<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Romatoloji - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Romatoloji</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>TIP KEMIK GREFTLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tip-kemik-greftleri-453752.html</link><description>KEMİK GREFTLERİ VE KEMİK GREFTİNİN YERİNE KULLANILAN BİOMATERYALLER&lt;br/&gt;Periodontal terapinin esas amacı hastalığa bağlı olarak yıkılmış kemik ve periodontal ligamentin rekonstrüksiyonudur. Bir çok tedavi metodu kullanılmaktadır; bunlardan birisi de kemik greftidir. Kemik greftinin amacı kayıp alveoler kemiğin restorasyonu ve fonksyonel ataşman yapısının rejenerasyonudur. Cep derinliği azalabilir veya elimine edilebilir. &lt;br/&gt;Kemik greftlemesi, kemik defektinin koronalindeki yeni kemik, sement ve periodontal ligamentten oluşmuş yeni ataşmanın rejenerasyonuyla birlikte görülür. Yeni ataşman, daha önceden kontamine olmuş kök yüzeyinde meydana gelir.&lt;br/&gt;Son zamanlardaki çalışmalarda &quot;açık küteraj&quot; ile otojen kemik greftlerinin karşılaştırılması yapılmış, sadece derin defektlerde sondlama kemik düzeylerinde istatistiksel olarak önemli artış bulunmuştur. Yetersiz doldurulmuş defketlerde ise kemik greftleme, kemik rezektif tedavisi ile birlikte yapılır ve derin kemik içi cepler sığ alanlara dönüşür.&lt;br/&gt;Kemik greftlerinin başarısı prediktiv değildir. Başarılı olunduğu zaman, kayıp ataşmanın tamamı restore olabilir veya olmayabilir veya tüm cep derinliği elimine olabilir veya olmayabilir. Azalmış sondlama derinliğinin klinik belirtisi uzun bağlantı epiteli, kök yüzeyine paralel bağ dokusu fibrillerinin adhezyonu veya fonksiyonel periodontal ataşman kompleksinin rejenerasyonu yerine kemik ve kök yüzeyi arasında birleşim epiteli olabilir. Bununla birlikte, yeni ataşman genelde seçilmiş vakalarda kemik gerftlerinin kullanımı halinde meydana gelmektedir. Ayrıca, suprakretal kemik formasyonu kesin kemik greftleme materyalleri ile mümkündür.&lt;br/&gt;Periodontal defektler kemik duvarı ile çevrili kemik kavitelerinden farklıdır. Tükürük ve bakteri, kök yüzeyine kolayca penetre olabilir ve epitelyal hücreler defekt içine prolifere olabilir ve sonuçta kontaminasyon ve greft atılımı olabilir. Bu nedenle uygulanacak greftlerde bazı özellikler istenir;&lt;br/&gt;1.Biyolojik olarak kabul edilebilirlik,&lt;br/&gt;2.Klinik olarak uygulanabilirlik,&lt;br/&gt;3.Minimum operasyon riski,&lt;br/&gt;4.Minimum postoperatif komplikasyon,&lt;br/&gt;5.Hastanın kabul edebilir olması,&lt;br/&gt;6.Prediktabiltesi.&lt;br/&gt;Doğal olarak bu özelliklere sahip bir materyal bulmak zordur. Günümüzde ideal bir materyal veya metod henüz yoktur. &lt;br/&gt;Periodontal kemik defektlerinin tedavisinde kemik formasyonu ve periodontal rejenerasyonu arttırmak için kullanılan kemik greftleri ve kemik greftinin yerine geçen elemenlar canlı veya cansız kemikten veya organik ve inorganik elemanlardan kaynaklanabilir (Tablo 1)&lt;br/&gt;Kemik greftini canlı hücrelerle birlikte kemik dokusunun transplantasyonu olarak tanımlarsak, sadece otogreftler ve allogreftler, taze veya cryopreserved, gerçek kemik greftleri olarak düşünülebilir. &lt;br/&gt;Önceleri, kemik kaynaklı materyalde hücreler daha uzun süreli yaşamayan bir yapıyı tanımlamıştır; daha sonra, bu materyal kemik greftinin yerine geçen biomateryaller kategorisine girmiştir. Bu