<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Biyokimya - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Biyokimya</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>RENAL CLEARANCE AND BLOOD FLOW</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-clearance-and-blood-flow-355866.html</link><description>Renal Clearance and Blood Flow</description></item><item><title>ANTİBİOTİKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?antibiotikler-364727.html</link><description>Penisilinaza ANTİBAKTERİYEL İLAÇLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;KEMOTERAPİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ&lt;br/&gt;Kemoterapinin tarihsel gelişimi gerçek hekimlik mesleğinin gelişimine koşut bir durum izler. M.Ö. 2500 yıllarında eski Çinlilerin çıban, frunkul ve apse gibi yerel enfeksiyöz hastalıkları bazı bitki ve mantarlardan elde ettikleri küflerle sağalttıklarına ilişkin tarihsel belgeler vardır. Hippocrates (M.Ö. 460-370), Dioscorides (M.S. 50) ve Galenus ( M.S. 130), çeşitli hastalıkların sağaltımında kemoterapi kapsamına giren bitkisel ve madensel çıkaklı binlerce ilacın tarifini yapmışlardır. 15. yüzyılda Paracelsus (1493-1541), metalik cıvayı gri merhem adı altında, sifilisin rasyonel sağıtımında kullanmıştır. Aynı merhem Salvarsan &quot;ın keşfine kadar yüzyıllarca sifilis sağaltımındaki önemini korumuştur. &lt;br/&gt;Kemoterapinin tarihsel gelişimindeki diğer önemli aşama da, 1640 yılında kınakına kabuklarının sıtma hastalığının sağaltımına sokulmasıdır. Uzun süre çeşitli galenik preparasyonlar halinde kullanılan bu kabukların etken maddeleri olan kinin ve kinkonin 1820 yılında Pelletier ve Caventou tarafından izole edilmiştir. Keza emetin adlı etken bir madde içeren Ipeka kökü (Uragoga ipecacuanha ) 17. yüzyılın ortalarında itibaren Dizanteri sağaltımında kullanılmaya başlanmıştır. &lt;br/&gt;Kemoterapötik ilaçlar alanındaki ilerlemeler enfeksiyöz hastalıkların etkilerine ilişkin bilgilerin gelişmesine koşut olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır. 1877 &quot;de Pasteur ve Joubert&quot;in çalışmaları ile küfler ve bakteriler arasında bir antagonizmanın varlığı ortaya konmuştur yine Pasteur ve Lister&quot; in araştırmaları sonunda aynı yüzyılın sonunda fenoller birer antibakteriyel madde olarak sağaltıma girmiştir. Bu uygulamalar kemoterapinin gelişimide çok önemli bir aşamayı oluşturur. Çünkü bu maddelerin kullanımı sırasında yine kemoterapötik ilaçların denenmesi olanak veren pek çok yeni veriler sağlanmıştır. Pasteur antibiyozis olayının enfeksiyöz hastalıklarının sağaltımındaki önemine işaret etmekle beraber çalışmalarını daha çok immünoterapi üzerinde yoğunlaştırmıştır.&lt;br/&gt;Kemoterapötik ilaçların sistemik olarak uygulanması ile ilk başarılı sonuçlar Ehrlich tarafından bu yüzyılın başlarında alınmıştır. Histoloji ve mikrobiyolojide kullanılan boyaların ancak belirli hücre tiplerini boyamaları veya hastadaki hastalık etkeni mikroorganizmaları boyayıp memeli hücrelerini boyamamaları şeklindeki gözlemler bu araştırıcıyı hastalık etkeni mikroorganizmalara zarar veren fakat konakçı insan veya hayvan hücrelerine pek zararlı olmayan kimyasal maddelerin sentezleneceği fikrini vermiştir. Ehrlich bu düşünceden hareketle bir dizi çalışmayı gerçekleştirmiş ve sonuçta Tripan mavisi, Atoksil, Traparsamid ve Savlarsan gibi ( 1910 ) sistemik kemoterapötik ilaçları geliştirmiştir. Erlich &quot;in bu buluşları ile kemoterapide ampirik uygulamalar dönemi sona ererek yapı- etki ilişkisine ve terapötik indeks esnasına dayanan rasyonel bir sağaltım dönemi başlamıştır.&lt;br/&gt;İlk bulunana antibakteriyel maddelerden fenoller, metal tuzları ve iyodun bakteriler kadar memeli hayvan hücreleri üzerinde de zehirli etkiye sahip olmaları yüzünden, ancak deri yüzeyine uygulanmak suretiyle antiseptik olarak veya operasyon aletlerinin sterilizasyonu amacıyla kullanılabilmişler</description></item><item><title>MEVLANA VE AHLAK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mevlana-ve-ahlak-452921.html</link><description>MEVLANA VE AHLAK                                                                                                         &lt;br/&gt;          Bir gönül eğitimcisi , arayış içindeki ruhlara şifa olan Mevlana; insanlara sevgiyi, aşkı anlatırken , örnek insan olmayı da öğretir. Güzel ahlak sahibi ve gönül alemi zengin fertlerden oluşan toplumun mutlu ve huzurlu olacağı ; eğitimle kötü huylardan arınmanın , yüksek ahlaki değerler kazanmanın mümkün olduğu düşüncesindedir. &quot;Din , nasihattir.&quot; Ve &quot;İslam, güzel ahlak dinidir.&quot; hadislerinden yola çıkarak eserlerini birer öğütler manzumesi şeklinde insanlığın hizmetine sunmuştur. Mesnevide farklı konulara örnek olarak anlattığı her hikayeden ahlaki öğütler çıkarmak mümkündür. Güzel huyların insana kazandıracağı değeri , diğer yandan kötü huyların da insandan alıp götürdüklerini hemen her fırsatta dile getirir. Ancak ahlaki güzelliğin , ya da onun diliyle edebin gösterişte kalmaması, gönülde yerleşmesi şarttır. (Mesnevi, II / 3249-50) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Bunun için hırs, kıskançlık , kibir, yalan, iki yüzlülük, gıybet gibi kötü huylar terk edilmelidir. &lt;br/&gt;    Zira hırs insanın temiz bir göz, akıl ve kulak edinmesine manidir; kalbi körleştirir (Mesnevi, II / 575) &lt;br/&gt;    Kıskançlık; bütün kusurların mayası, en kötü huydur. (Mesnevi, II / 812-13) &lt;br/&gt;    Gıybet , insan eti yemeğe benzer , başkalarının arkasından dedikodu yapanların ağız kokusunu Cenab-ı Haktan gizlemek imkansızdır. (Mesnevi, III / 107-10 )&lt;br/&gt;    Kibir, daha önceden melek olan şeytanın lanetlenmesine sebep olmuş, ebediyen aftan mahrum kalmıştır (Mesnevi, I / 3401-02)&lt;br/&gt;    Mal düşkünlüğü, insanın boğazına takılan bir çöp gibidir. Dünya sevgisi ve mal hırsıyla dolu olanların boğazındaki bu çöp ebedi saadetin kaynağı olan ab-ı hayatı içmeye engeldir (Mesnevi, II / 132-33)&lt;br/&gt;    Bir toplumda rüşvet yaygın hale gelirse , adalet mekanizması felç olur, zalimle mazlum birbirinden ayrılamaz. ( Mesnevi , I / 1347). &lt;br/&gt;    İsraf kötüdür, en büyük israf ise insanın zamanını kötü harcamasıdır.(Mecalis-i Saba, 23). &lt;br/&gt;    İnsan öncelikle kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalı , başkalarının ayıbını görmemelidir. Başkasında kusur arayanlar, kınadıkları hale mutlaka kendileri de düşerler (Mesnevi, II / 3064).&lt;br/&gt;    Yalancıların yeminine inanılmaz, doğruların ise yemine ihtiyacı yoktur (Mesnevi, II / 2902-03).&lt;br/&gt;    Çünkü yalan gönüllerde şüphe doğurur, doğru söz ise kalbe huzur verir (Mesnevi, II / 2762).&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;Zalim insan zulmünün cezasını görecektir. Yoksulun gönlünü zulümle kebap eden , aslında kendi budunu kızartıp yemektedir (Mecalis-i Saba, 23) &lt;br/&gt;    Mevlana; alçak gönüllülük, cömertlik , sabırlı olmak, sözünde durmak, sır saklamak gibi huyları metheder. &lt;br/&gt;    Alçak gönüllülük, insanı yücelten bir değerdir (Mesnevi, III / 547-66).    &lt;br/&gt;     Meyveli ağacın dalları yere eğilir, meyvesi yoksa dalları havaya uzanır. Ağaçtaki meyveler arttıkça dalların yere değmemesi için direklerle desteklerler. Tevazu konusunda , iki alemin meyvelerinin toplandığı Hazreti Peygamber ; eşsiz bir örnekti</description></item><item><title>DENİZ KESTANESİ (PARACENTROTUS LİVİDUS)(LAMARCK, 1816) EMBRİYOGENEZİSİ SÜRESİNCE KADMİYUM TOKSİSİTESİNE BAĞLI METALLOTHİONEİN OLUŞUMLARININ ARAŞTIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?deniz-kestanesi-(paracentrotus-lividus)(lamarck,-1816)-embriyogenezisi-suresince-kadmiyum-toksisitesine-bagli-metallothionein-olusumlarinin-arastirilmasi-394953.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;İnsan Çevresinde Bulunan İz Metaller ve Muhtelif Sağlık Tehlikeleri&lt;br/&gt;Ağır Metallerin Toksik Etkilerinin Değerlendirilmesi&lt;br/&gt;Homeostasi&lt;br/&gt;Metal Detoksifikasyon Sistemi&lt;br/&gt;Metal Bağlayan Proteinler ve Analizi&lt;br/&gt;Metallere Maruz Kalındığının Göstergesi Olarak MT&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Paracentrotus lividus&quot;un (Lamarck, ) Biyolojisi&lt;br/&gt;Üreme ve Embriyonik Gelişim&lt;br/&gt;Kadmiyum&lt;br/&gt;Metod&lt;br/&gt;Yumurta ve Sperm Elde Edilmesi&lt;br/&gt;Fertilizasyon İşlemleri ve Cd İle Kontaminasyon&lt;br/&gt;MT Analizleri&lt;br/&gt;BULGULAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Ekosistemde subletal toksisitenin araştırılması ekolojik açıdan canlıların ölmeden önce toksisiteden etkilenmelerini tespit etmek açısından önemlidir. Yaşamın erken safhalarında toksisitenin bilinmesi türün devamlılığı ve ekolojik denge açısından önem kazanmaktadır.&lt;br/&gt;Bu tez çalışmasında, ağır metallerin canlıda birikiminin göstergesi olan metallothionein miktarının Paracentrotus lividus (Deniz Kestanesi)&quot;un embriyonik gelişim safhaları süresince değişiminin saptanması amaçlanmıştır.&lt;br/&gt;Bu amaçla P.lividus embriyoları ön denemeler sonucunda elde edilmiş subletal doz olan 10-6 M&quot;lık CdCl2&quot;e maruz bırakılmışlardır. Yedi ayrı embriyonik safhada ölçümler yapılarak metallothionein miktarları araştırılmıştır.&lt;br/&gt;Çalışma sonucunda CdCl2&quot;e maruz bırakılmamış kontrol grubunda ilk safhalarda yüksek olan metallothionein değerleri daha sonra düşmüştür. Denemeler sırasında kontrol grubunda en yüksek metallothionein seviyesine zigot safhasında (164.594 &amp;#956;g/g) rastlanmıştır. En düşük metallothionein seviyesi ise prizma safhasında (8.666 &amp;#956;g/g) ölçülmüştür. 10-6M&quot;lık CdCl2&quot;e maruz kalan deney grubunda gittikçe artan metallothionein seviyeleri ölçülmüştür. En yüksek ölçümün yapıldığı safha blastula (290.5 &amp;#956;g/g) safhasıdır. Blastulada mezenşim hücreleri safhasında ise en düşük (23.833 &amp;#956;g/g) seviyede saptamalar yapılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;DETERMINATION OF METALLOTHIONEIN CONTENT INDUCED BY CADMIUM TOXICITY DURING EMBRIOGENESIS OF SEA URCHIN (Paracentrotus lividus)(Lamarck, 1816)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Investigation of the</description></item><item><title>BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyokimya-452301.html</link><description>meydana gelen metabolik faaliyetleri inceleyen bilim dalıdır. &lt;br/&gt;Aynı zamanda biyokimya, moleküler biyoloji ile sıkı bir ilişki içerisindedir.Biyokimya konusunda esas olarak canlı hücrelerinde cereyan eden kimyasal tepkime basamaklarını, bu basamaklara etki eden katalizör görevindeki enzimleri, fotosentezi ve solunum konusunu ele almaya çalışacağız. Bu konular haricinde biyokimya bilim dalının incelediği sayısız metabolik reaksiyon vardır.Örneğin karbonhidrat metabolizması, fotosentezin izlediği alternatif yollar, yağların yıkımı, proteinlerin yıkımı gibi.Sayfamızda bu metabolik olayları özetleyerek tek tek ele alacağız. &lt;br/&gt;Amino Asitler&lt;br/&gt;Canlı organizmaların temelini nasıl hücreler meydana getiriyor ise, hücrelerin temelinide proteinler meydana getirir.Protein molekülleri hücreyi inşaa eden birer tuğla gibidir.Amino asitler ise proteinleri meydana getiren daha küçük moleküllerdir.Yani amino asitler uzun zincirler oluşturarak proteinleri, proteinlerde kompleks bir şekilde organize olarak hücreyi meydana getirir. &lt;br/&gt;Tabii karmaşık bir yapıya sahip olan hücre yanlızca proteinlerden oluşmaz.Bunun yanında karbonhidratlar, yağlar, glikolipidler, fosfolipidler ve DNA - RNA molekülleri gibi kimysal maddelerde hücrenin yapısına katılırlar.Fakat proteinsiz bir hücre düşünmek mümkün değildir. &lt;br/&gt;İlk olarak proteinleri meydana getiren en ufak birim olan amino asitlerin kimyasal yapılarını ve diğer özelliklerini tablo halinde ele alalım. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;No :Amino asitKimyasal formülüM.A. (gr/mol)İzoelektrik nok.Sembolü   &lt;br/&gt;1-)AlaninC3-H7-N-02896,0Ala   &lt;br/&gt;2-)ArjininC6-H14-N4-O217411,15Arg   &lt;br/&gt;3-)AsparaginC4-H8-N2-O1325,41Asn   &lt;br/&gt;4-)Aspartik asitC4-H7-N-041332,77Asp   &lt;br/&gt;5-)Fenil alaninC9-H6-N-O2~ 1655,48Phe   &lt;br/&gt;6-)GlutaminC5-H10-N2-O31465,65Gln   &lt;br/&gt;7-)Glutamik asitC5-H9-N-O41473,22Glu   &lt;br/&gt;8-)GlisinC2-H5-N-O2755,97Gly   &lt;br/&gt;9-)HistidinC6-H8-N3-O21447,47His   &lt;br/&gt;10-)İzolösinC6-H13-N-O21315,94İle   &lt;br/&gt;11-)LösinC6-H13-N-O21315,98Leu   &lt;br/&gt;12-)LizinC6-H14-N2-O21469,59Lys   &lt;br/&gt;13-)MetioninC5-H11-N-O2-S1495,74Met   &lt;br/&gt;14-)ProlinC5-H9-N-O21156,3Pro   &lt;br/&gt;15-)SerinC3-H7-N-O21055,68Ser   &lt;br/&gt;16-)SisteinC3-H7-N-O2-S1215,02Cys   &lt;br/&gt;17-)TreoninC4-H9-N-O31195,64Thr   &lt;br/&gt;18-)TriptofanC11-H8-N2-O2~ 2045,89Trp   &lt;br/&gt;19-)TirozinC9-H7-N-O3~ 1815,66Tyr   &lt;br/&gt;20-)ValinC5-H11-N-O21175,96Val &lt;br/&gt;Tablomuzda, doğada en çok bulunan 20 tane amino asitin kimyasal formülleri ve özellikleri verilmiştir.Bunun yanında bilinmeyen amino asitlerde vardır.Bir kaç örnek verelim ; &lt;br/&gt;Hidroksiprolin, metilizin, fosfoserini iyodotronin vs. gibi.Fakat bu amino asitler ender rastlanan amino asitler olup hücre içinde en çok rastlanılanları tabloda verdiğimiz 20 tanesidir. &lt;br/&gt;Amino asitler üzerlerinde belirli miktarlarda elektrik yükü taşırlar.Bu elektrik yükleri (+ veya -), asit veya baz özelliği gösteren bir ortama girdiklerinde nötrleşmeye başlarlar.Fakat bu nötrleşme ortamın pH  ına bağlıdır.Bir amino asit ancak belirli bir pH noktasında nötr hale gelebilir ki bu pH seviyesine o amino asitin  İzoelektrik noktası  denir.Örneğin Histidin amino asiti, ancak pH  ı 7,47 olan bir sıvı içerisinde nötr hale gelebilir.Yani bazik bir ortamda. &lt;br/&gt;Dikkat edilecek en önemli nokta moleküllerdeki atomlardır.Bu atomlardan C (karbon), N (azot) ve H (hidrojen) molekülün yapısına en çok giren atomlardır.Fakat aralarındaki en önemli atom ise karbon atomudur.Karbon, atom numarası 6 olan eşsiz bir yapıya sahiptir.Doğada saf olarak grafit ve elmas halinde bulunan karbonun yapısına girmediği bileşik hemen hemen yok gibidir.Bu özelliği sayesinde yüzbinlerce kimyasal bileşik oluşturduğu bilinmektedir.Elimizdeki deriden arabalarımızın lastiklerine, bilgisayarımızdan ayakkabılarımıza kadar her yerde karbonlu bileşikler vardır. &lt;br/&gt;İkinci dikkat edilecek nokta ise lösin ve izolösin amino asitlerin molekül formülleri ve molekül ağırlıkları birbirinin aynı olmasına rağmen isimlerinin farklı olmasıdır.Bunun nedeni ise bu moleküllerin 3 boyutlu yapılarının bi</description></item><item><title>BİOKÜTLE OLUŞUMU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biokutle-olusumu-450069.html</link><description>Biyokütle ye örnek olarak, ağaçları, mısır, buğday gibi özel olarak yetiştirilen bitkileri otları, yosunları, denizdeki algleri, evlerden atılan meyve ve sebze artığı gibi tüm organik çöpler, hayvan dışkılarını, gübre ve sanayi atıklarını saymak olanaklıdır. Biyokütle, tükenmez bir kaynak olması  her yerde yetiştirilebilmesi, özellikte kırsal alanlar için sos yo-ekonomik gelişmelere yardımcı olması nedeniyle uygun ve önemli bir enerji kaynağı olarak görülmektedir. Petrol, kömür, doğal gaz gibi tükenmekte olan enerji kaynaklarının kısıtlı olması, ayrıca bunların çevre kirliliği oluşturması nedeni ile, biyokütle kullanımı enerji sorununu çözmek için giderek önem kazanmaktadır. &lt;br/&gt;Bitkilerin ve canlı organizmaların kökeni olarak ortaya çıkan biyokütle, genelde güneş enerjisinin  fotosentez yardımıyla depolayan bitkisel organizmalar olarak adlandırılır. Biyokütle, bir türe ve ya çeşitli türlerden oluşan bir topluma ait yaşayan organizmaların belirli bir zamanda sahip olduğu toplam kütle olarak da tanımlana bilir. Canlı kütle ve dikili ürün deyimiyle eş anlama gelen biyokütle, çoğu kez phytomass ve zoomass olmak üzere ikiye ayrılırlar. Ölçü birimi ise, belirli bir alana oranlanmış yaş ya da kuru kütledir. Biyokütleyi aynı zamanda bir organik karbon olarak da kabul etmek olanaklıdır. &lt;br/&gt;Bitkilerin fotosentez&quot;i sırasında kimyasal olarak özellikle selüloz şeklinde depo edilen ve daha sonra çeşitli şekillerde kullanılabilen bu enerji nin kaynağı güneştir. Güneş enerji sinin biyokütle biçimindeki depolanmış enerji ye dönüşümü, insan yaşamı için esas tır. Canlı organizmaların fotosentez sonucu oluşması ve bütün yaşamın güneş enerjisinin depo edildiği oksijene bağlı olması yenilenebilir  enerji oluşturan fotosentez olayının önemini açıkça göstermektedir. Fotosentez yoluyla enerji kaynağı olan organik maddeler sentezleşirken tüm canlıların solunumu  için gerekli olan oksijeni de atmosfer&quot;e verir.  Üretilen organik maddelerin yakılması sonucu ortaya çıkan karbondioksit ise, daha önce bu maddelerin oluşması sırasında  atmosferden alınmış olduğundan,  biyokütleden enerji elde edilmesi sırasında çevre, CO2 salımı açısından  korunmuş olacaktır. Görüldüğü gibi bitkiler yalnız besin kaynağı değil, aynı zamanda çevre dostu tükenmez enerji kaynaklarıdır. &lt;br/&gt;Kömür, petrol ve doğal gaz gibi yakıtlarda, yine canlı varlıkların milyonlarca yıl yer altında kalması ile oluşan fosil biyokütle olarak anılabilirler. Bitkilerin toprak altında milyonlarca yıl kalmasıyla oluşan fosil yakıtlar,  aslında yukarıda tanımlanan biyokütle ile aynı özellikleri taşımalarına karşılın yer altındaki sıcaklık ve basınçla değişime uğradıklarından, yakıldıklarında havaya bir çok zararlı madde atarlar. Ayrıca, milyonlarca yılda oluşan bu birikimin kısa süre içinde yakılması  hava da ki karbon dioksit dengesinin bozulmasına yol açmış, bunun sonucu olarak da küresel ısınma başlamıştır. Fosil yakıtların diğer zararları arasında asit yağmurları ile ormanların  yanı sıra  canlı varlıkların ve hatta binaların dış yüzeylerinin  bozulmasını sayabiliriz. &lt;br/&gt;Enerji kaynakları arasında en çok bilinen  ve ilk kullanımı ise, odundur. Biyokütle enerji si olarak odun, yetişmesi uzun yıllar alan  ağaçların kesilmesi ile elde edildiğinde, ormanların yok olmasına  ve büyük çevre felaketlerine yol açmaktadır. Günümüzde biyokütle enerjisini klasik ve modern olarak iki sınıfta ayırmak olanaklıdır. Ağaç kesiminde elde edilen odun ve hayvan atıklarından oluşan  tezeğin basit şekilde yakılması klasik biyokütle enerjisi olarak tanımlanırken, enerji bitkileri, enerji ormanları, ve ağaç endüstrisi atıklarından elde edilen bio-dizel, atenol gibi çeşitli yakıtlar, modern biyokütle enerjisinin kaynağı olarak tanımlanır. &lt;br/&gt;Dünyanın çoğalan nüfusu ve sanayileşmesi ile giderek artan enerji gereksinimi çevreyi kirletmeden ve  sürdürülebilir olarak sağlaya bilecek kaynaklardan belki de en önemlisi biyokütle enerjisi dir. Ayrıca, biyokütle içinde, fosil yakıtlarda bulunan kansorejen madde ve kükürt olmadığı için, çevrey</description></item><item><title>HISTOLOG AND HISTOCHEMISTR OF NORMAL MUSCLE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?histolog-and-histochemistr-of-normal-muscle-356029.html</link><description>Histology and Histochemistry of Normal Muscle</description></item><item><title>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?madde-donguleri-(-biyojeokimyasal-donguler-)-391896.html</link><description>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )&lt;br/&gt;Doğada ekolojik önemli olan maddeler, canlılar ve çevreleri arasında&lt;br/&gt;alınıp verilir. Maddelerin ekosistemdeki bu.dolaşımına madde döngüleri yada kısaca çercimler denir. Tüm maddeler sürekli olarak döngüler yoluyla, canlılar tarafından  yeniden  kullanılır. Termodinamik Kanunu gereğince, hiçbir madde ortadan kaybolmayacağına göre, bu döngüler sürekli olarak vardır.&lt;br/&gt;Ekosfer, canlıların yaşadığı yer yüzünün yüzey tabakasıdır. Ekoloji biliminde ekosfer, güneş enerjisi ile işleyen bir makineye benzetilir. Bu makinenin tüm canlılar için gerekli olan parçaları; fosfor, azot, su, oksijen ve karbon döngüleridir. Bu döngülerin enerji kaynağı ise, Güneş tir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su Döngüsü&lt;br/&gt;Su, yaşam kaynağıdır. Bütün canlıların ağırlıklarının önemli bir kısmını su oluşturur. &lt;br/&gt;Yeryüzündeki su miktarının yaklaşık % 5&quot; i tatlı sulardır.  &lt;br/&gt;Güneş enerjisinin ısıtmasıyla, çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı; yağmur, kar, dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner. Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken, daha büyük kısmı, göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir. Su döngüsü de, öteki tüm döngüler gibi süreklidir. Bitkiler terleme ile su döngüsüne katılır.&lt;br/&gt;Yer yeryüzündeki bütün sular katılmaktadır. Söz gelimi, denizlerden buharlaşan su, yağış olarak yer yüzüne dönmekte, bir kısmı yüzeysel sularda birikip, bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır.Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır. Burada toplanan sular, su döngüsüne devam eder ( uzun su devri ). Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur, kar, dolu biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine ise kısa su devri denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbon ve Oksijen Döngüsü&lt;br/&gt;1.Karbon Döngüsü: Karbon doğada hem mineral biçiminde ( kömür, elmas, gaz olarak veya suda çözünmüş durumda karbon dioksit olarak ) hem organik biçimde bulunur. Canlı varlıkların temel yapı maddesi olan organik karbon, fotosentez süreçleri yoluyla atmosferde veya deni</description></item><item><title>METAL TOKSİSİTESİNİN YARATTIĞI ERİTROSİT PEROKSİDASYONU VE OLUŞAN PEROKSİDATİF HASARIN ÖNLENEBİLME OLANAKLARININ ARAŞTIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?metal-toksisitesinin-yarattigi-eritrosit-peroksidasyonu-ve-olusan-peroksidatif-hasarin-onlenebilme-olanaklarinin-arastirilmasi-394897.html</link><description>Serbest Radikaller&lt;br/&gt;Serbest radikal kaynakları&lt;br/&gt;Serbest radikal türleri&lt;br/&gt;Oksidatif Stres&lt;br/&gt;Oksidatif strese neden olan toksik ajanlar&lt;br/&gt;Proteinler üzerindeki etkileri&lt;br/&gt;DNA hasarı&lt;br/&gt;Lipidler&lt;br/&gt;Membran lipidleri ve yapıları&lt;br/&gt;Lipid peroksidasyonu&lt;br/&gt;Enzimatik lipid peroksidasyonu&lt;br/&gt;Antioksidanlar&lt;br/&gt;Ürik asit&lt;br/&gt;Metoksipolietilenglikol&lt;br/&gt;Metal Toksisitesi&lt;br/&gt;Krom&lt;br/&gt;Demir&lt;br/&gt;Fenton Kimyası&lt;br/&gt;Fenton-Haber Weiss reaksiyonları&lt;br/&gt;Eritrositler&lt;br/&gt;Eritrositlerin yapısı&lt;br/&gt;Eritrositlerde hemoliz ve ozmotik özellikler&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Metod&lt;br/&gt;Eritrositlerin elde edilmesi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonunda UV süresinin belirlenmesi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonunda inkübasyon zamanının belirlenmesi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonu üzerine HO konsantrasyonunun etkisi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonu üzerine Fe (III) konsantrasyonunun etkisi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonu üzerine Cr (III) konsantrasyonunun etkisi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonu üzerine ürik asidin etkisi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyonu üzerine MPEG&quot; ün etkisi&lt;br/&gt;Eritrosit peroksidasyon düzeyinin MDA tayini ile belirlenmesi&lt;br/&gt;Hemoglobin miktar tayini&lt;br/&gt;SONUÇLAR VE TARTIŞMA&lt;br/&gt;Eritrosit Peroksidasyon Düzeyinin Belirlenmesi&lt;br/&gt;Eritrositlerde Hemoliz Miktarının Saptanması&lt;br/&gt;UV Süresinin Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;İnkübasyon Zamanının Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;Hidrojen Peroksit Derişiminin Demir Varlığında Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;Fe (III) Derişimindeki Artışın Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;Cr (III) Derişiminin Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;Ürik Asidin Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;MPEG&quot; ün Eritrosit Peroksidasyon Düzeyine Etkisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;METAL TOXICITY-INDUCED ERYTHROCYTES PEROXIDATION AND DETERMINATION OF THE CONDITIONS THAT COULD PREVENT THIS PEROXIDATIVE DAMAGE&lt;br/&gt;Metallerin çoğunun su ya da gıda zinciri gibi yollarla vücuda girerek ciddi problemlere yol açtığı bilinmektedir. Vücuda alınan bazı metaller hidrojen peroksit varlığında hidroksil radikalinin oluşumuna neden olmaktadırlar. Hidroksil radikal</description></item><item><title>ELEKTROMAGNETİK ALANLARIN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?elektromagnetik-alanlarin-insan-sagligi-uzerindeki-etkileri-437250.html</link><description>ELEKTROMAGNETİK ALANLARIN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER                                                     Sayfa  Nosu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇ KAPAK                                                                                                  1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖNSÖZ                                                                                                       2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET                                                                                                          3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER                                                                                         4 - 6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 1     : GİRİŞ ve AMAÇ                                                                    7&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 2     : SİMGELER ve KISALTMALAR LİSTESİ                            8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 3     : YERİN MAGNETİK ALANI                                              9 - 12   &lt;br/&gt;3.1  : Mıknatıslar                                                                              9 &lt;br/&gt;3.2  : Kutuplar                                                                                  9&lt;br/&gt;3.3  : Magnetik alan                                                                         10&lt;br/&gt;3.4  : Yerin Magnetik Alanı                                                           10 - 11&lt;br/&gt;3.5  : Yerin Magnetik Alanının Doğrultusu                                    11 - 12&lt;br/&gt;3.6  : Yerin Magnetik Alanının Nedeni ve Şiddeti                             12  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 4     : ELEKTRİK AKIMININ DOĞURDUĞU MAGNETİK                  &lt;br/&gt;                      ALAN                                                                                12 - 24    &lt;br/&gt;4.1  : Elektrik Akımının Doğurduğu Magnetostatik Alan               12 - 14 &lt;br/&gt;4.2  : Akım Taşıyan İletkenlere Etkiyen Kuvvet                             14 - 15            &lt;br/&gt;4.3  : İki Akım Arasındaki Kuvvet                                                 15 - 16 &lt;br/&gt;4.4  : Bir Akım Elemanının Meydana Getirdiği Magnetik Alan          16 &lt;br/&gt;4.5  : Elektromagnetik İş                                                               17 - 19&lt;br/&gt;4.6  : Maxwell Denklemlerinin Açıklanması                                   19 - 21 &lt;br/&gt;4.7  : Elektromagnetik Alanda Frekans                                          21 - 22  &lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER                                                     Sayfa  Nosu &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;            4. 8 : Ortamların Tanımı                                                                22 - 24          &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 5     : ELEKTROMAGNETİK ALANLARIN                                24 - 31               &lt;br/&gt;                      SINIFLANDIRILMASI&lt;br/&gt;5.1  : Elektromagnetik Alanlar                                                        24 - 25&lt;br/&gt;5.2  : Elektrostatik Alanlar                                                              25 - 26  &lt;br/&gt;5.3  : Stasyoner Elektrik Alanları                                                      26&lt;br/&gt;5.4  : Statik Gibi Stasyoner Elektrik Alanları                                   26 - 27 &lt;br/&gt;5.5  : Stasyoner Gibi Elektrik Alanları                                               27  &lt;br/&gt;5.6  : Stasyoner Magnetik Alanlar                                                   27 - 28 &lt;br/&gt;5.7  : Statik Gibi Elektrik Alanlı Elektromagnetik Alanlar                  28 &lt;br/&gt;5.8  : Stasyoner Gibi Magnetik Alanlı Elektromagnetik Alanlar          29&lt;br/&gt;5.9  : Elektrostatik Alanda Enerji ve Kuvvetler                                29 - 31    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 6     : ENERJİ İLETİMİ                                                                  31 - 39           &lt;br/&gt;6.1  : İletim Hattının Endüktansı                                                      32 - 33 &lt;br/&gt;6.2  : İletim Hatlarının Kapasitesi                                                     33 - 39&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 7     : ELEKTRİK ve MAGNETİK ALANLARIN İNSAN &lt;br/&gt;                      SAĞLIĞI  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ                                        39 - 50           &lt;br/&gt;7.1  : Elektrik ve Magnetik Alan                                                      39 - 41&lt;br/&gt;7.2  : İnsanlarda Görülen Hastalıklar</description></item><item><title>RENAL FUNCTION TESTS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-function-tests-355795.html</link><description>Renal Function Tests&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Why Test Renal Function?&lt;br/&gt;To identify renal dysfunction.&lt;br/&gt;To diagnose renal disease.&lt;br/&gt;To monitor disease progress.&lt;br/&gt;To monitor response to treatment.&lt;br/&gt;To assess changes in  function that may impact on therapy (e.g.Digoxin, chemotherapy).&lt;br/&gt;Renal Functions&lt;br/&gt;Production of urine&lt;br/&gt;Elimination of metabolic end products (Urea/Creatinine)&lt;br/&gt;Elimination of foreign materials (Drugs)&lt;br/&gt;Control of volume &amp; composition of ECF&lt;br/&gt;Water and electrolyte balance&lt;br/&gt;Acid/Base status&lt;br/&gt;Endocrine Functions&lt;br/&gt;Vit D, Epo, Renin&lt;br/&gt;Renal Functions&lt;br/&gt;Production of urine: -&lt;br/&gt;Excretion of water soluble waste : -&lt;br/&gt;End products of metabolism (urea, creatinine)&lt;br/&gt;Foreign materials (drugs etc)&lt;br/&gt;Control of volume &amp; composition of ECF&lt;br/&gt;Water and electrolyte balance&lt;br/&gt;Acid/Base status&lt;br/&gt;Renal functions&lt;br/&gt;Endocrine functions: -&lt;br/&gt;Vitamin D&lt;br/&gt;Erythropoietin&lt;br/&gt;Renin/angiotensin/aldosterone axis&lt;br/&gt;Signs and Symptoms of Renal Failure&lt;br/&gt;Symptoms of Uraemia (nausea, vomiting, lethargy)&lt;br/&gt;Disorders of Micturation (frequency, nocturia, retention, dysuria)&lt;br/&gt;Disorders of Urine volume (polyuria, oliguria, anuria)&lt;br/&gt;Alterations in urine composition (haematuria, proteinuria, bacteriua, leujocyturia, calculi)&lt;br/&gt;Pain &lt;br/&gt;Oedema (hypoalbuminaemia, salt and water retention) &lt;br/&gt;Biochemical Tests of Renal Function&lt;br/&gt;Urinalysis&lt;br/&gt;Appearance&lt;br/&gt;Specific gravity and osmolality&lt;br/&gt;pH&lt;br/&gt;Glucose&lt;br/&gt;Protein&lt;br/&gt;Urinary sediments?&lt;br/&gt;Measurement of GFR&lt;br/&gt;Clearance tests&lt;br/&gt;Plasma creatinine&lt;br/&gt;Tubular function tests&lt;br/&gt;Role of Biochemical Testing&lt;br/&gt;Presentation of patients: -&lt;br/&gt;Routine urinalysis  &lt;br/&gt;Symptom or physical sign&lt;br/&gt;Systemic disease with known renal component.&lt;br/&gt;Effective management of renal disease depends upon establishing a definitive diagnosis: -&lt;br/&gt;Detailed clinical history&lt;br/&gt;Diagnostic imaging and biopsy  (immunology)&lt;br/&gt;Role of  biochemistry: -&lt;br/&gt;Rarely establishes the cause&lt;br/&gt;Screening for damage&lt;br/&gt;Monitoring  progression.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Urinalysis 1&lt;br/&gt;Fresh sample = Valid sample.&lt;br/&gt;Appearance: -&lt;br/&gt;Blood&lt;br/&gt;Colour (haemoglobin, myoglobin,)&lt;br/&gt;Turbidity (infection, nephrotic syndrome, Chyle)&lt;br/&gt;Specific gravity : -&lt;br/&gt;sticks measure ionic species only (not glucose)&lt;br/&gt;pH: -&lt;br/&gt;Normal =acidic, except after meal &lt;br/&gt;Urinalysis 2&lt;br/&gt;Glucose&lt;br/&gt;Increased blood glucose &lt;br/&gt;Low renal threshold or other tubular disorders&lt;br/&gt;Proteinuria&lt;br/&gt;Normal   200 mg/24h.  Urine sticks +ve =  300mg/L&lt;br/&gt;Causes: -&lt;br/&gt;overflow (raised plasma Low MW Proteins, Bence Jones, myoglobin)&lt;br/&gt;glomerular leak&lt;br/&gt;decreased tubular reabsorption of protein (RBP, Albumin)&lt;br/&gt;protein renal origin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Causes of colouration in urine&lt;br/&gt;Urinalysis 3&lt;br/&gt;Urine sediments&lt;br/&gt;Microscopic examination of sediment from freshly passed urine.&lt;br/&gt;Looking for cells, casts (Tamm-Horsfall protein), fat droplets &lt;br/&gt;Red Cell casts  - haematuria - glomerular disease&lt;br/&gt;White cell cast + polymorphs +bacteruiria = pylonephrites&lt;br/&gt;Lower UTI polymorphs no casts&lt;br/&gt;Acute glomerulnephritis =  haematuria, cells, casts&lt;br/&gt;Chronic glomerulonephritis = less sediment  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Measurement of Glomerular Filtration Rate (GFR)&lt;br/&gt;GFR is essential to renal function&lt;br/&gt;Most frequently performed test of renal function.&lt;br/&gt;Measurement is based on concept of clearance: -&lt;br/&gt;&quot;The determination of the volume of  plasma from which a substance is removed by glomerular filtration during it&quot;s passage through the kidney&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Determination of Clearance &lt;br/&gt;Clearance = (U xV)/P   &lt;br/&gt;Where U  is the urinary concentration of substance x&lt;br/&gt;V  is the rate of urine formation (mL/min)&lt;br/&gt;P is the plasma concentration of substance x&lt;br/&gt; Units =  volume/unit time (mL/min)&lt;br/&gt;If clearance = GFR then substance x properties: - &lt;br/&gt;freely filtered by glomerulus&lt;br/&gt;glomerulus = sole route of excretion from the body (no tubular secretion or reabsorbtion) &lt;br/&gt;Non-toxic and easily measurable&lt;br/&gt;Properties of Agents used to Determine GFR&lt;br/&gt;Inulin GFR&lt;br/&gt;Gold Standard&lt;br/&gt;Plant polysacharide&lt;br/&gt;Complex procedure&lt;br/&gt;Bolus dose followed by constant infusion&lt;br/&gt;Timed urines, with bloods taken midpoint of collection periods, for inulin assay.&lt;br/&gt;GFR is taken as the  mean  for each period. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Isotopic GFR&lt;br/&gt;99mTc-DTPA  51Cr-EDTA&lt;br/&gt;Single bolus injection with blood taken for isotopic counting at  intervals&lt;br/&gt;Extrapolation of Log plo</description></item><item><title>THE CLINICAL PRESENTATION OF THE PRIMAR IMMUNODEFICIENC DISEASES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?the-clinical-presentation-of-the-primar-immunodeficienc-diseases-448730.html</link><description>The Clinical Presentation of the Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Table of Contents&lt;br/&gt;The Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Frequency of The Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Causes of The Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Clinical Manifestations of The Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Laboratory Diagnosis of Immunodeficiency&lt;br/&gt;Specific Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Referral to an Immunologist&lt;br/&gt;References&lt;br/&gt;Introduction&lt;br/&gt;The primary immunodeficiency diseases are a heterogeneous group of over 50 disorders which affect the cells, tissues and proteins of the immune system. These disorders were originally felt to be rare, to occur only in infants and young children and to be associated with severe clinical symptoms. However, as clinical experience with the primary immunodeficiency diseases has grown, it has become clear that they are much more common than originally appreciated, that they can be present in older children, adolescents, and adults, and that they can be associated in some patients with relatively mild clinical disease. The early detection of patients with primary immunodeficiency diseases is critically important. Effective therapy is available for virtually all of the different disorders, but is most beneficial when instituted before there has been damage to target organs (e.g. the lung) by infection or autoimmune disease. Similarly, early recognition of primary immunodeficiency may lead to a precise genetic diagnosis which in turn may be important to the family in planning their future reproductive options. This Primer has been written in an effort to alert primary care physicians to the signs and symptoms of primary immunodeficiency diseases in the hope that these patients will be diagnosed earlier in the course of their illness, allowing for more effective therapy and improved prognosis.&lt;br/&gt;The Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;The primary immunodeficiency diseases are a group of disorders in which the primary defect appears to be intrinsic to one or more components of the immune system. The immune system is conveniently divided into four functional compartments:&lt;br/&gt;*The B-lymphocyte system &lt;br/&gt;*The T-lymphocyte system &lt;br/&gt;*The Phagocytic system &lt;br/&gt;*The Complement system &lt;br/&gt;Each of these functional compartments of the immune system plays a critical role in host defense against infection and inflammation. Although they each have specific roles in the normal function of the immune system, each works best when functioning in concert with the others.&lt;br/&gt;Some of the more common primary immunodeficiency diseases are listed in the table. One of the most useful ways of classifying the primary immunodeficiency diseases is according t which functional compartment of the immune system is impaired. Thus, there are disorders that affect the B-lymphocyte system, disorders that affect the T-lymphocyte system, disorders that affect both the B- lymphocyte and T-lymphocyte systems, disorders that affect the phagocytic system, and disorders that affect the complement system.&lt;br/&gt;Frequency of the Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;The primary immunodeficiency diseases were originally thought to be quite rare. In fact, however, some of the primary immunodeficiency diseases are relatively common. For example, Selective IgA deficiency occurs in as many as 1/500-1/1000 individuals. Other primary immunodeficiency diseases are much less common and occur with a frequency of between 1/10,000 and 1/100,000. However because there are so many primary immunodeficiency diseases, when taken together as a group of disorders, they become a significant health problem, occurring with a frequency comparable to leukemia and lymphoma in children and four times as frequently as cystic fibrosis.