<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Biyoloji - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Biyoloji</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>BİYOLOJİ - BİOGRAFHİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biografhi-424225.html</link><description>biografhi</description></item><item><title>HAYVANLARDA TAŞIMA SISTEMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlarda-tasima-sistemi-373375.html</link><description>HAYVANLARDA TAŞIMA SISTEMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir hucrelilerde gaz ve besin alisverisi hucre zarı ile yapılır. Bu yuzden tek hücreii canldarda özel bir dolaşım sistemi yoktur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çok hücrelilerden süngerler ve sölenterlerin vücutları küçük ve hücreleri dış çevre ile temas halinde oldu-ğundan taşıma sistemleri yoktur. Ayrıca yassı solucanlarda da özel bir taşıma sistemi bulunmamaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Omurgasızların çoğu ile omurgalıların hemen hepsinde vücut büyük olduğundan iç kısımlardaki hücreler dış çevre ile doğrudan madde alışverişi yapamazlar. Omurgalı canlılarda ve omurgasızlardan da toprak solucanında kalp, damarlar ve dolaşım sıvısından olusan dolaşım sistemi vardır.&lt;br/&gt;Dolaşim Açikdolaşim Kapali dolaşim&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Açık Dolaşım: Bu dolaşımda dolaşım sıvısı tümüyle kapalı bir sistem içerisinde (damarlarda) dolaşmayıp, damariardan dokular arasındaki boşluklara yayılır. Yu-muşakçalarda, derisi dikenlilerde ve eklembacaklılarda açık dolaşım görülür. Kılcal kan damarları yoktur. Açık dolaşıma sahip canlılar daha yavaş hareket ederler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Kapalı Dolaşım: Kanın kalp ve damarlardan olu-şan kapalı bir sistem içerisinde dolaşmasıdır. Toplar ve atardamarlar kılcal damarlarla birbirlerine bağlıdır._&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BITKILERDE TASIMA SISTEMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotosentez yapan bitkilerin hepsi dış ortamdan su ve mineralleri almalı ve bunları bütün hücrelere ilet-melidirler. Ayrıca yeşil kısımlarda sentezledikleri organik maddeleri besin sentezi yapamayan kısımlara tasimak zorundadir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su yosunları, kara yosunları ve ciğer otlarında özel bir taşıma sistemi yoktur. Su yosunları gerekli mad-deleri bütün vücut yüzevivle alır ve artık maririfilfici de aynı şekilde dışarı verirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kara yosunlan ve ciğer otlan da nemh yerlerde ya-şarlar. Topraktaki su ve mineralleri köke benzeyen köksüleri ile alıp hücreye aktanrlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eğrelti otları, at kuyrukları ve kibrit otlarında ise top-raktan alınan su ve minerallerin taşınmasını sağla-yan basit iletim demetleri vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TASIMA SISTEMININ AMACI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlılar, içinde yaşadıkları ortamdan aldıkları besin, oksijen, karbondioksit ve mineralleri vücutlarında yeni madde yapımı ve enerji üretiminde kullanırlar. Hücre-lerde hayatsal faaliyetler sonucu oluşan artık madde-lerin de dışarı atılması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;0 halde hücrelere gerekli olan maddeleri (besin ve ok-sijen) getiren ve hücrelerde oluşan artik maddeleri (karbondioksit ve amonyak gibi) boşaltim organlarina taşiyan sisteme taşima sistemi denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Taşima sisteminin amaci; hücredeki reaksiyonlarin devamliligini saglamaktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tek hücreli canlılar besin maddelerini hücre zarı ile alırlar . Çok hücreli canlılarda ise alınan maddelerin hücrelere ulaştırılması ve hücrelerde oluşan artık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılması ancak taşıma sistemi ile mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÇIÇEKLI BITKILERDE TASIMA SISTEMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Köklerle alınan suyun fotosentezde ve terlemede kullanılmak üzere yapraklara, yapraklarda sentezle-nen besinlerin diğer organlara iletilmesi taşıma sis-temiyle olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde taşima sistemini iletim demetler</description></item><item><title>DİYET</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?diyet-395737.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaşlandıkça arter duvarları kalınlaşır ve arterler sertleşir. Genellikle arterlerin bu dejeneratif değişikliklerinin tümüne &quot;arterioskleroz&quot; denir. Bu genel kapsamlı deyim içinde:   A&amp;#8211; Aterosklerotik değişiklikler ve B&amp;#8211; Aterom oluşması ile ilgili olmayan değişiklikler vardır. Bu ikinci grup değişiklikleri de şöyle özetleyebiliriz: 1. Damarların yaşlanmasına bağlı bozukluklar: Çocukluk yaşlarından başlayarak arterlerin intiması ve mediası kalınlaşır. Bu kalınlaşma 25-35 yaşlar arasında azamisine ulaşır. Elastik liflerin sayısı arttığı halde damarlar sertleşir. Damarlar uzayıp büküntülü bir hal alabilir. Damarların çevresindeki destek dokusunun azalması da bu değişiklikleri kolaylaştırır. Bu değişiklikler yaşlılığın daha doğrusu yaşlanmanın ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte aterom plaklarının oluşması ile kombine olabilir ve  beklenenden önceki yaşlarda ateroskleroz bulguları ile birlikte olduğu zaman bunu &quot;normal&quot; bir süreç saymak olanağı yoktur. 2. Fokal kalsifikasyonlar: Aterosklerozun tuttuğu damarlara göre daha küçük damarların media tabakasında kalsifikasyonla kendini gösterir. Alt ekstremiteleri ve tiroid arterlerini tuttuğu zaman Mönçkeberk sklerozu, beyin arterlerinin ekstramüral dallarını tuttuğu zaman ise Fahr sklerozu adını alır. 3. Arterioloskleroz: Küçük damarlarda hiper tansiyona bağlı değişikliklerdir. Çok ağır olmayan sürekli hipertansiyonda böbrek arteriollerinde hyalinizasyon şeklinde kendini belli ederken, habis hipertansiyonda arteriollerin media ve intimasında fibröz ve elastik hiperplazi ve nekrozlarla seyreder.&lt;br/&gt;          Bu sayılan üç grup değişiklik ateroskleroz ile birlikte olabilir ve ateroskleroz bu değişikliklerinde seyrini hızlandırabilir. Ancak ateroskleroz veya bir başka deyimle ateromatöz arter hastalığı gerek yaygınlığı gerek öldürücü ve hasta edici komplikasyonlarının sıklığı yönünden çağımızın en önemli dejeneratif hastalığı sayılmaktadır ve başlı başına incelenmesi gere</description></item><item><title>SİNİR SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinir-sistemi-364346.html</link><description>SİNİR  SİSTEMİ&lt;br/&gt;*Sinir sistemi; canlının dış çevreye uyumunu sağlayan iç çevrenin dengede tutulmasından sorumlu, uyarılara verilen tepkileri düzene koyan bir sistemdir.&lt;br/&gt;*Sinir siteminin en küçük yapı ve görev birimi nörondur.&lt;br/&gt;Nöronun (Sinir Hücresinin) Yapısı :&lt;br/&gt;*a) Dentrit b) Hücre gövdesi(asıl hücre kısmı) c) Akson&lt;br/&gt;*Kısa uzantılara dentrit, uzun uzantılara akson denir.Hücre kısmında gövdede sitoplazma ve çekirdek bulunur.Sitoplazma da ince iplikçikler(nörofibriller) bulunur.Bunlar iletimde etkilidir.&lt;br/&gt;*Aksonların bir araya gelmesiyle sinir kordonu meydana gelir.&lt;br/&gt;*Aksonların dışı miyelin kılıf ile örtülüdür.Miyelin kılıf schwan hücrelerinden meydana gelmiş olup iki hücre arasında ranvier boğumu bulunur.Ranvier boğumda miyelin kılıf yoktur.&lt;br/&gt;*Miyelinli kılıf uyartıların hızlı taşınmasını sağlar.&lt;br/&gt;*Ranvier boğumda uyartılar sıçrayarak geçer.&lt;br/&gt;*Uyarıların miyelinli nöronlarda taşınma hızı 120 m/sn iken miyelinsizlerde taşınma hızı 12m/sn dir.&lt;br/&gt;*Bir sinir hücresi dinlenme halinde iken iç kısmı negatif dış kısmı pozitif yüke sahiptir.Buna kutuplaşmış (polarize olmuş) sinir hücresi denir.&lt;br/&gt;*Kutuplaşmanın sebebi hücre içi ve dışındaki iyonların yoğunluğudur.Na+ iyonu nöronun dış kısmında, K+ iyonu iç kısımda yoğundur.Bu yoğunluk, sodyum potasyum pompası ile sağlanır.Bu işlem aktif taşıma ile gerçekleşir.&lt;br/&gt;*Hücre dışına pompalanan pozitif iyonlar hücre içine alınanlardan fazla olduğundan dış kısım pozitif, iç kısım negatiftir.&lt;br/&gt;*Nöronların görevi, uyarıları almak ve taşımaktır.&lt;br/&gt;*Nöronlarda dengesizliğe ve tepkiye yol açan iç ve dış çevre değişikliklerine uyarı(etki) denir.Nöron bir uyaranla uyarıldığında hücre gövdesi ve aksonlarda meydana gelen değişikliklere uyartı(impuls) denir.&lt;br/&gt;Uyarıların Alınması ve Taşınması&lt;br/&gt;*Uyarıların alınabilmesi için uyarı eşik değerde veya üzerinde olması gerekir.Eşik değerin altındaki uyarılar nöronlar tarafından alınmaz ve tepki oluşturulmaz. Bir sinir hücresinin uyarıları alabilmesi için gerekli uyarı şiddetine eşik şiddeti denir. &lt;br/&gt;*Uyarılar dentrit ile alınıp akson boyunca taşınır ve akson ucuna iletilir.&lt;br/&gt;*Uyartılar taşınırken; sodyum potasyum pompası çalışır(Na+ içeri girer, K+ dışarı çıkar). Kutuplaşma bozulur(Depolarize=iç kısım pozitif, dış kısım negatif olur).ATP harcanır.&lt;br/&gt;*Bu olayların gerçekleşmesi ile uyartı elektriksel ve kimyasal olarak taşınır.&lt;br/&gt;*Bir nöron bir uyartıyı taşırken ikinci uyarıyı alamaz.&lt;br/&gt;*Nörondaki impuls taşınım hızı sabittir.&lt;br/&gt;*İmpuls sinir telinin bir bölgesinden geçtikten sonra o bölge hemen eski durumuna döner. Buna repolarizasyon denir.&lt;br/&gt;*İmpulsun iletimi için gerekli enerji sinir hücrelerinin kendisinden sağlanır. Bu sırada O2, glikoz tüketimi, CO2 üretimi, sıcaklık artar. Bu nedenle sinirsel iletimde hem kimyasal hem de elektriksel olaylar rol oynar.&lt;br/&gt;*Bir nöronun akson ucu ile diğer nöronun dentritinin karşılaştığı yere sinaps denir.&lt;br/&gt;*İmpuls depolarizasyon dalgası şeklinde sinir hücresi boyunca ilerler. Aksonlara gelince diğer hücreye geçme, elektriksel olarak sağlanamaz, kimyasal olarak devam eder. Uyartıların sinapslardan diğer bir nörona taşınmasını sinirlerin akson uçlarında bulunan sinaptik keselerden salgılanan nörotransmitter maddeler sağlar.&lt;br/&gt;*Bu maddeler Asetilkolin, Histamin, Dopamin, Serotonin, Nöradrenalin ve Glumatotdur. Uyartı aksonun ucuna erişince bu maddeler impulsu diğer nöronun dentritine taşırlar. Uyartıların sinapslardan geçişi nöronda taşınma hızından yavaştır.&lt;br/&gt;*Uyartıların ilk değerlendirilme ve kontrollerinin yapıldığı yerler sinapslardır. Uyartılar sinapsta nörotransmitter maddeler ile seçime uğrar. Buna seçici direnç denir. Bu sayede gerekli olan sinirler uyarılır. Böylece vücudun diğer kısımları gereksiz uyarımdan korunur.&lt;br/&gt;*Sinapstaki bir impulsun diğerini etkisiz hale getirmesine engelleme, diğerinin geçişini hızlandırmasına kolaylaştırma denir.&lt;br/&gt;*Yapısına göre (hücre gövdesinden çıkan uzantılara göre) sinir hücreleri 3 çeşittir.&lt;br/&gt;oBir uzantısı varsa bir kutuplu nöronlar&lt;br/&gt;oİki uzantısı varsa iki kutuplu nöronlar&lt;br/&gt;oÇok uzantısı varsa çok kutuplu nöronlar&lt;br/&gt;*Görevlerine göre sinir hücreleri 3 çeşittir.&lt;br/&gt;a)Duyu Nöronu&lt;br/&gt;Uyarıları duyu organlarından merkeze götürür.&lt;br/&gt;b)Motor Nöron&lt;br/&gt;Merkezden aldığı emirleri (cevapları) kas ve salgı bezlerine götüren ve onların faaliyete geçmesini sağlayan nörondur.&lt;br/&gt;c)Ara Nöron&lt;br/&gt;Uyarıların değerlendirildiği ve cevapların oluşturulduğu nöronlardır. Duyu ve motor nöronları arasında bağlantı kurarlar. Merkezde bulunurlar.&lt;br/&gt;*Uyarının eşik değerinin üzerinde ol</description></item><item><title>KALITIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalitim-420342.html</link><description>canlı organizmalardaki özellikleri bir kuşaktan diğerine aktarması olarak tanımlanabilir.çok eski zamanlardan beri insanlar çocukla anne ve baba arasıdaki bir ben- zerlik bulunduğununve benzerliğin kalıtsalkalıtsal oldu- ğunun farkındaydılar.anne ve baba görülen özeliklerin çocuktada ortaya çıkacağı gözleminde bitki toğumları-nın seçiminde ve hayvanların evcileştirilmesinde büyük&lt;br/&gt;ölçüde yararlanılıyor.ancak kalıtımın genel kanunları &lt;br/&gt;1868&quot;de mendel&quot;in bitki üretimi deneyine kadar anlaşıl -mamıştı.bubirimlere günümüzde  gen adı  verilmektedir.&lt;br/&gt;bu gün genlerin dna (deoksiribonijk asit)denilen kim- yasal bir maddeden oluştuğu kabul edilmektedir. &lt;br/&gt;eşeysiz üreme, eşeyli üreme</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MİNARELLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-minareller-423409.html</link><description>minareller</description></item><item><title>TEST</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?test-343596.html</link><description>BİTKİSEL DOKULAR&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1-Böcekçil bitkilerin ve tuzcul bitkilerin tuz salgılamada özelleşen salgı tüyleri ile kök emici tüylerini oluşturan epidermis hangi doku içerisinde incelenir?&lt;br/&gt;A.Destek doku &lt;br/&gt;B.Koruyucu doku &lt;br/&gt;C.Bağ doku &lt;br/&gt;D.Parankima doku &lt;br/&gt;E.Epitel doku&lt;br/&gt;2-Aşağıdakilerden hangisi, parankima dokusunun fonksiyonlarından biri değildir?&lt;br/&gt;A.İletim &lt;br/&gt;B.Fotosentez &lt;br/&gt;C.Desteklik &lt;br/&gt;D.Solunum &lt;br/&gt;E.Depo ve salgı&lt;br/&gt;3-Aşağıdakilerden hangisi, değişmez dokuların özelliklerinden değildir?&lt;br/&gt;A.Birincil ve ikincil meristem doku hücrelerinin gelişme ve farklılaşmasıyla oluşur. &lt;br/&gt;B.Hücreleri büyük, sitoplazması az ve kofulları çok sayıdadır. &lt;br/&gt;C.doku hücrelerinin arasında boşluk bulunur. &lt;br/&gt;D.Hücre duvarlarında odun ve mantar özü birikerek kalınlaşmaya sebep olur. &lt;br/&gt;E.Embriyonik meristematik özelliklerini taşır.&lt;br/&gt;4-Aşağıdakilerin hangisinde, parankima dokusu bulunmaz?&lt;br/&gt;A.Gövde ve kök kabuğu &lt;br/&gt;B.Yaprak mezofili &lt;br/&gt;C.Epidermis &lt;br/&gt;D.Tohum endospermi &lt;br/&gt;E.Meyve etli kısımları &lt;br/&gt;5-Bir yaprak sapında aşağıdakilerden hangisi bulunmaz?&lt;br/&gt;A.Kollenkima &lt;br/&gt;B.Parankima &lt;br/&gt;C.Sklerankima &lt;br/&gt;D.Odun borusu &lt;br/&gt;E.Kaliptra&lt;br/&gt;6-Aşağıdakilerden hangisi, periderm ve özellikleriyle ilgili yanlış bir açıklamadır?&lt;br/&gt;A.Çok yıllık bitkileri örter ve korur. &lt;br/&gt;B.Fellojenden orijin alır. &lt;br/&gt;C.Hücre çeperlerinde su geçirmez süberin maddesi birikir. &lt;br/&gt;D.Gaz alış verişini kovucuk sağlar. &lt;br/&gt;E.Canlı hücrelerdir.&lt;br/&gt;7-Hayvansal ve bitkisel dokulardaki görev benzerliği aşağıdaki hangi ikili arasında yoktur?&lt;br/&gt;A.Epitel doku-Kas doku &lt;br/&gt;B.Bağ doku-Parankima &lt;br/&gt;C.Bez epiteli-Salgı doku &lt;br/&gt;D.Kemik doku-Destek doku &lt;br/&gt;E.Kan doku-İletken doku &lt;br/&gt;8-Aşağıdakilerden hangisi, karşısındaki yapıyı içermez?&lt;br/&gt;A.Pek doku-Selüloz, pektin &lt;br/&gt;B.Sert doku-Selüloz, lignin &lt;br/&gt;C.Odun borusu-Süberin, kalbur borusu &lt;br/&gt;D.Epidermis-Kütikula, stoma &lt;br/&gt;E.Periderm-Süberin, lentisel &lt;br/&gt;9-Aşağıdakilerden hangisi, bütün bitki gruplarının genel özelliklerindendir?&lt;br/&gt;A.Kök, gövde ve yaprağın bulunması &lt;br/&gt;B.Madde taşınmasının damarlarla yapılması &lt;br/&gt;C.Karbondioksit özümlemesi yapan hücrelerin bulunması &lt;br/&gt;D.Hem eşeyli, hem eşeysiz üremenin yapılabilmesi &lt;br/&gt;E.Aktif olarak yer değiştirme hareketi yapabilmesi&lt;br/&gt;10-Epidermisten orijin alan tüylerin görevi aşağıdakilerden hangisi olamaz?&lt;br/&gt;A.Örtü &lt;br/&gt;B.Salgı &lt;br/&gt;C.Tırmanma &lt;br/&gt;D.Savunma &lt;br/&gt;E.Onarım&lt;br/&gt;11-Kök büyüme bölgesinde,&lt;br/&gt;I.Dermatojen &lt;br/&gt;II.Fellojen &lt;br/&gt;III.Plerom &lt;br/&gt;IV.Kambriyum &lt;br/&gt;V.Periblem&lt;br/&gt;bölgelerinden hangileri bulunur?&lt;br/&gt;A.I ve II &lt;br/&gt;B.III ve IV &lt;br/&gt;C.I, II ve III &lt;br/&gt;D.I, II ve V &lt;br/&gt;E.II, IV ve V&lt;br/&gt;12-Bir kökte aşağıdaki hangi bölgeden karşısındaki kısımlar oluşmaz?&lt;br/&gt;A.Dermatojen-Epidermis &lt;br/&gt;B.Periblem-Kabuk &lt;br/&gt;C.Plerom-Odun borusu &lt;br/&gt;D.Epidermis-Emici tüyler &lt;br/&gt;E.Plerom-Fellojen&lt;br/&gt;13-Yaprakların, meyvelerin ve köklerin depo bölgeleri genellikle hangi doku hücrelerinden oluşmuştur?&lt;br/&gt;A.Epidermis &lt;br/&gt;B.Parankima &lt;br/&gt;C.Kollenkima &lt;br/&gt;D.Periderm &lt;br/&gt;E.Sklerankima&lt;br/&gt;14-Odunsu dikotiledon bir bitkide,&lt;br/&gt;I.Apikal meristem &lt;br/&gt;II.İletim kambriyumu &lt;br/&gt;III.Mantar kambriyumu&lt;br/&gt;dokularından hangileri bulunur? &lt;br/&gt;A.Yalnız I &lt;br/&gt;B.Yalnız II &lt;br/&gt;C.Yalnız III &lt;br/&gt;D.I ve II &lt;br/&gt;E.I, II ve III&lt;br/&gt;15-Yaprağın palizat mezofili ve sünger mezofili hangi doku hücrelerinden yapılmıştır?&lt;br/&gt;A.Epidermis &lt;br/&gt;B.Kollenkima &lt;br/&gt;C.Sklerankima &lt;br/&gt;D.Parankima &lt;br/&gt;E.Soymuk&lt;br/&gt;16-Kaliptranın görevi nedir?&lt;br/&gt;A.Embriyonik hücreleri üretmek &lt;br/&gt;B.Suyu emmek &lt;br/&gt;C.Kök apikal meristemi oluşturmak &lt;br/&gt;D.Mineralleri emmek &lt;br/&gt;E.Kök apikal meristemi dış etkilere karşı korumak&lt;br/&gt;17-Yan köklerin uzamasını sağlayan perisiki aşağıdaki hangi hücrelerden oluşur?</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BESİNLERİMİZ SINIFLANDIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-besinlerimiz-siniflandirilmasi-424301.html</link><description>besinlerimiz sınıflandırılması</description></item><item><title>BİTKİ VE HAYVAN HÜCRESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-ve-hayvan-hucresi-397814.html</link><description>BİTKİ VE HAYVAN HÜCRESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLERİN DÜNYASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin varlığı yeryüzündeki canlılığın devamı için vazgeçilmezdir. Bu cümlenin taşıdığı önemin tam olarak kavranabilmesi için şöyle bir soru sormak gerekir: &quot;İnsan yaşamı için en önemli unsurlar nelerdir?&quot; Bu sorunun cevabı olarak akla elbetteki oksijen, su, besin gibi temel ihtiyaç maddeleri gelir. İşte tüm bu temel maddelerin yeryüzündeki dengesini sağlayan en önemli faktör yeşil bitkilerdir. Bundan başka yine yeryüzündeki ısı kontrolünün sağlanması, atmosferdeki gazların dengesinin korunması gibi, sadece insanlar için değil bütün canlılar için son derece büyük önem taşıyan başka dengeler de vardır, ki bütün bu dengeleri sağlayanlar da yine yeşil bitkilerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yeşil bitkilerin faaliyetleri sadece bunlarla sınırlı değildir. Bilindiği gibi yeryüzündeki yaşamın ana enerji kaynağı Güneştir. Ancak insanlar ve hayvanlar, güneş enerjisini doğrudan kullanamazlar, çünkü bünyelerinde bu enerjiyi olduğu gibi kullanabilecekleri sistemler yoktur. Bu yüzden güneş enerjisi de ancak bitkilerin ürettiği besinler aracılığıyla, kullanılabilir enerji olarak insanlara ve hayvanlara ulaşır. Hücrelerimiz tarafından kullanılan enerji hammaddelerinin tümü, gerçekte bitkiler aracılığıyla bize taşınan güneş enerjisidir. Örneğin çayımızı yudumlarken aslında güneş enerjisi yudumlarız, ekmek yerken dişlerimizin arasında bir miktar güneş enerjisi vardır. Kaslarımızdaki kuvvetse gerçekte güneş enerjisinin farklı formundan başka bir şey değildir. Bitkiler güneş enerjisini bizim için karmaşık işlemler yaparak bünyelerindeki moleküllere depolamışlardır. Hayvanlar için de durum insanlardan farklı değildir. Onlar da bitkilerle beslenir ve bu sayede onların enerji paketleri haline getirerek depoladıkları güneş enerjisini kullanırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretebilmelerini ve diğer canlılardan ayrıcalıklı olmalarını sağlayan ise, hücrelerinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini doğrudan kullanabilen</description></item><item><title>SİNDİRİM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sindirim-sistemi-348384.html</link><description>SİNDİRİM SİSTEMİ&lt;br/&gt;A) Sindirim Sistemi Hakkındaki Genel Bilgiler&lt;br/&gt;Büyük yapılı organik besinlerin, su ve sindirici enzimler etkisi ile kendilerini oluşturan en küçük yapı taşlarına ayrılması olayına sindirim denir. Sindirim sistemi ağızda başlar ve düzbağırsak (rektum) ile son bulur (Şekil 1). Toplam uzunluğu 11 metre civarındadır. Sistem, genelde besinleri kimyasal işlemlerden geçirerek organizmanın kullanımına hazırlayan bir borular sistemi, bir fabrika olarak tanımlanır. Sindirim sistemi, içsel ve dışsal dünyamız arasında köprü görevi yapan ve bedenimizi kaplayan deriden yüzlerce kere daha geniş bir yüzeye sahip olan çok önemli bir organlar bütünlüğüdür. Sindirimsisteminde anlayış gücümüzü aşan karmaşıklıkta gelişmeler olagelir. Örneğin, sindirim sisteminde yaşayan hücrelerin sayısı, beden hücrelerinin tümünün sayısına eşittir. Ama mikroplarla iç içe yaşayan bu hücrelerin her birinin sağlığımızı nasıl koruduğu ve sağlık sorunlarımızın bu hücreleri nasıl etkilediği hakkında kesin bilgilere henüz sahip değiliz.&lt;br/&gt;Sindirim sistemi, önemli miktarda hormonların salgılanmasını da sağlayan ve kontrol işlevleri gören karmaşık bir sinir ağı ile örülmüştür; karnımızın beynidir adeta. Bağırsak düzeyindeki bu duyarlılık, normalde sindirim sistemini gereğince kontrol edebilir. Sistemin çeşitli organları arasındaki uyumluluk derecesi ve sinerji (birleşerek aynı yönde etki gösterme) yeteneği çok şaşırtıcıdır. &lt;br/&gt;Sindirim sisteminde bir aksama olduğunda, ne yersek yiyelim, besinler gerektiğince işlenmez ve bir yetersizlik ortamı oluşur. Böyle bir durumda öncelikle göz önünde bulundurulması gereken iki çeşit aksama olabilir: Bunlar, sindirim sıvılarının bileşimindeki veya miktarındaki sapmalar veya sistemdeki bir kontrol hatası nedeniyle, bağırsak mukozasının besinleri gereğince emememesi durumudur. Bu problemlerin her biri, pek çok hastalığa neden oluşturabilecek niteliktedir. Bu açıklamalarda söz konusu edilen yalnızca, sistemin gereğince çalışamamasına yol açan, işlevsel aksaklıklardır. Yani burada, sindirim sistemini oluşturan organların ve doku yapılarının bir hastalığı, yaralanma hali veya anormal durumu söz konusu değildir!&lt;br/&gt;Sindirim sisteminin bir başka önemli görevi de dışkılamadır. Yediğimiz her şey tümüyle sindirilemez ve sindirilemeyen bu maddelerin dışkılanması gerekir. Ayrıca metabolizma üretiminin bir bölümünün de sindirim sistemi yoluyla dışkılanması gerekmektedir. Bağırsakların işlevsel durumu ve bağırsakların içinde bulunanların niteliği, bedenin tümünü önemli ölçüde etkiler. Sindirim sisteminin işleyişi ve sağlığı, fizyolojik etkilerin yanı sıra, kişinin iç dünyası (maneviyat) tarafından da önemli ölçüde etkilenir; yani, duygusal bunalım geçiren veya yaşama sevincini yitiren kişilerin sindirim sisteminde de önemli aksamalar görülür. Büyük heyecanlar ve duygusal bunalımlar, mide ve bağırsak dokusunun işleyişini ve özgün bileşimini derinden etkiler. Öfke, korku ve stresin her çeşidine karşı sindirim sistemi hemen bir tepki oluşturur. Sindirim problemlerinin bir bütünlük içinde çözülebilmesi için, bu tür psikolojik (ruhsal) etkenlerin tanınması ve gereğince değerlendirilmesi gerekir.&lt;br/&gt;B)Sindirim Sistemi Organları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a) Ağız&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b) Yutak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;c) Yemek borusu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;d) Mide&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;e) İnce bağırsak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Pankreas&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Karaciğer&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;f) Kalın bağırsak &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;g) Anüs&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a)Ağız&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Dil, diş ve tükrük bezlerinden oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Ağıza alınan besinler tükrük bezinden salınan tükrükle yumuşatılır ve dişlerle çiğnenerek küçük parçalara ayrılır. Böylece besimlerin temas yüzeyi arttırılır.buolay besinlerin enzimler tarafından parçalanmasını kolaylaştırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Tükrük bezlerinden karbonhidratların sindirimi için amilaz(pityalin) enzimi salgılanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Dil ile çiğnenen besin yutağa itilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61656;Diş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diş üç bölümde incelenir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mine tabakası: Dişin taş kısmı olup beyaz renkli yerdir. % 98 oranında kalsiyum ve fosfor minarellerinden oluşur ve dişin en sert kısmıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fildişi tabakası: Dişin kemik kısmı olup dişi çene kemiğine bağlar. &lt;br/&gt;Diş özü tabakası: Kan damarlarının ve sinirlerin bulund</description></item><item><title>OZON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ozon-391765.html</link><description>OZON (O3)&lt;br/&gt;1) Ozon Nedir?&lt;br/&gt;2) İyi ve Kötü Ozon Nedir?&lt;br/&gt;3) Ozon Tabakasının Dünya Çevresindeki Dağılımı&lt;br/&gt;4) Ozon Tabakasının Kalınlığı Nasıl Ölçülür?&lt;br/&gt;5) Ozon Tabakası Bizleri UV Radyasyondan Nasıl Korur?&lt;br/&gt;6) Ozon &quot;Deliği&quot;ni Keşfetmek&lt;br/&gt;7) Ozon Tükenmesi&lt;br/&gt;8) Ozon Tüketen Maddeler&lt;br/&gt;- Kloroflorokarbonlar (CFCs)&lt;br/&gt;- Hidrokloroflorokarbonlar (HCFCs)&lt;br/&gt;- Halonlar&lt;br/&gt;- Karbontetraklorid&lt;br/&gt;- Metilkloroform&lt;br/&gt;- Metil bromür asidi tuzu&lt;br/&gt;9) Ozon Tükenmesi Durdurulabilir ve Geri Dönülebilir mi?&lt;br/&gt;10) Ozon Tükenmesinin Atmosfer Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;11) Ozon Tükenmesinin Yeryüzündeki Yaşama Etkisi&lt;br/&gt;- İnsanlar Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;- Bitkiler Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;- Su Kaynakları ve Su Hayatı Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;- Hayvanlar Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;- Endüstriyel Materyaller Üzerindeki Etkileri&lt;br/&gt;- Hava Kirliliğinin Artması&lt;br/&gt;12) Ozon Tabakasını Korumak için Neler Yapılıyor?&lt;br/&gt;13) Bunları Biliyor muydunuz?&lt;br/&gt;Ozon Nedir?&lt;br/&gt;Renksiz, keskin kokulu bir gaz olan Ozon aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzenidir. Oksijen atmosferde; oksijen atomu (O), oksijen molekülü (O2) ve ozon (O3) olarak üç değişik biçimde bulunur ve ozon normal oksijenden daha az kararlıdır.&lt;br/&gt;Yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen moleküllerine (O2) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının (O) diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşmesi sonucunda ozon (O3) meydana gelir.&lt;br/&gt;O2 + hv =&gt; 2O&lt;br/&gt;O2 + O =&gt; O3&lt;br/&gt;hv : 1300 ila 2025 Â°A arasındaki dalga boylarındaki bir foton.&lt;br/&gt;Ozonun tüm güneş spektrumu boyunca çok sayıda yutma şeritleri vardır. 0,21-0,29 Âµm aralığında yutma en fazladır (Hartley Şeridi, burada yutma katsayılarının sayısal değerleri çok fazladır). L = 0,2553 Âµm dalga boyu için bu katsayı maksimum değerine ulaşır, ?L = 126,5 cm-1 dir. Yan şeritte L=0,31 - 0,33 Âµm için ozonun yutması bir hayli daha fazladır. ?Lnın değeri 0,8 cm-1 değerini aşmaz. Güneş spektrumunun görünür bölgesinde ozonun yutma şeridi epey geniştir (0,44 - 0,75 Âµm), maksimumda ?L = 0,0594 cm-1 dir. Bu üç şeritte ?Lnn değeri sıcaklığın artmasıyla artar. Spektrumun kızıl ötesi bölgesinde ozonun; 4,75 , 9,6 ve 14,1 Âµm merkezli kuvvetli yutma şeritleri vardır. Burada yutma katsayıları ozon tabakasının eğik kalınlığı ve atmosfer basıncı ile bağıntılıdır. Atmosferin üst katmanlarındaki sıcaklık rejimi için görünür bölgede yutma şeridi esastır. Çünkü, ?L = değeri küçük olmasına rağmen yutma şeridi güneşten gelen maksimum enerji bölgesine isabet eder (L = Lamda, ? = Alfa).&lt;br/&gt;Tüm ozonun yaklaşık %90ı en yüksek konsantrasyona yaklaşık 25 km yükseklikte ulaşarak dünya yüzeyinden 15-45 km yukarıda stratosfer olarak bilinen yukarı atmosferin çok soğuk bir tabakasında saçılmış halde bulunur ve yaklaşık 20 km kalınlığındaki bu tabakaya ozon tabakası adı verilir. Her 100.000 molekülde sadece bir tane olması ozonun seyrek bir gaz olduğunu açıklamaktadır. Eğer saf ozon dünya yüzeyine taşınsaydı, hava basıncı ve sıcaklık şartlarıyla şıkıştırılan ozon yaklaşık 3 mm kalınlığında bir bant oluşturacaktı. Bu kadar az miktarda bulunmasına rağmen ozon yeryüzündeki biyolojik olaylarda başlıca rolü oynamaktadır.&lt;br/&gt;İyi ve Kötü Ozon Nedir?&lt;br/&gt;İyi ozon tüm ozonun %90ıdır ve aynı zamanda stratosferik ozon olarak da adlandırılır. Stratosferdeki ozonun oluşturduğu tabaka, doğal bir filtre vazifesi görerek yeryüzündeki tüm yaşam türlerini güneşin zararlı UV ışınlarına karşı koruduğu için &quot;iyi ozon&quot; dur. Ozon tabakası olmasaydı birçok insan cilt kanseri, katarakt gibi hastalıklara yakalanacaktı, hayvanlar ve tarım ürünleriyle bitkilerin yanısıra okyanusların üst seviyelerindeki canlı organizmalar da bundan zarar göreceklerdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Stratosferik ozon doğal olarak atmosferde oluşur ve aynı zamanda yine doğal olarak stratosferde bozulur. Atmosferde ozon; doğal olarak güneş ışınları ve nitrojen, hidrojen ve klor da dahil olmak üzere çeşitli bileşiklerle kimyasal reaksiyona girerek bozulur. Bu kimyasalların hepsi çok az miktarlarda atmosferde doğal olarak mevcutturlar. Kirlenmemiş bir atmosferde üretilen ozon miktarıyla tüketilen ozon miktarı tam bir denge halindedir. Böylece stratosferdeki ozonun toplam konsantrasyonu nisbeten sabit kalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diğer %10 luk miktar ise &quot;kötü ozon&quot; dur ve araç egzostları ve endüstriyel emisyonların oluşturduğu uçucu organik karışımların ve de nitrojen oksitlerin havaya karışmasıyla ortaya çıkan insan aktivitelerinin sebep olduğu ciddi bir hava kirliliğiyle yer seviyesinde oluşur. Özellikle yazın sıcak günlerinde uçucu organik karışımlar ve nitrojen oksitler güneş ışınlarıyla reaksiyona girdiklerinde &quot;duman&quot; ol</description></item><item><title>BİYOLOJİ - LA CLASSIFICATION DES ANIMAUX PLURICELLULAIRES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-la-classification-des-animaux-pluricellulaires-423993.html</link><description>la classıfıcatıon des anımaux plurıcellulaıres</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MİTOZ BÖLÜNME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-mitoz-bolunme-423392.html</link><description>mitoz bölünme</description></item><item><title>CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarin-temel-bilesenleri-453674.html</link><description>CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ&lt;br/&gt;İnorganik MoleküllerOrganik Moleküller&lt;br/&gt;Su, asit, baz, tuz ve minarellerKarbonhidratlar, yağlar, proteinler, enzimler, vitaminler ve nükleik asitler &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CANLILARDAKİ İNORGANİK BİLEŞİKLER:İnorganik bileşikler canlılar tarafından sentezlenemeyip dışarıdan hazır olarak bulunan maddelerden alınan bileşiklerdir. Canlılar mineral, su, karbondioksit gibi inorganik bileşikleri dışarıdan almak zorundadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SU: Canlılar için çok önemli bir moleküldür hücrelerin hayatsal faaliyetlerini sürdürebilmesinde önemi büyüktür. Bir insanın günlük su gereksinimi 1.5lt ile 2.5lt arasıdır. Canlıların %65 ile %95i sudur. İnsanda ortalama %65, tohumlarda %5 ile %15 arası, su bitkilerinde ise %98e kadar çıkar. İnsan yaşlandıkça vücuttaki su miktarı azalır.&lt;br/&gt; Su yeşil bitkilerde fotosentez olayı için gereklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6H2O + 6CO2                    C6H12O6 + 6O2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yeşil bitkiler suyla karbondioksiti birleştirerek besin ve oksijen üretirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SUYUN GÖREVLERİ:1)Kimyasal tepkimelerin hücrede gerçekleşmesi için gerekli bir çözücüdür.&lt;br/&gt;2)Besinlerin sindirimini sağlar(hidroliz).&lt;br/&gt;3)Maddelerin taşınmasında önemlidir.&lt;br/&gt;4)Zaralı atıkların seyreltilmesi ve vücuttan atılmasını sağlar.&lt;br/&gt;5)Vücut ısısını düşürür.&lt;br/&gt;6)Fotosentezde kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ASİTLER: Su içinde çözündüğü zaman H iyonu veren bütün maddelere asit denir. Asitlerin iki ayıracı vardır;&lt;br/&gt; fenol kırmızısı &amp;#61614; sarı, mavi turnusol &amp;#61614; kırmızı yaparlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAZLAR: Su içinde çözündüğü zaman OH iyonu veren bütün maddelere baz denir. Bazların ayıracı,&lt;br/&gt; kırmızı turnusol &amp;#61614; kırmızı yaparlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ASİT-BAZ DENGESİ: Asit baz dengesi ortamın H iyonu yoğunluğunun negatif logaritması asitliğin, OH iyonunun negatif logaritması bazikliğin derecesini verir. Bu değer pH ile gösterilir. PH 7 nötr, pH 7-0 arası asitlik, pH7-14 arası bazik özellik artar.&lt;br/&gt;PH değeri organizma için çok önemlidir. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşmesi için pH değerinin belirli bir değerde sabit kalması gerekir. Ör: insan kanının pHı 7.4 tür fakat bu değer 7 veya 7.8 e çıkarsa insan ölür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TUZLAR: Asitlerle bazlar karıştırıldığında asidin H iyonu bazın OH iyonu ile birleşerek tuz oluşturur ve su açığa çıkar.&lt;br/&gt;Ör:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücrenin içinde ve hücreler arası sıvıda çeşitli minarel tuzları vardır. Bunlar hayatsal faaliyetlerin gerçekleşmesinde önemli rol oynar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MİNARELLER:Mineraller hücrede protein, yağ, karbonhidrat gibi organik moleküllere bağlı oldukları gibi tuz halinde serbest olarak bulunabilirler. Ayrıca enzim hormon vitaminlerin yapısınada katılırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MİNERALLERİN GÖREVLERİ:  &lt;br/&gt;I.KANIN OSMOTİK BASINCINI AYARLAR&lt;br/&gt;II.kas kasılmalarında etkilidir. &lt;br/&gt;III.Sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynarlar.&lt;br/&gt;IV.enzimlerin yapısına katılarak katalizör görevi yapar. &lt;br/&gt;VÜCUDUMUZDA BULUNAN ÖNEMLİ MİNERALLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalsiyum(Ca): &lt;br/&gt;1.vücutta en fazla bulunan mineraldir. Fosforla birlikte kemik ve dişlerin yapısına katılır.&lt;br/&gt;2.kasların kasılmasında etkilidir.&lt;br/&gt;3.sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynar.&lt;br/&gt;4.kanın pıhtılaşması için gereklidir.&lt;br/&gt;5.enzimlerin etkisini arttırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Süt ve süt ürünlerinde ve koyu yapraklı yeşil bitkilerde bulunur. Besinlerle aldığımız vücutta emilebilmesi için D vitamini gereklidir. D vitamini yetersizliğinde çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ide osteomalizm hastalıkları görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOSFOR(P): &lt;br/&gt;1.Vücutta en bol bulunan minerallerle birlikte kemik ve dişlerin yapısına katılır.&lt;br/&gt;2.nükleik asitlerin yapısını oluşturur.&lt;br/&gt;3.Yağ protein karbonhidrat gibi moleküllerin yapısına katılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SODYUM VE KLOR (Na/Cl) :&lt;br/&gt;1.Hücre içi ve dışı sıvılarda bulunurlar.&lt;br/&gt;2.dokularda suyu tutarak vücudun su dengesini sağlar.&lt;br/&gt;3.kas kasılmasında etkilidir.&lt;br/&gt;4.sinirsel uyartıların iletilmesinde rol oynar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;POTASYUM (K) : &lt;br/&gt;1.Sodyumla birlikte vücut sıvılarında bulunur ve hücrelerin çalışmasını kontrol eder.&lt;br/&gt;2.Hücreler arası sıvı ile hücre sıvısı arasında potasyum oranı vardır. Bu sayede sinirsel uyartıların iletimi, aktif taşıma gibi birçok hayatsal faaliyet meydana gelir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEMİR (Fe) : &lt;br/&gt;1.Kan dokuda bulunan alyuvar hücrelerindeki hemoglobinin yapısına katılır.&lt;br/&gt;2.demir yetersizliğinde hemoglobin yapılamayacağı için anemi denilen hastalık görülür.&lt;br/&gt;3.Kas proteinlerinin yapısında bulunur.&lt;br/&gt;Karaciğer, dalak, kırmızı kemik iliğinde bol bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İYOT (I) : &lt;br/&gt;1.Tiroid bezinin salgısı olan tiroksin hormonunun yapısına katılır.&lt;br/&gt;2.tiroksin hormonunun az salgılanması tiroid bezinin büyümesine sebep olur bu hastalığa basit gua</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ÇİMLENME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-cimlenme-423907.html</link><description>çimlenme</description></item><item><title>PREBİYOTİK NEDİR ?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?prebiyotik-nedir--383504.html</link><description>PREBİYOTİK NEDİR ?&lt;br/&gt;Emilmeden kolona gelen ve kalın bağırsaktaki yararlı bakterilerin gelişimini ve aktivitelerini arttıran maddelere PREBİYOTİK adı verilmektedir. Kalın bağırsağın bakteriyel dengesini yararlı bakteriler lehine değiştiren bu maddeler, bebeğin organizmasını pozitif olarak etkilemektedir. Bu sayede enfeksiyonlara karşın doğal direnç sağlanmakta, kısa zincirli yağ asitlerinden enerji elde edilmekte, sindirimde pozitif etki sağlanmakta ve bağışıklık sistemi güçlenmektedir. &lt;br/&gt;Anne sütüyle beslenen bebeklerin bağırsak floralarını yararlı bakterilerden olan bifidobakteriler oluşturmaktadır. Mama ile beslenen bebeklerin bağırsak florası çok daha komplekstir. Bu florayı anne sütüyle beslenen bebeklerinkine benzer hale getirmek için mamalara probiotikler adı verilen canlı ve yararlı mikroorganizmalar ilave edilmiştir. Ancak bazı çalışmalar, bu mikroorganizmaların sindirim sisteminin üst kısmındaki bazı enzimlerin etkisi ile kolona ulaşmadan yaşamlarını yitirebildiklerini göstermiştir. Bunun sonucunda kalın bağırsağa kadar hiç etkilenmeden gelen ve orada yararlı bakterilerin yaşamını ve aktivitesini arttıran prebiyotiklerin mamalara ilavesi gündeme gelmiştir. Yapılan çalışmalarda prebiyotiklerin ilavesi ile kalın bağırsakların yararlı mikroorganizmaları olan bifidobakterilerin arttığı gösterilmiştir.&lt;br/&gt;Tüm yenidoğanlar için anne sütü büyüme gelişme, enfeksiyonlardan korunma açısından en değerli besindir. Ancak anne sütünün olmadığı durumlarda kullanılan mamalara prebiyotiklerin ilavesi, kolon mikroflorasını güçlendirerek bağışıklığı arttırmakta, bazı enfeksiyonlardan korumakta ve sağlıklı büyümeyi sağlamaktadır. &lt;br/&gt;Bu bilgilerin alındığı röpörtajda, Prof. Dr. Fügen Çullu, prebiyotiklerin yararını şöyle özetlemektedir: &quot;Prebiyotikler bebeklerin bağışıklık sistemini güçlendirir ve bebekleri enfeksiyonlara ve allerjilere karşı korur. Sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Prebiyotikli mamalarla beslenen bebeklerin dışkısı anne sütü ile beslenen bebek</description></item><item><title>BİYOLOJİK YASALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyolojik-yasalar-387942.html</link><description>BİYOLOJİK YASALAR :&lt;br/&gt;     Enbiya (21/30) İnkar edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?&lt;br/&gt;     Zumer (39/6) Allah sizi bir tek nefisten (Ademden) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allahtır. Mülk Onundur. Ondan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (Ona kulluktan) çevriliyorsunuz?&lt;br/&gt;     Nahl (16/68,69) Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin.&lt;br/&gt;Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.&lt;br/&gt;     Ali İmran (3/59) Allah nezdinde İsanın durumu, Ademin durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona &quot;Ol!&quot; dedi ve oluverdi.&lt;br/&gt;     Kıyame (75/3,4) İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?  Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.&lt;br/&gt;     Yasin (36/33) (Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler.&lt;br/&gt;     Zuhruf (43/11) Gökten bir ölçüye göre suyu indiren Odur. Biz onunla (kupkuru), ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.&lt;br/&gt;     Yasin (36/77-80) İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: &quot;Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?&quot; diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRELERİN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucrelerin-yapisi-423943.html</link><description>hücrelerin yapısı</description></item><item><title>CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarin-ortak-ozellikleri-456119.html</link><description>CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Canlıları cansızlardan ayıran özelliklerdir. &lt;br/&gt;1 &amp;#8211; Şekil&lt;br/&gt;Her canlının kalıtım ve çevre etkisiyle oluşan belli bir şekli var-&lt;br/&gt;dır. Amip ve cıvık mantarların şekli değişkendir.&lt;br/&gt;Canlıda (kalıtım x çevre) etkisiyle oluşan özelliklere modifi-&lt;br/&gt;kasyon denir. Bazı özellikler (kan grubu, cinsiyet, hastalık et-&lt;br/&gt;kenlerine karşı oluşturulan antikor tepkimeleri vb) sadece gen-&lt;br/&gt;lerle belirlenir.&lt;br/&gt;Modifikasyon : Çevre etkisiyle genlerin işleyişinde meydana&lt;br/&gt;gelen kalıtsal olmayan değişmelerdir. Modifikasyonlar genel-&lt;br/&gt;likle iki yönlüdür. Kalıtsal değildir.&lt;br/&gt;ÖRNEKLER :&lt;br/&gt;&quot;Çuha çiçeği yüksekte kırmızı, alçakta beyaz çiçek açar&lt;br/&gt;&quot;Döllenmiş yumurtadan çıkan arı ve karıncalar farklı beslen-&lt;br/&gt;me şekillerine göre kraliçe yada işçi bireyleri oluşturur.&lt;br/&gt;&quot;Kaslarını fazla kullanan insanın kasları gelişir.&lt;br/&gt;&quot;Himalaya tipi tavşanda, beyaz kürk yolunarak yerine buz &lt;br/&gt;sarılırsa siyah kürk çıkar.&lt;br/&gt;&quot;Deniz kenarındaki ağaçlar rüzgar alma yönünün tersine &amp;#8211;&lt;br/&gt;büyür.&lt;br/&gt;&quot;Kıvrık kanatlı sirke sinekleri 16 *C de yetiştirilirse düz, &lt;br/&gt;25 *C de yetiştirilirse kıvrık kanatlı olur.&lt;br/&gt;&quot;Çekirgeler 16 *C de yetiştirilirse beneksiz, 25 *C de yetişti-&lt;br/&gt;rilirse benekli olur.&lt;br/&gt;&quot;Dere yatağındaki istiridyeler suyun akış şekline göre farklı&lt;br/&gt;kabuk şekillerinde olurlar.&lt;br/&gt;&quot;Eşeysiz üreyen canlılarda aynı hücreden gelişen yavruların&lt;br/&gt;aralarındaki tüm farklılıklar modifikasyondur.&lt;br/&gt;&quot;Tek yumurta (gerçek) ikizlerin aralarında gözlenebilen tüm&lt;br/&gt;farklılıklar modifikasyondur.&lt;br/&gt;Mutasyon :  Genlerin kimyasal yapısında meydana gelen de-&lt;br/&gt;değişmelerdir. Mutasyonlar üreme hücrelerinde olursa kalıtsal-&lt;br/&gt;dır. Vücut hücrelerindeki mutasyonlar kalıtsal olmayıp sadece&lt;br/&gt;modifikasyona neden olurlar.&lt;br/&gt;ÖRNEK :&lt;br/&gt;Kıvrık kanatlı sirke sineği, 16 * de yetiştirilince düz kanatlı, &lt;br/&gt;25 *C de yetiştirilince kıvrık kanatlı olur. Bu modifikasyondur.&lt;br/&gt;&quot;Kıvrık kanatlı bir sirke sineği 35 *C de yetiştirilince kıvrık&lt;br/&gt;kanatlı yavruları oluyor. Bu kıvrık kanatlı yavrular 16 *C de&lt;br/&gt;yetiştirilinc</description></item><item><title>BİYOLOJİ - İŞİTME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-isitme-423797.html</link><description>işitme</description></item><item><title>DNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-392068.html</link><description>DNA  AMACI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  İç yapıları hemen hemen aynı olduğu halde insanlar, şekil, büyüklük ve renk bakımından birçok farklılık gösterirler. Bunun nedeni DNA plazmalarımızın birbirinden  biraz farklı olmasıdır. Örneğin göz rengi genimize sarı, kahverengi, ela ya da yeşil yapabilir. Ayrıca DNA&quot; nızın   minicik bir parçası kız ya da erkek mi olacağınızı siz doğmadan önce belirler. &lt;br/&gt;Yaşam, haberleşme ve bilgi akışı üzerinde kurulmuştur. Hücreden hücreye ve hücre içi haberleşmede mesaj taşıyan özel moleküller kullanılır. Hücrenin içindeki bilgi akışı genetik bilgi deposu olan DNA&quot; dan başlar. Hücrenin bu bilgi akışı biran içinde durması canlının bozulmasına neden olur. O halde yaşamının sürekliği bilgi alış &amp;#8211; verişinde mümkündür. Nasıl insanın bilgi alış &amp;#8211; verişinde temel unsur kelimeler, hücrede buna benzer şekilde belirli şifreler kullanılır. Yaşamın diline ait şifreler hücre hafızasında oluşturan DNA&quot; nın dört çeşit nükleotit vardır. Bu nükleotitlerin her biri şifre sembolü olarak kabul edilirse, yaşamın dili dört harfli bir alfabeye benzetilebilir. &lt;br/&gt;Yapısında dört çeşit harf olmasına rağmen DNA milyonlarca nükleotitler oluşmuştur. Bir omurgalı DNA&quot; sında en az 108 tane nükleotit bulunur. Bir insan hücresinin çekirdeğindeki DNA ipliği tamamen açılsa ve birbirine eklense uzunluğu yaklaşık bir metreyi bulur. Eğer vücudumuzda bulunan tüm hücreler DNA&quot;ları aynı şekilde uç uca eklenebilseydi ipin uzunluğu 25 000 km olurdu. Milyonlarca nükleotit üçlü gruplar halinde birleştiği zaman, ifade gücü yüksek bir dil oluşur. Örneğin ; insan hücresinde 1 850 000 000  şifre depo edilebilmektedir. İşte yaşamın dili, ifade gücü çok zengin olan bir dildir. DNA&quot; da bulunan nükleotit zincirinden her birinin üzerindeki kalıba göre RNA molekülleri oluşur. Hücrenin han tip protein gereksinimi varsa o proteinini şifreleyen DNA baz dizisi kalıp görevi yapar. RNA molekülü kalıp görevi yapan DNA ipliğinin adeta tamamlayıcı bir ip parçası gibidir. Bu şekilde yüzlerce şifre ile donatılmış RNA molekül</description></item><item><title>SİNİR SİSTEMİMİZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinir-sistemimiz-398417.html</link><description>SİNİR SİSTEMİMİZ...&lt;br/&gt;Sinir sistemini genel olarak, merkezi ve çevresel (periferik) sinir sistemi olarak iki kısma ayırmaktayız. Çevresel sistem, vücudun her yanından alınan duyu (tat, dokunma, görme, işitme, vücudun pozisyonu, ağrı, ısı, titreşim vb) bilgilerini merkeze taşıyan ve merkezden çıkan emirleri kas veya salgı bezi gibi ilgili yerlere götüren sinir kablolarından oluşur. Yani çevresel sinir sistemini (o kadar basit değilse de) bir veri taşıyıcısı olarak düşünebiliriz.&lt;br/&gt;MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN GENEL HATLARI&lt;br/&gt;Merkezi sinir sistemi, yani beyin ve omurilik, üç katlı bir zar yapısı ile çevrelenmiş durumdadır. Bu zarlar dıştan içe doğru dura mater (sert zar), araknoid (örümceksi) zar ve pia mater (ince zar) olarak sıralanırlar. Bu üç kılıf, kesintisiz bir biçimde tüm merkezi sinir sistemini sarar ve çevresel sinir sisteminde de hafif yapı ve işlev değişiklikleri ile devamlılık gösterir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 1. Beyni saran zar sistemleri ve kan beyin engeli.&lt;br/&gt;Araknoid zarın iç kısmı, ince uzantılarla ve adeta bir örümcek ağı yapısında bağlantılarla doludur. Zara adını veren de zaten bu özelliktir. &lt;br/&gt;Araknoid zar, bu uzantıları aracılığıyla pia matere bağlanarak, arada bir boşluk oluşmasına neden olur ki bu boşluk da &quot;subarachnoid boşluk&quot; adını alır (sub eki, &quot;altında&quot; anlamındadır). Bu boşluk ise, tabirin aksine boş değil, &quot;beyin omurilik sıvısı&quot; (BOS) denen bir sıvı ile doludur. Bu sıvı, sinir sistemi dokusunun beslenmesi ve atıklarının atılmasında hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sinir sisteminin tamamını saran bu zar yapısı ve içindeki sıvı dolu bu bölmeler sayesinde, sinir sistemi bir bütün olarak sıvı içinde yüzer durumda bulunur ve böylece hem darbelere karşı emici bir tamponla korunmuş, hem de bu yumuşak ve nazik doku kendi ağırlığı dolayısıyla hasar görmesini engelleyecek bir yastık sistemiyle donatılmış durumdadır.&lt;br/&gt;Beyni besleyecek olan kan damarları beyin dokusuna girerken bir çeşit yapı değişikliğine uğrayarak, duvarlarından hiç bir maddenin kontrolsüz geçmesine izin vermeyecek özel bir yapı kazanırlar. Bu yapı, sinir hücrelerinin yardımcıları olan glia (bkz aşağıda) hücreleri ile dış kısımdan da desteklenerek, &quot;kan beyin engeli&quot; dediğimiz özel bir yapının oluşmasını sağlarlar. Bu sayede çok hassas bir organ olan sinir sistemi, kandaki zararlı ve istenmeyen maddelerin taarruzundan da korunmuş olur (Şekil 1). &lt;br/&gt;OMURİLİK:&lt;br/&gt;Merkezi sinir sistemi; kararların verildiği, etraftan gelen verilerin yorumlandığı, algılamanın ve diğer bütün zihni fonksiyonların yerine getirildiği bölgeleri içeren karmaşık bir işlevsel yapılar bütünüdür. Merkezi sinir sisteminin en &quot;basit&quot; kısmı, omurilik dediğimiz ve sırtımızdaki omur kemikleri arasında aşağıya doğru uzanan tüp şeklindeki yapıdır. Bu yapı, etraftan gelen bilgilerin merkezi sinir sistemine girdiği ve merkezden gelen emirlerin çevresel sisteme aktarıldığı yerdir. Aynı zamanda, refleks dediğimiz, ani ve istemsiz hareketler de, bu organ tarafından kontrol edilir. Omurilik temel olarak, orta kısmında ince ve boylu boyunca bir kanal; kanalın etrafında, eninde kesildiğinde kelebek gibi görünen bir gri madde; ve bunun etrafında ise beyaz madde kütlesinden oluşan, tüp şeklinde bir yapıdır. Ortadaki kanal, beynin içinde bulunan, ventrikül (karıncık) adı verilen ve besleyici bir sıvı olan beyin omurilik sıvısı (BOS) ile dolu olan boşlukların, omurilik içindeki devamıdır ve aynı sıvıyla doludur. Kanalın etrafında bulunan gri madde, esas olarak sinir hücrelerinin gövde kısımlarını içerir. Buradaki sinir hücreleri, çevresel sinir sisteminden gelen ve merkezden dışarıya gönderilen verileri değerlendirilerek, nereye ve ne şekilde gönderileceklerini belirleyen karmaşık elektriksel devreler oluştururlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu fonksiyonu anlamak için basit bir örnek verelim: Diyelim ki elimizde bir dondurma var ve bunu ağzımıza götürüp yemek istiyoruz. Bunun için, kolumuzu ağzımıza doğru bükmemiz gerekiyor. Biz bu kararı beynimizde verdikten hemen sonra, beynimizden, kolumuzu bükecek olan pazu kaslarına doğru bir kasılma sinyali gönderilir. Fakat bu sinyal, kola gelmeden önce, omurilikteki sinir hücrelerine aktarılır. Burada, yani omurilikte bulunan elektriksel devreler, bu sinyali alarak birkaç iş yaparlar. Öncelikle, pazu kaslarına bir uyarı gönderirler. Ama bu arada, kolun bükülebilmesi için, kolu açmaya, yani ağızdan uzaklaştırmaya yarayan arka kol kaslarının da gevşemesi gerekir. İşte, omurilikteki devreler, pazu kaslarına &quot;kasıl&quot; emrini gönderirken, aynı zamanda, kolu açan kaslara kasılma emr</description></item><item><title>ALGLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?algler-449101.html</link><description>ACTIVITY: ALIEN ALGAE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tracing the origins of the quick-growing Caulerpa taxifola alga that is threatening the Mediterranean required some scientific sleuthing. Biologists first had to identify the alien species and its origin, then explore the adaptations that enabled it to survive in the Mediterranean ecosystem. Then they hypothesized and tried ways to control the algae. A unique control has been suggested in the form of a sea slug, but that solution raises other questions.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;In this activity, you will determine how temperature can affect the growth of algae and perhaps discover a way to control it.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERIALS&lt;br/&gt;-3 medium-sized jars or beakers with covers &lt;br/&gt;-culture of freshwater algae added to tap water that has been allowed to stand for a few days (If that is not available, pond water may be used, but be aware that microscopic organisms other than algae will be present. Cultured algae may be purchased through scientific supply companies or aquarium supply stores.) &lt;br/&gt;-journal for recording purposes &lt;br/&gt;-microscope &lt;br/&gt;-slides &lt;br/&gt;-slide covers &lt;br/&gt;-droppers &lt;br/&gt;PROCEDURE&lt;br/&gt;1.Observe the water containing the algae culture. What does it look like? Can you see anything unusual? What color is the water?&lt;br/&gt;2.Prepare a slide with a drop of the water containing algae. Observe it under a microscope. Conduct a population count by counting the number of cells visible in the field of view. Record this number.&lt;br/&gt;3.Divide the algae solution into three separate sterilized jars. Place one solution in a warm area like the top of a refrigerator or radiator, one in a cool area (inside the refrigerator) and the third at room temperature. Make certain each jar has an available light source. (Algae are photosynthetic and cannot survive without light.) Jars should be loosely covered to permit a gas exchange but prevent evaporation.&lt;br/&gt;4.Create a hypothesis about what you think will happen to the algae culture in each of the jars over a three-week period.&lt;br/&gt;5.Observe the jars of algae for a period of three weeks. Conduct a population count twice each week following the exact procedure you used for your first count. Record this information and your observations in the journal.&lt;br/&gt;QUESTIONS&lt;br/&gt;1.Which jar grew the most algae? Do you think temperature has an effect on growth of algae? What effect did you observe? What effects could global warming have on the presence of algae throughout Earths waters?&lt;br/&gt;2.The algae you grew in this activity are different from C. taxifola. List the differences and similarities between the types of algae. Unique characteristics of the algae species in the Mediterranean include its enormous size, its ability to adapt to the Mediterraneans climate and its ability to reproduce asexually. (The algae seen in this story actually form one huge cell.)&lt;br/&gt;EXTENSIONS&lt;br/&gt;1.Who owns the Mediterranean Sea? Identify the countries bordering the sea and brainstorm or role-play scenarios as suggested by Alan Aldas questions about releasing the slugs into the Mediterranean to address the problem of the Caulerpas proliferation. What if one country doesnt want to release the slugs? Is releasing slugs a good idea? What might be some consequences of a deliberate release? &lt;br/&gt;2.Research how algae are controlled in aquariums. Using your jars of algae, try to discover a non-toxic way to get rid of the algae.&lt;br/&gt;3.Research other invasive algae and how they are being controlled. Red tide has invaded estuaries along coastal areas of the U.S. Its toxic blooms can kill many dolphins and other marine mammals. In California, biologists at the Monterey Bay Aquarium have reported an algal bloom with a fatal neurotoxin that has killed hundreds of sea lions.&lt;br/&gt;4.Simulation models of algae may be seen online at http://www.isima.fr/ecosim/ct.html.&lt;br/&gt;5.Research the biology and strategies for controlling the algae in the Mediterranean, then prepare your recommendations. &lt;br/&gt;6.Compare the biology of green algae and plants. How are they different? Similar? See http://www.ucmp.berkeley.edu/alllife</description></item><item><title>BİYOLOJİNİN ÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyolojinin-onemi-386888.html</link><description>BİYOLOJİNİN ÖNEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Temel bilim olan biyoloji, canlı ve doğa ile ilgili her konuyu içine almaktadır, bu bakımdan araştıran, düşünen insana sınırsız sayıda çalışma olanağı sağlar. Burada başarılı olmanın en önemli sırrı, düşünerek doğayı izlemektir. Doğanın bilinçsiz kullanılması, insan ve diğer canlıların yaşamı için tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarır. Çevre kirlenmesi, erozyon, madde kaybı, yeşil alanların azalması, hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme, biyolojik zenginliklerin ortadan kalkması bu sorunların başında gelir.&lt;br/&gt;Biyoteknoloji alanındaki çalışmalarla atık maddeleri, temel yapılarına kadar parçalaybilen mikroorganizmalar kullanılarak daha temiz bir çevrenin yaratılması sağlanacaktır.&lt;br/&gt;Biyoteknolojinin amacı, bir canlının belirli özelliklerini şifreleyen genetik bilginin bir başka canlıya nakledilmesidir. Böylece nakledilen bilginin gereği, ikinci canlı tarafından yerine getirilir. &lt;br/&gt;Biyoloji; uygulama alanları olan tıp, tarım, hayvancılık, ormancılık, endüstri ve diğer alanlardaki çalışmalar sayesinde, insanların geleceğe daha umutla bakmalarını sağlayan geniş bir bilim dalı olmuştur. &lt;br/&gt;Biyoloji ile bireyin kendisini ve çevresini tanıması, çevresini koruma bilincini kazanması hedeflenmiştir. &lt;br/&gt;Biyoloji bilimine yaterli önemin verilmemesi sonucunda ortaya çıkan sorunlar:&lt;br/&gt;      Çevrenin bozulması ile ilgili sorunlar:&lt;br/&gt;1.Erezyon, sulak alanların kurutulması,denizlerin ve göllerin kirlenmesi, ormanların ve meraların tahrip edilmesi.&lt;br/&gt;2.Birçok canlı türünün ortadan kalkmasıyla biyoloji çeşitliliğinin azalması ve doğal dengenin bozulması.&lt;br/&gt;3.Canlıların aşırı ve yanlış tüketiminden dolayı, doğal kaynakların tahrip edilmesi gibi sorunlar çevrenin bozulmasına nenden olur.&lt;br/&gt;      Sağlıkla ilgili sorunlar:&lt;br/&gt;1.Yanlış beslenmeye bağlı birçok rahatsızlık.&lt;br/&gt;2.Akraba evliliğine dayalı anomalilerin artması.&lt;br/&gt;3.Kalıtsal bozuklukların zamanında tanımlanamamasına bağlı olarak sağlıksız soyların ortaya çıkması vb. Sorunlardır.&lt;br/&gt;      Ekonomiyle ilgili sorunlar:&lt;br/&gt;1.Dünyanın en önemli kültür bitkilerini ve hayvanlarını barındıran ülkemizde, ıslah çalışmalarının yapılmaması ve üretimin gerken şekilde arttırılmaması ekonomik sorunlardır.&lt;br/&gt;      Sosyal yapı ile ilgili sorunlar:&lt;br/&gt;1.Çevre bozulmasına ya da yaşabilir bir çevre oluşturulmamasına bağlı olarak göçe sürüklenme. &lt;br/&gt;2.Sağlıklı ve güzel ortamlarda çocukların yetiştirilmememsine bağlı olarak, bedensel ve ruhsal yetersizlikler, sosyal yapı ile ilgili sorunlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİYOLOJİNİN GELECEĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünyamızın kaynakları, sürekli çoğalan ve tüketimi gittikçe artan insan topluluklarına yeterli olmayacak duruma gelmiştir. Denizler, iç sular, atmosfer ve kirlenmiş toprak yapısı yer yer yenilenemeyecek biçimde bozulmuştur. Tüm dünya yaşam tehlikesine doğru sürüklenmektedir. Çözüm yolu, bazı önlemlerle birlikte biyoloji bilimine dayanmaktadır. Önümüzdeki yüzyılın başında şu gelişmelerin olması beklenmektedir.&lt;br/&gt;*İnsan topluluklarında kalıtsal hastalıklara neden olan genler, döllenme sırasında sağlamlarıyla değiştirilerek kanser, yüksek ve düşük tansiyon, şeker hastalığı, cücelik vb. Hastalıklar önlenebilecektir.&lt;br/&gt;*Canlıların ömür uzunluğunu kalıtsal olarak denetleyen genler kontrol altına alınarak ya da değiştirilerek, uzun bir yaşam sağlanabilicektir. 1996 yılından beri ana karnındaki bir fetusun ne kadar yaşayacağı artık tahmin edilebilmektedir.&lt;br/&gt;*Bir canlıda önemli bir özelliği ortaya çıkaran gen ya da genler, diğer canlıların kalıtsal yapısına eklenerek bazı eksiklikler bu yolla giderilebildiği gibi fazladan bazı özelliklerin kazanılması da sağlanacaktır. Örneğin; C vitamini karaciğerde sentezlettirileceği için besinlerle alınması gerekmeyecektir.&lt;br/&gt;*Bitki ve hayvanların ıslahında olağanüstü atılımlar gerçekleşecek, verim artırılacak, birçok maddenin sentezi özellikle büyük miktarda mikroorganizmalara yaptırılabilcektir.&lt;br/&gt;*Genlerdeki değişiklikler sonucu yeni hayvan ve bitki türlerinin ortaya çıkması sağlanacaktır.&lt;br/&gt;*Yenilenme mekanizması aydınlatılacağından kısmi doku ve organ yitirimleri yerine konulabilecektir.bugüne kadar doku ve organ nakli tekniğinde, doku uyuşmazlığı nedeniyle başarısızlıklar olmuştur, ancak bu sorun doku ve organ nakli tekniğindeki gelişmelerle aşılmaktadır. Bunun için şimdiden organ bankalarında çeşitli organlar gerektiğinde kullanılmak üzere korunmaktadır. Şu anda genellikle sperm, kemik, deri ve bazı özel dokular saklanabilmektedir. Yakın gelecekte ise çeşitli doku ve organlar, bir bütün olarak yapıları</description></item><item><title>ENDOKRİN SİSTEM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?endokrin-sistem-384079.html</link><description>ENDOKRİN SİSTEM&lt;br/&gt;Endokrin sistem,endokrin bezlerden meydana gelmiştir.Hormonlar etkileyecekleri yapılara kan ile veya difüzyonla taşınarak hedef dokulardaki işlevleri düzenler.Bütün metebolk işlevlerde ;büyüme ,üreme ,glikozun kandaki miktarı minarellerin ve suyun hem hücreler arası sıvıda hem de kanda belirli derişimler arasında tutulmasında hormonların büyük etkisi vardır.Ayrıca hormonlar ,hücre zarının geçirgenliğine de etki ederler.&lt;br/&gt;Hormanal düzlemde ;bitkilerde ,omurgasız ve omurgalı canlılarda görülür.Hormonlar çok etkin kimyasal maddeler olup ,çok az miktarda dahi etkilerini gösterirler.Bu yüzden kanda ve idrarda çok az miktarda bulunurlar.Bir hormonun izolosyonu yapılarak ,kimyasal yapısının aydınlanması ve daha sonra yapay olarak sentezlenerek o hormonun eksikliğinden ve fazlalığından meydana gelecek hastalığın tedavisine çalışılır.&lt;br/&gt;Endokrin sistem,sinir sistemi ile beraber çalışır ve bazı yönlerden ona benzer.Sinirsel ve hormonal düzenleştirme arasındaki başlıca fark hız farkıdır.örneğin;sinir sistemi,bir organda çok kısa zamanda bir etki meydana getirebildiği halde hormonların düzenleyici etkisi çok ağırdır ve uzun zaman alır.&lt;br/&gt;Hormonlar yapı bakımından organik maddelerdir.Fakat protein veya yağ gibi belli bir gruba girmezler.Bazıları karışık protein,bazıları aminoasit veya steroit gibi bileşiklerden oluşmuşlardır.Hormonlar,vücudun bir yerinde salgılandıktan sonra kanla diğer taraflara taşınır ve belli yerlerde çok düşük konsantrasyonlarda etki ederek hücre faaliyetini düzenlerler.Hormonlar,çok az miktarda olmakla beraber vücudun normal çalışması için gereklidir.Bunlardan birinin az veya çok salgılanması görev bozukluklarına yol açar.Bir hormonu saf halde elde etmek oldukça güçtür.Örneğin;birkaç mg dişi domuz eşey hormonu elde etmek için iki ton domuz ovaryum ekstraktı gerekir.Hormonlar kana salgılandıktan sonra etkilerini gösterir ve sonra yavaş yavaş etkisiz hale gelerek vücuttan dışarı atılırlar.Bunların yerine devamlı olarak yenileri salgılanır.Vücu</description></item><item><title>BİYOLOJİ - SİGARA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-sigara-424012.html</link><description>sigara</description></item><item><title>BAKTERİLERİN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakterilerin-insan-yasamindaki-yeri-ve-onemi-418038.html</link><description></description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİYOMEKANİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biyomekanik-423412.html</link><description>biyomekanik</description></item><item><title>KAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kan-369803.html</link><description>KAN&lt;br/&gt; Kan,insanda ve üstün yapılı hayvanlarda yaşamın sürmesini sağlayan en önemli vücut sıvısıdır.Dolaşım sistemini oluşturan kalp ve kan damarları aracılığıyla bütün vücudu dolaşarak dokular arasındaki madde alış verişine yardımcı olur.Bütün çok hücreli gelişmiş canlılarda, bir yandan hücrelere gerekli olan besin maddeleri ile solunum gazlarını, öte yandan hücre etkinliklerini yan ürünü olan atık maddeleri taşıyan böyle bir sıvı vardır.İnasanda ve gelişmiş hayvanlarda bu taşıma görevini üstlenen kan, sindirim sisteminden aldığı besin maddeleri ile akciğerden aldığı oksijeni vücuttaki milyonlarca hücreye götürür.Her hücre, gelişmesi ve işlevlerini yerine getirmesi için yalnızca o maddeleri seçerek gerektiği kadarını alır.Bu maddlerin özümsenemsi nsırasında açığa çıkan ve vücuttan uzaklaştırılması gereken zararlı atıkları, karbondioksidi ve fazla suyuda gene boşaltır. Kan bu kez yüklenmiş olduğu bu maddeleri böbreklere ve akciğerelre taşıyarak vücuttan dışarı atılmalarına yardımcı olur. Bu arada kanda hücreler arası boşluklara sızan sıvıları ve besin maddelerini toplayarak yenidenkana aktarmak üzere vücutta ikinci bir sıvı dolaşır. Renksiz olduğu için akkan da denilen bu sıvının adı lenftir. &lt;br/&gt;Kan ve lenfatik doku vücudumuzda homeostatik dengeyi sağlayan ve bizi başta patojenik mikro organizmalar ve allerjenler olmak üzere zararlı dış etkenlerden koruyan birincil yapıdır. Vücudumuzdaki hücrelerin büyük çoğunluğu dış ortama açık değildir ve farklı organ sistemleri vücudumuzun farklı anatomik kompartmanlarında yer aldığından biribirileriyle genellikle doğrudan temas halinde değildir. Bu sebeplerle kan ve lenfatik doku (kalp ve dolaşım sistemi ile birlikte) vücudun temel taşıyıcı ortamı ve ulaşım sistemidir. Ancak kan ve lenf, doku olarak benzer nitelikler taşısada, sonunda biribirine karışana kadar farklı damar sistemlerinde taşınan iki ayrı sıvıdır. &lt;br/&gt;Dokulara oksijen ve besin maddeleri dokulardan geri ise karbondioksit ve metabolik atıklar kan yoluyla taşınır. Ayrıca dokulara ulaşan hormonlar, birçok yapısal ve foksiyonel doku faktörleri ve immunoglobinlerin tümü kan yoluyla taşınan diğer önemli faktörlerdir. Lenf sıvısı ise içerik olarak kaynaklandığı organa göre farklılıklar gösterir. Örneğin kemik iliğinden, timus bezinden ve dalaktan kaynaklanan lenf çok sayıda beyaz küre içerir. Buna karşın barsaklardan kaynaklanan lenf sıvısı ise sindirim sisteminden emilen yağ ve lipoprotein bakımından çok zengindir. Ayrıca lenf sıvısı dokulardaki fazla sıvıyı ve fazla proteinleri lenf bezlerinde filtre ettikten sonra kana geri taşır ve dokularda ödem oluşumunu engeller. Örneğin orak hücreli anemi veya talasemi doğrudan kan dokusunun bir parçası olan kırmızı küreleri (eritrositleri) etkileyen genetik bKan ve lenfatik sistem hastalıkları bu dokuların sistemik dağılımından dolayı genellikle bedenin tamamını ir hastalık olmasına rağmen bu hastalıkların etkileri sistemik olarak tüm vücudu etkiler. Genellikle kan ve lenfatik sistemin genetik hastalıkları sonucu hastada bitkinlik, gelişme geriliği, sık ve ağır enfeksiyonlar, kanama diyatezleri ve diğer organ sistemlerinde kanser (neoplasm) ensidansında bir artış görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                              KAN HÜCRELERİ&lt;br/&gt;İnsanda kanı plazma denen sarımsı renkte bir sıvının içinde yüzen kan hücrelerinden oluşur.Plazmanın yaklaşık yüzde 90 nı su geri kalan bölümüğ suda erimiş maddelerdir:Albümin,fibrinojen ve globülinler gibi plazma proteinleri;glikoz,aminoasitler,yağlar,m,neral tuzları ve vitaminler gibi besin maddelri;karbondioksit ve üre gibi atık maddeler; hormonlar,antikorlar.Bu sıvının içinde değişik görevleri olan üç tip hücre bulunur;alyuvarar(eritrositler),akyuvarlar(lokositler)ve trombositler(kan pulcukları). &lt;br/&gt;Alyuvarların sayısı öbür kan hücrelerinin hepsinden daha fazladır.1 milimetreküp  kanda yaklaşık 4-5 milyon alyuvar,buna karşılık yalnızca 7 yada 8 bin kadar akyuvar bulunur.Kanın kırmızı gözükmesinin nedenide plazmanın içinde yüzen milyonlarca alyuvardır.