title>TÜRK KORKU SİNEMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-korku-sinemasi-365923.html</link><description>ÖZiii&lt;br/&gt;ABSTRACTiv&lt;br/&gt;ÖNSÖZv&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLERvii&lt;br/&gt;GİRİŞ1&lt;br/&gt;I. BÖLÜM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KORKU SİNEMASININ KAYNAKLARI.3&lt;br/&gt;              A-KORKU KAVRAMI......4&lt;br/&gt;                         1-KORKUNUN TANIMI4&lt;br/&gt;                         2-KORKU NEDENLERİ8&lt;br/&gt;a-Doğal Korkular8&lt;br/&gt;b-Doğaüstü Korkular15&lt;br/&gt;                                    c-Toplumsal Korkular18&lt;br/&gt;                                               a1-Kutsal Korkular18&lt;br/&gt;                                               b1-Kutsal Olmayan Korkular23&lt;br/&gt;              B-KORKU SİNEMASINDA KORKU YARATMA VE İŞLEVİ28&lt;br/&gt;1-EFSANE,İNANIŞ,MASAL VE MİTOLOJİ29&lt;br/&gt;2-TRAGEDYA40&lt;br/&gt;3-EDEBİYAT47&lt;br/&gt;4-İZLEYİCİ NEDEN KORKMAK İSTİYOR?81&lt;br/&gt;II. BÖLÜM&lt;br/&gt;GENEL OLARAK KORKU SİNEMASI ve ELEŞTİRİSİ95&lt;br/&gt;        A- KORKU SİNEMASININ GELİŞİMİ95&lt;br/&gt;                          1- DIŞAVURUMCU ALMAN  SESSİZ SİNEMASI98&lt;br/&gt;                          2-DÜNYA SİNEMASINDA KORKU                                                                     110&lt;br/&gt;                          3-HOLLYWOOD SİNEMASI VE GÜNÜMÜZ                                                     125&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              B-KORKU SİNEMASINDA ELEŞTİRİ                                                                              150&lt;br/&gt;                            1-TOPLUMBİLİMSEL ELEŞTİRİ                                                                        151&lt;br/&gt;                            2-PSİKANALİTİK VE MARKSİST ELEŞTİRİ                                                    159 &lt;br/&gt;                            3-FEMİNİST ELEŞTİRİ                                                                                         169&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;III.BÖLÜM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TÜRK SİNEMASINDA KORKU FİLMLERİ ve KONUMU                                                          176&lt;br/&gt;             A-TÜRK KÜLTÜR ve SANATINDA KORKU                                                                  176&lt;br/&gt;                            1-DİN, İNANIŞ,EFSANE,MASAL                                                                       176&lt;br/&gt;                            2-GÖRSEL SANATLAR                                                                                       187&lt;br/&gt;                            3-EDEBİYAT                                                                                                         197&lt;br/&gt;             B-TÜRK SİNEMASINDA KORKU                                                                                     209&lt;br/&gt;                            1-TÜRK SİNEMASINA GENEL BİR BAKIŞ                                                      209&lt;br/&gt; 2-TÜRK KORKU FİLMLERİ                                                                              221&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             C-NEDEN TÜRK SİNEMASI KORKU FİLMİ   YARATAMIYOR VE &lt;br/&gt;ÜRETEMİYOR?                                                                                                            238&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SONUÇ                                                                                                                                              256&lt;br/&gt;KAYNAKÇA                                                                                                                                     268&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Korku, yaşamın her alanında olduğu gibi, sinemada da sinematografın icadından bu yana var olmuş, insanlar korkmalarına rağmen, bu türe büyük bir ilgi göstermişlerdir. İlkçağlardan beri insanlar tanımlayamadıkları şeylerden- bunlar her ne kadar doğal da olsalar- korkmuşlar, çağlar boyunca bu korkular şekil değiştirerek ve din gibi teknoloji gibi