&lt;br/&gt;Causes of the Primary Immunodeficiency Diseases&lt;br/&gt;Many of the primary immunodeficiency diseases are genetically determined. Some of these are inherited as autosomal recessive traits, some as X-linked recessive traits, and at least one is inherited as an autosomal dominant trait. Others are not in</description></item><item><title>TARİHÇE VE TOKSİKOLOJİNİN GELİŞİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarihce-ve-toksikolojinin-gelisimi-395083.html</link><description>TOKSİKOLOJİ VE TANIMLAR&lt;br/&gt;TOKSİKOLOJİNİN ALT BİRİMLERİ&lt;br/&gt;Deneysel Ya Da Endüstriyel Toksikoloji&lt;br/&gt;Analitik Toksikoloji&lt;br/&gt;Klinik Toksikoloji&lt;br/&gt;Adli Toksikoloji&lt;br/&gt;Ekotoksikoloji&lt;br/&gt;Biotoksikoloji&lt;br/&gt;Kuramsal Toksikoloji&lt;br/&gt;Sosyal Hijyenik Toksikoloji&lt;br/&gt;TOKSİK MADDE&lt;br/&gt;Zehir Ve Zehirlenme&lt;br/&gt;Toksik Maddelerin Sınıflandırılması&lt;br/&gt;Elde edildikleri kaynaklara göre sınıflandırma&lt;br/&gt;Etki Yerlerine  Göre  Sınıflandırma&lt;br/&gt;Etki Şekillerine Göre Sınıflandırma&lt;br/&gt;Kimyasal yapılarına göre sınıflandırma&lt;br/&gt;TOKSİK ETKİ VE YAN (İSTENMEYEN) ETKİ KAVRAMI&lt;br/&gt;Mutajenik Toksik Etki&lt;br/&gt;Karsinojen Toksik Etki&lt;br/&gt;Teratojen Toksik Etki&lt;br/&gt;Gelişme dönemi&lt;br/&gt;Embriyonun genetik duyarlığı&lt;br/&gt;Annenin fizyopatolojik durumu&lt;br/&gt;Toksik maddelerin teratojen etkilerinin deney hayvanlarında incelenmesinde önemli faktörler&lt;br/&gt;TOKSİK ETKİLERİN MODÜLASYONU&lt;br/&gt;Toksik Maddeyle İlgili Faktörler&lt;br/&gt;Toksik Maddenin Girdiği Organizmayla İlgili Faktörler&lt;br/&gt;Tür&lt;br/&gt;Irk farklılığı&lt;br/&gt;Genetik farklılık&lt;br/&gt;Yaş&lt;br/&gt;Cinsiyet&lt;br/&gt;Ağırlık&lt;br/&gt;Açlık yada tokluk&lt;br/&gt;Yorgunluk, gebelik&lt;br/&gt;Fizyolojik faktörler&lt;br/&gt;Hastalık&lt;br/&gt;Çevre Faktörleri&lt;br/&gt;İntolerans Ve Tolerans Oluşması&lt;br/&gt;İntolerans&lt;br/&gt;Tolerans&lt;br/&gt;Enzim indüksiyonu&lt;br/&gt;TOKSİK MADDELERİN BİRİKİMİ&lt;br/&gt;Fizik Faktörler&lt;br/&gt;Kimyasal Faktörler&lt;br/&gt;Biyolojik Faktörler&lt;br/&gt;TOKSİK MADDELERİN ETKİLEŞİMLERİ&lt;br/&gt;Sinerjizma&lt;br/&gt;Antagonizma&lt;br/&gt;Farmakokinetik Etkileşimler&lt;br/&gt;Toksik ilac Etkilesmesinde rol oynayan faktörler&lt;br/&gt;GEBELİKTE TOKSİK ETKİ&lt;br/&gt;Prenatal Dönem&lt;br/&gt;Hamilelikte İlaç Kullanımı&lt;br/&gt;Hamilelerde sık görülen zehirlenmeler&lt;br/&gt;TOKSİKOLOJİNİN DALLARI&lt;br/&gt;İlaçların Toksikolojisi&lt;br/&gt;Bağımlılık Üretici Eczaların Toksikolojisi&lt;br/&gt;Esrar &lt;br/&gt;Morfin&lt;br/&gt;Eroin&lt;br/&gt;Nikotin&lt;br/&gt;Besin Ve Besin Katkılarının Toksikolojisi&lt;br/&gt;Pestisidlerin Toksikolojisi&lt;br/&gt;Endüstriyel Toksikoloji&lt;br/&gt;Çevre Toksikolojisi&lt;br/&gt;Kazai Ve Tesadüfi Toksikoloji&lt;br/&gt;Askeri Toksikoloji&lt;br/&gt;Adli Toksikoloji&lt;br/&gt;TARTIŞMA  ve SONUÇ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Hazırlanmış olan bu tez çalışmasında toksikolojinin tarihçesi, gelişimi ve dalları hakkında genel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Sözcük anlamıyla toksiloji &quot; zehir bilimi&quot; demektir. Zehir ise &quot; canlı organizmada zararlı etki</description></item><item><title>NÜKLEIK ASITLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nukleik-asitler-344296.html</link><description>NÜKLEIK ASITLER &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; GIRIS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nükleik Asitler, genetik bilginin saklanmasi; replikasyonu (çogaltilmasi); rekombinasyonu (genetik çesitliligi); transmisyonu (aktarilmasi) islevlerinin yerine gelmesini saglarlar. Kisaca, yasayan hücrenin / canlilarin ne oldugunu ve ne yapacagini yapilarinda tasiyan ve belirleyen moleküllerdir. Bu nedenle, kimyasal yapilarini, biyokimyalarini / moleküler biyoloji ve metodolojilerini bilmek çok önemlidir. Nükleik asitler iki büyük gruba ayrilmaktadir:&lt;br/&gt; 1) DNA (Deoksiribonükleik asit)&lt;br/&gt; 2) RNA (Ribonükleik asit)&lt;br/&gt;Her iki nükleik asit de nükleotidlerin polimerize olmasi ile olusur. Nükleik asitler ilk kez, hücre çekirdeginden izole edildikleri için bu ismi almalarina karsin: hem DNA, hem RNA hücrenin baska kisimlarinda da bulunmuslardir. Büyüklükleri genis bir spektruma yayilir. RNA bilinen en küçük nükleik asit molekülüdür. Moleküler agirligi 25.000 daltondur.Bütün atom ve moleküllerde oldugu gibi DNA/RNAin da agirliklari DALTON birimi ile verilir. Bir Dalton, bir Hidrojen atomunun agirligina esittir. Bir Dalton, 1.67 x 10-24 ga esit olup buna AVOGADRO SAYISI denir. DNAnin yapi taslari Deoksiribonükleotidler; RNAnin yapi taslari ise Ribonükleotidlerdir. Her nükleotid üç alt birimden olusur:&lt;br/&gt;1)     Nitrojen içeren heterosiklik ve aromatik bir halka olan bazlar ki; bu ya bir PÜRIN ya da PIRIMIDIN bazidir.&lt;br/&gt;2)      Bes karbon ihtiva eden bir pentoz sekeri.&lt;br/&gt;3)      Bir molekül fosforik asit.&lt;br/&gt;DNAnin ve RNAnin birimleri olan Pürin ve Pirimidin bazlari genetik bilgiyi tasirlar. Seker ve Fosfat gruplari ise yapisal elemanlardir.&lt;br/&gt;DNAya karakteristik olan bazlar Adenin (A), Thymin (T), Sitozin (C), Guanin (G) (C5H4N4); RNAya karakteristik olan bazlar ise Adenin, Guanin, Sitozin ve Urasil (U) (C4H4N2) dir. (Sekil 3.1). Bir bazin seker ve fosfat grubuyla olusturdugu birime nükleotid denir. DNA molekülü iki nükleotid zincirinin saat yönünde sarmal yapmasiyla olusur. Her bir turda 10 nükleotid bulunur (Sekil 3.2) Nükleotidler, 5-3 fosfodiester baglari ile polinükleotid zincirlere polimerize olmaktadir (Sekil 3.3). Bu baglar komsu deoksiriboz üniteleri ile olur. Intakt insan kromozomlarinda, bu polinükleotid zincirleri (çift sarmal hali) ile milyonlarca nükleotid uzunluguna ulasirlar (Sekil 3.4). DNAnin anatomik yapisi kimyasal bilgiyi tasiyarak ana hücreden yenisine tüm genetik bilginin geçisini saglamaktadir. Ayni zamanda DNAnin primer yapisi, proteinleri olusturan amino asit dizilerini de belirleyicidir.&lt;br/&gt;DNAnin dogal durumu Watson ve Crickin 1953de açikladigi gibi çift sarmaldir. Helikal yapi saga dönüsümlü spiral bir merdivene benzemektedir. Iki polinükleotid zincir karsit yönlerde akarlar. Bu akista Adenin Timin ile; Guanin ise Sitozin ile hidrojen baglari ile baglanirlar. Çift sarmal DNA molekülü, sarmalin açilmasi ile replike olur ve yeni iki komplementer sarmal sentezi mümkün olmaktadir (Sekil 3.5). Bu orijinal DNAya uygunluk göstermektedir. Benzer olarak, bazlarin komplementer özellikte olmasi; hasarli DNA moleküllerinin de dogru biçimde tamirini de gerçeklestirebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2. YAPI TASLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA, polimerik nükleik asit makromolekül olup, nitrojen kapsayan bazlar, bes karbonlu seker ve fosfat gruplari olarak 3 bölümden olusmaktadir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.2.A. Bazlar: PÜRIN (C5H4N4) bazlari Pirimidin ve imidazol halkasindan olusurlar. Iki bazda aromatik, hidrofobik ve baziktir. Serbest sekilde hücrede çok az miktarda bulunurlar. Pirimidin halkasi tamamen planerdir; Pürin ise planere çok yakindir. Pürin bazlari: Adenine ( 6 aminopurin) ve Guanine (2 amino- 6 oxopurin); PIRIMIDIN bazlari ise Cytosin (2 oxo-4 aminopyrimidine), Thymin (2,4, Dioxo-5 methyl Pyrimidine) ve Urasil (2,4, Dioxopyrimidine)dir.&lt;br/&gt;Nükleik asitlerin biyolojik islevleri açisindan bazlarin Hidrojen bagi yapma kapasitesi çok önemlidir. Hidrojen baglari, elektronegatif (O,N,F) bir atoma kovalent bagli Hidrojen ile, diger bir elektronegatif arasinda olusan baga denir. DNA / RNA bazlarinin Hidrojen-bagi yapan fonksionel gruplari sunlardir:&lt;br/&gt;1)     A,G,Cnin NH2 gruplari&lt;br/&gt;2)</description></item><item><title>KAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kan-349730.html</link><description>KAN&lt;br/&gt;Yaşam için gereken maddelerin bir yerden bir yere taşınmasında difüzyon ile yetinemeyen ve bu nedenle bir kan dolaşımı sistemine ihtiyaç duyan hayvanların (tüm omurgalılarla omurgasızların çoğu) kalplerinden damarlar aracılığıyla tüm vücuda pompalanan vücut sıvısıdır. Erişkin bir insanda yaklaşık beş litre kadar kan vardır. Bunun yarısı plazmadır, öteki yarısını da kan hücreleri (eritrositler veya alyuvarlar, lökositler veya akyuvarlar, trompositler) oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KANIN İŞLEVİ&lt;br/&gt;Kan, dolaşımı nedeniyle, birbirinden farklı işlevleri üstlenir:&lt;br/&gt;Solunum işlevi: Oksijeni akciğerlerden dokulara taşırken, dönüşte de dokulardaki susuz karbonu dışarıya atılmak üzere götürür.&lt;br/&gt;Beslenme işlevi: Sindirim sonunda barsağın emdiği ya da organizmanın kendi kendine yaptığı besleyici maddeleri hücrelere ulaştırır.&lt;br/&gt; Boşaltım işlevi: Hücresel metabolizma sonucu açığa çıkan artıkların boşaltım organlarına (özellikle böbrekler) gitmesini sağlar.&lt;br/&gt; Koruma ve savunma işlevi: Enfeksiyonlara karşı savaşımda ve bağışıklık tepkimelerinde rol alan birçok hücreyi içerir.&lt;br/&gt; Beden sıvısı dengesini sağlama işlevi: Organizma tarafından salgılanan hormon ve enzim gibi maddelerin metabolizma tepkimelerinde ve bireşim olaylarında biyokatalizörler gibi seçici olarak araya girmesini sağlar.&lt;br/&gt; Sıvı-mineral dengesini (su ve elektrolitler) ve kimyasal dengeyi (asit baz) sağlama işlevi&lt;br/&gt; Sıcaklık düzenleme işlevi: Derin dokulardaki ısıyı ve  suyu, bedenin yüzeyine doğru taşıyarak etkisiz kılar.&lt;br/&gt; Atardamar basıncını (tansiyon) düzenleme işlevi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAN HASTALIKLARI&lt;br/&gt;Kanda üç tip hücre bulunduğu için kan hastalıkları da başlıca üç grupta incelenir. Kan hücrelerinin sayısı yaşa, günün saatlerine, mevsime, karnın aç ya da tok olmasına ve başka koşullara bağlı olarak dar sınırlar içerisinde değişebilir. Ama bu hücrelerin herhangi bir türünde büyük bir artış ya da azalma olması bir hastalık belirtisidir.&lt;br/&gt; Kansızlık ya da anemi; adı altında toplanan hastalıklar alyuvarlarla ilgilidir. Bu tip hastalıklarda alyuvarların ya sayısı az ya da biçimleri bozuk olduğundan dokulara yeterince oksijen taşınamaz.&lt;br/&gt;Akdeniz kansızlığı ile orak hücreli kansızlık, genetik yapıdaki bozukluklardan kaynaklanan kalıtsal hastalıklardandır. Hemolitik kansızlıkta ise parçalanan alyuvarların yerine eşit sayıda yeni hücre yapılamaz.&lt;br/&gt;Kalıtsal olmayan kansızlıklar hastaya kan vermekle ve çeşitli ilaçlarla tedavi edilebilir.&lt;br/&gt;Polisitemi denen hastalıkta ise kansızlığın tersine alyuvar sayısı olağandan çok artmıştır. Hasta baş ağrısından, baş dönmesinden ve kaşıntıdan yakınır. Bu durumda da koldaki toplar damarlardan kan almak ve ilaç tedavisi uygulamak gerekir.&lt;br/&gt;Akyuvarlarla ilgili kan hastalıklarının bir bölümü lösemi ya da kan kanseri adı altında toplanır. Bu hastalıklarında birçok değişik tipi vardır. Bazılarına özellikle çocuklarda, bazılarına ise erişkinlerde rastlanır.&lt;br/&gt;Üçüncü grup, trombositlerle ve pıhtılaşma bozukluklarıyla ilgili kan hastalıklarını kapsar. Trombositlerin iyice azalmasından ileri gelen ve deri altındaki kanamalar nedeniyle vücutta yer yer morarma gösteren hastalıklar kan nakli ve ilaçla tedavi edilir.&lt;br/&gt;Kalıtsal bir hastalık olan hemofilide ise trombositlerle hiçbir sorun yoktur, ama kanın pıhtılaşması için gerekli olan maddelerden biri eksiktir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KANSIZLIK&lt;br/&gt;KANSIZLIK HASTALIĞI NEDİR?&lt;br/&gt;Kandaki hemoglobin miktarının anormal derecede azaldığı ve buna bağlı olarak da kanın oksijen taşıma yeteneğinin son derece düştüğü bir hastalık türü olan kansızlığın diğer adı da anemidir. Bu hastalar kendilerini bitkin, yorgun hissederler, sık sık solukları kesilir, renkleri soluktur, nabızları da hızlıdır.&lt;br/&gt;KANSIZLIK HASTALIĞININ KENDİ ARASINDAKİ ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;Kansızlığın birçok çeşidi vardır. Bunların en önemlileri aşağıda açıklanmıştır. Demir noksanlığına bağlı kansızlıkta alyuvarlar normale oranla daha küçük ve daha soluk renklidir. Bu çeşit kansızlığa yol açan başlıca nedenler yetersiz beslenme -özellikle gebelik sırasında yeterli demir alınmaması-, besinlerle alınan demirin barsaklardan yeterinc</description></item><item><title>RENAL ACID-BASE REGULATION</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-acidbase-regulation-355863.html</link><description>Renal Acid-Base Regulation</description></item><item><title>REVIEW OF ORGANIC CHEMISTR VE BIOMOLECULES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?review-of-organic-chemistr-ve-biomolecules-355800.html</link><description>Review of Organic Chemistry &amp; Biomolecules&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;        Primordial Biomolecules &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Water is the &quot;cradle of life&quot;  -      All organisms are about 2/3 water.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pathway metabolites are simple.  Of the 21 metabolites involved in glycolysis, gluconeogenesis and TCA cycle,  all are     6 carbons - &quot;Small is better&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Three major biomolecules/ fuels/nutrients :     Carbohydrate      Lipid       Protein&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Early (  18 hr)  starvation fuel:        Carbohydrate (liver glycogen)&lt;br/&gt; Late starvation fuel:           Lipid (adipose tissue) and protein (muscle)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Other biomolecules include:          DNA/RNA, vitamins, xenobiotics (alcohol, etc.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biomolecules or Food Additives? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Carotene, RED no. 3, no. 40-Coloring Agents&lt;br/&gt;Lecithin, mono/diglycerides-Emulsifying Agents&lt;br/&gt;Butylated Hydroxytoulene-Antioxidant&lt;br/&gt;Fructose, glycerine-Humectants&lt;br/&gt;Aspartame, Sorbitol-Sweeteners&lt;br/&gt;Alginates, agar-Thickeners&lt;br/&gt;Fumaric or Lactic Acid-Tartness agents&lt;br/&gt;EDTA-Sequestrant&lt;br/&gt;Sodium Benzoate, NaNO3, SO2-Preservatives&lt;br/&gt;NaCl, Monosodium glutamate-Flavoring Agents</description></item><item><title>RENAL CELL CARCINOMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-cell-carcinoma-444057.html</link><description>Renal Cell Carcinoma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Metastasis&lt;br/&gt;Renal cell carcinoma -  80 - 85% of all primary neoplasm&lt;br/&gt;Transitional cell CA of renal pelvis(~8%)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Renal Mass : Differential Diagnosis&lt;br/&gt;Oncocytomas&lt;br/&gt;Angiomyolipoma&lt;br/&gt;Collecting Duct Tumors&lt;br/&gt;Renal Sarcoma&lt;br/&gt;Nephroblastoma (Wilm&quot;s Tumor)&lt;br/&gt;Evaluation of Renal Masses&lt;br/&gt;Ultrasound&lt;br/&gt;CT&lt;br/&gt;MRI&lt;br/&gt;Ultrasound&lt;br/&gt;Mass is round and sharply demarcated with smooth walls&lt;br/&gt;No echoes (anechoic) within the mass&lt;br/&gt;Strong posterior wall echo indicating good transmission through the cyst&lt;br/&gt;CT Scan&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;If the criteria for simple sonographic cysts are not met or if IVP suggests a solid or complex mass --- CT Scan&lt;br/&gt;CT Scan&lt;br/&gt;Thickened, Irregular walls&lt;br/&gt;Thickened or enhanced septae within the mass&lt;br/&gt;Enhancement of the lesion after contrast&lt;br/&gt;A multilocular mass&lt;br/&gt;  4cm&lt;br/&gt;MRI&lt;br/&gt;If contrast contraindicated&lt;br/&gt;Ultrasound/CT failed&lt;br/&gt;When IVC involvement is suspected MRI with IV gadolinium is superior to CT&lt;br/&gt;Disadvantages&lt;br/&gt;Pt with Pacemaker&lt;br/&gt;Costly&lt;br/&gt;Claustrophobic Pt&lt;br/&gt;Lymph Node Involvement&lt;br/&gt;Lymph of 1-2cm diameter may be caused by either metastasis or reactive hyperplasia&lt;br/&gt;Presence of lymph node enlargement upto 2cm doesnt preclude surgical management&lt;br/&gt;Primary Renal Cancer&lt;br/&gt;Renal cell carcinoma80-85% of malignant renal tumors&lt;br/&gt;Transitional cell Ca of renal pelvis15-20% of renal Ca in adults&lt;br/&gt;Wilms tumor (Nephroblastoma) in children (5-6%) &lt;br/&gt;Renal Cell Cancer: History&lt;br/&gt;First described by Konig in 1826&lt;br/&gt;Robin in 1855 - Renal epithelium  - most possible tissue of origin of the cancer&lt;br/&gt;Birch Hirschfeld in 1984 - Introduced the term Hypernephroid tumor (hypernephroma) - incorrect term&lt;br/&gt;Other NamesThe Internist&quot;s tumorThe Radiologist&quot;s tumor&lt;br/&gt;Renal Cell Carcinoma&lt;br/&gt;In USA,  27,600 new cases &amp; 11,300 deaths from this cancer each year&lt;br/&gt;Incidence - 2-3% of all carcinoma&lt;br/&gt;25-40% incidental renal mass&lt;br/&gt;25-30% have  metastases at presentation&lt;br/&gt;Renal Cell Carcinoma&lt;br/&gt;Renal cell Carcinoma -Originates in Renal Cortex (PCT)&lt;br/&gt;1-3% bilateral&lt;br/&gt;Male : Female2 : 1&lt;br/&gt;Predominantly 6th to 8th decade of Life&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Histological type&lt;br/&gt;Clear cell - 75-85%, (loss of heterozygosity of chromosome 3p in ~ 90%)&lt;br/&gt;Chromophilic (papillary) - 14%, ~low stage at presentation, better prognosis than clear cell type&lt;br/&gt;Chromophobic - 4%(excellent prognosis)&lt;br/&gt;Oncocytic - rare&lt;br/&gt;Collecting duct (Bellini&quot;s duct) - extremely rare&lt;br/&gt;Comparison of Modified Robson and TNM Staging systems for Renal Adenocarcinoma&lt;br/&gt;Pathological classification of Renal cell carcinoma&lt;br/&gt;Risk Factors&lt;br/&gt;Smoking  - Increases the probability by two fold.  (contributes as many as 1/3rd cases)&lt;br/&gt;Occupational exposure to toxic compounds  -  e.g.. Cadmium (RR 2), Asbestos (RR 1.4), Petroleum by product (RR 1.6)&lt;br/&gt;Obesity  -  particular risk factor in female.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Risk Factors&lt;br/&gt;Analgesic abuse nephropathy&lt;br/&gt;Acquired cystic kidney disease - 30 times risk greater in dialysis pt with acquired polycystic disease of kidney than general population&lt;br/&gt;~30-50% of Pts on long term dialysis develop acquired cystic disease &amp; upto 6% of these Pt. with acquired cystic disease develop renal cancer&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Risk Factors&lt;br/&gt;Familial form - Associated with translocations between chromosome 3 &amp; 8 or 3 &amp; 11&lt;br/&gt;Genetic factor&lt;br/&gt;Von Hippel-Lindau disease- Renal cell Ca develops in ~40% pt with Von  Hipple-Lindau disease&lt;br/&gt;Tuberous Sclerosis&lt;br/&gt;Von Hippel-Lindau disease&lt;br/&gt;Autosomal Dominant&lt;br/&gt;Associated with&lt;br/&gt;Retinal angiomas&lt;br/&gt;Hemangioblastomas of the CNS&lt;br/&gt;Renal cell carcinoma&lt;br/&gt;  2/3rd of pts with this phakomatosis develop renal cell carcinoma - often bilateral&lt;br/&gt;Clinical Feature&lt;br/&gt;Flank pain (in 40% pt)&lt;br/&gt;Hematuria (in 50-60% pt) - Most common presentation&lt;br/&gt;Palpable Abdominal Renal Mass (in 30-40% pt.) &lt;br/&gt;TRIAD &lt;br/&gt;Only Present in 9%&lt;br/&gt;But if present strongly suggests metastatic disease.</description></item><item><title>PRINCIPLES OF LABORATORY TEST INTERPRETATION</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?principles-of-laboratory-test-interpretation-444068.html</link><description>PRINCIPLES OF LABORATORY TEST INTERPRETATION&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Pathophysiology I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Key Concepts&lt;br/&gt;Accuracy&lt;br/&gt;Precision&lt;br/&gt;Reference Range&lt;br/&gt;Sensitivity&lt;br/&gt;Specificity&lt;br/&gt;Prevalence&lt;br/&gt;Predictive Value&lt;br/&gt;ACCURACY&lt;br/&gt;Definition - the agreement between the measured quantity and its true value&lt;br/&gt;Reference method - &quot;gold standard&quot;&lt;br/&gt;Accuracy is affected by systematic error or bias&lt;br/&gt;Test interference by drugs or metabolites may cause inaccurate results&lt;br/&gt;PRECISION&lt;br/&gt;Definition - agreement between repetitive measurements performed in the same way&lt;br/&gt;Precision is a measure of test reproducibility&lt;br/&gt;Precise tests have little variation if measurement of the same sample is repeated&lt;br/&gt;Precision is affected by random error&lt;br/&gt;Accurate&lt;br/&gt;Inaccurate&lt;br/&gt;Precise but not Accurate&lt;br/&gt;Accurate and Precise&lt;br/&gt;Measures of Precision&lt;br/&gt;Arithmetic mean, x, is the average value of a set of measurements.&lt;br/&gt;Standard deviation, s, is a measure of the dispersion or spread of results about the mean.  Reflects precision.&lt;br/&gt;Coefficient of variation, CV, expresses the standard deviation as a percentage of the mean.  Independent of the magnitude of the test value.&lt;br/&gt;Confidence Intervals&lt;br/&gt;By convention, 95% confidence intervals, represented by the mean plus or minus two standard deviations (xÂ±2s), are used to determine whether the difference in two results can be accounted for solely by the imprecision of the test.&lt;br/&gt;Confidence Intervals - Example&lt;br/&gt;Serum cholesterol:  s = 10 mg/dL&lt;br/&gt;220 mg/dL (95% CI is 200 - 240 mg/dL)&lt;br/&gt;190 mg/dL (95% CI is 170 - 210 mg/dL)&lt;br/&gt;The difference between 220 mg/dL and 190 mg/dL may be accounted for solely by the imprecision of the test.&lt;br/&gt;Normal Values - Reference Intervals&lt;br/&gt;A reference interval is defined by a specified proportion (usually 95%) of the range of values found in a healthy reference population.&lt;br/&gt;Range of test values found in healthy people is determined by genetic, physiologic, and environmental factors.&lt;br/&gt;In practice, the two most important factors are gender and age.&lt;br/&gt;Gaussian Curve&lt;br/&gt;Can A Healthy Person Have an Abnormal Laboratory Test Value?&lt;br/&gt;Because reference intervals are defined to include 95% of the values from a healthy reference population, there is a 5% chance that a healthy person will have a test value outside of the reference range.&lt;br/&gt;Abnormal Results as a Consequence of Multiple Testing&lt;br/&gt;When a series of N independent tests are performed on a healthy person, the probability that all results will be within the various reference intervals is P = 0.95N&lt;br/&gt;The probability that at least one result will be outside the reference range is P = 1 - 0.95N&lt;br/&gt;Abnormal Results as a Consequence of Multiple Testing&lt;br/&gt;SENSITIVITY&lt;br/&gt;Sensitivity refers to the percentage of positive test results in patients with a particular disease.&lt;br/&gt;A sensitivity of 95% means that 95% of patients with the disease will be detected by the test and 5% of patients with the disease will have false negative results.&lt;br/&gt;SPECIFICITY&lt;br/&gt;Specificity refers to the percentage of negative test results in patients without a particular disease.&lt;br/&gt;A specificity of 95% means that 95% of patients without the disease will have a negative test and 5% of patients without the disease will have false positive results.&lt;br/&gt;Cut-off Point&lt;br/&gt;There is usually a degree of overlap between the ranges of quantitative test values found in patients with and without a particular disease.&lt;br/&gt;The choice of a &quot;cut-off point&quot; beyond which the test is taken to be abnormal defines the diagnostic sensitivity and specificity.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Choice of Cut-off Points Defines the Sensitivity and Specificity&lt;br/&gt;Predictive Value Model Definitions - 1&lt;br/&gt;TP = true positives:  number of diseased people correctly classified by the test&lt;br/&gt;FP = false positives:  number of healthy people misclassified by the test&lt;br/&gt;TN = true negatives:  number of healthy people correctly classified by the test&lt;br/&gt;FN = false negatives:  number of diseased people misclassified by the test&lt;br/&gt;Predictive Value Model Definitions - 2&lt;br/&gt;Sensitivity = positivity in disease(TP/[TP+FN])x100&lt;br/&gt;Specificity = negativity in health(TN/[TN+FP])x100&lt;br/&gt;Predictive Value Model Defi</description></item><item><title>KONFÜÇYÜS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?konfucyus-348265.html</link><description>Dinin kurucusu Konfüçyüs (M.Ö. 551- 479) adındaki bir filozoftur. Şantung eyaletinde doğmuş ve orada ölmüştür. O zamandan beri eyalet Çinlilerce kutsal sayılır. Konfüçyüs&quot;ün hayatında başarılı bir öğretmenlik dönemi vardır. O&quot;nun en önemli özelliklerinden biri kendine aşırı güvenidir. Bütün hayatı boyunca insanları, iyiye, doğruya ve şerefli bir yaşamaya yönelten, inandığı prensipleri yaymak için kitap yazan Konfüçyüs, daha çok akla hitap metodunu kullanmış, mistik bir tavır takınarak metafiziğin her türünü reddetmiştir. Konfüçyüs hiçbir zaman Lao-Tseu gibi (Taoizm&quot;in kurucusu), gibi ilahi bir kuvvetin elçisi olduğunu iddia etmemiştir. Dini konular üzerinde fazla konuşmamasına rağmen çoğu zaman O, kutsallaştırılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konfüçyanizm&quot;de insanın evlenmeden veya bir erkek evlat bırakmadan ölmesi büyük günah sayılır. Çünkü erkek evladın, ata ruhlarına ibadeti devam ettireceğine inanılır. Ata ruhları her aile için özel koruyuculuk görevini yerine getirir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konfüçyanizm Vu-Ti (M.Ö. 140-87) zamanından 1912 yılına kadar devletin resmi dini kabul edilmiştir. Bir bakıma Konfüçyanizm, geleneksel Çin Şinizmi&quot;nin kaideleşmesi şeklidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kutsal Metinleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konfüçyanizm&quot;in mukaddes kitapları, Konfüçyüs&quot;ün öğrencileri tarafından büyük bir dikkatle toplanmıştır. Bu metinler Konfüçyüs&quot;e isnat olunan (Ta-Hio, Tehoung-Young) ve (Loun-You) iki kitaptan meydana gelmiştir ve 1- Klasikler, 2- Kitaplar diye iki kısma ayrılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konfüçyüs bütün eski Çin metinlerini (sosyal, dini, ahlaki gelenek, görenek) gözden geçirmek suretiyle atalar kültürüne dayalı Çin medeniyetini ortaya koymak istemiştir. Konfüçyanizm&quot;in en önemli dini metinleri olan beş klasik şu kitaplardan meydana gelmektedir: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Değişiklikler Kitabı, &lt;br/&gt;-Tarih Kitabı, &lt;br/&gt;-Şiirler Kitabı, &lt;br/&gt;-Törenler Kitabı, &lt;br/&gt;-İlkbahar ve Sonbahar Vekayinameleri. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sung Hanedanı tarafından (XI. Yüzyıl) bir araya getiren diğer dört kutsal metin de şunlardır: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Konfüçyüs&quot;ün Konuşmaları, &lt;br/&gt;-Mansiyus&quot;un Sözleri, &lt;br/&gt;-Ortayol Doktrini, &lt;br/&gt;-Büyük Bilgi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kutsal metinler üzerine Çin bilginlerince yazılan tefsirlerin en meşhuru Tehou-Hi&quot;nin eseridir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Devlet ve Halk Dini Olarak Konfüçyanizm ve İbadetl&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konfüçyanizm&quot;de ayrı bir rahipler sınıfı olmadığı için ayinler genellikle devletin yetkili memurlarınca yönetilir. Dünyanın üstün idarecisi Gök tanrı için yapılan törenleri hemen ekseriyetle imparator yönetir. Her yıl 22 aralık gece yarısından sonra başlayan bu törenler adaklar, içkiler, yiyecekler ve müzikli alaylar şeklinde icra edilir. Pekin&quot;in güneyindeki dünyanın en büyük mihrabı sayılan üç teraslı beyaz mihrabın çevresinde yapılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnançlarına göre yer yüzüne ibadet daha aşağı dereceden bir tabiat kuvvetine tapınma şeklidir. Yukarıda işaret edilen yukarıda işaret edilenin dışında, her yıl yapılan güneş ve ay ibadeti ile ilgili ayinler de yine devlet görevlilerince yürütülür.(Son yıllarda bu anlayış yavaş yavaş terk edilmektedir) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halk ibadetinde en yaygın olan anlayış atalara ibadettir. Konfüçyüs&quot;ten önce de çok yaygın olan bu ibadet, O&quot;ndan sonra da devam etmektedir; çünkü bu dinin ölmüş ata ruhlarının ev veya mezarın etrafında dolaştıklarına inanırlar. Bu bakımdan evin sakinleri belli zamanlarda, ölüleri için kutsal birliği sağlamak üzere yiyecek hazırlamayı bir görev bilir. Konfüçyanizm&quot;de önemli bir yer tuttuğu için ruhları rahatsız etmeden son derece sakınılır &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öğreti ve Özdeyişleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öğretileri en büyük ilgiyi Çin&quot;de Han Hanedanı&quot;ndan görmüştür.&quot;Büyük Bilgi&quot; ve &quot;Ortayol Doktrini&quot; adlı kitapların yayınlanması bu zamanda gerçekleşmiştir. O&quot;nun öğretileri ilgili esasların yer aldığı &quot;Konfüçyüs&quot;ten Seçmeler Kitabı&quot;, öğrencilerinin-inanlarının- gayretiyle derlenmiştir. Seçme Konfüçyüs Özdeyişlerinden bazıları şöyledir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-Oğuldan istenen babaya, memurdan istenen hükümdara, kardeşten istenen ağabeye, arkadaştan istenen de kendisine verilmelidir. &lt;br/&gt;-Temkinli olanlar pot kırmaz &lt;br/&gt;-Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmamalıyız. &lt;br/&gt;-İnsanlar prensiplerine hakim olabilir. Prensipler insanlara hak</description></item><item><title>MUHABBET ÇİÇEĞİNİN (RESEDA LUTEOLA L.) BORNOVA EKOLOJİK KOŞULLARINA ADAPTASYONU VE BİTKİ SIKLIĞININ VERİM VE KALİTEYE ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?muhabbet-ciceginin-(reseda-luteola-l.)-bornova-ekolojik-kosullarina-adaptasyonu-ve-bitki-sikliginin-verim-ve-kaliteye-etkisi-394928.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Deneme Alanında yürütülen bu çalışmada, muhabbet çiçeği (Reseda luteola. L.)nin Bornova ekolojik koşullarına adaptasyonu ve üç farklı sıra arası mesafesinin (20, 30 ve 40 cm) verim ve kaliteye etkileri incelenmiştir. Deneme; tek faktörlü tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur.&lt;br/&gt;Bitki sıklığının; yeşil herba verimi, drog herba verimi, kuru madde verimi ve bitki boyu üzerine olan etkisi istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. En yüksek yeşil herba verimine (1349.67 kg/da), drog herba verimine (352.54 kg/da) ve kuru madde verimine (317.65 kg/da) 20 cm sıra arası mesafesinde ulaşılmıştır. Bitki sıklığının boyarmadde oranı üzerinde önemli bir etkisi görülmemiştir. Boyar madde oranı %3.6-4.0 arasında değişmektedir.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler : Muhabbet çiçeği, Reseda luteola L., sıklık, luteolin, boya bitkileri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;THE ADAPTATION OF WELD (Reseda luteola L.)IN BORNOVA ECOLOGICAL CONDITIONS AND THE EFFECT OF DIFFERENT PLANT DENSITIES ON YIELD AND QUALITY&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;This study aims to find out the adaptation in Bornova ecological conditions and the effect of the different row spacing (20, 30 and 40 cm) the yield and quality characteristics of weld. The field trial was conducted in the research area of faculty of Agricultural, Ege University in 1999. The experiment was conducted according to randomize block experiments (four replications ) design with one factor.&lt;br/&gt;It is observated that different plant densities had important effect on the value of green herbage yield, drug herbage yield, dry matter yield and plant height. The highest green herbage yield (1349.67kg/da), drug herbage yield (352.54 kg/da) and dry matter yield (317.65 kg/da) were obtained in 20 cm row spacing. Dye ratio was no affected by the different plant densities. So it was determined from 3.6 % to 4.0 % .&lt;br/&gt;Key words: Weld, Reseda luteola L., plant densities, luteolin, dyeing plants&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Doğadan elde edilen maddeleri kullan</description></item><item><title>BACTERIOLOG FOR CLINICIANS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bacteriolog-for-clinicians-443870.html</link><description>Bacteriology for clinicians&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Clinically important organisms &lt;br/&gt;Determined by biochemical properties:&lt;br/&gt;  gram staining&lt;br/&gt;  catalse test&lt;br/&gt;  coagulase test&lt;br/&gt;  aerobic or anaerobic&lt;br/&gt;  acid fast staining&lt;br/&gt;Gram stain morphology&lt;br/&gt;Gram positive cocci&lt;br/&gt;Gram positive rods&lt;br/&gt;Gram negative cocci&lt;br/&gt;Gram negative rods&lt;br/&gt;Acid fast bacilli&lt;br/&gt;Gram positive cocci&lt;br/&gt;Mainly 2 groups&lt;br/&gt;  staphylococci&lt;br/&gt;  streptococci&lt;br/&gt;Staphylococci &lt;br/&gt;Usually arranged in clusters.&lt;br/&gt;Catalase positive&lt;br/&gt;2 important species:&lt;br/&gt;  staph aureus&lt;br/&gt;  staph epidermidis&lt;br/&gt;Staph aureus&lt;br/&gt;Aureus ( golden ) colored colonies&lt;br/&gt;Coagulase positive&lt;br/&gt;Causes serious infections&lt;br/&gt;Variable rÃ©sistance to many antibiotics e.g., methicillin, cloxacillin, &amp; cephalosporins etc&lt;br/&gt;Staph epidermidis &lt;br/&gt;Colonies mostly white in color&lt;br/&gt;Coagulase negative&lt;br/&gt;  90% resistance to methicillin &amp; cephalosporins.&lt;br/&gt;Mostly contaminant of blood culture&lt;br/&gt;Causes infection via catheters &lt;br/&gt;Clinical hints&lt;br/&gt;If blood culture grows s.aureus: consider empiric use of vancomycin, till c/s report is available.&lt;br/&gt;For less serious infection: impetigo, small abcess, use cephalosporins or clindamycin.&lt;br/&gt;Clinical hints&lt;br/&gt;Staph epidermidis in blood culture&lt;br/&gt;  patient clinically very sick:&lt;br/&gt;  consider use of vancomycin.&lt;br/&gt;Streptococci : classification&lt;br/&gt;Hemolytic pattern on blood agar:&lt;br/&gt;  betahemolytic: clear colonies&lt;br/&gt;  alpha hemolytic: green colonies&lt;br/&gt;  gama hemolytic: no hemolysis&lt;br/&gt;Alpha hemolytic strep&lt;br/&gt;Clinically important group includes:&lt;br/&gt;  strep pneumonia ( pneumococcus )&lt;br/&gt;  strep viridans&lt;br/&gt;Pneumococcus&lt;br/&gt;Causes serious infections:&lt;br/&gt;Meningitis, pneumonia, ocult bacteremia, sepsis, osteomyelitis.&lt;br/&gt;Capsulated types are more virulent.&lt;br/&gt;Resistance is developing against: penicillins, cephalosporins. Vancomycin may be used in such cases.&lt;br/&gt;Polvalent vaccine are available.&lt;br/&gt;Strep viridans&lt;br/&gt;Less common human pathogen&lt;br/&gt;Sometimes causes endocarditis&lt;br/&gt;Most are penicillin senitive.&lt;br/&gt;Beta hemolytic streptoccoci&lt;br/&gt;Lancefield classification:&lt;br/&gt;  group A strep ( strep pyogenes )&lt;br/&gt;  group B strep ( strep agalactiae )&lt;br/&gt;Group A streptococcus&lt;br/&gt;Causes many infections:&lt;br/&gt;  pharyngitis, tonsillitis, impetigo, scarlet fever, cellulitis.&lt;br/&gt; rheumatic fever, &amp; acute glomerulonephritis occur as complications.&lt;br/&gt;Most are penicillin sensitive.&lt;br/&gt;Group B streptococcus&lt;br/&gt;Commonly colonizes female genital tract.&lt;br/&gt;Newborns get serious infection: sepsis, meningitis, pneumonia.&lt;br/&gt;Mothers should be screened prenatally for GBS &amp; treated if +ve.&lt;br/&gt;Mostly penicillin sensitive. &lt;br/&gt;Group D streptococcus&lt;br/&gt;Streptococcus fecalis&lt;br/&gt;Streptococcus bovis.&lt;br/&gt;S.Fecalis ( enterococcus ):&lt;br/&gt;  can cause serious infections&lt;br/&gt;They are MDR some even to vancomycin.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gram +VE rods&lt;br/&gt;Can cause serious infection&lt;br/&gt;Include: clostridia, corynebacteria, &amp; Listeria.&lt;br/&gt;Many are penicillin sensitive except: clostridium difficile &lt;br/&gt;Clostridia &lt;br/&gt;C.botulinum,  c.tetani. C. difficile &lt;br/&gt;They are anaerobic&lt;br/&gt;Cause disease due to extoxins&lt;br/&gt;C. tetani: causes tetnus&lt;br/&gt;C. botulinum: botulism&lt;br/&gt;C. difficile: pseudomembranous colitis&lt;br/&gt;Tetnus vaccine is available&lt;br/&gt;Corynebacterium diphtheria&lt;br/&gt;Causes serious throat infection&lt;br/&gt;Its exotoxin is neuro &amp; cardiotoxic&lt;br/&gt;Penicillin sensitive&lt;br/&gt;Diphtheria vaccine is available&lt;br/&gt;Listeria monocytogenes&lt;br/&gt;Can cause sepsis in pregnant women&lt;br/&gt;Sepsis in new borns&lt;br/&gt;Penicillin sensitive&lt;br/&gt;Gram _ve rods&lt;br/&gt;Most commonly found in Gut&lt;br/&gt;Examples: E. coli, klebsiella, proteus, serratia, salmonella, shigella, yersinia, pseudomonas etc.,&lt;br/&gt;Can cause serious disease: UTI, sepsis, aspiration pneumonia, typhoid.&lt;br/&gt;Sensitive to broad spectrum penicillins, cephalosporins, quinolones, &amp; amonoglycosides.&lt;br/&gt;Gram _ve cocci&lt;br/&gt;Two species:&lt;br/&gt;Neisseria, &amp; moraxella&lt;br/&gt;Moraxella: can cause ear infection &amp; sinusitis. It is sensitive to broad spectrum penicillins.&lt;br/&gt;Neisseria meningitidis&lt;br/&gt;Meningococcus: highly virulent&lt;br/&gt;Cause of meningitis &amp; meningococcemia.&lt;br/&gt;Sensitive to penicillins, c/s on CSF should be done&lt;br/&gt;Vaccine is available&lt;br/&gt;Neisseria gonorrhoeae&lt;br/&gt;Gonococcus &lt;br/&gt;Infects reproductive system&lt;br/&gt;Causes  ( STD ) by sexual contacts &amp;&lt;br/&gt;Ophthalmia neonatorum.&lt;br/&gt;Penicillin resistant&lt;br/&gt;Sensitive to ceftriaxone, doxycycline, &amp; azithromycin&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Haemophilus influenzae&lt;br/&gt;Gram</description></item><item><title>LABORATOR EVALUATION OF RENAL DISEASE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laborator-evaluation-of-renal-disease-356022.html</link><description>Laboratory Evaluation of Renal Disease&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Blood Tests&lt;br/&gt;Blood Urea Nitrogen (BUN)&lt;br/&gt;Plasma Creatinine (Cr)&lt;br/&gt;Urine Tests&lt;br/&gt;Urinalysis&lt;br/&gt;&quot;Dip Stick&quot;&lt;br/&gt;Sediment&lt;br/&gt;Renal Blood Tests(BUN, Cr)&lt;br/&gt;The function of the glomerulus is plasma filtration&lt;br/&gt;Thus, one measure of renal function is the glomerular filtration rate or GFR&lt;br/&gt;Assessment of Glomerular Filtration&lt;br/&gt;Creatinine is a product of muscle creatine metabolism&lt;br/&gt;Creatinine is released into the blood at a constant rate&lt;br/&gt;Assessment of Glomerular Filtration&lt;br/&gt;Creatinine is not protein bound and is filtered at the glomerulus&lt;br/&gt;Thus it is a useful measure of blood clearance&lt;br/&gt;Glomerular Filtration Rate(As measured by Creatinine Clearance)&lt;br/&gt;             Urine Flow (ml/d) x Ucr (mg/dL)&lt;br/&gt;CrCl =  -----------------------------------------&lt;br/&gt;              Pcr (mg/dl) x 1440 (min/d)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Where       CrCl = Creatinine Clearance&lt;br/&gt;                  Ucr = Urine Creatinine&lt;br/&gt;                  Pcr = Plasma Creatinine&lt;br/&gt;Glomerular Filtration Rate&lt;br/&gt;Normal Cr Cl is about 100 in women and 125 in men&lt;br/&gt;Creatinine Clearance Requires an accurately timed and collected 24 hr Urineâ€¦&lt;br/&gt;Hard to reproduce&lt;br/&gt;Glomerular Filtration Rate(As Estimated by Plasma Creatinine)&lt;br/&gt;Serum creatinine can be used as an accurate gauge, particularly when compared over time&lt;br/&gt;Normal Serum Creatinine is   1.0 mg/dl&lt;br/&gt;Cr Clearance = (1/Cr) x Constant&lt;br/&gt;Glomerular Filtration Rate(As Estimated by Plasma Creatinine)&lt;br/&gt;An increase of Cr from 1 to  2 represents a decline in GFR of 50%&lt;br/&gt;Say a decrease from 100 ml/min to 50 ml/min&lt;br/&gt;An Increase of Cr from 1 to 4 represents a decline in GFR of 75%&lt;br/&gt;Say a decrease from 100 ml/min to 25 ml/min&lt;br/&gt;Dialysis &lt;br/&gt;When the Cr Cl reaches around 5-10 ml/min, Dialysis is initiated&lt;br/&gt;Blood Urea Nitrogen (BUN)&lt;br/&gt;The urea nitrogen also varies in direct proportion to the creatinine clearance&lt;br/&gt;BUT, Urea Nitrogen&lt;br/&gt;is reabsorbed in the collecting duct&lt;br/&gt;Is altered by hydration, diet renal perfusion&lt;br/&gt;Thus Creatinine is a better measure of GFR&lt;br/&gt;Normal BUN is 10-20 mg/dl&lt;br/&gt;Urinalysis(U/A)&lt;br/&gt;Liquid &quot;Biopsy&quot; of the urinary tract&lt;br/&gt;Obtained painlessly, non-invasively and inexpensively&lt;br/&gt;Yields much information quickly&lt;br/&gt;Need to know how the U/A is done and how to interpret the data revealed&lt;br/&gt;Urinalysis (is divided into three parts)(Omnia Urinia Tres Partes Est)&lt;br/&gt;Assessment of Specimen (Look at it)&lt;br/&gt;Chemistry (Dip Stick)&lt;br/&gt;Microscope (Sediment)&lt;br/&gt;U/AAssessment&lt;br/&gt;Color&lt;br/&gt;Turbidity&lt;br/&gt;Concentration&lt;br/&gt;Volume&lt;br/&gt;U/AAssessment - Color&lt;br/&gt;Red&lt;br/&gt;Hematuria&lt;br/&gt;Myoglobinuria&lt;br/&gt;Hemoglobinuria&lt;br/&gt;Porphyria&lt;br/&gt;Brown&lt;br/&gt;Hematuria &lt;br/&gt;Yellow&lt;br/&gt;Various shades reflect concentration&lt;br/&gt;Orange&lt;br/&gt;Bilirubinuria&lt;br/&gt;Green&lt;br/&gt;Drugs, chemicals&lt;br/&gt;Pseudomonas&lt;br/&gt;U/AAssessment&lt;br/&gt;Turbidity&lt;br/&gt;WBC&quot;s &amp; Bacteria&lt;br/&gt;Implies Infection&lt;br/&gt;Concentration&lt;br/&gt;Reflects Tubular Function&lt;br/&gt;Important in stone formers - need a dilute urine&lt;br/&gt;Volume&lt;br/&gt;Timed sample?