&lt;br/&gt;Ancak bir mikroskopla görülebilen alyuvarlar tıpkı bir tavla pulu gibi kenarları daha kalın ortası hafifçe çukur olan yuvarlak ve yassı, çekirdeksiz hücrelerdir.Bir alyuvarın yaklaşık üçte biri demirli bir bileşik olan ve kana kırmızı rengini veren hemeglobinden oluşur.Öbür omurgalıların alyuvarlarındada aynı bileşik bulunduğu için hepsinin kanı kırmızıdır.Oysa yumuşakçalıların kanındaki kimyasal madde plazmaya mavi, halkalı solucanlarda ise yeşil rengi</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ENZİMLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-enzimler-424156.html</link><description>enzimler</description></item><item><title>ENDANGERED AND THREATENED SPECIES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?endangered-and-threatened-species-359454.html</link><description>ENDANGERED AND THREATENED SPECİES   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                    What Are Endangered and Threatened Species?&lt;br/&gt; A century ago, a bird called the passenger pigeon lived in North America. There were so many passenger pigeons that people often saw great flocks of them flying overhead containing thousands, even millions, of birds. Today, there is not a single one left. What happened?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; The passenger pigeon became extinct. All living passenger pigeons disappeared from the earth entirely. The passenger pigeon became extinct for two reasons. First, the forests where it lived were cut down to make way for farms and cities. Second, many pigeons were shot for sport and because they were good to eat. At that time, there were no hunting laws to protect endangered species like there are now.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The passenger pigeon is one of the many plants and animals that once lived on our planet and have become extinct. For example, dinosaurs, mammoths, and saber-toothed tigers all became extinct long ago. More recently, the dodo bird and the sea mink also have disappeared. Extinction has been going on since life began on earth. But today, extinction is happening faster than ever before.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;There are more than 600 endangered or threatened species in the United States today. Endangered species are those plants and animals that are so rare they are in danger of becoming extinct. Threatened species are plants and animals whose numbers are very low or decreasing rapidly. Threatened species are not endangered yet, but are likely to become endangered in the future. &lt;br/&gt;How Does Extinction Happen?&lt;br/&gt;Species disappear because of changes to the earth that are caused either by nature or by the actions of people. Sometimes a terrible natural event, like a volcano erupting, can kill an entire species. Other times, extinction will happen slowly as nature changes our world. For example, after the Ice Ages, when the great glaciers melted and the earth became warmer, many species died because they could not live in a warmer climate. Newer species that could survive a warmer environment took their places.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;People can also cause the extinction of plants and animals. The main reason that many species are endangered or threatened today is because people have changed the homes or habitats upon which these species depend. A habitat includes not only the other plants and animals in an area, but all of the things needed for the species survival -- from sunlight and wind to food and shelter. The United States has many habitats, from ocean beaches to mountain tops. Every species requires a certain habitat in order to live. A cactus, for example, needs the sunny, dry desert in order to grow. A polar bear, on the other hand, would not live in a desert, because it could not find enough food and water.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pollution can also affect wildlife and contribute to extinction. The Nashville crayfish is endangered mainly because the creek where it lives has been polluted by people living nearby. Pesticides and other chemicals can poison plants and animals if they are not used correctly. The bald eagle is one bird that was harmed by pesticides. In the past, a pesticide called DDT was used by many farmers. Rains washed the pesticide into the lakes and streams where it poisoned fish. After eating the poisoned fish, the eagles would lay eggs with very thin shells. These eggs were usually crushed before they could hatch. Today, people are not allowed to use DDT and the bald eagle, although still endangered, has slowly begun to increase in number.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;People can also endanger plants and animals by moving, or introducing, new species into areas where they do not naturally live. Some of these species do so well in their new habitat that they endanger those species already living there, called the native species. For example, when some fish are introduced into a lake or stream, they may prey upon, or eat the food of the native fish. The native species may then have to find a new source of food or a new home, or face beco</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRELERIN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucrelerin-yapisi-424340.html</link><description>hücrelerın yapısı</description></item><item><title>BİYOLOJİ SORULARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-sorulari-358131.html</link><description>BİYOLOJİ&lt;br/&gt;S.1 - İki canlı türünün yakın akraba oldukları nasıl anlaşılır?&lt;br/&gt;C.1 - akrabalık derecelerine göre sınıflandırmaya doğal sınıflandırma denir. Doğal sınıflandırma bilimseldir. Bilimsel sınıflandırmada; canlıların morfolojik yapıları, organelleri, hücrelerinin tipi ve sayısı, yaşam ortamları, beslenme ve üreme şekilleri göz önüne alınır.&lt;br/&gt;S.2 - Yapay sınıflandırma niçin bilimsel değildir ?&lt;br/&gt;C.2 - Yapay sınıflandırma sadece gözleme dayalı olduğundan bilimsel değildir.&lt;br/&gt;S.3 - Sınıflandırmada kullanılan ölçütler nelerdir ?&lt;br/&gt;C.3 - Tür, cins, aile, takım, sınıf, şube ve alem&lt;br/&gt;S.4 - Analog organ ile homolog organ arasındaki fark nedir?&lt;br/&gt;C.4 - Analoğun kökeni farklı, görevi aynı ; homoloğun kökeni aynı görevi farklıdır.&lt;br/&gt;S.5 - Canlılar niçin sınıflandırılmalıdır ?&lt;br/&gt;C.5 - Canlılar hakkında daha detaylı bilgi almak ve bilim dünyasında karışıklığı önlemek için.&lt;br/&gt;S.6 - Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ölçütler nelerdir ?&lt;br/&gt;C.6 -   1) Hücresel yapı  2) embriyo tabakalarının sayısı 3) vücuttaki segmentler 4)İskelet&lt;br/&gt;5) Protein benzerliği 6)Azotlu boşaltım ürünleri benzerliği 7)Fizyolojik benzerlik &lt;br/&gt;8) DNA &quot;daki baz dizilimi  9)Vücut simetrisi 10) Vücut boşluğu tipi&lt;br/&gt;S.7 - Virüsler niçin canlı sayılmaz ?&lt;br/&gt;C.7 - Hücresel yapı göstermedikleri için canlı sayılmaz.&lt;br/&gt;S.8 - Virüslerin insanlar için önemi nedir ?&lt;br/&gt;C.8 -  1)Birçok hastalık yaparlar (grip, kuduz, kızamık â€¦)&lt;br/&gt;           2)Bakterilere karşı biyolojik mücadelede kullanılırlar.&lt;br/&gt;           3)Hücrenin virüse karşı salgıladığı savunma maddesi olan interferon dan aşılar elde edilir.&lt;br/&gt;           4)Bitki ve hayvanda hastalık yaparak ürün kaybına neden olurlar.&lt;br/&gt;           5)Bakterilerin hormon üretimini sağlamak için kullanılır.&lt;br/&gt;S.9 - Virüs çeşitleri nelerdir ?&lt;br/&gt;C.9 - Genoma göre 2 çeşit; DNA (bakteri,hayvan) RNA (bitki)virüsleri&lt;br/&gt;          Konağa göre 3 çeşit ; hayvan, bitki, bakteriyofaj virüsleri&lt;br/&gt;S.10 - Virüslerin yapısı nasıldır ?&lt;br/&gt;C.10 - Protein kılıflı ve genom denilen kalıtsal maddeden yapılmışlardır. ( Kromozom ve ribozoma benziyor) Genom ya DNA&quot;dan ya RNA&quot;dan oluşur. Enzim sistemleri yoktur. Sadece girecekleri hücrenin zarını eritecek hazır enzimleri vardır.&lt;br/&gt;S.11 - Virüsler niçin antibiyotiklerden etkilenmez ?&lt;br/&gt;C.11 - Çünkü virüslerin protein kılıfları var.&lt;br/&gt;S.12 - Mavi-yeşil alglerin biyolojik önemi nedir ?&lt;br/&gt;C.12 - Bitkilerin, özellikle fosfor ve azotu topraktan almasında bir alg türünün önemli etkisi var. Ayrıca deniz ve okyanuslarda algler, diğer canlılar için besin ve O2 kaynağıdır. Algden algin, karaginin ve Agar çıkartılır. Algin; dondurma , boya, ilaç, krem üretiminde ve kıvamında; karaginin çikolatanın sertleşip şeklini koruması için, Agar da konservecilikte kullanılır. Bazı alg türleri protein , vitamin, ve mineral bakımından zengin olduğu için yenir.( Ayrıca okyanus dibinden çıkartılan diatomlu toprak işlenerek izolasyon tuğlası, süzgeç ve diş macunu yapımında kullanılır. &lt;br/&gt;S.13 - Kızıl denizin rengi nasıl ortaya çıkmıştır ?&lt;br/&gt;C.13 - Burada kırmızı renk maddesine sahip siyanobakteriler çok fazla olduğu için suyun rengi kırmızı görülür.&lt;br/&gt;S.14 - Bakterilerin yapısı nasıldır?&lt;br/&gt;C.14 - Bakteri hücreleri bir hücre zarı ve sert bir hücre çeperi ile kuşatılmıştır. Bir çoğunda çepere ek olarak &quot; kapsül denilen koruyucu bir dış tabaka bulunur. Çeperin yapısında insan ve hayvanlar için zehir etkisi yapan antijenler vardır. Stoplazmada glikojen, protein ve yağ tanecikleri; organel olarak da tek ribozom vardır. DNA, stoplazmanın çekirdek bölgesi denilen belirli bir bölgesindedir.&lt;br/&gt;S.15 - Bakterilerde üreme nasıldır ?&lt;br/&gt;C.15 - Eşeyli(kalıtım maddesinin bir kısmını başka bakteriye verir. yada eşeysiz(ana hücre 2&quot;ye bölünür&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;S.16 - Monera aleminin biyolojik, ekonomik önemi ve insan sağlığı ile ilişkisini açıklayınız ?&lt;br/&gt;C.16 - İnsanda verem, tifo vb birçok hastalık yapar. Çürükçülleri madde döngüsü için önemlidir. Maya bakterileri alkol ve yoğurt yapımında kullanılır. Biyoteknolojik yöntemlerle insülin, aşı, antikor, serum ve bazı kimyasal ilaçlar bakterilerin kullanılmasıyla elde edilir. Genetik mühendisl</description></item><item><title>BİTKİLERDE TAŞIMA SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-tasima-sistemleri-358697.html</link><description>BİTKİLERDE TAŞIMA SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Saçak köklü ve yaprak damarları paralel olan ileri yapılı bir bitkide;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.İletim elemanları gövdeye gelişi güzel dağılmıştır&lt;br/&gt;II.Kapalı demet tipi taşır&lt;br/&gt;III.Yapraklar periderma ile kaplıdır&lt;br/&gt;IV.Gözenekler sadece yaprağın üst epidermsisinde bulunur&lt;br/&gt;V.Köklerde emici tüyler bulunur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      özelliklerinden  hangileri kesin olarak doğrudur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız ll    &lt;br/&gt;B)lll ve V&lt;br/&gt;C)l ve ll&lt;br/&gt;D)l, ll ve lll&lt;br/&gt;E)l, ll, lV ve V&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Bitkilerde bulunan iletim demetlerinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.Kambiyum&lt;br/&gt;II.Floem&lt;br/&gt;III.Ksilem&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;elemanlarından hangileri mutlaka bulunur?&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)ll ve lll&lt;br/&gt;E)l, ll ve lll&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3)Kütilula tabakasının kalın oluşu bitki ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin kanıtı olabilir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Kurak ortamlarda yaşaması &lt;br/&gt;B)Gözeneklerinin açık olması &lt;br/&gt;C)Köklerinin yüzeyde bulunması&lt;br/&gt;D)Tak çenekli olması&lt;br/&gt;E)Fotosentez hızının yüksek olması&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;4)Bitkilerde trake ve trakeid borularında bulunan bileşikler, aşağıdaki olayların hangisinde doğrudan kullanılmaz?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Fotosentezde oksijen gazının üretiminde&lt;br/&gt;B)Solunumda yakıt molekülü olarak &lt;br/&gt;C)Hücre zarında madde alışverişinde&lt;br/&gt;D)Enzimlerin aktif hale getirilmesinde&lt;br/&gt;E)Vücut ısısının düzenlenmesinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5)Emici tüyler aşağıdaki dokuların hangisinin faklılaşması sonucu oluşur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Parankima dokusu&lt;br/&gt;B)Salgı dokusu&lt;br/&gt;C)Destek doku&lt;br/&gt;D)İletim dokusu&lt;br/&gt;E)Epidermis dokusu &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6)  Toprak sıvısında çözünmüş halde çeşitli elementler bulunur bunların oranları bellidir. Eğer laboratuarlarda bu elementlerden birinin oranı doğal halinin biraz altına indirilirse bitkinin diğer elementleri de azaltılanın oranına bağlı olarak tüketir. Buna MİNİMUM YASASI  denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Buna göre doğal ortamdaki sıvıdaki;&lt;br/&gt;I.kalsiyum nitratın oranı % 0,1&lt;br/&gt;II.potasyum nitratın oranı % 0,025&lt;br/&gt;III.demir sülfatın oranı % 0,01&lt;br/&gt;IV.magnezyumun sülfatın oranı % 0,025&lt;br/&gt;V.potasyum hipofosfatın % 0,25&lt;br/&gt;oranında bulunmaktadır. Minimum yasasına göre potasyum nitratın oranı           % 0,015&quot;e düşürülürse, magnezyum sülfatın kullanım oranı aşağıdakilerden hangisi gibi olur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)% 0,015&lt;br/&gt;B)% 0,1&lt;br/&gt;C)% 0,025&lt;br/&gt;D)% 0,001&lt;br/&gt;E)%0,01&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7)Yüksek yapılı bitkilerde aşağıdaki olaylardan hangisi gerçekleşirken enerji harcanmaz?&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A)Organik besin sentezinde&lt;br/&gt;B)Aminoasit sentezinde&lt;br/&gt;C)Soymuk borularında madde taşımasında&lt;br/&gt;D)Hücre yinelenmesinde&lt;br/&gt;E)Havanın serbest oksijenin stomalarla alınmasında &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8)Çok hücreli bitkilerdeki;&lt;br/&gt;I.İletim sistemleri&lt;br/&gt;II.Kloroplast&lt;br/&gt;III.Gerçek yaprak&lt;br/&gt;IV.Stoma &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     gibi yapılardan hangileri su yaşamından kara yaşamına geçişten sonra ortaya çıkmıştır? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız lV&lt;br/&gt;C)ll ve lll&lt;br/&gt;D)ll ve lV&lt;br/&gt;E)l, lll ve lV&lt;br/&gt;9)Epidermisin değişimiyle oluşan stoma hücrelerinde;&lt;br/&gt;I.Glikozun yıkılması&lt;br/&gt;II.H2O parçalanması&lt;br/&gt;III.pH yükselmesi&lt;br/&gt;     olayları gerçekleşir. Bunlardan hangileri sadece aydınlık ortamdan meydana gelir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)l ve ll&lt;br/&gt;E)ll ve lll&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10)  Aşağıdakilerden hangisi monokotil bir bitki için karakteristik özelliktir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Ağsı damarlaşmalar &lt;br/&gt;B)Yaprak sapı bulundurma&lt;br/&gt;C)İletim demetlerinin düzensiz yerleşmesi&lt;br/&gt;D)Kurak bölgede yaşama&lt;br/&gt;E)Kazık köke sahip olma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11)  Bitkilerin kök ucunda, emici tüylerle başlayıp odun borularına kadar sıralanmış hücrelerde osmotik basıncın giderek artması aşağıdakilerden hangisinin oluşmasına neden olur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Kök basıncının&lt;br/&gt;B)Kılcallık olayının&lt;br/&gt;C)Kohezyon gerilimi&lt;br/&gt;D)Soymuk borularındaki çift yönlü iletim&lt;br/&gt;E)Yaprak hücrelerindeki plazmolizin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12)  Bir iletim demetinde odun ve soymuk borularından başka,&lt;br/&gt;I.Parankima hücreleri&lt;br/&gt;II.Destek hücreleri&lt;br/&gt;III.Arkadaş hücreleri&lt;br/&gt;        bulunur. Bunlardan hangileri hem odun, hem de soymuk demetlerinde                     rastlanır? &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)l ve ll&lt;br/&gt;E)ll ve lll &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13)  Hortumları ile bitkilerin soymuk borularındaki &quot;özsuyu&quot; emen parazit böcekler en çok hangi maddeyi azalttıkları için bitkiye zarar verirler?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Karbonhidrat&lt;br/&gt;B)Oksijen&lt;br/&gt;C)Su&lt;br/&gt;D)Glikoz&lt;br/&gt;E)Madensel tuz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14)  İletim demetlerinin açık veya kapalı oluşun</description></item><item><title>BİYOLOJİ - EVRİM KURAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-evrim-kurami-424079.html</link><description>evrim kuramı</description></item><item><title>MATERYAL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?materyal-363501.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1- ÖZET1&lt;br/&gt;2- GİRİŞ2&lt;br/&gt;3. MATERYAL3&lt;br/&gt;4- SİSTEMATİKDEKİ YERİ4&lt;br/&gt;5- MORFOLOJİ5&lt;br/&gt;5.1. YUMURTA5&lt;br/&gt;5.2. LARVA5&lt;br/&gt;5.3. ERGİN5&lt;br/&gt;6- YAYILIŞI6&lt;br/&gt;7- ZARAR YAPTIĞI BİTKİLER6&lt;br/&gt;8- ZARAR ŞEKLİ6&lt;br/&gt;9- BİYOLOJİSİ7&lt;br/&gt;10- DOĞAL DÜŞMANLARI7&lt;br/&gt;11- MÜCADELESİ8&lt;br/&gt;11.1. KÜLTÜREL TEDBİRLER8&lt;br/&gt;11.2. BİYOLOJİK MÜCADELE8&lt;br/&gt;11.3. KİMYASAL MÜCADELE8&lt;br/&gt;12- KAYNAKLAR10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1- ÖZET&lt;br/&gt;Danaburnu (Gryllotalpa gryllotalpa L.) Orthoptera takımından, Gryllotalpidae familyasına girmektedir. Tütün, pamuk, çay, çeşitli sebzeler, tüm fidelikler, pancar, patates, havuç, Cucurbitaceae&quot;ler, süs bitkileri, meyve ve orman fidanlarında zarar yapmaktadır.&lt;br/&gt;Vücut kadife gibi kısa tüylerle kaplıdır, renk kızılımtrak kahverengi veya kirli koyu esmerdir. Baş ileri uzanmıştır. Xantenler kısa ve kuvvetlidir. Ağız parçaları çiğneyicidir. Gözler yanda bulunur ve iyi gelişmemiştir. Ön bacak toprağı kazmak için özel bir şekil almıştır.&lt;br/&gt;Vücut uzunluğu 40-60 mm, pronotum 14-17 mm, kanat 14-20 mm&quot;dir. Yumurtadan çıkan nimfler birkaç hafta gruplar halinde yuvalar içinde kalırlar. Sonbahara kadar 2 deri değiştiren nimfler 3. Dönem nimf halinde kışı toprak altında geçirirler. Soğuktan korunmak için toprağın derinliklerine de inebilirler. İlkbahar sonlarında ve yazın deri değiştirmeye devam ederler ve toplam 5 gömlek değiştirdikten sonra Ekim ayında ergin olurlar. Böylece nimflerin gelişme süresi 1,5 yıla yaklaşmaktadır. Yeni meydana gelen erginler kışı toprakta açtıkları galerilerde geçirirler, ertesi ilkbaharda çiftleşerek yumurta bırakırlar ve biyolojileri tamamlanmış olur. Böylece 2 yılda bir döl verir.&lt;br/&gt;Ergin ve nimfleri toprak içinde galeri açarak ilerlerken rastladıkları her tür bitkinin kökleri ve yumrularını yerler. Özellikle yeni dikilmiş veya yeni çimlenmiş sebze fidelerinin köklerini keserek kurumalarına neden olur ve yumrulu sebzelerin de toprak altında bulunan yumrularını yerler. Özellikle yeni dikilmiş veya yeni çimlenmiş sebze fidelerinin köklerini keserek kurumalarına neden olur ve yumrulu sebzelerin de toprak altında bulunan yumrularını kemirerek zarar verirler. Danaburnu yoğunluğu yüksek olduğu zaman bitkilerde büyük ölçüde zarar meydana gelmektedir.&lt;br/&gt;Küçük bahçelerde topraklar su altında bırakılarak toprak altındaki danaburnu nimf ve erginleri öldürülebilir. Ayrıca, zamanında ve iyi bir toprak işlemesiyle de zararlının toprak altındaki nimf ve erginleri öldürülebilir. Bundan başka, zararlı gübreli ve sıcak toprakları sevdiği için yaz sonuna doğru bahçenin değişik yerlerine gübre kümeleri bırakılır ve ilkbahar başlarında burada toplanan nimf ve erginler öldürülürler.&lt;br/&gt;Kimyasal mücadelede zehirli yemler kullanılabilir. Bunun için 10 kg kepek + 3 -4 lt su + 500 gr şeker + insektisit karışımı olarak hazırlanan zehirli yem 1 da alana uygulanır. Uygulamadan önce tarlanın sulanması başarıyı arttırır.&lt;br/&gt;2- GİRİŞ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sebze yetiştiriciliği, ülkemizde hemen hemen her yerde yapılmaktadır. Danaburnu adı verilen bu böcek gerek fide döneminde gerekse diğer dönemlerinde sebzelere önemli derecede zarar vermektedir. Sebzelerden başlıca zararı görülen bitkiler başta havuç ve Cucubitaceae familyası bitkileri olmak üzere çok çeşitlidir. Ancak entansif olarak yapılan sebzecilikte danaburnunun önemi çok büyüktür.&lt;br/&gt;Ayrıca tütün, pamuk, çay, pancar, patates, süs bitkileri, meyve ve orman fidanlarında zarar yapmaktadır.&lt;br/&gt;Üretimin ekonomik anlamda gerek ihracatın yükseltilmesinde, gerek nüfus artışı nedeniyle tüketime cevap verecek seviyeye çıkarılması için özellikle bitkilere zarar veren böceklerle mücadele edilmelidir.&lt;br/&gt;Hastalık ve zararlılar ile hiç mücadele yapılmaz ise ancak zararlılardan artan hasat edilir. Fakat bilinçli ve zamanında yapılan ilaçlı mücadele ve önceden alınan kültürel önlemler ile hastalık ve zarar kayıpları en aza indirgenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;3. MATERYAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4- SİSTEMATİKDEKİ YERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Phylum  (Şube): Arthropoda&lt;br/&gt;Class   (Sınıf): Insecta&lt;br/&gt;Ordo    (Takım): Orthoptera&lt;br/&gt;Familia     (Familya): Gryllotalpidae</description></item><item><title>LİKEN SKLEROATROFİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?liken-skleroatrofik-444334.html</link><description>LİKEN SKLEROATROFİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deri  ve  mukozalarda fildişi renginde, indüre papül ve plaklarla, folliküler keratotik tıkaçlarla   karakterize kronik  atrofik mukokutanöz bir hastalık&lt;br/&gt;    ETYOLOJİ&lt;br/&gt;Sebebi bilinmiyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Otoimmun faktörler&lt;br/&gt;       LİKEN SKLEROATROFİK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Balanitis kserotika obliterans:  Glans  ve prepisyumda  liken skleroatrofik &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kraurosis vulva:  Labia major ve minor, perine,  perianal bölgede  liken skleroatrofik&lt;br/&gt;    L S A  &lt;br/&gt; K / E :  10 / 1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; En sık  40-50 yaş  ,     2-6 yaş &lt;br/&gt;    PATOGENEZ&lt;br/&gt;Kollagen ve subepidermal elastinde dejenerasyon&lt;br/&gt;Hem dejenerasyon hem melnositlerden keratinositlere melanozom transferi inhibisyonu ile keratinositlerde melanozom yokluğu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   KLİNİK&lt;br/&gt;Porselen beyazı renkte ,    poligonal,     keskin sınırlı,  düzgün yüzeyli papül          veya    plaklar&lt;br/&gt;Lezyonların  yüzeyinde  keratine  uyan           siyah  tıkaçlar&lt;br/&gt; Anogenital figure 8 veya keyhole lezyonları&lt;br/&gt;Purpura  ve  telenjektaziler&lt;br/&gt;    LEZYONLARIN YERLEŞİMİ&lt;br/&gt;Genital bölge : Glans penis,  prepisyum&lt;br/&gt;                                        Labiumlar&lt;br/&gt;Gövdenin üst kısmı &lt;br/&gt;Umblikus çevresi&lt;br/&gt;Boyun,  aksilla,  bileklerin fleksör yüzleri&lt;br/&gt;Oral mukoza&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   AYIRICI TANI  &lt;br/&gt;Morfea&lt;br/&gt;Vitiligo&lt;br/&gt;Atrofik liken planus&lt;br/&gt;Atrofik DLE&lt;br/&gt;Lökoplaki, intertrigo&lt;br/&gt;Extramammar Paget hastalığı&lt;br/&gt;    LSA       KOMPLİKASYONLARI&lt;br/&gt;Labium major ve minorlarda   füzyon, vulvada atrofi,  klitoris kaybı,  vestibuler skleroz &lt;br/&gt;Fimozis,  balanit&lt;br/&gt; Nadiren  malign dejenerasyon riski &lt;br/&gt;TEDAVİ&lt;br/&gt;Kesin tedavi yok&lt;br/&gt;Topikal kortikosteroidler&lt;br/&gt;Genital lezyonlara  lokal östrojen  ve testosteron &lt;br/&gt;K  Paraaminobenzoat,  E vitamini, hidroksiklorokin, asitretin&lt;br/&gt;HİSTOPATOLOJİ&lt;br/&gt;Folliküler tıkaçlı hiperkeratozis&lt;br/&gt;Epidermal atrofi&lt;br/&gt;Bazal hücre hidropik dejenerasyonuyla stratum malpiginin atrofisi&lt;br/&gt;Üst dermiste kollagen homogenizasyonu   ve ödem&lt;br/&gt;Orta dermiste lenfositik  infiltrasyon,  dilate kapillerler,  hemorajiler</description></item><item><title>MENDEL KANUNLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mendel-kanunlari-442495.html</link><description>MENDEL KANUNLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Avusturyalı botanikçi ve papaz Gregor MENDEL, günümüzün popüler bilimi olan genetik biliminin, babası olarak kabul edilir. 1856 yılından itibaren çeşitli bezelye (Pisum sativum) varyetelerine ait tohumları toplamaya ve onları manastır bahçesinde yetiştirerek aralarındaki farkları incelemeye başlamıştır. 10 yıllık çalışmasının önemli bulgularını Versuche Über Pflanzenhybriden (=Bitki melezleri ile çalışmalar) adlı ünlü inceleme yazısıyla yayımlamıştır.&lt;br/&gt;O tarihlerde DNA, kromozom, mayoz bölünme gibi kavramlar henüz gün ışığına çıkmadığı halde Mendel&quot;in sadece Fenotipik (gözlenebilen) karakter ayrılıklarına göre değerlendirmeleri, son derece doğru biçimdedir.&lt;br/&gt;Çalışmaları ve keşifleri yaşadığı dönem içinde hiçbir ilgi uyandırmamış ve kimse önemini fark etmemişti. Ölümünden 16 yıl sonra Hollanda&quot;da H. De Vries, Almanya&quot;da Correns ve Avusturya&quot;da E. Von Tschermak adlı üç biyolog, çeşitli bitki türlerinde, birbirlerinden habersiz yaptıkları araştırmalarda, Mendel yasalarının geçerliliğini gösterdiler. Mendel yasaları adı altında tüm sonuçları toparladılar.&lt;br/&gt;Mendel&quot;in, çaprazlama deneyleri için özellikle bezelye bitkisini tercih etmesinin, nedenleri vardı. Tozlaşmanın kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesi ve de kendi kendine tozlaşmanın engellenebilmesi, basit yöntemler uygulanarak sağlanabiliyordu. Kalıtımın, biraz karmaşık ilkelerini çözebilmek için fenotipik karakterleri zengin olan bitkiler seçilir. Özellikle bezelye bitkisinin 7 farklı fenotipik karakteri olması çalışmalara kolaylık getirmiştir. Tohumun biçimi (düzgün-buruşuk), tohumun rengi (sarı-yeşil), meyve kabuğu biçimi (şişkin-dar), meyve kabuğu rengi (sarı-yeşil), gövde boyu (uzun-kısa) gibi özellikler fenotipik karakterlere örnek gösterilebilir.&lt;br/&gt;Çaprazlama; genetikte, hayvanlarda çiftleştirme, bitkilerde tozlaştırma şeklinde organizmalar arasında yapılan kontrollü döllenme çalışmalarıdır.&lt;br/&gt;Asırlar boyunca, kalıtımın, çocuklarda, anne ve babanın karakterlerinin bir karışımı olarak ortaya çıktığına inanılmıştı. Mendel bu fikri reddederek kendi adıyla belirlenen yasaları belirlemişti. Mendel bir karaktere ait fenotiplerden birinin diğerinden daha baskın olduğunu, çeşitli varyetedeki bezelye tohumları arasında, karşılıklı çaprazlamalar yaparak göstermiştir. Sarı ve yeşil bezelye bitkilerini dişi ve erkek olarak ayrı ayrı kullandı. Çaprazlama sonucundaki ilk dölün (F 1 dölü) ana ve babadan sadece birine benzediği görüldü. Bu keşif karakterlerin karışım esasına göre dağılım görüşünü yıkmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çaprazlama işleminin pratikte nasıl olduğunu anlatmadan önce bazı temel noktaları hatırlatmak istiyorum. Vücut hücrelerimizin kromozom sayısı 2n dir. Gametlerde (eşey hücreleri) ise bu sayı mayoz bölünme gereği yarıya düşer ve n olur. Anne ve babadan sperm (n) ve yumurta (n) hücreleri (eşey hücreleri) ile taşınan kromozomlar birleşerek 2n sayıdaki zigot hücresini oluşturur. Böylece kromozom sayısı mayoz ile korunmuş olur. Zigotun ergin bireyi oluşturmasına dek sürdürdüğü hücre bölünme programı artık mitozdur. Bu bölünme tipinde kromozom sayısı hep sabittir. Bitkilerde de aynı kural geçerlidir. Eşey hücreleri, polen ve embriyo kesesindeki yumurtadır.&lt;br/&gt;Kalıtsal molekülde (DNA) bulunan ve canlının karakterlerinin belirlenmesinde rol oynayan kalıtsal birimlere gen adı verilir. Bir genin DNA molekülünde kapladığı fiziksel alan için lokus deyimi kullanılır. Örneğin bezelyedeki tohumun, rengini belirleyen genin kapladığı alan bir lokustur. Bir lokusta mevcut renk bilgilerinin her birine de allel adı verilir. Sarı renk bir allel, yeşil renk bir allel. Daha genel bir tarifleme ile bir genin değişik biçimlerine allel adı verilir.&lt;br/&gt;Mendel, fenotipik karakterlerin çaprazlanması sırasında alleleri, alfabenin bir harfi ile simgelemiştir. Dominant (baskın) karakterleri büyük harf, resesif (çekinin) karakterleri de küçük harfle göstermiştir. Çaprazlamadaki saf soylara ait bitkiler için, ana-baba (parental) kuşağı anlamında P simgesi, bunların çaprazlanmasından meydana gelen birinci ku</description></item><item><title>HÜCRE BÖLÜNMESİ NEDİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-bolunmesi-nedir-437151.html</link><description>Hücre bölünmesi nedir ? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ana hücreden yavru hücreye genetik şifre nasıl taşınmaktadır ?&lt;br/&gt;Canlılar türlerini devam ettirebilmek veya hasara uğramış bölümlerini tamir edebilmek için hücresel seviyede bölünmeye gereksinim duyarlar. Bunun için genetik şifrenin aynısının yavru hücrelere aktarılması gerekir. Örneğin hormon yapımını da artırmak için bir tiroit hücresinin bölünmesi gereksin. Bu gereksinim ortaya çıkınca büyüme faktörlerinden bir kısmı ve TSH hormonu tiroit hücre zarına yapışır ve çekirdeğe çeşitli proteinler aracılığıyla bölünme işleminin başlatılması için sinyal gönderir. Bu sinyali alan özel bir gen aktive olarak protein üretir ve bu protein başka bir geni uyararak bölünme işlemini başlatır. Bunun için önce çekirdekteki şifreleri taşıyan DNA nın bir eşinin yapılması gerekir. Enzim adı verilen özel proteinler daha önce DNA nın yapısında olduğu belirtilen şeker,baz ve fosfat birimlerini kopyalama adı verilen bir işlemle orijinal DNA daki sıraya göre dizmeye başlar ve işlem bittikten sonra birbirinin tamamen benzeri iki ayrı DNA ortaya çıkar .&lt;br/&gt;     Eğer kopyalama sırasında yanlış bir dizilim olursa başka bir gen devreye girerek bunu düzeltmeye çalışır, düzeltmezse başka bir gen devreye girerek bölünme işlemini durdurur böylece yanlış genetik şifrenin yeni oluşacak hücrelere geçmesi önlenir. Şimdi kopyalama işleminin doğru yapıldığını varsayalım ve gelişmeleri izleyelim. Artık çekirdekte birbirinin tamamen benzeri olan iki DNA vardır ve bölünme işlemini durduracak bir emir gelmemişse DNA lar daha öncede değinildiği gibi paketlenerek 46 çift kromozom haline döner. Diğer bir deyişle birbirinin aynısı olan 23 çift iki takım kromozom ortaya çıkar. Bu devreden itibaren 23 çift kromozom hücrenin bir ucuna doğru giderken diğer 23 çift kromozom diğer ucu gitmeye başlar ve hücre ortadan boğumlanıp her birini çevreleyen yeni zarla birlikte özellikleri tamamen aynı olan iki ayrı hücre ortaya çıkar. &lt;br/&gt;                            MİTOZ BÖLÜNME&lt;br/&gt;Mitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır. Fakat hücrede bazı değişiklikler olur; hücre içeriği jel haline geçer, metabolizma durur, çekirdeğin hacmi hızla büyür. Kromatid iplikleri belirginleşir ve boyanmaya başlar. G2 evresinin tamamlanması, kromozomların türlere özgü şekil ve sayıyı kazanmasıyla mitoz bölünmeye geçilir. Işık mikroskobunda kromozomlar artık rahatlıkla görülebilir. Bu süre yaklaşık bir saat sürer. Bu evredeki hücreler küre şeklindedir ve etrafındaki cisimlere kuvvetle bağlanmamıştır. Mitoz bölünme; profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evreye ayrılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROFAZ&lt;br/&gt;Başlangıcında çekirdek içinde ince uzun kromatid iplikleri halinde görünen kromozomlar, yavaş yavaş helozon şeklinde kıvrılarak kalınlaşmaya başlar ve görülebilir duruma geçer. kalınlaşma ve kısalma anafaza kadar devam edebilir. Bu arada eş kromozomlar birbirlerinden fark edilemeycek kadar sıkıca bağlıdırlar. Bu evrede birbirine sentromerlerle bağlanmış olarak duran kromozomların her birine kromatid denir. Sentrozomlar ayrılarak her biri bir kutba gitmeye başlar ve aralarında iğ iplikleri oluşur. Profazın sonuna doğru iğ iplikleri ile kromozomlar arasında bağlantı kurulurken, sentrozomlardan hücre zarına uzanan iğ iplikleri de oluşur ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur, kromozomlar sitoplazma içerisine dağılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;METAFAZ&lt;br/&gt;Kromozomlar çok kere bir çember gibi, bazen de karışık olarak ekvatoral düzlem üzerinde dizilirler. Genellikle küçük kromozomlar merkezde, büyükler çevrededir. Diziliş türlere özgü bir özellik gösterir. Kromozomlar eşit olarak kutuplara çekileceğinden, ortada belirli bir denge kurulana kadar beklenilir.&lt;br/&gt;Profaz 30-60 dakika sürmesine karşılık, metefaz ancak 2-6 dakika sürer. her bir kromozomun sentromeri belirgin olarak ikiye bölünür ve kromatidler tam olarak birbirinden ayrılır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ANAFAZ&lt;br/&gt;Ekvatoral düzlemdeki kardeş kromozomlar kutuplara bu evrede taşınırlar. Kasılma özelliği olan sentrozomların iğ iplikleri sayesinde kromozomların yarısı bir kutba, diğer yarısı öbür kutba gider. Kromoz</description></item><item><title>AZOT DÖNGÜSÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?azot-dongusu-388850.html</link><description>AZOT DÖNGÜSÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Biyosfer yer kabuğunu saran atmosferin ince bir tabakasıdır.Azot bileşikleri bu ince kabuk içinde birbirine dönüşür.Bu işlemlere azot çevrimi denir.Azot çevrimi yaşamın sürekliliğini sağlayan bir doğa olayıdır.Bu çevrimde azot bileşikleri sürekli olarak topraktan canlılara ve sonra tekrar toprağa geri dönerler.Ancak bir miktar azot atmosfere gider ve tekrar geri alınır.&lt;br/&gt;   Önce azot bileşiklerinin toprakla yaşayan varlıklar arasındaki değişimini ele alalım.Toprak ekseri nitrat bileşikleri içerir.Bu bileşikler ya inorganik olarak amonyak bileşiklerinden veya organik olarak ölmüş bitki ve hayvan kalıntılarından oluşan humus adı verilen maddelerden toprağa karışır.Topraktaki bu nitrat bileşikleri bitki ve hayvanlardaki bütün proteinlerin kaynağını oluşturur.Bitkiler nitratlı bileşikleri gıda olarak kullanır ve onları amino asit  ve proteinlere dönüştürürler.Azot bileşikleri eksik olan topraklarda bitkiler gelişemez.Azotça fakir topraklarda  büyüyen bitkiler,azotça zengin topraklarda büyüyen bitkilere göre daha az verim ve proteine sahiptirler.&lt;br/&gt;   Bitkiler ölünce taşıdıkları protein ya doğrundan toprağa veya hayvanlara geçer.Proteinler hayvanların büyüme ve gelişmesi için de çok gereklidir.Vücudumuzun temel işlemleri için vitaminlerin, proteinlerin , hormon ve enzimlerin alınması gerektiğinden , yeterli azotlu gıdalar yemeyen kişilerde beslenme bozuklukları görülür.&lt;br/&gt;Bitkilerde olduğu gibi hayvanlar ölünce de taşıdıkları azot bileşikleri toprağa sürekli olarak ancak genellikle artık şeklinde geri döner. Hayvan dışkı ve artıkları yüksek oranda nitratlı bileşikler içerir. Örneğin gübre üzerinde oluşan beyaz benekler potasyum nitrattır.İngiltere&quot;de, Elizabeth döneminde işçilerin gübrelerin bir kısmının barut yapımı için hükümete vermeleri bir yurtseverlik görevi idi.&lt;br/&gt;    Azot sadece toprak ve canlılar arasında dolaşmaz,bu arada bir kısım azot atmosfere karışır.Daha sonra bu azotun bir kısmı ışık etkisi ile amonyağa dönüşür ve yağmurla beraber toprağa d</description></item><item><title>CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarin-ortak-ozellikleri-349328.html</link><description>CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Canlıları cansızlardan ayıran özelliklerdir. &lt;br/&gt;1 - Şekil&lt;br/&gt;Her canlının kalıtım ve çevre etkisiyle oluşan belli bir şekli var-&lt;br/&gt;dır. Amip ve cıvık mantarların şekli değişkendir.&lt;br/&gt;Canlıda (kalıtım x çevre) etkisiyle oluşan özelliklere modifi-&lt;br/&gt;kasyon denir. Bazı özellikler (kan grubu, cinsiyet, hastalık et-&lt;br/&gt;kenlerine karşı oluşturulan antikor tepkimeleri vb) sadece gen-&lt;br/&gt;lerle belirlenir.&lt;br/&gt;Modifikasyon : Çevre etkisiyle genlerin işleyişinde meydana&lt;br/&gt;gelen kalıtsal olmayan değişmelerdir. Modifikasyonlar genel-&lt;br/&gt;likle iki yönlüdür. Kalıtsal değildir.&lt;br/&gt;ÖRNEKLER :&lt;br/&gt;â€”Çuha çiçeği yüksekte kırmızı, alçakta beyaz çiçek açar&lt;br/&gt;â€”Döllenmiş yumurtadan çıkan arı ve karıncalar farklı beslen-&lt;br/&gt;me şekillerine göre kraliçe yada işçi bireyleri oluşturur.&lt;br/&gt;â€”Kaslarını fazla kullanan insanın kasları gelişir.&lt;br/&gt;â€”Himalaya tipi tavşanda, beyaz kürk yolunarak yerine buz &lt;br/&gt;sarılırsa siyah kürk çıkar.&lt;br/&gt;â€”Deniz kenarındaki ağaçlar rüzgar alma yönünün tersine -&lt;br/&gt;büyür.&lt;br/&gt;â€”Kıvrık kanatlı sirke sinekleri 16 *C de yetiştirilirse düz, &lt;br/&gt;25 *C de yetiştirilirse kıvrık kanatlı olur.&lt;br/&gt;â€”Çekirgeler 16 *C de yetiştirilirse beneksiz, 25 *C de yetişti-&lt;br/&gt;rilirse benekli olur.&lt;br/&gt;â€”Dere yatağındaki istiridyeler suyun akış şekline göre farklı&lt;br/&gt;kabuk şekillerinde olurlar.&lt;br/&gt;â€”Eşeysiz üreyen canlılarda aynı hücreden gelişen yavruların&lt;br/&gt;aralarındaki tüm farklılıklar modifikasyondur.&lt;br/&gt;â€”Tek yumurta (gerçek) ikizlerin aralarında gözlenebilen tüm&lt;br/&gt;farklılıklar modifikasyondur.&lt;br/&gt;Mutasyon :  Genlerin kimyasal yapısında meydana gelen de-&lt;br/&gt;değişmelerdir. Mutasyonlar üreme hücrelerinde olursa kalıtsal-&lt;br/&gt;dır. Vücut hücrelerindeki mutasyonlar kalıtsal olmayıp sadece&lt;br/&gt;modifikasyona neden olurlar.&lt;br/&gt;ÖRNEK :&lt;br/&gt;Kıvrık kanatlı sirke sineği, 16 * de yetiştirilince düz kanatlı, &lt;br/&gt;25 *C de yetiştirilince kıvrık kanatlı olur. Bu modifikasyondur.&lt;br/&gt;â€”Kıvrık kanatlı bir sirke sineği 35 *C de yetiştirilince kıvrık&lt;br/&gt;kanatlı yavruları oluyor. Bu kıvrık kanatlı yavrular 16 *C de&lt;br/&gt;yetiştirilince yine kıvrık kanatlı, 25 *C de yetiştirilince yine&lt;br/&gt;kıvrık kanatlı oluyor.&lt;br/&gt;Bu verilen örnek mutasyondur. Çünkü 35 *C de genlerin &lt;br/&gt;yapısı değişmiştir. Artık hangi ortam olursa olsun hep aynı&lt;br/&gt;özellik görülmektedir.&lt;br/&gt;Varyasyon : Aynı türün bireylerinde görülen kalıtsal farklılık-&lt;br/&gt;lardır. Varyasyonun nedeni mutasyonlar ve eşeyli üremedir.&lt;br/&gt;Varyasyonlar doğal seleksiyonlara neden olduğu için evrimsel&lt;br/&gt;açıdan önemlidir.&lt;br/&gt;ÖRNEK :&lt;br/&gt;â€”Aynı anne babadan doğan çocukların birbirlerine ve anne&lt;br/&gt;babalarına tam olarak benzememesi varyasyondur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Adaptasyon : Bir canlının bulunduğu ortamda yaşama ve ü-&lt;br/&gt;reme şansını artıran özelliklerinin bütününe adaptasyon denir.&lt;br/&gt;Adaptasyonların nedeni doğal seleksiyonlardır.&lt;br/&gt;ÖRNEK :&lt;br/&gt;â€”Bukalemunun girdiği ortama uygun olarak renk değiştirmesi&lt;br/&gt;â€”Dış döllenme yapan canlıların gamet sayısının fazla olması&lt;br/&gt;â€”Çiçekli bitkilerin embriyoyu besleyecek tohum oluşturması&lt;br/&gt;â€”Rüzgarla tozlaşan çiçekli bitkilerde polen sayısının fazla ol-&lt;br/&gt;ması&lt;br/&gt;â€”Kutuplarda yaşayan ayıların, sıcak bölgede yaşayan hem-&lt;br/&gt;cinslerine göre daha iri vücutlu olması&lt;br/&gt;â€”Kurak bölgede yaşayan bitkilerin yaprak ayasının dar, göv-&lt;br/&gt;de ve yaprakların tüylü, stomaların küçük ve derinde olması&lt;br/&gt;â€”Ağaç dallarında yaşayan çekirgelerin görünüşlerinin ağaç&lt;br/&gt;dallarına benzemesi&lt;br/&gt;2 - HÜCRE&lt;br/&gt;Canlının yapısını oluşturan, en küçük canlı yapı ve görev bi-&lt;br/&gt;rimlerine hücre denir.&lt;br/&gt;Hücre&lt;br/&gt;Hücresel  YapıProkaryot hücreÖkaryot hücre&lt;br/&gt;Çekirdek zarıYokVar ÇekirdekçikYokVar &lt;br/&gt;Zarla çevrili organelYokVar (kloroplast, lizozom,&lt;br/&gt;sentrozom, golgi, mito-kondri, ER vb.)&lt;br/&gt;RibozomVARVAR&lt;br/&gt;KlorofilSitoplazmadaKloroplastın içinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakteriler ve Mavi - Yeşil algler(siyanobakteriler) prokaryot&lt;br/&gt;hücreye sahiptir.&lt;br/&gt;3 - BESLENME&lt;br/&gt;Canlılar enerji elde etmek, yıpranan parçalarını onarmak - bü-&lt;br/&gt;yümek  ve hayatsal olayları düzenlemek amacıyla beslenirler.&lt;br/&gt;BESİNLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enerji verici</description></item><item><title>HAYVANLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvanlar-456511.html</link><description>Analiz     Vol.:5    Year:14    Issue:14     October 2005 V. SONUÇ&lt;br/&gt;Marka değeri ve marka değerlemesinin önemi dikkate alınarak ülkemizdeki mevzuat değerlendirildiğinde, edinilen yada devir alınan markaların mukayyet değerleri ile bilançolarda gösterilebilmesinin mümkün olduğu görülmektedir. 1994 yılında yürürlüğe giren Tekdüzen Hesap Planı çerçevesinde markaların 260.Haklar hesabına kayıt edilmesi uygun bulunmuştur. VUK 333 nolu tebliği ile de markaların mukayyet değer üzerinden 15 yıllık ekonomik ömür çerçevesinde itfa edilmesi istenmiştir. Ancak bu uygulamalarla edinilen veya devir alınan markaların belirlenen yıllar içinde değerinin artabileceği yada azalabileceği göz önüne alınmamış, dolayısıyla bir değerlemeye tabi tutulması gereği görülmemiştir. Ayrıca mevzuatımız gereği firmalar tarafından yaratılan marka değerlerinin bilançolarda bir varlık olarak gösterilmesi ise mümkün değildir. Marka yaratmak amacı ile firmaların katlandığı giderler çoğunlukla bir faaliyet gideri olarak algılanmış ve bu giderlerin varlığa dönüşebileceği göz önüne alınmamıştır. Bu durumda çok yüksek marka değerine sahip firmaların bilançolarında bu değeri gösterememiş olması mali tablolardan yararlanmak isteyenler için büyük bir bilgi eksikliğine neden olmakta, diğer taraftan da markaları edinen yada devir alan firmalar karşısında sermaye piyasalarında rekabet şansını zayıflatabilmektedir.&lt;br/&gt;Özetle, markalaşmanın önem kazandığı bu yıllarda tanınmış markalara sahip firmaların mali tablolar üzerinde de gerçek varlık gücünün görülmesini sağlayacak VUKndaki değerleme ve amortisman uygulamalarına ilişkin değişikliklerin bir an önce çıkarılması gerektiğini düşünmekteyiz.&lt;br/&gt;KAYNAKLAR&lt;br/&gt;ABRATT A., BICK G.. 2004. Valuing Brands And Brand Equity: Methods And Processes, www.hizenga.nova.edu/jame/valuing.htm.&lt;br/&gt;HEBERDEN T, D. HAIGH. April, 2003. Trademark &amp; The Fortune 500. www.brandfinance.com/trademark.&lt;br/&gt;KAYA Y.. 2002. Marka Değerleme Metotları ve Bu Metotların Kullanımında SPK açısından Çıkabilecek Sorunlar. Yeterlilik Etüdü, İstanbul.&lt;br/&gt;SMITH G.V..1997.TrademarkValuation. Canada.&lt;br/&gt;BLACKETT T., 1993.Intelligence&amp;Planning Marketing, Vol.ll,Iss. 11 Bradford.&lt;br/&gt;AAKER D.A.. 1996. Measuring Brand Equity across Products and markets. California Management Rewiew, Vol.38, No. 3.&lt;br/&gt;LASSAR W, B. MITTAL, A. SHARMAN. 1995. Measuring Customer Based Brand Equity. Journal of Consumer Marketing Vol. 12, No.4.&lt;br/&gt;KAMAKURA W, G. RUSSELL. 1993. Measuring Brand Value with Scanner Data. IntemationalJoumal of Research in Marketing, Vol. 10, March.&lt;br/&gt;HAIGH D.. 2001. Make Brands MakeTheir Mark. International Tax Review Vol 12, No 2.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - VİRÜS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-virus-424059.html</link><description>virüs</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KALITIMLA   İLGİLİ   KAVRAMLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kalitimla-ilgili-kavramlar-423718.html</link><description>kalıtımla   ilgili   kavramlar</description></item><item><title>ATIN EVRIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?atin-evrimi-391472.html</link><description>ATIN EVRIMI&lt;br/&gt;Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, EOSEN&quot;e kadar uzandığını göstermektedir.Özellikle Kuzey Amerika&quot;da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradıgını türediğini, daha sonra Asya&quot;ya geçtiğini Amerika&quot;da kalanların PLEISTOSEN&quot; DE salgın bir hastalık nedeni ile ortadan kalktığını kanıtlamaktadır.Bugün Amerika&quot;da yaşayan atlar daha sonra Avrupa&quot;dan getirtilen atlardan üretilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosillerin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, atın evriminde belirli bir yol izlenmiş, fakat bu yolda birçok dallanmalar ortaya çıkmıştır.bu yan dalların bir çoğu doğal seleksi yon ile ortadan kaldırılmıştır.Atın evriminde birinci derecede, üyelerin ve dişlerin, aynı zamanda vücut büyüklüğünün değiştiğini görüyoruz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atın filogenisinde ilk hayvanın köpek büyüklüğünde Eohippus (=Hyracotherium) olduğunu biliyoruz.Bu hayvanın ön ayağında iş görür durumda dört, arka ayağında üç parmak vardır.Ön ayakta bir, arka ayakta iki körelmiş parmak bulunur.Bu, bu hayvanın beş parmaklı bir atadan köken aldığını göstermektedir.Körelen parmaklar birinci ve beşinci parmaklardır.Kırk dört dişi vardır.Dişlerinin taç kısmı kısa, kök kısmı uzundur.Bugünkü atlardan farklı olarak ormanın içerisinde ve çevresinde yaşamaktaydı.Bu nedenle dişleri, genç dalları öğütecek şekli kazanmıştı.Devrin diğer memeli hayvanlarından, ormanın tenha yerlerine kaçarak kurtulmuştur.Orta EOSEN&quot;le Orohippus&quot;un molar dişleri biraz daha gelişmiştir.Üst EOSEN&quot;le Epihippus yaşamıştır.Vücut büyüklüğünde gittikçe artma görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Evrimsel hat üzerinde ikinci bir gelişim oligosende MESOHIPPUS&quot; UN ortaya çıkmasıdır.Vücut, büyük bir koyun kadar olmuştur.Her iki ayakta üçer parmak bulunmakla beraber, orta parmaklar diğerlerine göre daha fazla büyüyerek vücudun yükünü çekmeye başlamıştır.Üst oligosende ayakları biraz daha değişmiş MIOHIPPUS görülür.Miyosencin başında MORYHIPPUS, orta miyosende PARAHIPPUS ve HYPOHIPPUS görülür.Bu hayvanlarda orta parmak vücudun tüm ağırlığını çekmekle beraber, diğer iki parmak ta dıştan görülebilir.Molar dişler daha düzleşmiştir.Dolayısı ile artık ormanlık yerlerde değil, açık arazi ve çayırlarda yaşamaktasın.Kafatası ileriye doğru uzanmış, göz çukurları geriye doğru çekilmiştir.Üst miyosende hayvanın büyüklüğü 90-120cm ye ulaşır.Bu devirde MIOHIPPUS&quot; TAN ayrılan bir dal daha sonra ortadan kalkan ANCHITHERIUM&quot; evrimleşmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pliyosende Pliohippus ortaya çıkmıştır.Bu hayvan, at özelliklerinin bir çoğunu kazanmıştır.Her ayakta tekbir parmak vadır, diğerlerini kalıntı halindeki kemiklerden anlıyoruz.Bu ayak tipi değişmeden günümüze kadar gelmiştir.Dişler ise çiğnemeye daha iyi uyum yapacak hale gelmiştir.Bu hayvanda iki ayrı evrimsel çizgi göstermiştir;Daha sonra ortadan kalkan Hipparion, diğeri ise Pleistosen&quot;de bugünkü adların cinsini meydana getiren Eguus&quot;tur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Evcilleştirilmiş ata, yani Eguus Cabellus&quot;a köken olan Tür kesin olarak bilinmemektedir. Zamanımızda yaşayan tek yabani at türü Moğolistan&quot;daki Eguusprezewalskii&quot;dir.Bu hayvanın yüksekliği 120 cm olup boz renkli, büyük başlı, küçük gözlü ve kısa kulaklıdır.Evcilleştirilmiş atla yavru meydana getirebilir.Evcil atın atası olma olasılığı zayıftır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gerçek yabani atlar Amerika&quot;daki atlardır.Amerikanın bulunuşundan kısa bir süre sonra bilinmeyen bir nedenle (belki bir hastalıktan dolayı) ortadan kalkmıştır.Amerika&quot;da bugün yaşayan yabani atların atası, İspanyollar tarafından getirilen Avrupa kökenli atlardır. İnsanlar mağara devrinde atları besin için avlamışlardır.Daha sonra Mısırlılar araba çekmede kullanmışlardır.Arap atlarının iskeleti diğerlerinden farklı olduğu için (kafa tasında fazladan bir şaft bulunur, kuyruğu daha az omurlu, ön üyelerinde küçük bir kemik vardır) farklı bir kökenden geldiğine inanılmaktadır.Altmış milyonluk bir süre içerisinde gelişen atın, daha sonra yapay çaprazlamalar ve ıslahı sonucu daha iri, daha uzun üyeli ve daha güçlü ırkları elde edilmiştir.Bu arada uyum yapamayan bir çok yan dal ise tamamen ortadan kalkmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Prof. Dr. Ali DEMIRSOY Yaşamın Temel Kuralları Cilt:I / Kısım:I / Sayfa:676</description></item><item><title>BİYOLOJİ NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-notlari-368552.html</link><description>BİYOLOJİ NOTLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEİK ASİTLER&lt;br/&gt;Yapısı : C,H.O.N.P elementlerinden oluşur. Nükleik asitlerin yapı birimleri nükleotidlerdir. Bir nükleotit azotlu baz, beş karbonlu bir şeker ve fosfat grubundan oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Riboz şekeri RNA&quot;ya, Deiksiriboz şekeri ise DNA&quot;ya katılır.&lt;br/&gt;DNA&lt;br/&gt;-A ve T iki hidrojen bağı var. C ve G&quot;nin üç hidrojen bağı vardır (A=T,    C= G)&lt;br/&gt;-A+G= Pürin sayısı            ............  T+C = Pirimidin sayısı&lt;br/&gt;-Pürin bazları = Pirimidin bazları&lt;br/&gt;RNA&lt;br/&gt;      Üç çeşittir;&lt;br/&gt;rRNA      : Proteinlerle birlikte ribozumun yapısını oluşturur&lt;br/&gt;tRNA      : Sitoplazmada ki amino asitleri tanıyarak ribozuma taşır&lt;br/&gt; mRNA    : DNA&quot;dan aldığı kalıtsal bilgileri ribozuma taşır ve yapısını oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNARNA&lt;br/&gt;Şekeri; deoksiribozdurŞekeri; ribozdur&lt;br/&gt;Bazları A,G,C,TBazları A,G,C,U&lt;br/&gt;Kendini eşlerDNA tarafından eşlenir&lt;br/&gt;Tek çeşittirÜç çeşittir&lt;br/&gt;Çekirdekte bulunurSitoplazmada bulunur&lt;br/&gt;Genleri taşırGenlere uygun protein taşır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ATP&lt;br/&gt;Uzun adı: Adenin trifosfat. Yapısında : Adenin bazı, Ribaz şekeri ve üç fosfattan oluşur. &lt;br/&gt;-ATP üreme, boşaltım, solunum, aktif taşıma gibi metobolik olaylarda kullanılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HÜCRE&lt;br/&gt;Hücre Teorisi : &lt;br/&gt;-Bütün canlılar hücrelerden oluşmuştur.&lt;br/&gt;-Hücreler tüm canlıların yapı ve işlevlerinin temel taşıdır.&lt;br/&gt;-Yeni hücreler var olan hücrelerin çoğalması ile oluşur.&lt;br/&gt;-Hücre; hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek oluşur .&lt;br/&gt;Hücre zarı : Hücre zarı canlı, esnek ve saydamdır ve seçici geçirdendir.&lt;br/&gt;-Hücre zarı hücrenin şeklini verir. Koku ve madde alış-verişini sağlar.&lt;br/&gt;-Yağlar, proteinler ve az miktarda karbonhidratlardan oluşur.&lt;br/&gt;-Yapısı: Akıcı mozaik zar modeli ile açıklanır.&lt;br/&gt;-Hücre zarındaki glikoprotein molekülleri hücrelerin birbirini tanıması ve hormonlara cevap vermesinde görevlidir.&lt;br/&gt;-Hücre zarında &quot;bor&quot; adı verilen geçitler vardır.&lt;br/&gt;Hücre zarından;&lt;br/&gt;-Su doğrudan geçer&lt;br/&gt;-Küçük moleküller &gt; büyük moleküller&lt;br/&gt;-Yüksüz atomlar &gt; iyonlara göre&lt;br/&gt;-Yağda eriyen &gt; suda çözünenlere göre            (ADEK) gibi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücre çeperi  : &lt;br/&gt;-Bitki hücrelerinde hücre zarından önce gelir.&lt;br/&gt;-Selülozdan yapılmıştır&lt;br/&gt;-Hücre yaşlandıkça çeper kalınlaşır. &lt;br/&gt;-Madde alış-verişini sağlayan geçitler vardır.&lt;br/&gt;SİTOPLAZMA ve ORGANELLER&lt;br/&gt;-Sitoplazmanın ; %60 ile %90 arası sudur. Geri kalan kısmı ise karbonhidrat, yağ, proteindir.&lt;br/&gt;Lizozom : Hücre içi sindirimle görevlidir. İçinde sindirmi enzimleri taşıyan kese şeklinde organeldir. Zehirlenme, donma gibi olaylarla lizozom parçalanır. Buna OTOLİZ denir.&lt;br/&gt;End.Ret.   : Hücre zarı ile çekirdekte bulunan kanalcıklar sistemidir. Üzerinde ribozum bulunana Granüllü ER denir, bulunmayana ise granülsüz ER denir. Hücrede madde taşınmasını ve depolanmasını sağlar.&lt;br/&gt;Golgi Aygıtı : Üst üste dizilen yassı keselerden oluşur. Salgı yapımında ve depolanmasında görevlidir.&lt;br/&gt;Ribozum: Protein ve enzim sentezi yapılır. Protin ve RNA&quot;dan oluşur. &lt;br/&gt;Mitokondri : Hücre içinde oksijenli solunumla bazı besinlerden ATP denilen enerji molekülleri üretmeyi sağlıyor.&lt;br/&gt;Sentrozom</description></item><item><title>İSKELET SİSTEMİ VE KAS SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iskelet-sistemi-ve-kas-sistemi-389954.html</link><description>İSKELET SİSTEMİ VE KAS SİSTEMİ&lt;br/&gt;İskelet sistemimiz vücudumuzun çatısını oluşturur. Vücudumuzdaki hayati organlarımızı korur, &lt;br/&gt;hareket etmemizi sağlar, bazı tuzları ve başka maddeleri depolar, kanımızdaki oksijenin taşınmasından sorumlu alyuvarların üretimini sağlar. &lt;br/&gt;İskeletimiz toplam 206 kemik, eklemler ve bu kemikleri bağlayan bağlardan oluşmuştur.&lt;br/&gt;KEMİKLERİMİZ&lt;br/&gt;Kemikler şekilleri bakımından 5 gruba ayrılırlar:&lt;br/&gt;Uzun Kemikler:Kol ve bacaklarımızdaki kemikler gibi uzunluğu genişliğinden fazla olan kemiklerdir. &lt;br/&gt;Kısa Kemikler: El ve ayak bileklerimizde yer alan kemiklerde olduğu gibi uzunluğu ve genişliği arasında önemli bir fark bulunmayan kemikler.&lt;br/&gt;Yassı Kemikler: Kafa, kaburga kemiklerimiz gibi ince ve yassı kemikler.&lt;br/&gt;Düzensiz Kemikler:Çene kemiğimiz, omurlarımız da olduğu gibi düzensiz şekilli kemikler.&lt;br/&gt;Havalı Kemikler: Elmacık kemikleri, alın kemiği gibi içinde hava dolu boşluklar içeren kemikler.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Hepimiz 300 den fazla kemik ile doğarız. Büyüdükçe bu kemiklerden bazıları birbirleri ile birleşir. Yetişkin bir insanda ise sadece 206 kemik kalmıştır. &lt;br/&gt;Her bir elimizde 27 kemik vardır. &lt;br/&gt;Her bir ayağımızda 26 kemik vardır. &lt;br/&gt;Yüzümüz 14 kemikten oluşmaktadır. &lt;br/&gt;En uzun kemiğimiz bacağımızda bulunan uyluk (femur) kemiğimizdir. Boyumuzun yaklaşık 1/4 uzunluğundadır. &lt;br/&gt;En küçük kemiğimiz kulağımızda bulunur. &lt;br/&gt;     Vücudumuzda 230 adet oynak ve yarıoynak eklem mevcuttur. &lt;br/&gt;Omurgamız kafamızdan başlayarak kuyruk sokumumuza kadar uzayan S şeklinde kırkayağı andıran bir kemik zinciridir. Omur adı verilen toplam 33-34 kemikten oluşur.Bunların 7 tanesi boyun bölgesinde, 12 tanesi göğüs bölgesinde, 5 tanesi bel bölgesinde, 5 tanesi sağrı bölgesinde, 4-5 tanesi de kuyruksokumu bölgesinde yer alır. &lt;br/&gt;Göğüs kafesimiz 12 çift kaburga, bir adet göğüs kemiği (iman tahtası), ve göğüs omurlarımızla çevrili bir kutu gibidir. 12 çift kaburgamızdan ilk 5 çifti göğüs kemiğine tutunur. Sonraki üç çiftin</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GÖRME KUSURLARI VE TEDAVİ YOLLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-gorme-kusurlari-ve-tedavi-yollari-423586.html</link><description>görme kusurları ve tedavi yolları</description></item><item><title>HÜCRENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucrenin-yapisi-ve-ozellikleri-373008.html</link><description>HÜCRENİN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;      Canlı vücudunun en küçük yapı ve görev birimine hücre denir.Canlı vücudundaki hayat olayları temelde hücrelerin içerisinde gerçekleşir.Hücreni üç ana bölümü vardır.Bunlar hücre zarı,sitoplazma ve çekirdektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Hücre zarı:&lt;br/&gt;   Hücre sitoplazmasının etrafını çevreleyen örtüye hücre zarı denir.Hücre zarı tüm canlı hüc-&lt;br/&gt;re zarı tüm canlı hücrelerinde bulunur.Protein,yağ ve şekerden yapılır.Zarı iki sıra yağ tabakası ile bu tabakaların içine ve dışına yerleşmiş protein molekülleri şekillendirir.Şeker molekülleri zarın dış kısmı üzerinde bazı protein ve yağ moleküllerine boynuz şeklinde bağlanmıştır.Özellikleri;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Canlıdır ve üzerinde bazı enzimler bulunur.&lt;br/&gt;-İnce,esnek ve saydamdır.&lt;br/&gt;-Üzerinde porlar bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Hücre zarı seçici geçirgendir.Yani dışarıdan içeriye yararlı maddeleri geçirirken,içer-&lt;br/&gt;den dışarıya da zararlı maddeleri geçirir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Bazı hücrelerin zarı etrafında hücre duvarı (çeperi) bulunur.Çeper zara desteklik sağlaya-&lt;br/&gt;rak zarı korur.Genel olarak cansız,esnek ve tam geçirgendir.Bitkilerde bulunan çaper selüloz&lt;br/&gt;şekerinden oluşur.Hücre çeperi bitki,mantar,bakteri ve mavi yeşil alg hücrelerinde bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Sitoplazma Ve Organeller:&lt;br/&gt;    Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran canlı sıvı kısımdır.Yapısında % 65-95 oranında su bulundurur.Sitoplazma tüm hayatsal olayların yapıldığı hücre kısmıdır.İçinde organeller bulundurur.&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;     Organeller vücut organları şeklinde görev yapan birimlerdir.Yapılarında özel enzimler bulundururlar.Bu sayede kendilerine has bir reaksiyonu çok hızlı bir şekilde yapabilirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Mitokondri:Hücrenin enerji santralidir.Hücre solunumunda görev yaparlar.Protein,yağ ve şekerlerin oksijenle yakılmasını gerçekleştirir.Hücre için gerekli olan enerjiyi üretir ve depolar.Enerji üretimi fazla olan karaciğer,kas ve beyin hücrelerinde mitokondri sayısı normalden fazladır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Endoplazmik Retikulum:Hücre zarından çekirdeğe kadar uzuanan Ağsı kanal sistemi-&lt;br/&gt;dir.Hücre içinde madde iletimini ve bazı maddelerin depolanmasını sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Ribozom:Bütün canlı hücrelerinde vardır.Amino asitleri bağlarla birleştirerek hücreye ö-&lt;br/&gt;zel proteinler yapar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Golgi Cisimciği:Besinlerden salgı maddelerini üretip zarla paketleyerek salgılar.Bu salgılara ter,tükrük,enzim,koku maddesi,bal özü,mukus ve yağ sentezi örnek verilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Lizozom:Hücredeki büyük yapılı besinlerin sindirilmesini sağlar (hücre içi sindirimi).&lt;br/&gt;Hücredeki yıpranmış ve yaşlanmış olan organelleri yok eder.Lizozomun zar yapısı bozulursa,hücre kendi kendini sindirir,bu olaya otoliz denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Koful:İçi sıvı dolu keselerdir.Görevleri;&lt;br/&gt;-Bir hücrelilerde beslenme ve boşaltımı gerçekleştirir.&lt;br/&gt;-Bitkilerde hücrenin şişkin ve gergin kalmasını sağlar.&lt;br/&gt;-İnsanlarda bazı besinleri depolar.&lt;br/&gt;-Bazı canlılarda hücreye özel renklerini kazandırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Senrtozom:Yalnızca insan ve hayvan hücrelerinde bulunur.Hücre bülünmesinde iğ ipliklerini oluşturarak eşlenmiş kromozomları birbirinde ayırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Plastidler:Yalnızca bitki hücrelerinde bulunur.Üç çeşittir;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kloroplast:Bitkiye yeşil renk verir.Yapısındaki klorofiller sayesinde fotosentez yapar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kromoplast:Bitkilerde çiçek ve meyveler sarı,kırmızı ve turuncu rengini verir.Örnek;domates,havuç,papatya,yaprak gibi.Böcekleri çekerek çiçeklerde tozlaşmayı sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Lökoplast:Renksizdir ve organik besin depo eder.Örnek;patates,turp,havuç,tohumlar gibi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Çekirdek:&lt;br/&gt; Hayatsal olayların yönetildiği yerdir.Çekirdeğin içerisinde kalıtsal maddeler bulunur.Çekir-&lt;br/&gt;dek hücredeki tüm hayatsal olayları yönetir ve kalıtımı sağlar.Hücrelerdeki zar ve organeller çekirdeğin denetiminde çalışırlar.&lt;br/&gt;    Bakteri,mavi-yeşil algler ve memeli alyuvarlarında çekirdek yoktur.Çekirdfekleri olmadığı için bölünemezler.Çekirdek dört ana kısımdan oluşur;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Çekirdek Zarı:Çekirdeğği sitoplazmadan ayırır.Yapısı hücre zarına benzer.En önemli gö-&lt;br/&gt;revi kromatin iplikleri korumaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Çekirdek Özsuyu:Yapısı sitoplazmaya benzer.İçerisinde Organik besinler ve kalıtsal mad-&lt;br/&gt;deler bulunur.Kromozomların çalışmasını ve yaşamasını sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Çekirdekçik:Görevi ribozom organelinin üretimini sağlamaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kromatin İplik:Çekirdek sıvısı içinde bulunana ağ şeklinde bir yapıdır.Hücrenin kalıtsal yapılarını taşır.Bölünme sırasında kalınlaşıp kısalarak kromozomu oluşturur.Kromozomun yapısında DNA ve protein bulnur.Kalıtsal Karakterleri(gemleri) taşır.Hayatsal olayları yön</description></item><item><title>BİYOLOJİ - EVRİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-evrim-423909.html</link><description>evrim</description></item><item><title>BİYOLOJİ - PASTEUR LOUİS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-pasteur-louis-424244.html</link><description>pasteur louis</description></item><item><title>FREE RADICALS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?free-radicals-355802.html</link><description>Free Radicals&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA Repair&lt;br/&gt;Oxidised DNA - strand break repair; removal and replacement of oxidised bases&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Measuring Free Radicals&amp; Oxidation&lt;br/&gt;&quot;Direct visualisation&quot; - Electron Spin Resonance Spectroscopy (ESR; EPR)&lt;br/&gt;Products of oxidation - DNA, Protein, Lipid&lt;br/&gt;Antioxidant status - level, actvity&lt;br/&gt;Cytochemisty - fluorescent reporters, e.g. DCFDA; parinaric acid&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ESR&lt;br/&gt;Spin-trapping&lt;br/&gt;Nitroxides&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oxidation Products&lt;br/&gt;DNA&lt;br/&gt;Strand breaks&lt;br/&gt;Alkaline elution&lt;br/&gt;Comet assay (SCGE)&lt;br/&gt;Selected base lesions (thymine glycol; 8-oxo-guanine)&lt;br/&gt;HPLC-ECD&lt;br/&gt;GC-MS&lt;br/&gt;LC-MS&lt;br/&gt;Immunoassay (ELISA; immunostaining)&lt;br/&gt;Immunopurification/chromatography&lt;br/&gt;Oxidation Products&lt;br/&gt;Proteins&lt;br/&gt;Carbonyls&lt;br/&gt;Selected amino acid lesions&lt;br/&gt;HPLC [fluorescence; MS(/MS)]&lt;br/&gt;GC-MS&lt;br/&gt;Immunochemistry&lt;br/&gt;Methionine sulphoxide; nitrotyrosine; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oxidation Products&lt;br/&gt;Lipids&lt;br/&gt;Reactive aldehydes [4-hydroxy-nonenal (HNE); malondialdehyde (MDA)]&lt;br/&gt;Thiobarbituric acid assay&lt;br/&gt;F2-Isoprostanes&lt;br/&gt;Immunoassay; GC-MS; LC-MS/MS&lt;br/&gt;Blood, urine.&lt;br/&gt;Breath condensate&lt;br/&gt;Multiple markers; LC-MS&lt;br/&gt;Antioxidant Status&lt;br/&gt;Levels of serum or plasma antioxidants&lt;br/&gt;Chromatography&lt;br/&gt;Plasma antioxidant activity&lt;br/&gt;Measure ability of serum or plasma to inhibit oxidation in a test system (lipid or aqueous antioxidants).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ROS &amp; Disease&lt;br/&gt;Cause or consequence? Both?&lt;br/&gt;Cancers&lt;br/&gt;UV/ionising radiation injury&lt;br/&gt;Cardiovascular disease&lt;br/&gt;Stroke; myocardial infarction; atherosclerosis&lt;br/&gt;Cataractogenesis&lt;br/&gt;Iron overload&lt;br/&gt;Idiopathic haemochromatosis&lt;br/&gt;Thalassaemia&lt;br/&gt;ROS &amp; Disease&lt;br/&gt;Lung injury&lt;br/&gt;Oxidant pollutants (particulates; ozone; cigarette smoke)&lt;br/&gt;Asbestos carcinogenicity&lt;br/&gt;Mineral dust pneumoconiosis&lt;br/&gt;Asthma&lt;br/&gt;Chronic inflammatory diseases (e.g. rheumatoid arthritis)&lt;br/&gt;Neurodegenerative diseases (Alzheimer&quot;s)&lt;br/&gt;Ageing&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ischaemia-Reperfusion Injury&lt;br/&gt;Oxygen deprivation (to a tissue) - ischaemia&lt;br/&gt;Re-introduction of blood supply - reperfusion&lt;br/&gt;Mechanisms of damage (intestine)&lt;br/&gt;Xanthine oxidase&lt;br/&gt;Neutrophils - inappropriate respiratory burst&lt;br/&gt;Ischaemia-Reperfusion&lt;br/&gt;Atherosclerosis&lt;br/&gt;Atherosclerosis&lt;br/&gt;Oxidation of lipids in LDL&lt;br/&gt;Modification of ApoB-100&lt;br/&gt;Uptake of LDL (&amp; cholesterol) via a scavenger receptor on macrophages&lt;br/&gt;Lipid-loaded &quot;foam cells&quot;&lt;br/&gt;&quot;Fatty streaks&quot;&lt;br/&gt;Plaques&lt;br/&gt;Plaque rupture, thrombosis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atherosclerosis&lt;br/&gt;Hypercholesterolaemia&lt;br/&gt;Conditions with associated cardiovascular pathology&lt;br/&gt;Diabetes&lt;br/&gt;R.A. &amp; SLE&lt;br/&gt;Diabetes&lt;br/&gt;Diabetic complications&lt;br/&gt;Retinopathy&lt;br/&gt;Neuropathy&lt;br/&gt;Nephropathy&lt;br/&gt;Cardiovascular disease&lt;br/&gt;Oxidative Stress&lt;br/&gt;Increased lipid peroxidation products&lt;br/&gt;Decreased antioxidants (tocopherols, vitamin C, carotenoids; RBC GSH peroxidase)&lt;br/&gt;Increased protein carbonyls&lt;br/&gt;Increased oxidative DNA damage&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Autoimmune Disease&lt;br/&gt;Chronic inflammation&lt;br/&gt;Autoimmune Disease&lt;br/&gt;Increased oxidants; e.g. oxidised lipids&lt;br/&gt;Decreased antioxidants.&lt;br/&gt;RA - Cartilage &amp; synovial fluid degradation; ROS/enzymes&lt;br/&gt;RA - Pannus&lt;br/&gt;Anti-IgG antibodies (rheumatoid factor)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Autoimmune Disease&lt;br/&gt;Thrombosis (anti-phospholipid antibodies)&lt;br/&gt;Cardiovascular disease&lt;br/&gt;Anti-DNA antibodies (SLE) - ROS modified DNA more anti/immunogenic&lt;br/&gt;Neurodegenerative Disease(Alzheimer&quot;s Disease)&lt;br/&gt;Features&lt;br/&gt;Amyloid &amp;#61538; peptide (A&amp;#61538;) deposition (senile plaques)&lt;br/&gt;Neurofibrillary tangles (intracytoplasmic; cytoskeletal proteins; tau)&lt;br/&gt;Neuronal &amp; synaptic loss&lt;br/&gt;Increase A&amp;#61538; production; decreased clearance&lt;br/&gt;Hypercholesterolaemia &amp; A&amp;#61538; deposition&lt;br/&gt;Mechanistic role for cholesterol in amyloid formation</description></item><item><title>MAPROL 73/78 DENİZ KİRLENMESİNİN ÖNLENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?maprol-73-78-deniz-kirlenmesinin-onlenmesi-457768.html</link><description>2005 güncellemeleri dahil...