<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>veribaz.com - Türkiye'nin veri bankası</title><copyright>Copyright (C) 2008 veribaz.com Tüm Hakları saklıdır.</copyright><link>http://www.veribaz.com/rss.html</link><description>veribaz.com: Türkiye'nin veri bankası</description> <language>tr</language><lastBuildDate>7/30/2010</lastBuildDate><ttl>5</ttl><image><url>http://www.veribaz.com/img/veribaz.gif</url><title>veribaz.com Logo</title><link>http://www.veribaz.com</link><width>353</width><height>69</height></image><item><title>YAZAR KASA RULOSU, YAZARKASA RULOSU</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yazar-kasa-rulosu,-yazarkasa-rulosu-457817.html</link><description>Yazarkasa rulosu www.yazarkasarulo.com&lt;br/&gt;Yazarkasa rulosu, yazarkasa fişi, termal rulo, yazar kasa fişi, yazar kasa rulosu, termal etiket, Thermal yazarkasa rulosu, Benzin Pompası Rulosu, Pos Rulosu, Termal Rulo, Otocopy Kasa Rulosu, 1. Hamur Rulo, Action Rulo, IBM 4694 Model, Termal POS, IBM SurePOS 700, Termal POS, EPSON TM 188 mutfak printeri,  IBM Model POS cihazı, NCR Model POS cihazı, ESCORT Model POS cihazı, INTER Model POS cihazı, OLIVETTI 5000 Model Yazarkasa RULOSU, OLIVETTI 5700 Model Yazarkasa, SHARP Model Yazarkasa, SHARP ER-A 495 model yazarkasa, EPSON Mutfak Yazıcıları, HUGİN ALPHA MİKRO MP55 RULOSU, OLİVETTİ 2002 OLİVETTİ 2003MT OLİVETTİ 2004MT RULOSU, PROFİLO 5800 RULOSU, SİEMENS 5000, SİEMENS 5200 RULOSU, TEKNOKASA TKS28J1, TEKNOKASA TKS28J2 RULOSU, VESTEL VS6000T RULOSU, BEKO SR498 RULOSU, BEKO SR499 RULOSU, TEKNOKASA TKS37J1 RULOSU, TEKNOKASA TKS37J2 RULOSU, MEPSAN POMPA YAZARKASA RULOSU, TEKNOSER POMPA YAZARKASA RULOSU, HUGİN ALPHA ER-420T RULOSU, HUGİN ALPHA ER-420TB RULOSU, HUGİN ALPHA 425TX RULOSU, MULTİNET POS MAKİNASI CİHAZI RULOSU, BANKA POS MAKİNALARI VEYA POS CİHAZLARI RULOSU, BEKO 100TR BEKO 101ATR RULOSU, OLİVETTİ 2013MT, OLİVETTİ 2014MT, OLİVETTİ 2200, OLİVETTİ 2300, OLİVETTİ 7000 RULOSU, PROFİLO 5600 RULOSU, SİEMENS 5210 RULOSU, OTOMASYON YAZICI RULOSU, SIRAMATİK YAZICI RULOSU, IBM ETRY RULOSU, BEKO POMPA YAZARKASA RULOSU, BAR RESTORAN CAFE OTEL ADİSYON YAZICI RULOSU, IBM SUREPOS700 RULOSU, IBM SUREPOS500 RULOSU, IBM SUREPOS300 RULOSU, İNTERPOS TPOS6400 RULOSU, BENZİN İSTASYONLARI OTOMASYON RULOSU, CAFE BAR OTOMASYON SİSTEM YAZICI RULOSU, ADİSYON YAZICI RULOSU, AKRON SİSTEM VE OTOMASYON RULOSU, EPSON YAZICI RULOSU, CITIZEN YAZICI RULOSU, SAMSUNG YAZICI RULOSU, CAFE BAR OTOMASYON, SİSTEM YAZICI RULOSU, ADİSYON RULOSU, MICROS YAZICI RULOSU, DÖVİZ BOZMA RULOSU, EPSON DÖVİZ BOZMA YAZICI RULOSU, STAR DÖVİZ BOZMA YAZICI RULOSU, BEKO SR298,  BEKO SR398 RULOSU, HUGİN ALPHA ER-350N RULOSU, NİKKAM 3008 RULOSU, OLİVETTİ 2608, OLİVETTİ 2808, OLİVETTİ 2908, OLİVETTİ 3208, OLİVETTİ 3408, OLİVETTİ 3508, OLİVETTİ 3410, OLİVETTİ 3608B, OLİVETTİ 3668B, OLİVETTİ 2000 RULOSU, PROFİLO 5200, PROFİLO 5400 RULOSU, PROFİLO NİKKAM 4009, PROFİLO NİKKAM 4010, PROFİLO NİKKAM 4100 RULOSU, TELESTAR ECR200, TELESTAR ECR2001, TELESTAR ECR 3000 RULOSU, SWEDA RULOSU, OLİVETTİ 4050 RULOSU, DÖVİZ BOZMA YAZICI RULOSU, HESAP MAKİNESİ RULOSU, ESKORT ESPOS4010, ESKORT ESPOS 4020 RULOSU, IBM 4683 BM 4694 RULOSU, İNTERPOS MPOS2001 RULOSU, NCR RULOSU, MUTFAK YAZICI RULOSU, EPSON RULOSU, STAR RULOSU, SAMSUNG RULOSU, 40 MM X 58 MM TERMAL TERAZİ ETİKETİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yazar kasa rulosu, yazarkasa rulosu, yazarkasa fişi, termal rulo, yazar kasa fişi, yazar kasa rulosu, termal etiket, Thermal yazarkasa rulosu, Benzin Pompası Rulosu, Pos Rulosu, Termal Rulo, Otocopy Kasa Rulosu, 1. Hamur Rulo, Action Rulo üretimi ve satışı.</description></item><item><title>KAN VE KAN ÜRÜNLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kan-ve-kan-urunleri-457816.html</link><description>&quot;Tam kan&lt;br/&gt;&quot;Eritrosit süspansiyonu&lt;br/&gt;&quot;Trombosit konsantresi&lt;br/&gt;&quot;Taze donmuş plazma&lt;br/&gt;&quot;Kriopresipitat&lt;br/&gt;&quot;İnsan serum albumini&lt;br/&gt;&quot;Plazma protein fraksiyonu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tam Kan&lt;br/&gt;&quot;Yaklaşık 513 ml</description></item><item><title>KANAMA VE KANAMALARIN KONTROL  ALTINA ALINMASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanama-ve-kanamalarin-kontrol-altina-alinmasi-457815.html</link><description>Kanama, tartışmasız, belli başlı acil sorunlardan biridir. Kanama mutlaka kısa sürede belirlenmeli ve ciddiyeti değerlendirilerek, kontrol altına alınmalıdır.  &lt;br/&gt;Kanın damar dışına çıkmasına KANAMA (HEMORAJİ) denir. İç ve dış kanama olmak üzere ikiye ayrılır.</description></item><item><title>KANATLI HAYVANLARIN BESLENMESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanatli-hayvanlarin-beslenmesi-457814.html</link><description>Sindirim; yemlerin fiziksel ve kimyasal etkiler sonucunda yıkımlanarak emilmeye hazır hale getirilmesi demektir.&lt;br/&gt;Sindirimin temel ögeleri:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Partiküllerin küçültülmesi gerekli yüzey genişliğini sağlar&lt;br/&gt;Enzimler organik katalizör görevi yapar&lt;br/&gt;Asitler (HCl) besin maddelerini temel gruplara ayırır.</description></item><item><title>KANIJE ZAFERI (KANIJE SAVUNMASI, KANIJE MÜDAFAASI)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanije-zaferi-(kanije-savunmasi,-kanije-mudafaasi)-457813.html</link><description>Türklerin Avusturyalılara karşı Kanije&quot;de yaptığı savunma (1601).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek, beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi Tiryaki Hasan Paşa&quot;ya verildi.</description></item><item><title>KANSER HAFTASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanser-haftasi-457812.html</link><description>Kanser bir hücre hastalığıdır. Hücre, canlıların yapı taşıdır. Yapıları ve işlevleri birbirine benzeyen hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular birleşerek organları ve</description></item><item><title>KANSER HAKKINDA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanser-hakkinda-457811.html</link><description>Modern tibbin önlemekte çaresiz kaldigi, hatta, bazen neden oldugu hastaliklar  her geçen gün artan sayida insani kurbanlari arasina aliyor. Medeniyet Hastaligi da denilen bu rahatsizliklarla basa çikmak için insanlar artik &quot;dogal&quot; sifalar aramaya baslamistir.</description></item><item><title>KANIMIZ KIRMIZI IKEN DAMARLARIMIZ NIÇIN MAVI?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kanimiz-kirmizi-iken-damarlarimiz-nicin-mavi-457810.html</link><description>Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda</description></item><item><title>KAOS NEDİR ?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaos-nedir--457809.html</link><description>Hayatımızdaki kaosları saymakla bitiremeyiz. Mesela kalabalık caddelerde yürürken birbirine çarpan insanlar, berbat bir trafikte milim milim ilerleyen yolların hangi şeridinin daha hızlı akacağını kestirmek</description></item><item><title>KARACAOĞLAN</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karacaoglan-457808.html</link><description>Karacaoglan&quot;in yasami üzerine, belge degeri olan yazili kaynaklarda bilgi yoktur. Kendi siirlerinden, halk söylentilerinden, kusaktan kusaga anlatilagelen menkibelerden çikarilan bilgilerin ise birbirini tutmadigi görülüyor.&lt;br/&gt;Nereli</description></item><item><title>KARACAOĞLAN TÜM ŞIIRLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karacaoglan-tum-siirleri-457807.html</link><description>YÜRÜ BRE YALAN DÜNYA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yürü bre yalan dünya&lt;br/&gt;Senden murad alınır mı&lt;br/&gt;Pek dolukmuş humar gözler&lt;br/&gt;Buna çare bulunur mu</description></item><item><title>KARAYOLU TAŞIMA YÖNETMELİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karayolu-tasima-yonetmeligi-457806.html</link><description>25.02.2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazete (KTY Asıl)&lt;br/&gt;08.09.2004 tarih ve 25577 sayılı Resmi Gazete (1. Değişiklik)&lt;br/&gt;15.12.2004 tarih ve 25671 sayılı Resmi Gazete (2. Değişiklik)&lt;br/&gt;26.02.2005 tarih ve 25739 sayılı Resmi Gazete ( 3. Değişiklik)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİRİNCİ KISIM&lt;br/&gt;Başlangıç Hükümleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİRİNCİ BÖLÜM&lt;br/&gt;Amaç,  Kapsam, Hukuki Dayanak ve Tanımlar &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amaç&lt;br/&gt;Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı, 4925 sayılı &quot;Karayolu Taşıma Kanunu&quot; nda yer alan karayolu taşımalarını, ülke ekonomisinin gerektirdiği şekilde düzenlemek, taşımada düzeni ve güvenliği sağlamak, taşımacı, acente, taşıma işleri komisyonculuğu, nakliyat ambarı işletmeciliği, kargo işletmeciliği, lojistik işletmeciliği, taşıma işleri organizatörlüğü, terminal işletmeciliği, oto kiralama işletmeciliği,</description></item><item><title>KARAYOLUNDAN KAYNAKLANAN GÜRÜLTÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karayolundan-kaynaklanan-gurultu-457805.html</link><description>Karayolu, insan-çevre ilişkilerinde en önemli mühendislik yapılarındandır ve yerleşim alanlarını birbirine bağlayarak sosyal, ekonomik, kültürel yaşamda etkili rol oynamaktadır. Karayolu ile çevre arasındaki ilişkilerin kapsamı ve etkileri, yolun geometrisi ve kapasitesi ile ilgilidir.</description></item><item><title>KARLOFÇA ANTLAŞMASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karlofca-antlasmasi-457804.html</link><description>1683&quot;te Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa&quot;nın Viyana&quot;yı kuşatması ile başlayan ve 1699&quot;a kadar önce üç, sonra dört devletle yapılan savaşlar sonunda Almanya, Lehistan (Polonya), Venedik ve daha sonra Rusya ile imzalanan barış antlaşması (Bkz. Viyana Kuşatmaları)</description></item><item><title>KARINCALAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karincalar-457803.html</link><description>Bir erkek ve bir dişi bireyden oluşan karınca topluluğu, kısa zamanda bir çiftten, binlerce bireye ulaşır. Hızla çoğalmalarına rağmen, 300 milyon yıllık bir deneyim ile, alt yapısı tüm gereksinmeleri karşılayacak şekilde oluşturulmuş yerleşim birimleri içinde, bireysel çıkarcılıktan uzak bir toplumsal yaşam sürdürmeyi başarırlar.</description></item><item><title>KASIM HANLIĞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kasim-hanligi-457802.html</link><description>Moskova yakınındaki Oka Irmağının kuzey kıyısında hüküm süren bir Türk hanlığı. Hanlığın ismi burasının ilk hakimi Kasım bin Uluğ Muhammed&quot;e izâfeten verilmiştir.</description></item><item><title>KATI, SIVI, GAZ BASINCLARININ INCELENMESI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kati,-sivi,-gaz-basinclarinin-incelenmesi-457801.html</link><description>Öncelikle Genleşmenin kelime anlamına bakalım. Genleşme genişleme anlamından gelir. Sıcaklığı artırılan bir cismin uzunluk ya da hacminin değişmesi olayıdır. Katıları, sıvıları ya da gazları oluşturan</description></item><item><title>KAZA VE KADER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaza-ve-kader-457800.html</link><description>Kader &lt;br/&gt;Yüce Allah&quot;ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezeli ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi, demektir.</description></item><item><title>KAZA VE KADER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaza-ve-kader-457799.html</link><description>Kader, Allah-ü Teala&quot;nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve zamanı gelince vuku bulması, olmasıdır.</description></item><item><title>KAZAN HANLIĞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kazan-hanligi-457798.html</link><description>İdil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmuş bir Türk Devleti. Kuzeydoğu Avrupa&quot;ya göç eden Türkler tarafından 15. yüzyılda kurulup, 16. yüzyılın ortalarında Ruslar tarafından yıkıldı.</description></item><item><title>TÜRKIYE&quot; DE VE DÜNYA&quot; DA SAĞLIK HIZMETLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-ve-dunya-da-saglik-hizmetleri-457797.html</link><description>Günümüzde sağlık, sosyal gelişmenin temel bir öğesi olarak kabul edilmektedir.Klasik olarak kişi başına düşen gelir, sanayileşme ve istihdam düzeyi, eğitim ve sağlık gibi birçok sosyoekonomik ve kültürel göstergelerle açıklanan &quot;kalkınma&quot;, günümüzde başlıca eğitim ve sağlık göstergeleri ile belirlenmektedir. (Tablo1) Çünkü bir ülkenin gelirinin yüksek olmasının veya çok mal tüketmesinin gelişmişlik göstergesi olarak yeterli olmadığının farkına varılmıştır. Yani artık eğitim ve sağlık sorunlarını çözebilmiş ülkelerin &quot;kalkınmış&quot; ülke oldukları kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ülkelerin&quot;21.yüzyılda Herkese</description></item><item><title>KAŞGAR-TURFAN (ÇAĞATAY) HANLIĞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kasgarturfan-(cagatay)-hanligi-457796.html</link><description>Onbeşinci yüzyılın başlarında, Doğu Türkistan ve eski Uygur bölgesinde, Çağatay Hanedanı hüküm sürüyordu. Bunlar, Müslümanlığı benimsemiş ve</description></item><item><title>PUL KANATLILAR (KELEBEKLER)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?pul-kanatlilar-(kelebekler)-457795.html</link><description>Bu döküman 11 sayfası resimlerden oluşmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15. Ordo (Takım): Lepidoptera (Pul kanatlılar = Kelebekler)&lt;br/&gt;Kınkanatlılardan (Coleoptera) sonra en kalabalık takımdır. Kanatlar üzerinde, yassılaşarak içine pigment birikmiş olan keratin yapılardan pullar oluşmuştur.</description></item><item><title>KEMALETTİN TUĞCU&quot; NUN YAŞAM ÖYKÜSÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kemalettin-tugcu-nun-yasam-oykusu-457794.html</link><description>Kemalettin Tuğcu, 1902 yılında İstanbul&quot;da doğdu. Babası, Birinci Dünya Savaşı&quot;nda iki kez yaralanmış bir Binbaşı, annesi, çok güzel keman çalan bir ev hanımı idi.</description></item><item><title>DIJITAL REKLAM PANOSU, LED, KAYAN YAZI, DIJITAL BILLBOARD, DÖVIZ PANOSU, SAAT TARIH SICAKLIK GÖSTERGELERI, LED REKLAM PANOSU, MESAJ VE BILDIRIM PANOSU, OTOBÜS GÜZERGAH SISTEMI, TRAFIK BILGI SISTEMI, N</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dijital-reklam-panosu,-led,-kayan-yazi,-dijital-billboard,-doviz-panosu,-saat-tarih-sicaklik-gostergeleri,-led-reklam-panosu,-mesaj-ve-bildirim-panosu,-otobus-guzergah-sistemi,-trafik-bilgi-sistemi,-nobetci-eczaci-yazisi,-banka-sira-sistemi,-counter,-dijital-kayan-yazi,-dijital-pano,-tabela,-akan-ya-457793.html</link><description>http://www.ledpanoreklam.com/&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/hizmetlerimiz.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/urunlerimiz.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/referanslarimiz.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/iletisim.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/led-kayan-yazi-yuruyen-yazi.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/dijital-saat-panosu-tarih-gostergesi-pano-derece.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/dijital-doviz-panosu.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/otobüs-guzergah-sistemi.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/counter-dijital-sira-sistemi.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/led-mesaj-bildirim-panosu.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/trafik-bilgi-sistemi.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/nobetci-eczane-panosu.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/index-en.html&lt;br/&gt;http://www.ledpanoreklam.com/contact.html&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DİJİTAL REKLAM PANOLARI</description></item><item><title>KEMIK ERIMESI (OSTEOPOROZ)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kemik-erimesi-(osteoporoz)-457792.html</link><description>Menopoz insan hayatında önemli değişikliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. Menopozla birlikte özellikle aşağıda anlatılacak olan risk faktörleri olanlarda kemik dokusu da kısa zamanda kalitesinden ödün vermeye başlayabilir. Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50&quot;lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar.</description></item><item><title>KENAN HULUSİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kenan-hulusi-457791.html</link><description>Kenan Hulusi Koray, &quot;Yedi Meşaleci&quot;lerin şair olmayan tek üyesi. &quot;Yedi Meşâle&quot; gibi edebiyatında bugün çok adı anılmasa da, bir dönem etkin olmuş bir akımın tek hikâyecisi olmasına karşın unutulmuş bir isim.</description></item><item><title>KENAN HULUSI KORAY (1906 - 1944)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kenan-hulusi-koray-(1906-1944)-457790.html</link><description>Kısacık bir yaşamı olmuştu Kenan Hulusi&quot;nin. 1906&quot;da İstanbul doğumludur. İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İÜ Edebiyat Fakültesi&quot;nda yaptı yüksek öğrenimini.</description></item><item><title>BILDIRIM PROSEDÜRLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bildirim-prosedurleri-457789.html</link><description>TEHLİKELİ MALLAR, ZARARLI MADDELER VE/VEYA DENİZLERDEKİ KİRLETİCİ MADDELER İÇEREN OLAYLARIN BİLDİRİMİNE İLİŞKİN ANA HUSUSLAR DAHİL OLMAK ÜZERE GEMİ BİLDİRİM SİSTEMLERİ VE GEMİ BİLDİRİM GEREKSİNİMLERİNE YÖNELİK GENEL PRENSİPLER</description></item><item><title>PETROL ÜRETİMİNİN DENİZ KİRLİLİĞİNE ETKİSİ VE KONTROLÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?petrol-uretiminin-deniz-kirliligine-etkisi-ve-kontrolu-457788.html</link><description>Giriş&lt;br/&gt;Canlıların hayatları boyunca etkileşimlerini sürdürdükleri yerlere ve bu yerlerin doğal yada beşeri şartlarına, bir bütün olarak çevre denir. Bir başka ifadeyle, insanın ve diğer canlıların biyolojik ve toplumsal hayatının etkileyen dış faktörlerin hepsine birden çevre denir.&lt;br/&gt;Çevrede veya çevreyi teşkil eden eko-sistemde meydana gelen bozulma veya değişmelere çevre kirlenmesi denilir. Bu sebeple çevre kirliliği, genellikle toprak, su ve havanın fiziksel, kimyasal veya biyolojik özelliklerinde, insan tarafından meydana getirilen bozucu değişiklikleri kapsamaktadır (Kışlalıoğlu-Berkes, 1993).</description></item><item><title>DİK İŞLEM MERKEZLİ CNC FREZE TEZGAHINDA MATTERSON APARATI YARDIMI İLE DÜZ KONİK DİŞLİ İMALATININ ARAŞTIRILMASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dik-islem-merkezli-cnc-freze-tezgahinda-matterson-aparati-yardimi-ile-duz-konik-disli-imalatinin-arastirilmasi-457787.html</link><description>ÖZET Resimli döküman pdf&lt;br/&gt;Bu çalışmada, vargel tezgahında düz konik dişli açmak için kullanılan Matterson&lt;br/&gt;aparatı, dik işlem merkezli CNC freze tezgahına bağlanarak, konik düz dişlilerin&lt;br/&gt;açılması sağlandı. Bunun için, tasarlanarak imal edilen konik bir freze çakısı ile sağ ve&lt;br/&gt;sol diş yan yüz profilleri için hazırlanan CNC programları kullanıldı. Elde edilen konik&lt;br/&gt;dişlilerin boyut hassasiyetleri, aynı ölçülerde özel konik düz dişli açma tezgahında&lt;br/&gt;(ZFTK 250/1) açılan konik düz dişliler ile karşılaştırılarak, elde edilen sonuçlar&lt;br/&gt;değerlendirildi.</description></item><item><title>DİJİTAL BÖLME AYGITI ( DİVİZÖR )</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dijital-bolme-aygiti-(-divizor-)-457786.html</link><description>POWER POİNT (SLAYT)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu işlemler için özel tezgahlar üretilmiş olmasına rağmen okullarımızda ve bazı sektörlerde hala divizör  kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;    (Dijital Bölme Aygıtı)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kelime anlamı bölmek olan divizör, sektörümüzde eşit aralıklı bölüntüler yapmakta kullanılmaktadır. Bunlara örnek olarak dişli çarkları gösterebiliriz. &lt;br/&gt;    (Mekanik Bölme Aygıtı)</description></item><item><title>TÜRKİYE&quot; DE KENTLEŞME</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-kentlesme-457785.html</link><description>Türkiye de  kentleşme nedenleri &lt;br/&gt;A.İtici güçler&lt;br/&gt;Tarıma traktör ün girmesiyle beraber makine insan emeğinin  yerin almıştır bunun sonucunda köylü köyüne terk etmek zorunda kalmıştır kente göç eden köylünün ailesini de kente</description></item><item><title>KENTSEL EKOSİSTEMLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kentsel-ekosistemler-457784.html</link><description>4.1. Çevre Bilinci ve Kentleşme (Metropol / Megapol)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünya&quot;da 1960&quot;larda gelişen ve artan &quot;Çevre Bilinci&quot; ışığında Dünya Ulusları ortak bir eyleme doğru yöneldi. 1972 yılında Stockholm&quot;de düzenlenen Birleşmiş Milletler &quot; Çevre Konferansı&quot; ndan alınan kararla 5 Haziran &quot;Dünya Çevre Günü&quot; olarak kabul edildi.</description></item><item><title>KESK TARİHÇESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kesk-tarihcesi-457783.html</link><description>CUMHURİYET&quot;TEN 1965&quot;E KADAR KAMU EMEKÇİLERİNİN ÖRGÜTLENME SÜRECİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu emekçilerinin örgütlenmesi ve sendikalaşması işçilerden daha sonra başlamıştır.</description></item><item><title>KESİRLERLE İLGİLİ SORULAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kesirlerle-ilgili-sorular-457782.html</link><description>Kesir birimi, Kesir çeşitleri , Kesirler arasındaki ilişkiler ,Kesirlerin Sayı doğrusunda gösterilmesi.</description></item><item><title>ŞEMSEDDİN SAMİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?semseddin-sami-457781.html</link><description>(1850- 1904) &lt;br/&gt;Şemseddin Sami (1850-1904) Arnavutluk&quot;ta, Yanya vilayetinin Fraşer kasabasında doğmuştur.</description></item><item><title>KIBRIS&quot; IN TARİHİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kibris-in-tarihi-457780.html</link><description>Kıbrıs adının Finike kökenli olduğunu savunan tarihçiler vardır.Finike dilinde &quot;kubru&quot;,&quot;kıyı&quot;anlamına gelmektedir.</description></item><item><title>KİMYASAL TEPKİMELER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kimyasal-tepkimeler-457779.html</link><description>a) Bir maddenin farklı maddelere ayrışmasına ya da farklı maddelerin etkileşerek yeni maddeler oluşturmasına kimyasal tepkime (reaksiyon) denir.</description></item><item><title>YAŞAR NABI NAYIR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yasar-nabi-nayir-457778.html</link><description>(25 Aralık 1908 - 15 Mart 1981 )&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;25 Aralık 1908 tarihinde Üsküp&quot;te doğdu, 15 Mart 1981 tarihinde İstanbul&quot;da öldü. Galatasaray Lisesi&quot;ni bitirdi (1929).</description></item><item><title>KIRIKKALE</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kirikkale-457777.html</link><description>YÜZÖLÇÜMÜ: 4.365 km² &lt;br/&gt;NÜFUS: 349.396 (1990) &lt;br/&gt;IL TRAFIK NO: 71 &lt;br/&gt;ILÇELER: Kirikkale (merkez), Delice, Keskin, Sulakyurt.</description></item><item><title>KİŞİSEL YARATICILIK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kisisel-yaraticilik-457776.html</link><description>İnsan; zihnini, duyularını, duygularını kullandığı sürece vardır. Temel Tasarım bu işlevsellik nedeniyle gerçekleştirilir. Not almayı öğrenmek -çizerek ya da yazarak-; yıllarca soru sormayan, tek boyutlu, tek çözümlü daima öğretmenin istekleri doğrultusunda görmeye alıştırılmış öğrencilere, kazandırılacakların başında gelmelidir.</description></item><item><title>DOSTOYEVSKI - SUÇ VE CEZA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dostoyevski-suc-ve-ceza-457775.html</link><description>Özet&lt;br/&gt;Yoksul düşmüş bir öğrenci olan Raskolnikov, hukuk fakültesini yarıda bırakmıştır. Raskolnikov bir tefeci kadına adeta köle olmuştur. Çünkü anne ve babasından ona harçlık olarak ne geliyorsa borçlarını tamamlamak için tefeciye veriyordu.</description></item><item><title>KIŞISEL ILIŞKILER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kisisel-iliskiler-457774.html</link><description>Çoğu insan için, en iyi dönemlerinde bile insan ilişkileri zor gelir. Ruhsal hastalığınız olduğunda ise, herhangi bir kimseyle ilişkide bulunmak bile imkansızlaşabilir. İlişki sorunları ile ilgili olarak yanıt bulmak o kadar kolay değildir. Fakat durumunuzu kolaylaştırmak için, atılabilecek bazı adımlar vardır:</description></item><item><title>KOLERA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kolera-457773.html</link><description>Kolera Nedir?&lt;br/&gt;Kolera vibrio &lt;br/&gt;Kolera ismi verilen bakterinin meydana getirdiği bir hastalıktır. Enfekte insanların bağırsaklarında ishale, kusma ve bacaklarda kramplara neden olur.</description></item><item><title>GEMI BALAST SULARININ TEHLIKELERI VE ARITMA YÖNTEMLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gemi-balast-sularinin-tehlikeleri-ve-aritma-yontemleri-457772.html</link><description>PDF SLAYT ŞEKLİNDE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Akdeniz Üniversitesi&lt;br/&gt;Mühendislik Fakültesi&lt;br/&gt;Çevre Mühendisliği Bölümü&lt;br/&gt;UCS 2007&lt;br/&gt;Dünya denizcilik endüstrisinin bu yüzyıl&lt;br/&gt;karGılaGacağı en büyük tehdit;&lt;br/&gt;– ne batan veya yanan gemiler,&lt;br/&gt;– ne korsanlık,&lt;br/&gt;– ne de tanker kazaları&lt;br/&gt;• Yüzyılımızın en büyük tehdidi bunlardan hiç&lt;br/&gt;birisi değil. Tehdit;&lt;br/&gt;Gemi taGımacılığından kaynaklanan kirletici&lt;br/&gt;maddeler,&lt;br/&gt;. petrol ürünleri&lt;br/&gt;.radyoaktif maddeler&lt;br/&gt;.kütle halinde taGınan zehirli sıvı maddeler&lt;br/&gt;.paket halinde veya yük konteynerlerinde&lt;br/&gt;taGınan zararlı maddeler&lt;br/&gt;.gemilerin sintine-balast-tank yıkama suları&lt;br/&gt;.gemi kaynaklı evsel atık sular (tuvalet, lavabo,&lt;br/&gt;duG ve mutfaklardan gelen sular),&lt;br/&gt;.gemilerin çöpleri vb.&lt;br/&gt;Balast suları ile taGınan istila edici deniz&lt;br/&gt;canlılarının doğal ekosisteme verdiği zararlar,&lt;br/&gt;günümüzde dünya okyanusları ve denizlerinin;&lt;br/&gt;.kara kaynaklı deniz kirlenmesi,&lt;br/&gt;.yaGayan deniz kaynaklarının aGırı miktarda&lt;br/&gt;tüketilmesi&lt;br/&gt;.kıyı ile deniz canlılarının fiziksel değiGimi ve&lt;br/&gt;yok edilmesi&lt;br/&gt;problemleri ile birlikte en büyük ilk dört tehdidi&lt;br/&gt;arasında</description></item><item><title>DENİZ TAŞIMACILIĞI VE LİMANLARDAN KAYNAKLANAN KİRLİLİĞİN ÖNLENMESİ YÖNÜNDE ULUSAL VE ULUSLARARASI MEVZUAT DEĞERLENDİRMESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?deniz-tasimaciligi-ve-limanlardan-kaynaklanan-kirliligin-onlenmesi-yonunde-ulusal-ve-uluslararasi-mevzuat-degerlendirmesi-457771.html</link><description>7. ULUSAL ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ KONGRESİ&lt;br/&gt;YAŞAM ÇEVRE TEKNOLOJİ&lt;br/&gt;24-27 Ekim 2007 – İZMİR&lt;br/&gt;ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI&lt;br/&gt;DENİZ TAŞIMACILIĞI VE LİMANLARDAN KAYNAKLANAN KİRLİLİĞİN&lt;br/&gt;ÖNLENMESİ YÖNÜNDE ULUSAL VE ULUSLARARASI MEVZUAT&lt;br/&gt;DEĞERLENDİRMESİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dokuz Eylül Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü, Tınaztepe Kampüsü&lt;br/&gt;ÖZET - Çevre yönetimi bütününde ele alınırsa, deniz kirliliğini önleme çalışmaları, oluşan kirliliğin giderilmesi ve&lt;br/&gt;bertarafı, deniz kaynaklarının ve deniz çevresinin sürdürülebilirliğinin sağlanması kapsamında ele alınmalıdır. Avrupa&lt;br/&gt;Birliği uyum sürecinde geliştirmekle sorumlu olduğumuz konuların % 60&quot;ının çevre ve bileşenleri ile ilgili konular olduğu&lt;br/&gt;göz önüne alınacak olursa her geçen gün daha kapsamlı ve zorlayıcı yükümlülüklerin getirilmesi gerekmektedir. Ancak,&lt;br/&gt;bu yasal düzenlemelerin uluslararası düzeyde tarafı olmamız, yeni ve kapsamlı yasal yükümlülükler hazırlanması ve&lt;br/&gt;yayınlanması, bu yasal düzenlemeleri sektörde yer alan kurum, kuruluş, işletme ve denizcilerin kabul edeceği ve&lt;br/&gt;uygulayacağı anlamını ne yazık ki taşımamaktadır. Deniz kazaları bir yana, deniz ticaretinde taşınan ürünlerin ve&lt;br/&gt;gemilerin normal faaliyetlerinden kaynaklanan atıkların tehlikeli ve/veya özel atık kategorisinde değerlendirildiği göz&lt;br/&gt;önünde bulundurulursa, deniz ortamında meydana gelecek kirliliğin miktar, süre ve tekrarlarına bağlı olarak geri&lt;br/&gt;dönüşümsüz, ekonomik kayıpların yanında çevre ve insan sağlığına ciddi ölçüde zarar verecek düzeylerde olabileceği&lt;br/&gt;de açıkça görülebilir. Bu çalışmada deniz taşımacılığı sırasında meydana gelen kazalardan ve gemilerin normal&lt;br/&gt;faaliyetlerinden kaynaklanan çevre kirlenmesinin önlenmesi ve giderilmesi konusunda mevcut uluslarası ve ulusal&lt;br/&gt;mevzuatın bir değerlendirilmesi yapılmış ve ülkemizdeki süreç, uygulama ve eksikliklere değinilmiştir.&lt;br/&gt;Anahtar kelimeler: Marpol, Gemi Atıkları, Çevre Yönetimi, Deniz Ticaretinin Çevresel Etkileri, Yasa, Yönetmelik,&lt;br/&gt;Mevzuat, Liman...</description></item><item><title>GEMİLERDEN HAVA KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN KURALLAR (MARPOL 73/78 EK VI)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gemilerden-hava-kirliliginin-onlenmesi-icin-kurallar-(marpol-73-78-ek-vi)-457770.html</link><description>GEMİLERDEN HAVA KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN KURALLAR&lt;br/&gt;(MARPOL 73/78 EK VI) NIN UYGULANMASINA YÖNELİK USUL VE&lt;br/&gt;ESASLARININ BELİRLENMESİNE İLİŞKİN YÖNERGE&lt;br/&gt;Madde 1- Bu Yönerge; MARPOL 73/78 EK VI kapsamında, 400 GRT üzeri tüm gemiler,&lt;br/&gt;sabit ve yüzer sondaj üniteleri ve diğer platformlara denetim ve kontrollerin yapılması ve&lt;br/&gt;sertifikalarının düzenlenmesiyle ilgili usul ve esaslarının belirlenmesini amaçlar...</description></item><item><title>ULUSLARARASI MEVZUATTA DENİZ KİRLİLİĞİ VE TÜRKİYE&quot;DEKİ UYGULAMALARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uluslararasi-mevzuatta-deniz-kirliligi-ve-turkiyedeki-uygulamalari-457769.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Çağımızda doğa ve çevre kirlenmesi, hava, kara, su ve denizlerde yaşayan canlıların doğal&lt;br/&gt;gelişmelerini ileride giderilmesi mümkün olmayacak şekilde olumsuz yönde etkilenmektedir.&lt;br/&gt;Yeryüzünde hayatın kaynağını oluşturan su ve deniz kirlenmesi, çevre kirlenmesinin önemli&lt;br/&gt;bir kesimini oluşturmaktadır. Günümüzde deniz kirliliği deniz suyundan oksijen azalmalarına,&lt;br/&gt;denizlerde yaşayan canlılarda zehirlenme belirtilerine neden olmakta ve denizdeki canlıların&lt;br/&gt;ve deniz kaynaklarının giderek yok olmasına neden olmaktadır.Bu nedenle üç tarafı denizlerle&lt;br/&gt;çevrili ülkemizde de, tüm dünyada olduğu gibi, deniz kirliliği ve kıyılar ile ilgili sorunlar ayrı&lt;br/&gt;bir önem taşımaktadır. Sanayi, deniz taşımacılığı, şehirleşme, turizm...</description></item><item><title>MAPROL 73/78 DENİZ KİRLENMESİNİN ÖNLENMESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?maprol-73-78-deniz-kirlenmesinin-onlenmesi-457768.html</link><description>2005 güncellemeleri dahil...&lt;br/&gt;içindekiler&lt;br/&gt;1973 Gemilerden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi&lt;br/&gt;Uluslararası Sözleşmesi&lt;br/&gt;1973 Gemilerden oluşan Kirlenmenin Önlenmesi Uluslararası&lt;br/&gt;Sözleşmesiyle ilgili 1978 Protokolü&lt;br/&gt;Protokol 1 :Zararh maddeleri içeren kazalardaki raporlarla&lt;br/&gt;ilgili hükümler&lt;br/&gt;Protokol II : Tahkim&lt;br/&gt;1978 Protokolü ile değiştirilen 1973 Gemilerden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi&lt;br/&gt;Uluslararası Sözleşmesine değişiklikle ilgili 1997 Protokolü&lt;br/&gt;MARPOL 73/78, Ek I : Petrolden Oluşan Kirlenmenin Önlenmesi için Kuralla&lt;br/&gt;Bölüm I -Genel&lt;br/&gt;Kural 1 Tanımlar&lt;br/&gt;Kural 2 Uygulama&lt;br/&gt;Kural 3 Eşdeâerler&lt;br/&gt;Kural 4 Sörveyler&lt;br/&gt;Kural 5 Belgelerin onayı vada düzenlenmesi&lt;br/&gt;Kural 6 Diğer Taraf Devletler tarafından belgelerin onayı&lt;br/&gt;ya da düzenlenmesi&lt;br/&gt;Kural 7 Belgelerin formu&lt;br/&gt;Kural 8 Belgenin süresi ve geçerliliği</description></item><item><title>BİR YAT LİMANIN ATIK PROFİLİNİN SAPTANMASI VE ATIK AZALTIMI İÇİN ÖRNEK BİR ÇALIŞMA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bir-yat-limanin-atik-profilinin-saptanmasi-ve-atik-azaltimi-icin-ornek-bir-calisma-457767.html</link><description>Geçmişte ve günümüzde Türkiye sahil şeridi dünya deniz taşımacılığının ve turizmin önemli&lt;br/&gt;noktalarından biri olmuştur. Türkiye Turizm Stratejisi çerçevesinde sahil şeritlerimizde yeni&lt;br/&gt;yat limanlarının kurulması ve işletilmeye alınması özendirilmekte ve bu yönde destekler&lt;br/&gt;sağlanmaktadır. Bununla birlikte kirlenmenin ve özellikle deniz kirliliğinin önlenmesi için&lt;br/&gt;son yıllarda ulusal ve uluslararası ölçekte yeni yönetmelikler ve düzenlemeler getirilmiştir.&lt;br/&gt;Yat limanlarının gerek inşası gerekse işletilmesi aşamalarında, çevreye olan olumsuz&lt;br/&gt;etkilerin, bu yönetmelikler ve düzenlemeler neticesinde ayrıntılı olarak incelenmesi ve&lt;br/&gt;değerlendirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Yat limanı tesislerinde atık yönetim&lt;br/&gt;sistemlerinin oluşturulması için sistematik bir yaklaşımın geliştirilmesi önem taşımaktadır. Bu&lt;br/&gt;doğrultuda, incelenen bir yat limanı tesisinde inşa ve işletme aşamaları için atık profilini&lt;br/&gt;belirlemek üzere önerilen bir sistematik yaklaşımın esasları özetlenmiştir. Bu çerçevede&lt;br/&gt;tesisin inşa ve işletme aşamalarında meydana gelebilecek olası kirlenmenin belirlenmesi ve&lt;br/&gt;önlenmesi amacına yönelik olarak atık emisyonları ayrıntılı olarak tanımlanmış ve&lt;br/&gt;değerlendirilmiştir.</description></item><item><title>VERİ ZARFLAMA ANALİZİ İLE KİŞİSEL BİLGİSAYAR DONANIMLARININ PERFORMANS ÖLÇÜMÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?veri-zarflama-analizi-ile-kisisel-bilgisayar-donanimlarinin-performans-olcumu-457766.html</link><description>iv&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;Kısaltmalar Listesi .....................................................................................................vii&lt;br/&gt;Tablolar Listesi ..........................................................................................................ix&lt;br/&gt;Şekiller Listesi ...........................................................................................................x&lt;br/&gt;Ekler Listesi ...............................................................................................................xi&lt;br/&gt;BÖLÜM I&lt;br/&gt;1. GİRİŞ.....................................................................................................................1&lt;br/&gt;1.1. Problem..........................................................................................................2&lt;br/&gt;1.2. Amaç ..............................................................................................................3&lt;br/&gt;1.3. Önem..............................................................................................................4&lt;br/&gt;BÖLÜM II&lt;br/&gt;2. YÖNTEM ..............................................................................................................5&lt;br/&gt;2.1. Araştırma Modeli ...........................................................................................5&lt;br/&gt;2.2. Evren ve Örneklem ........................................................................................5&lt;br/&gt;2.3. Verilerin Toplanması.....................................................................................5&lt;br/&gt;2.4. Verilerin Çözümlenmesi ................................................................................6&lt;br/&gt;2.4.1. Performans Ölçme Teknikleri..............................................................6&lt;br/&gt;2.4.2. Veri Zarflama Analizi (DEA- Data Envelopment Analysis) ...............8&lt;br/&gt;2.4.3. DEA&quot;nın Uygulanma Aşamaları..........................................................14&lt;br/&gt;2.4.4. DEA&quot;nın Güçlü ve Zayıf Yönleri ........................................................15&lt;br/&gt;2.4.5. DEA Solver Pro 4.1 .............................................................................17&lt;br/&gt;BÖLÜM III&lt;br/&gt;3. PERFORMANSI ETKİLEYEN BİLGİSAYAR BİLEŞENLERİ.........................18&lt;br/&gt;3.1. Anakart – Yongaseti (chipset) .......................................................................18&lt;br/&gt;3.1.1. Kuzey-Güney Köprüsü ........................................................................18&lt;br/&gt;3.1.2. Veri Yolları..........................................................................................23&lt;br/&gt;3.1.3. Anakartın Performans Bileşenleri........................................................23&lt;br/&gt;3.2. RAM– Bellek ................................................................................................25&lt;br/&gt;3.2.1. Belleğin Bilgisayardaki Rolü...............................................................26&lt;br/&gt;v&lt;br/&gt;3.2.2. RAM Çeşitleri ......................................................................................27&lt;br/&gt;3.2.3. Bellek PerformansınıEtkileyen Etmenler ...........................................30&lt;br/&gt;3.2.4. Bellek Performans Değerlendirmesi ....................................................33&lt;br/&gt;3.3. İşlemci (Central Processing Unit-CPU).........................................................35&lt;br/&gt;3.3.1. İşlemcinin PerformansınıEtkileyen Etmenler .....................................36&lt;br/&gt;3.3.1.1. İşlemcinin Hızı........................................................................36&lt;br/&gt;3.3.1.2. FSB .........................................................................................37&lt;br/&gt;3.3.1.3. Ön Bellek L1,L2,L3................................................................37&lt;br/&gt;3.3.1.4. Yazılım Desteği ......................................................................39&lt;br/&gt;3.3.1.5. Hyper Threading .....................................................................39&lt;br/&gt;3.3.1.6. İşlemci Mimarisi (32 bit – 64 bit) ...........................................40&lt;br/&gt;3.4. Sabit Disk.......................................................................................................40&lt;br/&gt;3.4.1. Bir Sabit Diskin PerformansınıEtkileyen Etmenler............................41&lt;br/&gt;3.4.2. Arabirimler...........................................................................................43&lt;br/&gt;3.4.3. RAID....................................................................................................47&lt;br/&gt;3.5. Ekran Kartları................................................................................................50&lt;br/&gt;3.5.1. Bir Ekran Kartının En Temel Bileşenleri ............................................50&lt;br/&gt;3.5.1.1. Grafik İşlemcisi.......................................................................51&lt;br/&gt;3.5.1.2. Görüntü Belleği.......................................................................51&lt;br/&gt;3.5.1.3. RAMDAC...............................................................................52&lt;br/&gt;3.5.1.4. BIOS .......................................................................................52&lt;br/&gt;3.5.2. Bir Ekran Kartının Çalışması...............................................................52&lt;br/&gt;3.5.3. Ekran Kartlarının Yazılım Desteği ......................................................55&lt;br/&gt;3.5.4. Ekran Kartlarının Donanım Desteği ....................................................56&lt;br/&gt;3.5.5. Ekran Kartlarının PerformansınıEtkileyen Etmenler..........................57&lt;br/&gt;3.5.6. İşlemci (CPU) ve Ekran Kartıİlişkisi (CPU Scaling) .........................61&lt;br/&gt;BÖLÜM IV&lt;br/&gt;4. BULGULAR VE YORUM ...................................................................................62&lt;br/&gt;4.1. RAM (Bellek) Verilerinin Analizi .................................................................63&lt;br/&gt;4.2. CPU (İşlemci) Verilerinin Analizi .................................................................66&lt;br/&gt;4.3. Sabit Disk Verilerinin Analizi .......................................................................70&lt;br/&gt;4.4. Ekran KartıVerilerinin Analizi .....................................................................72&lt;br/&gt;vi&lt;br/&gt;BÖLÜM V&lt;br/&gt;5. SONUÇ..................................................................................................................76&lt;br/&gt;KAYNAKÇA.............................................................................................................82&lt;br/&gt;EKLER.......................................................................................................................86&lt;br/&gt;ÖZGEÇMİŞ...............................................................................................................96</description></item><item><title>VERİ ZARFLAMA ANALİZİ VE UYGULAMASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?veri-zarflama-analizi-ve-uygulamasi-457765.html</link><description>VERİ ZARFLAMA ANALİZİ (VZA)......................................................... 45&lt;br/&gt;4.1 Giriş........................................................................................................ 45&lt;br/&gt;4.2 VZA Tekniğinin İstatistiksel Temelleri................................................ 46&lt;br/&gt;4.2.1 Tek Girdi ve Tek Çıktıdan Oluşan Sistemler.............................. 48&lt;br/&gt;4.2.2 İki Girdi ve Bir Çıktıdan Oluşan Sistemler................................. 51&lt;br/&gt;4.2.3 Bir Girdi ve İki Çıktıdan Oluşan Sistemler................................. 54&lt;br/&gt;4.2.4 Sabit ve Değişken Ağırlıklar....................................................... 57</description></item><item><title>RİSK YÖNETİMİ VE VZA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?risk-yonetimi-ve-vza-457764.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Bankacılık sektöründe meydana gelebilecek bir aksama ya da&lt;br/&gt;herhangi bir olumsuzluk ülke ekonomisini sarsıcı etkiler yaratmaktadır. Mali&lt;br/&gt;başarısızlıklar ülke ekonomisi açısından son derece önemli olup, ülkenin kıt&lt;br/&gt;kaynaklarının verimli bir şekilde değerlendirilemediğini gösterir. Mali&lt;br/&gt;başarısızlığa bankacılık sektörü açısından bakıldığında, bankaların mali&lt;br/&gt;başarısızlığa uğramalarının gerek sermayedarlara ve mevduat sahiplerine&lt;br/&gt;gerekse ekonomik sisteme olan maliyeti çok yüksek olmaktadır. Bankacılık&lt;br/&gt;sektörünün sağlıklı bir yapıya sahip olmasının birçok kesim üzerinde dolaylı&lt;br/&gt;ve dolaysız etkileri vardır. Bankacılık sektöründe mali başarısızlığa sebep&lt;br/&gt;olacak risklerin tanımlanması ve bunların yönetimi incelenmesi gereken&lt;br/&gt;önemli bir husustur.</description></item><item><title>VERI ZARFLAMA ANALIZI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?veri-zarflama-analizi-457763.html</link><description>1.GIRIS&lt;br/&gt;Veri Zarflama Analizi (VZA), yada literatürdeki adiyla Data Envelopment Analysis&lt;br/&gt;(DEA), dogrusal programlama prensiplerine dayanan, ve spesifik olarak “karar birimleri”nin&lt;br/&gt;(girdiyi çiktiya dönüstürmekten sorumlu isletme veya ekonomik kuruluslar, literatürde&lt;br/&gt;“Decision Making Units” olarak anilmaktadir.) göreli etkinligini ölçmek için tasarlanmis olan&lt;br/&gt;bir tekniktir.&lt;br/&gt;VZA, ayni girdileri kullanarak ayni çiktilari üreten homojen üreticilerin etkinligini&lt;br/&gt;degerlendirmek üzere kullanilmaktadir. Tipik bir istatistiksel yöntem, merkezi egilim&lt;br/&gt;yaklasimiyla üreticileri ortalama bir üreticiye göre degerlendirirken, VZA&quot;nin yaptigi, her bir&lt;br/&gt;üreticiyi yalnizca “en iyi” üreticilerle karsilastirmaktadir. Dolayisiyla VZA, bir ekstrem nokta&lt;br/&gt;yöntemi olarak düsünülmelidir. Basitçe anlatmak gerekirse, böyle bir yöntemin dayandigi&lt;br/&gt;temel bir varsayim sudur: Eger A üreticisi X(A) birim girdi ile Y(A) birim çiktiyi&lt;br/&gt;üretebiliyorsa, o zaman ayni isi yapan diger üreticiler de, eger etkin çalisiyorlarsa, ayni girdi&lt;br/&gt;miktari ile ayni çiktiyi üretebilmelidirler. Benzer biçimde, B üreticisi Y(B) birim çiktiyi X(B)&lt;br/&gt;birim girdi ile üretebiliyorsa, o zaman diger üreticiler de ayni üretim programini&lt;br/&gt;gerçeklestirebilmelidirler.</description></item><item><title>VZA İLE MALİ TABLOLARINA DAYALI ETKINLIK ÖLÇÜMÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vza-ile-mali-tablolarina-dayali-etkinlik-olcumu-457762.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Günümüzde yasanan yoğun rekabet, isletmeleri kaynaklarını&lt;br/&gt;etkin ve verimli sekilde kullanmaya, rekabet ettikleri sektör içindeki&lt;br/&gt;performanslarını göreli olarak değerlendirmeye ve etkinlik sınırında&lt;br/&gt;yer almak için referans almaları gereken isletmeleri belirlemeye&lt;br/&gt;zorlamaktadır. Veri Zarflama Analizi (VZA), isletmelerin&lt;br/&gt;kaynaklarını ne ölçüde etkin kullandıklarını belirlemede yararlanılan&lt;br/&gt;parametrik olmayan, doğrusal programlama tabanlı bir yöntemdir. Bu&lt;br/&gt;çalısmada, DMKB 100 endeksinde islem gören metal ana sanayiindeki&lt;br/&gt;13 isletmenin 2003-2007 dönemleri arasındaki mali tablolarına dayalı&lt;br/&gt;etkinlik ve verimlilikleri, iki girdi-iki çıktı kullanılarak VZA&lt;br/&gt;yöntemlerinden çıktı yönlü CCR modeli ile arastırılmıstır. Analiz için&lt;br/&gt;EMS paket programı kullanılmıstır. Ayrıca 2007 yılında çıktı yönlü&lt;br/&gt;CCR modeline göre etkin olmayan isletmelerin etkin ve verimli&lt;br/&gt;konuma geçebilmeleri için kullandıkları girdi-çıktı miktarları ve ait&lt;br/&gt;oldukları sektörde etkin konumda olan isletmelere göre potansiyel&lt;br/&gt;iyilestirme oranları belirlenmistir.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler: Performans Ölçme, Etkinlik, Veri&lt;br/&gt;Zarflama Analizi, Metal Ana Sanayii.</description></item><item><title>YAŞLILAR HAFTASI (18 - 24 MART)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yaslilar-haftasi-(18-24-mart)-457761.html</link><description>Ülkemizde her yıl 18-24 Mart tarihleri arası &quot;YAŞLILAR HAFTASI&quot; olarak kutlanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her insan için değişik mana ve önem ifade eden yaşlılık, hayatın çok özel bir dönemidir. Yaşlılarımız dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır.</description></item><item><title>KOLON KALIPLAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kolon-kaliplar-457760.html</link><description>A) ÇELİK KOLON KALIPLAR&lt;br/&gt;Çelik kolon sistemi çeşitli dikdörtgen ve kare kalıplar sağlar.&lt;br/&gt;Yükseklik : Ağırlık düşünüldüğünde 90 cm ve 120 cm panellerin standart &lt;br/&gt;yüksekliğidir.Bu paneller özel pim ve civatalarla bağlanır.</description></item><item><title>YER ALTI SU KAYNAKLARI ( MADEN SULARI )</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yer-alti-su-kaynaklari-(-maden-sulari-)-457759.html</link><description>Yüzey sularının yer altına sızarak tabakalar arasındaki boşluklarda ya da geçirimsiz tabaka üstündeki geçirimli tabakada birikmesine yer altı suyu denir. Sızma olayı sonucu yer altında depolanan bu suların yer yüzüne kendiliğinden çıktığı yerlere ise kaynak denir. Kaynak suları, kışın ılık, yazın soğuk olurlar. Başlıcaları aşağıda sıralanmıştır.</description></item><item><title>KROMATOGRAFİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kromatografi-457758.html</link><description>Bir karışımın bileşenlerini, bunlara seçimsel ilgi gösteren iki ya da daha çok evreden oluşmuş sistemler arasında farklı göçlerine bakarak tanımak, gerektiğinde niceliklerini belirlemek amacıyla yapılan ve ayırma işlemine dayanan analitik yöntemdir.</description></item><item><title>KUBİLAY OLAYI...</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kubilay-olayi...-457757.html</link><description>Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı...&lt;br/&gt;23 Aralık 1930&lt;br/&gt;&quot;Kubilay Olayı&quot;, Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir. Menemen olayının izleri toplumsal bellekten hiç silinmedi. Kubilay &quot;devrim şehidi&quot; olarak simgeleşti.