&lt;br/&gt;Spot sample?&lt;br/&gt;Usually a U/A is done on a spot sample&lt;br/&gt;Best is first morning void in hospitalized patients&lt;br/&gt;U/AChemistry (Dip Stick)&lt;br/&gt;Protein&lt;br/&gt;Glucose&lt;br/&gt;Hemoglobin&lt;br/&gt;Ketones&lt;br/&gt;pH&lt;br/&gt;Bilirubin&lt;br/&gt;Urobilinogen&lt;br/&gt;Nitrite&lt;br/&gt;Leukocyte esterase&lt;br/&gt;U/AChemistry&lt;br/&gt;U/AChemistry&lt;br/&gt;U/AChemistry&lt;br/&gt;Proteinuria - glomerular disease&lt;br/&gt;Glucosuria - Diabetes Mellitus&lt;br/&gt;Ketoneuria - Diabetic Ketoacidosis&lt;br/&gt;U/AChemistry&lt;br/&gt;Hemoglobinuria&lt;br/&gt;Cancer&lt;br/&gt;Glomerulonephritis&lt;br/&gt;Infection&lt;br/&gt;Hemolytic Anemia&lt;br/&gt;Rhabdomyolysis &lt;br/&gt;U/AChemistry&lt;br/&gt;pH abnormalities - acid-base disorders&lt;br/&gt;Bilirubin- Biliary obstruction&lt;br/&gt;Urobilinogen - Liver injury, Hemolysis&lt;br/&gt;Nitrite - Bacteriuria&lt;br/&gt;Leukocyte esterase - WBC&quot;s</description></item><item><title>AMİNO ASİTLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?amino-asitler-341855.html</link><description>Biyokimya, adından da anlaşılacağı gibi canlı organizmalar ve bu organizmaları meydana getiren hücrelerde meydana gelen metabolik faaliyetleri inceleyen bilim dalıdır. &lt;br/&gt;Aynı zamanda biyokimya, moleküler biyoloji ile sıkı bir ilişki içerisindedir.Biyokimya konusunda esas olarak canlı hücrelerinde cereyan eden kimyasal tepkime basamaklarını, bu basamaklara etki eden katalizör görevindeki enzimleri, fotosentezi ve solunum konusunu ele almaya çalışacağız. Bu konular haricinde biyokimya bilim dalının incelediği sayısız metabolik reaksiyon vardır.Örneğin karbonhidrat metabolizması, fotosentezin izlediği alternatif yollar, yağların yıkımı, proteinlerin yıkımı gibi.Sayfamızda bu metabolik olayları özetleyerek tek tek ele alacağız. &lt;br/&gt;Amino Asitler&lt;br/&gt;Canlı organizmaların temelini nasıl hücreler meydana getiriyor ise, hücrelerin temelinide proteinler meydana getirir.Protein molekülleri hücreyi inşaa eden birer tuğla gibidir.Amino asitler ise proteinleri meydana getiren daha küçük moleküllerdir.Yani amino asitler uzun zincirler oluşturarak proteinleri, proteinlerde kompleks bir şekilde organize olarak hücreyi meydana getirir. &lt;br/&gt;Tabii karmaşık bir yapıya sahip olan hücre yanlızca proteinlerden oluşmaz.Bunun yanında karbonhidratlar, yağlar, glikolipidler, fosfolipidler ve DNA - RNA molekülleri gibi kimysal maddelerde hücrenin yapısına katılırlar.Fakat proteinsiz bir hücre düşünmek mümkün değildir. &lt;br/&gt;İlk olarak proteinleri meydana getiren en ufak birim olan amino asitlerin kimyasal yapılarını ve diğer özelliklerini tablo halinde ele alalım. &lt;br/&gt;No :&lt;br/&gt;Amino asitKimyasal formülüM.A. (gr/mol)İzoelektrik nok.Sembolü&lt;br/&gt;1-)AlaninC3-H7-N-02896,0Ala&lt;br/&gt;2-)ArjininC6-H14-N4-O217411,15Arg&lt;br/&gt;3-)AsparaginC4-H8-N2-O1325,41Asn&lt;br/&gt;4-)Aspartik asitC4-H7-N-041332,77Asp&lt;br/&gt;5-)Fenil alaninC9-H6-N-O2~ 1655,48Phe&lt;br/&gt;6-)GlutaminC5-H10-N2-O31465,65Gln&lt;br/&gt;7-)Glutamik asitC5-H9-N-O41473,22Glu&lt;br/&gt;8-)GlisinC2-H5-N-O2755,97Gly&lt;br/&gt;9-)HistidinC6-H8-N3-O21447,47His&lt;br/&gt;10-)İzolösinC6-H13-N-O21315,94İle&lt;br/&gt;11-)LösinC6-H13-N-O21315,98Leu&lt;br/&gt;12-)LizinC6-H14-N2-O21469,59Lys&lt;br/&gt;13-)MetioninC5-H11-N-O2-S1495,74Met&lt;br/&gt;14-)ProlinC5-H9-N-O21156,3Pro&lt;br/&gt;15-)SerinC3-H7-N-O21055,68Ser&lt;br/&gt;16-)SisteinC3-H7-N-O2-S1215,02Cys&lt;br/&gt;17-)TreoninC4-H9-N-O31195,64Thr&lt;br/&gt;18-)TriptofanC11-H8-N2-O2~ 2045,89Trp&lt;br/&gt;19-)TirozinC9-H7-N-O3~ 1815,66Tyr&lt;br/&gt;20-)ValinC5-H11-N-O21175,96Val&lt;br/&gt;Tablomuzda, doğada en çok bulunan 20 tane amino asitin kimyasal formülleri ve özellikleri verilmiştir.Bunun yanında bilinmeyen amino asitlerde vardır.Bir kaç örnek verelim ; &lt;br/&gt;Hidroksiprolin, metilizin, fosfoserini iyodotronin vs. gibi.Fakat bu amino asitler ender rastlanan amino asitler olup hücre içinde en çok rastlanılanları tabloda verdiğimiz 20 tanesidir. &lt;br/&gt;Amino asitler üzerlerinde belirli miktarlarda elektrik yükü taşırlar.Bu elektrik yükleri (+ veya -), asit veya baz özelliği gösteren bir ortama girdiklerinde nötrleşmeye başlarlar.Fakat bu nötrleşme ortamın pH  ına bağlıdır.Bir amino asit ancak belirli bir pH noktasında nötr hale gelebilir ki bu pH seviyesine o amino asitin  İzoelektrik noktası  denir.Örneğin Histidin amino asiti, ancak pH  ı 7,47 olan bir sıvı içerisinde nötr hale gelebilir.Yani bazik bir ortamda. &lt;br/&gt;Dikkat edilecek en önemli nokta moleküllerdeki atomlardır.Bu atomlardan C (karbon), N (azot) ve H (hidrojen) molekülün yapısına en çok giren atomlardır.Fakat aralarındaki en önemli atom ise karbon atomudur.Karbon, atom numarası 6 olan eşsiz bir yapıya sahiptir.Doğada saf olarak grafit ve elmas halinde bulunan karbonun yapısına girmediği bileşik hemen hemen yok gibidir.Bu özelliği sayesinde yüzbinlerce kimyasal bileşik oluşturduğu bilinmektedir.Elimizdeki deriden arabalarımızın lastiklerine, bilgisayarımızdan ayakkabılarımıza kadar her yerde karbonlu bileşikler vardır. &lt;br/&gt;İkinci dikkat edilecek nokta ise lösin ve izolösin amino asitlerin molekül formülleri ve molekül ağırlıkları birbirinin aynı olmasına rağmen isimlerinin farklı olmasıdır.Bunun nedeni ise bu moleküllerin 3</description></item><item><title>BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyokimya-437155.html</link><description>Biyokimya&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyokimya, adından da anlaşılacağı gibi canlı organizmalar ve bu organizmaları meydana getiren hücrelerde meydana gelen metabolik faaliyetleri inceleyen bilim dalıdır. &lt;br/&gt;Aynı zamanda biyokimya, moleküler biyoloji ile sıkı bir ilişki içerisindedir.Biyokimya konusunda esas olarak canlı hücrelerinde cereyan eden kimyasal tepkime basamaklarını, bu basamaklara etki eden katalizör görevindeki enzimleri, fotosentezi ve solunum konusunu ele almaya çalışacağız. Bu konular haricinde biyokimya bilim dalının incelediği sayısız metabolik reaksiyon vardır.Örneğin karbonhidrat metabolizması, fotosentezin izlediği alternatif yollar, yağların yıkımı, proteinlerin yıkımı gibi.Sayfamızda bu metabolik olayları özetleyerek tek tek ele alacağız. &lt;br/&gt;Amino Asitler&lt;br/&gt;Canlı organizmaların temelini nasıl hücreler meydana getiriyor ise, hücrelerin temelinide proteinler meydana getirir.Protein molekülleri hücreyi inşaa eden birer tuğla gibidir.Amino asitler ise proteinleri meydana getiren daha küçük moleküllerdir.Yani amino asitler uzun zincirler oluşturarak proteinleri, proteinlerde kompleks bir şekilde organize olarak hücreyi meydana getirir. &lt;br/&gt;Tabii karmaşık bir yapıya sahip olan hücre yanlızca proteinlerden oluşmaz.Bunun yanında karbonhidratlar, yağlar, glikolipidler, fosfolipidler ve DNA - RNA molekülleri gibi kimysal maddelerde hücrenin yapısına katılırlar.Fakat proteinsiz bir hücre düşünmek mümkün değildir. &lt;br/&gt;İlk olarak proteinleri meydana getiren en ufak birim olan amino asitlerin kimyasal yapılarını ve diğer özelliklerini tablo halinde ele alalım. &lt;br/&gt;No :Amino asitKimyasal formülüM.A. (gr/mol)İzoelektrik nok.Sembolü&lt;br/&gt;1-)AlaninC3-H7-N-02896,0Ala&lt;br/&gt;2-)ArjininC6-H14-N4-O217411,15Arg&lt;br/&gt;3-)AsparaginC4-H8-N2-O1325,41Asn&lt;br/&gt;4-)Aspartik asitC4-H7-N-041332,77Asp&lt;br/&gt;5-)Fenil alaninC9-H6-N-O2~ 1655,48Phe&lt;br/&gt;6-)GlutaminC5-H10-N2-O31465,65Gln&lt;br/&gt;7-)Glutamik asitC5-H9-N-O41473,22Glu&lt;br/&gt;8-)GlisinC2-H5-N-O2755,97Gly&lt;br/&gt;9-)HistidinC6-H8-N3-O21447,47His&lt;br/&gt;10-)İzolösinC6-H13-N-O21315,94İle&lt;br/&gt;11-)LösinC6-H13-N-O21315,98Leu&lt;br/&gt;12-)LizinC6-H14-N2-O21469,59Lys&lt;br/&gt;13-)MetioninC5-H11-N-O2-S1495,74Met&lt;br/&gt;14-)ProlinC5-H9-N-O21156,3Pro&lt;br/&gt;15-)SerinC3-H7-N-O21055,68Ser&lt;br/&gt;16-)SisteinC3-H7-N-O2-S1215,02Cys&lt;br/&gt;17-)TreoninC4-H9-N-O31195,64Thr&lt;br/&gt;18-)TriptofanC11-H8-N2-O2~ 2045,89Trp&lt;br/&gt;19-)TirozinC9-H7-N-O3~ 1815,66Tyr&lt;br/&gt;20-)ValinC5-H11-N-O21175,96Val&lt;br/&gt;Tablomuzda, doğada en çok bulunan 20 tane amino asitin kimyasal formülleri ve özellikleri verilmiştir.Bunun yanında bilinmeyen amino asitlerde vardır.Bir kaç örnek verelim ; &lt;br/&gt;Hidroksiprolin, metilizin, fosfoserini iyodotronin vs. gibi.Fakat bu amino asitler ender rastlanan amino asitler olup hücre içinde en çok rastlanılanları tabloda verdiğimiz 20 tanesidir. &lt;br/&gt;Amino asitler üzerlerinde belirli miktarlarda elektrik yükü taşırlar.Bu elektrik yükleri (+ veya -), asit veya baz özelliği gösteren bir ortama girdiklerinde nötrleşmeye başlarlar.Fakat bu nötrleşme ortamın pH  ına bağlıdır.Bir amino asit ancak belirli bir pH noktasında nötr hale gelebilir ki bu pH seviyesine o amino asitin  İzoelektrik noktası  denir.Örneğin Histidin amino asiti, ancak pH  ı 7,47 olan bir sıvı içerisinde nötr hale gelebilir.Yani bazik bir ortamda. &lt;br/&gt;Dikkat edilecek en önemli nokta moleküllerdeki atomlardır.Bu atomlardan C (karbon), N (azot) ve H (hidrojen) molekülün yapısına en çok giren atomlardır.Fakat aralarındaki en önemli atom ise karbon atomudur.Karbon, atom numarası 6 olan eşsiz bir yapıya sahiptir.Doğada saf olarak grafit ve elmas halinde bulunan karbonun yapısına girmediği bileşik hemen hemen yok gibidir.Bu özelliği sayesinde yüzbinlerce kimyasal bileşik oluşturduğu bilinmektedir.Elimizdeki deriden arabalarımızın lastiklerine, bilgisayarımızdan ayakkabılarımıza kadar her yerde karbonlu bileşikler vardır. &lt;br/&gt;İkinci dikkat edilecek nokta ise lösin ve izolösin amino asitlerin molekül formülleri ve molekül ağırlıkları birbirinin aynı olmasına rağmen isimlerinin farklı olmasıdır.Bunun nedeni ise bu mole</description></item><item><title>RENAL ACID-BASE REGULATION</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-acidbase-regulation-355862.html</link><description>Renal Acid-Base Regulation</description></item><item><title>RADYASYON NEDİR?</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?radyasyon-nedir-389055.html</link><description>Radyasyon Nedir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Günlük hayatımızın hemen her alanında, gerek doğal yollardan, gerekse teknolojik gelişmelerin getirdiği kolaylıkların, belki de bir bedeli olarak sürekli radyasyona maruz kalmaktayız. Hiç farkında olmadığımız bir şekilde organlarımız, dokularımız radyasyonla etkileşime girmektedir. Bu etkileşim bazı durumlarda gözle görülür sonuçlar doğururken,  bazen de hiç haberimiz olmadan vücudumuzun içinden geçip gitmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Radyasyon, dalga, parçacık veya foton olarak adlandırılan enerji paketleri ile yayılan enerjidir.  Radyasyon, daima doğada var olan ve birlikte yaşadığımız bir olgudur. Radyo ve televizyon iletişimini olanaklı kılan radyodalgaları; tıpta, endüstride kullanılan x-ışınları; güneş ışınları; günlük hayatımızda alışkın olduğumuz radyasyon çeşitleridir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Radyasyon bir çok insanın düşündüğü gibi 1900&quot;lü yıllarda keşfedilmesi ile ortaya çıkan bir tehlike değildir. Tam aksine ilk çağlardan beri vardır. Ancak, teknolojinin ve sanayileşmenin gelişmesi, uranyum elementinin elde edilmesi ve kullanılması ile radyasyonun etkileri giderek artmıştır.&lt;br/&gt;                              &lt;br/&gt;Radyasyonun Çeşitleri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A.İyonlaştırıcı Radyasyon:İçine girdiği ortama iyonlara ayrıştıran radyasyonlara denir.İyonlaştırıcı radyasyon ikiye ayrılır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Elektromanyetik radyasyonlar:Gama(&amp;#947;) ve X ışınları elektromanyetik   radyasyonlardır. Bunlar yüksek frekanslı görünen ışık ve radyo dalgaları gibi elektromanyetik dalgalardır.bunların dalga boyları çok küçük fakat enerjileri yüksektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gama (&amp;#947;) Işınları: Manyetik alanda sapmadıkları için belirli bir elektrikle yüklü değillerdir. Gama ışınları elektromanyetik dalgalardan meydana gelmiştir. Radyoaktif bozunmalar ya da nükleer reaksiyonlar sonucu oluşan kararsız atom çekirdeklerinden yayılan bir çeşit elektromanyetik ışınlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;X Işınları:Hızlandırılmış yüksek atom numaralı elektronlar, hedef seçilen atomların çekirdeklerine yaklaştıklarında ,frenlemeler olur.Bu frenlemeler sonucu x ışınları oluşur</description></item><item><title>POTASSIUM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?potassium-443730.html</link><description>Potassium&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Extra-renal K+ Homeostasis:  Shift/Redistribution &lt;br/&gt;4 major factors: -&lt;br/&gt;Hormones&lt;br/&gt;Acid base status&lt;br/&gt;Plasma tonicity&lt;br/&gt;Plasma [K+]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mineralocorticoids (Aldosterone):-&lt;br/&gt;Sites of action: &lt;br/&gt;Distal renal tubule &lt;br/&gt;Colon &lt;br/&gt;Sweat Glands &lt;br/&gt;In renal failure, the colon is an important site for K+ regulation&lt;br/&gt;Cortisol has mineralocorticoid activity&lt;br/&gt;Acid/Base&lt;br/&gt;Metabolic Acidosis &amp;#61472;&amp;#61613; [K+]: -&lt;br/&gt;Inhibition of renal tubular K+ secretion&lt;br/&gt;Shift of K+ from  ICF to ECF&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Metabolic Alkalosis &amp;#61615; [K+]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hypertonicity and Potassium&lt;br/&gt;Hypertonicity&lt;br/&gt;Movement of H2O and K+ from ICF to ECF &lt;br/&gt;Particular problem in presence of insulin deficiency.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Renal Handling of Potassium 1&lt;br/&gt;Reclaim: -&lt;br/&gt;Proximal tubule + Ascending LoH = 90% K+ reabsorbed .&lt;br/&gt;Active transport into renal cells (4mmol/L - 100 mmol/L). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Distal Tubule and  Potassium&lt;br/&gt;Distal Tubular secretion influenced by:- &lt;br/&gt;K+ Intake &lt;br/&gt;Acid-base status &lt;br/&gt;Rate of fluid delivery to distal tubule (Washout) &lt;br/&gt;Mineralocorticoids (Aldosterone)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Active K+ reabsorption as in proximal tubule &lt;br/&gt;Secretion dependent upon: -&lt;br/&gt;Passive chemical gradient &lt;br/&gt;Passive electrical gradient&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Factors favouring K+ secretion&lt;br/&gt;Increased Na+ reabsorption &lt;br/&gt;Exchange&lt;br/&gt;Increased intra-cellular K+ &lt;br/&gt;Concentration gradient&lt;br/&gt;Decreased H+ secretion.&lt;br/&gt;Aldosterone &lt;br/&gt;Electrochemical gradient.&lt;br/&gt;K+ Intake  High&lt;br/&gt;High&lt;br/&gt;Stimulates renal cell uptake and secretion of K+. &lt;br/&gt;Stimulation of aldosterone secretion.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Increased fluid delivery to lumen causes increased K+ excretion: -&lt;br/&gt;Wash out. &lt;br/&gt;diuretics &lt;br/&gt;poorly absorbed &lt;br/&gt;anions &lt;br/&gt;osmotic diuresis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hyperkalaemia: Causes&lt;br/&gt;Factitious &lt;br/&gt;Improper collection &lt;br/&gt;Haematological disorders &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Increased input &lt;br/&gt;Oral &lt;br/&gt;IV therapy &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Altered distribution &lt;br/&gt;Acidemia &lt;br/&gt;insulin deficiency &lt;br/&gt;Crush Injury or haemolysis &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hyperkalaemia&lt;br/&gt;Most usual causes&lt;br/&gt;Decreased renal function &lt;br/&gt;Redistribution secondary to acidosis&lt;br/&gt;Consequences of Hyperkalaemia&lt;br/&gt;Neuromuscular - Weakness, parasthesia, paralysis &lt;br/&gt;Gastrointestinal - Nausea, vomiting, pain, ileus &lt;br/&gt;Cardiovascular - Conduction defects, arrhythmias, Cardiac arrest &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hyperkalaemia: Acute Treatment&lt;br/&gt;Treatment is URGENT if K   7.0 mmol/L &lt;br/&gt;1. CARDIOPROTECTION &lt;br/&gt;Calcium gluconate  to  increase threshold potentials&lt;br/&gt;ECG monitor&lt;br/&gt;Care with patients on digoxin. Unmask toxics&lt;br/&gt;2. REDISTRIBUTION &lt;br/&gt;glucose + insulin  (glucose greater than 11 mmol/L?)&lt;br/&gt;bicarbonate  (beware cardiac failure)&lt;br/&gt;3. LOSS&lt;br/&gt;Ion-exchange resins  (0.5 to 1.0 K+ mmol/g resin)&lt;br/&gt;Dialysis</description></item><item><title>SÜTLE BESLENMENİN SİGARANIN TOKSİK ETKİLERİNE KARŞI BEYİN DOKUSUNU KORUYUCULUĞU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sutle-beslenmenin-sigaranin-toksik-etkilerine-karsi-beyin-dokusunu-koruyuculugu-440241.html</link><description>SÜTLE BESLENMENİN SİGARANIN TOKSİK ETKİLERİNE KARŞI BEYİN DOKUSUNU KORUYUCULUĞU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.GİRİŞ VE AMAÇ&lt;br/&gt;Serbest radikaller son yıllarda en çok üzerinde durulan ve araştırmaların yoğunlaştığı bir&lt;br/&gt;konudur. Serbest radikallerin hücresel kaynakları, rol oynadıkları reaksiyonlar ve serbest radikal&lt;br/&gt;hasarını önleyici antioksidan mekanizmaların açıklığa kavuşması, bugün bilinmeyen pek çok&lt;br/&gt;hastalığın etyopatogenezine açıklık getirecektir .&lt;br/&gt;Serbest radikallerin etkileri hücre ve dokularda çeşitli düzeylerde olmakla birlikte özellikle&lt;br/&gt;membranlara yönelik lipid peroksidasyonu ile nükleik asitler ve proteinlere yönelik oksidatif&lt;br/&gt;hasar dikkat çekicidir. Merkezi sinir sistemi de oksidatif metabolik aktivite hızının yüksek&lt;br/&gt;olması, önemli antioksidan enzim düzeylerinin düşüklüğü, nöral membranların çoklu doymamış&lt;br/&gt;yağ asitlerinden (PUFA) zengin olması nedeniyle oksidatif hasara diğer sistemlerden daha&lt;br/&gt;duyarlı bir yapıya sahiptir. Sinir dokusunda oksidatif hasardaki artış yada antioksidan dengedeki&lt;br/&gt;değişimlerin yaşlanmada ve nörodejeneratif bozuklukların (Alzheimer, Parkinson, Huntington,&lt;br/&gt;Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), Multiple Skleroz, Demans gibi) patogenezinde rol oynadığı&lt;br/&gt;gösterilmiştir.&lt;br/&gt;Serbest radikallerin neden olduğu ve bir dizi patolojik olaya yol açan oksdatif hasarı&lt;br/&gt;tetikleyen ajanlardan biriside sigaradır. İçermiş olduğu çok sayıdaki oksidan ajanlar aracılığıyla&lt;br/&gt;organizmadaki tüm sistemleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bunların başında solunum sistemi&lt;br/&gt;ve kardiyovasküler sistem hastalıkları gelmektedir. Sigara dumanından yalnızca içenler değil,&lt;br/&gt;aynı havayı soluyanlarda zarar görmektedir. Pasif sigara içiciliği denen durumun olumsuz etkileri&lt;br/&gt;bebek ve çocuklar söz konusu olunca daha bir önem kazanmaktadır. Pasif sigara içimi hem&lt;br/&gt;İntrauterin dönemde hem de postnatal dönemde göstermiş olduğu zararlı etkileriyle çocuk&lt;br/&gt;sağlığını tehdit etmektedir. Merkezi sinir sistemi ve içinde önemli fonksiyonlara sahip yapılarda&lt;br/&gt;(örneğin;hipokampüs) etki altında kalmaktadır.&lt;br/&gt;Neyse ki hücresel hasara yol açma potansiyeli bulunan bu oksidan ajanların yıkıcı etkilerine&lt;br/&gt;karşı , organizma bir takım savunma mekanizmalarına sahiptir. Bu mekanizmalar oluşan serbest&lt;br/&gt;radikallerin öncülerini yada kendilerini temizleyerek etki göstermektedirler. Bu sistemin sağlıklı&lt;br/&gt;işlemesi ve serbest radikallerle antioksidanlar arasındaki dengenin korunması, organizmanın&lt;br/&gt;canlılığını sürdürmesi açısından çok önemlidir. Endojen antioksidanların yetersiz kaldığı&lt;br/&gt;durumlarda diyetle alınan antioksidanların etkilerine gerek vardır. Burada beslenmenin önemi&lt;br/&gt;açığa çıkmaktadır. Yenidoğan döneminde primer besin kaynağı, sahip olduğu üstün özellikleriyle&lt;br/&gt;anne sütüdür. Zamanımızda 4-6 ay tek başına daha sonrada ek bazı gıdalarla birlikte anne&lt;br/&gt;sütüyle beslenmenin çocuk sağlığına olumlu etkileri tartışmasız kabul edilmektedir. Bu bağlamda&lt;br/&gt;sigaranın oksidan etkilerine karşı, sütün nasıl etki edeceğini daha açıkçası sütün antioksidan etki&lt;br/&gt;gösterse de göstermese de, bunun beyin gelişimi veya sinir sistemi fonksiyonları açısından&lt;br/&gt;olumlu mu, olumsuz mu olacağı ilgi çekici bir noktaydı. Şimdiden ileri ve ilave çalışmalarla&lt;br/&gt;desteklenmesi gerektiğini düşündürüyordu.&lt;br/&gt;Bu çalışmanın sütle beslenmenin yenidoğanlarda beyin ve hipokampüsteki oksidanantioksidan&lt;br/&gt;dengeye etki ettiğini gösterecek bulgular ortaya koyacağını; bu bulgularında beyin ve&lt;br/&gt;hipokampüsün gelişimi ve fonksiyonları için bazı ipuçları sağlayacağını umuyoruz.&lt;br/&gt;2. GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;2.1. SERBEST RADİKALLER&lt;br/&gt;Serbest radikaller, son yörüngelerinde bir veya daha fazla eşleşmemiş elektron bulunduran,&lt;br/&gt;yüklü veya yüksüz olabilen atom veya moleküllerdir. Son derece kararsız bir yapıya sahip olup,&lt;br/&gt;yarı ömürleri çok kısadır. Kararsız bir yapıda olduklarından oldukça reaktif bileşiklerdir (1, 2).&lt;br/&gt;2.2 REAKTİF OKSİJEN MOLEKÜLLERİ&lt;br/&gt;Reaktif oksijen molekülleri (ROM); tek elektronunu bir başka moleküle verebilenler&lt;br/&gt;(radikaller) ve elektron eksiği olmadığı halde başka moleküller ile radikallerden daha zayıf bir&lt;br/&gt;şekilde birleşebilenler (radikal olmayanlar) olmak üzere</description></item><item><title>DİMİTRİ İVANOVİÇ MENDELEEV (1834-1907)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dimitri-ivanovic-mendeleev-(18341907)-385826.html</link><description>Dimitri İvanoviç Mendeleev (1834-1907)&lt;br/&gt;On yedi kardeşin en küçüğü olan Mendeleev,Sibiryanın Tobolska şehrinde doğmuştur (1834). Babası bir lise müdürü, büyük babası ise Sibirya&quot;nın ilk gazetesinin yayımcısı idi. Dimitri ilk tahsilini sürgünde iken yaptı. Babasının ölümünden sonra annesi onun daha iyi bir eğitim alması için St. Petersburg&quot;a göç etti.Dimitri, St. Petesburg Üniversitesinde kendini tanıttı. Tezini &quot;alkol ve suyun birleşmesi&quot; konusu üzerine yaptı (1856). Fransa ve Almanya&quot;da, Bunsen ve bir çok avrupalı bilim adamıyla buluşup, çalışan Mendeleev, 1858 yılında Almanya&quot;daki Karlsruhe (Kalzrue) konferansına katıldı. Bu konferansta &quot;avogadro hipotezi&quot; üzerine şiddetli tartışmalar olmuştu. Daha sonra ilk petrol kuyularını görmek üzere Pensilvanya&quot;daki petrol sahalarını gezdi. Rusya&quot;ya dönüşünden sonra yeni bir ticari damıtma usulü geliştirdi. 32 yaşında St. Petersburg Üniversitesinin inorganik kimya kürsüsünde profesör oldu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Elementlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki düzenlilikten yola çıkarak elde ettiği periyodik tablo, onun en büyük çalışması idi. Bu düzenleme esnasında,o güne kadar bulunamamış bazı elementlerin varlığını ve özelliklerini tahmin etti (1869). Bir kaç yıl içinde varlığını haber verdiği elementlerin keşfedilmesi Mendeleev&quot;i kısa sürede dünya çapında ünlü bir kimyacı haline getirdi.&lt;br/&gt;Periyodik tablo, Mendeleev&quot;in mükemmel yorumculuğu ve üretici zekasının çarpıcı bir ürünüdür. Mendeleev&quot;in 25 büyük kitaptan oluşan diğer çalışmaları da oldukça ilginçtir. O&quot;nun izomorfizm hakkındaki bilgileri organize etmesi, jeokimyanın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca, kritik kaynama noktasını bulup, çözeltilerin hidrat teorisini geliştirmesi onun büyük bir fizikokimyacı olarak anılmasına sebep olmuştur. Mendeleev, 70 kadar akademi ve ilim topluluğunun üyesi idi. Kendi deyimiyle onun birinci hizmeti ilmi araştırmaları, ikincisi ise öğretmenlikti. St. Petersburg&quot;un bir çok okulunda öğretmenlik yapmıştır. 1907 yılında zatürreden ölmüştür. Mendeleev, peri</description></item><item><title>WHATS NEW IN BIOCHEMICAL TESTS FOR LIVER DISEASE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?whats-new-in-biochemical-tests-for-liver-disease-355797.html</link><description>Whats new in biochemical tests for Liver Disease&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;New areas of testing&lt;br/&gt;Molecular&lt;br/&gt;Alpha-1-antitrypsin deficiency&lt;br/&gt;Wilson disease&lt;br/&gt;Tests for alcohol intake&lt;br/&gt;Carbohydrate deficient transferrin (CDT)&lt;br/&gt;Fibrosis markers&lt;br/&gt;PIIINP&lt;br/&gt;Alpha-1-antitrypsin&lt;br/&gt;Single chain of 394 amino acids&lt;br/&gt;3 complex carbohydrate sidechains (52 kDa)&lt;br/&gt;Proteinase inhibitor - particularly elastase&lt;br/&gt;More appropriately named alpha-1-proteinase inhibitor&lt;br/&gt;Reactive site is a Methionine at position 358&lt;br/&gt;Forms irreversible complexes with proteinases&lt;br/&gt;Synthesized in liver and small amount in monocytes&lt;br/&gt;Acute phase protein probably modulated by IL-6&lt;br/&gt;Half-life 4-5 days but without sidechains only hours&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genetics of A1AT&lt;br/&gt;Gene is at 14q 32.1 with seven exons 12.2 kb&lt;br/&gt;Over 90 genetic variants have been described&lt;br/&gt;Named according to relative mobility on IEF&lt;br/&gt;Rare variants named by placename of birthplace of the oldest individual in pedigree&lt;br/&gt;Wild type M although 8 polymorphisms exist&lt;br/&gt;Z variant&lt;br/&gt;Mutation site in exon 5&lt;br/&gt;Mutated amino acid is at base of central reactive loop&lt;br/&gt;Allows dimerization and polymerization to occur&lt;br/&gt;Binding to elastase compromised&lt;br/&gt;Secretion in the liver reduced to about 10-15% of normal&lt;br/&gt;Accumulates in the endoplasmic reticulum of hepatocytes&lt;br/&gt;Siiyama also shown to accumulate in hepatocytes&lt;br/&gt;ZZ homozygotes at risk of lung or liver disease&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Other variants&lt;br/&gt;S variant&lt;br/&gt;Synthesised in normal quantities&lt;br/&gt;Partially degraded so less is secreted&lt;br/&gt;May be less stable so shorter half-life&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;PiPittsburgh &lt;br/&gt;Converted to a thrombin inhibitor&lt;br/&gt;Results in severe bleeding disorder&lt;br/&gt;Laboratory investigation&lt;br/&gt;Reduced alpha-1 band on serum electrophoresis&lt;br/&gt;Quantitation of A1AT - nephelometry, RID, turbidimetry&lt;br/&gt;Phenotyping - IEF&lt;br/&gt;Genotyping - ARMS&lt;br/&gt;Pitfalls&lt;br/&gt;A1AT is an acute phase protein therefore concentrations rise even in PiZZ&lt;br/&gt;Standardisation differences in quantitation&lt;br/&gt;On IEF Z bands difficult to see&lt;br/&gt;Heparin can interfere with IEF&lt;br/&gt;Transfusions!&lt;br/&gt;Genotyping&lt;br/&gt;Z mutation does not create/destroy restriction enzyme site&lt;br/&gt;RFLP based on site on exon 3 can be used&lt;br/&gt;Amplification refractory mutation system (ARMS)&lt;br/&gt;Uses mismatches in PCR primers complimentary to the mutation&lt;br/&gt;Multiplex ARMS assay for S and Z feasible&lt;br/&gt;Prenatal diagnosis possible&lt;br/&gt;Wilson&quot;s disease&lt;br/&gt;Presentation:  hepatic 45%, neurological 45%, psychiatric 10%&lt;br/&gt;Hepatic:In childhood - fulminant failure,&lt;br/&gt;haemolytic anaemia, encephalopathy&lt;br/&gt;In older patient - cirrhosis/hepatitis&lt;br/&gt;Neurological:Tremor, speech difficulties, dysphagia,&lt;br/&gt;movement disorders&lt;br/&gt;Psychiatric:Mood swings, depression, frank psychosis&lt;br/&gt;Investigation of Wilson&quot;s disease&lt;br/&gt;Serum copper and caeruloplasmin&lt;br/&gt;Urinary copper excretion&lt;br/&gt;Slit-lamp examiantion for Kayser-Fleischer rings&lt;br/&gt;Penicillamine challenge test&lt;br/&gt;Hepatic copper &lt;br/&gt;Copper uptake studies&lt;br/&gt;Genetics&lt;br/&gt;Typical results&lt;br/&gt;Wilson&quot;s disease gene&lt;br/&gt;Wilson disease is inherited as an autosomal recessive disease.&lt;br/&gt;The gene has been located on chromosome 13 occupying 80 kb and encoding a 7.5 kb product&lt;br/&gt;There is significant sequence homology (54%) with the gene causing Menke&quot;s disease.&lt;br/&gt;The product is an ATP-dependent copper-transporting protein (not caeruloplasmin) involved in cellular regulation of copper.&lt;br/&gt;ATP7b gene&lt;br/&gt;Gene mutations&lt;br/&gt;Large study involving cases from US, Russia, Sicily, Sweden and Costa Rica (Am J Hum Genet 61 317-28 1997)&lt;br/&gt;27 distinct mutations found. Compound heterozygotes common. New mutations are continually being found ( 75).&lt;br/&gt;Commonest His1069Glu was represented in 38% of WD from US, Russia and Sweden&lt;br/&gt;In the Costa Ricans Asn1270Ser represented 61% of mutations.&lt;br/&gt;No obvious genotype-phenotype correlations&lt;br/&gt;Future?&lt;br/&gt;Rapid sequencing&lt;br/&gt;Essential for diseases with many mutations e.g. Wilson disease, AIP etc.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Liver chip&lt;br/&gt;Microarray technology with probes to common mutations e.g. alpha-1-antitypsin, galactosaemia, HFE, CF etc.&lt;br/&gt;Carbohydrate deficienct transferrin&lt;br/&gt;Transferrin is a glycoprotein m.wt 80,000&lt;br/&gt;Single polypeptide chain of 679 a/acids&lt;br/&gt;Two iron binding sites, half-life 6-12 days&lt;br/&gt;Two non-linked bi- and/or tri-antenna</description></item><item><title>POLIMORFIZM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?polimorfizm-351873.html</link><description>POLIMORFIZM: Yakın zamana kadar bir proteinin davranış farklılığı; enzimatik aktivitesi veya elektroforetik mobilitesi ile belirleniyordu. O nedenle de genetik analizler için gerekli olan polimorfizmler, sınırlı olarak bulunmaktaydı. Bu durum RElerin keşfi ile dramatik olarak değişmiştir.&lt;br/&gt;Bir popülasyonda mevcut olan genetik çeşitliliğe polimorfizm denir. Bu doğal farklılıklar kuşaktan kuşağa Mendel yasalarına göre aktarılırlar.&lt;br/&gt;İnsan genomunda tek baz değişiklikleri çok sıktır. Bazılarına göre bu sIklIk her 100 baz çiftinde bir olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nükleotid değişikliklerinin büyük çoğunluğu zararsızdır.&lt;br/&gt;DNA Polimorfizmi, DNA üzerinde hastalığa neden olmayan, suskun nükleotid değişimleri olarak tanımlanır. Eğer bu polimorfizmler, bir restriksiyon enzimi kesme bölgesinin yok olmasına ya da yeniden oluşmasına neden olurlarsa; kolaylıkla saptanabilirler.DNA, bu enzimlerle kesildiğinde farklı uzunlukta parçalar oluşur ve analizlerde değişik pozisyonlarda görülürler. Bunlara Restriction fragment length polimorphism (RFLP) / Restriktion enzimi uzunluk polimorfizmleri diyoruz.&lt;br/&gt;Eğer bir birey, RFLP için heterozigot ise, o takdirde birey bilgilendirici (INFORMATIF) olarak tanımlanır. Böylece bu kromozomların / işaretlerin nesilden nesile geçmelerini incelemek mümkün hale gelir.&lt;br/&gt;Saptanan değişiklik bir gene yakın (Linked) olduğunda; gendeki hatanın bu polimorfizme paralel gittiği varsayılır. Bu gene INDIREKT YAKLASIM olarak tanımlanabilir.&lt;br/&gt;RFLP analizinin temeli, anne ve babanın iki ayrı alleli taşıyan iki kromozomunun birbirinden ayırt edilmesine ve aile içinde daha önceden bulunan hasta bir çocuk yardımı ile hangi kromozomun riskli olduğunun, yani hangi kromozomun mutasyona uğramış alleli (yani bozuk geni) taşıdığının saptanmasına dayanır.&lt;br/&gt;RFLP analizinde, iki kromozom birbirinden gen içinde ya da gen yakınında bulunan bir DNA polimorfizminin bulunması (+); ya da bulunmaması (-) ile ayrılır.&lt;br/&gt;Analizin kesinliği kullanılan polimorfik işaretin, hastalık loküsüne yakınlığı ile doğrudan ilişkilidir. Hastalık loküsüne mümkün olduğunca yakın; gen içi işaretlerin kullanımı tanının kesinliğini % 99a kadar arttırır. Kullanılan genetik işaret ve hastalık loküsü birbirine ne kadar yakınsa rekombinasyon olasılığı o kadar küçüktür ki bu da analiz için avantajdır.&lt;br/&gt;Homolog kromozomlar, meiosis sırasında birleşirlerken, rekombinasyon denilen olayda parça değişimleri ortaya çıkar. RFLP genden ne kadar uzaktaysa; rekombinasyon olasılığı o denli artar.&lt;br/&gt;Rekombinasyon ünitesi centimorgandir (TH Morgana atfen) 1 cm ya da 106 bpe eşittir. Bir gene 5 cm uzaklıktaki bir işaretleyicinin genetik danışmada kullanılabileceği genel olarak kabul edilir. 5 cmlik linkage (ilişkinin) anlamı %95lik doğruluk oranını verir. Yani 1/20 olasılıkla bir crossingover oluşabilir. Rekombinasyonun ciddi sonuçlar doğuracağını bilmekte yarar vardır. Eğer marker ile gen arasındaki bölgede, bir crossover oluşursa o takdirde marker ile gen arasındaki ilişki ortadan kalkar ve yanlış sonuç alınır.&lt;br/&gt;Doğruluk oranı, bilgilendirici RFLPlerin genin her iki yanından (FLANKING) alınması ile arttırılabilir. Böylece krossoverin saptanması mümkün olabilir. RFLP, genden 5 cmdan daha az uzakta ise, iki taraflı crossover şansı 1/400 veya daha azdır. İki taraflı bilgilendirici RFLP olması halinde doğruluk sansı %99a çıkar. Bu iki marker klonlama içinde önemlidir çünkü gen ikisinin arasında yer almaktadır.&lt;br/&gt;Linkage analizinde bir gen ile işaretleyicinin birlikteliği araştırılır. Bunların kalıtım şeklinin gözlenme olasılığı (sadece şans eseri de olabileceğinden) hesaplanır. Hesaplamalar, kalıtım derecesinin varoluşu olasılığına dayanarak tekrarlanır. Bu iki olasılığın birbirlerine olan olasılığı hesaplanır. Bu oranın logaritması kullanıldığından Logaritm of the odds veya lod score olarak bilinir. Pratik yönden eğer lod score 3ün üzerinde ise, gen ve işaret birbirleri ile bağıntılıdır. Bu hesaplamalar, bilgisayar kullanımı ile hızlanmıştır.&lt;br/&gt;Bir diğer yaklaşım, kromozomların belirlenmesinde bir</description></item><item><title>ORNİTHAGOLUM NUTANS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ornithagolum-nutans-395709.html</link><description>ORNİTHOGALUM BOUCHEANUM&lt;br/&gt;ORNİTHOGALUM NARBONENSE&lt;br/&gt;YEREL İSİMLERİ&lt;br/&gt;Köpek soğanı&lt;br/&gt;Kurt soğanı &lt;br/&gt;Tükrük otu&lt;br/&gt;Kurt kiriş&lt;br/&gt;Karga soğanı&lt;br/&gt;ORNİTHOGALUM NUTANS&lt;br/&gt;Botanik özellikleri&lt;br/&gt;ANATOMİK VE MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Çiçekleri beyazdan mora kadar bir çok renge sahiptir.&lt;br/&gt;Boyları 10-35 cm arasında değişir.&lt;br/&gt;Çiçek sayıları 3-12 arasında değişir</description></item><item><title>ANION GAP METABOLIC ACIDOSIS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?anion-gap-metabolic-acidosis-356094.html</link><description>anion gap metabolic acidosis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Objective&lt;br/&gt;Discuss the differential diagnosis of anion gap metabolic acidosis&lt;br/&gt;Discuss the common laboratory findings &lt;br/&gt;Discuss the treatment options for patient with alcoholic ketoacidosis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;anion gap metabolic acidosis MUDPILES &lt;br/&gt;AG = [Na+] - ([Cl-] + [HCO3-]) (nl 12 &amp;#61617; 2)&lt;br/&gt;MethanolUremiaDiabetic ketoacidosisParaldehydeIsoniazidLactic acidosis, aLcoholic ketoacidosisEthylene glycolSalicylates&lt;br/&gt;anion gap metabolic acidosislaboratory evaluation &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;serum ketones - DKA, AKA, starvation&lt;br/&gt;salicylate (ASA) level&lt;br/&gt;measured osmolarity&lt;br/&gt;alcohol level &lt;br/&gt;lactate level (nl 1-3 mmol/L)&lt;br/&gt;anion gap metabolic acidosis lactic acidosis &lt;br/&gt;Differential diagnosis:&lt;br/&gt;hypovolemic shock&lt;br/&gt;sepsis&lt;br/&gt;seizures&lt;br/&gt;diabetes&lt;br/&gt;liver disease&lt;br/&gt;toxins, such as phenformin and ethanol&lt;br/&gt;anion gap metabolic acidosisabnormal osmolal gap &lt;br/&gt;osmolal gap (nl  10)&lt;br/&gt;Osmolarity = 2[Na+] + [glucose]/18 + [BUN]/2.8&lt;br/&gt;methanol &lt;br/&gt;ethylene glycol (antifreeze)&lt;br/&gt;calcium oxalate crystals&lt;br/&gt;fluorescence of urine under a Woods lamp&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;anion gap metabolic acidosis abnormal osmolal gap &lt;br/&gt;osmolal gap without metabolic acidosis&lt;br/&gt;ethyl alcohol&lt;br/&gt;isopropyl alcohol &lt;br/&gt;corrected osmolal gap for combined ingestion&lt;br/&gt;Osmolarity = 2[Na+] + [glucose]/18 + [BUN]/2.8 + ETOH/4.6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;alcoholic ketoacidosispathophsiology &lt;br/&gt;The development of ketosis has never been proven&lt;br/&gt;acute starvation on top of chronic malnutrition, that results in glycogen depletion and production of ketones &lt;br/&gt;relative deficiency of insulin and increase in the counter-regulatory hormones glucagon, cortisol, growth hormone and catecholamines &lt;br/&gt;Unlike diabetic ketoacidosis, there is often no inciting illness in AKA&lt;br/&gt;alcoholic ketoacidosis &lt;br/&gt;The primary ketones produced in AKA are &amp;#61538;-hydroxybutyrate (bHB) and acetoacetate (AcAc). The ratio of bHB to AcAc depends on the ratio of NADH to NAD. Because of dehydration, the ratio of NADH to NAD in alcoholic ketoacidosis is often elevated, resulting in a higher percent of ketones as bHB.&lt;br/&gt;the nitroprusside test used for ketones detects only AcAc, patients with AKA may have falsely low to negative tests for ketones. The ratio of bHB to AcAc reverses with reversal of dehydration, which can can produce an apparently worse laboratory ketone value with clinical improvement&lt;br/&gt;alcoholic ketoacidosislaboratory abnormalities &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AKA may present with alkalemia or a mixed acid-base disorder, secondary to contraction alkalosis form profuse vomiting&lt;br/&gt;A mild lactic acidosis, secondary to ethanol use, can also compound the patients acid-base status&lt;br/&gt;Both hypo- and hyperphosphatemia have also been noted in patients with AKA&lt;br/&gt;serum potassium level may be falsely elevated&lt;br/&gt;Mild elevations in liver function tests and/orpancreatic enzymes, may be seen secondary to ethanol use&lt;br/&gt;alcoholic ketoacidosismanagement &lt;br/&gt;IV hydration is the mainstay of treatment for alcoholic ketoacidosis. A  crystalloid with supplemental glucose, such as D5NS, is the fluid of choice. &lt;br/&gt;Thiamine 100 mg IV or IM to prevent the development of Werkicke-Korsakoff syndrome&lt;br/&gt;Multivitamins, magnesium and folate supplementation &lt;br/&gt;Potassium replacement started as soon as adequate urine output is established, as the K+ value will fall with correction of the acidosis</description></item><item><title>CLINICAL BIOCHEMISTR AND INTENSIVE CARE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?clinical-biochemistr-and-intensive-care-355821.html</link><description>Clinical Biochemistry and Intensive Care&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cellular consequences of hypoxia&lt;br/&gt;Patients requiring intensive caredue to failure of substrate delivery&lt;br/&gt;Therapy available in ICU&lt;br/&gt;Monitoring available in the ICU&lt;br/&gt;Early Detection of Organ Dysfunction&lt;br/&gt;LUNGSOxygen Content of Blood&lt;br/&gt;Pulmonary Shunts&lt;br/&gt;Pulmonary Shunts&lt;br/&gt;Pulmonary Shunts&lt;br/&gt;Management of Hypoxia&lt;br/&gt;KIDNEYS Fluid and Electrolytes&lt;br/&gt;Gastrointestinal Tract&lt;br/&gt;Liver and Nutrition&lt;br/&gt;Analytical equipment in the ICU&lt;br/&gt;Laboratory Monitoring&lt;br/&gt;ICU patients risk failure of homeostasis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Monitoring&lt;br/&gt;Haemodynamic (BP, pulse, MAP, CVP)&lt;br/&gt;Oxygenation (pulse oximeter, pO2, lactate)&lt;br/&gt;Acid base (pCO2, pH, HCO3)&lt;br/&gt;Glycaemic control (regular blood glucoses)&lt;br/&gt;Fluid balance (input/output)&lt;br/&gt;Renal function (serum creatinine &amp; urine vol, Na, K urea)&lt;br/&gt;Markers of &quot;sepsis&quot; C-RP, WBC, temp</description></item><item><title>İDRARDA KANTİTATİF ŞEKER TAYİN YÖNTEMLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?idrarda-kantitatif-seker-tayin-yontemleri-348329.html</link><description>İdrarda Kantitatif Şeker Tayin Yöntemleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deneyin Amacı : İdrar örneğine Benedict Testi ve Causse-Bonnans Testi uygulayarak şeker tayini yapmak.