<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası - Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri</description> <language>tr</language><lastBuildDate>9/7/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>HİTİT MEDENİYETİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hitit-medeniyeti-378494.html</link><description>Hattiler&lt;br/&gt;Hititler &lt;br/&gt;Hititlerde: &lt;br/&gt;Devlet Yönetimi&lt;br/&gt;Hukuk &lt;br/&gt;Sosyal hayat &lt;br/&gt;Din ve İnanış &lt;br/&gt;Ekonomik hayat &lt;br/&gt;Sanat &lt;br/&gt;Ordu</description></item><item><title>MEZOPOTAMYALILARDA TRİGONOMETRİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mezopotamyalilarda-trigonometri-398278.html</link><description>Mezopotamyalılarda Trigonometri&lt;br/&gt;İnceleyebildiğimiz kaynaklar; Mezopotamyalılarda, temelinde geometri bulunan, bugünkü trigonometri cetvellerinin &quot;ilkel ve fasılalı&quot; bir örneği ile karşılaşılmakta olduğunu, ve Hipparchosun trigonometri çalışmalarının, ilkel başlangıcının &quot;Mezopotamya Matematiğine&quot; kadar geri gitmesinin mümkün sayılabileceğini belirtmektedir. Aydın Sayılı, adı geçen eserinde bu konuda geniş bilgi verdikten sonra, &quot;Trigonometri tarihinin, Embriyolojik Menşeinin Mezopotamyalılara kadar geri gittiğini ve Mezopotamyalılardan, Hipparchosun bu yönden etkilenmiş olduklarını ileri sürebiliriz&quot; der.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eski Yunanlılarda Trigonometri&lt;br/&gt;Trigonometride: &quot;Herhangi bir üçgende, dik kenarların kareleri toplamı, hipotenüsün karesine eşittir&quot; şeklinde temel bir teorem vardır. Bu teoremin adı Fisagor Teoremi olarak bilinir. Gerçekte; bu teoremin varlığı, Fisagordan ortalama 2000 yıl kadar önceleri, Eski Mısır ile Mezopotamyalılar Babil çağında bilinmekte idi. Mezopotamyalılar, bu teoremin, hem özel ve hem de genel şeklini biliyorlardı.&lt;br/&gt;          Bilim tarihi eserleri; Talesin (Miletos, M.Ö. 640 ?-548 ?) Fisagor (M.Ö. 569 ?-500 ?) ve Öklidin (M.Ö. 330 ?-275 ?), Eski Mısır ve Babil yörelerini uzun yıllar dolaşmış olduklarını belirttikleri gibi, bu bilginlerin temel matematik bilgilerini, Mısır ve Babilden elde etmiş olduklarını açıklar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eski Mısırlılar ve Trigonometri&lt;br/&gt;İnceleyebildiğimiz kaynaklar; Mısır Matematiğinde seked veya sekd kelimelerinin, bir açının cotangentına denk anlam ifade etmesinden hareket ederek, trigonometrinin, başlangıcını eski Mısırlılara kadar götürmenin gerektiğini belirtir. Bu konuda Aydın Sayılı Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp adlı eserinde şunları yazar: Mısırda seked dışında, bu konuda herhangi bir gelişmeye şahit olmuyoruz. Sekede benzeyen ya da onunla aynı olan bir kavramla, &quot;Mezopotamya Matematiğinde&quot; de karşılaşılmakta olduğu ve trigonometrinin başlangıcını Mısırlılara götürmek isabetli</description></item><item><title>İLK ÇAĞ FELSEFESİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ilk-cag-felsefesi-391089.html</link><description>İlk çağ felsefesi deyince, dar anlamında Yunan felsefesi ile bu felsefeden doğmuş olan Hellenizm-Roma felsefesi akla gelir. Belli bir tarih dönemini adlandıran İlkçağ kavramı, bilindiği gibi, geniştir: Bu dönem, ilk yazılı belgelerle başlar ve  İsa&quot;dan sonra 