</description></item><item><title>KİTAP ANALİZ FORMU</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kitap-analiz-formu-457756.html</link><description>1.ANALİZİ YAPILACAK KİTABIN:&lt;br/&gt;a. Adı: Küçük Kadınlar &lt;br/&gt;b. Yazarı: LOVISA M. ALCOTT &lt;br/&gt;c. Tercüme Eser İse Tercümanı: MüZehher  VÂ-NN&lt;br/&gt;d. Yayınevi: Ergin Yayıncılık&lt;br/&gt;e. Yayın Yılı: 2001</description></item><item><title>KUR&quot;ÂN&quot;DA DUA AYETLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kur-n-da-dua-ayetleri-457755.html</link><description>Peygamber Efendimizin Duası &quot;Rabbi zidnî ilma&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Benim ilmimi artır.[1]&lt;br/&gt;Peygamber Efendimizin Kafirlerle Mücadelede Yaptığı Dua &quot;Rabbi fela tec&quot;alnî fil-gavm&quot;iz-zalimin.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Beni o zalimler topluluğunun içinde tutma.[2]&lt;br/&gt;Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva validemizin yaptığı dua &quot;Rabbena zalemna enfusena ve inlem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne min&quot;el-hasirîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizleri affetmezsen ve bizlere acımazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz.[3]&lt;br/&gt;Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail&quot;in (a.s) Kabe&quot;yi Yaparken Okudukları Dua &quot;Rabbena tegabbel minna inneke entes-semi&quot;ul-alim.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul et, muhakkak sen, işiten ve bilensin.[4]&lt;br/&gt;Kâbe&quot;yi Yaptıktan Sonraki Duaları &quot;Rabbena vec&quot;elna muslimeyni leke ve min zurriyyetina ummeten muslimeten leke ve erina menasikena ve tub aleyna inneke entet-tevvab&quot;ur-rahim. Rabbena veb&quot;as fîhim rasulen minhum yetlû aleyhim ayatike ve yuallimuhumul kitabe ve&quot;l-hikmete ve yuzekkîhim inneke ente&quot;l-azîz&quot;ul-hakim.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Ey Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder, onlara ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.[5]&lt;br/&gt;Hz. İbrahim&quot;in (a.s) Çocukları İle Mescid-i Haram&quot;a Gidince Yaptığı Dua &quot;Rabbic&quot;al hazel-belede aminen vecnubnî ve beniyye en na&quot;bud&quot;el-esnam. Rabbi innehunne azlelne kesiran minen-nas. Femen tebiani feinnehu minnî ve men asâni feinneke ğafur&quot;ur-rahim. Rabbena innî eskentu min zurriyyetî bi-vadin ğayri zî zer&quot;in inde beytikel-muharram. Rabbena liyugîmus-salate fec&quot;al ef&quot;ideten minen-nasi tehvî ileyhim ver-zughum mines-semerati leallehum yeşkurûn. Rabbena inneke ta&quot;lemu ma nuhfî vema nu&quot;linu vema yahfa alallahi min şey&quot;in fil-arzi vela fis-sema.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Bu beldeyi, güvenli bir belde yap. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut. Ey Rabbim! Çünkü putlar, kendilerine tapan bir çok insanın sapmasına sebep oldular. Kim bana uyarsa şüphesiz ki, o benim dinimdendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz ki sen, af ve merhameti bol olansın. Ey Rabbimiz! Soyundan bazılarını, muharrem ve mukaddes evinin yanındaki çorak, zıraata elverişsiz vadiye, namazı kılsınlar diye yerleştirdim. Ey Rabbim! İnsanların kalplerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki, şükretsinler. Ey Rabbimiz! Hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da çok iyi bilirsin. Yerde ve gökte, hiç bir şey Allah&quot;tan gizli kalmaz.[6]&lt;br/&gt;Hz. İbrahim&quot;in (a.s) Kendisi ve Soyu İçin Yaptığı Dua &quot;Rabbic&quot;alnî mugîm&quot;es-salati ve min zurriyyetî. Rabbena ve tegabbel duaî. Rabbeneğfirlî ve li-valideyye ve lil-muminîne yevme yegûm&quot;ul-hisab.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen salih kimseleri, namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle! Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, anamı, babamı, ve bütün müminleri affet![7]&lt;br/&gt;Hz. Zekeriyya&quot;nın (a.s) Yaptığı Dua &quot;Rabbi heb lî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, inneke semi&quot;ud-dua.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Katından bana temiz bir zürriyet ver. Şüphesiz sen duaları işitensin.[8]&lt;br/&gt;Hz. Musa&quot;nın Duaları &quot;Rabbi innî la emliku illa nefsî ve ahî fefruk beynena ve beynel-kavmi&quot;l-fasikîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Ben ancak kendim ve kardeşimle baş edebilirim. Bizimle fasık toplumun arasını ayır.[9]&lt;br/&gt;&quot;Subhaneke tubtu ileyke ve ene evvel&quot;ul-muminîn.&quot;&lt;br/&gt;Seni tenzih ederim ey Rabbim! Tövbe edip sana yöneldim ve iman edenlerin ilkiyim ben.[10]&lt;br/&gt;&quot;Rabbiğfir lî ve liahî ve edhilna fî rahmetike ve ente erham&quot;ur-rahimîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi affet. Bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.[11]&lt;br/&gt;&quot;Ente veliyyuna feğfir lena ve&quot;rhemna ve ente hayr&quot;ul-ğafirîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Sen bizim velimizsin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge, sen bağışlayanların en hayırlısısın.[12]&lt;br/&gt;&quot;Vektub lena fi hazihid-dunya ve fil-ahireti innî hudna ileyke.&quot;&lt;br/&gt;Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz sana yöneldik.[13]&lt;br/&gt;&quot;Alallahi tevekkelna. Rabbena la tec&quot;elna fitneten lil-kavm&quot;iz-zalimin ve neccina bi-rahmetike min&quot;el-kavm&quot;il-kafirîn.&quot;&lt;br/&gt;Biz Allah&quot;a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizi zulme sapan bir kavim için itmihan vesilesi kılma. Ve bizi kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar.[14]&lt;br/&gt;Hz. İsa&quot;nın (a.s) Rızk İçin Yaptığı Dua &quot;Allahumme rabbena enzil aleyna maideten min&quot;es-semai tekunu lena îden li-evvelina ve ahirina ve ayeten minke verzukna ve ente hayr&quot;ur-razigîn.&quot;&lt;br/&gt;Allah&quot;ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen&quot;den bir belge olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.[15]&lt;br/&gt;Hz. Şuayb&quot;ın (a.s) Yaptığı Dua &quot;Alallahi tevekkelna rabbenefteh beynena ve beyne kavmina bil-hakki ve ente hayr&quot;ul-fatihîn.&quot;&lt;br/&gt;Biz Allah&quot;a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında sen hak ile hüküm ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.[16]&lt;br/&gt;Hz. Nuh&quot;un (a.s) Yaptığı Dua &quot;Rabbi innî eûzu bike en es&quot;eleke ma leyse lî bihi ilmun ve illa teğfir lî ve terhemnî ekun min&quot;el-hasirîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamazsan ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan oluruz.[17]&lt;br/&gt;Hz. Nuh&quot;un (a.s) Kavminin İnkarı Üzerine Yaptığı Dua &quot;Rabbinsurnî bima kezzebûn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Kavmimin beni yalanlamasına karşı bana yardım et.[18]&lt;br/&gt;Tufan Sırasında Sular Yükselirken Nuh&quot;un (a.s) Duası &quot;Rabbi enzilnî munzelen mubareken ve ente hayr&quot;ul-munzilîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirilenlerin en hayırlısısın.[19]&lt;br/&gt;Hz. Yusuf&quot;un (a.s) Yaptığı Dualar &quot;Rabbi&quot;s-sicnu ehabbu ileyye mimma yed&quot;ûnenî ileyhi ve illa tasrif annî keydehunne esbu ileyhinne ve ekun min&quot;el-cahilîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Benim için zindan, bunların çağırdığı şeyden daha iyidir. Eğer tuzaklarına engel olmazsan, onlara uyar, cahillerden olurum.[20]&lt;br/&gt;&quot;Rabbi gad ateyteni min&quot;el-mulki ve allemtenî min te&quot;vil&quot;il-ahadisi fatir&quot;es-semavati vel-arzi ente veliyyî fid&quot;dunya vel-ahireti teveffenî muslimen ve elhignî bi&quot;s-salihîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Bana mülkü sen verdin. Rüyaların yorumunu sen öğrettin. Yerin ve göklerin yaratıcısı sensin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihlere kavuştur.[21]&lt;br/&gt;Hz. Eyyub&quot;un (a.s) Hastayken Yaptığı Dua &quot;Ennî messeniyez-zurru ve ente erham&quot;ur-rahimîn.&quot;&lt;br/&gt;Bu hastalık gerçekten beni sarıverdi. Sen ise merhametlilerin en merhametli olanısın.[22]&lt;br/&gt;Hz. Yunus&quot;un (a.s) Balığın Karnındayken Yaptığı Dua &quot;La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn.&quot;&lt;br/&gt;Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.[23]&lt;br/&gt;Hz. Lut&quot;un (a.s) Kavminin Sapıklığından Dolayı Duası &quot;Rabbi neccinî ve ehlî mimma ya&quot;lemûn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Beni ve ailemi kavmimin yapmakta oldukları şeyden kurtar.[24]&lt;br/&gt;Hz. Süleyman&quot;ın (a.s) Duası &quot;Rabbi evzi&quot;nî en eşkura ni&quot;metikelletî en&quot;amte aleyye ve alâ valideyye ve na&quot;mele salihen terzahu ve edhilnî birahmetike fî ibadik&quot;es-salihîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbim! Bana, ana ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat.[25]&lt;br/&gt;Hz. Meryem&quot;in (a.s) Anasının Yaptığı Dua &quot;İnnî uîzuha bike ve zurriyyeteha min&quot;eş-şeytan&quot;ir-racîm.&quot;&lt;br/&gt;Allah&quot;ım! Onu ve zürriyyetini kovulmuş şeytandan senin sığınmana veriyorum.[26]&lt;br/&gt;Hz. Musa&quot;nın (a.s) Mucizesi Karşısında İman Eden Sihirbazların Duası &quot;Rabbena efriğ aleyna sabran ve teveffenâ muslimîn.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz. Üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.[27]&lt;br/&gt;Peygamberlerin ve Müminlerin Yaptığı Dua &quot;Rabbena la tuahiznâ in nesîna ev ahte&quot;nâ. Rabbena vela tahmil aleynâ isran kema hameltehu alellezîne min kablina. Rabbena vela tuhammilna ma la tâgate lena bih. Va&quot;fu annâ vağfir lena verhemna ente mevlana fensurna alal- gavm&quot;il-kâfirîn.&quot;&lt;br/&gt;Ya Rabbi! Unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbi! Bize, bizdekilerden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ya Rabbi! Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.[28]&lt;br/&gt;Mümin Kulların Namazdayken Okudukları Dua &quot;İhdina&quot;s-sırat&quot;al-mustegîm. Sıratallezîne en&quot;amte aleyhim ğayr&quot;il-meğzûbi aleyhim velezzâllîn.&quot;&lt;br/&gt;Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna; sapıkların ve gazaba uğrayanların yoluna değil.[29]&lt;br/&gt;İlim ve Akıl Sahiplerinin Yaptığı Dualar &quot;Rabbena la tuziğ gulûbena ba&quot;de iz hedeytenâ ve heblena min ledunke rahmeh. İnneke ente&quot;l-vehhâb. &quot;Rabbena inneke camiu&quot;n-nasi liyevmin la raybe fih. İnneke la yuhlif&quot;ul-mîad.&quot;&lt;br/&gt;Ya Rabbi! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize rahmet bağışla, sen çok bağışlayansın. Ey Rabbimiz! Kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları muhakkak sen toplayacaksın. Allah veridği sözden kesinlikle geri dönmez.[30]&lt;br/&gt;Müminlerin Allah Korkusundan Yaptıkları Dua &quot;Rabbena innena amenna fağfir lena zunûbena ve ginâ azab&quot;en-nâr.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Biz iman ettik. İşlediğimiz günahları bağışla ve bizleri ateşin azabından koru.[31]&lt;br/&gt;Allah&quot;ı Anan Müminlerin Yaptığı Dualar &quot;Rabbena inneke men tudhil&quot;in-nâre fegad ehzeyte, ve ma li&quot;z-zalimîne min ensâr.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Muhakkak sen, kimi ateşe sokarsan onu cezalandırırsın. Zalimler için yardımcı yoktur.[32]&lt;br/&gt;&quot;Rabbena fağfir lenâ zunûbena ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ mea&quot;l-ebrâr. Rabbena ve atinâ ma veadtenâ alâ rusulike vela tuhzinâ yevm&quot;el-giyameh. İnneke lâ tuhlif&quot;ul-miâd.&quot;&lt;br/&gt;Ya Rabbi! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.&lt;br/&gt;Ya Rabbi! Elçilerine vaad ettiklerini bize ver, kıyamet gününde bizi hor ve aşağılık kılma. Sen kesinlikle vaadinden dönmezsin.[33]&lt;br/&gt;Tefekkür Ehli Müminlerin Duası &quot;Rabbena ma halakte haza batila. Subhaneke feginâ azab&quot;en-nâr.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Sen bütün bunları boşuna yaratmadın. Seni bütün eksikliklerden tenzih ederiz. Bizleri ateşin azabından koru.[34]&lt;br/&gt;Zulümden Kurtulmak İçin Mazlum Müminlerin Duası &quot;Rabbena ehricna min hazihil karyetiz-zalimi ehluha vec&quot;allena min ledunke veliyyen vec&quot;al lena min ledunke nasîra.&quot;&lt;br/&gt;Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şehirden bizi çıkar. Katından bize bir veli ve bir yardımcı gönder.[35]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;[1]- Taha, 114&lt;br/&gt;[2]- Mü&quot;minun, 94&lt;br/&gt;[3]- A&quot;raf, 123&lt;br/&gt;[4]- Bakara, 127&lt;br/&gt;[5]- Bakara, 128-129&lt;br/&gt;[6]- İbrahim, 35-38&lt;br/&gt;[7]- İbrahim, 40-41&lt;br/&gt;[8]- Al-i İmran, 38&lt;br/&gt;[9]- Maide, 25&lt;br/&gt;[10]- A&quot;raf, 143&lt;br/&gt;[11]- A&quot;raf, 151&lt;br/&gt;[12]- A&quot;raf, 155&lt;br/&gt;[13]- A&quot;raf, 156&lt;br/&gt;[14]- Yunus, 85-86&lt;br/&gt;[15]- Maide, 114&lt;br/&gt;[16]- A&quot;raf, 88-89&lt;br/&gt;[17]- Hud, 47&lt;br/&gt;[18]- Müminun, 26&lt;br/&gt;[19]- Müminun, 29&lt;br/&gt;[20]- Yusuf, 33&lt;br/&gt;[21]- Yusuf, 101&lt;br/&gt;[22]- Enbiya, 83&lt;br/&gt;[23]- Enbiya, 87&lt;br/&gt;[24]- Şuara, 169&lt;br/&gt;[25]- Neml, 19&lt;br/&gt;[26]- Al-i İmran, 36&lt;br/&gt;[27]- A&quot;raf, 126&lt;br/&gt;[28]- Bakara, 286&lt;br/&gt;[29]- Fatiha, 6-7&lt;br/&gt;[30]- Al-i İmran, 8-9&lt;br/&gt;[31]- Al-i İmran, 16&lt;br/&gt;[32]- Al-i İmran, 192&lt;br/&gt;[33]- Al-i İmran, 193-194&lt;br/&gt;[34]- Al-i İmran, 191&lt;br/&gt;[35]- Nisa, 75</description></item><item><title>KURAN VE BİLİM HAKKINDA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuran-ve-bilim-hakkinda-457754.html</link><description>İlerleyen sayfalarda Kuran ayetlerinin evren hakkında verdiği bazı bilgilerin bilim ile olan olağanüstü paralelliğine değineceğiz. Ama öncelikle, Kuran ve bilim konuları üzerinde uzun süredir devam eden bir karışıklığa da değinmek gerekiyor.</description></item><item><title>KURAN-I KERİM NEDİR?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kurani-kerim-nedir-457753.html</link><description>Kur&quot;ân-ı kerîm, nazm-ı ilâhîdir. Nazm, lügatda, incileri ipliğe dizmeğe denir. Kelimeleri de, inci gibi, yanyana dizmeğe nazm denilmişdir. Şi&quot;rler birer nazmdır. Kur&quot;ân-ı kerîmin kelimeleri arabîdir. Fekat, bu kelimeleri yanyana dizen, Allahü teâlâdır. Bu kelimeler, insan dizisi değildir. Muhammed &quot;aleyhisselâm&quot;, Allahü teâlâ tarafından, mubârek kalbine bildirilen şeyleri, arabca olarak anlatırsa, Kur&quot;ân-ı kerîm olmaz.</description></item><item><title>KIMLERE KURBAN KESMEK VÂCIBDIR?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kimlere-kurban-kesmek-vcibdir-457752.html</link><description>Mukîm olan, seferde olmıyan, âkıl-bâlig, hür, müslüman erkek ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla nisâb miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmeleri vâcibdir.</description></item><item><title>KURTULUŞ GÜNLERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kurtulus-gunleri-457751.html</link><description>ADANA&lt;br/&gt;Adana&quot;nın Kurtuluş Günü Adana 5-12 Ocak&lt;br/&gt;Ceyhan&quot;ın Kurtuluş Günü Ceyhan 6 Ocak&lt;br/&gt;Osmaniye&quot;nin Kurtuluş Günü Osmaniye 7-8 Ocak&lt;br/&gt;Kadirli&quot;nin Kurtuluş Günü Kadirli 7 Mart&lt;br/&gt;Feke&quot;nin Kurtuluş Günü Feke 22 Mart</description></item><item><title>DOĞU CEPHESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dogu-cephesi-457750.html</link><description>Ermeni Devleti, Rusya&quot;da Çarlık sisteminin yıkılıp yerine Sosyalist bir devlet kurulması üzerine 1918&quot;de ortaya çıktı. Taşnak Partisi tarafından idare ediliyordu. Ermeniler, sınırlarımıza saldırıyor, Müslüman halka aşırı zulüm, haksızlık ve katliam yapıyordu.</description></item><item><title>1.  YÖNETİM YAKLAŞIMLARININ EVRİMİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?1.-yonetim-yaklasimlarinin-evrimi-457749.html</link><description>ÖNSÖZ3&lt;br/&gt;1.  YÖNETİM YAKLAŞIMLARININ EVRİMİ4&lt;br/&gt;1.1.  KLASİK YÖNETİM YAKLAŞIMLARI4</description></item><item><title>KUTUP YILDIZI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kutup-yildizi-457748.html</link><description>Küçük Kepçe yani Küçük ayı (Ursa Minor) diye bilinen takım yıldızinın kasesinin dış kenarını belirleyen en batıdaki iki yıldız - Kepçe sapından en uzakta bulunan ikisi - İşaretçi Yıldızlar olarak adlandırılırlar; çünkü bu yıldızlardan aşağıya uzatılan bir doğru, Polaris olarak da bilinen Kutup Yıldızı&quot;ndan geçecektir.</description></item><item><title>KUVAY-I MİLLİYE</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuvayi-milliye-457747.html</link><description>Kuvay-i Milliye, Yunanlıların İzmir&quot;i işgal etmeleri ve Anadolu&quot;da ilerlemeleri üzerine kurulan ve düşmana karşı savaşan kuruluşlardı. Kuvay-i Milliye birlikleri, düzenli ordu kurulana dek, Kurtuluş Savaşında çete ve silahlı savunma kuruluşları olarak büyük yararlılıklar gösterdi.</description></item><item><title>KUVVET VE HAREKET</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kuvvet-ve-hareket-457746.html</link><description>Konum(X):                Bir cismin bulunduğu nokta.&lt;br/&gt;İlk Konum(X1):         Cismin harekete başladığı nokta.&lt;br/&gt;Son Konum(X2....X) Cismin hareketini bitirdiği nokta.</description></item><item><title>I . KUZEY ATLANTİK SAVUNMA PAKTI-NATO</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?i-.-kuzey-atlantik-savunma-paktinato-457745.html</link><description>1.NATO :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NATO deyimi İngilizce olarak ;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NORTH ATLANTİC TREATY ORGANİZATİON sözcüklerinin kısaltılmasından ortaya çıkmıştır. Türkçe karşılığı KUZEY ATLANTİK SAVUNMA PAKTI&quot;dır.</description></item><item><title>KÖK HÜCRE VE TELOMERAZ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kok-hucre-ve-telomeraz-457744.html</link><description>Farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere &quot;kök hücre&quot; deniyor. Vücudumuzdaki kas, cilt, karaciğer hücreleri gibi hücrelerin belli bir hedefi var ve bölündüklerinde yine kendileri gibi bir hücre oluşturuyorlar.</description></item><item><title>ALMAN KURT KÖPEĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?alman-kurt-kopegi-457743.html</link><description>&quot;German Shepherd(Alman Kurt Köpeği),dünyada en çok ilgi gören ve en çok beslenen bir cinstir.Bunun başlıca nedenleri, eğitiminin kolaylığı,zeki ve uysal oluşudur.</description></item><item><title>YERLEŞME</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?yerlesme-457742.html</link><description>İnsanlar, yerleşmeye uygun buldukları yerlerde birlikte yaşarlar. İnsanların toplu yaşadıkları bu merkezlere yerleşme denir. Yurdumuzda yerleşmeler, kır ve şehir yerleşmeleri olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.</description></item><item><title>ELEKTRİK TASARRUF CİHAZI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?elektrik-tasarruf-cihazi-457741.html</link><description>SAS Elektrik Tasarruf Cihazı, elektrik tasarrufu yapmanızı sağlar, elektrikli cihazlarınızı yüksek gerilime ve sebekenizdeki ani dalgalanmalara karşı korur.  18000 W gücünde olup, bir abonede toplam indüktif güce göre 1 adet kullanılması tavsiye edilmektedir.  Cihazımız 90 - 250 volt arası çalışır. Özel bakım gerektirmez, direk prize takılarak kullanmaya ve tasarruf etmeye başlayabilirsiniz.Elektrik Tasarruf Cihazı ile faturalarınız artık cebinizi yakmayacak. Cihazımız elektrik tesisatınıza bağlı olan cihazlar doğrultusunda %20 ile %40 arasında tasarruf sağlamaktadır.Elektrik Tasarruf CihazıTüm bu tüketimlerinizden %20 ile %40 arasında tasarruf edebilirsiniz.&lt;br/&gt;www.elektriktasarrufdevresi.com&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GÖREVİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SAS Elektrik Tasarruf Cihazı, kullanıldığı mekanda elektrikle çalışan her türlü aletin elektrik çekim gücünü aktif olarak izler ve güç dağılımını düzenler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Voltajı ve anlık enerji ihtiyacını optimize ederek Aktif Güç/Kwh talebini azaltır ve %20 ile %40 arasında tasarruf sağlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SAS Elektrik Tasarruf Cihazı ayrıca hattınızda 10 saniyelik enerji depolayarak anlık değişimlerde devreye girerek voltajı dengeler. Dolayısıyla anlık şoklardan elektrikli aletleri koruyucu rol oynar. Bu şekilde elektrikli aletlerinizin ömrü uzar.KULLANILDIĞI ALANLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Evde, apartmanda, ofisinizde, atölyede, market, lokanta vb. Elektrik tasarrufu ve elektrikli eşyalarınızın güvenliği için ihtiyaç duyduğunuz her yerde...&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;www.elektriktasarrufdevresi.com&lt;br/&gt;FAYDALARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Faturalarınız hafifletir.&lt;br/&gt;Elektrikli aletlerinizin ömrünü uzatır.&lt;br/&gt;Paranız hep cebinizde kalır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEST PARAMETRELERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Test Koşulları 200V/50Hz  200V/60Hz 220V/50Hz  220V/60Hz &lt;br/&gt;SAS Elektrik Tasarruf Cihazı Kullanmadan Önce 0.591A 0.478A 0.688A 0.547A &lt;br/&gt;SAS Elektrik Tasarruf Cihazı Kullandıktan Sonra 0.325A 0.209A 0.387A 0.229A &lt;br/&gt;Tasarruf Yüzdesi 52%  40% 54% 39% &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Test sonuçları ortama göre değişkenlik göstermektedir. %20 -%40 aralığında bir tasarruf sağlandığı tesbit edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÜRÜN ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;1 - %20 - % 40 arasında elektrik tasarrufu &lt;br/&gt;2 - Voltajı dengeler &lt;br/&gt;3 - Elektrikli cihazları yüksek gerilime ve şebekede meydana gelebilecek ani dalgalanmalara karşı korur. &lt;br/&gt;4 - İçinde Klima, çamaşır makinesi, vantilatör, buzdolabı, televizyon, bilgisayar, lambalar, su motoru vs.  &lt;br/&gt;5 - Kullanım ömrü 10 yıldır &lt;br/&gt;www.elektriktasarrufdevresi.com&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEKNİK ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Voltaj 90V - 250V  &lt;br/&gt;Frekans 50Hz / 60Hz  &lt;br/&gt;Çalışma Sıcaklığı 15 •C&quot;den 60 •C&quot;ye &lt;br/&gt;Boyut 67 mm (g) x 155 mm (u) x  65mm (y) &lt;br/&gt;Net Ağırlık 125 gr. &lt;br/&gt;Her 18.000 W indükte güç için bir adet&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;www.elektriktasarrufdevresi.com</description></item><item><title>KÖROĞLU</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?koroglu-457740.html</link><description>Köroğlu, ünlü bir halk hikayesi, daha doğrusu bir halk romanıdır. En az dört yüzyıldan, beri sanat susuzluğunu gidermekte, kahramanlık duygularım beslemektedir.&lt;br/&gt;Yiğit ve mert bir kahraman tipi olan Köroğlu, her Türk gencinin ruhunda onun gibi karakterli olma ülküsünü, besledi.</description></item><item><title>KÜTÜPHANELER HAFTASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kutuphaneler-haftasi-457739.html</link><description>Mart ayının son pazartesi günü ile başlayan haftayı Kütüphaneler Haftası olarak kutluyoruz...</description></item><item><title>LOZAN ANLAŞMASININ TÜRKIYE CUMHURIYETI TARIHINDEKI YERI VE ÖNEMI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?lozan-anlasmasinin-turkiye-cumhuriyeti-tarihindeki-yeri-ve-onemi-457738.html</link><description>A) Konferansa Hazırlık, Görüşme Konuları ve Katılan Devletler :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kurtuluş Savaşı ezici zaferimizle sona ermiş, düşman denize dökülmüştü. Şimdi sıra, yeni Türkiye Devleti&quot;ni bütün dünyaya resmen kabul ve tasdik ettirmeye gelmişti. Bu amaçla İtilaf Devletleri,</description></item><item><title>MAGNA CARTA LIBERTATUM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?magna-carta-libertatum-457737.html</link><description>Dokuz bölüm ve 63 maddeden ibarettir.&lt;br/&gt;Birinci bölümde kilisenin özerkliği; ikinci bölümde feodal beylerin hakları;üçüncü bölümde feodal beylere bağlı kiracılar;dördüncü bölümde kentler,ticaret ve tüccarlardan;</description></item><item><title>MAGNA CARTA (İNGİLİZCE)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?magna-carta-(ingilizce)-457736.html</link><description>Preamble: John, by the grace of God, king of England, lord of Ireland, duke of Normandy and Aquitaine, and count of Anjou, to the archbishop, bishops, ...</description></item><item><title>MALTA SEFERI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?malta-seferi-457735.html</link><description>Malta&quot;daki Hıristiyan korsanlara karşı 1565 yılında yapılan Osmanlı seferi...</description></item><item><title>MARMARA BÖLGESI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?marmara-bolgesi-457734.html</link><description>Marmara Bölgesi, Balkan Yarımadası ile Anadolu arasın da bir geçiş alanı oluşturur. Avrupa ve Asya bu bölgede birbirine bağlanır. Yaklaşık 67.000 km2lik yüzölçümüyle ülke yüzeyinin %8,5&quot;ini kaplar.</description></item><item><title>MATEMATİK VE MATEMATİĞİN TARİHİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?matematik-ve-matematigin-tarihi-457733.html</link><description>Sıfır (0) ın Tarihi &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sıfır &quot;ın  çok eskiden beri  bilindiği sanılmaktadır.Kuzey Hindistan da 7-inci asırda  kullanılmaya başlandığı bilinmektedir.</description></item><item><title>MAĞNETİZMA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?magnetizma-457732.html</link><description>Elektromagetizma kuramını geliştiren İskoçyalı fizikçi 20. Fiziğini etkileyen fizikçilerin en büyüğü olan Maxwell bilime katkılarının önemi açısından Newton ve Einstein ile eşdüzeyde kabul edilir.</description></item><item><title>MEHMET ÂKİF ERSOY&quot;UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-kif-ersoy-un-edeb-kisiligi-457731.html</link><description>Mehmet Âkif&quot;in 1911&quot;de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Bununla birlikte kitabın Tevfik Fikret&quot;ten izler taşıdığı görülür. Fransız romantiklerinden Lamartine&quot;i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas Fils&quot;i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren manzum hikâye biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Ancak, sahip ...</description></item><item><title>MEHMET AKİF VE ÇAĞDAŞ BİLİM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-akif-ve-cagdas-bilim-457730.html</link><description>Bilim, hayat ve kainatın uyduğu kanunları araştırıp açıklayan ve varlıklar arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışan bağlantılar sistemidir. Ünlü bilim felsefecisi Popper bilimi &quot;sonuçları ve ifadeleri gözlem ve deneyle denenip çürütülebilecek faaliyetlerin tümü&quot; diye tarif etmiştir.</description></item><item><title>MEHMET EMIN YURDAKUL</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-emin-yurdakul-457729.html</link><description>1869 yılında İstanbul&quot;da doğdu.Ortaöğrenimden sonra Rüsumat Evrak Müdürlüğü (1892-1907), Hicaz (1909), Sivas (1910), Erzurum (1911) valiliği yaptı.</description></item><item><title>MEHMET RAUF&quot;UN HAYATI VE ESERLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-rauf-un-hayati-ve-eserleri-457728.html</link><description>Mehmet Rauf (1874-1931) İstanbul&quot;da doğmuş, Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi&quot;ni tamamlamış ve ardından Mekteb-i Bahriye&quot;de okuyarak deniz subayı olmuştu.</description></item><item><title>MEHMET SALIHOĞLU, 1922-</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-salihoglu,-1922-457727.html</link><description>Mehmet Salihoğlu Rize Çayeli&quot;nde doğdu.</description></item><item><title>MEHMET ÂKIF ERSOY&quot;UN GENÇLIK İDEALI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehmet-kif-ersoy-un-genclik-ideali-457726.html</link><description>Mehmed Akif, büyük bir şair olduğu kadar - belki ondan da fazla - büyük bir fikir adamıdır aynı zamanda.&lt;br/&gt;Büyük bir coğrafyanın, büyük acıların, ümit ve ideallerin, büyük mücadelelerin, çöküş ve çalkantıların, dağılış ve yıkılışların... Safahat&quot;ın şairidir.</description></item><item><title>MEHTER NEDİR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mehter-nedir-457725.html</link><description>Mehter dost, sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır. Mehteri kendine has özellikleri ile korumak yaşatmak gelecek nesil&quot;e bırakmak her Türk&quot;ün görevidir. Mehter; mızıkacı, çadırcı, kavas gibi muhtelif manalarda kullanılmış bir tabirdir Mehter Farsça &quot; MIHTER&quot; kelimesinin Osmanlılarca ULU-BÜYÜK manasına gelen bir kelimesinden alınmıştır. Dilimizde bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden &quot; MEHTER&quot; kullanılmaktadır...</description></item><item><title>MEKANİK FİZİK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mekanik-fizik-457724.html</link><description>Mekanik bir gücün cisimler üstündeki etkilerini dolaysılada bu etkilerden doğan hareketleri inceler. Öyle ise bu bilim dalında zamanın temel bir görevi vardır. Mekaniğin dallarından ilki olan kinematik hareketleri onlari doğuran nedenlerden bağimsiz olarak inceler. Hareket yürüngelerinin geometrik özellikleri {Doğrusal , Dairesel , helisel ve Elips Biçiminde} Bilindiğine göre kinematikte bu yürüngeleri geçen bir noktanın hızı ve iğmesi kavramları ele alınır ikincide olan dinamik yalnızca güçleri inceler ve gerek belli bir gücün etkisinde kalın cismin kazandığı hareketi gerekse belli bir hareketi doğurmak için gerekli gücü araştırır</description></item><item><title>MEMDUH ŞEVKET ESENDAL (1883 - 16 MAYIS 1952)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?memduh-sevket-esendal-(1883-16-mayis-1952)-457723.html</link><description>Çorlu&quot;da doğmuş, göçmen olan ailesinin peşpeşe gelen savaşlar dolayısıyla sürekli maddî sıkıntıya düşmesi yüzünden düzgün bir öğrenim yapmak fırsatı bulamamıştır.</description></item><item><title>MEMLEKET EDEBİYATI ÇERÇEVESİNDE GELİŞEN ROMAN VE HİKAYE YAZARLARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?memleket-edebiyati-cercevesinde-gelisen-roman-ve-hikaye-yazarlari-457722.html</link><description>REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889-1956)&lt;br/&gt;1889 yılında İstanbul&quot;da doğdu. İlköğrenimini Çanakkale&quot;de tamamladı. 1912 yılında İstanbul Darülfünun&quot;un edebiyat bölümünden mezun oldu. Bursa ve İstanbul&quot;un değişik okullarında öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet döneminde milli eğitim müfettişliği yaptı. 1950 yılında Paris Kültür Ataşesi görevine atandı.1954 yılında emekliye ayrıldı. İstanbul Şehir Tiyatrolarının</description></item><item><title>ANAYASAYA GÖRE MEMUR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?anayasaya-gore-memur-457721.html</link><description>Kapsam&lt;br/&gt;             Madde 2 - Bu Kanun,Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.&lt;br/&gt;             Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.&lt;br/&gt;             Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali genel hükümlere tabidir.&lt;br/&gt;             Disiplin hükümleri saklıdır.&lt;br/&gt;             (Ek: 2/1/2003-4778/33 md.) 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz.</description></item><item><title>MERCIDABIK SAVAŞI (MERCIDABIK ZAFERI)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mercidabik-savasi-(mercidabik-zaferi)-457720.html</link><description>24 Ağustos 1516 târihinde, Osmanlılarla Memlûklar arasında meydana gelen savaş. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın, Ortadoğu&quot;da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika&quot;nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri&quot;yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514&quot;te, Çaldıran Meydan</description></item><item><title>METAL KULLANIMI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?metal-kullanimi-457719.html</link><description>Saf Metal Kullanımı&lt;br/&gt;Çoğu uygulamalarda saf metal kullanılarak, homojen olmayan kısımlar en aza indirilir ve böylece çukurcuk (pitting) korozyonu büyük ölçüde engellenir. Dolayısıyla parçanın veya elemanın korozyona karşı direnci artırılır.&lt;br/&gt;Alaşım Elementi Katma&lt;br/&gt;Alaşım elementi katmak suretiyle bazı metallerin korozyon direnci artırılabilir. Örneğin, ostenitik paslanmaz çelikler 880 ile 1380 0C arasındaki sıcaklıklardan soğutulduğunda tane sınırlarında krom karbürler çökelir. Bu çökelme, çeliği taneler arası korozyona duyarlı hale getirir.</description></item><item><title>METEOROLOJİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?meteoroloji-457718.html</link><description>METEOROLOJİNİN TANIMI &lt;br/&gt;YERYÜZÜNDE VE ATMOSFERDE MEYDANA GELEN HAVA HAREKETLERİNİN TAMAMINA METEOROLOJİK OLAY ; BU OLAYLARIN NASIL MEYDANA GELDİĞİNİ İNCELEYEN , ARAŞTIRAN VE YAYINLAYAN BİLİM DALINA&quot;DA METEOROLOJİ BİLİM DALI DENİLMEKTEDİR . METEOROLOJİK OLAYLARIN MEYDANA GELMESİ YERYÜZÜNDE VE ATMOSFERDEKİ DEĞİŞİKLİKLERE NEDEN OLAN TEK ISI VE ENERJİ KAYNAĞI OLAN GÜNEŞTİR . DÜNYANIN , GÜNEŞ SİSTEMİ İÇERİSİNDE ,GÜNEŞE GÖRE İKİ TEMEL HAREKETİ VARDIR .</description></item><item><title>METEOROLOJIK UYDULAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?meteorolojik-uydular-457717.html</link><description>İlk yapay uydu, 1957 yılında, Sovyetler Birliği tarafından uzaya gönderilen SPUTNIK-I&quot;dir.</description></item><item><title>MEVSİM BAŞLANGIÇLARI VE BU TARİHLERİN ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mevsim-baslangiclari-ve-bu-tarihlerin-ozellikleri-457716.html</link><description>21 MART ve 23 EYLÜL (Bahar Başlangıçları)&lt;br/&gt;Güneş ışınları Ekvator&quot;a dik gelir. &lt;br/&gt;Güneş ışınları her iki yarımküreye aynı açılarla gelir. &lt;br/&gt;Dünya&quot;daki durgun sularda gel-git genliği artar. &lt;br/&gt;21 Mart tarihinden 23 Eylül tarihine kadar ışınlar Ekvator&quot;un kuzeyindeki noktalara dik geldiğinden Kuzey Yarımküre&quot;de gündüzler, Güney Yarımküre&quot;den daha uzundur. 23 Eylül&quot;den 21 Mart&quot;a kadar ise Güney Yarımküre&quot;deki gündüzler Kuzey Yarımküre&quot;den daha uzundur. &lt;br/&gt;21 Mart Kuzey Kutup Noktası&quot;nda, 23 Eylül ise Güney Kutup Noktası&quot;nda 6 aylık gündüzün başlangıç tarihleridir. Güneş, ekinokslarda tam doğudan doğup tam batıdan batar. &lt;br/&gt;Güneş&quot;ten her iki yarımküreye gelen enerji miktarı eşit olmasına rağmen, sıcaklık birikiminin farklı olması nedeniyle, sıcaklıklar eşit değildir.</description></item><item><title>TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİFLERDE MEYVE VE SEBZE DEĞERLENDİRİLMESİ PROJESİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tarimsal-amacli-kooperatiflerde-meyve-ve-sebze-degerlendirilmesi-projesi-457715.html</link><description>Meyve ve sebzeler tarım ürünleri arasında fiziki ve kimyasal yapısı bakımından en kolay bozulanlardır. &lt;br/&gt;Bu nedenle meyve ve sebzeler kısa sürede tüketilmeli ya da dayanıklı hale getirilmelidir. &lt;br/&gt;Bu dersimizde meyve ve sebze üretimi ile değerlendirilmesinin çiftçilerin Tarımsal Amaçlı Kooperatifler aracılığıyla yapmasının ne faydalar sağlayacağını göreceğiz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MEYVE VE SEBZE DEĞERLENDİRME YÖNTEMLERİ &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Meyve ve sebze değerlendirmede başlıca yöntemler şunlardır: &lt;br/&gt;1- Taze halde depolarda saklama &lt;br/&gt;2- Kurutma &lt;br/&gt;3- Konserve yapma &lt;br/&gt;4- Şekerle dayandırma &lt;br/&gt;5- Turşu yapımı &lt;br/&gt;6- Salça yapımı &lt;br/&gt;Her bir meyve-sebze değerlendirme yöntemi için değişik teknolojiler gerekir.</description></item><item><title>MEZHEB, MEZHEBLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mezheb,-mezhebler-457714.html</link><description>Sözlük anlamı gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kişisel görüş, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır. Terim olarak bir müctehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemini dile getirir.&lt;br/&gt;İslâm tarihinde, mezheb kelimesi genel olarak itikadi, siyasi ve fıkhi görüşlerin hepsi için kullanılmıştır. Buna karşılık siyasi ve itikadi mezhepler daha çok Fırka, Nihle, Makale kelimeleriyle ifade edilmiştir. Fırka (çoğulu fırak), farklı görüşlere sahib insan topluluğu demektir. Nihle (çoğulu nihal), görüş, inanış ve kabul ediş tarzı demektir. Makale (çoğulu makalat), fikir, inanış, görüş ve söz demektir. Çeşitli dinleri belirtmek için de Milel (tekili mille) kelimesi kullanılmıştır.&lt;br/&gt;Bazı mezheb tarihçileri, İslâm mezheblerini Hz. Peygamber&quot;den rivayet edilen bir hadise göre taksim etmişlerdir. Bu hadiste Yahudilerin yetmiş bir, Hristiyanların yetmiş iki, fırkaya ayrıldığı, İslâm ümmetinin ise yetmiş üç fırkaya ayrılacağı, müslümanlardan Cehennem&quot;den kurtulacakların Rasulullah&quot;ın ve ashabının yolunu takib eden fırka (başka bir rivayette de birlik ve beraberlikten ayrılmayan cemaat) olduğu beyan edilmektedir (Tirmizi, İman, 18; Ebu Davud, Sünnet, 1; İbn Mace, Fiten 17; ed-Dârimî, Siyer, 75. Bu hadisin çeşitli rivayetleri için bk. Abdulkahir el-Bağdadi, el-Fark beynel-Fırak, Kahire, t.y. s. 4-10.).</description></item><item><title>KIYAMETLE ILGILI AYETLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kiyametle-ilgili-ayetler-457713.html</link><description>Kıyametle ilgili ayetler&lt;br/&gt;Bakara(*) Sûresinin 85 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab&quot;ın (Tevrat&quot;ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakara(*) Sûresinin 174 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah&quot;ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.40 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakara(*) Sûresinin 212 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah&quot;a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakara(*) Sûresinin 254 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 55 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hani Allah şöyle buyurmuştu: &quot;Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 77 . Ayetinde &lt;br/&gt;Şüphesiz, Allah&quot;a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 161 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 180 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah&quot;ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah&quot;ındır. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 185 . Ayetinde &lt;br/&gt;Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Âl-i İmrân(*) Sûresinin 194 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nisâ(*) Sûresinin 42 . Ayetinde &lt;br/&gt;O kıyamet günü, Allah&quot;ı inkar edip Peygamber&quot;e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah&quot;tan hiçbir söz gizleyemezler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nisâ(*) Sûresinin 87 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah&quot;ınkinden daha doğru olan? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nisâ(*) Sûresinin 109 . Ayetinde &lt;br/&gt;İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah&quot;a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nisâ(*) Sûresinin 141 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, &quot;Biz sizinle beraber değil miydik?&quot; derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, &quot;Size üstünlük sağlayıp sizi mü&quot;minlerden korumadık mı?&quot; derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü&quot;minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nisâ(*) Sûresinin 159 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa&quot;ya) iman edecek olmasın. Kıyamet günü o (İsa) onların aleyhine şahit olacaktır.31 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mâide(*) Sûresinin 14 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Biz hıristiyanız&quot; diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mâide(*) Sûresinin 36 . Ayetinde &lt;br/&gt;Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mâide(*) Sûresinin 64 . Ayetinde &lt;br/&gt;Bir de Yahudiler, &quot;Allah&quot;ın eli bağlıdır&quot; dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur&quot;an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mâide(*) Sûresinin 116 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah kıyamet günü şöyle diyecek: &quot;Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah&quot;ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin dedin?&quot; İsa da şöyle diyecek: &quot;Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En&quot;âm Sûresinin 2 . Ayetinde &lt;br/&gt;O öyle bir Rab&quot;dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En&quot;âm Sûresinin 12 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?&quot; &quot;Allah&quot;ındır&quot; de. O merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En&quot;âm Sûresinin 15 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En&quot;âm Sûresinin 31 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah&quot;ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, &quot;Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!&quot; diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;En&quot;âm Sûresinin 40 . Ayetinde &lt;br/&gt;(Ey Muhammed!) De ki: &quot;Söyleyin bakalım. Acaba size Allah&quot;ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah&quot;tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A&quot;râf Sûresinin 32 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Allah&quot;ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?&quot; De ki: &quot;Bunlar, dünya hayatında mü&quot;minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A&quot;râf Sûresinin 167 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A&quot;râf Sûresinin 172 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, &quot;Ben sizin Rabbiniz değil miyim?&quot; demişti. Onlar da, &quot;Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)&quot; demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, &quot;Biz bundan habersizdik&quot; dememeniz içindir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A&quot;râf Sûresinin 187 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: &quot;Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O size ancak ansızın gelecektir.&quot; Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: &quot;Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yûnus Sûresinin 60 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah&quot;a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O&quot;nun nimetlerine) şükretmezler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yûnus Sûresinin 93 . Ayetinde &lt;br/&gt;Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hûd Sûresinin 60 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd&quot;un kavmi Âd Allah&quot;ın rahmetinden uzaklaştı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hûd Sûresinin 98 . Ayetinde &lt;br/&gt;Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hûd Sûresinin 99 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yûsuf Sûresinin 107 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hicr Sûresinin 37,38 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah da, &quot;O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin&quot; dedi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hicr Sûresinin 85 . Ayetinde &lt;br/&gt;Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 25 . Ayetinde &lt;br/&gt;Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 27 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: &quot;Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!&quot; kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: &quot;Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kafirlerin üzerinedir.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 77 . Ayetinde &lt;br/&gt;Göklerin ve yerin gaybı Allah&quot;a aittir. Kıyamet&quot;in kopması bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 84 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkar edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah&quot;ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 92 . Ayetinde &lt;br/&gt;Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nahl Sûresinin 124 . Ayetinde &lt;br/&gt;Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrâ Sûresinin 13 . Ayetinde &lt;br/&gt;Her insanın amelini boynuna yükledik.2 Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrâ Sûresinin 58 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap&quot;ta (Levh-i Mahfuz&quot;da) yazılmış bulunuyor.11 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrâ Sûresinin 62 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yine demişti ki: &quot;Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, (azdırarak) kontrolüm altına alacağım.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrâ Sûresinin 97 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa böyleleri için O&quot;nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İsrâ Sûresinin 104 . Ayetinde &lt;br/&gt;Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: &quot;Bu topraklarda oturun, ahiret va&quot;di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kehf Sûresinin 21 . Ayetinde &lt;br/&gt;Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah&quot;ın va&quot;dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), &quot;Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir&quot; dediler. Duruma hakim olanlar ise, &quot;Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız&quot; dediler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kehf Sûresinin 36 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kehf Sûresinin 98 . Ayetinde &lt;br/&gt;Zülkarneyn, &quot;Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir&quot; dedi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kehf Sûresinin 105 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar, Rab&quot;lerinin âyetlerini ve O&quot;na kavuşacaklarını inkar eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;19 - MERYEM SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 98 âyettir. Bazı tefsir bilginlerine göre 58 ve 71. âyetler Medine döneminde inmiştir. Sûre, Meryem&quot;in, oğlu İsa&quot;yı nasıl dünyaya getirdiğini anlattığı için bu adla anılmıştır. Sûrede başlıca, tevhit inancını yerleştirmek amacıyla bazı peygamberlerin kıssaları ve kıyamet sahneleri konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Meryem Sûresinin 75 . Ayetinde &lt;br/&gt;(Ey Muhammed!) De ki: &quot;Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Meryem Sûresinin 95 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar(ın her biri) kıyamet günü O&quot;na tek başına gelecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tâ-Hâ Sûresinin 15 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tâ-Hâ Sûresinin 100 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tâ-Hâ Sûresinin 105 . Ayetinde &lt;br/&gt;(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: &quot;Rabbim onları toz edip savuracak.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tâ-Hâ Sûresinin 124 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Her kim de benim zikrimden (Kur&quot;an&quot;dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enbiyâ Sûresinin 47 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enbiyâ Sûresinin 49 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Enbiyâ Sûresinin 97 . Ayetinde &lt;br/&gt;Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. &quot;Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz&quot; derler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;22 - HAC SÛRESİ&lt;br/&gt;Âyetlerinin çoğu Mekke&quot;de, bir kısmı ise Medine döneminde inmiştir. 