&lt;br/&gt;içindekiler&lt;br/&gt;1973 Gemilerden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi&lt;br/&gt;Uluslararası Sözleşmesi&lt;br/&gt;1973 Gemilerden oluşan Kirlenmenin Önlenmesi Uluslararası&lt;br/&gt;Sözleşmesiyle ilgili 1978 Protokolü&lt;br/&gt;Protokol 1 :Zararh maddeleri içeren kazalardaki raporlarla&lt;br/&gt;ilgili hükümler&lt;br/&gt;Protokol II : Tahkim&lt;br/&gt;1978 Protokolü ile değiştirilen 1973 Gemilerden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi&lt;br/&gt;Uluslararası Sözleşmesine değişiklikle ilgili 1997 Protokolü&lt;br/&gt;MARPOL 73/78, Ek I : Petrolden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi için Kuralla&lt;br/&gt;Bölüm I -Genel&lt;br/&gt;Kural 1 Tanımlar&lt;br/&gt;Kural 2 Uygulama&lt;br/&gt;Kural 3 Eşdeâerler&lt;br/&gt;Kural 4 Sörveyler&lt;br/&gt;Kural 5 Belgelerin onayı vada düzenlenmesi&lt;br/&gt;Kural 6 Diğer Taraf Devletler tarafından belgelerin onayı&lt;br/&gt;ya da düzenlenmesi&lt;br/&gt;Kural 7 Belgelerin formu&lt;br/&gt;Kural 8 Belgenin süresi ve geçerliliği</description></item><item><title>HÜCRE VE HÜCRE BÖLÜNMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-ve-hucre-bolunmesi-373006.html</link><description>Hücre ve Hücre bölünmesi: &lt;br/&gt;    A)Hücre: &lt;br/&gt;Bütün canlılar hücrelerden yapılmıştır.Hücre;canlılık özelliği gösteren en küçük birimdir.Genellikle gözle görülmezler ancak mikroskopla incelenebilir. &lt;br/&gt;   Çok hücreli canlılarda hücreler arasında iş bölümü vardır.Canlıların yapısında bulunan hücreler değişik görevler yapmak üzere farklılaşır,dokuları oluşturur.aynı görevi yapan farklı dokularda bir araya gelerek organları  meydana  getirir.Organlar aynı görevi yapmak üzere  bir araya gelerek sistemleri oluşturur. &lt;br/&gt;   Canlılığın devamlılığı için gerekli olan bütün hayatsal faaliyetler vücudumuzu meydana  getiren sistemler tarafından gerçekleştirilir.Sistemler canlıların vücudunu oluşturur.Sistemlerin birleşmesiyle de oluşan yapıya organizma denir. &lt;br/&gt;hücreler == dokular == organlar ==== sistemler == organizma ==canlı &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;   Sağlıklı bir organizmada sistemler ve organlar uyum içinde çalışır.organlardan birinin çalışma şeklini bozulması diğer organların olumsuz etkilenmesine neden olur. &lt;br/&gt;   Bütün hücreler hücre zarı,sitoplazma ve çekirdek olmak üzere,üç temel kısımdan oluşur. &lt;br/&gt;  1)Hücre zarı: &lt;br/&gt;  Seçici geçirgen ve canlıya sahip bir zardır.Hücre zarının  görevi hücreyi dış etkilerden korumak,hücreye şekil vermek ve hücrenin madde alışverişini sağlamaktır. &lt;br/&gt;   Bitki hücresinin şekli dikdörtgenimsidir.bunu sebebi;bitki hücresinde hücre zarından başka selülozdan yapılmış cansız bir tabaka olan hücre çeperinin(hücre duvarı) bulunmasıdır.hücre çeperini görevi,bitki hücresi,ne sağlamlık ve dayanıklılık kazandırmaktır. &lt;br/&gt;2)Sitoplazma: &lt;br/&gt;  hücre zarını içini dolduran canlı sıvıdır.akışkan olup yarı saydamdır.İçinde besinler,enzimler,organellerler bulunur.Sitoplazma canlılık olaylarını yapıldığı hücre kısmıdır.Sitoplazmada çeşitli görevleri olan küçük yapılar(organcıklar)bulunur. &lt;br/&gt;a)Ribozom:bütün hücrelerde vardır.Sitoplazmada ve Endodoplazmik retikulumda bulunur.Amino asitleri özel bağlarla birleştirerek hücreye özel proteinleri yapar. &lt;br/&gt;b)endoplazmik retikulum(E.R.):Hücre zarından çekirdeğe kadar uzanan kanal sistemidir.Hücre içinde madde iletimini ve depolanmasını sağlar.Üzerinde Ribozom bulunuyorsa granüllü E.R. üzerinde Ribozom yoksa granülsüz E.R. denir. &lt;br/&gt;c) Golgi aygıtı: Salgı maddelerini üretip zarla paketleyerek salgılar. Süt bezi, ter bezi, tükürük bezi gibi salgı hücrelerinde sayıları fazladır. &lt;br/&gt;d) Lizozom: Hücrede büyük yapılı besinlerin sindirilmesini sağlar. Yaşlanmış organelleri parçalar. Lizozom un zar yapısı bozulursa, hücre kendi kendini sindirir.Buna  otoliz denir. &lt;br/&gt;e)Mitokondri: Bakteriler hariç bütün hücrelerde bulunurlar. Organik besinlerden oksijenli solonum ile enerji (ATP) üretir. Karaciğer, kas ve beyin hücrelerinde Mitokondri sayısı normalden daha fazladır. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt; f) Koful: İçi sıvı dolu keselerdir. Bir hücrelerde beslenme ve boşaltımda , bitkilerde ise su alınmasında görevlidir. Bitki hücrelerinde büyük ve az sayıda, hayvan hücrelerinde ise küçük ve çok sayıdadır. Bitki hücresi yaşlandıkça kofullar büyür. &lt;br/&gt;g) Sentrozom ( sentrioller) : İnsan ve hayvan hücrelerinde bulunur.Hücre bölünmesinde görev yapar. &lt;br/&gt;h) Plastidler: Bitki hücrelerinde bulunur. Üç çeşittir. &lt;br/&gt;1) Kloroplast:  Bitkiye yeşil renk verir. Yapraklarda ve otsu bitkilerin gövdelerinde bulunur. Yapısındaki klorofil fotosentezde görevlidir. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;2) Kromoplast : Bitkilerde çiçek ve meyveler sarı, kırmızı ve turuncu rengi verir. &lt;br/&gt;  ÖrnJ  Domates, havuç, papatya &lt;br/&gt;3) Lökoplast: Renksizdir, nişasta depo eder kök ve yumru gövde, meyve gibi organlarında bulunur. &lt;br/&gt;ÖrnJ  Patates, turp, havuç, tohumlar &lt;br/&gt;3) Çekirdek : &lt;br/&gt;Hayatsal olayların yönetildiği yerdir. Bakterilerde ve mavi, yeşil alglerde bulunmaz. Alyuvarların çekirdeği olmadığı için bölünemez. &lt;br/&gt;     Çekirdek dört kısımda incelenir.... &lt;br/&gt;1J Çekirdek zarı: Hücre zarına benzer.İki katlıdır. Üzerinde porlar(geçitler) vardır.Kromotin ipliği korur. &lt;br/&gt;2J Çekirdek özsuyu: Sitoplazmaya benzer yapısında organik besinler ve nükleik asitler bulunur. &lt;br/&gt;3J Çekirdekçik:  Koyu ve yuvarlak olup yapısında nükleik a</description></item><item><title>BİYOLOJİ - İNSAN GENOMU PROJESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-insan-genomu-projesi-423488.html</link><description>insan genomu projesi</description></item><item><title>BİYOLOJİ - DOKULAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-dokular-423388.html</link><description>dokular</description></item><item><title>SU KİRLİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?su-kirliligi-398465.html</link><description>SU KİRLİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadenizdeki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır.Istakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir.Gübrelerden kaynaklanan su kirliliğine nitrat kirlenmesi denir.İnsanların tarımsal üretimde gün geçtikçe daha fazla azot kullanmaları toprakta NO3 birikmesine yol açmaktadır.Suyun etkisiyle topraktaki gübreler biriken azotla birlikte yer altı ve yer üstü sularına karışmaktadır.Bu proje amaçlanan çalışma; kuyu ve yer altı sularındaki NO3 kirliliğinin sonuçlarını belirtmektedir.Ülkemizde de insanların %90&quot;ı yer sularını kullanmakta ve tarımda uygulamaktadır.Bitkilerin kökünde, NO3 kirliliğinin neden olduğu tuz birikimi ve bitkilerin kurumasına neden olur.Kök bölgesindeki tuz birikimini azaltmak amacı ile sulama yapılır. Bazı bölgelerdeki azotlu gübre kullanımı o bölgedeki,gerek akıntılarda gerekse o yörenin sularında NO3 gazının yükseldiğini göstermiştir. NO3 gazının (çocuklar başta olmak üzere).İnsan sağlığını olumsuz etkilediği belirtilmektedir.Azotlu gübrelerin yanlış kullanımı sonucunda yer altı sularında ve beslenme zincirindeki NO3 miktarının artması ile (baş</description></item><item><title>SİNDİRİM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sindirim-sistemi-347373.html</link><description>SİNDİRİM SİSTEMİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SİNDİRİM SİSTEMİNE GENEL BAKIŞ&lt;br/&gt;Sindirim sistemi, yaklaşık 9 m uzunluğunda olan sindirim kanalı, bu kanala sindirim olayıyla ilgili salgılarını akıtan  &quot;Salgı bezleri&quot; ve dişlerden oluşmuştur. Sindirim kanalının bölümlerini ağızdan başlayarak sıralarsak şu bölümlerle karşılaşırız:&lt;br/&gt;1)Ağız boşluğu &lt;br/&gt;2)Farinks (yutak)&lt;br/&gt;3)Özofagus (yemek borusu)&lt;br/&gt;4)Mide&lt;br/&gt;5)İncebağırsaklar &lt;br/&gt;a)Duodenum (onikiparmak bağırsağı)&lt;br/&gt;b)Jejunum &lt;br/&gt;c)İleum &lt;br/&gt;6)Kalınbağırsaklar&lt;br/&gt;a)Kolonlar &lt;br/&gt;b)Rektum &lt;br/&gt;c)Anus&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sindirim olayında çok önemli yardımcı işlevler üstlenmiş olan oluşumları şöyle sıralayabiliriz: 1) Dişler, 2) Tükürük bezleri, 3) Sindirim kanalının duvarlarında bulunan salgı bezleri, 4) Karaciğer ve pankreas.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZOFAGUS (YEMEK BORUSU): Özofagus, farinks ile mideyi birleştiren, yaklaşık olarak 25 cm uzunluğunda önemli bölümü kastan yapılmış tüp biçiminde bir organdır. Özofagusun üst sınırı 6. boyun omuru hizasında, alt sınırı da 11. sırt omuru hizasındadır. Özofagus yukarıdan aşağıya doğru &quot;Boyun bölümü&quot;, &quot;Göğüs boşluğu bölümü&quot; ve &quot;Karın boşluğu bölümü&quot; olmak üzere üç bölümden oluşmuştur.&lt;br/&gt;Özofagus, boyun bölümünde nefes borusunun arkasında, boyun omurlarını önünde bulunur. Tiroit bezinin lopları ve &quot;Arteria karotis komunis&quot; adlı atardamarlar, sağda ve solda olmak üzere özofagusun boyun bölümüyle komşuluk ederler. Özofagus göğüs kafesi boşluğuna girdiğinde önce trakeanın arkasında yol alır. Buradan aşağı doğru inerken, hafifçe sola kayar. Bu sırada, aorta kavisinin sağında sol esas bronşun da arkasında bulunmaktadır. Aşağı indikçe aorta damarının göğüs bölümünün sağından, hafifçe soluna geçer. Daha sonra karın boşluğuyla göğüs boşluğunu birbirinden ayırmakta olan &quot;Diyafragma&quot; adındaki kası delerek, karın boşluğuna geçer. Özofagus, karın boşluğu içinde çok kısa bir yol aldıktan sonra midenin giriş deliği olarak niteleyeceğimiz &quot;Kardia&quot; adlı mide deliğine geçer. Özofagusun diyafragmadaki delikten geçtiği bölge 10. sırt omuru hazsındadır.&lt;br/&gt;Midenin kardia adlı deliğine açıldığı yer ise 11. sırt omurunun düzeyine uyar.&lt;br/&gt;Özofagusun bazı bölgelerinde darlıklar vardır. Bu darlıklardan ilki kesici dişlerden 15 cm uzaklıkta bulunmaktadır. İkinci darlık özofagusun aorta kavisini çaprazladığı bölgede, kesici dişlerden 22.5 cm uzaktadır. Üçüncü darlık kesici dişlerden 27.5 cm uzaklıkta olup, özofagusun sol esas bronşla çaprazlaştığı bölgeye uymaktadır. Dördüncü ve son darlıkta kesici dişlerden 40 cm uzakta olup, özıfagusun diyafragmayı geçtiği bölgeye uymaktadır. Bu darlıkların bilinmesi, özellikle doktorlar için önemlidir. Çünkü gastroskop denilen ve teşhis/tedavi amaçlarıyla mideye kadar gönderilen bir aletin hortum biçimindeki bölümü, bu darlıklardan geçerken biraz zorlanır. &lt;br/&gt;Özofagus kas liflerinden zengin bir dokuya sahiptir. Bu kasların ritmik olarak kasılıp gevşemeleriyle, yutulan lokmalar özofagus yoluyla mideye taşınırlar. Nitekim baş aşağı duran bir insan bile, ağzındaki lokmayı yuttuğunda özofagus bu ritmik kasılmalarının yardımıyla lokma mideye kadar taşınır. Sözünü ettiğimiz bu ritmik kasılma ve gevşeme hareketlerine &quot;Peristaltik hareketler&quot; denir.&lt;br/&gt;Özofagustaki peristaltik  hareketleri kısaca şöyle anlatabiliriz: Yutulan lokma özofagus boşluna geldiğinde, bu bölge kasılır. Bu sırada kasılan bölgenin hemen altındaki bölge gevşektir. Kasılmış olan bölgede özofagus boşluğu daralacağından, içindeki lokmayı bir alttaki gevşek bölgeye iter. Bu kez biraz önce gevşek olan bölüm kasılarak, içindeki lokmayı bir alttaki gevşek bölgeye gönderir. Bu sırada ilk kasılan bölge gevşer ve yeni gelecek olan lokmaya hazırlanır. Bu biçimde lokmalar mideye kadar taşınır. Bu olayların düzenlenmesinde, özofagus kaslarını kasılmaya yönelten sinir sisteminin çok büyük rolü vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MİDE: Mide, özofagusun sonuyla duodenumun (onikiparmak bağırsağı) başlangıcı arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır. Sindirim kanalının en geniş bölümü midedir. Yeni doğan bir çocukta midenin kapasitesi 30 mililitre iken bu kapasite ergenlik çağında 1000 mililitreye kadar çıkar.</description></item><item><title>DOKULAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dokular-369624.html</link><description>DOKULAR&lt;br/&gt;Doku:Yüksek yapılı organizmalarda çok sayıda hücre vardır.Bu hücreler kendi aralarında yapısal ve işlevsel birlikler oluştururlar.Canlılarda aynı işlevi yapan hücreler topluluklarına doku denir.&lt;br/&gt;   Dokular canlının erginlikten önceki yaşamında başlar ve erişkinliğe ulaşınca son biçimini alır.Hayvanların yapısındakilere hayvansal,bitkilerin yapısındakilere de bitkisel dokular denir.&lt;br/&gt;-HAYVANSAL DOKULAR-&lt;br/&gt;Hayvansal dokular 7 gruba ayrılırlar;&lt;br/&gt;        1.Epitel doku 2.Bağ doku 3.Kıkırdak doku    4.Kemik doku 5.Kan doku 6.Kas doku 7.Sinir doku&lt;br/&gt; Bitkisel dokular ise 2 gruba ayrılır;&lt;br/&gt;1.Sürgen(Bölünür) doku 2.Bölünmez doku&lt;br/&gt;  Hayvansal dokuları inceleyelim;&lt;br/&gt;EPİTEL DOKU:Vücudun iç ve dış yüzeyini örter.Bunun 4 görevi vardır;Bulundukları organı dış etkilerden korumak,Salgı yapmak,Emmek, Mukus ve benzeri maddeleri iletmek.Epitel doku işlevine göre 2 grupta incelenir;&lt;br/&gt;1.Örtü epiteli:Asıl görevi korumaktır.Ancak bazen emilim görevide yaparlar.Hücrelerinin sıralanışına göre Tek katlı ve Çok katlı olmak üzere ayrılırlar.&lt;br/&gt;A.Tek katlı epitel:Yan yana dizilmiş hücrelerden oluşur.Hücreleri yassı,kübik veya silindiriktir.&lt;br/&gt;a.Tek katlı yassı epitel: Akciğer alveolleri,kan damarlarının iç yüzü ve kılcal damarlarda bulunur.&lt;br/&gt;b.Tek katlı kübik epitel:Omurgalı böbreklerinde,tiroit bezinde bulunur.&lt;br/&gt;c.Tek katlı silindirik epitel:Omurgalının solunum yollarında,incebağırsakta bulunan silindirik epitel emme görevi yapar.&lt;br/&gt;B.Çok katlı epitel:Üst üste sıralanmış hücrelerden oluşur.Omugalıların derisinde bu doku vardır.Bu epitel dokuyu incelediğimizde en altta silindirik,ortada kübik,üstte ise yassı epitelden oluşmuştur.En üstteki epitel genellikle ölüdür.Bu ölü hücre alttaki canlı hücreleri dış etkilerden korur.Kan damarı içermez.&lt;br/&gt;2.Salgı(Bez) epiteli:Salgı yapma yeteneğindeki hücrelerdir.Tükürük bezi,mide bezleri,ter bezleri,hipofiz,tiroit gibi salgı yapan organlarda bulunur.Hücre sayısına göre;&lt;br/&gt;A.Tek hücreli bezler:Silindirik hücrelerden oluşur.Bunlara &quot;goblet&quot; hücresi denir.Toprak solucanının derisinden,sindirim kanalından,solunum organlarından salgılanan mukus buna örnektir.&lt;br/&gt;B.Çok hücreli bezler:Salgı yapan hücrelerin bir araya gelmesi ile oluşurlar.Salgılarını bir kanala ve buradan vücut boşluğuna veren bezlere ekzokrin(dış salgı) bezi denir.Tükrük bezi,mide ve bağırsak bezleri ile gözyaşı bezleri dış salgı bezleridir.Salgılarını doğrudan kana veren bezlere endokrin(iç salgı) bezi denir.Bunlar kanalsız bezlerdir.Salgılarına hormon denir.Hipofiz,tiroit,paratiroit,böbreküstü bezleri birer iç salgı bezidir.&lt;br/&gt;BAĞ DOKUSU:Doku ve organları birbirine bağlar.Vücudun her yerinde bulunur.Buna katılgan doku da denir.Hücreler ve hücreler arası maddelerden ve liflerden oluşur.Hücreler arasında bu hücreler tarafından salgılanan ara madde bulunur.Ara maddede ağsı,kollogen,elastik lifler olmak üzere 3 tipte lif görülür.Ara madde miktarı çok,bağ dokusu hücreleri azdır.Bağ dokusunu oluşturan asıl hücrelere fibroblast denir.Diğer önemli hücreler ise mast hücreleri ve makrofajlardır. &lt;br/&gt;   Yağ dokusu,özelleşmiş bir bağ dokusudur.Hücreleri büyük ve yuvarlak olup yağ damlacıkları taşır.Yağ dokuları yedek besin olarak yağın ve suyun depolanmasını sağlar.Vücudun basınç ve darbelere karşı korunmasında,ısının izole edilmesinde,derinin nemli kalmasında etkili olur.&lt;br/&gt;KAN DOKUSU:Kan,çeşitli maddeleri taşıma,vücudu mikroplara karşı koruma,vücut ısısını düzenlemek gerektiğinde pıhtılaşma gibi görevler yapar.Hücreler ve hücreler arası maddelerden oluşmuştur.Damarlar içinde dolaşır.Plazma denilen ara maddesi sıvıdır.Plazmanın çoğunu su oluşturur,ayrıca sindirilmiş besinler,hormonlar,enzimler,antikorlar,erimiş gazlar ve artık maddeler içerir.Hafif bazik özelliktedir.&lt;br/&gt;   Kandan,kan hücreleri ve pıhtılaşan maddeler çıktıktan sonra geriye kalan sıvıya serum denir.Kan,bir tüpe konduğunda dipte oluşan pıhtının üstünde kalan serumdur.Pıhtıda ise kan hücreleri ve fibrin bulunur.Kan hücreleri 3 çeşittir:&lt;br/&gt;1.Alyuvarlar  2.Akyuvarlar  3.Kan pulcukları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alyuvar(Eritrosit);ortası çukur,kırmızı renkli kan hücresidir.Başlangıçta çekirdeklidirler ama kana karışırken çekirdeklerini kaybederler.Alyuvarlar akciğerden aldıkları oksijeni vücut hücrelerine,vücut hücrelerinden aldıkları karbondioksiti akciğere götüren hücrelerdir.&lt;br/&gt;   Oksijen ve karbondioksit taşınmasında yapısında bulunan demirli bir protein olan hemoglobin görev yapar.Bir alyuvar yaklaşık 280 milyon hemoglobin molekülüne sahiptir.&lt;br/&gt;   Alyuvarların ömrü yaklaşık olarak 120 gündür.Yaşlı alyuvarlar dalakta ve</description></item><item><title>TETRAZOLIUM TEST</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tetrazolium-test-453902.html</link><description>Tetrazolium Test (TZ): It is a fast, reliable viability test, widely known as TZ test. It determines the percentage of live and dead seeds in a sample within 24-48 hrs, regardless of the dormancy level of the seeds (Fig.3). The embryos of live seeds stain red whereas the embryos of dead seeds do not stain. Abnormal seeds exhibit different pattern of staining. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Fig. 3. TZ test: (A) Viable wheat seeds with embryos uniformly stained red, and (B) non-viable seeds with unstained embryos.&lt;br/&gt;Vigor Tests&lt;br/&gt;Vigor tests determine the potential for rapid, uniform emergence and development of normal seedlings under a wide range of field conditions. Seeds gradually lose vigor before they lose the capacity to germinate and finally die. This explains why some seeds may germinate well under optimum conditions of temperature, water, and light in the standard germination test; but when planted in the field (which may have stressful conditions), they produce poor stands. Some of the vigor tests for cereals are: &lt;br/&gt;Cold Test: It predicts the potential the emergence of seeds under cold, wet field conditions (prevalent in the fall, winter and early spring). Varieties or seed lots differ in tolerance to such conditions.&lt;br/&gt;Accelerated Aging Test: It predicts the potential storability of a seed lot. Seeds are stressed with high temperature and relative humidity for a period of time before germination. High quality seeds tolerate such conditions. &lt;br/&gt;Genetic Traits and Varietal Identification Tests&lt;br/&gt;Clearfield Bioassay Test: The purpose of this test is to determine the presence of Clearfield trait in wheat using &quot;Beyond&quot; herbicide.&lt;br/&gt;Phenol Test: It is a quick chemical test used to differentiate between some cultivars of wheat (Fig 4), barley, and oat. It is based on the color reaction between phenol solution and the seed coat of various cultivars.&lt;br/&gt;Sodium Hydroxide Test: Sometimes it is difficult to distinguish between white and red wheat if seeds have been weather-damaged in the field or treated with a fungicide. This is a quick test to accurately distinguish between the two types based on the color reaction (Fig.5).&lt;br/&gt;Fluorescence Test: To distinguish between white (fluorescent) and yellow (non-fluorescent) oat seeds. If the lemma and/or palea fluoresce under UV light, seeds are considered fluorescent. &lt;br/&gt;Grow-out Tests: Useful to distinguish between winter and spring varieties, and to identify certain characteristics, such as the presence of awns. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       A                 B&lt;br/&gt;Fig. 4. Phenol test: Uniform ivory color reaction in a genetically pure wheat variety (A), and &lt;br/&gt;a mixture of color reaction in a sample containing more than one variety (B).&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;tests determine the potential for rapid, uniform emergence and development of normal seedlings under a wide range of field conditions. Seeds gradually lose vigor before they lose the capacity to germinate and finally die. This explains why some seeds may germinate well under optimum conditions of temperature, water, and light in the standard germination test; but when planted in the field (which may have stressful conditions), they produce poor stands. Some of the vigor tests for cereals are: &lt;br/&gt;Cold Test: It predicts the potential the emergence of seeds under cold, wet field conditions (prevalent in the fall, winter and early spring). Varieties or seed lots differ in tolerance to such conditions.&lt;br/&gt;Accelerated Aging Test: It predicts the potential storability of a seed lot. Seeds are stressed with high temperature and relative humidity for a period of time before germination. High quality seeds tolerate such conditions. &lt;br/&gt;Genetic Traits and Varietal Identification Tests&lt;br/&gt;Clearfield Bioassay Test: The purpose of this test is to determine the presence of Clearfield trait in wheat using &quot;Beyond&quot; herbicide.&lt;br/&gt;Phenol Test: It is a quick chemical test used to differentiate between some cultivars of wheat (Fig 4), barley, and oat. It is based on the color reaction between phenol solution and the seed coat of various cultivars.&lt;br/&gt;Sodium Hydroxide Test: Sometimes it is difficult to distinguish between white and red wheat if seeds have been weather-damaged in the field or treated with a fungicide. This is a quick test to accurately distinguish between the two types based on the color reaction (Fig.5).&lt;br/&gt;Fluorescence Test: To distinguish between white (fluorescent) and yellow (non-fluorescent) oat seeds. If the lemma and/or palea fluoresce under UV light, seeds are considered fluorescent. &lt;br/&gt;Grow-out Tests:</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİYOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biyoloji-424396.html</link><description>biyoloji</description></item><item><title>BİYOLOJİ - 14.Y.Y.&quot;DA YAKIN DOĞU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-14.y.y.-da-yakin-dogu-423552.html</link><description>14.y.y.&quot;da yakın doğu</description></item><item><title>MİTOZ BÖLÜNME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mitoz-bolunme-364233.html</link><description>MITOZ BÖLÜNME &lt;br/&gt;mitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır.fakat hücrelerde bazı degişiklikler olur ,hücre içerigi jel haline geçer ,metobolizma durur,çekirdegin hacmi hızla büyür.kromotid iplikleri hızla büyür , bebelirginleşir ve boyanmaya başlar . g2 evresinin tamamlanması , koromozomların türlere özgü şekil ve sayı alması ile mitoz bölünmeye geçer.ışık mikroskobuyla kromozamlar rahatlıkla görülebilir bu süre 1 saat sürer .bu evredeki hücrler küre şeklindedir.&lt;br/&gt;mitoz bölünme ; profaz,metafaz,anafaz ve telofaz olmak üzere 4 evreden oluşur.&lt;br/&gt;PROFAZ&lt;br/&gt;başlangınçta çekirdek içinde ince uzun kromotid iplikleri halinde görünen kromozomlar , yavaş yavaş helozon şeklinde kıvrılarak kalınlaşmaya başlar ve görülebil,duruma geçer. kalınlaşma vekısalma anafaza kadar devam edebilir. bu arada eş kromozomlar bir birimden fark edilemiyeçek kadar baglıdır . bu evrede bir birine sentromerlerle baglanmış olarak duran kromozomların her birine KROMATID denir. sentrozomlar ayrılarak her biri bir kutuba gitmeye başlar ve aralarında ig iplikleri oluşur. profazın sonuna dogru ig iplikleri ile kromozomlar arasında baglantı kurulurken , sentrozomlardan hücre zarına uzanan ig iplikleride oluşur ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur.kromozomlar içerisine baglıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;METEFAZ &lt;br/&gt;kromozomlar çok kere bir çenber gibi, bazen de karışık olarakekvator düzlem üzerine dizilirler.genellikle küçük kromozomlar merkezde büyükler çevrede bulunurlar.diziliş türlerine özgü özellik gösterirler.koromozomlar eşit olarak kutuplara çrkileceginden ,ortada belirli bir dengede kurulana kadar beklenir.profaz 30 - 60 dk sürmesine ragmen ,metefaz ancak 2-6 dk sürer.her bir kromozomun sentromeri belirgin olarak iki ye bölünür ve kromotidler tam olarak bir birinden ayrılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ANAFAZ &lt;br/&gt;ekvatoral düzlemdeki kardeş kromozamlar kutuplara bu evrede tşınır . kasılma özelligi olan sentrozomların ig iplikleri sayesinde kromozomların yarısı bir kutuba ,diger yarısı öbür kutba gider. kromozomların kutuplara ulaimasıyla bu evre sona erer. bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadıgı için kromozomların taşımması sitoplazma hareketiyle ve sitoplazma kökenli ig ipliklerinin yardımıyla olur .bu evre de yaklaşık olarak 3Â¬15 dk sürer.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;TELOFAZ &lt;br/&gt;kromozomlar daha az boyanmaya başlar . çekirdek zarı yavaş yavaş oluşur. kromozomlar uzayıp incelmeye başlar. bölünme açısından çekirdek dinlenmeye,geçerken hücre metobolizması aktif hale geçer. bu evrenin oluşumu sürerken bir yandanda stoplazma bogum yapmaya başlar. ig iplikleri dik olarak bogumlanan stoplazmanın o bölgede jel hale geçerek iki ogul hücre stoplazması ayrıldıgını ileri süren görüşler de vardır. stoplazmanın bogumlanarak ayrılması süresine &quot;SITOKINEZ&quot;denir. telofazın başlangıcından iki yeni hücrenin oluştugu ana kadar olan süre 30Â¬60 dakikadır.&lt;br/&gt; KAYNAK1=http://www.geocities.com/isitir/mitoz/html&lt;br/&gt;KAYNAK2=http://www.angelfire.com/or2/hücre/mitoz.htmmitoz bölünmenin başlangıcını saptamak olanaksızdır.fakat hücrelerde bazı degişiklikler olur ,hücre içerigi jel haline geçer ,metobolizma durur,çekirdegin hacmi hızla büyür.kromotid iplikleri hızla büyür , bebelirginleşir ve boyanmaya başlar . g2 evresinin tamamlanması , koromozomların türlere özgü şekil ve sayı alması ile mitoz bölünmeye geçer.ışık mikroskobuyla kromozamlar rahatlıkla görülebilir bu süre 1 saat sürer .bu evredeki hücrler küre şeklindedir.&lt;br/&gt;mitoz bölünme ; profaz,metafaz,anafaz ve telofaz olmak üzere 4 evreden oluşur.&lt;br/&gt;PROFAZ&lt;br/&gt;başlangınçta çekirdek içinde ince uzun kromotid iplikleri halinde görünen kromozomlar , yavaş yavaş helozon şeklinde kıvrılarak kalınlaşmaya başlar ve görülebil,duruma geçer. kalınlaşma vekısalma anafaza kadar devam edebilir. bu arada eş kromozomlar bir birimden fark edilemiyeçek kadar baglıdır . bu evrede bir birine sentromerlerle baglanmış olarak duran kromozomların her birine KROMATID denir. sentrozomlar ayrılarak her biri bir kutuba gitmeye başlar ve aralarında ig iplikleri oluşur. profazın sonuna dogru ig iplikleri ile kromozomlar arasında baglantı kurulurken , sentrozomlardan hücre zarına uzanan ig iplikleride oluşur ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur.kromozomlar içerisine baglıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;METEFAZ &lt;br/&gt;kromozomlar çok kere bir çenber gibi, bazen de karışık olarakekvator düzlem üzerine dizilirler.genellikle küçük kromozomlar merkezde büyükler çevrede bulunurlar.diziliş türlerine özgü özellik gösterirler.koromozomlar eşit olarak kutuplara çrkileceginden ,ortada belirli bir dengede kurulana kadar beklenir.profaz 30 - 60 dk sürmesine ragmen ,met</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MÜREKKEP BALIĞI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-murekkep-baligi-424241.html</link><description>mürekkep balığı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ENGELLEYEN ZARARLILAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-buyume-ve-gelismeyi-engelleyen-zararlilar-423571.html</link><description>büyüme ve gelişmeyi engelleyen zararlılar</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GENEL AMAÇLI 8085 MİKROİŞLEMCİLİ EĞİTİM SETİ TASARIMI VE GERÇEKLEMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-genel-amacli-8085-mikroislemcili-egitim-seti-tasarimi-ve-gerceklemesi-424371.html</link><description>genel amaçlı 8085 mikroişlemcili eğitim seti tasarımı ve gerçeklemesi</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ENDOKRİN SİSTEM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-endokrin-sistem-423450.html</link><description>endokrin sistem</description></item><item><title>CANLININ İÇ YAPISINA YOLCULUK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlinin-ic-yapisina-yolculuk-357828.html</link><description>CANLININ İÇ YAPISINA YOLCULUK &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Ünitenin Amacı &lt;br/&gt;Bu ünite ile öğrencilerin; &lt;br/&gt;* Hücrenin yapısını ve görevlerini, &lt;br/&gt;* Bitki ve hayvan hücreleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları, &lt;br/&gt;* Hücrede yönetici molekülleri ve görevlerini, &lt;br/&gt;* Çok hücreli canlılarda görülen hücre grupları olan dokuları, &lt;br/&gt;* Bitkilerin kök, gövde, yaprak, çiçek, tohum, meyveden oluşan yapılarını, &lt;br/&gt;* Bitkilerin doğaya kazandırdıklarını ve önemini &lt;br/&gt;gözlemlerle, uygulamalarla, deneylerle ve farklı etkinliklerle kavramaları amaçlanmaktadır.&lt;br/&gt;Öğrenci Kazanımları&lt;br/&gt;Bu üniteyi başarıyla tamamlayan her öğrenci;&lt;br/&gt;1. Canlıların temel yapı biriminin ve canlılık olaylarının gerçekleştiği yerin hücre olduğunu fark eder.&lt;br/&gt;2. Mikroskopta soğan zarını gözlemleyerek gözlem sonuçlarını belirtir.&lt;br/&gt;3. Mikroskopta ağız içi epitelini gözlemleyerek gözlem sonuçlarını belirtir.&lt;br/&gt;4. Bitki ve hayvan hücrelerinin şeklini çizerek aralarındaki benzerlik ve ayrılıkları fark eder.&lt;br/&gt;5. Hücrenin yapısını şema üzerinde açıklar.&lt;br/&gt;6. Hücreyi çevreleyen yapıyı (hücre zarı) ve işlevlerini açıklar.&lt;br/&gt;7. Sitoplazmayı ve farklı canlılık olaylarının gerçekleştiği sitoplazmadaki yapısal  birimleri (organelleri) işlevleriyle tanır.&lt;br/&gt;8. Hücrenin canlılık olaylarını yöneten DNA molekülünün kromozomların yapısında bulunduğunu ve kromozomların genelde çekirdek içinde yer aldığını fark eder.&lt;br/&gt;9. DNA molekülünün çeşitli atomlardan oluştuğunu, bunların oluşturduğu moleküllerin çok atomlu büyük moleküller olduğunu (DNA&quot;nın ayrıntılı yapısına girmeden) belirtir. &lt;br/&gt;10. Cansızların yapısındaki atom ve moleküller arasındaki düzenin canlıların yapısındaki atom ve moleküller arasındaki düzenden çok daha basit olduğunu fark eder. &lt;br/&gt;11. Hücrenin yapısını oluşturan birimlerin çok atomlu büyük moleküller (organik) olduğunu fark eder.&lt;br/&gt;12. Çok hücreli canlılarda görevleri ile uyumlu yapıdaki farklı hücre gruplarının dokular olduğunu belirtir.&lt;br/&gt;13. Bitkisel ve hayvansal dokuların görevleri ile uyumlu yapılarının farklı olduğunu tartışır.&lt;br/&gt;14. Bitki örneklerinde bitkilerin hücre, doku ve organlardan oluşan düzenli yapılar olduğunu fark eder.&lt;br/&gt;15. Bitkide kök ve gövdenin yapısını ve işlevlerini örnekler üzerinde göstererek açıklar.&lt;br/&gt;16. Üretici canlı olan bitkilerin ve tüketici canlıların besinini sağlayan yaprağın görevini ve yapısını örnekler üzerinde göstererek açıklar.&lt;br/&gt;17. Gelişmiş bitkilerin üremelerini sağlayan organlar olan çiçeğin yapısını ve görevini örnekler üzerinde göstererek açıklar.&lt;br/&gt;18. Tozlaşmada canlıların (böcekler) ve rüzgarın önemini fark eder.&lt;br/&gt;19. Çiçeğin tohum ve meyveye dönüşümünü şekil, şema ve örnekleriyle açıklar.&lt;br/&gt;20. Çeşitli tohum ve meyvelere örnekler göstererek bitkilerin çevreye yayılmasında tohum ve meyveyle beslenen canlıların rolünü açıklar.&lt;br/&gt;21. Doğada kibrit otu, atkuyruğu, eğrelti otu gibi çiçeksiz bitki örneklerini tanır, farklı özelliklerini tartışır.&lt;br/&gt;22. Bitkilerin doğal çevreye kazandırdıklarını örneklerle açıklar (toprağın oluşumu ve korunmasında kökün önemi, bitki gövdesinden insanların yararlanma yolları vb.).&lt;br/&gt;23. Bitkilerin su, toprak, hava ve tüm canlılara kazandırdıklarını fark eder.&lt;br/&gt;24. Bitkilere zarar vermeden yararlanmanın önemini ve bunun gerekliliğini açıklar. &lt;br/&gt;25. Değişen çevresel etmenlerin bitkilere nasıl zarar verebileceğini örneklerle açıklar.&lt;br/&gt;26. Zarar gören bitkilerin doğada neden olduğu sonuçları tartışır (orman yangınlarının, ağaçların yok edilmesinin, yağmur ormanlarının azalmasının vb. sonuçları). &lt;br/&gt;27. Doğadaki madde döngüsünde bitkilerin önemini tartışır.&lt;br/&gt;28. Evinde, bahçesinde, yaşadığı çevrede, ormanlarda bitkilerle yaşamanın olumlu etkilerini fark ederek tartışır.   &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;KONULAR&lt;br/&gt;A.EN KÜÇÜK OLANINDAN EN BÜYÜK OLANINA KADAR TÜM CANLILARIN YAPISINI OLUŞTURAN BİRİM: HÜCRE&lt;br/&gt;1. Bitki Hücresinde Neler Var?&lt;br/&gt;2. Hayvan Hücresini Tanıyalım&lt;br/&gt;B.ÇOK HÜCRELİ CANLILARDA GÖRÜLEN GÖREVLERİ İLE UYUMLU YAPIDAKİ FARKLI HÜCRE GRUPLARI: DOKULAR&lt;br/&gt;1. Bitki Yapısında Farklı Görevleri Yüklenmiş Hücre Grupları: Bitkisel Dokular&lt;br/&gt;C.BİTKİLERİN HÜCRE, DOKU VE ORGANLARDAN OLUŞAN DÜZENLİ YAPISI&lt;br/&gt;1. Bitkinin Top</description></item><item><title>DNA GENEL</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-genel-435428.html</link><description>dna&quot;nın keşfı, mıescher, feulgen &amp;#8211; rossenbeck , levene &amp;#8211; morı , watson &amp;#8211; crıck , dna her hücrede bulunur.örneğin böbreklerinizin ...</description></item><item><title>MAYOZ BÖLÜNME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mayoz-bolunme-389546.html</link><description>Mayoz Bölünme&lt;br/&gt;Genel Özellikleri:&lt;br/&gt;*Gelişmiş canlıların üreme ana hücrelerinde (hayvanlarda sperm ana hücresi, yumurta ana hücresi; bitkilerde polen ana hücresi, makrospor ana hücresi) çiçeksiz bitkilerde spor ana hücreleri yada zigotta gözlenir.&lt;br/&gt;*Tür içinde kromozom sayısının sabit tutulmasını sağlar. Yani döllenme ile oluşabilecek kromozom artışı mayozla engellenir. Ayrıca tür içinde kalıtsal çeşitliliğin artışını da sağlar. Bunu sağlaması, mayoz sırasında gerçekleşen &quot;crossing-over&quot; ve homolog kromozomların rastgele kutuplara çekilmesi sonucu oluşan, genotipleri (genetik yapıları) birbirinden farklı gametlerle olur. Oluşan gametlerin genotip çeşidi; hücrenin kromozom sayısıyla, homolog kromozom çiftleri üzerinde bulunan bağlı genlerin sırasıyla, crossing-over ve mutasyon olasılıklarıyla doğru orantılı olarak değişir.&lt;br/&gt;*Bir hücreden bölünme sonucu dört hücre oluşur. Çünkü mayoz bölünme arka arkaya iki bölünme şeklinde gerçekleşir.Birinci bölünme sırasında kromozom sayısı yarıya inmiş, haploid iki hücre oluşmuştur. DNA eşlemesi olmaksızın ikinci bir bölünme yapar. İkinci bölünmede kromozom sayısında değişiklik olmaz. Sonuçta 2n kormozomlu (diploid) bir hücreden n kromozomlu (haploid, monoploid) dört hücre oluşur.&lt;br/&gt;*Mayoz bölünme geçiren bir hücre bir kez daha mayoz bölünme geçiremez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mayoz Bölünmenin Evreleri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mayoz1 (1.Bölünme): Bölünecek olan hücre profaz1, metafaz1, anafaz1, telofaz1 evrelerini geçirerek önce çekirdek bölünmesini gerçekleştirir. Evreler arasında kesin sınırlar yoktur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Profaz1: Kromatin iplik kısalır, kalınlaşır kromozom şeklini alır. Homolog kromozomlar yan yana gelerek birbirine sarılır. Bu olaya sinapsis denir. Her kromozom iki kromatidden oluştuğu için, homolog kromozomlar dörtlü demetler biçiminde görülür. Hemen hemen birbirinin aynısı olan bu dört kromatidden oluşan guruba tetrat denir. Bir hücredeki tetrat sayısı n kromozom sayısına eşittir. Örneğin, insanın mayoz bölünme geçiren hücresinde 23 tane tetrat gözlenir. Sinapsis d</description></item><item><title>GLİKOZUN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?glikozun-368572.html</link><description>Glikozun tanımı&lt;br/&gt;Glikoz, altı karbondan meydana gelen bir şekerdir ve pek çok meyve suyunda bulunur. Nişasta ve selüloz, glikozun a ve b adı verilen bağlar ile bağlanarak uzun bir zincir-polimer oluşturması ile meydana gelir. İnsan diyetinin büyük bölümünü glikozun serbest ya da polimerleşmiş hali oluşturur. Kullandığımız çay şekeri glikoz ile beş karbonlu şeker olan fruktozun birbirine bağlanmış halidir ve kimyada bu moleküle sukroz adı verilir. Glikozdan meydana gelen dört başlıca polimer vardır: glikojen, nişasta, selüloz ve kitin.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                     Şeker Üretimi&lt;br/&gt;ŞEKER HAMMADDESİ:&lt;br/&gt;            Şeker (sakkaroz) çoğu bitkinin bünyesinde bulunur. Fakat bünyesinde ekonomik olarak şeker elde edilebilecek kadar şeker bulunduran iki bitki vardır: Şeker kamışı ve şeker pancarı.&lt;br/&gt;            Ana vatanı Hindistan ve Arap ülkeleri olan şeker kamışı dünyada tropikal ve yarı tropikal bölgelerde yetiştirilmektedir. Ülkemizde şeker kamışı tarımı yapılmamaktadır. &lt;br/&gt;            Şeker kamışının bünyesinde yaklaşık olarak % 12 - 16 şeker bulunur ve dünyada üretilen şekerin % 60 kadarı şeker kamışından elde edilmektedir.  &lt;br/&gt;            Şeker pancarı ise ülkemizi de kaplayan ılıman iklime sahip kuşakta yetiştirilmektedir. Şeker pancarının yapısında % 4 - 5 hücre dokusu, % 4 - 5 kimyasal bağlı su ve % 90 - 95 öz suyu vardır. Pancar öz suyunun bileşimi şu şekildedir: % 15 - 18 şeker (sakkaroz), % 1,0 - 1,5 diğer şeker dışı organik maddeler, % 0,8 anorganik tuzlar&lt;br/&gt;PANCAR :&lt;br/&gt;                                                                                                                   &lt;br/&gt;                          &lt;br/&gt;                                                                                                   &lt;br/&gt;AZOT KAPSAMAYAN KATYONLAR&lt;br/&gt;SAKAROZ DIŞI MADDELERAZOT KAPSAYAN &lt;br/&gt;SAKAROZ DIŞI MADDELERANYONLAR&lt;br/&gt;1 İnvert Şeker AminoAsitler &lt;br/&gt;2 Rafinoz, Betalin, Cholin  Proteinler&lt;br/&gt;3 Kestoz Betain Asitler &lt;br/&gt;4 Stahiyoz,Purin,Pirimidin  Amitler&lt;br/&gt;5 Glaktinol Amonyum Tuzları ve Nitratlar &lt;br/&gt;6 Selüloz Zararlı Azot &lt;br/&gt;7 Lognin Koku maddeleri &lt;br/&gt;8 Pektin Maddeler Vitaminler &lt;br/&gt;9 Arabon   Enzimler&lt;br/&gt;10 Organik Asitler Boyar Maddeler &lt;br/&gt;11 Saponinler  &lt;br/&gt;12 Lipitler  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Pancar Markının Kimyasal Bileşimi :&lt;br/&gt;MARKNORMAL PANCARDAODUNLAŞMIŞ PANCARDA&lt;br/&gt;Selüloz 25-30% 23,5% 27,9&lt;br/&gt;Lignin 5% 4,2% 7,4&lt;br/&gt;Pektin 30% 31,1% 20,7&lt;br/&gt;Pentosan 20-30% 24,2% 16,2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şeker Pancarının Teknolojik Değeri:&lt;br/&gt;Şeker pancarının  teknolojik değerlendirilmesinin amacı beyaz şeker elde etmektir.  Teorik olarak hemen hemen her şeker pancarından istenen özelliklerde beyez şeker elde etmek mümkündür. Bu amaç için lüzumlu masraf pancarın fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre değişecektir.Pancarın teknik ve ekonomik değerlendirilmesi  iyi kalitede şeker imal edebilmeye göre yapmamız lazım.&lt;br/&gt;Şeker Pancarının Kalitesine Etki Eden Özellikler:&lt;br/&gt;          1-)Ortalama Pancar Ağırlığı&lt;br/&gt;          2-) Kesilme Direnci&lt;br/&gt;          3-) Elastikiyet Modülü</description></item><item><title>DNA VE RNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-ve-rna-358202.html</link><description>RNA-DNA&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;RIBONÜKLEIK ASIT (RNA)&lt;br/&gt;RNAlar ribonukleotitlerinbirbirlerine baglanmasi ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kiyaslandigi zaman boylari daha kisadir. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadirlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sinif RNAya rastlanmaktadir. Bunlar mesencir RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dir. Bütün RNAlar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül agirligina sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.&lt;br/&gt;MESENCIR RNA (mRNA)&lt;br/&gt;DNAda sakli bulunan genetik bilginin, protein yapisina aktarilmasinda kaliplik görevi yapan araci bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNAdan aldigi genetik sifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sirasini tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adi verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklasik 10.000 farkli mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunlarin her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.&lt;br/&gt;TRANSFER RNA (tRNA)&lt;br/&gt;tRNAlar da ribonukleotidlerin polimerize olmasi ile meydana gelmis, çok kivrimlar gösteren ve tek zincirli yapiya sahip bir RNA çesididir. tRNAlar yonca yapragina benzeyen üç boyutlu yapilarinda yer yer çift sarmalli bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayisi 70 ile 99 arasinda, molekül agirligi ise 23.000 ile30.000 dalton arasinda degismektedir. Dogada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadir. tRNAlar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarina bagladiklari amino asiti, ribozoma tutunmus mRNAnin tasidigi kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNAlar üç bazdan meydana gelen antikodon adi verilen uçlari ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adi verilen bölgeye geçici baglanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki sifreye göre dogru bir sekilde dizilmelerini temin etmektedir.&lt;br/&gt;RIBOZOMAL RNA (rRNA)&lt;br/&gt;rRNAlar ribozomlarin ana yapisal elementi olup yaklasik olarak ribozom agirliginin % 65ini teskil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çesit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çesit rRNA bulunmaktadir. Ribozomal RNAlar ribozomlarin yapi ve fonksiyonlarinda önemli rpller oynamaktadir.&lt;br/&gt;Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çesit RNA daha bulunmaktadir. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)lardir. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese ugramamis öncül mRNA molekülleridir. Ikincisi ise küçük nuklear (snRNA)dir ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese ugramasi esnasinda ortaya çikmaktadirlar.&lt;br/&gt;DEOKSIRIBONÜKLEIK ASIT (DNA)&lt;br/&gt;Genetik olaylarin hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapi ve özelliklerine dayanir. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde ayni yapisal özelliklere sahiptir.&lt;br/&gt;Genler, DNA&quot;daki bazi kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmistir. Çogunluk kromozomlarin içersinde bulunurlar. Ayrica DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom disi genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) disinda temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulundugu bilinmektedir.&lt;br/&gt;1953 yilinda Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapi halinde bulundugunu ileri sürdüler. Bu arastiricilarin önerdikleri DNA yapisi o tarihlerde baska arastiricilar tarafindan ortaya konulan DNA ya iliskin önemli bulgulara dayanmaktadir. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafindan, izole edilmis DNA fibrillerinin X-ray isinlarini kirma özelliklerinin açiklanmasidir. Elde edilen X isini fotograflari, DNA nin zincirlerindeki bazlarin dizilis sirasina bagli olmaksizin, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül oldugunu göstermektedir. Ayrica TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapilan çalismalar da DNA ile ilgili çalismalarda isik tutmustur</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MAYOZ BÖLÜNME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-mayoz-bolunme-424111.html</link><description>mayoz bölünme</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-424349.html</link><description>hücre</description></item><item><title>SERUM SOLUBL STEM CELL FAKTÖR (SSCF) VE RESEPTÖRÜ SOLUBL TIROZINKINAZ TRANSMEMBRAN PROTEIN (SKIT) DÜZEYLERININ, ATOPIK DERMATIT TANI VE AKTIVASYONUNDAKI ROLÜNÜN DEGERLENDIRILMESI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?serum-solubl-stem-cell-faktor-(sscf)-ve-reseptoru-solubl-tirozinkinaz-transmembran-protein-(skit)-duzeylerinin,-atopik-dermatit-tani-ve-aktivasyonundaki-rolunun-degerlendirilmesi-352996.html</link><description>SERUM SOLUBL STEM CELL FAKTÖR (sSCF) VE RESEPTÖRÜ SOLUBL TIROZINKINAZ TRANSMEMBRAN PROTEIN (sKIT) DÜZEYLERININ, ATOPIK DERMATIT TANI VE AKTIVASYONUNDAKI ROLÜNÜN DEGERLENDIRILMESI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IÇINDEKILER&lt;br/&gt;Önsöz i&lt;br/&gt;Içindekileri ii&lt;br/&gt;Simgeler ve Kisaltmalar iii&lt;br/&gt;1.Giris 1&lt;br/&gt;2.Genel Bilgiler 2&lt;br/&gt;2.1. Epidemiyoloji 2&lt;br/&gt;2.2.Genetik 2&lt;br/&gt;2.3. Patogenez 3&lt;br/&gt;2.3.1. Hücresel Immünite Anormallikleri 3&lt;br/&gt;(Asiri T Hücre Aktivasyon Teorisi)&lt;br/&gt;2.3.1.1. T Hücreleri 3&lt;br/&gt;2.3.1.2. Antijen Sunan Hücreler 5&lt;br/&gt;2.3.1.3. Th1/Th2 Hücre Dengesi 7&lt;br/&gt;2.3.2. IgE ve Allerjenler 9&lt;br/&gt;(Hipersitimulatuvar Antijen Sunan Hücre Teorisi)&lt;br/&gt;2.3.2.1. Eozinofiller 11&lt;br/&gt;2.3.2.2. Mast Hücreleri ve Bazofiller 12&lt;br/&gt;2.3.2.3. Hipersitumulatuvar Antijen Sunan Hücre Teorisinde 12&lt;br/&gt;Inhalan Allerjenlerin Rolü&lt;br/&gt;2.3.2.4. Hipersitumulatuvar Antijen Sunan Hücre Teorisinde 13&lt;br/&gt;Besin Allerjenlerinin Rolü&lt;br/&gt;2.3.3. Beta Adrenerjik Blokaj Teorisi 14&lt;br/&gt;2.3.4. Mikroorganizmalar 14&lt;br/&gt;2.3.4.1. Stafilokoklar 14&lt;br/&gt;2.3.4.2. Mantarlar 15&lt;br/&gt;2.3.5. Esansiyel Yag Asidi Metabolizmasindaki Anormallikler 15&lt;br/&gt;2.3.6. Pruritus 17&lt;br/&gt;2.3.7. Psikolojik Faktörler 17&lt;br/&gt;5&lt;br/&gt;2.4. Stem Cell Faktör (SCF) ve Tirozinkinaz Transmembran 18 iii&lt;br/&gt;Protein Reseptörü (KIT)&lt;br/&gt;2.5. Atopik Dermatit Klinigi 19&lt;br/&gt;2.5.1. Infantil Atopik Dermatit 20&lt;br/&gt;2.5.2. Çocukluk Dönemi Atopik Dermatiti 20&lt;br/&gt;2.5.3. Adelosan ve Yetiskin Atopik Dermatiti 20&lt;br/&gt;2.6. Atopik Dermatitte Tani 21&lt;br/&gt;2.6.1. Laboratuvar ve Deri Testleri 22&lt;br/&gt;2.7. Atopik Dermatitte Ayirici Tani 24&lt;br/&gt;2.8. Atopik Dermatit Histopatolojisi 24&lt;br/&gt;2.9. Atopik Dermatit Tedavisi 25&lt;br/&gt;2.9.1. Topikal Tedaviler 25&lt;br/&gt;2.9.1.1. Nemlendirici, Lubrikan ve Su Tutucu Preparatlar 25&lt;br/&gt;2.9.1.2. Topikal Glukokortikoid Tedavisi 25&lt;br/&gt;2.9.1.3. Topikal Katran Bilesikleri 26&lt;br/&gt;2.9.1.4. Topikal Kromolin Sodyum 26&lt;br/&gt;2.9.1.6. Topikal FK506 (Takrolimus) 26&lt;br/&gt;2.9.1.7. Topikal SDZ ASM 981 26&lt;br/&gt;2.9.1.8. Topikal Spesifik Fosfodiesteraz-4 26&lt;br/&gt;(PDE-4) Inhibitörleri CP80,633&lt;br/&gt;2.9.2. Sistemik Tedaviler 26&lt;br/&gt;2.9.2.1. Sistemik Glukokortikoidler 26&lt;br/&gt;2.9.2.2. Sistemik Antihistaminikler 26&lt;br/&gt;2.9.2.3. Antibakteriyal ve Antifungal Ajanlar 27&lt;br/&gt;2.9.2.4. Ketotifen 27&lt;br/&gt;2.9.2.5. Kromolin Sodyum 27&lt;br/&gt;2.9.2.6. Siklosporin A 27&lt;br/&gt;2.9.2.7. Interferonlar 27&lt;br/&gt;2.9.2.8. Sitotoksik Ajanlar 27&lt;br/&gt;2.9.2.8.1. Methotreksat 27&lt;br/&gt;2.9.2.8.1. Mycophenolic Asit 28&lt;br/&gt;2.9.2.9. Timik Hormon Ekstratlari 28&lt;br/&gt;6&lt;br/&gt;iii&lt;br/&gt;2.9.2.10. Lökotrien Inhibitörleri 28&lt;br/&gt;2.9.2.11. Esansiyel Yag Asitleri 28&lt;br/&gt;2.9.2.9. Intravenöz (IV) Immünglobulin (Ig) Tedavisi 28&lt;br/&gt;2.9.3. Fototerapi 28&lt;br/&gt;2.9.3.1 Ekstrakorporyal Fotoferez (ECP) 28&lt;br/&gt;2.9.4. Immünoterapi 28&lt;br/&gt;3. Materyal-Metod 30&lt;br/&gt;3.1. Hasta ve Kontrol Grubunun Tanimlanmasi 30&lt;br/&gt;3.2.SCORAD Indeksinin Hesaplanmasi 30&lt;br/&gt;3.3. Serum Örneklerinin Alinmasi 30&lt;br/&gt;3.4. Örneklerin Hazirlanmasi 31&lt;br/&gt;3.5. sSCF Ölçümü 31&lt;br/&gt;3.5.1. Prensip 31&lt;br/&gt;3.5.2. Standardin Hazirlanmasi 31&lt;br/&gt;3.5.3. Prosedür 31&lt;br/&gt;3.5.4. Standardin Çalisilmasi ve Degerlendirme 31&lt;br/&gt;3.6. sKIT Ölçümü 31&lt;br/&gt;3.6.1. Prensip 31&lt;br/&gt;3.6.2. Standart Hazirlanmasi. 31&lt;br/&gt;3.6.3. Prosedür 32&lt;br/&gt;3.6.4. Standardin Çalisilmasi ve Degerlendirme 32&lt;br/&gt;3.7. Istatistiksel Analiz 32&lt;br/&gt;4. Bulgular 33&lt;br/&gt;4.1. Klinik ve Laboratuvar Bulgular 33&lt;br/&gt;4.2 Laboratuvar Sonuçlarinin Degerlendirilmesi 34&lt;br/&gt;5. Tartisma ve Sonuç 37&lt;br/&gt;6. Özet 42&lt;br/&gt;6. Summary 43&lt;br/&gt;7. Kaynaklar 44&lt;br/&gt;7&lt;br/&gt;iv&lt;br/&gt;SIMGELER ve KISALTMALAR&lt;br/&gt;AD: Atopik Dermatit&lt;br/&gt;APT: Atopi patch testi&lt;br/&gt;cAMP: Siklik adenozinmonofosfat&lt;br/&gt;CCR3: Eotaksin reseptörü&lt;br/&gt;CLA: Kutanöz lenfosit antijen&lt;br/&gt;DBPCFC: Çift- kör , plasebo kontrollü oral besin provakasyon testi&lt;br/&gt;DGLA: Dihomogama-linolenik asit&lt;br/&gt;EAD: Ekstrensik atopik dermatit&lt;br/&gt;ECP: Eozinofil katyonik protein&lt;br/&gt;ECP: Ekstrakorporyal fotoferez&lt;br/&gt;ELISA: Floresan enzim immün assay&lt;br/&gt;Fc?RI: Yüksek affiniteli IgE reseptörü&lt;br/&gt;Fc?RII: Düsük affiniteli IgE reseptörü&lt;br/&gt;GLA: Gama- linolenik asit&lt;br/&gt;GM-CSF: Granülosit- makrofaj koloni situmule edici faktör&lt;br/&gt;IAD: Intrensik AD&lt;br/&gt;IFN?: Interferon gama&lt;br/&gt;ICAM-I: Interselüler adhezyon molekülü-I&lt;br/&gt;IL: Interlökin&lt;br/&gt;KIT: Tirozinkinaz transmembran protein reseptörü&lt;br/&gt;LH: Langerhans hücrelerinin&lt;br/&gt;MBP: Eozinofil granül major basic protein&lt;br/&gt;MDC: Makrofaj derivesi kemokin&lt;br/&gt;MHC-II: Major human histokompatibilite kompleks klass II&lt;br/&gt;P. ovale: Pityrosporum ovale&lt;br/&gt;PDE: Fosfodiesteraz izoenzimi&lt;br/&gt;P</description></item><item><title>CANLILARDA DOLAŞIM SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarda-dolasim-sistemleri-346748.html</link><description>CANLILARDA DOLAŞIM SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir hücreli canlılarda, ortamdan oksijenin ve besinlerin alınması ile, karbondioksit ve artıklarının uzaklaştırılması bütün vücut yüzeyiyle yapılır. Bunları gerçekleştirmek için özel bir yapıya gerek yoktur. Sadece, hücre içinde bazı stoplazma hareketleri görülebilir.&lt;br/&gt;Çok hücrelilerde ise alınan besinleri ve oksijeni hücrelere ulaştırmak için bir taşıma sistemine ihtiyaç vardır. Hayvanlarda bu işlemleri gerçekleştiren sisteme dolaşım sistemi denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DOLAŞIM ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvanlarda dolaşım sistemi değişmeyen bir iç çevrenin oluşturulmasının ve hücreler için gerekli maddelerin taşınmasını sağlar. Basit yapılı çok hücreli hayvanlarda özel bir dolaşım sistemi bulunmaz. Süngerler, sölenterler, yassı ve yuvarlak solucanlar bu grubu oluşturur. Dğer bütün hayvanlarda kalp, damarlar ve dolaşım sıvısından oluşan bir dolaşım sistemi bulunur. Dolaşım sistemleri  açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Açık Dolaşım&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Omurgasızların büyük bir kısmında görülür. Kalbe kan getiren ve götüren damarlar kısadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalp yapısı karıncık ve kulakçıklar olarak ayrılmış olabileceği gibi, bazı damarların genişlemesiyle meydana gelmiş basit yapılar halinde de bulunabilir. Bazılarında ise kalp çok bölmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sistemin diğer özellikleri ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağıntılı olmadığı için devemlı değildir. Kan kısmen damarlar içerisinde, kısmen de dolu hücreleri  arasında akar.&lt;br/&gt;-Kanın akış hızı  sürtünmenin fazla olmasından dolayı yavaştır. Bunu için enerji ihtiyacı az olan küçük yapılı canlılarda görülür.&lt;br/&gt;-Kan kalpten damarlarla çıkar, sinüs denilen boşluklara yayılır ve madde alış verişi yapıldıktan sonra toplar damarlarla kalbe geri döner.&lt;br/&gt;-Bu sistemde atar ve toplar damarlar arasında kılcal damarlar bulunmaz.&lt;br/&gt;-Bu hayvanların bir çoğunda gaz alış verişi trake ile sağlandığı için, kan oksijen ve karbondioksit taşımaz.&lt;br/&gt;-Açık dolaşım yapan hayvanların bazılarında solungaç solunumu gerçekleştirilir. Bu hayvanların sadece solungaçlarında kılcaldamarlar vardır. Ve taşıma sıvısı (kan) oksijen ve karbondioksit taşır. (Kabuklular)&lt;br/&gt;-Kan akışı genellikle, karın tarafında arkaya doğru, sırt tarafında ise arkadan öne doğru gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kapalı  Dolaşım&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Omurgasızlardan halkalı solucanlarda, bazı yumuşakcalarda, (ahtapot ve mürekkep balığı) ilkel kordalılarda ve bütün omurgalılarda görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu hayvanlar akçiğer veya solungaç solunumu yaptıkları için kanın önemli görevlerinden birisi de solunum organlarıyla alınan O2  yi dokulara taşımak ve dokularda oluşan CO2 yi solunum organlarına taşımaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sistemin Diğer Özellikleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;- Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağıntılı  olduğu için devamlıdır. Bu bağlantıyı kılcal damarlar sağlar.  Kan devamlı olarak damarlar içerisinde dolaşıri dışarıya çıkmaz.&lt;br/&gt;- Kanı akış hızı yüksektir. Bundan dolayı enerji ihtiyacı fazla canlılarda görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Kan, kalpten atar damarlarla çıkar, kılcal damarlara geçer ve burada dokularla kan arasında madde alışverişi gerçekleşir. Kan toplar damarlarla kalbe geri döner.&lt;br/&gt;- Bu sistemde bütün dokular da kılcal damarlar bulunur.&lt;br/&gt;-Damarlar daha uzun ve daha dallanmış yapıdadır. Kalp yapıları da iyi gelişmiştir.&lt;br/&gt;-Doku hücreleri arasında, taşıma sıvısından farklı olan bir doku sıvısı bulunur. Hücreler her türlü madde değişimini bu sıvı ile yaparlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B. OMURGASIZLARDA DOLAŞIM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Omurgasız olmayan hayvanlarda her hücre, ya dış ortamdaki sıvı (su) ile ya da geniş vucut boşluklarındaki sıvı ile temas halindedir. Her hücre ortamıyla alış verişini difüzyonla sağlayabilmektedir. Bunun için özel bir dolaşım sistemi yoktur, buna ihtiyaç da yoktur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Bazılarında (planarya)  ise besinlerin iletilmesi dallanmış sindirim kanalıyla, gazların değişimi ise bütün vücut yüzeyiyle gerçekleştirilir.&lt;br/&gt;-Halkalı solucanlarda kapalı dolaşım sistemi vardır. Solunum deriyle yapıldığı için kan O2 ve CO2 taşımakla da görevlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalpten pompalanan kan damar tarafından karın damarına pompalanır. Kan ana damarlardan ayrılan kılcallarla organlara ve deriye taşınır.</description></item><item><title>OKSİJENSİZ SOLUNUM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oksijensiz-solunum-362868.html</link><description>Oksijensiz Solunum&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı canlılar oksijensiz ortamda organik maddeleri kullanarak ATP sentezleyebilirler.Oksijen yokluğunda veya yetersizliğinde organik molekülleri etil alkol yada laktik aside kadar parçalayarak enerji elde edilesi olatına  fermentasyon denir.&lt;br/&gt;Fransız bilimadamı Antoine LAVOISIER glikozun fermentasyonu sonucu CO2 ve alkol açığa çıktığını bulmuştur.&lt;br/&gt;Oksijen olsun yada olmasın pirüvata kadar olan glikoliz olayı tüm canlılarda aynıdır.Glikoliz olayının gerçekleşmesi için her evrede bir enzim kullanılır.Glikoliz bazı ökaryot hücrelerde yeterli oksijen olmadığı zaman ATP sağlamanın bir yoludur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.Etil Alkol Fermentasyonu&lt;br/&gt;Glikolizin son ürünü olan pirüvattan alkol meydana geliyorsa buna alkolik fermentasyon denir. Alkolik fermentasyonda pirüvattan bir CO2 çıkarak önce asetaldehit oluşur. Asetaldehit ise NADH2 deki hidrojenleri alarak etil alkole dönüşür.&lt;br/&gt;Alkolik fermentasyon aşağıdaki denklemle özetlenebilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;C6H12O6+2ATP&amp;#61664;2C2H5OH+2CO2+4ATP&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.Laktik Asit Fermentasyonu&lt;br/&gt;Laktik asit fermentasyonunda glikolizin son ürünü olan pirüvat ortamdaki NADH2 nin hidrojenlerini alarak laktik asiti meydana getirir. Kaslarda görülen bu olaya laktik asit fermentasyonu denir. Eğer glikolizin son ürünü olan pirüvat ve NADH2 deki hidrojenler ortamdan uzaklaştırılamazsa glikoliz durur ve ATP üretilemez.&lt;br/&gt;Kas hücrelerine yeterli oksijen geldiği zaman laktik asidi oluşturan reaksiyonlar tersine döner ve laktik asit pirüvata dönüşür. Laktik asitin bir adı da yorgunluk asitidir. Hücrelerimizde biriken laktik asit kas yorgunluğuna sebep olur.&lt;br/&gt;Laktik asit fermentasyonu aşağıdaki denklemle anlatılabilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;C6H12O6+2ATP&amp;#61664;2C3H6O3+4ATP&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaslarda görev yapan bir diğer enerji molekülü ise kreatin fosfattır.Acil durumlarda(hızlı çalışma temposu olduğunda) kasta depolanmış ATP gerkli enerjiyi ancak yarım saniye süreyle karşılayabilir.Bu durumda kreatin fosfata başvurulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kreatin + ATP&amp;#61664;ADP + Kreatin-P&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kreatin fosfat hiçbir zaman doğrudan tepkimelerde kullanılmaz.Enerjisini ADP ye aktarır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;V.Fotosentez&lt;br/&gt;Bütün enerjilerin kaynağı güneştir. Hiçbir canlı onu doğrudan kullanamaz ama başka enerji şekillerine dönüştürebilir. Dünyaya ulaşan güneş ışığı bitkiler tarafından fotosentezde kullanılır. Fotosentezle ilgili ilk çalışmalar 1772 yılında Joseph PRIESTLEY tarafından yapıldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.Işık Enerjisi Ve Klorofil&lt;br/&gt;Işık bir cisme çarptığında ya yansır ya içinden geçer yada emilir. Işık cisim tarafından emilirse ışık enerjisi olmaktan çıkar ve başka bir enerji türüne dönüşür. Fotosentez güneşten gelen ışık enerjisinin ototrof canlılar tarafından soğurularak kimyasal enerjiye dönüştürülmesi olayıdır. Işığın soğurulması ototrof canlıya yeşil rengi veren klorofil pigmenti sayesinde olur. Klorofil molekülünde karbon hidrojen oksijen ve azot atomlarından oluşan dört pirol halkası bulunur. Merkezde ise magnezyum atomu yeralır. Yeşil bitkilerde klorofil-a ve klorofil-b diye bilinen iki çeşit klorofil bulunur:&lt;br/&gt;Klorofil-a (C55H72O5N4Mg)  ve klorofil-b (C55H70O6N4Mg)&lt;br/&gt;B.Fotosentezin Evreleri&lt;br/&gt;Fotosentez olayı ışığın mutlaka gerekli olduğu ve oldukça hızlı yürüyen ışık reaksiyonları ile enzimatik yönü fazla olan ışığa ihtiyaç duyulmayan karbon tutma reaksiyonları olarak iki evreden oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Işık Reaksiyonları</description></item><item><title>BAKTERİ MORFOLOJİSİ VE YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakteri-morfolojisi-ve-yapisi-443600.html</link><description>Bakteri Morfolojisi ve Yapısı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakterilerin Genel Özellikleri&lt;br/&gt;Bakteriler bağımsız yaşayabilen çok küçük organizmalardır,&lt;br/&gt;Büyüklükleri 0.5 ile 5 Âµ arasında değişir,&lt;br/&gt;Işık mikroskobunda görüntülenebilirler (500-1000x)&lt;br/&gt;Görüntülenmelerinde, Faz Kontrast ve Karanlık saha mikroskopları yaygın olarak kullanılır, (hücreler canlı)&lt;br/&gt;Kontrast değişik boyama (kimyasal) yöntemiyle sağlanır.&lt;br/&gt;A. Basit boyama yontemi; Metilen mavisi&lt;br/&gt;B. Ayırtedici boyama yöntemi; Gram boyama&lt;br/&gt;Bakterilerin Şekilleri&lt;br/&gt;Koklar; streptokok, stafilakok, diplokok,&lt;br/&gt;Çomaklar; enterobakteri, korinabakteri, fusobakteri,&lt;br/&gt;Kıvrık çomaklar; vibriyo, sipiroketler&lt;br/&gt;Özerk durumlar:&lt;br/&gt;Mikoplazma; kokoid, yassı disk, ipliksi &lt;br/&gt;Kilamidya; küçük kok şekilli,&lt;br/&gt;Riketsiya; kısa kokoid çomaklar.&lt;br/&gt;Kirpikli bakteriler; monotrik, lofotrik, peritrik.&lt;br/&gt;Bakterilerin Morfolojisi&lt;br/&gt;Bakterilerin Hücre Yapısı&lt;br/&gt;Nükleoid ve Plazmit&lt;br/&gt;Nükleoid:&lt;br/&gt;Sitoplazmada, zarı olmayan, halkalı,&lt;br/&gt;5 milyar baz çifti, 5000 gen,&lt;br/&gt;Bakteri hücresi 5  Âµ büyüklüğünde, çekirdek genomunun linear uzunluğu 1 mm &lt;br/&gt;Dönüm (helix), süperdönüm(superhelix), DNA giraz,&lt;br/&gt;Plazmitler:&lt;br/&gt;Kendiliğinden coğalan, ekstra kromozomal halkalı DNA elementleri&lt;br/&gt;Patojenik fenotipi belirleyen genleri taşırlar.&lt;br/&gt;Sitoplazma&lt;br/&gt;Mikro ve makro möleküller&lt;br/&gt;granüloz, lipit granülleri, volutin,&lt;br/&gt;RNA, &lt;br/&gt;Ribozomlar (20,000 adet)&lt;br/&gt;50 S + 30 S= 70 S&lt;br/&gt;Bakterilerin Hücre Yapısı&lt;br/&gt;Sitoplazma Zarı&lt;br/&gt;Çift katlı fosfolipit ve gömülü proteinler:&lt;br/&gt;Permeazlar,&lt;br/&gt;Hücre duvarının biyosentezinden sorumlu enzimler,&lt;br/&gt;Transfer proteinleri,&lt;br/&gt;Sinyal proteinleri,&lt;br/&gt;Solunum zinciri enzimleri,&lt;br/&gt;GR+ Bakteriler: mezozomlar,&lt;br/&gt;Septal mezozom; DNA replikasyonu,&lt;br/&gt;Lateral mezozom; protein salgılanması.&lt;br/&gt;Bakterilerde hücre duvarının en önemli yapı taşı:Mureinin Genel Yapısı&lt;br/&gt;Hücre Duvarının Temel Yapıtaşı&lt;br/&gt;Hücre Duvarı: nx(N-asetil glikozamin + N-asetilmuramik asit)&lt;br/&gt;Gr + Bakterilerde&lt;br/&gt;40 tabaka murein (15-80 nm)&lt;br/&gt;HD kuru agirligin % 30&lt;br/&gt;Kovalent Teikoik Asit&lt;br/&gt;Gr - Bakterilerde&lt;br/&gt;Murein; 2 nm&lt;br/&gt;Dış membran&lt;br/&gt;Omp A&lt;br/&gt;Omp F (Porin)&lt;br/&gt;LPS; Sepsis&lt;br/&gt;Gram Negatif bir Bakterinin Hücre Duvarı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BEYİN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-beyin-424055.html</link><description>beyin</description></item><item><title>BİYOLOJİ - VÜCUD ENERJİSİNİ NERDEN KARŞILAR?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-vucud-enerjisini-nerden-karsilar-424134.html</link><description>vücud enerjisini nerden karşılar?</description></item><item><title>FOTOSENTEZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentez-342231.html</link><description>Fotosentezle ilgili ilk çalışmalar 1772 yılında Joseph  PRIESTLEY  tarafından yapılmıştır. Priestley  fanus içinde yanan  bir mumun kirlettiği  havayı aynı yerdeki bitkinin temizlediğini göstermiştir. Priestley den sonra  gelen bilim adamlarının  çalışmaları sonucunda atmosferdeki  karbondioksit ve oksijen oranının  bitki ve hayvanların  birbirini tamamlayan  biyolojik olaylarla korunduğu açıklanmıştır.Işık enerjisini tutup ATP &quot;deki kimyasal bağ enerjisine dönüştürmek, oluşan ATP&quot;ler ilede inorganik CO2&quot; i enzimler denetiminde hidrojen ile birleştirip organik molekül sentezlemektir. Ökaryot bitki hücrelerinde kloroplastlarda, üretici bakterilerde kloroplast olmadığından sitoplazmada klorofil molekülü yardımıyla gerçekleşir. Fotosentez kloroplastın granumlarında bulunan klorofil pigmentleri ve ETS ışığı tutan yapılardır.Granaların yapısı  , protein ve lipitlerden oluşmuştur. Granaların arasını dolduran  tromp denilen sıvı içinde  karbon tutma reaksiyonlarında görev alan enzimler  ve diğer proteinler bulunur. Klorofiller ,granatların lipide tabakasına yerleşmiştir. Yapılan araştırmalarda  ortamda klorofil bulunduğu halde , klorofiller parçalandığında fotosentezin gerçekleşmediği  görülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klorofilin yapısı : Işığı tutan pigmenttir. Ortasında 2 değerlikli Mg atomu çevresinde 4N &quot;a bağlı pirol halkası bulunan bir porfirin molekülüdür.&lt;br/&gt;Klorofiller 2 çeşittir. &lt;br/&gt;Klorofil - a --  C55H72O5N4Mg &lt;br/&gt;Klorofil   - b --  C55H70O6N4Mg&lt;br/&gt;Aralarındaki farklılık farklı dalga boylarında ışığı emmeleridir. &lt;br/&gt;Klorofil hemoglobin ve sitokromlara çok benzer. Hemoglobin ve sitokromlarda Mağnezyum yerine Demir (Fe) bulunur. Klorofilin görevi; ışık enerjisini emip, bu enerjiyi fotosentezde kullanılacak kimyasal enerjiye dönüştürmektir. Klorofilden başka bazı renk pigmentleri  de fotosentez reaksiyonlarında görev alırlar. Bunlar ksantofil, fikosiyanin, fikoeritrin vb. olabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ETS( Pigment Sistemi) :&lt;br/&gt;Yüksek enerjili elektronu tutan ve elektronu transfer ederken açığa çıkan enerjiyle ATP sentezlenmesini sağlayan protein yapılı taşıyıcılardır. Bu sistemdeki  taşıyıcılar enerji seviyelerine göre dizilirler. En yüksek enerjili elektronu elektronu ferrodoksin, daha düşüğünü, plastokinon ve en düşüğünü sitokromlardır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Not:  ETS&quot;lerde elektron kaynakları gereklidir. Fotosentezdeki en önemli elektron kaynağı klorofilin kendisidir. Ayrıca elektron kaynağı olarak su, H2S de kullanılabilir.kaynak su olursa fotosentez sonucu O2, H2S olursa S atmosfere verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Işığın yapısı ve tutunma Mekanizması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünyanın var olan tüm maddeler belirli bir döngü içerisinde;çoğu kez canlı ve cansız sistem arasında gidip gelirken sadece güneş ışığı tek yönlü akış gösterir. Güneşin yaydığı enerji;bitkiler tarafından fotosentez sırasında kullanılarak,enerjice zengin organik  bileşikler sentezlenir. Böylece alınan güneş enerjisinin bir kısmı kimyasal bağ enerjisine çevrilir. Doğada gördüğümüz yada  görmediğimiz farklı boyuna sahip ışınlar vardır. Bunları gamma  ve kozmik ışınlar gibi kısa dalga boylu olanlarından,radyo dalgaları gibi en uzun dalga boylu olanlara kadar sıralayabiliriz. Işığın dalga boylarına göre sıralanması ve dağılımına elektromanyetik spektrum denir. Fotosentezde enerji kaynağı olan ışık foton adını verdiğimiz yüksüz ve kütlesiz parçacıklardan oluşur. Fotonlar yüksek hızlarından dolayı sahip oldukları enerjiyle bir yüzeye çarptıklarında üç alternatif söz konusudur. Bir cisme ışık enerjisi çarptığı zaman geçirme, yansıtma, soğurma ( emme = absorbsiyon) şeklinde üç olay gözlenir. Bir cismin üzerine düşen ışığın bir kısmını veya tamamını geçirebilir ( Cam), yansıtabilir ( Ayna) yada emebilir. Bazı yüzeylerde de bu üç olay birlikte olabilir.Cisimlerin renkleri, yansıttıkları ışık tarafından belirlenir. Beyaz ışık dalga boyu 3.90 milimikrondan 7.60 milimikrona kadar değişen radyasyonların (ışınların) karışımıdır.Yeşil renkli gördüğümüz bir cisim yeşil ışığı (3900 - 7600Angstron arasındaki ışınları ) yansıtıyor diğerlerini emiyor.Görünen ışık bandının bütün dalga boy</description></item><item><title>BAKTERİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakteriler-350062.html</link><description>BAKTERİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;HÜCRE YAPISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prokaryot olduklarından zarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve sitoplazma yine bütün bakterilerin temel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva  etmez. Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları ortamla beraber pasif hareket edebilirler. Buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, bir demet kamçılı, iki demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır. Bazı bakteriler mezozom denilen zar kıvrımları bulundurur. Burada oksijenli solunum enzimleri (ETS enzimleri) vardır. Oksijenli solunum yapan, ancak mezozomu bulunmayan bakterilerde ise solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuş olarak bulunur. bakterilerde genel yapının % 90ı sudur. suda çözünmüş maddeler hücre zarından giriş-çıkış yaparlar. DNAlar sitoplazmaya serbest olarak dağılmıştır. Bakteriler ökaryot hücrelere göre daha çok ve daha küçük ribozom içerirler. bu sayede protein sentezleri çok hızlıdır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bakteriler çeşitli özellikleri bakımından gruplandırılırlar. Bu özelliklerin başlıcaları; şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları olarak sayılabilir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ŞEKİLLERİ ve BOYANMALARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bakteriler ışık mikroskobunda bakıldığında başlıca şu şekillerde görülürler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a.a.      Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus):Tek tek veya birbirlerine yapışmışlardır. Tifo, tüberküloz ve şarbon hastalığı bakterileri bu şekildedir.&lt;br/&gt;b.b.      Yuvarlak olanlar (Coccus): Genellikle kamçısızdırlar. Zatürre ve bel soğukluğu bakterileri bunlara örnektir.&lt;br/&gt;c.c.       Spiral olanlar (Spirullum): Kıvrımlı bakterilerdir. Frengi bakterileri ve dişlerde yerleşen Spiroketler bunlara örnektir.&lt;br/&gt;d.d.      Virgül şeklinde olanlar (Vibrio): Virgül biçiminde tek kıvrımlıdırlar. Kolera bakterisi gibi.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bakterilerin boyanmaları: Danimarkalı bakteriyolog Gram tarafından geliştirilen boyalarla boyanan bakterilere Gram (+), boyanmayanlara ise Gram (-) bakteriler denir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;BAKTERİLERİN BESLENMELERİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;a.Saprofit Bakteriler: Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. en çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşma denir. Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar. Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.</description></item><item><title>YILAN BALIĞININ ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yilan-baliginin-ozellikleri-365481.html</link><description>YILANBALIĞI&lt;br/&gt;...............................................................................................................................&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Sistematiği:&lt;br/&gt;Sınıf         : Pisces (Balıklar)&lt;br/&gt;Alt Sınıf   : Osteichthys (Kemikli Balıklar)&lt;br/&gt;Takım       : Anguilliformes (Yılanbalığımsılar)&lt;br/&gt;Familya    : Anguillidae (Yılanbalıkları)&lt;br/&gt;Tür            : Anguilla anguilla (Anguilla vulgaris,Muraena anguilla) (Avrupa Yılanbalığı)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Biyolojileri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Yılanbalıkları,her ne kadar sürüngene benzese de gerçek bir balık türüdür.Solungaçları vardır. Karın yüzgeçleri yoktur,ancak sırt ve göğüs yüzgeçleri vardır.Karın yüzgecinin olmaması bu balık türüne özgüdür.Ergin dişilerin boyu 1 metre(en fazla 1,5 metre)erkekler bundan daha kısadır(40 cm kadar).Üzerinde yoğun bir mukus tabakası olan, kaygan bir derileri var.Bundan dolayı çıplak elle tutulamaz.Yılanbalıkları geceleri hareketlidir,gündüzleri çamurun içine saklanırlar.Çayıra bırakıldıklarında suyun yönünü hemen bulabilirler. Susuz ortama karşı çok dayanıklıdırlar ve uzun süre su dışında kalabilirler.Çünkü bu hayvanlar,yağmurlardan sonra ıslak yerlerde, nemli çimenlerde kolaylıkla hareket edebilirler. Bundan dolayı bir nehirden başka bir nehre (yakın mesafede) bile geçebilirler. Turna balıkları,mersin balıkları ve su kuşları en büyük düşmanlarıdır.Kanları çok tehlikeli bir sinir zehiri içerir, kanı yara ve çatlaklara değmemesine özen gösterilmelidir.Isıtıldığında zehir parçalanır.Toplam 19 yılanbalığı türü vardır&lt;br/&gt;*Metamorfoz Şekilleri ve Göçü:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Göçün ortaya çıkmasında en önemli nedenlerin başında; üreme, yavruların yetiştirilmesi, kış gelmeden önce bulunulan bölgeden uzaklaşma (özellikle kuşlar için), yaşam ortamındaki besin miktarında azalma, populasyonun artmasıyla birlikte yaşam alanının küçülmesi gelmekte.Yılanbalıklarını göçteki amacı;iç güdüsel olarak doğdukları yere ulaşıp üremek.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.)Larva&lt;br/&gt;*Şubat ile nisan ayları arasında dünyaya geliyorlar.&lt;br/&gt;*Larvalarına &quot;Leptocephal&quot; adı verilen larvalar küçük bir dil balığı biçiminde ve vücutlarına oranla iri siyah gözleri bulunur.&lt;br/&gt;*Şeffaf görünümde olur,kasları iç organları görülür.&lt;br/&gt;*Uzunlukları yaklaşık 5-6 milimetre arasındadır.&lt;br/&gt;*Sargasso Denizinden Avrupaya kadar gelişi sırasında zooplanktonlarla ve küçük kabuklularla beslenirler.&lt;br/&gt;*Bu hayvanları 14 dişiyle parçalayarak yer.&lt;br/&gt;*Yolculuğunu, ya kendisini akıntılara bırakarak ya da küçük sürüngenler gibi hareket ederek tamamlıyor.&lt;br/&gt;*Dokuz ayda tam 6000 km yol katettikten sonra Avrupa Kıyılarına ve 7000 kmden sonra da Akdeniz havzasına ulaşırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.)Yavru yılanbalığı:&lt;br/&gt;*Larva Avrupa kıyılarına vardığında,tatlı su ortamına uyum sağlamak ve kıyıdaki haliçleri daha kolay aşmak için metamorfoz geçirip, saydam ve minyatür yılanbalığı haline dönüşür .&lt;br/&gt;*Bu ortamda yaşayabilmek için iç basıncını ayarlar.&lt;br/&gt;*Larva dönemindeki dişlerini kaybeder ve bundan dolayı beslenemez.&lt;br/&gt;*Beslenmeme döneminin uzamaması gerekir .&lt;br/&gt;*Nehirlerde ilerlerken büyümeye başlarlar. Yılda boyları yaklaşık 10 cm, kiloları da 20 gram artar. &lt;br/&gt;*Tatlı suya ve nehirlerin içlerine ulaşmak için çok hızlı ve gruplar halinde hareket eder.&lt;br/&gt;*Nehirleri tırmanmaya başlayıp bazen kıyıdan 200 km içerlere kadar sokulurlar. Ancak daha fazla ilerleyemezler. Çünkü akarsular üzerinde barajlar ve setlere takılırlar.&lt;br/&gt;*Grup halindeki dolaşmaları, kıyıdaki haliçlerde beyaz lekeler oluşturur.&lt;br/&gt;*Belli bir süre sonra bir yere yerleşirler. Burada ikinci metamorfoz olur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.)Küçük yılanbalığı:&lt;br/&gt;*Halk arasında &quot;sarı yılanbalığı&quot; denilen 3. aşamaya ulaşırlar.&lt;br/&gt;*Bu metamorfoz aşamasında cinsiyeti belirlenir ve bu dönemde çok saldırgan olurlar.&lt;br/&gt;*Derisinde beliren pigmentler nedeniyle rengi yavaş yavaş koyulaşır.&lt;br/&gt;*Yemek borusu açıldığından yeniden beslenmeye başlıyor.&lt;br/&gt;*Geceleri avlanmaya çıkarlar; Kız böceği, sinek, çamca balığı yiyerek beslenirler.&lt;br/&gt;*Kış aylarında sularında soğumasıyla da kendini çamura gömerek kış uykusuna yatar.&lt;br/&gt;*Nehir boyunca günde birkaç kilometre mesafe katederek sonunda bir süre sabit kalacağı noktaya ulaşır.&lt;br/&gt;*Bugün yeryüzündeki yılanbalığı sayısının azalmasının temel nedenlerinden biri de onun yol aldığı bu nehirlere insanoğlunun inşa ettiği baraj ve setler.&lt;br/&gt;*Bu dönemde uzunluğu cinse göre farklılık gösterir. Erkeklerde 5-8 yıl sürerken, dişilerde 7-12 yıl devam eder.&lt;br/&gt;*Bu süre sonunda geldikleri yere dönmek için yola çıkarlar. Amaçları, tamamen içgüdüsel biçimde Sargasso Denizine ulaşmak ve orada çiftleşmek. Yolculuğa çıkmadan son metamorfozlarını da ge</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRENİN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucrenin-yapisi-423672.html</link><description>hücrenin yapısı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİTKİLERİN GENEL YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-bitkilerin-genel-yapisi-423683.html</link><description>bitkilerin genel yapısı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - SOLUNUM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-solunum-sistemi-423398.html</link><description>solunum sistemi</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİYOLOJİ SORULAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biyoloji-sorular-423629.html</link><description>biyoloji sorular</description></item><item><title>BİYOLOJİ - PROTEİNLERİN EVRİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-proteinlerin-evrimi-423858.html</link><description>proteinlerin evrimi</description></item><item><title>HÜCRE ZARI VE YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-zari-ve-yapisi-373009.html</link><description>HÜCRE ZARI VE YAPISI&lt;br/&gt;Buna plazma zarı da denir. Hücre zarı canlı ve esnek yapıdadır. Işık mikroskobuyla ayırt edilemeyecek kadar incedir. Elektron mikroskobu ile ise ancak aşağıdaki gibi görülebilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil-1Hücre zarının ışık (A) ve elektron mikroskopta görülen  (B) şekilleri.&lt;br/&gt;Hücre zarının asıl yapısı elektron mikroskopta bile tam görülmediği için, zar yapısı hakkında çeşitli modeller ileri sürülmüştür. Bunlardan en ileri olanı, SİNGER ve NİCHOLSON adlı iki araştırmacının ileri sürdüğü akıcı mozaik zar modelidir. (Şekil- 2)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil-2Akıcı mozaik zar modeli&lt;br/&gt;Bu modele göre; hücre zarı protein, fosfolipid ve az miktarda karbonhidrattan oluşmuştur. Hücre zarındaki lipidler ve proteinler devamlı olarak hareket ettiği için akıcı mozaik denmiştir. Hücre zarının sadece dış tarafında bulunan glikoproteinler hücrelerin birbirini tanımasını sağlamaktadır. Örneğin; her canlının hücre zarının kimyasal özelliği farklıdır. Bu fark, hücre zarındaki glikoproteinlerden ileri gelmektedir. Nitekim doku veya organ nakillerinde, özellikle iki bireyin de proteinlerinde benzerlik aranır. Doku nakledilen bireyin, nakledilen dokuyu kabul etmesi için glikoproteinlerinin, vericininkine benzer olması gerekir. Bu da yakın akrabalık varsa geçerlidir. Bu durum, protein benzerliği az olan uzak akrabalar arasındaki doku aşılamalarının neden tutmadığını açıklamaktadır.&lt;br/&gt;Hücre zarındaki glikoproteinlerin diğer bir özelliği de, hücreye alınacak maddeyi tanımasıdır. Canlı hücre zarı gerekli durumlarda iyot gibi küçük molekülleri geçirmediği halde glikoz gibi daha büyük molekülleri kolayca geçirebilmektedir. Hücre zarının bu faaliyetine &quot;seçici geçirgenlik&quot; denir. Bu durum hücre zarındaki glikoproteinlerin özelliğidir. &lt;br/&gt;HÜCRE ZARINDA MADDE GEÇİŞİ&lt;br/&gt;Hücre zarından iki türlü madde geçişi olmaktadır. (Şekil-3) Bunlardan birisi pasif, diğeri aktif geçiştir.&lt;br/&gt;1-PASİF TAŞINMA&lt;br/&gt;Moleküllerin hareketinden kaynaklanan, tamamen fiziksel bir olaydır. Pasif geçiş için hücre enerji harcamaz. Geçiş için gerekli enerji, moleküllerin kendi yayılma enerjileridir. Bu yüzden buna yayılma anlamında &quot;difüzyon&quot; denir. Bu olay, canlı olmayan, ölü hücre zarlarında da gerçekleşen bir olaydır. Ancak canlı hücreler difüzyon olayını kendi çıkarları için kullanacak şekilde bazı adaptasyonlar geliştirmiştir.&lt;br/&gt;Pasif taşımada iki türlü madde geçişi söz konusudur. Bunlardan birisi eriyen moleküllerin geçişi, diğeri ise eriticinin geçişidir. Canlı sistemlerde eritici ortam genellikle su olduğu için buna &quot;ozmoz&quot;, eriyenin geçişine ise &quot;diyaliz&quot; denir. Her ikisi de difüzyon olaylarıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil-3 Aktif ve Pasif taşınma olayları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pasif taşıma olaylarını bir bisiklet sürücüsünün yokuş aşağı inmesine benzetebiliriz. Yokuş aşağı inen bisikletli, yokuşun eğiminden istifade ettiğinden tekeri döndürmek için enerji harcamaz.&lt;br/&gt;Pasif taşınma olaylarının canlı hücrelerde gerçekleştiği göz önüne alınırsa, geçiş yapan moleküller arasında hücre zarlarının bulunduğu düşün</description></item><item><title>SİTOKİNLER:</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sitokinler--389175.html</link><description>SİTOKİNLER: &lt;br/&gt; Monositler,makrofajlar ve lenfositler tarafından salgılanan ve immün sistem hücrelerinin proliferasyonunda ve farklılaşmasında rol oynayan ve hücreler arası iletişimi sağlayan maddelerdir.Bunlardan lenfositler tarafından üretilip salgılananlara lenfokinler ve monositler ile makrofajlar tarafından üretilip salgılananlara monokinler denilir.&lt;br/&gt; Sitokinlerden  interferonlar ve interlökinler melanoma,böbrek kanseri ve diğer kanser türlerinde bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla kullanılırlar.Yan etkileri:yüksek ateş,üşüme,yorgunluk ve ağrıdır.&lt;br/&gt; Sitokinler konusunda yapılan araştırmaların sayısı son on yılda büyük artış gösterdi. Araştırmacılar genetik mühendisliği tekniklerini kullanarak bu proteinleri büyük miktarlarda üreterek ilaç olarak kullanımları üzerinde çalışmaya başladılar.&lt;br/&gt; İnterferonlar:&lt;br/&gt; İnterferonlar BRM (Biological r SİTOKİNLER: &lt;br/&gt; Monositler,makrofajlar ve lenfositler tarafından salgılanan ve immün sistem hücrelerinin proliferasyonunda ve farklılaşmasında rol oynayan ve hücreler arası iletişimi sağlayan maddelerdir.Bunlardan lenfositler tarafından üretilip salgılananlara lenfokinler ve monositler ile makrofajlar tarafından üretilip salgılananlara monokinler denilir.&lt;br/&gt; Sitokinlerden  interferonlar ve interlökinler melanoma,böbrek kanseri ve diğer kanser türlerinde bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla kullanılırlar.Yan etkileri:yüksek ateş,üşüme,yorgunluk ve ağrıdır.&lt;br/&gt; Sitokinler konusunda yapılan araştırmaların sayısı son on yılda büyük artış gösterdi. Araştırmacılar genetik mühendisliği tekniklerini kullanarak bu proteinleri büyük miktarlarda üreterek ilaç olarak kullanımları üzerinde çalışmaya başladılar.&lt;br/&gt; İnterferonlar:&lt;br/&gt; İnterferonlar BRM (Biological response modifiers-Biyolojik yanıt düzenleyici) olarak laboratuarda üretilen ilk sitokinlerdir.&lt;br/&gt; Interferon &amp;#945; (Intron-A,Roferon-A) FDA tarafından onaylanan  ilk sitokindir.İnterferon &amp;#945;&quot;nın,bazı tümör hücrelerinin proliferasyonunu direkt sitotoksik etkisiyle inhibe ettiği ve</description></item><item><title>SİNEKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sinekler-396220.html</link><description>SİNEĞİN PSİKOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çoktan seçmeli sorularla hazırlanmış bir sınava girecekseniz teknik donanıma sahip olarak girmelisiniz. Açık uçlu sorularla hazırlanmış bir sınava girecekseniz ne kadar çok bilgi öğrenirseniz başarınız o kadar artar, ama çoktan seçmeli bir sınava hazırlanırken atık bilgileri ne kadar saf dışı bırakabilirseniz başarınız o kadar artar. Konuların atık bilgisini ayırdıktan sonra bir de sorunun madde kökündeki vurguya ve sorunun pusulasına göre çalışmışsanız başaracağınıza inanabilirsiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde kişinin bireysel davranışlarına vurgu yapılıyorsa cevap psikoloji dir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojinin temel yaklaşımına vurgu yapılıyorsa ölçülebilir ve gözlene bilir olmasıdır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Madde kökünde davranışı etkileyen faktörlere vurgu yapılıyorsa biyolojik özellikler, geçmiş yaşantı, içsel durum, fiziksel ve sosyal ortam&lt;br/&gt;Madde kökünde hayvan davranışlarını gözlemeye vurgu yapılıyorsa insana en yakın canlı olması, deney yapılıp gözlenebilir olmasıdır.  &lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojinin amaçlarına vurgu yapılıyorsa tanımlama, anlama açıklama önceden kestire bilme etkileme ve kontrol altına alabilmedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde pozitif ve sistematik olarak psikolojinin başlangıcına vurgu yapılıyorsa W.Wuntd&lt;br/&gt;Madde kökünde psikolojideki ekollere vurgu yapılıyorsa yapısalcılık işlevselcilik, davranışı_yoktur. Psikanaliz(bilinçaltı) yoktur. Bütüncül yaklaşım, bilişsel yaklaşım, norobiyolojik yaklaşım&lt;br/&gt;Humanistik yaklaşım&lt;br/&gt;Madde kökünde içe bakışa vurgu yapılıyorsa yapısalcı yaklaşımdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde içe bakışın yetersizliğine vurgu yapılıyorsa davranışçı yaklaşımdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde bilinç ve bilinç sürecine vurgu yapılıyorsa cevap yapısalcılıktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde çevreye uyuma vurgu yapılıyorsa işlevselciliktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Madde kökünde bilmenin işlevi ve günlük hayata katkısına vurgu yapılıyorsa işlevselciliktir. &lt;br/&gt;Madde kökünde yapısalcı ve işlevselci yaklaşıma tepkiye vurgu yapılıyorsa davranışa yaklaşımdı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ŞARBON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-sarbon-424276.html</link><description>şarbon</description></item><item><title>GAMETLERİN OLUŞUMU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gametlerin-olusumu-349809.html</link><description>Gelişmenin genel planı :&lt;br/&gt;Segmentasyon safhası : Zigot mitozla bölünerek blastomerleri oluşturur.&lt;br/&gt;Embriyo tabakalarının oluşumu : Endoderm, ektoderm ve mezoderm meydana gelir.&lt;br/&gt;Histolojik farklılaşma : Doku ve organ taslakları esas şekillerini alır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GAMETLERİN OLUŞUMU&lt;br/&gt;Hayvanların büyük çoğunluğunda erkek ve dişi birey ayrı ayrı olduğundan, dişiden dişi gamet, erkekden de erkek gamet oluşturulur. Omurgalılarda gametler, üreme organlarındaki diploid  eşey ana hücrelerinin mayozla bölünmesinden meydana gelir.&lt;br/&gt;Eşey organlarına gonad denir. Bütün canlıların gametleri ister mayozla oluşsun, ister mitozla oluşsun mutlaka haploid  kromozomludur.&lt;br/&gt;a. Sperm Oluşumu:&lt;br/&gt;           Spermler, erkek gametler olup, erkek üreme organlarındaki (testisler) eşey ana hücrelerin mayozla bölünmesinden meydana gelirler. Spermler hareketli olup, yumurtaya göre çok küçüktürler (Omurgalılarda en az 200 defa küçüktür). Sitoplazmaları çok azdır.&lt;br/&gt;           Her sperm ana hücresinden 4 adet sperm meydana gelir. &lt;br/&gt;Hücrenin baş kısmında bulunan akrozom spermin yumurta zarını eriterek, sperm çekirdeğinin yumurtaya girmesini sağlar. Çekirdek genetik bilgiyi taşır. Spermin boyun bölgesinde, başlangıçta iki tane sentriol vardır. Bir tanesi farklılaşarak kamçıyı oluşturur.&lt;br/&gt;Boyun bölgesine dizilmiş bulunan mitokondriler enerji sağlayarak motor görevi yaparlar. Kuyruk gövdenin devamı olup, spermin sıvı ortamda yumurtaya doğru hareketini sağlar.&lt;br/&gt;Spermler yumurtaya oranla daima fazla miktarda oluşturulurlar. Çünkü hareket ederek yumurtayı bulması gereken onlardır. Spermlerin ömürleri çok kısadır (ortalama birkaç gün kadar).&lt;br/&gt;b. Yumurta oluşumu:&lt;br/&gt;Dişi üreme hücresine yumurta denir. Dişi üreme organı olan ovaryumlardaki diploid eşey ana hücrelerinin mayozla bölünmesinden meydana gelir.&lt;br/&gt;Bir yumurta ana hücresinden ancak bir yumurta oluşur. Diğer üç hücre daha küçük olup, döllenme özelliğine sahip değillerdir. Bunlara kutup hücreleri denir. Parçalanarak atılırlar. Oluşturulmalarının sebebi, yumurtanın kromozom sayısını yarıya indirmektir. Daha küçük olmaları sitoplazma bölünmesinin eşit olmamasındandır. Sitoplazmanın çoğu yumurtada kalarak, daha sonra zigot için besin kaynağı (vitellüs) oluşturur.&lt;br/&gt;Yumurta hareketsiz olup, sperme göre çok büyüktür. Büyük olması besin maddesi (vitellüs) taşımasındandır. Gelişmesini dış ortamda yapan canlılarda yumurta çok daha büyüktür. Yumurtalar spermlere göre daha az sayıda oluşturulurlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İNSAN EMBİRYOSUNUN GELİŞİMİ&lt;br/&gt;İnsan yumurtaları izolesital tiptedir. İnsanda yumurta hücresi 0.14 mm. çapındadır. Ovulasyonla ovudukta geçen yumurta döllenmeden önce birinci mayozu geçirmiş ve ikinci mayozun metafazında kalmıştır. Spermanın girmesiyle ikinci mayozu tamamlayarak ovum haline gelir. Yumurtanın bölünmesi holoblastiktir. Animal kutup, kutup hücrelerinin atıldığı yerle tespit edilir. Bunun karşısına gelen bölgede vejetatif kutuptur. Yumurta vitellüsün az olmasından dolayı embriyo çok erken safhada ananın dolaşım sistemi ile beslenmeye başlar. Yumurtanın etrafında zona pellusida adı verilen bir zar görülür. Oviduktun üst kısmında döllenen yumurta segmentasyon safhalarını geçirerek 6-9 günde uterusa ulaşır (Şekil M-1).&lt;br/&gt;Segmentasyon : İlk bölünme yumurta ovidukta ilerlerken zona pellusida içinde olur. Bölünme total ekual olup meydana gelen blastomerler birbiriyle eşiti büyüklüktedir ve segmentasyon  ilerledikçe küçülürler. Bölünme her meydana gelen blastomer sayısının katları şeklinde devam eder. Zigot iki blastomerli döneme 24-30 saat içinde ulaşır. Dört blastomer 40-50 saatte, 8 blastomer 60 saatte ulaşır. Blastomerlerin sayısı 16 olunca morula safhası başlar. Dördüncü günde ulaşılan morula safhasında iki tip hücre ayırt edilir. Bu hücrelerden dışta olanları ile ilerde embriyoyu verecek olanları birbirlerinden  ayrılarak aralarında bir boşluk meydana gelmeye başlar. Ortada kalan hücreler üst tarafta (animal kutup) toplanırlar. Bunlara embriyoblast  hücreleri denir. Kenarda kalan hücrelere trophoblast hücreleri denir. 4 ve</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİYOLOJİ SORULARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biyoloji-sorulari-424344.html</link><description>biyoloji soruları</description></item><item><title>HAYVAN HÜCRELEİRNDEKİ GENLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hayvan-hucreleirndeki-genler-384059.html</link><description>HAYVAN HÜCRELEİRNDEKİ GENLER&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Hayvan hücrelerindeki gen ekspresyonunun düzenlenme analizleri, moleküler biyolojinin merkezi konularından biridir. Bu ve diğer sebeplerden, hayvan hücrelerine gen yönlendirme işlemleri, onların denenebilirlikleri, yoğun araştırma konuları içerir. Burada yaklaşımların büyük bir çeşitliliği söz konusudur. Xenopus, fare veya erken drosophyla embriyolarına doğrudan mikroenjeksiyon ile DNA aktarılmasıyla, yetişkin hayvanların genomlarına yabancı DNA katmak mümkündür. Burada biz hayvan hücre kültürlerine yabancı DNA aktarılması için kullanılan metotlar üzerinde duracağız. Bu araştırmaların çoğu memeli hücreleri kullanılarak yapılmıştır. Böcek hücreleri de baculovirus vektörlerine konak olduğundan dolayı önemlidir.&lt;br/&gt;Memeli Hücrelerin Genomlarındaki DNA Kaynaşması&lt;br/&gt;Memeli hücrelerin, gen eklenmiş DNA ve ekspres genlere sahip DNA içerme kapasitesini birkaç yıldır biliyoruz.&lt;br/&gt;Syzbalska ve Szybalski, DNA transferini ilk olarak yayınlamışlardır. Onlar yabani tip genin kaynağı olarak insan çekirdek DNA&quot;sı kullanmakla toplam HGPRT+ ya HGPRT- ile mutant insan hücreleri transfer etmişlerdir. Seyrek HGPRT+ transformontları tasarlanan HAT seleksiyon sisteminin vasıtasıyla seçilmiştir. Daha sonra bu deneylerdeki başarılı DNA transferi, transfekte olmuş DNA karışımında kalsiyum fosfat ile DNA&quot;nın birlikte çökelme gösterip suda erimesinden anlaşılmıştır. Görünüşte, kalsiyum fosfat granülleri hücreler tarafından fagosite edilir ve alıcı hücrelerin küçük bir bölümünde DNA&quot;nın birazı, çekirdek genomu içine sağlamca kaynaşır. Bu teknik genelde kabul edilmiş sonradan Graham Van Der Eb tarafından, viral DNA&quot;nın enfekte edebilme özelliğinin analizlerine uygulanmıştır.&lt;br/&gt;Diğer Transformasyon Teknikleri&lt;br/&gt;Kalsiyum fosfatın birlikte çökelme özelliği, memeli hücrelerindeki herhangi bir DNA transferi için genel bir metot sağlar. Bu metot, kültür kabındaki büyük numaralı hücreleri tanımlamakta göreceli olarak kullanılabilir. Fakat hücrelerden alınan exogenous</description></item><item><title>LAKTİK ASİT BAKTERİLERİNİN PROBİYOTİK OLARAK KULLANILMA ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laktik-asit-bakterilerinin-probiyotik-olarak-kullanilma-ozellikleri-418653.html</link><description>probiyotikler; insanların veya hayvanların doğal mikroflorasına ait özellikleri geliştiren, tüketilmeleri sonucunda ağızda, gastrointestinal sistemde, üst solunum yollarında ya da üregenital kanallarda yararlı etkileri ile konakçının sağlığında iyileşmeye sebep olan tek veya karışık canlı mikroorganizma kültürleridir (klaenhammer ve kullen, 1999).&lt;br/&gt;ancak son yıllarda yapılan çalışmalar probiyotiklerin sağlık üzerindeki olumlu etkisinin sadece mikroorganizma hücrelerinden değil, metabolitlerinden de kaynaklandığını ortaya koymuştur (salminen ve ark., 1999). &lt;br/&gt;probiyotiklere lactobacillus, streptococcus, bifidobacterium, bacillus cinsleri içerisinde yer alan bakteriler örnek olarak verilebilir. bu türler, mide-bağırsak florasının önemli popülasyonunu oluşturmaktadır (erkmen, 2000).&lt;br/&gt;reuter ve meslektaşları insan gastrointestinal sistemi ile ilgisi olan tipik laktobasil türleri ile ilgili çalışmalar yapmışlar ve kesin sonuçlara dayanarak,...</description></item><item><title>KALP, BÜYÜK KAN DOLAŞIMI, KÜÇÜK KAN DOLAŞIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalp,-buyuk-kan-dolasimi,-kucuk-kan-dolasimi-379906.html</link><description>Ünitenin Adı: Dolaşım Sistemi&lt;br/&gt;Konunun Örüntüsü: Kalp, Büyük Kan Dolaşımı, Küçük Kan Dolaşımı&lt;br/&gt;Süre: 2 x 40 dk.&lt;br/&gt;Hedef ve Davranışlar&lt;br/&gt;Hedef 1: Kan dolaşımı ile ilgili belli başlı kavramların anlam bilgisi &lt;br/&gt;Davranışlar&lt;br/&gt;1. &quot;Kan, kan dolaşımı&quot; kavramlarının ne anlama geldiğini söyleme/yazma (Seçip işaretleme)&lt;br/&gt;Hedef 2: Kan dolaşımı ile ilgili belli başlı sınıflamalar bilgisi &lt;br/&gt;Davranışlar&lt;br/&gt;1. Kanı, temiz ve kirli kan olarak sınıflayıp söyleme / yazma&lt;br/&gt;2. Kan dolaşımını büyük ve küçük kan dolaşımı olarak sınıflayıp söyleme / yazma&lt;br/&gt;Hedef 3: Kan dolaşımı ile ilgili ilkeler bilgisi &lt;br/&gt;Davranışlar&lt;br/&gt;1. Küçük kan dolaşımında kalpten çıkan kirli kanın akciğerlerde temizleneceğini söyleme / yazma&lt;br/&gt;2. Büyük kan dolaşımında kalpten çıkan temiz kanın vücuttaki kılcal damarlarda kirleneceğini söyleme / yazma &lt;br/&gt;Hedef 4: Kan dolamışı ile ilgili belli başlı ilkeleri açıklayabilme &lt;br/&gt;Davranışlar&lt;br/&gt;1. Kan dolaşımı maketi üzerinde küçük kan dolaşımının nasıl gerçekleştiğini açıklayarak söyleme. &lt;br/&gt;2. Kan dolaşımı maketi üzerinde büyük kan dolamışımın nasıl gerçekleştiğini açıklayarak söyleme. &lt;br/&gt;Hedef 5: Kan dolaşımı ile ilgili belli başlı ilkeleri istenilen anlatım biçimine çevirebilme &lt;br/&gt;Davranışlar&lt;br/&gt;1. Küçük kan dolaşımını şekille çizip gösterme &lt;br/&gt;2. Büyük kan dolamışını şekille çizip gösterme &lt;br/&gt;Öğretim Öğrenme Süreci &lt;br/&gt;Öncelikle konunun daha iyi anlaşılabilmesi için canlı kalbi keserek kalbin, kulakçıklarını, karıncıklarını, kapaklarını, damarlarını gösterdik. &lt;br/&gt;KALP &lt;br/&gt;Sivri ucu kütleşmiş ters bir koniye benzer. Bu koni göğüs boşluğunda akciğerlerin arasına yerleşmiştir. Koninin tabanı üst, arkada, sağa dönüktür. Tepesi ise alt önde solda meme başının biraz dışında beşinci kaburgalar arasındadır. Rengi kırmızımtıraktır. Büyüklüğü yaşa ve cinse göre değişir. Normal bir insanda kendi yumruğu büyüklüğündedir. Uzunluğu 10 cm, genişliği yaklaşık olarak 7-8 cm kadardır. Engin bir insanda ağırlığı 200-300 g kadardır. &lt;br/&gt;Dış görünüşü 5 kısımda incelenir: &lt;br/&gt;1- Tabanı (Basis kordir). 2- Tepesi (Apex kordir). 3- Sterno - kotsal yüz. 4- Diyaframatik Yüz. 5- Kenarları (Sol kenarı, sağa kenarından daha kalın) &lt;br/&gt;Yüreğin İç Yapısı: İnsanda yürek 4 gözlüdür. Üstteki gözlere kulakçık(atrium), alttaki gözlere karıncık (ventriculus) adı verilir. İki kulakçığın, aynı şekilde iki karıncığın birbirleriyle ilişkisi yoktur. Kulakçıklara kanı getiren, karıncıklara kanı götüren damarlar girer. Yüreğin sağ gözlerinde daima kirli, sol gözlerinde daima temiz kan bulunur. Yürek dıştan içe 3 tabakadan oluşur. Bunlardan yüreği kese şeklinde sanan fibnöseröz yapıda olan en dış zara perikand ismi verilir. Yürek bu zar vasıtasıyla göğüs boşluğundaki organlarla ilişki kurar. Perikand iki katlı gömlektir. İki zar arasında yüreğin kayganlığını sağlayan bir sıvı bulunur. Yüreğin ikinci tabakasına myokar (kas tabakası) denir. Myokardı teşkil eden kaslar yapıları bakımından çizgili kaslara, görevleri bakımından düz kaslara benzer. Myokard kulakçıklarda ince, karıncıklarda kalındır. Bunun nedeni, temiz kanın</description></item><item><title>KUĞU MİDYESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kugu-midyesi-397178.html</link><description>Kuğu midyesi&lt;br/&gt;(Anodonta cgynea)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Türkiye&quot;nin doğusunda bulunan Çıldır Gölü&quot;nde yaşayan endemik bir türdür. Bu araştırmada A.cygnea populasyonun özellikleri, büyüme oranları, kondisyon indeksi, etin biyokimyasal kompozisyonu ve larval gelişimleri üzerinde çalışılmıştır. Çıldır Gölü&quot;nden Mayıs-Ekim 2001 tarihleri arasında dalgıçlar tarafından 1227 adet midye toplanmıştır. Çevresel faktörlerden sıcaklık, iletkenlik, pH, oksijen, klorofil-a değerleri incelenmiştir. &lt;br/&gt;Alınan örneklerin ortalama 104.2Â± 0.52 mm kabuk boyuna ve 94.8Â±1.42 g canlı ağırlığa sahip oldukları belirlenmiştir. Boy-ağırlık ilişkisi W = 0.0001* L2,88 (r = 0.96) olarak hesaplanmıştır. Kondisyon indeksi, temmuz ayı maksimum K1= 16.28Â±1.56 ekim ayında minumum K1= 13.92Â±0.55 değerdedir.&lt;br/&gt;Anodonta cygnea&quot;nın  boyu ile kuru et ağırlığı arasında; W=0.052*L - 2.37  r=0.99, W=0.000003*L2.99    (r=0.95)  şeklinde  bir ilişki  bulunmuştur.&lt;br/&gt;  Ortalama 99.3Â±0.23 mm boyunda (n=34) olan midyelerin larva sayısı 114999Â±955 adet larva bulunmuştur. Midye boyu ile larva sayısı arasında N = 43.696*L1.68 (r=0.42) şeklinde bir ilişki mevcuttur.                 &lt;br/&gt;Etin biyokimyasal kompozisyonun (kuru et, su, kül, protein ve yağ) aylık  değişimleri incelenmiştir. A.cygnea&quot;nın protein ve yağ oranı (kuru ette) sırasıyla % 41.66 ve % 6.39&quot;dur.&lt;br/&gt;Üreme dönemi Mayıs 2001&quot;den Haziran 2002&quot;ye kadar kontrol  edilmiştir. Kuğu  midyesinin larvayı vücudunda taşıma süresi temmuz sonundan başlayıp gelecek yılın  haziran  ayına kadar sürmektedir.</description></item><item><title>KEMİK İSİMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kemik-isimleri-396127.html</link><description>Kemik isimleri&lt;br/&gt;Kemikkemik iltihabı Kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde osteomyelit denir. Nedeni, cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır. Hastalanan kemik, dokunulmayacak kadar hassastır. Hastada, terleme ve titreme görülür. Ağrılar aniden başlar. Vakit geçirmeden tedavi ettirmek gerekir.kemik veremi Uzun kemiklerin son kısmındaki, kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına, kemik veremi denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür. Nedeni veremin ikinci devresinde, verem basillerinin kan damarları aracılığıyla bütün vücuda yayılmış olmasıdır. Hastada baş ve eklem ağrıları görülür. kemiklerinde yaralar ve delikler açılır. Ateşi de, inip çıkar. Vakit geçirmeden tedavi edilmesi gerekir. Doktorun tavsiyelerine uyulur, verdiği ilaçlar kullanılır.kemik yumuşaması kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir.nazal kemikBurun kemiği.parietal kemikKafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.akromegaliBeyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse gigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonbence-jones proteiniMyelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir çeşit protein.bonekemik.çıkıklar kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kısmen veya tamamen ayrılmasına çıkık denir. Bu durumda yapılacak ilk iş doktora gitmektir.fibulaBacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.havale Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda</description></item><item><title>WILD ANIMALS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?wild-animals-380374.html</link><description>WILD&lt;br/&gt;ANIMALS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LION&lt;br/&gt;Found in all parts of Africa south of the Sahara and&lt;br/&gt;in the Gir Forest of India. Black mane lions are very&lt;br/&gt;large cats with a well-proportioned and balanced &lt;br/&gt;body and a large hear. Its coat varies   tawny to&lt;br/&gt;brownish-yellow with a black-tipped tail and black &lt;br/&gt;patches on its ears. Male lions have a heavy body-color,&lt;br/&gt;The females do most of the hunting. Lions are meat eaters &lt;br/&gt;who have also been know to scavenge.           &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AMERICAN ALLIGATOR&lt;br/&gt; Found throughout the Southeast,   the Carolinas to&lt;br/&gt; Texas and north to Arkansas. Alligators live in wetlands and eat just about anything,   fish, turtles and snails to small animals. Alligators have  large slightly rounded bodies with thick limbs, broad heads and very powerful tail, which are used to propel the alligators through the water. The tail accounts for half of the alligators length.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; BLACK BEAR &lt;br/&gt;Found in Alaska, Canada, United States and Northern&lt;br/&gt;Mexico. Bears are omnivorous and depend mostly on their&lt;br/&gt;excellent sense of smell. A bears eye sight and hearing &lt;br/&gt;are not particularly good. Most bears live a solitary life exceptwhen looking for a mate or a female with her young.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ELK&lt;br/&gt;Found worldwide. Elk are the second largest member &lt;br/&gt;of the deer family. The upper part of an Elks body is &lt;br/&gt;some shade of brown with the underpart being paler. &lt;br/&gt;Elk have large antlers on their heads. They live in &lt;br/&gt;areas   open grasslands to dense jungle. Elk are&lt;br/&gt; most active in the early morning and late afternoon.&lt;br/&gt; Elk feed largely on grasses and herbs but also browse&lt;br/&gt; on foliage   trees.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BLACKBUCK ANTELOPE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Found in the open woodlands and semi-desert areas of&lt;br/&gt; the Indian subcontinent. Blackbuck are light brown in &lt;br/&gt;color with white highlights around the eyes, on the ears,&lt;br/&gt; chin, underparts and rump. As the males mature the &lt;br/&gt;upperpart becomes a rich dark brown color. Blackbucks&lt;br/&gt; eat mainly grasses but will browse on pods, flowers and fruits. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GIRAFFE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Found in the African Plains. Giraffes are the tallest of all land animals. They are active both day and night, spending 15 to 20 hours a day feeding. Giraffes usually sleep or nap standing up but occasionally lay down. Giraffes have a very acute sense of sight, hearing and smell.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CAPUCHIN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Found in Honduras, Western Columbia and Ecuador. Capuchins have a slightly prehensile tail. They need a wide variety of foods in their diet. Capuchins are so active and intelligent they have become the most numerous monkey in captivity and may live over 40 years. Their active and mischievous nature makes them a first class entertainer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BELGIAN HORSE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Found all over the world but originated in Belgium. &lt;br/&gt;Belgians, also called Brabant, horses are very large &lt;br/&gt;work horses ranging in color   roan, sorrel, black &lt;br/&gt;and grey with the dominant color being chestnut/bay. &lt;br/&gt;Breeders also desire all four legs having white socks&lt;br/&gt;and a large blaze or stripe on running down the middle&lt;br/&gt;of the fa</description></item><item><title>ANTİBİYOTİK GRUPLARI - ANTİBİYOTİKLERİN BAKTERİLERE ETKİSİ - ANTİBİYOTİKLERE REZİSTANS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?antibiyotik-gruplari-antibiyotiklerin-bakterilere-etkisi-antibiyotiklere-rezistans-387934.html</link><description>1.SULFANOMİDLER&lt;br/&gt;Etki mekanizması, Bakterilerin metabolizması için gerekli olan para amino benzoik asit (PABA)&quot;in ,üreme döneminde kullanılmasını engelleyerek bakteriostatik etki yaparlar. Bu olgunun bakteri türüne göre değişik çeşitleri vardır. Sulfanomidlerden etkilenenler: &lt;br/&gt;a.folik asit biyosentezinde PABA&quot;yı yapıtaşı olarak kullanan ve bunu üremekte olduğu besi çevresinden sağlamak zorunda olanlar.&lt;br/&gt;b.Kendileri PABA sentezi yapan ve folik asit sentezinde ara metabolizma ürünlerinden biri olarak hazırlayan bakteriler.&lt;br/&gt;c.Folik asit sentezi yapmadığı halde, bunu vitamin halinde beslendikleri çevreden sağlayan bakteriler etkilenirler.&lt;br/&gt;2. &amp;#61538;-LAKTAM GRUBU ANTİBİYOTİKLER&lt;br/&gt;a.Penisilinler:&lt;br/&gt;Ortak noktaları 6-aminopenisilinatik asit (6-APA) olan geniş bir bakterisid (bakteriyi öldürücü) etkili antibiyotik grubudur. Penisilinler yalnızca aktif çoğalma durumundaki bakterilere karşı etki gösterirler. Penisilinlerin anti bakteriyel etkilerinin bakterilerde hücre duvarı sentezi için yaşamsal öneme sahip metabolizma işlevlerinin inhibisyonu ve hücre duvarına hasar veren enzimleri aktive etme yeteneklerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Öncelikle gram pozitif bakteri enfeksiyonlarında yararlıdırlar. Duyarlı türlerde bu ilaçlara karşı rezistans oluşumu yavaştır. Makroorganizmaya primer  toksik etkileri yoktur.&lt;br/&gt;b.Cefalosporinler:&lt;br/&gt;Bakterinin hücre duvarı biosentezini, transpeptidaslarını inaktive ederek,&lt;br/&gt;penisilin penisilinlere benzer etki yapan bakterisid antibiyotiklerdir. Enterokok, proteus, psödomanas, aerobakter, pastorilla dışında gram pozitif ve negatif kok ve basiller ile tripanazom enfeksiyonlarında etkilidirler.&lt;br/&gt;3. TETRACYCLİN GRUBU ANTİBİYOTİKLER&lt;br/&gt;Bakterilerde protein sentezini bloke ederek,bakterisid etkili antibiyotiklerdirler. Bakterilerin m-RNA ve ribozomlarında oluşan polizomlarında ve interferensle t-RNA ya bağlı aminoasitlerini geliştiren peptitzincirlerinde blokaj oluşur, ikincil olarak mitokondrilerdeki oksidatif fosforilizasyon da bu yoldan etkilene</description></item><item><title>SUCUL EKOSİSTEMLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sucul-ekosistemler-383924.html</link><description>SUCUL EKOSİSTEMLER&lt;br/&gt; Sucul ekosistemler çeşitli etki ve etkinliklerle hızla bozulmaktadır. Bu da biyolojik çeşitliliğin düşmesi ile yenilenemeyen doğal kaynaklardan olan su kaynaklarının, kalitelerinin bozulmasına ve sucul ekosistemlerin hızla ortadan kalkmalarına neden olmaktadır.&lt;br/&gt; Türkiyede sucul ekosistemlerin temel yapısını (fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini), su kalitelerini, biyolojik çeşitliliklerini, karşılaştıkları çevresel baskıları ve korunmalarını belirlemeye ilişkin ayrıntılı ve özgün çalışmalar oldukça eksiktir. Yapılan çalışmalar da genellikle, daha önceki çalışmaların verilerinden yararlanılarak yürütülmektedir. Oysa ki sucul ekosistemler, çevresel baskılarla sürekli olarak değişime uğramakta ve her yeni çalışmada da özgün verilerin elde edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmalardan sonraki aşamalarda yer alması gereken, sucul ekosistemlerin korunmalarını sağlayacak izleme yöntemlerinin yerleştirilerek, sürekli uygulanması ise yapılmamaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekolojik şartları büyük bir çeşitlilik gösteren deniz ortamı homojen bir bütün olarak ele almak, bilimsel açıdan çok kısıtlı bir bakış açısına neden olur. öncelikle iki büyük okyanus alanı ayırt edilmektedir.bütünüyle denizleri oluşturan &quot;su kütlesi&quot;  ve kıyılardan derin abis çukurlarına kadar dipleri kapsayan &quot;dip alanı&quot; ;Dip alanı derinliğine göre üçe ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-0-200 metreler arasında uzanan ve okyanusların tabanının yüzde 7,6 sını oluşturan kıta sahanlığı;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-200 metreden 2000 metreye kadar uzanan dipteki ani eğim bölgesinden meydana gelen ve tabanın yüzde 8,1 ni oluşturan kıta şevi; ve nihayet okyanusların tabanının yüzde 84,3 ünü meydana getiren abisler. (2000-6000 metre) ve çukurlar (6000 metreden &lt;br/&gt;bilinen en derin yer olan mariana çukurunda 11.000 metreye kadar) Gelgite maruz kalan ve hatta dalga serpintisiyle ıslanan kıyı şeritleri de  okyanus alanına dahil edilmektedir. Gerçekten de bu bölgelerde yaşayan organizmalar, gerek gelgitler sırasında birbirini ardınca su altında ve su üstünde kalarak, gerek ortamın yüksek tuzluluğu sebebiyle, okyanus etkilerine maruz kalmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Okyanusları ve denizleri oluşturan su kütlesi ikiye ayrılan kıta sahanlığını örten yüzey suları ve 200 metrenin altında kalan dip suları bu düzeylerde su kütlesi, güneş ışınlarının nüfuz etmesi derecesine ve mevsimlik sıcaklık değişimlerine bağlı olarak düşey bir ekolojik katmanlaşma gösterir. Işığın ulaştığı epipelojik bölge, ışık miktarının, bitkilerin fotosentez yapabilmesi için yeterli olduğu 0 ila 50-100 metrelik yüzey sularına tekabül eder. Söz konusu bu bölgenin altında dip bitkileri ve fitoplankton yaşayamaz; yanlızca etçiler veya çürükçül beslenen hayvan türleri canlı kalabilir.&lt;br/&gt;Okyanus ekosisteminin alt bölümlere ayrılması, karşılaşılan ekolojik şartların çeşitliliğiyle ilişkilidir; organizmaların uyum mekanizması ve üretkenliği bir bölgeden diğerine belirgin farklılıklar gösterir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deniz Canlıları; Yüzeyle dip alanı arasında ve hatta jeolojik taban yapısı içinde yaşam, deniz ekosisteminin üç boyutuna da dağılmış durumdadır. Deniz ortamının ekolojik şartlarının çeşitliliği, yaşam şekillerinde ve tarzlarında da büyük değişikliğe neden olmaktadır. Okyanusun büyük bölgeleriyle bağlantılı olarak üç çeşit canlı gurubu ayırt edilir; su kütlesinde yaşan plankton ve nekton ile diğerlerde yaşayan bentos toplulukları.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PLANKTON ; Yüzeyde veya su kütlesinde asıllı duran, kısıtlı hareket yeteneğiyle su akımlarına karşı koyamayan ve bazıları bu nedenle düşey göçlere maruz kalan organizmalar topluluğudur.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KANSER VİRÜSLERİ (ONKO&amp;#8594;JENİK VİRÜSLER)-LİPİTLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kanser-virusleri-(onko8594-jenik-virusler)lipitler-423437.html</link><description>kanser virüsleri (onko&amp;#8594;jenik virüsler)-lipitler</description></item><item><title>BİYOLOJİ - VİTAMİN TABLOSU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-vitamin-tablosu-423887.html</link><description>vitamin tablosu</description></item><item><title>FOTOSENTEZDE O NU ANLATIYOR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentezde-o-nu-anlatiyor-385563.html</link><description>FOTOSENTEZDE O NU ANLATIYOR &lt;br/&gt;Dünya, canlı yaşamına en uygun olacak şekilde, özel olarak tasarlanmış bir gezegendir. Atmosferindeki gazların oranından, güneşe olan uzaklığına, dağların varlığından, suyun içilebilir olmasına, bitkilerin çeşitliliğinden yeryüzünün sıcaklığına kadar kurulmuş olan pek çok hassas denge sayesinde dünya yaşanabilir bir ortamdır. Yaşamı oluşturan öğelerin devamlılığının sağlanabilmesi için de hem fiziksel şartların hem de bazı biyokimyasal dengelerin korunması gereklidir. Örneğin nasıl ki canlıların yeryüzünde yaşamaları için yer çekimi kuvveti vazgeçilmez ise, bitkilerin ürettiği organik maddeler de yaşamın devamı için bir o kadar önemlidir. &lt;br/&gt;  İşte bitkilerin bu organik maddeleri üretmek için gerçekleştirdikleri işlemlere, daha önce de belirttiğimiz gibi fotosentez denir. Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretmesi olarak da özetlenebilecek olan fotosentez işlemi, bunların diğer canlılardan ayrıcalıklı olmasını sağlar. Bu ayrıcalığı sağlayan, bitki hücresinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini direkt olarak kullanabilen yapılar bulunmasıdır. Bu yapıların yardımıyla, bitki hücreleri güneşten gelen enerjiyi insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak enerjiye çevirirler ve yine çok özel yollarla depolarlar. &lt;br/&gt;   İşte bu şekilde fotosentez işlemi tamamlanmış olur. Gerçekte bütün bu işlemleri yapan, bitkinin tamamı değildir, yaprakları da değildir, hatta bitki hücresinin tamamı da değildir. Bu işlemleri bitki hücresinde yer alan ve bitkiye yeşil rengini veren &quot;kloroplast&quot; adı verilen organel gerçekleştirir. Kloroplastlar, milimetrenin binde biri kadar büyüklüktedir, bu yüzden yalnızca mikroskopla gözlemlenebilirler. Yine fotosentezde önemli bir rolü olan kloroplastın çeperi de, metrenin yüz milyonda biri kadar bir büyüklüktedir. Görüldüğü gibi rakamlar son derece küçüktür ve bütün işlemler bu mikroskobik ortamlarda gerçekleşir. Fotosentez olayındaki asıl hayret verici noktalardan biri de budur.</description></item><item><title>HÜCRE ZARI YAPISI VE GÖREVLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-zari-yapisi-ve-gorevleri-359703.html</link><description>HÜCRE ZARI YAPISI VE GÖREVLERİ Hücrelerin etrafında kendilerini dış ortamdan ayıran bir plazma zarı(hücre zarı) bulunur.Hücreye madde girişi çıkışını düzenlemek ,hücre - hücre ilişkilerini düzenlemek, hücre tanınmasını sağlamak gibi birçok özellikler hücre zarı tarafından sağlanır.Hücre zarının nasıl olduğu ile ilgili en doğru açıklama Singer ve Nicolson tarafından 1972 de yapılan Akıcı Mozayik Zar modelidir.Bu modele göre hücre zarları dinamik ve akıcıdır, fosfolipit yağ molekülleri zar hattında sürekli hareket halindedirler.Çift tabaka halinde bulunan fosfolipitler arasında yüzen protein adacıkları vardır.Bu organik moleküllere karbonhidratlarda eklenmiş haldedir.Zar akışkanlığına kolesterol molekülleri de etki eder ,zar akışkanlığına etki etmek yanında çift tabakanın mekanik durağanlığının oluşmasını da sağlar. Plazma zarının dış yüzeyinde bulunan glikolipitler (Glikoz + Lipid) glikoproteinlerle birlikte hücre örtüsünü meydana getirirler.Hücrelerin birbirlerini tanımasında bu örtünün büyük bir önemi vardır.Hücre zarlarında değişik özelliklerde proteinler bulunur. transmemban proteinler çift lipit tabakada her iki yüzey boyunca uzanmışlardır.Periferal proteinler ise bir yüzeyde bulunurlar. Hücre zarının dışında bulunan proteinlerin bir kısmı reseptör(almaç) görevi görürler , değişik özellikteki hormon,antijen gibi maddelerle birbirlerine bağlanabilirler.Madde taşınmasında görevli olan proteinler hücreler arası birleşme ,hücre dışı matriksle bağ yapma gibi görevleri de yerine getirirler. Hücre proteinlerinin görevleri&lt;br/&gt;Hücre zarlarından madde taşınması Hücre zarının en önemli görevi metabolizma için gerekli molekülleri hücre içine almak metabolizma sonucu oluşan artık maddeleri de hücre dışına atmaktır.Hücre zarından madde geçişleri pasif ve aktif taşıma şeklinde gerçekleşir. Pasif taşıma Maddeler çok yoğun ortamdan az yoğun ortama enerji harcamadan kendiliğinden geçerler.Genelde difüzyon ,kolaylaştırılmış difüzyon ve ozmoz olmak üzere üçe ayrılır.Difüzyon maddelerin bir ortamda kendiliğinden çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket etmesidir.Örneğin şeker molekülleri su içinde kendiliğinden ortama yayılırlar.Ozmoz ise suyun seçici geçirgen bir zarda difüzyonuna denir.Bir ortamda su ile birlikte hücre zarından geçemeyecek derecede büyük organik moleküller bulunur.Su bu organik moleküllerin konsantrasyonuna göre hareket eder.Bir zarla ayrılmış iki ortamın organik madde miktarları birbirlerine eşitse hücre içi ile hücre dışı sıvı aynı ozmotik basınca sahiptir ve hiçbir su hareketi gözlenmez.Eğer hücre dışı ortamın organik madde miktarı hücre içine göre fazlaysa yani hipertonikse (çok yoğun) hücre su kaybederek büzülür ve plazmolize uğrar ,hipotonik ortamda ise ( az yoğun) hücre dışı madde miktarı azsa hücre dışındaki su hücre içine girer ve hücre su alarak şişer.Ozmotik basınç suyu emme kuvvetidir.Bir hücre su aldıkça ozmotik basıncı azalır çok su kaybetmiş bir hücrenin ise ozmotik basıncı yüksektir.&lt;br/&gt;Yukarıda görülen kolaylaştırılmış difüzyonda ise maddelerin hücre zarlarından geçmesini sağlayan bir protein vardır.Birinci şekilde maddeler bu protein aracılığıyla geçerken proteinde hiçbir değişiklik meydana gelmemektedir.İkinci şekilde ise taşıyıcı proteinde bir şekil değişikliği oluşmaktadır.Bu taşıma sırasında enerji harcanmaz moleküller kendi kinetik enerjileri yardımıyla hücre zarından geçerler.Örneğin böbrekler bazı amino asitleri bu yolla üre içinden geri emerler. Aktif taşıma Enerji harcanarak maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğru hücre zarlarından taşınmasına aktif taşıma denir.Hayvan hücrelerinde hücre içi dış ortama göre daha çok potasyum ve daha az sodyum iyonuna sahiptir.Plazma zarında bulunan sodyum potasyum pompası bu gradiyent farkını oluşturur..Üç sodyum iyonunun dışarı atılmasına karşın iki potasyum iyonu hücre içine alınır. Hücre içi ve dışı bu iyon farkı hücre içi ile dışı arasında bir elektriksel voltaj farkı oluşturur.Hücre içi dışarıya göre negatiftir.Ayrıca hücre zarı bir batarya gibi davran</description></item><item><title>İNSANDA SİNİR SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?insanda-sinir-sistemi-374511.html</link><description>b)ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİBeyin ve omurilikten çıkan ve onları vücuttaki tüm alıcı ve uyarılan dokulara bağlayan sinirlere çevresel sinir sistemi denir.Kafatası ve omur sinirleri hücre gövdesi,dentrit ve aksondan oluşur. Hücre gövdesi omurilik ve beynin kenarında kümelenerek ganglionlar oluşturulur.1.BEYİN SİNİRLERİ:İnsan beyninin değişik bölgelerinden 12 çift sinir çıkar.Bunlar baş bölgesinin kaslarını,bezlerini,duyu organlarını sinirsel olarak kontrol eder.Bütün omurgalılarda beyinden12 çift sinirin çıktığını söyleyebiliriz.Ancak balık ve kurbağalarda 10 çifttir.Beyinden çıkan sinirlerin en önemlisi Nervus vagustur.Bu sinir çifti otonom sistemin bir parçasını oluşturur.Göğüs ve karın bölgesinin yukarısındaki organlara sinirsel bağlantılar yapar. Kalp çizgili kasların çalışmasını yavaşlatırken düz kasların çalışmasını hızlandırır.2.OMURİLİK SİNİRLERİ:Omurilikten arka ve ön kök olarak adlandırılan bölgelerden 31çift sinir çıkar.Omurilikten ön kökten çıkan sinirlerin tahrib,hangi bölgeyi besliyorsa o bölgenin felç olmasına sebep olur.Arka köklerden çıkan duyu nöronlarının tahribi felçe yol açmaz ama duyu organlarının görevi engellenir.İnsanda en uzun ve en büyük sinir lifi omurilikten ayrılan ve bacaklara giden siyatik sinirlerdir.Omurilik sinirleri daha öncede belirttiğimiz gibi refleks yayları meydana getirir.Organizmada hızlı tepkilerin oluşması için omurilik refleks merkezlerini oluşturur.Bunlara kalıtsal refleks denir.Şartlı refleksler birden fazla duyu organının meydana getirdiği bir tepki davranışıdır. Örneğin limona karşı hem kulak  hem göz hemde tat alma duyularıyla tepki oluşturulur ve sindirim sistemi uyarılır.3.OTONOM SİNİR SİSTEMİ:Çevresel sinir sistemi içerisinde incelenen bu sistem organizmadaki istemsiz hareketlerin kontrolünü sağlar.Otonom sinir sisteminde sadece motor sinir vardır.Bu motor sinirler organların hızlı çalışmasını veya yavaşlamasını sağlayan liflerdir.Beyin şuurumuz dahilinde otonom sinir sistemine hükmedemez.Ancak otonom sinir merkezlerini kontrol eder.Mesela;kalbin çalışmasını,mide ve bağırsak kaslarının kasılıp gevşemesini beynimize hükmederek şuurlu olarak sağlayamayız.İşte otomatik olarak yönlendirilen organlara bu sistem sempatik ve parasempatik olarak adlandırılan motor nöronlarını bağlayarak kontrolünü gerçekleştirir.Sempatik Sistem:Sempatik sistemin hücre gövdesi omuriliğin içerisinde bulunur.Buradan çıkan sinir lifleri omurilik çevresinde sempatik gangliona girer ve buradan sinaps oluşturarak yeniden bir akson aracılığıyla gideceği organa ayrılır.Otonom sistemin sempatik lifleri ter bezlerine, tüyleri dikleştiren kaslara,tükrük bezlerine ve gözün irisine giderler.Parasempatik Sistem:Parasempatik liflerin ganglionları sinir verdiği organın yanında bulunur. Sempatik lifler gibi otonom olarak çalışanorganlara lif verir.Nervus Vagus`ta  parasempatik bir lifin parçasıdır.ÖRNEK:1.Sıcak cisme dokunan insanın elini çekmesi2.Beyni çıkarılan kuşun kanat çırpması3.Soğukta kan damarlarının büzülmesi4.Göz kapağının kapanması5.Diz kapağı refleksiYukarıda meydana gelen refleks olaylarından hangileri merkezi sinir sistemi tarafından yapılan reflekslerden değildir.A)1   B)2   C)3   D)4   E)5ÇÖZÜM:Damarların büzülme hareketi otonom sinir sistemi tarafından yapılan bir refleks hareketidir.Ancak1,2,5 omurilik tarafından gerçekleştirilirken 4 beyin tarafından gerçekleştirilir.HORMONAL HASTALIKLAREndokrin bezler (iç salgı bezleri) insan vücudunu kontrol eden bir sistemdir.Hareket etmemizi, nefes almamızı, yememizi veya çevreyi algılamamızı sağlayan organlardan değildir.Bu sistem, vücudun işlemesini etkiler.Sinir sistemiyle beraber vücudun çalışmasını düzenleyerek olağan veya olağan dışı olaylara tepkimizi ayarlar.Sistemin anahtarı hormonlardır.Değişik bezler çeşitli hormonlar salgılar.Bu hormonların çoğu kanımızla değişik organlarımıza ulaşır;bunlara veya dokularımıza emirler taşır.Örneğin;pankreas insülin salgılayarak vücudun şeker miktarını dengede tutmasını sağlar.Stres,korku,heyecan durumlarında adrenalin bezleri adrenalin salgılayarak (epinefrin) enerjinin birdenbire çok artmasını sağlar.Benzer şekilde,hipofiz bezleri,troit, yumurtalıklar vücudun değişik bölümlerini etkiler.Hormon bir kimyasal haber taşıyıcısıdır.Kan dolaşımıyla vücutta dolaşmalarına rağmen her biri sadece hedef organa veya dokuya gider.Normalde bezler düzenli şekilde çalışı</description></item><item><title>BİYOLOJİ - PROTEİNLERİN FİZİKSEL, FİZİKOKİMYASAL VE KİMYASAL ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-proteinlerin-fiziksel,-fizikokimyasal-ve-kimyasal-ozellikleri-423729.html</link><description>proteinlerin fiziksel, fizikokimyasal ve kimyasal özellikleri</description></item><item><title>BÖBREKLER, BÖBREK YETMEZLİĞİ VE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bobrekler,-bobrek-yetmezligi-ve-397806.html</link><description>BÖBREKLER, BÖBREK YETMEZLİĞİ ve  &lt;br/&gt;                                 TEDAVİ ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Böbrekler:&lt;br/&gt;       Böbrekler omurganın iki yanında, bel hizasında, bakışımlı olarak yerleşmiş, koyu kırmızı renkte ve fasulye biçiminde organlardır. Böbreklerin iç kenarlarında göbek denilen çukur bir yer vardır; böbrek atar ve toplar damarları buradan geçerek havuzcuğa ulaşır. Her böbreğin uzunluğu yaklaşık 10, genişliği 5 ve kalınlığı ise 3,75 cm dir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Böbreklerin çalışması: &lt;br/&gt;        Böbrekler, nefron olarak bilinen yüzbinlerce küçük ünitelerden teşekkül etmişlerdir. Bunlar tübüller olarak adlandırılan mikroskobik kanallara boşalmaktadır. Her nefron başlı başına bir kimyasal fabrikadır ve kan plasması buradan geçerken idrar meydana gelmektedir. Nefronlar ürettikleri idrarı, toplama tübüllerine boşaltır, oradan böbreğin pelsivine ulaşır ve oradan da boruyu andıran bir idrar yolu ile sidik torbasına gider.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Böbreklerin fonksiyonları:&lt;br/&gt;         Böbrekleriniz, kanımızı nefron adı verilen milyonlarca mikroskobik filtre aracılıyla temizleyerek idrar oluşturur. İdrar daha sonra böbreklerimizden mesaneye (idrar torbasına) gelerek vücudumuzdan içindeki iç ortamın çoğunu kontrol eden üç temel göreve sahiptir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) Vücut Sıvılarının düzenlenmesi Kanı temizlemek üzere böbrek arterlerinden alıp genel dolaşıma böbrek venleri aracılığıyla iletirler. Vücut sıvılarının yapısının ve hacminin dengesini, atık ürünleri idrar şeklinde atarak ve besin elektrolitleri (tuzlar) kana geri vererek sağlarlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) Kandan Atık Ürünlerin Uzaklaştırılması Atık ürürler yiyeceklerdeki ve normal kas aktivitesi sonucu proteinlerin yıkılmasıyla oluşur. Üre, kreatinin gibi bu maddeler daha sonra idrarla atılırlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3) Hormon Üretilmesi Sağlıklı böbrekler vücudumuza hormon denen önemli kimyasal maddeler salarlar. &lt;br/&gt;    a) Kalsitriol: D vitaminin aktif bir formudur. Yiyeceklerde bulunan kalsiyumun (Kemikteki bir mineral) barsaklardan emilmesini s</description></item><item><title>BİYOLOJİ - NOBEL ÖDÜLLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-nobel-odulleri-424248.html</link><description>nobel ödülleri</description></item><item><title>BİYOLOJİ - DOWN SENDROMU (MONGOLİZM)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-down-sendromu-(mongolizm)-423516.html</link><description>down sendromu (mongolizm)</description></item><item><title>GÖZÜN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gozun-yapisi-358787.html</link><description>GÖZÜN YAPISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Kornea:Yoğun, jel kıvamlı bir materyalden oluşmuştur ve gözün korunmasını sağlar.Kornea damarsız bir yapıdır.Aköz Humoru çevreler.Arka tarafı; sklera olarak adlandırılır.Kornea homojendir, yani tüm alanlarda oluşan kırıcılık aynıdır.Işınların gözde görmeyi sağlayacak olan retina tabakasına ulaşabilmesi için kornea ve aköz humorden geçmesi gerekir.Bu geçiş sırasında ışınlar kırılmaya uğrarlar.Bu kırılmalar havadan korneaya girişte 42 dioptri kadardır.Işınların gözde retinaya ulaşmasındaki toplam kırılma ise 59 dioptridir.&lt;br/&gt;( Işınların bir mercek aracılığı ile bir noktaya ulaşmasında cisimle mercek arası uzaklıkta lensin görüntüyü yaklaştırma gücü DİOPTRİ birimi ile ölçülür. Görüntü ile kırıcı ortam arası bir metrelik mesafe için yapacağı birleştirme gücü 16dioptridir.)&lt;br/&gt;2.Aköz Humor: Bu sıvı yapı kornea ile çevrilidir ve lense benzer bir yapıdır.Aköz humor sıvısı dakikada 2milimetreküp üretilir.Sabit bir basıncı  vardır ; 25mmHg. ( Glokom =Göz tansiyonu , bu basıncın yüksediği durumlarda olur. )&lt;br/&gt;3.İris: Göze ışığın girişini kontrol eden yapıdır.Retinada oluşacak imaj için ışık miktarını belirler.Parlak ortamlarda küçülen iris gözün dışarıdan bakıldığında renkli olarak görülen yapısıdır.&lt;br/&gt;4.Lens(Göz Merceği): Retinada görüntünün netleşmesini kontrol eder.Lensin görüntü netliği için kasılıp gevşemesini ( =akkommodasyon) lense tutuan siliyer kaslar sağlar.Lens ile kornea arasına gözün ön kamerası denir.Bu ön kamerada , aköz humor yer almaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Siliyer Kaslar: Lensin incelip kalınlaşmasını kontrol eder.Siliyer kasların kasılması ile lens incelir.Siliyer kasların hareketleri, retinaya düşen görüntünün netliği veya bulanıklığı ile kontrol edilir.İnsan vücudunda en fazla çalışan ve en çok yaşlanan kaslar siliyer kaslardır.Siliyer kaslar, 10 yaşından itibaren yaşlanmaya başlar.&lt;br/&gt;6.Vitröz Humor: Jel kıvamlı ve gözün yuvarlaklığını sağlayan yapıdır.&lt;br/&gt;7.Retina: Gözün ışığa duyarlı tabakasıdır.Retina siyah renklidir. Retinada yer alan atar ve toplar damarlar, insan vücudunda dışarıdan görülebilecek tek damardır.( Doktorlar , oftalmoskop denen aletlerle bu damarları görerek muayane edebilirler.) İnsanların pupilleri ( göz bbebeği = iris ortasındaki diyafram , boşluk ) her zaman siyah görülür. Çünkü bu, siyah olan retinaya açılan bir boşluktur.&lt;br/&gt;Retina görme alıcılarına sahiptir.Bu alıcılar iki tiptir.Koni ve Basil olarak adlandırılır.Koniler gündüz, basiller gece görüşünü sağlar.Koniler renkleri gördüğü halde basiller renk göremez.İnsan gözünde 6milyon koni ve 120milyon basil vardır.Koni ve basiller retinada yer alan bipo hücrelerle birleşerek görme sinirini oluşturur.&lt;br/&gt;8.Sarı Nokta (Makula): Retina  üzerinde kör noktaya yakın bir mesafede yer alan küçük bir yapıdır.Sadece konilerden yapılmıştır.Ortasında fovea denen yapı yer alır.Görüntünün net olarak oluştuğu yerdir.Gözdeki maksimum görüntü burada oluşur.Foveanın 1 milimetresi, beyinde 16 milimetrelik alan olarak temsil edilir.   &lt;br/&gt;9.Görme Siniri :Retinaya düşen görüntüyü, beyne getirecek olan sinirdir.Bu sinirin retindan çıktığı bölge kör nokta olarak da isimlendirilir.Çünkü burada koni ve basiller yer almaz, bu bölgede görme fonksiyonu olmaz.Beyinde gözde oluşan görüntünün algılanması için iletildiği 2görme merkezi vardır.Bunlar  Birincil Görme Merkezi ve Duysal Görme Merkezi olarak adlandırılır ve beynin arka bölgesinde yer alır.Birincil merkezde cisimler görülür ve bu cismin değerlendirmesi görme merkezinde ( visual assosiasyon alanı ) yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IŞIK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün canlılar ışığa karşı reaksiyon gösterir.İnsan gözü 4000-7000 Angström (bir milimetrenin milyonda biri ) dalga boyları arasındaki ışığı görebilir. Bu dalga boyları arasındaki ışığa ; Ultraviyole ve 7000 Angström üzerinde dalga boyu olan ışığa da Enfraruj denir.Lens yapı bu ışıkların retinaya ulaşmasını engeller.Lensin çıkarıldığı hastalarda ultraviyole ışık retinaya ulaşabilir.İnsanların, net olarak görebildiği en yakın mesafe Yakın Nokta olarak adlandırılır.Yaş ilerledikçe yakın nokta</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GENEL  OLARAK  ÇEVRE  TAHRİBATININ  NEDENLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-genel-olarak-cevre-tahribatinin-nedenleri-424252.html</link><description>genel  olarak  çevre  tahribatının  nedenleri</description></item><item><title>HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-451287.html</link><description>HÜCRE&lt;br/&gt;*Canlıların bütün özelliklerini ve hayat olaylarını inceleyen bilim dalına biyoloji denir.&lt;br/&gt;*Zooloji:Hayvan bilimi  &lt;br/&gt; Botanik:Bitki bilimi  &lt;br/&gt;Anatomi:Yapı bilimi.Vücudun iç yapısını inceler.&lt;br/&gt;   Morfoloji:Şekil bilimi.Vücudun dış yapısını inceler.&lt;br/&gt;   Histoloji:Doku bilimi.&lt;br/&gt;   Sitoloji:Hücre bilimi.&lt;br/&gt;   Protoloji:Tek hücrelileri inceler.&lt;br/&gt;   İhtiyoloji:Balıkları inceler.&lt;br/&gt;   Ornitoloji:Kuşları inceler.&lt;br/&gt;   Entamoloji:Böcekleri inceler.&lt;br/&gt;   Ekoloji:Çevre bilimi.&lt;br/&gt;   Taksonomi:Sınıflandırma bilimi.&lt;br/&gt;   Genetik:Gen bilimi&lt;br/&gt;*Hücre teorisi&lt;br/&gt;   1)Bütün canlılar hücrelerden meydana gelmiştir.&lt;br/&gt;   2)Hücreler bağımsız hareket ettikleri halde birlikte iş görürler.&lt;br/&gt;   3)Hücreler bölünerek çoğalırlar.&lt;br/&gt;*Tek hücrelilerde bütün olaylar hücre içerisinde gerçekleşir.İş bölümü ve doku oluşumu  yoktur.Çok hücrelilerde bütün olaylar hücre grupları arasındaki iş bölümü ile olur.&lt;br/&gt;*En basit çok hücreli yada en karmaşık tek hücreli Volvox&quot; tur.&lt;br/&gt;*Volvox ta işbölümü vardır ama doku oluşumu yoktur.&lt;br/&gt;*Tek hücrelilerin oluşturduğu topluluğa koloni denir.&lt;br/&gt;*Bilinen en büyük hücre deve kuşu yumurtasıdır.Bilinen en uzun hücre ise sinir hücresidir.&lt;br/&gt;*Hücre 3 kısımda incelenir.1) Hücre zarı 2) Sitoplazma 3) Çekirdek&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) HÜCRE ZARI&lt;br/&gt;*Yağ,protein az miktarda karbonhidrattan oluşur.Hücre zarının yapısı akıcı-mozaik zar modeli ile açıklanır.Bu modele göre zar; yağ denizinde yüzen proteinlerden oluşmuştur.&lt;br/&gt;*Karbonhidratlar hücre zarındaki yağlarla birleşerek glikolipid, proteinlerle birleşerek glikoprotein şeklinde bulunur.Bunun sağladığı avantaj ise hücrelerin birbirini tanıması ve bağışıklıktır.Hücre zarının özgüllüğünü veren kimyasal madde glikoproteindir.Glikolipidi ve glikoproteini golgi sentezler.&lt;br/&gt;*Madde giriş-çıkışı proteinler üzerindeki porlardan olur.&lt;br/&gt;*Zarın özellikleri : Canlıdır,saydamdır,esnektir ve seçici geçirgendir.&lt;br/&gt;*Zardaki proteinler enzim görevi yapar.&lt;br/&gt;*Zarın görevleri : Hücreyi dağılmaktan korur.Hücreye şekil verir.Hücreyi dış etkilerden korur.Madde alışverişini sağlar.&lt;br/&gt;*Zarın seçici-geçirgen olması onun canlı olduğunu gösterir.&lt;br/&gt;*Hücre çeperi cansızdır,esnek değildir,tam geçirgendir.Hücrenin dayanıklılığını arttırır, hücreye şekil verir.Üzerindeki deliklere geçit denir.Selülozik yapıdadır.Prokaryot hücrelerde de bulunur ama yapısı selülozik değildir.&lt;br/&gt;2) SİTOPLAZMA    &lt;br/&gt;*İki kısımdır.&lt;br/&gt;   a) Sıvı kısım:Su,protein,yağ,karbonhidrat,mineral,vitamin,RNA çeşitleri,nükleotidler,ATP ve&lt;br/&gt;enzimler gibi organik ve inorganik maddelerden oluşmuştur.Görevi:1) Biyokimyasal reaksiyonlar için zemin oluşturmak.2) Organellere yataklık etmek.3) Rotasyon ve sirkülasyon hareketleri ile organellerin hareketini sağlamak.&lt;br/&gt;b) Organeller:Özel yapı ve görevi olan sitoplazmik cisimlerdir.