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne kadar sürer. Bu uzun zaman aralığında da, birçok kültürler doğup gelişmiştir. Uzakdoğu ve Hint kültür çevrelerini bir yana bırakırsak, yalnız Akdeniz çevresinde başlıcalarını sayalım: Mısır, Mezopotamya (Sümer, Akad, Babil, Asur), Hitit, Fenike, Yahudi, Yunan, Pers, Roma, Kartaca kültürlerini buluruz. İlkçağ kavramı, bütün bu kültürleri içine alır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bugün bildiğimiz anlamdaki felsefeyi ilk olarak ortaya koyan, yaratan eski Yunanlılar olmuştur. Böyle bir felsefe, Klasik İlkçağ ya da Antik Çağ adı verilen, yalnız Yunan ve Roma kültürlerini içine alan, İsa&quot;dan önce 8. yüzyılda başlayıp, İsa&quot;dan sonra 5. yüzyılda sona eren, demek ki bin yıldan çok. süren bir tarih aralığının ürünüdür. Bundan dolayı, İlkçağ felsefesine Antik felsefe de denilir. Buna göre, Antik felsefe denilince: Yunan felsefesiyle, bundan türemiş olan Hellenizm ve Roma felsefesi anlaşılır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsa&quot;dan önce 6. yüzyılda  Yunanlılar için kutsal gelenek çağı kapanmaya yüz tutmuştu: Din ve geleneğin çizdiği dünya görüşü sarsılmış, bunun yerini, tek kişinin kendi aklı, kendi görgüleriyle kurmaya çalıştığı bilime dayanmak isteyen bir tasarım almaya başlamıştı.&lt;br/&gt;İşte felsefenin adını da, kendisini de 6. yüzyılın Yunan kültüründeki bu gelişmeye borçluyuzdur.&lt;br/&gt;Bugün bizim de kullandığımız felsefe deyimi, Yunanca philosophia sözcü-günden gelir. Felsefe, philosophia&quot;nın Arapça da aldığı biçimdir. Türkçe&quot;ye de Arapça üzerinden bu biçimde girmiş. Philosophia bileşik bir sözcüktür, iki sözcükten kurulmuştur: philia ile sophia&quot;dan. İlki sevgi, ikincisi bilgelik, geniş anlamıyla bilgi demektir. Buna göre philosophia: bilgiyi, bilgeliği sevme de-mekti.&lt;br/&gt;Platon&quot;un öğrencilerinden Herakleites Pontikos&quot;un söylediğine gör</description></item><item><title>TÜRK MİTOLOJİSİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turk-mitolojisi-389006.html</link><description>TÜRK MİTOLOJİSİ&lt;br/&gt;UYGURLARIN TÜREYİŞLERİ &lt;br/&gt;1. GÖKTEN İNEN IŞIKLA KAYIN AĞACININ BEŞ ÇOCUK DOĞURMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygurlar, 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti altında kaldıktan sonra. M.S. 744 de büyük bir imparatorluk kurmağı başarmışlardı. Uygur boylarının birçokları daha önceleri, Çin sınırlarında gezmişler ve ticaret hayatı ile meşgul olmuşlardı. Bu sebeple, büyük dinleri öğrenmişler ve yabancı kültürlere, oldukça ısınmışlardı. M.S. 763 senesinden sonra Uygurların, Mani dinini, resmi din olarak aldıklarını görüyoruz. Mani adlı bir Hıristiyan papazının temsil ettiği bu din, kök itibarı ile, Suriyeden geliyordu. Hıristiyanlık ile Museviliğin bir nevi karışımından doğmuştu. Suriyeden kovulan Mani, İrana gelmiş ve orada birçok mürit edinerek, ölmüştü. Bu mezhep, Maninin ölümünden sonra, İranda epey süre yaşamış ve eski İran dinlerinden de, birçok unsurlar almıştı. Ortaasyada ve Çinde gezen Mani rahipleri, Uygurların Büyük Kağanı Böğü-Kağanı ziyerat etmişler ve bu yolla, Türkler arasına Mani dinini sokmağı da başarmışlardı: &quot;Bu sebeple Uygur çağındaki mitolojilerde, özellikle Önasya tesirlerini görmek mümkündür&quot;. Uygurların da kendilerine göre, bir