toplumsal yaşayışın karmaşıklaşması gibi başka korku yaratan oluşumların da eklenmesiyle sgünümüze kadar gelmişlerdir. İşte bu korkular, insanoğlunun tüm zihinsel tasarımlarında, gerek efsanelerde, masallarda, gerekse edebiyat ve sanatın değişik dallarında daha bir çeşitlilik ve bunun yanında estetik değerler kazanmışlardır. İnsanlar bu tasarımlarda kendi korkularını bulmuşlardır. Korkularının kurgusal bir nitelik kazanması sayesinde onlarla yüzleşmeleri rahatlatıcı olmuştur. İşte korku filmi izleyen bir seyircinin beyaz perde karşısında yaşadığı da budur. Türk toplumunun da ister çoktanrılı dinler döneminden kalma, isterse tektanrılı dinin getirmiş olduğu inançlardan, inanışlardan kaynaklanan gündelik yaşamına taşıdığı korkuları, sürekli değişen ve bir belirsizlik arz eden siyasal ve ekonomik hayatın getirdiği kolektif korkuları vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunların yanında Batıdaki örneklerinden geri kalmayacak nitelikte, masallarında, hikayelerinde, efsanelerinde korku nesneleri bulunmaktadır. Buna karşın Türk edebiya</description></item><item><title>SANAT - AŞIK VEYSEL VE ŞİİRLERİNDE TABİAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-veysel-ve-siirlerinde-tabiat-403349.html</link><description>aşık veysel ve şiirlerinde tabiat</description></item><item><title>SANAT - AŞIK ŞEM İ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-sem-i-401311.html</link><description>aşık şem i</description></item><item><title>SANAT - EUGENE DELECROİX</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-eugene-delecroix-403216.html</link><description>eugene delecroix</description></item><item><title>SANAT - KORKU FİLMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-korku-filmleri-403249.html</link><description>korku filmleri</description></item><item><title>SİNEMADA İTALAN YENİ GERÇEKÇİLİK AKIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinemada-italan-yeni-gercekcilik-akimi-453385.html</link><description>&quot;İTALYAN SİNEMASINDA YENİ GERÇEKLİK AKIMI&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇERİK:Tarihsel Bağlam &lt;br/&gt;Temalar&lt;br/&gt;Teknik Özellikler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yönetmenler; Vittorio De Sica, Luchino Visconti, Roberto Rossellini,       Federico Fellini, Guiseppe De Santis&lt;br/&gt;Yeni Gerçekçiliğin Günümüze Uzantıları&lt;br/&gt;Kaynakça&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İTALYAN YENİ GERÇEKLİĞİ&lt;br/&gt;TARİHSEL BAĞLAM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İtalyan Yeni Gerçekliği; İkinci Dünya Savaşı sonrasında faşizmin ve savaşın cehenneme çevirdiği İtalya&quot;da koşulların zorluğu sebebiyle, insanların içine düştükleri trajedinin sinemacılarda yarattığı kaygıların bir sonucudur. Bu kaygı bir halkın gerçeğini, tanık olunduğu gibi, belgesele yakın bir tarzda ortaya koyma kaygısıdır. Yeni Gerçekçilik Akımı, sinema tarihinde bir devrim yaratmış ve sıradan insanı, en sade biçimde perdeye taşımıştır. &lt;br/&gt;Lattuada nın[1]ünlü paragrafı bu eğilimi açıkça ortaya koymaktadır: &lt;br/&gt;Paçavralar içinde miyiz? Paçavralarımızı gösterelim. Yenildik mi? Felaketlerimize bakalım. Onları mafyaya mı, ikiyüzlü sofuluğa mı, konformizme mi, sorumsuzluğa mı, hatalı eğitime mi borçluyuz? Borçlarımızı, acımasız bir aşkla ödeyelim ve dünya, gerçekle bu büyük savaşa heyecanla katılacak. (...) Hiç bir şey bir ulusun tüm temellerini sinemadan daha iyi ortaya koyamaz. &lt;br/&gt;&quot;Yeni Gerçekçilik&quot; 1942-1952 yılları arasında Hollywood emperyalizminin tüm dünyaya yayıldığı bir dönemde, ulusal bir sinemanın anti-Hollywood başkaldırısı olarak ortaya çıkmıştır. &lt;br/&gt;TEMALAR&lt;br/&gt;Yeni Gerçekçiliğin kuramcılarından ve senaristlerinden Zavatti bir filmin konusu ya da çıkış noktası üzerine, çocuğuna bir ayakkabı alan kadının tezgahtarla yaptığı pazarlıkta, kadının ve tezgahtarın kimliği, pazarlık edilen fiyat farkının nasıl kazanıldığı, ayakkabının nasıl üretildiğinden yola çıkarak rahatlıkla iyi bir senaryo çıkabileceğini söylemiştir. [2 ]&lt;br/&gt;* Faşizmin kötülenmesi, partizan eylemlerinin yüceltilmesi: Roma Açık Şehir ve PaÃ¯sa, Rossellini; Güneş Yine Doğacak, Aldo Vergano; Barış Içinde Yaşamak ve Zor Yıllar, Luigi