&lt;br/&gt;Teorik Bilgi :&lt;br/&gt;İDRAR ANALİZLERİ&lt;br/&gt;Tanımı: İdrarın fiziksel, kimyasal ve mikroskobik analizlerine idrar analizi denir.&lt;br/&gt;İdrar analizlerinin yapılmasının temel amacı hastalıkların teşhisine yardımcı olmak, hastalık progresinin izlemek, hastalığın tedaviye verdiğini cevabı gözlemektir.&lt;br/&gt;Normal idrar&lt;br/&gt;Sağlıklı bir organizma tarafından üretilen idrar az sayıda kan hücrelerini (eritrosit, lökosit vs.), üriner sistemi kaplayan epitel hücrelerini ve bazı fizyolojik kristalleri içerebilir. Fakat normal idrar ya hiç protein içermemeli veya çok düşük bir miktarda protein içermelidir. Yine, hiyalin kastlar dışındaki kastları da bulundurmamalıdır. Sağlıklı bir organizmanın idrarı sarı renklidir, pHsı köpek ve kediler için 5.5-7.0, atlar için 7.0-9.0 ve sığırlar için 7.0-8.0, yoğunluğu köpek ve kedilerde 1.015-1.040, at ve sığırlarda 1.020-1.050 arasında değişkenlik göstermektedir.&lt;br/&gt;İdrarın toplanması ve saklanması&lt;br/&gt;Her şeyden önce idrarın alındığı kap temiz ve kuru olmalıdır. Çok çeşitli kaplar kullanılabilmekle beraber güvenli olmasından dolayı ağzı kapaklı plastik kapların kullanılması tercih edilmelidir. İdrar örnekleri başlıca; ürinasyon sırasında, idrar kesesine dıştan palpasyonla basınç uygulayarak, katerizasyonla ve sistosentez yoluyla alınabilir. Sistosentez özellikle kedi ve köpeklerde kullanılan bir yöntem olup, enjektörle abdominal duvarda direk idrar kesesine girilir. Katerizasyon ise at ve sığırlar için tercih edilen bir yöntemdir. İdrar analizlerinin yapılabilmesi için gerekli minimum miktar 12 ml dir. Fakat, 50 mllik bir miktar analiz için daha uygundur.&lt;br/&gt;İdrar analizlerinde ideal olan analizlerin ilk yarım saat içinde yapılmasıdır. Çünkü bu sürenin sonunda bakterilerin üremesine bağlı olarak idrarda dekompozisyon şekillenmeye başlamaktadır. Eğer bu süre içinde analizler yapılamayacaksa numuneler buzdolabında (&amp;#61483; 4oC) saklanmalıdır. Numuneler buzdolabında 6-8 saatlik bir süreyle saklanabilirlerse de bazı sakıncaları vardır. Örneğin, ürat ve fosfat kristallerinin çökmesi sonucu idrar sedimentinde aranacak diğer komponentlerin görülmesi oldukça güçleşmektedir. İdrardaki dekompozisyonu engellemek için borik asit, formol, timol ve kloroform gibi kimyasal maddeler kullanılabilirse de yapılacak bir çok test bu prezervatiflerden etkilenmekte ve yanlış sonuçların alınmasına neden olabilmektedir. Eğer, veteriner hekim bu maddelerden birini koruyucu olarak idrara kattıysa bunu idrarın içinde bulunduğu kap üzerine mutlaka not etmelidir. Oda ısısında 2 saat tutulan numuneler için idrar analizlerinin yapılması bir anlam ifade etmez. Çünkü idrar bakterilerin üremesi için çok iyi bir ortam oluşturmaktadır. Bakteri üremesi sonucu idrar bulanık bir renk alır, üre amonyağa parçalanır ve pH artışı gözlenir. Bu değişiklikler diğer analizlerin yapılmasını güçleştirir ve yanlış sonuçlar alınmasına neden olur. Oda ısısında bırakılan idrar numunelerinde pH yükselirken, glikoz ve keton cisimlerin miktarı, kastların sayısı, bilirubin ve ürobilinojen azalır. Glikoz miktarındaki azalma bakteriler tarafından kullanılmasının bir sonucudur. Yine, keton cisimleri diasetik asidin asetona dönüşmesi ve asetonun da evaporasyonu sonucu azalır. Bilirubin biliverdine, ürobilinojen de ürobiline okside olur. Ayrıca, kastların ve diğer kan hücrelerinin miktarı bunların lize olması sonucu azalır.&lt;br/&gt;İdrarın fiziksel muayenesi&lt;br/&gt;İdrarın fiziksel muayenesinde idrarın rengine, kokusuna, köpüklü olup olmadığına, özgül ağırlığına (dansitesine) ve transparant (berrak) olup olmadığına bakılır.&lt;br/&gt;Rengi&lt;br/&gt;İdrar sarı renklidir ve bu rengini yapısındaki ürokromdan alır. Rengin koyu sarı oluşu genellikle idrarın yoğunluğundan kaynaklanır. Atların idrarı içerdiği mukus ve kalsiyum karbonat kristallerinden dolayı diğer hayvanları aksine bulanıktır. Özellikle ateşli hastalıklarda vücuttan atılan su daha çok terleme yoluyla olduğu için koyu renkli id</description></item><item><title>FARKLI NİŞASTA KAYNAKLARININ RUMEN SIVISI İLE İN VİTRO FERMENTASYONUNDA GAZ OLUŞUMUNA ETKİSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?farkli-nisasta-kaynaklarinin-rumen-sivisi-ile-in-vitro-fermentasyonunda-gaz-olusumuna-etkisi-uzerine-bir-arastirma-394933.html</link><description>ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR&lt;br/&gt;Nişastanın Kimyasal Yapısı ve Özellikleri&lt;br/&gt;Amiloz&lt;br/&gt;Amilopektin&lt;br/&gt;Yoğun Yemlerin Nişasta İçerikleri&lt;br/&gt;Ruminantlarda Nişastanın Sindirimi&lt;br/&gt;Nişastanın ruminal fermentasyonunda rol alan&lt;br/&gt;mikroorganizmalar&lt;br/&gt;Nişastanın ruminal sindirimi&lt;br/&gt;Nişastaca Zengin Yemlerin İşlenmesinde Kullanılan&lt;br/&gt;Yöntemler&lt;br/&gt;Nişastaca Zengin Yemleri İşlemenin Etkileri&lt;br/&gt;Rumende Oluşan Gaz Miktarı İle Yemlerin Sindirim&lt;br/&gt;Dereceleri Arası İlişkiler&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Metod&lt;br/&gt;In Vitro Gaz Oluşumunun (GO) Saptanması&lt;br/&gt;Nişasta kaynaklarının kimyasal analizi&lt;br/&gt;İstatistiki değerlendirme&lt;br/&gt;ARAŞTIRMA BULGULARI&lt;br/&gt;Buğday Nişastasına İlişkin İn Vitro Gaz Oluşum Bulguları&lt;br/&gt;Doğal buğday nişastası (DBN)&lt;br/&gt;Modifiye buğday nişastası (MBN)&lt;br/&gt;Mısır Nişastasına İlişkin İn Vitro Gaz Oluşum Bulguları&lt;br/&gt;Doğal mısır nişastası (DMN)&lt;br/&gt;Modifiye mısır nişastası (MMN)&lt;br/&gt;Patates Nişastasına İlişkin İn Vitro Gaz Oluşum Bulguları&lt;br/&gt;Doğal patates nişastası (DPN)&lt;br/&gt;Modifiye patates nişastası (MPN)&lt;br/&gt;Tapiyoka Nişastasına İlişkin İn Vitro Gaz Oluşum Bulguları&lt;br/&gt;Doğal tapiyoka nişastası (DTN)&lt;br/&gt;Modifiye tapiyoka nişastası (MTN)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı, farklı nişasta kaynaklarının rumen sıvısı ile in vitro inkübasyonu sonucu oluşan toplam rumen gazı (CO2, CH4, N, O2, H2S) miktarını saptamaktır. Çalışmada 4 nativ (buğday, mısır, patates, tapiyoka) ve bunların modifiye formları olmak üzere toplam 8 nişastanın 4., 8., 12., 16., 20. ve 24. saatlerde 6 farklı inkübasyon saatinde in vitro ruminal gaz oluşum değerleri ölçülmüştür. Farklı nişasta kaynaklar için elde edilen in vitro rumen gazı miktarları, nişastanın botanik kaynağına ve inkübasyon süresine göre farklılık göstermiştir (P&lt;0.001). Doğal nişasta kaynaklarının 24 saatlik in vitro inkübasyon sonucunda toplam rumen gazı oluşturma düzeyleri modifiye nişastalara göre daha yüksek bulunmuştur (P&lt;0.001). Farklı nişasta kaynaklarına uygulanan modifikasyon işlemi in vitro rumen gazı oluşumunu önemli düzeyde azaltmıştır (P&lt;0.001). Buna göre, doğal buğday nişastasının doğal</description></item><item><title>TIPTA BİYOKİMYA UZMANLIĞI EĞİTİM PROGRAMI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tipta-biyokimya-uzmanligi-egitim-programi-438766.html</link><description>TIPTA BİYOKİMYA UZMANLIĞI EĞİTİM PROGRAMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.  Genel tanıtım&lt;br/&gt;*Giriş&lt;br/&gt;*Amacı&lt;br/&gt;*Hedefleri&lt;br/&gt;*Kapsamı ve Uygulama Alanı&lt;br/&gt;*Tanımlar ve kısaltmalar&lt;br/&gt;*Sorumlular&lt;br/&gt;*Programın uygulanması&lt;br/&gt;*Ölçme Değerlendirme&lt;br/&gt;*Yasalar, tüzük, yönetmelik ve yönergeler&lt;br/&gt;*Referanslar&lt;br/&gt;*Önerilen Kaynaklar&lt;br/&gt;*Süreli yayınlar &lt;br/&gt;*Bu örneğin oluşturulması&lt;br/&gt;2.Programın yıllara dağılımı&lt;br/&gt;3.Dokümanlar&lt;br/&gt;3. 1 Müfredat&lt;br/&gt;3. 2  Değerlendirme formu örneği &lt;br/&gt;3. 3  Eğitim / İş / Görev İzleme çizelgesi örneği &lt;br/&gt;3. 4 Asistan Çalışma Dosyası (Kurum tarafından hazırlanır)&lt;br/&gt;3. 5  Asistan Çalışma Karnesi / Asistan İzlem Defteri&lt;br/&gt;4. Öneriler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Genel Tanıtım&lt;br/&gt;Giriş&lt;br/&gt;Bu eğitim programı Türkiye&quot;de Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanlık eğitiminde kılavuz olabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Türk Biyokimya Derneği Biyokimya Eğitimi Çalışma Gruplarından biri olan &quot;Biyokimya ve Klinik Biyokimya Eğitimi Çalışma Grubu -ÇG10&quot; çalışmaları ile oluşturulmuştur. 19 temmuz 2001&quot;de görevlendirilen ÇG10, 17 temmuz 2002 tarihine kadar iki toplantı yapmış, birinci toplantıda katılım 24 kurumdan 32 katılımcı; ikinci toplantıda katılım 22 kurumdan 34 katılımcı olarak gerçekleştirilmiştir. Toplantılarda dağıtılan taslaklar, katılımcılar tarafından kurumlarında değerlendirilmiş, geribildirimler toplanmıştır. Toplantı ve ÇG10 raporlarında geribildirimde bulunan katılımcılar ve önerileri ayrıntılı olarak yazılmaktadır. 19 Haziran 2002&quot;de yayımlanan 24790 sayılı  &quot;Tıpta Uzmanlık Tüzüğü&quot;&quot;de eğitim programları hakkında ayrıntı bulunmamaktadır. Rotasyonlar Tıpta uzmanlık Kurulunca belirlenecektir (Madde 22). Rotasyonlar ile ilgili öneriler programda belirtilmiştir.&lt;br/&gt;Bu eğitim programı zorunlu olmayıp, öneri niteliğindedir. Her kurum kendi koşullarına göre düzenleyebilmektedir. Bu programın TBD&quot;nin örnek dokümanlarından biri olması ve örneklerinin Yüksek Öğretim Kurulu, Sağlık Bakanlığı, Türk Tabipler Birliği gibi ilişkili kurumlara dağıtılması ve yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amacı&lt;br/&gt;Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanlık Eğitimi (Bik-KlinBik UE) Programı Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanlık Eğitimi müfredatında belirlenmiş olan bilgi ve becerilerin kazanılması için gerekliliklerin uygulanmasını amaçlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hedefleri&lt;br/&gt;Bik-KLinBik UE ile alanında mesleğinin tüm gerekliliklerini yerine getirebilecek bilgi ve becerileri kazanmış uzmanlar hedeflenmektedir. Bik-KlinBik uzmanlarının meslek alanları:&lt;br/&gt;*Klinik Biyokimya Laboratuvar Yöneticiliği&lt;br/&gt;*Tıp Fakültelerinde Biyokimya Anabilim Dallarında öğretim üyeliği (Tıp Fakültesi mezunları için)&lt;br/&gt;Bu alanlarda yeterlilik için kazanılması hedeflenen bilgi ve beceriler:&lt;br/&gt;*Normal ve hastalıktaki biyokimyasal mekanizmalar &lt;br/&gt;*Uygun laboratuvar testinin seçiminde konsültasyon &lt;br/&gt;*Biyokimyasal verileri yorumlama ve klinikle ilişkilendirme&lt;br/&gt;*Biyokimyada yaygın kullanılan analitik tekniklerin temel ilkelerini açıklayabilme&lt;br/&gt;*Laboratuvar ekipmanının seçim ve değerlendirme ilkelerini pratikte kullanabilme&lt;br/&gt;*Kalite kontrol programını kurma, yorumlama ve sürdürebilme&lt;br/&gt;*Analitik Biyokimya Laboratuvarını kurma, organize etme ve idari sorumluluk ve yetkilerini kullanabilme&lt;br/&gt;*Araştırma protokollerini hazırlayabilme, araştırma sonuçlarını yorumlayabilme&lt;br/&gt;*Medikal Biyokimya öğretme yeterliliği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanımlar ve Kısaltmalar&lt;br/&gt;Tanımlar&lt;br/&gt;Asistan Çalışma Karnesi (AÇK)&lt;br/&gt;Uzmanlık eğitimi sırasındaki etkinliklerin belgelenmesi için kullanılan eğitim aracıdır. Uzmanlık eğitiminin asgari standardlarının belirlenmesinde, değerlendirilmesi ve denetiminde yararlanılan dokümantasyondur. Batıda &quot;log-book&quot; olarak nitelenen bu dokümanın, Türkiye&quot;de &quot;Asistan Karnesi&quot; olarak adlandırılması benimsenmiştir. (Alındığı kaynak: İstanbul Tabip Odası Uzmanlık Eğitimi Çalışma Grubu Yayını-ueçg nedir? Ne Yapar?)&lt;br/&gt;İyi Laboratuvar Uygulamaları&lt;br/&gt;Test sonuçlarının kaliteli olması ve güvenirliğinin sürdürülmesi amacıyla, laboratuvar etkinliklerinin (aktivitelerinin) planlanması, uygulanması, izlenmesi, kaydedilmesi ve rapor edilmesiyle ilişkili organizasyonal prosesler / süreçler ve koşullardır. &lt;br/&gt;İyi laboratuvar ilke</description></item><item><title>LABORATOR MEDICINE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laborator-medicine-355791.html</link><description>Laboratory Medicine&lt;br/&gt;The Way Forward?&lt;br/&gt;Drivers for Change&lt;br/&gt;Increasing workloads.&lt;br/&gt;Requirement for replacement equipment. &lt;br/&gt;Developments in technology and IT&lt;br/&gt;Changes in working patterns.&lt;br/&gt;Inability to recruit trained staff.&lt;br/&gt;Need to conform to standards &amp; statutes&lt;br/&gt;Support of teaching hospital functions.&lt;br/&gt;Drivers for Change&lt;br/&gt;Need to develop and support of laboratory and hospital  specialist services.&lt;br/&gt;Response to governments IT strategy.&lt;br/&gt;Space shortages.&lt;br/&gt;New views on the role of pathology in the health care process.&lt;br/&gt;Clinical governance.&lt;br/&gt;Financial constraints.&lt;br/&gt;What is the Way Forward&lt;br/&gt;Examination of process: -&lt;br/&gt;Understand what we are doing&lt;br/&gt;Identify where we have to change&lt;br/&gt;Identify opportunities to influence overall health care process.&lt;br/&gt;Re-engineering: -&lt;br/&gt;To solve problems and satisfy the drivers for change.&lt;br/&gt;To gain maximum benefit within &amp; outwith the laboratories</description></item><item><title>ELEMENT ÇEVRİMİ (BİYOKİMYASAL ÇEVRİM)</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?element-cevrimi-(biyokimyasal-cevrim)-357179.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.ELEMENT  ÇEVRİMİ  (BİYOKİMYASAL  ÇEVRİM)3&lt;br/&gt;1.1Azot Çevrimi4&lt;br/&gt;1.2Organizmalar ve Azot5&lt;br/&gt;1.3Organik yol6&lt;br/&gt;1.4İnorganik Yol7&lt;br/&gt;1.5Karbon Çevrimi9&lt;br/&gt;1.6Kalsiyum Çevrimi11&lt;br/&gt;1.7Fosfor Çevrimi12&lt;br/&gt;1.7.1Kükürt Çevrimi14&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ŞEKİLLER LİSTESİ&lt;br/&gt;Şekil 1. Organizmalarda Azotun Kimyası6&lt;br/&gt;Şekil 2. Azot çevrimi.8&lt;br/&gt;Şekil 3. Karbon çevrimi10&lt;br/&gt;Şekil 4. Kalsiyum Çevrimi11&lt;br/&gt;Şekil 5. Fosfor Çevrimi (Ehrlich&quot;den)14&lt;br/&gt;Şekil 6. Kükürt Çevrimi16&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.ELEMENT  ÇEVRİMİ  (BİYOKİMYASAL  ÇEVRİM)&lt;br/&gt;Bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için bazı maddelere gereksinme duyar. Fotosentez yapma yeteneğine sahip olan canlılar için karbondioksit ve su, fotosentez için vazgeçilmez temel hammaddelerdir. Fotosentezle, canlılara gerekli olan besinsel enerji sağlanır. Azot, bitki ve hayvanlardaki proteinlerin bileşenidir. Fosfor, nükleik asitler ve ATP yapısının önemli bir bileşeni olduğu gibi, kalsiyumla birlikte kemik ve dişlerin yapısında vardır.&lt;br/&gt;Söz konusu maddelerin kaynağı nedir? diye düşünülebilir. Güneşin sınırsız bir enerji kaynağı olmasına karşın, fotosentez yoluyla canlı yapısını oluşturacak olan maddeler dünyada sınırlı miktarlarda bulunur. Yaşamın sürmesini gerçekleştiren bu maddeler, milyonlarca yıldan beri yeryüzündeki ekosistemler içinde ve ekosistemler arasında kendine özgü bir döngüye sahiptir. Bu bakımdan canlılar sadece besinsel elementleri almakla kalmaz, bunların yeniden çevrime girmesinde başlıca rol oynar. Ekosistemde madde döngüsü, karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bir takım alt çevrimlerle sağlanır.&lt;br/&gt;Ekosistem, canlılarla cansız maddeler arasında madde alışverişine dayalı bir sistem olduğu için, cansız elementlerin de canlılarla olan ilişkilerinin araştırılması gereklidir Canlılar, dünyada bulunan 90 elementin 1/3ü kadar elemente gereksinme duyarlar. Bu elementlerden büyük miktarda gereksinim duyulanları karbon (C), oksijen (O), hidrojen (H) ve azot (N)dur. Bazı elementler, biyolojik olayların sağlıklı biçimde yürüyebilmesi için iz miktarlarda gereklidir. Ancak biyosferde canlılığın devamı için bu elementlerin belli bir çevrime girmeleri zorunludur. Karbon çevriminde olduğu gibi bazı çevrimler çok mükemmel olduğu için, alınan element hızlı bir şekilde geri verilir ve böylece çevrede yokluğu söz konusu olmaz, yada çok nadir olarak belli yerlerde, geçici olarak azalır. Öte yandan çevrim bazı elementler için o katlar mükemmel olmadığından, uzun bir devrede yokluğu belirgin olur. Azot çevrimi karmaşık bir yol izlemekle birlikle oldukça mükemmel bir çevrimdir. Öte yandan fosfor çevrimi yalın bir görünüme sahip olduğu halde o kattır mükemmel değildir.&lt;br/&gt;Elementlerin çevrimi açık yada kapalı olabilir. Azot ve karbon çevrimi, bu maddelerle atmosfer arasında doğrudan doğruya bir alışveriş olanağı bulunduğu için açık çevrim sınıfına girer. Kalsiyum ((Ta), kükürt (S) ve potasyum (K) çevrimlerinde bu maddelerin kazanılması: Ana materyalin aşınıp parçalanması ve çıkışı, hasat yada yeraltı suyu aracılığıyla drenajı biçimindedir. Bir kısım giren madde yağmur suyu aracılığıyla kazanılsa bile ekosistemle atmosfer anısında doğrudan doğruya bir alışveriş yoktur. Bir canlı sistemden geçmeleri ve çevrime girmeleri gerekir. Bu nedenle de kapalı çevrim sınıfına girerler.&lt;br/&gt;1.1Azot Çevrimi&lt;br/&gt;Yapay gübreleme bir yana bırakılacak olursa tek azot (N) kaynağı atmosferdir (Şekil 1). Atmosferde %79 oranında azot vardır. Bu haliyle atmosfer ekosistem için önemli bir azot kaynağı olarak düşünülebilir. Bununla beraber havadaki azottan doğrudan doğruya yararlanabilen pek az canlı organizma vardır. Bazı bakteri ve mavi yeşil algler, atmosferdeki azotu tespit eder. Bunlar arasında en önemlisi, bakterilerden Rhizobium cinsidir. Bunlar konak seçici olup Leguminosae familyasından bitkilerle birlikte bulunur. Pek az başka bitkide de (Akçaağaç) görülürler. Bunların saçak köklerine giren bakteriler, modüllerin oluşmasına yol açar ve azot burada tespit edilir. Bitki ile bakteri arasındaki bu simbiyotik ilişki havadaki azotun toprakla tespit edilmesinde başlıca rolü oynam</description></item><item><title>LABORATOR EVALUATION OF LIVER AND BILIAR TRACT DISEASES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laborator-evaluation-of-liver-and-biliar-tract-diseases-444070.html</link><description>Laboratory Evaluation of Liver and Biliary Tract Diseases&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Objectives&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Know the test patterns which may indicate &lt;br/&gt;poor hepatocyte synthesis&lt;br/&gt;direct hepatocyte injury&lt;br/&gt;obstructive biliary injury&lt;br/&gt;improper bilirubin clearance&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Introduction&lt;br/&gt;Hepatocytes represent 60% of total cell population of the liver&lt;br/&gt;Hepatocyte functions:&lt;br/&gt;Synthesis&lt;br/&gt;Metabolism&lt;br/&gt;Storage&lt;br/&gt;Catabolism&lt;br/&gt;Excretion/clearance&lt;br/&gt;Liver &quot;function&quot; testGround-rules&lt;br/&gt;There  is NO PERFECT TEST&lt;br/&gt;Clinicians must use a battery of tests to give them an idea of &quot;probable liver function&quot;&lt;br/&gt;These tests can be used to monitor &lt;br/&gt;Progression of injury&lt;br/&gt;Recovery from injury&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ground-rules  continued&lt;br/&gt; Because the liver performs SO MANY functions, a single laboratory test to assess liver function simply does not exist!&lt;br/&gt; We must infer functional status by looking for evidence of obstruction and/or hepatocyte injury.&lt;br/&gt;Is the liver synthesizing properly?   Test forâ€¦â€¦&lt;br/&gt; Albumin&lt;br/&gt;Binding proteins for iron &amp; copper&lt;br/&gt;Coagulation factors&lt;br/&gt;prothrombin time&lt;br/&gt;fibrinogen&lt;br/&gt;If hepatocytes are not synthesizing properly thenâ€¦.&lt;br/&gt;Proteins which are directly measured will be LOW  (albumin, iron binding proteins, fibrinogen)&lt;br/&gt;Prothrombin time will be abnormally LONG because you are measuring the ability to clot in seconds.&lt;br/&gt;Rule of Thumb - Hepatocyte Synthesis&lt;br/&gt;&amp;#61520; Albumin levels of   1.0 and Prolonged Prothrombin times with INR of   1.5 are seen in patients with severe, chronic and end-stage liver disease.  Examples are end stage cirrhosis and severe prolonged malnutrition.&lt;br/&gt;Has there been direct liver cell injury?    Test forâ€¦...&lt;br/&gt;AST  (also known as SGOT)  Aspartate aminotransferase&lt;br/&gt;ALT   (also known as SGPT)    Alanine aminotransferase&lt;br/&gt;LDH (lactate dehydrogenase)&lt;br/&gt;If hepatocytes have been directly injured â€¦â€¦thenâ€¦...&lt;br/&gt;Enzymes from the hepatocyte cytoplasm leak into the plasma and levels are abnormally HIGH &lt;br/&gt;AST (SGOT)&lt;br/&gt;ALT (SGPT)&lt;br/&gt;LDH&lt;br/&gt;Enzymes &amp; Distribution&lt;br/&gt;Rule of Thumb - Direct Injury&lt;br/&gt;&amp;#61520;Elevations of BOTH AST and ALT   10 times the normal range ALMOST ALWAYS indicates severe hepatocyte damage.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Has there been an obstruction?    (cholestasis ?) Test forâ€¦â€¦..&lt;br/&gt;Alkaline Phosphatase&lt;br/&gt;GGT (gamma glutamyl transferase)&lt;br/&gt;5&quot; Nucleotidase (5-NT)&lt;br/&gt;When biliary obstruction occurs, bile backs up and injury begins at  the canalicular surface&lt;br/&gt; Alk Phos, GGT and 5&quot;-NT are all enzymes located at the canalicular surface.  &lt;br/&gt; When obstruction occurs:&lt;br/&gt;Surface tension increases&lt;br/&gt;Surface enzymes are up-regulated&lt;br/&gt;Enzymes leak into the plasma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rule of Thumb - Obstructive Biliary Disease&lt;br/&gt;&amp;#61520; In the absence of bone disease, elevated levels of alkaline phosphatase   10 times the normal range are consistent with Extrahepatobiliary obstruction.  (examples are Common Bile Duct Obstruction and pancreatic cancer)&lt;br/&gt;Bilirubin&lt;br/&gt;Bilirubin is the final breakdown product of hemoglobin.&lt;br/&gt;Bilirubin is cleared from the plasma by the liver.&lt;br/&gt;Bilirubin exists in two forms, direct and indirect. Total Bilirubin = Direct + Indirect&lt;br/&gt;Elevated bilirubin results in yellow discoloration of the skin, sclera and mucous membranes (Jaundice).&lt;br/&gt;Bilirubin&lt;br/&gt;Direct Bilirubin&lt;br/&gt; Conjugated&lt;br/&gt; Soluble in H2O&lt;br/&gt; 0-20% in plasma&lt;br/&gt;Indirect Bilirubin&lt;br/&gt; Unconjugated&lt;br/&gt; Insoluble in H2O&lt;br/&gt; 80-100% in plasma</description></item><item><title>BOTANİK PARK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?botanik-park-388061.html</link><description>BOTANİK PARK&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Botanik:Bitkibilim olarak da bilinir,biyolojinin bitkilerle ilgilenen ve bütün bitkisel yaşam biçimlerinin yapısını,özelliklerini ve biyokimyasal süreçlerini inceleyen daldır.&lt;br/&gt;Botanik genellikle dört ana bölüme ayrılır:Morfoloji,fizyoloji,ekoloji ve sistematik botanik.Bitkilerin yapısal özellikleri ve biçimleriyle ilgilenen morfolojinin altbölümleri,hücreyi inceleyen sitoloji ya da hücrebilim,dokuları inceleyen histoloji ya da dokubilim,dokuları organ düzeyinde ele alan bitki anatomisi,yaşam çevrimini inceleyen üreme morfolojisi ve bitkilerin gelişmesini inceleyen morfogenez ya da deneysel morfolojidir.Fizyoloji bitkilerin işlevsel birimleriyle ilgilenir.Ekoloji,bitkilerin yaşadıkları çevreyle karşılıklı ilişki ve etkileşimini konu alır.Sistematik botanik ise bitkilerin tanımlanması,sınıflandırılması ve adlandırılmasıyla ilgilidir.Botaniğin bu temel bölümlerine ek olarak,bakterileri inceleyen bakteriyoloji,mantarları inceleyen mikoloji,algleri inceleyen algoloji ya da fikoloji,karayosunlarını inceleyen briyoloji,eğrelti ve benzeri bitkileri inceleyen pteridoloji,fosil bitkileri inceleyen paleobotani,canlı ya da fosil sporları ve çiçektozlarını inceleyen palinoloji,bitki hastalıklarıyla ilgilenen bitki patolojisi,insana  yararlı bitkilerle ilgilenen ekonomik botanik ile geçmişteki ve bugünkü gelişmemiş toplumların çeşitli amaçlarla kullandıkları bitkileri araştıran etnobotanik gibi uzmanlık dalları gelişmiştir.Öte yandan botaniğin tarım,bahçecilik,ormancılık,eczacılık gibi bilim dallarıyla da yakın ilişkisi vardır.&lt;br/&gt;Aristoteles&quot;in öğrencisi olan ve botaniğin kurucusu olarak kabul edilen Theophrastos&quot;un bitki morfolojisi,sınıflandırması ve bitkilerin doğa tarihiyle ilgili kavramları yüzyıllarca tartışmasız olarak benimsenmiştir.Bu büyük bilginin tahminen 200 kadar botanik incelemesinden yalnızca ikisi,De causis plantarum(Bitkilerin Nedenleri Üstüne) ve De historia plantarum(Bitkiler Tarihi Üstüne) Latince çevirileriyle günümüze ulaşabilmiştir.iS 1. yüzyılda yaşamış Yunanlı botanikçi Pedanios Dioskorides ise Peri hyles iatrikes(Latince De materia medica;Bitkiler Kitabi) adlı yapıtında, 600 kadar bitkinin yetişme yerlerini, biçimsel özelliklerini ve tıbbi kullanımlarını tanımlamıştır. Bitkileri ağaçlar, çalılar ve otlar biçiminde sınıflandıran Theophrastos&quot;a karşılık,Dioskorides aromatik bitkiler, yenen bitkiler ve şifalı bitkiler olarak üç ana gruba ayırır. Dioskorides&quot;in çağdaşı olan Romalı doğa bilgini Plinius, öncüllerinden daha özgün çalışmalar yapmadı ama,Historia naturalis(Doğa Tarihi)adi altında derlediği 37 ciltlik büyük doğa ansiklopedisinin 16 cildini bitkilere ayırdı.&lt;br/&gt;15 ve 16. yy&quot;larda tıbbi bitkileri tanımlayan pek çok kitap yayımlandı.16. yüzyılda merceklerin bulunması ve birleşik mikroskobun geliştirilmesi,bitkilerle ilgili zengin buluşlar çağını açtı.17. yüzyıl botanikçileri yalnızca tıbbi bitkileri incelemekten vazgeçip,dünyanın her yerinde yetişen bütün bitkileri araştırmaya başladılar.Bu çağın en önemli botanikçilerinden biri olan Gaspard Bauhin,bitkileri iki sözcükle adlandırma sistemini Linnaeus&quot;tan önce kullanan ilk botanikçidir.1665&quot;te Robert Hooke,bitki dokuları üzerinde mikroskopla yaptığı gözlemlerin sonuçlarını Micrographia(Mikro çizimler) adıyla yayımladı.İzleyen 10 yıl içinde Nehemiah Grew ve Marcello Malphighi bitki anatomisi üzerinde önemli çalışmalar yaptılar.&lt;br/&gt;Stephen Hales,başarılı çalışmalarıyla deneysel bitki fizyolojisinin temellerini attı ve Vegetable Statick&quot;te (1727;Bitki Statiği) suyun bitkilerdeki hareketini açıkladı.1753&quot;te Linnaeus, dünyanın çeşitli yerlerinde yetişen 6 bin bitki türünü tanımladığı Species plantorum&quot;u (Bitki Türleri) yayımladı.Bugün bile bitki sınıflandırmasının temel başvuru kitabi sayılan bu yapıtında, bitkileri cins ve tür adıyla veren ikili adlandırma sistemini geliştirdi; ayrıca bitkileri eşey organlarına göre tanımlayıp sınıflandırmayı önerdi.&lt;br/&gt;Günümüzde, bitki coğrafyası, bitki ekolojisi, bitki kimyası, topluluk genetiği gibi ilgili dalların ve bitki hücresinin incelenmesinde başvurulan yeni tekniklerin (hücre genetiği, hücre taksonomisi) katkısıyla, sistematik botanik büyük bir gelişmeye konu olmuştur.&lt;br/&gt;Botanik park:Yalnızca çevreyi güzelleştirmek amacıyla düzenlenmediği için öbür bahçe ve parklardan oldukça farklıdır.Bu parklar,bir yörenin yerli bitkileriyle o iklimde yetişmeyen bitki örneklerini bir araya derleyip özel bakım altında iklime uyum sağlamalarını amaçlayan zengi</description></item><item><title>KABAKULAK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kabakulak-395569.html</link><description>Klinik Şekilleri: Streptokoklarda gıda zehirlenmesindeki klinik belirtiler; Streptokokların ürediği besin yendikten 5-12 saat sonra bulantı, kusma, kolik, karın ağırısı ve diyare görülür.&lt;br/&gt;Tedavi: Kişi kusturulur. Potasyum permangonat ve alkol verilerek toksinin parçalanmasına gidilir. Tip tayin edilerek serum verilir. Eğer tipe göre serum verilmediyse polivalon serum verilir. Serum 12 saat ara ile 9-36000 ünite daha sonra 500.000 ünite kesici verilir. &lt;br/&gt;Korunma ve Alınacak Önlemler: Besin üretilen yerler sağlık koşullarına göre düzenlenmeli. Sağlık kontrolü yapılmalı. Besin üretiminde, işçi yerine otomatik makineler kullanılmalı. Satıcı ve esnafların Genel Sağlık yasasına göre sağlık kontrollerinin sürekli yapılması. Streptekok enfeksiyonlarını önlemek için her şeyi dezenfekte etmeliyiz. Her yerde, mutfakta tuvalette, banyoda temiz olmalıyız. Yiyecek hazırlarken, servis yaparken hijyen kurallarına %100 uymalıyız. Ev hayvanlarının temiz ve sağlıklı olmasına dikkat etmeliyiz. Yiyecekleri ya 4Â°C yani buzdolabında ve soğuk veya sıcak muhafaza edilmesi gerekenlerinde 60Â°C ve üstünde ocak veya altta kaynayan su buharı hazneleri veya ısıtma kabinlerinde muhafaza etmeliyiz. 24 saat içinde hemen kullanmayacağımız ve yemeyeceğimiz yiyecekleri (taze et vb.) hemen pişirmeli veya mutlaka dondurmalıyız. Önce ve sonra ellerimizi yıkamalıyız. Ellerimizi sık sık bol sabun ve suyla 15-20 sn. ovamalı ve yıkamalıyız. Hiçbir eti parti parti pişirmemeli, yani bir defada pişeceği süreyi 2 ye 3&quot;e bölmemeliyiz. Tavuk ve et suyu gibi benzeri yiyecekleri asla sızmayacak bir kaba koyup buzdolabında saklamalıyız. Hiçbir gıdayı yarı pişmiş yememeli ve muhafaza etmemeliyiz. Eti asla tezgah üstünde bırakarak çözmeye çalışmamalıyız. Hiçbir yiyeceği oda ısısında muhafaza etmeyelim.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ETİYOLOJİSİ: Streptokoklar oval yada yuvarlak çift ve zincir şeklinde üreyen gram olumlu koklardır. Sporsuz, hareketsizdirler. Streptokoklardan insanlar için sıklıkla patojen olanlar Streptococcus Pyogenes, Streptococ</description></item><item><title>SULAK ALANLAR VE SULAK ALANLARA YÖNELİK SORUNLAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sulak-alanlar-ve-sulak-alanlara-yonelik-sorunlar-395620.html</link><description>Sulak Alanlar ve Sulak Alanlara Yönelik Sorunlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sulak Alanlar ve Sulak Alanlara Yönelik Sorunlar &lt;br/&gt;Sulak alan  terimi  bir  dizi  ortak  özelliğe sahip geniş bir yelpazedeki karasal ve sucul yaşam  ortamlarını bir araya getirir. Sulak alanlar için pek çok tanım olmakla birlikte  bunlar içinde en geniş kapsamlısı ve ortak kullanıma sahip olanı  Ramsar  Sözleşmesi  tanımıdır; .Doğal  veya  yapay;    sürekli  ya  da  mevsimsel;  tatlı acı  ya da tuzlu, durgun ya da akan su kütleleri, bataklıklar, turbalıklar  ve  gelgitin  çekilmiş anında derinliği  altı  metreyi  aşmayan deniz sularıdır. Bu  tanımda  ve  Ramsar&quot;ın  geliştirdiği  sulak alanlar  sınıflandırma sistemi uyarınca tüm göller, akarsular, sazlıklar, içinde su bulunan mağaralar, obruklar, sazlıklar gibi ortamlar sulak alan olarak kabul edilmektedir.  Sulak alanlar  yeryüzündeki  en üretken ekosistemlerin başında  gelmektedir. Özellikle deltaların haliçleri bu üretkenliğin  en  üst  seviyelerde  geliştiği alanlardır (birim alandaki organik  madde  üretimi  ve  canlı sisteme verdiği destek açısından). Norveç&quot;te yapılan bir araştırmada haliçlerin işlev ve değerlerinin ekonomik karşılığı ölçülmüş ve hektara yıllık 20 bin ABD Doları  bulunmuştur.  Bunun  en  iyi  ispatı da dünya tarım alanlarının  yalnızca %16&quot;sını  oluşturmasına karşın dünya gıda  üretiminin  yaklaşık %40.ını  sulak alanların karşılamasıdır (çeltik, balık, vb.).  &lt;br/&gt;Sulak alanlar su döngüsü içinde depo görevini yüklenerek çok önemli bir fonksiyona sahiptir. Bir sulak alan kendinden çok daha geniş bir hidrolojik sistemin elemanlarından birini oluşturur ve bu alanın  hidrolojik  işleyişi ancak içinde yer aldığı  havzayla  birlikte düşünüldüğünde tam olarak anlaşılabilir. Bu tür alanlar, bulundukları havzanın  en  üst noktasından en düşük noktasına kadar suyun her türlü hareketinden etkilenmekte ve buna göre biçimlenmektedirler.  Böylelikle  yağış, yüzey  akışı, yeraltı suyu girişi  ve  çıkışı  ile  taşkınlar gibi  hidrolojik  hareketlilik,  besin</description></item><item><title>FARABİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?farabi-372222.html</link><description>FARABİ&lt;br/&gt;(Ebu Nasır Muhammet), türk filozof (Vesic, Farab bölgesi, Türkistan, 870 - Şam  950). Bağdatta Yuhanna bin Haylan adında bir nesturi hocadan ders aldı. O dönemde Hıristiyanlar. Irakta büyük bir düşünce etkinliği içindeydiler. Bunlardan aristotalesçi mantıkçı Matta bin Yunusa, Farabi çok şey borçludur Farabi, 942den ölümüne kadar Halepte, hamdani hükümdarının sarayında yaşadı.&lt;br/&gt;Farabi, Yunanlıların evrensel gerçeğe (&quot;pnilosophia perennis&quot;) ulaştıklarını ve Platon ile Aristoteles arasında tam bir uyum bulunduğunu düşünüyordu. Nitekim Kitab ül-Cem beyne reyeyel-hakim (iki bilgenin düşünceleri arasındaki uygunluğu anlatan kitap) adlı yapıtında bu düşüncesini kanıtlamaya çalıştı; ona göre, bu gerçek, islam düşünürlerinin karşılaştıkları tanrıbilimsel sorunları aydınlatmaya yeterlidir. Farabinin yapıtları pek çoktur. Aristoteles ve özellikle mantık ve metafizik üzerine yorumları, gerek Doğuda (İbni Sinanın üstadıdır), gerekse Batıda (siyaset felsefesi konusunda İbni Bacce üzerinde, mantık konusunda İbni Rüşt üzerinde) büyük bir etki yaptı. Sisteminin anlaşılması bakımından en önemli yapıtları olan Fimabadi ehl il-medinet ül-fazıla (Erdemli sitenin yurttaşlarının düşünceleri) ile Kitab üs-siyaset il-medeniyye (Sitenin yönetimi üstüne kitap), aynı zamanda hem metafizik, hem evrenbilim, hem de siyaseti inceler. Bu dünyadaki sitelerin rejimi, evrenin yüce düzenini, Platonda olduğu gibi, ideaları örnek almalıdır. Farabiye göre bu ideaların kaynağı, gökkürelerinin aklıdır. Tanrı için &quot;O ilktir, sondur; aşikardır, gizlidir&quot; diyen bir Kuran ayetine (57,3) uygun olarak, öğretisini iki hareket biçiminde açıklar: bunlardan biri, ilk varlıktan kalkarak öğelere doğru bir iniş. Diğeriyse Tanrıya doğru bir yükseliştir. Birinci hareket, varlıkları doğurur ve böylece evrenin çeşitli katlarındaki ideaları ortaya koyar; ikinci hareketse tanrısal gerçekliklerin açığa çıkarılmasına yöneliktir. Birinciden yola çıkan Farabi, bunun nedensiz, tek ve basit olduğunu, kendi kendine var olup kendi kendine varlığını sürdürdüğünü gösterir. Daha sonra, Kuranda Tanrıya yüklenen bütün sıfatların, ona uygun olduğunu kanıtlar. Tanrıdan, feyz (sudur, çıkma, yayılma) yoluyla bir ilk Akıl doğar: bu ilk Akıl, kendi kendisini düşünebildiğinden, aynı zamanda kendisinin özüdür. İlk ilkeden çıkmış olduğunu düşündüğü için, kendinden ikinci Aklı çıkarır: nihayet, bir töz haline geldiği, yani feyz alan akıl olduğu için, birinci göğü oluşturur. Aynı süreç tekrarlanarak sırasıyla sabit göğün Akıllarını ve kürelerini -Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür, Ay- meydana getirir. Ayın Aklı, başka bir akıl yaratmaz, ama ay altı dünyanın maddesini etkileyerek elementlere, sonra minerallere, bitkilere, hayvanlara, en sonra da insanlara biçim verir; böylece, insan aklını ışıklandırır ve onun idealar dünyasına nüfuz etmesini sağlar. Farabi, Risale fil-akl (Akıl kitabı) adlı yapıtında, karanlıkta görünmeyen, ışıkta görünen renkler örneğini verir. Tıpkı bunun gibi, akılla kavranılabilir varlıklar, şeylerin ve duyulara dayanan algıların içinde gizilgüç biçiminde bulunurlar. &quot;Ortak duyu&quot; ve hayal gücü aracılığıyla akla geçerek onun içinde bir gizil varlık kazanırlar. Bu durumda Aklın kendisi de gizildir. Ayın Aklının etkin akıl ya da vahiy meleği Cebrail-ışığı bunları edime geçirir Etkin Akıl, hem bilge kişilerin Aklını, hem peygamberlerin hayal gücünü etkiler. Böylece, peygamberler ve bilgeler, bir sitenin doğru bir biçimde örgütlenmesine katkıda bulunabilirler ve kusurlu siyasal rejimlerin açığa vurulmasını sağlayabilirler. Tıpkı Aristoteles ve daha sonra İbni Bacce gibi, Farabi de mutluluğa büyük önem verir&lt;br/&gt;Yunan felsefesinden esinlenerek İslam felsefesini gerçek anlamda kuran Farabinin, mantık ve felsefenin türlü disiplinleri ile ilgili irili ufaklı yüz kadar yapıtından birçoğu günümüze kadar gelemedi. Yapıtlarının listesi İbnulkıftinin Tarih ül-hukeması ile İbni Ebi Eseybienin Uyun ül-enba adlı yapıtlarında yer alır Bu listelerdeki yapıtlardan 60ı kitap, 25i ise risaledir (kitapçık). Kitapçıkların 12si mantık, astronomi ve kimya; 3ü de müzik ile ilgilidir.&lt;br/&gt;Başta Aristo olmak üzere, çeşitli yunan filozof ve bilginlerinin yapıtlarına yazdığı 17 şerh dışındaki öbür başlıca yapıtları şunlardır: metodoloji ile ilgili İhsaül-ulum. Ki-tab ul-milel; ahlak ve mutluluk konularındaki es-Sebil ila tahsil is saade, Fusulun müntezea; dil felsefesini bir temele oturtmak için yazılan Tahsil us-saade, Elfaz ül-müstamele lil-mantık; gerçeği yansı4</description></item><item><title>PANKREATİK LİPAZIN SİYANURİK KLORÜR İLE AKTİVE EDİLMİŞ POLİVİNİL ALKOL(PVA) ÜZERİNE İMMOBİLİZASYONU VE KARAKTERİZASYONU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pankreatik-lipazin-siyanurik-klorur-ile-aktive-edilmis-polivinil-alkol(pva)-uzerine-immobilizasyonu-ve-karakterizasyonu-394927.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Lipazlar(triaçilgliserol ester hidrolazlar, EC 3.1.1.3), katı ve sıvı yağları, serbest yağ asitleri diaçilgliseroller, monoaçilgliseroller ve gliserollere hidroliz eden, doğada oldukça yaygın olarak bulunan enzimlerdir. Bunun yanı sıra organik çözgenlerde esterifikasyon, transesterifikasyon, aminoliziz gibi çok çeşitli reaksiyonun katalizini de gerçekleştirirler. Katalizledikleri reaksiyonların çeşitliliği nedeniyle rasemik karışımların ayrılması, yeni sürfaktanların ve farmasötiklerin sentezi, yağ dönüşümleri, deterjan üretimi gibi oldukça geniş endüstriyel kullanım alanına sahiptirler. Ekonomik açıdan düşünüldüğünde, lipazın endüstriyel ölçekte kullanımı immobilizasyonunu gerektirmektedir. İmmobilize enzimler endüstriyel olarak oldukça geniş uygulama alanına sahiptirler. Çözünür formdaki enzime göre tekrar kullanılabilirlik, geri kazanım, operasyonun basitliği gibi birçok avantaja sahiptirler. Ayrıca immobilizasyon, çoğu enzime denatürasyona karşı kararlılık kazandırmaktadır. Enzimin kazandığı bu kararlılığın ölçüsü enzimin üç boyutlu yapısına, immobilizasyon tekniğine ve taşıyıcı tipine bağlı olarak değişmektedir. Kovalent bağlama, tutuklama, adsorpsiyon teknikleri ile enzimlerin farklı tip taşıyıcılara immobilizasyonları gerçekleştirilmektedir.&lt;br/&gt;Genellikle, hidrofilik taşıyıcılara immobilizasyon enzim kararlılığını arttırırken, hidrofobik taşıyıcılara immobilizasyon olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Polivinil alkol (PVA) kolay elde edilebilir oluşu, düşük maliyeti ve yüzeyinde kimyasal reaksiyon verebilecek hidroksil grupları taşıması nedeniyle çok çeşitli enzim ve hücrenin immobilizasyonunda sıklıkla taşıyıcı olarak kullanılan hidrofilik karaktere sahip bir polimerdir. Bu çalışmada, pankreatik lipazın siyanurik klorür ile taşıyıcıya immobilizasyonu gerçekleştirildi. Taşıyıcı olarak kullanılan polivinil alkolün üzerindeki hidroksil (-OH) grupları siyanurik klorür ile aktive edildikten sonra enzim, amino grupları üzerinden aktif taşıyıcıya bağlandı. İ</description></item><item><title>DISORDERS OF SODIUM BALANCE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?disorders-of-sodium-balance-444282.html</link><description>Disorders of Sodium balance&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sodium Balance&lt;br/&gt;The human body contains 1 gr Na / Kg of  BW&lt;br/&gt;70 gr &amp;#925;a = ~ 3000 mmol = 3000 meq Na&lt;br/&gt;Sodium is located to 95% extracellularly&lt;br/&gt;                            and  to 5% intracellularly. &lt;br/&gt;Daily balance of sodium is 6 gr (150 meq) &lt;br/&gt;Daily losses = 150 meq = 100 meq in urine + 35 meq in sweat + 15 meq in feces&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sodium reabsorption&lt;br/&gt;Sodium is reabsorbed almost completely (~ 99%), &lt;br/&gt;     esp. in proximal tubule. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The percent amount of sodium that is excreted in the urine is called F&amp;#917;Na and is calculated by the formula: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1st regulator of serum sodium concentration: aldosterone&lt;br/&gt;Aldosterone enhances reabsorption of sodium in renal tubules. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;High levels of plasma aldosterone and consequent increase of serum sodium observed in:&lt;br/&gt;          RAA axis activation of any cause&lt;br/&gt;          Sympathetic Nervous System activation&lt;br/&gt;          Adrenal adenomas that hypersecrete aldosterone          &lt;br/&gt;2nd regulator of serum sodium concentration: A.D.H (AVP)&lt;br/&gt;3rd regulator of serum sodium concentration: Atrial Natriuretic Peptide&lt;br/&gt;The natriuretic peptide family consists of 4 counterregulatory hormones. &lt;br/&gt;ANP and brain natriuretic peptide are similar in their functions: &lt;br/&gt;       1. Inhibition of sodium reabsorption in the collecting duct&lt;br/&gt;       2. Decrease in renin secretion from the macula densa&lt;br/&gt;           and aldosterone secretion from the zona glomerulosa.&lt;br/&gt;       3. Vasodilation &lt;br/&gt;Disease states associated with increased atrial pressure are associated with increased plasma levels of ANP. &lt;br/&gt;4th regulator of serum sodium concentration: Quantity and tonicity of input fluids&lt;br/&gt;High amounts of hypotonic or hypertonic fluids lead to alterations in plasma sodium concentration. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The most common cause of this condition is iatrogenic administration of non-isotonic salines. &lt;br/&gt;RAA axis activation, Kidney perfusion and Sodium concentration&lt;br/&gt;   RAA axis activation is caused by reduced kidney perfusion, i.e. in:&lt;br/&gt;    1. Hypovolemia of any cause&lt;br/&gt;    2. Ischemic renal disease&lt;br/&gt;    3. General vasoconstriction by SNS stimulation&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hypovolemia and Sodium Concentration&lt;br/&gt;Definition: Hypovolemia is a decrease in effective arterial blood volume. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hypovolemia alters serum sodium concentration through two mechanisms: &lt;br/&gt;    1. Increase of aldosterone levels by RAA axis activation &lt;br/&gt;        because of reduced kidney perfusion&lt;br/&gt;    2. Increase of AVP levels by sympathetic nervous system &lt;br/&gt;        activation &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hypovolemia can be accompanied by increased, decreased or normal serum sodium&lt;br/&gt;Etiology of Hypovolemia&lt;br/&gt;  1. Dehydration of any cause&lt;br/&gt;  2. Edematous states (CHF, cirrhosis, nephrotic syndrome, etc)&lt;br/&gt;  3. Primary hypoaldosteronism (&amp;#913;ddison&quot;s disease)&lt;br/&gt;  4. Severe peripheral vasodilation&lt;br/&gt;Blood Pressure Changes and Sodium Concentration&lt;br/&gt;Ischemic Renal Disease and sodium concentration&lt;br/&gt;Hypoperfusion of the kidney even without systemic hypovolemia leads to activation of renin production and increase in serum sodium. &lt;br/&gt;In these local causes belong many diseases:&lt;br/&gt;         Renal Artery Stenosis (or thrombosis)&lt;br/&gt;         Malignant Hypertension&lt;br/&gt;         Preeclampsia &lt;br/&gt;         Sickle Cell Disease&lt;br/&gt;         Hemolytic - Uremic Syndrome&lt;br/&gt;         Vasculitides with renal involvement&lt;br/&gt;                           etc.&lt;br/&gt;Vasoconstriction and sodium concentration&lt;br/&gt;General vasoconstriction because of sympathetic nervous system activation leads to renin - angiotensin - aldosterone axis activation and finally in increase of serum sodium concentration. &lt;br/&gt;Sympathetic Nervous System and sodium concentration&lt;br/&gt;Sympathetic nervous system activation of any cause (stress reaction, drugs like adrenaline, hypovolemia, etc) leads to:&lt;br/&gt;         1. AVP release from hypothalamus&lt;br/&gt;         2. Mild elevation in plasma aldosterone levels&lt;br/&gt;Thirst reflex and sodium concentration&lt;br/&gt;Thirst reflex affects serum sodium indirectly by altering the quantity and the tonicity of body fluids. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Thirst reflex is activated by 3 (dipsogenic) stimulators:&lt;br/&gt; a. Hyperosmolality through osmoregulation. In healthy adults,</description></item><item><title>GÖLLER BÖLGESİ İÇSULARININ CHIRONOMIDAE VE CHAOBORIDAE (DIPTERA) FAUNASININ TAKSONOMİK VE EKOLOJİK YÖNDEN İNCELENMESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?goller-bolgesi-icsularinin-chironomidae-ve-chaoboridae-(diptera)-faunasinin-taksonomik-ve-ekolojik-yonden-incelenmesi-394889.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Göller Bölgesi içsularında dağılım gösteren Chironomidae ve Chaoboridae familyalarının taksonomik ve ekolojik özelliklerinin saptanabilmesi amacıyla Haziran 1999- Kasım 2000 tarihleri arasında 7 arazi çalışması yapılmıştır.&lt;br/&gt;Çalışmanın sonucunda toplam 49 takson tespit edilmiş olup, bunlardan 48&quot;i Chironomidae ve 1&quot;i de Chaoboridae&quot;ye aittir. Tespit edilen taksonlardan, Stichtochironomus devinctus Türkiye faunası için ilk defa kayıt edilmektedir.&lt;br/&gt;Anahtar Sözcükler: Chironomidae, Chaoboridae, Göller Bölgesi, Türkiye.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TAXONOMICAL AND ECOLOGICAL INVESTIGATION OF LAKE DISTRICT INLAND WATERS CHIRONOMIDAE AND CHAOBORIDAE (DIPTERA) FAUNA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;In order to determine the taxonomical and ecological characteristics of Chironomidae and Chaoboridae fauna distribute in inlandwaters of Lake District, Turkey, seven excursion were established between June 1999- November 2000.&lt;br/&gt;As a result of the study, totaly 49 taxa were determined; of them, 48 belong to Chironomidae and one belongs to Chaoboridae. Among the taxa determined, Stichtochironomus devinctus is firstly recorded for Turkish fauna.&lt;br/&gt;Key Words: Chironomidae, Chaoboridae, Lake District, Turkey.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CHIRONOMIDAE VE CHAOBORIDAE LARVALARI HAKKINDA GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Chironomidae Familyası&lt;br/&gt;Morfoloji&lt;br/&gt;Baş Kapsülü&lt;br/&gt;Tanypodinae Alt Familyası&lt;br/&gt;Prodiamesinae Alt Familyası&lt;br/&gt;Orthocladiinae Alt Familyası&lt;br/&gt;Chironominae Alt Familyası&lt;br/&gt;Chaoboridae Larvalarının Biyolojisi ve Ekolojisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOT&lt;br/&gt;BULGULAR&lt;br/&gt;Araştırma Ortamının Genel Özellikleri&lt;br/&gt;İstasyonların Tanımı&lt;br/&gt;İstasyonların fiziko-kimyasal parametreleri&lt;br/&gt;Sistematik Bölüm&lt;br/&gt;Göller Bölgesinde Bulunan Chironomidae ve Chaoboridae&lt;br/&gt;Familyasının Larva Tayin Anahtarı&lt;br/&gt;Tespit Edilen Taksonların İstasyonlara Göre Dağılımı&lt;br/&gt;Tespit Edilen Taksonların Biyolojisi, Ekolojisi ve&lt;br/&gt;Dağılımı&lt;br/&gt;Ekolojik Bulgular&lt;br/&gt;Başlıca Ortamlar ve Karakteristik Türleri&lt;br/&gt;Ortamlar Arası İlişkiler&lt;br/&gt;İstasyonların Benzerlikleri&lt;br/&gt;Chironomidae Familyası&lt;br/&gt;Morfoloji&lt;br/&gt;Baş Kapsülü&lt;br/&gt;Tanypodinae Alt Famil</description></item><item><title>INDICATIONS FOR ATORVASTATIN (LIPITORTM) USE</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?indications-for-atorvastatin-(lipitortm)-use-356171.html</link><description>Indications for Atorvastatin (LIPITORTM) Use&lt;br/&gt;Adjunct to diet therapy&lt;br/&gt;Contraindications for Atorvastatin (LIPITORTM) Use&lt;br/&gt;Active liver disease or unexplained persistentelevations of serum transaminases&lt;br/&gt;Known hypersensitivity to any component of LIPITORTM&lt;br/&gt;Pregnancy or lactation&lt;br/&gt;Atorvastatin: A Dose-Response Studyin Primary Hypercholesterolemia&lt;br/&gt;Comparative Clinical Trials: Atorvastatin Versus Other Statins at Starting Doses&lt;br/&gt;The following slides discuss the comparative lipid-lowering effects between atorvastatin and other statins at starting doses.&lt;br/&gt;The impact on clinical outcomes of the differences in lipid-altering effects between treatments shown is not known.&lt;br/&gt;The following slides do not contain data comparing theeffects of atorvastatin 10 mg and higher doses of lovastatin, pravastatin, and simvastatin.&lt;br/&gt;The drugs compared in these studies are not necessarily interchangeable.&lt;br/&gt;The effect of atorvastatin on cardiovascular morbidity and mortality has not been determined.&lt;br/&gt;Comparative Efficacy of Atorvastatin Versus Lovastatin at Starting Doses: Study Design&lt;br/&gt;Subjects: 1,049 (men/women)&lt;br/&gt;Duration: 1 year&lt;br/&gt;Baseline lipid values (mg/dL)&lt;br/&gt;Lipid-Lowering Efficacy:Atorvastatin vs Lovastatin at Starting Doses&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lipid-Lowering Efficacy:Atorvastatin vs Pravastatin at Starting Doses&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Comparative Efficacy of Atorvastatin Versus Simvastatin at Starting Doses: Study Design&lt;br/&gt;Subjects: 177&lt;br/&gt;Duration: 1 year&lt;br/&gt;Baseline lipid values (mg/dL)&lt;br/&gt;Lipid-Lowering Efficacy:Atorvastatin vs Simvastatin at Starting Doses&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Percent of Patients Meeting Target LDL-C Levels at Starting Doses&lt;br/&gt;Atorvastatin Effects on Lipids in PatientsWith NIDDM&lt;br/&gt;Efficacy of Atorvastatin (10 mg)in Various Populations&lt;br/&gt;Atorvastatin (LIPITORTM) Safety Data: Skeletal Muscle&lt;br/&gt;* Rhabdomyolysis with acute renal failure secondary tomyoglobinuria has been reported with other drugs inthis class.&lt;br/&gt;* Myopathy should be considered in any patient with diffusemyalgias, muscle tenderness or weakness, and/or marked elevations of CPK.&lt;br/&gt;* Patients should be advised to report promptly unexplained muscle pain, tenderness, or weakness. Discontinue drug if markedly elevated CPK levels or myopathy is diagnosed or suspected.&lt;br/&gt;Atorvastatin (LIPITORTM) Safety Data: Liver Dysfunction&lt;br/&gt;Atorvastatin (LIPITORTM) Safety Profile: Summary&lt;br/&gt;LIPITORTM is generally well tolerated&lt;br/&gt;Evaluated in 4,271 study participants worldwide&lt;br/&gt;In clinical trials, adverse reactions were usually mild and transient&lt;br/&gt;In controlled clinical studies of 2,502 patients,   2% withdrawn due to associated adverse events &lt;br/&gt;In clinical trials, the most common adverse events associated with LIPITORTM were constipation, flatulence, dyspepsia, and abdominal pain&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atorvastatin  &lt;br/&gt;Simvastatin  &lt;br/&gt;Pravastatin  &lt;br/&gt;Lovastatin  &lt;br/&gt;Fluvastatin</description></item><item><title>LAB REPORT</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?lab-report-343369.html</link><description>Lab Report2&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Qualitative And Quantitative Plasmolysıs:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;       Water passaes through cell membranes from areas of high water concentration&lt;br/&gt;To areas of low water concentration. This movement of water is called osmosis. If a cell is placed in an enviroment in which the concentration of water is less than that inside the cell, water will flow from the cytoplams through the membrane into the enviroment. The cytoplams of the cell shrinks. Away from the cell wall. This water removal is called plasmolysis.&lt;br/&gt;          A scientist can observe the effects of water loss by observing the shrinking of a cell&quot;s cytoplams with a misroscope. This observation is a qualitative measurement. In measuring the amount of water loss in grams, a scientist makes a quantitative measurement.&lt;br/&gt;              The purpose of this investigation is observe the qualitative effects of plasmolysis in Elodea cells and to quantitatively measure the rate of plasmolysis in potato slices.&lt;br/&gt;          &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Part A:&lt;br/&gt;Qualitative Plasmolysıs:&lt;br/&gt;Materials:&lt;br/&gt;Elodea sprigs&lt;br/&gt;Microscope&lt;br/&gt;Glass Slide&lt;br/&gt;Cover slip&lt;br/&gt;Water&lt;br/&gt;Dropper&lt;br/&gt;5% sodium chloride solution-5ml&lt;br/&gt;10% sodium chloride solution-5ml&lt;br/&gt;Distilled water&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Procedure:&lt;br/&gt;Part A: Qualitative Plasmolysıs&lt;br/&gt;Make a wet mount of an Elodea leaf. Locate epidermal cells on lower power and then an high power of your misroscope. Place two drops of 5% sodium chloride solution along one edge of the cover slips. Draw the salt solution across the slde by placing a small section of a paper towel on the oppisite side of the cover slip. (figure 1) &lt;br/&gt;Observe the effectes bof solution on the cells. Replace the sodium chloride solution with distilled water in the same manner that the sodium chloride was added. Observe the results in high power.&lt;br/&gt;Make another Elodea wet mount and repeat this procedure using a 10% sodium chloride solution.&lt;br/&gt;Results:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Part B:&lt;br/&gt;White potatoes-2&lt;br/&gt;Beakers,250ml-4&lt;br/&gt;Balance&lt;br/&gt;Paper towel&lt;br/&gt;Glass marking pencils&lt;br/&gt;Distilled water-75ml&lt;br/&gt;5% sodium chloride solution-75ml&lt;br/&gt;10% sodium chloride solution-5ml&lt;br/&gt;15%sodium chloride solution-75ml&lt;br/&gt;Single edge razor blade&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Part B:Quantitative Plasmolysıs&lt;br/&gt;Cut a white potato into 8 to 12 slices. Each piece should be about 1 cm thick.&lt;br/&gt;Determine the mass of the potato of three potato slices in table 1.&lt;br/&gt;Put a stack of potatoes into each of four beakers. Label the beakers A,B,C and D. To beaker A add 75 ml distilled water; to beaker B add 75 ml 5% sodium chloride solution; to beaker C add 75 ml 10% sodium chloride solution; to beaker D add 75ml 15% sodium chloride solution. After 20 minutes remove the potato slices from the stack. In the table, record the mass of each stack after soaking. In rows 3 and 4 of the table, indicate the amount of increase or decrease in mass of each stack. Calculate the percent change by using the formula:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Amount of increase or decrease *100= % change &lt;br/&gt;Mass before     &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Observe the appearance of each slice of potato. Record a brief description of the&lt;br/&gt;Potato slices.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Table1. CHANGE IN MASS OF POTATO STACKS&lt;br/&gt; BEAKER ABEAKER BBEAKER CBEAKER D&lt;br/&gt;Mass before7.887.558.006.50&lt;br/&gt;Mass after8.106.777.145.83&lt;br/&gt;Amount of increase0.12   &lt;br/&gt;Amount of decrease 0.780.680.77&lt;br/&gt;Percent change1.510.338.50.11&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Finding the percent change of potatos using the formula:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Beaker A:             Beaker B:            Beaker C:         &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;0.12  *100=1.5                      0.78 *100=10.33                0.68  *100=8.5                &lt;br/&gt;7.887.55                                      8.00&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Beaker D:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;0.77  *100=0.11&lt;br/&gt;6.50&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;A Final Paragraph To Explain The Result Of These Two Experiments:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt; When we added %5 sodium chloride the cytoplasm of the elodea leaf got smaller. When we added distilled water the chloraplast of the elodea leaf got far away from each other. When we added %10 sodium chloride to the elodea leaf  the chloraplasts were nearer to each other more than %5 sodium chloride. I think that if I drink salt wat</description></item><item><title>A BIOCHEMIST&quot;S VIEW OF IMMUNOLOG</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?a-biochemist-s-view-of-immunolog-443740.html</link><description>A Biochemist&quot;s View of Immunology&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What does an Immunology Laboratory do?*Autoantibodies-Immunofluorescence-ELISA*Specific Proteins-Immunoglobulins-Complement (including functional assays)-(&quot;functional antibodies&quot;)-etc*Allergy testing*Flow cytometry&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What &quot;Biochemical Diseases&quot; have anImmunologicalBasis*Mostendocrinologicaldiseases*Many kidney disorders*Many liver disorders*etc&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Other Diseases with anImmunologicalBasis*Rheumatoid Arthritis*Connective tissue diseases*Immunodeficiency&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biochemistry good at detecting disease but not so good at making a diagnosisie detects the consequences of damage to or failure of an organ but not the cause.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Renal diseaseTells you the renal disease is due tovasculitisTells you there is renal disease and quantifies the severity of the diseasePositive ANCARaised Urea andCreatinineReducedCreatinineClearanceImmunologyBiochemistry&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Endocrine diseaseTells you the disease is Graves&quot; diseaseTells you there isthyrotoxicosisPositive anti TSH receptor antibodyRaised free T4 and suppressed TSHImmunologyBiochemistry&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;WhatImmunologicalTests Could a Biochemical laboratory Safely Perform?*Any test so long as it can be performed accurately, precisely and for which there is expertise to select the most appropriate methodology, to interpret the results and to suggest appropriate follow-up investigation.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Serum proteins*Serum protein electrophoresis*Immunoglobulins*Complement components C3,C4 *Rheumatoid factor*(C1 inhibitor)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;But*Does the lab have the expertise to advise on interpretation?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What is the difference between measuring an antigen (say insulin) and measuring an antibody (say anti insulin antibody)?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biochemistry good at detecting disease but not so good at making a diagnosisie detects the consequences of damage to or failure of an organ but not the cause.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Renal diseaseTells you the renal disease is due tovasculitisTells you there is renal disease and quantifies the severity of the diseasePositive ANCARaised Urea andCreatinineReducedCreatinineClearanceImmunologyBiochemistry&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Endocrine diseaseTells you the disease is Graves&quot; diseaseTells you there isthyrotoxicosisPositive anti TSH receptor antibodyRaised free T4 and suppressed TSHImmunologyBiochemistry&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;WhatImmunologicalTests Could a Biochemical laboratory Safely Perform?*Any test so long as it can be performed accurately, precisely and for which there is expertise to select the most appropriate methodology, to interpret the results and to suggest appropriate follow-up investigation.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Serum proteins*Serum protein electrophoresis*Immunoglobulins*Complement components C3,C4 *Rheumatoid factor*(C1 inhibitor)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;But*Does the lab have the expertise to advise on interpretation?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What is the difference between measuring an antigen (say insulin) and measuring an antibody (say anti insulin antibody)?&lt;br/&gt;How do you standardise anautoantibodyassay?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Indirect Immunoflourescence*The target antigen is contained within a whole tissue section on a microscope slide*The second antibody is labelled with fluorescein*The label is detected in a fluorescence microscope&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ANA ELISA*The target antigens are a combination of recombinant proteins adsorbed onto a multiwell plate&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;But*Would you be able to explain to a rheumatologist the advantages or disadvantages of the ANA ELISA versus ANA byimmunofluorescence*Would you be able to explain the implications of the presence of both Ro52 AND Ro 60 antigen.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OtherautoantibodyELISA*Coeliacscreening-Anti tissue transglutaminase&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;To assay for C2*First make C3 deficient serum*(incubate normal serum with yeast zymosan, spin and remove yeast)*Now incubate this with sheepcells coated with rabbitanti sheep</description></item><item><title>BİOMALZEME BİLİMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biomalzeme-bilimi-366944.html</link><description>BİYOMALZEME BİLİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyomalzeme biliminde, biyolojik sistemlerle etkileştiğinde uyum sağlayabilecek yeni malzemelerin geliştirilmesi için yoğun çaba harcanmakta. Biyomalzemeler, insan vücudundaki canlı dokuların işlevlerini yerine getirmek ya da desteklemek amacıyla kullanılan doğal ya da sentetik malzemeler olup, sürekli olarak veya belli aralıklarla vücut akışkanlarıyla (örneğin kan) temas ederler. Bilimsel anlamda yeni bir alan olmasına karşın, uygulama açısından biyomalzeme kullanımı tarihin çok eski zamanlarına kadar uzanmakta. Mısır mumyalarında bulunan yapay göz, burun ve dişler bunun en güzel kanıtları. Altının diş hekimliğinde kullanımı, 2000 yıl öncesine kadar uzanmakta. Bronz ve bakır kemik implantlarının kullanımı, milattan önceye kadar gitmekte. Bakır iyonunun vücudu zehirleyici etkisine karşın 19. yüzyıl ortalarına kadar daha uygun malzeme bulunamadığından bu implantların kullanımı devam etmiş. 19. yüzyıl ortasından itibaren yabancı malzemelerin vücut içerisinde kullanımına yönelik ciddi ilerlemeler kaydedilmiş. Örneğin 1880de fildişi protezler vücuda yerleştirilmiş. İlk metal protez, vitalyum alaşımından 1938de üretilmiş. 1960lara kadar kullanılan bu protezler, metal korozyona uğradığında ciddi tehlikeler yaratmış. 1972de alumina ve zirkonya isimli iki seramik yapı herhangi bir biyolojik olumsuzluk yaratmaksızın kullanılmaya başlanmış, ancak inert yapıdaki bu seramikler dokuya bağlanamadıklarından çok çabuk zayışamışlar. Aynı yıllarda Hench tarafından geliştirilen biyoaktif seramikler, (örneğin biyocam ve hidroksiapatit) ile bu problem çözülmüş bulunuyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk başarılı sentetik implantlar, iskeletteki kırıkların tedavisinde kullanılan kemik plakalarıydı. Bunu 1950ler kan damarlarının değişimi ve yapay kalp vanalarının geliştirilmesi, 1960larda da kalça protezleri izledi. Kalp ile ilgili cihazlarda esnek yapılı sentetik bir polimer olan poliüretan kullanılırken, kalça protezlerinde paslanmaz çelik öne geçti. Bunun yanısıra, ilk olarak 1937de diş hekimliğinde kullanılmaya başlanan poli(metilmetakrilat) (diş akriliği olarak da bilinir) ve yüksek molekül ağırlıklı polietilen de kalça protezi olarak kullanıldı. II. Dünya Savaşından sonra, paraşüt bezi (Vinyon N adıyla bilinen poliamid) damar protezlerinde kullanıldı. 1970lerde ilk sentetik, bozunur yapıdaki ameliyat ipliği, poli(glikolik asit)den üretildi. Kısacası, son 30 yılda 4Oı aşkın metal, seramik ve polimer, vücudun 40dan fazla değişik parçasının onarımı ve yenilenmesi için kullanıldı. Biyomalzemeler, yalnızca implant olarak değil, ekstrakorporeal cihazlarda (vücut dışına yerleştirilen ama vücutla etkileşim halindeki cihazlar), çeşitli eczacılık ürünlerinde ve teşhis kitlerinde de yaygın olarak kullanılmakta. Günümüzde, yüzlerce firma tarafından çok sayıda biyomalzeme üretilmekte. 2700ü aşkın çeşitte tıbbi cihaz, 2500 kadar farklı teşhis ürünü ve yaklaşık 39.000 civarında değişik eczacılık ürünü, bu teknolojinin en büyük pazarını oluşturuyor. Ancak, halen biyomalzemeden kaynaklanan aşılamamış sorunlar da var. Bunların çözümünde doku mühendisliği ve gen tedavisi alternatif yaklaşımlar sunuyorlar. Özellikle nanoteknoloji, bilişim teknolojileri ve fabrikasyon yöntemlerindeki gelişmelere paralel olarak daha mükemmel biyomalzemelerin geliştirilmesi hedefleniyor.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyomalzemeler temel olarak tıbbi uygulamalarda kullanılmalarına karşın, biyoteknolojik alandaki kullanımları da göz ardı edilmemeli. Bunlar arasında hücre teknolojisinde hücre ve hücresel ürün üretiminde destek malzeme olarak, atık su arıtımında adsorban (yakalayıcı tutucu) malzeme olarak, biyosensörlerde, biyoayırma işlemlerinde, enzim, doku, hücre gibi biyoaktif maddelerin immobilizasyonunda (tutuklanmasında) ve biyoçiplerdeki kullanımları sayılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biyomalzemeler, insan vücudunun çok değişken koşullara sahip olan ortamında kullanılırlar. Örneğin vücut sıvılarının pH değeri farklı dokulara göre 1 ila 9 arasında değişir. Günlük aktivitelerimiz sırasında kemiklerimiz yaklaşık 4MPa, tendonlar ise 4080</description></item><item><title>ANALİZ HATALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?analiz-hatalari-345665.html</link><description>ANALİZ HATALARI:&lt;br/&gt;İstenen değerle, bulunan değer arasındaki fark analiz hatlarındandır.&lt;br/&gt;Belirsiz hatalar: Nedeni bilinen, düzeltilebilen hatlardır.&lt;br/&gt;Belirsiz hatalar: Nedeni bilinmeyen, düzeltilemeyen halar.&lt;br/&gt;*Paralel Deneyi: Hatayı bulmak veya düzeltmek için yapılır. Paralel analizi; hatayı bulmak ve en doğru sonuça ulaşmak için yapılır.&lt;br/&gt;*Tanık, Şahit, Kör: Örnek alınmadan ama örnek için yapılan bütün işlemlerin yapıldığı analiz. Bunun sebebi ortamdan dolayı oluşan hataları bulmak için. Tanık analizinin sonucu analiz sonucundan çıkarılır.&lt;br/&gt;*İyaonların dengelenmesi: Ca+, Mg+ , Na+  , Cl- , SO-4 , NO-3  tayinleri yapılır. Katyonların toplamı anyonların toplamına eşit olamlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ca =  20 me / g  Cl = 15 me / g&lt;br/&gt;Mg = 10 me /gSO4= 30 me / g&lt;br/&gt;Na = 15 me /gNO3   =  10 me / g&lt;br/&gt;K  =  12 me /g&lt;br/&gt;&amp;#61523;K = 57 me / g   &amp;#61523;A   = 55 me / g&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    2 me / g olan aradaki fark küçük olmasından dolayı analiz doğru kabul edilir &lt;br/&gt;*Yüzdeler toplamı:&lt;br/&gt;Ca = % 30&lt;br/&gt;K  = % 40&lt;br/&gt;Na = % 27&lt;br/&gt;%100  %97   vs..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TOPRAK ÖRNEĞİ ALINMASI&lt;br/&gt;Toprak örneği neden alınır?&lt;br/&gt;*Toprak haritası çıkarmak için&lt;br/&gt;*Toprakların tarımsal kabiliyetlerini belirlemek için&lt;br/&gt;*Islah amacıyla&lt;br/&gt;*Erozyon sorunu için &lt;br/&gt;*Toprağın mikrobiyolojik faaliyetleri hakkında bilgi edinmek  vs...&lt;br/&gt;Toprak örneğinin alınma zamanı:&lt;br/&gt;*Bitki besin maddesi ihtiyaçının belirlenmesi ve gübre tavsiyesi amacı ile örnek alınacak ise hasattan sonra alınır.&lt;br/&gt;*Bitki besin maddesi analizi için yüzey örneği alınacak ise toprağın tavda  olması tercih edilir.&lt;br/&gt;Kullanılan aletler:&lt;br/&gt;*Kovalı burgu&lt;br/&gt;*Tirbuşonlu burgu&lt;br/&gt;*Toprak bastonu&lt;br/&gt;*Mala, kazma, keser, kürek&lt;br/&gt;*Taşıma çantası, renk ıskalası, torba, % 10 luk HCl, defter, su, ip  vs..&lt;br/&gt;Toprak örneğinin alınacağı ve alınmayacağı yerler:&lt;br/&gt;*Çukur, tümsek yerlerden,&lt;br/&gt;*Ağaç altından,&lt;br/&gt;*Harman yerinden,&lt;br/&gt;*Su birikintisi olan yerden&lt;br/&gt;*Gübreli olan yerden &lt;br/&gt;*Yol kenarlarında ALINMAZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek alınacak yer önceden belirlenir, basit bir kroki çizilir. Farklılık gösteren yerden ayrı ayrı alınır. Örnek alınırken dikkat edilecek en önemli durum örneğin alındığı yeri temsil etmesidir. Toprak örneği v veya dikdörtgen şeklinde acılan çukurlardan çukurun kenarındaki 3-5 cm lik kalında alınır. Gerekli notlar etikete kuşun kalemle yazılır ve analizlerin yapılacağa yere getirilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SATURASYON  YÜZDESİ&lt;br/&gt;Saturasyon yüzdesi toprak tekstürü hakkında bilgi verecektir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEKSTÜR% SATURASYON&lt;br/&gt;Kum15 - 20&lt;br/&gt;Kumlu - Tın20 - 30&lt;br/&gt;Tın30 - 45&lt;br/&gt;Siltli - Tın30 - 50&lt;br/&gt;Killi - Tın45 - 60&lt;br/&gt;Siltli - Killi - Tın45 - 60&lt;br/&gt;Siltli - Kil55 - 90&lt;br/&gt;Kil55 - 90&lt;br/&gt;Ağır Kil90&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;% SATURASYON = Toplam Su x 100 / FKT&lt;br/&gt;Toplam su : Sarfiyat + toprak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örneğimizde % Saturasyon Hesabı;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;o100 gr toprak tartıldı (porselen çanak içine)&lt;br/&gt;oBüretten 100gr toprağımıza damla damla su damlatıldı&lt;br/&gt;oDamlama ile birlikte sapatülle örneğimiz karıştırmaya başladık&lt;br/&gt;oÖrneğimizi sature hale gelinceğe kadar karıştırdık (sature hale geldiği kendi ağırlığı ile sapatülün ucundan akması ve örneğimiz yüzeyi ışığı yansıtacak kıvama gelmesi)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;% Nem için; &lt;br/&gt;62,32 toprak için FKT = 61,13gr&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;% Nem = HKT - FKT / FKT x 100&lt;br/&gt; = 62,32 - 61,13 / 61,13 x 100&lt;br/&gt; = 1,896&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;100gr toprak için; &lt;br/&gt;% Nem = HKT - FKT / FKT x 100&lt;br/&gt;1,896    = 100 - FKT / FKT x 100&lt;br/&gt;FKT     = 98,145 gr&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;% Saturasyon için; &lt;br/&gt;Sarfiyat = 68 ml&lt;br/&gt;Toprak suyu = HKT - FKT&lt;br/&gt;= 100 - 98,145&lt;br/&gt;= 1,855 ml&lt;br/&gt;Toplam su = 68 + 1,855&lt;br/&gt;= 69,855 ml&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;% Saturasyon= Toplam su x 100 / FKT&lt;br/&gt;=  69,855 x 100 / 98,145&lt;br/&gt;= 71,175&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Toprağımız saturasyon yüzdesi analizi sonucunda  tekstürü siltli kil bulunmuştur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİREÇ ANALİZİ&lt;br/&gt;Karbonat üzreine asit ilave edilerek oluşan CO2 &quot;nin hacminin hesaplanması ile CaCO3  bulunması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CaCO3  +  HCl &amp;#61664; CaCl2  + H2O + CO 2&lt;br/&gt; 1 mol          1 mol&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    V + (b - e ) 273 &lt;br/&gt;Vo=&lt;br/&gt;    760 (273 + t )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vo= oC  ve 760 mm normal şartlara dönüştürüldü&lt;br/&gt;b    = Barametre basıncı (düzeltilmiş)&lt;br/&gt;e = t oC de suyun buhar basınçı&lt;br/&gt;t = sıcaklık&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61607;1 mol CO2  = 44 gr &amp;#61664; 22, 4 lt hacim kaplar</description></item><item><title>GENEL OLARAK BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genel-olarak-biyokimya-384668.html</link><description>GENEL OLARAK BİYOKİMYA &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimya hayat bilimi dallarından biridir.Biyokimyanın görevi,hayat olaylarını kimyasal olarak incelemek ve sebeplerini mümkün olduğunca açıklamaktır.Hücrenin değişik yapılarında biyokimyasal özellikleri bilinmeden tanımlanmasının pek anlamı olmayacaktır.Ayrıca çeşitli organellerin fonksiyonları morfolojik yöntemlerle değil yalnız biyokimyasal yöntemler ile aydınlatılabilir.Kaslarda,sinirlerde uyarıları alan hücrelerdeki temel işlemlerin aydınlatılması için gerekli bilgileri ve biyokimyasal araştırma yöntemlerini uygulamaya koyan fizyoloji ve tıp ilede çok büyük bir ilişkisi vardır.Birçok hastalıklar  veya metabolik bozukluklar, biyokimyasal anormallikler sayesinde anlaşılmıştır ve tüm ilaçlar biyokimyasal olaylara kimyasal maddeler gibi etki etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimyanın kökenlerinden biri kimyadır.Özellikler organik kimya adı verilen doğal bileşikler kimyasıdır.Diğer kökenlerinden biri ise fizyolojidir.Kimyasal olarak yönlendirilen fizyolojiden,fizyolojik kimya gelmiştir.Biyokimya adı daha çok tıp fakültelerince benimsenmiştir.Biyokimyanın diğer bir kökeni ise tıptır.Oluşmalrı yalnız biyokimyasal olarak açıklanabilen ve araştırmaları biyokimyaya büyük bir hız katmış olan metabolik hastalıklar tıp ile biyokimya bilimleri arasında en önemli köprüdür.Ayrıca son yıllarda önem kazana genetik bilimi ise biyokimya biliminin başka bir kökeni durumuna gelmiştir.Moleküler biyoloji terimi temelde biyokimya ile veya biyokimyanın,temel hayat olaylarını moleküler düzeyde açıklamaya çalışan bir dalı ile eş anlamlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Laboratuar cihazları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Klinik laboratuarı,hastalığın teşhis ve tedavisinde gereken önemli bulguların saptanmasını sağlıyacak hasta kan,üre ve örneklerinin değerlendirildiği yerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Yapılan testlere göre Klinik biyokimya,hematoloji,mikrobiyoloji gibi çeşitli bölümlere ayrılmaktadır.Bu bölümlerde çeşitli materyallerin testleri yapılarak gerek madde konsantrasyonları,gerekse ekim yapılarak virüs ve bakteriler</description></item><item><title>BİTKİLER VE YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bitkiler-ve-yapisi-364078.html</link><description>Bitkiler ve Yapısı&lt;br/&gt;Şekil ve yapı bakımından benzer olan aynı görevleri yapan hücrelerin meydana getirdiği topluluğa doku denir.Dokuları inceleyen bilim dalına Histoloji denir.&lt;br/&gt;            Dokular ikiye ayrılır:&lt;br/&gt;            1.Bitkisel dokular&lt;br/&gt;            2.Hayvansal dokular&lt;br/&gt;Şekil ve yapı bakımından benzer olan aynı görevleri yapan hücrelerin meydana getirdiği topluluğa doku denir.Dokuları inceleyen bilim dalına Histoloji denir.&lt;br/&gt;           &lt;br/&gt;Bitkisel dokuların sınıflandırılması&lt;br/&gt;BİTKİSEL DOKULAR (İkiye ayrılır)  &lt;br/&gt;Sürgen (Meristem) Doku:&lt;br/&gt;Bitkilerde bölünme yeteneği sürekli olan dokudur. Sürekli bölünerek değişmez dokuları oluşturur.Bu doku bitkinin uzamasını ve kalınlaşmasını sağlar.&lt;br/&gt;1.Birincil Meristem :               &lt;br/&gt;            Kök gövde ve dal uçlarında bulunur.Boyuna büyümeyi sağlar.&lt;br/&gt;2.İkincil meristem(Kambiyum) :      &lt;br/&gt;            Bu doku değişmez doku hücrelerinin bölünme yeteneği kazanmasıyla gelişir. Bitkinin enine kalınlaşmasını sağlar.&lt;br/&gt;Değişmez dokular:&lt;br/&gt;            Birincil ve ikincil meristem doku hücrelerinin gelişme ve farklılaşmasından oluşur. Değişmez dokuları meydana getiren hücreler, bölünebilme özelliğini kaybeder.&lt;br/&gt;            Değişmez dokular yapı ve görevlerine göre gruplandırılır:&lt;br/&gt;           1.Parankima dokusu:&lt;br/&gt;            Bitkilerdeki diğer doku ve organların arasını doldurur. İşlevlerine göre özümleme parankiması, havalandırma parankiması ve depo parankiması olarak üç gruba ayrılır.&lt;br/&gt;            2.Koruyucu doku :&lt;br/&gt;            Bitkilerde kök , gövde ve meyvelerin üzerini örter. Hücre çeperi kalındır. İki gruba ayrılır.&lt;br/&gt;            a-Epidermis:&lt;br/&gt;            Bitkinin genç bölgelerinin ve yapraklarının üzerini örten tek tabakalı bir dokudur.Üzerinde kutikula tabakası vardır.Bu tabaka kurak bölge bitkilerinde su kaybını önler.Epidremis hücreleri faklılaşarak tüyleri ve stomaları oluşturur.&lt;br/&gt;            Stomalar yaprağın alt yüzeyinde bulunur. Bitkinin gaz alışverişini ve terleme yoluyla yapısındaki su miktarını düzenler.&lt;br/&gt;            b-Periderm&lt;br/&gt;            Çok yıllık bitkilerde kök ve gövdenin üzerini örter.Peridermde epidermisdeki stomaların yerini kovucuk(lentisel) alır.&lt;br/&gt;            3. İletim dokusu: &lt;br/&gt;            Bitkilerde madde taşınmasını gerçekleştirir. İletim dokusu ikiye ayrılır.&lt;br/&gt;            a-Odun borusu (ksilem):&lt;br/&gt;            Oluştuktan sonra hücreleri canlılığını kaybeder.Bu borular kökten yaprağa doğru su ve madensel tuzları taşır.&lt;br/&gt;            b-Soymuk boruları(floem):&lt;br/&gt;            Canlı hücrelerden oluşmuştur.Soymuk borusu fotosentezle üretilen besinlerin köke doğru iletimini sağlar.&lt;br/&gt;            4.Destek doku:&lt;br/&gt;            Bitkinin yapısının korunmasını sağlar. Çok yıllık bitkilerde gövdeyi dayanıklı duruma getirir.Bir yıllık bitkilerde destek doku bulunmaz.destek doku iki çeşittir.&lt;br/&gt;            a-Pek doku:&lt;br/&gt;            Büyümekte olan genç bitkilerde yer alan canlı bir dokudur,hücr e çeperi kalındır. &lt;br/&gt;            b-Sert doku&lt;br/&gt;            Sitoplazma ve çekirdekleri yoktur. Yuvarlak ve köşeli hücrelerine &quot;taş hücreleri&quot; denir.Armut ve ayvada bulunur.&lt;br/&gt;            5.Salgı doku:&lt;br/&gt;            Bol sitoplazmalı ve büyük çekirdekli canlı hücrelerden oluşur.Oluşturdukları salgılar bitkiyi çürümekten korur, tozlaşmayı kolaylaştırır ve bitkiyi dış etkilere karşı korur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitkilerin hücre, doku ve organlardan oluşan düzenli yapısı&lt;br/&gt;Bütün canlılar hücrelerden oluşmuştur. Hücreler dokuları dokularda organları oluşturmuştur. Çevremizdeki canlılardan olan bitkilerde bu yapıdadır. Bitkileri inceleyen bilim dalına botanik denir.Bitkiler bazı özelliklerine göre farklılık gösterirler. Bitkileri iki ana gurupta incelemek mümkündür. &lt;br/&gt;1.Çiçekli bitkiler&lt;br/&gt;2.Çiçeksiz bitkiler &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bir bitkiyi incelediğimizde aşağıdaki yapıları görürüz.&lt;br/&gt;            1.Bitkinin toprak altında kalan kısmı olan kök.&lt;br/&gt;            2.Diğer organları taşıyan gövde.&lt;br/&gt;            3.Gövde üzerindeki yapraklar.&lt;br/&gt;            4.Renkli yapraklardan oluşan çiçek.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bitkinin toprakla ilişkisini kuran kök&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;         Genellikle toprağın altında kalan ve bitkiyi toprağa  bağlayan kısımdır. Kök, bitkinin beslenmesi için gerekli su ve suda çözünmüş madensel tuzları topraktan emerek alır. &lt;br/&gt;         Kök, ana kök, yan kökler ve emici tüyler olmak üzere 3 kısımdan oluşur.&lt;br/&gt;        Ana kök : Her bitkide bir tane bulunur. Bitkinin toprağa sıkıca bağlanmasını sağlar.