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;ENDOPLAZMİK RETİKULUM&lt;br/&gt;*Hücre zarından çekirdek zarına kadar uzanan zarlı kanallar sistemidir.&lt;br/&gt;*Memeli alyuvarı hariç bütün çekirdekli hücrelerde bulunur.&lt;br/&gt;*Hücre içine ve dışına madde taşır.Bazı maddeleri depolar.(Ca ve protein).Çekirdek zarı ve golgiyi yapar.Hücreyi bölmelere ayırarak,sitoplazmadaki asidik ve bazik tepkimelerin birbirini etkilemeden yapılabilmesini sağlar.&lt;br/&gt;*Üzerinde ribozom bulunanlarına granüllü ER; bulundurmayanlara da granülsüz ER denir.&lt;br/&gt;Granüllü ER enzim salgılayan hücrelerde,granülsüz ER yağ sentezleyen hücrelerde çoktur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GOLGİ&lt;br/&gt;*Çekirdeğe yakın bulunur.Hücre zarı yapımına katılır.&lt;br/&gt;*Salgı maddelerin yapılması,paketlenmesi ve salgılanmasından sorumludur.Onun için süt bezi, tükrük bezi,ter bezi gibi salgı yapan hücrelerdeki sayısı diğer hücrelerdekilere oranla daha fazladır.&lt;br/&gt;*Enzimleri paketliyerek lizozomu oluşturur.Hücre zarı yapımına katılır.&lt;br/&gt;*Glikoprotein,lipoprotein,mukus,bağ dokusu ara maddesi ve ayrıca bitkilerde selülozlu maddeler salgılar.&lt;br/&gt;*Memeli alyuvarı hariç bütün çekirdekli hücrelerde bulunur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;LİZOZOM&lt;br/&gt;*Büyük moleküllü besinleri parçalar.Kurbağa larvalarında kuyruğun kopması,salgılama dönemi biten memelilerde süt bezlerinin körelmesi,pasif kalan kasların küçülmesi,harap olmuş dokuların, yaşlı alyuvarların ve vücuda giren mikr</description></item><item><title>MİKROORGANİZMALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mikroorganizmalar-371209.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mikroorganizma dünyası olağanüstü varyasyona sahiptir. Şu ana kadar mikroorganizmaların kategorize edilmesi şekil, ebat, fizyolojik ve hayat sorunlarının gelişim karakterleri dikkate alınarak yapılmıştır. Büyük varyasyonlarından dolayı  benzerlik özelliklerine göre gruplandırılması ve sınıflandırılması   yapılmaktadır.Taksonomi (taxis düzenleme ve sıralama; namos, kanun) biyolojik sınıflandırma bilimine denir.Taksonomi klasifikasyon, nomenklature ve teşhis olmak üzere 3 alandan oluşur.Klasifikasyon benzerlik veya evrimsel, ilişkilere göre mikroorganizmaları gruplar şeklinde düzenlemektir.Nomenklatür gruplandırılan mikroorganizmaların mevcut kurallar dahilinde isimler verilmesine denir. Organizmaların tabiatının araştırılması sistematiğin bir parçasıdır ve elde edilen bilgiler taksonomide kullanılır. Böylece sistematik morfolojik, ekolojik, epideniyolojik. biyokimya, moleküler biyolojik  fizyoloji gibi alanları kullanır.&lt;br/&gt;Mıkrobiyal taksononıi geniş bir ahin olduğundan burada sadece hakleri taksonomisi genci prensipleri üzerinde duracağız. Mevcut mıkrobiyal taksononıi yeni moleküler tekniklerin kullanılması nedeniyle karışıklık arz etmekledir.Yeni gelişmeler her nekadar heyecan verici sonuçlar ve nıikrobiyai laksonomiyi değiştirmekle birlikte, hala klasik taksononıi önemli değere sahiptir ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle genel bakteri taksonomisi üzerine bilgi verildikten sonra klasik taksononıi verilecektir. Son olarakta molcküicr filoücnctik taksonomi üzerinde duracağız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TAKSONOMIK SINIKLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Klasiflkasyon tablosu hazırlanırken mikroorganizmalar küçük, homojen grup içerisine yerleştirilir. Bu kategori ise bizzat kendisi başka gruplarla kesişmeyen ve hiyerarşik başka bir grubun üyesidir. Taksonomi sıralamada yer alan bir kategori ortak karakterleri taşıyan gurupları içine alır. Yaygın kullanılan Taksonomik katerigoriler tür, cins, familya, takım,sınıf, bölüm ve alemdir.(Tablo 1) Her bir kategori isimlendirilirken son ekleri önemlidir.Bunlar takım ales,familya, -aceae,cins &amp;#8211;a tür &amp;#8211;a. Genelde resmi -adlar yerine isimler kullanılır. Tipik örnek, olarak mor bakteriler, spirochçtaccac metan oksitleyici bakteriler, sülfat redükleyici bakteriler, laktik asil bakterileri gibi. Mikrobiyal taksonomide temci taksonomik grup türdür. Yüksek organizma! ardak i tür tarifi mikroorganizma türü farkı tarif edilir. Yüksek organizmalarda tür tarifi kendi aralarında eşleşen ve oğul birey verebilen organizma tarif edilirken, bakterilerde veya mikroorganizmalar için tür fenotipik ve genotipik farklılığa göre tarif edilir. Bakteriyolojide tür; birçok karakter açısından aynı o|an ve diğer gruplardan farklılaşan suş (starin) topluluğuna denir. Strain (suş=ırk) aynı tek saf bir koloni veya aynı hücreden gelişen, çoğalan populasyona denir.  Biyoyar ise biyokimyasal veya fizyolojik farklılık arz eden _bir_baktcri strainine denir. Morfolojik açıdan farklılık arz eden bir bakteri strainne denir.  &lt;br/&gt;morfovar denir. Spesifik bir antijene sahip bakteriye</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KAN DOKU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kan-doku-423831.html</link><description>kan doku</description></item><item><title>AMFETAMİNLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?amfetaminler-418098.html</link><description></description></item><item><title>BİYOLOJİ - GSTM1 GENİNİN KANSERLİ HASTALARDA İNCELENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-gstm1-geninin-kanserli-hastalarda-incelenmesi-423860.html</link><description>gstm1 geninin kanserli hastalarda incelenmesi</description></item><item><title>DNA MOLEKÜLÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-molekulu-359320.html</link><description>DNA MOLEKÜLÜ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.3.A. DNA Molekülü: Watson-Crick modeline göre DNA molekülleri iki uzun zincirden olusmakta; bu iki zincir uzun eksenleri etrafinda birbirine sarilarak çifte sarmali olusturmaktadir (Sekil 3.5) Iki zincir birbirine anti paraleldir (antiparalel double- helix).&lt;br/&gt;Pürin ve pirimidin bazlari heliksin iç kismindadir. Fosfat ve deoksiribose birimleri ise molekülün disindadirlar. Bazlarin, düzlemleri heliks aksina dik açidadir. Dolayisi ile riboz sekerlerinin halkalarina da dik açi olustururlar.Her baz birbirinden 3.4 AÂ° uzakligindadir. Aralarinda 36Â°lik bir açi farki vardir. Heliksin bir tam dönüsü 10 bp içerir ve 34 AÂ°luk uzakliktadir. (1 AÂ° = 10-8 cm yani 10-10 Mdir.) Heliks Çapi 20 AÂ°dur (Sekil 3.4). DNAnin iki zinciri birbirine Hidrojen baglari ile baglidir. A her zaman T ile (A=T); Gde hep C ile bir çift olusturur (G?C) (Sekil 3.4).&lt;br/&gt;Bir DNA zinciri üzerindeki baz dizilimi hiçbir sekilde sinirli degildir. Bu spesifik baz dizilimi genetik bilgiyi kodlamaktadir.DNA çifte sarmalinin en önemli özelligi bazlarin arasindaki çiftlesmenin spesifikligidir.&lt;br/&gt;Watson-Crick, sterik ve Hidrojen bagi olusturma sebeplerinden hep A=T ve G=Cnin bir çift olusturmasi gerektigine karar vermislerdir. Birbirine Hidrojen bagi ile bagli bir baz çiftine bagli glikosidik baglar her zaman 10.85 AÂ° uzakligindadirlar. Bir pürin-pirimidin baz çifti bu arayi tam olarak doldurur. Buna karsilik, heliks içinde iki purin için yeteri kadar yer yoktur. Iki pirimidin ise birbirlerinden çok uzak kalacaklari için Hidrojen bagini kuramaya-caklardir. Bu nedenle, baz çiftleri yalnizca Hidrojen bagi faktöründen degil; ayni zamanda heliks içindeki dar mekani optimal kullanma açisindan da uygundurlar. A - T ile G - C ile en uygun Hidrojen bagini olustururlar. Bu Hidrojen baglarinin yerlesimleri ve uzakliklari baz çiftleri arasinda olmasi gereken optimal kuvvetteki interaksiyonlari mümkün kilar. Iki zincirin birbiri etrafinda dolanarak çifte sarmali olusturmasi; polar olan seker ve fosfat iskeletini strüktürün dis kismina kaydirmakta; bu sekilde bu hidrofilik gruplar su ile temas halinde bulunmaktadirlar. Buna karsilik, hidrofobik olan bazlar, heliksin iç kisminda yer almakta; polar gruplar ise, (NH2, O, NH vb.) birbirleri ile Hidrojen baglarini olusturmaktadirlar. Her zincirden bir baz; karsi zincirden bir baz ile bu sekilde eslesmektedir (A-T, G-C). Baz çiftlesmesinin en önemli sonucu; bir zincirde olan baz dizisinin otomatik olarak diger zincirdeki diziyi göstermesidir. Bu ana prensibin disinda, baz dizilimi açisindan herhangi bir kisitlama yoktur. Baz çiftleri tamamen tek bir düzlemde olup; çok yassi ve hidrofobik olan halkalari, birbirleri ile hidrofobik interaksiyona girerek; bir tabak yigini seklinde üstüste dizilirler ve bu sekilde su ile kontaktlarini azaltirlar. Bu da molekülün, spiral bir ip merdiven seklinde görünmesine yol açar. Bu ip merdivenin yanlarini fosfat-riboz iskeleti; basamaklarini ise birbiri üzerine dizilmis baz çiftleri olusturmaktadir.&lt;br/&gt;Iki zincir birbirine aksi polaritede; antiparaleldir; yeni bir zincirin nükleotid baglari 3 Ã† 5; digerinde ise 5 Ã† 3 dogrultusundadir. Her iki zincirde sag dönüsümlüdür (right-handed). Her bir tam dönüs, 34Â°A içinde 10 baz çifti kapsamaktadir.&lt;br/&gt;Çifte sarmalin stabilitesini saglayan faktörler sunlardir.&lt;br/&gt;1) Fosfodiester baglari&lt;br/&gt;2) Hidrofobik interaksionlar&lt;br/&gt;     a) Pürine ve Pirimidine birbirlerine aktivite gösterirler.&lt;br/&gt;     b) Kavitasyon enerjisi.&lt;br/&gt;Nükleik asitlerin fosfo-diester baglari fleksibldir.Bu noktalardan saga/sola dönüs olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.3.B. Diger DNA Molekül Tipleri: &lt;br/&gt;B-DNA: Watson ve Crickin tarif ettikleri yapidir. Saga dönüslüdür. (Sekil 3.6).&lt;br/&gt;A-DNA: DNA süspansion halinde iken suyun çikarilmasi ile (dehidrasyon) veya % 70-75 etanol içinde olusmaktadir. Böyle ortamlarda DNAda büzülmeler meydana geldiginden; her bir dönüse 10.7 baz çifti isabet eder. Saga dönüslü bir omurgaya sahip olan bu tip DNAda bazlarin birbirlerine uzakligi 0.26 nm ve orta eksenine göre bazlar arasinda 32.7Â°lik bir açi bulunmakta ve</description></item><item><title>KARBONHİDRATLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karbonhidratlar-451743.html</link><description>&amp;#9758; &amp;#9758;&lt;br/&gt;BU ÜNâ€¹TEYâ€¹ NASIL ÇALIfiMALIYIZ? &amp;#9997; &amp;#9997;&lt;br/&gt;5.1. GENEL YAPILARI VE ADLANDIRILMALARI&lt;br/&gt;Karbon hidratlar tüm bitki ve hayvanlarda bulunabilen ve yaflamsal öneme sahip&lt;br/&gt;bilefliklerdir. DoÂ¤ada en çok bulunan organik bileflikler karbon hidratlardâ€ºr. Unlu ve&lt;br/&gt;flekerli besinler, yapay ipekler, karbon hidrat içeren bazâ€º maddelerdir.&lt;br/&gt;Yeflil bitkiler tarafâ€ºndan fotosentez yoluyla üretilirler. Topraktan alâ€ºnan su ve havadan&lt;br/&gt;alâ€ºnan karbon dioksit, yapraklardaki klorofilin katalizörlüÂ¤ünde günefl enerjisiyle karbon&lt;br/&gt;hidrata dönüflür. Bu olaya fotosentez denir.&lt;br/&gt;klorofil&lt;br/&gt;6CO2 + 6 H2O + günefl enerjisi C6H12O6 + 6CO2&lt;br/&gt;glikoz&lt;br/&gt;Karbonhidratlar C, H ve O elementlerinden oluflan bilefliklerdir. Genel formülleri&lt;br/&gt;Cx(H2O)y fleklindedir. Sözlük anlamâ€º sulu karbona karflâ€ºlâ€ºk gelse de karbon hidratlarda&lt;br/&gt;su molekülleri yoktur. Karbon hidratlar; polihidroksialdehitler, polihidroksiketonlar,&lt;br/&gt;bunlarâ€ºn türevleri ya da hidroliz olduklarâ€ºnda bunlarâ€º veren bilefliklerdir. O halde&lt;br/&gt;karbonhidratlara yapâ€ºsâ€ºnda aldehit veya keton gruplarâ€º bulunduran polialkoller diyebiliriz.&lt;br/&gt;Adlandâ€ºrâ€ºlmalarâ€ºnda ise, yapâ€ºsâ€ºnda aldehit grubu bulunduran karbonhidratlara aldoz,&lt;br/&gt;keton grubu bulunduranlara ise ketoz denir. Adlandâ€ºrâ€ºlâ€ºrken fonksiyonel gruba göre önce&lt;br/&gt;aldo- ya da keto- ön ekleri, sonra Latince olarak moleküldeki karbon atomu sayâ€ºsâ€º ve en&lt;br/&gt;son olarak da -oz son eki getirilir.&lt;br/&gt;CHO CH2 â€” OH&lt;br/&gt;| |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH C = O&lt;br/&gt;| |&lt;br/&gt;CH2â€”OH CH2â€”OH&lt;br/&gt;aldotrioz ketotrioz&lt;br/&gt;Adlandâ€ºrmada aldo- ya da keto- ön eklerinden sonra gelecek C sayâ€ºsâ€º, Latince karflâ€ºlâ€ºklarâ€º olan tri, tetra,&lt;br/&gt;penta, heksa gibi sayâ€ºlardâ€ºr.&lt;br/&gt;Karbon hidratlarâ€º; monosakkaritler, oligosakkaritler ve polisakkaritler olmak üzere üç&lt;br/&gt;gruba ayâ€ºrmak mümkündür. En basit olanlarâ€º monosakkaritlerdir. Bunlar hidroliz ile&lt;br/&gt;daha basit karbon hidrat birimine dönüflemez. â€¹kiden ona kadar monosakkaritin birbirine&lt;br/&gt;baÂ¤lanmasâ€ºyla oluflan karbon hidratlara ise oligosakkaritler denir. Oligosakkaritler&lt;br/&gt;taflâ€ºdâ€ºklarâ€º monosakkarit birimlerinin sayâ€ºsâ€ºna göre disakkaritler, trisakkaritler vb.&lt;br/&gt;167&lt;br/&gt;Kâ€¹MYA 6&lt;br/&gt;&amp;#10159;&lt;br/&gt;flekilde ifade edilir. Ondan fazla monosakkarit birimi içeren karbon hidratlara ise&lt;br/&gt;polisakkaritler denir. Glikoz, früktoz ve galaktozun kapalâ€º formülleri (C6H12O6) aynâ€º&lt;br/&gt;olup birer monosakkarittir. Sakaroz ve laktoz ise aynâ€º kapalâ€º formüle (C12O22O11) sahip&lt;br/&gt;olup disakkaritlere örnektir. Niflasta ve selüloz ise (C6H10O5)x kapalâ€º formülüne sahip&lt;br/&gt;olup polisakkaritlere örnek verilebilir.&lt;br/&gt;Karbon hidratlar özellikleri yönünden birbirinden çok farklâ€ºdâ€ºrlar. ÖrneÂ¤in; fleker,&lt;br/&gt;niflasta ve kaÂ¤â€ºt birer karbon hidrat olmalarâ€ºna karflâ€ºn özellikleri farklâ€ºdâ€ºr.&lt;br/&gt;Yukarâ€ºda verilen adlandâ€ºrma bilgileri bize sadece bileflikteki fonksiyonel grup ile kaç&lt;br/&gt;karbon içerdiÂ¤ini gösterir. BilefliÂ¤i doÂ¤ru adlandâ€ºrabilmek için açâ€ºk formülüne bakmak&lt;br/&gt;gerekir.&lt;br/&gt;5.2. MONOSAKKARâ€¹TLER&lt;br/&gt;Monosakkaritler, oldukça tatlâ€º olup yapâ€ºlarâ€ºnda bulunan â€”OH&quot;dan dolayâ€º suda çok iyi&lt;br/&gt;çözünür. Sulu çözeltilerinde hidroliz olmazlar. Basit flekerler olarak bilinirler. En&lt;br/&gt;önemlileri glikoz ve früktozdur. Glikoz kan flekeri, üzüm flekeri ya da dekstroz olarak&lt;br/&gt;tanâ€ºnâ€ºr. En çok balda ve üzümde bulunur. Früktoz meyve flekeri ve levüloz olarak da&lt;br/&gt;bilinir. DoÂ¤al flekerlerin içinde en tatlâ€º olanâ€º früktozdur. Glikoz ve früktoz, Fehling ya da&lt;br/&gt;Tollens çözeltileriyle yükseltgenir. Monosakkaritlerden riboz RNA&quot;nâ€ºn, deoksiriboz ise&lt;br/&gt;DNA&quot;nâ€ºn yapâ€ºsâ€ºnda bulunan önemli bilefliklerdir.&lt;br/&gt;CHO CHO CH2OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH H â€” C â€” OH C = O&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;HO â€” C â€” H HO â€” C â€” H HO â€” C â€” H&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH HO â€” C â€” H H â€” C â€” OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH H â€” C â€” OH H â€” C â€” OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;CH2OH CH2OH CH2OH&lt;br/&gt;D- glikoz D- galaktoz D- früktöz&lt;br/&gt;(bir aldoheksoz) (bir aldoheksoz) (bir ketoheksoz)&lt;br/&gt;Yukarâ€ºdaki yapâ€º formüllerinin adâ€ºndaki D- ön eki, gruplarâ€ºn baÂ¤lanma düzeniyle ilgilidir.&lt;br/&gt;168&lt;br/&gt;Kâ€¹MYA 6&lt;br/&gt;&amp;#56256;&amp;#56473;&lt;br/&gt;Bu durumu glikoz üzerinde flöyle açâ€ºklayabiliriz: Glikozun ifllevsel grubu â€”CHO&lt;br/&gt;grubudur ve glikozun dört tane asimetrik C atomu vardâ€ºr. â€¹fllevsel gruba en uzaktaki&lt;br/&gt;asimetrik C atomuna baÂ¤lanmâ€ºfl olan â€”OH grubu saÂ¤da olduÂ¤unda bileflik D- ön eki&lt;br/&gt;kullanâ€ºlarak adlandâ€ºrâ€ºlâ€ºr. Bu â€”OH grubu soldaysa bu kez L- ön eki kullanâ€ºlâ€ºr.&lt;br/&gt;CHO CH2OH&lt;br/&gt;| |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH C = O CHO&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;HO â€” C â€” H HO â€” C â€” H H â€” C â€” OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;H â€” C â€” OH H â€” C â€” OH H â€” C â€” OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;HO â€” C â€” H HO â€” C â€” H H â€” C â€” OH&lt;br/&gt;| | |&lt;br/&gt;CH2OH CH2OH CH2OH&lt;br/&gt;L- glikoz L- frükoz D- riboz&lt;br/&gt;(bir aldopentoz)&lt;br/&gt;5. 3. Dâ€¹SAKKARâ€¹TLER&lt;br/&gt;â€¹ki monosakkarit molekülünün aralarâ€ºndan bir H2O çâ€ºkararak oluflturduklarâ€º karbon&lt;br/&gt;hidrata disakkar</description></item><item><title>BİYOLOJİ - METABOLİZMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-metabolizma-423406.html</link><description>metabolizma</description></item><item><title>BİYOLOJİ - DNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-dna-423952.html</link><description>dna</description></item><item><title>FOTOSENTEZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentez-350892.html</link><description>FOTOSENTEZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             &lt;br/&gt;                &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Fotosentez için;&lt;br/&gt;Işık,klorofil,CO2,H2O ve Enzimler gereklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;IŞIK:&lt;br/&gt;Fotosentezde kullanılan ışığın;&lt;br/&gt;1.Şiddeti&lt;br/&gt;2.Kalitesi(dalga boyu)&lt;br/&gt;3.Tatbik süresi önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       1.Işık Şiddeti:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        2.Kalitesi (Dalga Boyu) :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Işık yapraklardaki gözeneklerin açılmasına yardım etki ederek;&lt;br/&gt;a)Yaprağa daha fazla CO2 gitmesini sağlar&lt;br/&gt;b)Yaprağı ısıtır ve terlemeyi arttırmak suretiyle fotosentezi etkiler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-1-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KLOROFİL:&lt;br/&gt;C.H.O.N.Mg yapılıdır.(N azot dengesi ile yakından ilgilidir-Mg yeşil rengi verir)&lt;br/&gt;-Sentezlenebilmesi için;&lt;br/&gt;a)Gen: Anne ve babasından gen alacak&lt;br/&gt;b)Işık: Güneş ışığında yetişecek&lt;br/&gt;c)Bitkinin topraktan Fe alması gerekir.(Katalitik etki yapar) Fe klorofilin yapısına katılmaz.&lt;br/&gt;-Klorofil elektron kaynağıdır.Elektron alır ve verir.&lt;br/&gt;-Klorofil canlı sistemlerde bir katalizör gibi görev yapar.&lt;br/&gt;-Klorofil rezonans özelliği gösterir.(Çifte bağların yer değiştirmesi) Bu sayede e- transferinde rol oynar.&lt;br/&gt;-Klorofil floresans özelliği gösterir.&lt;br/&gt;-Klorofil-a yüksek spektrumlu ışık(kırmızı) ile aktifleşirken klorofil-b düşük spektrumlu ışık(mor) ile aktifleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örn: Fotosentez sırasında aşağıdakilerden hangileri tüketilmez.&lt;br/&gt;1.CO2   2.H2O   3.Enzim   4.Klorofil   5.Madensel Tuzlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cevap: 3 ve 4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kloroplast Ve Mitokontrinin Yapısı,Özellikleri,Farkları:&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;KLOROPLASTMİTOKONTRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Oksijenin üretildiği tek organel.-Suyun fotolizinin yapıldığı tek organel.-Hiçbir organik bileşik harcamadan ATP üretilir.-Ürettiği ATP yi sadece kendi içinde kullanır.-Oksijenin tüketildiği tek organel.-Organik bileşik tüketilerek ATP üretir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ortak özellikleri;&lt;br/&gt;-Çift birim zarlıdırlar.&lt;br/&gt;-Kendine özgü DNA,RNA,Ribozomları var.&lt;br/&gt;-Çoğalabilirler.&lt;br/&gt;-Protein sentezi yapılır.&lt;br/&gt;-Elektron taşıma sitemleri vardır.&lt;br/&gt;-Bu sayede ATP üretirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde Önemli Rxnlar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-2-&lt;br/&gt;FOTOSENTEZ REAKSİYONLARI:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Işıklı Evre Rxnları:&lt;br/&gt;a)Devirli Fotofosforilasyon:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Klorofilin güneş ışığını soğurması ile birlikte fırlayan elektronların ETS elemanları yardımı ile klorofile geri dönmesi ve bu sırada ATP üretilmesi olayıdır.&lt;br/&gt;-Elektron kaynağı klorofildir.&lt;br/&gt;-Kloroplastların granalarında gerçekleşir.&lt;br/&gt;-ETS elemanları elektron tutuş düzeylerine göre sıralanmıştır.(Ferrodoksin Plastokinon Sitokromlar)&lt;br/&gt;-Yüksek enerjili elektronu düşük elektron tutuşlu  ETS elemanı,düşük enerjili elektronu yüksek elektron tutuşlu ETS elemanı tutar.&lt;br/&gt;-Yükseltgenme elektron verme,indirgenme elektron alma demektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soru:Devirli fotofosforilasyon sırasında gerçekleşen aşağıdaki olayları sıraya koyunuz.&lt;br/&gt;1.Sitokromların indirgenmesi&lt;br/&gt;2.Ferrodoksinin yükseltgenmesi&lt;br/&gt;3.Klorofilin indirgenmesi&lt;br/&gt;Cevap:2,1,3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Soru:Devirli fotofosforilasyon olayı tamamlandığı zaman;&lt;br/&gt;1.ETS elemanlarının sayısı&lt;br/&gt;2.Klorofildeki elektronların sayısı&lt;br/&gt;3.ADP miktarı&lt;br/&gt;4.ATP miktarı&lt;br/&gt;nasıl değişir?&lt;br/&gt;Cevap: 1 ve 2 değişmez, 3 azalır, 4 artar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-3-&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b)Devirsiz Fotofosforilasyon:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-NADP:Koenzim yapılı bir hidrojen tutucudur.&lt;br/&gt;-Fotosentezde kullanılan su;&lt;br/&gt;1.Hidrojen kaynağı&lt;br/&gt;2.Klorofil b (PS-II) elektron kaynağı&lt;br/&gt;3.O2 kaynağıdır.&lt;br/&gt;-Üretilenler; 1 mol ATP, 2 mol NADPH2, O2&lt;br/&gt;-Işıklı evre rxnlarının amacı ATP ve NADPH2 molekül çiftini üretmektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Karanlık Evre Rxnları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-4-&lt;br/&gt;-Karanlık evre rxnları enzimatik ve sıcağa duyarlı rxnlar dır.&lt;br/&gt;-Kloroplastların stromalarında gerçekleşir.&lt;br/&gt;-Ortamda her zaman hazır olarak bulunan şeker 5 karbonlu ribiloz fosfattır.&lt;br/&gt;-CO2 di yapıya alan organik bileşik 5 karbonlu ribiloz difosfattır.&lt;br/&gt;-Karanlık evre rxnlarında kilit görevi yapan ara ürün PGA&quot; dır.Eğer fotosentezin son ürünü glikoz değilse rxn PGA&quot; dan itibaren biraz farklılaşarak yürür.&lt;br/&gt;-Bitkinin ihtiyacına ve çeşidine göre glikoz,aminoasit,yağ asidi,vitamin gibi çeşitli maddeler üretilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genel olarak fotosentez;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotosentezin Yapıldığı Yerler:&lt;br/&gt;1.Palizat Parankiması&lt;br/&gt;2.Sünger Parankiması&lt;br/&gt;3.Stoma hücreleri&lt;br/&gt;-Epidermis hücrelerinde fotosent</description></item><item><title>HÜCRENİN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucrenin-yapisi-369506.html</link><description>HÜCRENİN YAPISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücre canlıların yapısını oluşturan en küçük canlı birimidir. ilk defa 1665 yılında İngiliz bilim adamı Robert Hook, mantar dokusunda gözleyerek, boşluk anlamına gelen &quot;hücre&quot; sözcüğünü kullanmıştır. Görülen, esasında hücrenin yalnız ölü çeperiydi. Bohemyalı fizyolog Purkinje, hücrenin iç kapsamına protoplazma adini vermiştir. Hücre bilimine ilişkin ilk yayşnlar, bitkilerde Schleiden (1838) ve hayvanlarda Schawann (1838) ile baslar. Bu iki araştırıcı &quot;Hücre Kuramı&quot;nın kurucuları olarak kabul edilirler. ilk doku kültürünü ise Amerikalı Rass Harrison (1907) semender hücreleriyle yapmayı başarmıştır. Bir canlıyı oluşturan hücrelerinde büyük çoğunluğu canlıdır. Bazı canlılar tek bir hücre yapısındadırlar (bakteriler ve tek hücreliler). Diğer bütün canlılar ise çok hücrelidir. Canlıların vücut büyüklüğü arttıkça hücre sayısı da artar. Canlılardaki hücreler çekirdek yapıları bakımından ikiye ayrılır. Prokaryot hücrelerde; çekirdek zarı olmadığından belirgin bir çekirdek gözlenemez. Ayrıca bu hücrelerde mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum gibi zarla çevrili organellerde bulunmaz. Bakteriler ve mavi-yeşil alg&quot;ler bu şekildedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ökaryot hücreler; gerçek hücreler olup, çekirdek ve diğer organcıkları belirgin olarak vardır. Hücre denince çoğu zaman kastedilende ökaryot bir hücredir. Protistler ve bütün çok hücrelilerin hücre yapısı böyledir. Hücre genellikle gözle görülemeyecek kadar küçük (10-15 mikron) olup, mikroskoplarla büyütülerek incelenir. Hayvanların döllenmemiş yumurtaları ve bazı su yosunları gözle görülebilen (makroskobik) büyük hücrelerdir. Her hücrenin, bulunduğu doku ve canlı türüne, yada yaptığı işe göre farklı şekli vardır. Ancak; bitkisel hücreler genellikle köşeli, hayvansal hücreler ise genellikle yuvarlaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücreler genellikle renksiz olup, bazıları taşımış oldukları renk maddelerine göre farklı renklerde olabilirler. Alyuvarlar kırmızı, yaprak hücreleri yeşil, yağ hücreleri sarı, vs.. Ökaryot hücreler zar, stoplazma ve çekirdek olmaz üzere başlıca üç kısımda incelenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HÜCRE ZARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücreyi dış ortamdan ayıran, dağılmasını önleyen, ona şekil veren ve onu dış etkilerden korumaya çalışan, canlı, esnek, çok ince ve yarı saydam bir zardır. Esas yapı maddesi &quot;protein ve yağ&quot; dır. En önemli özelliği seçici geçirgen olması, en önemli görevi ise, hücreye madde giriş çıkışını düzenlemesidir. Zar çok ince olduğundan ışık mikroskobuyla zor görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zarların Yapısı : Hücre zarı, yaklaşık olarak %60 protein, %35 yağ ve %5 oranında da karbonhidrat içerir. Bu moleküllerin nasıl bir düzende yerleştiğini en üyü açıklayan &quot;akıcı mozaik zar modeli&quot; dir. Daha eski bir görüş olan Danielli Davson modeli cansız bir zar özelliği taşımakta olup, aktif taşımayı izah edememektedir. Akıcı mozaik modeline göre, zarın esas çatısını, çift katlı lipid (yağ) tabakası oluşturur. Büyüklü küçüklü protein molekülleri lipid tabakasına düzensiz olarak gömülmüştür (mozaik görünümü). Karbonhidratlar proteinlerin bazılarına bağlanarak  Glikoproteinleri, yağ moleküllerinin bazılarına bağlanarak da glikolipidleri oluştururlar. Bu moleküller zarın seçici geçirgenliğinde çok önemli rol oynarlar. Hücrelerin birbirini tanıması, hormonlar gibi özel maddelerin hücrelere alınması bunlarla sağlanır. Bu nedenle bir canlının farklı dokularındaki zar yapıları farklı olabilir. Bu modelin en önemli özelliği yağ tabakasının devamlı hareket halinde ve akıcı olmasıdır. Hücre zarının seçici geçirgenliğini sağlayan esas yapı por (delik) denilen açıklıklardır. Zardan girip çıkacak moleküllerin büyüklüğü porlar tarafından belirlenir. Bütün hücrelerde porların büyüklüğü genellikle aynıdır. Ancak her hücredeki por sayısı farklı olabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zardan Madde Geçişi : Hücre zarı seçici geçirgen özelliğinden dolayı, bütün maddelerin girmesini engeller. Seçici geçirgenliğin oluşmasında porların büyüklüğü, zarın kimyasal yapısı ve geçecek moleküllerin durumu etkili olmaktadır. Bunlar dikkate alındığında şunlar söylenebilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küçük moleküller büyük moleküllerden daha kolay geçer: Glikoz ve daha küçük moleküller geçebilir, Glikozdan büyükler geçemez. H2O, O2, CO2 çok kolay geçen maddelerdendir.&lt;br/&gt;Nört moleküller iyonlardan daha kolay geçer : Çünkü zar üzerinde iyonların geçişini zorlaştıran (+) ve (-) yükler vardır. Yani zarda iyonik yapıdadır.&lt;br/&gt;Yağı çözen maddeler kolay geçer : Çünkü zarın ara yapısı yağdır. Bu maddeler zarın seçici geçirgenliğini bozarak geçerler (alkol, eter ve kloroform gibi). &lt;br/&gt;Yağda çözünen maddeler de kolay geçe</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİYOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-biyoloji-424014.html</link><description>biyoloji</description></item><item><title>TAŞIMA SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tasima-sistemi-356567.html</link><description>TAŞIMA SİSTEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Odun Boruları (Ksilem): Köklerden alınan su ve mineralleri tek yönlü olarak (aşağıdan yukarıya) taşırlar. Sitoplazmaları erimiş cansız hücrelerden oluşurlar.Â Soymuk Boruları (Floem): Fotosentez sonucu oluşan  ürünleri, aminoasit ve bazı azotlu bileşikleri  çift yönlü (hem aşağıdan yukarıya hem de aşağıdan yukarıya) olarak taşırlar. Sitoplazmalı ve canlı hücrelerdir. Kalburlu boru hücreleri ve arkadaş hücrelerinden oluşur.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - SOLUNUM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-solunum-424263.html</link><description>solunum</description></item><item><title>İSKELET</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iskelet-342436.html</link><description>İSKELET  SİSTEMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvan vücuduna desteklik görevi yapan ve koruyan, kaslarla bağlantı yaparak hareketi sağlayan sisteme iskelet ve kas sistemi denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİTKİLERDE İSKELET:&lt;br/&gt;Otsu bitkilerde bitkinin dik durmasını sağlayan ve bitkiye destek olan yani iskelet görevini gören yapı turgor basıncıdır. Çok yıllık odunsu gövdeli bitkilerde ise bu görevi bir sürekli doku olan sert doku üstlenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAYVANLARDA İSKELET:&lt;br/&gt;Hayvanlarda iç ve dış iskelet olmak üzere iki çeşit iskelet vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Dış İskelet: Vücudun dış kısmında organik ve inorganik maddelerden oluşur. Epitel hücreleri tarafından yapılmıştır. Su ve ısı  kaybını engeller. Büyümeyi sınırladığı için zaman zaman yenilenir. Dış iskeletin üzerinde hiçbir vücut örtüsü bulunmaz. Genellikle omurgasızlarda görülür. Bazı bir hücrelilerde sitoplazma tarafından salgılanan dış örtüler bir dış iskelet oluşturur. Dış iskelette kaslar iskeletin iç yüzüne bağlanmıştır. &lt;br/&gt;Eklem bacaklıların vücudunu örten kitukula protein, karbonhidrat, yağ ve tuzlardan oluşmuş bir dış iskelettir. Büyüme sırasında zaman zaman esnek bir yapıya sahip olmadığı için  değiştirilir.Örneğin, diyatomelerde SiO2, salyangoz ve midyelerde CaCO3 birikimi ile oluşur. İstakoz ve çekirgede kitinden kabuk şeklinde görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.İç İskelet: Embiryonun mezoderm tabakasından oluşur. Kıkırdak dokunun, kemik dokuya dönüşmesi ile meydana gelir. Boyca büyümeyi sınırlayıcı değildir. Hayvan ile beraber büyür. Dış iskeletten farklı olarak kaslarla örtülüdür. En basit iç iskelet amphioxusta görülür. Sırt tarafında notakord denilen sırt ipi şeklindedir. &lt;br/&gt;Süngerlerde küçük iğneler şeklinde (CaCo3, silis, spongis gibi); derisidikenli ve deniz yıldızı gibi canlılarda kollu iç iskelet şeklinde; omurgalılarda ise eklemlerle bağlı esnek bir iç iskelet vardır.&lt;br/&gt;Balıklarda eklemli iç iskelet şeklindedir. Köpekbalıklarında bütün yaşantıları boyunca kıkırdaktan yapılmış bir iç iskelet vardır.İç iskeletin yapısı kemik dokudan oluşmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Süngerimsi Kemik: Kırmızı kemik iliği ile dolu olup düzensiz boşlukları vardır. Kemik hücreleri lakün adı verilen boşluklar içinde bulunur. &lt;br/&gt;2.Sıkı Kemik: Hücreler arası boşluklar yoktur. Sarı kemik iliği bu boşlukları doldurur. Ancak kılcal damarları taşıyan ince mikroskobik kanalları vardır. Kemiğin uzun eksenine uzanan paralel kanallara havers kanalları denir. Havers kanallarını birbirine bağlayan yan kanallara volkman kanalları denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kemiğin Yapısı: Kemiğin %30 u protein yapısındaki osein adlı kemik ara maddesinden, %45 i CaPO4, MgPO4, CaCo3 gibi inorganik maddelerden  %25 ise sudan oluşur. Kalsiyum ve karbonat tuzları ile fosfat kemiğe sertlik ve dayanıklık verir. Açlık halinde kemik kapsadığı iyonların 1/3 nü kana verir. İyon kaybına uğrayan kemik yumuşar ve kolayca kırılabilir. Gebelikte be mineraller bebeğin iskeletinin oluşumunda kullanılır. Olgun kemik hücrelerine osteosit denir. Yassı, oval hücreler olup, sitoplazmik uzantıları vardır. Yapı olarak kemik iki kısma ayrılır:&lt;br/&gt;Kemik Oluşumu:Vücutta kemiğin bir kısmı bağ dokudan (kafatasının yassı kemikleri, yüz kemikleri, köprücük kemiğinin bir kısmı, bıngıldak kemiği, diş, balıkların pulu); bir kısmı da kıkırdak dokudan (üye kemikleri, leğen kemiği) gelişir. &lt;br/&gt;Ömür boyu bir taraftan kemik yapımı devam ederken, diğer taraftan da yapılan kemikler yıkılır. Büyüme çağında yapım yıkımdan fazla olduğunda kemikler kalınlaşır ve uzar. Orta yaşlarda yapım-yıkım denge halindedir. Yaşlılarda ise yıkım daha fazladır. Bu nedenle kemik daha kolay kırılabilir.&lt;br/&gt;Kan ve kemiklerin kalsiyum ve fosfat miktarlarını tiroid, paratiroid bezleri ve deriden salgılanan hormonlar, beslenme ile alınan mineraller, vitaminler ve genetik faktörler düzenler. Derinin kemik büyümesini düzenleyen hormonu yapabilmesi için kandan yeteri kadar kalsiyum alması gerekir. Bu da güneşin mor ötesi ışınları ile sağlanabilir. &lt;br/&gt;1.Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir s</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ÖRNEK DENEY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-ornek-deney-423706.html</link><description>örnek deney</description></item><item><title>LIP, FACE, VESTIBULE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?lip,-face,-vestibule-356108.html</link><description>LIP, FACE, VESTIBULE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;LIP&lt;br/&gt;WHITE&lt;br/&gt;RED&lt;br/&gt;ULCER&lt;br/&gt;EXOPHY-TIC&lt;br/&gt;DEVELOP-MENTAL&lt;br/&gt;LIPWHITE&lt;br/&gt;Candidiasis&lt;br/&gt;Squamous Cell Carcinoma&lt;br/&gt;Actinic Cheilitis&lt;br/&gt;Smoker&quot;s Keratosis&lt;br/&gt;LIPRED &amp; PIGMENTED&lt;br/&gt;Angular Cheilitis (= Perleche)&lt;br/&gt;Candidiasis @ Commissure&lt;br/&gt;Hemangioma&lt;br/&gt;Labial Melanotic Macule (=Ephelis)&lt;br/&gt;LIP ULCERS&lt;br/&gt;Traumatic&lt;br/&gt;Herpetic&lt;br/&gt;Erythema Multiforme&lt;br/&gt;Hypersensitivity (Herpes, Sulfa) Reaction of Skin (Bull&quot;s Eye) and Mucosa (Ulceration)&lt;br/&gt;LIP EXOPHYTIC / ELEVATED&lt;br/&gt;Fibroma&lt;br/&gt;Papilloma&lt;br/&gt;Mucocele&lt;br/&gt;Angioedema&lt;br/&gt;LIPDEVELOPMENTAL&lt;br/&gt;Commisural Lip Pit&lt;br/&gt;BUCCAL AND LABIALVESTIBULE&lt;br/&gt;White&lt;br/&gt;Red&lt;br/&gt;Ulcer&lt;br/&gt;Anatomy&lt;br/&gt;VESTIBULEWHITE&lt;br/&gt;Linea Alba&lt;br/&gt;Cheek Bite&lt;br/&gt;Snuff Dipper&quot;s&lt;br/&gt;Aspirin Burn&lt;br/&gt;Leukoedema &lt;br/&gt;White Sponge Nevus&lt;br/&gt;Lichen Planus&lt;br/&gt;SCC &lt;br/&gt;Fordyce&quot;s Granules&lt;br/&gt;VESTIBULE WHITE&lt;br/&gt;Linea Alba&lt;br/&gt;Cheek Bite&lt;br/&gt;Snuff Dipper&quot;s&lt;br/&gt;Aspirin Burn&lt;br/&gt;Leukoedema &lt;br/&gt;White Sponge Nevus&lt;br/&gt;Lichen Planus&lt;br/&gt;SCC &lt;br/&gt;Fordyce&quot;s Granules&lt;br/&gt;VESTIBULEEXOPHYTIC&lt;br/&gt;Stensen&quot;s Papilla&lt;br/&gt;Parulis&lt;br/&gt;VESTIBULERED / PIGMENTED&lt;br/&gt;Erosive Lichen Planus&lt;br/&gt;Amalgam Tattoo&lt;br/&gt;VESTIBULEULCER&lt;br/&gt;Apthous&lt;br/&gt;Traumatic&lt;br/&gt;DERMATOLOGIC LESIONS&lt;br/&gt;Actinic Keratosis&lt;br/&gt;S C C&lt;br/&gt;Keratoacanthoma&lt;br/&gt;Basal C C&lt;br/&gt;Systemic Lupus&lt;br/&gt;Rosacea&lt;br/&gt;Herpes Zoster&lt;br/&gt;Nevus&lt;br/&gt;Melanoma&lt;br/&gt;Neurofibroma&lt;br/&gt;DERMATOLOGIC LESIONS LIST&lt;br/&gt;Actinic Keratosis&lt;br/&gt;S C C&lt;br/&gt;Keratoacanthoma&lt;br/&gt;Basal C C&lt;br/&gt;Seborrheic Keratosis &lt;br/&gt;Sebaceous Hyperplasia&lt;br/&gt;Trichoepithelioma&lt;br/&gt;Syringoma&lt;br/&gt;Sebaceous Cyst&lt;br/&gt;Epidermoid Cyst &lt;br/&gt;Milia&lt;br/&gt;Systemic Lupus&lt;br/&gt;Rosacea&lt;br/&gt;Herpes Zoster&lt;br/&gt;Nevus&lt;br/&gt;Melanoma&lt;br/&gt;Neurofibroma&lt;br/&gt;ACTINIC KERATOSIS&lt;br/&gt;Sun Damaged Skin&lt;br/&gt;Scaling, Kertotic, &amp; Erythematous&lt;br/&gt;Appears Gray to Deep Brown&lt;br/&gt;Premalignant&lt;br/&gt;S C C&lt;br/&gt;Resembles B C C&lt;br/&gt;Enlarging Ulceration&lt;br/&gt;Central Crust&lt;br/&gt;Indurated Base&lt;br/&gt;Regional &amp; Distant Metastasis&lt;br/&gt;M   F</description></item><item><title>BİYOLOJİ - DNA MOLEKÜLÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-dna-molekulu-424191.html</link><description>dna molekülü</description></item><item><title>HÜCRE BÖLÜNMELERİ VE ÜREME ÇEŞİTLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-bolunmeleri-ve-ureme-cesitleri-419928.html</link><description>canlı hücrelerin nesillerini devam ettirebilmek için kendilerine benzer yeni hücreler meydana getirmelerine bölünme denir.bölünme , çoğalma ,büyüme ve gelişme için kaçınılmaz bir hayat olayıdır.hem eşeyli  hem de eşeysiz üremenin gerçekleşmesini sağlayan temel olay hücre bölünmeleridir.canlılarda görülen en önemli hücre bölünmeleri mitoz ve mayoz dur.belli bir gelişme dönemini tamamlayan hücreler bölünerek çoğalırlar.ancak bazı hücreler hayvanların sinir ve kas hücreleri ,bitkilerin değişmez doku hücreleri bölünmezler.hücreler genellikle oval olup ,küreye benzerler.yani bir hacim ,bir de alanları vardır.hacim stoplazmadan ,alan ise hücre zarından ibarettir.hücre büyüdükçe yarı çap artar.alan yarıçapının karesi,hacim ise yarı çapını küpü oranında artar.iki artışın farkı çok fazla olduğundan belli bir değerden sonra hücre zarı,fazla büyüyen stoplazmanın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelir.işte o an,hücre bölünme mesajı alarak bölünür.böylece hacim küçülmüş veya alan büyütmüş olurlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;hücre bölünmeleri ve üreme çesitleri</description></item><item><title>BAKTERİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakteriler-361621.html</link><description>BAKTERİLER&lt;br/&gt;GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HÜCREYAPISI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prokaryot olduklarından zarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve sitoplazma yine bütün bakterilerin temel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva  etmez. Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları ortamla beraber pasif hareket edebilirler. Buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, bir demet kamçılı, iki demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır. Bazı bakteriler mezozom denilen zar kıvrımları bulundurur. Burada oksijenli solunum enzimleri (ETS enzimleri) vardır. Oksijenli solunum yapan, ancak mezozomu bulunmayan bakterilerde ise solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuş olarak bulunur. bakterilerde genel yapının % 90ı sudur. suda çözünmüş maddeler hücre zarından giriş-çıkış yaparlar. DNAlar sitoplazmaya serbest olarak dağılmıştır. Bakteriler ökaryot hücrelere göre daha çok ve daha küçük ribozom içerirler. bu sayede protein sentezleri çok hızlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakteriler çeşitli özellikleri bakımından gruplandırılırlar. Bu özelliklerin başlıcaları; şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları olarak sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLERİ ve BOYANMALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakteriler ışık mikroskobunda bakıldığında başlıca şu şekillerde görülürler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a.      Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus):Tek tek veya birbirlerine yapışmışlardır. Tifo, tüberküloz ve şarbon hastalığı bakterileri bu şekildedir.&lt;br/&gt;b.      Yuvarlak olanlar (Coccus): Genellikle kamçısızdırlar. Zatürre ve bel soğukluğu bakterileri bunlara örnektir.&lt;br/&gt;c.       Spiral olanlar (Spirullum): Kıvrımlı bakterilerdir. Frengi bakterileri ve dişlerde yerleşen Spiroketler bunlara örnektir.&lt;br/&gt;d.      Virgül şeklinde olanlioar (Vibr: ) Virgül biçiminde tek kıvrımlıdırlar. Kolera bakterisi gibi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakterilerin boyanmaları: Danimarkalı bakteriyolog Gram tarafından geliştirilen boyalarla boyanan bakterilere Gram (+), boyanmayanlara ise Gram (-) bakteriler denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAKTERİLERİN BESLENMELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Saprofit Bakteriler: Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. en çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşma denir. Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar. Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Parazit Bakteriler: Besinleri</description></item><item><title>BİTKİLERDE TAŞIMA SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerde-tasima-sistemleri-349497.html</link><description>BİTKİLERDE TAŞIMA SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Saçak köklü ve yaprak damarları paralel olan ileri yapılı bir bitkide;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.İletim elemanları gövdeye gelişi güzel dağılmıştır&lt;br/&gt;II.Kapalı demet tipi taşır&lt;br/&gt;III.Yapraklar periderma ile kaplıdır&lt;br/&gt;IV.Gözenekler sadece yaprağın üst epidermsisinde bulunur&lt;br/&gt;V.Köklerde emici tüyler bulunur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      özelliklerinden  hangileri kesin olarak doğrudur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız ll    &lt;br/&gt;B)lll ve V&lt;br/&gt;C)l ve ll&lt;br/&gt;D)l, ll ve lll&lt;br/&gt;E)l, ll, lV ve V&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Bitkilerde bulunan iletim demetlerinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I.Kambiyum&lt;br/&gt;II.Floem&lt;br/&gt;III.Ksilem&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;elemanlarından hangileri mutlaka bulunur?&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)ll ve lll&lt;br/&gt;E)l, ll ve lll&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3)Kütilula tabakasının kalın oluşu bitki ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin kanıtı olabilir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Kurak ortamlarda yaşaması &lt;br/&gt;B)Gözeneklerinin açık olması &lt;br/&gt;C)Köklerinin yüzeyde bulunması&lt;br/&gt;D)Tak çenekli olması&lt;br/&gt;E)Fotosentez hızının yüksek olması&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;4)Bitkilerde trake ve trakeid borularında bulunan bileşikler, aşağıdaki olayların hangisinde doğrudan kullanılmaz?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Fotosentezde oksijen gazının üretiminde&lt;br/&gt;B)Solunumda yakıt molekülü olarak &lt;br/&gt;C)Hücre zarında madde alışverişinde&lt;br/&gt;D)Enzimlerin aktif hale getirilmesinde&lt;br/&gt;E)Vücut ısısının düzenlenmesinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5)Emici tüyler aşağıdaki dokuların hangisinin faklılaşması sonucu oluşur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Parankima dokusu&lt;br/&gt;B)Salgı dokusu&lt;br/&gt;C)Destek doku&lt;br/&gt;D)İletim dokusu&lt;br/&gt;E)Epidermis dokusu &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6)  Toprak sıvısında çözünmüş halde çeşitli elementler bulunur bunların oranları bellidir. Eğer laboratuarlarda bu elementlerden birinin oranı doğal halinin biraz altına indirilirse bitkinin diğer elementleri de azaltılanın oranına bağlı olarak tüketir. Buna MİNİMUM YASASI  denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Buna göre doğal ortamdaki sıvıdaki;&lt;br/&gt;I.kalsiyum nitratın oranı % 0,1&lt;br/&gt;II.potasyum nitratın oranı % 0,025&lt;br/&gt;III.demir sülfatın oranı % 0,01&lt;br/&gt;IV.magnezyumun sülfatın oranı % 0,025&lt;br/&gt;V.potasyum hipofosfatın % 0,25&lt;br/&gt;oranında bulunmaktadır. Minimum yasasına göre potasyum nitratın oranı           % 0,015&quot;e düşürülürse, magnezyum sülfatın kullanım oranı aşağıdakilerden hangisi gibi olur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)% 0,015&lt;br/&gt;B)% 0,1&lt;br/&gt;C)% 0,025&lt;br/&gt;D)% 0,001&lt;br/&gt;E)%0,01&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7)Yüksek yapılı bitkilerde aşağıdaki olaylardan hangisi gerçekleşirken enerji harcanmaz?&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A)Organik besin sentezinde&lt;br/&gt;B)Aminoasit sentezinde&lt;br/&gt;C)Soymuk borularında madde taşımasında&lt;br/&gt;D)Hücre yinelenmesinde&lt;br/&gt;E)Havanın serbest oksijenin stomalarla alınmasında &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8)Çok hücreli bitkilerdeki;&lt;br/&gt;I.İletim sistemleri&lt;br/&gt;II.Kloroplast&lt;br/&gt;III.Gerçek yaprak&lt;br/&gt;IV.Stoma &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     gibi yapılardan hangileri su yaşamından kara yaşamına geçişten sonra ortaya çıkmıştır? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız lV&lt;br/&gt;C)ll ve lll&lt;br/&gt;D)ll ve lV&lt;br/&gt;E)l, lll ve lV&lt;br/&gt;9)Epidermisin değişimiyle oluşan stoma hücrelerinde;&lt;br/&gt;I.Glikozun yıkılması&lt;br/&gt;II.H2O parçalanması&lt;br/&gt;III.pH yükselmesi&lt;br/&gt;     olayları gerçekleşir. Bunlardan hangileri sadece aydınlık ortamdan meydana gelir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)l ve ll&lt;br/&gt;E)ll ve lll&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10)  Aşağıdakilerden hangisi monokotil bir bitki için karakteristik özelliktir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Ağsı damarlaşmalar &lt;br/&gt;B)Yaprak sapı bulundurma&lt;br/&gt;C)İletim demetlerinin düzensiz yerleşmesi&lt;br/&gt;D)Kurak bölgede yaşama&lt;br/&gt;E)Kazık köke sahip olma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11)  Bitkilerin kök ucunda, emici tüylerle başlayıp odun borularına kadar sıralanmış hücrelerde osmotik basıncın giderek artması aşağıdakilerden hangisinin oluşmasına neden olur?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Kök basıncının&lt;br/&gt;B)Kılcallık olayının&lt;br/&gt;C)Kohezyon gerilimi&lt;br/&gt;D)Soymuk borularındaki çift yönlü iletim&lt;br/&gt;E)Yaprak hücrelerindeki plazmolizin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12)  Bir iletim demetinde odun ve soymuk borularından başka,&lt;br/&gt;I.Parankima hücreleri&lt;br/&gt;II.Destek hücreleri&lt;br/&gt;III.Arkadaş hücreleri&lt;br/&gt;        bulunur. Bunlardan hangileri hem odun, hem de soymuk demetlerinde                     rastlanır? &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;A)Yalnız l&lt;br/&gt;B)Yalnız ll&lt;br/&gt;C)Yalnız lll&lt;br/&gt;D)l ve ll&lt;br/&gt;E)ll ve lll &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13)  Hortumları ile bitkilerin soymuk borularındaki &quot;özsuyu&quot; emen parazit böcekler en çok hangi maddeyi azalttıkları için bitkiye zarar verirler?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)Karbonhidrat&lt;br/&gt;B)Oksijen&lt;br/&gt;C)Su&lt;br/&gt;D)Glikoz&lt;br/&gt;E)Madensel tuz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14)  İletim demetlerinin açık veya kapalı oluşun</description></item><item><title>BAKTERİLERİN ÜREMELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakterilerin-uremeleri-418571.html</link><description>eşeyli üreme (konjugasyon) &lt;br/&gt;bölünerek çoğalma&lt;br/&gt;bütün bakteri türlerinde esas üreme şekli bölünmedir. üreme eşeysiz üreme şeklidir. su, besin maddesi ve sıcaklığın uygun olduğu ortamlarda çok hızlı bölünürler. bu bölünme her 20 dakikada bir gerçekleşir. böylece geometrik olarak artmaya başlarlar. ancak bu artış sürekli değildir. çünkü zamanla ortamın sıcaklığı artar, asitler ve co2 birikir, besin maddeleri tükenir. bunlar bakteriler için öldürücü doza ulaşınca geometrik artış bozulur. böylece bakterilerin populasyonları da...</description></item><item><title>BÖBREKLERİN GÖREVLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bobreklerin-gorevleri-397783.html</link><description>Böbreklerin görevleri nelerdir?&lt;br/&gt;Normal zamanlarda doğan sağlıklı bebeklerin böbrekleri ve idrar yolları gelişimlerini tamamlamıştır ve görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilir. Ancak nadiren, bazı bebeklerin böbrekleri anne karnında hiç gelişmeyebilir veya küçük ya da yapısı bozuk olarak kalabilir. Böyle bir bebek, böbrekleri çalışmasa bile doğuma kadar yaşayabilir, çünkü vücudunda biriken artık maddeler anne kanı ile temizlenir. Ancak, iki böbreği de olmayan veya böbrekleri ileri derecede yapı bozukluğu nedeniyle hiç iş görmeyen bir bebeğin doğumdan sonra hayatını normal olarak sürdürmesi mümkün değildir; başka organları sağlamsa diyalize bağlı olarak yaşayabilir. Buna karşılık, bir böbreği tamamen sağlıklı, diğer böbreği ise iş görmeyen bir yenidoğan normal olarak yaşar. Bu durum, çoğu defa yaşamın daha sonraki dönemlerinde de hayati bir sorun yaratmaz.&lt;br/&gt;İdrar yollarının gelişimi sırasında üreterin üst (böbrek havuzundan çıkış yerinde) veya alt (idrar kesesine giriş yerinde) ucunda darlık ortaya çıkabilir. Darlık, sadece sağ veya sol tarafta olabileceği gibi iki taraflı da olabilir. Bu darlıkların bir kısmını ameliyatla düzeltmek gerekir. Bazı darlıklar ise hafif derecelidir ve böbreğin çalışmasını bozmaz; dolayısıyla da ameliyat gerektirmez.&lt;br/&gt;Bazen, erkek bebeklerin mesaneden sonraki idrar borularında (üretra) doğuştan bir perde bulunabilir. Böyle bir perde idrar akımını engeller. Bu bebekler idrarlarını fışkırtamazlar, damla damla yaparlar. Sonuçta, idrar kesesinde ve hatta üreterler ve böbrek havuzunda idrar birikir, basınç artar ve böbreklerin çalışması bozulabilir. Bu bebeklere en kısa zamanda müdahele edilerek peredenin ortadan kaldırılması gerekir. &lt;br/&gt;Başa döntop&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anne karnındaki bebeklerde &lt;br/&gt;böbrek ve idrar yolu hastalıklarını teşhis edebilir miyiz? &lt;br/&gt;Evet! Günümüzde kullanılan modern ultrasonografi cihazları ile gebeliğin üçüncü ayından itibaren anne karnındaki bebeğin böbreklerinde ve idrar yollarındaki şekil bozuklukları görülebilmektedir. Ult</description></item><item><title>CANLILARIN BESİN ZİNCİRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarin-besin-zinciri-382343.html</link><description>Canlıların Besin Zinciri&lt;br/&gt;Ödev - 2001&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beslenme basamağı; bir ekosistemdeki beslenme zincirinin aşamalarından her davranışlarına göre değişik basamaklarda sıfırlandırılır. İlk ve en alt basamakta fotosentezyoluyla kendi besinini kendisi üretebilen yeşil bitkiler ( üreticiler) bulunur. Bitkiler ya dabitkisel ürünler, ikinci basamaktaki otçul hayvanlar tarafından yenir. Üçüncü basamakta, otçulları yiyen birincil etçiler, dördüncü basamakta da birincil etçileri yiyen ikincil etçiler yer alır. Canlıların çoğu birkaç beslenme basamağında birden beslendiği için , leşle yada bitkisel ürünler de beslenir. Bazı otçullar da zaman zaman hayvansal ürünleri yer. Baktariler ve mantar gibi çürükçül canlıların, ölmüş, ilk basamaktaki bitkilerin yararlanabileceği besinler haline getirilmesi ise ayrı bir beslenme basamağını oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beslenme zinciri ekolojide, madde ve enerjinin bir canlıdan öbürüne yiyecek biçimde aktarılma dizisi. Canlıların çoğu yalnızca bir tek hayvan ya da bitki türüyle beslenmedikleri için, beslenme zinciri ilk halkasıdır. Etçil beslenme zincirinde bitkilerle beslenen (otçul) bir hayvanı daha büyük bir hayvan yer ve ielk besin kaynağından gelen madde ve enerji bu etçil hayvana aktarılmış olur. Asalak beslenme zincirinde, küçük bir canlı, kendisinden daha büyük olan konağın bir bölümüyle beslenirken kendisi de daha küçük asalakların konağı olabilir. Çürükçül beslenme zincirinde ise mikroorganizmalar ölü organik maddelerle beslenerek yaşamlarını sürdürür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beslenme zincirinin halkalarını oluşturan her beslenme basamağında ısı biçiminde bir enerji kaybı olacağından bir beslenme zincirinde en çok dört ya da beş basamak bulunabilir. Nüfus yoğunlugun çok yüksek olduğu bölgelerde yaşayan insanlar, tahıl yiyen hayvanlar yerine doğrudan tahıllar beslenerek beslenme zincirinin bir halkasını azalttıklarından, toplam yiyecek arzını arttırmış olurlar. Beslenme zincirine kadar kısalırsa son tüketiciye ulaşan toplam enerji miktarı da o kadar artar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler gibi kendi besinini üretme yeteneği olmayan hayvanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlıları yemek zorundadır. Bu yüzden doğadaki yabani hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvana yem olarak son bulunur.Örneğin ot yiyerek beslenen bir tavşan günün birinde bir tilkiye yem olur, tilki ölünce de onun leşini bu kez sinek kurtçuları ile leşböcekleri yiyip bitirir. Bitkilerden başlayıp çeşitli hayvanların birbirini yemesiyle sürüp giden bu ilişkiyi çevirebilir (ekoloji) uzmanları beslenmezinciri olarak adlandırılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğada tek tür yiyecekle beslenen hayvan pek azdır. Tavşan yalnız otları değil yabani meyveleri ağaçların yaprak ve filizlerini de yiyebilir. Tilki ise tavşandan başka fareleri, şıçanları, kümes hayvanlarını ve böcekleri yiyerek beslenir. Bu nedenle, çok karmaşık olan bu ilişkiler ağını anlayabilmek için, pek çok besin zincirin arasındaki bağlantıyı kurmak gerekir. Çevre Bilim Uzmanları bu bağlantıyı göstermek için, canlıların adlarını ya da resimlerini oklarla birleştirerek ayrıntılı şemalar çizerler. Genellikle bir örümcek ağı kadar karmaşık olan bu şemalar ağı denir. &lt;br/&gt;Aslında dağa son derece karmaşık olduğu için ğerçeğe birebir uyan bir beslenme ağı çizmek çok güçtür. Bu ağa katılacak her yeni hayvan başka bir canlıyı yediğinden ya da başka bir canlıya yem olduğundan, ağa eklenecek okların sonu gelmeyecektir. Çevrebilimciler bu güçlüğü yenmek için genellikle bir hayvanın yalnızca temel yiyeceklerini ya da belli bir bitki türünü yiyen bellibaşlı hayvanları göstermekle yetinirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beslenme ağının çizilmesiyle, doğadaki bu karmaşık ilişkinin bazı notları açıklığa kavuşur. Enerjisini güneş ışığından hammaddelerini topraktan ve sudan alarak kendi besinini kendisi üretebilirler yeşil bitkiler genellikle en alt basamağa yerleştirilir. Temel olarak bitkiyle beslenen tavşan ve sıçan gibi hayvanlar bir üst basamakta toplanabilir. Bunlar otçul hayvanlardır. Daha çok öbür hayvanları yiyerek beslenen gelincik ve baykuş gibi hayvanlar ise daha yukarıdaki basamakta yer alır. Bunlar etçilerdir. Otçullar ile etçiller arasındaki basamağa da hem bitki hem hayvan yiyen porsuk, tilki gibi hayvanlar yerleştirilir. Bunlarda hepçiler&quot;dir.&lt;br/&gt;Beslenme basamağı denen bu aşamaların belirlenmesinden sonra beslenme ağı karmakarışık bir çizgiler yumağı olmaktan çıkarak düzenli bir şemaya dönüşür. Bu şemaya bakıldığında, bitkilerden otçulara ve etçilere doğru gidildikçe her basamakta daha az sayada canlı olduğu açıkça g</description></item><item><title>BİTKİLERDEKİ BİYOLOJİK SAAT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkilerdeki-biyolojik-saat-391373.html</link><description>BİLİMSEL ARAŞTIRMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zamanı ölçebilme yeteneği genelde insanın dışında diğer canlılarda bulunmasının beklenmediği bir özelliktir. Bunun sadece insanlara özgü olduğu düşünülebilir ama hem bitkiler hem de hayvanlar, zamanı ölçme mekanizmasına yani &quot;biyolojik bir saate&quot; sahiptirler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerdeki Biyolojik Saat&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin zamana bağlı hareketlerinin ilk defa anlaşılması 1920lere dayanmaktadır. Bu yıllarda Almanyada iki bilimadamı Erwin Buenning ve Kurt Stern fasulye bitkisindeki yaprak hareketlerini inceliyorlardı. İncelemeleri sonunda gördüler ki, bitkiler gün boyunca yapraklarını güneşe doğru uzatıyorlar, geceleri de tam dikey olarak yapraklarını büzüp uyku pozisyonuna geçiyorlardı.Bu bilimadamlarından yaklaşık iki yüzyıl önce de Fransız Astronom Jacques dOrtour de Marian da bitkilerin böyle düzenli bir uyku ritmine sahip olduklarını gözlemlemişti. Karanlık bir ortamda ısı ve nem ayarlaması yapılarak tekrarlanan deneylerde bu durumun değişmemesi, bitkilerin içlerinde zaman ölçen bir sistemlerinin olduğunu göstermişti. Bitkiler belirli faaliyetleri için belirli zamanları seçerler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunu da güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak yaparlar. İçlerindeki saat güneş ışığıyla kurulduğu için ritmik hareketlerini 24 saat içinde tamamlarlar. Bitkilerin ritmik davranışlarının haftalarca sürdüğü de olabilir. Yapılan ritmik hareketler ne kadar sürerse sürsün değişmeyen bir nokta vardır. Bu hareketler her seferinde bitkinin yaşaması ve neslinin devamı için, hep en uygun zamanlamada gerçekleşir. Ve bu hareketlerin başarıyla tamamlanabilmesi için birçok karmaşık işlemin kusursuz bir şekilde meydana gelmesi gerekir. Örneğin birçok bitkide çiçeklenme yılın belli bir zamanında olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çünkü bu zamanlar bitkinin çiçeklenmesi için en uygun zamanlardır. Bitkilerin bu zaman ayarlamalarını yapan saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini de hesaplar. Her bitkinin biyolojik saati bu süreyi bitkinin kendi yapısal özelliğine göre hesaplar. Yapılan hesap ne olursa olsun çiçeklenme en uygun zamanda gerçekleşir. Bu şekilde bir zaman ayarlaması yapan soya fasulyesi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bu bitkilerin ne zaman ekilirlerse ekilsinler her zaman yılın aynı zamanlarında çiçek açtıkları görülmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin çiçeklenmesi kendiliğinden gerçekleşen, olağan bir olay değildir. Çünkü bitkiler polenlerini her zaman yaymazlar. Örneğin Gelincik çiçekleri polenlerini polen taşıyıcı böceklerin en fazla olduğu saatlerde yayarlar. Diğer bitkilerdeki çiçeklenme de yılın belli zamanlarında gerçekleşir. Bu zaman çiçeklenme için en uygun olandır. Bilim adamları çiçeklerdeki bu zamanlamayı biyolojik saat olarak nitelendirmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkiler çiçeklenmenin dışında daha birçok faaliyetlerinde mükemmel zamanlamalar kullanırlar. Örneğin gelincik çiçekleri polenlerini yayma zamanlarını, polen taşıyıcıların en yoğun şekilde dolaştıkları günlere ve saatlere denk getirirler. Yine her bitki için bu günler ve saatler değişir. Ama sonuçta her bitki yaptığı zaman ayarlamasıyla en garantili biçimde polenlerini yaydırır. Gelincik çiçekleri Temmuz ile Ağustos aylarında sabah 05.30 ile 10.00 saatleri arasında polenlerini yayarlar. Bu saat, arıların ve diğer böceklerin de beslenmek için dışarıya çıktıkları saatlerdir. Burada bitki, kendi özellikleri dışında bir de diğer canlıların özelliklerini en ince ayrıntısına kadar hesaba katmalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu bitki kendisini dölleyecek olan canlıların yuvalarından çıkacakları zamanı, katedecekleri yolun süresini ve beslenme saatlerini tam olarak bilmelidir. Bu durumda akla şu soru gelecektir: Bütün bu &quot;bilgilere&quot; sahip olan ve gerekli &quot;hesaplamaları&quot; yapan &quot;diğer bir canlının özelliklerini analiz eden&quot; ve bir bilgisayar merkezini andıran bu saat, bitkinin neresindedir?Bilim adamları bitkiler dışındaki canlılardaki biyolojik saatin, genel olarak hipofiz bezinin etkisiyle oluştuğunu düşünmektedirler. Fakat bitkilerdeki bu mükemmel zaman ölçme sisteminin nerede bulunduğu onlar için hala tam bir sırdır.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - SEGMENTASYON YÖNTEMİ İLE İKİ BOYUTLU GÖRÜNTÜ ÜZERİNE AĞIRLIK MERKEZİNİN HESAPLANMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-segmentasyon-yontemi-ile-iki-boyutlu-goruntu-uzerine-agirlik-merkezinin-hesaplanmasi-422837.html</link><description>segmentasyon yöntemi ile iki boyutlu görüntü üzerine ağırlık merkezinin hesaplanması</description></item><item><title>SOLUNUM PİGMENTLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?solunum-pigmentleri-386986.html</link><description>Akciğerlerde, hava keselerindeki hava bulunan O2 kana, kandaki C02 hava keselerine geçer.&lt;br/&gt;Dokularda, kanda fazla olan 0 dolu sıvısı aracılığı ile hücrelere, CO2 ise hücrelerden kana geçer.&lt;br/&gt;Canl&amp;yacute;larda, solunum organlarıyla alınan 02, kan tarafından (karasal böcekler hariç) dokulara taşınır.&lt;br/&gt;02 ve COz, kan sıvısında erimiş halde veya alyuvarlarda ta&amp;thorn;&amp;yacute;n&amp;yacute;r. Hayvanlar&amp;yacute;n kanında O2 ve CO2 taşıyıcı, solunum pigmentler denilen boya maddeleri vardır. Solunum pigmentleri ortak özellikleri 02 ile tersinir reaksiyon girebilmeleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Omurgal&amp;yacute;larda, alyuvarlarda bulunan bu pigmentler, omurgasız hayvanlarda genellikle plazmada bulunur. Organizasyon arttıkça 02 ihtiyacı artmış, buna bağlı olarak kanın, 02 taşıma kapasitesi de artmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SOLUNUM PIGMENTLERI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Solunum pigmentleri çoğunlukla demir taşıyan organik moleküllerdir. Hemosiyaninde bakır bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hemoglobin alyuvarlarda toplanması kanan oksijen taşıma kapasitesini artırmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oksijen Taşınması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Akciğerlerden difüzyonla kana geçen O2, alyuvarlarda bulunan hemoglobin ile birleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hemoglobin + 02             Oksihemoglobin (Açık kırmızı)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oksihemoglobin halinde alyuvarlarla dokulara ta&amp;thorn;&amp;yacute;n&amp;yacute;r. Dokularda O konsantrasyonu a&amp;yacute; olduundan, oksihemoglobin O2 ve hemoglobine ayrışır.&lt;br/&gt;Oksihemoglobin             O2+ Hemoglobin &lt;br/&gt;Serbest kalan 02 difüzyonla doku sıvısına, oradan da hücrelere geçer.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;C02 nin Taşınması:&lt;br/&gt;Karbondioksitin çoğu, bikarbonat iyonları (HCO3 ) halinde plazmada taşınır. Bir miktar CO2, kan plazmasında çözünmüş halde taşınır. Ayrıca hemoglobinle birleşmiş halde (karbomino hemoglobin) de bir miktar CO2 taşınır.&lt;br/&gt;Solunum sonunda oluşan CO2, difüzyonla doku sıvısı aracılığı ile kana geçer. Kana geçen CO2 alyuvarlara girer. Alyuvarlarda:&lt;br/&gt;Karbonik anhidraz &lt;br/&gt;CO2 + H2O ---              H2CO3                   H +  HCO3&lt;br/&gt;                                      Karbonik Asit                   Bikarbonat&lt;br/&gt;Bikarbonat iyonları alyuvarlardan kan plazmasına geçer. Kan plazmasında akciğerlere kadar ta</description></item><item><title>CANLILAR VE ETKİLEŞİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilar-ve-etkilesim-392988.html</link><description>CANLILAR VE ETKİLEŞİM&lt;br/&gt;Aynı çevrede yaşayan bitki ve hayvanların oluşturduğu canlı topluluğuna yaşama birliği denir. Örnek; ormanlar, çayırlar, göller. Buralarda yaşayan hayvanlar ve bitkiler karşılıklı olarak etkileşimlerini devam ettirirler.&lt;br/&gt;CANLILAR&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üreticiler (ototrof)&lt;br/&gt;*Fotosentetik canlılar &lt;br/&gt;*Kemosentetik canlılar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüketiciler (heterotrof)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hem ototrof Hem heterotrof&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Holozoik yaşam       Simbiyoz yaşam         Saprotif yaşam&lt;br/&gt;*Etçiller (karnivor)-Kommensalizm&lt;br/&gt;*Otçullar (herbivor)-Mutualizm&lt;br/&gt;*Hem etçil (omnivor)-parazitlik&lt;br/&gt;hem otçullar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A. ÜRETİCİLER:&lt;br/&gt;Fotosentez ile inorganik maddelerden (CO2 ve H2O) organik besin ve oksijen üretirler.&lt;br/&gt;Üretilen organik besinler;&lt;br/&gt;Glikoz, Aminoasit, Vitamin, Yağ asidi ve Gliserol&lt;br/&gt;*Yeşil bitkiler, fotosentez yaparak kendi besinlerini üretirler.&lt;br/&gt;Fotosentez sırasında klorofil tarafından emilen güneş enerjisi, üretilen inorganik besinlerin&lt;br/&gt;yapısında kimyasal enerji olarak depolanır.&lt;br/&gt;Üretilen besinin bir kısmı, doğrudan bitkinin yaşamsal etkinliklerinde harcanır.&lt;br/&gt;Besinin bir kısmı da nişasta, yağ, selüloz veya odun şekline çevrilerek depolanır.&lt;br/&gt;Üreticiler;&lt;br/&gt;*Yeşil bitkiler&lt;br/&gt;*Bazı bakteriler&lt;br/&gt;*Mavi - yeşil algler&lt;br/&gt;*Öglena gibi bazı tek hücreliler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ototrof canlılar ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;Fotosentetik canlılar; ihtiva ettikleri klorofil pigmenti sayesine ışık enerjisinden faydalanarak besin&lt;br/&gt;üretebilen canlılardır, (bitkiler, mavi-yeşil algler, yosunlar)&lt;br/&gt;Kemosentetik canlılar: kimyasal enerji kullanarak besin üretebilen canlılardır. Çeşitli bakteriler bu&lt;br/&gt;gruba girerler. Demi, kükürt, nitrat, nitrit bakteriler vb.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B. HEM ÜRETİCİLER HEM TÜKETİCİLER:&lt;br/&gt;Böcekçil bitkiler, azotça fakir topraklarda yaşarlar. Topraktan alamadıkları azotu, böcekleri&lt;br/&gt;avlayarak onların proteinlerinden karşılarlar.&lt;br/&gt;Bu bitkiler aynı zamanda fotosentez yaparak nişasta ve diğer şekerleri de kendiler üretirler.&lt;br/&gt;Hücre dışı sindirim yaparlar. Örnek; böcek kapan bitkisi, ibrikçi otu (nephentes , diyonea (sinek&lt;br/&gt;kapan), diyosera gibi.&lt;br/&gt;Yapraklar, böceği yakalayacak ve sindirebilecek bir yapı kazanmıştır. &lt;br/&gt;C,  TÜKETİCİLER:&lt;br/&gt;*    Besinini dışarıdan hazır olarak alan canlılara tüketiciler denir.&lt;br/&gt;1.    Holozoik canlılar: Besinlerini katı tanecikler şeklinde alan, et yiyen, ot yiyen ve t^em et hem de ot yiyen canlılardır.&lt;br/&gt;Tüketiciler;&lt;br/&gt;a.Otçullar (otobur)&lt;br/&gt;b.Etçiller (etobur)&lt;br/&gt;c.Hem etçil, hem  otçullar&lt;br/&gt;a.otçullar; daha çok bitkisel kaynaklı besinlerle beslenirler. Örnek; koyun, keçi. at inek, zürafa,&lt;br/&gt;eşek gibi. Kemirici memelilerden sincap ve tavşanda otçuldur.&lt;br/&gt;Diş yapıları ve sindirim sistemleri selülozu sindirecek şekilde özelleşmiştir.&lt;br/&gt;b.Etçiller; Daha çok hayvansal besinlerle beslenirler. Örnek: Memelilerden:     Kurt, tilki, kedi, köpek, kaplan, vaşak, aslan, leopar gibi. Kuşlardan: Kartal, şahin, atmaca gibi. Sürüngenlerden; yılan, timsah, kertenkele gibi. Kurbağalarda etçil bir hayvandır. Diş yapıları et yemeye müsait olup, köpek dişleri gelişmiştir.&lt;br/&gt;c.Hem etçil hem de otçullar:&lt;br/&gt;Bazı balıklar, bazı kuşlar, tavşanların çoğu, ayı, kaplumbağa evcil kedi ve  ipekler hem etle hem de otla beslenirler. Hem kesici hem de parçalayıcı dişleri bulunur.