türeyiş efsaneleri vardır. Fakat Uygur türeyiş efsanesi, dış tesirler ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, yine de eski Türk özelliklerini muhafaza edebiliyorlardı. Bu efsanenin metin ve açıklamaları &quot;Türk mitolojisi&quot; adlı eserimizde geniş olarak belirtilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;UYGURLARIN TÜREYİŞLERİ&lt;br/&gt;Tola ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,&lt;br/&gt;Suların kavşağında, bir ada görülürmüş. &lt;br/&gt;Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş, &lt;br/&gt;Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş. &lt;br/&gt;Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş, &lt;br/&gt;Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuş, &lt;br/&gt;Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,&lt;br/&gt;Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.&lt;br/&gt;Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,&lt;br/&gt;Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar.&lt;br/&gt;On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış, &lt;br/&gt;Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.</description></item><item><title>ANTİK YUNAN</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?antik-yunan-436751.html</link><description>ANTİK YUNANDA EZOTERİZM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇREK :(İng. ESOTERİC, Fr. ESOTERİQUE, Alm.ESOTERİKA,&lt;br/&gt; Os.BATINİ, DERUNİ,DAHİLİ, MEKTUM, NAFİ)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İçerde olan, Dışrak (Exoterik)Karşıtı. Gizli, Gizem, Giz, (Osm.Sır) terimleriyle anlamdaş olarak değil ama anlam yakınlığı olarak kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;Eskiden, seçkin ve söylenenleri anlayabilecek kimselere verilen eğitimi dile getirir. Türk Mistiği ve toplumcusu Şeyh Bedrettin şöyle der ; Hakikat halka söylenemez, o hakikati anlayamayacak olanlar, ya yollarını büsbütün sapıtırlar ya da o hakikati söyleyeni suçlarlar . İçrek anlamları kavrayabilmek için belli bir yetkinlik düzeyine erişmek gerekir. Esoterizm yani Batıniyye yani içrekçilik, içrekçi öğretilerin genel adıdır. Gizemci öğretilerin tümü değil ama çoğu içrekçidirler. Çoğunluğun saçma sapan inançlarıyla çatışan USSAL öğretiler, zorunlu olarak içrekliği ve gizliliği gerektirmiştir. Bu genellikle dinsel konularda böyle olmuştur. Yahudi Kabalasında, Hristiyan gnostiğinde ve İslam Tasavvufunda da öğretiler, Esoterik (içrek) yöntemle uygulanmıştır.&lt;br/&gt;İçeriye, eşanlamda öğretiye alınanlara da bu gerçekler azar azar ve alıştırılarak verilmesi gerektiğinden çeşitli aşama dereceleri kurulmuş ve bunların birinden öbürüne aşabilmek için çeşitli sınavlar düzenlenmiştir.&lt;br/&gt;Antikçağ Yunanlılarında bir öğretinin ya da dinsel tarikatın gizemlerini bilenlere içrekçiler (Esoterikos) denir. Bu bağlamda birçok öğreti olmasına karşın, burada Antik Yunanın, kendinden sonra gelen ezoterik öğretileri de etkileyen önde gelen içrek öğretilerinden ELEUSİS MİSTERLERİ, Dyonisos, Orpheusçuluk ve Pythagorasçılık dan konu edeceğiz.