&lt;br/&gt;        Yan kökler : Ana kökten yanlara doğru uzanan çok sayıdaki köklerdir. Bitkinin topraktan çıkmasını önler. Yan kökler suyun olduğu yöne doğru ilerleyerek</description></item><item><title>DİREKT SAYIM YÖNTEMİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?direkt-sayim-yontemi-341828.html</link><description>Direkt Sayım Yöntemi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Direkt Sayım Yöntemi   &lt;br/&gt;Özet: &lt;br/&gt;Direk sayım yöntemi (mikroskobik sayım) sıvı gıdaların veya kültürlerin içerdiği toplam mikroorganizma  miktarının belirlenmesinde kullanılır. Ancak bu teknikle canlı veya cansız hücreyi belirleyici bir ayrım yapılamamaktadır. Mikroorganizma  tipine göre boyanmış veya boyanmamış preparatlarda direk sayım yapılır. Ancak boyama öncesi süt gibi yağlı örneklerde yağın alınması amacıyla ksilol ve alkol kullanılır. &lt;br/&gt;Giriş: &lt;br/&gt;Direkt Sayım Yöntemi: 0.01 ml örneğin 1 cm2&quot;lik alana yayılarak mikroorganizmaların sayılması yöntemine dayanır. Bunun için önce mikroskop görüş alanını (MA) bulunmalıdır. &lt;br/&gt;Mikroskop Alanının Belirlenmesi:Yöntemin uygulanmasında mikroskop alanının belirlenmesi için mikrometrik lamdan yararlanılır. Bu lamın üzerinde her bir aralığı  10m  olan, 100 bölmeli, toplam 1mm&quot; yi gösteren çizgiler bulunur. &lt;br/&gt;Materyal: &lt;br/&gt;*        Objektif mikrometre &lt;br/&gt;*        Sedir yağı &lt;br/&gt;*        Mikroskop(100*obj) &lt;br/&gt;Metot: &lt;br/&gt;-      Mikrometrik lam mikroorganizma tablasına yerleştirilir ve sonra az büyütmeli objehtif kullanılarak çizgilerin mikroskop sahasının tam ortasına gelmesi sağlanır. &lt;br/&gt;-      Bir damla immersiyon yağı mikrometrik lam üzerine damlatılır ve 100 lük objektifle görüntü ayarlanır, alanın çapı mikrometre cinsinden ölçülür. &lt;br/&gt;-      Ölçümün yapıldığı öküler ve objektifle mikroskop alanı mm2 cinsinden pr2 formülüne göre hesaplanır, bu formülde r yarıçaptır. &lt;br/&gt;Mikroskop faktörünün bulunması: Mikroskop faktörü 1 cm2&quot;lik alandaki görüş sahası sayısıdır (1 cm2 / görüş sahası sayısı). Bir mikroskopta  10X oküler, 10 objektif ve 160 mm tüp boyu  bulunduğunda mikroskop faktörü 2500-5500 arasında değişir. Bu değerlerden çok farklı sonuç elde edildiğinde hesaplamalar kontrol edilmelidir. Mikroskop  görüş sahasının alanı belirlendikten sonra sıvı örnekte ki mikroorganizma sayısı bulunur. &lt;br/&gt;Gıda Bilimi ve Endüstrisi ile İlişkisi: &lt;br/&gt;Bu sayım yöntemi hızlı olması, inkübasyon süresine gerek olmaması nedeniyle gıda bilimi ve endüstrisi açısından önemlidir. &lt;br/&gt;Sütte Mikroorganizma Sayımı &lt;br/&gt;Giriş: &lt;br/&gt;Süt mikroorganizmalarının gelişmesi için ideal bir besi ortamıdır. İnek sütünün ortalama kimyasal bileşimine ilişkin Tablo (1)&quot;de verilen değerlerdende anlaşılacağı gibi süt karbonhidrat, protein, mineral ve vitaminler yönünden mikroorganizmaların gelişmeleri için gerekli tüm besin öğelerini uygun oranlarda içermektedir. Kimyasal bileşim yanında normal sütün pH değeri 6,4-6,8 arasında değişmekte olup bakteriyal gelişmeye çok uygundur. Redoks potansiyeli ise daha çok aerobik mikroorganizmaların üremesine elverişlidir. &lt;br/&gt;Süt ürünlerinde mikroorganizmalar üç ana nedenle önem taşırlar: &lt;br/&gt;1.      Peynir, fermente süt ve tereyağı gibi ürünlerin yapımında arzulanan lezzet, aromave fiziksel özelliklerin oluşmasını sağlarlar. &lt;br/&gt;2.      Süt ve süt ürünleri patojen mikroorganizmalar veya mikrobiyal toksinlerle kolayca kontamine olabilirler ve böylece hastalık ve zehirlenmelere yol açarlar. &lt;br/&gt;3.      Pek çok mikroorganizma türü süt ve ürünlerinde tat, aroma ve yapı bozukluk ve kusurlarına neden olabilirler. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Tablo 1: İnek sütünün ortalama kimyasal bileşimi &lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;Materyal: &lt;br/&gt;*        Süt örneği &lt;br/&gt;*        Öze, lam &lt;br/&gt;*        Ksilol &lt;br/&gt;*        Alkol &lt;br/&gt;*        Saf su &lt;br/&gt;*        Metilen mavisi &lt;br/&gt;*        Filtre kağıdı &lt;br/&gt;*        Mikroskop &lt;br/&gt;Metod: &lt;br/&gt;-      Temiz bir lama bir mikropipet yardımıyla 0.01 ml süt örneği damlatılır. &lt;br/&gt;-      Lamın altına önceden 1cm2&quot;lik alan işaretlenmiş (1cm2 kağıt yapıştırılmış) bir başka lam konarak bir öze yardımıyla süt yayılır ve kuruması için bir süre beklenir. &lt;br/&gt;-      Bu lam içinde ksilol bulunan bir behere daldırılarak 1 dakika beklenir. Ksilolun görevi sütteki yağı uzaklaştırmak ve bakterilerin lama yapışmasını sağlamaktır. &lt;br/&gt;-      Aynı lam içinde %76&quot;lık alkol bulunan bir başka behere 1 dakika daldırılır. Alkolün görevi ksilolü uzaklaştırmaktır. &lt;br/&gt;-      Lam bir piset yardımıyla yavaşça saf su ile yıkanarak bu kez alkol uzaklaştırılır. Su basınçlı olursa örnek lam üzerinden akıp gidebilir. &lt;br/&gt;-</description></item><item><title>GENEL OLARAK BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genel-olarak-biyokimya-358698.html</link><description>GENEL OLARAK BİYOKİMYA &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimya hayat bilimi dallarından biridir.Biyokimyanın görevi,hayat olaylarını kimyasal olarak incelemek ve sebeplerini mümkün olduğunca açıklamaktır.Hücrenin değişik yapılarında biyokimyasal özellikleri bilinmeden tanımlanmasının pek anlamı olmayacaktır.Ayrıca çeşitli organellerin fonksiyonları morfolojik yöntemlerle değil yalnız biyokimyasal yöntemler ile aydınlatılabilir.Kaslarda,sinirlerde uyarıları alan hücrelerdeki temel işlemlerin aydınlatılması için gerekli bilgileri ve biyokimyasal araştırma yöntemlerini uygulamaya koyan fizyoloji ve tıp ilede çok büyük bir ilişkisi vardır.Birçok hastalıklar  veya metabolik bozukluklar, biyokimyasal anormallikler sayesinde anlaşılmıştır ve tüm ilaçlar biyokimyasal olaylara kimyasal maddeler gibi etki etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimyanın kökenlerinden biri kimyadır.Özellikler organik kimya adı verilen doğal bileşikler kimyasıdır.Diğer kökenlerinden biri ise fizyolojidir.Kimyasal olarak yönlendirilen fizyolojiden,fizyolojik kimya gelmiştir.Biyokimya adı daha çok tıp fakültelerince benimsenmiştir.Biyokimyanın diğer bir kökeni ise tıptır.Oluşmalrı yalnız biyokimyasal olarak açıklanabilen ve araştırmaları biyokimyaya büyük bir hız katmış olan metabolik hastalıklar tıp ile biyokimya bilimleri arasında en önemli köprüdür.Ayrıca son yıllarda önem kazana genetik bilimi ise biyokimya biliminin başka bir kökeni durumuna gelmiştir.Moleküler biyoloji terimi temelde biyokimya ile veya biyokimyanın,temel hayat olaylarını moleküler düzeyde açıklamaya çalışan bir dalı ile eş anlamlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Laboratuar cihazları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Klinik laboratuarı,hastalığın teşhis ve tedavisinde gereken önemli bulguların saptanmasını sağlıyacak hasta kan,üre ve örneklerinin değerlendirildiği yerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Yapılan testlere göre Klinik biyokimya,hematoloji,mikrobiyoloji gibi çeşitli bölümlere ayrılmaktadır.Bu bölümlerde çeşitli materyallerin testleri yapılarak gerek madde konsantrasyonları,gerekse ekim yapılarak virüs ve bakteriler aranmaktadır.Ve hasta hakkında hayati gene bilgilere yada hastalığı ile ilgili ip uçlarına ulaşılmaktadır.Bunu için laboratuar cihazlarının çok hassas ve doğru işlemesi gerekmektedir.Günlük,aylık ve yıllık bakımları mutlaka yapılamalı,hergün kontrol sıvıları varsa mutlaka okutulmalı ve eğer düzeltilemeyen anormal bir değere rastlanıyorsa mutlaka yetkili servise başvurulması gerekmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kan:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.  Besin maddelerini,sindirim sisteminden vücudun diger kısımlarına taşır&lt;br/&gt;2.Oksijeni,akciğerlerden vücudun bütün hücrelerine taşır.&lt;br/&gt;3.Karbondioksit ve diğer metabolik artıkları hücrelerden boşaltım organlarına taşır.&lt;br/&gt;4.Endokrin bezlerden salgılanan hormonları hedef hücrelere taşır.&lt;br/&gt;5.Vücud ısısını normalde tutmaya yardım eder.&lt;br/&gt;6.Sıvı dengesini normalde tutmaya yardım eder.&lt;br/&gt;7.Hastalıklara neden olan mikroorganizmalara karşı vücudu korur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61558;Kan Plazma ve Onun İçindeki Şekilli Elementlerden Oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kan ,kırmızı kan hücreleri,beyaz kan hücreleri ve trombosit adı verilen kan pulcuklarından oluşur.Plazma adı verilen açık sarı renkli bir sıvının içinde bulunur.70 kg&quot;lık bir erişkin insanda ortalama 5-6 kg kan bulunur.ph&quot;sinın normal değeri 7,35 ile 7,45 arasındadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61558;Plazma kanın sıvı kısmıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Kanın şekilli elemanları dışında kalan kısmına plazma denir.Kanın yaklaşık %55&quot;i plazmadır.Plazma;%92 su,%7 protein tuz,oksijen,diğer çözünmüş gazlar,glikoz,lipit ve diğer besin maddeleri,metabolik atıklar ve hormonlardan meydana gelmiştir..Kan dolaşım sisteminin dışına çıktığı zaman pıhtılaşır ve sarı renkli bir sıvı bu pıhtıdan ayrılır.Bu sıvıya &quot;serum&quot; adı verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;Plazma proteinleri 3 gruba ayrılır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Albümin:Kanın osmatik basıncının ayarlanmasından sorumludur.&lt;br/&gt;2)Glabülin:&amp;#61537;,&amp;#61538;,&amp;#61539; olmak üzere 3&quot;e ayrılır.&lt;br/&gt;3)Fibrinojen:Kanın pıhtılaşmasının son kademesinde gerekli olan önemli bir proteindir</description></item><item><title>IMMOBILIZE ÜRAT OKSIDAZ PREPARATLARININ HAZIRLANMASI VE BAZI ÖZELLIKLERININ INCELENMESI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?immobilize-urat-oksidaz-preparatlarinin-hazirlanmasi-ve-bazi-ozelliklerinin-incelenmesi-394930.html</link><description>GIRIS&lt;br/&gt;Ürik asit metabolizmasi&lt;br/&gt;Purin bazlari&lt;br/&gt;Ürik asit düzeylerinin yükselmesine neden olan faktörler&lt;br/&gt;Hiperürisemi ve gut hastaligi&lt;br/&gt;Primer hiperürisemi&lt;br/&gt;Sekonder hiperürisemi&lt;br/&gt;Birlesik hiperürisemi&lt;br/&gt;Enzim immobilizasyon yöntemleri&lt;br/&gt;Immobilizasyonun önemi&lt;br/&gt;Immobilizasyon için tasiyici seçimi&lt;br/&gt;Immobilizasyon için yöntem seçimi&lt;br/&gt;Immobilizasyon yöntemi ve tasiyici seçimi&lt;br/&gt;Ürik asit tayin yöntemleri&lt;br/&gt;Redoks-kolorimetrik metodlar&lt;br/&gt;Enzimatik metodlar&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Immobilize ürikaz preparatlarinin hazirlanmasi&lt;br/&gt;Boncuk bilesenlarinin optimizasyonu&lt;br/&gt;Protein tayini&lt;br/&gt;Aktivite tayini&lt;br/&gt;Optimum çalisma kosullarinin belirlenmesi&lt;br/&gt;Boncuk sayisi&lt;br/&gt;Optimum sicaklik&lt;br/&gt;Optimum inkübasyon süresi&lt;br/&gt;Optimum pH&lt;br/&gt;Optimum tampon konsantrasyonunun belirlenmesi&lt;br/&gt;Tampon türü&lt;br/&gt;Karakterizasyon çalismalari&lt;br/&gt;pH kararliligi&lt;br/&gt;Termal kararlilik&lt;br/&gt;Depo kararliligi&lt;br/&gt;Immobilize ürikaz enzimiyle idrar örneklerinde ürik asit tayini&lt;br/&gt;Tekrarlanabilirlik&lt;br/&gt;Immobilize enzim preparatlarinin zamana bagli ürik&lt;br/&gt;asit yikim kapasitesinin belirlenmesi&lt;br/&gt;BULGULAR VE TARTISMA&lt;br/&gt;Ideal boncuklarin hazirlanmasina iliskin bulgular&lt;br/&gt;Boncuk bilesenlerinin optimizasyonuna iliskin bulgular&lt;br/&gt;Enzim miktarinin optimizasyonuna iliskin bulgular&lt;br/&gt;Aljinat miktarinin optimizasyonuna iliskin bulgular&lt;br/&gt;Çalisma kosullarinin optimizasyonuna iliskin bulgular&lt;br/&gt;Boncuk sayisi&lt;br/&gt;Optimum sicaklik&lt;br/&gt;Optimum inkübasyon süresi&lt;br/&gt;Optimum pH&lt;br/&gt;En uygun tampon konsantrasyonu&lt;br/&gt;En uygun tampon türü&lt;br/&gt;Karakterizasyon çalismalari&lt;br/&gt;pH kararliligi&lt;br/&gt;Termal kararlilik&lt;br/&gt;Depo kararliligi&lt;br/&gt;Tekrarlanabilirlik&lt;br/&gt;Immobilize ürikaz enzimiyle ürik asit tayini&lt;br/&gt;Immobilize ürikaz enziminin dogal ortamlarda ürik&lt;br/&gt;asit dönüstürmesine iliskin bulgular&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ürat oksidaz(Ürikaz) enzimi (EC 1.7.3.3.) primatlar disindaki tüm memelilerde ve bazi mikroorganizmalarda bulunan ve biyolojik sivilarda ürik asidin allantoine dönüsümünü katalizleyen bir enzimdir. Purin nukleobazlarinin yikimi sonucu ortaya çikan ürik asit, insan sagligi açisindan çok önemlidir. Ürik asit metabo</description></item><item><title>ESSENTIAL THROMBOCTHEMIA FOLLOWED B ACUTE LEUKEMIA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?essential-thrombocthemia-followed-b-acute-leukemia-355848.html</link><description>Essential Thrombocythemia Followed by Acute Leukemia&lt;br/&gt;Does therapy lead to leukemic transition or is it a failure of accurate diagnosis?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;63 yo male admitted with Appendicitis&lt;br/&gt;Diagnosed with Essential Thrombocythemia 1992. Treated with Chlorambucil to keep platelet count less than  600,000K&lt;br/&gt;1999 diagnosed with AML; cytogenetics normal&lt;br/&gt;Offered induction therapy with 7+3.  Pt refused. Continued on Chlorambucil.&lt;br/&gt;Stable AML x 2 years&lt;br/&gt;WS  labs.&lt;br/&gt;WBC: 14.0, 45% Segs, 7% Bands, 15%Blasts&lt;br/&gt;Plts: 693K&lt;br/&gt;PCR for BCR/ABL +&lt;br/&gt;Objectives&lt;br/&gt;Establish the diagnostic criteria for Essential Thrombocythemia (ET)&lt;br/&gt;Discuss the natural history of ET&lt;br/&gt;Discuss the evidence supporting the treatment of  ET&lt;br/&gt;Discuss acute Leukemia following ET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diagnostic Criteria for ET&lt;br/&gt;Platelet count  600,000&lt;br/&gt;Hematocrit,40 or normal RBC mass&lt;br/&gt;Normal serum ferritin and MCV&lt;br/&gt;No Philadelphia Chromosome or bcr/abl gene rearrangement&lt;br/&gt;Absence of collagen Fibrosis on bone marrow&lt;br/&gt;No cytogenetic or morphologic evidence for a myelodysplastic syndrome&lt;br/&gt;No cause for reactive thrombocytosis&lt;br/&gt;Presenting Features&lt;br/&gt;Vasomotor symptoms: Erythromelagia&lt;br/&gt;Headache, dizziness, visual disturbances&lt;br/&gt;Thrombosis or bleeding&lt;br/&gt;More common in women &lt;br/&gt;Splenomegaly&lt;br/&gt;Asymptomatic&lt;br/&gt;Pathophysiology&lt;br/&gt;Clonal disorder of a multipotent stem cell which gives rise to erythrocytic, granulocytic, and megakaryocytic series&lt;br/&gt;Cytogenetic abnormalities demonstrated in  25% of patients&lt;br/&gt;Trisomy 8 most common abnormality&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Clinical Course&lt;br/&gt;No change in life expectancy&lt;br/&gt;Majority of patients have course complicated by thrombosis and hemorrhage.&lt;br/&gt;Arterial thrombus   venous thrombus&lt;br/&gt;Arterial thrombi more common with smoking, hypertension, coronary artery disease, diabetes mellitus&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;What is the evidence supporting treatment for ET?&lt;br/&gt;   Cortelazzo et. al.  New England Journal of Medicine, April 1995&lt;br/&gt;Randomized trial comparing treatment with Hydroxurea to no myelosuppression in 114 Pts with ET at high risk for thrombosis.&lt;br/&gt;Platelet count kept below 600,000 in the treatment group&lt;br/&gt;What defined the High Risk Patient?&lt;br/&gt;Age   60 years (55%)&lt;br/&gt;Previous history of thrombosis (15%)&lt;br/&gt;Both (30%)&lt;br/&gt;Platelet Count  1,500,000(excluded from randomization because of high risk of bleeding/thrombosis) &lt;br/&gt;Methods&lt;br/&gt;56 pts randomly assigned to hydroxyurea group.  Seen every two weeks until plt count  600,000. Starting dose of hydroxyurea 15mg/kg/day.&lt;br/&gt;58 patients were the control patients and were seen every two months&lt;br/&gt;Mean Platelet Counts&lt;br/&gt;Incidence of Thrombosis&lt;br/&gt;Hydroxyurea therapy&lt;br/&gt;Hydroxyurea reduces the incidence of major ischemic episodes from 24% to 3.6% in this high risk patient population&lt;br/&gt;Accepted risk stratification in ET&lt;br/&gt;So Why Worry?&lt;br/&gt;Berk et. al.  New England Journal of Medicine, 1981,  &quot;Increased Incidence of Acute Leukemia in Polycythemia Vera associated with Chlorambucil therapy&quot;&lt;br/&gt;431 patients randomized to phlebotomy alone, clorambucil, and radioactive phosphorus&lt;br/&gt;Results: Berk et. al.&lt;br/&gt;Experience of the PVSG with ET&lt;br/&gt;Study the Clonal Myeloproliferative Diseases for the past 20 years&lt;br/&gt;Polycythemia Vera&lt;br/&gt;Essential Thrombocythemia&lt;br/&gt;Chronic Myeloid Leukemia&lt;br/&gt;Myelofibrosis&lt;br/&gt;Modifications in the Diagnostic Criteria for ET&lt;br/&gt;Used to include stainable iron in marrow&lt;br/&gt;Now a normal or increased ferritin is accepted to r/o Iron Deficiency&lt;br/&gt;Absence of bcr/abl gene rearrangement or Philadelphia chromosome&lt;br/&gt;No cytogenetic or morphologic evidence of MDS.  Absence of 5q- or ringed sideroblasts&lt;br/&gt;Presenting Characteristics of 100 patients with original criteria&lt;br/&gt;PVSG chose only patients with plts  million.  (9 were excluded)&lt;br/&gt;50/91 met all the newly established criteria for ET&lt;br/&gt;41 patients patients did not meet all established criteria.&lt;br/&gt;Three major problems were found in these 41 patients&lt;br/&gt;Major difficulties with 41pts&lt;br/&gt;Iron deficiency not rule out (28 pts)&lt;br/&gt;Polycythemia Vera was not formally excluded (9pts)&lt;br/&gt;Lack of karyotypic analysis to exclude Philadelphia chromosome&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lack of bone marrow karyotype adequate to rule-out PH1&lt;br/&gt;18 patients lacked this analysis&lt;br/&gt;6 of these patients eventually had karyotypic</description></item><item><title>PHAEOCHROMOCTOMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?phaeochromoctoma-443764.html</link><description>Phaeochromocytoma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Comments*Can be a nasty disease with variable course*Familial*Can present in a number of ways*Turning up at least 3 or 4 per annum*Phaeosnot always benign many examples of malignant tumours*Many cases grumbling along for years*Often present difficult diagnostic &amp; management problems.&lt;br/&gt;Follow UpPrognosisTreatmentTumour LocalisationConfirmationClinical DiagnosisIs there a problem?&lt;br/&gt;Problems with Clinical Diagnosis*Comparatively rare disorder*Presentation may be similar to that of common disorders.*Symptoms may be paroxysmal.&lt;br/&gt;Types of Presentation*Hypertension*Headache, Sweating, Palpitations, *Funny turns*Accidental:--Surgery-Child birth-Incidentaloma (4%-10%?)-Requesting wrong tests *Familial&lt;br/&gt;Difficult Clinical Diagnosis?Insidious onset: -*Ross et al. Quart J Med 1989;266:485-496.-39 cases reviewed-Mean time onset of symptoms to positive diagnosis = 4.5 years.*14 patients symptoms   5 years*1 patient symptoms  30 years.&lt;br/&gt;Krakoff, Ann IntMed 1995: Editorial regarding the use of plasma metanephrinesto diagnose phaeochromocytoma*&quot;Detecting phaeo is not like searching for a needle in a haystack&quot;-Simple task use a strong magnet.*&quot;More like searching for a needle in a sewing box. There are so many look alikes that any one single test must have perfect accuracy. *&quot; Without perfection combinations of tests may be needed to shift the odds of detection&quot;&lt;br/&gt;Difficult Diagnosis?High rate of post mortem diagnosis: -*Sutton et al. Mayo ClinProc 1981;56:354-360. -13/54 diagnosed in life*Stenstrum etal. ActaMed Scand 1986;91:220-232.-Swedish National cancer registry 1958-1991-184/439 cases diagnoses madepost mortem.-59/184 (32%)were incidental findings&lt;br/&gt;Incidence of Phaeochromocytoma*Estimate 0.1 to 1.0% of hypertensivepopulation.-Text book standard. Origins unknown.*Mayo Clinic 7.6/million/annum.-could be as high as 11.6*Swedish Cancer registry 2.1/million/annum*Danish Cancer registry 1.9/million/annum.*Scotland 0.96/million/annum&lt;br/&gt;IncidentalomasAngeliet al. Horm Res1997;47:279-283Epidemiological data from National Italian Study Group.*15 years retrospective study of 29 surgical &amp; medical centres.*Masses discovered incidentally on imaging.-Excluded severe or paroxysmal hypertensives, steroid excess, patients with tumours known to metastasise to adrenal*887/1037 cases analysed 316 went to surgery.*32 phaeochromocytomaremoved.&lt;br/&gt;Follow UpPrognosisTreatmentTumour LocalisationConfirmationClinical DiagnosisBiochemistryCatecholaminesUrinePlasmaCatecholamineMetabolitesPlasmaUrine&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;StrategiesFirst line?: -*Plasma catecholamines &amp; metabolites*Urinary VMA, Total Metanephrines*Fractionated metanephrines, urinary free catecholamines (Â± dopamine?)-24 hour vrandom collections? -Number of collections?&lt;br/&gt;Stewart et al. J ClinPath 1993;46:280-282.*Two case reports: -Case 1: -Â&#187;Urinary free cats = NAD Â&#187;NMA &amp; MA = elevatedCase 2: -Â&#187;Urinary free cats = elevatedÂ&#187;NMA &amp; NA = NADRecommend:-*Measure Urine Cats + METS or VMA&lt;br/&gt;Biochemical StrategiesWhich one is the right one?*Disease is rare.*Nosologicalcharacteristics often derived from unusual populations.*Unusual cases often used to determine overall strategy.*Individual champions for strategies in particular clinics.&lt;br/&gt;Smytheet al. Clin Chem1992;38:486-492*Tertiary referral centre*GCMS*2476 patients = 19 phaeos*6/19 exclusively adrenaline secreting*9/19 exclusively noradrenalinesecreting.*Need to measure adrenaline specifically to avoid missing tumours.&lt;br/&gt;Graham et al. Ann Clin Biochem. 1993;30:129-134.20 Cases/ 2476 non -phaeos.Urinary Urinary AnalyteAnalyteSensitivitySensitivitySpecificitySpecificityHMMA  48Âµmol/24hHMMA  48Âµmol/24h79%79%98%98% 35 Âµmol/24h 35 Âµmol/24h100%100%92% (92% (198 False198 False++veve))NoradrenalineNoradrenaline70%70%98%98%AdrenalineAdrenaline50%50%98%98%NA &amp; ANA &amp; A100%100%97%97%NMANMA90%90%98%98%MAMA70%70%90%90%NMA &amp; MANMA &amp; MA100%100%98%98%&lt;br/&gt;Expert SystemsSmythe &amp; Drew, Clin Chem 1997:43:134-140REPCAT: -*8000 records, Urine &amp; Plasma*Includes: -Noradren, Adren, Dopamine, DOPAC, DOPEG, NM</description></item><item><title>MÜŞERREF ZEYTİNOĞLU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?muserref-zeytinoglu-380882.html</link><description>MÜŞERREF ZEYTİNOĞLU&lt;br/&gt;1957 yılında İstanbulda doğmuştur. Mimar Sinan Üniversitesi, Resim bölümünü bitirmiş ve halen Mimar Sinan Üniversitesinde görev yapmaktadır.&lt;br/&gt;Açmış Olduğu Kişisel Sergileri :&lt;br/&gt;-Yonca Modern Sanat Galerisi, İstanbul, 1988.  Akraboff Galeri, Sofya, 1990.&lt;br/&gt;-Cipka 5 Galeri, Sofya, 1991.&lt;br/&gt;-Plastik Sanatlar Derneği, İst., &quot;Kirlenirken&quot;(Reyyan Somuncuoğlu ile), 1995.&lt;br/&gt;Karma Sergileri :&lt;br/&gt;-Akroboff Galeri, Sofya, &quot;Van Goghun 100. cü Ölüm Yılı Sergisi&quot;, 1990.&lt;br/&gt;-Uluslararası Mahares Sanat Festivali, Tunus, 1992.&lt;br/&gt;-Galeri Ujlak, Budapeşte, &quot;Kesişen Coğrafyalar / Carte Colo Poste Ecritale&quot; (Ali Akay ile), 1995.&lt;br/&gt;-Devlet Han, İstanbul, &quot;Küreselleşme / Devlet - Sefalet - Şiddet&quot;, 1995.&lt;br/&gt;-Akkule Kültür merkezi, Magosa, &quot;Azınlık&quot;, 1996, Antreepo 1, İstanbul, &quot;Habitat 2, Çağdaş Sanat Sergisi&quot; / &quot;Öteki&quot;, 1996. &lt;br/&gt;Nesneler kendilerini çok farklı anlamlar, çok farklı ilişkiler, çok farklı algılamalar, çok farklı göndermeler ile dışa vurmaktadırlar. Müşerref Zeytinoğlunun çalışmalarında da bunlar görülür. Katılmış olduğu sergilerde çalışmaları ile bu unsurları gözler önüne sermiştir.&lt;br/&gt;Katılmış Olduğu Sergilerden Örnekler :&lt;br/&gt;&quot;İstanbul&quot;  Adlı Sergi : Serginin İstanbul adını alması, toplumsal yapılar ve ekonomik ilişkilerdeki gelişmeler, günümüzdeki şehirlerin önemini yüzyıllar sonra yeniden güncelleştiriyor. Şehir devletlerinin ekonomik olarak &quot;Merkezi&quot; duruma gelmeleri görülüyor. Ama önceleri ülkeler merkezi durumda idi.&lt;br/&gt;Kalabalıklaşan bir işgücü, merkez ülkelerin iç toplumsal yapılarına yeni bir dinamik getirdiğinden, şehirler yine dünyanın merkezleri konumuna girdiler. Ve Ulus-Devlet sınırlarını tanımayan bir &quot;MERKEZİLİK&quot; ortaya çıktı. &lt;br/&gt;Ulus-Devletlerin içindeki bir takım şehirler yatay geçişli bir merkeziyet zincirini oluşturdular: New York, Paris, Londra, Milano, Prag, İstanbul, Seul, Tokyo vb. bağlantısı yatay geçişli bir merkez. Yine ülke sınırları içinde bulunan diğer bölge ve şehirler çevre konumuna girdiler. Artık doğu-batı, gelişmiş-gelişmemiş ayrımı Ulus-Devletler temelinde değil de şehirler bazında ele alınmaya başlandı. Bu konumda önemli bir yerde bulunmakta olan ve her şeyi ile gelişen olaylar İstanbulu belli bir bölge merkezi haline getirdi.&lt;br/&gt;Sanatçılarda bu durumu görüp, yeni bir ortamda nasıl sanat üretilir sorusunu sordular. Sanatçıların sezgisel yaklaşımı sosyolog ve tarihçileri de aydınlatmaya başladı. Bir tarihçinin arşivcilik görevinden, sosyologun analizine kadar, tüm alanlar sanatın nesnesi haline geldi. İçinde yaşadığı toplum ve ortamı iyice izleyen sanatçılar sıkışmış ve yeninin yeniden ortaya çıkmasını zorlaştıran bu konumda yeni &quot;Özgürlük Alanları&quot; arayışına girdiler.&lt;br/&gt;&quot;İstanbul&quot; adı altında düzenlenen sergi de bu çabalardan bir tanesi. 6 sanatçı eserleriyle durumu ifade edip birbirlerinden bağımsız, ayrışık bir durumda, sergiyi sunmaktadır. İstanbulun tarihi mirasından gelecek konuma dek, olası gelişmeyi zorlayıp, var olan alanları itmeye çalışıp yapı bozuyorlar. İstanbulun çözümü yeni konumunu göstermeyi içeriyor. &lt;br/&gt;Bu sergide  Müşerref Zeytinoğlu  ile bambaşka bir dünyaya giriyoruz.  Adına &quot;ÜÇÜNCÜ DÜNYA&quot; denilen bir bölge şehrinin yaşamakta olduğu yeni dönemi ortaya çıkartıp, gözler önüne seriyor. Kredi kartları, hızlı tüketim plastik maddeleri, meta üzerine kurulu insan ilişkilerinin cisimsizleşmeye başladığını saptıyor. Yoğun olmayan birimler mübadele aracı artık.&lt;br/&gt;Bunların kendilerine has bir malzemesi var: Plastik. Bakıra, altına, kağıda karşı plastiğin değişim malzemesi olması. Ölüme doğru giden bir yol, elektrik enerjisinin bir Frenkeştayn doğurması gibi, insan ilişkilerinde değişim değerinin malzemesini değiştiriyor. Borsa bu bağlamda yeni genç ve dinamik iş adamlarını doğuruyor. Yupielerin kravatı paraya mı esir, yoksa sadece heyecana mı? Ama bir boyun bağı ile ölüme doğru gizil bir güç onları çekiyor. &lt;br/&gt;KÜRESELLEŞME / DEVLET - SEFALET - ŞİDDET,  1995.&lt;br/&gt;Bu serginin kratörlüğünü Ali Akay üstlenmiştir.Dünya ekonomisi &quot;Küresellik içinde girift bir şekilde birleşmiştir. Yeni dünya düzeninde siyasi, ekonomik ve sosyal bunalımlar yükselmiş; işsizlik, enflasyon, evsiz-barksızlık büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu yeni yapılanma üzerine uygulanan analizler; sosyolog, iktisatçı, antropolog vb. gibi sosyal bilimcilerin tekelinden çıkmaktadır. Ve sezgisel yaklaşımlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda da sanatlarını bilimsellikten çok sezgileri üzerine kuran sanatçıların yaklaşımları önem kazanmaktadır. Ve  Küreselleşme / Devlet-Sefalet-Şiddet konulu sergiyi  sanatçıların gözünden</description></item><item><title>GENEL OLARAK BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genel-olarak-biyokimya-350959.html</link><description>GENEL OLARAK BİYOKİMYA &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimya hayat bilimi dallarından biridir.Biyokimyanın görevi,hayat olaylarını kimyasal olarak incelemek ve sebeplerini mümkün olduğunca açıklamaktır.Hücrenin değişik yapılarında biyokimyasal özellikleri bilinmeden tanımlanmasının pek anlamı olmayacaktır.Ayrıca çeşitli organellerin fonksiyonları morfolojik yöntemlerle değil yalnız biyokimyasal yöntemler ile aydınlatılabilir.Kaslarda,sinirlerde uyarıları alan hücrelerdeki temel işlemlerin aydınlatılması için gerekli bilgileri ve biyokimyasal araştırma yöntemlerini uygulamaya koyan fizyoloji ve tıp ilede çok büyük bir ilişkisi vardır.Birçok hastalıklar  veya metabolik bozukluklar, biyokimyasal anormallikler sayesinde anlaşılmıştır ve tüm ilaçlar biyokimyasal olaylara kimyasal maddeler gibi etki etmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     Biyokimyanın kökenlerinden biri kimyadır.Özellikler organik kimya adı verilen doğal bileşikler kimyasıdır.Diğer kökenlerinden biri ise fizyolojidir.Kimyasal olarak yönlendirilen fizyolojiden,fizyolojik kimya gelmiştir.Biyokimya adı daha çok tıp fakültelerince benimsenmiştir.Biyokimyanın diğer bir kökeni ise tıptır.Oluşmalrı yalnız biyokimyasal olarak açıklanabilen ve araştırmaları biyokimyaya büyük bir hız katmış olan metabolik hastalıklar tıp ile biyokimya bilimleri arasında en önemli köprüdür.Ayrıca son yıllarda önem kazana genetik bilimi ise biyokimya biliminin başka bir kökeni durumuna gelmiştir.Moleküler biyoloji terimi temelde biyokimya ile veya biyokimyanın,temel hayat olaylarını moleküler düzeyde açıklamaya çalışan bir dalı ile eş anlamlıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Laboratuar cihazları:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Klinik laboratuarı,hastalığın teşhis ve tedavisinde gereken önemli bulguların saptanmasını sağlıyacak hasta kan,üre ve örneklerinin değerlendirildiği yerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Yapılan testlere göre Klinik biyokimya,hematoloji,mikrobiyoloji gibi çeşitli bölümlere ayrılmaktadır.Bu bölümlerde çeşitli materyallerin testleri yapılarak gerek madde konsantrasyonları,gerekse ekim yapılarak virüs ve bakteriler aranmaktadır.Ve hasta hakkında hayati gene bilgilere yada hastalığı ile ilgili ip uçlarına ulaşılmaktadır.Bunu için laboratuar cihazlarının çok hassas ve doğru işlemesi gerekmektedir.Günlük,aylık ve yıllık bakımları mutlaka yapılamalı,hergün kontrol sıvıları varsa mutlaka okutulmalı ve eğer düzeltilemeyen anormal bir değere rastlanıyorsa mutlaka yetkili servise başvurulması gerekmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kan:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.  Besin maddelerini,sindirim sisteminden vücudun diger kısımlarına taşır&lt;br/&gt;2.Oksijeni,akciğerlerden vücudun bütün hücrelerine taşır.&lt;br/&gt;3.Karbondioksit ve diğer metabolik artıkları hücrelerden boşaltım organlarına taşır.&lt;br/&gt;4.Endokrin bezlerden salgılanan hormonları hedef hücrelere taşır.&lt;br/&gt;5.Vücud ısısını normalde tutmaya yardım eder.&lt;br/&gt;6.Sıvı dengesini normalde tutmaya yardım eder.&lt;br/&gt;7.Hastalıklara neden olan mikroorganizmalara karşı vücudu korur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61558;Kan Plazma ve Onun İçindeki Şekilli Elementlerden Oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kan ,kırmızı kan hücreleri,beyaz kan hücreleri ve trombosit adı verilen kan pulcuklarından oluşur.Plazma adı verilen açık sarı renkli bir sıvının içinde bulunur.70 kg&quot;lık bir erişkin insanda ortalama 5-6 kg kan bulunur.ph&quot;sinın normal değeri 7,35 ile 7,45 arasındadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&amp;#61558;Plazma kanın sıvı kısmıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Kanın şekilli elemanları dışında kalan kısmına plazma denir.Kanın yaklaşık %55&quot;i plazmadır.Plazma;%92 su,%7 protein tuz,oksijen,diğer çözünmüş gazlar,glikoz,lipit ve diğer besin maddeleri,metabolik atıklar ve hormonlardan meydana gelmiştir..Kan dolaşım sisteminin dışına çıktığı zaman pıhtılaşır ve sarı renkli bir sıvı bu pıhtıdan ayrılır.Bu sıvıya &quot;serum&quot; adı verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;Plazma proteinleri 3 gruba ayrılır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Albümin:Kanın osmatik basıncının ayarlanmasından sorumludur.&lt;br/&gt;2)Glabülin:&amp;#61537;,&amp;#61538;,&amp;#61539; olmak üzere 3&quot;e ayrılır.&lt;br/&gt;3)Fibrinojen:Kanın pıhtılaşmasının son kademesinde gerekli olan önemli bir proteindir.</description></item><item><title>RENAL DISEASES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?renal-diseases-356020.html</link><description>RENAL DISEASES&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The Nephron&lt;br/&gt;Consists of the glomerulus and its attached tubules.&lt;br/&gt;The functional unit of the kidney.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Major Renal Syndromes&lt;br/&gt;Acute Nephritic Syndrome&lt;br/&gt;The Nephrotic Syndrome&lt;br/&gt;Rapidly Progressive Glomerulonephritis&lt;br/&gt;Asymptomatic Hematuria or Proteinuria&lt;br/&gt;Major Renal Syndromes (cont) &lt;br/&gt;Acute Renal Failure&lt;br/&gt;Urinary Tract Infection&lt;br/&gt;Nephrolithiasis&lt;br/&gt;Acute Nephritic Syndrome&lt;br/&gt;Sudden onset of hematuria with RBC casts and renal failure (days  - weeks)&lt;br/&gt;RBC casts not listed in the book!! But this is critical!!&lt;br/&gt;Proteinuria (mild to moderate but NOT Nephrotic Range)&lt;br/&gt;Hypertension&lt;br/&gt;Hallmark Disease: Post Streptococcal Glomerulonephritis&lt;br/&gt;What is an RBC cast?&lt;br/&gt;The Nephrotic Syndrome&lt;br/&gt;Proteinuria ( 3.5gm/day)&lt;br/&gt;Hypoalbuminemia&lt;br/&gt;Edema&lt;br/&gt;Hyperlipidema&lt;br/&gt;Lipiduria&lt;br/&gt;Rapidly Progressive Glomerulonephritis&lt;br/&gt;Nephronal hematuria &lt;br/&gt;Renal failure developing over weeks to months&lt;br/&gt;Diffuse glomerular crescent formation.&lt;br/&gt;Asymptomatic Hematuria or Proteinuria&lt;br/&gt;Hematuria with or without RBC casts and/or&lt;br/&gt;Proteinuria usually  2.0gm/day&lt;br/&gt;NO RENAL FAILURE&lt;br/&gt;NO NEPHROTIC SYNDROME&lt;br/&gt;Acute Renal Failure&lt;br/&gt;Oliguria ( 400ml/day)&lt;br/&gt;Rarely anuria&lt;br/&gt;Recent Onset of Azotemia (hours/days)&lt;br/&gt;Chronic Renal Failure&lt;br/&gt;Uremia&lt;br/&gt;Final Common Path of All Chronic Renal Diseases&lt;br/&gt;Urinary Tract Infection &lt;br/&gt;Bacteriuria and Pyuria&lt;br/&gt;Dysuria, Frequency, Urgency&lt;br/&gt;Pyelonephritis or Cystitis&lt;br/&gt;WBC casts = Pyelonephritis&lt;br/&gt;The Book Misses this one!!&lt;br/&gt;Fever&lt;br/&gt;The Book Misses this one!!&lt;br/&gt;Nephrolithiasis&lt;br/&gt;Renal stones&lt;br/&gt;Renal colic - OOOUUUCCCHHH!!&lt;br/&gt;Severe, Crampy Pain in the flank area&lt;br/&gt;Hematuria (Not RBC casts!)&lt;br/&gt;Glomerular Diseases&lt;br/&gt;An important cause of chronic renal failure&lt;br/&gt;Renal Syndromes related to Glomerular Diseases&lt;br/&gt;Acute Nephritic Syndrome&lt;br/&gt;Nephrotic Syndrome&lt;br/&gt;Rapidly Progressive Glomerulonephritis&lt;br/&gt;Asymptomatic Hematuria or Proteinuria&lt;br/&gt;Glomerulus&lt;br/&gt;Endothelial cells&lt;br/&gt;Glomerular basement membrane (GBM)&lt;br/&gt;Podocytes - Visceral Epithelial Cell&lt;br/&gt;Mesangial cells and matrix&lt;br/&gt;Parietal epithelium&lt;br/&gt;Bowman&quot;s Capsule&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Glomerular Function&lt;br/&gt;Glomerular filtration&lt;br/&gt;barrier &lt;br/&gt;charge&lt;br/&gt;Pathogenesis of Glomerular Diseases&lt;br/&gt;Immune mechanisms&lt;br/&gt;Non-immune mechanisms&lt;br/&gt;Immune Mechanisms of Glomerular Disease&lt;br/&gt;Antigen antibody reaction&lt;br/&gt;Antigen - antibody complex deposition&lt;br/&gt;Antibodies reacting in-situ within the glomerulus&lt;br/&gt;Cell mediated immune mechanisms&lt;br/&gt;Circulating Immune Complex Nephritis&lt;br/&gt;Glomerulus is &quot;innocent bystander&quot;&lt;br/&gt;Antigen is either endogenous or exogenous&lt;br/&gt;Antigen - antibody complexes trapped in glomeruli.&lt;br/&gt;Role of complement&lt;br/&gt;Circulating Immune Complex Nephritis: Histologic Manifestations&lt;br/&gt;LM - Cellular proliferation and leukocyte infiltration&lt;br/&gt;EM - Electron dense deposits&lt;br/&gt;IF - Granular deposits&lt;br/&gt;Immune Complex Nephritis In-Situ&lt;br/&gt;Antiglomerular basement membrane disease&lt;br/&gt;Antibodies against fixed antigens in the GBM&lt;br/&gt;LM - crescents&lt;br/&gt;IF - linear deposits&lt;br/&gt;Antiglomerular Basement Membrane Antibodies&lt;br/&gt;Board Hint:&lt;br/&gt;Basement membrane antigen in Good Pasture&quot;s - Alpha 3 chain of collagen type 4&lt;br/&gt;Heymann&quot;s Nephritis - Membranous GN&lt;br/&gt;Antigen - Megalin associated with receptor associated protein&lt;br/&gt;Discontinuous distribution&lt;br/&gt;Granular IF&lt;br/&gt;Immune Complex Nephritis - &quot;Planted&quot; Non-glomerular Antigens&lt;br/&gt;Including: Cationic molecules; DNA; Bacterial products; etc..&lt;br/&gt;IF - granular pattern</description></item><item><title>GENOMİK DNA İZOLASYONU VE SAFLAŞTIRILMASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genomik-dna-izolasyonu-ve-saflastirilmasi-440125.html</link><description>GENOMİK DNA İZOLASYONU VE SAFLAŞTIRILMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA molekülü, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;çift zincirli, heliks şeklinde kıvrılmış bir moleküldür. &lt;br/&gt;zinciri deoksiriboz şekeri, azotlu bazlar ve fosfat molekülleri &lt;br/&gt;meydana getirir. &lt;br/&gt;kendisini oluşturan nükleotidlerin sayısına bağlı olarak değişen &lt;br/&gt;uzun iplik şeklinde bir yapı gösterir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA izolasyonu moleküler biyolojinin en temel tekniklerinden birisidir. Yüksek molekül ağırlıklı DNA izolasyonu;&lt;br/&gt;DNA parmak izi analizi, &lt;br/&gt;DNA-protein etkileşiminin incelenmesi, &lt;br/&gt;RFLP ( Restriction Fragment Lenght Polymorphism), &lt;br/&gt;genomik kütüphane hazırlanması ve &lt;br/&gt;araştırma laboratuvarları ve endüstride PCR analizlerindeki artış ile çok önemli hale gelmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA izolasyonu aynı zamanda;&lt;br/&gt;kompleks bir DNA populasyonu içindeki spesifik DNA dizilerinin çalışılmasında, &lt;br/&gt;gen expresyonu ve &lt;br/&gt;genom yapısının analizinde de ilk basamaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DNA&quot;nın kalitesi ve miktarı yukarıda bahsedilen analizlerin sonucunu direk olarak etkileyeceğinden bu işlem büyük öneme sahiptir.</description></item><item><title>KOLLAGEN VE POLİMER BAZLI BİYOMATERYAL ELDESİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kollagen-ve-polimer-bazli-biyomateryal-eldesi-ve-degerlendirilmesi-uzerine-bir-arastirma-394905.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Bu araştırmada; derinin fibriler proteinlerinden olan kollagenin sentetik polimer ile farklı oranlarda karışımları hazırlanmış, bu karışımlar film formunda şekillendirilmiş ve elde edilen kompozit filmin biyomateryal olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, deriden enzimatik yöntemlerle elde edilmiş, IS0 11014-1 standardına sahip, toz formda cilt ve mukoza uyumlu, ticari kollagen hidrolizat ile medikal saflıkta, termoplastik poliüretan esaslı ticari polimer ürün kullanılmıştır. En uygun film, 0,5 g kollagen/1,0 g polimer ve 1,0 g kollagen/1,0 g polimer oranlarından elde edilmiştir. Buna göre elde edilen kompozit ürünlere bazı fiziksel test ve kimyasal analizler uygulananarak özellikleri incelenmiştir. Daha sonra kompozit yüzeylerin, deri defektlerinde yara örtü materyali olarak kullanım olanakları araştırılmış ve deney hayvanları ile invivo uygulamalar yapılarak, biyouyumluluğu değerlendirilmiştir. İn vivo uygulamalarda, elde edilen kompozit yüzeylerin yara iyileşme hızını destekleyici etki gösterdiği tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anahtar sözcükler: Kollagen, kompozit yüzey, kollagen-polimer yüzeyler, biyomateryal.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;A RESEARCH ON PRODUCTİON AND UTIUSATION OF COLLAGEN AND POLYMER BASED BIOMATERIAL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;In this research, various proportions of synthetic polymers and collagen which is one of the fibrillar proteins of the hide, were prepared. These proportions were shaped in film form and the possibility of using this composite film as biomaterial was investigated. The collagen hydrolisate is compatible with skin and mucosa, in powder form and has the ISO 11014-1 standard. By this aim, the collagen hydrolisate obtained from hide by enzymatic methods and a polymer which is medically pure and based on thermoplastic polyurethane were used. The most suitable film was prepared by 0.5 g collagen /1.0 g polymer and 1.0 g collagen / 1.0 g polymer. According to this, the physical test and chemical analysises were applied obtained composite films. Then the us</description></item><item><title>STANDARDISATION OF IMMUNOASSA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?standardisation-of-immunoassa-443753.html</link><description>Standardisation of Immunoassay&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Introduction&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;It is no coincidence that this should be the first lecture of the new MSc course given the importance and relevance of the topic of Standardisation. &lt;br/&gt;This topic will be with you for the rest of your working lives, in one way or another.&lt;br/&gt;This topic could fill 10 sessions and still would not be complete. &lt;br/&gt;The good news is that this is only a broad overview. &lt;br/&gt;The even better news is that this topic will be covered in depth as part of the Focus 2004 Scientific Programme as part of the UK NEQAS/ ACB collaboration.&lt;br/&gt;What&quot;s got a hazelnut in every bite?