&lt;br/&gt;Etçil ve otçul hayvanlar dışında kalan canlılar organik besinlerini sağlayış şekillerine göre;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Asalaklar (parazitler),&lt;br/&gt;*Çürükçüller (saprofitler)&lt;br/&gt;*Ortak yaşayanlar (Mutualizm) olmak üzere gruplandırılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Asalak yaşama (parazitlik):&lt;br/&gt;*    Gereksinimleri olan besin maddelerini üzerinde yaşadıkları canlılardan alarak yaşayanlara denir,&lt;br/&gt;*iç parazitler (tenya, bağırsak solucanı vb) Parazitler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Dış parazitler (bit pire, kene, uyuz böceği gibi)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlının parazit yaşamaya yönelmesinin nedeni sindirim sistemlerinin körelmiş olmasıdır.&lt;br/&gt;En iyi parazit üzerinde yaşadığı canlıyı öldürmeden sömürendir.&lt;br/&gt;İç parazit canlıların sindirim sistemleri gelişmemiş, buna karşın üreme sistemleri iyi gelişmiştir.&lt;br/&gt;Parazitler konak canlıya iki yolla zarar verirler,&lt;br/&gt;*Besinlerini sömürürler.&lt;br/&gt;*Toksin (zehir) enjekte ederler,&lt;br/&gt;Dış parazitlerde iç parazitlerden farklı olarak sindirim sistemi gelişmiştir.&lt;br/&gt;Bitkiler aleminde de parazitlik vardır.&lt;br/&gt;*Üzerinde yaşadığı bitkiden su ve madensel tuz sömürerek kendi besinlerini yapanlara yarı parazit denir. Bu bitkiler klorofilsiz bitkilerdir, (ökse otu gibi)&lt;br/&gt;*Üzerinde yaşadığı bitkiden hazır organik madde sömürerek yaşayanlara da tam parazit denir. Bu bitkiler klorofilsiz bitkilerdir, (cinsaçı, canavar otu, yılan yastığı bitkisi gibi)&lt;br/&gt;*    Çürükçül yaşama (saprofitlik):&lt;br/&gt; Salgıladıkları sindirim enz</description></item><item><title>MAYOZ BÖLÜNME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mayoz-bolunme-360419.html</link><description>Mayoz Bölünme&lt;br/&gt;Bütün döllerde kromozom sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden kromozom sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı bir hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda kromozom taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu homolog kromozomların her biri ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar ayni büyüklüğe ve sekle, keza benzer kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar ayni kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana gelir. &lt;br/&gt;Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Interfaz&lt;br/&gt;Bölünmeye hazırlık evresidir. Mitozdaki interfaza benzemekle birlikte hücrelerin mitozdaki gibi büyüklüklerinin ve hacimlerinin artması gerçekleşmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Profaz-I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kromozomlar kısalıp kalınlaşmaya baslarken, anadan ve babadan gelen homolog kromozomlar sinaps halinde ya yan yana paralel uzanırlar ya da birbirinin üzerine kıvrılırlar. Kısalma sonucunda kromozomlar mitozdaki gibi görülmeye baslar. Her kromozom iki kromatitten yapıldığından, homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülür, bu görünüşe tetrat denir. Canlının vücudunda homolog kromozom kadar tetrata rastlanılır (insanda 23 tane). Kromozomların sentromerleri ayrılmamıştır. 4 kromatid için iki sentromer vardır. &lt;br/&gt;Ayrıca mitozdan farklı olarak bu evrede tetratlar arasında parça değişimi gerçekleşir. Crossing-over denilen bu parça değişimi tür içinde çeşitliliği sağlar. Bu evrenin sonunda çekirdek zari parçalanarak kaybolur.&lt;br/&gt;Metafaz-I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Çekirdek zarının parçalanması sona ermiş, sentrozomlar kutuplara çekilmiş ve iğ iplikleri ortaya çıkmıştır. Sentromerleri çift olan tetratlar ekvatoral düzlem üzerine dizilir.&lt;br/&gt;Anafaz-I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu evrede tetratlar ikiye ayrılarak kutuplara giderler. Ana ve babadan gelen kromozomlar rasgele olarak birbirlerinden ayrılırlar (özelliklerimizin bazılarının anadan bazılarının babadan geçmesinin nedeni). Bu evrede kromozom sayısı indirgendiğinden kutuplara taşınan yani oğul hücrelere geçecek olan kromozom sayısı vücut hücrelerinin kromozom sayısının yarısı kadardır. &lt;br/&gt;Telofaz-I&lt;br/&gt;Hücrenin iki kutbunda bulunan kromozomlar uzayıp incelmeye baslar. Etraflarında çekirdek zari oluşur. Sitoplazmanın boğumlanmasıyla da haploid sayıda kromozoma sahip iki yavru hücre oluşur. &lt;br/&gt;Buraya kadar geçen olaylar mayoz-I olarak adlandırılır. Bundan sonra mitozdakinin aksine arada interfaz evresi olmaksızın profaz-IInin başlamasıyla mayoz-II baslar. &lt;br/&gt;Mayoz-II&lt;br/&gt;Başlıca iki büyük dönemdedir.&lt;br/&gt;1-Çekirdek bölünmesi&lt;br/&gt;2-Sitoplazma bölünmesi&lt;br/&gt;1-Çekirdek Bölünmesi:&lt;br/&gt;4 Dönemden oluşur.&lt;br/&gt;1-Profaz II :&lt;br/&gt;-Profaz 1 deki ve profazdaki tüm olaylar gerçekleşir.&lt;br/&gt;-Tetrat,sinapsis  ve crossing-over görülmez.&lt;br/&gt;2-Metafaz II :&lt;br/&gt;-&amp;#221;kili kromatitler hücrenin ekvator düzleminde s&amp;#253;ralan&amp;#253;rlar.&lt;br/&gt;3-Anafaz II :&lt;br/&gt;-Kromatitler ikiye ayr&amp;#253;larak birer birer z&amp;#253;t kutuplara çekilir.&lt;br/&gt;4-Telofaz II :&lt;br/&gt;-Kutuplara çekilmi&amp;#254; tekli kromatitler(kromozomlar)kromatin iplik haline dönü&amp;#254;ür.&lt;br/&gt;-Etraf&amp;#253;nda çekirdek zar&amp;#253; ve çekirdekçik olu&amp;#254;ur.&lt;br/&gt;2-Sitoplazma Bölünmesi:</description></item><item><title>HAVA KİRLİLİĞİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hava-kirliligi-386304.html</link><description>Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78&quot;i azot, hacim olarak %21&quot;ni ve ağırlık olarak %23&quot; ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1&quot;ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki , su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.&lt;br/&gt;   HAVA KİRLİLİĞİ &lt;br/&gt;Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.&lt;br/&gt;Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar.  &lt;br/&gt;Hava kirliliğine örnek bir görüntü&lt;br/&gt;Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon mon</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GENERAL ASPECTS OF XENOBİOTİC BİOTRANSFORMATİON AND METABOLİSM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-general-aspects-of-xenobiotic-biotransformation-and-metabolism-423449.html</link><description>general aspects of xenobiotic biotransformation and metabolism</description></item><item><title>BİYOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-342774.html</link><description>MİNERALLER&lt;br/&gt;ÇAĞRI YAZGAN&lt;br/&gt;9/B 197&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mineral Nedir?&lt;br/&gt;Minerallerin Özellikleri.&lt;br/&gt;Minerallerin Sınıflandırılması.&lt;br/&gt;MİNERAL NEDİR ?&lt;br/&gt;Mineral belirli bir kimyasal bileşime sahip inorganik maddelerin ortak adıdır. Doğada homojen halde bulunurlar. Mineraller insan hücresinde protein, karbon hidrat, yağ gibi organik maddelere bağlı olarak bulundukları gibi, tuz halinde de bulunabilirler. Kan basıncının ayarlanması, kas kasılmasın da, sinirler de uyartının iletilmesin de önemli rol oynarlar. Doğada 1-2 bin kadar mineral vardır. Bunların büyük bir bölümü yer kabuğunu oluşturur. Önemli mineraller: Kalsiyum, fosfor, iyot, demir, sodyum, klor, potasyum, magnezyum, flüor, kükürt vb.&lt;br/&gt;MİNERALLERİN ÖZELLİKLERİ MİNERALLERİN MEKANİK, MAGNETİK, OPTİK ve IŞILDAMA ÖZELLİKLERİ VARDIR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mekanik özelliklerin başında sertlikleri gelir.&lt;br/&gt;Mineraller çeşitli magnetik özelliklere sahiptir. Örneğin demir mıknatısla çekilebilinir.&lt;br/&gt;Minerallerin optik özellikleri üzerlerine düşen ışığı yansıtma ve iletmeleri ile anlaşılabilinir.&lt;br/&gt;Mineraller sürtünme sonucu ışık saçarlar bu da minerallerin ışıldama özelliğinin bir ürünüdür.&lt;br/&gt;MİNERALLERİN SINIFLANDIRILMASI&lt;br/&gt;Minerallerin ilk bilinen sınıflandırılmasını Yunanlı Filozof Theophrastos yaptı. Daha sonra yapılan sınıflandırmaların çoğunda fiziksel özelliklere bakıldı. Ama zamanla kimyasal özellikler dikkate alınmaya başlandı. 1758&quot;de İsveçli kimyacı Axel Fredrik kimyasal bileşimlere dayalı ilk sınıflandırmayı yaptı. 1837&quot;de ABD&quot;li minerolog Dwight DANA &quot;a system of mineralogy&quot;adlı eserin de bugünde kullanılan sınıflandırmayı önerdi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DANA MİNERALLERİ BAŞLICA 13 GRUBA AYIRDI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Doğal Elementler&lt;br/&gt;2-Sülfürler, arsenyürler, antimonitler&lt;br/&gt;3-Sülfotuzlar&lt;br/&gt;4-Oksitler, hidroksitler&lt;br/&gt;5-Halojenürler&lt;br/&gt;6-Karbonatlar&lt;br/&gt;7-Nitratlar&lt;br/&gt;8-Boratlar&lt;br/&gt;9-Sülfatlar&lt;br/&gt;10-Kromatlar&lt;br/&gt;11-Fosfatlar&lt;br/&gt;12-Molibdatlar&lt;br/&gt;13-Slikatlar&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;MİNERAL BAKIMINDAN ZENGİN BESİNLER&lt;br/&gt;KALSİYUM: Süt ve süt ürünlerinde, yeşil yapraklı sebzelerde.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İYOT: Deniz ürünleri ve sofra tuzunda&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FOSFOR: Süt ve süt ürünleri, yumurta, et, balık.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEMİR: Karaciğer, kırmızı et, kuru üzüm, pekmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SODYUM: Yiyecekler de az miktar da bulunur. Tuz ihtiyacımızı besinlerin hazırlanışında kullanılan tuzdan sağlarız. &lt;br/&gt;BAZI MİNERALLER</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MİYOP</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-miyop-423551.html</link><description>miyop</description></item><item><title>BAKTERİLER DÖNEM ÖDEVİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bakteriler-donem-odevi-452551.html</link><description>BAKTERİLER&lt;br/&gt;GENEL ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HÜCRE YAPISI&lt;br/&gt;Prokaryot olduklarından zarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve sitoplazma yine bütün bakterilerin temel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva etmez.&lt;br/&gt;Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;GENEL BİR BAKTERİ ŞEKLİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları ortamla beraber pasif hareket edebilirler. &lt;br/&gt;buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, bir demet kamçılı, iki demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır. Bazı bakteriler &quot;mezozom&quot; denilen zar kıvrımları bulundurur. Burada oksijenli solunum enzimleri (ETS enzimleri) vardır. Oksijenli solunum yapan, ancak mezozomu bulunmayan bakterilerde ise solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuş olarak bulunur. bakterilerde genel yapının % 90ı sudur. suda çözünmüş maddeler hücre zarından giriş-çıkış yaparlar. DNAlar sitoplazmaya serbest olarak dağılmıştır. Bakteriler ökaryot hücrelere göre daha çok ve daha küçük ribozom içerirler. bu sayede protein sentezleri çok hızlıdır.&lt;br/&gt;Bakteriler çeşitli özellikleri bakımından gruplandırılırlar. Bu özelliklerin başlıcaları ; şekilleri, kamçı durumları, beslenmeleri ve boyanmaları olarak sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLERİ ve BOYANMALARI&lt;br/&gt;Bakteriler ışık mikroskobunda bakıldığında başlıca şu şekillerde görülürler.&lt;br/&gt;a. Çubuk şeklinde olanlar (Bacillus):Tek tek veya birbirlerine yapışmışlardır. Tifo, tüberküloz ve şarbon hastalığı bakterileri bu şekildedir.&lt;br/&gt;b. Yuvarlak olanlar (Coccus): Genellikle kamçısızdırlar. Zatürre ve bel soğukluğu bakterileri bunlara örnektir.&lt;br/&gt;c. Spiral olanlar (Spirullum): Kıvrımlı bakterilerdir. Frengi bakterileri ve dişlerde yerleşen Spiroketler bunlara örnektir.&lt;br/&gt;d. Virgül şeklinde olanlar (Vibrio): Virgül biçiminde tek kıvrımlıdırlar. Kolera bakterisi gibi.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakterilerin boyanmaları: Danimarkalı Bakteriyolog Gram tarafından geliştirilen boyalarla boyanan bakterilere Gram (+), boyanmayanlara ise Gram (-) bakteriler denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAKTERİLERİN BESLENMELERİ&lt;br/&gt;Bazı bakteriler ototrof olup, fotosentez veya kemosentez yaparlar. Çoğunluğu ise heterotrof olup, saprofit veya parazit yaşarlar.&lt;br/&gt;a. Saprofit Bakteriler: Bakterilerin çoğunluğunu oluşturur. Besinlerini bulundukları ortamlardan hazır sıvılar olarak alırlar. Nemli, ıslak ve çürükler üzerinde yaşarlar. en çok amino asit, glikoz ve vitamin gibi besinleri ortamdan alırlar. Bu tür bakteriler dış ortama salgıladıkları enzimlerle bitki ve hayvan ölülerini daha basit organik maddelere parçalayarak onların çürümesini sağlarlar. Böylece hem toprağın humusunu artırırlar, hem de kendilerine besin sağlarlar. çürütme sonucu çeşitli kokular meydana gelir. Bu yüzden bu olaya kokuşma denir . Bazı saprofit bakteriler, sütün yoğurt ve peynir olarak mayalanmasını sağlarlar.&lt;br/&gt;Saprofitler, dünyada madde devrinin tamamlanmasında önemli rol oynadıklarından hayat için mutlaka gereklidir.&lt;br/&gt;b. Parazit Bakteriler: Besinlerini cansız ortamdan değil de üzerinde yaşadıkları canlılardan temin ederler. Çünkü sindirim enzimleri yoktur. Bunların bazıları konak canlıya fazla zarar vermeden yaşayabilirler. Sadece onun besinlerine ortak olurlar. Kalın bağırsağımızdaki Escherichia coli bunun en iyi örneğidir. Bazı parazit bakteriler ise konak canlının ölümüne bile sebep olabilen hastalıklara yol açarlar. Bunlara Patojen Bakteriler denir. Patojenler ya toksin çıkararak ya da konak canlın</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİLL GATES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-bill-gates-424233.html</link><description>bill gates</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MAYOZ VE MİTOZ BÖLÜNME NEDİR?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-mayoz-ve-mitoz-bolunme-nedir-423950.html</link><description>mayoz ve mitoz bölünme nedir?</description></item><item><title>CANLILARDA ÜREME VE GELİŞME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarda-ureme-ve-gelisme-344292.html</link><description>Üreme Ve Gelişme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üreme: Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri için aynı türden yeni canlılar ortaya çıkarmasına üreme denir. Üreme eşeysiz ve eşeyli olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeysiz Üreme: Bir canlının tek başına yeni bir birey dünyaya getirmesine eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üreme sonucunda oluşan yeni bireyin tüm özellikleri ataları ile aynıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeysiz üreme aşağıdaki şekillerde gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a) Bölünmeyle Üreme: Bir hücreli organizmalarda gören bir üreme şeklidir. Bu üreme şeklinde canlı bölünerek iki yeni birey oluşturur. Terliksi hayvan ve öglana gibi belli bir şekli olan canlılarda bölünme enlemesine yada boylamasına gerçekleşirken, amip gibi belli bir şekli olmayan canlılarda bölünme herhangi bir şekilde gerçekleşebilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b) Sporlanmayla Üreme: Genellikle mayoz bölünme ile oluşan sporlar, değişik ortamlara uyum sağlayabilecek özelliklere sahip hücrelerdir. Sporların değişik faktörlerle taşındıkları yerlerde gelişerek yeni bireyler oluşturmalarına sporla üreme denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;c) Tomurcuklanmayla Üreme: Canlının bir yerinden dışarıya doğru büyüyen bir çıkıntının ana canlıyla ayını kalıtsal özelliklere sahip yeni bir canlı oluşturmasına tomurcuklanmayla üreme denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;d) Vegetatif Üreme: Canlıdan kopan bir parçanın gelişerek yeni bir birey oluşturmasına vegetatif üreme denir. Yassı solucan ve deniz yıldızı gibi bazı canlılarda görülür. Oluşan yeni bireyin tüm özellikleri ana canlı ile aynıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeyli Üreme: Aynı türden  eşeyi farklı iki canlının üreme hücrelerinin birleşerek zigot oluşturması şeklinde gerçekleşen üreme çeşidine eşeyli üreme adı verilir. Bu üreme çeşidinde oluşan birey hem anneden hem de babadan kalıtsal özellikler aldığından oluşan yeni bireyin kalıtsal özellikleri çeşitlilik sağlayabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eşeyli Üreme Çeşitleri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İzogami: Boyut ve şekil bakımından eşit olan iki gametin birleşmesi sonucu oluşan eşeyli üreme çeşidine izogami denir. Tatlı su alglerinde görülen üreme çeşidi izogamidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anizogami: Bu eşeyli üreme şeklinde yumurta hücresi de sperm hücreside kamçılıdır fakat yumurta hücresi sperm hücresinden büyüktür. Bazı alg ve mantarlarda görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oogami: İnsan ve diğer kompleks yapılı canlılarda görülen bu eşeyli üreme şeklinde yumurta hücresi büyük, hareketsiz ve kamçısız, sperm hücresi küçük ve kamçılıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konjugasyon: Yan yana gelen iki canlı arasında geçici bir stoplazmik köprü kurulur ve kurulan stoplazma köprüsü üzerinden DNA geçişi sağlanır. Bu eşeyli üreme şekli bakterilerde ve terliksi hayvanlarda görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Partenogenez: Canlının dişi üreme hücresinde dölleme olmadan mitoz bölünme ile yeni bir bireyin oluşmasına partenogenez üreme denir. Bu üreme çeşidinde yumurta n krmozomlu ise oluşan yeni birey de n kromozomludur. Bu üreme şekli arılarda, su pirelerinde, karıncalarda ve bazı kelebeklerde görülür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hermafroditizm: Bazı canlılar erkek ve dişi üreme organına aynı anda sahiptir. Bu tür canlılara hermafrodit canlılar denir. Hermafrodit canlıların bazılarında dişi ve erkek üreme hücreleri aynı anda oluşabilir bu canlılar kendini dölleme yeteneğine sahiptir. Bazı hermafrodit canlılarda ise erkek ve dişi üreme hücreleri farklı zamanlarda gelişir bu canlılar kendisini eşleyemez, üremek için başka bir canlıya ihtiyaç duyarlar. Toprak solucanı ve istiridye gibi canlılar hermafrodittir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Metagenez: Bazı canlılarda eşeysiz üreme ile eşeyli üreme artarda gerçekleşir. Bu üreme şekline metagenez üreme denir. Metagenez üreme çiçeksiz bitkilerde ve sıtma mikrobunda gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde Üreme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçeksiz Bitkilerde Üreme: Çiçeksiz bitkilerde gerçekleşen üreme şekli metagenez (döl almaşı) üremedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçekli Bitkilerde Üreme: Çiçekli bitkilerin üreme organı çiçektir. Bazı çiçeklerde erkek ve dişi üreme organı bir arada bulunur bu tür çiçeklere tam çiçek denir. Bazı çiçeklerde ise yalnızca bir üreme organı vardır, bu çiçeklere ise eksik çiçek adı verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çiçeğin Yapısı: Çiçekler cezbedici renklerdeki taç yaprakları sayesinde böceklerin ilgisini çekerek tozlaşmanın gerçekleşmesini sağlarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Erkek Ü</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-424368.html</link><description>hücre</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BOŞALTIM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-bosaltim-sistemi-423545.html</link><description>boşaltım sistemi</description></item><item><title>AMMONİTLER VE BİYOSTRATİGRAFİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ammonitler-ve-biyostratigrafi-395251.html</link><description>AMMONİTLER&lt;br/&gt;Mollusca (yumuşakçalar) dalının 5 sınıftan birini oluşturan cepholopodlar ilk olarak 1825&quot;te Bilainville tarafından adlandırılmıştır. &lt;br/&gt;Cepholopoda sınıfına ait türleri: Mollusca dalına ait diğer sınıfların türlerinden ayıran en belirgin özellik kavkılarının planspiral sarılımlı olmasıdır. &lt;br/&gt;Fosil olarak 3.000&quot;den fazla cinsi 10.000 kadar türü bulunmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil 1. Naitulus sarılma düzleminden kesiti.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sefalopodların yumuşak vücudu biraz uzamış olup ön tarafta gelişmiş bir baş vardır. Başın etrafında hareketli kotlar halinde tentaküller bulunur. Tentaküller hayvanın hızlı yüzmesini, dipte yürümesini ve beslenmesini sağlar. Vücudun arka tarafında ve karın kısmında manto cep gibi bir boşluk vardır. Bu boşluğa manto boşluğu veya solungaç boşluğu denir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Manto boşluğuna ağızdan giren deniz suyu huni veya hiponom adı verilen huni şeklinde iki ucu açık, kaslı bir borudan dışarıya çıkar. Manto boşluğunda dört solungaç ile salgı üreten delikler bulunur. Sefalopodların tümü hayvansal besin alır. Vücudun arka tarafında ince uzun boru şeklinde kaslı sifon vardır. Sifonun asıl görevi hayvan yüzerken derinlik değiştirme durumunda hava odaları içindeki azotlu gaz basıncını ayarlamaktır. Hayvan son locada oturur. Buna oturma odası denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sefalopodlar, Nautiloidea, Ammonoidea olmak üzere 3 alt sınıfa ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nautiloidea: Bunlar cepholopodların ilk çıkan temsilcileridir. Günümüzde yalnız Nautilus cinsi yaşamaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Coleoidea:&lt;br/&gt;Bugünkü denizlerde yaşayan sefolopodların çoğu bu takımın üyeleridir. Akdeniz provensini karakterize eden bir cinstir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ammonoidea:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; Bu grubun türü fosil halindedir. Vücut yapıları Nautolid&quot;lere benzer. Ammonitler kalıtsal olarak Nautolid&quot;lerden türedikleri halde,daha gelişmiş ve çevreye daha kolay uyum sağlayabilen bir yapıları vardır. Nautolid, kavkılarda gelişme, kavkı şekli ve sifon durumuna göre belirlenir. Ammenit&quot;lerde ise sifon iç veya dış kenardadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kavkı: Ammonit kavkıları Nautiluslar&quot;da olduğu gibi aragonit</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GELİŞME</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-gelisme-424153.html</link><description>gelişme</description></item><item><title>HÜCRENİN YAPISI VE GÖREVLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucrenin-yapisi-ve-gorevleri-353447.html</link><description>Hücrenin yapısı ve görevleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HÜCRE:Canlılık özelliği gösteren en küçük canlı &lt;br/&gt;birimine denir.                                                         ORGANEL:Hücredeki hayatsal olayları yürüten yapılardır.                                                                 Hücreler tek ve çok hücreli olmak üzere iki çeşittir. Şekilleri belirsizdir. Her şekilde olabilir.                                                         HÜCRE ÇEŞİTLERİ:                                                                1-Bitki hücresi                                                                2-Hayvan hücresi                                                                3-Bir hücreli canlılar                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DEĞERLENDİRME : 1. Hücre nedir ? 2. Hücre çeşitleri nelerdir ?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENİ                                                         HALUK ÇOLAK                                                                            &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÜNLÜK PLAN                                                         DERSİN ADI:FEN BİLGİSİ     SINIF: 6 D/C      SÜRE:40 *                                                         KONUNUN ADI:Hücrenin yapısı                                                         KONUNUN AMACI:Hücre zarı,sitoplazma ve çekirdeğin öz. kavratılacak                                                         KONUNUN ARACI:Ders kitabı,mikroskop takımı,                                                         YÖNTEM-TEKNİK:Anlatım,soru-cevap,deney,gözlem,inceleme                                                         &lt;br/&gt;KAZANIMLAR : 2. Mikroskopta soğan zarını gözlemleyerek gözlem sonuçlarını belirtir.&lt;br/&gt;3. Mikroskopta ağız içi epitelini gözlemleyerek gözlem sonuçlarını belirtir.&lt;br/&gt;4. Bitki ve hayvan hücrelerinin şeklini çizerek aralarındaki benzerlik ve ayrılıkları fark eder.&lt;br/&gt;5. Hücrenin yapısını şema üzerinde açıklar.&lt;br/&gt;6. Hücreyi çevreleyen yapıyı (hücre zarı) ve işlevlerini açıklar.&lt;br/&gt;7. Sitoplazmayı ve farklı canlılık olaylarının gerçekleştiği sitoplazmadaki yapısal  birimleri (organelleri) işlevleriyle tanır&lt;br/&gt;PLANIN İŞLEYİŞİ: HÜCRE ZARI:madde alışverişini sağlayan delikli yapıdadır. İki sıra protein ve arasında yağ tabakasından oluşmuştur. Bitkilerde ayrıca selüloz çeper vardır.                                                         SİTOPLAZMA:Yumurta akına benzer. Yarı saydam ve canlıdır. Organcıkları korur.                                                         ENDOPLAZMİK RETUKULUM: Kanaldır. Besin alışverişini sağlar.                                                         GOLGİ AYGITI:Kanaldır. Protein ve yağ salgılar.                                                         RİBOZOM:Kanalların üstündedir. Protein depolar                                                         MİTOKONDRİ:Oksijen üretir. Hücrenin enerjisini sağlar                                                         KOFUL:Atıkların depolandığı yerdir.                                                         LİZOZOM:Sadece hayvanlarda bulunur. Büyük molekülleri parçalar.                                                         SENTROZOM:Sadece hayvanlarda bulunur. Çoğalmada yardımcı olur.                                                         PLASTİT:Sadece bitkilerde bulunur. Üç çeşittir.                                                         a)KLOROPLAST:Bitkiye yeşil rengi verir.                                                         b)KROMOPLAST:Bitkiye yeşil dışındaki renkleri verir</description></item><item><title>RNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?rna-391361.html</link><description>RNA&lt;br/&gt;Ribonükleik asit ,nükleotidlerin ard arda yerleşmesiyle birleşmiş tek diziden oluşan (DNA nın tek sarmal zincirinden biri gibi) yüksek kaliteli moleküldür. Nükleotid dizisinde şeker ribozdur, azotlu bazlar ise adenin, sitozin, guanin ve urasildir. DNA molekülünden farkı Timin yerine Urasil olmasıdır. Yapı ve fonksiyon olarak birbirlerinden ayrılan 3 tür RNA molekülü vardır.&lt;br/&gt;m-RNA&lt;br/&gt;DNA molekülünde lokalize çözülme ile kopyası çıkarılan moleküllerdir. RNA polimeraz adlı enzim ile DNA dizisindeki genlerin şifresi mRNA şeklinde oluşturulur. DNA nın her bazına RNA zincirindeki tamamlayıcı baz karşılık gelir, böylece her Adenin&quot;e bir Urasil, her Guanin e bir sitozin nükleotidleri ve bunun tam tersi kombinasyonda dizilimler oluşturulur. Mevcut bir genin bilgilerini ihtiva eden mRNA molekülü hücre çekirdeğinden ayrılarak sitoplazmadaki ribozomlara varır ve bilgilerini işlemeye başlar. mRNA lar DNA da yazılı genetik kodun karşı bir tipini oluşturur. Bu şekilde birleştirilmiş RNA molekülü, tıpkı bir fotoğrafın pozitifi ve negatifi gibi kalıtım mesajının karşı tip halindeki eşidir. Bu mesaj daha sonra sitoplazmada ribozomlar sayesinde çözülebilecek ve taşıyıcı RNA sayesinde amino asit birleşimi için kullanılacaktır.&lt;br/&gt;mRNA nın keşfi Fransız ve Amerikan araştırmacıların çalışma ürünüdür. Fakat buna ait kavramı 1961&quot;de kesinlikle belirleyenler, Fransız biyologları Jacob ve Monod&quot;dur.&lt;br/&gt;r-RNA&lt;br/&gt;Ribozomal RNA;ribozomlar sitoplazma içine dağılmış küresel yapılardır. Proteinler ve ribozomal RNA denen özel bir RNA çeşidinden oluşurlar. Türe göre ribozomun %40 ila %60ını bu moleküller meydana getirir. Ribozomların rolü haberci RNA da yazılı genetik kodu çözmektir.&lt;br/&gt;t-RNA&lt;br/&gt;Taşıyıcı RNA; 70 ila 80 nükleotidli bir moleküldür. Zincirin bir ucu sitozin&amp;#8211;sitozin&amp;#8211;adenin (CCA) ve diğer ucu guanin (G) ile son bulur. Ayrıca yapısında nadir bazlarda yer alır. Biçimi 3 yapraklı yonca yaprağı ve molekülün iki ucundan oluşan bir &quot;&quot;Sap&quot;&quot; biçimidir.&lt;br/&gt;tRNA nın rolü hücre ortamındaki amino asitleri ,</description></item><item><title>BİYOLOJİ - MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-madde-donguleri-(-biyojeokimyasal-donguler-)-423878.html</link><description>madde döngüleri ( biyojeokimyasal döngüler )</description></item><item><title>BİYOLOJİ SORULARI KARIŞIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-sorulari-karisik-392882.html</link><description>1.Â Â Â Â  Hücre zarının görevi nedir? &lt;br/&gt; Hücre içi ile hücre dışı arasında madde alış verişini sağlayan esnek, canlı ve seçici geçirgen bir zardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Â Â Â Â  Endoplazmik retikulum kaç çeşittir ve görevi nedir?&lt;br/&gt; Üzerine ribozom taşıyan granüllü ve granülsüz olmak üzere iki çeşittir. Hücre içinde maddelerin taşınması, depolanması ve kimyasal reaksiyonların yapıldığı yerdir.</description></item><item><title>HÜCRE VE HÜCRE BÖLÜNMELERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-ve-hucre-bolunmeleri-359941.html</link><description>HÜCRE  &lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;A)Hücre: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün canlılar hücrelerden yapılmıştır.Hücre;canlılık özelliği gösteren en küçük birimdir.Genellikle gözle görülmezler ancak mikroskopla incelenebilir. &lt;br/&gt;   Çok hücreli canlılarda hücreler arasında iş bölümü vardır.Canlıların yapısında bulunan hücreler değişik görevler yapmak üzere farklılaşır,dokuları oluşturur.aynı görevi yapan farklı dokularda bir araya gelerek organları  meydana  getirir.Organlar aynı görevi yapmak üzere  bir araya gelerek sistemleri oluşturur. &lt;br/&gt;   Canlılığın devamlılığı için gerekli olan bütün hayatsal faaliyetler vücudumuzu meydana  getiren sistemler tarafından gerçekleştirilir.Sistemler canlıların vücudunu oluşturur.Sistemlerin birleşmesiyle de oluşan yapıya organizma denir. &lt;br/&gt;hücreler == dokular == organlar ==== sistemler == organizma ==canlı &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;   Sağlıklı bir organizmada sistemler ve organlar uyum içinde çalışır.organlardan birinin çalışma şeklini bozulması diğer organların olumsuz etkilenmesine neden olur. &lt;br/&gt;   Bütün hücreler hücre zarı,sitoplazma ve çekirdek olmak üzere,üç temel kısımdan oluşur. &lt;br/&gt;  1)Hücre zarı: &lt;br/&gt;  Seçici geçirgen ve canlıya sahip bir zardır.Hücre zarının  görevi hücreyi dış etkilerden korumak,hücreye şekil vermek ve hücrenin madde alışverişini sağlamaktır. &lt;br/&gt;   Bitki hücresinin şekli dikdörtgenimsidir.bunu sebebi;bitki hücresinde hücre zarından başka selülozdan yapılmış cansız bir tabaka olan hücre çeperinin(hücre duvarı) bulunmasıdır.hücre çeperini görevi,bitki hücresi,ne sağlamlık ve dayanıklılık kazandırmaktır. &lt;br/&gt;2)Sitoplazma: &lt;br/&gt;  hücre zarını içini dolduran canlı sıvıdır.akışkan olup yarı saydamdır.İçinde besinler,enzimler,organellerler bulunur.Sitoplazma canlılık olaylarını yapıldığı hücre kısmıdır.Sitoplazmada çeşitli görevleri olan küçük yapılar(organcıklar)bulunur. &lt;br/&gt;a)Ribozom:bütün hücrelerde vardır.Sitoplazmada ve Endodoplazmik retikulumda bulunur.Amino asitleri özel bağlarla birleştirerek hücreye özel proteinleri yapar. &lt;br/&gt;b)endoplazmik retikulum(E.R.):Hücre zarından çekirdeğe kadar uzanan kanal sistemidir.Hücre içinde madde iletimini ve depolanmasını sağlar.Üzerinde Ribozom bulunuyorsa granüllü E.R. üzerinde Ribozom yoksa granülsüz E.R. denir. &lt;br/&gt;c) Golgi aygıtı: Salgı maddelerini üretip zarla paketleyerek salgılar. Süt bezi, ter bezi, tükürük bezi gibi salgı hücrelerinde sayıları fazladır. &lt;br/&gt;d) Lizozom: Hücrede büyük yapılı besinlerin sindirilmesini sağlar. Yaşlanmış organelleri parçalar. Lizozom un zar yapısı bozulursa, hücre kendi kendini sindirir.Buna  otoliz denir. &lt;br/&gt;e)Mitokondri: Bakteriler hariç bütün hücrelerde bulunurlar. Organik besinlerden oksijenli solonum ile enerji (ATP) üretir. Karaciğer, kas ve beyin hücrelerinde Mitokondri sayısı normalden daha fazladır. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  f) Koful: İçi sıvı dolu keselerdir. Bir hücrelerde beslenme ve boşaltımda , bitkilerde ise su alınmasında görevlidir. Bitki hücrelerinde büyük ve az sayıda, hayvan hücrelerinde ise küçük ve çok sayıdadır. Bitki hücresi yaşlandıkça kofullar büyür. &lt;br/&gt;g) Sentrozom ( sentrioller) : İnsan ve hayvan hücrelerinde bulunur.Hücre bölünmesinde görev yapar. &lt;br/&gt;h) Plastidler: Bitki hücrelerinde bulunur. Üç çeşittir. &lt;br/&gt;1) Kloroplast:  Bitkiye yeşil renk verir. Yapraklarda ve otsu bitkilerin gövdelerinde bulunur. Yapısındaki klorofil fotosentezde görevlidir. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;2) Kromoplast : Bitkilerde çiçek ve meyveler sarı, kırmızı ve turuncu rengi verir. &lt;br/&gt;  ÖrnJ  Domates, havuç, papatya &lt;br/&gt;3) Lökoplast: Renksizdir, nişasta depo eder kök ve yumru gövde, meyve gibi organlarında bulunur. &lt;br/&gt;ÖrnJ  Patates, turp, havuç, tohumlar &lt;br/&gt;3) Çekirdek : &lt;br/&gt;Hayatsal olayların yönetildiği yerdir. Bakterilerde ve mavi, yeşil alglerde bulunmaz. Alyuvarların çekirdeği olmadığı için bölünemez. &lt;br/&gt;     Çekirdek dört kısımda incelenir.... &lt;br/&gt;1J Çekirdek zarı: Hücre zarına benzer.İki katlıdır. Üzerinde porlar(geçitler) vardır.Kromotin ipliği korur. &lt;br/&gt;2J Çekirdek özsuyu: Sitoplazmaya benzer yapısında organik besinler ve nükleik asitler bulunur. &lt;br/&gt;3J Çekirdekçik:  Koyu ve yuvarlak olup yapısında nükleik asit ve genleri taşır. &lt;br/&gt;4J Kromotin iplik</description></item><item><title>PROTEİNLERİN YAPILARI VE ARALARINDAKİ BAĞLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?proteinlerin-yapilari-ve-aralarindaki-baglar-457434.html</link><description>PROTEİNLERİN YAPI VE FONKSİYONLARI. &lt;br/&gt;                                                                      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PROTEİNLERDE YAPI&lt;br/&gt;Proteinler yüksek molekül ağırlıklı polipeptitlerdir. Yalnızca amino asitlerden oluşanlara basit proteinler; amino asitlere ilaveten başka molekülleri da taşıyanlara bileşik proteinler denir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proteinler çeşitli şekillerde sınıflandırılırlar: &lt;br/&gt;&amp;#61607;Çözünürlüklerine göre: Suda, tuzlu çözeltide ve organik çözücülerde çözünenler.&lt;br/&gt;&amp;#61607;Biçimlerine göre: Globüler ve fibriler proteinler.&lt;br/&gt;&amp;#61607;Fonksiyonlarına göre: Yapısal, katalitik, taşıyıcı proteinler.&lt;br/&gt;İnsan vücudunda 50-100 bin çeşit protein bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu proteinlerin kovalent bağ kopması olmaksızın gösterdikleri biçimsel değişikliklere konformasyonal değişiklik denir. Bir proteinin binlerce mümkün konformasyonundan öyle bir konformasyonu vardır ki o üç boyutlu yapısal organizasyon biyolojik fonksiyon görebilmesi için şarttır. &lt;br/&gt;Tek polipeptit zincirinden oluşan proteinlerde üç yapısal organizasyon vardır: Primer yapı, sekonder yapı ve tersiyer yapı. Protein iki ya da daha fazla polipeptit zincirinden oluşuyorsa dördüncü bir yapısal organizasyon daha vardır: Kuaterner yapı (Şekil 22-25). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 22 Proteinlerde primer, sekonder, tersiyer ve kuaterner yapı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 23 Proteinlerde primer, sekonder ve tersiyer yapı&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 24 Proteinlerde kuaterner yapı &lt;br/&gt;Şekil 25 Proteinlerde primer, sekonder, tersiyer ve kuaterner yapı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proteinlerin üç boyutlu yapısının oluşturulmasında iki grup bağ görevlidir.&lt;br/&gt;I- Çekici Kuvvetler:&lt;br/&gt;&amp;#61656;Kovalent Bağlar : Amino asitler arasında peptit ve &amp;#8211;S&quot;S- bağları; amino asitlerin içinde C&quot;C, C&quot;O ve C&quot;N bağları kovalent bağlardır.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Koordine Kovalent Bağlar :Bu bağlar protein yapısına giren geçiş metalleri (Fe2+ gibi) ile amino asitler arasında oluşurlar.&lt;br/&gt;&amp;#61656;İyonik Bağlar : Amino asit R gruplarındaki (+) yüklü gruplarla (&amp;#61537;-amonyum, &amp;#61541;-amonyum,  kuanidinyum, imidazolyum gibi) (-) yüklü gruplar (&amp;#61537;-karboksil, &amp;#61538;-karboksil, &amp;#61543;-karboksil, fosfat, sulfat gibi) arasındaki kuvvetli elektrostatik çekme şeklindeki bağlar iyonik bağlar olarak tanımlanır.&lt;br/&gt;&amp;#61656;Hidrojen Bağları :Bağlanmamış (serbest) elektron çiftine sahip iki elektronegatif atom arasında hidrojen atomu köprüsü şeklinde oluşan bağlardır. Proteinlerin yapısında bu tür bağları oluşturacak şartlar mevcuttur. Aşağıda hidrojenin kovalent bağla bağlı olduğu hidrojen verici gruplarla hidrojeni hidrojen bağı aracılığıyla ortaklaşa kullanan gruplar verilmiştir (Şekil 26 - 27).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hidrojen verici  Hidrojen ortaklaşıcı&lt;br/&gt;N &amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot; OOC &amp;#61630;&lt;br/&gt;S &amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot; S-CH3&lt;br/&gt;   O&amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot; S-S &amp;#61630;&lt;br/&gt;HN &amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot; O C&lt;br/&gt; H2N &amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&lt;br/&gt;COHN &amp;#61630; H&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;&quot;</description></item><item><title>OMURGALILARIN YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?omurgalilarin-yapisi-361897.html</link><description>OMURGALILAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Omurgalılar, sırtları boyunca uzanan omurgalarıyla tüm öbür hayvanlardan ayrılır. Omurga, kıkırdaktan, kemikten ya da her ikisinden oluşan iskeletlerinin en önemli bölümü ve temel eksenidir. Omurgalılar genellikle omurgasızlardan daha iri ve daha karmaşık yapılıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk omurgalılar yaklaşık 510 milyon yıl önce ortaya çıkan ilkel balıklardır. Omurganın kaslarla hareket ettirilebilen esnek bir destek oluşturduğu, böylece bu hayvanların hızlı yüzmesine olanak sağladığı düşünülmektedir. Omurga ayrıca, içindeki kanalda yer alan ve sinir sisteminin en yaşamsal bölümlerinden olan omuriliği korur. Omurilik, gövde ve uzantıları ile beyin arasında bir sinir köprüsü kurar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu geniş hayvan grubu balıklar, amfibyumlar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerden oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MEMELİLER (MAMALİA)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavrularını süt salgılayan göğüs bezleriyle beslediklerinden bu hayvanlara Mammalia adı verilmiştir. Bu hayvanlar Jurada memeli benzeri sürüngenlerden (Synapsida alt sınıfının Therapsida takımından) ayrı bir dal şeklinde meydana gelmişlerdir. Bu gruptaki hayvanların temel özelliklerinden birisi de tümünün vücudunda az yada çok sayıda kılın bulunmasıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Memeliler üç ana gruba ayrılır. Bunların arasında tekdelikliler yada yumurtlayan memeliler olarak tanınan grup ornitorenk ve ekidnelerden oluşur. Bu ilginç hayvanların yavruları, kışlar gibi yumurtadan çıkar, ama sonra anne sütüyle beslenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İkinci grupta keseliler yer alır. Keselilerin yavruları çok az gelişmiş olarak doğar. Yeni doğanların uzunluğu genellikle 6 santimetreyi aşmaz. Başlıca keseliler arasında opossum, tasmanyaşeytanı, bandikut, kuskus ve kangru sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eteneli memeliler en geniş memeliler grubunu oluşturur. Plasenta adıyla da tanınan etene, annenin içinde gelişen ve yavru ile anne arasında köprü kurarak doğana kadar yavruyu besleyen bir organdır. Eteneli memeliler başlıca 10 grup altına toplanabilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Böcekçiller (Insectivora) en çok eski dünyada bulunmakla birlikte bir ölçüde Kuzey Amerika&quot;ya da yayılmıştır. Köstebekler, kirpiler ve sivrifareler en bilinen üyeleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yarasalar (Chiroptera), uçan memelileri kapsar. Hemen hemen bütün iri yarasalar meyveyle beslenirken, küçüklerinin çoğu böcekleri avlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Primatlar (Primates) maymunlar ve insanlardan oluşur. Gelişmiş beyinleri ve el becerileriyle dikkat çekerler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dişsizler (Edentata) ya dişten tümüyle yoksundurlar yada ağızlarında basit yapılı birkaç diş taşırlar. Armadillo, karıncayiyen ve tembelhayvan bu grubun üyeleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kemiriciler (Rodentia) tür ve birey sayısı en çok olan memelilerdir. Tür sayısı 4000&quot;i aşan memelilerin yarısından çoğunu kemiriciler oluşturur. Kobay, fare ve sıçanın yanı sıra oklukirpi, kunduz ve sincap da kemiriciler arasında yer alır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Etçiller (Carnivora) aslan, kaplan, pars, sırtlan, sansar, ayı, kedi, ve köpeği de içeren yırtıcı hayvanlardır. Denizde yaşamaya büyük bir uyum gösteren foklar ve morslar ise genellikle yüzgeçayaklılar (Pinnipedia) adıyla ayrı bir grupta toplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Balinalar (Cetaca) hemen hemen tümüyle kılsız, balık biçimdeki memelilerdir. Suyun dışında yaşayamazlar. Gerçek balinaların yanı sıra yunuslar ve musurlar da bu grupta yer alır. Mavi balina yaşayan en iri hayvandır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Filler (Proboscidea) günümüze yalnız iki türüyle ulaşabilmiş kara hayvanlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tektoynaklılar (Perissodactyla) at, eşek, zebra, tapir ve gergedandan oluşurlar. Toynaklar, bu ve sonraki grubun ayak parmaklarını çevreleyen, kalınlaşarak başkalaşıma uğramış tırnaklarıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çifttoynaklılar (Artiodactyla) deve, geyik, zürafa, sığır, antilop, keçi ve koyun gibi gevişgetirenlerin yanı sıra domuz, pekari ve suaygırı gibi gevişgetirme özelliği bulunmayan hayvanları da kapsar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Vücutları genel olarak belirli zaman aralıklarında dökülen kıllarla kaplıdır. Derilerinde ter, yağ, koku ve süt bezleri gibi çeşitli salgı bezleri bulunur. Bazı memelilerin vücut ve kuyruk kısımlarında sürüngenlerinkine benzeyen pullar vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. Balinalar (Cetacea) ve Deniz inekleri (Sirenia) gibi deniz memelileri dışında kalanlarda dört üye vardır. Bu deniz memelilerinde arka üyeler kaybolmuştur. Her bir üyede 5 veya daha az sayıda parmak bulunur. Gerek üyeler ve gerekse parmaklar çeşitli yaşam biçimlerine göre, örneğin, yürümek, koşmak, tırmanmak, yüzmek, uçmak ve kaçmak gibi görevleri yerine getirecek şekiller kazanmışlardır. Parmak uçlarında boynuz yapısında tırnak ve toynaklar, parmak altlarında ise etli yastıklar mevcuttur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. İskelet iyi bir ş</description></item><item><title>PROBİYOTİKLERİN KUZU BESİSİNDE İN-VİVO VE İN-VİTRO ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?probiyotiklerin-kuzu-besisinde-invivo-ve-invitro-etkilerinin-arastirilmasi-394894.html</link><description>RESEARCHES ON IN-VIVO AND IN-VITRO EFFECTS OF PROBIOTICS ON LAMB FATTENING&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Probiyotiğin Tanımı ve Tarihsel Gelişimi&lt;br/&gt;Probiyotiklerin Sınıflandırılması&lt;br/&gt;Bakteriler&lt;br/&gt;Mantarlar&lt;br/&gt;Mayalar&lt;br/&gt;Avrupa Birliği (AB) Ülkelerinde Ticari Preparat Olarak Kullanılan Probiyotikler&lt;br/&gt;Probiyotiklerin Etki Mekanizması&lt;br/&gt;Probiyotiklerin Üretimi ve Depolanması&lt;br/&gt;Yem Endüstrisinde Probiyotik Kullanımı ve Stabilitesi&lt;br/&gt;Peletleme İşleminin Probiyotiklerin Canlılığı Üzerine Etkisi&lt;br/&gt;Peletleme Sıcaklığından Korunmada Mikrokapsülasyon Tekniği&lt;br/&gt;Hayvan Beslemede Probiyotik Kullanımının Geleceği&lt;br/&gt;Ruminantların Beslenmesinde Probiyotik Kullanımı ve Etkileri&lt;br/&gt;Probiyotik Kullanımının Rumen Parametrelerine Etkisi&lt;br/&gt;Duodenuma Amino Asit Akışına Etkisi&lt;br/&gt;Probiyotiklerin Patojen Mikroorganizmalara Etkisi&lt;br/&gt;Probiyotik Kullanımının Ruminantların Performansına Etkisi&lt;br/&gt;İn-vitro Gaz Oluşum Tekniği (Hohenheim Yem Testi)&lt;br/&gt;Rumen Mikrobiyolojisi ve Rumen Gazları&lt;br/&gt;Rumende Gaz Oluşumu İle Sindirim Derecesi Arası İlişkiler&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Hayvan Materyali&lt;br/&gt;Yem Materyali&lt;br/&gt;Metod&lt;br/&gt;İn-vivo Denemenin Hazırlanması&lt;br/&gt;İn-vitro Denemelerin Hazırlanması&lt;br/&gt;Kimyasal ve Mikrobiyolojik Analizler&lt;br/&gt;İstatistiki Değerlendirme&lt;br/&gt;ARAŞTIRMA BULGULARI&lt;br/&gt;Deneme Yemlerinin Ham Besin Madde İçerikleri&lt;br/&gt;Probiyotiklerin Mikroorganizma İçerikleri&lt;br/&gt;Besi Denemesi Süresince Gözlenen İklimsel Veriler&lt;br/&gt;Kuzu Besi Denemesine İlişkin Bulgular (in-vivo)&lt;br/&gt;Canlı Ağırlık&lt;br/&gt;Canlı Ağırlık Artışı&lt;br/&gt;Yem Tüketimi&lt;br/&gt;Yemden Yararlanma&lt;br/&gt;Probiyotiklere İlişkin İn-vitro Bulgular&lt;br/&gt;Probiyotikli Kuzu Besi Yemlerinin Rumen Sıvısı İle İnvitro İnkübasyonuna İlişkin Bulgular&lt;br/&gt;Probiyotikli Saf Substratların Rumen Sıvısı İle İn-vitro İnkübasyonuna İlişkin Bulgular&lt;br/&gt;TARTIŞMA ve SONUÇ&lt;br/&gt;Kuzu Besi Denemesine İlişkin Bulguların Karşılaştırılması&lt;br/&gt;Canlı Ağırlık ve Canlı Ağırlık Artışı&lt;br/&gt;Yem Tüketimi ve Yemden Yararlanma&lt;br/&gt;Probiyotiklere ilişkin İn-vitro Bulguların Karşılaştırılması&lt;br/&gt;Probiyotikli Karma Yemlerin Rumen Sıvısı İle İn-Vitro İnkübasyon Bulgularının Karşılaştırılması&lt;br/&gt;Pr</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kan-423832.html</link><description>kan</description></item><item><title>CANLILAR ARASINDAKİ İLİŞKİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilar-arasindaki-iliski-356654.html</link><description>CANLILAR ARASINDAKİ İLİŞKİ</description></item><item><title>BİYOLOJİ - DNA DAKİ MUCİZE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-dna-daki-mucize-424116.html</link><description>dna daki mucize</description></item><item><title>EMBRİO</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?embrio-342800.html</link><description>EMBRİO</description></item><item><title>ÜREME OLAYI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ureme-olayi-352289.html</link><description>ÜREME OLAYI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bütün canlılar neslini devam ettirmek için ürerler. En alt basamaktaki canlılar üreme fonksiyonu yalın bir bölünmeyle (mitozla) sağlanırken, üst basamaktaki canlılar daha karmaşık organ ve sistemler sayesinde çoğalırlar. Gelişmiş canlılar eşeyli olarak çoğalırlar. Bunun için erkek ve dişi cinslere ihtiyaç vardır. Dişi ve erkek hücrelerinin gelişme ve birleşme süreleri, yeni bir insan varlığının başlangıç hücresi olan zigotun uterusa yerleşme, çoğalma, büyüme ve gelişme aşamalarıyla başlar. &lt;br/&gt;İnsan organizmasını oluşturan hücrelerin çekirdeğinde 46 kromozom bulunur. Sadece olgun cinsiyet hücreleri bu kuralın dışında kalmakta ve çekirdeklerinde 22 otosom ve 1gonozom kromozomu olmak üzere 23 kromozom içermektedir. İnsanın kuşaktan kuşağa değişikliğe uğramadan sağlıklı bir biçimde üreyebilmesi bu sayede mümkün olmaktadır. İnsan dişi ve erkek olmak üzere 2 çeşit cinsiyete sahiptir. Her cinsiyette bulunan üreme organlarında üreme ana hücreleri bulunur. Dişilerdeki üreme ana hücrelerinden mayoz bölünmeyle n kromozomlu yumurta (oosfer) hücresi oluşur. Erkeklerdeki üreme ana hücresinde mayoz bölünmeyle n kromozomlu sperm hücreleri oluşur. Mayoz bölünmeyle oluşan bu her iki hücrenin birleşmesine döllenme denir. Döllenme ile oluşan hücreye zigot denir. Zigot 2n kromozomlu bir hücredir. Zigot arka arkaya mitoz bölünmeler geçirerek yavruyu oluşturmaya başlar. Döllenme olayı olmadan önce gametler olgunlaşıp üreme yeteneği kazanmak için belirli bir olgulaşma dönemine ihtiyaç vardır. Erkek üreme hücreleri bu aşamada hareket organellerini (kamçı) oluştururlar. Dişinin olgun hücresinde (ovumda) 23 tane kromozom, erkeğin olgun hücresinde (spermatozan&quot;da) hücresinde de 23 tane kromozom vardır. Bu kromozomların birinin eksikliğinde de  yada  fazlalığında bazı anormallikler meydana gelmektedir. Vücut kromozomlarından 13. 18. 21. 22. kromozomlardan herhangi birinin mayozla ayrılmama sonucu bir gamette 2 tane bulunursa, böyle gametin normal bir gametle döllenmesi sonucunda 47 kromozomlu Mongol (down sendromu) tipli bireyler oluşur. Mayoz sonucunda gonozomlar da ayrılmama durumu olursa 44+XXX, 44+XXY, 44+X&quot;li anormal bireyler oluşur. Bu bireylerin birçoğu kısır ve geri zekalı olurlar. &lt;br/&gt;Dişi hücrenin aşılanma süresi, 2-36 saat, harap olma süresi 48 saat olarak belirlenmiştir.Erkek hücrenin aşılanma gücü 48 saat, harap olma süresi 72 saat olduğu belirlenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-ERKEK HÜCRESİNİN GELİŞİMİ&lt;br/&gt;Erkek hücresi, belirli bir sayıya ulaştıktan sonra çoğalması durur ve bu hücrelerin bazıları büyümeye başlar. Büyümüş olan hücre olgunlaşma döneminde bir birini izleyen iki bölünme olayı yaşar. İlk bölünmede hücre çekirdeğinde bulunan hücre sayısı yarılanarak iki hücreye pay edilir. Kromozom sayıları 23&quot;e  indirgenmiş olarak bulunur. Bu hücrelerden her birinin çekirdeğinde 22 otosom ve ikisinde x , ikisinde y seks kromozomu bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Erkek hücrenin görünüşü ayaksız bir kurbağa yavrusunu andırır. İnsan organizmasının en küçük hücresidir. Baş-boyun-gövde ve kuyruk olmak üzere üç bölümden oluşur.başı oval, yassı ve büyüktür. 23 kromozomlu hücre çekirdeği burada bulunur. Bu başlıktan salgılanan bazı enzimler sayesinde dişi hücrenin zarını eriterek içine girer.&lt;br/&gt;                                         &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Olgun Spermatozoan&quot;ın Yapısı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Boyun eklem görevi yaparak başın hareket yeteneğini sağlar. Hareketleriyle hücreyi ileriye doğru sürükler ve içine girer. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-DİŞİ HÜCRENİN GELİŞİMİ&lt;br/&gt;Kadın üreme organı Pelvis  kemiği içersinde iç ve dış genital organlar bulunmaktadır. İç genital organı olan  Uterusun içersinde bazı tabakalar bulunmaktadır. Follap tüpleri ve tubalarda bu kısma ovumu (yumurtayı) kendi lümenine taşımak, ovum spermatozoan için uygun bir çevre ısısı sağlamak ve aşılanmış olan yumurtayı üç gün içinde uterusun iç tabakasına taşımaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-AŞILANMA OLAYI (fertilizasyon)&lt;br/&gt;Aşılanma erkek ve dişi hücreleri birleşerek tek bir hücre haline dönüşmesidir. Erkek hücresi bazı hareketler vasıtasıyle tubalarda karşılaştığı dişi hücrenin içine girerek yumurt</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GENETİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-genetik-423812.html</link><description>genetik</description></item><item><title>OKSİJENSİZ SOLUNUM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oksijensiz-solunum-363126.html</link><description>OKSİJENSİZ SOLUNUM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FERMANTASYON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organik besin maddelerinin oksijen kullanımından yıkılarak enerji üretmesine denir. Fermantasyon (oksijensiz solunum) olayının tamamı hücrenin sitoplazmasında meydana gelir. Fermantasyon sonucu oluşan ürünler canlıdan canlıya çok az değişiklik gösterir. Oksijensiz yolla enerji eldesi, bakterilerin büyük bir bölümünde, maya mantarlarında, omurgalıların çizgili kaslarında ve bazı tohumlarda gerçekleşir. Fermantasyon olayı iki ana kademede gerçekleştirilir. Bu safhalar &quot;glikoz&quot; ve &quot;son ürün oluşumu&quot;dur.&lt;br/&gt;A) Glikoz Reaksiyonları: Glikozun, prüvik asite kadar parçalanması reaksiyonlarına glikoz denir. Bu reaksiyonlar hem oksijenli(aerobik) hem de oksijensiz(an aerobik) solunumun başlangıç kısmını oluşturur,yani her iki solunum da ortaktır. Her canlı hücre glikolizi gerçekleştirebilir. Pasif haldeki glikoz moleküllerinin aktifleşerek reaksiyona girebilmesi için canlıların vücut ısısı yetersizdir. Bunun için aktivasyon enerjisi olarak ATP harcanır. Glikozun aktifleşmesi için 2 ATP molekülü gerekir. Aktifleşen glikoz bir dizi reaksiyonla pirüvik aside kadar parçalanır. Bu olaylar sonucunda 4 ATP ve 2NADH&amp;#61490; sentezlenir. Başlangıçta glikozu aktifleştirmek için 2ATP kazanılmış olur. Bütün canlılarda glikoz safhasında görev yapan enzimler aynıdır. Bütün fermantasyon çeşitlerinde ATP üretimi de glikoliz kısmında gerçekleşir. Bunun için bütün fermantasyonların ATP kazancı da aynıdır. Sonuç olarak glikoz sonunda şu ürünler oluşur :&lt;br/&gt;* 4 molekül ATP&lt;br/&gt;* 2 molekül NADH&amp;#61490;  &lt;br/&gt;* 2 molekül Pirüvat&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                       &lt;br/&gt;                                                  Glikoz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                  Şekil1.1:Glikoliz reaksiyonları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pirüvik asitten sonra kullanılan enzimler farklı türlerde farklılık gösterir. Bu nedenle fermantasyonun son ürünleri canlı türlerine göre değişiklik gösterir. &lt;br/&gt;B) Son Ürünlerin Oluşumu:Pirüvik asit her canlı türünde en uygun artık maddeye dönüştürülerek vücut dışına atılır. Bu dönüşümü sağlayan enzimler de farklıdır. Glikolizde ortama verilen ve NAD tarafından tutulan hidrojenler bu safhada tekrar geri alınarak kullanılır. Bu kademelerde ATP harcanmaz ve oluşturulmaz. Fermantasyon çeşitleri oluşan son ürünlerin ismine göre adlandırılır.&lt;br/&gt;* Alkol Fermantasyonu: Bira mayası başta olmak üzere maya mantarlarında ve şarap bakterilerinde gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Glikoz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                          Şekil 1.2: Etil Alkol Fermantasyonu &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pirüvik asit ortama 1 molekül CO2 vererek aset aldehite dönüşür. Aset aldehit, NADH2 nin hidrojenlerini tutarak etil alkole dönüşür. Bu reaksiyon sonunda serbest kalan NAD glikolizde tekrar kullanılabilir. Alkol fermantasyonunun genel denklemi şu şekildedir:&lt;br/&gt;                           enzimler&lt;br/&gt;Glikoluz + 2ATP                   2CO2 + 2Etil Alkol + 4ATP + Isı&lt;br/&gt;Bu canlılarda fermantasyon ürünleri üremeyi durdurucu etki yapar. Bira mayasının ortamındaki alkol oranı %18 i geçerse üreme engellenir.&lt;br/&gt;* Laktik Asit Fermantasyonu: Omurgalıların çizgili kaslarında ve yoğurt bakterilerinde gerçekleşir. Pirüvik asit CO2 çıkışı olmadan laktik aside dönüşür. Yoğurt bakterileri sadece oksijensiz solunum yapabilirler. Süt şekerini fermantasyona uğratarak laktik asit üretirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Glikoz&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                                                  Şekil 1.3 Laktik Asit Fermantasyonu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çizgili kaslarda kas hücrelerine yeterli oksijen gelmediği zaman fermantasyona başvurulur. Az miktarda oluşan laktik asit kasın daha iyi çalışmasını sağladığı halde, kasta fazla laktik asit birikirse kas sertleşir ve kasılamaz olur. Kasta oluşan laktik asit kana geçerek karaciğere taşınır. Bu esnada beyne de ulaştığı için yorgunluk duygusu meydana getirir. Karaciğere gelen laktik asit yeterli oksijen geldiğinde pirüvata dönüşerek solunum sonucu H2O ve CO2 ye parçalanır. Bir kısmından ise glikoz sentezlenir. &lt;br/&gt;                               enzimler&lt;br/&gt;Glikoluz + 2ATP                   2Laktik Asit  + 4ATP + Isı&lt;br/&gt;Kas hücrelerinin laktik asit oluşturmalarının asıl nedeni glikoliz ürünleri olan Pirüvik asit ve NADH2 nin uzaklaştırılamayarak ortamda birikmesidir. Ortamda yoğunluğu artan bu iki madde birbirleriyle reaksiyona girerek laktik asiti oluşturur. Laktik asit kolayca difüzyon olarak hücreler arası sıvıya geçer ve uzaklaştırılmış olur.&lt;br/&gt;Görüldüğü gibi bütün fermantasyonlarda oluşan son ürünlerin çoğu organik bileşiklerdir. Enerj</description></item><item><title>DARWİNİZM&quot;İN SONU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?darwinizm-in-sonu-435470.html</link><description>jean b. lamarck: ortaya attığı teori, bilime karşı direnemedi. tüm canlılığın bilinçsiz, amaçsız bir tesadüfler sürecinin ürünü olduğu düşüncesi, bir 19. yüzyıl...</description></item><item><title>BİYOLOJİ - BİTKİSEL ÜRETİMDE ZARARLILAR-LEPİDOPTERA-CHLORİDEA OBSOLETA (NOCTUİDAE)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-bitkisel-uretimde-zararlilarlepidopterachloridea-obsoleta-(noctuidae)-423972.html</link><description>bitkisel üretimde zararlılar-lepidoptera-chloridea obsoleta (noctuidae)</description></item><item><title>CANLILARDA SOLUNUM SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilarda-solunum-sistemleri-376698.html</link><description>CANLILARDA SOLUNUM SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyolojik çevreyle, yardımcı organlar arasında yapılan gaz alış verişine &quot;dış solunum&quot; denir. Canlı organizmalar soluk alma ile gaz veya suda çözünmüş haldeki oksijeni alıp, ile karbondioksiti dışarı atarlar. Oksijen kullanılarak organik moleküllerin kimyasal bağlarındaki enerjinin serbest hale gelmesine hücresel solunum denir. Hücrenin kendisinin kan ya da diğer vücut dokuları aracılığı ile yaptığı solunuma da &quot;iç solunum&quot; diyoruz. Solunum tüm organizmalarda gece gündüz devam eden hayatsal bir olaydır. &lt;br/&gt;Bitkilerin çevre ile gaz değişimini yapan özel organları yoktur. Hava, yapraklardaki gözeneklerden ve dış yüzeyden difüzyonla girer ve çıkar. Oksijenin bir kısmı suda erimiş halde odun borularıyla taşınır.&lt;br/&gt;Doku hücrelerinde oksijen, enerji üretmek için harcanır. Dokulardaki CO2 konsantrasyonu dış çevredeki havadan fazla ise CO2 difüzyonla havaya verilir. Gündüzleri yeşil bitkilerde ile solunum olguları beraberce gerçekleşir. Fakat üretilen O2, CO2 den fazladır. Fotosentezde üretilen oksijenin bir kısmı bitkinin solunumunda kullanılır. Gece fotosentez olmadığı için bitki oksijen alıp karbondioksit verir.&lt;br/&gt;SOLUNUM ORGANLARININ YAPI VE GÖREVLERİ&lt;br/&gt;Hayatsal olayları yürütmek için canlılar enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjinin elde edilmesinde oksijen önemli bir rol oynar. Oksijenin çevreden taşıma ortamına geçişi ise deri, solungaç, trake boruları ve akciğerlerle gerçekleşir. Solunum organları gaz geçişimini kolaylaştırmak için geniş yüzeyli ve ince duvarlıdır. Oksijen ve karbondioksitin suda eriyebilmesini sağlamak için de nemli tutmaları ve bol kan almaları gerekir.&lt;br/&gt;Solunum sistemlerinin diğer bir ortak özelliği de dış çevreyi hücrenin iç çevresinin yanına getirmeleridir.&lt;br/&gt;1.Hücre ve deri solunumu : Paremesyum, amip, hidra, sünger, sölentere, yassı ve yuvarlak solucanlarda difüzyonla yapılan gaz alış verişi yeterlidir. Kompleks canlılar da ise bütün hücrelerin O2 den faydalanması gerekir. Kurbağalarda larva evrelerinde solungaç, ergin evrelerinde deri, akciğer solunum organı olarak iş görür.&lt;br/&gt;Yer solucanı ve planaryalar nemli hücre zarları veya vücut çeperleriyle oksijeni havadan ; toprak tabakaları arasındaki boşluklardan ya da sudan erimiş olarak alırlar. Karbondioksiti difüzyonla verirler. Yassı solucanlarda da gaz alış verişi vücut yüzeylerinden difüzyonla olur.&lt;br/&gt;          2.  Solungaç solunumu : Solungaçlar, suda çözünmüş haldeki oksijeni alabilen havadaki serbest oksijenden faydalanamayan yapılardır. Çok sayıda kılcal kan damarı kapsayan, ince duvarlı, çok geniş dış yüzeyleri olan solungaç iplikçiklerden oluşurlar.&lt;br/&gt;     Sudaki erimiş halde bulunan oksijen miktarı, suyun sıcaklık derecesine bağlıdır. Solungaç epitelinden oksijen kılcal damara geçer. Karbondioksit difüzyonla suya verilir. Kurbağa larvası, semender larvası, bazı deniz solucanları yumuşakçalardan midye, mürekkep balığı, salyangoz, kabuklu eklembacaklılar (karides, ıstakoz) ve balıklarda, solungaçlar bağımsız olarak gelişmiş ve evrimleşmiştir.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - VİRÜSLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-virusler-423883.html</link><description>virüsler</description></item><item><title>SİNDİRİM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sindirim-sistemi-357990.html</link><description>Sindirim Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vücutta, besinlerin hücreler tarafından emilip çözüldüğü ve kimyasal dönüşüme uğratıldığı sistem. Ağız, mekanik ve kimyasal sindirimin başladığı yerdir ve kabaca; dişler, dudaklar, dil ve tükürük bezleri olmak üzere dört bölümden oluşur. Dudaklar, besinlerin alınmasını sağlarlar. Dişler, besinlerin parçalara ayrılmasını sağlayan yapılardır. Dil, dişler yardımıyla parçalanmış besinlerin tükürükle karıştırılmasını sağlar ve yutmaya hazır hale getirir. Dil altı, kulak altı, çene altı olmak üzere üç bölgede bulunan tükürük bezleriyse, kuru besinlerin ıslatılmasını sağladığı gibi, ağız içinin kurumasını önleyerek konuşmayı da kolaylaştırır. Yutak, ağızdan gelen lokmaları yemek borusunu iletir. Diğer görevi de burundan alınan havayı küçük dil ve gırtlak yardımıyla soluk borusuna iletmektir. Yemek borusu, yutaktan gelen lokmaları mideye iletir. Yutak ve yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mide, sindirim sisteminin en geniş kısmını oluşturur. Çiğneme, yutkunma ve düşünme, mide duvarındaki bezlerden mide öz suyunun salgılanmasını başlatır. Yine mide duvarında bulunan bazı hücreler mukus salgılar. Midenin her yerine ulaşan bu mukusun görevi mideyi asit etkisinden korumaktır. Mide özsuyunda bulunan ve pasif halde olan pepsinojen enzimi, hidroklorik asitle (HCI) aktif hale getirilir. Pepsin oluşumu proteinlerin sindirimini başlatır. Midede sindirimi başlamış besinler, mide duvarındaki düz kasların kuvvetli kasılıp gevşemesiyle, ince bağırsağın ilk bölümü olan onikiparmak bağırsağına gönderilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnce bağırsak, mideden sonra gelen 3 cm çapında 7,5 m boyunda karın boşluğunda kıvrımlar yaparak kalın bağırsağa kadar uzanan boru şeklinde bir yapıdır. Sindirim sisteminin en önemli bölümüdür. İnce bağırsağın iç yüzeyinde yüzeyi genişleten girinti ve çıkıntılar vardır. İnce bağırsak hücrelerinin oluşturduğu bu girinti ve çıkıntılar villus olarak adlandırılır. Midedeki asitli bulamaç ince bağırsağa geldiğinde, ince bağırsak bezlerinden bir hormon salgılanır. Kana karışan bu hormon, safra kesesi ve pankreası uyararak bu yapıların ince bağırsağa salgı boşaltmasını sağlar. Karaciğer, pankreas ve ince bağırsaktan salınan salgılarla proteinlerin, karbon hidratların ve yağların sindirimi tamamlanır. İnce bağırsakta sindirim sonucunda oluşan besin yapı taşları bağırsak hücrelerinin villusları tarafından emilir. Villuslar tarafından emilen besinler, buradaki kılcal kan damarlarına aktarılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnce bağırsaktan emilen besinler iki yolla dolaşım sistemine taşınırlar. Bunlardan biri kan yoluyla diğeri de lenfler yardımıyladır. İnce bağırsak villusları tarafından emilen glikoz, aminoasit, mineral, vitamin ve su kılcal kan damarlarına, buradan karaciğer toplardamarıyla karaciğere, karaciğerden toplardamarla alt ana toplardamarıyla kalbin sağ kulakçığına taşınırlar. Lenflerle de yalnızca yağ asitleri ve gliserolleri taşınır. İnce bağırsaktaki emilimin ardından geriye kalan maddeler kalın bağırsağa gider. Kalın bağırsakta kimyasal sindirim gerçekleşmez. Canlıların kalın bağırsağına yerleşmiş bakteriler buraya gelen besinlerle beslenirler. Bakterilerin salgıladıkları enzimlerle de selüloz sindirilir. Ancak bu olay yalnızca geviş getiren memelilerin bağırsaklarında gerçekleşir. Kalın bağırsaktaki atıkta, su ve mineraller gibi yararlı maddeler de bulunur. Bu maddeler kalın bağırsak tarafından emildiğinde geriye kalan ve canlı için hiçbir yararı bulunmayan atık maddeler rektuma gönderilir ve oradan da anüsle dışarı atılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sindirim Organları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sindirim sistemini oluşturan organlar, ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüstür. Tükürük bezleri, karaciğer ve pankreas da, salgıladıkları salgılarla sindirim sürecine katılır. Sindirim sistemi besinlerle doğrudan temas eden yüzeylerden oluştuğu için, sindirim organlarının sağlığına özen gösterilmelidir. Özellikle midemizin uzun süre çalışmasını önlemek için, besin maddelerini ağzımızda yeterince çiğnemeye dikkat etmeliyiz. İçinde büyük miktarda asit bulunan içecekler, sind</description></item><item><title>PROSTAT HASTALIĞI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?prostat-hastaligi-396151.html</link><description>Prostat hastalığı&lt;br/&gt;Prostat NedirProstat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür. Prostat bezinin yanından penise giden ve peniste sertleşmeyi kontrol eden bir grup sinir lifleri geçer. Ameliyat sırasında bu sinirler zedelenip sonuçta peniste sertleşme güçlüğü (impotansSon yıllarda bu ameliyat sırasında bu sinirleri koruyucu teknikler geliştirilmiştir. Ancak bu sinirleri koruyucu yöntemlerin uygulanabilmesi tümörün boyutuna ve prostat içerisindeki yerleşimine bağlıdır. Eğer radikal prostat ameliyatı size bir seçenek olarak sunulmuşsa kararınızı verirken bu olasılığı akılda tutmanızda yarar vardır. Ancak, impotans gelişse bile günümüzde bunu değişik yöntemlerle tedavi etmek mümkündür. &lt;br/&gt;ÖdevSitesi.Com&lt;br/&gt;Prostat hastalığı&lt;br/&gt;Prostat NedirProstat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür. Prostat bezinin yanından penise giden ve peniste sertleşmeyi kontrol eden bir grup sinir lifleri geçer. Ameliyat sırasında bu sinirler zedelenip sonuçta peniste sertleşme</description></item><item><title>BİYOLOJİ - FOTOSENTEZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-fotosentez-423736.html</link><description>fotosentez</description></item><item><title>METABOLİZMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?metabolizma-379159.html</link><description>METABOLİZMA &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bazal Metabolizma Hızı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günlük enerji tüketimi, faaliyete , yaşa , cinsiyete, ağırlığa, vücut iriliğine ve hormonal          duruma bağlı olarak kişiler arasında değişiklikler gösterir.Metabolizma hızı,kişinin son yemeği- ni yedikten en az 12 saat sonra tam dinlenme halinde uzanırken ve özel koşullar altında alınır.  