&lt;br/&gt;Antik misterler incelememizi kronolojik bir sırayla yapmamızda gerek okuyucunun izlemesini kolaylaştırmak ve gerekse etkileşimi görmek açısından yararlar umuyoruz. Tarihsel önceliği Mitolojik döneme vermemiz gerekiyor, her ne kadar yazılı belgeler ve bilimsel bulgular yetersizse de. Bu bağlamda konumuza Dyonisos misterleri ile başlıyoruz. &lt;br/&gt;Dyonisos,, Yunan öncesi tanrılardandır. Trakyadan ya da Frigyadan geldiği sanılmaktadır. Zeus ve Apollon ile birlikte Antikçağ Yunan düşüncesinin üç büyük tanrısından biridir. Tapımı başlı başına bir din meydana getirmiştir. Kişiliği birçok eski tanrıların karışımından meydana gelmiştir. Çifçiliğin, bağcılığın, meyve ve özellikle üzümün koruyucusudur. Romalılar ona BAKKOS (Baküs) derler ve verimlilik tanrısı Liberle bir tutarlar. Dyonisos, Şarabın ve bütün hayatın tanrısıydı. Her yıl doğan ve ölen Dyonisos , doğadaki yaratılışın ve ölümden sonra yeniden dirilişin esrarlı varlığıydı. Şarap, evrende hiç durmadan devreden, aynı bütünün içinde türlü şekillere giren hayat kudretini sembolleştirmektedir. İnsan şarapta tanrı ile birleşir, daha güzel bir hayata doğmakla kalmaz, aynı zamanda evrene düzen veren külli akıla katılır. Dionysos dininin büyük özelliği bağlılarının (Bakkhalar) kudurmuşçasına kendinden geçmeleri (Yu. extasis) ve tanrıyı kendi içlerine aldıklarına inanmalarıdır. Diyonisosa tapanlar, onun kendilerine vahşi hayvanlar biçiminde göründüğüne inanıyorlardı. Bu yüzden şarap içip kalabalık sarhoş sürüler halinde dağlara çıkarlar, naralar atarak döne döne raksederler, karşılarına çıkan hayvanların üstüne kudurmuşçasına atılıp parçalarlar ve çiğ çiğ yerlerdi.&lt;br/&gt;Böylelikle tanrıyı içlerine almış oluyorlardı. Dyonisos dini, geniş halk yığınlarında, özellikle kadınlar arasında yayılmış ve tutulmuştur. Orphik din ve Eleusis gizemciliğinin kaynağı da Dyonisos tapımıdır. Özellikle Orphik inançlar, Dyonisos gizemciliğinden geliştirilmiştir, Örneğin ölümsüzlük inancı Dyonisosun ölümüyle yeniden doğuşu öyküsünün ürünüdür. Burada bir küçük saplama yapıp şöyle özgün bir soru sormak istiyorum. Dyonisos sözcüğünü Dyo ve issius şeklinde ikiye bölsek, Dyonun yunanca tanrı ve İssiusun da Mısır tanrısı olduğunu bilirsek, bir akıl yürütmeyle nerelere gidebiliriz acaba ?&lt;br/&gt;Antik misterlerin en ünlülerinden biri, CERES (Demeter, Rhea veya isis) ve kızı Persephone anısına her beş senede bir ELEUSIS kentinde, ritinin kutlamaları yapılan ELEUSİS</description></item><item><title>DOĞU AKDENİZ MEDENİYETLERİ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dogu-akdeniz-medeniyetleri-390895.html</link><description>Doğu Akdeniz Medeniyetleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;@Ege Ve Yunan Medeniyetleri&lt;br/&gt;-Ege ve yunan medeniyetleri Girit Yunanistan Makedonya Trakya ve batı Anadolu&quot;da yaşayan toplulukların meydana getirdiği bir medeniyettir&lt;br/&gt;-Ortaya ilk çıktıkları yer Girit adasıdır&lt;br/&gt;-M.Ö. II. Binde dorlar Yunanistan Anadolu&quot;dan geldi MÖ 7. yy da dorlar tarafından yıkıldılar&lt;br/&gt;-Dorlarla beraber polis adı verilen şehir devletleri kuruldu&lt;br/&gt;-En önemli şehir devletlerinden Atina ve Isparta &lt;br/&gt;-Yunanlarda çok tanrılı bir din vardı &lt;br/&gt;-Tanrıların olimpos dağında oturduğuna inanılırdı&lt;br/&gt;-Her dört yılda bir zeus adına olimpiyat oyunları düzenlenirdi&lt;br/&gt;-Halk üçe ayrılırdı; büyük toprak sahibi soylular,tüccarlar,küçük toprak sahipleri&lt;br/&gt;-Bir de köle sınıfı vardı ve bunların hiçbir hakkı yoktu&lt;br/&gt;-Halk geçimlerini zeytincilik balıkçılık ve hayvancılıktan kazanırlardı&lt;br/&gt;-Zamanla ticaretin gelişmesiyle Ege ve Karadeniz kıyılarında koloniler kurdular&lt;br/&gt;-VIII yy da FENİKELİLERDEN ALDIKLARI yazıyı kullanmışlardır&lt;br/&gt;-En önemli destanlar homerosun ilyada ve odise destanlarıdır&lt;br/&gt;-Filozoflar:Sokrat Eflatun Aristo Tarih alanında:Herodot Tukidides Ksenefon HİPOKRAT MODERN TIBBIN KURUCUSUDUR.