<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Arkeometri - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Arkeometri</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-389440.html</link><description>ARKEOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Arkeometri&quot; sözcüğü &quot;arkeoloji&quot; ve &quot;metrik&quot; sözcüklerinden türetilmiştir. Anlam olarak fen ve doğa bilimleri yöntemleri kullanılarak eski eserlerle ilgili her türlü ölçüm ve değerlendirme yapılmasını içerir.&lt;br/&gt;Arkeometri çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda ve kullanılan tekniklerde endüstriye dönük yönler bulunmaktadır. Örneğin, çevre radyasyon ölçümleri, spektroskopik analizler ve kimyasal analizler, arkeometri çalışmalarında kullanılan dozimetrelerin endüstriyel uygulamalarda da kullanılabilmesi.&lt;br/&gt;Tanımı:&lt;br/&gt;      Arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometriye Genel Bir Bakış ve Arkeolojideki Önemi:&lt;br/&gt;      Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarih açısından,elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için fen ve doğa bilmlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılan bu yeni bilim alanından diğer ülkelerde olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de daha yoğun bir şekilde yararlanılmağa başlanmıştır.&lt;br/&gt;      Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;nin başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir.1800&quot;de ilk kez M.H.KLAPROTH Berlin Bilim Akademisinde sikkeler,camlar ve orta çağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonçları hakkında bir bildiri verir. J.Riederer&quot;in 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da üst paleotik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu,Önasya&quot;da Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular,metal,keramik,cam,duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başlar. Troya  kazılar,Ur Kral Mezarları&quot;ının keşfi,Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları,bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar.Böylece Klaphort&quot;un analizlerini F.Rathgen,C.H.Desch,J.R.Partington,H.H.Coghlan ve daha birçokların</description></item><item><title>ARKEOMETRİNİN TANIMI VE TARİHÇESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometrinin-tanimi-ve-tarihcesi-344522.html</link><description>ARKEOMETRİ&quot;NİN TANIMI VE TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             Arkeometri, arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu bilim alanında günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için, fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılır. &lt;br/&gt;Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;ın başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir. 1800&quot;de ilk kez M.H. KLAPROTH (1743-1817) Berlin Bilim Akademisinde sikkeler, camlar ve Ortaçağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir. (J.Riederer 1982) 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da Üst Paleolitik Devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasya&quot;da, Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, keramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmaya başlar. Troya kazıları, Ur Kral Mezarları&quot;nın keşfi, Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar. Böylece Kalaproth&quot;un analizlerini, F. Rathgen, C.H Besch, J.R Partington, H.H Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunlar gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.&lt;br/&gt;1878&quot;de Baron De Geer İsveç&quot;de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu balçık katmanlarının sayımına dayanan, &quot;Varv analizleri&quot; olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir. Böylece günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden mutlak bir yaş tayini yapma imkanı doğar. 1920&quot;lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişimlerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1901&quot;de bulunan, fakat arkeoloji alanında 1929&quot;da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise &quot;dendrokronoloji&quot;dir. Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkların oluşumları ve bunların sayılmaları ile, ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır. &lt;br/&gt;Buzul Devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti, hem iklimsel, hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmaya başlar. Gene 1916&quot;da İsveç&quot;li botanikçi Lonnar von Post&quot;un ilk olarak geliştirdiği &quot;polinoloji&quot; (çiçek tozlarının analizleri) yöntemi, gerek Buzul Çağlarının gerekse Postpleistosendeki bitki örtüsü, iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır. &lt;br/&gt;2.Dünya Savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gerek çeşitli kimyasal ve fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri, gerekse mutlak tarihlendirmeler için daha birçok yöntemlerin geliştirildikleri görülür. Ancak arkeolojiye dönük bu araştırmaların &quot;ARKEOMETRİ&quot; adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna kavuşması 1950-60 yılları arasına rastlar. &lt;br/&gt;Libby (1955) ve arkadaşlarının, yaşamları sona ermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon 14&quot;ün ölçülmesi ile (C-14) arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini armağan etmeleri bir anlamda gerçek arkeometrinin başlangıcı olarak kabul edilebilir. &lt;br/&gt;Bilindiği gibi, eskisinden farklı olarak bugün artık arkeolojik araştırmalar geçmiş uygarlıkları, tarihsel gelişimleri içinde, mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde değerlendirebilmeyi, amaçlamaktadır. Bu yüzden eski bir kültürün hakkıyla anlaşılabilmesi, tanımlanabilmesi için, o kültürü meydan getiren insanların, o günkü doğal çevrelerinin, içinde yaşadıkları biyolojik ortamı oluşturan hayvan ve bitki topluluklarının (yani ekolojilerinin), insan, hayvan, bitki ilişkilerinin, ellerindeki kaynaklardan yararlanma biçim ve derec</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-373248.html</link><description>Arkeometri Sir Christopher Hawkes tarafından, yayımına 1958&quot;de başlanan History of Art at Oxford ve Arkeoloji Araştırma Laboratuarı bülteninin ismi olarak bulunmuş bir kelimedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri kelimesi arkeoloji ve metric (Grekçe meitron kelimesinden &quot;ölçme işlemi&quot; bir ölçüm) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir ve arkeolojik buluntuların değerlendirilmesinde kullanılan ölçüm veya sistemler anlamına gelmektedir.