78 âyettir. Hac ibadetinden bahsettiği için bu adı almıştır. Sûrede ayrıca kıyamet gününün dehşetinden, kıyamet günü yaşanacak sahnelerden, cihattan ve helak edilmiş eski toplumlardan söz edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 1 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 7 . Ayetinde &lt;br/&gt;Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah kabirdeki kimseleri diriltecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 8,9 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnsanlardan öylesi de vardır ki, ne bir ilmi, ne bir yol göstericisi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olduğu halde kibirlenerek insanları Allah&quot;ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 17 . Ayetinde &lt;br/&gt;Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve Allah&quot;a ortak koşanlar var ya, Allah kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah her şeye şahittir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 55 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnkar edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün8 azabı gelip çatıncaya dek o Kur&quot;an&quot;dan bir şüphe içinde kalırlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hac(*) Sûresinin 69 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mü&quot;minûn Sûresinin 16 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Furkân Sûresinin 11 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Furkân Sûresinin 69 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;27 - NEML SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 93 âyettir. Sûre, adını, 18. âyette yer alan &quot;en-Neml&quot; kelimesinden almaktadır. Neml, karınca demektir. Sûrede başlıca, Süleyman peygamber ve Sebe&quot; melikesi, Belkıs kıssası ile Salih ve Lût peygamberler konu edilmekte, ayrıca mü&quot;minlerin kurtuluşa ereceği, İslâm karşıtlarının kötü akıbetleri, öldükten sonra dirilmek ve kıyamet dile getirilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Neml Sûresinin 82 . Ayetinde &lt;br/&gt;(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kasas Sûresinin 41 . Ayetinde &lt;br/&gt;Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kasas Sûresinin 42 . Ayetinde &lt;br/&gt;Bu dünyada onları lanete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kasas Sûresinin 61 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kasas Sûresinin 71 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah&quot;tan başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kasas Sûresinin 72 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah&quot;tan başka hangi ilah size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankebût Sûresinin 13 . Ayetinde &lt;br/&gt;Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankebût Sûresinin 20 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Yeryüzünde dolaşın da Allah&quot;ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah&quot;ın gücü her şeye hakkıyla yeter.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankebût Sûresinin 25 . Ayetinde &lt;br/&gt;İbrahim onlara dedi ki: &quot;Sırf aranızda dünya hayatına mahsus bir sevgi (ve çıkar) uğruna Allah&quot;ı bırakıp bir takım putlar edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkar edip tanımayacak; kiminiz kiminize lanet edecektir. Barınağınız cehennem olacaktır. Yardımcılarınız da olmayacaktır.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;30 - RÛM SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 60 âyettir. Sûre adını, ikinci âyette geçen &quot;er-Rûm&quot; kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca kıyametin hallerinden, Allah&quot;ın kudretine ve birliğine delalet eden kevnî meseleler ile Kureyş kabilesinin İslâm&quot;a karşı olumsuz tutumu konu edilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rûm Sûresinin 12 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyametin kopacağı günde suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rûm Sûresinin 14 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyametin kopacağı gün, işte o gün mü&quot;minler ve kâfirler birbirinden ayrılacaklardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rûm Sûresinin 55 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;31 - LOKMÂN SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 34 âyettir. Sûre, adını 12. ve 13. âyetlerde anılan Hz. Lokmân&quot;dan almıştır. Sûrede başlıca, Hz. Lokmân&quot;ın oğluna öğütleri, tevhid, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve haşr konularına dikkat çekilmekte, kıyamet günü için hazırlıklı olunması öğütlenmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Lokman Sûresinin 34 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Secde Sûresinin 25 . Ayetinde &lt;br/&gt;Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Secde Sûresinin 29 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki, &quot;Fetih (Kıyamet) günü, inkar edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ahzâb(*) Sûresinin 63 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: &quot;Onun ilmi ancak Allah katındadır.&quot; Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sebe&quot; Sûresinin 3 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnkar edenler, &quot;Kıyamet bize gelmeyecektir&quot; dediler. De ki: &quot;Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sebe&quot; Sûresinin 26 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O gerçeği apaçık ortaya koyan,2 hakkıyla bilendir.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fâtır Sûresinin 14 . Ayetinde &lt;br/&gt;Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkar ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi haber veremez. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;37 - SÂFFÂT SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen &quot;es-Sâffât&quot; kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca, meleklerden, cinlerden kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus peygamberin kıssalarına yer verilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sâd Sûresinin 80,81 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah şöyle dedi: &quot;Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 15 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Siz de Allah&quot;tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!&quot; De ki: &quot;Şüphesiz hüsrana uğrayanlar kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu apaçık hüsranın ta kendisidir.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 24 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü kötü azaba karşı yüzüyle korunan kimse4, (o gün) azaptan emin olan kimse gibi midir? Zalimlere, &quot;Kazandıklarınızı tadın&quot; denir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 31 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 47 . Ayetinde &lt;br/&gt;Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için elbette onları verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 60 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü Allah&quot;a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok!? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zümer Sûresinin 67 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah&quot;ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle O&quot;nun elindedir. Gökler de O&quot;nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;40 - MÜ&quot;MİN SÛRESİ&lt;br/&gt;56 ve 57. âyetler hariç Mekke döneminde inmiştir. 85 âyettir. Sûre, adını 28. âyette geçen &quot;mü&quot;min&quot; kelimesinden almıştır. Mü&quot;min inanan kimse demektir. Âyette sözü edilen mü&quot;min, Firavun ailesinin; gizlice iman eden ve çevresindekileri hakka yönlendirmeye çalışan bir ferdidir. Ayrıca sûre, Allah&quot;ın sıfatlarından biri olan ve 3. âyette geçen &quot;ğâfir&quot; kelimesinden dolayı &quot;Ğâfîr sûresi&quot; diye de anılmaktadır. &quot;Ğâfir&quot;, bağışlayan demektir. Sûrede başlıca, Allah&quot;ın birliğini gösteren bazı delillere yer verilerek kıyametle ilgili tasvirler yapılmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mü&quot;min Sûresinin 46 . Ayetinde &lt;br/&gt;(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, &quot;Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun&quot; denilecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mü&quot;min Sûresinin 59 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fussilet Sûresinin 40 . Ayetinde &lt;br/&gt;Âyetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fussilet Sûresinin 47 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O&quot;na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O&quot;nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O&quot;nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, &quot;Nerede bana ortak koştuklarınız?&quot; diye seslendiği gün şöyle derler: &quot;Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fussilet Sûresinin 50 . Ayetinde &lt;br/&gt;Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka &quot;Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O&quot;nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır&quot; der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azâptan tattıracağız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;42 - ŞÛRÂ SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 53 âyettir. Sûre, adını 38. âyette geçen &quot;Şûrâ&quot; kelimesinden almıştır. Şûrâ danışma demektir. Sûrede başlıca müslümanların işlerini kendi aralarında danışma yoluyla yürüttükleri, ayrıca kainatta Allah&quot;ın birliğini gösteren deliller ve kıyamet gününün halleri konu edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şûrâ Sûresinin 17 . Ayetinde &lt;br/&gt;Allah, hak olarak Kitab&quot;ı ve mizanı3 indirendir. Sen nereden bileceksin belki de o saat (kıyamet) yakındır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şûrâ Sûresinin 18 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şûrâ Sûresinin 45 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, &quot;İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır&quot; diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azâp içindedirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zuhruf Sûresinin 61 . Ayetinde &lt;br/&gt;Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zuhruf Sûresinin 66 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, halbuki bunun farkında değillerdir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Zuhruf Sûresinin 85 . Ayetinde &lt;br/&gt;Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O&quot;nun katındadır ve yalnızca O&quot;na döndürüleceksiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Câsiye Sûresinin 17 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlara din işi konusunda açık deliller verdik. Ama onlar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Câsiye Sûresinin 26 . Ayetinde &lt;br/&gt;De ki: &quot;Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.&quot; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Câsiye Sûresinin 27 . Ayetinde &lt;br/&gt;Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah&quot;ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Câsiye Sûresinin 32 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;Şüphesiz, Allah&quot;ın va&quot;di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur&quot; dendiği zaman ise; &quot;Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz&quot; demiştiniz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ahkâf Sûresinin 5 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kim, Allah&quot;ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler. &lt;br/&gt;Ahkâf Sûresinin 6 . Ayetinde &lt;br/&gt;İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Muhammed(*) Sûresinin 18 . Ayetinde &lt;br/&gt;Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Necm Sûresinin 57 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kamer Sûresinin 1 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.1 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kamer Sûresinin 46 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;55 - RAHMÂN SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 78 âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan ve Allah&quot;ın sıfatlarından biri olan &quot;er-Rahmân&quot; kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah&quot;ın nimetleri, birliğini ve kudretini gösteren kainat delilleri ve günahkârların kıyamette karşılaşacakları korku ve şiddet konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;56 - VÂKI&quot;A SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 96 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen &quot;el-vâkı&quot;a&quot; kelimesinden almıştır. Vâkı&quot;a, gerçekleşen, meydana gelen olay demektir. Burada kıyameti ifade etmektedir. Sûrede başlıca, kıyametin kopmasından önceki ve sonraki dehşetli haller ve insanların amellerine göre içinde yer alacağı gruplar konu edilmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vâkı&quot;a Sûresinin 1,2 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mücâdele(*) Sûresinin 7 . Ayetinde &lt;br/&gt;Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah&quot;ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah her şeyi hakkıyla bilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mümtehine(*) Sûresinin 3 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;64 - TEĞÂBUN SÛRESİ&lt;br/&gt;Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen &quot;et-Teğâbun&quot; kelimesinden almıştır. Teğâbun, aldanma demektir. İnanmayanların aldanışları, Kıyamet gününde açıkça ortaya çıkacağı için bugüne &quot;Yevmü&quot;t-Teğabun (aldanma günü)&quot; denmiştir. Sûrede başlıca mü&quot;min olsun, kâfir olsun herkesin eksiklik ve kusurlarının kıyamet günü açığa çıkacağı konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalem Sûresinin 39 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kalem Sûresinin 42,43 . Ayetinde &lt;br/&gt;Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar(ve buna yanaşmıyorlar)dı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;69 - HÂKKA SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 52 âyettir. Sûre, adını birinci âyeti oluşturan &quot;el-Hâkka&quot; kelimesinden almıştır. Hâkka, mutlaka gerçekleşecek olan kıyamet demektir. Sûrede başlıca, Kıyameti inkar edenlerin görecekleri cezalar ve mü&quot;minler ile kafirlerin dehşetli Kıyamet günündeki halleri konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hâkka Sûresinin 1 . Ayetinde &lt;br/&gt;Gerçekleşecek olan kıyamet! &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hâkka Sûresinin 2 . Ayetinde &lt;br/&gt;Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hâkka Sûresinin 3 . Ayetinde &lt;br/&gt;Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?1 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hâkka Sûresinin 4 . Ayetinde &lt;br/&gt;Semûd ve Âd kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hâkka Sûresinin 13,14,15 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sûr&quot;a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş(kıyamet kopmuş)tur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Müzzemmil Sûresinin 14 . Ayetinde &lt;br/&gt;Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Müzzemmil Sûresinin 17 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hal böyle iken inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz? &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kıyâme Sûresinin 1 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyamet gününe yemin ederim. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kıyâme Sûresinin 5 . Ayetinde &lt;br/&gt;Fakat insan önünü (geleceğini, kıyameti) yalanlamak ister.2 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kıyâme Sûresinin 6 . Ayetinde &lt;br/&gt;&quot;O kıyamet günü ne zaman?&quot; diye sorar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;77 - MÜRSELÂT SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 50 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen &quot;el-Mürselât&quot; kelimesinden almıştır. Mürselât, gönderilenler demektir. Sûrede başlıca, kıyametin, hesap ve azabın gerçekleşeceği, Allah&quot;ın kudreti ve günahkârların akıbeti konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mürselât Sûresinin 1,2,3,4,5,6,7 . Ayetinde &lt;br/&gt;Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mürselât Sûresinin 11 . Ayetinde &lt;br/&gt;Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;78 - NEBE&quot; SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen &quot;en-Nebe&quot;&quot; kelimesinden almıştır. Nebe&quot;, haber demektir. Sûrede ölüm ötesi hayatın varlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için toplanma konularına yer verilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nâzi&quot;ât Sûresinin 34,35 . Ayetinde &lt;br/&gt;En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nâzi&quot;ât Sûresinin 42 . Ayetinde &lt;br/&gt;Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Nâzi&quot;ât Sûresinin 46 . Ayetinde &lt;br/&gt;Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;80 - ABESE SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 42 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki &quot;abese&quot; fiilinden almıştır. &quot;Abese&quot;, &quot;yüzünü ekşitti&quot; demektir. Sûrede başlıca, itikat, peygamberlik, Allah&quot;ın kudreti ve kıyamet halleri konu edilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;81 - TEKVÎR SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 29 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen &quot;küvviret&quot; fiilinin mastarından almıştır. Tekvîr, dürmek demektir. Sûrede başlıca, kıyamet, vahiy ve peygamberlik konuları ele alınmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mutaffifîn Sûresinin 15 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bürûc Sûresinin 2 . Ayetinde &lt;br/&gt;Va&quot;dedilmiş güne (kıyamete) andolsun, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fecr Sûresinin 21 . Ayetinde &lt;br/&gt;Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;101 - KÂRİ&quot;A SÛRESİ&lt;br/&gt;Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. &quot;Kâri&quot;a&quot;, vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hoplatan şey demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.</description></item><item><title>MEZHEPLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mezhepler-457712.html</link><description>Bir kere Kuran&quot;ın dinin tek kaynağı olduğu göz ardı edilip hadisler, içtihadlar dinin kaynağı kabul edilince, birçok mezhebin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu ve yüzlerce mezhep ortaya çıktı. Bugün dört mezhep denilen mezhepler, işte bu birçok mezhepten zaman içinde daha çok kabul görüp, günümüze kadar gelenlerdir. Bir hadise göre erkeklerin baldırını örtmesi gerektiği, diğerine göre baldırın gözükebileceği anlaşılır. Bir hadis yorumuna göre kan akması, diğer hadis yorumuna göre ise kadın elinin değmesi abdesti bozar... Tüm bu örneklerdeki gibi farklı izahlarda doğruyu kim, nasıl bulacaktır?</description></item><item><title>DİATOMLAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?diatomlar-457710.html</link><description>MUCİZEVÎ MİKROSKOBİK CANLILAR: DİATOMLAR Oksijen üretmesinden, birçok canlının temel besini olmasına, hatta insanlık için çok önemli bir enerji kaynağı olan petrolün oluşum sebebi olmasına kadar pek çok hayati fonksiyonu bulunan diatomlar, Allah &quot; ın, canlılık için olmazsa olmaz derecede öneme sahip olarak yarattığı mikroskobik canlılardandır.</description></item><item><title>MODEM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?modem-457709.html</link><description>Modem Nedir ?&lt;br/&gt;     Sözlükteki anlamı; mo (dulateur) ve dem (odulateur) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Mo bilgi, dem ise işlem anlamına gelmektedir.&lt;br/&gt;     Bir uzaktan bilgi işleme tesisinde, bir merkez ordinatöre bir telgraf veya telefon hattıyla bağlanmış olan çıkış ve giriş üniteleri yakınına yerleştirilen cihaz; bu cihaz bir modülatör ve bir demodülatörden meydana gelir. (Modülatör, çıkışta iki sayılı bilgileri modüle edilmiş işaretler haline dönüştürür. Bu işretler demodülatör tarafından alıcıya gönderilmeden önce ilk biçimlerine getirilir. Sonuçların ulaştırılması aynı ünitelerle yapılır. )</description></item><item><title>MOL KAVRAMI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mol-kavrami-457708.html</link><description>MOL NEDİR?&lt;br/&gt;Atomlar ve moleküller en güçlü mikroskoplarla bile görülemiyecek kadar küçük taneciklerdir.Bu taneciklerin oluşturduğu 6.02 x1023 tanelik kümeye 1 mol denir.Burada 6.02 x1023 sayısının ne ifade ettiğini belirtmeden geçemiyeceğim.Bu sayıyı açık bir şekilde yazarsak, 602000000000000000000000 tanedir. Bahsettiğimiz sayının ne kadar büyük olduğunu artık tahmin edebiliyorsunuz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.02 x1023 Dolayısıyla kimyasal hesaplamalarda 1 mol yerine N tane, N tane yerine 1 mol yazılabilir.&lt;br/&gt;6.02 x1023   sayısına Avagadro Sayısı  denir. Bazen sorularda kısaca N harfiyle gösterilir.&lt;br/&gt;1 mol demir (Fe) 6.02 x1023 tane demir (Fe) atomu demektir.&lt;br/&gt;1 mol su (H2O) 6.02 x1023  tane su (H2O) molekülü&lt;br/&gt;  demektir.&lt;br/&gt;Bileşkelerin bünyesinde farklı cinste atomlar vardır. Örneğin 1 tane H2O molekülünde 2 tane H atomu, 1 tane O atomu vardır.&lt;br/&gt;Sonuç olarak 1 mol H2O atomu için;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-6.02 x1023 tane molekül&lt;br/&gt;-2 mol H atomu&lt;br/&gt;-1 mol O atomu&lt;br/&gt;-Toplam 3 mol atom&lt;br/&gt;-2 x 6.02 x1023 tane H atomu&lt;br/&gt;-1 x 6.02 x1023 tane O atomu&lt;br/&gt;-Toplam 3 x 6.02 x1023 tane atom içerir.İfadeleri kullanılabilir.</description></item><item><title>İZMİR TİCARET ODASI&quot;NIN T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI&quot;NIN HAZIRLAMAKTA OLDUĞU 1/100.000 ÖLÇEKLİ İZMİR-MANİSA-KÜTAHYA ÇEVRE DÜZENİ PLANINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?izmir-ticaret-odasinin-t.c.-cevre-ve-orman-bakanliginin-hazirlamakta-oldugu-1-100.000-olcekli-izmirmanisakutahya-cevre-duzeni-planina-iliskin-gorusleri-457707.html</link><description>İZMİR&quot; İN VİZYONU&lt;br/&gt;İzmir gelecekte ticarette, üretimde ve turizmde rekabet gücüne sahip, yaşam kalitesi&lt;br/&gt;yüksek bir dünya metropolü olmalıdır. Güzel İzmir “Bir Dünya Kenti” haline gelmeli ve bir&lt;br/&gt;“Marka Kent” olmalıdır.&lt;br/&gt;İzmir il bazında tek merkezli ve az kutuplu olarak gelişemez. Kent vektörel bir gelişme&lt;br/&gt;süreci içerisindedir. Metropol kentte ticaret, turizm ve kültürel faaliyetler ağırlık&lt;br/&gt;kazanırken; ilçeler bazında yörelerin potansiyeline göre sanayi, turizm, tarım ve hizmetler&lt;br/&gt;sektörlerinde uzmanlaşmalar sağlanmalıdır.&lt;br/&gt;Özellikle alt bölgeler ve ilçeler bazında belirlenecek alt kimlikler ve hedefler, bu hedeflere&lt;br/&gt;ulaşmak için alınacak plan kararları büyük önem arz etmektedir. Bakanlığın hazırladığı&lt;br/&gt;taslak planda hem kent merkezini hem de ilçeleri vizyon ve hedeflerine götürecek plan&lt;br/&gt;kararların yeterli düzeyde alınmadığı ve kimliklerinin belirlenmediği görülmektedir. Çevre&lt;br/&gt;Düzeni Planı İzmir&quot;i yukarıdaki vizyona ulaştıracak özelliklere sahip olmalıdır.&lt;br/&gt;Görüntü 1. İzmir Uydu Görüntüsü</description></item><item><title>ULUSLARARASI PAZARLARDA ÜRÜN VE MARKA POLİTİKALARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uluslararasi-pazarlarda-urun-ve-marka-politikalari-457705.html</link><description>T.C.&lt;br/&gt;ANKARA ÜNİVERSİTESİ&lt;br/&gt;SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ&lt;br/&gt;İŞLETME ANABİLİM DALI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Uluslararası Pazarlarda Ürün ve Marka Politikaları&quot;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışma &quot;Ürün ve Marka Politikaları&quot; dersi kapsamında&lt;br/&gt;Yrd. Dr. Alper Özer&quot;e sunulmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fatih Sağlık&lt;br/&gt;Nigara TUTADZE&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankara 2007&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Giriş.....................................................................................................................................1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Uluslararası Pazarlama Tanımı....................................................................................2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. İşletmelerin Uluslararası Pazarlara Giriş Stratejilerini Etkileyen Etkenleri..........2&lt;br/&gt;2.1. Çevresel Etkenler............................................................................................2&lt;br/&gt;2.2. Pazarla İlgili Etkenler.....................................................................................4&lt;br/&gt;2.3. İşletmeyle İlgili Etkenler.................................................................................5&lt;br/&gt;2.4. Ürünle İlgili Etkenler......................................................................................6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. İşletmelerin Uluslararası Pazarlama Karması............................................................6&lt;br/&gt;3.1. Ürün..................................................................................................................6 &lt;br/&gt;3.2. Fiyatlandırma..................................................................................................7&lt;br/&gt;3.3. Dağitim.............................................................................................................8&lt;br/&gt;3.4. Tutundurma.....................................................................................................8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. Standardizasyon Stratejisi............................................................................................9&lt;br/&gt;4.1. Standardizasyon Uygulanma Koşulları........................................................9&lt;br/&gt;4.1. Sta</description></item><item><title>GERİLLA PAZARLAMA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gerilla-pazarlama-457704.html</link><description>GERİLLA PAZARLAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Numan İleri&lt;br/&gt;Mira Shamuratova&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ankara, Ocak 2007 &lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;1.Gerilla Pazarlaması&lt;br/&gt;2.Gerilla Pazarlaması sadece KOBİ&quot;ler için midir?&lt;br/&gt;3.Gerillanın Temel Avantajları ve Niş Pazarı&lt;br/&gt;4.Gerilla Pazarlamanın Metotlarının Temeli&lt;br/&gt;5.Yaratıcılık&lt;br/&gt;6.Gerilla Pazarlaması Prosesi&lt;br/&gt;7.Riskler&lt;br/&gt;8.Gerilla Pazarlamasında Önemli Unsurlar&lt;br/&gt;8.1.Gerilla Girişimci&lt;br/&gt;8.2.Gerilla Pazarlamasında Zaman&lt;br/&gt;8.3.Gerilla Reklamcılık&lt;br/&gt;8.4.Gerilla Başlıkları&lt;br/&gt;8.5.Gerilla Rüşvetleri&lt;br/&gt;8.6.Gerilla Pazarlamasında Internet&lt;br/&gt;8.7.Rekabet&lt;br/&gt;9.Gerilla Pazarlamasının Geleneksel Pazarlamadan Farklılıkları&lt;br/&gt;SONUÇ ve ÖNERİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yarının pazarlarında tüketicilerin giderek daha fazla isteyen, daha az hoş görüp, affeden ve detaylara çok daha fazla önem veren bir yapıda olacağı beklentisi, değişen beklentilere kolaylıkla uyum sağlayabilen, yeniliklere yatkın ve hızlı karar verebilme yeteneklerine sahip küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemini daha da artırmıştır. Küçük ve orta ölçekli işletmeler dinamik ve esnek yapılar sebebiyle ekonomik canlanma, yapısal değişim ve teknolojik uyum sağlama konusunda önemli birer ekonomik birim olarak karşımıza çıkmakta ancak pazarlama faaliyetlerindeki sorunlar nedeniyle rekabet üstünlüklerini istenilen düzeye ulaştıramamaktadırlar. Oysa günümüzde küçük ve orta ölçekli işletmeleri uzmanlaşma gerektiren sayısız iş fırsatlar beklemektedir. Bu nedenle hayal gücü, enerji, zaman ve karar verme gücü en az sermaye kadar hatta ondan bile fazla önem kazanmaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletmeler geleceğin pazarlarında başarılı olabilmek için her şeyden önce geleceğini planlarken geçmişteki başarılı stratejilerini örnek edinmek yerine değişimler ve fırsatlar üzerinde yoğunlaşarak hayal güçlerini kullanmak zorundadırlar. Gerilla pazarlaması , özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için günümüzün artan rekabet ortamında hızlı adımlar atarak pazarlardak</description></item><item><title>DEĞİŞİK İKLİM BÖLGELERİMİZE UYGUN YEMLİK PANCAR (BETA VULGARİS VAR. RAPACEA KOCH.) ÇEŞİTLERİNİN SAPTANMASI VE VERİM ÖGELERİ İLE DEPOLAMA ÖZELLİKLERİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?degisik-iklim-bolgelerimize-uygun-yemlik-pancar-(beta-vulgaris-var.-rapacea-koch.)-cesitlerinin-saptanmasi-ve-verim-ogeleri-ile-depolama-ozellikleri-uzerinde-arastirmalar-457703.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;Araştırma, değişik iklim Bölgelerinde yer alan 4 lokasyonda (Adapazarı-Marmara, Eskişehir-İç Anadolu, Salihli-Ege ve Ladik-Karadeniz), farklı tip (Kitle tipi, Orta tip, Şeker tipi) altı yemlik pancar çeşidinin (Peramono, Petra, Cosima, Anissa, Arabella ve Rota) verim ve kalite özellikleri ile bu çeşitlerin belirtilen bölgelerde depolanma özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 1994 ve 1995 yıllarında yürütülmüştür. Sonuçlara göre; birim alandan en yüksek Yaprak, Yumru, Kuru Madde ve Protein verimleri Orta tip çeşitlerden (Petra, Arabella) ve Eskişehir lokasyonundan elde edilmiştir. Uzun süreli depolama sonunda ise en fazla ağırlık kaybı kitle tipi (Rota ve Peramono) çeşitlerde ve Adapazarı lokasyonunda ortaya çıkmıştır.&lt;br/&gt;Anahtar Kelimeler : Yemlik Pancar, Depolama, Yemlik Pancar Çeşitleri, Yaprak ve Yumru Verimi, Kuru Madde Verimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ABSTRACT&lt;br/&gt;INVESTIGATIONS ON THE DETERMINATIONS OF FODDER BEET (Beta vulgaris var. rapacea Koch.) CULTIVARS ADAPTABLE TO OUR DIFFERENT CLIMATICAL REGIONS AND YIELD COMPONENTS AND STORAGE CHARACTERISTICS&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;This study was conducted in order to determine the yield, quality and the storage characters of six fodder beet cultivars of three different group (Mass type, Medium type and Sugar type) in different climatic regions (the Marmara, Central Anatolia, Aegean and Black Sea) during the period of 1994-1995. According to the results, it was suggested that medium type cultivars (Petra and Arabella) were the most successful varieties in terms of fresh leaf, root, dry matter and protein yields. Highest yield results were recorded in Eskisehir location. After long term storage, the highest losses in fresh weight and dry matter yield occured in mass type cultivars (Rota and Peramono) and in Adapazarı location.&lt;br/&gt;Keywords: Fodder beet, Storage, Fodder Beet Cultivars, Fresh Leaf and Root Yields, Dry Matter Yields.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR&lt;br/&gt;MORFOLOJİK VE FİZYOLOJİK ÖZELLİKLERİ İLE TARIMSAL İSTEKLERİ&lt;br/&gt;DEPOLAMA SİSTEMLERİ VE DEPOLAMA ÖZELLİKLERİ</description></item><item><title>DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİ SORUNU: ÇİN TEHDİDİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?dunya-ekonomisinin-yeni-sorunu--cin-tehdidi-457702.html</link><description>DÜNYA EKONOMİSİNİN YENİ SORUNU: ÇİN TEHDİDİ                                             &lt;br/&gt;GİRİŞ &lt;br/&gt;Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) 1949 yılından bu yana Çin Komünist Partisi tarafından yönetilmektedir. 2.989 delegeden oluşan Ulusal Halk Kongresi yasama organı durumundadır. Ulusal Halk Kongresi, yasama organı durumunda bulunan Devlet Konseyi&quot;nin başkan ve üyelerini belirler. Bunlar en çok iki dönem (herbiri 5 yıl ) görev yapabilirler. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tarih boyunca pek çok birleşme, bölünme ve hanedan çatışmalarına sahne olan Çin&quot;de imparatorluk sistemi 1911&quot;de sona ermiştir. 1911-1949 dönemini içine alan siyasi güç çatışmaları, Mao Zetung&quot;un 1 Ekim 1949&quot;da Çin Halk Cumhuriyeti&quot;nin kuruluşunu ilan etmesi ile son bulmuştur. 1949-1976 döneminde ülkede Mao Zetung&quot;un mutlak siyasi hakimiyeti ekonomik ve sosyal gelişmelerde etkili olmuştur. Mao 1976 yılında ölmüştür. Bunu izleyen 80&quot;li yıllar boyunca ülkede siyasi tutuculuk devam etse de, ekonomik olarak dışa açılma çabaları başlatılmıştır. 1989 yılındaki Tiananmen Meydanı olayları, 1991 yılı sonunda Sovyetler Birliği&quot;nin dağılması ve dünya ekonomik konjonktüründe güçlenen &quot;serbest piyasa anlayışı&quot; Çin&quot;i kendi bünyesinde bazı reformlar yapmaya zorlamıştır. Bu çerçevede 1992 yılında Çin Komünist Partisi&quot;nin 14. Ulusal Kongresi&quot;nde ülkede &quot;Sosyalist Piyasa Ekonomisi&quot; tesis edilmesi kabul edilmiştir. &lt;br/&gt;Ayrıca 1 Temmuz 1997 tarihinden itibaren Hong Kong&quot;un ÇHC&quot;ye dahil olması ve bu ülke bünyesinde &quot;Özel İdari Bölge&quot; statüsü kazanması Çin&quot;in bölgedeki önemini bir kat daha artırmaktadır. &lt;br/&gt;Bugün Çin, Dünya ekonomik sistemine entegre olmak üzere çaba harcayan bir dev ülke konumundadır. GATT/WTO-Dünya Ticaret Örgütü&quot;nün 1947&quot;deki kurucusu ve fikir babalarından biri olan Çin, 1950&quot;de ayrıldığı sisteme 11 Kasım 2001 tarihinde geri dönmüş bulunmaktadır. Çin&quot;in GATT/WTO sistemine dönmesi hem kendisi hem de uluslararası alanda partnerleri açısından önemli etkiler doğuracak nitelikte bir gelişmedir.&lt;br/&gt;ÇHC&quot;DE EKONOMİK DURUM &lt;br/&gt;Doğal Kaynaklar ve Sektörel Gö</description></item><item><title>MADDE BAĞIMLILIĞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?madde-bagimliligi-457701.html</link><description>Madde nedir?&lt;br/&gt;Madde Bağımlılığı nedir?&lt;br/&gt;Madde kullanımının nedenleri?&lt;br/&gt;Bağımlılık yapan maddeler ve özellikleri&lt;br/&gt;Maddenin gençlerde yayılma evreleri&lt;br/&gt;Madde bağımlılığından nasıl kurtulabiliriz?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MADDE NEDİR?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MADDE KULLANIMININ NEDENLERİ?&lt;br/&gt;Bilgisizlik &lt;br/&gt;ÖzentiÂ  &lt;br/&gt;Eğlence Yerleri ve İnternet Cafeler &lt;br/&gt;Merak &lt;br/&gt;Sigara ve Alkol Kullanımı&lt;br/&gt;Moda&lt;br/&gt;Arkadaş Seçimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER VE ÖZELİKLERİ&lt;br/&gt;ALKOL&lt;br/&gt;SEDATİFLER BARBÜTÜRATLAR &lt;br/&gt;UYARICILAR AMFETAMİNLER &lt;br/&gt;VALİUM &lt;br/&gt;NARKOTİKLER OPİUM VE TÜREVLERİ&lt;br/&gt;MORFİN&lt;br/&gt;EROİN&lt;br/&gt;KODEİN &lt;br/&gt;PSİKODELİKLER ve HALUSİNOJENLER MARİJUANA&lt;br/&gt;HAŞİŞ&lt;br/&gt;LSD&lt;br/&gt;ÖNEMSİZ SAKİNLEŞTİRİCİLER LİBRİUM&lt;br/&gt;KOKAİN</description></item><item><title>PROTEİN İHTİYACI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?protein-ihtiyaci-457700.html</link><description>1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Protein hakkında ne düşünüyorsunuz? Protein kas yapısını oluşturduğundan bir çoğumuz için protein canlılığı ve dayanıklılığı anımsatır. Bu düşünceden dolayı bol miktarda protein yemenin bireyi daha güçlü yapacağına inanılır. &lt;br/&gt;Yükse proteinli, düşük CHO`li diyetler her grup insan için vazgeçilmez olmuştur. Ancak bu kadar fazla protein tüketmek bireyi daha güçlü veya zeki mi yapar? Peki bu kadar fazla protein tüketiminin sağlık açısından herhangi bir riski var mıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. PROTEİN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. Protein Nedir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Protein kelimesi, Yunanca &quot;Proteis&quot; kelimesinden türemiş olup, ilk yada birinci derecede önemli anlamına gelmektedir. Bu anlam oldukça yerinde kullanılmıştır, zira temel beslenme dengesi protein alımıyla başlar. &lt;br/&gt;Yunan ve Romalı sporcular arzuladıkları güç, hız ve dayanıklılık özelliklerinin ancak bu özelliklere sahip hayvanların etlerini yemekle elde edeceklerine inanırlardı. &lt;br/&gt;Aslan eti o dönemler çok talep görüyordu. 1800`lü yıllarda temel enerji kaynağı olarak görülüyor, sporcular bu yüzden bol miktarda et tüketiyorlardı. 20.Yüzyılın başlarında bilim adamları karbonhidrat ve yağların hareket amacıyla kullanılan enerjinin büyük bölümünü karşıladığını keşfettiler. 1940`larda bu eğilim iyice belirginleşti. 1900 ve 1986`larda Protein`in önemi iyice geri plana atılmıştı. 20.Yüzyılların sonlarında ise yapılan son araştırmalar ile yeniden önem kazanan protein kullanımına doğru bir kayış görüldü. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.2. Protein`in Yapısı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapılarında karbon, hidrojen, oksijen ve azot bulunan proteinler yaşam için gerekli organik bileşiklerdir. Organizmanın genel yapı taşlarını teşkil ederler. &lt;br/&gt;Vücudun çalışmasında düzenleyici olarak görev alan bazı enzim (amilaz, lipaz, laktat dehidrogenaz vb.) ve hormonların (insülin, büyüme hormonu vb.) yapılarında protein vardır. Alyuvarlara rengini veren hemoglobin bir protein bileşiğidir. Kasların büyük bir kısmı miyozin ve aktin diye adlandırılan protein türlerinden meydana gelmiştir. Vücudun mikroplara karşı savunmasında görev alan antikor dediğimiz koruyucu maddeler ile bazı vitaminlerin yapımında proteinin etkinliği bulunmaktadır. Aynı zamanda proteinler bir enerji kaynağıdırlar ve 1gr protein vücudda 4kcal enerji oluşturur (Şekil 1).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Proteinlerin yapıtaşı ise aminoasitlerdir. Doğada bulunan 22 aminoasitten 8 tanesi organizmada yapılamaz. Mutlaka dışarıdan besinlerle alınmalıdır. Bu aminoasitlere Elzem aminoasitler denir (Esansiyel aminoasitler). Valin, lösin, üzolösin, treonin, metionin, fenilalanin, triptofan, lizin elzem aminoasitlerdir. Ayrıca histidin ve arginin çocuklar için özellikle ilk yıllarda elzem aminoasit olarak kabul edilirler. Elzem aminoasitlerden valin, löysin, izolöysin enerji tüketimi için kasta kullanılan aminoasitlerdendir. Alanin ve glutomat ise karaciğerde glikoza çevrilerek kana geçer, kan şekerinin seviyesinin korunmasına katkıda bulunur. Karbonhidrat depolarının tükenmesi durumunda aminoasitler toplam enerjinin %5-10 kadarını sağlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.3. Protein Kaynakları ve Kalitesi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dışarıdan aldığımız proteinleri hayvansal ve bitkisel kaynaklı yiyeceklerinden elde ederiz. Bu besinlerdeki proteinlerin kalite, çeşit ve miktarları birbirlerinden farklıdır. Sindirilebilirlik açısından en uygun olanı yumurta, et, süt ve benzeri hayvansal kaynaklı yiyeceklerden elde ettiklerimizdir. Bu besinlerdeki proteinin %91-100`ü, tahıl ürünlerindeki proteinin %79-90`ı, kurubaklagillerden elde edilen protein ise %69-90`ı sindirilir.Kullanılabilirlik açısından tavuk yumutrası örnek proteindir,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;%98`i vücut tarafından sindirilir (Şekil 2). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Et, balık, süt ve bunların türevlerinden elde edilen protein ise iyi kalitede protein kabul edilir ve %75-80`i vücut proteinine dönüşür. &lt;br/&gt;Hayvansal kaynaklı proteinler elzem aminoasitler açısından yeterli düzeydedir. Düşük kaliteli protein diye sınıflandırdığımız bitkisel kaynaklı proteinler de bazı elzem aminoasitler yetersiz bulunmakta ve sindirimleri de güç olmaktadır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin %40`ı kullanılabilmektedir. &lt;br/&gt;Yumurta albümimi ve kazein gibi yüksek kaliteli protein alımı halinde, alınan aminoasitler büyük oranda protein sentezinde kullanılmaktadır. Karışık bir diyetle alınan proteinlerden elde edilen aminoasitlerin büyük bir bölümü enerji temininde kullanılarak yıkıma uğramaktadır. Küçük bir bölümü ise protein sentezinde kullanılmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hayvansal kaynaklı proteinler içerdikleri doymuş yağ ve kolestrol nedeniyle aşırı  tüketildiğinde insanlarda kalp damar hastalıklarına neden ol</description></item><item><title>PROGRAMLANABİLİR LOJİK KONTROL ÜNİTELERİ (PLC)</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?programlanabilir-lojik-kontrol-uniteleri-(plc)-457699.html</link><description>PLC &quot;Programlanabilir Lojik Kontrolör&quot; İngilizce kelimelerinin baş harflerinin PLC alınarak kısaltılması ile oluşur. Endüstriyel uygulamaların her dalında yapılan genel amaçlı kumanda ve otomasyon çalışmalarının bir sonucu olan PLC tekniği, kullanıcılara A&quot;dan Z&quot;ye her türlü çözümü getiren komple bir, teknoloji alt grubudur.  25 yıl önce sanayi uygulamalarında kullanılmaya başlanmış ve son 10 yıldır IDEC, FESTO, MITSUBISHI, SIMATIC, TOSHIBA, SIEMENS, WESTING HOUSE, GENERAL ELECTRİC, GEC gibi firmaların, tabanı ve programlama mantığı birbirine çok yakın,kendi aralarında değişik üstünlükler ile ayrılan PLC sistemlerini geliştirmeleri ile, otomatik kontrol sistemlerinde , hız, kontrol, güvenlik, ürün kalitesi yanı sıra, yeni bir ürün imali için kumanda devrelerinin yeniden oluşturulması montajı ve bağlantıları yerine sadece PLC programlama ile giderilmesi çok büyük bir avantaj sağlamıştır. Bu da PLC tabanlı kontrol sistemlerinin endüstriyel otomasyon, devrelerinden vazgeçilmez bir sistem olarak kullanılmasını ve her geçen gün yeni özellikler ile güncelleştirilmesi gereğini doğurmuştur.                     &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Endüstriyel kontrolün gelişimi PLC&quot;lerin gerçek yerini belirlemiştir. İlk önce analog kontrolle başlayan, elektronik kontrol sistemleri zamanla yetersiz kalınca, çözüm analog bilgisayar adını verebileceğiz sistemlerden, dijital kökenli sistemlere geçmiştir. Dijital sistemlerin zamanla daha hızlanması ve birçok fonksiyonu, çok küçük bir hacimle dahi yapılabilmeleri onları daha da aktif kılmıştır. Fakat esas gelişim, programlanabilir dijital sistemlerin ortaya çıkması ve mikroişlemcili kontrolün aktif kullanıma geçirilmesinin bir sonucudur. Mikroişlemcili kontrolün, mikroişlemci tabanlı komple sistemlere yerini bırakmak zorunda kalması, Z80 ile aylarca süren tasarlama süresinin yanında, baskı devre yaptırmak zorunda kalınması ve en küçük değişikliğin bile ağır bir yük olmasının sonucudur. İşte bu noktada PLC&quot;ler hayatımıza girmeye başlamıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Programlanabilir lojik kontrolörlerin çıkışı 60li yılların sonu ile 70li yılların başlarına dayanır. İlk kumanda kontrolörleri bağlantı programlamalı cihazlardı. Bu cihazların fonksiyonları, lojik modüllerin birbirine bağlantı yapılarak birleştirilmesi ile gerçekleştiriliyordu.  Bu cihazlarla çalışmak hem zordu, hem de kullanım ve programlama olanakları sınırlıydı.  Bugünkü PLCler ile karşılaştırıldığında son derece basit cihazlardı. PLClerin ortaya çıkarılma amacı, röleli kumanda sistemlerinin gerçekleştirdiği fonksiyonların mikroişlemcili kontrol sistemleri ile yerine getirilebilmesidir. Lojik temelli röle sistemlerine alternatif olarak dizayn edildiklerinden PROGRAMLANABILIR LOJIK KONTROLÖR (Programmable Logic Controller) adi verilmiştir. İlerleyen zaman içinde çeşitli firmalar muhtelif kapasitelerde PLCler üretmişlerdir.Bu firmalar arasında Mitsubishi, Toshiba gibi firmalar küçük tipte, kapasite bakımından alt ve orta sinif PLCler üretmişlerdir. Siemens, Omron, Allen-Bradley, General Electric, Westinghouse gibi firmalar da PLC sistemlerini daha geniş bir tabana yayarak alt, orta ve üst sınıflarda PLCler üretmişlerdir.&lt;br/&gt;PLC bir bilgisayara benzetilirse; girişlerinde Mouse ve klavye yerine basit giriş bağlantıları vardır. Yine çıkışlarında ekran yerine basit çıkış bağlantıları vardır. Girişlere bağlanan elemanlara sensör, çıkışlara bağlanan elemanlara da iş elemanı denir.</description></item><item><title>DİFERANSİYEL DENKLEMLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?diferansiyel-denklemler-457698.html</link><description>Diferansiyel Denklemler&lt;br/&gt;Amaçlar&lt;br/&gt;Bu üniteyi çalıştıktan sonra;&lt;br/&gt;* diferansiyel denklem kavramı ile tanışacak,&lt;br/&gt;* diferansiyel denklemler ile pratik problemler arasındaki bağlantıyı&lt;br/&gt;görecek,&lt;br/&gt;* basit diferansiyel denklemleri çözebileceksiniz.&lt;br/&gt;İçindekiler&lt;br/&gt;* Giriş 345&lt;br/&gt;* Diferansiyel Denklem Kavramı 345&lt;br/&gt;* Değişkenlerine Ayrılabilir Denklemler 349&lt;br/&gt;* I. Mertebeden Lineer Diferansiyel Denklemler 353&lt;br/&gt;* II. Mertebeden Sabit Katsayılı Lineer Homojen&lt;br/&gt;Denklemler 356&lt;br/&gt;* Değerlendirme Soruları 359&lt;br/&gt;Çalışma Önerileri&lt;br/&gt;* Üniteyi baştan sona kadar bir kaç defa dikkatlice okuyunuz&lt;br/&gt;* Çözülmüş örnekleri iyice inceleyiniz&lt;br/&gt;* Basit denklemler yazıp tipini belirleyerek çözmeye çalışınız&lt;br/&gt;* Özel çözümün genel çözümden nasıl elde edildiğine dikkat&lt;br/&gt;ediniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. Giriş&lt;br/&gt;Diferansiyel denklemler, uygulamalı matematiğin çok önemli kollarından biri&lt;br/&gt;olup, bir çok pratik problemin çözümünde önemli bir araçtır. Bu problemlere örnek&lt;br/&gt;olarak salınım problemleri, roket, uydu ve gezegenlerin hareketleri, kimyasal&lt;br/&gt;reaksiyonlar, radioaktif maddelerin parçalanması problemleri vb. gösterilebilir.&lt;br/&gt;Bu ünitenin amacı diferansiyel denklemlerle tanışmak ve basit denklemlerin çözümünü&lt;br/&gt;vermektir.&lt;br/&gt;2. Diferansiyel Denklem Kavramı&lt;br/&gt;Diferansiyel denklemler, bilinmeyen y   y(x) fonksiyonunun türevlerini içeren&lt;br/&gt;bir eşitliktir. Bu eşitlikte türevlerle beraber y   y(x) fonksiyonunun kendisi x in bilinen&lt;br/&gt;fonksiyonları ve sabitler de bulunabilir. Türevler denildiğinde I. mertebeden,&lt;br/&gt;II. mertebeden, . . . türevler kastediliyorlar.&lt;br/&gt;Denklemdeki en yüksek mertebeden türevin mertebesine diferansiyel denklemin&lt;br/&gt;mertebesi denir. Örneğin,&lt;br/&gt;y   sin x, y - y   0, xy + x2y   3&lt;br/&gt;denklemleri I. mertebeden,&lt;br/&gt;y + 4y   0, y + 3y + 5y   0, y3 y + ex y4   8&lt;br/&gt;denklemleri ise II. mertebeden denklemlerdir.&lt;br/&gt;Not: Yukarıdaki denklemlerde y, y, y fonksiyonları x değişkeninin fonksiyonlarıdır.&lt;br/&gt;Genellikle, denklem yazılımında y, y, y, . . . altındaki x değişkeni yazılmıyor.&lt;br/&gt;Örneğin, y(x) - y(x)   0 yerine kısaca y - y   0 yazılır.&lt;br/&gt;Şimdi matematik modeli diferansiyel denklemlerle verilebilen bir kaç örneği ele&lt;br/&gt;alalım.&lt;br/&gt;Örnek:&lt;br/&gt;1) Düzlemde bir y   y(x) fonksiyonunun grafiği üzerindeki her (x, y(x)) noktasında&lt;br/&gt;teğetin eğiminin x . y(x) olduğunu varsayalım. Türev konusundan bildiğimiz&lt;br/&gt;gibi, (x, y(x)) noktasındaki teğetin eğimi y(x) olduğundan&lt;br/&gt;y(x)   x y(x)&lt;br/&gt;yazılabilir. Buna göre, bu eğrinin diferansiyel denklemi olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) Deneyler sonucunda herhangi bir radyoaktif maddenin, herhangi bir andaki&lt;br/&gt;kütlesinin değişim hızının (başka deyişle cismin parçalanma hızının) o andaki&lt;br/&gt;kütlesi ile orantılı olduğu görülmüştür. Eğer x anındaki kütle y(x) ise,&lt;br/&gt;kütlenin değişim hızı y(x) türevidir. Deneyler sonucuna göre,&lt;br/&gt;y(x)   k . y(x)&lt;br/&gt;yazılabilir. Burada k verilmiş cisme bağlı bilinen sabit negatif bir sayıdır.&lt;br/&gt;Bu sayının negatif olmasının sebebi, y(x) kütlesinin zaman geçtikçe azalmasının&lt;br/&gt;sonucu olarak y(x) türevinin negatif olmasıdır. Dolayısıyla radyoaktif&lt;br/&gt;kütlenin diferansiyel denklemi&lt;br/&gt;y - ky   0&lt;br/&gt;dır.&lt;br/&gt;3) Yeterli derecede ısınmış bir metal cisim 30Â° lik bir ortamda (örneğin, havada&lt;br/&gt;veya suda) soğutulmaktadır. Deneyler gösteriyor ki bu durumda cismin&lt;br/&gt;soğuma hızı, cismin o andaki sıcaklığı ile ortamın sıcaklığı farkı ile orantılıdır.&lt;br/&gt;Eğer x anındaki sıcaklık y(x) ise&lt;br/&gt;y(x)   k (y(x) - 30)&lt;br/&gt;yazılabilir. Burada k cisme bağlı negatif bir sabittir. Böylece soğumanın diferansiyel&lt;br/&gt;denklemi&lt;br/&gt;y   k(y - 30)&lt;br/&gt;olur.</description></item><item><title>OSMANLI İKTİSAT</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?osmanli-iktisat-457697.html</link><description>I&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    İçindekilerSayfa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Giriş    1&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;    A.19. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu&quot;ndaki İktisadi Gelişmeler    &lt;br/&gt;        I.19. Yüzyılın Başlarında Osmanlı İmparatorluğu&quot;nu Tehdit Eden&lt;br/&gt;           İç ve Dış Gelişmeler    2&lt;br/&gt;       II.19. Yüzyılda İzlenen İktisadi Politikalar    3&lt;br/&gt;      III.Osmanlı Devleti&quot;nin 19. Yüzyıldaki Para Düzeni ve Dış Borçlanma    5&lt;br/&gt;       IV.19. Yüzyıl Osmanlı Toplumunda Şirketçilik ve Ticari Mevzuattaki&lt;br/&gt;            Gelişmeler    6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    B.Osmanlı Devleti&quot;nde 19. Yüzyıldan İtibaren Kurulan Bankalar ve&lt;br/&gt;        Diğer Kredi Kurumları    &lt;br/&gt;        I.Osmanlı Devleti&quot;nde Bankacılıktaki Gecikme    8&lt;br/&gt;       II.Osmanlı Devleti&quot;nin Merkez Bankası İhtiyacı    9&lt;br/&gt;      III.Tanzimat Sonrası Kurulan Bankalar ve Diğer Kredi Kurumları   11&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Sonuç   181&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Giriş&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Osmanlı İmparatorluğu&quot;nda bankacılık İstanbul&quot;un fethi ile başlar.