Zampa; Haydut, Alberto Lattuada; Trajik Av, Guiseppe de Santis. &lt;br/&gt;* İtalyan Şehri, Mezzogiornonun (Napoli) az gelişmişliği: Yer Sarsılıyor, Luchino Visconti; Kanlı Paskalya, Guiseppe De Santis; Umut Yolu, Pietro Germi. &lt;br/&gt;* Kentlerdeki işsizlik: Sciuscia, Bisiklet Hırsızları, Milano Mucizesi, Son İstasyon, Çatı Vittorio De Sica; Saat Onbiri Vuruyordu ( Onze Heurs Sonnaient ), Guiseppe De Santis. &lt;br/&gt;* Kırsal kesimin toplumsal sorunları: Po Değirmeni, Alberto Lattuada; Acı Pirinç, Guiseppe   De Santis. &lt;br/&gt;* Yaşlıların sıkıntısı: Umberto D, Vittorio De Sica; Manto, Alberto Lattuada. &lt;br/&gt;* Kadının durumu: Bir Aşkın Güncesi ve Kadınlar Arasında, Michelangelo Antonioni; Gönül Postası, Federico Fellini; Erkeksiz Kız, Guiseppe De Santis; Bugünkü Kadınlar, Luigi Zampa. &lt;br/&gt;* Diğer temalar: Din, kentlerdeki suçlular, tarihsel analizler. &lt;br/&gt;TEKNİK ÖZELLİKLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başta Amerika olmak üzere yer yer Avrupa&quot;da da hakim olmaya başlayan, stüdyo, yapay ışık, profesyonel oyuncu ve gelişmiş montaj tekniğine dayanan sinema anlayışına karşı olarak, doğal mekan ve ışık, amatör oyuncular ve dramatik etki amaçlı olmayan montaj tekniğini savunarak, bir anlamda sinemayı savaştan zarar görmüş ülkenin sokaklarına taşıyan İtalyan Yeni-Gerçekçilik akımının sinemaya getirdiği en büyük yeniliğin, sinema aracılığıyla gündelik hayatın toplumsal gerçekliğini ekrana yansıtmak ve bu yolla bir takım sosyal mesajlar vermek olduğu söylenebilir. Hikaye örgüsü olmadan olaylar olduğu gibi görüntülenmiştir. Başlangıç ya da son önemsizdir, gelecek belirsizdir. Fakirlik, işsizlik, savaş sonrası ekonomik kaos ve belirsizlik filmlerin başlıca öğeleridir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kamera ile eldeki anın gerçeğini en iyi şekilde, esnek ve serbest bir görüş açısıyla yakalamaya çalışırlarken, oyuncularda doğaçlama yolunu seçmişlerdir. Doğal sesleri kayıt etmek imkansız olduğundan dialog, müzik ve sesler sonradan eklenmektedir. Filmlerin süresi, gerçek zamanı aktarıyormuş gibi uzun olabilmiştir. &lt;br/&gt;Yeni Gerçekçilik bir dizi belirgin özellikle Hollywood sinemasından ayrılmaktadır. Çok güzel bir yapıtta[3], Sinema kuramcıları Raymon Borde ve AndrÃ© Bouissy, bunu tanımlayan başlıca on stilistik öğeyi saymışlardır: &lt;br/&gt;1- Aktüaliteninkine yakın bir kadrajın sık sık</description></item><item><title>SANAT - GRAFİK SANATLARDA TASARIM İLKELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-grafik-sanatlarda-tasarim-ilkeleri-403119.html</link><description>grafik sanatlarda tasarım ilkeleri</description></item><item><title>SANAT - AŞIK VEYSEL VE ŞİİRLERİNDE TABİAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-asik-veysel-ve-siirlerinde-tabiat-401314.html</link><description>aşık veysel ve şiirlerinde tabiat</description></item><item><title>FİLM DİLİNİN GRAMERİ ÖZET</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?film-dilinin-grameri-ozet-374697.html</link><description>FİLM DİLİNİN GRAMERİ ÖZET&lt;br/&gt;PARALELE FİLM KURGUSU&lt;br/&gt;Nasıl ki yazarın daktilosu yada kalemi kendisi için önemli ise film kamerasında yapımcının tek kaydedici aracıdır. Bunu kullanmak uzman bir ekip gerektirir ve film yapması açısından kavramları işleme ve düşünce bakımından önemlidir.&lt;br/&gt;Düşünceleri sahneler film kasedini kaydedildikten sonra kurgulanmaları gerektirir.&lt;br/&gt;Flim yapması için tek bir güvenilir kurgu kaynağı vardır. Bu iki yada daha fazla ilgi merkezinin sırayla değişimidir. Buna paralel flim kurgusu adı verilir.&lt;br/&gt;AKSİYON VE KARŞI AKSİYON &lt;br/&gt;Flim seyircisi filimi seyrederken şu iki şeyi bilmek ister. &lt;br/&gt;Birincisi gelişen aksiyon ve olaylar nelerdir.&lt;br/&gt;İkincisi de oyuncuların bu aksiyon ve olaylara tepkileri nelerdir?&lt;br/&gt;Bir flim yapımcısı yada flimin oluşmasında görev alan kişiler bu iki noktadaki çizgiyi koruyamazsa izleyicinin dikkati dağılır. Seyredilen flim gerekli ilgiyi görmez. Böyle bir durumda izleyicinin hem kafası karışacak hem de sizin eksik olduğunuz bölümde sizi bilgilendirecektir.&lt;br/&gt;Bir flim baskıdan çıkmış, kurgusu tamamlanmışsa ve bir yapımcı olarak siz flimde bir noktayı eksik bırakmışsanız flim sırasında bu bilgiyi vermeniz mümkün değildir.