&lt;br/&gt;Bu kelimenin ikinci kısmının arkaik olarak gösterilen anlamı arkeologlarla fizik ve tabii bilimciler arasında ortak bir yüzey temin etme konusunda arkeometrinin rolü ile anlam kazanmıştır. Çok kısa olarak arkeometri, arkeolojik verilerin fiziksel ve kimyasal metodlarla, matematiksel modelleme, istatistiksel analiz ve bilgi edinme teknikleri ile değerlendirilmesi şeklinde açıklanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri&quot;yi çeşitli disiplinlerin Arkeoloji&quot;de ortak çalışması diye özetleyebiliriz. Bu disiplinlere Antropoloji, Zooloji, Botanik, Biyoloji, Biyokimya, Keramoloji, Metalurji, Malzeme Bilimi,Yerbilimleri, Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, Bilgisayar Bilimleri ve çeşitli tarihleme metodları örnek olarak sayılabilir. Eskiden Arkeometri denince sadece arkeolojik seramik üzerine yapılan çalışmalar kasdedilirdi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojide oluşan somut bir soru üzerine, bu sayılan displinlerden biri veya birkaçı arkeolojiyle ortak çalışmalar yapabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik çalışmaların başlangıcı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bununla birlikte bu bahsedilen disiplinlerin kullanımı ve uygulanması ortalama olarak son 50 yıldır büyük bir gelişme göstermiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeoloji sosyal bir bilimdir. Ancak arkeolojik araştırmalarda kullanılan bazı verilerin elde edilmesi ve incelenmesi için çeşitli fenni bilimlere başvurulmaktadır. Örneğin metal buluntulardan alınan örneklerin elektron mikroskobuyla incelenerek yapım tekniklerinin araştırılması, seramiklerin kesitlerinin alınıp kullanılan kilin yatağının belirlenmesi, seramik kaplardaki mikroskobik miktardaki yemek artıklarının analiz edilip tanımlanması arkeometri bilminin işidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organik veya inorganik materiyalleri Radyakarbon(C-14), Dendrokronoloji, Elektron Spin Rezonans(ESR), Termolüminesans(TL) ve OSL gibi arkeometrinin en önemli uygulamaları arasında sayılabilecek yöntemlerle tarihlendirmek mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik bulguların tarihlendirilmesinde kullanılan bazı yöntemler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potasyum Argon Metodu (KA): Radyoaktif olan bir maddenin (potasyumun) radyoaktif olmayan Argon40 gazına dönüşmesi olayıdır. Özellikle jeolojik tabakalar içinde bulunan fosil kalıntılarına uygulanır. 100.000 yılı aşkın volkanik kayalara da uygulanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Radyokarbon Metodu (C-14): 1955&quot; te Amerika&quot;da Chicago Üniversitesi&quot;nde W. Libby ve arkadaşları bu metodu uygulamışlardır. Bu tarihten itibaren en geçerli, en yaygın trihlendirme metodudur. Özellikle tarih öncesi arkeolojide kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm organik maddelerde bulunan radyoaktif karbonun, bunların canlılıklarını kaybetmelerinden sonra belirli bir tempoda azaldığı gözlenmişt</description></item><item><title>UZAYI KEŞFEDİYORUZ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uzayi-kesfediyoruz-368921.html</link><description>UZAYI KEŞFEDİYORUZ                                                         &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;     A)UZAYDA NELER VAR?&lt;br/&gt;         1)Galaksiler(gök adaları)&lt;br/&gt;         2)Yıldızlar doğar,yaşar,ölür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      a)Yaşamımızı Güneşe Borçluyuz&lt;br/&gt;         1.Güneş nasıl oluştu?&lt;br/&gt;         2.Güneşin katmanları ve yapısal özellikleri&lt;br/&gt;         3.Güneşin hareketleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      b)Güneş Sistemi&lt;br/&gt;         1.Gezegenleri ve uyduları&lt;br/&gt;         2.Güneş ve ay tutulmaları&lt;br/&gt;         3.Kuyruklu yıldızlar,asteritler ve meteorlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İçinde yıldızlar, gezegenler, uydular, meteorlar gibi gök cisimlerinin bulunduğu boşluğa uzay denir. 1.Galaksiler (Gök Adaları) Biri bize en yakın galaksi diğeri ise içinde bulunduğumuz iki galaksi Yıldızların, bulutsuların ve diğer maddelerin oluşturduğu topluluğa galaksi denir. * Galaksiler çok büyüktür. Küçük galaksilerde 100 000, büyük galaksilerde de 3 trilyondan fazla yıldız bulunur. Güneş Sistemi, Samanyolu galaksisi içinde bulunur.Samanyolu&quot;nda 100 milyardan fazla yıldız vardır. * Uzaydaki uzaklıklar ışık yılı birimi ile ifade edilir. 1 ışık yılı, ışığın bir yılda aldığı yola eşittir. Bu da yaklaşık 9,46 trilyon km eder * Samanyolu&quot;nun çapı 100 000 ışık yılıdır.Güneş&quot;in Samanyolu merkezine uzaklığı da yaklaşık 30 000 ışık yılına eşittir. * Şekillerine göre Galaksiler üç çeşittir. Sarmal, elips ve düzensiz. Sarmal Galaksiler: Disk biçimindeki yapılarında sarmal kollar vardır. Bu galaksilerin bilinenlerinin tümü dönmektedir. Samanyolu ve Andromeda bilinen sarmal galaksilerdir. Elips Galaksiler: Elips şeklinde bir yapıya sahiptir. Bu galaksilerin sarmal kolları yoktur. Yapılarında önemli miktarda yıldızlar arası gaz ve toz bulunmaz. Düzensiz Galaksiler: Elips ve sarmal yapı gösteren sarmal yapı dışında, şekil olarak bunlara hiç benzemeyen galaksilerdir. Bu galaksilerde bol miktarda gaz, toz bulutu ve şiddetle süren yıldız oluşumu mevcuttur. 2. Yıldızlar Doğar, Yaşar ve Ölür Güneş gibi, kendiliğinden ısı ve ışık veren gök cisimlerine yıldız denir.Yıldızlar sıcak ve parlak gaz kütleleridir. Yıldızlar teleskopla gözlenebilir. * Yıldızlar da doğar, yaşar ve ölürler. Yıldızların yaşam evreleri yaklaşık olarak şu şekildedir: Gaz ve toz bulutu toplanarak yoğunlaşır. Çekirdekte hidrojen helyuma dönüşür ve enerji açığa çıkar. Yıldız bu enerjiyi ısı ve ışık olarak yayar. * Yıldız ne kadar çok enerji üretirse o kadar parlak görünür. * Yıldızın ölüm süreci ise enerjisinin azalmasıyla başlar. Hayatı sona eren yıldız küçük ise, geride demir yönünden zengin ışıksız bir kütle kalır (Kara Cüce); büyük ise yıldız, önce içine çöker sonra patlar (Süpernova). Bu patlama sonrasında merkezde yıldızın çekirdeği kalır. Geride kalan çekirdeğin kütlesi, Güneş&quot; in kütlesinden 1,5 &amp;#8211; 3 kat fazlaysa nötron yıldızı, 3 kattan daha fazlaysa kara delik oluşur. * Kara delik, belli bir yakınlıktan geçen bütün gök cisimlerini kendine çeker. Bu çekim öyle büyüktür ki, kara delik ışığı bile çeker.Bu yüzden parlak değildir; ışık yaymaz. Güneş Yaşamamız İçin Çok Ön</description></item><item><title>JURASİK</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?jurasik-357586.html</link><description>Jurasik&lt;br/&gt;208-148 Milyon yıllık zaman dilimine karşılık gelir. Jura dağlarının  incelenmesiyle, formasyonlar üç kısma ayrılmış; sözü edilen devrin üç alt sistemde incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır (L. VON BUCH).&lt;br/&gt;Böylece Jura devri şu üç alt sistemde bölünmüştür: &lt;br/&gt;Altta, KARA JURA( LİYAS)&lt;br/&gt;Ortada, ESMER JURA (DOGGER)&lt;br/&gt;Üstte, BEYAZ JURA (MALM).