</description></item><item><title>OVERVIEW OF THE NEWER RHEUMATOID ARTHRITIS THERAPIES</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?overview-of-the-newer-rheumatoid-arthritis-therapies-356064.html</link><description>Overview of the Newer Rheumatoid Arthritis Therapies&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cyclooxygenase inhibition&lt;br/&gt;COX-2-Specific Inhibitor: Celecoxib&lt;br/&gt;12-week, double-blind, randomized trial; 1103 patients with RA in a flare state&lt;br/&gt;Celecoxib (100, 200, or 400 mg bid) vs naproxen (500 mg bid) vs placebo&lt;br/&gt;Efficacy of celecoxib generally comparable to naproxen&lt;br/&gt;Efficacy of all doses of celecoxib similar and superior to placebo on ACR 20, HAQ Disability Index&lt;br/&gt;Safety of celecoxib comparable to placebo&lt;br/&gt;COX-2-specific at therapeutic doses&lt;br/&gt;Incidence of Endoscopic Gastroduodenal Ulcers After Celecoxib Treatment&lt;br/&gt;COX-2-Specific Inhibitor:  Rofecoxib&lt;br/&gt;52-week double-blind, randomized trial vs diclofenac; 693 patients with osteoarthritis (OA) of knee or hip&lt;br/&gt;6-week double-blind, randomized trial vs ibuprofen; 809 patients with clinical and radiographic knee or hip OA&lt;br/&gt;Efficacy of rofecoxib once daily comparable to that of diclofenac or ibuprofen three times daily&lt;br/&gt;Safety of rofecoxib comparable to that of placebo&lt;br/&gt;COX-2-specific at therapeutic doses&lt;br/&gt;Rofecoxib vs Ibuprofen and Placebo: Endoscopy Studies&lt;br/&gt;COX-2-Selective Inhibitor: Meloxicam&lt;br/&gt;6-month, double-blind, randomized trial; 379 patients with active RA&lt;br/&gt;Meloxicam (7.5 mg/d) vs naproxen (750 mg/d) vs placebo&lt;br/&gt;Efficacy of meloxicam comparable to naproxen on most measures&lt;br/&gt;In other studies, efficacy of meloxicam greater for some parameters at a higher dose (15 mg/d)&lt;br/&gt;GI effects less common with meloxicam at 7.5-mg/d dose&lt;br/&gt;Advantages of DMARDs&lt;br/&gt;Reduce signs and symptoms of RA&lt;br/&gt;Reduce functional disability&lt;br/&gt;Retard radiographic progression&lt;br/&gt;Indications for the Newer DMARDs in the Treatment of RA&lt;br/&gt;Leflunomide&lt;br/&gt;Active RA in adults&lt;br/&gt;To reduce signs and symptoms&lt;br/&gt;To retard structural damage evidenced by x-ray erosions and joint space narrowing&lt;br/&gt;Etanercept&lt;br/&gt;Moderate/severe RA in adults&lt;br/&gt;Moderate/severe polyarticular-course juvenile RA&lt;br/&gt;To reduce signs and symptoms after inadequate response to other DMARD(s)&lt;br/&gt;Infliximab&lt;br/&gt;For use with methotrexate after inadequate response to methotrexate alone&lt;br/&gt;Efficacy of Leflunomide vs Placebo and Sulfasalazine at 24 Months in a Multinational Trial&lt;br/&gt;Radiographic Disease Progression at 24 Months With Leflunomide and Sulfasalazine&lt;br/&gt;Efficacy of Leflunomide vs Methotrexate at 24 Months: Year-2 Cohort of North American Trial&lt;br/&gt;Change From Baseline in MHAQ:Year-2 Cohort of North American Trial&lt;br/&gt;Response to Leflunomide or Methotrexate After Inadequate Response to the Other Agent&lt;br/&gt;                                            Patients Responding (%)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MTX&amp;#61614; LEF LEF&amp;#61614; MTX PL&amp;#61614; LEF &lt;br/&gt;(n=34) (n=24) (n=56)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ACR 2036%50%53%&lt;br/&gt;ACR 5021%17%28%&lt;br/&gt;ACR 70 6% 4%15%&lt;br/&gt;Efficacy of Leflunomide vs Methotrexate: Results of a 2-Year Multinational Trial&lt;br/&gt;Radiographic Disease Progression: Results of Three Trials&lt;br/&gt;HRQOL Changes With Leflunomide and Methotrexate: Year-2 Cohort in North American Trial&lt;br/&gt;HRQOL Changes With Leflunomide and Methotrexate: Year-2 Cohort in North American Trial (cont&quot;d)&lt;br/&gt;HRQOL Changes With Leflunomide and Methotrexate: Year-2 Cohort in North American Trial (cont&quot;d)&lt;br/&gt;Pharmacokinetics of Leflunomide in Combination With Methotrexate&lt;br/&gt;30 RA patients with disease activity despite at least 6 months of methotrexate therapy&lt;br/&gt;No significant changes in the pharmacokinetics of methotrexate or the active metabolite of leflunomide over the course of the study&lt;br/&gt;With different modes of action (inhibition of pyrimidine production vs inhibition of polyamine synthesis and promotion of adenosine release), leflunomide and methotrexate appear to be synergistic in limiting RA inflammation</description></item><item><title>DENİZ SUYU ARITMA TESİSLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?deniz-suyu-aritma-tesisleri-344171.html</link><description>Deniz Suyu Arıtma Tesisleri : &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Deniz suyunun ve deniz suyuna nazaran tuzluluk oranı düşük olmasına rağmen, içme ve kullanma suyu olarak istifade edilemeyen yeraltı sularının, tuzdan arındırılmasına yönelik teknoloji Ortadoğuda petrol zengini ülkelerce geniş ölçüde kullanılmaktadır. Dünyadaki tuz arıtma tesislerinin toplam kapasitesi, 1992 yılı verilerine göre, günde 15.6 milyon m3 (yılda 5.7 milyar m3) olup, bu kapasitenin %24.4ü Suudi-Arabistanda, %10.6sı Birleşik Arab Emirliklerinde, %9.1i Kuveytte, %15.2si Amerika Birleşik Devletlerinde, %4.1i Japonyada geriye kalan %36.6sı ise çeşitli ülkelere dağılmış bulunmaktadır (Worldwide Desalination Research and Technology Survey, 1994). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüksek enerji tüketimi nedeniyle tuzlu su arıtma tesisleri, belirtilen petrol zengini Ortadoğu ülkeleri dışında büyük kapasitelerde kullanılmamaktadır. Örneğin, zengin ve yüksek teknolojiye sahip bir ülke olan İsrailde bile 23 bölgeye dağılmış 33 ünite ile yılda ancak 4 milyon m3 su arıtılabilmektedir. Bu miktar, İsrailin su kullanımının binde ikisine tekabül etmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrail ve Mısırda; Akdeniz kıyısında, Ürdünde ise Akabe Körfezinde nükleer enerji ile çalışan arıtma tesisleri kurulması yönünde, 1967 Savaşından sonra başarısızlıkla sonuçlanan girişimlerde bulunulmuştur. Belirtilen tesislerin toplam arıtma kapasitesi yaklaşık 1 milyar 400 milyon m3 olarak öngörülmüş ve Gazze Şeridinde de bir tesis kurulması bilahare bu plana ilave edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri eski Başkanlarından Eisenhowerin 1960lı yılların ikinci yarısında aktif olarak rol aldığı çabanın hedefi, yeni enerji ve su kaynaklarının sağladığı imkanlarla bölgede ilave sahaların tarımsal kullanıma açılması ve bir milyon Filistinli mültecinin bu sahalara yerleştirilmesiydi. Maliyeti 1967 fiyatları ile 1 milyar dolar olarak tahmin edilen projenin, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonunca denetlenmesi ve uluslararası özel bir ortaklık eliyle gerçeklettirilmesi düşünülmüştür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arap, İsrail ve Amerikalı uzmanlardan oluşan teknik bir komite, 1968 yılından başlayarak 1973 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak gerek ekonomik, gerekse bölgeye nükleer teknolojinin getirilmesinin doğuracağı mahsurlara dayanan politik karar sonucunda, projenin uygulanmasından vazgeçilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ortadoğuda deniz ve nispeten düşük tuz oranlarını içeren yeraltı sularını (acı su) arıtmanın maliyetleri (Tablo 13)de verilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ORTADOĞU ÜLKELERİNDE SU ARITMA MALİYETİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaynak: U.S. Army Corps of Engineers, Water in the Sand: A Survey of Middle East Water Issues, (1991) &lt;br/&gt;1 Multi Stage Flash System (Çok Kademeli Açık Sistem) &lt;br/&gt;2 Reverse Osmosis (Ters Ozmoz) &lt;br/&gt;Suyun arıtılma maliyeti üzerinde etkili olan faktörlerden birisi de deniz suyunun tuzluluğudur. Örneğin Kızıldenizin tuzluluğu, Basra körfezinin tuzluluğunden çok daha fazladır. Kızıldeniz suyunun arıtılması, sadece bu faktör göz önüne alındığında, daha pahalı olmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüksek maliyeti nedeniyle, deniz suyundan arıtılan suyun, tarımsal maksatlar için yaygın bir şekilde kullanılması, bugünkü koşullarda mümkün görülmemektedir. Ancak maliyeti düşürecek ucuz teknolojilerin geliştirilmesi yönünde, yoğun bir çaba harcanmaktadır.&lt;br/&gt;Tuz arıtma tesisleri ile deniz veya yeraltı sularının arıtılmasında çok fazla enerjiye ihtiyaç duyulması, petrol zengini Arab ülkelerinin dışında kalan Ortadoğu ülkelerini, arıtma teknolojisinin kullanılmasında enerji sorununun nasıl çözüleceği hususunda yeni arayışlara yöneltmiştir. Bölgede nükleer enerji santralları tesis edilmesine ilişkin girişimler, daha önce belirtildiği gibi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Muhtemelen 21. yüzyılda ele alınacak ve Akdenizle Ölüdenizi (Lut Gölü) birbirine bağlayacak olan proje ile, dünyanın en çukur noktasını teşkil eden bölge ve Akdeniz arasındaki 395 metre yükseklik farkından faydalanarak, enerji üretilmesi ve elde edilecek enerjinin tuz arıtma tesislerinin ve sanayinin ihtiyacının karşılanmasında kullanılması amaçlanmaktadır. Proje üzerindeki çalışmalar 1980li yılların başından itib</description></item><item><title>KOLESTEATOMA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kolesteatoma-438259.html</link><description>KOLESTEATOMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Kolesteatoma; orta kulak boşluklarında gelişen deridir. Kolesteatoma kulak dışında da gelişebilmesine rağmen en sık kulak boşluklarında görüldüğü için bu tanım genel kabul görmüştür. Kolesteatoma deyimi Alman biokimyacı  j. Muller&quot;e aittir(1838). Muller, kronik otitli hastalarda karşılaşılan kitleyi kendi uzmanlık alanına uygun olarak incelemiş, safra ve yağ asitleri tespit etmiş.Bu bulgudan yola çıkarak (chole=safra,stearin=yağ, oma=tümör) kolesteatom deyimini kullanmıştır.Bu terimin yanlış çağrışımlar uyandırdığı herkes tarafından bilinmesine rağmen ortak isim olarak kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;            Kolesteatomanın histopatolojik incelenmesinde derinin bütün tabakalarına sahip olduğu görülür.Ancak bu katların kalınlıkları normal deriden farklıdır.Katları normal deriye göre incedir, papillaları ve uzantıları yoktur. Birbirinden farklı dört tabakası vardır.                                         I)Stratum germinatum  II) Stratum spinozum  III)Stratum granulozum  IV) Stratum korneum.&lt;br/&gt;Germinatif tabaka küçük prizmatik hücrelerden yapılmıştır.Epitelyal hücreler yenilendikçe bu tabakada mitozlar gözlenir.Kısacası bu tabaka kolesteatomanın doğurucu tabakasıdır.Stratum spinosum ise birkaç sıradan oluşan çok kenarlı hücrelerden oluşur.Bu tabakadaki hücreler nokta şeklinde birbirleri ile birleşirler. Stratum granulozum ise yüzeye paralel uzanan tek bir sıradan oluşur. Stratum korneumda ise birkaç kat yapan, kerato-hyalin granüller içeren,asidofilik, dejeneratif hücrelerdir.Kolesteatomanın soğan katları şeklinde keratin tabakalarının kaynağı bu tabakadır.Stratum germinatum, mukopolisakkarit ve mukoproteinden zengin ince bir tabakanın üzerinde durur.Kolesteatomada kemik ile temasta olan yapı budur. Konnektif doku yada koryon olarak isimlendirilen bu tabaka ile stratum germinatum birlikte Matriks olarak adlandırılır.Yapılan elektromikroskobik çalışmalarda kolesteatoma içinde Langerhans ve Merkel hücreleri tanımlanmıştır. Langerhans hücreleri stratum spinosum tabakasında bulunur.Merkel hücreleri stratum germinatum tabakasında bulunur ve daha küçüktür.Bu hücrelerin orta kulak mukozasında bulunmaması,buna karşılık dış kulak yolu epitelinde bulunması migrasyon teorisinin desteklenmesinde kanıt olarak ileri sürülmüştür.&lt;br/&gt;            Kolesteatomanın patogenezinde birçok değişik teori mevcuttur. Akkiz kolesteatomanın oluşumunda belli başlı üç teori mevcuttur.&lt;br/&gt;İmplantasyon  Teorisi:Özellikle cerrahi müdahaleler sırasında dış kulak yolu epitelinin  ortakulak boşluğuna, timpan zara yada dış kulak yolu derisinin altına kaçması ile oluşan iatrojenik kolesteatomaların patogenezini açıklar.İatrojenik kelimesi her ne kadar hekim hatası ile oluşan anlamına gelsede aynı zamanda travma veya yabancı cisimlerle de meydana gelebilir.Ayrıca ventilasyon tüpü tatbiki ,timpanoplasti ameliyatları yada parasentez sırasında epitel parçacıkları oluşturulan perforasyondan içeri implante olabilir.&lt;br/&gt;Metaplazi Teorisi:Kronik ve rekürrens  kulak enfeksiyonları sonucu orta kulak mukozasının desquame ve keratinize squamöz epitele dönüşmesi tezine dayanır.Bu teorinin ana dayanak noktası paranazal ve bronş mukozasının  uzun süreli kronik enfeksiyonlar ve iritasyon sonucu squamöz epitele dönüşmesidir.Bu teoriyi 1873 yılında ileri süren Wedent&quot;den buyana bir çok postmortem ve deneysel çalışmalar yapılmıştır.Bu çalışmalarda  metaplazinin epidermoid düzeyde kaldığı görülmüş.Oysa kolesteatomada epidermoid değil, Langerhans ve Mercel hücrelerini içeren, desmozomları olan epitelyal bir yapıdır.Bu nedenlerden dolayı bu teori fazla taraftar bulamamıştır.&lt;br/&gt;Epitelyal İnvazyon Teorisi:Bir epitele komşu mukozada herhangi bir nedenle tahribat olursa ,bu hasarlanan yeri epitel göç ederek örter.Bu göç mukozaya rastlayıncaya kadar sürer.Mukoza varlığı ile migrasyon durur.Buna kontakt inhibisyon denir.Kolesteatomada kontakt inhibisyonun ortadan kalkması nedeniyle dış kulak yolu epiteli, attik yada marjinal perforasyondan orta kulağa ulaşır. Bu teori sekonder akkiz koleste</description></item><item><title>KIZAMIKÇIK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kizamikcik-395589.html</link><description>Kızamıkçık&lt;br/&gt;Spesifik bir virüsle meydana gelen, kızamıktan daha uzun kuluçka devrine sahip Thedore arazı ile karakterize edilen, gebeler için ciddi komplikasyonlara neden olan hafif enfeksiyöz bir hastalıktır.&lt;br/&gt;Epidemiyolojisi: Hastalık bütün dünyada endemik odaklar halinde sürekli bulunmaktadır. Irk, cins, yaş farkı gözetmeksizin, daha çok ilkbahar ve kışın daha fazla görülür. Bu mevsimde epidemilere rastlanabilir. En çok 2-10 yaş grupları arasında görülür. Solunum yolundan girer ve trekea ve bronş epitellerine yerleşir.&lt;br/&gt;Kuluçka devri:14-24 gün arasında değişmekle birlikte ortalama 17-18 gündür.&lt;br/&gt;Hastalık Belirtisi: Hafif prodromal belirtilerle başlar. Hafif ateş, kırgınlık, baş ağrısı, nezle ve konjuktivit görülür. Bu belirtiler 3 gün devam eder. Üçüncü günde döküntüler çıkmaya başlar. Döküntüler makul özellikte ve solukturlar. Baş ve yüzden başlayarak tüm vücuda yayılırlar. Sonra boyun lenf bezlerinin şişmesi bazı olgularda ense sertliğine rastlanır. Döküntüler 3-4 gün sonra solar. Hafif kepeklenme ve kaşıntı ile kaybolurlar. Hastalarda lökopeni vardır. &lt;br/&gt;Komplikasyonları: gebe bir kazın kızamıkçığa yakalanırsa, doğacak çocuk kurt ağzı, tavşan dudak, mikrosefali, beyin yokluğu ve katarakt olabilir. &lt;br/&gt;Tanı: Thedore belirtisi. Kanda lenfosit ve monisitlerin artması TURK hücresi dediğimiz A tipi lenfositlerin kanda görülmesi ile kesin tanı konur.&lt;br/&gt;Tedavi: Özel bir tedavisi yoktur. Yatak istirahati, kızamıkta olduğu gibi beslenme, kısa süreli ayırma, antibiyotikler, analjezikler, vitaminler verilir. Septoma göre tedavi yapılır.&lt;br/&gt;Korunma: Bir hafta kadar ayırma yapılır. Hastalık gebeler için tehlikeli olduğundan bu hastalığı geçirmemiş gebe kadınlara hastalığı geçirmişlerin kanından elde edilen serum ve gamma globülin yapılır. Ayrıca gebe kadınlara özellikle gebeliğin ilk üç ayında hastalığın çok tehlikeli olduğu eğitimi yapılmalıdır. Sağlık eğitimine ağırlık verilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kızamıkla kızamıkcık arasındaki ayırıcı özellikler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KızamıkKızamıkcık&lt;br/&gt;1. Döküntüler sık v</description></item><item><title>ACETAMINOPHEN INTOXICATION</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?acetaminophen-intoxication-355764.html</link><description>Acetaminophen Intoxication&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acetaminophen has been approved for OTC use since 1960&lt;br/&gt;Although the drug is remarkably safe, toxicity can occur even with therapeutic doses.&lt;br/&gt;Alcoholics are particularly susceptible to hepatotoxicity&lt;br/&gt;Therapeutic dose of acetaminophen  is 10-15 mg/kg/dose in children and 325-1000 mg/dose every 4-6 hours in adults, with a maximum of 4g/day. &lt;br/&gt;Biochemical Basis of Acetaminophen Toxicity&lt;br/&gt;At therapeutic doses, 90% of APAP is metabolized in the liver to sulfate and glucuronide conjugates that are then excreted in the urine &lt;br/&gt;The remaining 10% is metabolized via the cytochrome CYP2E1 (P450 2E1)  to a toxic, reactive, N-acetylimidoquinone (NAPQI)  &lt;br/&gt;NAPQI binds covalently with hepatocyte macromolecules, producing hepatic cell lysis &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biochemical Basis of APAP Toxicity&lt;br/&gt;With normal doses, NAPQI is rapidly conjugated with hepatic glutathione, forming a nontoxic compound which is excreted in the urine. &lt;br/&gt;With toxic doses, however, the sulfate and glucuronide pathways become saturated, resulting in an increased fraction of acetaminophen being metabolized by CYP2E1. &lt;br/&gt;NAPQI begins to accumulate once glutathione stores are depleted by about 70%&lt;br/&gt;Biochemical Basis of Acetaminophen Toxicity&lt;br/&gt;Liver damage due to excess NAPQI can occur in four circumstances&lt;br/&gt;    Excessive intake of acetaminophen &lt;br/&gt;    Excessive CYP2E1 activity due to induction by   other drugs or chronic alcohol use&lt;br/&gt;    Competition for conjugation enzymes&lt;br/&gt;    Depletion of glutathione stores due to        malnutrition or chronic alcohol ingestion&lt;br/&gt;Factors influencing toxicity &lt;br/&gt;Chronic alcoholics are at increased risk of developing severe hepatic disease even at therapeutic doses&lt;br/&gt;In contrast, acute alcohol ingestion is not a risk factor for hepatotoxicity and may even be protective by competing  for CYP2E1&lt;br/&gt;Alcohol acts at least in part by induction of CYP2E1, which results in enhanced generation of NAPQI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Acetaminophen hepatotoxicity with regular intake of alcohol: analysis of instances of therapeutic misadventure   &lt;br/&gt;The  report describes 67 patients who developed hepatic injury after ingestion of APAP with therapeutic intent. &lt;br/&gt;All were regular users of alcohol &lt;br/&gt;Doses of APAP were in the nontoxic range ( 6 g/d) in 60% of the group, within the recommended range ( 4 g/d) in 40%, and at 4.1 to 6 g/d in 20%&lt;br/&gt;Factors influencing toxicity&lt;br/&gt;Other drugs which induce CYP2E1 enzymes include Phenobarbital and antituberculosis drugs such as isoniazid and rifampin&lt;br/&gt;Drugs such as TMP-Sulfa and AZT potentiate acetaminophen hepatotoxicity by competing for glucuronidation pathways resulting in increased CYP2E1-dependent metabolism of acetaminophen &lt;br/&gt;Factors influencing toxicity&lt;br/&gt;Malnutrition may predispose  to APAP toxicity by a reduction in glutathione stores &lt;br/&gt;There is a genetic predisposition to toxicity because polymorphisms exist in the cytochrome isoenzymes that contribute to diminished or excessive oxidative metabolism of acetaminophen &lt;br/&gt; Impaired glucuronidation secondary to Gilberts syndrome also appears to enhance toxicity&lt;br/&gt;CLINICAL MANIFESTATIONS &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2 to 12 hours after ingestion, nausea, vomiting, diaphoresis, pallor, lethargy and malaise are seen &lt;br/&gt;This is followed by temporary symptomatic improvement at 24 to 48 hours &lt;br/&gt;Signs of liver involvement begin at this time, including right upper quadrant pain and hepatomegaly, elevations in the plasma levels of hepatic enzymes, and prolongation of the prothrombin time &lt;br/&gt;Signs of severe hepatic damage become apparent 72 to 96 hours after ingestion&lt;br/&gt;CLINICAL MANIFESTATIONS &lt;br/&gt;Systemic symptoms of the first stage reappear in conjunction with confusion, marked elevation in hepatic enzymes, hyperammonemia, and a bleeding diathesis &lt;br/&gt;Signs of severe hepatotoxicity include plasma AST levels that often 10,000 IU/L, prolongation of the PT, hypoglycemia, lactic acidosis, and a plasma bilirubin concentration above 4.0 mg/dL &lt;br/&gt;Acute renal failure may also be seen at this time, due primarily to ATN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CLINICAL MANIFESTATIONS &lt;br/&gt;Clinical recovery typical</description></item><item><title>RADYASYONUN CANLI ORGANİZMALAR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?radyasyonun-canli-organizmalar-395731.html</link><description>BİRİNCİ  BÖLÜM&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;İnsanlar  hayatı boyunca  güneşten  gelen kozmik  ışınlar  ile; ısı ve  ışık  enerjisinden  kaynaklanan  ve radyasyonlar ve toprakta ve havada bulunan doğal radyoaktif maddelerden yayımlanan radyasyonların etkisi altında kalırlar. Bu gurupta &quot;iyonlaştırma etkisi&quot; olan radyasyonlara kısaca doğal radyasyonlar diyoruz. Bunlara ilaveten. Bir de röntgen cihazlarının ürettiği X-ışınları ile I - 31 gibi yapay radyoaktif maddelerin günlük hayatımızda kullanılmalarıyla oluşan radyasyonlar vardır. Bunlara da yapay radyasyonlar diyoruz. İyonlaştırıcı radyasyonlar etkileştikleri maddenin atomlarını iyonlaştırırlar. Bunlar doğal ya da yapay olabilirler. Yapay iyonlaştırıcı radyasyonlara örnek olarak röntgen cihazı gibi cihazlarla üretilenler ile yapay radyoaktif maddeler tarafından yayımlananlar verilebilir.&lt;br/&gt;İyonlaştırıcı radyasyon insanların daima ilgisini çekmiştir. Çünkü, meydana getirdikleri iyonizasyon yaşayan organizmalar üzerinde çok önemli hasarlar meydana getirdiği gibi, tıpta da hastalıkların tedavisinde çok sıklıkla kullanılmaktadırlar. Ayrıca endüstride tarımda ve ilmi araştırmalarda yaygın şekilde kullanılarak insanlığa hizmet vermektedirler.&lt;br/&gt;Günümüzde &quot;ekonomik yeterlik&quot; bir ülke için bağısızlığın temel ilkelerinden biridir. Ekonomik yeterliğin sağlanması o ülkenin gereksinimini sağlayacak enerjiye sahip olmasına da bağlıdır. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede kurulmuş olan 442 adet nükleer santral, o ülkelerin enerji gereksinimlerini büyük ölçüde çözmüştür [6].&lt;br/&gt;Nükleer santrallerle ilgili olarak üzerinde en çok konuşulan ve endişe duyulan konulardan birisi; muhtemel bir kaza neticesinde radyasyonun çevreye verebileceği büyük  tahriptir. Oysa günümüzde kullanılan ileri teknoloji ile kulmuş santraller herhangi bir risk durumunda otomatik olarak devreye giren güvenlik sistemleri ile bu sorunu çözmüş durumdadırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İKİNCİ  BÖLÜM&lt;br/&gt;2. RADYASYON HAKKINDA  GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;2.1. RADYASYON NEDİR?&lt;br/&gt;Radyasyon, yani &quot;ışınım&quot;,</description></item><item><title>ANTİJENİK ÖZELLİKLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?antijenik-ozellikler-396045.html</link><description>Antijenik Özellikler:&lt;br/&gt;Antijenik özellik gösteren 4 temel yapı vardır. Bunlar; O, H, K ve pilus yada fimbrial antijenlerdir. &lt;br/&gt;-O antijeni: Bakteri duvarı ile ilgilidir. Somatik antijen de denir. Alkol ve ısıya dayanıklıdır, formole ise duyarlıdır. 150&quot;den fazla varyasyon gösterir ve bazen bir bakteride birden fazla O antijeni bulunabilir. Oluşan antikorlar IgM yapısındadır. Bu gruptaki bakterilerin O antijenleri arasında çapraz reaksiyonlar olabilir. Lipopolisakkarit yapısındadır. 3 antijenik yapıdan oluşur:&lt;br/&gt;1.Lipid A: En dışta bulunur ve tüm gram (-) bakterilerde vardır. Endotoksinin biyolojik özelliklerini veren kısımdır.&lt;br/&gt;2.KDO (ketodeoksioktonik asit): Kor oligasakkaridi ile lipid A&quot;yı iç kısma bağlar.&lt;br/&gt;3.Tekrarlayan polisakkarit üniteleri: Tipe özgül O antijenik özelliğini veren kısımdır. Kor oligosakkaridleri N-asetil muramik asit ve Nasetil glikoz aminden oluşan koruyucu tabaka şeklindedir. &lt;br/&gt;- H antijeni: Kirpik antijenidir ve flagele yerleşmiştir. Alkol ve ısıya duyarlı, formole dirençlidir. 50&quot;den fazla türü vardır. Buna karşı organizmada oluşan antikorlar IgG yapısındadır. Flagellin adı verilen proteinden oluşur. Bakteriler H antijeni kaybedip, uygun ortamlarda tekrar oluşturulabilirler. Özellikle üriner sistem enfeksiyonlarında önemlidir. &lt;br/&gt;- K antijeni: Kapsüler antijendir. Kapsüllü bakterilerde bulunur. Klebsiella, E.coli ve diğer bazı enterik bakteriler bu antijeni içerirler. 100 kadar tipi vardır. Polisakkarit yapısında, ısıya dayanıklı ve bakteri yüzeyinde yer alan bir antijendir. 100-120&amp;#61616;C&quot;de 1-2 saatte kaybolurlar. K antijeni bakterinin virülansını sağlar. Alternatif kompleman yolunu inhibe ederek, bakterisidal etkiyi ve opsonizasyonu önler. Böylece, bakterinin oluşturacağı enfeksiyona karşı organizmada yeterince yanıt oluşamaz. Bu, özellikle yenidoğanda çok önemlidir. Bazı K antijeni olmayan bakterilerde, benzer antijenik yapılar bulunur. &lt;br/&gt;-Vi antijeni, Salmonella ve Citrobacter&quot;de, M antijeni ise Salmonella ve E.coli&quot;de bulunur. Vi antijeni s</description></item><item><title>CIVA KİRLİLİĞİNİN ÇEVRE VE SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?civa-kirliliginin-cevre-ve-saglik-uzerine-etkileri-457343.html</link><description>Cıva ve Bileşikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cıva elementi oda sıcaklığında sıvı halde bulunan bir ağır metaldir. Rengi gümüş beyazıdır. Oda sıcaklığında buharlaşma özelliğine sahiptir. Suda çözünmez, suya oranla 13.55 kat daha ağır, havaya oranla yedi kat daha yoğundur. Cıva doğada nadir olarak bulunan elementlerden birisidir. Doğada bulunan cıva maden cevheri ise Cinnabar, HgS, dır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cıvanın Hg+1 ve Hg+2 halinde çeşitli bileşikleri vardır. Başlıca cıva bileşikleri, Hg2Cl2, HgCl2, HgSO4, (CH3)2Hg, Hg(NO3)2*2H2O, HgO, HgS, Hg(CN)2, Hg(SCN)2 dır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cıva sülfür ısıtıldığı zaman cıva okside dönüşür. Cıva oksit, 500 oC&quot;nin üzerinde ısıtıldığı zaman elementel cıvaya dönüşür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dimetil cıva, (CH3)2Hg ve mono metil cıva, CH3Hg+ diğer cıva bileşiklerine göre çok daha zehirli ve zararlıdır. Mono metil cıva suda çözünebilir yapıdadır. Dimetil cıva ise suda çözünmez fakat uçucu özelliğe sahiptir. Dimetil cıvaya dönüşümü mono metil cıvaya göre çok çok yavaştır. Düşük pH şartları su ortamlarında Hg+2 nin metil cıvaya dönüşümünü hızlandırır. Düşük pH şartlarında dimetil cıva yerine daha fazla mono metil cıva oluşur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cıva doğada yok olmaz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1980&quot;li yıllarda dünyada üretilen cıva miktarı 6.796.500 kg/yıl dı ve bu miktarın 1.057.667 kg/yıl Amerika tarafından üretilmekteydi. 1985 yılında dünyada üretilen cıva miktarı aynı kalmakla birlikte Amerika&quot;da üretilen cıva miktarı 570.285 kg/yıl&quot;a düşmüştür. Dünya&quot;da cıva üretimi sürekli azalmaya devam etmektedir.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanlar için çok toksin olan cıva ve bileşikleri bitkiler için koruyucu özelliğe sahiptir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cıva ve Bileşiklerinin Kaynakları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğal olarak çevrede bulunan cıvanın kaynakları kömür ve bakır cevheri dahil toprak ve kayalardır. Cıva doğada eser miktarda bulunur, insan aktiviteleri ile tehlikeli seviyelere çıkabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Büyük yakma tesislerinde kömür madeninin yanması ve bakır cevherinin işlenmesi sonucu uçucu hale geçen cıva ve cıva bileşikleri bacadan atmosfere atılır. Yeterli arıtmanın yapılmadığı yüksek yakma tesisleri ve bakır cevheri işleme tesisleri çevresinde uçucu kül içinde bulunan cıvanın toprakta veya yüzeysel sularda birikmesi sonucu cıva yüksek konsantrasyonlara çıkabilir. A.B.D. Minnesote bölgesindeki göllerdeki cıvanın en önemli kaynağı kömür yakan termik santraller, demir çelik sanayi,  çöp yakma tesisleri ve evsel atıksu arıtma çamurları olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle kömür ve maden cevherlerinde cıva konsantrasyonunun tespit edilmesinde yarar vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.</description></item><item><title>METAN NEDİR</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?metan-nedir-351693.html</link><description>METAN NEDİR ?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(CH4), Hidrokarbonların alkanlar grubundan, doğada bol olarak bulunan renksiz, kokusuz gaz. Alkanların en basit üyesi olan metan doğal gazın başlıca bileşenidir ; ayrıca, kömür madenlerinde oluşan gruzi gazının bileşiminde bulunduğu gibi su altındaki bitkisel madenlerin bakterilerle bozunması sonucu da ortaya çıkar.Metan, hava gazı üretimi amacıyla taş kömürünün havasız ortamda ısıtılarak bozundurulması ya da pis su atıklarının etkinleştirilmiş çamur işlemiyle arıtılması sırasında yan ürün olarak elde edilir.Havadan daha hafif bir gaz olan (özgül ağırlığı 0,554) ve sudu oldukça az miktarda çözünen metan havada kolaylıkla yanarak kadrbondioksit ve subuharı verir. Saf metan -164,0 C&quot; de kaynar, -182,5C&quot; de erir. Genellikle çok kararlı madde olmasına karşın havadaki yüzde 5-14&quot; lük karışımları şiddetle patlar (kömür madenleri, çöplüklerde bu olaya sıkça rastlanır).&lt;br/&gt;En önemli metan kaynağı doğal gazdır. Doğal gazın yeterince bulunmadığı yerlerde  taş kömürünün havasız ortamda ısıtılarak bozulmasıyla ve büyük çöplüklerden elde edilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oluşumu:&lt;br/&gt; Volta tarafından 1778&quot; de bulunarak metan, çöpteki bazı organik maddelerin mayalanarak (bataklık gazı, doğal gaz) yada pirolizi uğrayarak bozunması sonucu oluşur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çöpten elektrik üretimi başlıyor&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin kuraklıkla birlikte içine girdiği darboğaz uzmanları yeni çarelere yöneltiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, de bu doğrultuda yeni bir çalışma başlatacak. Çöp dağlarının oluşturduğu metan gazı elektrik üretiminde kullanılacak.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÇÖPLERE DÜZENLİ DEPOLAR&lt;br/&gt;       Bir zamanlar vahşi depolama alanı adı verilen açık alanlarda toplanan çöpler yaklaşık iki yıldır yürütülen çalışmalarla düzenli depolama alanlarına aktarılıyor.&lt;br/&gt;       Avrupa yakasında Kemerburgaz&quot;a, Anadolu yakasında Şile&quot;ye kurulan iki adet düzenli depolama tesisi, İstanbul çöplerinin toplandığı iki merkez haline getirildi. Ayrıca Kemerburgaz&quot;da kurulan ve hastane atıklarının toplanıp yakılarak bertaraf edildiği modern bir tesis kuruldu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İKİ ÇÖP SANTRALİ DAHA KURULACAK&lt;br/&gt;       Kemerburgaz&quot;daki tesisin aynısı düzenli depolama alanlarında da kurulacak. Şu anda Avrupa ve Anadolu Yakası&quot;ndaki düzenli çöp depolama alanlarında gerekli fizibilite çalışmalarının tamamlandığını belirten Öztürk konuyla ilgili olarak şunları söyledi &quot;Anadolu Yakası&quot;nda Şile&quot;ye bağlı Kömürcüoda&quot;da ve Avrupa Yakası&quot;nda Kemerburgaz&quot;a bağlı Odayeri&quot;nde iki tane düzenli çöp depolama alanımız var. Bu alanlarda da elektrik üretimine önümüzdeki yıl geçmeyi hedefliyoruz. Buralara kurulacak tesislerin inşaatı bu yıl başlayacak. Gerektiğinde metan gazını topladığımız boruların yerleri değiştirilebilecek bir mobil enerji üretim tesisi kurulacak&quot;&lt;br/&gt;       Yapılan bu çalışma Türkiye&quot;nin son dönemdeki enerji sorununa ve çok uzun yıllardır mücadele ettiği çöp sorununa farklı bir çözüm buluyor. Büyükşehir Belediyesi, bu çalışmasıyla bir öncülük görevi üstlendiğini belirterek, özel sektörün de bu konuda çalışma yapması gerektiğini vurguluyor. &lt;br/&gt;       &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;E V S E L   K A T I   A T I K L A R:&lt;br/&gt;İlkel bir şekilde depolanan çöpler, bünyesinde oluşan metan gazı ve döküldüğü yerlerin arazi yapısının uygu olmayışı sebebiyle yanma, kayma ve patlamalra sebep olamktadır. Hatırlanacağı gibi 1993 yılı Nisan ayında İstanbul Ümraniye Hekimbaşı çöplüğündeki kayma ve patlama yüzünden 27 kişi ölmüş, 12 kişi kaybolmuştur. Türkiye, dünya üzerindeki ilk çöp şehitlerini vermek süretiyle literatüre geçmiştir. İstanbuldaki durum Ankara, Diyarbakır va Adanada da benzer durum arz etmektedir. Anakarda mamak çöplüğü, Diyarbakır çöplüğü ve Adanada Sofulu çöplüğü düzensiz depolama nedeniyle her an patlama tehlikesi ile karşı karşıyadır. &lt;br/&gt;Ülkemizde atıkların ( çöplerin ) toplanması, taşınması ile insan ve çevre sağlığına olumsuz etki yapmadan nihai bertarafına ilişkin olarak yükümlülükler 1580 sayılı Belediye kanununun 15inci ve 3030 sayılı Büyüşehir Belediyelerinin yönetimi hakkında kanunun 6ıncı maddesi ile Belediyeler ve Büyükşehir Belediyelerine verilmiştir. Belediye yasalarında k</description></item><item><title>BİYOCOĞRAFYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyocografya-396157.html</link><description>Biyocoğrafya&lt;br/&gt;Biyocoğrafya   Biyocoğrafya nedir  Biyocoğrafya, bitki ve hayvan türlerinin dağılımını ve bu dağılımın nedenlerini inceleyen bilim dalı.Biyocoğrafya araştırmaları yürütülebilmesi için yeryüzü, özellikle kıtalar ve adalar, öbür bölgelerden değişik ama kendi sınırları içinde ortak özellikte bitki ve hayvan varlığını barındıran belirli bölgelere ayrılmıştır.bitki ve hayvan topluluklarının özelliklerini dağılışlarını ve insan yaşamı üzerine etkilerini inceleyen fiziki coğrafya alt dalıdır. Biyolji,botanik,zooloji,tıp canlılar biliminin yardımcı bilim dallarıdır. Bitki coğrafyası bölgeleri&lt;br/&gt;ÖdevSitesi.Com&lt;br/&gt;Biyocoğrafya&lt;br/&gt;Biyocoğrafya   Biyocoğrafya nedir  Biyocoğrafya, bitki ve hayvan türlerinin dağılımını ve bu dağılımın nedenlerini inceleyen bilim dalı.Biyocoğrafya araştırmaları yürütülebilmesi için yeryüzü, özellikle kıtalar ve adalar, öbür bölgelerden değişik ama kendi sınırları içinde ortak özellikte bitki ve hayvan varlığını barındıran belirli bölgelere ayrılmıştır.bitki ve hayvan topluluklarının özelliklerini dağılışlarını ve insan yaşamı üzerine etkilerini inceleyen fiziki coğrafya alt dalıdır. Biyolji,botanik,zooloji,tıp canlılar biliminin yardımcı bilim dallarıdır. Bitki coğrafyası bölgeleri&lt;br/&gt;ÖdevSitesi.Com&lt;br/&gt;Biyocoğrafya&lt;br/&gt;Biyocoğrafya   Biyocoğrafya nedir  Biyocoğrafya, bitki ve hayvan türlerinin dağılımını ve bu dağılımın nedenlerini inceleyen bilim dalı.Biyocoğrafya araştırmaları yürütülebilmesi için yeryüzü, özellikle kıtalar ve adalar, öbür bölgelerden değişik ama kendi sınırları içinde ortak özellikte bitki ve hayvan varlığını barındıran belirli bölgelere ayrılmıştır.bitki ve hayvan topluluklarının özelliklerini dağılışlarını ve insan yaşamı üzerine etkilerini inceleyen fiziki coğrafya alt dalıdır. Biyolji,botanik,zooloji,tıp canlılar biliminin yardımcı bilim dallarıdır. Bitki coğrafyası bölgeleri&lt;br/&gt;ÖdevSitesi.Com&lt;br/&gt;Biyocoğrafya&lt;br/&gt;Biyocoğrafya   Biyocoğrafya nedir  Biyocoğrafya, bitki ve hayvan türlerinin dağılımını ve bu dağılımın nedenlerini in</description></item><item><title>LABORATOR DIAGNOSIS OF RHABDOMOLSIS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laborator-diagnosis-of-rhabdomolsis-355810.html</link><description>Laboratory Diagnosis of Rhabdomyolysis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Definition of Rhabdomyolysis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Skeletal muscle injury, reversible or irreversible, that alters the integrity of the cell membrane sufficiently to allow the escape of cell contents into the extracellular fluid, and leakage into the cell of water, Na+, Cl-, and Ca++.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Skeletal muscle is the largest organ in the body&lt;br/&gt;  40% of body weight&lt;br/&gt;  Potential for extracellular fluid loss is large&lt;br/&gt;  Potential for K+, PO4- -, enzymes, proteins,  purine &lt;br/&gt;   release is large</description></item><item><title>II. ABDÜLHAMİD</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ii.-abdulhamid-383747.html</link><description>II. ABDÜLHAMİD&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HAYATI&lt;br/&gt; Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbulda doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendidir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. &lt;br/&gt; Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33  yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır.  Dindar bir  insan olan Sultan İkinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı.&lt;br/&gt; Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamidin kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır.&lt;br/&gt; Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı.&lt;br/&gt; İstanbulda Şişli Etfal Hastahanesini ve Darülacezeyi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbula getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdata ve Medineye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİRİNCİ MEŞRUTİYET &lt;br/&gt; İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlarda ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülazizi tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Muradı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Muradın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devletinde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasiyi</description></item><item><title>ORGANİK TARIM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?organik-tarim-395706.html</link><description>ORGANİK TARIM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanım:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organik tarım üretimde insan sağlığı için zararlı olan kimyasal gübre ve ilaçları kullanmadan, bu ihtisas üretimi için izin verilen girdilerle yapılan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı bir tarımsal üretim sistemidir. Bu komplike özellikli sistemin amacı; toprak, su, ve havayı kirletmeden insan, çevre, hayvan ve bitki sağlığını azami derecede korumaktır.&lt;br/&gt;Organik tarım kavramının yerine biyolojik tarım, ekolojik tarım hatta sürdürülebilir tarım kavramları kullanılmaktadır. Organik, biyolojik ve ekolojik tarım kavramları birbirine yakındır  ama sürdürülebilir  tarım kavramı oldukça farklıdır. Hemen belirtmek icab eder ki yerli ve yabancı kaynaklarda sürdürülebilir tarım daha geniş bir anlam ifade etmektedir. Başka bir değişle sürdürülebilir tarım organik tarımı içerdiği gibi konvansiyonel tarımı da bazı koşullarda kapsar.&lt;br/&gt;Sürdürülebilir tarımdaki ana tema çevreyi koruyup kollamak ve her türlü çevre kirliliği ve tahribatını önlemektir. Biyolojik tarımdaki esas amaç ise insanın kullandığı her türlü gıda ve besin maddelerinin, insan sağlığına zarar vermeyecek yada en az zarar verecek şekilde devamlı olarak üretilmesidir. &lt;br/&gt;Biyolojik tarım konvansiyonel tarıma reaksiyon olarak doğmuş ve yapılmaya başlanmıştır.  Bu gün gelinen en ileri noktada biyolojik tarım bulunmaktadır.&lt;br/&gt;18,19, ve 20. yüzyıllarda bütün dünyadaki insanları besleyebilmek için kitle üretim gerçekleşmiştir. Her ne kadar 18 ve 19 yüzyıllarda dünya nüfusu az idiyse de özellikle 20. yüzyılın başından itibaren nüfus geometrik olarak artmaya başlamış ve üretilen ürünlerin miktarları ile insanlar arasındaki paylaşımı yeterli olmamaya başlamıştır. Bu gün FAO kaynakları dünya nüfusunun 6 milyar dolayında olduğunu, 2020 yılında bunun 10 milyar olacağını ve 2050 yılında da 14 milyarı geçeceğini ifade etmektedir. İşte bu nüfusu gereği gibi beslemek için 20. yüzyılda kalitesine fazla bakılmaksızın birim olan verimin arttırılması için kitle halinde tarımsal</description></item><item><title>BIOCHEMISTRY</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biochemistry-355783.html</link><description>BIOCHEMISTRY &lt;br/&gt;LEARNING OBJECTIVES - Unit I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.What distinguishes primary, secondary, tertiary, and quaternary protein structure?