İstanbul&quot;un fethi, Avrupa ekonomisi ile Osmanlı Devleti&quot;nin ve insanının tanışmasını sağlamıştır.Zira fethedilen İstanbul,Akdeniz ve Karadeniz bağlantılı iki ticaret yolunun ortasında bulunuyordu ve bu ticaretin kalbi,bankalar ya da bankerlerdi.Fatih Sultan Mehmet fetih hazırlıklarına başladığı andan itibaren bu ticaretin içine girmiş,banka ve bankerleri karşısında bulmuştur.Hatta Galata&quot;ya yerleşmiş olan bankerler ile Venedik ve Cenova bankalarının temsilcilerinin, ekonomik krizin batağına düşmüş Bizans&quot;tan ümit kestikleri için,Bizans&quot;ın borçlarının bir kısmını üstlenmesi koşuluyla Fatih&quot;e her türlü yardım sözü verdikleri yolunda bir söylenti vardır. &lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;   Bu vaadlerini yerine getirdikleri için de fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet,Galata&quot;daki banker ve banka temsilcilerinin kanunlarına riayet etmek ve gerekli vergileri ödemek şartıyla ülkesinde mesleklerini icraya devam edebilecekleri yolunda bir ferman yayınlamıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Kanuni&quot;den sonra Osmanlı Devleti&quot;nin iktisadi durumunun bozulması sonucu ortaya çıkan aşırı spekülatif hareketler,ağır cezalara rağmen devam etmiştir.İlerleyen bölümlerde, Karlofça Antlaşması sonrası Osmanlı para sistemi ve Tanzimat sonrası kurulmaya başlanan ve kısa zamanda sayıları çığ gibi büyüyen banka ve diğer kredi kurumları incelenmeye çalışılacaktır.</description></item><item><title>PROTEİNLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?proteinler-457696.html</link><description>proteinler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yapılarında karbon, hidrojen, oksijen ve azot bulunan proteinler yaşam için gerekli organik bileşiklerdir. Organizmanın genel yapı taşlarını teşkil ederler.&lt;br/&gt;Proteinler büyük moleküller olup molekül ağırlıkları yaklaşık 10.000 den milyonlara değişik büyüklükte olabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Protein molekülleri yüzlerce amino asidin birbirine bağlanmasından meydana gelir.</description></item><item><title>DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?degisim-muhendisligi-457695.html</link><description>ÖNSÖZ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;21. yüzyılın eşiğinde hayatın her safhasında değişim bizlere olan etkisini gittikçe arttırmakta ve özellikle değişim zorunluluğu üretim ve hizmet sektörleri tarafından yoğun bir şekilde hissedilmektedir. 20. yüzyılın son yılını yarıladığımız şu günlerde geriye dönüp bir baksak değişim kavramının çok yeni bir kavram olmadığını görmüş oluruz. İşletme süreçlerinin iyileştirilmesini hedefleyen toplam kalite yönetimi ve daha sonra Japonya&quot;da ortaya çıkan Kaizen ve son olarak da değişim mühendisliği metodolojileri gelişmekte olan ve teknolojinin ivmesinin bu kadar çok olduğu günümüzde üretim ve hizmet sektörlerine yeni bir bakış açısı getirmiştir. Değişim mühendisliği bu yöntemlerden farklı olarak mevcut sistemi iyileştirmek yerine  değişimi köklü bir şekilde gerçekleştirmeyi hedefler. Bu yöntem günümüzde kullanılması kaçınılmaz bir teknik olmuştur. Projenin ilerleyen kısımlarında değişimi mecbur kılan koşullar ve bu koşulların getirdiği sonuçlar açıklanarak değişim mühendisliği kavramına giriş yapılacaktır. Bu kavramın ışığında değişim türleri ve değişime karşı direnişler ele alınarak bu direnişleri önleme çabaları üzerinde durulacaktır. Son olarak da bir değişim mühendisliği çalışması örneği verilip, değişim mühendisliğinin sonuçları  değerlendirilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TEŞEKKÜR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu projenin yapılması esnasında benden yardımlarını esirgemeyen Dr. Nihan ÇETİN&quot;e teşekkürlerimi bir borç bilirim. Ayrıca proje araştırmaları sırasında bana yardımcı olan arkadaşlarım Fevzi Özdemir, Nedim Zeydanlı ve M.Şamil Topçuoğlu&quot;na da teşekkürlerimi sunarım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.DEĞİŞİMİ ZORUNLU KILAN ETMENLER VE SONUÇLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. Eski Şirket Modelini Yıkacak Silahlar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Güven, fırsatçılık, sınırsızlık, teknoloji, mükemmellik. Önce General Motors, arkasından IBM ve süpermarket devi Sears Roebuck ile büyük bankalardan American Express geldi. Sadece bu kadar değil. Boeing, McDonnell Douglas, United Technologies, Delta Hava Yolları, Kodak, Xerox gibi şirketler binlerce çalışanını işten çıkaracaklarını bildirdiler. ABD&quot;nin &quot;dinozorlar&quot; diye adlandırılan dev şirketleri arka arkaya zarar ettiklerini, işçi çıkarttıklarını ve yönetici değiştirdiklerini açıklamaya başladılar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dinozorların yavaş yavaş sallanmaya başlaması, Amerikan iş yaşamında şirketleşme anlayışında bir şeylerin yanlış olduğunu ve değişimin gerektiği düşüncesini de gündeme getirdi. Artık yeni  bir dönemin başladığı konusunda herkes aynı fikirde olmaya başladı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hızla değişen ve rekabetin doruk noktasına ulaştığı dünya pazarlarında, yönetim yapısı karışık, büyük şirketler çabuk hareket edemiyorlar, değişime uyum sağlayamıyorlar. Küçük şirketler ise, yetersiz kalıyor, değişimi sağlayacak kaynağı bulamıyorlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Uygulanmakta olan şirket stratejilerinin yetersizliğine dikkat çeken Amerikalı yöneticiler, geleceğin şirketini yaratmaya çalışıyorlar. Geleceğin şirketi &quot;son noktasına kadar uyumluluğu&quot; kendisine hedef alıyor. Günümüzde şirketler arasında görülen birleşmeler, stratejik işbirliği ve ortak yatırımlar bu yeni anlayışın öncüleri olacaklardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yani şirketler hızla değişen ortamdan, fırsatlardan yararlanabilmek için geçici olarak bir araya gelecekler ve dağılacaklardır. Esas olan, uyum ve kıvraklık olacaktır. Merkez büro veya yönetim şeması, hiyerarşi olmayacaktır. Şirketler fırsatı gördüklerinde hemen birleşeceklerdir. &lt;br/&gt;Geleceğin şirketinin özellikleri şöyle olacaktır  : &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Teknoloji : Enformasyon teknolojisi, şirketlerin bir araya gelip çalışmasına ve sonra da dağılmasına yardımcı olacak. Ortaklıklar, hukukçuları uzakta tutacak ve bağlantıları hızlandıracak elektronik anlaşmalarla gerçekleşecek.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mükemmellik : Her ortak en ileri teknolojisiyle geleceği için &quot; her şeyin en iyisini&quot; yaratmaya çalışacak. Her ürün ve hizmet, bir şirketin kendi başına başaramayacağı dünya kalitesinde olacak. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fırsatçılık : Ortaklıklar kısa süreli, daha azı resmi ve fırsatçı olacak. Şirketler, pazardaki fırsatları değerlendirmek için hızla birleşecekler ve fırsat yok olduğunda ayrılacaklar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Güven : Bu ilişkiler şirketleri birbirlerine daha bağımlı kılacak ve bu nedenle öncesine oranla daha çok güven gerektirecek. Geleceklerinin birbirlerine bağımlı olduğunu anlayacaklar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sınırsızlık : Yeni şirket modeli şirketin geleneksel sınırlarını da yeniden tanımlayacak. Rakipler  arasında işbirliği nedeniyle, bunlara mal satanlar ve tüketiciler bir şirketin nerede bittiğini ve diğerinin nerede başladığını anlamakta zorluk çekecekler.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2. Globalleşme Ve Getirdikleri&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dünyamız son on yıl içinde</description></item><item><title>HEDEF BELİRLEME - REHBERLİK DERS İÇERİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?hedef-belirleme--rehberlik-ders-icerigi-457694.html</link><description>KONU: HEDEF BELİRLEME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Öncelikle sınıftaki öğrencilere hedeflerinin olup olmadığı sorulur. Daha sonra hedeflerinin hayal mi yoksa hedef mi olduğunun ayrımını yapmaları istenir. Hayaller hedefleri değildir. Mutlaka ulaşmaları gerekmez.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çoğu zaman hedef olarak tanımladığımız şeyler, &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;-Bizi kendimize ve başkalarına karşı taahhüde sokmayan, dolayısıyla yapılmaması durumunda herhangi bir yere hesap vermek ihtiyacı hissetmediğimiz,&lt;br/&gt;-Genel ifadeler kullandığımız için kapsamı çok geniş ve dolayısıyla başarılması uzun zaman alabilecek,&lt;br/&gt;-Herhangi bir zaman kısıdı olmadığı için, kendimizi rahat ve baskı altında hissetmediğimiz,&lt;br/&gt;- Bazen, gerçekçi olmayabilen ve/veya bizim kapasitelerimizin dışında kalan ifadelerdir. Böyle ifadeler kullandığımızda çoğu zaman &quot;temenni ederim&quot;, &quot;ümit ederim ki&quot;, &quot;dilerim ki&quot;, &quot;inşallah&quot; gibi sözcükler ya cümlelerin başında, ya da sonunda kullanılır.&lt;br/&gt;Dilek ve temenniden öteye gitmeyen, ayakları yere basmayan bu ifadeler sanki hedeflerimiz gibi gözükür ancak onlara doğru hareket etmeye başladığımızda ya yok olurlar, ya da zaten var olmayan netliklerini hemen yitiriverirler. Bizlerde büyütmek istediğimiz ama gerçekleştiremediğimiz şirket, geliştirmek istediğimiz ama geliştiremediğimiz yabancı dil, almak istediğimiz ama alamadığımız eşya, vermek istediğimiz ama bir türlü veremediğimiz kilo hayalleri ile baş başa kalırız.&lt;br/&gt;Halbuki bu hayal kırıklıkları ve pes etmişlik duygusundan kurtulmak çok kolay görünmese de doğru araç kullanıldığında kolaylaşır.....&lt;br/&gt;Bu doğru araç ise DOĞRU HEDEF BELİRLEME......&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ETKİNLİK I: öğrencilerden boş bir sayfa çıkarmaları istenir. Daha sonra bu sayfaya ellerini koyup, bir kalemle ellerinin şeklini çizmeleri istenir. Daha sonra öğrenci şu şekilde yönlendirilir;&lt;br/&gt;Beş parmağa beş tane soruâ€¦&lt;br/&gt;Baş parmağınızın üzerine şu soruyu yazın.&lt;br/&gt;BEN KİMİM?&lt;br/&gt;İşaret parmağınıza:&lt;br/&gt;NE YAPMAK İSTİYORUM?&lt;br/&gt;Orta parmağınızın üzerine:&lt;br/&gt;NEREYE ULAŞMAYI AMAÇLIYORUM?&lt;br/&gt;Yüzük parmağınıza:&lt;br/&gt;BUNU NASIL YAPABİLİRİM?&lt;br/&gt;Serçe parmağınıza:&lt;br/&gt;NİÇİN?&lt;br/&gt;Geleceğimizle ilgili kararlar almak aslında hiç de zor değildir. Zorluğu yaratan, sizin kendinizi yeterince tanımamızdır. &lt;br/&gt;Hayata dair kararlar almamızı kolaylaştıracak olan, kendimizle ilgili bilmemiz gereken üç temel çıkış noktası vardır.</description></item><item><title>KARAKÖKLÜ İFADELER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karakoklu-ifadeler-457693.html</link><description>KAREKÖKLÜ İFADELER&lt;br/&gt;n &amp;#61646; Z+ olmak üzere xn   a eşitliği sağlayan x değerine a&quot;nın n&quot;inci kuvvetten kökü denir ve x   &amp;#61654;a şeklinde gösterilir, n&quot;inci kuvvetten kök a diye okunur.&lt;br/&gt;Örnekler:&lt;br/&gt;* n   2 için &amp;#61654;a : Karekök a,&lt;br/&gt;* n   3 için &amp;#61654;a : Küpkök a,&lt;br/&gt;* n   4 için &amp;#61654;a : Dördüncü kuvvetten kök a diye okunur&lt;br/&gt;Not: Hiçbir reel sayının çift kuvveti negatif olamayacağından, negatif bir sayının çift kuvvetten kökü reel sayı değildir.&lt;br/&gt;N &amp;#61646; Z+ olmak üzere &amp;#61654;a için a&amp;#61619;0 olmalıdır.&lt;br/&gt;Örnekler&lt;br/&gt;* x4   -16 ise x &amp;#61647; R dir. Çünkü hiçbir x reel sayısının dördüncü kuvvetten kökü -16 olamaz. &lt;br/&gt;&amp;#61654;-16 &amp;#61647; R, &amp;#61654;-7 &amp;#61647; R fakat&lt;br/&gt;x3   -8 ise x   &amp;#61654;-8 &amp;#61646; R dir.&lt;br/&gt;Soru-1&lt;br/&gt;A   (&amp;#61654;x + &amp;#61654;x-3 )/(1 + &amp;#61654;5-x ) ise A nın reel sayı olması için x&quot;in alacağı tam sayı değerler kaç tanedir?&lt;br/&gt;Çözüm&lt;br/&gt;&amp;#61654;x-3 ve &amp;#61654;5-x köklerinin kuvvetleri çift sayı olduğundan,&lt;br/&gt; x-3 &amp;#61619; 0 ve &amp;#61654;5-x &amp;#61619; 0&lt;br/&gt;&amp;#61662; x&amp;#61619;3  ve 5&amp;#61619;x&lt;br/&gt;&amp;#61662; 3 &amp;#61603; x &amp;#61603; 5 tir. Buna göre x in alabileceği tamsayı değerleri 3,4 ve 5 olup üç tanedir.&lt;br/&gt;Köklü İfadenin Üslü Şekilde Yazılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    &amp;#61654;a    am/n   dir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek:&lt;br/&gt;* &amp;#61654;8   &amp;#61654;23   23/4, &amp;#61654;-2   (-2)1/3  tür.&lt;br/&gt;Soru-2&lt;br/&gt;&amp;#61654;2x   &amp;#61654;(0,5)2x-1  ise x kaçtır?&lt;br/&gt;Çözüm&lt;br/&gt;&amp;#61654;2x   &amp;#61654;(0,5)2x-1 &amp;#61662; 2x/3   (1/2)(2x-1)/(2)&lt;br/&gt;                                 &amp;#61662; 2x/3   (2-1)(2x-1)/(2)&lt;br/&gt;                       &amp;#61662; 2x/3   2(-2x+1)/(2)&lt;br/&gt;                       &amp;#61662; x/3   (1 - 2x)/(2)&lt;br/&gt;                       &amp;#61662; x   8/3 dir.&lt;br/&gt;Köklü İfadenin Üssünün Alınması&lt;br/&gt;Tanımlı olduğu durumlarda,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   (&amp;#61654;a )m   &amp;#61654;am&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnekler:&lt;br/&gt;* (&amp;#61654;-2 )4   &amp;#61654;(-2)4   &amp;#61654;16&lt;br/&gt;* (&amp;#61654;2 )3   &amp;#61654;23   &amp;#61654;8  dir&lt;br/&gt;Kök İçindeki Bir İfadenin Kök Dışına Çıkarılması&lt;br/&gt;Kök içerisinde, üssü kökün kuvvetine eşit olan çarpanlar kök dışına çıkarılabilir.&lt;br/&gt;n &amp;#61646; Z+ olmak üzere,&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;                  a , n tek sayı&lt;br/&gt;     &amp;#61654;an  &lt;br/&gt;                &amp;#61629;a&amp;#61629; , n çift sayı       &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnekler:&lt;br/&gt;* &amp;#61654;125   &amp;#61654;53   5,   &lt;br/&gt;* &amp;#61654;-8   &amp;#61654;(-2)3   -2&lt;br/&gt;* &amp;#61654;1/32   &amp;#61654;(1/2)5   Â½&lt;br/&gt;* &amp;#61654;16   &amp;#61654;24   &amp;#61629;2&amp;#61629;   2&lt;br/&gt;* &amp;#61654;(&amp;#61654;3 - 2)2   &amp;#61629;&amp;#61654;3 - 2&amp;#61629;    olur.&lt;br/&gt;Burada &amp;#61654;3 - 2 &amp;#61500; 0 olduğundan, &lt;br/&gt;&amp;#61629;&amp;#61654;3 - 2&amp;#61629;   -(&amp;#61654;3 - 2)   2 - &amp;#61654;3&lt;br/&gt;*&amp;#61654;26   &amp;#61654;(22)3   4&lt;br/&gt;*&amp;#61654;27/32   &amp;#61654;(3.32)/(2.42)   3/4&amp;#61654;3/2&lt;br/&gt;Soru-3&lt;br/&gt;&amp;#61654;243 / &amp;#61654;0,0048  işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;Çözüm&lt;br/&gt;&amp;#61654;243 / &amp;#61654;0,0048   &amp;#61654;3.34 / &amp;#61654;48.10-4   3.&amp;#61654;3 / &amp;#61654;3.24.(10-1)4&lt;br/&gt;                                  3.&amp;#61654;3 / 2.10-1.&amp;#61654;3&lt;br/&gt;                                  3.10 / 2   15  tir.&lt;br/&gt;Kök Dışındaki Bir Çarpanın Kök İçine Yazılması&lt;br/&gt;N inci kuvvetten bir kökün dışında, çarpım halinde bulunan bir ifade n inci kuvveti alınarak kök içine yazılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;      a/c . &amp;#61654;b   &amp;#61654;(an.b)/(cn)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Not: n çift sayı ise a/c &amp;#61502; 0 olmalıdır.&lt;br/&gt;Örnekler:&lt;br/&gt;* &amp;#61654;2.&amp;#61654;3/16   &amp;#61654;(3.25)/(16)   &amp;#61654;6&lt;br/&gt;* x.y.&amp;#61654;1/x2y2   &amp;#61654;x3y3/x2y2   &amp;#61654;xy&lt;br/&gt;* -1/3 . &amp;#61654;27   -&amp;#61654;27/34   -&amp;#61654;1/3  tür.&lt;br/&gt;Soru-4&lt;br/&gt;A (&amp;#61654;5-3)&amp;#61654;7+3&amp;#61654;5  olduğuna göre, A kaçtır?&lt;br/&gt;Çözüm&lt;br/&gt;&amp;#61654;5-3 &amp;#61500; 0 olduğundan,&lt;br/&gt;A   (&amp;#61654;5 - 3)&amp;#61654;7+3&amp;#61654;5&lt;br/&gt;    -(3-&amp;#61654;5)&amp;#61654;7+3&amp;#61654;5&lt;br/&gt;    -&amp;#61654;(3-&amp;#61654;5)2 .(7+3&amp;#61654;5)&lt;br/&gt;    -&amp;#61654;(14-6&amp;#61654;5)(7+3&amp;#61654;5)&lt;br/&gt;    -&amp;#61654;2(7-3&amp;#61654;5).(7+3&amp;#61654;5)&lt;br/&gt;    -&amp;#61654;2[72 - (3&amp;#61654;5)2]&lt;br/&gt;    -&amp;#61654;2.4   -2&amp;#61654;2  dir.&lt;br/&gt;Bir Kökün Derecesini Genişletme Veya Sadeleştirme&lt;br/&gt;Bir köklü ifadede, kök kuvveti ve kökün içindeki ifadenin üssü, uygun bir sayı ile çarpılabilir veya bölünebilir.&lt;br/&gt;k &amp;#61646; Z+ olmak üzere&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   &amp;#61654;an   &amp;#61654;an.k   &amp;#61654;an/k&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnekler:&lt;br/&gt;* &amp;#61654;32   &amp;#61654;25   &amp;#61654;2&lt;br/&gt;* &amp;#61654;3   &amp;#61654;32   &amp;#61654;9&lt;br/&gt;* &amp;#61654;-2   -&amp;#61654;2   -&amp;#61654;24   -&amp;#61654;16&lt;br/&gt;* &amp;#61654;(-2)6   &amp;#61654;26   &amp;#61654;26   &amp;#61654;2  dir.&lt;br/&gt;Soru-5&lt;br/&gt;x   &amp;#61654;2 , y   &amp;#61654;3 , ve z   &amp;#61654;5&lt;br/&gt;sayılarının büyükten küçüğe sıralanışı nasıldır?&lt;br/&gt;Çözüm&lt;br/&gt;X, y ve z sayılarının yaklaşık değerini bilmek zor olduğundan, kök  kuvvetleri eşitlenerek kök içindeki sayılar karşılaştırılabilir. Buna göre:&lt;br/&gt;x   &amp;#61654;2   &amp;#61654;26   &amp;#61654;264&lt;br/&gt;y   &amp;#61654;3   &amp;#61654;34   &amp;#61654;81&lt;br/&gt;z   &amp;#61654;5   &amp;#61654;53   &amp;#61654;125 ve &lt;br/&gt;125&amp;#61502;81&amp;#61502;64 olduğundan z&amp;#61502;y&amp;#61502;x  tir.&lt;br/&gt;Köklü İfadelerde Topla</description></item><item><title>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mustafa-kemal-ataturk-457692.html</link><description>Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)&lt;br/&gt;Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.&lt;br/&gt;İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu ben kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir  O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur &lt;br/&gt;ATATÜRK İLKELERİ &lt;br/&gt;Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cumhuriyetçilik:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir&lt;br/&gt;İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece&lt;br/&gt;modern Türkiyenin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun  yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet&quot;te görmüştür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Halkçılık:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi&lt;br/&gt;ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu&lt;br/&gt;olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiyede uygulamaya konulmasıyla birlikte&lt;br/&gt;kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934&lt;br/&gt;yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.&lt;br/&gt;Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiyenin gerçek yöneticilerinin köylüler&lt;br/&gt;olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan&lt;br/&gt;çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf&lt;br/&gt;farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,&lt;br/&gt;sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul&lt;br/&gt;etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade&lt;br/&gt;edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,&lt;br/&gt;halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki&lt;br/&gt;sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Laiklik:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına&lt;br/&gt;gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması&lt;br/&gt;anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız &lt;br/&gt;olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir. &lt;br/&gt;Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri&lt;br/&gt; ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi &lt;br/&gt;akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.  &lt;br/&gt;Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.&lt;br/&gt;Devrimcilik:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Atatürkün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı &lt;br/&gt;Türkiyenin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.&lt;br/&gt;Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir. &lt;br/&gt;Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Milliyetçilik:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik&lt;br/&gt;ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.&lt;br/&gt;Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;&lt;br/&gt;yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,&lt;br/&gt;gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik &lt;br/&gt;Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Devletçilik: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiyenin&lt;br/&gt;bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı &lt;br/&gt;olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi  anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuru</description></item><item><title>VAKIFLAR HAFTASI KOMPOZİSYON-ŞİİRLER-GÜZEL SÖZLER-GAZETE HABERLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vakiflar-haftasi-kompozisyonsiirlerguzel-sozlergazete-haberleri-457691.html</link><description>VAKIFLAR HAFTASI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AÇIKLAMA -1- &lt;br/&gt;Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere &quot; Vakıf&quot; denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin geleceğe taşınması ve yaşatılması vakıfların görevi arasındadır. &lt;br/&gt;İnsanlar arasında sosyal dayanışmanın sağlanması, yardımlaşmak, birbirine destek olmak, acı ve mutlu günleri paylaşmak, sevgi ve saygı tohumlarını atabilmek için fertler arasındaki ilişkilerin iyi olması gerekir. &lt;br/&gt;Vakfın tarihçesi çok eskilere dayanır. Dinimiz yardımlaşmayı ve ihtiyacı olanlara destek olmayı dini temeli saymıştır. Vakıflar Osmanlılar zamanında daha da yaygınlaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da etkinliğini aynı ölçüde sürdürmüştür. 5 Haziran 1935&quot;te çıkan bir kanunla &quot;Vakıflar Genel Müdürlüğü&quot; kuruldu. Ülkemizdeki vakıfların hepsinin yönetimi, bu teşkilata verildi. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;VAKIF HAFTASI &lt;br/&gt;Vakıf sözü ne demek, &lt;br/&gt;Bunu herkes öğrensin; &lt;br/&gt;Vakıf kuruluşların, &lt;br/&gt;Ne olduğunu bilsin. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Hayır sever bir zengin, &lt;br/&gt;Ya da devlet adamı, &lt;br/&gt;Bir çeşme yaptırmışsa, &lt;br/&gt;Suyu her an akmalı. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Şehirleri süsleyen, &lt;br/&gt;Camilere iyi bak; &lt;br/&gt;Yeni kuşak korursa, &lt;br/&gt;Topluma yarar sağlar. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;İnsanlık hazinesidir. &lt;br/&gt;Vakıf ise bir hizmet, &lt;br/&gt;Bizler hizmet edersek, &lt;br/&gt;Gelişir medeniyet. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Adı her an anılır, &lt;br/&gt;Yurda hizmet verenin, &lt;br/&gt;Bir de vakıf olursa, &lt;br/&gt;Ölmeden kalır ismin.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz: &lt;br/&gt;1.Dini hizmetler &lt;br/&gt;2.Sağlık hizmetleri &lt;br/&gt;3.Eğitim ve öğretim hizmetleri &lt;br/&gt;4.Aş evi hizmetleri &lt;br/&gt;5.Sosyal hizmetler &lt;br/&gt;6.Sanat ve kültür hizmetleri &lt;br/&gt;7.Para yardımı &lt;br/&gt;8.Milli savunma hizmetleri &lt;br/&gt;9.İktisadi hizmetler &lt;br/&gt;10.Ulaştırma hizmeti &lt;br/&gt;11.Spor hizmetleri &lt;br/&gt;İnsanlardaki yardım duygusunu geliştirmek, dayanışmanın önemini anlatmak ve insanların gönül zenginliğine ulaşmasına yardımcı olmak amacı ile 1985 yılından beri 3 - 9 Aralık tarihleri arasında &quot;Vakıf Haftası&quot; kutlanmaktadır.</description></item><item><title>INSAN HAKLARI HAFTASI KOMPOZİZYON-ŞİİR-GÜZEL SÖZLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?insan-haklari-haftasi-kompozizyonsiirguzel-sozler-457690.html</link><description>İNSAN HAKLARI HAFTASI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İnsanlar arasında ırk, din, renk, yaş, cinsiyet ayırımı yapmadan sevgi, saygı, dostluk duygularını geliştirmek, insanın insan olmak haysiyeti ile sahip olması gereken hakların hepsine &quot; İnsan Hakları&quot; denir.&lt;br/&gt;İnsan hakları, kişiyi kendi özüyle yaşatacak kurallardır. İnsanın insana hükmetmesi, onu ezmesi insan onuruna yakışmayan ve kabul edilemeyecek bir davranıştır. Bu tür ayırımların yapıldığı toplumlarda kavga, çatışma, isyan eksik olmamıştır. İnsanlar arasında hak, eşitlik, adalet, özgürlük düşüncesi yaygınlaştıkça bu konuyla ilgili mücadeleler de artmıştır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İnsanlara insan oldukları için sahip olmaları gereken bir takım hakların bulunduğu fikri ilk kez İngiltere&quot;den ortaya atıldı.19. Yüzyılda Amerika ve diğer bir çok ülkelere yayılan bu fikir akımından sonra 1789 Fransız İhtilali Avrupa&quot;da insan haklarının kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamıştır.&lt;br/&gt;Amerikan Cumhurbaşkanı Roosvelt ile İngiliz Başkanı Churcill tarafından imzalanıp duyurulan Atlantik Beyannamesinde insan hakları genişletildi. Bu beyannamede insanlara millet, inanç, ırk ayırımı gözetmeksizin herkes için eşit haklar konmuş ve yasaların korumasına verilmiştir.&lt;br/&gt;İNSAN HAKLARI &lt;br/&gt;İnsanlığa önem verip, &lt;br/&gt;Bu bildiride yayınlandı. &lt;br/&gt;Bütün insanlık sevinip, &lt;br/&gt;Derin uykudan uyandı. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;O evrensel bildiride, &lt;br/&gt;&quot;İnsan Hakları&quot; var, dinle, &lt;br/&gt;bildiriyi okuyalım, &lt;br/&gt;arkadaşım gel seninle. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&quot;Tüm insanlar hür doğarlar, &lt;br/&gt;Dil, din, ırk, renk bakımından, &lt;br/&gt;Ayrı bile bulunsalar, &lt;br/&gt;Kaybetmezler haklarından.&quot; &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&quot;Köleliği&quot; çirkin bulur, &lt;br/&gt;&quot;Özgür&quot; olmayı savunur. &lt;br/&gt;İnsanları sevdiğine, &lt;br/&gt;Bütün dünyaya duyurur. &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Çarptırılmaz hiçbir kimse, &lt;br/&gt;İnsanlık dışı cezaya. &lt;br/&gt;Karışamaz hiçbir kuvvet, &lt;br/&gt;Ne almaya, ne satamaya. &lt;br/&gt;İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ&lt;br/&gt;1.Bütün insanlar hür ve eşit doğarlar. Akıl ve vicdan sahibidirler; birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar. &lt;br/&gt;2.Herkes ırk, renk, cins, din, siyasal ya da başka herhangi bir ayrılık gözetmeksizin, bildiride yazılı bütün haklardan ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir. &lt;br/&gt;3.Yaşamak, özgürlük ve can güvenliği herkesin hakkıdır. &lt;br/&gt;4.Hiç kimseye işkence, zulüm, onur kırıcı ceza ya da işlem uygulanamaz. &lt;br/&gt;5.Yasalar önünde herkes eşittir. &lt;br/&gt;6.Hiç kimse yasalara aykırı olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz, sürülemez. &lt;br/&gt;7.Herkes davasının bağımsız bir mahkemede görülmesi hakkına sahiptir. &lt;br/&gt;8.Herkesin özel hayatı, ailesi, konutu ve haberleşmesi yasayla korunmalıdır. &lt;br/&gt;9.Evlilik çağına gelen her erkek ve kadın, hiçbir ırk, renk, din şartına bağlı olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir; aile, toplumun temel öğesidir. Toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir. &lt;br/&gt;10.Herkes mal ve mülk edinme hakkına sahiptir&lt;br/&gt;11...................................................................................&lt;br/&gt;12...................................</description></item><item><title>AŞIKLIK  GELENEĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?asiklik--gelenegi-457689.html</link><description>AŞIKLIK  GELENEĞİ&lt;br/&gt;Anadolu  ,geçmiş  zaman  içinde ,farklı  birçok  topluluğa  yurt olmuş ,birçok kültürün  doğurganlığını  yapmıştır.Bu  kültürel  miras ,Anadolu&quot;ya  yerleşen her  yeni  toplulukla  birlikte değişmiş ,eklentili  bir  şekilde bir  sonraki  zamana  miras  olarak  kalmıştır.Devamlı   bir  alış verişin gerçekleşmesi ,kültürlerin sürekli  bir  bireşim  ve  değişim  içinde varlığına  devam  etmesine  neden  olmuştur.&lt;br/&gt;Kültür kaynaklarının ,Orta  Asya&quot;dan Anadolu&quot;ya  çağlar  boyu  zaman  süreci içinde ,halk  şiir  geleneğini  şekillendirici  bir etkisi  vardır.Sosyal  yapı  ait  olduğu  toplumun kültür  öğeleriyle biçimlenir.1&lt;br/&gt;Aşıklar  ,Orta  Asya  yaşantısında ,Şeylan ,Sığır  ve  Yuğların vazgeçilmez  motifleri  arasındadır.Bu  törenlerde  ,şiirin ve  ozanın  yeri  kutsal  ,önemleri  büyüktür.Bu  törenler ,bugün  bile  bazı  yerlerde  ad  değiştirerek ,bazı  yerlerde  de şekil  değişimine  uğrayarak  devam  etmektedir.&lt;br/&gt;Oğuz  boylarının ,kurban  ziyafeti  olan  Şeylan ,bir  çok  ulusla  ortak  bir  özellik  olsa  da ,ufak  ayrıntılarda değişiklikler  gösterir.En  bariz  farklılık ,Oğuz kurbanında  her  boya ,kurbanın  belli bir  yerinin verilmesidir.Sığır  ,yılın belli  günlerinde  yapılan sürek  avlarıdır.Avın  sonrasını  yine ziyafetler ,şölenler izler Gerek bu  şölenlerde gerekse Sığırlarda ,baksı-ozanlar ,kopuzları ile dinsel-sihirli  nağmeler  okurlar ve  günlük  sıkıntıları  ile  yorulan kafaları ,belli  bir  erince, dinlendirici  bir  ortama  götürürler.Şamanlığın  hakim olduğu  dönemlerde ,ozanlar  daha  çok  büyücü ,sihirbaz  olarak  kabul  edilirdi.Ancak  şölenlerdeki  yeri ve  önemi  hiçbir  zaman kaybolmazdı.İslamiyet&quot;in  kabulüyle  değişen  tek şey  ,ozanın-baksının  nağmeleri  olur.Eski  konular  yerini ,şehnamelere ,eski  tür müzik  yerini acem  müziğine ,şiir  yerini  acem  şiirine bırakır.2&lt;br/&gt;_______________________&lt;br/&gt;1.Erman  Artun ,İletişim Çağında  Aşıklık  Geleneğinin Geleceği,Çukurova Üniversitesi Türkoloji  Araştırmaları  Merkezi&lt;br/&gt;2.Nejad  Birdoğan,Anadolu&quot;nun Gizli Kültürü Alevilik,Hamburg,1990,s.397&lt;br/&gt;Yuğlar   ise ,genel  yas  törenleridir.Çin kaynakları  böyle  bir  yas  törenini  şu  şekilde  anlatır :&lt;br/&gt;&quot;Bir  adam  ölünce  cesedini çadırına  koyarlar.Oğulları ,yeğenleri ,ana  ve baba  yönünden  akrabaları ,hepsi  bir  veya  birkaç  koyun ,sığır, at  öldürüp  ona  kurban  ederler.Bu kurbanların  ölü  için  olduğunu  belirtmek  içim kurbanları  çadırın  önüne  bırakırlar.sonra  atlarıyla  çadırın  çevresinde  dönerler.Kapı  önlerine  geldiklerinde  bıçaklarıyla  yüzlerini  çizerler.Bu  dönüş  yedi  kere  olur.&quot;3&lt;br/&gt;Bu  törenlerde  şiirin  ve  ozanın  yeri  çok  açıktır.Kaynağını  böylesine  eski  dönemlerden  alan  aşıklık ,zamanla  değişir.Konular  daha  çok  dini  içerikli  olur.&lt;br/&gt;Dede  Korkut  hikayelerinde Oğuzların halk  şair-müzisyenleri  anlamında  kullandıkları &quot;ozan&quot; sözcüğü ,son dönemler  kadar  iyice  incelenmemiş ,giderek  okunuşu  bile  kuşkulu  kalmıştır.Bu  ozanlar  ,eski  Oğuz  destanlarını ,Dede  Korkut  hikayelerini  söylerlermiş.Bu  işi  yaparken de  üç  telli  sazlarını ,tahtadan  yaptıkları bir  kirişi  sürterek  çalarlarmış.Osmanlı  dönemlerine  kadar ,şiir ve çalıp  söylemek  tek  elde  yani  ozanda  toplanmışken ,bu  dönemle  birlikte  ayrı  ayrı  ellerde  toplanmaya  başlar.Ozanın  yanında  bir  de  kopuzcular  dolaşmaya  başlar.&lt;br/&gt;Ancak  15.yy.la  birlikte  ozan  sözcüğü  hor  görülmeye  başlanır.Bunda  şüphesiz Divan  Edebiyatının etkisi  büyüktür.Aruz  bilmeyen  ozanlar ,ozandan  sayılmamaya başlanır.Ozan sözcüğünün   ,saray  edebiyatı  etkisiyle etkinliğini yitirmesi ,başka  bir ismin  ön plana  çıkmasına  sebep  olur.Bu  da  aşıktır.16.yy.da ilk  örneklerini  vermeye  başlayan aşık edebiyatı geniş  halk  kitlelerine  seslenmeye  başlar.Her  yörenin kültür  ve  beğenisiyle  oluşan  aşık edebiyatı diğer  kaynakların  yanı sıra anonim  ürünlerle  de beslenir.Anadolu  halkının  dünya  görüşünün  yanı sıra estetik  modelleri  de aşık  şiirinde  temsil  edilir.Kültür çevresi  değiştikçe yeni  etkileşimler aşık  şiirine  kademe  kademe  yansır.Aşık  şiiri  sözlüdür,sözlü  geleneğin  pek çok  özelliğini  taşır.Anadolu&quot;da aşıklar toplumsal  ,tarihsel  olaylar  karşısında epik  diye  niteleyebileceğimiz, bireysel  olgu ve  durumlar  karşısında lirik  bir  söyleyiş  geliştirmişlerdir.4&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;______________________&lt;br/&gt;3.Nejad  Birdoğan ,a.g.e. ,s.398&lt;br/&gt;4.Erman  Artun ,a.g.e.,&lt;br/&gt;Aşık  edebiyatının ,halk  arasında  giderek  daha  çok  yayılması,halkın ,aşığın  sözlerinde  ,nağmelerinde kend</description></item><item><title>VEDAT  TÜRKALİ&quot;NİN SİNEMACI KİMLİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vedat--turkali-nin-sinemaci-kimligi-457688.html</link><description>Vedat  Türkali&quot;nin Sinemacı Kimliği&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Abdulkadir Pirhasan&quot;ın sinemayla tanışması 1950&quot;li yılların sonuna denk düşer.1951 toplu tevkifatı sırasında tutuklanan Pirhasan ,yasadışı örgüt üyeliğinden,meclise ,orduya, üsse hakaretten yedi yıl hapse mahkum olur.1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra arkadaşı Rıfat Ilgaz&quot;la birlikte Gar Yayınevi&quot;ni kurar.Sadece bir deneme olarak nitelediği yayıncılık hayatı uzun sürmez.Yayıncılıkta istediği başarıyı gösteremeyen Pirhasan&quot;ın sinemayla tanıştığı yer olmasından dolayı Gar Yayınevi önemlidir.Abdulkadir Pirhasan ,sinemayla tanışmasını şöyle anlatır:&lt;br/&gt;&quot;58&quot;de Babıali&quot;de yayıncılığa kalkıştığımızda ,gülmece kitapları basarken yanımıza gidip gelen genç bir sinemacı ile başladı Türk Sineması&quot;yla  ilk ilişkim. &quot;Adı geçen sinemacı Yılmaz Güney&quot;dir.&quot; Bir senaryo üstüne birlikte çalışma denemelerine giriştiğimizi de anımsıyorum. &quot;Dönüş adlı senaryoda Yılmaz Güney&quot;le birlikte çalışmışlardır.&quot; Fakat sinemaya asıl girişim Kemal İnci&quot;nin Suphi Kaner&quot;le ortak yapımları ,Fatma Girik&quot;in de ilk filmlerinden  Üsküdar İskelesi adlı filmin senaryosuna katılmamdır.Evimde yapılan bu çalışmalara Kemal İnci&quot;nin birlikte getirdiği Ertem Göreç&quot;le tanışmamız da yaşamımda dönüm nokatsı oldu denilebilir.Üsküdar İskelesi &quot;nin çekimlerine gidiyordum çoğu kez ;suflörlük ediyordum.Filmler sessiz çekildiğinden oyuncular alıcı yönünden söylenen sözleri yinelerler ,bu suflörlük işi daha çok ikinci ,üçüncü asistanlara yaptırılır.Benim gönüllü yapmaya kalkmam  yadırgandı önce .Oysa provada oyuncukara metnin gerektirdiğini oyunu anlatma olanağı buluyordum ,bu da bana hiç önemsiz görünmüyordu.&quot; 1&lt;br/&gt;Ertem Göreç ,Abdulkadir Pirhasan&quot;ın sinemacılığında önemli bir yere sahiptir.Öyleki Eski Filmler adlı senaryo kitabı Ertem Göreç&quot;e sunulmuştur.Ve Yeşilçam Dedikleri Türkiye romanındaki Refik karakterinin gerçek hayattaki karşılığı birçok yönüyle yönetmen Ertem Göreç &quot;tir.&lt;br/&gt;Sanatın her alanında uygulanan  sansür  ,en baskıcı yüzünü sinemada gösteriyordu.Bu şartlar altında eski bir siyasi tutuklunun sinemaya tutunması zor olacaktı.Bu durum karşısında kendince çözümler üretmeye çalışan Abdulkadir &lt;br/&gt;__________________&lt;br/&gt;1.Vedat Türkali,Eski Filmler,İstanbul,2003,s.8&lt;br/&gt;Pirhasan ,Vedat Türkali adını o yıllarda kullanmaya başlar.Vedat Türkali adı sansür kuruluna karşı alınan önlemlerden biridir.Vedat Türkali o yıllarda içinde bulunduğu durumu şu şekilde dile getirir:&lt;br/&gt;&quot;â€¦.asıl önemli engel , benim yıllar süren siyasal hükümlülükten sonra cezaevinden yeni çıkmış olmamdı.Yıl 58-59&quot;du;Demokrat Parti iktidarının en baskılı günleri yaşanıyordu.Benim sinemaya girme çabamı gören arkadaşlar,  haklı olarak, hiç de umutlandırıcı konuşmuyorlardı.Öyle bir sinema tutkulusuydum  ki  söylenenler kulağıma bile girmiyodu.&quot;2&lt;br/&gt;O yıllarda Vedat Türkali ,sinemayı kendi toplumsal duyarlılıklarını yansıtmada bir araç olarak görür. &quot;Karanlıkta Uyuyanlar&quot; adlı senaryo böyle bir anlayışla ortaya konmuştur.Ancak sinema,yazarın tek  geçim kaynağı olduğundan  ticari amaçlı senaryolar da yazmıştır. Filmler de  yönetmiştir.Yeşilçam &quot;da üç film yöneten  kırkın üzerinde de senaryosu olan Vedat Türkali&quot;nin &quot;Üç Film Birden&quot; , &quot;Eski Filmler&quot; adlı iki de senaryo kitabı vardır.&lt;br/&gt;Vedat Türkali Filmografisi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üsküdar İskelesi&lt;br/&gt;Yönetmen: Suphi Kaner&lt;br/&gt;Senaryo: Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım yılı:1960&lt;br/&gt;Filmin senaryo çalışmalarına ve çekimlerine yardımcı olan Ertem Göreç&quot;le böylece, tanışırlar ve yıllar sürecek dostlukları bu filmle başlamış olur.Fatma Girik&quot;in de ilk filmidir bu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Otobüs Yolcuları&lt;br/&gt;Yönetmen :Ertem Göreç&lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım yılı:1961&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;_____________________&lt;br/&gt;2.Vedat Türkali,a.g.e.,s.10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kızıl Vazo&lt;br/&gt;Yönetmen :Atıf Yılmaz&lt;br/&gt;Senaryo:Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1961&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dolandırıcılar Şahı&lt;br/&gt;Yönetmen :Atıf Yılmaz&lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1961&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Allah Cezanı Versin Osman Bey&lt;br/&gt;Yönetmen :Atıf Yılmaz &lt;br/&gt;Senaryo: Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı: 1961&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tatlı Bela &lt;br/&gt;Yönetmen :Atıf Yılmaz&lt;br/&gt;Senaryo : Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1962&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir Gecelik Gelin&lt;br/&gt;Yönetmen :Atıf Yılmaz &lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1962&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Belalı Torun &lt;br/&gt;Yönetmen : Memduh Ün&lt;br/&gt;Senaryo : Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1962&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ümitler Kırılınca&lt;br/&gt;Yönetmen :Orhan M.Arıburnu&lt;br/&gt;Senaryo : Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı : 1962&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şehirdeki Yabancı &lt;br/&gt;Yönetmen :Halit Refiğ&lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1963&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yavaş Gel Güzelim&lt;br/&gt;Yönetmen :Memduh Ün &lt;br/&gt;Senaryo : Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1963&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kızgın Delikanlı&lt;br/&gt;Yönetmen :Ertem Göreç&lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali&lt;br/&gt;Yapım Yılı :1964&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Karanlıkta Uyuyanlar&lt;br/&gt;Yönetmen :Ertem Göreç &lt;br/&gt;Senaryo :Vedat Türkali</description></item><item><title>VEDAT TÜRKALİ&quot;NİN YAŞAMI VE EDEBİYATÇI KİMLİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?vedat-turkali-nin-yasami-ve-edebiyatci-kimligi-457687.html</link><description>VEDAT TÜRKALİ&quot;NİN YAŞAMI VE EDEBİYATÇI KİMLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1919&quot;da Samsun &quot;da doğdu .asıl adı Abdulkadir Pirhasan &quot;dır.Yüksek öğrenimini ,1942&quot;de  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü&quot;nde  tamamladı.Maltepe ve Kuleli Askeri Liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.1951&quot;de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı.Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı.Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı.&lt;br/&gt;Rıfat Ilgaz&quot;la birlikte Gar Yayınları&quot;nı kurdu.1960&quot;ta Dolandırıcılar Şahı ile ilk senaryo denemesini yaptı.Otobüs Yolcuları ,Üç Tekerlekli Bisiklet,Karanlıkta Uyuyanlar gibi önemli filmlerin senaryolarını yazdı.1965&quot;te senaryosunu yazdığı Sokakta Kan Vardı ile yönetmenliği de denedi.&lt;br/&gt;Kurgusu,tekniği ve gerçekçi yaklaşımıyla çağdaş edebiyatta bir aşama olarak nitelendirilen ilk romanı &quot;Bir Gün Tek Başına&quot;yı 1974 yılında yayınlandı.Bu romanıyla Milliyet Yayınları Roman Yarışması&quot;nda birincilik ödülünü ve 1976 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı&quot;nı aldı.1979 yılında Üç Film Birden adlı senaryo kitabı yayınlandı.Yine 1979 yılında ilk ve tek şiir kitabı olan Eski Şiirler Yeni Türküler&quot;i  yayınlandı.Romancılığına 1983&quot;te yayınlanan  Mavi Karanlık ile devam etti.1985 yılında ikinci senaryo kitabı Eski Filmler&quot;i yayınlandı.1986&quot;da üçüncü romanı Yeşilçam Dedikleri Türkiye romanını yayınlandı.Bu romanı 1990&quot;da Tek Kişilik Ölüm izledi.1996 yılında Kürt sorunu üzerine yazdığı yazılarını, Özgürlük İçin Kürt Yazıları adı altında kitaplaştırdı.Daha sonra dört kitaptan oluşan Güven&quot;i yazdı. 2001  yılında Komünist  adlı anı kitabı yayınlandı.Yine aynı yıl, içinde,  düz yazıları , onunla yapılan röportajlar ,savunmalar, hakkında yazılan bazı yazılara verdiği yanıtlar olan Tüm Yazıları  Konuşmaları  yayınlandı.2004 yılında ise Kayıp Romanlar adlı son romanı yayınlandı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sinemanın Romandaki İzdüşümü ve Kullanılan Sinemasal Tekniğin Öğeleri&lt;br/&gt;a-Yazarın Ağzından&lt;br/&gt;Uzun yıllar sinemayla uğraşan kırkın üzerinde senaryo yazan, üç de film yöneten&lt;br/&gt;Vedat Türkali&quot;nin romanları da sinemayla iç içedir .Sinemaya atılmadan  önce,Türkoloji bölümünü bitirmenin sağladığı avantajları,  sinemada ustalıkla kullanan Vedat  Türkali , sinemadan sonra da sinemacılığın verdiği avantajları romanlarında ustalıkla kullanmıştır.Sinemayla romanlarını ortak  bir pardada buluşturmaya  çalışan yazar,  sinemayla  romanının ortak yanlarını  şu şekilde dile getirir:&lt;br/&gt;&quot;Roman ve sinemanın çok yakın iki yanı var.Bir defa sinema, insana  ve  doğaya  çeşitli açılardan bakabilme fırsatını,  teknik olanağını  vermiş.Örneğin tiyatroda bunu bulamazsınız.Şimdi siz  orada oturuyorsunuz  ve bana bakıyorsunuz.Oturduğunuz  köşeden görebilirsiniz. O köşedeki arkadaş  farklı görüyor, bu köşedeki başka görüyor.Bunu değiştirmek elinizde değil.Sinema işte bunu  elde etmiş.Aslında bu duygu insanda öteden  beri var.Yani  olayları  ,insanları, doğayı ve çevreyi  çeşitli  açılardan görme  isteğiâ€¦İşte sinema  insanoğlundaki bu  farklı  açılardan  görmek  özlemini  karşılayabilmiş. Bu  romanda da vardır .Romancı  insanlara ve  eşyaya  istediği  açıdan  yaklaşabilir;  onu  anlatabilir.&quot;1&lt;br/&gt;Yazar romandaki özlemini  okuyucunun zihninde resimler  canlandırmak ve bu resimleri devinimli  hale sokmak olarak  niteler.Bir birinden farklı  anlatım  tekniği olan bu iki  sanat dalını  ise  ortak  bir  paydada buluşturmaya çalışır.Birçok  yönden  ortak yanları olduğunu düşündüğü  sinemayla  romanın tanımlamasını da bu  doğrultuda  yapar.Ve  romanlarında  beslendiği  en temel kaynak olan sinemayı şu  şekilde tanımlar;&lt;br/&gt;&quot;Devinimli  resimlerin bir  düzlemde  sergilenmesidir  sinema .Ölçü  ve bakış  açısı  insandır.Sergilemeye  kamera aracı olur.Anlatıcı  ne kadar  saklansa da  anlatılandan ayıramaz  kendini.Anlatanın  kendi de varlığını  sezdirmeden  olayın içindedir.Bu çevredir,mizansendir,ışıktır,oyundur  ve  tüm  bunlara  nereden  ve nasıl  baktığımızdır.Tüm  bunlardan  ötürü sinema etkin  bir  eleştiri aracıdır.&quot;2&lt;br/&gt;______________________&lt;br/&gt;1.Vedat  Türkali,Tüm  Yazıları  Konuşmaları,İstanbul,2005,s.191&lt;br/&gt;2.Sebahat Özdemir,Vedat Türkali,İstanbul,2005,s.109&lt;br/&gt;Sinemayı bu  şekilde tanımlayan  yazar, bu tanım  doğrultusunda oluşturduğu  romancılığının  nelerle  bezeli  olduğunu , sinemanın  hangi  özelliklerini  barındırdığını  fazla  teknik  alana  girmeden  şöyle  ifade  eder:&lt;br/&gt;&quot;Ben  bunları  roman anlatımında uyguladım. &quot;Devinimli resimlerin  bir düzlemde  sergilenmesi, v.s.&quot; roman kişileri yaşadıklarını  sözüne ettiğim  biçimde  anlatırken ,okuyucuyu da işi</description></item><item><title>MURATHAN MUNGAN VE GELENEK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?murathan-mungan-ve-gelenek-457686.html</link><description>MURATHAN MUNGAN VE GELENEK&lt;br/&gt;&quot;Geleneksel malzemeden yararlanmak çoğu kez kolaycılık sanılır;ve bu tür suçlamalarla karalanır.Kuşkusuz bir malzeme kolaycı biçimlerde kullanıldığı gibi,kolaycı olmayan biçimlerde de yeniden üretilebilir.Bütünüyle bir yaklaşım ,bir yöntem ve işleyiş sorunudur.Gelenekten yararlanmak ,ya da geleneksel malzemeyi kullanmak sanıldığı kadar kolay bir şey değildir.Bu konuda süregelmiş kimi kötü örnekler ve bu örneklerin yaygınlaşması,ne yazık ki böyle bir yanlış genellemeye yol açmıştır.Oysa tam tersine geleneksel malzemeyle ilişki kurmak ,yerine göre yenilikçi ya da öncü bir şey yapmaktan çok daha büyük sorumluluklar gerektirir.Sanatçının kendi olanakları ,kullandığı malzemenin olanaklarından daha zengin değilse ,yaptığı iş daha yolun başında onu yemiş demektir.&quot;(1)&lt;br/&gt;İnsan,yaşamı boyunca bir çok kez hayatını doğrudan etkileyecek seçimler yapmak zorunda kalır.Bu varoluşunun bir gereğidir.Günlük yaşama teslim olmamak, varoluşunu  farkındalık durumunda yaşamak için seçimler, vazgeçilmez gerekliliklerdir.Ancak bazı seçenekler, kendiliğinden olagelen ,hayatımızda istem dışı gerçekleşen gizli seçilmişlerdir.Murathan  Mungan  için de geleneksel olan masalsı olan ve bu olguların ana kaynağı Mezopotamya ,sonradan seçilmiş değildir.Bu özelliklerin hepsi ,çocukluğunun ,ailesinin ,büyüdüğü mekanın bir parçasıdır.Mungan,yeri geldiğinde gelenekle bir hesaplaşma içine girdiği gibi ,yeri geldiğinde de geleneğin sadece olmakta olmasıyla ilgili bir anlama çabası içine girer.Yazar için &quot;Geleneksel olan ,bugünü anlamak için vardır&quot;(2) &lt;br/&gt;&quot;Ben Mezopotamya&quot;nın toprağından bir çömlek yapıyorum.Bir Finlandiyalı gelip de Mezopotamya&quot;nın toprağından çömlek yapacak değil.Ama öyle bir çömlek yapmalıyım ki ,o sudan ve topraktan onu Finlandiyalı da kullanmalı,Kanadalı da.Evrensellik tartışmaları var.Nerede olduğunuzu ,ayaklarınızı hangi toprağa dokunduğunuzu bilecek ve bunu tüm dünyaya göstereceksiniz.Bu topraklarda yankılanan  bir sözün sadece gökyüzü ile sınırlayacak bir yankının ulaşacağı bir insanlık sesi yok.&quot;(3) &lt;br/&gt;________________________&lt;br/&gt;1.Fırat Caner,Bir İdeoloji Olarak Murathan Munagan Şiiri,Bilken Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü,Doktora Çalışması,2002&lt;br/&gt;2.aynı eser&lt;br/&gt;3Müjde Aslan,Murathan Mungan&quot;la Söyleşi,Özgür Politika,3 Ocak 2004&lt;br/&gt;Murathan Mungan&quot;ın  geleneksel olanla kurduğu bu bağ, kendi kültürünün zenginliğinin ona sunduğu olanakların değerlendirilmesidir.Binlerce yıllık tarihinde onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyanın, üzerinde nefes alanlara söyleyecek çok şeyi olmalıydı ve bunlar dile getirilmeli ,yazıya dökülmeliydi.Bu anlamda Mungan ,geleneksel olanla yazınsal anlamda ilişki kurmayı başarmış bir yazardır.Gelenek, onun sanat kurgusunun temel eksenlerindendir.Kültürel tarih boyunca bir çok kez değişime uğramış, evrim geçirmiş motifler ,onun kalemiyle yeniden ,farklılaşarak dile gelirler.Daha önce de değindiğimiz gibi ,bunun nedeni bazen sorgulama ,hesaplaşma ,bazen de sadece olduğu gibi sunmadır.Medar Atıcı, Murathan Mungan&quot;ın gelenekle kurduğu ilişkiyi bir hesaplaşma olarak ele alır.Atıcı&quot;ya göre geçmişle ödeşmek ,kişinin ya da toplumun &quot;kendisiyle&quot; ödeşmesi demektir.Geçmişin bugünle ilişkisini kurarken ,onu yenilmesi ,alt edilmesi ,üstüne basılarak ezilmesi gereken ya da tam aksine yüceltilmesi,övülmesi, dokunulmaz kılınması gereken bir olay ve anlamlar yığını olarak değil de ödeşilmesi gereken bir birikim olarak değerlendiriyor  Mungan, kişinin ya da toplumun geçmişiyle ödeşmesi bir anlamda kendi kendisiyle hesaplaşması;kendi kendine bakması ve yaşanmış olanı, kendi bakış açısından görebildiği kadarıyla değerlendirip,bugününe ,yaşamakta olduğuna katmasıdır.(4)&lt;br/&gt; Mungan, bu hesaplaşmayı yaparken okuyucunun  da ,kendi kendisiyle yüzleşmesini sağlar.Zaman içinde evrilerek bugüne gelen motiflerin,karşılık bulduğu toplumsal dinamiklerin sorgulanmasını sağlamaya çalışır.Böylece hem yaşadığı topluma karşı sorumluluğunu yerine getirdiği gibi, toplumun evrimine de bir anlamda ışık tutar. &quot;Dünya tarihinin enkazı altındayız,yıkıntılar altında kullanılabilir halde bulabileceğimizi umduğumuz malzemeler arıyor, kendimizce işe yarayabilir olanları ayıklıyor ,kendi çattığımız çerçevelerde onlara yeniden işlerlik kazandırmaya çalışıyoruz.&quot;(5)   &lt;br/&gt;Murathan Mungan yazınının ana sorunsallarından &quot;kendi olma&quot; ,geleneksel olanla birlikte daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar.Çünkü insanın kendi olma arzusu karşısındaki en büyük engellerden biridir  gelenek. &quot;Klasik psikanalize göre kişilik,</description></item><item><title>TURŞU</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tursu-457685.html</link><description>TURŞU&lt;br/&gt;        Turşu üretiminin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Ancak turşu üretimine ne zaman başlandığı hakkında kesin bir belge yoktur. İnsanların sirke veya tuzu tanımalarından sonra turşu üretimine başlamış olmaları kabul edilebilir. Bugüne kadar sebze ve meyvelerin dayanıklı hale gelmeleri için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Gıdaların fermantasyon yöntemiyle dayanıklı hale getirilmesi oldukça karmaşık ve belli birikimi gerektirir. Eldeki bulgulara göre M.Ö. 7000 yılında bira, şarap ve sirke gibi fermente ürünlerin üretiliyordu. Buna dayanarak da sirke üretimini gerçekleştiren insanın sirkeli turşuyu da ürettiği düşünülebilinir. &lt;br/&gt;          Turşu iştah açtığı için bilhassa Anadolu&quot;nun köy ve şehirlerinde yüzyıllardır kullanılmaktadır.ancak bu kadar lezzetinin yanında insanların sağlığı açısından tehlikeli olabiliyor. Böbrek, karaciğer, mide rahatsızlığı gibi hastalıkları olan insanlar fazla tükettiği zaman tehlikeli olabiliyor. Sirkeden yapılmayan turşu suları ise her bünye için zararlıdır.Tüm sebze ve meyvelerden turşu yapılabilinir ancak turşu malzemelerinizin.Tüm sebze ve meyvelerden turşu yapılabilinir ancak turşu malzemelerinizin dalından yeni kopmuş olmasına dikkat etmenizde fayda var. Aynı zamanda turşu malzemeleri fazla iri olmamalıdır. Çünkü iri sebze, asitli ortamda gelişir ve orta kısmında oluşacak bakteri kültürleri midede gaz yapar. Bu yüzden sebzelerin küçüğünü seçmenizde yarar vardır. Örneğin 7- 10 santim arasında bir salatalık, turşu yapmak için yeterlidir. Turşuyu cam bir kavanozda kurmanız hem sağlık açısından hem de lezzet açısından önemlidir. Cam kavanoz turşuya lezzet kazandırır. Sirkenin etkisiyle iştah açan ve besleyici gıda maddeleri içeren turşu, plastik kaplara kurulursa tadı bozulur ve sağlık açısından tehlikeli sonuçlar verebilir. Turşu soğuk ortamda bekletilirken, asetik asit bakterileri çoğalarak asit ortamı oluşturur. Asitli ortamda da plastikteki kimyasal maddeler çözülerek turşuya karışırlar. Bu da insan sağlığını olumsuz etkiler. &lt;br/&gt;        Tuz ve sirkenin meyve, sebzelerle birleşmesiyle oluşan bu müthiş lezzet, aynı zamanda vitamin açısından da çok zengindir. Siz de kış yemeklerinizin yanında bu renk renk güzellikleri sunmak istiyorsanız, acele edin ve hemen bir kavanoz alarak kendi lezzetinizi kendiniz yaratın... Turşu yapımında üç önemli nokta, sirke, tuz ve sudur. Sirke oranı suyun yüzde 20&quot;si olmalıdır. Yani beş su bardağı suya bir su bardağı sirke. Bir litre suya 50-60 gr tuz katılmalıdır. Ancak, su miktarı fazlalaştıkça tuz miktarını biraz düşürülmelidir. Örneğin, beş litre sirkeli suya 150-200 gr arasında tuz katılmalıdır. Su miktarı, turşu kabının hacmine göre değişebilir. Ona göre de sirkeli su miktarı ayarlanmalıdır. Bu sirkeli ve tuzlu su, genelde bütün turşularda kullanılabilir. Su kaynatılmadan konursa turşunun üzeri küf tutar. Turşulara konulacak su mutlaka kaynatılmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BİBER TURŞUSU&lt;br/&gt;                                                     MALZEMELER:                 &lt;br/&gt; -15 su bardağı su       &lt;br/&gt; -3 çorba kaşığı tuz&lt;br/&gt; -1 baş sarımsak&lt;br/&gt; -3 su bardağı sirke&lt;br/&gt;             -1kg sivri biber&lt;br/&gt;             -2 çay kaşığı şeker&lt;br/&gt;             -1 fincan nohut&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Turşu suyu için 1.5 litre (sekiz su bardağı) suyu kaynatıp soğutun. Sivri biberleri bütün olarak ayıklayın, yıkayın ve süzün. Saplarının fazlalığını kesin ve uçlarını iki cm uzunluğunda kesin. Sarımsakları soyup küçük parçalara ayırın. Turşunun kurulacağı kavanozun veya kabın dibine nohutlar ve sarımsağın bir kısmını serpiştirin. Sivri biberleri de kavanoza düzgünce yerleştirin. Biberlerin arasına kalan sarımsakları serpiştirin. 15 su bardağı kaynatılıp soğutulmuş suyun içine tuz, şeker ve sirke ilave edip karıştırın. Taze biberlerin üzerini bir parmak geçene kadar bu sudan doldurun. Kapağını kapatıp serin, güneş görmeyen ve rutubetsiz bir yerde 10 gün bekletin.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DOMATES TURŞUSU&lt;br/&gt;                      MALZEMELER:&lt;br/&gt;                           -3 kg domates&lt;br/&gt;                           -3 kereviz dalı &lt;br/&gt;                           -1 baş sarımsak&lt;br/&gt;                           -1 limon&lt;br/&gt;                           -1 demet dereotu&lt;br/&gt;                           -3 sivri biber&lt;br/&gt;                           - kaya tuzu&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       Normal iriliğe ulaşmış, yeşil rengi sarı beyaza dönmüş veya çok hafif kızarmış, halk arasında çakır domates denilen sert yapılı domateslerden yapmanız gerekir. Bu kıvama gelmemiş, çok genç yeşil domateslerden turşu yapılırsa, rengi kararır ve tatsız olur. Ç</description></item><item><title>MOR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mor-457684.html</link><description>MOR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Mor&quot;, yirmi dört saatlik bir zaman dilimini kapsayan bir cinayet romanıdır. Ancak yazar, roman kişilerinin geçmişlerini ve gelecekle ilgili düşüncelerini anlatarak uzun bir süreyi ele alır. Roman, başkişi olan İlhan Sacit&quot;in öldürülmesi etrafında şekillenmiştir. &lt;br/&gt;İlhan Sacit, Ege&quot;de bir kasabada yaşayan toprak sahibi ailenin dört çocuğundan biridir. Romanda da bu ailenin çocukları ve hayatlarına dahil olan insanlar yazar tarafından geriye dönüş tekniği ile anlatılır. &quot;Mor&quot; da bir cinayetin ele alınmasının yanı sıra romanı olmasının yanı sıra intiharlara da yer verilir. İlhan Sacit&quot;in annesi ve erkek kardeşi Bertan intihar etmiş; yeğeni Sinan ise uyuşturucu komasına girdiği için ölmüştür.&lt;br/&gt;Yirmi dört saatlik bir sürede yaşanan olaylar, romanın başkişisi olan iş adamı İlhan Sacit&quot;in yazlık otelinde geçer. Roman, İlhan&quot;ın yıllar önce ölmüş olan annesini rüyasında görüp endişe ile uyanmasıyla başlar.&lt;br/&gt;Eski bir solcu olan ve &quot;Mor&quot;da zengin bir iş adamı olarak karşımıza çıkan İlhan Sacit, elli yaşını aşmış bir kişidir. Genç yaşta evlendiği Revan&quot;dan ayrılmak istemektedir. Renginur adında kendinden otuz yaş küçük olan sevgilisinden evlilik dışı bir çocuğu olmuştur. Revan&quot;dan boşanıp Renginur ile evlenerek yeni bir hayata başlamak arzusundadır. Ancak eşi Revan ve baldızı Fikran bu durumu kabul edemezler. İlhan&quot;ın boşanma isteğine razı gelmeyip bunu engellemeye çalışırlar. Revan yirmi yedi yıllık evliliğini bitirmeyi istemezken, Fikran da İlhan&quot;ın mirasını Renginur&quot;a kaptırmaya razı değildir. Fikran boşanmanın gerçekleşmemesi için çareler ararken bir süredir birlikte olduğu sevgilisi Ramazan ona bir teklifte bulunur. Para karşılığı eniştesini öldürtmesini ve böylece amacına ulaşmasını söyler. Fikran, boşanma gerçekleşmeden İlhan&quot;ın ölmesinin kendi yaralarına olacağını düşünerek bu teklifi onaylar. Revan&quot;ı da bu plana ortak eder ve İlhan Sacit&quot;i öldürmesi için kiralık katil tutar.&lt;br/&gt;Bir cinayet romanı olan &quot;Mor&quot;da olaylar, İlhan ve Renginur&quot;un oğulları Yalım&quot;ın birinci yaş günü partisinde gerçekleşir. O gece otelde İlhan&quot;ın hayata küsmüş kız kardeşi Gülcan, profesör olan ve evliliği ile ilgili sorunlar yaşayan erkek kardeşi Armağan , onun karısı Figen ve amcasının torunu Melike Eda da vardır. Öte yandan Renginur&quot;un annesi ve ölüm döşeğinde yatan babası da oteldedir. Babasına bakmak için gelen dayısı ve halası o gece otelde olan diğer yakınlarıdır. İlhan ve Renginur oğullarının birinci yaş günü nedeniyle çok mutludurlar. Her şey çok güzel hazırlanmış, havuz başında yapılacak parti için her türlü ayrıntı düşünülmüştür. &lt;br/&gt;O gece otelde olmayıp da olayların gelişimine sebep olan Revan İstanbul&quot;da, Fikran ise yazlıktadır. Her ikisi de büyük bir merak ve korku ile planladıkları cinayetin sonuçlarını beklemektedir. Fikran, otelde çalışan Ayten adındaki hizmetçiden o geceki partiyi öğrenir. Ayten, gün boyu bütün gelişmeleri telefon ile Fikran&quot;a aktarır.  &lt;br/&gt;İlhan, gördüğü rüyanın etkisiyle tedirgin bir şekilde güne başlar. Bir süre önce otele gelen ve kovulduktan sonra kendisini tehdit eden baldızı Fikran&quot;ın oğluna bir kötülük yapabileceğini düşünür. Aynı zamanda girdiği bir ihale nedeniyle rakiplerinin de sorun çıkarabileceğinden endişe duymaktadır. Oğluna ya da kendilerine bir zarar gelmesinden korkarak çeşitli tedbirler alır. Otelin çevresine korumalar yerleştirir.&lt;br/&gt; Bütün tedbirler romanın sonunda boşa çıkar. Gece yarısı on ikiye doğru doğum günü nedeniyle sahilde havai fişek gösterisi yapılacaktır. Herkesin sahile yöneldiği bir anda görevlilerden biri, İlhan Sacit&quot;e iki kişinin kendisini sorduğunu ve adamlardan birinin halasının oğlu olduğunu söyler. Bunun üzerine İlhan Sacit adamlara yönelir ve ilk maytabın havaya atıldığı anda adamlar kendisine ateş eder. Havuz başı İlhan Sacit&quot;in sabah rüyasında gördüğü gibi karışır. İlhan kanlar içinde yerde yatmaktadır.</description></item><item><title>TAŞ VE TEN</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tas-ve-ten-457683.html</link><description>TAŞ VE TEN&lt;br/&gt;ÖZET &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Roman, orta yaşlı bir kadın olan Ulya&quot;nın eserlerini sergilemek üzere Almanya&quot;ya gitmesi ve burada evinde kaldığı, kendinden yaşça küçük bir adama aşık olmasını konu edinir. Ulya&quot;nın bu serüveni eşliğinde bütün bir hayatı, aşkları, acıları anlatılır.&lt;br/&gt;Annesi Alman asıllı olan Ulya, Türkiye&quot;de doğmuştur ve iki çocuklu bir ailenin ilk çocuğudur. Ulya, çocukluğunda annesi ve babasının ilgisinden mahrum yaşamıştır. Birlikteyken çocuklarıyla ilgilenmeyen anne babası, on bir yıllık evliliklerinin ardından ayrılırlar. Ulya henüz on yaşında iken annesi Almanya&quot;ya döner. Ulya&quot;nın babası tekrar evlenince, annesi, kız kardeşi Deniz&quot;i yanına alır. Bu nedenle Ulya ve Deniz birbirlerinden ayrı büyürler.&lt;br/&gt;Ulya, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını iki ayrı toplumda, farklı kültürler içerisinde geçirir. Yıllarca yatılı okullarda okur ve yaz tatillerinde annesinin yanına gider. Yirmili yaşlarında Berlin Güzel Sanatlar Akademisi&quot;nde okumaya başlar. Yaz tatillerini İstanbul&quot;da geçirir.&lt;br/&gt;&quot;B&quot; ile ilk karşılaşması bu yolculuklardan birinde gerçekleşir. İstanbul&quot;dan Almanya&quot;ya dönerken trende karşılaştığı bu adam, onun hayatında çok büyük bir değişimin başlangıcı olur.&lt;br/&gt; Gerçek adı Bedir Coşkun olan bu genç adam, Adanalı bir Elektrik Mühendisidir. Roman boyunca adı yalnızca bir iki kere telaffuz edilir. Yetmişli yıllar Türkiye&quot;sinin karmaşasından kaçan &quot;B&quot; bir örgüt üyesidir. Bu nedenle Almanya&quot;ya sığınmacı olarak gelir. Örgütle olan ilişkisinden ve Türkiye&quot;de başının dertte olmasından dolayı takma adlar kullanır. Bu isimlerin çoğunun &quot;B&quot; harfi ile başlamasından dolayı Ulya, ondan bahsederken sürekli &quot;B&quot; yi kullanır. &lt;br/&gt;Bu teren yolculuğunda &quot;B&quot;, kendisine pek yakın davranmaz; ancak Ulya ondan çok etkilenir. Yolculuk bittiğinde &quot;B&quot;ye numarasını verir ve kendisini aramasını söyler. Tren garında ayrılırken içinden bu adamı bir daha görmesi gerektiğini düşünür. Ulya, on beş gün boyunca genç adamı düşünür .&lt;br/&gt;Aradan iki buçuk ay geçtikten sonra bir gün &quot;B&quot;, Ulya&quot;yı arar ve görüşmek istediğini söyler. Bunun üzerine buluşurlar. &quot;B&quot;, Ulya&quot;ya durumunu kısaca anlatır; kendisine yardım etmesini ve bir iş bulmasını ister.&lt;br/&gt;Bu görüşmeden sonra sık sık buluşurlar ve aralarında bir ilişki başlar. Ulya, &quot;B&quot; ye tutkulu bir aşk ile bağlanır ve onsuz zaman geçiremez hale gelir. Yaklaşık sekiz ay sonra tek odalı bir eve yerleşirler. Ulya, çok yoğun çalışmasına ve okuluna karşın &quot;B&quot; ile yaşamaktan oldukça mutludur. &quot;B&quot;, zaman zaman ortadan kaybolur ve Ulya bazen ondan günlerce haber alamaz. Büyük bir korku ve özlemle onun gelişini bekler.&lt;br/&gt;Ulya, 1975 yılında yükseklisansını tamamlayınca Türkiye&quot;ye dönmek ve akademik kariyer yapabilme imkanlarını kullanmak ister. Bunun için tatilini Türkiye&quot;de araştırma yaparak geçirir ve karar vermek üzere Almanya&quot;ya döner.&lt;br/&gt;Bu dönemde, &quot;B&quot; ile aralarına bir yol ayrımı girmektedir; ancak Ulya ondan ayrılmayı hiç düşünmez. &quot;B&quot;nin de Türkiye&quot;ye dönmesi ve birlikte olmaları için evlenmeleri gerekir. Almanya&quot;da annesi ve kız kardeşi Deniz&quot;in katılımıyla evlenirler. &lt;br/&gt;Ulya yaz başında Türkiye&quot;ye gelir, bir süre ailesinin yanında kalır ve &quot;B&quot; nin yasal durumunu araştırır. Babası ve üvey annesi, evliliğini haber vermediği için Ulya&quot;ya biraz kızgındırlar; ancak yirmi altı yaşında özgür bir kadın olduğu için ona karışmazlar. &lt;br/&gt;Ulya, uzun bir süre &quot;B&quot;nin durumunu araştırır; fakat pek de olumlu cevaplar alamaz. Bu zor zamanlarda ona yardım eden kişi, babasının arkadaşı ve aynı zamanda avukatı olan Haluk&quot;tur. &quot;B&quot;nin aşkı ile gözleri hiçbir şey görmeyen Ulya, daha sonra kendisine yardım eden bu adamla uzun yıllar birlikte olacaktır.&lt;br/&gt;&quot;B&quot;nin durumunun belirsizliği, öğretim görevlisi olarak atanmanın önündeki zorluklar ve &quot;B&quot;siz yaşamak Ulya&quot;yı çok yorar. Ulya, bunları yaşarken hiç beklemediği bir zamanda hamile olduğunun farkına varır. İşsiz, kocasız ve evsizken kendini yalnız ve kimsesiz hisseder. &quot;B&quot;yi beklemek ve yazı geçirmek üzere babaannesinin yanına, köye gider. Ulya, &quot;B&quot;ye hamile olduğunu söylemez ve onun bu durumu geldiğinde öğrenmesini ister. &lt;br/&gt;Ulya, babaannesinin yanında &quot;B&quot;yi beklerken onunla ve bebekleriyle geçireceği günlerin hayalini kurar. Her şeyin güzel olacağını ve işlerin yoluna gireceğini düşünerek zaman geçirir. &lt;br/&gt;Ekim ayının başlarında &quot;B&quot; gelir ve Ulya&quot;yı hamile olarak görünce çok şaşırır. Ulya&quot;ya haber vermediği için kızar ve kendisini bu bebekle bağlamaya çalıştığını söyler. Birlikte altı gün geçirirler ve &quot;B&quot; ailesinin yanına gider. Aradan bir ay geçtikten sonra yeniden gelir.&lt;br/&gt;&quot;B&quot;, Ulya ile bir geleceğinin olamaya</description></item><item><title>KİRALIK KONAK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kiralik-konak-457682.html</link><description>KİTABIN ADI &lt;br/&gt;KİRALIK KONAK &lt;br/&gt;KİTABIN YAZARI Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU &lt;br/&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL &lt;br/&gt;BASIM TARİHİ 20. Baskı 1999 İSTANBUL &lt;br/&gt;KİTABIN  KONUSU Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim. &lt;br/&gt;KİTABIN ÖZETİ : &lt;br/&gt;KİRALIK KONAK&lt;br/&gt;Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişidır.   II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulunur. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir &quot;TEVLİYET&quot; (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verir ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekilir Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmaz.&lt;br/&gt;Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul &quot;un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok sever. Fakat öyle bir zaman yaşar ki bunların hepsi yasak Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe&quot;yi de anlamaz.&lt;br/&gt;Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında , rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kalır.O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçer; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmez.Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındır;hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyar. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildir.&lt;br/&gt;Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütür. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu&quot;ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisidir. Bu yaşında bir çok zevkleri vardır. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzer. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindedir.&lt;br/&gt;Pazartesi günleri Seniha&quot;nın çay günleridir. Avrupa&quot;nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini bekler. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis&quot;in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözükür.Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamaz. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete gelir. Faik Bey Cemil&quot;in yakın arkadaşları arasındadır.. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençtir. Küçük yaşından beri Avrupa&quot;nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardır. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirler.&lt;br/&gt;Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirler. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdır. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başlar. Faik Bey için Seniha&quot;yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverir. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha&quot;yı da o kadar arıyor. Seniha&quot;ya kendini o kadar düşkün hisseder. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa gelir. Henüz herkes uykudadır. Saçları karma karışık, yüzü sapsarr. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardır. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey&quot; i süzer.Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemez. Seniha daha sonra kardeşi Cemil&quot; den öğrendiği kadarıyla Faik Bey&quot; in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrenir. Cemil parayı Seniha&quot;nın büyükbabasından istemesini söyler. Seniha&quot;nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha&quot;nın elmaslarını rehin koymasını ister.&lt;br/&gt;Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkarır. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza alır ve birer birer Cemil&quot;e uzatır.&lt;br/&gt;Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşünür, kalır. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve</description></item><item><title>ATEŞTEN GÖMLEK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?atesten-gomlek-457681.html</link><description>HALİDE EDİP ADIVAR (1884 - 1964 )&lt;br/&gt;Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.İstanbulda doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Kolejinde okuttu. Orada Rıza Tevfikden (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğunun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zekiden de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901de bitirdi. 1908de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanmasında bir süre için Mısıra kaçmak zorunda kaldı.1909dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919da Sultanahmet Meydanında, İzmirin işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920de Anadoluya kaçarak Kurtuluş Savaşına katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Adıvarın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarakCumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiyeden ayrıldı. 1939a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerikaya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistana çağrıldı. 1939da İstanbula dönen Adıvar 1940ta İstanbul Üniversitesinde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964te ölmüştür. &lt;br/&gt; Adıvarın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara aşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvarın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kamuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağında çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiyenin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadoluda tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadoluda düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış asri kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvarın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de n</description></item><item><title>SODOM VE GOMORE</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?sodom-ve-gomore-457680.html</link><description>KİTABIN  ADI                :   SODOM VE GOMORE &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTABIN YAZARI          :  YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Basım Yılı                  :1984  &lt;br/&gt;              &lt;br/&gt;Basım Yeri                    :İstanbul&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BASIM EVİ                    :  İLETİŞİM  (6.Basım İletişim Yayınları)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;FİYATI                           :4.500.000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTABIN ANAFİKRİ : Mütareke dönemi İstanbul&quot;unda işgal kuvvetleri işbirlikçisi Sami Bey ailesi ve onlarla yerli ve yabancı kahramanların ilişkisi... &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER : Kitap konu olarak çok iyi seçilmiş.&lt;br/&gt;Düşman kuvvetlerinin böylesine ülkemizi işgal ederken onlarla işbirliği yapan insanların bu denli fazla olduğuna dikkat çeken yazar bunların daha sonra ne hale geleceğini sonlarının ne olacağını çok iyi vurgulamış.Son bölümde Türk&quot;ün zaferini anlatırken kulandığı tasvirler çok etkileyici.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTABIN  ÖZETİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; Sodom ve Gomore&quot;de işgal altındaki İstanbul anlatılmaktadır.Roman işgal kuvvetleriyle,memleketin yerlileri arasında geçer.Yabancılardan en hatırı sayılır olanlar İngilizlerdir.İngilizlerin şu yönleri serilmiştir:Captain Jackson Read&quot;le gururlu ve kibirli olmaları,Captain Marlow&quot;la ahlaki çöküntüleri.Fransız ve Almanların varlığını da unutmamak gerekir.&lt;br/&gt;Romanda yer alan Sami Bey&quot;in ailesi,yurdum insanın ortak özellikleri taşımaz.Sami Bey işi nedeniyle yabancılarla haşır neşir olan biridir.Biricik kızı Leyla Amerikan kolejinde okumuş ve milli terbiye almamıştır.Ailesi hakim olan Leyla,mili varlığından kopuk olduğundan işgalcilerle yaklaşabilmek için adeta yarışır.&lt;br/&gt;Yetişkin nesil olarak Sami Bey ve eşi,Makbule Hanım,Nuriye Hanım,Azize Hanım ve Atıf Bey birbirlerine yakın insanlardır.Aynı semtlerde oturur,aynı kimselerle görüşür,aynı toplantılara katılırlar.Kendi benliğini unutan bu insanlar yabancılara yakınlıklarıyla değer kazandıklarını zanneden kozmopolitlerdir.&lt;br/&gt;Leyla birçok fırsatı babasının çevresi dolayısıyla kazanmıştır.Leyla&quot;nın annesi aile içinde silik kalır.O Sami Bey&quot;e ve Leyla&quot;ya müdahale edecek güçte değildir.Çoğu yerlere zorunda olduğu için gitmiştir.&lt;br/&gt;Necdet ise yetişme ve yaşam tarzı bakımından Leyla&quot;dan farklıdır.Bu çökmüş sistemde ,kendi memleketinde bir yabancı gibidir.Onun çevresi bambaşkadır,lakin onu bu kötü çevreye Leyla bağlar.Halısının kızı olan nişanlısının İngiliz hayranlığı onun İngiliz düşmanlığını körükler.O,topluma ait ve milli olan harekete yönelmeye başarır.Bu yüzden bir uyanışı ve oluşu temsil eder.&lt;br/&gt;Leyla İngiliz subaylarından Captain Jackson Read ile flört etmeye can atar.Necdet ise koyu bir İngiliz düşmanıdır.Onun için &quot;Bir İngiliz&quot;e uzaktan selam vermek,...&quot;bile dayanılmaz  bir azaptır.Bunun sebepleri ise şöyle sıralar &quot;İzmir&quot;i kanlı bir et parçası gibi Yunanlıların önüne atmış&quot;&quot;Türk milletinin bütün teneffüs menfezlerini tıkamış&quot;olması. Nişanlısının evine girer girmez,İngilizlerin kötü kokularını eve sinmiş olduğunu fark ederek tepki gösterir,ama Sami Bey anlamamazlıktan gelir.Leyla&quot;nın onların tekrar gelebileceklerini söylemesi Necdet&quot;i çıldırtır,annesinin uyarısı üzerine şunları söyler &quot;Bilmiyorum,bilmiyorum,bütün kadınlar gibi sende Jackson Read&quot;i kıskanıyorsun &quot;der.&lt;br/&gt;&quot;Sami Bey,Tanzimat devrinin meydana attığı o biçim alafranga Türklerdendir ki Türk&quot;ten gayrı her milletin sözüne inanırlar. ve Türkiye&quot;ye ait meselelerinin mutlaka başkaları tarafından halledilebileceğine kanidirler&quot;.&lt;br/&gt;Leyla&quot;nın Read ile telefon konuşması,Necdet için bardağı taşıran son damla olur ve hemen kendini sokağa atar.Şimdi o,&quot;bir melun kızdan,bir cadıdan&quot;kaçmaktadır. Fakat nereye gittiğini bilmez.Onu telefon konuşması esnasında boğmadığı için kahrolur.O zaten aşklarını yeterli bulmaz.Avrupa dönüşünde bir gün onlara &quot;Siz birbirinizin olacaksınız&quot;derler ve her şey bununla olup biter.&lt;br/&gt;Bu olaylara rağmen,bir hafta geçmeden,Nuriye Hanım&quot;ın verdiği çayda buluşurlar.Ama Miss Fany Moore Türk&quot;lerde evlenme adetine dair konuşurken tatsızlık çıkar ve sert bir şekilde Leyle oradan ayrılır.&lt;br/&gt;Bir mektupla affını diler&quot;Beni affet Necdet Ben deli kızın biriyim.Beni sevmek bana tahammül etmek demektir.&quot;</description></item><item><title>CADI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cadi-457679.html</link><description>KİTABIN ADI:  CADI&lt;br/&gt;KİTABIN YAZARI: HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR&lt;br/&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ: Özgür Yayınları Ankara Cad. 31/2 Cağaloğlu-istanbul. &lt;br/&gt;BASIM YILI: Altıncı Basım/ Ekim 1996&lt;br/&gt;KİTABIN KONUSU: Binnaz Hanım, öldükten sonra dirilerek, ölümünden sonra hemen evlenen kocası Naşit Nefi Efendi&quot;ye yaşamı zehir eder.&lt;br/&gt;KİTABIN ANA FİKRİ: Hüseyin Rahmi&quot;nin, metafizik bir polisiye biçiminde başlayan ,sonunda olayı akılcı bir çözüme bağlayan Cadı romanında, evlilik kurumu kadar, metafizik dünya görüşüde eleştirilmektedir.&lt;br/&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br/&gt;Eser batıl şeylere inan ve bir takım fantastik unsurların etkisinde kalan tipleri, ruhçuluk ve bu nedenle ruhçuluğa inan kimselerin geçirdikleri sarsıntıları konu almaktadır.&lt;br/&gt;ŞAHISLAR:&lt;br/&gt;Naşit Nefi Efendi: Kalem müdürü olarak hali vakti yerinde bir İstanbul beyefendisi. &lt;br/&gt;Binnaz Hanım: Naşit Nefi Efendinin eceliyle ölen ilk eşi. Ruhlar aleminden yalıya ziyaretleri yaptığı sanılan cadı.&lt;br/&gt;Şükriye Hanım: Bir kaza sonucu yalının bahçesinde ölen Naşit Nefi Efendi&quot;nin ikinci eşinden sonraki eşi.&lt;br/&gt;İrfan Kadın:Yalının emektar hizmetçisi.&lt;br/&gt;Gülendam: Çocukların bakıcısı.&lt;br/&gt;Nesip İle Ragibe: Naşit Efendi&quot;nin ilk karısından olan çocukları.&lt;br/&gt;Fikriye Hanım: Naşit Efendini dördüncü eş adayı. Tek çocuklu taze dul.&lt;br/&gt;Emine Hanım: Eşi öldükten sonra evine yerleştiği dayısının eşi.&lt;br/&gt;Aramdi Hanım: Yan yalının sahibi Binnaz&quot;ın ölmeden önceki en iyi arkadaşı.&lt;br/&gt;Kadir Bey: Aramdil Hanım&quot;ın büyük oğlu. Esrarı açıklığa kavuşturan kişi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:&lt;br/&gt;Kitapta metafizik ve karmaşık bir olay üzerinde durulmasına rağmen genelde toplum üzerideki tahliller dikkati çekmekte. Bununla birlikte bu tahliler okuyucuyu esas konudan uzaklaştırıp bu tahlilere yöneltmekte.Bundan dolayı esas olaylar,gerilim,akış bir anda durağanlaşmakta okuyucuyla konu arasındaki etkileşim kesilmektedir.&lt;br/&gt; Kitapta yazar, akılcı çözümün dışına çıkmamış kitabıda akılcı bir çözümle bitirmiştir. Kitap tahlilleri,olayları değerlendirişindeki akılclıkla; getirdiği sosyal,toplumsal,psikoljik eleştirilerle iyi bir eser olarak nitelendirilebilir. Ancak eser konu olarak gerilim tarzında olmasına rağmen bunu için gerekli muhteva,akış ve etkiliyeceliğe sahip değildir. Şuda unutulmamlıdırki tür olarak gerilim tarzı roman dünya edebiyatındaki türdaşlarına nazaran Türk romancılığında gelişmiş bir tarz değildir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: &lt;br/&gt;Romanımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kavşaklarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş; romanlarıyla , öyküleriyle, yazılarıyla, toplumun çağdaşlaşması yolunda. Yobazlığa,gericiliğe,bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır. Onu böylesine verimli, çok okunan bir yazar yapan da bu özelliği olmuştur. Hüseyin Rahmi, Türk topllumunun büyük bir dönüşüm sürecine girdiği bir dönemde, yani doğru zamanda ortaya çıkmış bir düşünür-yazardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YAPITLARI:&lt;br/&gt; Roman: Şık (1889), İffet (1896), Mürebbiye(1899), Bir Muadele-I Sevda (1899), Tesadüf(1900), Nimetşinas (1901), Şipsevdi (1911), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Gulyabani (1912), Cadı (1912), Hakka Sığındık (1919), Toraman (1919), Hayattan Sayfalar (1919), Son Arzu (1922), Cehennemlik (1924), Efsuncu Baba (1924), Ben Deli miyim? (1925), Billur Kalp (1926), Tutuşmuş Gönüller (1926), Evlere Şenlik Kynanam Naasıl Kudurdu? (1927), Muhabbet Tılsımı (1928), Mezarından Kalkan Şehit (1929), Kokotlar Mektebi (1929), Şeytan İşi (1933), Utanmaz Adam (1934), Eşkiya İninde (1935), Kesik Baş (1942), Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943), Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1946), Deli Filozof (1964), Acı Gülüş (1967), Namuslu Kokotlar (1973).&lt;br/&gt;Öykü: Kadınlar Vaizi(1920), Meyhanede Hanımlar (1924), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katil Buse (1933), İki Hödüğün Seyehati (1933), Tünelden İlk Çıkış (1934), Gönül Ticareti (1939), Melek Sanmıştım Şeytanı (1943), Eti Senin Kemiği Benim (1963).&lt;br/&gt;Oyun: Hazan Bülbülü (1916), Kadın Erkekleşince (1933), İki Damla Yaş (1973), Tokuşan Kafalar (1973).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kitabın Adı: CADI&lt;br/&gt;Kitabın Yazarı: Hüseyin Rahmi Gürpınar&lt;br/&gt;Yayınevi: Özgür Yayınları&lt;br/&gt;Basım Yılı:1996&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KİTABIN ÖZETİ:&lt;br/&gt;Fikriye Hanım kocasını öldükten sonra, küçük kızıyla birlikte dayısının evine yerleşmiştir. Bu durumdan pek hoşnut olmayan Emine Hanım daha kocasını toprağı bile kurumadan Fikriyeyi başka biriyle birlikte evlendirip başından savamanın planlarını yapmaya koyulmuştur. Bunun için çöpçatan kadınlara bol miktar paralar adadı. Bir gün Fikriye&quot;ye hayırl</description></item><item><title>KÜÇÜK AĞA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kucuk-aga-457678.html</link><description>1-)KİTABIN KONUSU :&lt;br/&gt;Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehirden yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir&quot;in bir kasabasında başla ve gelişir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-) KİTABIN ÖZETİ :&lt;br/&gt;Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih&quot;in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko&quot;dan kopamamaktadır.Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih&quot;i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O&quot;nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsenin O&quot;na hak ettiği saygıyı göstermediğine&lt;br/&gt;inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.&lt;br/&gt;Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul&quot;dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı&quot;ya bağlılığı teşvik edici düşünceyi sağlamaktır.Hoca gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca&quot;nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu&quot;da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye&quot;nin işi çok güçtür.Memlekette işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , &lt;br/&gt;3-)KİTABIN ANA FİKRİ:&lt;br/&gt;Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu. Kurtuluş savaşının küçük bir kasaba dan görünüşü.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Küçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Çerkez Ethem:Başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük başarılar göstermiş, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doktor Haydar Bey:Dünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye&quot;ye büyük hizmetler vermiş bir asker.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye&quot;de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5-)YAZARIN HAYATI &lt;br/&gt;2 Eylül 1918 tarihinde Akşehirde doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehirde okudu. İstanbul Lisesinin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesine aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesinde muallim muavini olarak işe başladı.&lt;br/&gt;Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948).</description></item><item><title>14. YÜZYIL ANADOLU TÜRK BEYLİKLERİ MİMARİSİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?14.-yuzyil-anadolu-turk-beylikleri-mimarisi-457677.html</link><description>Anadolu&quot;da Siyasi Durum: 14. yy&quot;da doğudan gelen Moğol baskısı sonucu Anadolu Selçuklu yıkılma noktasına geliyor. Moğol baskısından kaçan Türkmenler daha Batı Anadolu&quot;ya gidiyor ve buralarda beylikler kuruyorlar. Bu dönemde Anadolu üzerinde yirmi kadar beylik kuruluyor. Bazılarının ömrü çok kısa, bazılarının uzun olmuştur.&lt;br/&gt;Karaman Devri Sanatı - Oktay Aslanapa (Kaynak)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14. yy Anadolu Beylikleri - Türk Tarih Kurumu&lt;br/&gt;Türk Sanatı I-II- Oktay Aslanapa&lt;br/&gt;Erken Osmanlı Sanatı- Arkeoloji Sanat Yayınları&lt;br/&gt;İlk 250 Yılın Osmanlı Sanatı-&lt;br/&gt;Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı-Oktay Aslanapa&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖDEV: 14. yy Anadolu Beylikleri&quot;nin Sanatını neden Doğudan Batıya doğru inceliyoruz?&lt;br/&gt;Dönemin Sosyal ve Siyasi Durumu (Yaşamı):&lt;br/&gt;Dönemi Hazırlayan Siyasi Nedenler: 1277&quot;de Moğollar Anadolu&quot;yu ele geçiriyor. Anadolu Selçuklularının resmi yıkılışıdır bu tarih. Moğol istilası Anadolu Siyasi yapısını tamamen değiştiriyor. &lt;br/&gt;Anadolu Selçukluların yıkılma sürecinde öne çıkan önemli bir isim Munieddin Süleyman Pervane. İlhanlılarla Anadolu Selçuklular arasında köprü vazifesi görüyor. Anadolu Selçuklu&quot;nun bir süre daha sürmesini sağlıyor. İlhanlılardan (Moğollar) yanaymış gibi görünüyor fakat olmadığı anlaşılınca idam ediliyor. İdamından sonra yaptırdığı eserlerden adı siliniyor.&lt;br/&gt;Moğollar sefere çıktıklarında ailelerini de yanlarında götürüyorlar ve ele geçirdikleri yere yerleşiyorlar.&lt;br/&gt;Anadolu Selçuklunun yıkılmasından sonra Anadolu&quot;da otorite boşluğu çıkıyor. Moğol ailelerin ele geçirdikleri yere yerleşmesiyle buradaki Türkler Batıya doğru göç ediyor. &lt;br/&gt;İlhanlı Devleti&quot;nin de bir sorunu var. Moğolların (İlhanlılar) kendi içindeki çekişme sonucu Moğollar yıkılıyor ve birçok devlette buradan ortaya çıkıyor. Eretna Devleti de bunun sonucu ortaya çıkıyor. Uygur Türklerinden biri, bu devleti kuran.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Toplumsal Yaşam: 14. yy&quot;da Anadolu halkı hayat tarzı bakımından göçebe ve yerleşik olmak üzere iki kısma ayrılıyordu. Yerleşik olanlar menşei bakımından Türkmen olmakla birlikte bu isim daha çok göçebe Türk Topluluklarına veriliyordu. Türkmenlerin büyük bir kısmı siyasi ve askeri görevlerinin gereği olarak yerleşik yaşama geçmişlerdi. Bir kısmı da yarı yerleşik bir hayat sürüyorlardı. Bir kısmı ise şartlar elverdiği sürece tam göçebe yaşamlarını devam ettiriyorlardı. &lt;br/&gt;Batı Anadolu, Marmara, Kuzey Anadolu ve Güney Batı Anadolu Bölgeleri coğrafi özellikleri nedeniyle büyük topluluklar halinde göçebe hayatın sürdürülmesine imkan vermediği için adı geçen yerlerde Türkmenlerin çoğunluğu kısa bir zamanda yerleşik yaşama geçtiler. Orta Anadolu&quot;nun önemli bir kısmı ile adı geçen bölgelerde göçebe hayatı sürdürenleri ifade etmek için yeni bir deyim çıktı &quot;Yörük&quot;. Bu deyim bir kavim ifadesi olmayıp sadece göçebe anlamını içermektedir. &lt;br/&gt;Yerleşik Türk Topluluklarının büyük bir kısmını köylüler oluşturuyordu. Göçebe hayatın bir uzantısı olarak bütün Türk köylülerinin yaylaları vardı. Bugünde köylerin çoğu yaylalarını muhafaza etmektedir. Yaylalara çıkmak köylüler için bir zorunluluktu. Hasat mevsimine kadar hayvanların yaylalarda otlatılması gerekiyordu ve ayrıca yaşlı köylüler yaylaya çıkmanın kendilerini sıtmadan ve salgın hastalıklardan koruduğuna inanmaktaydılar. &lt;br/&gt;Şehirlere gelince buralarda da Türk unsuru nüfus, kültür, iktisadi ve ticari bakımlardan üstünlüğü ele geçirmişlerdi. Şehirlerdeki Türk unsuru askerlerden, din ve ilim adamlarından, memurlardan, tüccar, esnaf ve zanaatkarlardan oluşmaktaydı. Esnaf ve zanaatkarlar her şehirde kuvvetli bir şekilde örgütlenmişlerdi. 13. yy&quot;ın sonlarına doğru Selçuklu Şehirlerinde görülen bu esnaf ve zanaatkar teşekkülleri 14. yy&quot;da Batı Anadolu ve Marmara Bölgelerindeki şehirlere de yayılmış ve o şehirlerinde gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Bu teşekküllerin reislerine &quot;Ahi&quot; denilmektedir. Günümüzde aynı kelime bu toplulukların bütün mensupları için kullanılır. Ahiler silahlıydılar ve şehirlerin beledi kuvvetini teşkil ediyorlardı. Özellikle Eretnalıların hakimiyetinde</description></item><item><title>TOZ METALURJİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?toz-metalurji-457676.html</link><description>Bölüm 1. GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Toz metalürjisi çok küçük partikülleri birbirine bağlayarak parça haline getirme işlemidir. Daha geniş bir ifade ile toz metalürjisi, toz şeklindeki malzemelerin preslenesi ve takiben yüksek sıcaklıkta sinterlenmesi ile parça imalatını kapsamaktadır. İnce partikül şeklindeki saf metaller, alaşımlar, karbon, seramik ve plastik malzemeler birbirleriyle karıştırılarak basınç altında şekillendirilirler. Daha sonra bu parçalar ana bileşenin ergime sıcaklığının altında bir sıcaklıkta sinterlenerek partiküllerinin temas yüzeyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturulur ve böylece istenilen özellikler elde edilir. Toz metalürjisi küçük, karmaşık ve boyutsal hassasiyeti yüksek parçaların seri imalatına son derece uygundur. Malzeme kaybı çok azdır, belirli derece porozite (gözenek) ve geçirgenlik elde edilir.&lt;br/&gt;          Metal tozlarının boyutları mikron mertebesindedir. Presleme işlemi oda sıcaklığında ve bazen de yüksek sıcaklıklarda yapılır. Toz metalürjisi ile üretilen parçaların büyük bir kısmında elde edilen boyutsal hassasiyet ve yüzey kalitesi talaşlı işlem gibi ekstra operasyonlara olan gereksinimi ortadan kaldırmaktadır. &lt;br/&gt;          &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bölüm 2. METALSEL TOZLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;          Toz metalürjisinde kullanılan malzeme madenler, alaşımlar, madensel metalloid tozların karışımlarıdır. Bu tozların hazırlanmasında sanayide bir çok usuller vardır. Bu usuller mekanik ve fiziko-kimyasal olarak iki kısma ayrılır. Bu tozlar arasında tane büyüklüğü, tane şekli ve granülometrik intizam bakımından önemli farklar vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1 TOZLARIN HAZIRLANMASI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1.1 Mekanik Usuller:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a-)Kaba ve ince öğütme:Metalsel tozlar elde etmek gayesiyle kullanılan bu çok basit usul, metali tornalama, planyalama, frezeleme ve eğeleme gibi işlemelerde mekanik olarak küçük zerreler haline getirilmesinden ibarettir. Fakat bu şekilde elde edilen demir ve magnezyum tozlarının toz metalürjisinde önemli bir tatbikatı yoktur. &lt;br/&gt;          Hammadde kafi derecede kırılgan ise, kaba bir öğütmeden sonra ince bir öğütme yapılır. Çimento endüstrisindeki gibi sert maddelerin öğütülmesinde kullanılan tesisat, toz metalürjisinde malzeme miktarı az olduğundan fazla kullanılmaz. Malzemenin cinsine göre sert porselenden bilyeli öğütücüler veya sert alaşımla kaplı çelik öğütücüler kullanılır.&lt;br/&gt;          Ancak az sayıda metaller (manganez, krom, antimon, bizmut gibi) bilyeli öğütücülerde öğütülebilirler. Bu mahzur muhtelif usullerle giderilebilir. Mesela mümkün olduğu kadar yüksek safiyette bir demir cevherinden, direkt redükleme ile elde edilecek gözenekli demir, bilyeli öğütücülerde istenildiği kadar ince bir toz haline getirilebilir. Redükleme esnasın da elimine edilmeyen ve toza karışan gayri safiyetlerin mevcudiyetlerini unutmamak gerekir.&lt;br/&gt;          Diğer taraftan, elektroliz yolu ile, kırılgan ve küçük taneli elektrolitik demir de elde edilebilir. Bu da bilyeli bir öğütücüde istenen incelikte bir toz haline getirilebilir. Böylece elde edilen demir tozu özellikle yüksek frekans bobinlerinin nüvelerinde kullanılır.&lt;br/&gt;          Demir-Nikel alaşımlarının magnetik özelliklerinin iyiliği ve nüve imalinde yumuşak demir imalinde kullanabilecekleri anlaşılınca, bu alaşımları toz metalürjisi yolu ile hazırlamak icabetti. Kolaylıkla haddelenebilmeleri ve sıcakta dövülebilmeleri için demir - nikel alaşımları manganez ve magnezyum vasıtasıyla deokside ve desülfüre etmek düşünüldü. Manganez ve magnezyum ilavesi ihmal edilse bile malzeme belirli bir minimum sıcaklığın altında yapılırsa malzeme parçacıklar (kırıntılar) haline gelir.Küçük taneler elde etmek için blok yüksek sıcaklığa kadar ısıtılır ve müteaddid haddeleme tabi tutulur. Son haddeleme sıcaklığını yukarda sözü edilen minimum sıcaklığın biraz üstünde olacak şekilde seçmelidir. Böylece son haddeleme ile metal toz haline gelir.                                     &lt;br/&gt;Sünek metallerinin bilyeli öğütücülerde öğütülmeleri imkan bulunamamıştır, zira öğütme esnasında iri taneler sadece yuvarlaklaşmakta, küçük taneler ise öğütücü cidarlarına ve bilyelere yapışmaktadır. Tok bileşenli metallerin pervaneli öğütücülerde arzu edilen granülometrik terkipte bir toz haline getirilebilmeleri önemli bir ilerlemedir. Bu usule &quot;Hametag&quot; usulü denir. Bu usul tok metallerin (demir, bakır, alüminyum gibi) tozların hazırlanmasında, kaba toz haline getirilmiş kırılgan alaşım ve metallerin ince olarak öğütülmelerinde kullanılır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Şekil 2.1 Pervaneli (Hametag) öğütücünün şeması&lt;br/&gt;          Pervaneli öğütücü, içinde karşılıklı iki m</description></item><item><title>ÜRETİM KONTROL SİSTEMLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?uretim-kontrol-sistemleri-457675.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Üretim kontrol sistemleri, çekme sistemleri (örneğin Kanban Sistemi) ve itme sistemleri (örneğin Malzeme İhtiyaç Planlaması) olmak üzere iki temel grupta sınıflandırılabilir [Kimura ve Terada, 1981]. İtme sistemleri olarak adlandırılan geleneksel üretim sistemlerinde parçalar üretilir ve bir sonraki sürece veya stok alanına gönderilir. Çekme sistemleri, sonraki süreçlerin önceki süreçlerden, sadece tükettikleri miktarda ve zamanda parça talep ettikleri ve çektikleri sistemlerdir ve bu nedenle talebin çektiği sistemler olarak da tanımlanırlar. Birçok yazar [Fox, 1984; Schroer vd., 1984; Bose ve Rao, 1988], Malzeme İhtiyaç Planlamasını (MİP) veya daha gelişmiş olan Üretim Kaynakları Planlaması (ÜKP) sistemini bir itme sistemi olarak, Tam Zamanında Üretim (TZÜ) sistemini de [Monden, 1983; Rao, 1989; OcceÃ±a ve Yokato, 1991; Sumichrast vd., 1992] bir çekme sistemi olarak tanımlamışlardır.&lt;br/&gt;Optimum Üretim Tekniği (OÜT) kavramının ortaya çıkışını hazırlayan neden MİP ve TZÜ sisteminin tek bir sistemde toplanmasının istenmesidir. OÜT, ÜKP ve TZÜ sistemi arasında bir köprüdür ve bu sistemlerin tipik özelliklerine sahiptir [Bose ve Rao,1988, Ptak, 1991]. Huang, Rees ve Taylor [1988], Amerika&quot;daki endüstriyel çevrelerde çekme sistemini kullanan sistemin itme sistemini kullanan sistemden daha iyi bir performans gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla bir benzetim çalışması yapmışlardır. &lt;br/&gt;Sarker ve Fitzsimmons [1989], itme ile çekme üretim kontrol sistemlerinin performansları açısından karşılaştırmak için işlem sürelerin değişiminin ve süreçler arası stokların, dokuz iş istasyonundan oluşan üretim hattının performansı üzerinde etkilerini incelemişlerdir. Üretim hızının, işlem süreleri değişim katsayılarına duyarlı olduğunu saptamışlardır. &lt;br/&gt;Uzsoy ve Martin-Vega [1990], Sipper ve Shapira&quot;nın bir üretim sisteminin çekme veya itme sistemlerinden hangisi ile kontrol edilmesi gerektiğini belirleyecek bir karar verme kuralı geliştirdiklerini bildirmişlerdir. Golhar ve Stamm [1991], hücresel üretim ortamında çekme sisteminin rolü üzerinde durmuştur. Durmuşoğlu [1991], hücresel üretim ortamında itme ve çekme sisteminin etkisini karşılaştırmak için bir benzetim çalışması yapmıştır.&lt;br/&gt; Chu ve Shih [1992], TZÜ sisteminde benzetim çalışmaları yoluyla yaptıkları incelemeden, hazırlık süresi, parti miktarı, işleme süresindeki değişkenlik ve talep oranı gibi çeşitli faktörlerin, TZÜ uygulamalarının başarısında ne denli önemli olduğunu vurgulamışlardır. Bu sonuçlar da, bir TZÜ sisteminin tasarımı ve uygulamasında, bu faktörlere özel bir önem verilmesi gerektiğini gösterir. &lt;br/&gt;Hodgson ve Wang [Savsar, 1996], TZÜ ve MİP politikalarını birleştirerek üretimin bazı aşamalarında bir itme politikası ve diğer aşamalarında bir çekme politikası kullanmanın daha iyi bir sistem performansına yol açacağı sonucuna varmıştır. Savsar [1997], bir montaj hattında haftalık talebi karşılamak amacıyla itme ve çekme sistemini benzetim yoluyla karşılaştırmıştır. Ertay [1998], bir üretim hücresinde itme ile çekme sistemlerini incelemek amacıyla bir benzetim modeli kurmuş ve bu sonuçları kullanarak iki sistemin performansını karşılaştırmak amacıyla bir ekonomik analiz yapmıştır. &lt;br/&gt;Huang ve Kusiak [1998], süreç içi envanteri azaltmak, temin sürelerini kısaltmak, üretkenliği ve makina kullanım oranını arttırmak amacıyla karışık modelli atölye ve akış tipini kullanarak tekrarlı bir üretim ortamı için uygun olan, itme-çekme yaklaşımının uygulanması için bir yöntem geliştirmiştir. &lt;br/&gt;Boney [1999], çeşitli şartlar altında itme ve çekme sisteminin sistem performansı üzerinde ne gibi bir etkiye sahip olduğunu analiz etmek amacıyla bir benzetim çalışması yapmıştır. Krishnamurthy [2000], çok ürünlü bir esnek üretim hattında itme ve çekme sisteminin etkilerini incelemek amacıyla bir benzetim çalışması yapmış ve sonuç olarak bu tip hatlarda itme ve çekme sisteminin birlikte kullanılabileceği kararına varmıştır. &lt;br/&gt;Bu çalışmada da, itme sistemi esasına dayalı kesikli parti üretimi yapan bir işletmedeki üretim hücresinde, itme ve çekme üretim kontrol sistemlerinin etkilerini analiz etmek amacıyla bir benzetim çalışması yapılmıştır. Genel olarak çok hücreli bir sistemde, hücreler arasında çekme (Kanban) sisteminin kullanılabileceği, hücre içinde ise itme sisteminin yeterli olduğu bilinmektedir. Ancak burada üzerinde tartışılan hücre, oldukça büyük bir hücre olduğundan, birden fazla işgören çalışacak ve bu nedenle itme sisteminin yanı sıra, çekme esasına göre işletilip analiz edilmesi h</description></item><item><title>STOK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?stok-457674.html</link><description>STOK KONTROL&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;BÖLÜM I. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.1. Üretim Sistemlerinde Stok Kavramı &lt;br/&gt;Bir üretim sisteminde üretilen mamule dolaysız veya dolaylı olarak katılan bütün fiziksel varlıklar ve mamulün kendisi stok kavramı içinde düşünülebilir. Stoklar söz konusu yarlıkların miktarları veya parasal değeri ile ölçülür. Bazı kitaplarda stok yerine, aslı İngilizcede Inventory olan envanter kelimesinin kullanıldığı görülür. Fakat bu kelime muhasebede, genellikle yıl sonlarında yapılan fiziksel sayım yolu ile stok tespiti anlamına gelir. Bir karışıklığı önlemek amacı ile biz açıklamalarımızda stok kelimesini kullanacağız. &lt;br/&gt;Sipariş üzerine çalışan atölye büyüklüğünde bir sistemde stok bulundurmaya pek gerek yoktur. Zira hammaddeler sipariş alındıktan sonra tedarik edilir ve mamul bittiğinde müşteriye derhal teslim edilir. Üretim sistemi büyüdükçe, hele mamul çeşidi arttıkça, tedarik, talep ve imalata ilişkin faktörlerdeki belirsizlik ve aralarındaki ilişkilerin karmaşıklığı stok bulundurmayı zorunlu kılar. Bir örnek olarak belirli bir mamule ait satışlar ile üretim programı arasındaki ilişkiyi göz önüne alalım. (Şekil 1.1) de herhangi bir imalat işletmesinde kümülatif satış ve üretim miktarlarının bir yıl içindeki değişimi gösterilmiştir. &lt;br/&gt;(Şekil  1.1) - Bir imalat işletmesinde kümülatif üretim ve satışların değişimi&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Üretim ile satışların birbirine paralel gitmesi hemen hemen olanaksızdır. Makina kapasitelerinin mümkün en yüksek düzeyde kullanılması, iş yüklemenin düzgün yapılabilmesi ve hazırlık faaliyetlerinin düşürülmesi üretim hızının sabit tutulması ile gerçekleşebilir. Ancak bu takdirde, üretimin satışların üstünde gitmesi halinde artan miktarın stoklanması, aksi durumda ise stoktan satış yapılması söz konusudur. İşletmede stok bulundurulması, ilerde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz çeşitli maliyetlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Buna karşılık üretim hızının düzgün yürütülmesi ve müşteri isteklerinin zamanında karşılanması ile sağlanan avantajlar vardır. Stok kontrolunun amacı, bu konudaki olumsuz ve olumlu maliyet unsurları arasında, işletme açısından en uygun denge noktasının bulunmasıdır[1]. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.2. Stokların Planlanması, Kontrolu ve Değerlemesi &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Varlıklara yapılan yatırım düzeylerinin optimal ya da en uygun kabul edilen bir düzeyi vardır. Bu varlık nakit, fabrika binası ya da çeşitli stoklar olabilir. Örneğin; nakit kalanları bile çok fazla ya da çok az olabilir. Gereksinim duyulandan çok fazla nakte sahip olmanın temel maliyetini, gelirlerin feda edilmesi oluşturur. Çünkü kullanılmayan para, hiçbir gelir sağlamaz. Öte yandan son derece az paraya sahip olmanın temel maliyetini de, alışlardan sağlanan iskontoların kaybedilmesi, ya da bir kimsenin kredi durumunu sarsması oluşturur. Şu halde öteki varlıklara yapılan yatırımların optimal düzeyi göz önünde bulundurulduğunda, her bir varlık türüne yapılacak yatırımın uzun vadede karların en çoklanmasına yardımcı olan optimal bir düzeyi bulunur.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu nedenle stok kontrolunun temel amacını, stoklara yapılacak yatırımların optimal ya da en uygun düzeyinin belirlenmesi ve korunması oluşturur. Stok düzeylerinin kontrolunda, iki sınırın zorla kabul ettirilmesi gerekir. Çünkü işletme yönetiminin genellikle önlemek istediği, iki tehlikeli durum bulunmaktadır. İlk tehlikeli durumu, imalatın durmasına ve dolayısıyla satışların yitirilmesine neden olan yetersiz düzeydeki stoklar oluşturur. İkinci tehlikeli durumu da, gereksiz nakliye giderlerine yol açan stoklar oluşturur. Optimal stok düzeyi, bu iki tehlikeli durumun arasında herhangi bir yerde bulunur. İşletme yönetimi stok miktarlarını, stok bulundurmanın marjinal maliyeti ile, stok bulundurmak nedeniyle beklenen marjinal faydanın eşit olduğu noktada saptayacaktır. işte bu nokta, optimal stok bulundurma düzeyini oluşturur. Stoklar bir çok işletmenin mezarıdır sözü, uzmanlar arasında son derece yaygın bir yargıdır. Uzmanlar bu sözle kötü bir stok yönetiminin, hızlı bir iflasa neden olacağını belirtmek isterler[2] . &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.3. Stokların Sınıflandırılması &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Stok tanımına giren bütün varlıkları bir arada incelemek yanılmalara sebep olabilir. Stok edilen varlıklar arasında; cins, değer, kullanılma yeri, stoklama biçimi gibi faktörler açısından farklılıklar vardır. Bunları amaca uygun biçimde sınıflandırarak incelemede fayda vardır. ÜPK, tedarik, satış ve maliyet muhasebesi departmanları açsından da uygun görülen stok sınıflandırılması şöyledir:  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;(a) Hammaddeler : İşletmede imalata giren ve üzerinde işlem yaparak değer kazandırılan tüm v</description></item><item><title>NUFUS DAĞILIMI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nufus-dagilimi-457673.html</link><description>NÜFUSUN DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER&lt;br/&gt; Nüfusun dağılışıyla ilgili faktörleri iki grupta toplamak mümkündür: (1) Doğal çevrenin verimi ve yerleşmeye uygunluğu ile ilişkili faktörler: İklim, su kaynaklan, toprak, yüzey şekli ve maden zenginlikleri; (2)Beşeri faktörler. İnsanların coğrafi çevreye uyum sağlama yetenekleriyle ilgili faktörler, toplumsal ve ekonomik örgütlenme, teknolojik durum, coğrafi konum, tarihsel faktörler. Beşeri faktörleri bazı araştırıcıların tarihsel faktörler adı altında da topladıklarına rastlanmaktadır.&lt;br/&gt; Doğal çevre faktörleri: Bunlar arasında nüfus dağılışını açık bir seçik etkileyen iki faktör iklim ve yüzey şekilleri- dikkati çekmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık olarak onda dokuzunun ova ve benzeri düzlüklerde yaşayabilinmektedir. Diğer yandan, yeryüzü karalarının kabaca dörtte biri de yüksek sıcaklık ve az ya da düzensiz yağış koşullarının bir arada neden olduğu kuraklık yüzünden seyrek olarak nüfuslanmıştır.&lt;br/&gt; Fiziki coğrafya koşullarının, yeryüzünde nüfusun dağılış ve büyüklüğünün şekillenmesinde genelde egemen olduğu kesindir. Bununla birlikte, çevreci determinist görüşün en güçlü savunucularının da kabul ettiği gibi, çevre elemanlarının (iklim, yer şekilleri, su, toprak, madenler, bitki örtüsü) ne tek ne de bütün olarak ve birbirleriyle uyum halinde nüfus sayısını ya da öteki demografik özellikleri kesin olarak belirlemediği de açıktır. Aslında dünya nüfus dağılışıyla ilişkili olarak belirtilmesi gereken belki de en önemli özellik, söz konusu dağılışın kolay açıklanamadığıdır. Nüfusun yoğun olduğu alanlarla seyrek olduğu alanlar arasında açık çelişkiler vardır. Merkezi ve Batı Avrupada ılıman iklim koşullarının yer aldığı kesimlerde tarım dışı ekonomik faaliyetlere bağlı yoğun nüfus topluluklarını değişik tarım sistemlerinin uygulandığı yerlerde de görmek mümkündür. Örneğin geçim türü tarım faaliyetlerinin geniş çapta egemen olduğu Çin ve Hindistanda olduğu gibi, tarım faaliyetlerinin ileri bir teknikle entansif olarak yapıldığı Batı Avrupa ülkelerinde de yoğun nüfus toplulukları vardır. Her ne kadar topografya, doğal bitki örtüsünün çeşitliliğinin belirginleştirdiği toprak cinsi ve başka fiziksel elemanlar yerleşme koşullarında bölgesel ve yerel farklılıklar yaratıyorsa da, yeryüzünde yerleşme potansiyelini gösteren bir harita yapmak, kuşkusuz, hem güçtür hem de Pierre George&quot;un l959) sözleriyle biraz keyfi bir iş olur. Aslında böyle bir harita gerçek nüfus dağılışı-yerleşme haritasından çok farklı olacaktır. Yerleşmeye elverişli alanlar içinde nüfusun dağılışı, yerleşmeye elverişsizlik özelliğiyle gerçek yerleşme arasındaki gözle görünür zıtlıklarıyla ve eşitsizlikleriyle şaşırtıcıdır. Yeryüzünde nüfusun yerleşmesi sürekli değildir ve yerleşme açısından düşük potansiyelli ya da potansiyel olmayan bölgelerin yarattığı nispi boşluklarla ayrılmış yoğun nüfuslu bölgelerden oluşur.&lt;br/&gt;İnsanın özellikleriyle çevresel faktörler arasında dünya çapında bazı ilişkiler olduğu hala kabul edilmekle birlikte, yakın zamanlarda, insanın özelliklerinin daha çok kültürel faktörlerle şekillendiği görüşü güçlenmiştir. Kuşkusuz, insanların yeryüzündeki dağılışını kısıtlayan bir faktör olarak iklim başta gelir. İnsan fizyonomisi dikkat çeker derecede fiziki çevreye uyum sağlayabilecek yapıdadır. Daha M.S.1500 yıllarında bile. yani insanın çevreye uyum sağlamak için birçok yeni teknik geliştirmeye başladığı ve yeni yeni ekonomik devrimlerin meydana geldiği devrede bile. insanın ekümenı ya da yerleşilebilir dünyası şaşılacak derecede genişti ve büyük kısmı da şu yi da bu devrede ilkel grupların herhangi biri tarafından kullanılmıştı Gerçekten de, en dağınık biçimde de olsa, yüzeyin çok dik, drenajın kötü olduğu ya da çok kurak yerler dışında kalan, buzla kaplı olmayan her alan yerleşmiş durumdaydı. Aslında o zamanlardan beri yerleşmelerin yayılma alanlarında çok az genişleme olmuştur: Grönland kıyıları, Avrupada Alpler Kaliforniya ve Avustralyanın kurak kesimleri gibi alanlarda devamlı yerleşmenin sınırları genişlemiş; Şilinin kuzeyi, Alaska, Büyük Sahranın bazı kısımları ve Basra Körfezinin kurak kıyı kesimleri gibi yaşanması güç yerlerde madencilik faaliyetleri yüzünden yerleşmeler kurulmuştur. Ekümemn genişlemesini sağlayan insanların Izyolojik yapılarındaki esneklik deniz seviye sinden 5000 mye kadar olan alanlarda yaşayabilmesine de olanak sağlamaktadır. İnsanlar için en acil fizyolojik ihtiyaç oksijen olduğundan, daha üst sınırlarda, kısa süreli bile olsa, yaşayabilmek için özel bir eğitim ve oksijen</description></item><item><title>MODERNLİK VE MODERNLEŞME</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?modernlik-ve-modernlesme-457672.html</link><description>MODERNİZMİN TARİHSEL GELİŞİMİ &lt;br/&gt;ÖNCÜLLERİ VE DÜŞÜNÜRLERİ &lt;br/&gt;MODERNİZMİN DÖRT BOYUTU&lt;br/&gt;Modern, yeninin ya da yakın zamanın eş anlamlısı haline gelir. İster olumlu, isterse olumsuz değerlendirilsinler, gündelik yaşamda ve kültürde modaya uygun tutumlara modern denir (Jeannıere , 1994).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modernleşme, batılı toplumsal bilimciler tarafından, bütün gelişmekte olan toplumların, batı toplumlarına benzer aşamalardan geçecekleri anlayışından hareketle oluşturulmuş bir kavramdır (Kongar,1985).      &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modernleşme en yalın tanımıyla, modernliğe doğru yaşanan süreci niteler. Modernlik ise, Anthony Giddens&quot;a göre, &quot;on yedinci yüzyılda Avrupa&quot;da başlayan ve sonraları neredeyse bütün dünyayı etkisi altına alan toplumsal yaşam ve örgütlenme biçimlerine işaret eder&quot;. Peter Wagner, modernliğin başlangıcına on sekizinci yüzyılda gerçekleşen &quot;demokratik ve endüstriyel devrimler&quot;i yerleştirir. ( Altun, 2002)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modernlik, &quot;ekonomik, politik ve kültürel değişmedeki karmaşık süreçlerle karakterize edilen, yeni tipte bir toplumun ortaya çıkması&quot; olarak da düşünülebilir. (Berman, 1999 akt. Altun, 2002). Bir başka deyişle modernlik terimi, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Batı Avrupa&quot;da filizlenmeye başlayan ve esas görünümlerine Kuzey Amerika&quot;da rastlanılan ve o zamandan bu yana Batı dışı dünyaya yayılan ya da dayatılan bir toplum biçimine karşılık gelmektedir(Poole,1993).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu tanımlamalar özünde modern olma, modern bilinç ve modernlik kuramını tanımlamaya çalışmaktadır. Her ne kadar tek bir tanımlamada mutabık kalınamasa da yine de bunlar birbirinden bağımsız ve birbirini eleştiren değil birbirlerine bütünleyen tanımlamalardır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaşamımızı biçimlendiren modernlik, aslında yaşamımızı biçimlendirmeyi zorunlu kılan bir hegomanyadan farklı değildir. Altun&quot;un belirttiği gibi &quot;eskinin dışlanması, yeninin kutsanmasıdır modernlik ve esas itibariyle on dokuzuncu yüzyıl ile birlikte gündelik hayatları tanzim etmeye girişen buyurgan bir sistem haline almıştır.&quot; Bu köklü bir değişimdir. Bu değişim, toplumun yeniden örgütlenmesini ve yeni ilişkilerin oluşmasını içinde barındıran bir dönüşümdür.  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&quot;Modern olma bilinci&quot; on yedinci yüzyılla birlikte oluşmaya başlar (Henk,1996). Bu bilinç Avrupa&quot;da başlar. Avrupa, Doğu&quot;ya göre kendi gelişmişliğini ve modernliğini keşfeder. Bu dönemde Aydınlanma felsefesi ile birlikte oluşan gelişme düzeyi kendi iktidar gücünü de beraberinde getirmiştir. İktidarın kaynağı bilgi ve gelişmeye olan bağlılık olmuştur. Böylece yeni olan, geleneğe hükmetmeye başlar ve geleneksel bir yaşam tarzı ise gelişmenin önündeki tek engeldir. Modern olmak, artık düne ait olmayan ve başka yöntemlerle ele alınması gereken bir dünyada yaşamak demektir (Abel, akt.Küçük,1994).</description></item><item><title>MİKROKÜRELER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mikrokureler-457671.html</link><description>MİKROKÜRELER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Seda KURT, Prof. Dr. Gökhan ERTAN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ege Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Eczacılık Teknolojisi Bölümü                  &lt;br/&gt;Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı 35100 Bornova/İzmir&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mikroküreler içlerindeki etken maddenin moleküler düzeyde ya da&lt;br/&gt;makroskopik partiküller halinde disperse edildiği, birkaç &amp;#956;m&quot;den mm boyutlarına kadar değişen çap dağılımına sahip, katı, küresel, partiküller şeklindeki kontrollü salınımı sağlayan ilaç taşıyıcı sistemlerdir. Burada &quot;Kontrollü salım&quot; deyimi;&lt;br/&gt;1-Etken maddenin salınım hızının &lt;br/&gt;2-Etken maddenin vücuttaki biyolojik dağılımının kontrol edilmesini ifade&lt;br/&gt;etmektedir. Dolayısıyla mikroküreler,&lt;br/&gt;&amp;#61607;Hem oral hem prenteral yolla sürekli etki elde edilmesi,&lt;br/&gt;&amp;#61607;İ.m., i.p., s.c., perkütan, intra-artiküler, oftalmik veya nazal yolla bölgesel kontrollü etken madde salımı,&lt;br/&gt;&amp;#61607;Kan dolaşımına enjeksiyonla etken maddenin etki yerine hedeflendirilmesi,&lt;br/&gt;için kullanılabilmektedir. Böylece etken maddenin dozunun düşürülmesi ve yan etkilerinin azaltılması amaçlanmaktadır.. mikrokürelerin etki yerine hedeflendirilmesi iki farklı yolla sağlanabilmektedir. Birincisi, ilaç taşıyıcı sistemin yapısı ve bileşiminden bağımsız olarak i.v. enjeksiyondan sonra vücuttaki doğal dağılımı ile oluşan pasif hedeflemedir. Bu şekilde hedeflemede mikroküreler retiküloendotelyal sistem(RES) tarafından tutulurlar. Büyük partiküller ( 7&amp;#956;m) akciğerlerde tutulurken orta çaptaki partiküller( 100 nm,  7&amp;#956;m) karaciğer ve dalağa yönlenirler. İkinci yol ise, belirli hücre ve reseptörlere özgü monoklonal antikorların mikroküre yüzeyine bağlanması ile sağlanan aktif hedeflemedir. Bu, çok spesifik bir yaklaşımdır. Mikroküre yüzeyine takılan, spesifik tanıma özelliğine sahip biyomoleküller ile vücudun istenilen bölgesine hatta spesifik hücrelere hedefleme yapmak mümkündür.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bunların dışında mikroküreleri manyetik partiküller ile yüklemek de dolaşım  &lt;br/&gt;sistemine verdikten sonra vücut dışından yönlendirerek istenilen bölgeye hedeflemeyi mümkün kılmaktadır.&lt;br/&gt;Bu sistemlerin bilimsel araştırmalarda çoğunlukla uygulandıkları alanlar  &lt;br/&gt;şunlardır:&lt;br/&gt;&amp;#61558;Kanser kemoterapisi&lt;br/&gt;&amp;#61558;Kardiyovasküler uygulamalar&lt;br/&gt;&amp;#61558;İnsülin ve diğer peptid/protein salım sistemleri&lt;br/&gt;&amp;#61558;Kontraseptif uygulama(özellikle hormon salımı)&lt;br/&gt;&amp;#61558;Enfeksiyonların tedavisi&lt;br/&gt;*Antiviral ajanlar&lt;br/&gt;*Antibiyotikler&lt;br/&gt;*Antifungal ajanlar&lt;br/&gt;*Antiparaziter ajanlar&lt;br/&gt;&amp;#61558;Bağışıklık kazandırma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;MİKROKÜRELERİ HAZIRLAMA YÖNTEMLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mikrokürelerin(manyetik olmayan) hazırlanmasında pek çok farklı maddenin&lt;br/&gt;Kullanıldığı çeşitli teknikler vardır:&lt;br/&gt;1.Çözücü buharlaştırma yöntemi&lt;br/&gt;2.Protein jelleştirme yöntemleri&lt;br/&gt;a)ısı ile denatürasyon&lt;br/&gt;b)kimyasal yolla çapraz bağ oluşturulması&lt;br/&gt;c)desolvasyon&lt;br/&gt;3.Emülsiyon polimerizasyonu yöntemleri &lt;br/&gt;                        a)  Epiklohidrin ile çapraz bağ oluşturulmuş nişasta mikroküreleri&lt;br/&gt;                        b)  Çapraz bağlı poliakril mikroküreler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışmada çeşitli şekillerde hazırlanan mikroküreler incelenmiş ve hangi etken madde ve polimer ile hazırlandıkları gözden geçirilip, bunlarla ilgili çeşitli grafik, şema ve fotoğraflar verilmiştir. Bu yapılan derlemenin amacı mikroküreler hakkında genel bir bilgi verilmesi ve yapılan bazı çalışmaların incelenmesidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;W. IWADA ve arkadaşları(1)(Kyoto Üniversitesi Biyomateryal ve Tıbbi Polimer Araştırma Merkezi) tarafından kasım 1989 tarihinde yayımlanan ve hidrofilik  ilaçlar içeren Laktik asit oligomer mikroküreleri ile ilgili araştırmalarında, hidrofilik ilaçlar içeren biyolojik olarak parçalanabilir laktik asit oligomer mikrokürelerinin hazırlanışı için yeni bir metot geliştirilmiştir. Mikroküreler Y/Y emülsiyonlarından buharlaştırma ile çözücünün uçurulması vasıtasıyla elde edildi. Dispers faz için kullanılan çözücü asetonitrildi. Doksorubisin HCl (ADR) ve insülin 80%&quot;den 90%&quot;a yüksek tutulma yeterliliği ile mikroküreler içinde başarılı bir şekilde hapsedildi ve salınım profiline önemli bir ani etki eşlik etmedi. İlaçların mikrokürelerden salınım oranları büyük ölçüde ilaçların başlangıç yükleri ve laktik asit oligomerlerinin moleküler ağırlığı tarafından etkilendi. İnsülinle yapılan invitro çalışmalarda serbest bırakılan oranlar 5 ile 7 günden sonra oldukça düşüktü ve bu değer birinci günün sonundaki serbest bırakılma oranının 20%&quot;si kadardı(Şekil-1). &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Figure 1-a: Effects of the molecular weight of L-lactic acid oligomer on the release profiles of ADR loaded   ADR-loaded L-lactic</description></item><item><title>ÜSTLÜ SAYILAR İLE İLGİLİ SORULAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ustlu-sayilar-ile-ilgili-sorular-457670.html</link><description>1.  işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)     B)      C)       D)      E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. (-24).[(-42):(-8)2].(322) işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;A) 24    B) -24    C) 28      D) 2-8      E) 2-12&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.   işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 2   B)     C)      D)     E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. (1,2.10-3):(4,8.105) işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 25.10-10         B)       C) 0,25.10-11      &lt;br/&gt;         D) 0,5.10-8             E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.   işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) -2       B) -1       C)         D) 1        E) 2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.   işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 10-5   B) 10-4   C) 10-3   D) 10-2   E) 10-1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7. (81)16+(243)13 toplamının%25&quot;i kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 366    B) 365    C) 364     D) 363     E) 362&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8. 7.(0,02)3 işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 5,6.10-8        B) 14.10-6         C) 56.10-6        &lt;br/&gt;              D) 28.10-8          E) 56.10-5&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9.  sayısı  sayısının kaç katıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)        B) 1        C) 2         D) 3        E) 9&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.  işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1     B) 2      C)        D)        E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11.  olduğuna göre, x kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1     B) 3      C)  5      D) 7       E) 9&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12.   işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 52       B) 53      C) 54    D) 55      E) 510&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13. 5-x   2 olduğuna göre, 25x-1 ifadesinin eşiti kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 0,01    B) 0,5    C) 10   D) 25      E) 625&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14. 2x   a ve 3x   b ise 12x ifadesi ve a ve b türünden neye eşittir?&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) ab                 B) a2b             C) ab2      &lt;br/&gt;            D) a3b                E) ab3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15. aşağıdakilerden hangisi yanlıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 2a+2a 2a+1     &lt;br/&gt;B) 2a+1-2a 2a      &lt;br/&gt;C)        &lt;br/&gt;D) 2a.4a 8a      &lt;br/&gt;E) 10-2 0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16.3x 4&lt;br/&gt;32y 12&lt;br/&gt;olduğuna göre,   oranı kaçtır?&lt;br/&gt;A) 5       B) 4       C)  3       D) 2       E) 1 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17. 3x   k&lt;br/&gt;olduğuna göre, 31-2x in k cinsinden eşiti aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 9k2    B) k2    C)      D)       E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18.  eşitliğine göre,  aşağıdakilerden hangisi olabilir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)         B)       C)        D)       E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;19.  a ve b   Z olmak üzere, &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;       2a+b+3   32a-b+9 ise (a.b) kaçtır?  &lt;br/&gt;A) -4    B) -3     C)  -2     D) -1      E) 0&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20. a, b   R+ olmak üzere;&lt;br/&gt;ab   6&lt;br/&gt;olduğuna göre, 6a aşağıdakilerden hangisine eşittir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) ab     B) ba    C)  ab+1    D) ba+1   E) ba-1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. &lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 5-1    B) 5-2     C)  5-3     D) 5-5      E) 5-8&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.  &lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) -211    B) -25     C)  25     D) 29      E) 211&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. 40,4 . 160,3 + 31,4 . 90,3&lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 5    B) 7     C)  9     D) 10      E) 13&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. 160,25 . 81-1,25&lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 23    B) 25     C)  27     D) 28      E) 29&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5.   &lt;br/&gt; işleminin sonucu kaça eşittir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) -0,1     B) 0,50     C)  1     D) 2      E) 20&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.  &lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1    B) 4     C)  40     D) 400      E) 4000&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7.  &lt;br/&gt;işleminin sonucu aşağıdakilerden hangisine eşittir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) -1      B) 1       C)  a-1      D) a      E) a2 &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;8.a   3 &lt;br/&gt;    b   -2&lt;br/&gt;olduğuna göre, a - ba-b + a - b.a -b işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  A)-18      B)34      C)46      D)64      E)96&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;9.  ise c aşağıdakilerden hangisine eşittir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   A) 12a      B) 9a     C) 6a    D)     E) &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;10.     &lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  A)         B)       C)       D)       E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;11. 2120 . 5123&lt;br/&gt;bu sayı kaç basamaklıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A)120   B)177   C)122   D)123   E) 50&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;12. 42n-1 sayısı 24n+3 sayısının kaç katıdır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 4-1    B) 18-1   C) 16-1    D) 32-1   E) 64-1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;13.     &lt;br/&gt;olduğuna göre 2x kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1   B)       C)  2    D) 3     E) 6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;14.   A   52 + 62 + 72&lt;br/&gt;olduğuna göre, 152 + 182 + 212 nin A cinsinden eşiti aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 9A2    B) A2    C) 9A    D) 3A    E) A&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15.   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1      B) 2     C) 3      D) 4       E) 5&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;16. &lt;br/&gt;olduğuna göre, x kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 4   B)       C)       D) -      E)  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;17.   &lt;br/&gt;işleminin sonucu aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) x10n - 10m     B) xn - m   C) x    D)4    E) x10&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;18.  &lt;br/&gt;eşitliğini sağlayan n kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 2     B) 3     C) 4     D) 5     E) 6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;19. x, y reel sayılar olmak üzere,&lt;br/&gt;2x.5y   7 ve 6x.15x   189 ise x + y kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 2      B) 3    C) 4     D) 5     E) 6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;20. a ve b doğal sayı olmak üzere;&lt;br/&gt;a.b-2   2&lt;br/&gt;ba   256&lt;br/&gt;olduğuna göre,   kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 2      B) 3    C) 4     D) 5     E) 6&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. n bir tam sayı olmak üzere, &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;işleminin sonucu kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) -2    B) -1    C) 0     D) 2    E)3&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2. a.b 1 olmak üzere;&lt;br/&gt;    aa-b   b4&lt;br/&gt;    ba-b   a5 . b&lt;br/&gt; olduğuna göre, a - b nin değeri kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 1       B) 2       C) 3       D) 4         E) 5&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. 2x-1   5&lt;br/&gt;    2x+1   p&lt;br/&gt; olduğuna göre, p kaçtır?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A) 3       B) 5       C) 10     D) 15       E) 20&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4. a poziti</description></item><item><title>ADANA HAKKINDA HERŞEY</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?adana-hakkinda-hersey-457669.html</link><description>ADANA&lt;br/&gt;GENEL BİLGİLER&lt;br/&gt;Yüzölçümü: 17.253 km² &lt;br/&gt;Nüfus: 1.934.907 (1990) &lt;br/&gt;İl Trafik No: 01 &lt;br/&gt;İLÇELER: &lt;br/&gt;Adana ilinin ilçeleri; Seyhan, Yüreğir, Aladağ, Ceyhan, Feke, İmamoğlu, Karaisalı, Karataş, Kozan, Pozantı, Saimbeyli, Tufanbeyli ve Yumurtalık tır. &lt;br/&gt;Aladağ: Adanaya 105 km. uzaklıkta olan bu ilçede antik devirden kalma bir ören yeri ile harap Ortaçağ kalesi, Akören beldesindeki Kırık Kilise harabeleri çok önemlidir. 40 km mesafedeki Acısu içmesi, Meydan yaylasında Bığbığı mağarası bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Ceyhan: Adana il merkezine 47 km uzaklıktadır. Adana-Ceyhan karayolu üzerinde 700 m. uzunluğunda dört cepheli masif kaya üzerinde etkileyici görünümlü Yılan Kale, Ulucami, Mecidiye Cami ve Durhasan Dede Türbesi ilçenin önemli turistik değerleridir. Yılankalenin güneybatısında, Sirkeli Höyüğü vardır.Höyüğün Ceyhan nehrine bakan kuzey kayalıklarında Hitit Krallarından Muvattalinin sakallı ve uzun elbiseli rölyefi görülür. Anadolunun en eski Hitit kabartmasıdır. Kurtkulağı Beldesinde bulunan Kurtkulağı Kervansarayı 1693 yılında yapılmış olup eski Halep kervan yolu üzerindedir. Kervansaray da yörenin etnografik eserleri sergilenmektedir. &lt;br/&gt;Feke: İl merkezine bağlı Tepe Mahallerinde 1945 yılında Bizans tapınağının zemin mozaikleri ortaya çıkarılmıştır. Feke kalesinin 12. yy.da Bizanslılar veya Selçuklular tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Rafting için ülkemizin en elverişli ırmaklarından olan Göksu, bu ilçede bulunmaktadır. Ayrıca çok sayıda yaylalar vardır. &lt;br/&gt;İmamoğlu: İl merkezine 45 km. uzaklıktaki ilçenin önemli turistik değeri İmamoğlu Yeraltı Şehridir. &lt;br/&gt;Karaisalı: İl merkezine 47 km. mesafede bulunan ilçenin 8 km. kuzey batısında Milvan Kale, 17 km. batısında 1912 yılında Almanlar tarafından yapılan Alman Köprüsü, 12 km. güneyinde Altınova köyü yakınlarında tarihi İpek Yolu güzergahında Kesiri Han önemli tarihi eserleridir. Yerköprü mesire yeri ve Kızıldağ Yaylası görülmeye değerdir. &lt;br/&gt;Karataş: İl merkezine 47 km. mesafedeki ilçe coğrafi konumu ile İlk Çağda büyük önem taşımış bir şehirdir. Magarsus adıyla anılan bu kent bugünkü yerleşim yerinin 5 km. batısında yer almaktaydı. Karataşta Osmanlılardan kalma iki han vardır. Ramsar sözleşmesinde yer alan Akyatan Gölü ve Kuş Cenneti bu ilçededir. &lt;br/&gt;Kozan: İl merkezine 72 km. mesafededir. Kozan Kalesi, Asurlular tarafından yapılmıştır. Önemli eserlerinden biri olan Hoşkadem Cami 1448 yılında Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır. &lt;br/&gt;Kozanın 22 km. güney doğusunda Dilekkaya köyünün 2 km. uzağında bir ada gibi yükselen tepenin üzerinde Anavarza şehri M.Ö. 9. yüzyılda Asurlular tarafından kurulmuştur. Kaya mezarları, kilise, sarnıç gibi eserler bugüne ulaşan kalıntılardır. Ayrıca 18 çeşit deniz hayvanını gösteren Anavarza mozaikleri bulunmaktadır. Kozan ilçesine 10 km. uzaklıktaki Dağılcak, mesire yeri ve yaylaları ile ünlüdür. &lt;br/&gt;Pozantı: İl merkezine 116 km. mesafededir. Coğrafi konumu nedeniyle tarihte önemli olaylara sahne olmuştur. Eski ve yeni Anakşa kaleleri, Torosların en önemli geçidi olan Gülek Boğazının girişindedir. Gülek boğazı ile Tekir yaylası arasındaki Kızıltabya ve Aktabya kaleleri ilçenin önemli turistik mekanlarındandır. &lt;br/&gt;Saimbeyli: Adana il merkezine 156 km. mesafededir. Eski adı Haçindir. Burada Orta Çağda yapılmış kale ve kiliseler bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Seyhan: İlçenin bulunduğu yöre, pek çok uygarlıklara sahne olmuştur. İlçenin başlıca eserleri Büyük Saat Kulesi, Taş Köprü, Yağ Cami ve Medresesi, Hasanağa Cami, Kemeraltı Cami, Ulu Cami Külliyesi, Yeni Cami, Çarşı Hamamı, Bebekli Kilise (Kilisenin tepesinde tunçtan yapılmış Meryem Ana heykelinin bebeğe benzemesi nedeniyle bu ad verilmiştir.) dir. Ayrıca Eski Adana Mahalleleri ve evleri görülmeye değerdir. &lt;br/&gt;Tufanbeyli: İl merkezine 200 km. mesafededir. İlçenin 20 km. kuzeydoğusunda Hititlerin dini merkezi konumunda olan Şar kenti Hieropolis ve Çomana adları ile tanınır. Romalılardan kalma açık hava tiyatrosu, Bizans kilise kalıntısı, ana tanrıça tapınağının kapısı olduğu sanılan Alakapı antik şehrin sağlam kalmış yapılarıdır. Şar harabelerinin güneyinde Doğanbeyli köyü yakınında höyükler, batıda Hanyeri yakınında Hitit anıtı önemli eserlerdir. &lt;br/&gt;Yumurtalık: İl merkezine 81 km mesafededir. İlçenin en önemli eserleri Ayas ve Atlas kalesi, Süleymaniye Kulesi ve Marko Polo İskelesidir. Akdenizde kıyısı bulunan ilçenin balıkçı barınağı bulunmaktadır. &lt;br/&gt;Yüreğir: Yüreğirin en önemli eseri Ceyhan nehri kıyısında bugün Yakapınarının bulunduğu yerde kurulan Misis Antik Kenti, Roma ve Memluk</description></item><item><title>ISLAHAT FERMANI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?islahat-fermani-457668.html</link><description>Ali Paşa&quot;nın teşvikiyle Abdülmecit tarafından yayımlan ve Paris antlaşmasına sunulan ıslahat programıdır(ilan tarihi 28 şubat 1856). Islahat Ferman ,Paris antlaşmasından altı hafta önce Babıali&quot;de bütün nazırlar,yüksek memurlar,şeyhülislam,patrikler,hahambaşı vs. azınlıkların önünde okunarak ilan edildi.Ferman,Osmanlı İmparatorluğu içinde kurulması kararlaştırılan yeni bir düzenin prensiplerini genel hatları ile programlaştırdı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gülhane Hattının (1839)başlattığı Tanzimat düzeni,siyasi düşünceler değiştirilmeden Osmanlı müesseselerini yenileştirmek için yapılmıştı.Bu fermanla ordu,yeni bir biçim kazandı,mülki yönetim eyalet örgütü haline getirildi.Devlet şurası ve vilayet meclisleri kuruldu,karma mahkemeler meydana getirild,Avrupa örneğine uygunyeni okullar açılması öngörüldü.Fakat bütün bu çabalar Osmanlı Devletini modern bir yapıyasokmaktan henüz çok uzaktı.Nitekim,Rusya,Tanzimat Fermanını Hristaiyan tebaanın hakları için yetersiz gördü.İngiliz ve Fransızlar özel bir takım çıkarları için Rusya&quot;nın düşüncesini benimseyerek Hristiyan tebaaya yeni haklar verilmesi konusunda çalışmalar yapıyorlardı.Esasen Kırım Savaşı,Ruslar ile Fransızların Katolikler ve Ortodoksların çıkarlarını sağlamak için yapılan çalışmalarında doğdu.Savaşın sonuna doğru ilgili devletler,barış konferansında Rusya&quot;nın Hristiyan tebaa çıkarlarına bazı yatırımları önlemek için Viyana&quot;da toplandılar(1 şubat 1855).Toplantıda barışın prensipleri tespit edilirken,Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan tebaanın hak ve imtiyazlarından isteyen bir madde konulmasını kabul ettiler.Bu maddenin programlaştırılması yolunda şu tezler ortaya atıldı:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türk Tezi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Osmanlılara göre hak ve imtiyazlar iki bölüme ayrılmıştır;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-)Dini imtiyaz ve haklar vicdan hürlüğü ile alakalı olduğundan değiştirilmesi mümkün olmayan imtiyazlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-)Medeni haklar muhtariyet ve adaletle ilgili değiştirilmesi mümkün olmayan haklar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rus Tezi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Osmanlı sınırları içinde yaşayan Hristiyanların hak ve çıkarları Avrupa devletlerinin toplu garantisi altına alınmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İngiliz Tezi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Din serbestliği ve hukuk eşitliği sağlanmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fransız Tezi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İslam tebaa ile Hristiyan tebaa arasına da cemiyet,haklar,vergiler,askerlikieğitim ve devlet memurluğuna geçme bakımından sürüp giden farklar bir ferman ile kaldırılarak tebaa eşitliği tam anlamıyla genişletilmelidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OSMANLI DEVLETİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Rusya&quot;nın teklifini,hükümranlık haklarına müdahale,İngiliz teklifini de İslamiyet&quot;i küçültücü gördüğü için,Fransız tezini kabul etti.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fransız Tezi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Din ve devlette açıktan açığa dokunmadığı için kabul edildi.İngiltere ile Avusturya bu teklif üzerinde birleşince Fransız tezi bir ferman şekline konularak ilan işi Osmanlı devletine bırakıldı.Bu bakımdan ıslahat fermanı Babıali&quot;nin kabul etmek zorunda kaldığı bir ıslahat programı olarak adlandırılabilir.Ayrıca yapılacak Paris konferansında Rusların gayri Müslimler konusunda bir istekleri ile karşılaşmak istenilmiyordu.Fransız tezi üzerine,bunun bir ferman haline getirilmesi Babıali&quot;ye bırakıldı.Ali Paşa hükümeti tarafından ilan edilen bu fermanın hazırlanmasında İngiliz ve Fransız elçilerinde bulunmuştu.Bu şekilde hazırlanan ferman,Paris konferansından önce, 28 şubat 1856 da Babıali&quot;de Islahat Hattı-ı Hümayunu adıyla devlet erkanı şeyhülislam patrikler hahambaşı ve cemaatlerin ileri gelenleri önünde okunarak ilan edildi.Otuz beş maddeden oluşan fermanı şu şekilde özetleyebiliriz:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanzimat Fermanı ile değişiklik din ve mezheplerdeki bütün tebaaya verilen teminat bu fermanla yenilendiğinden bunların uygulanması için gerekli tedbirler alınacaktır.Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar kanun önünde eşit olacaklardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1-)Patrikhanelerde yeni meclisler kurulacak ve bu meclislerin verecekleri kararlar Babıali tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2-)Patrikler kayd-ı hayat şartıyla bu makama seçileceklerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3-)Cemaatlerin ruhani reislerine verdikleri cevaiz ve aidatlar tamamıyla bir yerlerin tamir ya da yeniden yapılmasına izin verecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;4-)Şehir kasabalarda buluna azınlıklara ait kilise,manastır,mezarlık,okul ve hastane gibi yerlerin yeniden yapılanmasına izin verilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;5-)Hiç kimse din değiştirmeye zorlanmayacaktır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6-)Devlet hizmetlerine,askerlik görevine ve okullara bütün tebaa eşit olarak kabul edilecektir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7-)Irk,din,dil farkı gözetmeyecek ve hiçbir mezhep diğerinden üstün sayılmayacaktır.Bütün to</description></item><item><title>TORNA TEZGAHI VE ÖZELLİKLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?torna-tezgahi-ve-ozellikleri-457667.html</link><description>TORNA VE ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Tornanın Tanımı&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Torna makinesi, ham haldeki bir iş parçasına düzgün dairesel hareket yaptırarak, torna kalemi ve değişik kesici takımlarla talaş kaldırmak sureti ile işi silindirik, konik veya küresel biçimlerde işlemek ve iş parçalarının üzerine çeşitli vidalar açmak için yapılmış bir talaşlı üretim makinesidir.&lt;br/&gt;Tornalarda işlenecek iş parçaları bir tarafından torna aynasına bağlanır,diğer ucundan da punta ile desteklenir. Torna aynası, tornanın kendi üzerinde bulunan bir elektrik motorundan kayış kasnak ve dişliler vasıtasıyla dönme hareketi alır. İş dönerken, torna kaleminin işe bir miktar dalması ve iş ekseni boyunca ilerlemesi ile tornalama meydana gelir.&lt;br/&gt;Tornalanacak iş parçası, torna kalemi için uygun kesme şartları oluşacak şekilde dönme hareketi yapar. Kalem için uygun kesme şartının oluşması demek, işin çapına ve sertlik dercesine göre dönme hareketi yapması demektir. İşte bu önemli şartın kolayca sağlanabilmesi için tornalar çeşitli dönme sayılarında dönecek şekilde yapılmıştır.&lt;br/&gt;Tornaların devir sayıları, dişli kutusu denilen kısmın dışındaki kumanda kolları ile ayarlanır. Bir tornanın devir sayısı ayarlanabilir şekilde olmasaydı ve iş sadece bir devir sayısında dönmüş olsaydı, çapı büyük olan işler veya normal sertlikten daha sert olan iş parçaları işlenirken kalemin ucu bir anda aşırı derecede ısınır ve yanardı. Ayrıca düşük devirlerde işlenmesi gereken işlerin de yapılması mümkün olmazdı.&lt;br/&gt;Bir tona makinesi iki baştan kasa şeklinde ayaklar üzerine oturtulmuş bir gövde, bu gövde üzerinde bulunan iş mili hız kutusu, ana mili ve talaş mili hız kutusu, araba ve gezer puntadan oluşmaktadır.&lt;br/&gt;Adından da anlaşılacağı gibi iş mili, ayna vasıtasıyla işin bağlandığı mildir. Araba üzerindeki kalemliğe de torna kalemleri bağlanır. Gezer punta ise, uzun iş parçalarını ekseninden desteklemeye yarar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tornanın Özellikleri&lt;br/&gt;Torna makineleri matkap ve vargel makineleri gibi, talaşlı üretim makineleri olmakla beraber, çalışma şekli bakımından, yani iş üzerinden talaş kaldırma şekli bakımından onlardan daha farklı özellikler taşırlar. Vargellerde ve matkaplarda işlenmekte olan iş parçası sabit olup bir dönme veya gidiş geliş hareketi  yapmaz. Fakat tornalarda iş parçası dönme hareketi yapar, kesme işlevini yapan kalem sabittir. Bu durum tornaları diğer talaşlı üretim makinelerinden ayıran en  belirgin özelliktir.Tornaların bir başka özelliği ise he tornada bir soğutma suyu sistemi bulunmasıdır. Vargel, planya, yatay delik işleme makineleri vb. makinelerde soğutma suyu bulunmazken, her tornada bir soğutma suyu sistemi bulunmaktadır.&lt;br/&gt;Tornalar iş yapma kapasitesi bakımından diğer talaşlı üretim makinelerinden daha çok çeşitli iş yapma özelliklerine sahiptir. Örneğin bir vargel makinesinde sadece düzlem yüzeyler işlenirken veya bir matkap makinesinde sadece delik delinirken bir tornada silindirik ve konik iç ve dış yüzeyler her türlü özelliklerde vida açılması, düzlem yüzeyler yapılması, eksantrik parçaların işlenmesi, yay sarılması vb. pek çok çeşitli işleme şekilleri gerektiren işler yapılmaktadır. İşte bu yüzden, torna makinelerinin diğer talaşlı üretim makineleri yanında önemi çok büyüktür. Ayrıca, işlerin çabuk bağlanıp sökülmesi de diğer makinelere göre tornada daha pratik ve hızlıdır.&lt;br/&gt;İşte bu önemli özelliklerinden dolayı değişik kapasitelerde ve değişik amaçlara yönelik olarak değişik tiplerde torna makineleri yapılmaktadır. Tornaların bu kadar değişik tiplerde ve özelliklerde yapılması bu makinelerin önemini açıkça ortaya koymaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tornanın Kapasitesi&lt;br/&gt;Torna makineleri de diğer talaşlı üretim makineleri gibi, belirli boyutlarda olurlar. Bir tornanın boyutları o tornada işlenebilecek en büyük işin ölçülerine göre yapılır. Tornada işlenebilecek en büyük işi iki punta arasındaki en uzak mesafe ile punta ekseninin tornanın kayıtlarında olan yüksekliğini ifade eder. Buna tornanın kapasitesi denir.Bir tornanın kapasitesi, örneğin (1500 x 250) şeklinde yazılır. Burada iki punta arası 1500 mm ve punta yüksekliği de 250 mm olan bir tornanın kapasitesi ifade edilmiştir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tornaların Çeşitleri ve Sınıflandırılması&lt;br/&gt;Yirminci yüzyılın başlarından beri endüstriyel gelişmelere paralel olarak, torna larda yapılan işlerin biçimleri ile ölçülerinin giderek değişmesi ve bilhassa aynı iş parçasından kısa zamanda çok sayıda üretilmesi zorunluluğunun doğması, bugün birbirinden çok farklı özellikleri taşıyan çeşitli tornaların yapılmasını gerektirmiştir. Bunun için tornalar yapılan işlerin özellikler</description></item><item><title>KONDANSATÖRLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kondansatorler-457666.html</link><description>YÜKLÜ KONDANSATÖRDE DEPOLANAN ENERJİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;DİELEKTRİKLİ KONDANSATÖRLER&lt;br/&gt;Yüklü bir kondansatörün plakaları bir iletkenle birbirine temas ettirilirse, her iki plaka yüksüz hale gelinceye kadar yükler bir plakadan ötekine aktarılırlar. Bu elektriksel boşalma bazen görünür bir kıvılcım olarak gözlenir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yüklü bir kondansatörün zıt işaretli plakalarına istemeden dokunacak olsanız, parmaklarınız, boşalacağı bir yol gibi davranacak ve bir elektrik şokuna maruz kalacaktınız. Şokun derecesini, sığaya ve kondansatörüne uygulanan voltaja bağlı olarak hissedecektiniz.</description></item><item><title>SWOT ANALİZİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?swot-analizi-457665.html</link><description>İncelenen kuruluşun, tekniğin, sürecinveya durumun güçlü ve zayıf yönlerinibelirlemekte ve dış çevreden kaynaklanan fırsat ve tehditleri saptamakta kullanılan bir tekniktir. &lt;br/&gt;NE ZAMAN KULLANILMALI ?Stratejik bir plan geliştirilmesi aşamasındaSorun tanımlama ve çözüm oluşturulması aşamalarındaNicel verilerin yetersiz, bilgilerin kişilerin belleklerinde olduğu durumların analizinde&lt;br/&gt;GÜÇLÜ YÖNLERİN SAPTANMASI&lt;br/&gt;Üstünlükleriniz nelerdir ?&lt;br/&gt;Neleri iyi yapmaktasınız?&lt;br/&gt;Başkaları, güçlü yanlarınız olarak neleri görmekteler ?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;* Gerçekçi olun&lt;br/&gt;* Tüm karakteristiklerinizi sıralayın&lt;br/&gt;Kuvvet Sahası Analizi&lt;br/&gt;Katılımcılar tarafından &lt;br/&gt;Güçlü Yönlerve Zayıf Yönler  &lt;br/&gt;en büyük: +5, en küçük -5 &lt;br/&gt;üzerinden ağırlıklandırılır.&lt;br/&gt;Güçlü yönler ile fırsatların uyumlaştırılmasıGüçlü yönlerin fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanılmasıZayıflıkları güçlü yönlere dönüştürecek stratejiler geliştirilmesiTehditlerin güçlü yanlar ile bütünleştirilebilecek fırsatlara &lt;br/&gt;dönüştürülmesi&lt;br/&gt;Güçlü Yönlere İlişkin Örnek Eylem PlanıKonu: Özgün Yöresel El Sanatlarının GeliştirilmesiKoordinatör: ValilikSorumlular: Belediye Başkanlığı, MEM,KTM,TSO.&lt;br/&gt;İzlenecek Yol: &lt;br/&gt;YES&quot;na ilişkin durum tespiti&lt;br/&gt;Gerekli donanım ve hammaddenin belirlenmesi ve temini&lt;br/&gt;Eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi&lt;br/&gt;Tanıtım araçlarının belirlenmesi (Broşürlerin hazırlanması,&lt;br/&gt; web sitesi kurulması, fuarlara katılım vs..)&lt;br/&gt;Uygun bir satış yerinin düzenlenmesi&lt;br/&gt;Satış artırma faaliyetlerine önem verilmesi.&lt;br/&gt;Uygulama Takvimi : Mart 2005 - Sürekli</description></item><item><title>TÜRKİYEDE GÖRÜLEN İKLİM TİPLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiyede-gorulen-iklim-tipleri-457664.html</link><description>Türkiye&quot;de Görülen İklim Tipleri&lt;br/&gt;1) AKDENİZ İKLİMİ: &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;  Bu iklim tipi yazları sıcak ve hemen hemen kurak, buna karşılık kışları ılık ve yağışlı geçmesi ile tanınır. Adını aldığı denizin kıyısında egemen olduğu gibi, Anadolu&quot;nun batı kesimindeki Ege ve Marmara Bölgelerinde de etkili olur. &lt;br/&gt;Akdeniz Bölgesi&quot;nde görülen Akdeniz iklim tipinde yazların sıcak ve kurak olması, güneyden gelen sıcak ve kurak hava kütlelerinin etkisi ile ortaya çıkar. Kış ayları ise ılık ve bol yağışlıdır. Bu da, kışın Akdeniz üzerinden gelen ılık ve nemli hava kütlelerinin Toroslar&quot;a çarparak güneye bakan yamaçlar üzerine bol yağış bırakmasının bir sonucudur. Buralarda kar &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) KARADENİZ İKLİMİ: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Türkiye&quot;de görülen bir diğer iklim tipi de Karadeniz iklimidir. Bu iklim tipi Türkiye&quot;nin kuzey kıyısı boyunca uzanan bir şerit üzerinde belirir; dağların kıyıya paralel olması yüzünden bu şerit fazla bir değişiklik göstermez. Bu iklimin en belirgin özelliği her mevsim yağışlı olmasıdır. Ama en çok yağışın sonbahar mevsiminde düştüğü görülür. Yazlar sıcak kışlar ise fazla soğuk değildir. Bu bölge ikliminde kıyı kesimi ile iç yörelerde oldukça önemli farklılıklar görülür. Bunun nedeni bölgedeki yüksek dağ sıralarının Akdeniz&quot;den gelen nemli hava kütlelerinin hareket yönüne dik olmasıdır. Onun için kıyıdaki dağların kuzeye (denize) bakan yamaçları çok daha fazla yağış alır. Güney yamaçlara da daha az yağış düşer. Karadeniz Bölgesi&quot;nin Doğu Karadeniz Bölümü&quot;nde Karadeniz iklimi görülür. Buralara düşen fazla yağıştan dolayı sel ve heyelan gibi doğal afetler görülür. Bu iki doğal afet yüzünden önemli miktarda can ve nal kaybı olmuştur. Özellikle 1990&quot;da bu bölümümüzde meydana gelen selde 55 kişi hayatını kaybetmiş, pek çok taşıt aracı, ev, işyeri, köprü ve yol &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3) KARASAL İKLİM (STEP): &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;  Türkiye&quot;nin iç kesimlerinde denizin iklimi yumuşatan ve yağışları arttıran etkisi azalır; bu yüzden mevsimler arasında sıcaklık farklılıkları fazladır. Bu iklimde kışlar soğuk, yazlar ise sıcaktır. Bu iklim tipi, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde hüküm sürer. Ayrıca Trakya&quot;nın iç kesimleri de bu iklimin etkisi altındadır. &lt;br/&gt;   Doğu Anadolu Bölgesi&quot;nde görülen karasal iklim tipinde kış mevsimi uzun ve çok soğuk geçer. Ayrıca karasal iklimin en belirgin olduğu yer de Doğu Anadolu Bölgesi&quot;nin kuzey yarısıdır. Burası çok yüksek olduğu için kış aylarının ortalama sıcaklığı sıfırın altındadır. Bugüne kadar görülen en düşük sıcaklıklar da bu yöreden çıkmıştır (Ağrı -45,6 derece). Bu bölgede don olaylarına çok sık rastlanır. Kar örtüsü üç-dört ay yerde kalır. Yaz mevsimi ise kısa ve serin geçer. Erzurum-Kars Platoları yaz mevsiminde bile yağışlıdır. Buralarda yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm&quot;dir. Diğer yerlerde yağış mevsimi bahardır. Kışın ya</description></item><item><title>PTOLEMAİS VE KİLİKİA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ptolemais-ve-kilikia-457663.html</link><description>Ptolemaios&quot;un Kilikia&quot;daki Yerleşimleri Ve Dağlık Kilikia&quot;nın Ptolemaioslar Tarafından Önemi&lt;br/&gt;Hellenistik dönemde yerleşme faaliyetlerini, Seleukoslar ve Ptolemaioslar sürdürmektedir. Bu dönemdeki siyasi olaylar nedeniyle kentleşme etkinliklerinin askeri, politik, ekonomik ve idari özelliklerine bakılarak yerleşimler kurulur. Ayrıca coğrafik şartlar da diğer özellikleri bütünler. Bu dönemdeki yerleşmenin temelini ekonomik çıkarlar oluşturmaktadır. Ayrıca bu yerleşmelerin ticaret bağlantılarının güvenliğinin sağlanması da çok önemli bir noktadır. Kıbrıs&quot;ın önemi bu ticaret yollarının tam ortasında olduğu için Hellenistik devletler için çok önemli bir konumdadır. Ayrıca bu ticari amaçla bölgenin yerel kaynakları da kullanılmak istenir . &lt;br/&gt;Kentleşme açısından bakıldığında Seleukoslar ve Ptolemaioslar, Kilikia bölgesinde bir çok kentler kurarlar . Örneğin Seleukos I. Nikator tararfından Seleukeia İ.