&lt;br/&gt;@Fenike Medeniyeti&lt;br/&gt;-MÖ 1200 yılında kuruldu&lt;br/&gt;-Suriye ve Lübnan kıyılarında yaşayan denizci bir kavimdir&lt;br/&gt;-Akdeniz kıyılarıyla Mezopotamya arasında arası ticari yolların başlangıcında olduklarından kısa zamanda zenginleştiler.&lt;br/&gt;-Ayrı şehir devletleri halinde yaşarlardı en önemlileri sayıda(sidon) ve sur(tir) şehirleri idi&lt;br/&gt;-En ünlü ticaret kolonisi kuzey afrikadaki kartaca idi&lt;br/&gt;-Mısırdan öğrendikleri yazıyı harf yazısına çevirip 22 harfli bir alfabe yapmışlardır&lt;br/&gt;-Doğu ve ön Asya medeniyetlerine Ege bölgesine taşıyarak tanıttılar &lt;br/&gt;-Yunanlılar ve Romalılar bu 22 harfli alfabeyi geliştirerek günümüzdeki Latin alfabesi ortaya çıkmıştır &lt;br/&gt;@İbrani medeniyeti&lt;br/&gt;-yukarı mezopotamya ve suriyede yaşarlarken MÖ 1200 YILLARINDA Filistin gelerek yerleştiler&lt;br/&gt;-Hz. Musa döneminde birlik haline geldiler&lt;br/&gt;-Hz. Davud döneminde gerçek bir devlet</description></item><item><title>DÜNYANIN 7 HARİKASI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dunyanin-7-harikasi-436072.html</link><description>www.innDir.gen.ms&lt;br/&gt;ARTEMİS TAPINAĞI&lt;br/&gt;Bizanslı Philon Babilin asma bahçelerini, Olimpostaki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusunu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleusin mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efesteki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim. diye yazmıştı. &lt;br/&gt;Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö.800lü yıllarda Efesteki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemisiyle aynı değildi. Yunan Artemisi av tanrıçasıydı. Efes Artemisi ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı. &lt;br/&gt;Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal birtaş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşaa edilmiştir. M.Ö.600lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşaa etti. &lt;br/&gt;Lidya kralı Croesus, M.Ö.550de Efesi ve Anadoludaki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorusa daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu &lt;br/&gt;M.Ö. 356da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopaslı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Plinyye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333de Efese geldiğinde tapınağın inşaası hala devam ediyordu. Bu yeni tapınak, Yunan tapınakları içinde o güne kadar yapılan en büyük yapı idi. Tapınağın başka bir özelliği de tamamen mermerden yapılmış olmasıydı.&lt;br/&gt;M.S. 57de St. Paul hristiyanlığı yaymak için Efese geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve Yaşasın Efeslilerin Artemisi diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paulun yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terketti ve Makedonyaya geri döndü. &lt;br/&gt;262de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat hristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi.Constantinin çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yokolmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı. &lt;br/&gt;British Museumdan John Turtle Wood 1863de tapınağı araştırmaya başladı. 