&lt;br/&gt;Primary:Defines the sequence of amino acids in a polypeptide pr protein chain; the conformation a protein assumes is determined by its primary structure; any additional structures form to increase thermodynamic stability in its system. &lt;br/&gt;Secondary:The spatial relationships between amino acids which are close to one another in the chain; the entire key to secondary structure is maximizing hydrogen bonds; we are after optimal hydrogen bonding; pleated sheet and alpha helix structures permit optimal hydrogen bonding. &lt;br/&gt;Tertiary:The spatial relationships between amino acids which are far from one another in the linear sequence; the distinction between secondary and tertiary structure is not always easy to make; both terms define the folding of protein chains; still intrachain folding. &lt;br/&gt;Quaternary:The relationships between the individual protein chains forming a more complex multisubunit structure. Many larger proteins contain two or more polypeptide chains that are not covalently linked. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.What is the difference between a prosthetic group and a cosubstrate?&lt;br/&gt;Prosthetic group: The non-amino acid part of a conjugated protein (lipid=lipoproteins, sugar, metal); a coenzyme or metal ion that is covalently bound to the enzyme protein. &lt;br/&gt;Cosubstrate: Enzymatic reactions in which there are two substrates (bisubstrate reactions) usually involve transfer of an atom or a functional group from one substrate to the other. Such reactions proceed by one of several different pathways. In some cases, both substrates are bound to the enzyme at the same time at some point in thecourse of the raction, forming a ternary complex. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.What chemical properties of the peptide bond are important in determining the structure of a protein? &lt;br/&gt;The characteristics of the peptide bond which are important include its stability, and that the two alpha carbons of the bond are often oriented in a trans configuration. The C-N bond has some double-bond characteristics due to the resonance structure: difficult to hydrolyze and limited rotation around the amide bond. The final orientation of the amino acid side chains ins strongly influences by the TRANS orientation around the peptide bond. Also, the elements of the peptide bond also contain a hydrogen bond donor and a hydrogen bond acceptor. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4.What is the difference between a cis and trans peptide bond?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.Define zwitterionic.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6. What is the charge of the terminal amino group at pH 2?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7. What three residues are beta branched?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8.Why do proteins (in general) absorb ultraviolet light? &lt;br/&gt;(116) Proteins absorb light strongly at a wavelength of 280 nm, due to the absorbance spectrum of phenyl-rings of Trp, Tyr, and Phe. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9. What are amino acid exchange groups?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.List at least one amino acid which has the following properties: &lt;br/&gt;a.No asymmetric atom--Gly &lt;br/&gt;b.Two asymmetric atoms--Thr, Val, Ile &lt;br/&gt;c.Generally is not found to be a part of alpha helical structure--Pro &lt;br/&gt;d.Contains a thiol--Cys &lt;br/&gt;e.Commonly contributes to covalent inter- and intra-chain linkages in globular proteins--Cys &lt;br/&gt;f.Has a side chain that exists equally in a protonated and unprotonated state at physiological pH--His &lt;br/&gt;g.Has a side chain which can be a hydrogen bond donor or a hydrogen bond acceptor--Trp, Asn, Gln, Tyr, Thr, Ser, Lys, Asp, Glu, Arg &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11.How is selenocysteine formed?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12.What is a zymogen?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13.What is a secretory signal sequence?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14.Describe one membrane anchor in proteins.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15. What does the mosaic structure of the LDL receptor imply?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16.Describe the types of non-covalent bonding which are important to maintenance of the native structure of a protein. &lt;br/&gt;A.Hydrophobic bonding: association between two hydrophobic resides is called a hydrophobic interaction or hydrophobic bonding; purposes to minimize exposure to the aqueous hydrophilic environment; often times the most important</description></item><item><title>HÜCRE TEDAVİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-tedavisi-352208.html</link><description>Hücre tedavisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her iki hücre tedavisi de, dopamin terminallerinin hedef sahalarındaki dopaminin veya öncüllerinin yerine konması fikrine dayanmaktadır. Dolayısıyla, buradaki hücreler kaynak hücrelerine göre ektopik ve fakat, sinaptik bağlantılara ve sinaps sonrası reseptörlere göre de homotipik olarak nakledilmektedirler. Klinik olarak denenmiş olan iki yaklaşım, otolog adrenal kromaffin hücresi implantasyonu ve allojenik fötal dopamin hücresi implantasyonudur. Deneysel olarak elde edilen veriler, adrenal kromaffin hücrelerinin kullanılması için pek de uygun olmamasına rağmen, özellikle fötal dokuların kullanılmasına ilişkin ahlaki konular ve hücrelerin otolog yapıda olmaları sebebiyle, klinikte ilk olarak bu hücreler denenmişlerdir. Dünya çapında greft alan birkaç yüz hastanın bir kısmında ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, greftlerin yaşama ihtimali azdı ve elde edilen deneysel verilerin daha yakından incelenmesinde, herhangi bir zaman dilimi içerisinde dopaminin yerine konmasına bağlı olarak küçük bir etkinin gözlenmesi dolayısıyla, klinik deneyler durduruldu. Fetustan alınan ve dopamin içeren taze substantia nigra greftlerinin, bazı Parkinsonlu hastalarda uzun dönemli etkinlik vaadettikleri gösterilmiştir. Fakat, konakçının beyninde yaşayan dopamin hücrelerinin sayısı, işlevsel sonucu belirgin bir şekilde etkilediği ve fötal diseksiyondan sınırlı sayıda hücreler elde edilebilidiği ve nakil sonrasında değişken ortalama yaşam süreleri olduğu için, toplanan hücrelerin ve in situ olarak yaşayabilen hücrelerin sayısını artırmaya yönelik olarak halihazırda bazı stratejiler araştırılmaktadır. Bu stratejiler, herbir nakil için çoklu fetal beyin dokularından diseksiyon yapmaktan, greftlenen hücrelerin yaşamalarını desteklemek için bazı nörotropik unsurları eklemeye kadar değişen aralıkta yeralmaktadır. İnsan fötal öncül hücrelerinin in vitro ortamda kültürlenmesine ve çoğaltılmasına yönelik yaşanan son gelişmeler, gelecek vaad etmektedir. Yetişkin veya embriyonik sinir kök hücrelerinin izole edilmesi ve akabinde, kök hücrelerini dopaminerjik öncül hücrelere yönlendirebilen in vitro şartların belirlenmesi yoluyla, greftleme öncesinde in vitro ortamda güvenlik yönünden test edilebilen, çoğaltılabilen ve yenilenebilir bir hücre kaynağı elde edilebilir. Hücrelerin allojenik olmaları meselesi devam etmektedir, fakat bu hücrelerin immünojenitesine ve konakçının beyninden alınan cevaba ilişkin bilgiler, devam edegelen bir araştırma sahasıdır. Ek olarak, genetik mühendisliğinden geçirilmiş olan hücrelerin, dopaminin veya dopamin öncülünün üretilmesinde kullanılması konusundaki ilerlemeler devam etmektedir, fakat bu sahada kaydedilen ilerlemeler, pek çok gen terapisinde karşılaşılan bir problem olan, süregiden ve düzenlenen gen ekspresyonunda yaşanan sorunlar dolayısıyla yavaşlamaktadır.        &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kutu - 2 Evrensel Verici Hücreleri :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İdeal bir verici hücresi düşünülürken, bütün ihtiyaçlara ve hastalıklara uyan bir tek ve ideal hücrenin mevcut olmadığı, fakat hücreden beklenen işleve bağlı olarak, diğerlerinden daha önemli bazı özellikler olduğu, daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   1 - Terapötik bir gen ürününü sistematik olarak salgılama kabiliyeti ve hücrenin yaşaması için gereken işlevsel gereksinim :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;            Hastalık örnekleri : Hemofili, diyabet ve ağrı.&lt;br/&gt;                Otolog, immünolojik, maskelenmiş veya kapsüllenmiş. &lt;br/&gt;                İn vitro ortamda çoğalabilir ve in vivo ortamda yenilenebilir.&lt;br/&gt;                Homojen hücre fenotipleri, heterotipik çevrede yaşayabilirler. &lt;br/&gt;                Genetik yoldan kolaylıkla modifiye olabilirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  2 - Özgün yerel tamiratı hedefleme kabiliyetinin işlevsel gereksinimi :&lt;br/&gt;                &lt;br/&gt;            Hastalık örnekleri : Parkinson ve Huntington hastalıkları, karaciğer, böbrek ve omurilik &lt;br/&gt;                                           hasarlanmaları.  &lt;br/&gt;                Otolog / İmmünolojik olarak maskelenmiş.  &lt;br/&gt;                İn vitro ortamda çoğalabilirl</description></item><item><title>THE WHAT, WHEN, AND WHICH OF CATECHOLAMINE MEASUREMENTS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?the-what,-when,-and-which-of-catecholamine-measurements-443761.html</link><description>The What, When, and Which of Catecholamine Measurements &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Phaeochromocytoma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1929 - Adrenaline like content demonstrated.Rabin CB. Arch Pathology 1929;7:228.&lt;br/&gt;1938 - Paroxysmal or sustained hypertension associated with tumour related to catecholamine production.Palmer RS New Engl J Med 1938:219:793.&lt;br/&gt;1949 - Noradrenaline identified in tumours.Holton P. Nature 1949;163:217.&lt;br/&gt;Phaeochromocytoma: Diagnosis&lt;br/&gt;1957 von Euler using catecholamine measurements.Circulation 1957:15:5.&lt;br/&gt;1960 - Pisano advocating the use of metadrenalines in diagnosis.Clinica Chimica Acta 1960;5:406-414.&lt;br/&gt;1962 Pisano and Crout for HMMA/VMAClinica Chimica Acta 1962;7:285-291.&lt;br/&gt;1970s THI and EDA methods for cats, &lt;br/&gt;Paper and TLC methods&lt;br/&gt;1980s HPLC Catechols &amp; Metabolites&lt;br/&gt;1990s Immunoassay &lt;br/&gt;1990s -2000s  Mass Spectrometry&lt;br/&gt;Problems with Clinical Diagnosis&lt;br/&gt;Comparatively rare disorder&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Presentation may be attributed  to more common disorders.  &quot;The Great Mimic&quot;&lt;br/&gt;Symptoms may be paroxysmal.&lt;br/&gt;Insidious onset of disease&lt;br/&gt;Diagnosis often accidental &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Main Difficulties Encountered With Biochemical Diagnosis.&lt;br/&gt;Urine collections (Acid)&lt;br/&gt;Poly-pharmacy&lt;br/&gt;Paroxsysmal events&lt;br/&gt;Overlap with hyper-tensives&lt;br/&gt;Stress effects&lt;br/&gt;Isolated dopamine elevation&lt;br/&gt;Anuric and very young patients&lt;br/&gt;Access to plasma assays&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Biochemical Diagnosis of PhaeoDepends upon the following: -&lt;br/&gt;Tumours synthesise and release catecholamines and or metabolites.&lt;br/&gt;Catecholamines released are metabolised by the usual systems &amp; pathways: -&lt;br/&gt;Neuronal &amp; tissue uptake&lt;br/&gt;Oxidation (MAO)&lt;br/&gt;Methylation (COMT)&lt;br/&gt;Conjugation&lt;br/&gt;Renal excretion&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Strategies?Krakoff, Ann Int Med 1995: Editorial regarding the use of Plasma Metanephrines&lt;br/&gt;&quot;Detecting phaeo is not like searching for a needle in a haystack&quot;&lt;br/&gt; Simple task use a strong magnet.&lt;br/&gt; &quot;More like searching for a needle in a sewing box. There are so many look alikes that any one single test must have perfect accuracy. &lt;br/&gt;&quot; Without perfection combinations of tests may be needed to shift the odds of detection&quot;&lt;br/&gt;Strategies&lt;br/&gt;Plasma catecholamines and metanephrines.&lt;br/&gt;Urinary HMMA, Total Metanephrines&lt;br/&gt;Fractionated metanephrines, urinary free catecholamines (Â± dopamine?).&lt;br/&gt;24 hour v random collections? &lt;br/&gt;Overnight collections?&lt;br/&gt;Number of collections?&lt;br/&gt;Effect of Phaeochromoctyomas upon the catecholamine/metabolite economy.&lt;br/&gt;Delivery of catecholamines/metabolites to the circulation is analogous to infusion or bolus injection?&lt;br/&gt;continuous or paroxysmal or both.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Qualitative &amp; quantitative changes to metabolite pattern may be expected.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Relative  Proportions of  Selected Phenyl-ethanolamine Metabolites in Adult Urine.&lt;br/&gt;% Excretion of&lt;br/&gt;MetaboliteTotal Metabolites&lt;br/&gt;Noradrenaline, Free 0.9&lt;br/&gt;Adrenaline, Free 0.3&lt;br/&gt;Normetadrenaline, Total 3.3&lt;br/&gt;Metadrenaline, Total 2.3&lt;br/&gt;HMMA61.0&lt;br/&gt;DOMA 1.5&lt;br/&gt;MOPEG31.2&lt;br/&gt;Metabolism of Infused Catecholamines&lt;br/&gt;3H-Adrenaline&lt;br/&gt;22% activity = free adrenaline in urine&lt;br/&gt;37% activity = metadrenaline&lt;br/&gt;3H-Noradrenaline&lt;br/&gt;16% activity = free noradrenaline&lt;br/&gt;18% activity = normetadrenaline&lt;br/&gt;Either free cats or mets useful markers?&lt;br/&gt;Graham et al. Ann Clin Biochem. 1993;30:129-134.&lt;br/&gt;20 Cases/ 2476 non - phaeos.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Stewart et al. J Clin Path 1993;46:280-282.&lt;br/&gt;Two case reports: - &lt;br/&gt;Case 1: - &lt;br/&gt;Urinary free cats = NAD &lt;br/&gt;NMA &amp; MA = elevated&lt;br/&gt;Case 2: -&lt;br/&gt;Urinary free cats = elevated&lt;br/&gt;NMA &amp; NA = NAD&lt;br/&gt;Recommend:-&lt;br/&gt;Measure Urinary free catecholamines + NMA &amp; MA, or HMMA&lt;br/&gt;Davidson Ann Clin Biochem 2002:39:557-566&lt;br/&gt;Measured urinary free catecholamines and urinary free metadrenaline and normetadrenaline.&lt;br/&gt;Described several cases of with &quot;normal&quot; catecholamines but with abnormal free MA and or NMA.&lt;br/&gt;  3 of these presented as incidentalomas.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cats or Mets or Both?&lt;br/&gt;Evidence would support the use of both&lt;br/&gt;2 populations of tumours?&lt;br/&gt;Rosano Clin Chem 1991;37:10(b) 1854-1867 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;If only  one assay is to be used Mets may be the most efficient. &lt;br/&gt;Expert Systems&lt;br/&gt;Smythe &amp; Drew, Clin Chem 1997:43:134-140&lt;br/&gt;REPCAT: -&lt;br/&gt;8000 records, Urine &amp; Plasma&lt;br/&gt;Includes: - Noradren, Adren, Dopamine, DOPAC, DOPEG, NMA and MA.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Never gets it wrong?&lt;br/&gt;Location,</description></item><item><title>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?madde-donguleri-(-biyojeokimyasal-donguler-)-397835.html</link><description>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğada ekolojik önemli olan maddeler, canlılar ve çevreleri arasında&lt;br/&gt;alınıp verilir. Maddelerin ekosistemdeki bu.dolaşımına madde döngüleri yada kısaca çercimler denir. Tüm maddeler sürekli olarak döngüler yoluyla, canlılar tarafından  yeniden  kullanılır. Termodinamik Kanunu gereğince, hiçbir madde ortadan kaybolmayacağına göre, bu döngüler sürekli olarak vardır.&lt;br/&gt;Ekosfer, canlıların yaşadığı yer yüzünün yüzey tabakasıdır. Ekoloji biliminde ekosfer, güneş enerjisi ile işleyen bir makineye benzetilir. Bu makinenin tüm canlılar için gerekli olan parçaları; fosfor, azot, su, oksijen ve karbon döngüleridir. Bu döngülerin enerji kaynağı ise, Güneş tir. &lt;br/&gt;           Ekolojik döngü kavramının çevre bilimleri için önemi, önemli çevre sorunlarının hepsinin bu döngülerin bozulmasına bağlanabilmesidir. Endüstride geri dönüşüm uygulanması da atıkların yine ekolojik döngü mantığıyla hammadde olarak yeniden çevrime sokulması sayılabilir. &lt;br/&gt;&quot;Kaynak&quot; bir maddenin dünyadaki mevcut tüm stokudur (rezerv). Bu stokların bazıları hiçbir zaman kullanılamayacak niteliktedir. İşletilebilecek olanlara &quot;ekonomik rezerv&quot; denir.&lt;br/&gt;Yenilenebilir kaynaklar belli sınırlar içinde kendi kendini yenileyebilen ve tüketilmesi mümkün olmayan maddelerdir. Örneğin ormanlar, hayvanlar, toprak, su, güneş ve türev güneş enerjileri yenilenebilir ve tükenmezdirler. Fosil yakıtlar ve madenler, fosfat kayaları, hatta kum, çakıl gibi maddeler yenilenemez.&lt;br/&gt;Canlılara gerekli olan ve olmayan maddeler: &lt;br/&gt;Ekosferdeki tüm kimyasal maddeler, canlılara gereklilikleri açısından dört sınıfa ayrılabilirler: &lt;br/&gt;(1) Yaşam için önemli miktarlarda gerekli maddeler Ã  C, H, O, N, K, Ca, Mg, S, P ve bileşikleri. &lt;br/&gt;(2) Yaşam için eser miktarda gereken maddeler Ã  Fe, Cu, Mn, Zn, B, Na, Mo, Cl, Va, Co... &lt;br/&gt;(3) Yaşam için gerekli olmayan, fakat doğal çevrede bulunan maddeler Ã  Au, Hg... &lt;br/&gt;(4) Yaşam için gerekli olmayan insan yapısı sentetik maddeler Ã  DDT, PCB, Sr-90&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sınırla</description></item><item><title>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?madde-donguleri-(-biyojeokimyasal-donguler-)-390013.html</link><description>MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )&lt;br/&gt;Doğada ekolojik önemli olan maddeler, canlılar ve çevreleri arasında&lt;br/&gt;alınıp verilir. Maddelerin ekosistemdeki bu.dolaşımına madde döngüleri yada kısaca çercimler denir. Tüm maddeler sürekli olarak döngüler yoluyla, canlılar tarafından  yeniden  kullanılır. Termodinamik Kanunu gereğince, hiçbir madde ortadan kaybolmayacağına göre, bu döngüler sürekli olarak vardır.&lt;br/&gt;Ekosfer, canlıların yaşadığı yer yüzünün yüzey tabakasıdır. Ekoloji biliminde ekosfer, güneş enerjisi ile işleyen bir makineye benzetilir. Bu makinenin tüm canlılar için gerekli olan parçaları; fosfor, azot, su, oksijen ve karbon döngüleridir. Bu döngülerin enerji kaynağı ise, Güneş tir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Su Döngüsü&lt;br/&gt;Su, yaşam kaynağıdır. Bütün canlıların ağırlıklarının önemli bir kısmını su oluşturur. &lt;br/&gt;Yeryüzündeki su miktarının yaklaşık % 5&quot; i tatlı sulardır.  &lt;br/&gt;Güneş enerjisinin ısıtmasıyla, çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı; yağmur, kar, dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner. Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken, daha büyük kısmı, göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir. Su döngüsü de, öteki tüm döngüler gibi süreklidir. Bitkiler terleme ile su döngüsüne katılır.&lt;br/&gt;Yer yeryüzündeki bütün sular katılmaktadır. Söz gelimi, denizlerden buharlaşan su, yağış olarak yer yüzüne dönmekte, bir kısmı yüzeysel sularda birikip, bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır.Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır. Burada toplanan sular, su döngüsüne devam eder ( uzun su devri ). Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur, kar, dolu biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine ise kısa su devri denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karbon ve Oksijen Döngüsü&lt;br/&gt;1.Karbon Döngüsü: Karbon doğada hem mineral biçiminde ( kömür, elmas, gaz olarak veya suda çözünmüş durumda karbon dioksit olarak ) hem organik biçimde bulunur. Canlı varlıkların temel yapı maddesi olan organik karbon, fotosentez süreçleri yoluyla atmosferde veya deni</description></item><item><title>BİYOKİMYA</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?biyokimya-385403.html</link><description>Biyokimya, adından da anlaşılacağı gibi canlı organizmalar ve bu organizmaları meydana getiren hücrelerde meydana gelen metabolik faaliyetleri inceleyen bilim dalıdır. &lt;br/&gt;Aynı zamanda biyokimya, moleküler biyoloji ile sıkı bir ilişki içerisindedir.Biyokimya konusunda esas olarak canlı hücrelerinde cereyan eden kimyasal tepkime basamaklarını, bu basamaklara etki eden katalizör görevindeki enzimleri, fotosentezi ve solunum konusunu ele almaya çalışacağız. Bu konular haricinde biyokimya bilim dalının incelediği sayısız metabolik reaksiyon vardır.Örneğin karbonhidrat metabolizması, fotosentezin izlediği alternatif yollar, yağların yıkımı, proteinlerin yıkımı gibi.Sayfamızda bu metabolik olayları özetleyerek tek tek ele alacağız. &lt;br/&gt;Amino Asitler&lt;br/&gt;Canlı organizmaların temelini nasıl hücreler meydana getiriyor ise, hücrelerin temelinide proteinler meydana getirir.Protein molekülleri hücreyi inşaa eden birer tuğla gibidir.Amino asitler ise proteinleri meydana getiren daha küçük moleküllerdir.Yani amino asitler uzun zincirler oluşturarak proteinleri, proteinlerde kompleks bir şekilde organize olarak hücreyi meydana getirir. &lt;br/&gt;Tabii karmaşık bir yapıya sahip olan hücre yanlızca proteinlerden oluşmaz.Bunun yanında karbonhidratlar, yağlar, glikolipidler, fosfolipidler ve DNA - RNA molekülleri gibi kimysal maddelerde hücrenin yapısına katılırlar.Fakat proteinsiz bir hücre düşünmek mümkün değildir. &lt;br/&gt;İlk olarak proteinleri meydana getiren en ufak birim olan amino asitlerin kimyasal yapılarını ve diğer özelliklerini tablo halinde ele alalım. &lt;br/&gt;No :&lt;br/&gt;Amino asitKimyasal formülüM.A. (gr/mol)İzoelektrik nok.Sembolü&lt;br/&gt;1-)AlaninC3-H7-N-02896,0Ala&lt;br/&gt;2-)ArjininC6-H14-N4-O217411,15Arg&lt;br/&gt;3-)AsparaginC4-H8-N2-O1325,41Asn&lt;br/&gt;4-)Aspartik asitC4-H7-N-041332,77Asp&lt;br/&gt;5-)Fenil alaninC9-H6-N-O2~ 1655,48Phe&lt;br/&gt;6-)GlutaminC5-H10-N2-O31465,65Gln&lt;br/&gt;7-)Glutamik asitC5-H9-N-O41473,22Glu&lt;br/&gt;8-)GlisinC2-H5-N-O2755,97Gly&lt;br/&gt;9-)HistidinC6-H8-N3-O21447,47His&lt;br/&gt;10-)İzolösinC</description></item><item><title>POLİMERİK TAŞIYICILARDA DNA İMMOBİLİZASYONU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?polimerik-tasiyicilarda-dna-immobilizasyonu-394899.html</link><description>Nükleik Asitler&lt;br/&gt;Deoksiribonükleik asit (DNA)&lt;br/&gt;DNA&quot;nın biyomedikal önemi&lt;br/&gt;İmmobilizasyona Genel Bakış&lt;br/&gt;DNA immobilizasyon yöntemleri&lt;br/&gt;DNA immobilizasyonuna dayanan sistemler&lt;br/&gt;DNA İmmobilizasyonunda Kullanılan&lt;br/&gt;Taşıyıcılar&lt;br/&gt;Selüloz Asetatın Özellikleri&lt;br/&gt;MATERYAL VE METOD&lt;br/&gt;Materyal&lt;br/&gt;Selüloz Asetat Membran Hazırlanması&lt;br/&gt;Selüloz asetat membranın geçirgenliğinin&lt;br/&gt;incelenmesi&lt;br/&gt;Selüloz Asetat Membranın Aktivasyonu ve Aktivasyon&lt;br/&gt;Düzeyinin Belirlenmesi&lt;br/&gt;Selüloz Asetatın ,&quot;-karbonildiimidazol(CDI) İle&lt;br/&gt;Aktivasyonu&lt;br/&gt;CDI İle Aktiflenen Selüloz Asetatın Aktivasyon&lt;br/&gt;Düzeyinin Belirlenmesi&lt;br/&gt;Reaktif Selüloz Asetata Spacer Arm(kol) takılması&lt;br/&gt;Selüloz Asetat Membranda DNA İmmobilizasyonu&lt;br/&gt;DNA&quot;nın aktivasyonu&lt;br/&gt;DNA&quot;nın Selüloz Asetat Membranda&lt;br/&gt;İmmobilizasyonu&lt;br/&gt;İmmobilize DNA Miktarının Tesbiti&lt;br/&gt;HDA ve Glisin konsantrasyonlarının DNA&lt;br/&gt;immobilizasyonuna etkisi&lt;br/&gt;SONUÇLAR VE TARTIŞMA&lt;br/&gt;Selüloz Asetat Membran Hazırlanması ve&lt;br/&gt;Karakterizasyonu&lt;br/&gt;Selüloz asetat membranının kalınlık&lt;br/&gt;ve geçirgenliğinin belirlenmesi&lt;br/&gt;Selüloz Asetata DNA bağlanması&lt;br/&gt;Selüloz Asetatın Aktivasyonu&lt;br/&gt;Reaktif Selüloz Asetata DNA bağlanması&lt;br/&gt;Selüloz Asetatta DNA İmmobilizasyonuna&lt;br/&gt;Spacer Kol etkisinin incelenmesi&lt;br/&gt;DNA İmmobilizasyonunu Etkileyen Parametreler&lt;br/&gt;CDI konsantrasyonunun etkisi&lt;br/&gt;Spacer kol konsantrasyonun etkisi&lt;br/&gt;DNA konsantrasyonun etkisi&lt;br/&gt;HDA ve glisin konsantrasyonlarının etkisi&lt;br/&gt;Genel Değerlendirme&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&lt;br/&gt;İnsan genom projesiyle DNA teknolojisi gittikçe önem kazanmaktadır. DNA teknolojisinin uygulama alanları arasında gıda, çevre, adli tıp ve sağlık yanında arkeometri de sayılabilir. DNA biyosensörleri de teknolojik gelişmelere paralel olarak daha kullanılabilir, duyarlılığı ve stabilitesi artırılabilir hale getirilmeye başlanmıştır. Biyosensör yüzeyi farklı tür membranlar ile kaplanarak DNA immobilizasyonu spesifik hale getirilmesiyle, örneğin nokta mutasyonların saptanmasında kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı DNA&quot;yı 5&quot;-Fosfat ucundan selüloz asetata bağlamak ve böylece hazırlanan membranlar üzerinde</description></item><item><title>HÜCRE VE YAPISI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hucre-ve-yapisi-454205.html</link><description>Hücre Ve Yapısı&lt;br/&gt;Hücre: Canlının, yaşayan en küçük birimine hücre adı verilir. İlk hücre teorisi 1838 yılında Mathias Schleiden ve Theodor Schwan tarafından ortaya atılmıştır. Halen geçerliliğini koruyan bu teoriye göre, &quot;Bütün canlılar hücrelerden meydana gelmiştir; hücreler bağımsız oldukları halde birlikte iş görürler ve bölünerek çoğalırlar&quot;.&lt;br/&gt;Hücre, hücre zarı, stoplazma, organeller ve hücre çekirdeğinden oluşur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Hücre Zarı: Hücreyi çevreleyerek dış etkilerden koruyan, şekil veren ve madde alışverişini sağlayan yarı saydam bölüme hücre zarı adı verilir. Hücre zarı protein ve lipitten oluşmuştur.&lt;br/&gt;Danielli ve Dawson Zar Modeli:&lt;br/&gt;Singer ve Nicolson Zar Modeli: Bu modele göre hücre zarı tek katlı lipid tabakasından meydana gelmiştir ve  karbonhidratlarla protein moleküllerinin gömülü olduğu lipid tabakası sürekli hareket halindedir.&lt;br/&gt;Hücre zarı seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Hücre zarından bazı maddeler diğerlerine göre daha kolay geçerken bazı zararlı maddelerin geçişine izin verilmez. Zardan madde geçişi ile ilgili bazı özellikler aşağıda belirtilmiştir.&lt;br/&gt;*Küçük moleküller büyük moleküllere göre daha kolay geçer. &lt;br/&gt;*Nötür moleküller iyonlara göre daha kolay geçer &lt;br/&gt;*Yağda çözünen moleküller çözülmeyenlere göre daha kolay geçer &lt;br/&gt;*Yağı çözenler çözemeyenlere göre daha kolay geçer. &lt;br/&gt;Hücre Zarında Madde Alışverişi&lt;br/&gt;Endositoz: Hücre zarından geçemeyecek kadar büyük moleküllerin hücre içerisine alınmasına endositoz denir. Endositoz olayı, fagositoz ve pinositoz adları verilen iki şekilde gerçekleşir. Hücre çeperinden dolayı endositoz bitki hücrelerinde gerçekleşmez.&lt;br/&gt;a)Fagositoz: Hücrenin, hücre zarından geçemeyecek kadar büyük besinleri yalancı ayaklar çıkartarak sarıp içine alması olayına fagositoz denir. Bu yolla katı moleküller içeri alınır. Akyuvar ve amiplerde gözlenebilir.&lt;br/&gt;b)Pinositoz: Hücrenin, büyük besinleri hücre zarında oluşturduğu bir kesecik yardımı ile içeri alması olayına pinositoz adı verilir.&lt;br/&gt;Ekzositoz: Hücre zarından geçemeyecek kadar büyük besinlerin hücre dışına atılması olayına ekzositoz adı verilir. &lt;br/&gt;Hücre Zarından Madde Geçişli:&lt;br/&gt;Difüzyon: Moleküller çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru hareket ederler bu olaya difüzyon adı verilir. Hücre içi ile dışı arasındaki yoğunluk farkı sayesinde gerçekleşen difüzyon olayı, hücrenin enerji harcamadan madde alışverişi yapmasını sağlar. Bazen difüzyonu hızlandırmak için hücre içerisindeki taşıyıcı proteinler devreye girer bu tür madde alış verişine ise &quot;kolaylaştırılmış difüzyon&quot; adı verilir. Difüzyon olayı hücre içi ve dışındaki madde yoğunluğu eşitleninceye kadar devam eder.&lt;br/&gt;Osmoz: Suyun yarı geçirgen hücre zarındaki difüzyonudur. Yani suyun az yoğun ortamdan çok yoğun ortama geçişine osmoz adı verilir.&lt;br/&gt;Osmoz olayı hücrenin bulunduğu ortama göre değişik şekillerde gerçekleşir. Ortamın yoğunluğu hücrenin yoğunluğundan büyükse bu ortama &quot;hipertonik&quot; ortam adı verilir, ortamın yoğunluğu hücrenin yoğunluğundan küçükse bu ortama &quot;hipotonik&quot; ortam adı verilir, ortamın yoğunluğu hücrenin yoğunluğuna eşitse bu ortama &quot;izotonik&quot; ortam adıverilir. Ortama göre osmoz olayının gerçekleşmesi aşağıdaki gibidir.&lt;br/&gt;a)Plazmoliz: Bir hücre kendisinden daha yoğun (hipertonik) bir ortama konulursa, hücreden dış ortama doğru bir su difüzyonu gerçekleşir hücrede gerçekleşen bu su kaybına plazmoliz adı verilir. &lt;br/&gt;Plazmoliz olayı bitki ve hayvan hücresi için farklı şekillerde gözenir. Palazmolize uğrayan hayvan hücresi büzülürken, bitki hücresinin şeklinde bir değişiklik olmaz. Bitki hücresinde stoplazma zardan ayrılarak çekirdeğin çevresinde yoğunlaşır.&lt;br/&gt;b)Deplazmoliz: Plazmolize uğramış bir hücrenin saf suya yada kendisinden daha az yoğun (hipotonik) bir ortama koyulduğunda kaybettiği suyu geri alarak şişmesine deplazmoliz denir.&lt;br/&gt;c)Turgor: Bir bitki hücresi ihtiyacı olandan fazla su alıp şişerse bu olaya turgor adı verilir. &lt;br/&gt;Turgor Basıncı: Turgor olayı sırasında suyun hücre çeperine uyguladığı basınca &quot;turgor basıncı&quot; adı verilir.&lt;br/&gt;Osmotik Basınç: Hücrenin yoğunluğundan kaynaklanan su çekme kuvvetine osmotik basınç denir. Osmotik basınç turgor basıncı ile ters orantılıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;(Turgor basıncı ile Osmotik basınç arasındaki ilişki)</description></item><item><title>AN OVERVIEW OF METABOLISM</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?an-overview-of-metabolism-355813.html</link><description>An overview of metabolism&lt;br/&gt;Classification of enzymes by the reaction catalysed&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The oxidation of ethanol&lt;br/&gt;Incubation of Chlorella with 14CO2 for 5 seconds&lt;br/&gt;Incubation of Chlorella with 14CO2 for 30 seconds&lt;br/&gt;Repeating (&quot;looped&quot;) pathways&lt;br/&gt;Cyclic pathways - 1&lt;br/&gt;Cyclic pathways - 2&lt;br/&gt;The major coenzymes&lt;br/&gt;Linkage between utilisation of metabolic fuels and expenditure of energy&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Glycolysis - the (anaerobic) metabolism of glucose&lt;br/&gt;Fatty acid metabolism&lt;br/&gt;An overview of fatty acid metabolism&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The citric acid cycle: complete oxidation of acetyl CoA to CO2 and H2O&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;The fed state&lt;br/&gt;The fasting state</description></item><item><title>HEREDITARY HEMOCHROMATOSIS</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hereditary-hemochromatosis-355852.html</link><description>HEREDITARY HEMOCHROMATOSIS &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Genetically determined disorder in which mutations in the HFE gene cause increased intestinal iron absorption&lt;br/&gt;Previously thought to be a rare disorder&lt;br/&gt;Population screening has shown that the frequency of heterozygotes is about 10% in Caucasian populations in the United States and western Europe, with a frequency of about 5 per 1000 &lt;br/&gt;(0.5 percent) for the homozygous state &lt;br/&gt;PATHOPHYSIOLOGY&lt;br/&gt;HH is characterized by increased absorption of Fe. &lt;br/&gt;In contrast to normal subjects, the absorption of iron in HH is not regulated by iron stores&lt;br/&gt;This leads to progressive iron accumulation&lt;br/&gt;Patients with HH absorb 2 to 4 mg of iron/day (normal 1 mg/day in males) &lt;br/&gt;The retention of 3 mg of iron/day will lead to net iron accumulation of approximately 1 g/yr&lt;br/&gt;Women become symptomatic later in life, because of the extra iron loss associated with menses, pregnancy, and lactation&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CLINICAL MANIFESTATIONS &lt;br/&gt;Clinical manifestations of iron accumulation include &lt;br/&gt;liver disease, &lt;br/&gt;skin pigmentation, &lt;br/&gt;diabetes mellitus, &lt;br/&gt;arthropathy, &lt;br/&gt;impotence in males, and &lt;br/&gt;cardiac enlargement with or without heart failure or conduction defects&lt;br/&gt;CLINICAL MANIFESTATIONS&lt;br/&gt;Classic triad of cirrhosis, DM, and skin pigmentation occurs late in the disease, when the total body iron content has reached as high as 20 g (  that five times normal)&lt;br/&gt;However, most patients are currently diagnosed when elevated serum iron levels are noted on a routine screening panel or screening is performed because of a relative diagnosed with HH &lt;br/&gt;Approximately 75 percent of such patients are asymptomatic at presentation&lt;br/&gt;Liver disease&lt;br/&gt;Progressive iron deposition is associated with hepatomegaly, elevated liver enzymes, and the eventual development of cirrhosis &lt;br/&gt;Reversibility with iron removal is more likely early in the course of the disease but can occur in patients with cirrhosis and varices&lt;br/&gt;Iron overload in HH also potentiates the development of alcoholic liver disease &lt;br/&gt;Hepatocellular carcinoma &lt;br/&gt;152 homozygotes were studied prospectively for 1 to 229 months&lt;br/&gt;At diagnosis, cirrhosis was present in 97 patients and absent in 55 &lt;br/&gt;During follow-up, hepatocellular carcinoma developed in 28 of the 97 (28.8%) patients with cirrhosis but in none of those without&lt;br/&gt;The risk was increased significantly in patients       55 yrs, those with HBS Ag and alcohol abuse&lt;br/&gt;Prognostic factors for hepatocellular carcinoma in genetic hemochromatosisHepatology  1994 Dec;20(6):1426-31&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diabetes mellitus &lt;br/&gt;DM is present in approximately 50% of patients with HH who present with symptoms&lt;br/&gt;This complication is due to progressive iron accumulation in the pancreas&lt;br/&gt;A separate issue is whether all patients with diabetes should be screened for hemochromatosis&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prevalence of genetic haemochromatosis among diabetic patients. Lancet  1989 Jul29;2(8657):233&lt;br/&gt;Prevalence of the DM was investigated in 418 patients attending a diabetic clinic &lt;br/&gt;21 (5%) patients had a persistently high serum ferritin and 5 of these had transferrin saturations consistently over 55%&lt;br/&gt;HH was confirmed by liver biopsy in 4 &lt;br/&gt;The estimated prevalence was 0.96%, twice that in the general population &lt;br/&gt;Screening of diabetic patients for HH may be more cost-effective than screening in the general population&lt;br/&gt;Arthropathy&lt;br/&gt;HH may be associated with an arthropathy that displays the full spectrum of crystal deposition disease (ie, pseudogout, chondrocalcinosis, and chronic arthropathy) &lt;br/&gt;Characteristic radiologic findings: squared-off bone ends and hook-like osteophytes in the MCP joints, particularly in the 2nd &amp; 3rd MCP joints &lt;br/&gt;In contrast to many other manifestations of HH, symptoms of arthropathy do not generally respond to iron removal &lt;br/&gt;Dilated Cardiomyopathy&lt;br/&gt;HH can produce  DCM characterized by the development of heart failure and conduction disturbances &lt;br/&gt;Cardiac disease may be the presenting manifestation in up to 15 percent of patients&lt;br/&gt;Treatment with phlebotomy has been associated with reversal of the left ventricular dysfunction &lt;br/&gt;However, irrevers</description></item><item><title>SERA ETKİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sera-etkisi-436007.html</link><description>SERA ETKİSİ-GENEL ISINMA &lt;br/&gt; Isı iletimi iki yoldan olur.Bunlar iletim ve konveksiyon yoludur.Konveksiyon yalnızca sıvı ve gaz ortamlarda oluşabilir,Katı ortamda ısı iletim ile yayılır.Konveksiyon ile ısının yayılması iletim yoluyla yayılmasından daha etkin ve hızlıdır.Çekirdekte ısı konveksiyon ile yayıldığından sıcaklık çok az değişir.Mantoda ise ısı iletim ile olduğundan soğuma söz konusudur.&lt;br/&gt; Yüzey sıcaklığını meydana getiren ısının büyük bölümü güneş tarafından sağlanır.Dünya yüzeyindeki sıcaklık 288Â°K dir,bunun 253Â°K si dünyamızın öz sıcaklığı,35Â°K sera etkisinin neden olduğu sıcaklıktır.Sera etkisi atmosferin yoğunluğuyla artar,atmosferdeki CO2 miktarı yoğunluğun artmasına neden olur buda hava kirliliğiyle orantılı olarak artmaktadır.288Â°Klik sıcaklığın sadece 1/5000i merkezden gelen ısıdan kaynaklanır.&lt;br/&gt;  Diğer gezegenlerdeki sera etkisine bakacak olursak,Marsta sera etkisi sadece 5KÂ° dir.Venüste ise sera etkisi 500Â°K dir çünkü Venüsün atmosferi Dünya ve Marstan çok çok yoğundur.Marstaki sera etkisinin düşüklüğü ise atmosferinin çok ince olmasından kaynaklanır.&lt;br/&gt; Buradan şu gerçeği görebiliriz eğer hava kirliliği sürekli olarak artarsa, sera etkisi nedeniyle insanoğlunu çok sıcak günler bekliyor,fakat sıcaktan öleceğimizi düşünmeyin ilk önce kıtlık ile tanışacağız.&lt;br/&gt; Çevre konusuna ilginin çok kısa sayılabilecek bir sürede bu kadar artmış olmasının kuşkusuz önemli nedenleri var. Başlıca neden çevrede bir süreden beri açıkça görülmeye başlayan kirlenme ve bozulmanın son yıllarda büyük bir ivme kazanmış olması. Atmosferde &quot;sera&quot; etkisi yapan gazların artması sonunda yeryüzü sıcaklığı yükseliyor ve iklimler değişiyor; ozon tabakasının azalması sonucu ultra viyole ışınların zararlı etkisi artıyor; toksik kimyasal maddeler ve zararlı atıkların artması sonucu hava, su ve toprak kirlenmesi yüksek düzeylere çıkıyor; ormanların tahrip edilmesi, toprağın erozyonu, suların kirlenmesi ve kıyıların düzensiz kullanılması sonucu &quot;ekosistemler&quot; giderek bozuluyor; ve çevrenin devamlı tahribi sonunda bitki ve hayvan türleri bir daha yerine konamayacak şekilde kayboluyor.&lt;br/&gt;  ÇEVRENİN NÜFUS ÜZERİNDEKİ ETKİSİ&lt;br/&gt; Çevre ile nüfus üzerindeki karşılıklı etkileşimi bazı örneklerle göstermek yerinde olur. Geniş kapsamlı bir örnek verilmek istenirse, daha önce de belirtildiği gibi insan faaliyetleri hava koşullarını ve mevsimleri etkilemektedir. Sanayi, ulaştırma ve ısınmada kullanılan fosil kaynaklı yakıtlar atmosfere yaydıkları &quot;sera&quot; etkisi yaratan gazlarla atmosferin ısınmasına neden olmaktadır. Ormanlar yakıldığı ve tahrip edildiği zaman da bol miktarda karbondioksit gazı atmosfere yayılmaktadır. &quot;Sera&quot; etkisi yaratan bu gazlar aşağı atmosfer tabakalarında güneş enerjisini tutmaktadır. Bu yolla giderek havanın ısınması ve mevsimlerin değişmesi insan yaşamını etkileyen sonuçlar doğurabilecektir. İnsanların ancak bir yere kadar yaşamdaki bu değişikliklere dayanabilecekleri, gözönünde bulundurulmalıdır.&lt;br/&gt;Daha somut bir örnek vermek gerekirse, herhangi bir bölgede veya yerleşme yerinde nüfusun hızla artmasının içme suyuna olan talebi arttırması doğaldır. İçme suyu kaynaklarının artan talep karşısında düzensiz bir şekilde kullanılması, su kaynaklarının kirlenmesine yol açacaktır. Meydana gelen kirlenme, o bölgede yaşayan insanlar için ciddi sağlık sorunları yaratacaktır. Eğer aynı yörede kanalizasyon şebekesinde eksiklikler bulunuyorsa, içme suyundaki kirlenme daha da tehlikeli boyutlar kazanabilecektir.&lt;br/&gt; Bir başka örnek hava kirlenmesinden verilebilir. Yoğun yerleşme yerlerinde artan nüfusla birlikte hava kirlenmesi de artacaktır. Hava kirlenmesine bağlı olarak, solunum sistemi hastalıkları çoğalacaktır. Yoğun hava kirlenmesi, hele içme suyu kirlenmesi ile birlikte oluyorsa insanların bulundukları yeri terkederek başka yerleşme yerlerine göç etmesi sonucunu doğurabilecektir.&lt;br/&gt;  ÇEVRE VE EKONOMİK GELİŞME İLİŞKİLERİ &lt;br/&gt; Sanayi devriminden bu yana bir çok ülkede birey başına tüketimin arttığını, beslenme koşullarının iyileştiğini, eğitim düzeyinin yükseldiğini</description></item></channel></rss>