&lt;br/&gt;Örneğin bir detay çekimde iki kişi bir oda da konuşuyor diyelim. Bu konuşma esnasında karşıdaki kişi konuşanı dinlemiyor ve başka şeylerle ilgileniyor. Mesela anahtarlığı ile oynuyor. Eğer bir çekimci olarak siz bu anahtarlıkla oynama sahnesini çekemezseniz hikayede bir eksik yön oluşmuş demektir ve bunun geri dönüşü imkansız olabilir.&lt;br/&gt;DORUK NOKTALARININ ANLAŞILMASI&lt;br/&gt;Doruk noktaları anlatıma bir şey  katmayan, onu oyalayan, anlatıma yeni bir şey katmayan aksiyonlar ve küçük ayrıntıların anlatımında çıkarılır.&lt;br/&gt;Doruk noktaları bir açıdan zamanında denetimidir. Eğer flim yapımcısı işini gerçekten iyi başarabiliyorsa istedi her zaman zaman kısaltır yada uzatabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PARALEL FLİM KURGUSU NASIL ELDE EDİLİR?&lt;br/&gt;Paralel flim kurgusu iki şekilde elde edilir. Bunlar kısa süreli veya uzun süreli ana çekimlerdir.&lt;br/&gt;Uzun süreli ana çekimler flimdeki olayın tek bir kamera konumunda tümüyle kayıt edilmesidir.&lt;br/&gt;Kısa süreli tek çekimler ise bölümlenmiş bir manzara elde edilir.&lt;br/&gt;TEMEL ARAÇLARIN BELİRLENMESİ&lt;br/&gt;Flim kamera ile çekilir. Çekilen her flimde anlatılan bir öykü vardır.&lt;br/&gt;İlk grup içerisinde şu flim formları vardır: Haber, belgesel ve kurmaca&lt;br/&gt;İkinci grup içinde ise kökten değişimler gerektiren tüm flimler katılabilir. Bunlar: Çizgi flimler, kukla flimleri, bitkilerin hayvanların yada insanların zamanında atlama yapılarak gerçekleştirilen görüntüleri kapsar. &lt;br/&gt;*Haber flimlerin de yapımcının görüntülediği şeyi değiştirmesi imkansızdır. Yapımcının görüntülediği şey üzerindeki denetimi gayet azdır.&lt;br/&gt;*Belgesel flimlerinde haberdeki gibi tek bir olay yoktur.&lt;br/&gt;Güdülenme doğrultusunda birçok olay ile uğraşılır.Çeşitli olaylar tek bir gösterim içinde gösterilir. Bir olayın baştan sona kaydı açıklamamak sadıyla bir yerde kesilebilir. Olay farklı yaklaşımların karşılaştırılması bakımından b</description></item><item><title>SANAT - GRAFİK BÖLÜMÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-grafik-bolumu-403137.html</link><description>grafik bölümü</description></item><item><title>SANAT - CENGİZ AYTMATOV</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-cengiz-aytmatov-403219.html</link><description>cengiz aytmatov</description></item><item><title>SANAT - W.EUGENE SMİTH</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-w.eugene-smith-406434.html</link><description>w.eugene smith</description></item><item><title>SANAT - OTHELLO:  BİR ERKEKLİK TRAJEDİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-othello-bir-erkeklik-trajedisi-403394.html</link><description>othello:  bir erkeklik trajedisi</description></item><item><title>RESİM - GÜNÜMÜZ RESMİNDE ÇİZGİNİN PSİKOLOJİK ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-gunumuz-resminde-cizginin-psikolojik-etkisi-401844.html</link><description>günümüz resminde çizginin psikolojik etkisi</description></item><item><title>RESİM - FOVİZMİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-fovizmin-401823.html</link><description>fovizmin</description></item><item><title>TÜRK SEYİRLİK OYUNLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-seyirlik-oyunlari-347367.html</link><description>TÜRK SEYİRLİK OYUNLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karagöz &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gölge oyunu olan Karagöz, karanlıkta beyaz bir perdenin arkasında yakılan ışıkla, deriden kesilmiş ve renklendirilmiş insan ve hayvan tasvirlerinin perdeye aksetmesi şeklinde oynatılmaktadır. &lt;br/&gt;Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklar yardımıyla arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirilmesi esasına dayanan gölge oyunudur. Oyun adını, baş kişisi olan Karagözden almaktadır.