&lt;br/&gt;İncelemeler ilerledikçe, Jurasik kayalarının içerdikleri fosillere göre paleontolojik zonların varlıkları ortaya çıkmıştır. Değişik noktalardaki paleontolojk zonlar deneştirilmeye çalışılmış, bu konuda sadece Ammonitlerin yararlı olduğu görülmüştür. Bu paleontolojik zonlarla fosillerin içinde bulundukları kayalar ve fasiyesler arasındaki ayrıcalıklar, Jurasik kat adlarının bölgeden bölgeye değişik olmasını sonuçlamıştır. Fakat Jurasik sistemini, genel olarak geçerli olabilecek, seri ve kıtalara ayırmak olanaklıdır. Genel bir bakışla, Jurasik&quot;de ilk ortaya çıkan kuşlardır. Balıklar ve Reptiller örnek olarak Plesiosaurs ve Ichthyosaurs, denizlerde köpekbalıkları bulunmaktaydı; iklimse sıcak ve nemli olmasıyla birlikte deniz seviyesi yüksek. Son 1/3 lül Jurasik zaman aralığına kadar kutupsal bir iklim söz konusu değil. Jurasik öncesi Kuzey ve Güney rift açılması devam eden Pangea&quot;da, açılma devam etmiştir. Bu olay sonucunda Laurasia ve Gondwana kıtaları oluşmuştur. Gondwana (Güney Amerika, Afrika, Avusturalya ve Hindistan), Laurasia ise (Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya) olarak belirlenmiştir. Jurasik boyunca transgressyon sonucu deniz yükselmiş ve ortam daha tropikal ve sıcak olmuştur. Bunun sonucu olarak da yeni bitkilerin türemesine neden olmuştur(Cycadeoids  cycads, ferns)&lt;br/&gt;Jurasik Seri ve Katları&lt;br/&gt;Sistem             Seri                            Kat&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                       Malmâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.Portlandiyenâ€¦â€¦â€¦Pürbekiyen  &lt;br/&gt;                                                                                        Bononiyen&lt;br/&gt;                                                         Kimmericiyen&lt;br/&gt;                                                         Lüsitaniyenâ€¦â€¦â€¦...Sekansiyen&lt;br/&gt;                                                                                         Rorasiyen&lt;br/&gt;JURASİK                                                                          Argoviyen&lt;br/&gt;                                                         Oksfordiyen&lt;br/&gt;                                                         Kalloviyen&lt;br/&gt;                       Doggerâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦.Batoniyen&lt;br/&gt;                                                         Bajosiyen  &lt;br/&gt;                       Liyasâ€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦â€¦ Aaleniyen&lt;br/&gt;                                                         Toarsiyen&lt;br/&gt;                                                         Şarmusiyen&lt;br/&gt;                                                         Sinemuriyen&lt;br/&gt;                                                         Hettanjiyen&lt;br/&gt;                                                         Resiyen</description></item><item><title>ÇANAKKALE BÖLGESİNDE BULUNAN STENEOFİBER JAEGERİ KAUP (RODENTİA, MAMMALİA) KALINTILARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canakkale-bolgesinde-bulunan-steneofiber-jaegeri-kaup-(rodentia,-mammalia)-kalintilari-447033.html</link><description>ÇANAKKALE BÖLGESİNDE BULUNAN STENEOFİBER JAEGERİ KAUP (RODENTİA, MAMMALİA) KALINTILARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Steneofiber cinsi temsilcilerine Türkiyede ilk kez bazı çene parçaları ve izole dişlerle İstanbul-&lt;br/&gt;Küçük Çekmecenin Sarmasiyen yaşlı serilerinde rastlandığını Malik ve Nafizden (1933) öğreniyoruz.&lt;br/&gt;Bu cins üzerine ikinci kez 1973 yılında Özansoyun yayınında söz edilmiştir. Özansoyun&lt;br/&gt;(1964, 1973) Çanakkalede birbirini izleyen araştırmalarına göre, bölgenin Bayraktepe yöresinde&lt;br/&gt;bulunan fosiller arasında bu cins temsilcilerine rastlanmıştır.&lt;br/&gt;Aynı araştırıcı bu yöredeki serileri birçok doğal rejime ve zona ayırmıştır. Ozansoydan (1973)&lt;br/&gt;öğrendiğimize göre, Steneofiber cinsi kalıntıları, Proboscidien gen. e sp. indet., Hipparion sp.,&lt;br/&gt;Diceros sp., Gazella sp., Antilope gen. et sp. indet., Samotherium sp., Palaeotragus sp., Dorcatherium&lt;br/&gt;sp., Sus sp., Hyaenidae, Mustelidae, Melinae, Phoca sp., Cetotherien (Cetotherium?), Testudinidae,&lt;br/&gt;balık, omurgasızların temsilcileriyle birlikte su iki zon arasında bulunmaktadır: altta, Anchitherium&lt;br/&gt;ve Listriodon splendensli zon, üstte Cetotherien biyozonu ve Mactralı tabakalar.&lt;br/&gt;1973 yılındaki bu incelemede, bu biyozonun yaşı şu görüşlerle belirlenmektedir: Pliyosen,&lt;br/&gt;Hipparionen görünümüyle başlatılacak olursa Alt Pliyosendir. Denizel üst tabakalar dikkate alınırsa&lt;br/&gt;Üst Miyosenin en üstüdür.&lt;br/&gt;Tekkaya da (1973), bu zonu Miyosen bitimi - Pliyosen başlangıcı olarak yaşlandırır.&lt;br/&gt;Çanakkale Steneofiberleri tarafımızdan da incelenmiş ve Steneofiber jaegeri türüne ait oldukları&lt;br/&gt;saptanmıştır.&lt;br/&gt;Yazımızda bu fosillerin ayrıntılı tanımı yapılacaktır.&lt;br/&gt;SİSTEMATİK İNCELEME&lt;br/&gt;Takım: RODENTİA BOWDICH, 1821&lt;br/&gt;Aile: CASTORIDAE GRAY, 1821&lt;br/&gt;Cins: Steneofiber GEOFFROY, 1833&lt;br/&gt;Sin.: Ojalicomys KAUP, 1832&lt;br/&gt;Steneofiber jaegeri KAUP, 1832&lt;br/&gt;(Metinde şek. l a,b,c; Tablo 1,2; Levha I-III)&lt;br/&gt;Engin ÜNAY 94&lt;br/&gt;Materyel: l Mx. parça, sağ ve sol, P4-M1 in situ (ÇMB. 6); l Md. parça, sol, P4-M1&lt;br/&gt;in situ (ÇMB. 1); l Md. parça, sol, P4-M3 in situ (ÇMB. 5); l Md. parça, sağ, I-M3 in situ&lt;br/&gt;(ÇMB. 2); l Md. parça, sol, I-M2 in situ (ÇMB. 3);l Md. parça, sol, I-M2 in situ (ÇMB. 4).&lt;br/&gt;Bunların dışında alt ve üst çeneye ait birçok izole moler ve incisive parçaları vardır.&lt;br/&gt;Fosil yatak.â€” Demir oksitli kum.&lt;br/&gt;Tanıtım.â€” Üst çene: Processus palatinus M1 e kadar iyi korunmuştur. Palatin kemik ile&lt;br/&gt;premaxillar kısım yoktur.&lt;br/&gt;I: İzole olarak bulunmuş olan üst çene incisive parçasının dış yüzü hafif dışbükeydir. Üzerinde&lt;br/&gt;enine ince çizgiler bulunan, ince bir mine tabakasıyle kaplıdır. Kesiti üçgenimsidir.&lt;br/&gt;Yanak dişleri: Üst çene üzerinde geriye ve dışa doğru yatık olarak dizilmiş ve oldukça aşınmışlardır.&lt;br/&gt;Bütün yanak dişlerinin çiğneme yüzeyleri üzerinde, dört dış antiklinal arasında üç dış senklinal&lt;br/&gt;vardır.&lt;br/&gt;P4: Çiğneme yüzeyi üçgenimsidir. Hypostria tacın ortasına kadar iner. İki kısa dış stria gösterir.&lt;br/&gt;Mesostria parastriadan daha derin ve uzundur. Paraflexusle hypoflexus kuvvetlidir ve birbir95&lt;br/&gt;STENEOFIBER JAEGERI KAUP&lt;br/&gt;leriyle karşılaşır. Sağ P4 te, paraflexus artan aşınma ile ilgili olarak parafoset haline dönüşme eğilimindedir.&lt;br/&gt;Mesoflexus kuvvetli, ötekilerden çok daha uzun ve metaflexuse doğru bükülmüştür.&lt;br/&gt;Sol P4 te bu büküntü açısal bir durum almıştır. İzole olan iki dişte, aşınmanın çoğalmasıyle kaybolabilecek&lt;br/&gt;nitelikte olan subparafoset izi görülmektedir. P4 iki köklüdür. Bunlardan biri geniş olan iç&lt;br/&gt;kök, öteki kalın olan dış köktür.&lt;br/&gt;M1: Çiğneme yüzeyi karemsidir. Oldukça aşınmıştır. Bu nedenle hiç bir dış stria göstermez.&lt;br/&gt;Hypostria tacın ortasına kadar iner. Hypoflexus dar ve uzundur. Parafoset zayıftır, hypoflexusle&lt;br/&gt;karşılaşır. Mesofoset uzundur ve metafosete doğru büküktür. Metafoset parafosetten daha uzun ve&lt;br/&gt;kuvvetlidir. Üç köklüdür: Birincisi geniş olan iç kök, ötekiler ise bunun karşısında yer alan ve ince&lt;br/&gt;olan dış köklerdir.&lt;br/&gt;Alt çene: Bütün alt çenelerde ramuslar kırıktır, iki örneğin corpusları hemen hemen tanıdır.&lt;br/&gt;Foramen mentale tektir, bütün örneklerde P4 ün altında ve çok az önünde yer almaktadır.&lt;br/&gt;I: Alt çene incisivelerinin dış yüzü düzdür ve boyuna çizgili ince b</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-373249.html</link><description>ARKEOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Arkeometri&quot; sözcüğü &quot;arkeoloji&quot; ve &quot;metrik&quot; sözcüklerinden türetilmiştir. Anlam olarak fen ve doğa bilimleri yöntemleri kullanılarak eski eserlerle ilgili her türlü ölçüm ve değerlendirme yapılmasını içerir.&lt;br/&gt;Arkeometri çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda ve kullanılan tekniklerde endüstriye dönük yönler bulunmaktadır. Örneğin, çevre radyasyon ölçümleri, spektroskopik analizler ve kimyasal analizler, arkeometri çalışmalarında kullanılan dozimetrelerin endüstriyel uygulamalarda da kullanılabilmesi.