tanım dondurulmuş-kurutulmuş kemik için dekalsifiye veya non-dekals</description></item><item><title>GLIKLAZID VE INSÜLIN TEDAVISININ STREPTOZOTOSINLE DIABET OLUSTURULMUS RAT HIPOKAMPUS NMDA RESEPTÖR SUBTIP KONSANTRASYONLARINA ETKISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gliklazid-ve-insulin-tedavisinin-streptozotosinle-diabet-olusturulmus-rat-hipokampus-nmda-reseptor-subtip-konsantrasyonlarina-etkisi-353002.html</link><description>GLIKLAZID VE INSÜLIN TEDAVISININ STREPTOZOTOSINLE DIABET OLUSTURULMUS RAT HIPOKAMPUS NMDA RESEPTÖR SUBTIP KONSANTRASYONLARINA ETKISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IÇINDEKILER&lt;br/&gt;Tesekkür iii&lt;br/&gt;Kisaltmalar iv&lt;br/&gt;1- GIRIS 1&lt;br/&gt;2- GENEL BILGILER 3&lt;br/&gt;2.1- Diabetes Mellitusun Tanimi 3&lt;br/&gt;2.2- Diabetes Mellitusun Epidemiyolojisi 4&lt;br/&gt;2.3- Diabetes Mellitus ve Deneysel Modeller 4&lt;br/&gt;2.4- Hipokampus Anatomi ve Fonksiyonlari 6&lt;br/&gt;2.4.1- Hipokampüsün Anatomisi 6&lt;br/&gt;2.4.2- Hipokampüsün Yapisi 7&lt;br/&gt;2.4.3- Hipokampüsün Fonksiyonlari 7&lt;br/&gt;2.5- Glutamat reseptörleri 8&lt;br/&gt;2.6- NMDA Reseptörleri 8&lt;br/&gt;2.7- Sinaptik Plastisite ve Long Term Potansiasyon 11&lt;br/&gt;2.8- Diabetik Nöropati Patogenezi 12&lt;br/&gt;2.9- Diabetik Ensefalopati 12&lt;br/&gt;2.9-1. Serebrovasküler Degisiklikler 16&lt;br/&gt;2.9-2. Hipergliseminin Toksik Etkileri 16&lt;br/&gt;2.9-3. Hipogliseminin Toksik Etkileri 18&lt;br/&gt;2.10- Hayvan Modellerinde Hiperglisemi 20&lt;br/&gt;2.11- Toksisitenin Yol Açtigi Beyin Hasari 21&lt;br/&gt;2.12- Asidotoksik Beyin Hasari 22&lt;br/&gt;2.13- Hipoglisemi ve Nörokimya 22&lt;br/&gt;2.14- Nitrik Oksid 22&lt;br/&gt;2.15- Insülin ve Beyin 24&lt;br/&gt;2.16- Gliklazid ve Antioksidan Özellikleri 25&lt;br/&gt;3- ARAÇ-GEREÇ VE YÖNTEM 26&lt;br/&gt;3.1- ARAÇ-GEREÇ 26&lt;br/&gt;3.1.1.DENEY GRUPLARI: 26&lt;br/&gt;3.1.2.Kullanilan Malzeme ve Aletler 27&lt;br/&gt;3.1.3. Kullanilan Kimyasal Maddeler 27&lt;br/&gt;3.1.4.Kullanilan Çözeltiler 30&lt;br/&gt;3.2.YÖNTEM&lt;br/&gt;3.2.1. Süperoksid dismutaz aktivitesi ölçümü 34&lt;br/&gt;3.2.2. Glutatyon peroksidaz aktivite ölçümü 35&lt;br/&gt;3.2.3. Katalaz Aktivite Ölçümü 36&lt;br/&gt;3.2.4. Lipid peroksidasyon tayini 37&lt;br/&gt;3.2.5. Glutatyon Tayini 37&lt;br/&gt;3.2.6. Nitrik Oksid Tayini 38&lt;br/&gt;3.2.7. SDS-PAGE Yöntemi 38&lt;br/&gt;3.2.8. Western Blot Yöntemi 38&lt;br/&gt;3.2.9. Ratlara insülin enjeksiyonu ve 39&lt;br/&gt;gliklazid verilmesi&lt;br/&gt;3.2.10. Anestezi ve gerekli materyallerin 39&lt;br/&gt;alinmasi&lt;br/&gt;3.2.11. Homojenizasyon 39&lt;br/&gt;3.2.12. Eritrosit Hemolizatinin Hazirlanmasi 39&lt;br/&gt;3.3. ISTATISTIKSEL ANALIZ 40&lt;br/&gt;4-BULGULAR 41&lt;br/&gt;5-TARTISMA VE SONUÇ 49&lt;br/&gt;ÖZET 54&lt;br/&gt;SUMMARY 56&lt;br/&gt;KAYNAKLAR 58&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KISALTMALAR&lt;br/&gt;AGE : Ileri glikozilasyon son ürünleri&lt;br/&gt;AMPA : a-Amino 3 Hidroksi 5 Metil 4 Izoksazol Propionat&lt;br/&gt;AP7 : 2-Amino-7-fosfonoheptaenoik asit&lt;br/&gt;CAT : Katalaz&lt;br/&gt;DNA : Deoksiribonükleik asit&lt;br/&gt;EEG : Elektroensefalogram&lt;br/&gt;EPSP : Eksitatör postsinaptik potansiyel&lt;br/&gt;GHb : Glikozile hemoglobin&lt;br/&gt;GLUT : Glukoz Transporter protein&lt;br/&gt;GSH : Glutatyon&lt;br/&gt;GSH-Px : Glutatyon Peroksidaz&lt;br/&gt;Hb : Hemoglobin&lt;br/&gt;IDDM : Insülin bagimli diabetes mellitus&lt;br/&gt;IGF : Insülin benzeri büyüme faktörü&lt;br/&gt;LDL : düsük yogunluklu lipoprotein&lt;br/&gt;LTP : Long Term Potensiasyon&lt;br/&gt;LTD : Long Term Depresyon&lt;br/&gt;mRNA : mesajci Ribonükleik asit&lt;br/&gt;MDA : Malondialdehid&lt;br/&gt;NAD : Nikotinamid adenin dinükleotid&lt;br/&gt;NIDDM : Insülin bagimli olmayan diabetes mellitus&lt;br/&gt;NMDA : N-Metil-D-Aspartat&lt;br/&gt;NO : Nitrik Oksit&lt;br/&gt;NOS : Nitrik Oksit Sentaz&lt;br/&gt;PSD : Postsinaptik yogunluk&lt;br/&gt;SDS-PAGE : Sodyum dodesil sülfat-poliakrilamid jel elektroforezi&lt;br/&gt;SOD : Süperoksit Dismutaz&lt;br/&gt;TBARS : Tiobarbitürik asitle reaksiyona giren maddeler&lt;br/&gt;1- GIRIS&lt;br/&gt;Diabetes Mellitus yaygin ve uzun süreli komplikasyonlari açisindan&lt;br/&gt;ciddi metabolik bir hastaliktir. Klinik tipi ne olursa olsun diabet, sistemik&lt;br/&gt;komplikasyonlari açisindan benzer fizyopatolojiyi göstermektedir.&lt;br/&gt;Komplikasyonlarinin olusmasinda metabolik davranis özellikleri ön planda&lt;br/&gt;sorumlu tutulabilirken, etkin bir tedaviyle bile sistemik komplikasyonlarinin&lt;br/&gt;ortaya çikma hizi sadece yavaslatilabilmektedir. Birçok farkli sistemi&lt;br/&gt;etkiledigi gibi merkezi sinir sistemini ve periferik sinir sistemini etkileyen&lt;br/&gt;yapisal ve görevsel degisiklikler olusturan bir fenomendir.&lt;br/&gt;Merkezi sinir sisteminde olusturdugu metabolik dengesizlikler&lt;br/&gt;sonucunda; serebral atrofi, subkortikal ve beyin sapi lezyonlarinin ortaya&lt;br/&gt;çikisinda artma, belirtisiz isitme, görme ve somatosensor potansiyel&lt;br/&gt;uyarilmalarinda artma yapabilmektedir. Ek olarak zihinsel kavramada&lt;br/&gt;bozulma yapabilmektedir. Sayilan komplikasyonlarin ortaya çikma sürecinde;&lt;br/&gt;metabolik olumsuzluklar ile nörotransmisyon ve elektrofizyolojik&lt;br/&gt;özelliklerdeki yapisal degisiklikler etkili olmaktadir.&lt;br/&gt;Yaslanma, düsük protein turnoverinin birsonucu olarak birçok dokuda&lt;br/&gt;AGE birikimiyle iliskilidir. Ilginç olarak AGE&quot; nin sekillenmesi reaktif oksijen&lt;br/&gt;türlerinin artmis yapimiyla iliskilidir. Böylece AGEs olusumu oksidatif stres&lt;br/&gt;artisiyla ilisk</description></item><item><title>ROMATİZMAL HASTALIKLAR VE ONLARIN TEDAVİSİNDE KULANILAN İLAÇLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?romatizmal-hastaliklar-ve-onlarin-tedavisinde-kulanilan-ilaclar-444392.html</link><description>ROMATİZMAL HASTALIKLAR VE ONLARIN TEDAVİSİNDE KULANILAN İLAÇLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ROMATİZMA NEDİR?&lt;br/&gt;Romatizma kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen, kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümüne verilen addır. Birçok karışıklıklara neden olduğu için romatizma hastalığı yerine romatizmal hastalıklar demek daha doğrudur. Romatizma deyimi tıpta sayıları 50&quot; yi aşan bir dizi hastalığın ortak adıdır.Bu hastalık veremden, diyabetten ya da kanserden on misli daha sık görülen, çok yaygın ve kronik bir hastalıktır. Günümüzde otoimmün hastalıklar arasında kabul edilmektedir. Romatizmanın en çok görülen biçimi, romatoid artrittir. Öteki çeşitleri, mafsal hastalıkları, spondilitis, sinir iltihabı, bursitis, lif iltihabı, miyositis, lumbago, siyatik ve nikris gibi isimler alırlar. Bunlar, kırk yaşın yukarısındakileri etkileyen belli başlı hastalıklardır. Ateşli