&lt;br/&gt;Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli türlerinden biri olan Karagöz, Perde Oyunu, Gölge Oyunu, Hayal Oyunu gibi isimlerle de anılmıştır. Tasvirlere hareketle anlatım kazandıran ve ses veren kişi aynı kişidir. &lt;br/&gt;Yavuz Sultan Selim çağının güvenilir yazılı kaynaklarına göre gölge oyunu XVI. asırda Türkiyeye Mısır&quot;dan gelmiştir. XVII. asırda teknik ve muhtevada milli özelliklere bürünerek Karagöz adını almıştır. Bu oyunun iki önemli kişisinden biri olan Karagöz açık sözlü sade bir halk adamıdır. Hacivat ise, okumuş, dalkavukluğa yatkın, çıkarını bilen bir kişidir. Bunların dışında konulara göre rol alan yardımcı tipler vardır. &lt;br/&gt;Karagöz oyunlarında çoğunlukla toplum yaşayışının ve kişilerin aksak yanları işlenmekte ve güldürü havası içinde sergilenmektedir. İstanbul Türkçesinin dışındaki farklı şivelerle, taklit ve yanlış anlamalarla güldürü unsuru sağlanmaktadır.&lt;br/&gt;Gölge oyununun kaynağı Güneydoğu Asya ülkeleri olarak kabul edilir. Türkiyeye gelişi hakkında ise değişik görüşler vardır. Bunlardan birisi Orta Asyada kor kolçak, çadır hayal olarak bilinen oyunların gölge oyunu olduğu ve oradan göçlerle Anadoluya getirildiği görüşüdür. Diğer görüşe göre 1517 yılında Mısırı alan Yavuz Sultan Selimin Türkiyeye getirdiği gölge oyunu sanatçıları yolu ile girdiğidir.&lt;br/&gt;18. yüzyıldan itibaren kesin biçimini alan Karagöz, halkın en sevilen eğlence türlerinden biri olmuştur. Karagöz, tek sanatçının yeteneğine bağlı olarak oynatılır. Perdedeki tasvirlerin hareket ettirilmesi, değişik tiplerin seslendirilmesi, şive ve taklitlerin hepsi bir sanatçı tarafından yapılır.&lt;br/&gt;Karagözde işlenen konular komik öğelerle verilir. Çifte anlamlar, abartmalar, söz oyunları, ağız taklitleri belli başlı güldürü öğeleridir.&lt;br/&gt;Hacivatın semai söyleyerek perdeye geldiği, perde gazelini okuduktan sonra Karagözü çağırdığı ve Karagöz&quot;le Hacivatın kavga ettikleri giriş bölümüne &quot;mukaddime&quot; denir. Bu bölümde Hacivatın söylediği perde gazelinde oyunun bir öğrenme aracı ve gerçeklerin göstergesi olduğu belirtilerek felsefi ve tasavvufi anlamı vurgulanır.&lt;br/&gt;Muhavere bölümünde, bu oyunun baş kişileri olan Karagöz ve Hacivat arasında geçen salt söze dayanan olaylar dizisinden sıyrılmış somutlaştırılmış ikili konuşma yer alır. Muhavere tekerleme biçiminde de olabilir. Bu bölümde Karagöz ve Hacivatın kişilik özellikleri ve yaratılış açısından birbirlerine karşıt özellikleri vurgulanır. Muhavereler oyunla ilgili olabildiği gibi, ilgisiz de olabilir. Bunun yanı sıra çifte Karagözlü muhavere, gelgeç muhaveresi ve ara muhavere çeşitleri de vardır.&lt;br/&gt;Asıl hikayenin anlatıldığı, diğer tiplerin perdeye geldiği bölüme fasıl adı verilir. Oyun buradaki konuya göre isim alır. Faslın sonunda oyuncular bir biçimde perdeden ayrılır. Hacivat ve Karagöz kalır.&lt;br/&gt;Oyunun sonunun seyirciden, yapılan hatalar için özür dilenip bir sonraki oyunun duyurusu yapılır ve oyun sona erer. Karagözde hiciv ve taşlama vardır. Bu taşlamalar mizahi bir üslupla devlet yöneticilerine kadar uzanmıştır.&lt;br/&gt;Oyunun baş kişileri Karagöz ve Hacivattır. Karagöz halkın ahlak ve sağduyusunun temsilcisidir. Özü sözü birdir. Hacivat ise medrese eğitimi görmüş, kaypak, düzene uyan birisidir. Diğer tipleri Tuzsuz Çelebi, Matiz, Beberuhi, Arnavut, Yahudi, Çerkez, Kürt, Laz, Tiryaki, Zenneler vb. oluşturur.&lt;br/&gt;Karagöz, saray tarafından ilgi görmüş ve desteklenmiştir. Yapılan şenliklerde, şehzadelerin sünnet düğünlerinde Karagöz gösterilerine yer verilmiştir.&lt;br/&gt;Karagöz özellikle İstanbul merkezli Osmanlı kültürüyle bütünleşmiştir. İstanbulun yaşamını Karagöz oyunlar</description></item><item><title>SANAT - KAVRAM OLARAK ORYANTALİZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-kavram-olarak-oryantalizm-403139.html</link><description>kavram olarak oryantalizm</description></item><item><title>SANAT - OSMANLI ÇİNİ  VE  SERAMİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-osmanli-cini-ve-seramikleri-403140.html</link><description>osmanlı çini  ve  seramikleri</description></item><item><title>SANAT - SANATIN DOĞUŞU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-sanatin-dogusu-403093.html</link><description>sanatın doğuşu</description></item><item><title>SANAT - TUNCAY TAKMAZ (RESSAM)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-tuncay-takmaz-(ressam)-406504.html</link><description>tuncay takmaz (ressam)</description></item><item><title>J M SNGE - THE WELL OF THE SAINTS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?j-m-snge-the-well-of-the-saints-348876.html</link><description>THE WELL OF THE SAINTS&lt;br/&gt;A Comedy in Three Acts&lt;br/&gt;By J. M. SYNGE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SCENE&lt;br/&gt;Some lonely mountainous district in the east of Ireland one or&lt;br/&gt;more centuries ago.