&lt;br/&gt;Tanımı:&lt;br/&gt;      Arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometriye Genel Bir Bakış ve Arkeolojideki Önemi:&lt;br/&gt;      Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarih açısından,elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için fen ve doğa bilmlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılan bu yeni bilim alanından diğer ülkelerde olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de daha yoğun bir şekilde yararlanılmağa başlanmıştır.&lt;br/&gt;      Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;nin başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir.1800&quot;de ilk kez M.H.KLAPROTH Berlin Bilim Akademisinde sikkeler,camlar ve orta çağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonçları hakkında bir bildiri verir. J.Riederer&quot;in 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da üst paleotik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu,Önasya&quot;da Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular,metal,keramik,cam,duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başlar. Troya  kazılar,Ur Kral Mezarları&quot;ının keşfi,Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları,bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar.Böylece Klaphort&quot;un analizlerini F.Rathgen,C.H.Desch,J.R.Partington,H.H.Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunları gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.&lt;br/&gt;      1878&quot;de Baron De Geer İsveç&quot;de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek,bunların içinde bulunduğu &quot;balçık katmanlarının&quot; sayımına dayanan &quot;Varv analizleri&quot;olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir.Böylece günümüzden yaklaşık 9000 yıl Öncesıne kadar giden bir mutlak yaş tayini yapma imkanı doğar.1920&quot;lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise,güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder;bu değişmelerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600 bin yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar.&lt;br/&gt;      1901&quot;de bulunan,fakat arkeoloji alanında 1929 da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise &quot;dendrokronoloji&quot;dir.Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkaların oluşumları ve bunların sayılmaları ile,ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır.&lt;br/&gt;      Buzul devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti,hem iklimsel hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmağa başlar. Gene 1916&quot;da İsveçli botanikçi Lennar von Post&quot;un ilk olarak geliştirdiği &quot;polinoloji&quot; yöntemi,gerek Buzul Çağlarının gerekse Pospleistosendeki bitki örtüsü ,iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır.&lt;br/&gt;      2.Dünya savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için,gerek çeşitli kimyasal ve fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri,gerekse mutlak tarihlendirmeleri için daha birçok yöntemlerin geliştirildikleri görülür. Ancak arkeolojiye dönük bu araştırmaların &quot;Arkeometri&quot; adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna kavuşması 1950-1960 yılları arsına rastlar.&lt;br/&gt;      Libby ve arkadaşlarının, yaşamları sonaermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon14&quot;ün ölçülmesi ile arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini armağan etmeleri bir anlamda &quot;gerçek arkeometri&quot;nin bir başlangıcı olarak kabul edilebilir.&lt;br/&gt;      Bilindiği gibi,eskisinden farklı olarak bugün artık arkeolojik araştırmalar geçmiş uygarlıkları,tarihsel gelişimleri içinde,mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde değerlendirilebilmeyi amaçlamaktadır.Bu yüzden eski</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-391455.html</link><description>ARKEOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Arkeometri&quot; sözcüğü &quot;arkeoloji&quot; ve &quot;metrik&quot; sözcüklerinden türetilmiştir. Anlam olarak fen ve doğa bilimleri yöntemleri kullanılarak eski eserlerle ilgili her türlü ölçüm ve değerlendirme yapılmasını içerir.&lt;br/&gt;Arkeometri çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda ve kullanılan tekniklerde endüstriye dönük yönler bulunmaktadır. Örneğin, çevre radyasyon ölçümleri, spektroskopik analizler ve kimyasal analizler, arkeometri çalışmalarında kullanılan dozimetrelerin endüstriyel uygulamalarda da kullanılabilmesi.&lt;br/&gt;Tanımı:&lt;br/&gt;      Arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometriye Genel Bir Bakış ve Arkeolojideki Önemi:&lt;br/&gt;      Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarih açısından,elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için fen ve doğa bilmlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılan bu yeni bilim alanından diğer ülkelerde olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de daha yoğun bir şekilde yararlanılmağa başlanmıştır.&lt;br/&gt;      Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;nin başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir.1800&quot;de ilk kez M.H.KLAPROTH Berlin Bilim Akademisinde sikkeler,camlar ve orta çağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonçları hakkında bir bildiri verir. J.Riederer&quot;in 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da üst paleotik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu,Önasya&quot;da Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular,metal,keramik,cam,duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başlar. Troya  kazılar,Ur Kral Mezarları&quot;ının keşfi,Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları,bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar.Böylece Klaphort&quot;un analizlerini F.Rathgen,C.H.Desch,J.R.Partington,H.H.Coghlan ve daha birçokların</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-362035.html</link><description>ARKEOMETRİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir.Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından ,elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için ,fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılan bu yeni bilim alanından ,diğer ülkelerde olduğu gibi ,son yıllarda ülkemizde de daha yoğun bir şekilde yaralanılmaya başlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.y.y.&quot;ın başalarına kadar gittiği söylenebilir.1800&quot;de ilk kez  M. H. KLAPROTH  (1743-1817) Berlin Bilim Akademisinde  sikkeler ,camlar ve Ortaçağ heykelleri üzerinde  gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir.19 y.y&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da Üst Paleolitik Devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu ,Önasya&quot;da ,Anadolu&quot;da  başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular ,metal ,keramik ,cam ,duvar resimlerinin  boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmaya başlar.Troya kazıları Ur Kral Mezarları&quot;nın  keşfi ,Mısır&quot;da özellikle  Flinders  Petrie&quot;nin  Negade kültürüne ait buluntuları ,bu analizlerin yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar.Böylece Klaproth&quot;un  analizlerinin ,F.Rathgen ,C.H. Desch ,J.R. Partington ,H.H. Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunlar gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1901&quot;de bulunan  , fakat arkeoloji alanında 1929&quot;da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise dendrokronoloji&quot;dir.Uzun ömürlü ağaçların yataykesitlerindeki halkaların oluşumları ve bunların sayılmalaırı ile ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır.&lt;br/&gt;2.Dünya Savaşına kadar arkeoloik buluntuların değerlendirilmesi için ,gerek çeşitli kimyasal ve fizksel yöntemlerle  yapılan malzeme analizleri ,gerekse mutlak tarihlendirmeler için daha birçok yöntemlerin geliştirldikleri görülür.Ancak arkeolojiye dönük bu araştırmların  &quot;ARKEOMETRİ&quot; adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna kavuşması 1950-1960 yılları arasına rastlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bugün artık arkeolojik Araştırmalar geçmiş uygarlıkları ,tarihsel gelişimleri içinde ,mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde değerlendirebilmeyi amaçlamaktadır.Bu yüzden eski bir kültürün hakkıyla anlaşılabilmesi ,tanımlanabilmesi için ,o kültürü meydana getiren insanların , o günkü doğal çevrelerinin ,içinde yaşadıkları biyolojik ortamı oluşturan hayvan ve bitki topluluklarının ,insan , hayvan , bitki ilişkilerinin , ellerindeki kaynaklardan yararlanma biçim ve derecelerine bağlı olarak ekonomilerinin ,teknolojilerinin ,sosyal ,politik sanatsal düzeylerinin aydınlatılması gerekmektedir.Gene aynı bağlam içinde, o kültürleri oluşturan insan topluluklarının içinde yaşadıkları,devrin mutlak tarihlendirilmelerinin yapılmasına,gerek çağdaşları olan , diğer kültürleri,  ya da uygarlıkları meydan getiren topluluklarla,gerekse doğal ve biyolojik çevreleri ile olan ilişki ve karşılıklı etkileşimlerinin tümüyle açıklığa kavuşturulmasına çalışılmaktadır.Bu  amaçlara koşut olarak arkeometrinin bugün vardığı aşamada arkeoloji alanında kullanılan yöntemler kısaca şöyle  özetlenebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A   Arkeolojik toprak altı ve üstü kalıntıların,ören yerlerinin saptanmasında:&lt;br/&gt;       1.  Optik Yöntemler&lt;br/&gt;           1.1. Hava fotoğrafı arkeolojisi&lt;br/&gt;           1.2. Fotogrametri&lt;br/&gt;       2.   Jeofiziksel/fiziksel yöntemler&lt;br/&gt;            2.1  Rezistivite&lt;br/&gt;        2.2 Elektrik sondası v.b. yöntemlerden yararlanılmaktadır.&lt;br/&gt; B    Arkeolojide çeşitli kalıntıların yaş tayinleri ile mutlak tarihlendirmelerde&lt;br/&gt;       1. Radyoaktif yöntemler&lt;br/&gt;          1.1   Radyoaktif parçlanmalardan kaynaklananlar :&lt;br/&gt;                  C-14 (radyokarbon)&lt;br/&gt;                  K-Ar (potasyum-Argon)&lt;br/&gt;                  U-238 (Uranium 238)&lt;br/&gt;                  U-235 (Uranium 235)&lt;br/&gt;                  T-232 (Thorium 232)&lt;br/&gt;                  Fizyon izleri sayımı v.b.  gibi &lt;br/&gt;         1.2  Radyasyon etkisiyle enerji birikiminden kaynaklananlar :&lt;br/&gt;                TL(Termoluminesans)&lt;br/&gt;                ESR(Elektron Spin Rezonans)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       2.   Radyoaktif olmayan yöntemler&lt;br/&gt;                 2.1 Jeofiziksel/manyetik alan değişimlerine dayananlar:          &lt;br/&gt;                        Paleo/arkeomanyetizma&lt;br/&gt;                        Rasemizasyon (kemiklerde amin-asid  değişimi)&lt;br/&gt;                        Uranium/Florin(U ve F miktarının ölçüm</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-350835.html</link><description>Arkeometri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri Sir Christopher Hawkes tarafından, yayımına 1958&quot;de başlanan History of Art at Oxford ve Arkeoloji Araştırma Laboratuarı bülteninin ismi olarak bulunmuş bir kelimedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri kelimesi arkeoloji ve metric (Grekçe meitron kelimesinden &quot;ölçme işlemi&quot; bir ölçüm) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir ve arkeolojik buluntuların değerlendirilmesinde kullanılan ölçüm veya sistemler anlamına gelmektedir.&lt;br/&gt;Bu kelimenin ikinci kısmının arkaik olarak gösterilen anlamı arkeologlarla fizik ve tabii bilimciler arasında ortak bir yüzey temin etme konusunda arkeometrinin rolü ile anlam kazanmıştır. Çok kısa olarak arkeometri, arkeolojik verilerin fiziksel ve kimyasal metodlarla, matematiksel modelleme, istatistiksel analiz ve bilgi edinme teknikleri ile değerlendirilmesi şeklinde açıklanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri&quot;yi çeşitli disiplinlerin Arkeoloji&quot;de ortak çalışması diye özetleyebiliriz. Bu disiplinlere Antropoloji, Zooloji, Botanik, Biyoloji, Biyokimya, Keramoloji, Metalurji, Malzeme Bilimi,Yerbilimleri, Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, Bilgisayar Bilimleri ve çeşitli tarihleme metodları örnek olarak sayılabilir. Eskiden Arkeometri denince sadece arkeolojik seramik üzerine yapılan çalışmalar kasdedilirdi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojide oluşan somut bir soru üzerine, bu sayılan displinlerden biri veya birkaçı arkeolojiyle ortak çalışmalar yapabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik çalışmaların başlangıcı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bununla birlikte bu bahsedilen disiplinlerin kullanımı ve uygulanması ortalama olarak son 50 yıldır büyük bir gelişme göstermiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeoloji sosyal bir bilimdir. Ancak arkeolojik araştırmalarda kullanılan bazı verilerin elde edilmesi ve incelenmesi için çeşitli fenni bilimlere başvurulmaktadır. Örneğin metal buluntulardan alınan örneklerin elektron mikroskobuyla incelenerek yapım tekniklerinin araştırılması, seramiklerin kesitlerinin alınıp kullanılan kilin yatağının belirlenmesi, seramik kaplardaki mikroskobik miktardaki yemek artıklarının analiz edilip tanımlanması arkeometri bilminin işidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organik veya inorganik materiyalleri Radyakarbon(C-14), Dendrokronoloji, Elektron Spin Rezonans(ESR), Termolüminesans(TL) ve OSL gibi arkeometrinin en önemli uygulamaları arasında sayılabilecek yöntemlerle tarihlendirmek mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik bulguların tarihlendirilmesinde kullanılan bazı yöntemler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potasyum Argon Metodu (KA): Radyoaktif olan bir maddenin (potasyumun) radyoaktif olmayan Argon40 gazına dönüşmesi olayıdır. Özellikle jeolojik tabakalar içinde bulunan fosil kalıntılarına uygulanır. 