Ö. 296/281 yılları arasında kurulur . Ancak Ptolemaioslar verimli arazileri olmasına rağmen Ovalık Kilikia yerine Dağlık Kilikia bölgesinde yerleşimler kurar. &lt;br/&gt;Ptolemaios&quot;un ne gibi politikası vardı da Dağlık Kilikia&quot;da daha çok yerleşimler kurdu? Bunu inceleyecek olursak Dağlık Kilikia&quot;nın birkaç özelliğinden bahsetmek doğru olacaktır. &lt;br/&gt;İlk önce İ.Ö. 304 yılında Ptolemaios I. Soter&quot;in Kıbrıs&quot;ı işgal etmesi Dağlık Kilikia adına da önemli bir olaydır. Dağlık Kilikia bölgesi stratejik öneme sahip bir bölgedir. Hem Kıbrıs&quot;a çok yakın hem de Anadolu&quot;ya geçişi sağlayan bir Kilikia kapısı da burada bulunmaktadır . Bu durum siyasi olaylarla da bağlanabilir. Hellenistik devletler uzun yıllar birbirleriyle mücadele ettikleri görülmektedir. Bu yüzden ani bir saldırı, ordunun acele hazırlanıp yola çıkması gerekebilir. Bu dönem Hellenistik devletlerin ne kadar toprak kapsam iyidir mantığında olması ani hareketlere uygun coğrafi yerleri seçmeleri gayet normal karşılanmalıdır. Ptolemaiosların Mısır merkezli bir devlet olduğunu biliyoruz. Anadolu içlerine hızlı bir müdahale gerekse Mısır, Kıbrıs, Dağlık Kilikia , Toros geçidi ve Anadolu&quot;nun içleri rotası en uygun yoldur. Ayrıca gemi yapımına lazım olan Kereste de bu bölgeden toplanmaktadır. Dağlık Kilikia&quot;nın doğal kaynakları ve stratejik önemi Ptolemaiosların dikkatini çeker . Bu verilen önem Ptolemiaosların devlet politikası olarak öne çıkar. Dağlık Kilikia&quot;nın orta kesimi Ptolemaioslar için çok elzemdir. Özellikle İ.Ö. 260-253 yılları arasındaki II. Suriye savaşı sırasında Ptolemaios orduları Seleukoslara kuzeyden saldırmak için Dağlık Kilikia&quot;da uygun limanlar bulundurması gerekliydi. Bu yüzden bazı kentleri kurarak bir garnizon ya da toplanma yerleri olarak kullandığını düşünebiliriz . &lt;br/&gt;Ptolemaiosların Dağlık Kilikia&quot;da kurdukları kentlerin antik kaynaklarda olsa da arkeolojik olarak yeri tam olarak bilinmez. Bu kentler. Arsinoe , Berenike , Khadros, ve Neapolis kentleridir . Ptolemaioslar garnizon olan yerleşimlerini bölgede önceden var olan kentlerin yanına kurarlar. Bunun nedeni belki yerleşimsiz bir kent kurmaktansa yerleşimi olan kentlerin yanlarında kurup oranın nüfusundan yararlanıp yeni kurulan kentin ekonomik çarkını döndürmek amaçlı olabilir. Belki bu kentlerin nerede olduğu bilinmemesi de bu yüzden olabilir. Bir kentin yakınında kurulan yerleşim zamanla bu yerleşimin sınırları içinde kalmış daha sonra ilk kentle anılmış olabilir. Hellenistik kralların kraliyet isimleri yerleşimler kurduğu görülmektedir.</description></item><item><title>SYNOİKİSMOS</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?synoikismos-457662.html</link><description>Synoikismos&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir yerleşimin neden ve nasıl kurulduğunu açıklamak ve bunları belirli kategorilere sokmak zordur. Çünkü bir yerleşim kurulurken bir çok etkenle karşılaşıldığı ve belli kalıpların içine sokulmakta ne kadar başarılı olunacağı şüphelidir. Aynı sorun Yunan kentleri için de geçerlidir. Yerleşimlerin kökenlerine göre geniş ve kapsamlı sınıflandırma yapan ve bu sınıflandırmaları Yunan kentleri ile bağdaştırmaya çalışan Gerkan şu şekilde ayırım yapmaktadır :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I Uygun doğal koşullar aracılığıyla derece derece oluşma&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Öncüleri Myken olmayan ve basit köylerden gelişen kentler ( Özellikle Yunanistan&quot;nın batısında, Epiros, Arkadia, Elis, Akhaia).&lt;br/&gt;2)Myken yerleşmeleri olan kentler daha sonraları birer &quot;kristalleşme noktası&quot; olarak sürdürülür. Atina da aralarında olmak üzere Yunanistan&quot;ın en büyük kentleri böyledir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;II. Bazı özel gereksinmeleri karşılamak için bir kurucunun ya da bir grubun isteğiyle kurulan kentler.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Synoikismos &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2)Kolonicilik &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir yerleşim kurulma modeli olan Synoikismos farklı kategorilere ayrılabilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kısaca Synoikismos bir yada bir çok topluluğun siyasal açıdan birleşmesine denir . Ya da Farklı toplumların bir kent devleti altında, ki bu polis olabilir, birleşmeleridir. Yunanlıların inanışına göre bu tür uygulamayı tek kişi yapar, örneğin en ünlüsü de Theseus tarafından Atina&quot;da böyle bir uygulamanın kullanılmasıdır .&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Synoikismos&quot;un da farklı türleri vardır. Gerkan ikiye ayırmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Var olan bir kentin acele olarak geliştirilmek üzere seçilmesi (Atina, Tegia ve Elis)&lt;br/&gt;2)Bir araya gelen kentlerin nüfusunun bir bölümünün yeni kurulan bir kentte toplanması (Megalopolis, Rhodos)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha ayrıntılı bir ayrım yapacak olursak dörde de ayrılabilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1)Bir bölgenin çeşitli kentlerinin bir politik birleşim içine girerek bu kentlerden birinin merkez edinmesi&lt;br/&gt;2)Tek bir kentin yer aldığı bölgelerde kırsak kesimde yaşayan nüfusun surla çevrili kentin içine toplanması&lt;br/&gt;3)İki kentin birleşip tek bir kent olması, beklide çok daha üstün bir otoritenin isteği üzerine birleşme olur. Hellenistik dönemde olan Holmoi ve Seleuceia birleşmesi gibi .&lt;br/&gt;4)Bir politik merkezin kurulması ile çiftlik ve köyler yerleşimlerinin biir devlet çatısı altında toplanması.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ayrı bir özellik olarak 2 ve 3&quot;de nüfus başka yerden getirilir. Böylelikle farklı toplumlar ve siyasi bir kararla birlikte yaşarlar. Ancak kent bir bütünlük göstermesi için dini inanışların da ortaklığını da dikkat edilir.&lt;br/&gt; .</description></item><item><title>MEVLANANIN YEDİ ÖĞÜDÜ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?mevlananin-yedi-ogudu-457661.html</link><description>MEVLANANIN YEDİ ÖĞÜDÜ... VARDIR İÇİNDE SUNUM HALİNDE GÜZEL Bİ ÇALIŞMAA PPT...</description></item><item><title>BEYİN</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?beyin-457660.html</link><description>Kafatasının içinde, beyin zarlarıyla örtülmüş, beyazımtırak ve yumuşakça bir kitle durumundaki sinir organı. Duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyin, insanları hayvanlardan ayıran en önemli organdır. Bu bakımdan insan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayları da bir merkezdir. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır. Gri ve beyaz hücrelerden oluşan beyin, kafatasının arkasında bulunan bir delikle omuriliğe bağlanır. Beyin ve omurilik, üç katlı koruyucu zarla (meninks) sarılıdır. Beyne en yakın olan iç zar ile orta zar arasında beyin sıvısı denilen bir sıvı bulunur. Anatomik yapıdan beyin, beyin yarıküreleri, orta beyin,  beyincik ve beyin sapından oluşur. Beyin yarıküreleri de &quot;lop&quot; denilen dört kısma ayrılmıştır. Loplar, alın (frontal), yan (parietal), şakak(temporal) ve artkafa (oksipital) diye adlandırılır. Ayrıca loplar &quot;girus&quot; kıvrımlara ayrılır. Loplarda duyu organları aracılığıyla alınan duyuların yorumlanması (çiçek kokusu ile yemek kokusunun ayırt edilmesi gibi) ve kaslara hareket sağlayıcı uyarıcıların yapılması gerçekleşir (yazı yazmak için el ve parmaklara gerekli uyarıların verilmesi gibi). Beyin yarı kürelerinin üzerinde beyin kabuğu (korteks) denilen gri hücrelerden oluşmuş, kıvrımlı bir kısım vardır. Beyin kabuğunun iç tarafı beyaz sinir liflerinden oluşmuş, çok yoğun bir tabakayla kaplıdır. Sinir lifleri sinir hücreleriyle beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı kurarlar. Beyin kabuğunda duyularla ilgili belirli görevleri üstlenmiş bölgeler vardır; sözgelimi görme merkezi artkafa lobunun kabuğundadır. Organlardan işlevleri fazla ve duyarlı olanlar için, beyin kabuğunda daha geniş bir bölge ayrılmıştır. Bu bakımdan beyin kabuğunda en geniş bölge el ve dudak hareketlerine uyaran bölgelerdir. Orta beyin, Varol köprüsüyle beyinciğin bağlantısını sağlar. Beyincik, vücudun dengesini, kasların gerilmesini ve kaslar arasında uyumun sağlanmasını denetler. Beyin sapı denen omurilik soğancığında (bulbus) beyinden gelen sinirler omuriliğe geçerken yön değiştirirler; sağ yarıküreden gelen sinirler vücudun sol tarafını, sol yarıküreden gelenler de sağ tarafını denetler. Soğancıkta omurilikten gelen uyarılar alınır, ayrıca sindirim, solunum, dolaşım sistemlerine komutlar verilerek denetleme yapılır. Beyinde, gelen uyarıların dağıtım merkezi olarak çalışan &quot;talamus&quot; ile, iç organların dış tepkilere göre çalışmasını ayarlayan, acıkma, susama duyularını harekete geçiren &quot;hipotalamus&quot; merkezleri vardır. Beynin çalışması, milyonlarca kablo görevi yapan sinir lifinin haber götürüp direktif taşıdığı, çok karmaşık bir telefon santralı gibidir. Bu kablolar arasında gerekli bağlantılar yine on binlerce küçük bağlantı merkezlerinde yapılır. Sinir lifleri arasında elektrik akımı aracılığı ile haberleşme sağlandığı ilk defa İtalyan hekimi L. Galvani tarafından bulunmuştur. Beynin oksijen ihtiyacı oldukça fazladır. Vücut ağırlığının %2&quot;sini kaplayan beyin, vücuda giren oksijenin %25&quot;ini kullanır. Bu bakımdan beyne kan götüren ve getiren damarlar, diğer organlardakine göre, sayı bakımından daha fazla ve daha geniştir. Normal boyutlardaki yetişkin bir insanın beyin ağırlığı 1.500-1.600 gr.&quot;dır. vücut ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran 1/100&quot;ü bulur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beyin Hastalıkları: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Beyinde görülen kanamalar,urlar, iltihaplanmalar vb. çeşitli hastalıklardır. En önemli organ olan beyinde görülen çeşitli hastalıkların vücudun başka bir yerinde önemli bozukluk yaratma olasılığı yüksektir. Kızamık, tifo, zatürree gibi hastalıklar sırasında, ya da göz, iltihaplanmalarında mikroplar beyne yayılarak beynin iltihaplanmasına yol açabilirler, buna beyin iltihabı (ansefalit) denir. Ansefalit, ölümle, psikolojik yetersizliklerle ya da felçlerle sonuçlanabilir. Kılcal damarların sertleşmesinden doğan beyin kanamaları daha çok yaşlılarda görülür. Şiddetli kanamalarda koma durumu, felç ya da ölüm görülebilir. Kan dolaşım sistemine katılan bir kan pıhtısı beyinde tıkanmaya neden olur, buna beyin ambolisi denir ve sonucunda felç görülür. Beyin damarlarının iç yüzeylerinin kanser vb. gibi hastalıklarla bozulmasından dolayı tıkanmalar da olabilir, buna beyin trombozu adı verilir. Çeşitli nedenlerle beyin dokusunda ya da beyin zarında urlar ortaya çıkarak, bulundukları yere ve neden oldukları rahatsızlıklara göre değişik belirtiler gösterirler. Hareketlerde görme, iş</description></item><item><title>TOPLAM VERİMLİ BAKIM - TPM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?toplam-verimli-bakim--tpm-457659.html</link><description>TOPLAM VERİMLİ BAKIM&lt;br/&gt;Alper HUBAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Otomasyonun ve seri üretimin, ürettiğini satabilmek ve ayakta kalabilmek için ana koşut olduğu günümüz endüstrisinde, ürün kalitesi gitgide ekipman kalitesi ile eşdeğer duruma gelmektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bugün, işletmelerde uygulanan modern yönetim teknikleri müşteri isteklerini baz almaktadır. Müşterilerin ürün üzerindeki beklentisi sürekli artmakta olduğundan bu durum işletmelerin üretim sistemlerinin giderek karmaşık bir hal almasını sağlamaktadır. Üretim sistemlerinin giderek karmaşıklaşması, belirli bir verimlilik standardının korunmasını zorlaştıran etmenler arasındadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bir üretim hattında, planlanan üretimin yapılması beklenirken ortaya arıza gibi çeşitli sorunlar çıkabilmekte ve bu sorunlar yarattıkları kesintiler ile üretim planlarını altüst edebilmektedir. Bu durum bir işletme için kabus niteliği taşır ve de bu yüzden, işletmelerdeki bakım faaliyetleri kritik öneme sahiptirler. Bakım faaliyetlerinin belirli amaçlara yönelik olarak bilinçli ve planlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bakım sistemlerinde yeni bir yaklaşım, ilgili faaliyetlerin Toplam Verimli Bakım (TVB) adı altında bir bütün olarak ele alınmasıdır. TVB içerisinde, bilinen planlı ve arızi bakım faaliyetleri yer aldığı gibi, bakım azaltma, özellikle tasarım safhasında, bakım kolaylaştırma ve makine operatörlerinin sorumluluk ve motivasyonlarını arttırma çalışmaları vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TVB uygulaması mühendislik, üretim ve bakım gibi birden fazla birim tarafından yapılırken, tüm personelin ilgisi ve katılımını gerektirir. Araştırmalar, TVB uygulayan şirket seviyesinde ortalama bakım giderlerinin  %50&quot;lere varan  oranlarlarda azaltılabileceğini göstermektedir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şu bir gerçektir ki, bugünün rekabet koşulları eskiye  nazaran çok değişmiştir. İşletmelerin karlılıklarını koruyabilmesi hatta arttırabilmesi, çok iyi bir stratejik planlama ve iş süreçleri analizini beraberinde getirmektedir. İşte bu koşullar altında, üretimi aksatmadan bakım maliyetlerini düşürmek bir işletme için kaçırılmayacak bir fırsattır. Toplam Verimli Bakımı önemli yapan asıl husus da budur.</description></item><item><title>MİCHEL FOUCAULT</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?michel-foucault-457658.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;Postmodern toplum kuramının düşünürlerinden olan ve modern toplumun bileşenleri üzerinde fikirlerini ifade eden Foucault&quot;unÂ  postmodern düşünceye ve siyaset bilimine katkılarından birisi de &quot;iktidar&quot; kavramını çözümlemesidir. İktidarın görünmeyen bir şekilde bireyin hayatının tüm kesitlerine yerleştiğini ifade eden Foucault, bunun toplum içerisinde var olan çeşitli kurumlar sayesinde yapıldığını savunur. Bu çalışmada da Foucault&quot; un kısa tanıtımından sonra sosyal ve ekonomik hayatta etkileri yoğun olarak hissedilen iktidarın anlamından bahsederek araçları ve toplum ve birey için ne ifade ettiği açıklanmaya çalışılacaktır.&lt;br/&gt;I.Foucault&quot; un Hayatı (1926&amp;#8211;1984)&lt;br/&gt;Cinsellikten psikiyatriye, felsefeden ekonomiye, dilbilimden modern resime kadar değişik pek çok alanda vermiş olduğu eserlerle yirminci yüzyılın önemli düşünürleri arasında kendisine saygın bir yer edinmiş olan Fransız entelektüel Michel Foucault (1926&amp;#8211;1984), gerek verdiği konferanslar ve gerekse de yazdığı kitaplarla sürekli kitlelerin gözü önünde biri olmasına rağmen kişisel yaşamını hep gözlerden uzak tutmayı yeğlemiş biridir.[1]&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fransız filozof Michel Foucault, 15 Ekim 1926&quot;da Poitiers&quot;de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris&quot;teki 4. Henry Lisesi&quot;ne girdi. 1946&quot;da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu Ã‰cole Normale SupÃ©riÃ¨ure&quot;e kabul edilen dördüncü öğrenciydi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Okul yıllarında eşcinselliğini keşfetti. Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948&quot;de felsefe diplomasını, 1950&quot;de psikoloji diplomasını aldı ve 1952&quot;de psikopatoloji diplomasıylaödüllendirildi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;954&quot;ten itibaren dört yıl İsveç&quot;te Uppsala Üniversitesi&quot;nde, birer yıl da Varşov ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960&quot;da Fransa&quot;ya Clermont-Ferrard Üniversitesine Felsefe bölüm başkanı olarak döndü. Delilik ve Medeniyet kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert&quot;la tanıştı. Defert&quot;ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. &lt;br/&gt;Foucault, Defert&quot;la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Foucault&quot;nun ikici önemli eseri Şeylerin Sırası (The Order of Things) 1966&quot;da yayınlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault&quot;nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1966&amp;#8211;1968 arasında Defert&quot;la birlikte Tunus&quot;a gitti ve birlikte tekrar Paris&quot;e döndüler. Foucault, Vicennes&quot;deki Paris-VIII Üniversitesi&quot;nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu&quot;nu (The Prison Information Group) kurdu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1969&quot;da Bilginin Arkeolojisi&quot;ni (Archeology of Knowledge) yayınladı. 1970&quot;de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji&quot;ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975&quot;te belki de en etkili kitabı olan Hapishanenin Doğuşu&quot;nu (Discipline and Punish: The Origine of the Prison) yayınladı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ömrünün kalan yıllarında kendini Cinselliğin Tarihi çalışmasına adadı. 1976&quot;da ilk cildini yayınladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984&quot;teki ölümünden hemen sonra yayınlandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Friedrich Wilhelm Nietzsche ve Martin Heidegger&quot;in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigismund Schlomo Freudun fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni güç ilişkileri üstüne kurdu.[2]&lt;br/&gt;II. Â Â Foucault&quot;un Felsefesi&lt;br/&gt;Foucault&quot;un felsefesinin özünde, modern toplumlardaki beşeri bilimlerin bireyleri denetleme ve disiplin altına alma tarzlarını eleştirmektir. Çünkü bu bilimlerin oluşturduğu normlar her seferinde yeni bin iktidar rejimini kurumsallaştırmaktadır. Aile, okul, mahkeme, kışla, işyeri gibi kurumlarda beşeri bilimler kendi no</description></item><item><title>ALGI VE DİKKATIN FERT HAYATINDAKİ ETKİSİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?algi-ve-dikkatin-fert-hayatindaki-etkisi-457657.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kaotik dünya ve onun uzantıları olan çeşitli sinyaller, etrafımızı kuşatmış durumdadır. Her insanın içinde  yüzdüğü  bu &quot;uyaran okyanusunda&quot; boğulmaması için bir çeşit anlamlandırmaya ihtiyacı vardır. İşte bu nokta da bilim adamları  çeşitli sorular ve hipotezler aracılığıyla meseleyi aydınlatmaya çalışır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yoğun araştırmaların odağında hep görme olmuştur. Psikologlar gerçek (FİZİKİ) özellikleri olan nesneleri &amp;#8211;ıraksal uyarıcı- olarak tanımlamışlardır. Algının oluşması bunlardan gelen sinyallere bağlıdır. Algı, uyaran örüntülerini yorumlayan ve onlara tepki gösteren insan organizması için basit uyaranları ayırt etmekten daha fazlasını içermektedir. Bunun için, insan organizmasının çevreden gelen ve sürekli değişen uyaranlardan bilgi çıkarabilmesi gerekir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Retinaya düşen görüntü ,bazı  kuramcılara göre parçalanıp ,sonradan beyinde yeniden birleştirilir. Örneğin renk,pozisyon gibi özelliklere bölünür bağımsız görüntüyü yeniden oluşturur (Trisman, 1988). Diğer teori, sadece şekil itibariyle nesnelerin görünlütlerini çeşitli komponentlere ayıran ve bunu bellekte saklayıp yüksek düzeyde bir karşılaştırma yöntemiyle başarılı bir algı oluşturulduğunu savunur (Spilman, Werner 1990). Bunların aksine savunan kuramcılar, algının paralel yayılan bilgi işleme ağları ya da nöral ağlar ile ortaya çıktığını iddia eder (Rummelhart ve Mcclelland 1986). Duyusal sistemde genellikle yüzeysel süreçlerle açıklanabilen basit duyusal olayların aksine algısal fenomenin yüksek süreçlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, algının incelenmesi, bellek, düşünme gibi bilişsel süreçler üzerine yapılan incelemelerle yakından ilgilidir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ALGILAMA&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kavram olarak algılamayı açıklarsak, duyumları yorumlama, onları anlamlı hale getirme süreci olarak ifade edebiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Algılarımız duyumlar üzerine kuruludur; bu durumda duyumlar algıya temel oluşturmaktadır. Algılama sadece duyulara bağlı fizyolojik bir süreç değildir. Uyarıcılara bağlı olarak yapılan yorumlar, bunlara verilen önem, kişinin eğitim düzeyi ve beklentileri, geçmişte yaşadığı deneyimler ve öğrenme süreci burada önem arz etmektedir. Hemen her duyumla bir algılama yapılır. Böylece psikolojik olayların en yalın öğeleri duyumlar değil algılardır. Algılama ile son bulmayan bir durum yok gibidir. Algılama olayı beyinde meydana gelir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Algılamanın gerçekleşmesi için kişi genel uyarılmışlık halinde ve dikkatini çevreye yöneltmiş olmalıdır. Ancak bu durumda dahi aynı uyaranın farklı kişiler üzerinde farklı algılama şekillerine dönüştüğü görülebilmektedir. Bunun nedeni ise kişiler arasındaki görüş ve ilgi alanlarında farklılıkların olmasıdır. Bunun yanında algılamanın temelinde kişinin doğuştan getirdiği yetenekler ve çevresiyle etkileşim sonucu öğrenilen beceriler yatmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Algılamanın sürecini seçici dikkat ve gruplama oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Seçici dikkat sürecinde dış dünyada olup bitenler uyarıcılar aracılığı ile algılanır. Ancak bu uyarıcıların özelliklerine göre dikkat çekmesi ve algılanması farklıdır. Uyarıcının renkli, hareketli veya ışıklı olması hemen dikkatimizi çeker, örneğin ışıltılı reklam panoları, yüksek volümlü müzikler buna örnek gösterebilir. Ayrıca kişinin ilgi alanı da algıda seçicilik oluşturmaktadır ( aç olan birisinin yemek kokusunu algılaması gibi ).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gruplamada uyarıcılar duyular tarafından derlenip gruplandırılır. Gruplama burada kendi içinde 5&quot;e ayrılır:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şekil-zemin algısı: Şekil, arka yüzeyi oluşturan zemin içinde bir anlam kazanır. ( Tiyatro oyunlarında oyuncular ve konu şekili, dekor ise zemini oluşturur ).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tamamlama algısı: Burada duyu organlarının tümü uyarılmaktadır. Bir nesnenin parça parça görülmesi duyu organlarımız tarafından tamamlayarak algılanır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yakınlık algısı: Birbirine yakın olan nesneler gruplandırılır, örneğin tiyatro oyununda oyunu sergileyen oyuncular bir grup olarak algılanır, tek tek olarak algılanmazlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Devamlılık algısı: Algısal alanımızda bulunan ve aynı yöne giden birimler birbiriyle ilişkili görünürler (Çizgiler).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Benzerlik algısı: Birbirine benzer birimler algısal bir bütünlük kazanır ( Bir toplumu veya halkı oluşturan kişiler: çinliler veya üniversite öğrencileri, bir kalabalık içindeki birbirine benzeyen kadınlar).&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kortex, gelen duyusal verileri sürekli işler ve son derece karmaşık süreçler sonunda bir algısal ürüne ulaşır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Algının özelliklerini algı alanı, şekil ve zemin ilişkisi, hareket algısı ve derinlik algısı oluşturmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Algı alanı: Belli bir zaman</description></item><item><title>DİN SOSYOLOJİSİ DURKHEİM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?din-sosyolojisi-durkheim-457656.html</link><description>DİN SOSYOLOJİSİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dini, kültürel normları şekillendiren bir grup bilinci ya da genel olarak toplumun üretimi olarak vurgulayan tanımlar, sosyolojik tanımlar diye adlandırılabilir. Ferguson&quot;un listesi, bu kategori içinde yer alan aşağıdaki tanımları içerir:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a) &quot;Din, halkın afyonudur&quot;. Karl Marx tarafından inşa edilen bu tanım, dinin sosyal ya da ekonomik gücü elinde bulunduran kimseler tarafından kalabalıkların bastırılmasından doğduğuna işaret eder. Bu güçler dinin mesajını, bastırılmış olanı, gelecek adil bir düzen ümidiyle bu dünyadaki kaderinden memnun olmasını sağlamak için kullanılır. Bu yüzden de din, hem bastıran hem de bastırılan için sosyolojik bir fonksiyon icra eder.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b) &quot;Din, değerlerin muhafazasıdır&quot;. Bu tanım, Ferguson tarafından on dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Alman felsefecisi Harald Hoffding&quot;e atfedilir. Ancak bu tanım, Emile Durkheim gibi geleneksel sosyologlar ya da Bronislaw Malinowski gibi antropologlar tarafından yaygın olarak kabul edilen bir görüşü yansıtır. Bu görüşe göre din, toplum içindeki muhafaza edici bir güç olarak tasvir edilir. Bu güç, grubun temel değerlerini tanımlar ve sonra da bu değerleri tabiatüstü güçlere müracaatla muhafaza eder ve güçlendirir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;c) &quot;Din, bütünüyle tatmin edici bir hayatın peşindeki ortak bir arayıştır&quot;. Bu tanım psikolojik bir tanım gibi görülmekle birlikte, ortak arayış üzerindeki vurgu, onu sosyolojik kategori içine yer verilmesini sağlar. Ferguson, bu iktibas için kesin bir kaynak göstermez; ancak daha sonra göreceğimiz gibi söz konusu tanım, Martın Prozesky (1984, 153) tarafından sunulan tanıma oldukça benzer görünmektedir. Onun tanımına göre din, &quot;nihai mutluluğu aramaktır&quot;. Bu tanımdan şu sonucu çıkarabiliriz; toplumlar en tatmin edici hayata ulaşmayı araştırdıkları her zaman, dini bir ilgi göstermektedirler. Bu anlayış aynı zamanda çağdaş antropolog William Lessa ve Evon Vogt (1965) tarafından da tekrar edilir. Onlara göre din, &quot;bir toplumun nihai ilgisine yöneltilen inançlar ve uygulamalar sistemidir&quot;&amp;#8230;Bu örnekler aşağıdaki şu özete götürürler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sosyolojik bir tanım, bir insan cemaatinin varlığını dinin merkezi kriteri haline getirir. Bu insan cemaati, bu cemaatin kendisinden daha büyük kuvvetler ya da güçlere olan inançlarıyla özdeşleştirilir ve toplum bu inançlar tarafından bir arada tutulur ve varlığı devam ettirilir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Din ve toplum arasındaki ilişkilerin sistematik ve objektif olarak incelenişi, Sociologie kelimesini ilk defa kullanan Auguste Comte&quot;dan (1798-1857) çok önceleri mevcuttu. Xenophanes (M.Ö.560-478) Habeşistanlı Tanrıların siyah ve küçük burunlu, Trakyalı olanların ise hafif mavi gözlerle birlikte kızıl saçlı olduklarına dikkat çekerken zaten din sosyolojisi disipliniyle yüzeysel bir şekilde de olsa ilgilenmiş oluyordu. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Benzer bir şekilde, Müslüman felsefeci İbn Haldun (1332-1406) Mukaddime ya da Kitabu&quot;l-İber&quot;e (Dünya Tarihi) girişte, Kuzey Afrika Krallıklarının yükseliş ve düşüşlerinde dinin rolünü incelerken sosyal dayanışma (asabiyye) kavramıyla yakından ilgilenmişti. Modern zamanlarda, klasiklerle ilgilenenler, dinler tarihçileri ve &quot;seküler&quot; tarihçiler kuşkusuz din araştırmaları alanında profesyonel sosyologlardan daha çok ve muhtemelen daha iyi yazmaktadırlar. Bir disiplin olarak sosyolojinin gerçek gücü, onun kapsamlı ya da evrensel öneme sahip tutarlı bir yaklaşım geliştirmek amacıyla modelleri, teorileri ve son zamanlarda istatistiksel yöntemleri daha açık bir şekilde kullanmasında yatıyor gibi görünmektedir. Daha ideografik bilim anlayışlarının aksine din sosyolojisi, din ve toplumu nomotetik bir şekilde yani, yasalarını birbirine bağlı düşünce, duygu ve davranış ağları ya da sistemleri gibi inceleyerek ün kazanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Modern zamanlarda sosyolojik din araştırmalarının ortaya çıkışı, kapitalizm, kültürel çoğulculuk, dinsel hoşgörü ve liberal devletin yükselişi ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle, bu disiplin din ve toplumu &quot;doğal&quot; bir halde irdelediğini iddia edemez. Aksine bu disiplin, araştırmacıların inceledikleri dinler ve toplumlar tarafından ortaya atılan normatif iddialardan kendilerini uzaklaştırmalarına imkan sağlayan ya da onları buna zorlayan Batı sosyal düşüncesindeki eşsiz tarihsel gelişmeler tarafından üretilen kültürel bir üründür. Aslında din sosyolojisi, kendi doğurgan ilgilerinden birinin, yani, dini düşünce ve kurumların sekülerleş</description></item><item><title>GENÇ YETİŞKİNLİK DÖNEMİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?genc-yetiskinlik-donemi-457655.html</link><description>GİRİŞ:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Her insan tektir ve özeldir. Tanımlar ve kuramlar sanki, insanın bu özelliğini ortadan kaldırıp insana bakışı belli kalıplar içerisine sokmaya çalışıyor gibi görülebilir. Ancak bu tanımlar olmadan da düşünmeyi sürdürmek ve bilgiye ulaşmak mümkün değildir. Örneğin genç sözcüğü herkes için farklı anlamlar içermekle birlikte, hepsinde ortak olan bazı noktalar vardır. İşte bu ortak noktalardan yola çıkılarak genel bir gençlik tanımı yapılabilir: &quot; Gençlik, belirli ve sınırlı bir yaş dilimi içinde duygu, düşünce, davranış ve tutum olarak bireyi sosyal olgunluğa hazırlayan bir dönemdir.&quot; Bir diğer ifade ile gençlik dönemi, bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan, cinsel ve psiko-sosyal olgunluğa doğru gelişmesi ile sürerek bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı, belirlenmemiş bir zamanda sona eren kronolojik bir dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler eşlik eder. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tanımdan da anlaşılacağı gibi dönemi sınırlayan kesinleşmiş yaş dilimleri yoktur. Genelde biyolojik değişiklikler dönemin başlangıcını belirler. Dönemin sonlanışını belirleyen ise bireyin ekonomik bağımsızlığını kazanması, bir yuva kurması gibi sosyal faktörlerdir. Bu durum tabii ki toplumdan topluma, bireyden bireye değişebilir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik, insan yaşamının çocukluk ve yetişkinlik arasında kalan kısmıdır. Bu dönem, öteden beri insan yaşamının en ilgi çekici dönemi olmuştur. Başlangıcı ve bitişi her bireye göre değişen bu dönemde önemli fiziksel, ruhsal ve toplumsal değişiklikler gerçekleşir. Bu dönemin kendine özgü önemli kimi özelliklerini ele almamız gençliğin gösterdiği kimi ortak tepkileri ve tutumları anlamamız için gereklidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik döneminin en önemli özelliğinin hızlı bir değişim ve büyüme olduğu konusunda bir fikir birliği bulunmaktadır. Bu büyüme ve değişme, cinsiyetler ve bunun da ötesinde bireyler arasında büyük farklar gösterir. Yani kızlar ve erkekler arasında büyük farklılıklar olduğu gibi aynı kronolojik yaşta ve aynı cinsiyetteki gençler arasında da bilişsel, bedensel, duygusal ve toplumsal kapasite aşısından büyük farklılıklar olabilir. Hızlı değişimin getirdiği bu farklılıklar ve heterojenite, gençlik dönemini değerlendirirken mutlaka dikkate alınmak zorundadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik dönemindeki değişikliklerin sonucunda genç insan, toplumun ondan beklediği kimi özellikleri kazanır. Toplumsal alanda beklenen değişiklikler, kültürlere göre farklılaşsa da fiziksel ve cinsel olgunlaşmayı sağlayan değişiklikler evrenseldir. Aslında özenle bakıldığında kültürler arasındaki farklılıklara rağmen, gençlik döneminde toplumsal alanda beklenen değişikliklerin de kimi ortak nitelikler taşıdıkları görülecektir. Hangi kültürde yaşıyor olursa olsun, genç insan, bir biçimde anababasından bağımsızlaşabilmeli, cinsel olgunlaşmasına uyum sağlamalı, yetişkinlerle ve yaşıtlarıyla düzgün ilişkiler kurabilmeli, bir iş için-meslek için kendini hazırlamaya başlamalı, bir hayat felsefesi geliştirmeli ve yaşamına yön veren değerleri olmalıdır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik döneminin başlıca özelliklerini şöylece sıralayabiliriz: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1) Fiziksel büyüme: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik dönemi fiziksel gelişmenin ve değişmenin dorukta olduğu bir dönemdir. Fiziksel büyümeye ilaveten ikincil cinsel karakterlerin kazanılması da bu dönemde olur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2) Cinsel olgunlaşma ve ikincil cinsel özelliklerin kazanılması: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hormonal değişiklikler her iki cinste farklı kas ve iskelet gelişimine, yağ dokusu dağılımına ve ikincil cinsel değişikliklere yol açar. Bu dönemde cinsel olgunlaşmaya bağlı olarak gerçekleşen fiziksel değişikliklere gencin uyum yapabilmesi gerekir. Hem erkekler hem de kızlar için cinsel ilgiyi kişiliğin diğer yönleriyle bütünleştirmek halledilmesi gereken önemli bir meseledir. Kültürel özellikler, cinselliğin ifade tarzı üzerinde son derece etkilidir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3) Dürtülerde Artış: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Gençlik döneminin başlamasıyla birlikte cinsel ve saldırgan dürtülerde ani bir artış olur. Gençlik döneminde cinsel ilgi, erkeklerde daha fazla olmak üzere artar. Ancak kızlar ve erkekler arasındaki bu farklılık, Batılı ülkelerde yapılan araştırmaların bulgularına göre günümüzde giderek azalmaktadır. Başlangıçta sadece cinsel enerjinin boşalmasına ve genital doyuma yönelik olan cinsel dürtülerin zamanla yakın ilişkilerin ve sevginin bir parçası haline gelmesi beklenir. Genç insanda arttığı gözlenen bir diğer önemli dürtü saldırganlıktır. Gencin bu artan saldırganlık itkilerini kabul etmesi ve bunlarla başa çıkabil</description></item><item><title>AUTOCAD ÇALIŞMALARI_2</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?autocad-calismalari_2-457653.html</link><description>AÇIKLAMALARiii&lt;br/&gt;GİRİŞ1&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-12&lt;br/&gt;1. YÜZEY İŞARETLERİ VE TOLERANSLARI KULLANMAK2&lt;br/&gt;1.1 Yüzey İşleme İşaretleri Ve Toleranslarin Kullanilmasi2&lt;br/&gt;1.1.1. Yüzey İşleme Ve Tolerans Ayarlari2&lt;br/&gt;1.1.2. Çeşitli Yüzey İşleme Ve Tolerans İşlemlerinin Yapilmasi6&lt;br/&gt;1.1.3. Yüzey İşleme Ve Tolerans Düzenlenmesi9&lt;br/&gt;1.1.4. Ölçüye Metin Eklenmesi10&lt;br/&gt;1.1.5. Yüzey İşleme Ve Tolerans Özelliklerini Değiştirmek13&lt;br/&gt;1.2. Blok İşlemleri14&lt;br/&gt;1.2.1. Make Block14&lt;br/&gt;1.2.2. Insert Block17&lt;br/&gt;1.2.3. Hazir Çizimlerin Sembol Olarak Kullanilmasi18&lt;br/&gt;1.3. Grup İşlemleri18&lt;br/&gt;1.3.1. Nesnelerin Gruplandirilmasi19&lt;br/&gt;1.3.2. Gruplarla İlgili İşlemler19&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ21&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ23&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME24&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-227&lt;br/&gt;2. PERSPEKTİF ÇİZMEK27&lt;br/&gt;2.1. Perspektif Çizimi27&lt;br/&gt;2.1.1. View Menüsünü Kullanarak Perspektif Çizmek27&lt;br/&gt;2.1.2. Komut Satirini Kullanarak Perspektif Çizimi Yapmak28&lt;br/&gt;2.1.3. Araç Çubuklarini Kullanarak Perspektif Çizimi Yapmak29&lt;br/&gt;2.2. Üç Boyutlu Modelleme Ve Görüntüleme33&lt;br/&gt;2.2.1. 3D&quot; ye Giriş33&lt;br/&gt;2.2.2. İki Boyutlu Bir Plani Üç Boyutlu Bir Modele Dönüştürmek33&lt;br/&gt;2.2.3. 3d&quot;li Çizime Bakmak50&lt;br/&gt;2.2.4. Gizli Çizgileri Kaldirmak52&lt;br/&gt;2.2.5. 3d Modeli Gölgelendirmek53&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ55&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ57&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME58&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-361&lt;br/&gt;3. ÇİZİM ÇIKTISI61&lt;br/&gt;3.1. Çizim Çikti Ayarlari61&lt;br/&gt;3.1.1. Kağit Boyutunu Ayarlama62&lt;br/&gt;3.1.2. Kağit Konumunu Ayarlama63&lt;br/&gt;3.1.3. Ölçek Ayarlamasi Yapma63&lt;br/&gt;3.1.4. Çikti Çizgi Kalinliklarini Ayarlama64&lt;br/&gt;3.1.5. Pencereye Göre Çikti Alma64&lt;br/&gt;3.1.6. Limit Değerlerine Göre Çikti Alma65&lt;br/&gt;3.1.7. Tüm Çizim Alaninin Çiktisini Alma65&lt;br/&gt;3.1.8. Çizimin Ekranda Görünen Kisminin Çiktisini Alma66&lt;br/&gt;3.2. Yazici Ayarlarini Yapma66&lt;br/&gt;3.2.1. Yazdirilacak Doğru Yaziciyi Seçme66&lt;br/&gt;3.2.2. Çikti Kopya Sayisini Ayarlama66&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ67&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ69&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME70&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ73&lt;br/&gt;MODÜL DEĞERLENDİRME77&lt;br/&gt;KAYNAKLAR78&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;AÇIKLAMALAR&lt;br/&gt;KOD&lt;br/&gt;ALANPLASTIK TEKNOLOJİSİ&lt;br/&gt;DAL/MESLEKPLASTIK İŞLEME&lt;br/&gt;MODÜLÜN ADIBİLGİSAYARLA ÇİZİM TEKNİKLERİ 2&lt;br/&gt;MODÜLÜN TANIMIBİLGİSAYARLA ÇİZİM TEKNİKLERİ 1;Yüzey işleme ve toleransların kullanılmasını, Blok işlemlerini, Grup işlemlerini, Perspektif çizimini, Üç boyutlu modelleme ve görüntülemeyi, Çizim çıktı ayarlarını, Yazıcı ayarlarını yapmayı kazandıran modüldür.&lt;br/&gt;SÜRE40/32&lt;br/&gt;ÖN KOŞUL1- İlköğretimi bitirmiş olmak&lt;br/&gt;2- Bilgisayarla Çizim Teknikleri 1 modülünü almış olmak.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;YETERLİKBilgisayarla Çizim Yapmak &lt;br/&gt;MODÜLÜN  AMACIGenel Amaç: Değerli öğrenci,bu modül ile gerekli ortam sağlandığında bilgisayarla  teknik çizim yapabileceksiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Amaçlar: &lt;br/&gt;Bilgisayarda teknik resim kurallarına göre yüzey işleme ve tolerans işlemlerini yapabileceksiniz.&lt;br/&gt;Bilgisayarla teknik resim kurallarına göre perspektif çizimi yapabileceksiniz.&lt;br/&gt;Bilgisayar çizimlerinin çıktısını alabileceksiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;EĞİTİM ÖĞRETİM ORTAMLARI VE DONANIMLARIBilgisayar, Cad-cam programları, gönye, cetvel, plotter, çizim kağıdı&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRMEModül içerisindeki öğretim faaliyetleri sonunda ölçme değerlendirme ve performans testleri ile kendi kendinizi değerlendirebileceksiniz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ&lt;br/&gt;Sevgili Öğrencimiz;&lt;br/&gt;Plastik endüstrisi tüm dünya da hızla gelişmekte ve bu nedenle bununla ilgili eğitim ihtiyacı da artmaktadır. Plastik alanında çalışan kalifiye eleman sıkıntısı çekilen şu günlerde ülkemizde de meslek liseleri ve yüksek okullar bünyesinde plastik teknolojisi bölümleri açılmaktadır. Bu sevindirici gelişme karşısında ortaya çıkan bazı bilgi eksiklikleri gözlenmiştir.&lt;br/&gt;Tüm teknik alanlarda bilinmesi gereken teknik resim plastik teknolojisi alanında da büyük önem arz etmektedir. Örneğin yapılacak plastik ürünün resminin çizilmesi, kalıbının tasarlanması, kalıp üretimi yapılırken kalıp teknik resminin kullanılması, plastik ürün üretilirken operatörün resme bakarak üreteceği parçayı görmesi ve onunla ilgili olarak kontrollerini yapması, teknik resmin önemini bu alanda da göstermektedir.&lt;br/&gt;Hızla gelişen bilgisayar teknolojisi teknik çizimler içinde yerini almış ve bilgisayar desteği ile çizim yapabilen çizim programları geliştirilmiştir. Günümüzde teknik çizimleri yapmak için birçok çizim programı vardır ancak doğru olan, yapacağınız çizim için en uygun çizim programını seçmektir.&lt;br/&gt;Günümüzde hızla gelişmekte olan bilgisayar teknolojisi, kullandığımız tüm araç gereçler üzerinde yerini almış bulunmaktadır. Bilgisayar günlük işlerimizde birçok kolaylık sağlamaktadır. &lt;br/&gt;Bu modülde bilgisayar desteği ile çizmiş olduğunuz teknik çizimleri çizerek kurallarına uygun yüzey işleme ve tolerans işlemlerini yapmasını, pe</description></item><item><title>AUTOCAD ÇALIŞMALARI_1</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?autocad-calismalari_1-457652.html</link><description>GİRİŞ1&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-12&lt;br/&gt;1. BİLGİSAYARDA GEOMETRİK ÇİZİM YAPMAK2&lt;br/&gt;1.1. Cad Nedir ?2&lt;br/&gt;1.1.1. Cad Programlarının Özellikleri2&lt;br/&gt;1.1.2. Autocad&quot;in Çalıştırılması3&lt;br/&gt;1.2. Autocad Ekranı5&lt;br/&gt;1.2.1. Giriş Penceresi7&lt;br/&gt;1.2.2. Araç Çubukları17&lt;br/&gt;1.2.3. Dosya Açma22&lt;br/&gt;1.2.4. Kapatma, Büyütme İşlemleri23&lt;br/&gt;1.2.5.  SAVE Ve SAVE AS İŞLEMLERİ24&lt;br/&gt;1.3. Autocad Komutları27&lt;br/&gt;1.3.1. Line Komutu27&lt;br/&gt;1.3.2. Mesafeleri Koordinatlarla Belirtmek28&lt;br/&gt;1.3.3. İmleç Modları33&lt;br/&gt;1.3.4. Arc Komutu33&lt;br/&gt;1.3.5. Rotate34&lt;br/&gt;1.3.6. Stretch Komutunun Kullanımı36&lt;br/&gt;1.3.7. Grid Ve Snap Modlarının Kullanılması37&lt;br/&gt;1.3.8. Rectangle Komutu39&lt;br/&gt;1.3.9. Ellipse Komutu41&lt;br/&gt;1.3.10. Circle Komutu41&lt;br/&gt;1.3.11. Copy Komutu44&lt;br/&gt;1.3.12.  Move Komutu45&lt;br/&gt;1.3.13. Trim Komutu45&lt;br/&gt;1.3.14. Offset Komutu46&lt;br/&gt;1.3.15. Mirror Komutu47&lt;br/&gt;1.3.16. Fillet Komutu48&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ50&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ53&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME54&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-256&lt;br/&gt;2. KESİT ALMA57&lt;br/&gt;2.1. Layer (Katman) İşlemleri57&lt;br/&gt;2.1.1. Katmanların Oluşturulması58&lt;br/&gt;2.1.2. Katmanlara Nesne Atanması63&lt;br/&gt;2.1.3. Katmanların Genel Kontrolleri63&lt;br/&gt;2.1.4. Katmanlara Çizgi Tiplerinin Atanması64&lt;br/&gt;2.1.5. Bir Çizime Bir Çizgi Tipinin Eklenmesi66&lt;br/&gt;2.2. Tarama İşlemleri67&lt;br/&gt;2.2.1. Hatch Tarama Komutunun Kullanılması67&lt;br/&gt;2.2.2. Tarama Ayarlarının Yapılması68&lt;br/&gt;2.2.3. Taraması Yapılmış Yüzeylerin Tarama Özelliklerinin Değiştirilmesi71&lt;br/&gt;2.3. Çizimlerin Geliştirilmesi74&lt;br/&gt;2.3.1. Bir Nesneyi Birden Çok Kez Kopyalamak74&lt;br/&gt;2.3.2. Multiline Komutu74&lt;br/&gt;2.3.3. Multiline Birleştirilmesi ve Düzenlenmesi76&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ79&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ81&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME82&lt;br/&gt;ÖĞRENME FAALİYETİ-385&lt;br/&gt;3. ÖLÇÜLENDİRME85&lt;br/&gt;3.1. Ölçülerin Kullanılması85&lt;br/&gt;3.1.1. Bir Ölçü Biçeminin Yaratılması ve Ayarlanması86&lt;br/&gt;3.1.2. Çeşitli Ölçme İşlemlerinin Yapılması87&lt;br/&gt;3.1.3. Ölçülerin Düzenlenmesi91&lt;br/&gt;3.1.4. Ölçüye Metin Eklenmesi92&lt;br/&gt;3.1.5. Ölçülendirme Özelliklerini Değiştirmek93&lt;br/&gt;3.2. Çizimlere Yazı Eklenmesi96&lt;br/&gt;3.2.1. Bir Çizime Yazı Eklenmesi96&lt;br/&gt;3.2.2. Metin Biçimlendirme:97&lt;br/&gt;3.2.3. Yazıların Biçemlerle Düzenlenmesi98&lt;br/&gt;3.2.4. Özel Karakterler Eklemek99&lt;br/&gt;3.2.5. Basit Yazı Nesnelerinin Eklenmesi100&lt;br/&gt;3.2.6. Yazılmış Yazıların Özelliklerini Değiştirmek100&lt;br/&gt;UYGULAMA FAALİYETİ101&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ104&lt;br/&gt;ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME105&lt;br/&gt;PERFORMANS TESTİ107&lt;br/&gt;MODÜL DEĞERLENDİRME108&lt;br/&gt;KAYNAKLAR109</description></item><item><title>KONTROL SİSTEMLERİ VE KUMANDA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kontrol-sistemleri-ve-kumanda-457651.html</link><description>Kontrol ve Kumanda Sistemlerine Giriş / Kumanda Elemanları&lt;br/&gt;Tüm elektrikle çalışan cihazlar kumanda elemanları kullanırlar. Kumanda elemanlarının yapıları, çalışmaları, çeşitleri ve özellikleri aşağıdaki gibidir.&lt;br/&gt;1.1. Butonlar&lt;br/&gt;*Röle ve kontaktörleri çalıştıran veya durduran kumanda elemanlarına denir. &lt;br/&gt;*Yapılarına göre; başlatma ,durdurma ve iki yollu; hem başlatma hem de durdurma özelliklerine sahiptirler. &lt;br/&gt;*Çalışma şekline göre;kalıcı ( butona basıldığında kontaklar konum değiştirir ve ancak başka bir kumanda elemanı kalıcı butonu tekrar normal konuma döndürür.) ve ani temaslı butonlardır. &lt;br/&gt;1.2. Sinyal Lambaları &lt;br/&gt;Bir kumanda elemanının veya devresinin çalışıp çalışmadığını gösterir. Gövdelerine neon ( yaklaşık 220 V alternatif gerilim) veya akkor (yaklaşık 24 V doğru gerilim) telli lamba takılır.&lt;br/&gt;Buzdolabı, kapı kenarı gibi yerlerde konulduğu yerin fiziki durumunun değişmesiyle konum değiştiren butonlar vardır.Bunlara mikro anahtar adı verilir.İki konumda bulunabilirler.NA (normalde açık),NK ( normalde kapalı)&lt;br/&gt;1.4 Röleler&lt;br/&gt;Küçük güçteki elektromanyetik anahtarlara denir. Elektromıknatıs, palet ve kontak bölümlerinden oluşur.Elektromıknatıs, demir nüve ve sargılardan meydana gelir.Demir nüve mıknatıslanabilen malzemeden yapılır. Sargılar DA veya AA sargıları olabilir.Birden fazla sargı da olabilir.Bu da rölenin değişik gerilimlerde çalışabildiğinin göstergesidir.Kontaklar palet aracılığı ile açılır ve kapanır.Normalde palet yayla veya yerçekimi sebebiyle demir nüveden uzakta durur.&lt;br/&gt;1.5 Kontaktörler&lt;br/&gt;kontaktör denir.Kontaktörlerde elektromıknatıs, palet ve kontaklar olmak üzere üç kısımdan oluşur. Elektromıknatıs, demir nüve ve üzerine sarılmış bobinden meydana gelir. Palet;kontaktörde bulunan kontakların açılıp kapanmasını sağlar.Yay veya yerçekimi kuvveti, paleti demir nüveden uzakta tutar.Bobin enerjilendiğinde, demir nüve paleti çeker ve kontaklar durum değiştirir.Kontaktörlerde normalde açık ve normalde kapalı olmak üzere iki çeşit kontak vardır. &lt;br/&gt;Kontaktörlerde bulunan kontaklar ana ve yardımcı olmak üzere iki kısma ayrılırlar.Ana kontaklar yük akımını ,yardımcı kontaklar kumanda devresinin akımını taşırlar. Kontaktörlerde bazen arzulanandan daha fazla sayıda kontak bulunur.Fazla kontakları boş bırakmayıp kullanmak, kontaktörün ömrünü uzatır.Kontaktörün kullanıldığı devrede akım yüksekse, kontaklar birbirine paralel olarak bağlanırlar.Devre gerilimi yüksekse ve kontaklar arasında ark meydana geliyorsa, kontaklar birbirine seri olarak bağlanırlar.&lt;br/&gt;Büyük güçteki elektromanyetik anahtarlara &lt;br/&gt;Motor akımının manyetik etkisiyle çalışan aşırı akım rölelerine , manyetik aşırı akım rölesi adı verilir.Elektromıknatıs,kontak ve geciktirici eleman olmak üzere üç kısımdan oluşur.Elektromıknatısın bobini güç devresinde motora seri bağlanır ve bobinden motorun akımı geçer.Aşırı akım rölesinin normalde kapalı kontağı kumanda devresinin girişine konur.Bu kontak açıldığında, kumanda devresinin akımı kesilir ve motor durur.Kısa süreli aşırı akımlarda, örneğin motorun yol alma anında çektiği akımda, rölenin çalışıp kontağını açması, yağ dolu silindir içinde hareket eden bir pistonla önlenir.&lt;br/&gt;1.6.2 Termik Aşırı Akım Rölesi&lt;br/&gt;*Motor akımının oluşturduğu ısının etkisiyle çalışan aşırı akım rölelerine, termik aşırı akım rölesi adı verilir. &lt;br/&gt;*Termik aşırı akım rölelerinin endirekt ısıtmalı,direkt ısıtmalı ve ergiyici alaşımlı olmak üzere üç çeşidi vardır. &lt;br/&gt;*En çok kullanılanı endirekt ısıtmalı röle olduğundan burada sadece bu röleden ayrıntılı bahsedeceğiz. &lt;br/&gt;Endirekt ısıtmalı termik aşırı akım rölesi ısıtıcı, bimetal ve kontak olmak üzere üç kısımdan oluşur.Isıtıcıdan motor akımı geçer.Motora zarar verecek değerde bir akım sürekli olarak ısıtıcıdan geçerse, meydana gelen ısı bimetali sağa doğru büker ve bimetal kapalı olan kontağı açar.Açılan kontak kontaktörü ve dolayısıyla motoru devreden çıkartır.Böylece motor yanmaktan korunmuş olur.Motor akımı kısa bir süre için normal değerinin üzerine çıkarsa, ısıtıcıdan geçen bu akım bimetali ısıtacak fırsatı bulamaz.Bu nedenle bimal bükülmez ve kontak açılmaz.&lt;br/&gt;1.6 Aşırı Akım Röleleri&lt;br/&gt;Aşırı akımların elektrik motorlarına vereceği zararları önlemek için kullanılan elemanlara, aşırı akım rölesi adı verilir.Elektrik devrelerinde kullanılan sigortalar da koruma görevi yaparlar fakat çalışma karakteristikleri nedeniyle elektrik motorlarını koruyamazlar.Sadece hatları korurlar.Aşırı akım röleleri motorlara seri olarak bağlanırlar.Herhangi bir nedenle motor fazla akım çektiğinde, aynı akım aşırı akım</description></item><item><title>OKUL SİTESİ YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?okul-sitesi-yaparken-dikkat-edilecek-hususlar-457650.html</link><description>Okul sitesi yaparken dikkat edilecek hususlar</description></item><item><title>SİTE TASARLARKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?site-tasarlarken-nelere-dikkat-edilmelidir-457649.html</link><description>Okul sitesi yaparken dikkat edilecek hususlar</description></item><item><title>LAİK DEVLET</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?laik-devlet-457648.html</link><description>LAİKLİĞİN ANLAMI VE İÇERİĞİ &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;ANTİK DİLLERDEN GEREKÇE&quot;DE &quot;LAOS&quot; KİTLE, HALK, TOPLULUK ANLAMINA GELMEKTE, ONDAN TÜREYEN &quot;LAİKOS&quot; İSE DİN ADAMI SIFATI VE YETKİSİNİ TAŞIMAYANLAR İÇİN KULLANILMAKTADIR. LATİNCE&quot;DE &quot;LAİCUS&quot; BİÇİMİNDE GEÇEN BU SÖZCÜK, BATI DİLLERİNDE BU KÖKTEN TÜRETİLMİŞTİR.