romatizma ise 5-15 yaş arası çocuklarda görülür, en ziyade kalbi tutar ama aslında bir enfeksiyon hastalığıdır. Yapılacak laboratuar testlerinden antisroptolizin-O (ASO veya ASTO) reaksiyonu, çocuğun streptokok enfeksiyonu geçirip geçirmediği anlamaya yardımcı olmaktadır. Diğer bir çeşit romatizma da ankilozan spondilit denen, omurga eklemlerini tutan bir hastalıktır. % 90 erkeklerde görülür. İltihaplı romatizmal hastalıklar arasında, romatoit artrit&quot;ten sonra, en sık görülendir. Hastalık, kalça kemikleriyle sağrı kemikleri arasındaki eklemlerde başlar. Ağrılar giderek şiddetlenir. Bele, bacaklara, sırta yayılır. Ağrılar, günün erken ve geç saatlerinde şiddetlenir. Diğer zamanlarda ağrı azalsa da küçük bir sarsıntı, merdiven inip çıkma, otobüse inip binme, hastaya ağrılarını hatırlatır. Başlangıç döneminde,gözlerde kızarma, topukların arka bölümlerinde ağrı, peniste akıntı olabilir. En sık tutulma yaşı, 20-30 arası olmakla birlikte, çocuklar ve yaşlılar da hastalanabilirler. Eklem dışı bir romatizma olarak da bilinen yumuşak doku romatizması; yumuşak dokulara yerleşir. Bu dokular; kaslar, kasların tendonları, tendon kılıfları, yağ ve bağdokuları gibi, yumuşak dokulardır. En tipik belirtisi, oluştuğu yerdeki ağrılardır. Kadınlarda daha sık rastlanır. Tek yanlı aşırı zorlamalar, soğuk esinti, omurgadaki duruş hataları, yumuşak doku romatizmasının başlıca nedenidir. Bademcik, sinüzit, safra kesesi, yumurtalık iltihapları, yumuşak dokulardaki ağrılara neden olur. Yumuşak doku romatizmasının en çok görülen nedenlerinden biri de; ruhsal gerginliktir. İnatçı omuz, baş, sırt, bel ve eklem ağrılarının arkasında, ruhsal sorunlar gizlidir. periarteritis, nodoza vb.) ayrılmakla beraber eklem ağrıları bakımından romatizmaya benzerler. (1)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Romatizma &lt;br/&gt;*  Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir. &lt;br/&gt;*  Romatizma tek bir hastalık değildir. 200e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir. &lt;br/&gt;*  Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir. &lt;br/&gt;*  Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır. &lt;br/&gt;*  Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında deriyi (kızarıklık, döküntü), iç organları (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. &lt;br/&gt;*  Bütün sağlık sorunlarınd</description></item><item><title>KORTİKOSTEROİD TEDAVİSİNİN ROMATOİD ARTRİTTEKİ ERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kortikosteroid-tedavisinin-romatoid-artritteki-eri-352751.html</link><description>Kortikosteroid tedavisinin romatoid artritteki yeri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kortikosteroid tedavisinin romatoid artritteki yeri, Compound - Enin keşfinin üzerinden elli yıl geçmiş olmasına rağmen halen tam net değildir. Romatoid artritte kortikosteroidler oral, im, iv veya doğrudan eklem içerisine verilebilir. Herhangi bir özgün endikasyon için hangi veriliş yolunun en uygun olduğuna dair, az miktarda veri mevcuttur. Onkolojiden ödünç alınan bir yaklaşım, &quot;konsolidasyon&quot; ve &quot;bakım&quot; safhalarından önce, &quot;iyileşmeyi uyarma&quot; fazını ilk safha olarak uygulamaya yöneliktir. Mesela : Kortikosteroidlerin, taburculuk sonrasında başlanan kas içi sodyum aurotiyomalat enjeksiyonuyla birlikte, yavaş etki eden antiromatik ilaçlara (SAARD) olan cevabı hızlandırdığı savunulmuştur. Benzeri bir tedavi rejiminin, hastalıklarında alevlenmeler dolayısıyla hastaneye yatırılan şahıslar üzerinde ek bir avantaj sağlayıp sağlamadığı, tam net değildir. Depot synakten, kas içi veya deri altı enjeksiyonların sürelerini uzatan çinko klorürle kompleks halinde bulunan bir beta 1 - 24 kortikotropin (tetrakozaktrin) dir. 0,5 miligramlık bir synakten depot dozu, plazma kortizol seviyelerinde 5. saatte 40 mikrogram / litrelik bir pikle birlikte, en az 24 saat süren bir yükselmeye yolaçar. 05, miligram tetrakozaktrinin, 40 miligram metilprednizolona denk bir kortizol salınımını uyardığı iddia edilmiştir. Pitüiter adrenokortikotropin 1949dan bu yana romatoid artritin tedavisinde kullanılmasına rağmen, bu özgün endikasyonda bu ilaca ilişkin olarak sadece bir tek çalışma yapılmış gibi görünmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalar, yorumlanması güç neticeler veren yöntem hatalarından da etkilenmektedir. Wellingtonda, synakten depot tedavisi uzun yıllar boyunca, güçlükle kontrol edilebilen romatoid artritle hastaneye müracaat eden hastalar için hastane yönetiminin rutin bir parçası olmuştur. Bu pratiğin şimdi sık tatbik edilmediğinin farkındayız. Bu durumlar bize, zaman içerisinde ilgi odağı olmuş, fakat aynı zamanda romatoid artritli hastaların hipotalamik - pitüiter eksen işlevlerine de ışık tutabilecek bu ilaçla ilgili çalışma yapmak için eşsiz bir fırsat sağlamıştır. Bu ilacın, hastanede yatan romatoid artrit hastalarının tedavisindeki ilk plasebo kontrollü denemesini rapor ediyoruz. &lt;br/&gt;Araçlar ve Yöntemler &lt;br/&gt;Romatoid artrit dolayısıyla hastaneye yatışı verilen bütün hastalar, Tablo - 1deki dışlama ölçütlerinin herhangi birine uymadıkları müddetçe, bu çalışmada yeralmaya uygun bulunmuştur. Bu çalışma, synakten depotla tedavi neticesinde ortay açıkan klinik faydalanımları veya değişiklikleri ortaya çıkarmak için tasarlanmıştır. Daha sonra metilprednizolon asetatın eklem ve kas içi kullanımı, hastayı tedavi eden hekimin tercihine göre uygulanmıştır. Plasebo alan hastalarda, enflamatuvar hastalıkların kontrol altına alınabilmesi için daha fazla eklem ve kas içi kortikosteroid kullanılması gerektiği, fakat bunun sonuçta klinik getiriyi fazla etkilemediği öne sürülmüştür. Çalışma, randomize çift kör şeklinde hazırlandı. Hastalar, hastanede kaldıkları 24 saat boyunca ve bunu takip eden sonraki 48 saatte, 0,5 miligram synakten depot veya salin enjeksiyonu aldılar. Hastalar, her iki grupta da benzer enflamatuvar etkinliğin olduğundan emin olunması için, eritrosit sedimentasyon oranlarına göre 60ın altı ve üstü olmak üzere tesbit edilerek, dörtlü randomize gruplara ayrıldı. Sadece enjektörlere ilacı çeken şahıs, enjektörlerin içerisinde ne olduğundan haberdardı. Değerlendirme, hastaneye başvuruların yapıldığı günde, taburcu olunan günde (ki bu bölümdeki ortalama tedavi süresi iki hafta kadar olup, hemen hemen bütün hastalar, bu süre içerisinde tedavi almışlardır), üç ve altı ay sonra yapıldı. Aynı zamanda yan etkileri, biyokimya sonuçlarını, SAARD uygulamalarındaki değişiklikleri ve değerlendirmeler arasında kas veya eklem içine verilen metilprednizolon asetat miktarlarını da kaydettik. Elde edilen klinik neticeler, Dünya Sağlık Örgütü ve Romatoid Artritin Klinik Denemelerdeki Getiri Neticeleri Konferans</description></item></channel></rss>