100.000 yılı aşkın volkanik kayalara da uygulanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Radyokarbon Metodu (C-14): 1955&quot; te Amerika&quot;da Chicago Üniversitesi&quot;nde W. Libby ve arkadaşları bu metodu uygulamışlardır. Bu tarihten itibaren en geçerli, en yaygın trihlendirme metodudur. Özellikle tarih öncesi arkeolojide kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm organik maddelerde bulunan radyoaktif karbonun, bunların canlılıklarını kaybetmelerinden sonra belirli bir tempoda azaldığı gözlenmiştir. Bu oran bilindiğinden, bulunan organik maddenin yaşı, bu gözönünde tutularak bulunur. Ölçülere göre yaklaşık olarak organik maddelerin ömürlerinin yarısı boyunca yılda 5568 karbon kaybettikleri anlaşılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu temel üzerine hesaplar yapılmaktadır. Fakat 5568&quot;in sonradan 5730 (yarı ömür) olduğu saptanmış, yine de eskiden vazgeçilmemiştir. Sakıncalı yanı tam doğru netice vermemesidir. Nedeni de atmosferin her zaman aynı miktarda karbon ihtiva etmemesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dendrokronoloji: Amerikalı A.E. Douglass tarafından bulunan, ağaç gövdelerinin enine kesitinde görülen yıllık halka tabakalarının incelenmesine dayanan tarihlendirme yöntemidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ağaçlar her yıl gövdesinde yeni bir halka oluşturur. Bu halka bol yağışlı yıllarda kalın, az yağışlı yıllarda ince olur. Douglass eski evlerde kullanılan ağaçlardan özel bir teknikle kesit alarak, üzerlerindeki halkaları sayıp yaoıların tarihini saptamayı başarmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Termolüminesans Metodu: Taş, keramik, cam gibi kristal yapıya sahip maddelerin içindeki enerj</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-359760.html</link><description>ARKEOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri, geçmiş yaşamı anlamaya ve yeniden kurmaya çalışan arkeolojiye doğru bilgi almasında yardım eden ve önemi giderek artan bir bilim dalıdır. Arkeometri genel bir tanım olarak, arkeolojinin, doğa bilimleriyle bağlantısını kuran bir yöntemdir ve gelişimi de arkeolojiden çok doğa bilimlerinin gelişmesine bağlıdır. Arkeolojiyi tarihten uzaklaştırıp doğa bilimlerine yaklaştıran da arkeometridir&lt;br/&gt;Ülkemizde de yoğun olarak kullanılan arkeometriden, arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirebilmesi için de yararlanılır.                                                                       &lt;br/&gt;Arkeometri 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. İlk kez 1800&quot;de  M.H. Klaproth (1743-1817) Berlin Bilim akademisinde camlar, sikkeler ve Ortaçağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir. &lt;br/&gt;19. yüzyılın sonu,  20. yüzyılın başında  Avrupa&quot;da Üst Paleolitik Çağ mağara duvar resimlerinin bulunması, Önasya&quot;da, Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, keramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılmış araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük miktarda artmıştır. Troya kazıları, Ur Kral Mezarları&quot;nın keşfi, Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar. Böylece Klaptroh&quot;un analizlerini, J.R.Partington, C.H.Desch, F.Rathgen, H.H. Coghlan  ve birçoklarının araştırmaları izler.&lt;br/&gt;1878 yılında Baron De Geer İsveç&quot;te göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek tarihleme yöntemini geliştirmiştir. Bitki kalıntılarının içinde bulunduğu balçık katmanlarının sayımına dayanan bu yöntem, &quot;Varv Analizleri&quot; olarak da adlandırılır.&lt;br/&gt;Bu yöntem sayesinde günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden mutlak bir yaş tayini yapma imkanı doğar. 1920&quot;lerdeYugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareketle; bu değişimlerin matematiksel olarak hesaplanmasıyla Buzul Çağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar.&lt;br/&gt;Uygulanan bir diğer yöntem ise &quot;dendrokronoloji&quot;dir. Bu yöntem 1901 yılında bulunmuş, fakat arkeoloji alanında 1929&quot;da ilk olarak uygulanmıştır. Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkaların oluşumları ve bunların sayılmaları ile, ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği bilgisi kazanılır. Buzul Devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tespiti, hem iklimsel hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayini için kullanılmaya başlar. &lt;br/&gt;1916&quot;da İsveçli botanikçi Lennar von Post&quot;un ilk olarak geliştirdiği &quot;polinoloji&quot;(çiçek tozlarının analizleri) yöntemi, gerek Buzul Çağlarının gerekse Postpleistosen&quot;deki iklim değişmeleri, bitki örtüsü ve tarihlendirme için kullanılır.&lt;br/&gt;2.Dünya Savaşı&quot;na kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gerek çeşitli fiziksel ve kimyasal yöntemleri gerekse mutlak tarihlendirmeler için  daha birçok yöntemlerin geliştirildikleri görülür. Ancak 1950-1960 yılları arasında arkeolojiye dönük bu araştırmaların Arkeometri adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna ulaşması gerçekleşmiştir.&lt;br/&gt;Libby ve arkadaşlarının,yaşamları sona ermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon 14&quot;ün ölçülmesi ile (C-14) arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini kullanmaya başlamaları &quot;gerçek arkeometri&quot;nin başlangıcı olarak kabul edilebilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometrinin ülkemizdeki gelişimi ise 1980&quot;de bir grup prehistoryacı ve Yakındoğu arkeoloğu tarafından başlatıldı. İlk arkeometri çalışmaları arkeometallurji, jeofizik, jeomorfoloji ve radyoloji alanlarında yoğunlaşmıştı. Daha sonraki süreçlerde hammadde analizleri, termolüminesans gibi yöntemler kullanılarak çanak-çömlek tanımlamaları da yapılmaya başlandı. 1985 yılında Kültür Bakanlığı ta</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-346667.html</link><description>Arkeometri &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri Sir Christopher Hawkes tarafından, yayımına 1958&quot;de başlanan History of Art at Oxford ve Arkeoloji Araştırma Laboratuarı bülteninin ismi olarak bulunmuş bir kelimedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri kelimesi arkeoloji ve metric (Grekçe meitron kelimesinden &quot;ölçme işlemi&quot; bir ölçüm) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir ve arkeolojik buluntuların değerlendirilmesinde kullanılan ölçüm veya sistemler anlamına gelmektedir.&lt;br/&gt;Bu kelimenin ikinci kısmının arkaik olarak gösterilen anlamı arkeologlarla fizik ve tabii bilimciler arasında ortak bir yüzey temin etme konusunda arkeometrinin rolü ile anlam kazanmıştır. Çok kısa olarak arkeometri, arkeolojik verilerin fiziksel ve kimyasal metodlarla, matematiksel modelleme, istatistiksel analiz ve bilgi edinme teknikleri ile değerlendirilmesi şeklinde açıklanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometri&quot;yi çeşitli disiplinlerin Arkeoloji&quot;de ortak çalışması diye özetleyebiliriz. Bu disiplinlere Antropoloji, Zooloji, Botanik, Biyoloji, Biyokimya, Keramoloji, Metalurji, Malzeme Bilimi,Yerbilimleri, Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, Bilgisayar Bilimleri ve çeşitli tarihleme metodları örnek olarak sayılabilir. Eskiden Arkeometri denince sadece arkeolojik seramik üzerine yapılan çalışmalar kasdedilirdi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojide oluşan somut bir soru üzerine, bu sayılan displinlerden biri veya birkaçı arkeolojiyle ortak çalışmalar yapabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik çalışmaların başlangıcı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bununla birlikte bu bahsedilen disiplinlerin kullanımı ve uygulanması ortalama olarak son 50 yıldır büyük bir gelişme göstermiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeoloji sosyal bir bilimdir. Ancak arkeolojik araştırmalarda kullanılan bazı verilerin elde edilmesi ve incelenmesi için çeşitli fenni bilimlere başvurulmaktadır. Örneğin metal buluntulardan alınan örneklerin elektron mikroskobuyla incelenerek yapım tekniklerinin araştırılması, seramiklerin kesitlerinin alınıp kullanılan kilin yatağının belirlenmesi, seramik kaplardaki mikroskobik miktardaki yemek artıklarının analiz edilip tanımlanması arkeometri bilminin işidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Organik veya inorganik materiyalleri Radyakarbon(C-14), Dendrokronoloji, Elektron Spin Rezonans(ESR), Termolüminesans(TL) ve OSL gibi arkeometrinin en önemli uygulamaları arasında sayılabilecek yöntemlerle tarihlendirmek mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeolojik bulguların tarihlendirilmesinde kullanılan bazı yöntemler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Potasyum Argon Metodu (KA): Radyoaktif olan bir maddenin (potasyumun) radyoaktif olmayan Argon40 gazına dönüşmesi olayıdır. Özellikle jeolojik tabakalar içinde bulunan fosil kalıntılarına uygulanır. 