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;THE WELL OF THE SAINTS was first produced in the Abbey Theatre in&lt;br/&gt;February, 1905, by the Irish National Theatre Society, under the&lt;br/&gt;direction of W. G. Fay, and with the following cast.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Martin Doul  W. G. FAY&lt;br/&gt;Mary Doul    EMMA VERNON&lt;br/&gt;Timmy   GEORGE ROBERTS&lt;br/&gt;Molly Byrne  SARA ALLGOOD&lt;br/&gt;Bride   MAIRE NIC SHIUBHLAIGH&lt;br/&gt;Mat Simon    P. MAC SHIUBHLAIGH&lt;br/&gt;The Saint    F. J. FAY&lt;br/&gt;OTHER GIRLS AND MEN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL, weather-beaten, blind beggar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL, his Wife, weather-beaten, ugly woman, blind also,&lt;br/&gt;nearly fifty&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TIMMY, a middle-aged, almost elderly, but vigorous smith&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MOLLY BYRNE, fine-looking girl with fair hair&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BRIDE, another handsome girl&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MAT SIMON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;THE SAINT, a wandering Friar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OTHER GIRLS AND MEN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;THE WELL OF THE SAINTS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ACT I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;[Roadside with big stones, etc., on the right; low loose wall at&lt;br/&gt;back with gap near centre; at left, ruined doorway of church with&lt;br/&gt;bushes beside it.  Martin Doul and Mary Doul grope in on left and&lt;br/&gt;pass over to stones on right, where they sit.]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL.  What place are we now, Martin Doul?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL.  Passing the gap.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL  -- [raising her head.] -- The length of that!  Well,&lt;br/&gt;the suns getting warm this day if its late autumn itself.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL -- [putting out his hands in sun.] -- What way&lt;br/&gt;wouldnt it be warm and it getting high up in the south?  You&lt;br/&gt;were that length plaiting your yellow hair you have the morning&lt;br/&gt;lost on us, and the people are after passing to the fair of&lt;br/&gt;Clash.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL.  It isnt going to the fair, the time they do be&lt;br/&gt;driving their cattle and they with a litter of pigs maybe&lt;br/&gt;squealing in their carts, theyd give us a thing at all.  (She&lt;br/&gt;sits down.)  Its well you know that, but you must be talking.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL  -- [sitting down beside her and beginning to shred&lt;br/&gt;rushes she gives him.] -- If I didnt talk Id be destroyed in a&lt;br/&gt;short while listening to the clack you do be making, for youve a&lt;br/&gt;queer cracked voice, the Lord have mercy on you, if its fine to&lt;br/&gt;look on you are itself.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL.  Who wouldnt have a cracked voice sitting out all the&lt;br/&gt;year in the rain falling?  Its a bad life for the voice, Martin&lt;br/&gt;Doul, though Ive heard tell there isnt anything like the wet&lt;br/&gt;south wind does be blowing upon us for keeping a white beautiful&lt;br/&gt;skin -- the like of my skin -- on your neck and on your brows,&lt;br/&gt;and there isnt anything at all like a fine skin for putting&lt;br/&gt;splendour on a woman.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL  -- [teasingly, but with good humour.] -- I do be&lt;br/&gt;thinking odd times we dont know rightly what way you have your&lt;br/&gt;splendour, or asking myself, maybe, if you have it at all, for&lt;br/&gt;the time I was a young lad, and had fine sight, it was the ones&lt;br/&gt;with sweet voices were the best in face.