1869da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museuma götürdü. &lt;br/&gt;1904de yine aynı müzeden D.G. Hograthın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.&lt;br/&gt;Kollarını iki yana açmış, dimdik duran bir tanrıçanın Yunan üslubuna yabancı bir tarzda betimlendiği ünlü Artemis heykelinin kopyaları günümüze kadar gelmiştir.&lt;br/&gt;www.innDir.gen.ms&lt;br/&gt;www.innDir.gen.ms&lt;br/&gt;İSKENDERİYE FENERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mısırda İskenderiye Limanının karşısındaki Pharos Adası üzerine y</description></item><item><title>ÖLÜ DENİZ YAZMALARI</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?olu-deniz-yazmalari-389014.html</link><description>ÖLÜ DENİZ YAZMALARI &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      1947 yılında, Ölü Deniz Kıyısında Kumranda, çobanlık yapan bir&lt;br/&gt;                                    Bedevinin kaybolan hayvanlarını&lt;br/&gt;                                    ararken girdiği bir mağarada&lt;br/&gt;                                    bulduğu yazmalar bilim ve teoloji&lt;br/&gt;                                    dünyasını alt üst etmişti. Tarihe&lt;br/&gt;                                    Ölü Deniz Yazmaları olarak&lt;br/&gt;                                    geçecek olan bu yazmaların sırrının&lt;br/&gt;                                    çözülebildiğini söylemek için ise&lt;br/&gt;                                    daha çok erkendir. &lt;br/&gt;      Yazmaların 1947 yılında çoban tarafından bulunmasından sonra,&lt;br/&gt;                                    bu yazmalar Kudüs Üniversitesinin&lt;br/&gt;      eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır.1958&lt;br/&gt;      yılına kadar süren çalışmalarda bir çok yazmanın yanı sıra&lt;br/&gt;      arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.  &lt;br/&gt;      10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar&lt;br/&gt;      yazmanın ve bir çok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır.&lt;br/&gt;      Bunlar arasında Tevratta geçen metinler bulunduğu kadar&lt;br/&gt;      bulunmayanlar da mevcuttur. Bu metinlerin aşağı yukarı dörtte&lt;br/&gt;      biri kadarı Tevratta geçen metinlerdir. Bunların dışında kutsal&lt;br/&gt;      metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Ancak yazmaların&lt;br/&gt;      pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor&lt;br/&gt;      olmuş, bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur. &lt;br/&gt;      Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs&lt;br/&gt;      ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin&lt;br/&gt;      dilleri İbranice, Arami dili ve yerel dillerdir. Bu belgeler aynı&lt;br/&gt;      zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları&lt;br/&gt;      hakkında da bilgi vermektedir.  &lt;br/&gt;      Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur.&lt;br/&gt;      Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir.&lt;br/&gt;      Metinlerin yazılış tarihleri de metinl</description></item><item><title>ESKİ MISIR İNANÇLARINDA OSİRİS KÜLTÜ</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?eski-misir-inanclarinda-osiris-kultu-392685.html</link><description>ESKİ MISIR İNANÇLARINDA OSİRİS KÜLTÜ Mısır , tarihinin ilk dönemlerinde farklı kabilelerden , daha sonra da farklı nomoslardan oluştuğu için , Mısır panteonu çok sayıda tanrı ile doludur. Aşağı ve Yukarı Mısırın birleşmesinden önce yerel bir çok kült vardı ve her kabile farklı bir tanrıya tapardı. Bu kültler en sonunda , Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır krallıklarının dinini oluşturmuştur. Bu sistem her kabilenin inançlarından izler taşıyordu. Ayrıca , bir savaş sonrasında , yenen kabile , yenilen kabilenin tanrısını da kendi panteonuna dahil ediyordu.Birleşme olduğu zaman ise hanedan soyunun en büyük tanrısı Horus , en büyük tanrı olarak kabul edilmiştir. Horus hakkında çok fazla bilgimiz yoktur. Fakat Horusun bir Gök-tanrı olduğu sanılmaktadır. Ayrıca firavunun da yaşayan Horus olarak görülmesi de bu kült ile ilintilidir. Horus kültünün yanında Seth kültü de halk kitleleri arasında varlığını korumuştur. Yukarı Mısırda yaygınlığını koruyan Seth kültü hanedanlar zamanında da devam etmiş , özellikle de İkinci Hanedan zamanında Seth bir süre Horusun yerine en büyük tanrı olarak tanınmıştır. Horus ile Seth arasındaki bu çekişme sonraki dönem mitolojisine de yansımıştır. Seth kültü Mısırda uzun süre varlığını sürdürmüş ve daha sonra göreceğimiz gibi, Seth kötü güçlerin temsilcisi olmuştur. Mısırın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolisde Ra , Memfisde Ptah , Busirisde Osiris önemli tanrılar arasındadır.Heliopolis yaradılış efsanelerine göre , Atum/Ra tek bir erkek tanrı olduğu için , ancak masturbasyon yolu ile başka varlıkları meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre , Atum/Ra &quot; erkeklik organını elleri arasına alıp , fışkırtarak ikizleri meydana getirdi : Şu ve Tefnut .&quot;Adını &quot;kaldırmak&quot; anlamına gelen bir sözcükten alan Şu , Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. Aslında Şu havayı sembolize etmektedir. Tefnet ise Şunun ikiz kardeşi olduğu gibi aynı zamanda</description></item><item><title>HİTİTLER</title><pubDate>9/7/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hititler-343869.html</link><description>Hititler ( İ.Ö. 1660 -1190 )&lt;br/&gt;Osmanlının son döneminde ortaya çıkan Türkçülük  akımı yurt kavramını değil, ırk kavramını öne çıkarmıştı. Oysa yurt önemliydi;ama göçebe bir toplum için yaşadığı topraklar yani yurt değil, obası   önemlidir. Akrabalık, dil ve din bağlantısı yurttan önce gelir;yani soy sop, yurttan önce gelir. Biz Anadolu luyuz artık, Orta Asyalı değil. Bunu kabullenmeliyiz. Bu topraklar, Hititlerin, Hattilerin yaşadığı topraklar. Bir uygarlık beşiğinde yaşamaktan mutlu olmayı öğrenmek için vakit geç değil mi? Melih Cevdet Anday ın aktardığına göre Prof. Fuat Köprülü  Hititleri kastederek  :  Bu  bücür  insanların  torunu olmaya gönlüm bir türlü razı gelmiyor.  demiş.