100.000 yılı aşkın volkanik kayalara da uygulanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Radyokarbon Metodu (C-14): 1955&quot; te Amerika&quot;da Chicago Üniversitesi&quot;nde W. Libby ve arkadaşları bu metodu uygulamışlardır. Bu tarihten itibaren en geçerli, en yaygın trihlendirme metodudur. Özellikle tarih öncesi arkeolojide kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm organik maddelerde bulunan radyoaktif karbonun, bunların canlılıklarını kaybetmelerinden sonra belirli bir tempoda azaldığı gözlenmiştir. Bu oran bilindiğinden, bulunan organik maddenin yaşı, bu gözönünde tutularak bulunur. Ölçülere göre yaklaşık olarak organik maddelerin ömürlerinin yarısı boyunca yılda 5568 karbon kaybettikleri anlaşılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu temel üzerine hesaplar yapılmaktadır. Fakat 5568&quot;in sonradan 5730 (yarı ömür) olduğu saptanmış, yine de eskiden vazgeçilmemiştir. Sakıncalı yanı tam doğru netice vermemesidir. Nedeni de atmosferin her zaman aynı miktarda karbon ihtiva etmemesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dendrokronoloji: Amerikalı A.E. Douglass tarafından bulunan, ağaç gövdelerinin enine kesitinde görülen yıllık halka tabakalarının incelenmesine dayanan tarihlendirme yöntemidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ağaçlar her yıl gövdesinde yeni bir halka oluşturur. Bu halka bol yağışlı yıllarda kalın, az yağışlı yıllarda ince olur. Douglass eski evlerde kullanılan ağaçlardan özel bir teknikle kesit alarak, üzerlerindeki halkaları sayıp yaoıların tarihini saptamayı başarmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Termolüminesans Metodu: Taş, keramik, cam gibi kristal yapıya sahip maddelerin içindeki ener</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-350737.html</link><description>ARKEOMETRİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Arkeometri&quot; sözcüğü &quot;arkeoloji&quot; ve &quot;metrik&quot; sözcüklerinden türetilmiştir. Anlam olarak fen ve doğa bilimleri yöntemleri kullanılarak eski eserlerle ilgili her türlü ölçüm ve değerlendirme yapılmasını içerir.&lt;br/&gt;Arkeometri çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlarda ve kullanılan tekniklerde endüstriye dönük yönler bulunmaktadır. Örneğin, çevre radyasyon ölçümleri, spektroskopik analizler ve kimyasal analizler, arkeometri çalışmalarında kullanılan dozimetrelerin endüstriyel uygulamalarda da kullanılabilmesi.&lt;br/&gt;Tanımı:&lt;br/&gt;      Arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arkeometriye Genel Bir Bakış ve Arkeolojideki Önemi:&lt;br/&gt;      Günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarih açısından,elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için fen ve doğa bilmlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılan bu yeni bilim alanından diğer ülkelerde olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de daha yoğun bir şekilde yararlanılmağa başlanmıştır.&lt;br/&gt;      Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;nin başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir.1800&quot;de ilk kez M.H.KLAPROTH Berlin Bilim Akademisinde sikkeler,camlar ve orta çağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonçları hakkında bir bildiri verir. J.Riederer&quot;in 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da üst paleotik devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu,Önasya&quot;da Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular,metal,keramik,cam,duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmağa başlar. Troya  kazılar,Ur Kral Mezarları&quot;ının keşfi,Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları,bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar.Böylece Klaphort&quot;un analizlerini F.Rathgen,C.H.Desch,J.R.Partington,H.H.Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunları gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.&lt;br/&gt;      1878&quot;de Baron De Geer İsveç&quot;de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek,bunların içinde bulunduğu &quot;balçık katmanlarının&quot; sayımına dayanan &quot;Varv analizleri&quot;olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir.Böylece günümüzden yaklaşık 9000 yıl Öncesıne kadar giden bir mutlak yaş tayini yapma imkanı doğar.1920&quot;lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise,güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder;bu değişmelerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600 bin yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar.&lt;br/&gt;      1901&quot;de bulunan,fakat arkeoloji alanında 1929 da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise &quot;dendrokronoloji&quot;dir.Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkaların oluşumları ve bunların sayılmaları ile,ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır.&lt;br/&gt;      Buzul devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti,hem iklimsel hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmağa başlar. Gene 1916&quot;da İsveçli botanikçi Lennar von Post&quot;un ilk olarak geliştirdiği &quot;polinoloji&quot; yöntemi,gerek Buzul Çağlarının gerekse Pospleistosendeki bitki örtüsü ,iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır.&lt;br/&gt;      2.Dünya savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için,gerek çeşitli kimyasal ve fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri,gerekse mutlak tarihlendirmeleri için daha birçok yöntemlerin geliştirildikleri görülür. Ancak arkeolojiye dönük bu araştırmaların &quot;Arkeometri&quot; adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna kavuşması 1950-1960 yılları arsına rastlar.&lt;br/&gt;      Libby ve arkadaşlarının, yaşamları sonaermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon14&quot;ün ölçülmesi ile arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini armağan etmeleri bir anlamda &quot;gerçek arkeo</description></item><item><title>MURGUL MADENİNDEKİ ANAYATAK KÖKENLİ ESKİ DEVİRLERE AİT BİR BULUNTU</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?murgul-madenindeki-anayatak-kokenli-eski-devirlere-ait-bir-buluntu-446900.html</link><description>MURGUL MADENİNDEKİ ANAYATAK KÖKENLİ ESKİ DEVİRLERE AİT BİR BULUNTU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Günümüz dünyasının ulaştığı teknolojik seviye, muhakkak ki eski çağ insanlarının madenleri&lt;br/&gt;tanıması ve yaşadığı çağın koşullarına uygun bir şekilde işlemeyi deneysel olarak öğrenmesiyle&lt;br/&gt;başlamıştır.