Bu koşullar altında kalbin çalış- ması soluk alıp vermek,sinir impulslarının iletimi vücut sıvıları- nın ve sıcaklık derecesinin sabit tutulması için enerji tüketilir. Herhangi bir besin almadan ve  kas hareketi yapmadan sadece canlılığını korumak için tüketilen enerji miktarına bazal bozun- ma hızı denir.Genç ve yetişkin bir erkek için bazal metaboliz- ma hızı yaklaşık olarak günde  1600 kaloridir, kadınlarınki % 5 kadar daha düşüktür.Başka bir deyişle,  ergin insan 24 saat ye- mek yemeden hareket etmeden yatakta kalacak olursa canlılığını koruyabilmesi için 1600 kalo-  riye gereksinme duyar.Değişik insanlarda binlerce kez bazal metabolizma hızı saptandıktan son- ra belli bir yaş, cins yada vücut bölgesi için normal bazal metabolizma hızı gösteren tablolar dü- zenlenmiştir.Metabolizma hızı ağırlık ve boydan yararlanarak hesaplanabilen vücut yüzeyi ile orantılıdır.Normal genç bir insan saatte bir metrekare vücut yüzeyi 40 kalori tüketir.    &lt;br/&gt;Kimyasal reaksiyonların hızları sıcaklık yükseldikçe arttığı için,vücut sıcaklığının bir derece yükselmesi halinde bazal metabolizma yaklaşık olarak % 5 oranında artar.Bu,yüksek  ateşli hastalarda vücudun kilo kaybetmesi nedenini açıklar.&lt;br/&gt;Bir kişinin bazal metabolizma hızı doğrudan doğruya dışarı verdiği sıcaklıktan yararla- narak ölçülebilir.Bu kişi,ısı kaybı önlenmiş,etrafı su ile çevrili bir odacığa yerleştirilir,odacığın  havasında ve suda artan sıcaklık derecesi tayin edilir.Daha basit bir ölçme yöntemi de,kişinin kı- sa bir zaman aralığı içinde tükettiği oksijen miktarını tayin etmektir.Enerjinin salınması ve sı- caklık üretimi glikoz ve başka besinlerin oksidasyonuna bağlı bir iş olduğu için,üretilen sıcaklık miktarı,tüketilen miktarına göre hesaplanabilir.&lt;br/&gt;Enerji gereksinmeleri. Bir insan 24 saat yatakta kalır ve besin alırsa yaklaşık olarak 1800 kalori tüketir.Ek olarak tüketilen 200 kalori sindirim kanalının kaslarının hareket etmesi, sindi- rim özsuyunun sentezlenmesi ve salgılanması, ve sindirim ürünlerinin aktif alanı için geçerlidir. Sakin bir hareket geçiren insan bir günde 2500 kalori,ağır kas hareketleri yapan insan bir gün- de 6000 ya da daha fazla kalori harcar.Yetişkin  çoğu aldıkları ve harcadıkları kalori değeri ara- sında bir denge sağladığı için vücut ağırlık- ları yıllarca belirgin şekilde sabit kalır.Orta yaşlı in- sanlarda,bedensel faaliyette bir gerileme olduğu,iştahta bir değişme olmadığı için,kilo almaya  doğru bir eğilim vardır.Gereksinme duyulan enerji miktarından günde 10 kalori fazla alınması bir yılda vücut ağırlığının  ı/2-1 kilo artmasına neden olur.günlük enerji gereksinmesinin üzerin- de kalori alındığı zaman fazlalık vücutta depo edilir.Bunlardan ilk kullanılan karaciğer ve kas- larda glikojen halinde depo edilen karbonhidratlardır.Bundan sonra yağlar,yağ depolarından  çekilerek enerji sağlamak amacıyla metabolize eder.Orta büyüklükte bir erkek yaklaşık olarak 9 kilo kadın 11 kilo depo edilmiş yağa sahiptir.Depo edilmiş yağlardan sağlanan enerji hayatı 5 ila 7 hafta sürdürmeye yeter.Sonunda hücreler iskelet kaslarından başlamak ve bundan sonra yürek,iç organlar gelmek üzere ölüme kadar kendi enzimlerini ve yapısal proteinleri metabolize eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hücresel Yakıtlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbonhidratlar. Şekerler ve nişasta insanın günlük besini içindeki başlıca enerji kaynak- ları olmakla beraber vücut için temel besin maddeleri sayılmaz.Biz,protein ve yağ karışımların- dan da enerji sağlayabiliriz.Karbonhidrat bakımından zengin olan besin maddeleri genellikle  ucuzdur.Bu ekonomik faktör kişinin besinindeki karbonhidrat oranının tayin eder.Portakalgil- lerdeki sitrik asit,elma ve domateste bulunan malik asit enerji kaynağı olarak kullanılabilir.&lt;br/&gt;Yağlar. Katı ve sıvı yağlar sadece karbonhidrat ve proteinlerin iki katından fazla enerji sağladıkları için değil, bu maddelerden daha düşük oranda su içerdikleri için en yoğun besin maddelerinin olarak kabul edilir.Bunlar öteki besinlere göre daha ağır sindirilir ve emilir.Bu ne- &lt;br/&gt;denle insan yağ bakımından zengin bir besin aldıktan sonra,protein ve karbonhidratça zengin bir besinden sonra olduğu kadar çabuk acıkmaz.&lt;br/&gt;Yağlar hidrolize edildiği zaman gliserin ve yağ asitle</description></item><item><title>BİYOLOJİ - VİRÜSLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-virusler-424102.html</link><description>virüsler</description></item><item><title>BÖCEKLERLE MÜCADELEDE BİYOTEKNİK VE BİYOLOJİK YÖNTEMLERİN KULLANIMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?boceklerle-mucadelede-biyoteknik-ve-biyolojik-yontemlerin-kullanimi-444804.html</link><description>BÖCEKLERLE MÜCADELEDE BİYOTEKNİK VE BİYOLOJİK YÖNTEMLERİN KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Böceklerle mücadelede bu güne kadar uygulanan kimyasal yöntemlerin direkt doğal dengeyi bozucu nitelikte olduğu artık kaçınılmaz bir gerçektir. Öyle ki, zararlı bir böceği kimyasal yöntemlerle yok etmek isterken onunla birlikte yabani hayatı yani, kuşları faydalı böcekleri faydalı yabani memeli türler gibi tüm canlılara hatta insanlar dolaylı veya direkt yolla zararlı olunabilmektedir. Oysa ki zararlı böceklerin çeşitli tuzaklarla yakalanmasında uygulanan biyoteknik yöntemler ve kendi predötörlerinin kullanılarak doğaya ve insanlığa zarar vermeksizin zararlının populasyon miktarını düşürmek mümkündür. Bu çalışmada literatürel ve bazı orman böceklerinde uyguladığımız feromon tuzaklarından aldığımız olumlu sonuçlar göz önünde bulundurularak diğer mücadele etme yöntemleri verilmeye çalışılmıştır.&lt;br/&gt;Anahtar kelimeler : Biyoteknik, Biyolojik Savaş, Orman, Böcek, Kuşlar.&lt;br/&gt;ORMANCILIKTA UYGULANABİLECEK BİYOTEKNİK YÖNTEMLER&lt;br/&gt;Zararların biyoloji, fizyoloji ve davranışları üzerinde etkili olan bazı yapay veya doğal maddeler kullanarak normal özelliklerini bozmak suretiyle uygulanan yöntemlere biyoteknik yöntemler adı verilir. Bu amaca ulaşmak için feroman tuzak sistemleri veya cezbediciler, yumurtlamaya mani olucular, uzaklaştırıcılar, beslenmeyi engelleyiciler, kısırlaştırıcılar, gelişmeyi düzenleyiciler, gelişmeyi engelleyiciler ve kısır böcek salma yöntemi gibi bazı doğal veya sentetik bileşik ve yöntemlerden yararlanılır. (1)&lt;br/&gt;Feroman veya çeşitli cezbedicilerle yapılan kitle halinde tuzakla yakalama yönteminin uygulanmasında feroman tuzakları, bezi tuzakları ve visuel tuzaklar kullanılır. En yaygın kullanılan tuzaklar ise feroman tuzaklarıdır.(1)&lt;br/&gt;Feroman Tuzakları&lt;br/&gt;Birçok böcek neslini devam ettirmek için çiftleşmek zorundadır. Böceklerin buluşmalarını sağlayan nedenlerden en önemlisi de böceklerin salgıladıkları feromonlardır. Böcek tarafından dış çevreye salgılanıp hususi bir reaksiyon meydana getiren ve aynı türün fertleri tarafından hissedilen maddelere feromon denir. Kimyasal bileşikler olan bu salgı maddelerine ektohormon adı da verilmektedir.(2)&lt;br/&gt;Türler içerisinde kimyasal haberleşmeleri belirlemeye yarayan feromonlar, birçok böceklerin cinsel ve sosyal düzenlerinde büyük rol oynarlar. Kabuk böcekleri (Scolytidae)&quot;nin tüm türleri, toplama ve bir arada bulunma (Aggregation) feromonu üretirler. Bu maddenin Kabuk Böceklerinin sosyal davranışlarında iki fonksiyonu vardır: Primer olarak, uygun kuluçka materyalinin bulunarak belirlenmesi ve topluca işgal edilmesine hizmet eder. Sekonder olarak da toplamanın başarılmasından sonra, erkek ve dişilerin birbirlerini bulmasına yarar. Bu gibi maddeler, daha ziyade &quot;populasyon çekici&quot; feromonlar olarak tanımlanırlar ve monogam türlerde (Xyloterus lineatus gibi) dişi, polygam türlerde ise (Tüm Ips türleri) erkekler tarafından üretilir.(4)&lt;br/&gt;Bir feromon tuzağından beklenen en önemli özellik, ömrü süresince feromonu en etkili miktara yakın oranda ve sürekli olarak dışarı yaymasıdır.(1)&lt;br/&gt;Bir feromon tuzağı, feromon emdirilmiş preparat ve yakalama tuzağından oluşur.(Şekil 1,2)&lt;br/&gt;Visuel Tuzaklar (Renk Tuzakları)&lt;br/&gt;Sarı yapışkan görsel tuzaklar Kiraz sineği (Rhagoletis cerasi L.), Akdeniz meyve sineği (Ceratitis capitata Wied.), Zeytin sineği (Bactrocera oleae Gmel.), Beyaz sinekler (Aleyrodidae), Cüce ağustos böcekleri (Cicadellidae), Yaprakbitleri (Aphididae) ve Yaprak galerisinekleri (Agromyzidae) gibi zararlılarla savaşta önemli bir yere sahiptir.&lt;br/&gt;Tuzak materyali olarak değişik dalga boylarıyla renk yoğunluk ve parlaklıklarına sahip sarı renkli plastik, pleksiglas veya fiberglas levhalar yada mumlu karton yüzeyler tercih edilmektedir. Ayrıca poliviniklorür veya metal borular da istenilen renkte boyamak koşuluyla bu amaçla kullanılabilir. Levhaların boyutlarının tuzak etkinliği üzerine etkili olduğu çok sayıda araştırmada ortaya konmuştur. 15X20cm. boyutlarında kesilmiş levhalar dünyada olduğu gibi Türkiye&quot;de de yaygın o</description></item><item><title>SOLUNUM SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?solunum-sistemi-419866.html</link><description>besin öğelerinin hücrelerde yakılabilmesi için gerekli olan oksijen dış ortamdan solunumla alınır. alınan hava içindeki oksijenle hücrelerdeki besin maddeleri yakılarak enerji sağlanır.&lt;br/&gt;besin maddelerinin hücrelerde oksijenle yakılması sonucu, enerji ile birlikte su ve karbon dioksit de oluşur. karbon dioksit gazı, solunumla vücuttan dışarı atılır.&lt;br/&gt;hücrelerimizde gerçekleştirilecek solunum olayı için gerekli oksijeni dış ortamdan alan ve karbon dioksitin dış ortama verilmesini sağlayan sisteme solunum sistemi denir.&lt;br/&gt;solunum sistemimizi oluşturan organlar; burun, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerdir. yutak ve deri, solunuma yardımcı organlardır.</description></item><item><title>DROSOPHİLA MELONOGASTER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?drosophila-melonogaster-362762.html</link><description>rosophila melonogaster halk arasında sirke sineği olarak bilinir.Boyutu 3                 e       mm&quot;dir ve genelde bozulan meyvelerin üzerinde birikir.   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Drosophila melonogaster&quot;in avantajları ve dezavantajları nelerdir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Drosophila melonogaster gelişmiş canlıları anlamada kullanılan bir model organizmadır.&lt;br/&gt;Drosophila melonogaster üzerinde birçok araştırmacı geçmişten bu yana araştırmalarını sürdürdüğü için bugün bu organizma akındaki bilgiler gelişmiştir. Drosophila&quot;nın küçük bir hayvan olması,kısa hayat döngüsü,ucuz üretilmesi ve saklanmasın kolay olması pek çok araştırma için bir avantajdır.Genetik çalışmalarda Gen dizisinin tanınması ve karakterize edilmesi  tercih sebebidir.Ayrıca Drosophila melonogaster&quot;in küçük bir genom hacmine sahiptir ve mutasyonların incelenmesi kolaydır.Dezavantajı ise mutant populasyondaki eklemeli mutasyonların bazen bazı fenotiplerin kaybolmasına sebep olmasıdır, bu yüzden araştırma labarotuvarlarında orijinal fenotiplere sahip bireyleri veya bunların dondurulmuş yumurtalarının saklanması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Drosophila melonogaster genellikle genetik çalışmalarda kalıtımın kurallarının incelenmesi için kullanılır.Drosophila X-Y eşey gonozomlarına ve 2, 3, ve 4, otozoma sahiptir yani 2n=8&lt;br/&gt;Kromozom taşır.Genomu 165 milyon baz taşır ve 14000 gen taşıdığı tahmin edilmektedir.DNA dizisi hemen hemen 2000 yılında tamamlanmıştır ve bilgilerinin analizi yapılmıştır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;. Embriyonik gelişim &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Drosophila melonogaster eşeyli üreme gösterir ve bireyler eşey bakımından dioiktir.Dişi Drosophila melonogastr&quot;in meydana getirdiği yumurtanın erkek bireyin meydana getirdiği sperm ile döllenmesi ile gelişimi başlar.Olgun yumurtanın içinde döllenmeden önce özel molekuler gradiyentler oluşur.Döllenmiş yumurtada anne ve babadan gelen iki atasal özellik çekirdek döllenerek 2n kromozoma sahip zigotu oluştururlar.Zigot arka arkaya dokuz tane bölünme geçirerek &quot;sinsitiyumÃ© denilen yapıyı oluşturur;fakat bu sırada sitokinez gözlenmez.Bu bölünmeler /sırasında yedinci bölünme sonrası bazı çekirdekler kuyruk(polar //uca) göç ederek burada bölünür ve yumurta çevresinde bir //tman oluştururlar.Daha sonra ise geriye kalan hücrelergöçer ve 1sinistral blastodermi&quot;oluştururlar:çekirdekler en son 4 kez daha bölünerek her biri çevresinde mebran oluştururlar ve somatik hücreleri meydana getirirler, bu  somatik &lt;br/&gt;hücrelerin yaklaşık 4000 tanesi  ise hücresel blastodermi oluşturmak üzere farklılaşırlar.vucut yapılarını izleyen gelişim gelişim ise iki olayla ilişkilidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Molekullerin iki gradiyantı oluşur birisi yumurtanın anteriör-pasterior ekseni boyunca &lt;br/&gt;2-geç embriyolarda segmentler oluşur ve embriyonun nterior ve pasterior ekseni boyunca uzun bantı bir örtü oluşturur.Embriyoni segmentleeden segment dene yapılar gelişir.&lt;br/&gt;*Yumuretada ki gradiyentlerden Drosophila&quot;nın segmentleri oluşur ve bu segmentlerde daha sonra vücut parçalarını verirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Drosophila melonogastre&quot;in gelişimi sperm ile yumurtanın birleşmesi ile başlar. Yumurtadan 1 gün sonra ilk sebaat evresi başlar ve yumurtadan  çıkan yavruda kanat,göz,testis ve yumurtalık oluşumu başlamıştır.Yaklaşık iki gün sonra ise larva ikinci evresine geçer ve bu sırada ilk larval deri değişimi başlamıştır ve bireyde hızlı mitotik bölünmeler devam etmektedir. &lt;br/&gt;İkinci larval evreden yaklaşık iki gün sonrada üçüncü larval evre başlar ve&lt;br/&gt;üçüncü larval evrede Tükürük bezlerinin ve ganglionların gelişimi İzlenebilir.İkinci kez tüyler dökülür Bu sırada biz larvanın besiyerinde hareket ettiğini görebiliriz ve larvamızın kabuğu hafif kahverengimsidir.&lt;br/&gt;Lavramz üçüncü larva dönemini tamamladıktan 2 gün sonra ise upa dönemine başlar ve pupa evresi başladıktan yaklaşık 49 saat sonra organlar iyice belirginleşmiiştir ve ilk kez göz pigmentinin oluşumu izlenebilir.Pupa evresinin sonlarına doğru ısık atında sinekler iyice ayır edilecek özelliğe gelmişlerdir.Pupadaki sinek ise pupa oluşumu gözlendikten sonra metomorfoz geçirerek olgun bireyi oluşturur.ergin birey 8-10 saat içerisinden eşeysel olgunluğa</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kan-423542.html</link><description>kan</description></item><item><title>İNTERFERON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?interferon-388175.html</link><description>İNTERFERON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnterferon, virüslere karşı bir savunma tepkisi olarak vücut hücreleri tarafından üretilen, birbirine yakın birkaç proteinin adı. Virüslerin hücre içinde çoğalmasını önleyen interferonlar, vücudun en hızlı üretilen ve bu tür organizmalara karşı en önemli olan savunmadır. Virüs enfeksiyonlarının pek çoğunun insanlarda yaşamsal tehlike yaratmaması, aslında interferonların etkisinin sonucudur.&lt;br/&gt;Bütün omurgalı hayvanlar ve olasılıkla da omurgasızlardan bazıları interferon üretir. İnteferon ancak hücrelerin bir virüs ya da başka bir yabancı madde tarafından uyarılması sonucu üretilir; buna karşılık interferon virüslerin doğrudan doğruya çoğalmasını engellemez. Bir hücrenin virüs saldırısına uğraması, interferon üretimine ilişkin depo edilmiş bilgiyi taşıyan DNA&quot;sındaki bir geni etkin duruma getirir; hücre bir saat kadarlık bir süre içinde çok küçük miktarlarda interferon üreterek salgılamaya başlar. Bu interferonun uyardığı çevredeki öbür hücreler, protein sentezi süreçlerini, virüsün hücrelerin içinde artık bölünemeyeceği bir biçimde değişikliğe uğrataran proteinler üretir. Bunun sonucu, virüsün hücre içinde daha fazla üremesi engellenir. Hayvanlarda virüs hastalıklarının çoğunun doğal olarak iyileşmesi ile interferon arasında önemli bir nedensel ilişki saptanmıştır.&lt;br/&gt;Üç ayrı interferon tipinden hangisinin üretileceğini, interferon üreten hücrenin tipi ile interferon üretimini uyaran virüs tipi belirler. Alfa ve gamma interferonlar esas olarak, bir akyuvar tipi olan lenfositler tarafından üretilirken, beta interferonlar vücut hücrelerinin çoğu tarafından üretiliyor olabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Barbaros Üsekes&lt;br/&gt;      1-B 2074&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İNTERFERON&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnterferon, virüslere karşı bir savunma tepkisi olarak vücut hücreleri tarafından üretilen, birbirine yakın birkaç proteinin adı. Virüslerin hücre içinde çoğalmasını önleyen interferonlar, vücudun en hızlı üretilen ve bu tür organizmalara karşı en önemli olan savunmadır. Virüs enfeksiyonlarının pek çoğunun insanlarda yaşamsal t</description></item><item><title>İNORGANİK BİLEŞİKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?inorganik-bilesikler-344336.html</link><description>CANLILARDAKİ  İNORGANİK   BİLEŞİKLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlılar  yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli olan mineral, tuz,su  gibi inorganik molekülleri dışarıdan alırlar. Canlıların dışardan aldıkları bu moleküllere inorganik bileşik denir. Bu bileşikler ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           1-Su &lt;br/&gt;           2-Asit - Baz ve Tuzlar &lt;br/&gt;           3-Minerallerdir &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; 1-SU&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;          Vücudumuzun en önemli maddelerinden biridir. Genel olarak organizmaların vücutlarının %70&quot;i sudur. Su oranı dokulara ve canlıya göre değişir. Örneğin; insanda su yüzdesi kemikte %20  beyin hücrelerinde %85&quot;tir. Bütün hücreler bir sulu çözeltide bulunur. Canlı vücudunda su birçok işleve sahiptir. Suyun en önemli grevi ise fotosentezle besin yapımıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         CO2   + H2O  Besin + O2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SUYUN  ÖNEMİ&lt;br/&gt;            &lt;br/&gt;1-Kimyasal tepkimelerde iyi bir çözücüdür.&lt;br/&gt;2-Madde taşınmasını sağlar. (Kanın %90&quot;ı sudur)&lt;br/&gt;3-Metabolizma olaylarını hızlandırır. Enzimler sulu ortamlarda  etkindirler.&lt;br/&gt;4-Vücut için zararlı olan artık maddelerin seyreltilmesi  ve vücuttan atılmasını sağlar.&lt;br/&gt;5-Besinlerin sindiriminde parçalayıcı görev yapar. &lt;br/&gt;6-Vücut ısısını düzenlemede faydalı olur.&lt;br/&gt;7-Yağlayıcı olarak da suyun öneli özelliği vardır. Organların birbirine sürtünerek  aşınmasını sıvı ortam önler. Kemiklerin eklem yerlerindeki sıvı ortamda su vardır.&lt;br/&gt;8-Suyun katısı sıvısından daha az yoğunluktadır. Bu nedenle suda yaşam mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-ASİT - BAZ VE TUZLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; ASİTLER   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Suda çözününce   Hidrojen  ( H ) çıkaran bileşiklerdir. Turnusol kağıdını maviden kırmızıya çevirirler.tatları ekşidir.&lt;br/&gt;         HCL (hidroklorik asit) , H2 SO4   (sülfürik asit)  inorganik asitlerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAZLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;         Suda çözününce (OH) iyonu çıkaran bileşiklerdir. Turnusol kağıdını maviye çevirirler. &lt;br/&gt;        NaOH (sodyum hidroksit) ve KOH (potasyum hidroksit) inorganik bazlardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Bir sıvının asitlik ve bazlık derecesi  pH terimi ile ifade edilir. pH, hidrojen iyon konsantrasyonunun eksi logaritmasıdır. Bir çözeltinin  H  iyon yoğunluğu ile  OH   iyonu yoğunluğu eşit ise çözelti  nötrdür ve pH  derecesi 7&quot;dir.  pH derecesi 7 den küçük olan çözeltiler asit  (0-7) ,  pH derecesi 7 den büyük olan çözeltiler baziktir  (7-14).  Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi için ortam pH değerinin belli sınırlar içinde tutulması gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                            Kuvvetli asit                        Nötr                               Kuvvetli baz     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                            Asitlik artar                                    Bazlık artar                            &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ASİT VE BAZLARIN ÖNEMİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-Canlıda gerçekleşen  reaksiyonların yürütücüsü enzimler  belirli bir  pH  derecelerinde  etkinlik gösterirler. pH derecesindeki en küçük değişiklik büyük olumsuzluklar yaratabilir. Bu sebeple pH derecesinin sabit kalması gerekir. Bunun için insanda özel yapılar bulunur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Asitlerle bazların birleşmesinden  tuzlar  oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TUZLAR &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          HCI + NaOH                   NaCI + H2O   ile gösterilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TUZLARIN ÖNEMİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          İnorganik tuzlar hücreyle çevresi arasındaki su alış verişinde önemli rol oynar. Eğer hücre içinde tuz oranı yüksekse hücreye su girer. Hücre dışındaki tuz oranı yüksekse hücre su kaybeder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-MİNERALLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Vücudumuzun kendi kendine oluşturamadığı su ve besinler yoluyla aldığımız inorganik tuzlardır. Bunlar vücutta ya tuz halinde bulunur ya da organik maddelerin  (yağ,  protein, karbonhidrat  vb.)  yapısına katılır. . Mineraller sağlıklı yaşam için gereklidir. Onlar olmadan vücut yaşaması için gerekli fonksiyonları sağlıklı bir şekilde sürdüremez. Sağlığımız için çok önemli olan 15ten fazla  mineral vardır. Bunlardan bazıları ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KALSİYUM :&lt;br/&gt;Sağlıklı vücut yapısı için gerekli önemli minerallerden biridir. Bu mineral büyük oranda vücudumuzdaki kemiklerde bulunur. Eksikliği yüksek oranlara vardığında diş ve sırtta ağrılar,kemiklerde zayıflama, çatlama ve kolay kırılma görülür. Vücuttaki kalsiyum miktarı sadece kemikler için önemli değildir. Aynı zamanda vücuttaki bütün fonksiyonla</description></item><item><title>VİTAMİNLER :</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vitaminler--389026.html</link><description>VİTAMİNLER    :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaşamımızı sağlıklı bir şekilde sürdürmek için dengeli bir beslenmeye ihtiyacımız vardır. Dengeli bir beslenme esansiyel ve sağlıklı bir yaşam için zaruri olan vitaminlerin kaynağı olan yiyecekleri ihtiva eder. Son zamanlarda insanlar değişik sebeplerden dolayı dengeli bir şekilde beslenememektedir. Ek olarak fast food gıdalarla beslenme ve bunların hazırlanma metotlarından kaynaklanan nedenlerle biz yediğimiz gıdalardan aldığımız vitaminleri azaltmış bulunuyoruz. Eğer siz beslenmenizle ve sağlıklı vitaminlerle ilgileniyorsanız bu ihtiyacınızı yiyeceklerin dışındaki ürünlerle takviye etmek zorundasınız. Vitamin tabletleri kullanmayı sağlıklı yaşam için beslenme sigortası olarak düşünün.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN A :&lt;br/&gt;Yağda çözünen bir vitamindir,fazlası genellikle karaciğerde depolanır. Sağlıklı cilt,saç ve kemik ile iyi bir görüş için gereklidir. Diş ve dişetinin sağlıklı bir yapıda kalmasına yardım eder. Vitamin B, D, E,kalsiyum, fosfor, ve çinko ile birlikte çalışır. Vitamin C ile oksidasyondan korunmalıdır. Sağlıklı kalmamız için gerekli esansiyel vitaminlerden biridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN B-1 (TİAMİN) :&lt;br/&gt;Suda çözünen bir vitamindir. Tiamin olarak bilinir ve karbonhidratların enerjiye dönüşmesine yardım eder. Sinir sistemine yararlı etkileri olduğundan moral vitamini olarak bilinir. Vitamin B-1 sindirime yardımcı olur ve büyümeyi destekler. Sebzelerin pişirilmesi,alkol,kafein ve antiasid gibi etkenlerle Vitamin B-1 azalabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN B-2 (RİBOFLAVİN) :&lt;br/&gt;Suda kolayca çözünüp absorbe olabilen bu vitamin sağlıklı cilt,doku yenilenmesi,yağ protein ve karbonhidratlardaki enerjinin kullanılabilir hale dönüşmesi için gereklidir. Vitamin B-2 aynı zamanda oksijen kullanımı,sağlıklı antikorların ve kırmızı kan hücrelerinin oluşumuna da yardım eder. Ayrıca göz sağlığı ve görüş yeteneği için de çok önemli bir vitamindir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NİASİN / NİASİNAMİD :&lt;br/&gt;Vitamin B-3 olarak da bilinir ve suda çözünür. Yağ,protein ve karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesinde rol oynar. Beyin fonksiyonları,sağlıklı cildin korunması ve sindirim sistemi için önemli bir vitamindir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN B-6 (PRİDOKSİN) :&lt;br/&gt;Suda çözünen bu vitamin diş ve dişeti sağlığının korunması,kan hücreleri,sinir sistemi fonksiyonlarının sağlıklı işlemesi için gereklidir. Vitamin B-6nın yağlar,proteinler ve karbonhidratlardaki enerjinin vücutta kullanılabilir hale getirilmesinde çok büyük önemi vardır. Vücut sağlığı için gerekli esansiyel vitaminlerden biridir. Antikorların oluşumuna yardımcı olarak vücudun korunmasını sağlar. Aynı zamanda vücuttaki sodyum ve potasyumun dengede kalmasını sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİOTİN :&lt;br/&gt;Suda çözünen bu vitamin cild ve dolaşım sisteminin sağlığı için gereklidir. Yağların ve proteinlerin yıkımı için de gerekli olan bir vitamindir. Sağlıklı saçın gelişiminde önemli bir rol oynar. Sağlıklı bir beslenmede yer alması gereken esansiyel bir vitamindir ve diğer B-grubu vitaminleri ile birlikte çalışır. Cildin sağlıklı kalabilmesi biotin miktarına bağlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN B-12 (SİYANOKOBALAMİN) :&lt;br/&gt;Vücuttaki en önemli rolü kırmızı kan hücrelerinin gelişmesi ve çoğalmasında etkili olmasıdır. Özellikle sinir sistemi fonksiyonlarının devamı için gereklidir. Diğer B-grubu vitaminleri gibi Vitamin B-12 de yağ,protein ve karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesinde etkilidir. Bu esansiyel vitamin aynı zamanda konsantrasyon,denge ve hafıza için de çok önemlidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN C (ASKORBİK ASİD) :&lt;br/&gt;Suda çözünen ve vücut sağlığı için gerekli olan esansiyel vitaminlerden biridir. Koruyucu vitamin olan Vitamin C; hücreleri korur ve dokuların dış etkenlerden zarar görmesine engel olur. Vitamin C vücudun enfeksiyonlara karşı direncini arttırır. Aynı zamanda yaraların iyileşmesi, diş ve dişeti sağlığı için de önemlidir. Vitamin C kan damarlarını güçlendirir.&lt;br/&gt;Vücudun tüm organlarının ve salgı bezlerinin fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için Vitamin C gereklidir. Sigara içen,stres altında olan,alkol kullanan ve ileri yaştaki insanlar daha yüksek oranda Vitamin Cye ihtiyaç duyarlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN K :&lt;br/&gt;Yağda çözünen bu vitamin kanamaya karşı etkilidir. Yoğurt,yumurta ve lifli yeşil sebzelerde bulunur. Kanı pıhtılaştırıcı faktörlerin oluşumu için gereklidir. Böylece iç kanama doğal olarak kontrol edilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VİTAMİN D :&lt;br/&gt;Yağda çözünen bu vitamin &quot; Güneş Vitamini &quot; olarak bilinir. Kalsiyum ve fosfor absorbsiyonunu arttırarak kemikleri ve dişleri güçlendirir. Vitamin D beslenme ve güneşten sağlanan gerçek bir kazançtır. Vitamin A ile birlikte çalışır. Sağlıklı kemik ve dişl</description></item><item><title>BİTKİDE FOSFOR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkide-fosfor-453211.html</link><description>BİTKİDE FOSFOR ( P ) ANALİZİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosfor Analizinin Esası:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin bünyelerinde bulunan fosforun belirlenmesinde Molibdofosforik Mavi Renk Yöntemi ve Vanadomolibdofosforik Sarı Renk Yöntemi olmak üzere 2 farklı yöntem kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Molibdofosforik Mavi Renk Yöntemi; mineral topraklarda bitkilere yarayışlı olan fosforu bulmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde analiz için SnCl2 çözeltisi kullanılır.&lt;br/&gt;Bizim laboratuarda maydanoz bitkisi için yaptığımız fosfor analizinde kullandığımız Molibdofosforik Sarı Renk Yöntemi&quot;nde ise barton çözeltisi analiz için kullanılmaktadır. Bu yöntem toprak ve organik materyallerde fosfor tayini için kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yöntem:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Analiz yöntemi olarak Molibdofosforik Sarı Renk Yöntemi kullanıldığı yukarıda belirtilmişti. ; bu yöntem için yaş ya da kuru yakma işlemi yapılmış; kuru ve öğütülmüş bitki örnekleri ile hazırlanan çözeltiden 1 ml. alikot alınır. Daha sonra bu alikot üzerine 1 ml barton çözeltisi ve 8 ml. redestile saf su ilave edilerek 10 ml.&quot;ye tamamlanır.Hazırlanan bu analiz çözeltisinin 10 dakika kadar renginin sabit hale gelmesi beklenir ve rengi sabitleştikten sonra 430 nm.&quot;de spectrophotometre (spektofotometre ) aleti ile analiz yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hesaplamalar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Std. Seri100 ppm StokBartonRdst. SuA.O.D.D.A.O.D.&lt;br/&gt;  0 ppm0,0 ml1 ml9,0 ml00,00,000&lt;br/&gt;  1 ppm0,1 ml1 ml8,9 ml18,80,032&lt;br/&gt;  2 ppm0,2 ml1 ml8,8 ml33,80,083&lt;br/&gt;  3 ppm0,3 ml1 ml8,7 ml56,00,122&lt;br/&gt;  4 ppm0,4 ml1 ml8,6 ml74,00,165&lt;br/&gt;  5 ppm0,5 ml1 ml8,5 ml87,50,207&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanık(AOD): 0,012Örnek (AOD): 0,181&lt;br/&gt;D.A.O.D.= Örnek ( AOD ) - Tanık ( AOD )S.F.1  =  50 / 0,5  =  100&lt;br/&gt;D.A.O.D.=  0,181 - 0,012S.F.2  =  10 / 1     =  10&lt;br/&gt;D.A.O.D.=  0,169S.F.T  =  S.F.1  X  S.F.2&lt;br/&gt;S.F.T  =  100 X 10  =  1000&lt;br/&gt;I.Yol:&lt;br/&gt;P ppm=  K.F.  X  S.F.T  X  D.A.O.D.&lt;br/&gt;K.F.    =  [ ( 1 / 0,032 ) + ( 2 / 0,083 ) + ( 3 / 0,122 ) + ( 4 / 0,165 ) + ( 5 / 0,207 ) ] / 5&lt;br/&gt;K.F.    =  25,7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P ppm=  K.F.  X  S.F.T  X  D.A.O.D.% P = P ppm / 10000 &lt;br/&gt;P ppm=  25,7  X  1000  X  0,169% P  = 4343,3 / 10000&lt;br/&gt;P ppm=  4343,3 ppm%P  =  % 0,4343&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II.Yol:&lt;br/&gt;P ppm=  K.B.D.  X  S.F.T&lt;br/&gt;P ppm=  5,09  X  1000&lt;br/&gt;P ppm=  5090 ppm&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sonuçların Yorumu:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosfor fazlalığı; Fe, Zn ve Cu&quot;ın alımını engellediğinden dolaylı olarak bitkiye zarar vBİTKİDE FOSFOR ( P ) ANALİZİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fosfor Analizinin Esası:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerin bünyelerinde bulunan fosforun belirlenmesinde Molibdofosforik Mavi Renk Yöntemi ve Vanadomolibdofosforik Sarı Renk Yöntemi olmak üzere 2 farklı yöntem kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Molibdofosforik Mavi Renk Yöntemi; mineral topraklarda bitkilere yarayışlı olan fosforu bulmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde analiz için SnCl2 çözeltisi kullanılır.&lt;br/&gt;Bizim laboratuarda maydanoz bitkisi için yaptığımız fosfor analizinde kullandığımız Molibdofosforik Sarı Renk Yöntemi&quot;nde ise barton çözeltisi analiz için kullanılmaktadır. Bu yöntem toprak ve organik materyallerde fosfor tayini için kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yöntem:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Analiz yöntemi olarak Molibdofosforik Sarı Renk Yöntemi kullanıldığı yukarıda belirtilmişti. ; bu yöntem için yaş ya da kuru yakma işlemi yapılmış; kuru ve öğütülmüş bitki örnekleri ile hazırlanan çözeltiden 1 ml. alikot alınır. Daha sonra bu alikot üzerine 1 ml barton çözeltisi ve 8 ml. redestile saf su ilave edilerek 10 ml.&quot;ye tamamlanır.Hazırlanan bu analiz çözeltisinin 10 dakika kadar renginin sabit hale gelmesi beklenir ve rengi sabitleştikten sonra 430 nm.&quot;de spectrophotometre (spektofotometre ) aleti ile analiz yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hesaplamalar:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Std. Seri100 ppm StokBartonRdst. SuA.O.D.D.A.O.D.&lt;br/&gt;  0 ppm0,0 ml1 ml9,0 ml00,00,000&lt;br/&gt;  1 ppm0,1 ml1 ml8,9 ml18,80,032&lt;br/&gt;  2 ppm0,2 ml1 ml8,8 ml33,80,083&lt;br/&gt;  3 ppm0,3 ml1 ml8,7 ml56,00,122&lt;br/&gt;  4 ppm0,4 ml1 ml8,6 ml74,00,165&lt;br/&gt;  5 ppm0,5 ml1 ml8,5 ml87,50,207&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanık(AOD): 0,012Örnek (AOD): 0,181&lt;br/&gt;D.A.O.D.= Örnek ( AOD ) - Tanık ( AOD )S.F.1  =  50 / 0,5  =  100&lt;br/&gt;D.A.O.D.=  0,181 - 0,012S.F.2  =  10 / 1     =  10&lt;br/&gt;D.A.O.D.=  0,169S.F.T  =  S.F.1  X  S.F.2&lt;br/&gt;S.F.T  =  100 X 10  =  1000&lt;br/&gt;I.Yol:&lt;br/&gt;P ppm=  K.F.  X  S.F.T  X  D.A.O.D.&lt;br/&gt;K.F.    =  [ ( 1 / 0,032 ) + ( 2 / 0,083 ) + ( 3 / 0,122 ) + ( 4 / 0,165 ) + ( 5 / 0,207 ) ] / 5&lt;br/&gt;K.F.    =  25,7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;P ppm=  K.F.  X  S.F.T  X  D.A.O.D.% P = P ppm / 10000 &lt;br/&gt;P ppm=  25,7  X  1000  X  0,169% P  = 4343,3 / 10000&lt;br/&gt;P ppm=  4343,3 ppm%P  =  % 0,4343&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II.Yol:&lt;br/&gt;P ppm=  K.B.D.</description></item><item><title>FOTOSENTEZ VE SOLUNUM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentez-ve-solunum-356809.html</link><description>FOTOSENTEZ VE SOLUNUM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Solunum&lt;br/&gt;Fotosentez ve Solunumun Kıyaslanması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Fakat yeşil bitkiler kendi besinlerini kendileri yapar. Bundan dolayı yeşil bitkilere ÜRETİCİLER denir.&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Yeşil bitkilerin besin yapma işlemine FOTOSENTEZ denir.&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Fotosentezin gerçekleşmesi için, kökleri ile topraktan su ve suda çözünmüş madensel maddeleri alır.&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Yaprakları ile de havadan karbondioksit alır. Aldığı maddeleri yapraklarında organik besin maddelerine dönüştürür.&lt;br/&gt;Fotosentez&lt;br/&gt;Bu olayda, yaprağa yeşil rengi veren klorofil maddesi ile güneş ışığından faydalanır.&lt;br/&gt;Fotosentez Formülü&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRENLER  &lt;br/&gt;KARBONDİOKSİT&lt;br/&gt;SU&lt;br/&gt;KLOROFİL&lt;br/&gt;GÜNEŞ IŞIĞI           &lt;br/&gt;ÇIKANLAR&lt;br/&gt;BESİN&lt;br/&gt;OKSİJEN&lt;br/&gt;SOLUNUM&lt;br/&gt;Tabiattaki bütün canlılar yaşamak için enerjiye ihtiyaç duyarlar   . Bu Enerji, besinlerin hücrelerde oksijen ile parçalanması sonucunda sağlanır. Bu olaya SOLUNUM denir.&lt;br/&gt;Solunum sonucunda enerji ile birlikte  karbondioksit de meydana gelir.Fakat karbondioksit canlılar tarafından havaya serbest bırakılır.&lt;br/&gt; SOLUNUM&lt;br/&gt;Solunum bir formül halinde aşağıdaki gibi yazılabilir.</description></item><item><title>DELİ DANA HASTALIĞI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?deli-dana-hastaligi-395996.html</link><description>1. GİRİŞ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hastalık ilk olarak 1986 yılında, İngilterede görülmüştür.Enfekte hayvan, et veya et-kemik unu ithalatı ile birçok ülkeye bulaşmıştır.Hastalık; halen İngiltere, Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İrlanda, Portekiz, Lüksenburg, İspanya, İsviçre, Hollandada sürmektedir. Kanada, Falkland Adaları, İtalya ve umman sultanlığında sadece ithal edilen hayvanlarda&lt;br/&gt;hastalık tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TSE tablosunun görüldüğü diğer hastalıklar şunlardır; &lt;br/&gt;*Creutzfelt - Jacob Disease (CJD) : İnsanda, &lt;br/&gt;*Kuru : Yamyamlarda, &lt;br/&gt;*Gertsmann - Straussler - Scheinker (GSS) sendromu : İnsanda, &lt;br/&gt;*Familial İnsomania : İnsanda, &lt;br/&gt;*Scrapie : Koyun ve keçilerde, &lt;br/&gt;*Feline Spongiform Encephalopathy (FSE) : Kedilerde, &lt;br/&gt;*Geyiklerde, &lt;br/&gt;*Wasting Disease : Transmissible Spongiform Encephalopathy (TSE) : Mink, Tilki, çıta, devekuşu ve domuz &lt;br/&gt;BSE, ilk olarak 1986 yılında İngiltere&quot;de tespit edilmiştir. Ofis İnternational Epizootik (OIE) kayıtlarına göre, şimdiye kadar 16 ülkede BSE görülmüştür. Şubat/2001 ayı sonlarına kadar OIE kayıtlarına geçmiş olan klinik BSE olgusu sayıları yaklaşık olarak şöyledir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Ülke adı                                                                                         BSE&quot;den ölen sığır &lt;br/&gt;Büyük Britanya 180.700&lt;br/&gt;İrlanda Cumhuriyeti 597&lt;br/&gt;Portekiz 509&lt;br/&gt;İsviçre 367&lt;br/&gt;Fransa 245 &lt;br/&gt;Almanya 36&lt;br/&gt;İspanya 29&lt;br/&gt;Belçika 23&lt;br/&gt;Hollanda 9&lt;br/&gt;Danimarka 3&lt;br/&gt;İtalya 2&lt;br/&gt;Lichtenstein 2&lt;br/&gt;Lüksemburg 1&lt;br/&gt;Umman 2 (1989 ithal inek)&lt;br/&gt;Kanada 1 (1993 ithal inek)&lt;br/&gt;Falkland adaları 1 (1989 ithal inek)&lt;br/&gt;T O P L A M               : 182.526 &lt;br/&gt;Geçtiğimiz 15 yıl içinde 16 ülkede sadece 182.526 baş sığırda klinik kayıtlara geçmiş bir hastalığın normalde pek de fazla önemsenmemesi gerekirken                         (İngiltere hariç), özellikle 1986-1996 yılları arasında İngiltere&quot;de CJD&quot;den ölen insanlardan 10 kişinin yaşının 16 -42 yaş grubunda bulunması (normalde 55 - 60 yaşından yukarı olması gerekirdi), klinik tablo ve hastalık seyrinin klasik CJD den bazı farklıl</description></item><item><title>DNA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dna-436144.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;ANKARA ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ARAŞTIRMA FONU PROJESI&lt;br/&gt;KESIN RAPORU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GSTM1 Geninin Normal Bireylerde ve Akciğer Kanserli &lt;br/&gt;Hastalarda RFLP Analizi ile İncelenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proje Yürütücücsü: Gökay Kaya&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Başlama Tarihi: 26. Haziran 2000&lt;br/&gt;  Bitiş Tarihi:        26. Haziran 2001&lt;br/&gt;  Rapor Tarihi:     26. Haziran 2001&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GSTM1 Geninin Normal Bireylerde ve Akciğer Kanserli Hastalarda RFLP Analizi ile İncelenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;An Investigation on the Frequency of GSTM1 gene in Turkish population by RFLP: A Correlation Between Null Allele Gene Frequency and Lung Cancer&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sitozolik glutatyon S-transferaz süpergen ailesine üye olan enzimler pek çok karsinogenik elektrofili detoksifiye etme kapasitesine sahip dimerik yapıda enzimlerdir. Sigara dumanında bulunan bir çok bileşenin yanı sıra polisiklik aromatik hidrokarbonlar bu enzimlerin  en önemli substratlarıdır. Bu enzim ailesinin bir üyesi olan GSTM1 polimorfik yapıdadır. Çalışmalar bu enzimin aktivitesinin olmadığı bireylerde akciğer  kanseri riskinin arttığını göstermiştir. Bugüne kadar pek çok değişik popülasyonda yapılan incelemeler null allel frekansının toplumlar arasında farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada Türk toplumunda normal bireylerde ve akciğer kanserli hastalarda GSTM1 null allel frekansı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre akciğer kanserli hastalarda GSTM1 null allel frekansı (N=44) % 72.7, normal bireylerde ise (N=100) % 66 olarak bulunmuştur. Akciğer kanserli hastalarda null allel frekansı normal bireylerden yüksek olmasına karşın bu fark istatistiksel anlam taşımamaktadır (OR=0.73; %95 CL=0.33-1.59). Elde edilen bu ilk sonuçlar GSTM1 null genotipinin Türk hastalarda akciğer kanser gelişimine bir katkısı bulunmadığını savunmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. Amaç ve Kapsam&lt;br/&gt;Glutatyon S-transferazlar memeli dokularında ekspres edilen ve çok geniş substrat spesifitesine sahip olan bir enzim ailesidir. Primer yapılarına göre sitozolik enzimler &amp;#61537;,&amp;#61549;,&amp;#61552;,&amp;#61540;,&amp;#61553; olmak üzere beş sinifa ayrilirlar. Bu enzimlerin çogu detoksifikasyon reaksiyonlarinda görev alirlar ve redükte glutatyonun, konjugasyonunu katalizlerler. Bu aileye ait enzimleri kodlayan pek çok gen insanda polimorfiktir. Bunlardan GSTM1 geni, polisiklik aromatik hidrokarbonların detoksifikasyonunda rol alan GST &amp;#61549; sınıfı bir izoenzimi kodlar (1). Sigara içenlerde GSTM1 aktivitesi bulunmamasının akciğer kanseri için daha büyük bir risk faktörü oluşturduğu gösterilmiştir (2, 3, 4).  Beyaz ırkta bu enzimin aktivitesi %40-45 oranında bulunmuştur (5).  Takip eden çalışmalarda GSTM1 null fenotipinin GSTM1 geninin homozigot delesyonuna bağlı olduğu gösterilmiştir. Bu buluş GSTM1 polimorfizminin non-invasiv şekilde RFLP analizi ile ve daha sonra PCR çalişmalari ile tespit edilebilmesini mümkün kilmiştir (6). Pek çok RFLP çalişmasinda elde edilen sonuçlar GSTM1 izoenziminin akciğer kanserine karşı koruyucu bir etki oluşturabileceği fikrini desteklemesine karşın  diğer bazı çalışmalar GSTM1 null alleli ve akciğer kanseri arasında önemli bir ilişkinin bulunmadığını savunmaktadır (1,5,7,2,6).&lt;br/&gt;Gen sıklığı pek çok ayrı popülasyonda incelenmiş olup Japonlarda yüksek olduğu anlaşılmış ve ayrıca akciğer kanseri ile ilişkisi tam olarak belirlenmiştir (7). Bunun yanı sıra gen sıklığı Fransa, İngiltere, İspanya gibi Avrupa ülkelerinde de incelenmiş, frekansın daha düşük olduğu tespit edilmiş ve kanser bağıntısında rol oynayabileceği gösterilmiştir (5, 2, 6). &lt;br/&gt;Çalışmamızda amaç doğrultusunda, Orta Anadolu&quot;da yaşayan sağlıklı bireylerden alınan örneklerde ve akciğer kanseri hastalarında GSTM1 gen polimorfizimi incelenmiş, diger toplumlara ait sonuçlarla karşilaştirilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;III. Materyal ve Yöntem:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kan Örnekleri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kontrol grubunu oluşturan kan örnekleri her iki cinsiyetten, yaşlari 20 ile 65 arasinda degişen ve Orta Anadolu&quot;da yaşayan, saglikli gönüllülerden alindi. Kanser veya herhangi bir kronik  hastalik öyküs</description></item><item><title>THE INDUCTION AND PATTERNING OF THE NERVOUS SYSTEM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?the-induction-and-patterning-of-the-nervous-system-383688.html</link><description>THE INDUCTION AND PATTERNING OF THE NERVOUS SYSTEM&lt;br/&gt;Thomas M. Jessell&lt;br/&gt;Joshua R. Sanes&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Vertebrat sinir sisteminin farklı fonksiyonları çeşitli sinir hücre tipleri arasında belli bağlantıların şekillenmesine bağlıdır. Bu bağlantılar birkaç basamakta şekillenir:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;      İlk olarak ektodermal hücrelerden proliferasyonla nöral plak oluşur, immature nöron ve glia hücrelerinin kaynağıdır.&lt;br/&gt;İmmatur nöronlar daha sonra proliferasyon zonundan final pozisyonlarına doğru göç eder ve aksonları hedef hücrelere uzanır. Büyüyen akson  ve hedef hücre arasındaki bağlantı formasyonu daha sonra selektif sinaps formasyonunu başlatır. Bazı sinaptik bağlantılar güçlenirken diğerleri kaybolur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bu gelişimsel program nöral hücre tiplerinde ve bağlantılarında büyük bir çeşitlilikle son bulur. Sinir hücrelerinin farklanmasındaki temel prensipler diğer gelişimsel basamaklarına benzerdir. &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;Nöral gelişimi yönlendiren mekanizmaların çoğu değişik organizmalarda korunmuştur. Gerçekten de, vertebratlarda nöral gelişimin moleküler temeli hakkında öğrendiklerimizin çoğu meyve sineği Drosophila melanogaster ve nematode solucan Caenorhabditis elegans gibi genetik analizleri ortaya konulan organizmalardan elde edilen sonuçlardan çıkarılır. Bu bölümde esas olarak vertebrat sinir sistemi gelişimine ilişkin prensipler, erken dönem sinir sistemi gelişiminde hücre tiplerinin oluşumunu düzenleyen ilk sinyal olayları tartışılmaktadır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&amp;#9658;Sinir sistemi tümüyle ektodermden meydana gelir&lt;br/&gt;Sinir sistemi embriyogenesisin döneminde gelişmeye başlar, öncelikle üç esas hücre (germ) tabakası oluşmuştur:&lt;br/&gt;En içte yer alan tabaka endoderm: barsak ,akciğer,karaciğer; &lt;br/&gt;ortada mezoderm: bağ dokusu, kas, vasküler sistem; &lt;br/&gt;endışta ektoderm: santral ve periferik sinir sisteminin major dokularını meydana getirir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Gastrula döneminde embriyonun dorsal orta hattı boyunca ektodermal hücreler nöral plak şekline dönüşür, columnar epitelyum oluşur, daha sonra nöral ve glial hücreler türevlenir. (F:1). Nöral plak dışında kalan ektoderm ise tabaka nöral program farklanmasının devamında başarısızlık göstererek derinin epidermisini meydana getirmektedir. &lt;br/&gt;Nöral plak oluşumundan hemen sonra tübüler bir yapı şeklinde kıvrılmaya başlar, nöral tüp adını alır, bu olaya da nörulasyon adı verilir. (F-1)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Nöral tüp kaudal bölgesi spinal cord&quot;u meydana getirirken rostral parçası beyni oluşturur.&lt;br/&gt;Nöral gelişimin bu erken döneminde hücreler hızla bölünür. Nöral tüp uzunluğu boyunca hücre proliferasyonun derecesi aynı değildir, matur santral sinir sisteminde çeşitli özelleşmiş bölgeler oluşur. Nöral tüp rostral parçasındaki hücrelerin proliferasyonu ile üç beyin vezikülü oluşur: Ön beyin &amp;#8211; Prosencephalon, &lt;br/&gt;orta beyin &amp;#8211; Mesencephalon, &lt;br/&gt;arka beyin &amp;#8211; Rhombencephalon.  (F:2)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Gelişimin bu erken dönemindeki üç veziküllü evrede iki kıvrım görülür: cervical flexure: m. spinalis ve rhombencephalon arasında, &lt;br/&gt;cephalic flexure: rhomb. ve mesenc. arasında . &lt;br/&gt;Daha sonra pontin flexure 3. bir flexure olarak belirir. Servikal ve pontin flexure sonunda düzleşir ancak sefalik fleksur gelişim boyunca belirgindir. &lt;br/&gt;Daha sonraki gelişim döneminde primer embriyonik veziküllerin ikisi bir kez daha bölünür. (Tablo: 1)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&amp;#9658;Nöral hücre farklanmasını indüktiv sinyaller kontrol eder.&lt;br/&gt;Nöral doku formasyonunu oluşturmak üzere ektoderm hücrelerinde farklanmayı başlatan hangi faktörler belirtilmiştir?&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sinir sisteminde farklanma , diğer organlardaki gibi, hücrelere özgü spesifik genlerin ekspresyonu (ifadesi) ile kompleks bir program sonucudur. Genlerin ifade edildiği bir hücrede iki büyük faktör tanımlanır:&lt;br/&gt;1.grup  başka hücrelerden gelen sinyal molekülleri, indükleyici faktörler. Bu faktörler serbestçe diffüze olabilir, böylece uzun bir alana etkili olabilir veya hücre yüzeyinde lokal etkili olabilir. Embriyoda farklı durumlarda hücrelerde farklı indüktör faktörler gösterildiğinden erken gelişim dönemindeki bir hücrenin kaderini belirleyen kritik önem taşır. &lt;br/&gt;2.grup   faktör aktive edilen veya uyarılan hücrelerde bulunan moleküllerdir. Yüzey reseptörlerini içeren bu moleküller indüktör faktörlere aracılık ederler. Bu reseptörlerin aktivasyonu daha sonra transkripsiyon faktörlerin aktivitesini  module eder ve hücreye özgü fonksiyonları yerine getiren proteinleri kodlayan gen ekspresyonunu düzenler. Hücrenin induktiv sinyallere yanıtı competence, belli reseptörlerin varlığına, transdüksiyon moleküllerine ve eksprese edilen transkripsiyon faktö</description></item><item><title>BİTKİ SÖZLÜĞÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-sozlugu-397747.html</link><description>SÖZLÜK&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitki çeşitliliği: Herhangi bir ekosistemde doğal olarak bulunan bitki türü varlığının tümü.  &lt;br/&gt;Biyolojik çeşitlilik: Dünya üzerinde yaşayan canlıların ve yaşam şekillerinin çeşitliliği demektir. Belirli bir alan, çevre ekosistem veya tüm dünya üzerindeki canlıların genetik, taksonomik ve ekosistem çeşitliliği olarak tanımlanır.&lt;br/&gt;Ekosistem: Belli bir bölgede yaşayan ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olan canlıların, cansız çevreyle oluşturdukları sürdürülebilir ilişki.&lt;br/&gt;Endemik bitki: Yeryüzünün sadece belirli bölgelerinde yayılış gösteren, yani yayılışı sınırlı olan bitkilere endemik bitki denir. Endemik bitkiler sadece bir dağa, bir bölgeye veya bir ülkeye has olabililirler.&lt;br/&gt;Flora: Bir ülke, bir bölge veya belirli bir bölgenin bitkilerinin tümüne denir. Örneğin; Türkiye Florası, Karacadağ Florası gibi. &lt;br/&gt;Vejetasyon: Bir ülkenin veya bir bölgenin belirli yaşam koşullarına göre gelişen ve yaşam koşulları benzer olan bitki gruplarının oluşturdukları topluluklardır. Örneğin; çöl, step, orman gibi.&lt;br/&gt;Nadir bitki: Yeryüzünün belirli bölgelerinde sınırlı yetişen fakat belirli bir ülke veya yöreye has (endemik)  olmayan,  az rastlanan bitkilerdir.&lt;br/&gt;Gen kaynağı: Çeşitli yönlerden belirli özelliklere sahip bitki ve hayvan genlerinin bulunduğu canlı topluluklar, ekosistemler. &lt;br/&gt;Genetik  çeşitlilik: Yeryüzündeki hayvan, bitki ve diğer canlıların bireysel olarak genlerinde bulunan genetik bilginin toplamıdır.&lt;br/&gt;Populasyon: Belli bir yerde bulunan ve aralarında gen alışverişi olan (döllenebilen) bireyler topluluğudur.&lt;br/&gt;Step (bozkır): Doğal olarak kurakçıl özelliklere sahip otsu bitkilerle kaplı, geniş alanlar. Karasal iklim koşullarının hakim olduğu Orta, Doğu ve  Güneydoğu Anadolu Bölgesi&quot;nde geniş alanlar kaplar.&lt;br/&gt;Tür (species): Gerek fiili gerek potansiyel olarak verimli döller verebilen doğal populasyonlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SÖZLÜK&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitki çeşitliliği: Herhangi bir ekosistemde doğal olarak bulunan bitki türü varlığının tümü.  &lt;br/&gt;Biyolojik çeşitlilik: Dünya üzerinde y</description></item><item><title>KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalitimin-kromozomal-esasi-438527.html</link><description>KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayida kromozom içerir. Kromozomlarin sayisi mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayisi esittir. Fakat kromozomlardaki kalitim faktörleri farklidir. &lt;br/&gt;KROMOZOMLARIN YAPISI &lt;br/&gt;Ilk defa 1840 yilinda botanikçi Hofmeister tarafindan Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüs ve 1888 yilinda Vvaldeyer tarafindan da Kromozom ismi verilmistir. &lt;br/&gt;Hiçbir zaman yeniden yapilmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapilirlar. Yasamin sürekliligi kromozomlarin devamliligina dayanir. h-ler canlida kromozomlann sekli farkli olmasina karsin, ayni türde ayni kromozomlarin sekilleri birbirine benzerdir. &lt;br/&gt;Örnegin, 3. kromozom bir türde ayni sekle sahip olmasina karsilik, ayni türde 3. ile 8. kromozomlarin sekilleri birbirinden farklidir. Sayilari, türden türe farkli olur. Sayisi ile organizasyon derecesi arasinda herhangi bir baglanti yoktur. &lt;br/&gt;Küçük bir kromozom daha fazla gen tasiyabilir. Örnegin, Ascaris megalocephala un/va/ensöe 2n = 2 (bilinen en az sayida kromozom tasiyan canli), Drosophila melanogasteröe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çesit egrelti otulda 2n = 500 (canlilar arasinda bilinen en fazla kromozom sayili bitki) kromozom vardir. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takimina sahiptir. Ana ve babadan gelen es kromozomlarin sekilleri ve büyüklükleri (esey kromozomlari hariç) birbirine esittir. Bu çift kromozom takimi bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere S o m a t i k h ü c r e-l e r adi verilir. Kromozom sayisi bakimindan da D i p l o i ftir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat esey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazi ilkel canlilarin bütün hayat devrelerinde (yalniz zigot halinde diploit) kromozomlar eslerinden yoksundur. Partenogenetik çogalan bazi hayvanlarda, örnegin, erkek arilarda, vücut hücreleri-nin kromozom sayisi disilerinin somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir. Ya erkek ya da disi esey kromozomunu bulunduranlara G e r m i n a t i f H ü c r e l e r  denir. Esi olmayan kromozomlara da H a p l o i t denir ve n simgesiyle gösterilir. Kromozom sayisi sabit olmakla beraber bazi özeliesmis hücrelerde örnegin, böcek-lenn, özellikle bazi sineklerin tükrük bezlerinde bu sayi 2nnin katlari seklinde bir artis gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksizin çogalirlar. Buna E n d o m i t o z i s ve kromozom durumuna da P o l i p l o i d i denir. Çekir-dek büyüklügü kromozomlarin miktarina bagli oldugundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür. &lt;br/&gt;Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazin baslangicindan basla-yarak gittikçe yay seklinde kivrilan ve kalinlasan ince kromatin agi seklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom seklini alincaya kadar kivrilma devam eder. Dino-f/age/lataöa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bagli degildir. Bu tip hücreiere M e z o k a r y o t i k hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak distan incelemeye baslarsak su kisimlar (Sekil 10.3 ve 4) görülür: Aralarinda genel olarak açi bulunan iki koldan olusur. Kol-lar, primer bogumla birbirinden aynlmistir, buna S e n t r o m e r  (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine esit olan kromozomlara Metasentrik, esit olmayanlara ise Submetasentrik denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da Akrosentrik (buniann sentromeri kromozomlarin ucundadir) (Sekil 10.5) kromozomlar denir. Bazi hayvan gruplari bu üç tipten yalniz birine sahiptir. Örnegin amfibiler yalniz metasentrik kromozomlara sahiptir. &lt;br/&gt;Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) bogumlardan baska, sekonder (ikin-cil) bogumlar da bulunabilir (Sekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kis-minda uydu S a t e l l i t denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapi bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipligiyle baglidir. Bu tip kromozomla</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-424004.html</link><description>hücre</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GÖZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-goz-423934.html</link><description>göz</description></item><item><title>BİTKİSEL DOKULAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkisel-dokular-365955.html</link><description>BİTKİSEL DOKULAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.Bölünür doku B.Bölünmez Doku&lt;br/&gt;(Meristem) 1-Koruyucu doku&lt;br/&gt;2-Temel doku&lt;br/&gt;(Sürgen Doku) 3-Destek doku&lt;br/&gt;4-İletim doku&lt;br/&gt;5-Salgı doku&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölünür Doku&lt;br/&gt;Btkide kök,gövde ve dal uçlarında bulunur.&lt;br/&gt;Bölünür Doku Hücreleri&lt;br/&gt;&amp;#9786;Bol sitoplazmalı &lt;br/&gt;&amp;#9786;Bütün hücreleri canlı&lt;br/&gt;&amp;#9786;Büyük çekirdekli&lt;br/&gt;&amp;#9786;Küçük kofullu&lt;br/&gt;&amp;#9786;Hücre çeperi ince&lt;br/&gt;&amp;#9786;Hücre içi faliyetleri hızlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölünür doku hücreleri, birincil ve ikincil doku hücreleri olmak üzere ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Birincil Bölünür Doku&lt;br/&gt;Hücreleri sürekli bölünme özelliğine sahiptir.Bu doku bitkinin uzamasını sağlar.Bitkilerde büyüme sınırsızdır.B u doku bitkinin kök ve gövdesinde bulunur.&lt;br/&gt;Bitkinin kök,gövde ucundaki bölünür doku bölgesine Büyüme noktası veya Büyüme konisi denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İkincil bölünür Doku(Kambiyum)&lt;br/&gt;Bölünmez doku hücrelerinin sonradan bölünme özelliği kazanmasıyla oluşurlar.&lt;br/&gt;Çok yıllık bitkilerde odun ve soymuk borularını oluşturarak,gövde ve kökün enine kalınlaşmasını sağlar.&lt;br/&gt;Kambiyum dokusu,çok yıllık bitkilerin gövdesindeki yaş halkalarını oluştururlar.Yaş halkaları sayesinde bitkilerin yaşı hesaplanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölünmez Doku&lt;br/&gt;Bölünür doku hücrelerinin farklılaşarak bölünme yeteneklerini kaybetmeleriyle oluşur.&lt;br/&gt;Bölünmez Doku Hücreleri&lt;br/&gt;&amp;#9786;Az sitoplazmalı &lt;br/&gt;&amp;#9786;Bazı hücreleri ölü&lt;br/&gt;&amp;#9786;Küçük çekirdekli&lt;br/&gt;&amp;#9786;Büyük kofullu&lt;br/&gt;&amp;#9786;Hücre çeperi kalın &lt;br/&gt;&amp;#9786;Hücre içi faaliyet yavaştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beş gruba ayrılırlar:&lt;br/&gt;1-Koruyucu Doku&lt;br/&gt;Bitkide kök,gövde ve yaprak üzerini örter.Hücreleri kalın çeperli ve klorofilsizdir.Epidermis ve mantar doku olmak üzere ikiye ayrılır:&lt;br/&gt;a-Epidermis:&lt;br/&gt;Canlı hücrelerden oluşur.Otsu ve odunsu bitkilerin,kök,yaprak ve genç dal üzerini örter.&lt;br/&gt;Epidermis hücrelerinin salgılarından kutikula denilen koruyucu tabaka oluşur.Bu tabaka bitkinin su kaybını azaltır.Bitkinin yaşadığı ortama göre kutikula kalınlığıda değişir.&lt;br/&gt;Otsu bitkilerin gövdelerinde ve yapraklarında epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla stoma (gözenek) adı verilen hücreler oluşur.Bu hücreler bitkide terleme,solunum ve fotosentez olaylarını gerçekleştirmede rol oynar.&lt;br/&gt;Ayrıca bir takım epidermis hücreleri dışa doğru uzayarak tüy adı verilen yapıları oluşturur.Tüylerde bitkide su emilimi,savunma gibi görevlerde etkilidir.&lt;br/&gt;b-Mantar Doku(Periderm)&lt;br/&gt;Hücreleri ölü,çeperleri kalındır.Çok yıllık bitkilerin kök ve gövdeleri üzerinde bulunur.Bitkiyi sıcak,soğuk gibi etkilerden korur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-Temel Doku(Parankima Doku)&lt;br/&gt;Bitkikerde,kök,gövde,yaprak ve diğer dokuların etrafında bulunur.Hücreleri canlı çeperli ve bol sitoplazmalıdır.Görevlerine göre dört bölümde incelenir.&lt;br/&gt;a-Özümleme Parankiması&lt;br/&gt;Yaprakta ve otsu gövdede bulunan özümleme parankimasının hücreleri bol kloroplast taşır.Bu doku fotosentez yapımında görev alır.&lt;br/&gt;b-İletim Parankiması&lt;br/&gt;Besin ve su gibi maddeleri iletim borularına taşır.&lt;br/&gt;c-Havalandırma Parankiması&lt;br/&gt;Bazı su ve bataklık bitkilerinde hava depolanmasını sağlar.&lt;br/&gt;d-Depo Parankiması&lt;br/&gt;Kök,gövde tohum ve meyve gibi organlarda su ve besin toplar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-İletim Doku&lt;br/&gt;Damarsız bitkiler dışında karada yaşayan tüm bitkilerde bulunur.Suda yaşayan bitkilerde vücut tamamen su içinde bulunduğundan iletim doku bulunmaz.&lt;br/&gt;İletim doku su ve madde iletiminde görevlidir.Bu doku yapısı ve taşıdığı maddeler göz önüne alınarak iki bölümde incelenir.&lt;br/&gt;a-Odun Boruları&lt;br/&gt;Hücreleri cansızdır.Kökteki emici tüylerle alına su ve madensel tuzları bitkinin diğer organlarına taşır.Odun borularında taşıma aşağıdan yukarıya doğru tek yönlüdür.&lt;br/&gt;b-Soymuk Boruları&lt;br/&gt;Hücreleri canlıdır.Yaprakta fotosentez sonucu bitkinin diğer organlarına taşır.Kökte üretilen azotlu,organik maddeleri de yaprak ve diğer organlara taşır. Soymuk borularında madde taşınması çift yönlüdür.Hücreleri canlı olduğundan taşıma hızı,odun borularına göre daha yavaştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-Destek Doku&lt;br/&gt;Bitkiye diklik ve dayanıklılık kazandıran hücrelerden oluşur.Çeperleri kalınlaşarak bitkinin bir çeşit iskeletini oluşturur.Çok yıllık bitkilerde iki kısımda incelenir.&lt;br/&gt;a-Pek Doku &lt;br/&gt;Hücreleri canlı olup bitkiye esneklik verir.Yaprakta,genç gövdede,çiçek ve meyva sapında bulunur.</description></item><item><title>KARACİĞER VE FONKSİYONLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karaciger-ve-fonksiyonlari-350661.html</link><description>KARACİĞER VE FONKSİYONLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karaciğer vücudun en büyük organıdır.Karnın sağ üst kadranında yerleşiktir. Sağ alt kaburgalarla üzeri örtülü ve korunmaktadır. Karaciğerin bugün bilinen 5000 den fazla fonksiyonu mevcuttur ve bunlar yaşamı sürdürebilmek için gereklidir. Vücudun esas yapıtaşlarını üreterek ve vücuda zararlı olan , dışardan alınmış veya hücrelerde biokimyasal olaylar sonucu oluşmuş zararlı maddeleri vucuda zararsız hale getirip atılmasını sağlar. Karaciğer safra üreterek safra kanalları aracılığıyla ince barsağa akan safra , sindirim olayında (özellikle yağların sindirimi) yardımcı olur.Karaciğer; keza protein, hormon ve enzimleri üreterek vücudun normal olarak yaşamı sürdürmemizi sağlar. Ayrıca kanın pıhtılaşmasını sağlayan maddeleri üretir. Vücut için zararlı olabilecek zehirleri temizler. Kollesterol üretiminde , kan şeker seviyelerini sürdürmede , ilaçların prosesinde (yapısını değiştirerek zararlı etkilerini önlemek için yapılan işlemler)esas rolu üstlenir. &lt;br/&gt;Bu kadar fonksiyona sahip olduğundan dolayı;karaciğer hastalandığında , birçok ciddi sonuçlara neden olur. Viral enfexionlar , karaciğeri etkileyen en sık hastalıktır. Karaciğer hücresi bir virüsle zarar gördüğünde , hücre daha fazla fonksiyon gösteremez. Daha az sağlıklı hücreleri , bu önemli fonksiyonları taşımaya çalışır bu yüzden birçok vücut fonksiyonu etkilenebilir. &lt;br/&gt;Hepatit nedir? &lt;br/&gt;Hepatit karaciğerin iltihabıdır. Bunun sonucunda birçok belirtiler gözlenir. Bunların bazıları virüslere bağlı , bazıları değildir. Bazı toksik ilaçlar ve bağışıklık sistemi (immün sistem) bozukluklarıda karaciğer iltihabına neden olabilir. Hepatitin en büyük nedeni , viral hepatittir. Hepatit terimi ile işte bu viral hepatitler söylenmek istenmektedir. Karaciğerin taze , alevli iltihabına Akut Viral Hepatit 6 aydan fazla sürmesi halinde Kronik Viral Hepatit adı verilmektedir. &lt;br/&gt;Her sarılık Hepatit midir?: &lt;br/&gt;Türkiyede halk arasında , viral hepatitle sarılık özdeşleştirilir ve her sarılık viral hepatit zannedilir. Halbuki sarılık bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık sarılık (belirtilerine) neden olabilir. Örneğin, ana safra kanallarında taş olması sarılığa neden olabilir. Ancak viral hepatitle hiçbir ilgisi yoktur ve bulaşmaz. Yeni doğanlarda rastlanan sarılığı da hepimiz biliriz. Bu tür sarılığın da viral hepatitle bir ilgisi yoktur ve bulaşmaz. &lt;br/&gt;Hepatit yapan nedenler nelerdir?: &lt;br/&gt;En başta virüsler (A,B,C,D ender rastlanan E,F,G gibi) olmak üzere , toksik kimyasal maddeler (Karbon tetraklorür , vinylchlorür gibi) , bazı ilaçlar (örneğin tüberküloz tedavisinde kullanılan İNH, bazı sinir hastalığının tedavisinde kullanılan chlorpromazin gibi) özellikle batı ülkelerde daha fazla görülen alkol , bazı mikroplar (Tüberküloz,brucella), radyasyon ; genetik olarak geçen nadir hastalıklar , demir depolama hastalığı (Hemokromatozis)(irsi olarak geçen ,başta karaciğerde olmak üzere demir birikmesiyle organ hasarına yol açan ender bir hastalık), bakır depolama hastalığı (Wilson hastalığı)(bakır metabolizması bozukluğu nedeniyle özellikle karaciğerde ve gözün kornea tabakasında bakır depolaması ile karaciğerde hasara neden olan ender bir hastalık) . &lt;br/&gt;VİRAL HEPATİTLER HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER: &lt;br/&gt;Hepatitis A : Ülkemizde en sık görülen viral hepatit (bulaşıcı sarılık)dir. Daha çok anal-oral yol dediğimiz, bulaşık yiyecek , içeceklerle ve akut sarılıklı kişilerden , kişilere vücut salgılarıyla geçer. Kronikleşme göstermez (yani siroza ilerlemez). Hiç belirti vermeden geçirilebilir, sarılık yapmadan grip gibi seyredip geçirilebilir. Birkaç gün ile 4-6 hafta süre ile belirgin sarılık yaparak seyredebilir. Çok nadir olarak çok şiddetli olabilir. &lt;br/&gt;Hepatitis B : Olguların %95inden fazlası kendiliğinden iyileşir. B hepatit geçiren kişilerden çok azı (%5-10) kronikleşir (müzmin-süregen hale gelir). Çocuklar bu kuralın dışındadır. Enfeksiyonu çocukluk çağında alan (veya belirsiz geçiren) kişilerde enfeksiyon daha çok süregen (müzmin-kronik) seyredecektir. Örneğin yeni doğan döneminde enf</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-423821.html</link><description>hücre</description></item><item><title>TÜRKİYE KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARININ NERESİNDE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-kok-hucre-arastirmalarinin-neresinde-454902.html</link><description>TÜRKİYE KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARININ NERESİNDE? &lt;br/&gt;28.02.2004 CUMHURİYET &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkiye kök hücre araştırmalarının neresinde? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Güney Koreli araştırmacılar klonlanmış embiyonlardan elde ettikleri kök hücrelerle doku ve organ &quot;yetiştirilebileceğini&quot; gösteren önemli bir araştırma yaptı.. Bütün dünyada yankı yapan araştırma, tedavi edici tıpta devrimci bir sayfa açıyor. Kök hücreler yalnızca kemik iliğimizde ve periferik kanımızda değil, bir çok doku ve organımızda var. Örneğin, deride &quot;deri kök hücreleri&quot;, beyinde &quot;sinir kök hücreleri&quot; ve bağırsaklarda &quot;intestinal-epitelyal-kök hücreleri&quot; gibi. Ayrıca, göbek kordonu ve plasentada da bu tip hücreler var. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prof.Dr. Erdal Karaöz &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aslında, insanoğlunun kök hücreler ile tanışıklığı 1960lı yıllara kadar uzanır. O yıllarda kemik iliğimizde bulunan bir grup hücrenin, kan sistemini oluşturan hücreleri yaptığının belirlenmesiyle, &quot;kök hücre&quot; terimi (İngilizcesi stem cell) tıp terminalojisine girdi (Şekil 1). Sonraları, kemik iliğindeki bu hücrelerin tüm kan sistemi hücrelerini (kırmızı ve beyaz kan hücreleri gibi) oluşturma yeteneğinden oldukça yararlanıldı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Önceleri, başta lösemiler olmak üzere birçok genetik kan hastalığının tedavisinde, bu hücrelerin sağlıklı bireylerden hastalara nakliyle (&quot;ilik nakli&quot;) başarılı sonuçlar elde edildi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sonraları, bu hücreler, çeşitli solit organları (akciğer, meme gibi) da içeren kanser olgularının teavisinde kullanılan yüksek dozdaki kemoterapi ve radyoterapi sonrası haraplanan kemik iliği kök hücrelerinin yenilenmesinde kullanılmaya başlandı. Buradaki amaç, hastalıklı hücreleri tamamen yok etmek amacıyla kullanılan yüksek dozdaki kemoterapi ve radyoterapi sonrasında zarar gören kemik iliği kök hücrelerinin yenilenmesini sağlamaktı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu gün ülkemizde ve tüm dünyada oldukça yaygın hale gelen bu işlemde, hastanın kemik iliği kök hücreleri tedaviye başlamadan önce toplanıyor, bir süre laboratuvar koşullarında korunuyor ve daha sonra tekrardan hastaya veriliyor. Böylece, tedavi sonrası kan yapıcı sistemin tekrar çalışması sağlanmış oluyor (Şekil 2). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir süre sonra aynı yapıdaki hücrelerin dolaşım sisteminde de varlığı saptandı. Bu kez, araştırmacılar periferik kandaki bu hücreleri daha fazla sayıda ve daha özgün şekilde elde etmenin yollarını aradı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sonuçta, &quot;aferez&quot; diye adlandırılan &quot;hücre ayrıştırma&quot; cihazlarıyla bu hücreleri uygun şekilde elde etmek ve nakil tedavilerinde (özellikle otolog) kullanmak mümkün oldu. Bu yöntem, daha az girişimsel teknikleri içermesi ve ekonomik olması gibi nedenlerle tercih edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kemik iliğimizde ve periferik kanımızda bulunan ve kan hücrelerini yapabilen bu hücrelere başından beri &quot;kök hücre&quot; denilmekteydi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kök hücre kriterleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ancak, şimdiki bilgilerimize göre o zamanlarda yapılan tanımlama pek doğru görülmüyor. Çünkü, bu hücreler üzerinde araştırmalarını yoğunlaştıran bilim adamları, bu gün için &quot;kök hücre olabilme kriterleri&quot; olarak adlandırdığımız bir çok özelliği daha keşfettiler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunl</description></item><item><title>KİMYASAL SİNDİRİM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kimyasal-sindirim-396124.html</link><description>KİMYASAL SİNDİRİM&lt;br/&gt;Dışarıdan alınan büyük parçalı besinlerin, ağız, mide ve az da olsa ince bağırsaklarda fiziksel olarak daha küçük parçalara ayrılmasına mekanik sindirim denir. Alınan büyük moleküllü besinlerin enzimler yardımıyla, daha küçük moleküllere parçalanması olayına ise kimyasal sindirim denir. Yediğimiz besin maddelerinde bulunan, su, madensel tuzlar, vitaminler, glikoz, fruktoz, galaktoz, amino asitler, alkol gibi küçük maddeler sindirime uğramaz. Yağlar, disakkarit, polysakkarit gibi karbonhidratlar, proteinler ve nukleik asitler (DNA ve RNA) kimyasal sindirim ile hücre zarından geçebilecek küçük moleküllere parçalanırlar. Kimyasal sindirim, ağız, mide, ince bağırsaklarda olur.KARBONHİDRATLARIN SİNDİRİMİKarbonhidratlardan Nişasta, Glikojen, Maltoz, Sakkaroz, Laktoz enzimler aracılığı ile mono sakkaritlere parçalanır. Tükrük Amilazı Karbonhidratlar + Su -----------------  Monosakkaritler Karbonhidratların sindiriminde görev alan enzimlerin genel adı Karbonhidratazdır. Ağızda:  Nişasta Tükrük Amilazı Glikojen + Su -----------------  Dekstrin + Maltoz (pityalin) Midede: Karbonhidrat sindirimi ile ilgili enzim salgılanmaz. İnce Bağırsaklarda: Onikiparmak bağırsağına salgılanan pankreas öz suyundaki amilaz ile, nişasta, glikojen ve dekstrin disakkaritlere (maltoza) parçalanır. Nişasta Amilaz Glikojen + Su --------  Maltoz Dekstrin İnce bağısak bezlerinden salgılanan maltaz, laktaz, sakkaraz enzimleriyle disakkaritler monosakkaritlere parçalanır. Maltaz Maltoz + Su ---------  2 Glikoz Laktaz Laktoz + Su ---------  Glikoz + Galaktoz Sakkaraz Sakkaroz + Su -----------  Glikoz + Fruktoz Karbonhidratların sindirim ürünü glikoz, fruktoz ve galaktozdur.YAĞLARIN SİNDİRİMİAğız ve midede yağ sindirimi olmaz. yağ sindirimi onikiparmak bağırsağında başlar, ince bağırsaklarda devam eder. Karaciğerin salgısı olan safra tuzları (öd tuzları) yağları, küçük yağ damlacıkları haline getirir. Bu durum yağların sindirimini kolaylaştırır. Yağlar, pankreastan salgılanan lipaz enz</description></item><item><title>BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ ÖNEMİ, KORUNMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitki-genetik-kaynaklarinin-onemi,-korunmasi-395934.html</link><description>1. BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ ÖNEMİ, KORUNMASI VE &lt;br/&gt;      KULLANIMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Doğal çevremizde orman çalı, çayır-mera,bozkır ve sucul formasyonlar olarak bulunan bitki örtüsü birçok familya,cins,alttür,varyete gibi değişik taksonomik birimlerin bireylerini kapsar. Daha yakın bir incelemeyle;aynı tür ve varyete&quot;nin bireyleri arasında bile ayrıntı,dış görünüş, fizyoloji ve uyum özellikleri bakımından farklılıkların bulunduğu anlaşılır. Bu özellikleriyle bitkiler; hayvan türleri içinde özel yaşama ortamı oluşturduklarından; biyosferdeki iklimsel ve biyolojik zenginliğin vazgeçilmez öğesidir. Kalıtımın temel öğeleri olan genler bitkilerde, yüksek sayılarda, farklı işlev ve etkilerde olması, genetik yapı ile çevre arasındaki etkileşimlerin de çoğu kez önemli boyutlarda bulunması; aynı cins, tür hatta varyeteden bitkilerin bile fenotipik, morfolojik bakımdan birbirinden farklı oluşlarının nedenidir. Bitkisel üretimde insanlığın bugün kullanmakta olduğu çeşitleri; uzun evrim süresi içindeki doğal ve yapay seçilmeler sonucu ulaşılmış kültür tipleridir. Bu arada, doğadan yabani ve geçiş formu olarak bulunan bitkilerden de yararlanılmaktadır.&lt;br/&gt;Günümüz kültür bitkisi çeşitleri, çoğunlukla insanın istediklerine ve yöre ekolojik koşullarına uyum sağlayan genler bakımından zenginleştirilmiştir. Kültür bitkilerinin bugünkü tür ve varyeteleri; uzun evrim süreci içinde birçok yabanıl, geçit formu ve yerel çeşitlerden kazanılan genlerle bugünkü istenen özellikleri kazanmıştır. Bununla birlikte, kültür çeşitlerine kazandırılmaya çalışılan daha üstün özellikler için, yeni gen kaynakları da aranmaktadır. Bu kaynaklarda daha çok kültür bitkilerinin yabani akrabalarında bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Tarımsal üretimde amaç, bitkinin verim potansiyeline ulaşabilmesi için gerekli girdileri sağlayarak en üstün verimi elde etmektedir. Ancak, tüm gelişmiş tekniklerin uygulanmasına hızla artan dünya nüfusunun gereksinimlerini karşılayacak, tarımsal üretim artışını sağlayacak yeni çeşitler</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KANSER VİRÜSLERİ (ONKO&amp;#8594;JENİK VİRÜSLER)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kanser-virusleri-(onko8594-jenik-virusler)-424204.html</link><description>kanser virüsleri (onko&amp;#8594;jenik virüsler)</description></item><item><title>YAHYA KEMALİN HAYATI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yahya-kemalin-hayati-435351.html</link><description>yahya kemal 2 aralık 1884 yılında üsküp&quot;de doğmuştur üsküp ve selanikde çeşitli okullarda okuduktan sonra düzenli bir öğrenim görebilmesi için 1902&quot;de istanbul&quot;a gönderilen yahya kemal vefa lisesine girdi.istanbulda kaldıgı süre içinde edebiyat-ı&lt;br/&gt;cedide ozanlarının yaptıklarını inceledi: irtika ve malümat dergilerinde agah kemal adı ile şiirler yayımladı . hacı arif bey den musiki dersleri alırken tanıştığı şekip bey adlı bir gencin isteklendirmesi ile 1903 de paris ‘e gidip jön türkler arasına katıldı ve 1 yıl süre ile fransızcasını ilerletti . 1904 ‘de paris siyasal  bilimler okulu&quot;na yazıldı.edindiği yeni görüş açısına dayanarak bir yandan türklerin anadolu ‘ya gelişlerinden sonraki tarih süresince gösterdikleri   etkinlikleri değişik bir açıdan degerlendiren çalışmalar yaparken bir yandanda &lt;br/&gt;fransız edebiyat çevreleri ile ilişki kurdu ; simgeciliğin şiir anlayışını yakından izledi.abdül hak hamit , tevfik fikret , cenab şahabeddin etkisindeki sanat görüşünü edindiği bilgilerle geliştirdi .batı şiirindeki bütünlük anlayışını divan şiirinin biçim özellikleri ile birleştirerek&lt;br/&gt;şiirlerine yeni bir nitelik kazandırdı 1912 de istanbul&quot;a dönerek darüşafaka&quot;da medresetül...</description></item><item><title>BİYOLOJİ - GÖZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-goz-423986.html</link><description>göz</description></item><item><title>BİYOLOJİ - CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-canlilarin-ortak-ozellikleri-424258.html</link><description>canlıların ortak özellikleri</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-423666.html</link><description>hücre</description></item><item><title>ALÜMİNYUM TOZU ÜRETİMİ PRESLENMESİ VE SİNTERLENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aluminyum-tozu-uretimi-preslenmesi-ve-sinterlenmesi-380065.html</link><description>Alüminyum Tozu Üretimi Preslenmesi ve Sinterlenmesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alüminyum tozları ilk ve ticari olarak ince tabakalar halinde üretilmiştir.Ancak daha sonra gelişen teknoloji ile birlikte daha saf,daha ince ve küresel tozların üretimi gerçekleştirilmiştir.Alüminyum tozu üretimi hava ile belli oranlarda karışım oluşturan metalin patlayıcı özellikte olması nedeniyle zordur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alüminyum tozu iki yöntemle üretilebilir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) Gaz atomizasyon işlemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) Alcoa işlemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atomizasyon işleminde ergimiş alüminyum alaşımı bir nozülden geçirilerek hava veya inert bir gazla çarpıştırılarak ince parçalar halinde alt kısımda bulunan tankta toplanır.Daha sonra toplanan tozlar boyutlarına göre sınıflandırılırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alcoa işlemi alüminyum tozları patlayıcı olduğu için geliştirilmiştir.Atomizasyon işleminden farkı soğutma odasının açık olması ve patlamaları önlemek için vanalar yardımı ile basıncın ayarlanabilmesidir.Toz üretimi kontrollü bir şekilde yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Geleneksel olarak preslenmiş ve sinterlenmiş alüminyum tozundan üretilen metalsel parçalar ticari olarak yıllardır kullanılmaktadır.Sinterlenmiş alüminyum toz metalurjik parçalar, ekstrüzyon döküm ve talaşlı imalat gibi  pahalı ve zaman gerektiren operasyonlarla üretilen parçalarla rekabet edebilmektedir.Buna ek olarak alüminyum toz metalurjisi ile üretilen sinterlenmiş parçalar,endüstriyel uygulamalarda diğer metal tozları ile üretilen parçalara göre daha mükemmel mekanik özellikler göstermektedirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ticari olarak kullanılan alüminyum tozu bileşimleri atomize alüminyum tozlarının çinko,bakır,magnezyum ve silisyum tozları ile karışımından oluşmaktadır.En yaygın ısıl işlenebilir alaşımlar 2XXX ve 6XXX serisi dövme alüminyum alaşımlarıdır.201AB ve MD-69 alaşımları 2014 serisi dövme alüminyum alaşımlarına benzerdir.Bu alaşımlar yüksek mukavemet ve orta korozyon direncine sahiptirler.601AB ve MD-69 alaşımları 6061 dövme alüminyum alaşımına benzer özellikler gösterir.Bu alaşımlar yüksek mukavemet,iyi süneklik ve korozyon direnci özelliklerine sahiptirler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alüminyum tozları düşük basınçta preslenirler ve her tür presleme teçhizatına uyum sağlayabilir niteliktedir.Alüminyum tozlarının presleme basıncı ve yoğunluk eğrisine bakarak diğer metal tozlarının presleme karakteristikleri ile karşılaştırılırsa alüminyum tozlarının preslenmesinin daha kolay olduğu görülür.Şekilde alüminyum,sünger demir ve bakır arasındaki presleme karakteristikleri görülmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alüminyum tozunun düşük preslenme basıncı isteği mevcut preslemenin daha iyi bir şekilde yapılabilmesini sağlar.Prese bağlı olarak daha büyük boyuttaki parçaların preslenmesi daha kolaydır.Örneğin 130 cm2 yüzey alanına ve 50 mm derinliğe sahip alüminyum tozunu şekillendirebilmek için 4450 kN (500 ton) basınç uygulanır.Ancak bu değer demir tozu için 5340 kN (600 ton) kadar olmaktadır.Buna ek olarak alüminyumun preslemeye daha iyi yanıt vermesi ve kalıpta daha rahat hareket edebilmesi kompleks parçaların daha kusursuz ve detaylı bir şekilde üretilmesine izin verir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Alüminyum tozları kontrollü,inert veya vakum ortamda sinterlenir.Sinterleme sıcaklıkları bileşime bağlı olarak genellikle 595-625 C o aralığındadır.Sinterleme zamanı 10-30 dakika arasında değişim gösterir.Sinterleme için nitrojen,hidrojen,argon ve vakum kullanılabilir ancak daha nitrojen ortamında sinterlendiği zaman yüksek mekanik özellikler gösterdiği için nitrojen tercih edilir.Ayrıca nitrojen kullanımı daha ekonomiktir.Alüminyum tozlar batch fırınlarda,continuous radiant tube mesh veya cast belt fırınlarda sinterlenebilir. Mekanik özellikler ısıl işlemden direkt olarak etkilenir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deneyin Yapılışı:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7 gr Al tozu tartıldı ve kalıba girmek üzere hazırlandı.Kalıp mengene vasıtasıyla sıkıştırıldı.Al tozu içine dolduruldu.Kalıpta basmayı kolaylaştırmak için wax kullanılır.Daha sonra kalıp basma makinesine alınarak zımba vasıtası ile toza 5 ton basınç uygulandı.5 ton yükte 1 dakika kadar bekletildi.Daha sonra numunenin kumpas vasıtası ile çapı ölçüldü çap 12,3 mm olarak bulundu.Daha sonra tüp fırında alümüna boru içine konan preslenmiş parça 1 saatlik sürede 1000 C0 de sinterlendi.Zaman kısıtlı olduğundan daha önce sinterlenmiş malzeme kullanılmıştır.Sinterlenen malzeme sırasıyla 400-600-800 meshlik zımparalar ile zımparalanmıştır.Daha sonra parlatma makinesinde çuha vasıtasıyla 3Âµm&quot;lik elmas pasta ile parlatılmıştır.Hazırlanan numune bilgisayara bağlı ışık metal mikroskobunda incelenmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Işık metal mikroskobunda incele</description></item><item><title>BİYOLOJİ - CANLILARDAKİ  İNORGANİK   BİLEŞİKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-canlilardaki-inorganik-bilesikler-423628.html</link><description>canlılardaki  inorganik   bileşikler</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE VE YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-ve-yapisi-423445.html</link><description>hücre ve yapısı</description></item><item><title>ALANIN KORUNMASINA YÖNELİK ÖNERİLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?alanin-korunmasina-yonelik-oneriler-397745.html</link><description>ALANIN KORUNMASINA YÖNELİK ÖNERİLER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Türkiyede kırsal kesimde yaşayan nüfusun gelir düzeyi düşük olup temel geçim kaynağı orman ve meralar gibi doğal alanlardır. Nüfus artışına bağlı olarak doğal kaynakların aşırı ve düzensiz kullanımı artmaktadır. İnsan faaliyetlerinin yoğun olduğu yerlerde, doğal kaynakların büyük tahribata uğradığını ve yok olma sınırına geldiği söylenebilir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Günümüz kültür bitkisi çeşitleri, çoğunlukla insanın isteklerine ve yöre ekolojik koşullarına uyum sağlayan genler bakımından zenginleştirilmiştir. Kültür bitkilerinin tür ve varyeteleri; uzun evrim süreci içinde birçok yabanıl, geçit formu ve yerel çeşitlerden kazanılan genlerle bugünkü istenen özellikleri kazanmıştır. Bununla birlikte, kültür çeşitlerine kazandırılmaya çalışılan daha üstün özellikler için yeni gen kaynakları da aranmaktadır. Bu kaynaklarda daha çok kültür bitkilerinin yabani akrabalarında bulunmaktadır. Öte yandan bitkisel üretimde yüksek verim için yeğlenen modern çeşitlerin üretimi yaygınlaştıkça; bu genotipler dışındaki genlerin dışlanması, hatta doğada yitirilen türlerle birlikte birçok genin yok olması tehlikesi bulunmaktadır. Orman ağaçları için yangın, hatalı kesim ve aşırı üretim; meralarda düzensiz otlatma ve tarla açma gibi uygulamalar da gen kaybına yol açan etmenlerin başında gelmektedir. Çevreyi tehdit eden birçok etmen, bitki türlerinin yok olmasına veya yok olma tehlikesi altında bulunmasına neden olmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitki ıslahında, ortaya çıkan ve çıkacak olan yeni sorunlara çözüm olacak yeni gen kaynakları  potansiyeli, bunların yabani çeşitlerinin ve akraba türlerinin genlerinde bulunmaktadır. İnsanlığın geleceği açısından; öncelikle genetik erozyonun önlenmesi ve devamında türleri kendi ekosistemlerinde doğal gelişmeye bırakılarak, yeni gen kombinasyonlarının ve evrimsel oluşumların devamlılığını sağlayabilmeleri için, bu tür ve çeşitlerinin en güvenli ve doğal şekilde korunması gerekir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bir ülkedeki veya belli bir yöresindeki bitki çeşitlil</description></item><item><title>POPULASON</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?populason-366092.html</link><description>KONU : 1&lt;br/&gt;BİLİMSEL ÇALIŞMA&lt;br/&gt;BİLİM : Hayatta karşımıza çıkan sorulara cevap arama uğraşıdır. Soruların cevapları aranırken tarafsızlık temel ilke olmak zorundadır. Merak edilen soruların cevapları aranırken izlenen yola yapılan açıklamalara bilimsel yöntem yada bilimsel metot denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİLİMSEL METODTA İZLENECEK YOLLAR :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-) Problemi ortaya koymak veya konu tespiti yapmak. Merak edilen bir konu hakkında neden, niçin şeklinde yapılan soru önermeleri bilimsel problemi ortaya koyar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-) Problem ile ilgili gözlem yapmak, verileri toplamak :Beş duyu organı ile yapılan incelemelere gözlem denir. Gözlem yaparken sadece duyu organları kullanılıyorsa bu gözlem şekline nitel gözlem denir. Hata oranı yüksektir. Araç ve gereçler kullanılarak yaptığımız gözleme ise nicel gözlem denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VERİ TOPLAMAK : Gözlem yapılarak elde ettiğimiz gerçeklere veri diyoruz. Bir başka deyişle veri, özel bir probleme ait gerçeklerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-) Hipotez kurmak : Bir problemin çözümü için ortaya konulan geçici çözüm yoludur.        İyi bir hipotez kısa ve özlü olduğu kadar eldeki verilerin çoğunu da kapsamalıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;3Hipotez verilere aykırı olmamalı&lt;br/&gt;4Probleme çözüm önermiş olmalı&lt;br/&gt;5Yeni gerçeklere ve tahminlere yol açabilmeli&lt;br/&gt;6Deney ve gözlemlere açık olmalı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-) Tahmin yapmak : Tahmin ; akla, mantığa, verilere dayanarak bir olguyu ya da olayı kestirme yaklaşık olarak kestirme işidir. Tahmin tezimiz hipotezim doğru ise ...............olmalı, olmalıdır cümleciğine uygun olmalıdır. Böylece hipotezden yeni sonuçlar çıkartmak mümkün olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5-) Hipotezi kontrollü deneylere sınamak : Hipotezle ilgili tahminler kontrollü deneylerle sıvanır. Kontrollü deneyler iki deney grubu halinde yapılır. Bunlardan birisi kontrol grubu, diğeri ise deney grubudur. Kontrol grubu ile deney grubunun tüm şartları aynıdır. Ancak denenmek istenen fikir deney grubuna uygulanırken kontrol grubuna uygulanmaz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6-) Doğruluğuna karar vermek : Hipotezi sınadığımız deneylerin neticesinde iki durum ile karşı karşıya kalırız.&lt;br/&gt;7Hipotez doğru : Yapılan kontrollü deneyler sonucunda hipotezin doğruluğu ispat edilirse hipotez geçerlidir.&lt;br/&gt;8Hipotez yanlış :  Kontrollü deneyler sonucunda hipotez yanlış çıkarsa hipotez kesinlikle terk edilmez ancak değiştirilir. Yeni bir hipotez kurulur, işlemler tekrar edilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7-) Teori : Kökleşmiş hipotezlerdir. Doğruluğu tam ispatlanmadığı gibi çürütülememiş hipotezlerdir. Bu hipotezler yeni bulgularla da sürekli olarak desteklenirler. Hipoteze oranla gerçeklere daha yakındırlar.&lt;br/&gt;Fakat ilerleyen zaman içinde çürütülebilirler...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8-) Kanun ve Gerçek : Her bilim adamı tarafından aynı sonuçlarla tekrar edilebilen gözlemlerdir. Teoriler çürütülemezlerse ve geniş geçerlilik kazanmışlarsa kanun ve gerçeklere dönüşürler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kontrollü&lt;br/&gt;Deneylerle&lt;br/&gt;Doğrulanır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KONU : 2&lt;br/&gt;CANLILIK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaşam belirtileri gösteren her organizma canlıdır. Bu belirtileri göstermeyen varlıklara ise cansızdır şeklinde vurgularız. Öyle ise canlı bir organizmanın özellikleri nelerdir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-) Beslenme :&lt;br/&gt;Canlılar yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerjiyi de besinlerden sağlamak mecburiyetindedirler. Ototrof olan canlı grupları kloroplastları sayesinde güneş ışığından yararlanılarak besin ihtiyaçlarını inorganik elementlerden sağlarlar. Hayvansal yani heteretrof canlılar ise ileri derecede bileşik organik besin maddelerine ihtiyaç duymazlar. Bu maddeleri sindirip hücrelerinin gereksim duyduğu maddelerin yapımında kullanılırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-) Solunum- Enerji kullanımı : &lt;br/&gt; Canlının yaşamına devam edebilmesi, fonksiyonlarını sürdürebilmesi için gereken enerjinin serbest hale gelmesi solunumla sağlanır.&lt;br/&gt;Bir moleküldeki enerjinin tamamının kullanılabilmesi onun O2 ile oksitlenmesiyle mümkündür. Bu tür solunuma O2&quot;li yada aerobik solunum denir.&lt;br/&gt;Bazı mikroorganizmalar, iç parazitler, besinleri O2 siz olarak yakmak mecburiyetindedirler. Bu durumda da besindeki enerjinin pek az kısmı kullanılabilir. Bu şekilde yapılan solunuma O2 li  veya aerobik solunum denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-) Boşaltım : &lt;br/&gt;Metabolizma sonucu oluşan zararlı ve kullanılmayan artıkları hücreden uzaklaştırılır. Meydana gelen artıkların uzaklaştırılması işlemine boşaltım denir.&lt;br/&gt;Karbonhidratların parçalanmasıyla oluşan NH3 ise zararsız hale ge</description></item><item><title>KLİMATOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?klimatoloji-396129.html</link><description>Klimatoloji&lt;br/&gt;Klimatoloji nedirİklimbilim (Klimatoloji), atmosfer içerisinde meydana gelen hava olayları ile yeryüzünde görülen iklim tiplerini inceleyen bilim dalı.İklimbilimin konusu olan iklim, geniş bir sahada uzun yıllar boyunca görülen atmosfer olaylarının ortalama halidir. İklim coğrafi yeryüzünün şekillenmesi ve insan yaşamını çok yakından kontrol etmektedir. İklimbilim, hava olaylarını yakından tanımak için fiziğin bir alt dalı olan meteorolojinin verilerinden geniş ölçüde yararlanır. Meteorolojinin yaptığı gözlemleri alır ve insan ve canlı yaşamı açısından inceleyerek açıklamaya çalışır.Yeryüzünde görülen başlıca ilkim tiplerini, oluşum nedenlerini, özelliklerini ve insan yaşamı üzerine etkilerini, iklim elemanlarını (sıcaklık, basınç ve rüzgarlar, nemlilik ve yağış) konularını inceleyen fiziki coğrafya alt dalıdır. Ortalama 50-100 yıllık hava durumu ortalamaları alınarak iklim hakkında bilgiler oluşturulabilir.http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0klimbilimdan alındı&lt;br/&gt;ÖdevSitesi.Com&lt;br/&gt;Klimatoloji&lt;br/&gt;Klimatoloji nedirİklimbilim (Klimatoloji), atmosfer içerisinde meydana gelen hava olayları ile yeryüzünde görülen iklim tiplerini inceleyen bilim dalı.İklimbilimin konusu olan iklim, geniş bir sahada uzun yıllar boyunca görülen atmosfer olaylarının ortalama halidir. İklim coğrafi yeryüzünün şekillenmesi ve insan yaşamını çok yakından kontrol etmektedir. İklimbilim, hava olaylarını yakından tanımak için fiziğin bir alt dalı olan meteorolojinin verilerinden geniş ölçüde yararlanır. Meteorolojinin yaptığı gözlemleri alır ve insan ve canlı yaşamı açısından inceleyerek açıklamaya çalışır.Yeryüzünde görülen başlıca ilkim tiplerini, oluşum nedenlerini, özelliklerini ve insan yaşamı üzerine etkilerini, iklim elemanlarını (sıcaklık, basınç ve rüzgarlar, nemlilik ve yağış) konularını inceleyen fiziki coğrafya alt dalıdır. Ortalama 50-100 yıllık hava durumu ortalamaları alınarak iklim hakkında bilgiler oluşturulabilir.http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0klimbilimdan alındı&lt;br/&gt;Ödev</description></item><item><title>VÜCUDUMUZU TANIYALIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vucudumuzu-taniyalim-356720.html</link><description>VÜCUDUMUZU TANIYALIM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;VÜCUDUMUZUN  BÖLÜMLERİ&lt;br/&gt;       1-BAŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       2-GÖVDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       3-KOLLAR VE BACAKLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  BAŞIMIZDA&lt;br/&gt;ALIN&lt;br/&gt;ÇENE&lt;br/&gt;KAŞLAR&lt;br/&gt;BURUN&lt;br/&gt;AĞIZ&lt;br/&gt;DİL&lt;br/&gt;KULAKLAR VE DİŞLER &lt;br/&gt;BULUNUR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BEYİN,&lt;br/&gt;BAŞIMIZDA &lt;br/&gt;BULUNUR.  &lt;br/&gt;TÜM &lt;br/&gt;ORGANLARIN &lt;br/&gt;VE SİNİR       &lt;br/&gt;SİSTEMİNİN&lt;br/&gt;MERKEZİDİR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BEYİNCİK,&lt;br/&gt;BEYNİMİZE BAĞLIDIR.&lt;br/&gt;VÜCUDUMUZUN    DENGE GÖREVİNİ YAPAR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖVDEMİZ İKİ KISMA AYRILIR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        1-GÖĞÜS BOŞLUĞU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          2-KARIN BOŞLUĞU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖĞÜS &lt;br/&gt;BOŞLUĞUNDA &lt;br/&gt;1-KALP&lt;br/&gt;2-AKCİĞERLER BULUNUR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  KALP, KIRMIZI KASLARDAN YAPILMIŞTIR.   VÜCUDA  KAN&lt;br/&gt;POMPALAMAKLA&lt;br/&gt;GÖREVLİDİR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AKCİĞERLER, SOLUNUM&lt;br/&gt;ORGANIMIZDIR.  &lt;br/&gt;   KALPTEN GELEN KİRLİ&lt;br/&gt;      KANI TEMİZLER.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARIN BOŞLUNDA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MİDE&lt;br/&gt;KARACİĞER&lt;br/&gt;BAĞIRSAKLAR&lt;br/&gt;BÖBREKLER BULUNUR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OMURİLİK,&lt;br/&gt;OMURGANIN&lt;br/&gt;İÇİNDE BULUNUR.&lt;br/&gt;SİNİR SİSTEMİMİZİ. BEYİNLE BERABER YÜRÜTÜR.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KARACİĞER,&lt;br/&gt;VÜCUDUMUZUN&lt;br/&gt; ŞEKER VE YAĞ DURUMUNU DÜZENLER.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  MİDE&lt;br/&gt;SİNDİRİM ORGANIDIR.     &lt;br/&gt;BESİNLER BURADA &lt;br/&gt;YUMUŞATILIR VE &lt;br/&gt;SİNDİRİLİR.</description></item><item><title>BİYOLOJİ - ÇEKİRDEK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-cekirdek-423434.html</link><description>çekirdek</description></item><item><title>BİYOLOJİ - OSTEOPOROZ ( KEMİK ERİMESİ )</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-osteoporoz-(-kemik-erimesi-)-423539.html</link><description>osteoporoz ( kemik erimesi )</description></item><item><title>MAKROMANTAR NEDİR? (MAKROFUNGUS, MAKROMİSET, YÜKSEK MANTAR)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?makromantar-nedir-(makrofungus,-makromiset,-yuksek-mantar)-397504.html</link><description>Makromantar nedir? (MakroFungus, makromiset, yüksek mantar)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Makromantarlar klorofili olmayan, üreme organları ve esas bünyeleri iplik gibi, &quot;hüf&quot; denilen küçük borucuklardan ibaret canlılardır. Belirgin şekilleri ve yaşama modelleri ile bağımsız bir canlı alemidirler. Bu canlılar hem eşeyli hem de eşeysiz olarak, sporlar oluşturarak ürerler. Klorofil ihtiva etmediklerinden, bağımsız olarak şeker, yağ ve nişasta gibi organik maddeler oluşturamazlar. Bu nedenle diğer canlılara ihtiyaç duyarlar. Yani başka canlılardan beslenirler. Bir başka deyişle çürükçül veya asalaktırlar. Mantarın esas bünyesi ince iplik gibi hüfler kitlesidir ki buna misel denir. Bizim toprak üzerinde gördüğümüz ve yararlandığımız kısım, bu misellerin özelleşmesi ile dokunmuş bir eşeyli üreme organıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Yukarıda kısaca tanımladığımız, çayırlarda, yol kenarlarında, ormanlarda, ağaç altlarında hemen hemen hepimizin sadece bir bölümünü (şapkasını) gördüğü ve bildiği makromantarlar; çok değişik renk ve şekillerde, bazılarını yediğimiz, bazılarından zehirlendiğimiz enteresan varlıklardır. Öyle ki, mantarlar alemininin tümünü ele alırsak ,olağanüstü yumuşak ve büyük ölçüde saydam bir vücut yapısına sahip olduklarını ve buna rağmen dev bir sarmaşık gibi onlarca metrelik bir alana yayılabildiklerini görürüz. Ellerinden hiçbir şey kurtulmaz; suyu, toprağı, böceklerin, bitkilerin, memelilerin hatta kuşların dokularını bile istila edebilirler.&lt;br/&gt;     Mantarlar alemi aslında çok karmaşıktır. Burada ele aldığımız makromantarlar, Eumycophtya filumu (gerçek mantarlar) sınıfına dahildir. Bundan başka daha birçok mantar sınıfı mevcuttur. Bunlara örnek olarak; bölünen mantar bitkiler, cıvık mantarlar, algsi mantarlar, keseli mantarlar, çomak mantarlar, ikincil mantarlar gibi sınıflar gösterilebilir.&lt;br/&gt;    Bizim burada ele aldığımız yenebilir mantarlar, büyük ölçüde sudan oluşan ve aroması nedeniyle bizlere çekici gelen bir besindir. 100 gram pürtüklü mantarın içeriğinde, sadece 5 gram protein, 10 gram</description></item><item><title>HÜCRE BÖLÜNMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-bolunmesi-375267.html</link><description>HÜCRE BÖLÜNMESİ&lt;br/&gt;Her canlı organizmanın büyümesi ve gelişmesi , hücrelerin çoğalmasıyla olasıdır. Bir hücrelilerde hücre bölünmesi çoğalmayı sağlar.Halbuki çok hücreli organizmalarda yeni birey, dişi ile erkek hücrelerinin birleşmesinden ortaya çıkan zigot adı verilen tek bir hücreden gelişir. Zigotun bölünmesi ile çok sayıda hücreler oluşur. Yani çok hücreli organizmalarda hücre bölünmesi, doku, organ ve sistemlerin büyüyüp gelişmesini, yıprana hücrelerin onarılmasını, ölen hücrelerin yerine yenilerinin yapılmasını sağlar. &lt;br/&gt;Hücrenin yaşamında iki evre vardır. Birincisi İNTERFAZ, ikincisi BÖLÜNME evreleridir.İnterfaz evresi, hücrenin hacmini genişlettiği evredir. Bölünme hücrenin iki eşit parçaya yani, iki oğul hücreye ayrılmasıdır.&lt;br/&gt;Hücrenin bir bölünme sonundan ikinci bölünme sonuna kadar geçen yaşamına HÜCRE SİKLUSU veya HÜCRE DEVRİ denir.&lt;br/&gt;Hücre devri; mitoz, sitokinez, G1 , S, G2 , olmak üzere birbirini izleyen ve farklı sentez olaylarının yer aldığı beş alt evreden oluşmaktadır.&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt; HÜCRE  DEVRİ ( SİKLUSU )&lt;br/&gt;Hücre devri : Mitozo izleyen interfaz evresi, G1 , S ve G2 alt evrelerini kapsamaktadır.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;MİTOZ  BÖLÜNME &lt;br/&gt;Mitoz hücrenin düzenli olarak bölünmesidir.Bu yolla yeni oluşan iki yavru hücre, tıpkı ata hücrenin sahip olduğu kromozomların sayı ve çeşiti kadar kromozoma sahip olur. Mitoz bölünmeyle iki yavru hücre arasında kromozomların tam eşit olarak bölünmesi garantilenmektedir.Yeni ve eski kromozomların yapı ve işlev bakımından birbirinin aynısıdır. Her insan hücresinde, mitoz sırasında 46 kromozomun her biri kendisinin tam bir kopyasını oluşturduğundan, bir an için hücrede 92 kromatid bulunur.Sonra hücre bölünmesi tamamlanırken 46 &quot;sı bir yavru hücreye 46&quot; sıda öteki yavru hücreye gider. &lt;br/&gt;          MİTOZUN BİYOLOJİK ÖNEMİ &lt;br/&gt;           1 . Hücre sayısını çoğaltmak. &lt;br/&gt;2 . Kromozom sayısını  ( 2n ) &quot; de sabit tutmak. &lt;br/&gt;3 . Kromozomlar, DNA &quot; da şifrelenmiş bilgiler taşırlar. Mitoz olayı genetik bilginin her yavru çekirdeğe tam olarak dağıtılmasını da sağlar. &lt;br/&gt;           MİTOZ BÖLÜNMENİN EVRELERİ&lt;br/&gt;                      Mitoz  bölünme : &lt;br/&gt;1-     İnterfaz &lt;br/&gt;2-     Profaz &lt;br/&gt;3-     Metafaz &lt;br/&gt;4-     Anafaz &lt;br/&gt;5-     Telofaz   olmak üzere  beş  evrede gerçekleşir. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;HAYVAN HÜCRESİNDE MİTOZ BÖLÜNME &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;BİTKİ HÜCRESİNDE MİTOZ BÖLÜNME&lt;br/&gt;ÖNEMLİ : Hayvan hücrelerindeki mitoz bölünmesi ; sentriollerin bulunması ve ara bölmenin (bölünme plağı) oluşmaması özellikleriyle bitki hücresi bölünmelerinden  ayrılır. &lt;br/&gt;KROMOZOM TİPLERİ&lt;br/&gt;A)    Vücut kromozomları ( Otozomlar ) ; örneğin insanda 46 kromozomdan 44 tanesi otozomdur. &lt;br/&gt;B)    Eşey kromozomları ( Gonozomlar ) ; örneğin insanda 46 kromozomdan  2 tanesi gonozomdur. X ve Y ile gösterilir. İnsanda kromozom formülü ( 2n = 46 ) &quot; dır. &lt;br/&gt;KROMOZOM SAYILARINA  GÖRE  HÜCRE  TİPLERİ&lt;br/&gt;1 . Vücut hücreleri ( somatik hücreler ) : Diploid ( 2n ) hücrelerdir. &lt;br/&gt;2 . Eşey ana hücreleri : Üreme hücrelerini oluşturan diploid ( 2n ) hücrelerdir. &lt;br/&gt;3 . Eşey hücreleri ( gametler ) : Haploid = monoplaid ( n ) hücrelerdir.&lt;br/&gt;MAYOZ  BÖLÜNME  ( Meiosis = Redüksiyon bölünme ) &lt;br/&gt;           MAYOZUN BİYOLOJİK ÖNEMİ : &lt;br/&gt;1-     Mayoz bölünme sayesinde her türün kromozom sayısının sabit kalması sağlanır. &lt;br/&gt;2-     Mayoz bölünmenin amacı, gerçekte bir çoğalma değil, eşeysel rekombinasyonları (yeni oluşan genotipleri) ve bunun sonucunda biyolojik çeşitliliği oluşturmaktır. &lt;br/&gt;Hücrede kromozom sayısının yarıya indirgenmesi amacıyla yapılan bölünmeye denir.Eğer böyle bir bölünme olmasaydı, bir türdeki bireylerin kromozom sayısı her yeni kuşakta bir kat artacaktı. Kromozom sayısının sabit kalması, böyle bir bölünmenini canlıların, canlıların gametlerinin oluşumu sırasında oluşması ile olasıdır. Gametlerin kromozom sayısı, mayoz bölünme ile yarıya inmiştir. Yani ( n ) kromozom taşırlar. ( n )  kromozomlu yumurta ve sperm hücreleri döllenme ile birleşerek  ( 2n )  kromozomlu zigotu oluşturur. Zigot da mitoz bölünmelerle çoğalıp ( 2n ) kromozomlu bireyleri oluşturur. Bu bireylerin vücut hücrelerindeki kromozomların yarısı anadan, yarısı da babadan gelmiştir. Böylece kromozom sayısı aynı türde sabitliğini korumuş olur. Gametler, mitoz bölünme sonucu oluşsalardı, birleşmeden sonra oluşan zigotta, kromozom sayısı iki katına çıkacak ( 4n ) ve türe özgü kromozom sayısı korunamayacaktı. &lt;br/&gt;Mayoz sırasında eşler yapan, büyüklük ve hacim olarak birbirine benzeyen, aynı özellikleri etkileyen genleri taşıyan, biri anadan diğeri babadan gelmiş kromozomlara HOMOLOG KROMOZOMLAR  denir. Bu bölünmede her bir hom</description></item><item><title>BİYOLOJİ - CANLILARDA DOLAŞIM SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-canlilarda-dolasim-sistemleri-424352.html</link><description>canlılarda dolaşım sistemleri</description></item><item><title>BİYOLOJİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-343902.html</link><description>BİYOLOJİ SORULARI CEVAPLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Hücre zarının oluşmasında etkili olan organeller GOLGİ AYGITI ,ENDOPLASMİK REDİKULUM ve RİBOZOM &quot;dur.&lt;br/&gt;3)küçük moleküller büyük moleküllere ,yagda eriyen vitaminler notr iyonlara ,(-)iyonlar (+) iyonlara göre hücre zarından daha kolay gecerler .Buna hucre zarının seçici geçirgen olması denir.&lt;br/&gt;5)Moleküllerin difüzyonunda ortam yoğunluğu (çoktan aza),molekül büyüklüğü,porların capı etkilidir.&lt;br/&gt;6)pasif tasımada yagda ve yagı cözen maddeler hücre zarında bulunan glikoprotein ve glikolipitler nedeniyle kolay tasınır.&lt;br/&gt;7)ORTAK YÖNLERİ=SU VE SUDA CÖZÜNMÜS MADDELER GECER.difüzyon olayıdır .bu nedenle enrji harcanmaz.&lt;br/&gt;FARKLI YÖNLERİ=Diyalizde zar seçici geçirgen olmak zorundadır.&lt;br/&gt;8)Aktif tasıma durdugu zaman pasif tasıma devam eder.böyle bir hücrede ortam yogunlugu esitleninceye hücre difüzyon yapar.&lt;br/&gt;9)aktif tasımayı etkileyen faktörler=a)ortam yogunlugu(azdan -coga)b)molekül büyüklüğü c)enerji varlığı d)hücrenin canlı olması&lt;br/&gt;10)                         PASİF TAŞIMA                    AKTİF TAŞIMA&lt;br/&gt;         Enerji harcanmaz                                          -Enerji harcanır.&lt;br/&gt;         Çok yogun -az yogun                                    Az yogun cok yogun&lt;br/&gt;         Tüm hücrelerde                                              canlı hücrelerde&lt;br/&gt;                                                                                taşıyıcı proteinler ve enzimler görev yapar&lt;br/&gt; 11)E.B her zaman O.B ve T.B arasındaki farktır.Eşitlik durumunda hücrede osmotik denge     12) İç ve dış yogunlugu eşit olan bir hücrede amimoasitler proteinlere dönüşüyor.&lt;br/&gt;n aminoasit            Protein+(n-1)H2O Hücrenin OB si azalır,TB artar.&lt;br/&gt;13)Endositozda , hücre zarı fogositoz ve pinositozla şekil degiştirerek madde alır.&lt;br/&gt;14)Enerji harcandığı için mitokondri organeli daha fazla bulunur.&lt;br/&gt;15)Yalancı ayak ,hücre cebi,villüsler,kamçı ,sil gibi yapıları oluştururlar.&lt;br/&gt;17)ROTASYON=Hücre zarına paralel ve tek yönlüdür.&lt;br/&gt;SİRKÜLASYON=Çeşitli yönlerde sitoplazma hareketlidir.&lt;br/&gt;18)Çünkü mitokondriler hücrenin kontrolünde kendini eşliyebilirler.&lt;br/&gt;19)Prokaryot hücrelerde yoktur.&lt;br/&gt;21)Tüm hücreler protein kökenlidir ,bu nedenle kendi proteinlerini sentezleyebilmek için ribozom taşırlar.&lt;br/&gt;23)%60 rRNA dan %40 proteinden meydana gelir.&lt;br/&gt;24)Özellikle protein sentezi yapan hücrelerde üzerinde ribozom taşıyana granüllü ,ribozom taşımayanlara granülsüz E.R denir&lt;br/&gt;25)Ribozomlarda sentezlenen proteini E.R golgi aygıtına taşıyarak,enzim,hormon,antikor,v.b sentezlemesinde görev alırlar.&lt;br/&gt;26)Golgi aygıtı ,lipoprotein ,glikoprotein,selüloz gibi maddeleri ürettiği için hücre zarı ve çeperi üzerinde doğrudan etkilidir.&lt;br/&gt;27)KOFUL,LİZOZOM , RİBOZOMâ€¦&lt;br/&gt;28)Madde alışverişi ,boşaltım ve su basıncının ayrlanması için bitki hücrelerinde koful daha büyüktür.&lt;br/&gt;29)Kofullar artık maddelerin ve fazla suyun dısarı atılamsını sağlar.&lt;br/&gt;30)  3 çeşit plastit bulunur.&lt;br/&gt;KLOROPLAST:Fotosentezle besin ve O2 üretir.&lt;br/&gt;KROMOPLAST:Bitkilerde renk oluşumunu sağlar.&lt;br/&gt;LÖKOPLAST:Nişasta ,yağ ve protein depo ederler.&lt;br/&gt;31)         KROLOPLAST                    MİTAKONDRİ&lt;br/&gt;Stroma ve granum olmak üzere     Matriks ve krista olmak üzere iki kısımdan olusur.&lt;br/&gt;iki kısımdan olusur.                        H2O ve CO2 üretir.&lt;br/&gt;Besin ve O2üretir.                           ATP enerjisi üretir.&lt;br/&gt;Işık enerjisini kullanır.&lt;br/&gt;33)Bitki hücrelerinde iğ iplikler ,sitoplazmadaki serbest proteinlerden oluşur.&lt;br/&gt;34)Prokaryot hücrenin okaryot hücreden farkı ,çekirdek zarı ve zarlı organeli olmamasıdır.&lt;br/&gt;35)Örn AMİTOZ:Hücrenin çekirdek bölünmesi yapıp ,sitoplazma bölünmesi yapmadıgı için çok çekirdekli olur.&lt;br/&gt;36)Çekirdeği çıkarılan bir hücrenin bölünmesi durur ve daha sonra da ölür.&lt;br/&gt;37)Çekirdek zarının hücre zarından farkı,çok sayıda por denilen açıklıkları taşıması ve bölünme esnasında kaybolması ve sonra tekrar oluşmasıdır.&lt;br/&gt;38)Çekirdeğin görevini çekirdekteki kromatin ağı üstlenmiştir.&lt;br/&gt;39)Çekirdek,hücrede geçen bütün yaşamsal olayları yönetir ve kontrol eder.&lt;br/&gt;42)Bitkilerde sitoplazma bölünmesi orta lamel oluşerak</description></item><item><title>KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kalitimin-kromozomal-esasi-438507.html</link><description>KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayida kromozom içerir. Kromozomlarin sayisi mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayisi esittir. Fakat kromozomlardaki kalitim faktörleri farklidir. &lt;br/&gt;KROMOZOMLARIN YAPISI &lt;br/&gt;Ilk defa 1840 yilinda botanikçi Hofmeister tarafindan Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüs ve 1888 yilinda Vvaldeyer tarafindan da Kromozom ismi verilmistir. &lt;br/&gt;Hiçbir zaman yeniden yapilmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapilirlar. Yasamin sürekliligi kromozomlarin devamliligina dayanir. h-ler canlida kromozomlann sekli farkli olmasina karsin, ayni türde ayni kromozomlarin sekilleri birbirine benzerdir. &lt;br/&gt;Örnegin, 3. kromozom bir türde ayni sekle sahip olmasina karsilik, ayni türde 3. ile 8. kromozomlarin sekilleri birbirinden farklidir. Sayilari, türden türe farkli olur. Sayisi ile organizasyon derecesi arasinda herhangi bir baglanti yoktur. &lt;br/&gt;Küçük bir kromozom daha fazla gen tasiyabilir. Örnegin, Ascaris megalocephala un/va/ensöe 2n = 2 (bilinen en az sayida kromozom tasiyan canli), Drosophila melanogasteröe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çesit egrelti otulda 2n = 500 (canlilar arasinda bilinen en fazla kromozom sayili bitki) kromozom vardir. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takimina sahiptir. Ana ve babadan gelen es kromozomlarin sekilleri ve büyüklükleri (esey kromozomlari hariç) birbirine esittir. Bu çift kromozom takimi bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere S o m a t i k h ü c r e-l e r adi verilir. Kromozom sayisi bakimindan da D i p l o i ftir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat esey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazi ilkel canlilarin bütün hayat devrelerinde (yalniz zigot halinde diploit) kromozomlar eslerinden yoksundur. Partenogenetik çogalan bazi hayvanlarda, örnegin, erkek arilarda, vücut hücreleri-nin kromozom sayisi disilerinin somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir. Ya erkek ya da disi esey kromozomunu bulunduranlara G e r m i n a t i f H ü c r e l e r  denir. Esi olmayan kromozomlara da H a p l o i t denir ve n simgesiyle gösterilir. Kromozom sayisi sabit olmakla beraber bazi özeliesmis hücrelerde örnegin, böcek-lenn, özellikle bazi sineklerin tükrük bezlerinde bu sayi 2nnin katlari seklinde bir artis gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksizin çogalirlar. Buna E n d o m i t o z i s ve kromozom durumuna da P o l i p l o i d i denir. Çekir-dek büyüklügü kromozomlarin miktarina bagli oldugundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür. &lt;br/&gt;Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazin baslangicindan basla-yarak gittikçe yay seklinde kivrilan ve kalinlasan ince kromatin agi seklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom seklini alincaya kadar kivrilma devam eder. Dino-f/age/lataöa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bagli degildir. Bu tip hücreiere M e z o k a r y o t i k hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak distan incelemeye baslarsak su kisimlar (Sekil 10.3 ve 4) görülür: Aralarinda genel olarak açi bulunan iki koldan olusur. Kol-lar, primer bogumla birbirinden aynlmistir, buna S e n t r o m e r  (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine esit olan kromozomlara Metasentrik, esit olmayanlara ise Submetasentrik denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da Akrosentrik (buniann sentromeri kromozomlarin ucundadir) (Sekil 10.5) kromozomlar denir. Bazi hayvan gruplari bu üç tipten yalniz birine sahiptir. Örnegin amfibiler yalniz metasentrik kromozomlara sahiptir. &lt;br/&gt;Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) bogumlardan baska, sekonder (ikin-cil) bogumlar da bulunabilir (Sekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kis-minda uydu S a t e l l i t denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapi bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipligiyle baglidir. Bu tip kromozomla</description></item><item><title>MAYA OLUŞUMU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?maya-olusumu-360199.html</link><description>hangi bakteriler fermantasyonla neyi oluşturur?&lt;br/&gt;alkolik maya; bira&lt;br/&gt;asetik bakteri;yoğurt&lt;br/&gt;alkolik bakteri +bakteri;küf&lt;br/&gt;fungel küf;küflü peynir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;fermantasyon nedir?&lt;br/&gt;           şeker&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;micro organizma enzimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  &lt;br/&gt;alkol             karbondioksit&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;melas üretiminde kullanılan maddeler ve kaynakları:&lt;br/&gt;karbondioksit ;melas&lt;br/&gt;azot;üre amonyak&lt;br/&gt;fosfat;DAP, MAP&lt;br/&gt;mineral;Zn Mg,Cu,Mn&lt;br/&gt;oksijen &lt;br/&gt;su&lt;br/&gt;vitamin ;B,B6&lt;br/&gt;melas hazırlama&lt;br/&gt;1.ham melas&lt;br/&gt;2.sulandırma&lt;br/&gt;3.sterilizasyon&lt;br/&gt;4.steril melas   &lt;br/&gt;sulandırma nasıl yapılır?tartı kaplarında yapılıyor önce sıcak suyla melas&lt;br/&gt;karıştırılır daha sonra ph ayarlaması yapılır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;not: steril melas sabit debiyle beslenir ve 121 derecede sıcak buharla sterilizasyon yapılır melasın içinde hiçbir şekilde yabancı madde istemiyoruz&lt;br/&gt;&amp;#61692;melas kesinlikle sterildir.&lt;br/&gt;&amp;#61692;maya direkt olarak tüketilen bir besin maddesi değildir bu yüzden içinde bir miktar micro organizma bulunabilir&lt;br/&gt;&amp;#61692;esanjörler günde 1 defa asitle yıkanmalıdır&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;aşı kültürü&lt;br/&gt;steril melas                      lab.aşı maya&lt;br/&gt;                                                                                                                      &lt;br/&gt;                                                                         &lt;br/&gt;                   (aşılama)       &lt;br/&gt;                    fermantör &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             oksijen oksijen  &lt;br/&gt;&amp;#61692;vitamin  &lt;br/&gt;&amp;#61692;mineral&lt;br/&gt;soru:fermantöre ne kadar oksijen verilir?&lt;br/&gt;cvb:üreyen alkole göre  hava verilir bu 15 ila 18 arasındadır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;fermantörde parametreler:&lt;br/&gt;&amp;#61692;sıcaklık:28 32 derece&lt;br/&gt;&amp;#61692;hava :2500 12000 m3/h&lt;br/&gt;&amp;#61692;melas şurubu :200 3500 l/h&lt;br/&gt;&amp;#61692;ph :4,5 7,5&lt;br/&gt;not: fermantörde beslenme sabit olmadığından  bu değerler arası bu kadar geniştir&lt;br/&gt;not:ph 4,5 altında olursa renksiz olur&lt;br/&gt;not:ph 7,5 in üstünde olursa melas rengi kahverengi olur ayrıca melası süzmek zorlaşır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; mayşe&lt;br/&gt;seperasyon                                 atık      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    maya sütü                               anaeorobik&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;soğuk tank            &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61692;mayşe :fermantasyonu tamamlanmış fermantör melasına denir. &lt;br/&gt;&amp;#61692;soğuk tankta sıcaklık  3- 6 derece arasındadır&lt;br/&gt;&amp;#61692;maya sütü sütten koyu renkli kuru madde oranı yüksektir krem renklidir &lt;br/&gt;         &lt;br/&gt;                  maya sütü &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;yaş maya             kuru maya &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              filtrasyon &lt;br/&gt;not:filtrasyon döner filtrelerde yapılır.&lt;br/&gt;not:bakım filtresinden çılan maya aerobik arıtmaya gönderilir&lt;br/&gt;not:maya sütü nişasta ile beslenir&lt;br/&gt;not:maya kuru maddesi yüksektir&lt;br/&gt;not:döner filtrelerde yüzeydeki sıvıyı vakumluyoruz ve tek yüzeyi nişaşta ile kaplıyoruz&lt;br/&gt;                        yaş maya &lt;br/&gt;                        &lt;br/&gt;                             &lt;br/&gt;                               ekstruder&lt;br/&gt;         &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                         iç ambalajlama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                             kolileme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                        soğuk depo&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                            sekiyat&lt;br/&gt;not:soğuk depo 0 ila3 derece arasında yapılır.&lt;br/&gt;not:yaş maya su miktarı %70 tir&lt;br/&gt;                    kuru maya&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                kurutma fınları&lt;br/&gt;                    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                     silolar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                kuru maya paketleme &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                 ambalajlama&lt;br/&gt;                                                       &lt;br/&gt;                  depolama&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                   sevkiyat&lt;br/&gt;not:maya kurutma fırınlarında yukarıdan sıcak  hava verilir  bu mayanın granül yapısını belirler &lt;br/&gt;not:instant maya %94 kuru madde, kuru maya  %92 kuru madde içerir&lt;br/&gt;not: kuru maya ömrü 1 1,5 yıl kadardır&lt;br/&gt;         &lt;br/&gt;                   mamül analizleri&lt;br/&gt;1.aktivite&lt;br/&gt;2.stabilite&lt;br/&gt;3.protein&lt;br/&gt;4.kuru madde&lt;br/&gt;5.mikrobiyoloji&lt;br/&gt;not:mamül analizlerinde mayanın karbondioksit üretme kabiliyeti ölçülür.ölçüm işlemi SCA adı verilen cihazlarla yapılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pakmaya fabrikası arıtma tesisleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANA HAM MADDE: MELAS  &lt;br/&gt; Melas şekerpancarından elde edilen bir madde çok yüksek kimyasal oksijen ihtiyacı var rengi pekmez gibi ve koyu kıvamda&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PANCAR MELASI:Yanık bir şeker kokusuna sahip %78_%82 kuru maddeye sahip,%46 polar şekere sahip.bu ham maddeyi sulandırıp ph ının ayarlıyorlar ve mayaya besi ortamı o</description></item><item><title>BİYOLOJİ - OSCAR WİLDE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-oscar-wilde-423565.html</link><description>oscar wilde</description></item><item><title>BİYOLOJİ - HÜCRE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-hucre-423898.html</link><description>hücre</description></item><item><title>DOLASIM SISTEMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dolasim-sistemi-347554.html</link><description>DOLASIM SISTEMI&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;             Canlilar, içinde yasadiklari ortamdan aldiklari besin, oksijen, karbondioksit ve mineralleri vücutlarinda yeni madde yapimi ve enerji üretiminde kullanirlar. Hücrelerde hayatsal faaliyetler sonucu olusan artik maddelerin de disari atilmasi gerekir.&lt;br/&gt;          O halde hücrelere gerekli olan maddeleri (besin ve oksijen)getiren ve hücrelerde olusan artik maddeleri (karbondioksit ve amonyak gibi)bosaltim organlarina  tasiyan sisteme dolasim sistemi denir.&lt;br/&gt;          Dolasim sisteminin amaci; hücredeki reaksiyonlarin devamliligini saglamaktir. &lt;br/&gt;          Tek hücreli canlilar besin maddelerini hücre zari ile alirlar. Çok hücreli canlilarda ise alinan maddelerin hücrelere ulastirilmasi ve hücrelerde olusan artik maddelerin hücrelerden uzaklastirilmasi ancak dolasim sistemi ile mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CANLILARDA TASIMA SISTEMLERI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-)Bir Hücrelilerde Dolasim Sistemi&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;           Bir hücreli canlilarda dolasim sistemi yoktur. Maddelerin hücre içine alinip artiklarin disari verilmesi difüzyon yolu ile olur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-)Bitkilerde Dolasim Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           Fotosentez yapan bitkilerin hepsi dis ortamdan su ve mineraller almali ve bunlari bütün hücre-&lt;br/&gt;lere iletmelidirler. Ayrica yesil kisimlarda sentezledikleri organik maddeleri besin sentezi yapmayan kisimlara tasimak zorundadir. Su yosunlari, kara yosunlari ve ciger otlarinda özel bir tasima sistemi yoktur. Su yosunlari gerekli maddeleri bütün vücut yüzeyiyle alir ve artik maddeleri de ayni sekilde disari verirler. &lt;br/&gt;           Kara yosunlari ve ciger otlarida nemli yerlerde yasarlar. Topraktaki su ve mineralleri köke benzeyen köksüleri ile alip hücreye aktarirlar.  &lt;br/&gt;           Egrelti otlari, at kuyruklari ve kibrit otlarinda ise topraktan alinan su ve minerallerin tasinmasi-&lt;br/&gt;ni saglayan basit iletim demetleri vardir.&lt;br/&gt;3-)Çiçekli Bitkilerde Dolasim Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Köklerle alinan suyun fotosentezde ve terlemede kullanilmak üzere yapraklara, yapraklarda sentezlenen besinlerin diger organlara iletilmesi dolasim sistemiyle olur.&lt;br/&gt;            Bitkilerde dolasim sistemini iletim demetleri yani damarlar meydana getirir. Iletim borulari odun ve soymuk  borulari olmak üzere iki ana kisimdan olusur.&lt;br/&gt;4-)Hayvanlarda Dolasim Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Bir hücrelilerde gaz ve besin alis verisi dogrudan hücre zari ile yapilir. Bu yüzden tek hücreli canlilarda özel bir dolasim sistemi yoktur.&lt;br/&gt;            Çok hücrelilerden süngerlerin ve sölenterlerin vücutlari küçük ve hücreleri dis çevre ile temas halinde oldugundan dolasim sistemleri yoktur. Ayrica yassi solucanlarda da özel bir tasima sistemi bulunmamaktadir.&lt;br/&gt;            Omurgasizlarin çogu ile omurgalilarin hemen hepsinde vücut büyük oldugundan iç kisimlarda-&lt;br/&gt;ki hücreler dis çevre ile dogrudan madde alisverisi yapamaz. Omurgali canlilarda ve omurgasizlardan da toprak solucaninda kalp, damarlar ve dolasim sivisindan olusan dolasim sistemi vardir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a-)Açik Dolasim: Bu dolasimda dolasim sivisi tümüyle kapali bir sistem içerisinde  (damarlarda) dolasmayip, damarlardan dokular arasindaki bosluklara yayilir. Yumusakçalarda, derisi dikenlilerde ve eklembacaklilarda açik dolasim görülür. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;b-)Kapali Dolasim: Kanin kalp ve damarlardan olusan kapali bir sistem içerisinde dolasmasidir. Toplar ve atardamarlar kilcal damarlarla birbirlerine baglidir Kapali dolasimda kanin akis hizi açik dolasima göre daha fazladir.  &lt;br/&gt;          Halkali solucanlarda ve omurgalilarin tümünde kapali dolasim görülür.&lt;br/&gt;5-)Omurgalilarda Dolasim Sistemi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;              Kalp, toplardamar, atardamar, kilcaldamarlar ve kan dokusundan olusur. Dolasim sistemleri ayni yapilari içermekle birlikte omurgalilarda kalp yapilari farklidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a-)Baliklarda:Kalp bir kulakçik ve bir karincik olmak üzere iki odalidir. Kalpte devamli kirlikan bulunur. Kalp kirli kani solungaçlara pompalar. Burada temizlenen kan bütün vücudu dolasarak kirlenmis halde kalbe geri döner.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b-)Kurbagalarda ve Sürüngenlerde:Kalp üç odalidir. Iki kulakçik bir karincik vardir. Kirli kan ve temiz kan karincik</description></item><item><title>BİYOLOJİ TARİHİ DERS NOTLARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-tarihi-ders-notlari-372211.html</link><description>ANTONİE VAN LEEUWENHAEK (1632 &amp;#8211; 1723)&lt;br/&gt;-Geliştirdiği mikroskoplar bakterileri ve protozoa filumundan tek hücrelileri ilk kez inceleyen Felemenkli doğa bilimcisidir.&lt;br/&gt;-Basit yapılı hayvanlar üzerine çalışmalarıyla kendiliğinden türeme görüşünü çürütmüş, yaptığı gözlemlerle bakteriyoloji ve protozoolojinin temellerini atmıştır.&lt;br/&gt;-Yaşamının ilk yılları üzerine pek az şey bilinirse de kapsamlı bir bilimsel eğitim görmediği kesinlik kazanmıştır.&lt;br/&gt;-1968&quot;de üvey babası ölünce, bir kumaş tüccarının yanında çırak olarak çalışmak üzere Amsterdam&quot;a gönderildi. Yirmi yaşında Delfle dönerek kendi kumaş ve tuhafiye dükkanını açtı. 1660&quot;te Delfle mabeyinci olarak devlet hizmetine girdi; böylece elde ettiği gelir; zamanın çoğunu en önemli uğraşı olan mercek kesimine ayırabilmesini sağladı.&lt;br/&gt;-Leeuwenhae odak uzunluğu çok kısa olan yüksek nitelikli tek bir mercekten oluşan mikroskoplar yaptı; o dönemde bu tür mikroskoplar, renk sapma sorununu artıran bileşik mikroskoplara tercih ediliyordu.&lt;br/&gt;-1674&quot;de &quot;çok küçük hayvancıklar&quot; olarak adlandırdığı bakteri ve tek hücrelileri incelemeye başladı. Yağmur suyu, bu birikintilerini ve kuyu suyundan, ayrıca insanda göz ve bağırsaklardan elde ettiği bu hayvancıkların büyüklüklerini de saptadı.&lt;br/&gt;-1677&quot;de insan, köpek ve böceklerde sperma hücrelerini ilk kez saptayıp tanımladı.&lt;br/&gt;-Göz merceği, çizgili kaslar, böceklerin göz parçaları ve bitkilerin ayrıntılı yapısını da inceledi; yaprak bitkilerin döllenmesiz üremeyle çoğaldığını buldu.&lt;br/&gt;-1680&quot;de mayaların küre biçimli çok küçük parçacıklardan oluştuğunu fark etti.&lt;br/&gt;-Alyuvarların ilk eksiksiz tanımını yaptı.&lt;br/&gt;-Rotiflere ilişkin gözlemleri sonucunda bu &quot;küçük hayvancıkların&quot; havadaki toz taneciklerinde rüzgarlarla taşınabileceğini ve açık havayla temas halindeki her türlü suda bulunabileceklerini belirledi.&lt;br/&gt;-Bir arkadaşı yardımıyla Royal Societye üye oldu ve buluşlarını derneğin Philosophical Transaction adlı yayınında duyuruldu.&lt;br/&gt;-Leeuwenhaek pirenin yapısını ve geçirdiği başkalaşımı betimlediği inceleme yazısı büyük ilgi uyandırdı. Bazı çevrelerin bu hayvanların kumdan yada tozdan türediklerini ileri sürmesine karşın, Leeuwenhaek pirelerinde öbür kanatlı böceklerde olduğu gibi türediği kanıtladı.&lt;br/&gt;-Leeuwenhaek karıncaların yaşam çevrimi konusunda da çalışmalar yaptı ve o zamana değin karınca yumurtası olarak bilinen yapının aslından yumurtadan çıkmaya hazır böceği andıran pupa, bundan daha küçük olan yumurtaların ise larvaları barındırdığını gösterdi.&lt;br/&gt;-Ayrıca deniz midyesi ve kabuklu deniz hayvanlarının deniz kıyısındaki kumlardan yada dere yatağındaki çamurlardan değil balıkların bıraktığı yumurtalardan oluştuğunu ileri sürdü.&lt;br/&gt;-Tatlı su midyelerinin embriyolarını inceleyerek bunların kirpikliler, kamçılılar ve çan hayvanları tarafından tüketildiğini gözlemledi, bu gözlemlere dayanarak her iki midye türünün benzer biçimde geliştiğini savundu.&lt;br/&gt;-Leeuwenhaek&quot;un yaptığı merceklere büyültme güçleri 50-100 arasında olduğu belirlenmiştir. Mercekler büyültme güçleri</description></item><item><title>İSKELET VE KAS SİSTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iskelet-ve-kas-sistemi-345744.html</link><description>İSKELET VE KAS SİSTEMİ&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Canlılarda, vücuda desteklik sağlayan ve hareketi kolaylaştıran sistemdir. &lt;br/&gt;Tek hücrelilerde bu görevi hücre zarı ve hücre çeperi yapar. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitkilerde Destek Yapılar&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitkilerde selüloz hücre çeperi, turgor basıncı, destek dokuyu oluşturan kollenkima ile sklerinkima gibi yapılar desteklik sağlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Hayvanlarda İskelet Sistemi&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Hayvanlarda iskelet ikiye ayrılır. &lt;br/&gt;1- Dış İskelet: Sadece omurgasız hayvanlarda bulunur. vücudun dışında bulunan ve vücudu dış etkilerden koruyan destek yapıdır. Büyümeyi sınırlar, üzerinde vücut örtüsü bulunmaz. Protein, k.hidrat ve yağ gibi organik moleküller ile kalsiyum karbonat gibi inorganik moleküller  oluşabilir.&lt;br/&gt;2- İç İskelet: Omurgasızların bazılarında (süngerler, derisi dikenliler) ve bütün omurgalı hayvanlarda bulunur. İç iskelet vücudun içinde bulunur, vücuda şeklini verir ve iç organları korur. Üzerindeki çeşitli vücut örtüleriyle büyümeyi engellemez.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Köpek balıklarında iç iskelet kıkırdak dokusundan oluşur. &lt;br/&gt;Kemik oluşumu kıkırdak ve bağ dokunun değişimi ile meydana gelir. Minareller, hormonlar (parathormon, kalsitonin, STH) dengeli beslenme vitaminler ve genetik faktörler ile kontrol edilir.&lt;br/&gt;D vitamini kemiklerde Ca ve P birikimi sağlayarak kemiği sertleştirir. Eksikliğinde raşitizm hastalığı meydana gelir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanda İskelet Sistemi&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İnsan iskeletinin temelini kemikler oluşturur. Yapısal olarak iki çeşit kemik vardır. &lt;br/&gt;* Sert Kemik: Bütün kemiklerde bulunan, aralarında boşluk bulunmayan kemiktir. Sertlik ve dayanıklılık verir. Sert kemiklerde sarı ilik bulunur.&lt;br/&gt;* Süngersi Kemik: Yapısında boşluklar bulunur. Bu boşluklarda kırmızı kemik iliği vardır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekillerine göre ise üç çeşit kemik vardır. &lt;br/&gt;* Yassı Kemik: Kafatası, kürek, kalça, göğüs ve kaburga kemikleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;* Kısa Kemikler: Omurga kemikleri, el ve ayak bilek kemikleridir.&lt;br/&gt;* Uzun Kemikler: Kol ve bacak kemikleridir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kemiklerin en dışında periost (kemik zarı) bulunur. Kemiğin kalınlaşmasını ve onarılmasını sağlar. &lt;br/&gt;Kemikler birbirine eklemlerle bağlıdır. Üç çeşit eklem vardır.&lt;br/&gt;* Oynar Eklem: Hareket yeteneği en fazla olan eklemlerdir. Kol ve bacaklarda vardır. Oynar eklemde birbirine bağlı olan iki kemiğin uçları eklem kapsülü içindedir. Bu kapsül içinde sinovial zar bulunur.&lt;br/&gt;* Yarı Oynar Eklem: Kısıtlı hareketlere izin verir. Omurga kemikleri arasında ve dirdeklerde bulunur.&lt;br/&gt;* Oynamaz Eklem: Harekete olanak sağlamazlar kafa tası kemiklerinde görülür.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Parathormon kemiklerden kana Ca geçişini, tirokalsitonin ise kandan kemiklere Ca geçişini sağlar.&lt;br/&gt;Kemiğin yapısında %25 su, %45 inorganik maddeler ve %30 organik maddeler bulunur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kas Sistemi&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kaslar kemik ve eklemlerle beraber hareketi sağlar ve desteklik verir. Kas hücre zarına sarkollemma, sitoplazmasına ise sarkoplazma denir. &lt;br/&gt;Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kas olmak üzere üç çeşittir. Düz kaslar ile kalp kası otonom sisteme bağlı olarak çalışır, çizgili kasların çalışması ise beynin kontrolündedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kasların çalışması kas telcikleri (miyofibrin) ile olur. Miyofibrinleri oluşturan kas ipliklerinin kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanına aktin denir. Bunların temel yapısı proteindir. Aktin ve miyozin aktinomiyozin kompleksini oluşturur. Aktinomiyozinler iplikleri, iplikler kas telciklerini, kas telcikleri kas tellerini, teller kas demetlerini oluşturur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kasların Kasılma Mekanizması  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kaslar miyelinli sinir liflerinin denetiminde çalışır. İmpulslar sinir telerinin motor uç plağına ulaşınca sinir hücrelerinden asetilkolin salgılanır. Bu madde kasları uyarır, Ca iyonlarının aktin ve miyozin iplikleri arasına yayılmasına sebep olur ve kas telcikleri kasılır.&lt;br/&gt;Kasların kasılması için gerekli uyarına şiddetine eşik şiddeti denir. &lt;br/&gt;Sarkomer: Art arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Kas kasılması ATP, Ca, K, Mg bulunan ortamda aktin ve miyozin ipliklerinin birbiri üzerine kayması ile gerçekleşir.&lt;br/&gt;Çizgili kasların kasılması sırasında; &lt;br/&gt;1- Aktin ve miyozin boyu değişmez .&lt;br/&gt;2- I bandının boyu kısalır. &lt;br/&gt;3</description></item><item><title>BİYOLOJİ - KANSER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyoloji-kanser-423619.html</link><description>kanser</description></item><item><title>TAŞIMA VE DOLAŞIM SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tasima-ve-dolasim-sistemleri-370594.html</link><description>BESİN MADDELERİNİN VE OKSİJENİN BÜTÜN &lt;br/&gt;HÜCRELERE ULAŞTIRILMASI İÇİN BULUNAN &lt;br/&gt;ÖZEL YAPILARDAN OLUŞAN SİSTEMLERDİR</description></item><item><title>SOLUNUM SİSTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?solunum-sistemleri-355576.html</link><description>SOLUNUM SİSTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;Tek hücrelilerde solunum&lt;br/&gt;Çok hücrelilerde solunum&lt;br/&gt;   *Deri solunumu&lt;br/&gt;   *Solungaç solunumu&lt;br/&gt;   *Trake solunumu&lt;br/&gt;   *Akciğer solunu