( Cumhuriyet, 27 Eylül 1996) &lt;br/&gt;Belki Fuat Köprülü&quot;nün sözünü ettiği Hititler  kim diyeceksiniz. Hititler, Anadolu&quot;daki en eski uygarlıklardan biri. Hitit Krallığı, İÖ 1700de kuruldu. Bu krallık kuruluncaya değin, tarihin hammeddesini oluşturan siyasal askeri olaylardan söz eden yazıtlar ele geçmemiştir. İÖ 1700-1200 yılları arasını (Geç Tunç Çağı) Hitit belgeleri aydınlatır. &lt;br/&gt;           Hititler, insanlara ilk kez buğday üretmeyi, yaşamın denizde başladığı bilgisini, mızrak uçlarında ve kamalarda kullanılan sert obsidyen taşını, atla çekilen ve savaş sanatını temelinden değiştiren iki tekerlekli savaş arabasını, ilk metalurji bilgisini, parşömen üzerine yazmayı ve alışverişte gümüş ve altın para kullanmayı sunmuş bir kavimdir.(Oral Sander,Siyasi Tarih, s:25) &lt;br/&gt;Hititler, Ankara&quot;nın doğusundaki Kültepe&quot; den (Neşa) kalkar Boğazköy&quot;ü alır, sonra da yeniden Kappadokya&quot;yı alırlar. Sonra da Toros Dağlarını aşıp Adana Ovasını etkilerine alır. Troia&quot;yı kuşatan Yunanlılar, Hititleri hiç bilmez görünür. İlyada&quot;da Troialıların birleşiklerinin listesini verirken Homeros&quot;un Anadolu halklarıyla ilgili bilgisinin yarımadanın çevre bölgesinde oturanlarla sınırlı olduğu ortaya çıkar. Bunu şöyle açıklabiliriz: Homeros&quot;un zamanında Yunanlı yerleşmeciler Anadolu&quot;nun güney ve batı kıyılarından içerilere girememişler ya da Karadeniz&quot;in dar kıyı şeridine takılıp kalmışlardır.O sırada Frigler, Lidler ve öteki kavimler iç bölgenin mirasçısı olmuşlardı. &lt;br/&gt;Anadolu&quot;nun ilk dönem tarihi üzerinde coğrafyanın karmaşık etkisini daha açık biçimde anlayabilmek için, önce İç Anadolu platosunun iklimine ve yaşama koşullarına bakalım. Bir kere, Tuz Gölü&quot;nün çevresinde oldukça geniş bir alan aslında çöldür, daha büyük bir kısım ise bozkırdır. Burada koyunun keçinin otlayacağı kadar yeşillikten fazlası yetişmez. Havanın çok sıcak olmadığı yaz aylarında nehir vadileri dışında su kıttır. Kara kışın ayazı, kar havası köylünün yaşamını zorlaştırır... &lt;br/&gt;Hititlerin, imparatorluğunun büyüklüğü ve gönenci konusunda kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlarıyla bildiğimiz tek Tunç Çağı ulusunun, niçin yurt diye ve yönetim merkezi olarak Anadolu&quot;nun çekiciliği olmayan bu bölgesini seçtiğini  anlamak kolay değildir. Hititlerin tarihinde ve sanatında görülen karaterinin kimi yönlerini, platonun süslü olmayan eril doğa görünümüyle içli dışlı olmaya, giderek böylesine çetin çevrenin kabul ettiği dünya zevklerinden el çekme anlayışına yorası geliyor insanın. Aynı ölçülerin günümüz Ankarası için geçerli olduğunu söylemek haksızlık olur. Bu kentteki hoş yaşam insan eliyle geliştirilmiştir.Ayrıca İstanbul&quot;a ve deniz kıyısına kaçmak için işlek bir yolu vardır. Gene de Osmanlı döneminde Ankara&quot;nın en çok bilinen siyasal sürgün yeri olduğunu kimse yadsıyamaz. &lt;br/&gt;Şimdi tam karşıya, yarımadanın &quot;iskele&quot; ucuna dönelim. Güneybatısında derin girintili çıkıntılı kıyısı olan Ege&quot;de dört büyük nehir vadisi vardır. Kaikos(Bakır Çayı), Termos(Gediz Çayı), Kaystros(Küçük Menderes) ve Maiandros(Büyük Menderes). &quot;Akarsu çağlayanlarıyla dolu, güleç bir ülke; bitek vadileri, dağlarını örten yüzyıllık ormanları, kıyıları olan bir ülke... Bu ülke bir zamanlar Yunanlıların oldu, burada kentler kurdular, tepelerini tapınaklarla taçlandırdılar, tezcanlı mizaçlarıyla durmaksızın kentin havasına canlılık kazandırdılar.&quot;(W.R.Ramsay) . &lt;br/&gt;Herodotos,</description></item></channel></rss>