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL.  Let you not be making the like of that talk when&lt;br/&gt;youve heard Timmy the smith, and Mat Simon, and Patch Ruadh, and&lt;br/&gt;a power besides saying fine things of my face, and you know&lt;br/&gt;rightly it was the beautiful dark woman they did call me in&lt;br/&gt;Ballinatone.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL -- [as before.] -- If it was itself I heard Molly&lt;br/&gt;Byrne saying at the fall of night it was little more than a&lt;br/&gt;fright you were.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL -- [sharply.] -- She was jealous, God forgive her,&lt;br/&gt;because Timmy the smith was after praising my hair.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL -- [with mock irony.] -- Jealous!&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARY DOUL.  Ay, jealous, Martin Doul; and if she wasnt itself,&lt;br/&gt;the young and silly do be always making game of them thats dark,&lt;br/&gt;and theyd think it a fine thing if they had us deceived, the way&lt;br/&gt;we wouldnt know we were so fine-looking at all.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;[She puts her hand to her face with a complacent gesture.]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MARTIN DOUL -- [a little plaintively.] -- I do be thinking in the&lt;br/&gt;long nights itd be a grand thing if we could see ourselves for&lt;br/&gt;one hour, or a minute itself, the way wed know surely we were&lt;br/&gt;the finest man and the finest woman of the seven counties of the&lt;br/&gt;east  (bitterly) and then the seeing rabble below might be&lt;br/&gt;destro</description></item><item><title>RESİM - RESİMDE YEDEK PARÇA ESTETİĞİ ÜZERİNE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?resim-resimde-yedek-parca-estetigi-uzerine-401843.html</link><description>resimde yedek parça estetiği üzerine</description></item><item><title>SANAT - YEŞİL YOLUN ANLAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-yesil-yolun-anlami-403246.html</link><description>yeşil yolun anlamı</description></item><item><title>SANAT - TÜRK SİNEMASI&quot;NDA SANSÜR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sanat-turk-sinemasi-nda-sansur-406498.html</link><description>türk sineması&quot;nda sansür</description></item><item><title>FOTOGRAFCİLİK_EGİTİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotografcilik_egitimi-451556.html</link><description>G Ü RÜ &amp;#222;&lt;br/&gt;FOTO Ãš RAF MAKÜ N ES Ü&lt;br/&gt;1 . ÜÃšNE DELÜÃšÜ KAMERA . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;2 . M A KÜ N E L E RÜN BA&amp;#222; L I CA &amp;#133;ÃšELERÜ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;a) Netleme Siste m i . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;b) Obt &amp;#159; ra t &amp;#154; r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;c) Diya f ra m . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;d) Film Sarma Ko l u . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;e) Numara t &amp;#154; r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;f) Geri Sarma Ko l u . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;g) Vi z &amp;#154; r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;h) Objekt i f . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;3. M A KÜNE TÜ P L E RÜ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;a) Ko m pa kt l a r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;b) Tek Objekt i fli Refl e ks Makineler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;c) Vi z &amp;#154; r l &amp;#159; l e r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;d) &amp;#130;ift Objekt i fli Refl e ks Makineler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;e) B&amp;#159;y&amp;#159;k formatl&amp;#221; Makineler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;I &amp;#222; I K&lt;br/&gt;1 . Pa r l a k l &amp;#221; k . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;2 . Y &amp;#154; n . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;3. Re n k . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;4. Kelvin Ska l a s&amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;5. Ger&amp;#141;ek ve Sa hte Renk Is&amp;#221; l a r &amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;6 . Ko nt ra st . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;7. Re n k . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;8 . Rengin DoUas&amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;9. S p e kt r u m . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;1 0. Rengin Ko m p oz i syo n u . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;1 1 . Ye rel Parlakl&amp;#221;k Uyumu . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;1 2 . Parlakl&amp;#221;Ua Uyum . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;1 3. An&amp;#221;nda Parlakl&amp;#221;k Ko nt ra st &amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;1 4. Parlakl&amp;#221;k Sa b i tes i . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;&amp;#130; E KÜM TEKNÜKLERÜ&lt;br/&gt;1 . Poz l a n d &amp;#221; r m a . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;2 . &amp;#133; l &amp;#141; &amp;#159; m . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;3. EÃŸdeUerlik Ya sa s&amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;4. EÃŸdeUerlik Sa p m a s&amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;5. &amp;#130; eÃŸitli Ko n u l a rda Pozland&amp;#221;rma Pro b l e m l e r i . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;6 . Alan DerinliUi ve KoÃŸ u l l a r &amp;#221; . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;7. IÃŸ&amp;#221;kla Boya m a . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;8 . Mimari Foto U ra f . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;9. Pa n o ra m a . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .&lt;br/&gt;Ü&amp;#141;indekiler</description></item><item><title>İDEOLOJİ TEZLERİ SİYASAL SİNEMA TÜR SİNEMASININ TUZAĞINA DÜŞMEMELİDİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ideoloji-tezleri-siyasal-sinema-tur-sinemasinin-tuzagina-dusmemelidir-393115.html</link><description>İdeoloji tezleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-her film belirli bir ideolojik iklim içinde oluşturulur; yine belirli bir ideolojik iklim içinde inanlara sunulur. Here film dolaylı bir şekilde ideoloji iletme aracıdır.&lt;br/&gt;2-Bu ideoloji gösteri sineması söz konusu edildiğinde egemen ideolojidir.&lt;br/&gt;3-Sinema bu egemen ideolojinin kalıplarını parçalayacak bir dil, konular, ve izleyici bulabilir.&lt;br/&gt;4-Egemen ideoloji kitle iletişim araçlarıyla, sansürüyle, toplumda manipülasyon yoluyla oluşturduğu gündemlerle film gerçekleşmeden önceki oluşum-üretim sürecinde ve sonrasında anlamlandırma sürecindeki okuma biç,imlerine yaptığı müdahalelerle bir belirleme, etkileme, biçimlendirme olanağında sahiptir.&lt;br/&gt;5-Bunu dışındaki sinema muhalif- bağımsız- alternatif sinema ise her şeyle beraber izleyicisini de oluşturmak zorundadır.&lt;br/&gt;6-Eğer film bir ideoloji üretim aracıysa aynı zamanda politiktir.&lt;br/&gt;7-İdeolojik ve politik bir eserin değerlendirilmesi, gözden geçirilmesi eleştirilmesi işini yapan  eleştiri de ideolojik ve politik özellikler gösterir.&lt;br/&gt;8-Modern sanat eleştirisinde önemli bir yere sahip olan göstergebilim yöntemi tek başına yetersizdir eksiktir.&lt;br/&gt;9-Bir dünya görüşünüz, bir ideolojinz, bir zihniyetiniz yoksabir sanatınız da olamaz. Ya da onun adı sanat olamaz. Sienmanız tiyatronuz , rsmniz, müziğiniz, heykeliniz olmaz. Bu mümkün değildir. Çünkü her sanat yapıtı bir ideolojinin bir zihniyetin ürünüdür. Oğuz adanır defter.9&lt;br/&gt;10-Politika: devletin yöneimi ve faaliyet biçimlerinin saptanması.&lt;br/&gt;11-İdeoloji: yanlış bilinç.; Düşünce sistemi&lt;br/&gt;12-&quot;Bir kravat alırken bile siyaset yapılmaktadır &quot;A.Dorsay&lt;br/&gt;&quot;benim için son yılların en önemli siyasal sinema örneği Aşk Hikayesi- filmidir.&quot; Ybves Boisset&lt;br/&gt;&quot;sinema  siyasetin başka yöntemlerle uzantısıdr.&quot; Andrzy Munk&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;--- siyasal sinema Tür sinemasının tuzağına düşmemelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13-siyasal sinema üç şekilde görülür:&lt;br/&gt;a. YAKIN GEÇMİŞİN ÖNEMLİ SİYASAL OLAYLARINI PERDEYE YANSITAN FİLMLER&lt;br/&