&lt;br/&gt;Eski Anadolu tarihi içerisinde, Anadolunun yeraltı doğal zenginlikleri, yalnız Anadolu&lt;br/&gt;uygarlıklarının değil, aynı zamanda Yakın Doğu uygarlıklarının da gelişmesine sebep olduğu&lt;br/&gt;bilinen tarihi bir gerçektir.&lt;br/&gt;Bakır, kurşun, çinko yataklarının yoğun olduğu Karadeniz Bölgesinin doğusunda yer alan&lt;br/&gt;Murgul maden yatakları, Türkiye madencilik tarihine ışık tutacak materyellere sahip önemli&lt;br/&gt;bir bölgedir. Murgul maden yataklarının, yalnız bilinen yakın tarihi devirlerde değil, milattan&lt;br/&gt;önceki devirlerde de eski Anadolu insanları tarafından işletilmiş olduğu bilinmektedir, örneğin,&lt;br/&gt;çıkartılan cevherlerin yöredeki ağaçların yakıt olarak kullanılması ile ergitildiğini kanıtlayacak,&lt;br/&gt;eski devirlere ait cüruf depoları mevcuttur. Bu cüruflar, Çakmakkaya cevher ünitesinin yakınlarındaki&lt;br/&gt;tepelerdedir. Ayrıca Murgul maden yataklarında, milattan önceki maden işletmeciliğini&lt;br/&gt;simgeleyecek eski maden galerileri ve bu galerilerden çıkartılmış bazı madencilik aletleri&lt;br/&gt;de bulunmuştur.&lt;br/&gt;MATERYELİN BULUNDUĞU YER&lt;br/&gt;Murgul madeni, genel olarak coğrafi konumu bakımından, Artvin ili, Borçka ilçesinin&lt;br/&gt;Murgul bucağına bağlı Damarköydedir (Şek. I). Murgul madeni Anayatak, Çakmakkaya,&lt;br/&gt;Çarkbaşı ve Kızılkaya maden sahalarını kapsamaktadır (3).&lt;br/&gt;Materyel, Murgul madeni Anayatakta eski devirlere ait bir maden galerisinde bulunmuştur.&lt;br/&gt;Cevherleşmenin en çok kuvvetli olduğu Anayatak, önceleri Cangara, İskep, Satep adları&lt;br/&gt;ile ayrı ayrı işletilmiş, sonradan bu yataklar birleştirilmiş ve Anayatak adı altında çalıştırılmıştır&lt;br/&gt;(5).&lt;br/&gt;ESKİ DEVİRLERE AİT BİR BULUNTU 91&lt;br/&gt;Şek. - l&lt;br/&gt;1967 yılında sözü edilen Ana/atak açık işletmesinde, oksit cevher içinde açığa çıkartılan&lt;br/&gt;ve yaklaşık olarak 70-80 cm çapında genişliği olan eski devirlere ait bir maden galerisi saptanmıştır.&lt;br/&gt;Bu galeride Anadolu madencilik tarihine katkısı olacak ve son derece önemli, tahtadan oyularak&lt;br/&gt;yapılmış bir madenci küreği bulunmuştur (Foto l, 2).&lt;br/&gt;MATERYELİN GENEL TANIMI&lt;br/&gt;Lokalite : Murgul madeni Anayatak.&lt;br/&gt;Devri : M.Ö. birinci binin ikinci yarısı.&lt;br/&gt;İsmi : Madenci küreği.&lt;br/&gt;Boyutları: a. Küreğin, kürek sapının başladığı noktaya olan uzunluğu: 24.5 cm.&lt;br/&gt;b. Küreğin eni: 12 cm.&lt;br/&gt;c. Küreğin kalınlığı: 0.8 cm.&lt;br/&gt;d. Mevcut kürek sapının uzunluğu: 27.5 cm.&lt;br/&gt;e. Kürek sapının kalınlığı: 2.5 cm.&lt;br/&gt;Özelliği : Tahtadan oyularak yapılmış bir madenci küreği olup, uzunca bir süre bakır&lt;br/&gt;sülfatlı su içinde kaldığı için sterilize olmuştur. Küreğin bir kenarı çok kullanıldığı için aşınmıştır.&lt;br/&gt;Küreğin sapı eksiktir (Şek. 2).&lt;br/&gt;92 Ergun KAPTAN&lt;br/&gt;Şek. - 2&lt;br/&gt;MADENCİ KÜREĞİNİN SAPTANAN YAŞI&lt;br/&gt;M.T.A. Enstitüsü Tabiat Tarihi Müzesinin Mineraloji Bölümünde 854 envanter numarası&lt;br/&gt;ile muhafaza edilmekte olan küreğin sapından alınmış olan küçük bir parçanın Orta Doğu Teknik&lt;br/&gt;Üniversitesi Fizik Bölümü Laboratuvarlarında 5730 yarı hayat değerine göre yapılmış olan C-14&lt;br/&gt;analiz sonucunun verdiği tarih:&lt;br/&gt;Günümüzden önce (1950 den önce) : 2266Â±I70&lt;br/&gt;Milattan önce : 3I6Â±I70 tir.&lt;br/&gt;Sözü edilen numunenin C-14 analiziyle verdiği tarih sayesinde, bu bölgedeki maden yataklarınınâ€”&lt;br/&gt;mevcut başka mukayese materyelleri olmamasına rağmenâ€”yaklaşık olarak M.Ö.&lt;br/&gt;birinci binin ikinci yarısında, eski Anadolu insanları tarafından işletilmiş olabileceğini söyleyebiliriz.&lt;br/&gt;Bununla beraber C-14 yöntemiyle saptanan tarih, Murgul maden yataklarının ilk üretim&lt;br/&gt;evresinin ne başlangıcı, ne de sonu sayılmalıdır.&lt;br/&gt;BENZER BULUNTULAR&lt;br/&gt;Tokat ilinin Artova ilçesine bağlı Karaoluk köyünün Ağaca ağaçlı mevkiinde, 1974 yılında,&lt;br/&gt;kuyu görünümünde eski bir imalat yeri bulundu (4). Ağaç kütüklerle takviye edilmiş olan bu eski&lt;br/&gt;işletme yerinde, köylülerin on yıl önce bir kazı yaptıklarını ve 15 m derinlikte yaklaşık olarak&lt;br/&gt;uzunluğu 150 cm olan bir madenci küreği bulduklarını saptadık. Fakat günümüzde mevcut olmayan&lt;br/&gt;bu materyel hakkında yeterli bilgiye sah</description></item><item><title>ARKEOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?arkeometri-367220.html</link><description>ARKEOMETRİ&quot;NİN TANIMI VE TARİHÇESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;             Arkeometri, arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu bilim alanında günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için, fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılır. &lt;br/&gt;Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy&quot;ın başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir. 1800&quot;de ilk kez M.H. KLAPROTH (1743-1817) Berlin Bilim Akademisinde sikkeler, camlar ve Ortaçağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir. (J.Riederer 1982) 19.yy&quot;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa&quot;da Üst Paleolitik Devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasya&quot;da, Anadolu&quot;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, keramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmaya başlar. Troya kazıları, Ur Kral Mezarları&quot;nın keşfi, Mısır&quot;da özellikle Flinders Petrie&quot;nin Negade kültürüne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar. Böylece Kalaproth&quot;un analizlerini, F. Rathgen, C.H Besch, J.R Partington, H.H Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunlar gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.&lt;br/&gt;1878&quot;de Baron De Geer İsveç&quot;de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu balçık katmanlarının sayımına dayanan, &quot;Varv analizleri&quot; olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir. Böylece günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden mutlak bir yaş tayini yapma imkanı doğar. 1920&quot;lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişimlerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1901&quot;de bulunan, fakat arkeoloji alanında 1929&quot;da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise &quot;dendrokronoloji&quot;dir. Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkların oluşumları ve bunların sayılmaları ile, ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır. &lt;br/&gt;Buzul Devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti, hem iklimsel, hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmaya başlar. Gene 1916&quot;da İsveç&quot;li botanikçi Lonnar von Post&quot;un ilk olarak geliştirdiği &quot;polinoloji&quot; (çiçek tozlarının analizleri) yöntemi, gerek Buzul Çağlarının gerekse Postpleistosendeki bitki örtüsü, iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır. &lt;br/&gt;2.Dünya Savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gerek çeşitli kimyasal ve fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri, gerekse mutlak tarihlendirmel</description></item></channel></rss>