&lt;br/&gt;     HIRISTİYAN ALEMİNDE DE, KİLİSE ADAMLARINA &quot;CLERİCİ&quot; (CLERAS   RUHBAN SINIFI), BUNLARIN DIŞINDA KALAN İNANMIŞLAR TOPLULUĞUNA, &quot;LAİCİ&quot; DENİYORDU. ZAMANLA KELİME, BİR FELSEFİ YAKLAŞIMI VEYA DEVLET İLE DİN ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ ANLATMAK İÇİN KULLANILMAYA BAŞLANDI.&lt;br/&gt;   LAİKLİĞİN ÜZERİNDE HERKESİN ANLAŞTIĞI, TEK VE ORTAK BİR TARİFİNİN YAPILAMAYIŞININ SEBEPLERİ VARDIR.&lt;br/&gt;BİR ÜLKENİN, TARİHİ, SOSYAL VE SİYASAL  ŞARTLARI, ÜLKEDE YAYGIN OLAN DİNİN ÖZELLİKLERİ, O ÜLKE İÇİN GEÇERLİ OLAN LAİKLİK ANLAYIŞINI VE UYGULAMASINI GENİŞ ÖLÇÜDE ETKİLER.&lt;br/&gt; BİR DEFA LAİKLİK, SADECE FELSEFİ, İDEOLOJİK BİR KAVRAMDAN İBARET DEĞİLDİR; HAYATA GEÇİRİLEN, UYGULANAN BİR İLKEDİR. BÖYLE  OLUNCA UYGULANDIĞI ÜLKENİN DİNİ, SİYASİ, SOSYAL ŞARTLARI LAİKLİK ANLAYIŞINI ETKİLEMEKTEDİR. LAİKLİK ANLAYIŞININ VE UYGULANIŞININ ÜLKEDEN ÜLKEYE HATTA KİŞİDEN KİŞİYE BÜYÜK FARKLILIK GÖSTERMESİ KAÇINILMAZDIR. ÇÜNKÜ LAİKLİĞE KARŞI OLAN KİŞİLERDE, LAİKLİĞİ KENDİ ANLAYIŞLARINA, HATTA SİYASİ GÖRÜŞLERİNE GÖRE YORUMLAYARAK BENİMSER GÖRÜNMÜŞLERDİR.  YANİ HER ÜLKEDE LAİKLİK ZAMANA VE YUKARIDAKİ ŞARTLARA GÖRE AYRI TANIMLANDIĞI GİBİ, AYNI ÜLKE İÇİNDE DE LAİKLİĞİN  FELSEFESİ, SİYASİ, HUKUKİ AÇIDAN FARKLILIK GÖSTERDİĞİ BİLİNMEKTEDİR.&lt;br/&gt;     FELSEFİ LAİKLİK : İMAN VE İNANÇ YERİNE, AKIL VE BİLİMİN ÜDTÜNLÜĞÜNÜ  KABUL EDEN BİR ANLAYIŞTIR.&lt;br/&gt; SİYASİ LAİKLİK : SİYASİ İKTİDARIN, DİNİ KUDRETTEN AYRILMASIDIR. YANİ EGEMENLİĞİN İLAHİ DEĞİL,  MİLLETE AİT OLMASIDIR.&lt;br/&gt;     HUKUKİ LAİKLİK : DEVLET İLE DİNİN BİRBİRİNE KARIŞMAMASIDIR. YANİ DEVLETİN, DİNİ KURALLARA GÖRE YÖNETİLMEMESİDİR.&lt;br/&gt; BÜTÜN BU FARKLILIKLARIN BULUNMASINA RAĞMEN TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE BİR ANAYASA İLKESİ, BİR HUKUK DEYİMİ HALİNE GELMİŞ OLAN LAİKLİĞİN BAZI TARTIŞILMAZ UNSURLARI  VARDIR. (2)&lt;br/&gt;  ATATÜRK&quot;E GÖRE LAİKLİK :&lt;br/&gt; YETMİŞ YEDİ YILLIK CUMHURİYET TARİHİMİZDE, ATATÜRKÇÜLÜĞÜN TEMELİ OLAN İLKELERİN HERBİRİ HAKKINDA, TÜRKİYE İÇİNDE VE DIŞINDA ÇOK ŞEY YAZILMIŞ VE SÖYLENMİŞTİR. BU İLKELER ARASINDA LAİKLİK, KİTAP VE MAKALE OLARAK YOĞUN BİR YAYINA, KONFERANS, SEMPOZYUM VE PANEL OLARAK DA TARTIŞMAYA KONU OLAN İNKILAP İLKEMİZDİR. LAİKLİK İÇİN AÇIKÇA ATATÜRK İLKELERİ İÇERİSİNDE ENÇOK TARTIŞILAN FAKAT EN AZ ANLAŞILAN, TÜRK TOPLUMUNUN SÜREKLİ GÜNCEL KONUSUDUR DİYEBİLİRİZ.&lt;br/&gt; LAİK TERİM OLARAK, DİN İLE DÜNYA, ÖZELLİKLE DİN İLE DEVLET İŞLERİNİN AYRILMASI ANLAMINI TAŞIR. FAKAT ATATÜRK LAİKLİĞİNİN DAHA GENİŞ VE KENDİNE ÖZGÜ BİR ANLAMI VARDIR. BUNA GÖRE LAİKLİK; &quot;DİNİ FAALİYETLERİN DEVLET, FİKİR VE EKONOMİK HAYATTAN AYRILARAK ELE ALINMASINI, DEVLETİN DİNİ ESASLARA VE GÜCE DAYANMAMASINI, DÜNYEVİ İŞLERİ VE OTORİTEYİ, DİNİ İŞLER VE OTORİTEDEN AYIRARAK, DİNİN DİĞER DÜNYA KURUMLARINI KONTROL ETMEMESİ VE YALNIZ GERÇEK DİNİ  KONULARLA İLGİLENMESİNİ SAĞLAYAN, DÜNYA SORUNLARINA AKILCI VE BİLİMSEL AÇIDAN BAKMAYI ÖNGEREN, DİNİN HAKKINI DİNE, DEVLETİN HAKKINI DEVLETE VEREN BİR KAVRAMDIR&quot; (9).  YANİ LAİKLİK SADECE, DİN VE DÜNYA İŞLERİNİ AYIRARAK, KİŞİLERE VİCDAN VE İBADET ÖZGÜRLÜĞÜNÜN VERİLMESİ DEĞİL, AYNI ZAMANDA DÜNYA SORUNLARINA BİLİMSEL AÇIDAN BAKMAYI ÖNGEREN BİR HAYAT TARZI, BİR DÜNYA GÖRÜŞÜDÜR.&lt;br/&gt; LAİKLİK İLKESİ, TÜRK DEVLETİNİN DİĞER İLKE VE ESASLARINI BÜTÜNLEYEREK GÜÇLENDİRİR. DİNİN, DİNİ OLMAYAN KONULARDAN  AYRILMASINI SAPTAYACAK ESASLARIN UYGULANMASINI GERÇEKLEŞTİREREK, DİNİN ÖZÜNE DÖNMESİNİ BU SURETLE KİŞİLERİN BÜTÜN SADELİĞİ İLE DİNDAR OLMALARINI SAĞLAR. DİĞER BİR İFADE İLE ATATÜRK, AKILCILIĞIN DİNE YANSIMASININ SONUCUNU, LAİKLİKTE GÖRMÜŞTÜR. İNKILABIN TEMELİNDE YATAN AKILCILIK İLKESİ LAİKLİKLE UYGULAMA ALANI BULMUŞTUR (10).&lt;br/&gt; ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE DİN; TOPLUMSAL, SİYASAL, EKONOMİK, EĞİTSEL, SANATSAL KURUM VE KURALLARI BELİRLEYİCİ BİR KONUMDA OLAMAZ. TOPLUMLAR BU ALANLARI BİLİMSEL VERİLERİN YARDIMIYLA, DEMOKRATİK SÜREÇ İÇİNDE VARACAKLARI  DEĞİŞMEYE DE AÇIK UZLAŞMALAR YOLUYLA ÇÖZÜMLEME GEREĞİNE İNANMAKTADIRLAR. HERHANGİ BİR DİNİN BU ALANLARI DÜZENLEYEN DEĞİŞMEZ, KUTSALLIK NİTELİĞİNİ TAŞIYAN HÜKÜMLERİ ÇEVRESİNDE İLERLEME DE, TOPLUMSAL UYUŞMA, TOPLUMSAL BİRLİK VE DAYANIŞMA DA TOPLUMSAL BARIŞ TA SAĞLANAMAZ. DİNLERİN TOPLUMLARI YÖNETTİKLERİ DÖNEMDE BİLE BİRÇOK MEZHEPLERE BÖLÜNMÜŞ OLMALARI BOŞUNA DEĞİLDİR. ÜSTELİK YENİ VE YAKIN ÇAĞLARDA  YAŞAMIN BİLİMSEL OLARAK BİLİNEBİLİR ALANLARI DURMADAN GENİŞLEMİŞTİR. BU ALANLARDA ÖZGÜR TARTIŞMAYA VE ARAŞTIRMA VERİLERİNE DAYALI Ç</description></item><item><title>3.SELİM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?3.selim-457647.html</link><description>3.Selimin hayatı, Islahatları kısaca 3.Selim dönemi.</description></item><item><title>İSTİKLAL MARŞININ AÇIKLANMASI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?istiklal-marsinin-aciklanmasi-457646.html</link><description>İSTİKLAL MARŞI&quot;NIN KABULÜ&lt;br/&gt;         Türkiye&quot;de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920&quot;de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur&quot;u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da &quot;Türk şairlerinin nazarı dikkatine&quot; sunuldu.&lt;br/&gt;         Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif&quot;in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif&quot;in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif&quot;in şiirinin beğenildiği bildirildi.&lt;br/&gt;          Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe&quot;nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.&lt;br/&gt;         Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis&quot;te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.&lt;br/&gt;         Akif&quot;in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve &quot;Oy birliği ile kabul edildi.&quot; Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif  &quot;Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım&quot; dedi ve bu marşı Safahat&quot;a almadı. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI&lt;br/&gt;Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;&lt;br/&gt;Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.&lt;br/&gt;O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;&lt;br/&gt;O benimdir, o benim, milletimindir ancak.&lt;br/&gt;Mehmet Akif, Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için, şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin  geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.&lt;br/&gt;Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal &lt;br/&gt;Kahraman ırkıma bir gül  Ne bu şiddet, bu celal?&lt;br/&gt;Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...&lt;br/&gt;Hakkıdır, Hak&quot;a tapan milletimin istiklal &lt;br/&gt;Şair, ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş, yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca, edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü, Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah&quot;a inandığı için özgürlük onun hakkıdır.&lt;br/&gt;Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. &lt;br/&gt;Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım &lt;br/&gt;Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarim.&lt;br/&gt;Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.&lt;br/&gt;Şair &quot;ben&quot; diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrun</description></item><item><title>TÜRKİYE DE SAĞLIK HİZMETLERİNİN TARİHÇESİ VE 224 SAYILI YASANIN İLKELERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkiye-de-saglik-hizmetlerinin-tarihcesi-ve-224-sayili-yasanin-ilkeleri-457645.html</link><description>TÜRKİYE DE SAĞLIK HİZMETİ YAPILANMASININ&lt;br/&gt;                                   BAŞLANGICI:&lt;br/&gt;Osmanlı dönemi:&lt;br/&gt;   19. yüzyılla birlikte Osmanlı devletinde sağlık alanında bazı gelişmeler olmuştur. 1827 yılında tıp okulunun açılması gibi bilimsel ve eğitim alanında gelişmeler yaşanırken öte yandan da Devletin sağlık hizmetlerine olan ilgisi artmaya başlamıştır.&lt;br/&gt;   Devlet sağlık alanında yeni idari yönelimlere gereksinim duymuştur. Yeni yetkiler, yeni sorumluluklar, yeni görevler belirlenmiştir. Devletin sağlık işlerini düzenlemek amacıyla yasa, tüzük ve yönetmelikleri yürürlüğe sokması Devlet-sağlık ilişkisi yönünden en başta vurgulanması gereken noktalardan birisidir. 1839 tarihinde &quot;Mekteb-i Tıbbiye Nezareti&quot;nin kurulmasıyla başlayan sağlık işlerinin devlet katında yer almasının yeni süreci değişik idari düzenlemelerle en son 1915te &quot;Dahiliye ve sıhhiye Nezareti&quot; biçiminde cumhuriyete kadar sürmüştür. &lt;br/&gt;   19. yüzyılda Osmanlı imparatorluğundaki bazı tarihsel, sosyal ve idari gelişmeler, sağlık alanında da dönemin etkileyici nedenleri olarak değerlendirilebilir. Bunlardan teşkilatlanma alanında olanı &quot;Karantina Örgütü&quot;nün kurulması(kolera salgını nedeniyle ilk kez 1831 yılında karadenizden gelen gemiler 10 gün tutularak İstanbul da,1835 yılında ise Akdeniz den gelecek salgını önlemek için Çanakkale de bir karantina kurulmuştur.), siyasal alandaki Tanzimatın ilanı, idari alanda ise belediye ve il özel idaresi şeklindeki yerel yönetimlerin kurulmasıdır. İlave olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı yönetiminin gelişen sağlık hizmeti anlayışını da göz önünde bulundurmak gerekir.&lt;br/&gt;   1838 yılında karantina uygulamalarının düzenlenmesini sağlayacak kurum anlamında &quot;Karantina Meclisi&quot; kurulmuştur. Bu meclis daha sonraları &quot;Sıhhiye meclisi&quot;, &quot;Meclis-i Tahaffuz&quot;, &quot;Meclis-i Umuru Sıhhiye&quot;, &quot;Sıhhiye Nezareti&quot;, &quot;Karantina Nezareti&quot; gibi isimlerle de anılmıştır. Ülkemizde karantina uygulamalarının başlatılmasına neden olan 1831-33 yılları arasında Hindistan dan başlayıp Ortadoğu ve Avrupa&quot;yı kasıp kavuran kolera salgınıdır. Bu salgın karantina konusunda Avrupa&quot;nın bakışlarını Osmanlı&quot;ya çevirmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    TANZİMATIN İLANI:&lt;br/&gt;   Osmanlıca çoğul bir kelime olan Tanzimat &quot;düzenlemeler&quot; anlamına gelmektedir. Bu düzenlemeler gerek dolaylı yönden gerekse direk olarak sağlık hizmetleriyle ilgilidir. O yüzden kısaca değinmek gerekir.&lt;br/&gt;   YENİ ÖRGÜTLENMELER: Devlet yönetiminde Bakanlıklar düzenine yönelimiş ve eyalet sisteminden vazgeçilerek vilayet sistemine geçilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   YENİ YASALAR: Şeriat hükümleri dışında her alanda yeni yasalar hazırlanmaya başlanmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   YENİ EĞİTİM VE ÖĞRETİM KURUMLARI: Tanzimat döneminde mesleki eğitim alanında başlıca üç alanda girişimler yapıldı. Bunlardan ilk ikisi kız-erkek öğretmenlik ile kız-erkek teknik okullar konusunda üçüncüsü ise hekimlik alanında oldu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   YENİ YÖNETİCİLER VE MESLEK ADAMLARI: İmparatorluğun merkez örgütlerinden bir tür hizmet içi eğitimle yetiştirilen yöneticiler yerine, yeterli bilgilerle donanmış yöneticileri ve ebe, hekim, veteriner gibi uzmanları yetiştiren okullar açılmaya başlamıştır. Böylece gerçek anlamda bir Osmanlı bürokrasisi oluşmaya başlamıştır.(4)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    Bilindiği gibi Tanzimat&quot;tan sonra arzu edilen yenilikler tam olarak uygulanamamıştır. Bununla birlikte sağlık hizmetlerinin teşkilatlanması açısından Tanzimat siyasi yapılanma açısından önemli bir kilometre taşıdır. İlk tıp okulu askeri niteliğiyle 1827 yılında açılmıştır. Bu okul 1839 yılında tam anlamıyla modern bir okul haline gelmiştir. İlk sivil tıp okulunun açılmasıyla birlikte sağlık alanında eleman yetiştiren diğer okulların açılması Tanzimat sonrası döneme rastlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; OSMANLI DÖNEMİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNDE ÖRGÜTLENME&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Osmanlılar döneminde padişahlar, sultan hanımlar ve hayırsever zenginler tarafından eğitim kurumları yanında, sadece hastaneler değil çeşitli sosyal yardım kurumları da kurulmuştur. Osmanlılarda çeşitli sağlık kuruluşları vakıflar tarafından yönetilirken, devletin sağlık işlerini düzenleyen &quot;hekimbaşılık örgütü&quot;nden başka bir örgüt ne yazık ki yoktu. Hekimbaşılık örgütü 1469 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştur. Bu örgüt içinde hekimbaşının emrinde bir &quot;cerrahbaşı&quot; bulunmaktaydı. O dönemde cerrahlar hekimlerin kontrolü altında bulunan teknik elemanlardı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   380 yıl süren hekimbaşılık döneminde</description></item><item><title>DENETİMDE İŞBİRLİĞİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?denetimde-isbirligi-457644.html</link><description>Yapılan denetimin türü ne olursa olsun, hem denetçi birim açısından hem de denetlenen birim açısından, denetimin başarılı bir şekilde sonuçlanması için denetimde işbirliğinin önemi ve gereği tartışılmazdır. İşbirliğinden kasıt, belirli amaca yönelik eylemlerde bulunmak için bireylerin güç ve kaynaklarını birleştirerek çalışmalarıdır. İşbirliğinin yokluğu, bir taraftan denetçileri gerek verilere ulaşma noktasında gerekse elde edilen verilerin değerlendirilmesi noktasında sıkıntıya sokarken, diğer taraftan da denetlenen birimlerin olası yanlış değerlendirmelere anında müdahalesini engelleyerek denetim sonucunda istenmeyen neticeler doğurabilmektedir.</description></item><item><title>ERGENLİK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ergenlik-457643.html</link><description>1- ERGENLİK KURAMLARI&lt;br/&gt;Ergenliğin tanımlarından önce kuramlarına değinirsek;&lt;br/&gt;Kulaksızoğlu&quot;na göre(Kulaksızoğlu, 2005, ss.19-32);&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;a- G.STANLEY HALL&quot;UN KURAMI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Hall, psikolojiye ergenlik dönemi kavramını literatüre kazandırmıştır. Hall, Darwin&quot;in evrim teorisinden etkilenmiş ve Darwin&quot;in görüşlerini çocukluk ve ergenlik dönemindeki gelişmeye aktarmıştır. Hall&quot;dan önce Ernst Haeckel, Darwin&quot;in insanların daha aşağı düzeydeki canlıların evrim geçirmesi sonucu oluştuğu kuramından yola çıkarak bunu doğum öncesi gelişmeye uygulamıştır. Hall, benzer biçimde ergenlik dönemini, insanlığın vahşilik ve uygarlık arası evresinin bir özümsemesi olarak düşünmektedir. Bu evrede hala ilkel olan insan yavaş yavaş kültürünün temellerini anlamaya başlamaktadır. Ergenlik, Hall&quot;a göre insan evrimindeki ilkellikten uygarlığa geçişi simgelemektedir. Bu nedenle ergenlik, çocuklukla yetişkinlik dönemi arasındaki çok önemli bir geçiş dönemi olarak görülmüştür. Ergenlik çağındaki gencin yabanilikle uygarlık arasında bir yerde olduğuna inanan Hall, ergenliği bir stres ve fırtınalar dönemi olarak nitelendirmiştir. Ergenlikteki bireyin tepkileriyle, insani olan birtakım değerleri arasında bazı çelişkiler doğuracaktır. Hall, erkek ve kızların ergenlik dönemlerinin farklı çizgilerde geliştiğini savunmuştur. Hall&quot;a göre ergenlik, bireysellik duygusunun geliştiği bir yeniden doğuş dönemi olarak algılanabilir.&lt;br/&gt;Ergenlik çağındaki genç bir taraftan daha basit, daha temel içgüdüler tarafından bir yöne çekilmekte, diğer taraftan ise hayatında ilk kez toplumun diğer önemli kurumlarının farkına varmaktadır. Hall&quot;un insan evriminin en düşük düzeyine benzettiği çocuklarla kıyaslanacak olursa, ergenlik dönemindeki birey eğitilebilir ve bir kalıba sokulabilir niteliktedir. Bu genç sanatın, bilimin, dinin değerini anlayabilir. Düşünebilir ve mantık yürütebilir. Aynı şekilde Hall, ergenin hayatına yön vermeye hazır olduğunu savunmuştur. Ona göre ergen, bu dönemde kendi kültürünün gerçek parçası haline gelerek, bu kültür içinde kendi konumunu algılamaya başlayabilir. Hall&quot;un kuramı 20. yüzyılın başlarında itibarını kaybetmiştir. Hall&quot;un insan gelişimi ile özümseme arasındaki bağlantıda ısrar etmesi ve ergenliğe ilişkin bilgi birikimini düzgün olarak bir araya getirememesi başarısız olmasının en önemli nedenidir. Eduard Thorndike, Hall&quot;un teorisinin zayıf taraflarını ortaya koymuştur.&lt;br/&gt;Hall çocukluk döneminin doğa ve kalıtım yasalarıyla sınırlı olduğu görüşündeydi; bu ona göre bir çeşit pasif gelişimdi. Bu görüşten hareket ederek ilgisini daha çok ergenlik dönemi üzerinde yoğunlaştırmak istemiştir. Çünkü ona göre ergenlik, insanın tarihsel gelişiminde vahşilikten uygarlığa geçişin insan gelişimi içinde hızlı bir tekrarı niteliğinde idi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;b- ERGENLİK GELİŞİMİ İLE İLGİLİ PSİKOANALİTİK KURAM&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Psikoanalitik kuram temel olarak insanın erken gelişim dönemi ile ilgilendi ve ergenliğe ikinci derecede önem verdi. Bu kuramın kurucusu Sigmund Freud &quot;un çocukluk dönemine olan bakışını bilmeden onun ergenlik tanımını anlamak imkansızdır. Freud insan yavrusunu cinsel dürtülerden oluşan bir yumak olarak görmektedir. Bu dürtüler bir psikoseksüel evreler serisi halinde ortaya çıkar.&lt;br/&gt;Buluğ dönemi gerginlikleriyle birlikte meydana gelen fizyolojik değişimler ve ergenlik çağında gencin cinselliğe karşı geliştirdiği savunma mekanizmaları sonucu ortaya stresli ve fırtınalı bir devre çıkar. Burada Hall&quot;un ergenlik hakkında görüşleri ile psikoanalitik görüş arasında benzerlikler olduğu gözlenebilir. Her iki görüş de ergenlikteki karışıklıkları açıklamak için özümseme ilkesinden yararlanmaktadır. Ancak Hall&quot;un görüşüne göre buna neden olarak insan evrimindeki kritik evre gösterilmekte, psikoanalitik kurama göre de bu nedenler çocukluktaki cinsellikte aranmalıdır.&lt;br/&gt;Sigmund Freud&quot;un kızı olan Anna Freud ergenlikle ilgili bir takım çalışmalar yapmıştır. A.Freud, erken çocuklukta geçirilen tecrübelerin ergenlikten çok yetişkin kişiliği üzerinde etken olduğuna inanmakla birlikte ergenliğin bazı uyum sağlama çabalarıyla geçirilen bir dönem olduğunu düşünmektedir. Ona göre ergenin baş etmek zorunda olduğu sorunlarla, küçük bir çocuğun sorunları arasında farklılıklar vardır. Çocuklar genellikle istekleri ebeveyni ile çatıştığı zaman bazı zorluklar yaşarlar. Ergen, uzun süredir uykuda olan, ancak yeniden uyanmaya başlayan cinsel dürtüleri yüzünden başının dertte olduğunu düşünüyorsa, o zaman b</description></item><item><title>SÖMÜRGECİLİK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?somurgecilik-457642.html</link><description>Sömürgeciliği bir devletin bir başka ülkeyi işgal ederek yönetmesi ve bu yönetimden ekonomik çıkar sağlaması olarak tanımlayabiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sömürgecilik, 15&quot;inci yüzyıl sonlarından başlayarak çeşitli Avrupa devletlerinin dünyanın bir çok bölgesini keşif, ilhak ve iskan etmeleri ile başlamıştır. Ortaya çıkışı 15&quot;inci ve 16&quot;ncı yüzyıllardaki büyük coğrafi keşifler ile yakından ilgilidir. Coğrafi keşiflerin sonucu, ulusal devleti güçlendirecek olan sömürge imparatorluklarının kurulması ve Batının o zamana kadar ulaşamadığı denizaşırı ülkelere siyasal, askeri ve ticari etkisini yayması olmuştur. Bu açıdan ilk sömürgeci devletler İspanya, Portekiz ve İngiltere, ilk sömürgeler de yeni keşfedilen Amerika&quot;nın çeşitli bölgeleridir. Daha sonraları Fransa, Hollanda, Belçika, Almanya gibi ülkeler de denizaşırı sömürge edinmeye başlamışlardır. Sömürge ülkelerden ana ülkeye yönelik sürekli bir kıymetli maden, hammadde ve işgücü akışı sağlanarak sömürge ülkelerin kaynakları uzun yıllar işgalci ülkeler tarafından kullanılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;15&quot;inci ve 18&quot;inci yüzyıllar arasında, o günkü teknolojik koşulların yetersizliğinde, denizaşırı mesafelerin aşılması çok güç olduğundan, sömürgeler metropol ülkelerle bütünleşememiştir. Sömürge ekonomileri metropol ekonomileri ile eklemlenememiştir. Ancak, 19&quot;uncu yüzyılda yaşanan sanayi devriminin yarattığı muazzam teknolojik olanaklar metropol ülkelerin sömürgeleri üzerindeki hakimiyetini kolaylaştırmıştır. Diğer taraftan sömürge imparatorlukları zamanla yeni gereksinmeler ortaya çıkarmıştı. Metropol sanayilerine ucuz ve sürekli hammadde akışı sağlamak, beliren fazla üretimi satacak yeni pazarlar bulmak, sermayenin marjinal verimliliğinin metropollerde çok azalışı nedeniyle sermaye ihraç etmek ve metropollerde biriken fazla nüfusu aktarma gereksinimleri sonucu sömürgecilik bu defa şekil değiştirerek emperyalizm olarak adlandırabileceğimiz yeni bir oluşum yarattı. Emperyalizm, askeri ve teknik alanda yaşanan gelişmelerin de yardımıyla denizaşırı topraklara güçlü bir biçimde yerleşerek, kendi altyapısını sömürge ülkelere çok köklü biçimde aşılamıştır. Sömürge ekonomileri metropol ekonomilerine eklemlenmiş ve kapitalist ekonomik düzen tüm dünyaya egemen olmuştur. Ekonomik yayılma beraberinde kültürel yayılımı da beraberinde getirmiştir. Günümüzde dahi eski sömürge devletlerinde sömürgeci batının etkisi varlığını devam ettirmektedir. Bir çok Afrika ülkesinde, ülkenin resmi dili Fransızca ya da İngilizcedir. Bu devletlerin en büyük ekonomik ortakları ve en çok ticaret yaptığı ülkeler öncelikle bir zamanlar sömürgesi oldukları ülkelerdir. Toplumsal yaşamın önemli bir bölümü sömürgeci ülkelerden alınan yasalarla düzenlenmektedir</description></item><item><title>BİR ELEKTRİK TESİSİNDE İŞ GÜVENLİĞİ EKİPMANLARI VE STANDARTLARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?bir-elektrik-tesisinde-is-guvenligi-ekipmanlari-ve-standartlari-457641.html</link><description>İÇİNDEKİLER...........................................................................................................................ii&lt;br/&gt;1. İŞ GÜVENLİĞİ NEDİR?.......................................................................................................1&lt;br/&gt;    1.1. İş Güvenliğinin Önemi.....................................................................................................1&lt;br/&gt;    1.2. İş Güvenliğinin Hukuki Yönleri......................................................................................1&lt;br/&gt;    1.3. İş Kazalarının Nedenleri..................................................................................................3&lt;br/&gt;          1.3.1. Teknik Nedenler......................................................................................................3&lt;br/&gt;          1.3.2. Kişisel Nedenler......................................................................................................3&lt;br/&gt;          1.3.3. Umulmadık Olaylar.................................................................................................4&lt;br/&gt;          1.4. Tehlikeli Duruma Karşı Alınacak Tedbirler..............................................................4&lt;br/&gt;           1.5. Tehlikeli Harekete Karşı Alınacak Tedbirler............................................................5&lt;br/&gt;                 1.5.1.  Doğrudan (Görünen) Maliyetler.....................................................................6&lt;br/&gt;                 1.5.2.  Dolaylı (Gizil) Maliyetler...............................................................................7&lt;br/&gt;2. KİŞİSEL KORUYUCULAR..................................................................................................8&lt;br/&gt;    2.1. Baş Koruyucuları.............................................................................................................9&lt;br/&gt;    2.2. Gövde Koruyucuları.........................................................................................................9&lt;br/&gt;    2.3. Kol Ve Bacak Koruyucuları.............................................................................................9&lt;br/&gt;           2.1.1. Baş Koruyucusu ....................................................................................................9&lt;br/&gt;                    2.1.1.1. Koruduğu Tehlikeler..................................................................................9&lt;br/&gt;                    2.1.1.2. Koruyucu Malzemeler..............................................................................10&lt;br/&gt;                    2.1.1.3. Bulunması Gereken Özellikler.................................................................10&lt;br/&gt;           2.1.2. Kulak Koruyucusu...............................................................................................10&lt;br/&gt;                   2.1.2.1. Koruduğu Tehlikeler.................................................................................11&lt;br/&gt;                   2.1.2.2. Koruyucu Malzemeler...............................................................................11&lt;br/&gt;                   2.1.2.3.  Bulunması Gereken Özellikler.................................................................11&lt;br/&gt;           2.1.3. Göz Koruyucusu..................................................................................................11&lt;br/&gt;                   2.1.3.1. Koruduğu Tehlikeler ................................................................................12&lt;br/&gt;                   2.1.3.2. Koruyucu Malzemeler...............................................................................12&lt;br/&gt;                   2.1.3.3. Bulunması Gereken Özellikler..................................................................13&lt;br/&gt;           2.1.4. Yüz Koruyucuları.................................................................................................13&lt;br/&gt;                    2.1.4.1. Koruduğu Tehlikeler................................................................................13&lt;br/&gt;                    2.1.4.2. Koruyucu Malzemeler..............................................................................14&lt;br/&gt;                    2.1.4.3. Bulunması Gereken Özellikleri................................................................14&lt;br/&gt;          2.2.1. Dış Gövde Koruyucusu.........................................................................................14&lt;br/&gt;                    2.2.1.1. Koruduğu Tehlikeler................................................................................14&lt;br/&gt;                    2.2.1.2. Koruyucu Malzemeler.</description></item><item><title>NÜKLEER SANTRALLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?nukleer-santraller-457640.html</link><description>NÜKLEER ENERJİ NEDİR?&lt;br/&gt;Atom, Fisyon, Füzyon, Zincirleme Tepkime (Reaksiyon) &lt;br/&gt;1.Atom&lt;br/&gt;2.Molekül&lt;br/&gt;3.Kimyasal Tepkime&lt;br/&gt;4.Çekirdek Tepkimesi&lt;br/&gt;5.Fisyon (Çekirdek Parçalanması) &lt;br/&gt;6.Zincirleme Reaksiyon&lt;br/&gt;7.Füzyon (Çekirdek Birleşmesi)&lt;br/&gt;Nükleer Hammadde: Uranyum, Toryum&lt;br/&gt;URANYUM&lt;br/&gt;TORYUM&lt;br/&gt;Nükleer Enerji Ve Toryum&lt;br/&gt;Türkiyenin Toryum Rezervi&lt;br/&gt;Sonuçlar&lt;br/&gt;Nükleer Enerjinin Dünü Bugünü Yarını&lt;br/&gt;Nükleer Enerjinin Yaygın Olduğu Bir Gelecek&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEER TEPKİR (REAKTÖR) ANA BİLEŞENLERİ&lt;br/&gt;1. Yakıt&lt;br/&gt;2. Soğutucu&lt;br/&gt;3. Kontrol Çubukları&lt;br/&gt;4. Yavaşlatıcı&lt;br/&gt;5. Diğer Sistemler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TİCARİ TEPKİR (REAKTÖR) TÜRLERİ&lt;br/&gt;1. Basınçlı  Su Tepkirleri (PWR)&lt;br/&gt;2. Basınçlı Ağır Su Tepkirleri (PHWR)&lt;br/&gt;3. Kaynar Su Tepkirleri (BWR)&lt;br/&gt;4. Rus Kaynar Su Tepkirleri (RBMK)&lt;br/&gt;5. Rus Basınçlı Su Tepkirleri (VVER)&lt;br/&gt;6. Gaz Soğutmalı Tepkirler (GCR)&lt;br/&gt;7. Hızlı Üretken Tepkirler (FBR)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEER ENERJİ VE ELEKTRİK ÜRETİMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEER ENERJİ SANTRALLARININ ÇEVREYE OLAN ETKİLERİ&lt;br/&gt;Nükleer Santrallerin Çevresel Etkileri&lt;br/&gt;Atmosferin Termik Tabakalarına Bağlı Olarak Gazların Dağılımı&lt;br/&gt;Nükleer Elektrik Santrallerinin Çevre İlişkilerinin Tanımı&lt;br/&gt;Çevre Etkisinin Hesaplanmasına Örnek&lt;br/&gt;Nükleer Reaktör Atıkları&lt;br/&gt;Kullanılmış Yakıt&lt;br/&gt;Yüksek Radyoaktivite İçeren Ve Uzun Yarı Ömürlü Kullanılmış Nükleer Yakıtların Depolanması&lt;br/&gt;Kullanılmış Yakıtların Tekrar İşlenmesi&lt;br/&gt;Hizmetten Çıkarma (Decommıssıonıng) Atıkları&lt;br/&gt;Nükleer Santrallerde Güvenlik&lt;br/&gt;Sonuç&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEER GÜÇ SANTRALLERİNİN MALİYETİ NEDİR&lt;br/&gt;Hangi Yakıttan Ne Kadar Enerji Elde Ediliyor&lt;br/&gt;Nükleer Enerjinin Ekonomisi&lt;br/&gt;Maliyetler, Riskler Ve Sorumluluklar&lt;br/&gt;Nükleer Üretim Maliyetinin Unsurları&lt;br/&gt;Uzun Dönemli Finanssal Riskler ve Sorumluluklar&lt;br/&gt;Rekabete İlişkin Hususlar&lt;br/&gt;Elektrik Üretiminin Mukayeseli Maliyetleri&lt;br/&gt;Mevcut Santraller&lt;br/&gt;Serbestleştirilen Piyasalarda Nükleer Enerji&lt;br/&gt;Yeni Santraller&lt;br/&gt;Dış Maliyetler&lt;br/&gt;Elektrik Üretim Maliyetlerinin Karşılaştırılması&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;NÜKLEER ENERJİNİN DÜNYA&quot;DAKİ DURUMU&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin Nükleer Enerjiye Geçiş Çabalarının Tarihçesi&lt;br/&gt;Türkiye&quot;nin Nükleer Enerjiye İhtiyacı Var Mıdır?&lt;br/&gt;Nükleer Santrallerin Türkiye&quot;deki Gelişim Süreci&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;KAYNAKÇA</description></item><item><title>JAVA SCRİPT</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?java-script-457639.html</link><description>DERS 1: JAVASCRİPT NEDİR?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Dersin sonunda yapabilecekleriniz: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;-JavaScript dilinin temellerini açıklamak.&lt;br/&gt;-JavaScriptin Web sayfalarında nerede kullanılacağını açıklamak. &lt;br/&gt;-Temel bileşenler hakkında genel bilgiler vermek. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;I. JAVASCRİPT DİLİ&lt;br/&gt;Netscape Navigator 2.0 ile birlikte geliştirilen JavaScript dili istemci taraflı (client-side) script dilidir. Web sayfalarında dinamik içerik sağlamak ya da kullanıcıyla iletişim kurmak için JavaScript kullanılır. İlk başta yalnızca Netscape tarayıcıları için tasarlanan JavaScript, daha sonra diğer tarayıcılar tarafından da desteklenen genel bir scripting dili haline gelmiştir. Şu anda Navigator 4.0 tarafından desteklenen JavaScript 1.2 sürümü vardır. Microsoft Internet Explorer 3.0 ile JavaScript 1.0&quot;ı desteklemektedir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;JavaScript, Java dilinin bir Light versiyonu değildir. JavaScript kendi başına bir script dilidir. Genellikle HTML sayfalarında kullanıcı kontrolleri eklemek, formları kontrol etmek, hesaplamalar yapmak gibi işler için kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo: Tarayıcılar ve JavaScript desteği. &lt;br/&gt;Tarayıcı VersiyonuJavaScript Desteği&lt;br/&gt;Netscape 2.01.0&lt;br/&gt;Netscape 3.01.1&lt;br/&gt;Netscape 4.01.2&lt;br/&gt;Internet Explorer3.0JScript 1.0 (approx. 1.0)&lt;br/&gt;Internet Explorer4.0JScript 2.0 (approx. 1.1 + full DOM)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A. JAVASCRİPT NEREDE KULLANILIR?&lt;br/&gt;JavaScript kullanımının iki ana alanı vardır:  istemci taraflı ve sunucu taraflı script yazmak. Şu anda HTML sayfalara gömülü yazılan scriptlerin çoğu JavaScript kullanılarak yazılmaktadır. Sunucu taraflı JavaScript, aynı ASP gibi çalışmaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sunucu Taraflı JavaScript &lt;br/&gt;Sunucu taraflı JavaScript (SSJS) ise temel JavaScript&quot;e ek olarak nesneler ve işlevler katılarak veritabanlarına erişim, e-mail gönderme ve diğer işlemlerin yapılması sağlanır. SSJS, veritabanı temelli Web uygulamalarının yaratılmasını sağlar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;CSJS, SSJS&quot;e karşı &lt;br/&gt;Aşağıdaki tabloda CSJS (Client-Side JavaScript) ve SSJS (Server-Side JavaScript) alanlarının birbiriyle karşılaştırılması yer almaktadır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Tablo: CSJS (Client-Side JavaScript) ile SSJS (Server-Side JavaScript) karşılaştırılması.&lt;br/&gt;CSJSSSJS&lt;br/&gt;Etiketler SCRIPT  SERVER &lt;br/&gt;İşletmeClient browser (interpreted)Server (compiled into SSJS byte code)&lt;br/&gt;DerlemeNot compiledApplication file (.web)&lt;br/&gt;İstemciJavaScript-enabledAny browser&lt;br/&gt;SunucuAny serverJavaScript-enabled&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;SSJS hızlı ve etkin Web veritabanı uygulamaları geliştirmek için kullanılır. Aşağıdaki tabloda SSJS kullanımının üstünlükleri yar almaktadır: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;B.  SCRIPT  ETİKETİ&lt;br/&gt;Bir tarayıcının anlayacağı temel dil HTMLdir. JavaScript dilinin HTML belgesi içinde yazılabilmesi için  SCRIPT  etiketleri kullanılır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; HTML &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; SCRIPT &lt;br/&gt;...&lt;br/&gt;JavaScript kodu&lt;br/&gt;....&lt;br/&gt; /SCRIPT &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; /HTML &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; HTML &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; SCRIPT &lt;br/&gt;document.write (Merhaba)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; /SCRIPT &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; /HTML &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;D. HTML BELGESİ İÇİNDE JAVASCRIPT YAZMAK&lt;br/&gt;Bir Web sayfası organizasyonunda JavaScriptleri Web sayfasına eklemek için değişik yollar vardır: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*HEAD bölümünde&lt;br/&gt;*BODY bölümünde&lt;br/&gt;*BODY içinde URL olarak. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; HEAD  İçinde:&lt;br/&gt;Bir HTML belgesinde HEAD bölümü içinde  SCRIPT  etiketi kullanarak istediğiniz JavaScrip kodunu HTML belgesine ekleyebilirsiniz. Bu kodlar HTML sayfasının BODY kısmı yüklendikten sonra kullanıma hazır hale gelir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Örnek: &lt;br/&gt; HTML &lt;br/&gt; HEAD &lt;br/&gt; SCRIPT LANGUAGE JavaScript &lt;br/&gt;  --&lt;br/&gt;function AlertTest( )&lt;br/&gt;{&lt;br/&gt;alert(Dikkat );&lt;br/&gt;}&lt;br/&gt;// -- &lt;br/&gt; /SCRIPT &lt;br/&gt; /HEAD &lt;br/&gt; BODY &lt;br/&gt; BODY  İçinde&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;HTML belgesinin BODY kısmında JavaScript kullanmak için iki yol vardır: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğrudan çalışacak kodlar ve kullanıcı tarafından çalışacak kodlar: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Doğrudan çalışacak JavaScript kodları  SCRIPT  etiketi kullanılarak HTML belgesinin istenilen yerine yazılır. Bu cümleler tarayıcı tarafından okunduğu anda yerine getirilir: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; SCRIPT LANGUAGE JavaScript &lt;br/&gt;  --&lt;br/&gt;document.write(Son okunma tarihi + document.lastModified)&lt;br/&gt;//-- &lt;br/&gt; /SCRIPT &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Daha çok kullanılan diğer bir yöntem ise kullanıcı tarafından bir olayın başlatılmasıyla bir JavaScript kodunun çalıştırılmasıdır. Örneğin bir düğmeye tıklamak gibi: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt; FORM &lt;br/&gt; INPUT TYPE BUTTON NAME TestButton &lt;br/&gt;VALUE Tıkla onClick AlertTest() &lt;br/&gt; /FORM &lt;br/&gt;Örnek: &lt;br/&gt; SCRIPT Language JavaScript &lt;br/&gt;function Onceki() {&lt;br/&gt;  if (xmldso.recordset.bof){&lt;br/&gt;    alert(Dosya başındasınız.)&lt;br/&gt;  }else{&lt;br/&gt;    xmldso.recordset.movePrevious()&lt;br/&gt;    if (xmldso.recordset.bof){&lt;br/&gt;      xmldso.recordset.moveFirst();&lt;br/&gt;      alert(Bu ilk kayıt.);&lt;br/&gt;    }&lt;br/&gt;  }&lt;br/&gt;}&lt;br/&gt;function Sonraki() {&lt;br/&gt;  if (xmldso.recordset.eof){&lt;br/&gt;    alert(Dosya sonundasınız.)&lt;br/&gt;  }else{&lt;br/&gt;    xmldso.recordset.moveNext()&lt;br/&gt;    if (xmldso.recordset.eof){&lt;br/&gt;      xmldso.recordset.moveLast();&lt;br/&gt;      alert(Bu son kayıt.);&lt;br/&gt;    }&lt;br/&gt;  }&lt;br/&gt;}</description></item><item><title>PROBLEM ÇÖZÜCÜ GRUPLAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?problem-cozucu-gruplar-457638.html</link><description>PROBLEM ÇÖZÜCÜ GRUPLAR VE İŞLETME ETKİNLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&lt;br/&gt;Günümüz insanı yaşantısının önemli bir bölümünü, seçtiği veya seçildiği sosyal topluluklar içinde geçirir. Bu topluluklar aracılığı ile amaçlarını gerçekleştirir, ekonomik ve sosyal tatmini sözü edilen topluluklarda bulur, bireysel özellikleri bu tür beşeri birimler içerisinde gelişir ve şekillenir.Kişilerin amaçlarına ulaşmak için dahil oldukları veya sosyal-psikolojik-ekonomik çabalarını gerçekleştirdikleri bu topluluklar grup adı altında toplanır.&lt;br/&gt;     İşletme de yapısı itibariyle bir gruptur ve bünyesinde pek çok grubu bulundurmaktadır. Aynı zamanda dış çevresindeki diğer gruplarla ilişki içerisindedir. Bu anlamda günümüzün yöneticisi bir grup olarak işletmesini tanımak,işletmedeki grupları dengeli bir biçimde yönetmek, dış çevredeki gruplarla işbirliği halinde, işletmenin çalışmalarını düzenli olarak geliştirmek durumundadır. (Erdoğan; 1991:305)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.GRUP KAVRAMI VE İŞLETMELERDE GRUP ÇEŞİTLERİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.1. Grup Kavramı&lt;br/&gt;   Grup, ortak norm ve davranış ilkelerini paylaşan, aralarında çeşitli rol farklılaşması gerçekleştiren,ortak bir amacı paylaşan ve birbirleriyle etkileşim halinde olan iki  veya  daha fazla kişinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sosyal bir olgudur.&lt;br/&gt; Grup kavramının iki temel özelliği;&lt;br/&gt;1.Grup üyeleri birbirleriyle iletişim halinde olmalıdır.&lt;br/&gt;2.Belirli  bir amaç doğrultusunda bir araya gelmiş olmalıdırlar.Grubun bir amacı olmalıdır. (Koçel; 1995:366)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.2. Grup(Takım) Çeşitleri&lt;br/&gt;-Problem Çözme takımları:  Belirli bir sorunu çözmek için , iş ile ilgili çalışanları kapsar. Daha sonra dağılır.&lt;br/&gt;-Yönetim Takımları: Takımlar arasında iş koordinasyonunu sağlamak için çeşitli bölümlerin yöneticilerinden oluşur.&lt;br/&gt;-Çalışma Takımları: Organizasyonun günlük işlerinden sorumlu ve güçlendirme yapıldığında (empowered) kendi kendini yöneten takımlardır.&lt;br/&gt;-Sanal Takımlar: Üyeleri bilgisayar aracılığıyla etkileşim kuran takımlardır.&lt;br/&gt;-Kalite Çemberleri: Çalışan ve amirlerinden kurulu ve işyeri hakkındaki problemleri tartışmak için bir araya gelen takımlardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.3. Takım ve Grup Çalışmaları Arasındaki Farklılıklar&lt;br/&gt;         Grup ve takım aynı şey değildir. Grup dediğimiz zaman en az iki kişiden oluşan aralarında düzenli bir etkileşim kuran ve ortak bir amacı paylaşan insanlardan meydana gelen birleşmeleri anlıyoruz. Dolayısıyla gruplar belirli bir amacı gerçekleştirmek amacıyla oluştuklarından , gruplar başarılı takımlara dönüşebilirler.&lt;br/&gt;         İş grupları, bilgiyi paylaşmak ve belirli kararlara ulaşmak amacıyla etkileşimde bulunan, üyelerinin ilgi alanlarındaki sorumluluklarını başarılı bir şekilde yürütmelerinde yardımcı olan gruplardır. İş gruplarında amaç bireyi çalıştığı yerde bireysel açıdan başarılı kılmaktır. Ortak bir çaba, ortak bir faaliyet söz konusu değildir. Dolayısıyla pozitif bir sinerji yaratılarak grubun genel performansını arttırmak söz konusu değildir. Buna karşın takım çalışmalarında koordineli çabalarla pozitif bir sinerji yaratılarak çalışanların bireysel girdilerinin üstünde bir çaba göstermeleri sağlanır. Bu da onların genel performans düzeylerini arttırır. Bu nedenle takım çalışmalarında bireylerin gösterdikleri performans grup çalışmalarından daha üstündür. Hatta takım çalışmalarında bir bütünlük söz konusu iken , iş gruplarında bireysel çabayı artırma hedeflenir.&lt;br/&gt;                 Takım çalışmaları pozitif bir sinerji etkisi yaratarak örgütün geneldeki performansını arttırmak çabasındadır. Yöneticiler böyle bir etki için takımlar oluşturmaktadırlar. Takımlar nispeten sürekli iş grupları olup, her düzeyde üyelerine ortak bir amaç, bağlılık sağlamak , örgütün içinde fonksiyonel bir bütün oluşturmak amacıyla oluşturulan birleşmelerdir. Takım çalışmalarında üyelerin farklı alanlarda ihtiyaçları olmasına rağmen , her biri bir diğerinin tecrübe ve gücüne daha etkili olmak amacıyla gereksinim duyar. &lt;br/&gt;                Sonuçta bir grup olarak çalışarak, optimal kararlara ulaşmak ve amaçlarını gerçekleştirmek zorunluluğu ile bir araya gelirler. Örneğin , fikir geliştirmek amacıyla oluşturulan takımlarda ( komiteler,kalite çemberleri , yönetim kurulları) , üretim takımlarında ( üretim hattı , veri gelişme grupları) , proje takımları ( araştırma grupları, mühendislik takımları ) gibi gruplarda geçici veya sürekli olarak yer alabilirler. (Maddux,1999:6)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3. SORUN ÇÖZÜCÜ GRUPLAR VE İŞLETME ETKİNLİĞİ</description></item><item><title>FRANCHİSİNG</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?franchising-457637.html</link><description>İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Bir İşletme Sistemi Olarak Franchising2&lt;br/&gt;1.1.Franchising terminolojisi2&lt;br/&gt;1.2.Franchisinge Genel Bir Bakış4&lt;br/&gt;2.Franchisinin Avantaj ve dezavantajları5&lt;br/&gt;2.1.Franchiseenin Avantajları5&lt;br/&gt;2.2.Franchiseenin Dezavantajları6&lt;br/&gt;2.3.Franchisorın Avantajları7&lt;br/&gt;2.4.Franchisorın Dezavantajları8&lt;br/&gt;2.5.Bir Franchising Girişiminin Başarısız Olma Nedenleri8&lt;br/&gt;3.Franchising Çeşitleri10&lt;br/&gt;3.1.Yapı Temelinde Sınıflama10&lt;br/&gt;3.2.Bölge Temelinde Sınıflama12&lt;br/&gt;4.Franchisee Olabilmenin Gerekleri13&lt;br/&gt;5.Hukuki Yönüyle Franchising15&lt;br/&gt;5.1.Franchising sözleşmesi15&lt;br/&gt;5.2.Franchising Sözleşmesinde Bulunması Gereken Hükümler16&lt;br/&gt;5.3.Türkiye&quot;de Franchisingin Hukuki Yönü16&lt;br/&gt;6.Dünyada ve Türkiye&quot;de Franchising Birlikleri18&lt;br/&gt;6.1.İngiliz Franchise Birliği (BFA)18&lt;br/&gt;6.2.Franchise Danışmanları Birliği (FCA) 18&lt;br/&gt;6.3.A.B.D.&quot;de Uluslar arası Franchising Birliği ve Ulusal Franchise Birlik Koalisyonu19&lt;br/&gt;6.4.Türkiye&quot;de Ulusal Franchising Derneği (UFRAD)19&lt;br/&gt;7.Sonuç20&lt;br/&gt;Kaynaklar&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yeni bir işletme kurmak veya kurulu bir işletmeyi gerek ulusal gerekse uluslararası sosyal, ekonomik ve politik koşullar ve bu koşullarda meydana gelen sürekli değişimlere uyumlu kılarak başarıya eriştirmek ferdi yatırımcılar açısından çok güçtür. Küçük işletmelerin bu güçlükleri çözmeleri, özellikle büyük işletmelerin sağladığı olanaklardan yararlanarak daha kolay olmaktadır.&lt;br/&gt;Sanayi devrimiyle birlikte teknolojinin ilerlemesi, ulaşım imkanlarının gelişmesi, aynı türden mal ve hizmet üreten işletmelerin sayılarının artmasıyla tüketicilerin tercih edebilecekleri seçenekler artmıştır.İşletmeler önceleri dağıtımı kendileri yaparlarken, mamul ve hizmetlere farklı bölgelerden talebin olmasıyla birlikte, mal oluş fayda analizleri yaparak en ekonomik dağıtım yönteminin nasıl olabileceğini bulmaya başlamışlardır. Uzaktaki bölgelere dağıtım maliyetlerinin fazla olması, bölgeyi iyi bilmemeleri nedenleriyle bölgesel aracılardan yararlanmışlardır. Kitlesel üretim sonucu ortaya çıkan bayiler, distribütörler, acenteler aracılığıyla mamullerinin dağıtımını yapan işletmeler 1960&quot;lara gelindiğinde, bir işletmenin başarılı olmasını sağlayan işletme yöntemlerini kullanma hakkını karşı tarafa vermesi anlamında kullanılan franchising yönteminden yararlanmaya başlamışlardır.(Taştan;2002;s.1)</description></item><item><title>C İLE VERİ YAPILARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?c-ile-veri-yapilari-457636.html</link><description>ÖZET&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu çalışmada, C programlama dilinin çeşitli veri yapıları ve veri modelleri incelenerek, pratikteki uygulamalarda ihtiyaçlar doğrultusunda en uygun seçimlerin yapılabilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda, özellikle veri sıkıştırma tekniğinde  geniş olarak değinilmiş ve seçici özellikleri açıklanmıştır. Bu çalışmada elde edilen bilgiler, örnek programlarla desteklenmeye çalışılmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sıkıştırılmamış bir imgenin saklanması ve iletimi teknolojinin hızlı gelişimine rağmen, mevcut teknolojilerin kabiliyetlerini zorlamaya devam etmektedir. Günümüzde imgenin sıkıştırılması ve iletimi üzerine çalışmalar yoğun bir şekilde sürmekte ve bu çalışmalarda hep daha fazla sıkıştırma oranı ile daha iyi bir işaret-gürültü oranının (PSNR) elde edilmesi amaçlanmaktadır. Gerçekleştirilen bu çalışmada ise Vektör Kuantalama &amp;#8211;VN- (Vector Quantization) tabanlı özgün bir sıkıştırma yönteminin genel yapısı  üzerinde durulmaktadır&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...i&lt;br/&gt;ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.ii&lt;br/&gt;İÇİNDEKİLER&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.iii&lt;br/&gt;1. GİRİŞ&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..1&lt;br/&gt;2. VERİ YAPILARI ve VERİ MODELLERİ &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...................2&lt;br/&gt;         2.1. Veri Yapıları &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.3&lt;br/&gt;                       2.1.1.Temel Veri Yapıları&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;4&lt;br/&gt;2.1.1.1.Tamsayı&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...5                      &lt;br/&gt;2.1.1.2.Gerçel Sayı&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..7&lt;br/&gt; 2.1.1.2.1.float Gerçel Sayı Tipi&amp;#8230;...................8&lt;br/&gt;2.1.1.2.2.double Gerçel Sayı Tipi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;8&lt;br/&gt;2.1.1.3.Karakter&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...8&lt;br/&gt;2.1.1.4.Dizi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..9&lt;br/&gt;2.1.1.5.İşaretçi&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230; . .11&lt;br/&gt;2.1.1.6.Karakter Katarı&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;...13&lt;br/&gt;        2.1.2.Tanımlamalı Veri Yapıları&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..15&lt;br/&gt;2.1.2.1.Topluluk Oluşturma&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;15&lt;br/&gt;2.1.2.2.Ortaklık Oluşturma&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.17&lt;br/&gt;2.1.2.3.Bit Düzeyinde Erişim&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.18&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.YIĞIN YAPILARI&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;20&lt;br/&gt;3.1 Yığın İşlemleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.21&lt;br/&gt;3.1.1.Program Örnekleri&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.22&lt;br/&gt;4.KUYRUK SİSTEMLERİ&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;.29&lt;br/&gt;4.1.Kuyruk Sistemleri Nerelerde Kullanılır&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#</description></item><item><title>RADYO FREKANSI İLE TANIMLAMA</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?radyo-frekansi-ile-tanimlama-457635.html</link><description>radyo frekansı ile tanımlama,RFID sistemi nasıl çalışır, frekans ve çip seçiminde etkili faktörler, &lt;br/&gt;Kullanım Alanları, RFID Tarihi, RFID antenleri, Aktif RFID Sistemleri, Pasif RFID Sistemleri, RFID sözlük&lt;br/&gt;RFID teknolojisi, radyo frekansı kullanarak nesneleri tekil ve otomatik olarak tanımlama yöntemidir. RFID, temel olarak bir etiket ve okuyucudan meydana gelir. RFID etiketleri Elektronik Ürün Kodu (EPC) gibi nesne bilgilerini almak, saklamak ve göndermek için programlanabilirler. Ürün üzerine yerleştirilen etiketlerin okuyucu tarafından okunmasıyla tedarik zinciri yönetimi ile ilgili bilgiler otomatik olarak kaydedilebilir veya değiştirilebilir. RFID ile tanımlama yapılabilmesi için etikete(RFID TAG) ihtiyaç vardır. Bu etikete RFID TAG denir. RFID tag etiketlenmesi gereken ürünün, izlenmesi gereken bir canlının veya insanın üstüne takılan üzerinde verileri iletmek için anten, verileri modüle ve demodüle edip antene göndermek için çip bulunan çok küçük bir elektronik devredir.&lt;br/&gt;Sinyal Zayıflaması: RFID sistemlerinde zayıflama genellikle okuyucu tarafından yayılan enerjinin veya etiket tarafından geri saçılan enerjinin azalması sonucu oluşur. Eğer yeterli enerji etikete ulaşamazsa etiket okuyucunun kendisini okuması için yolladığı sinyale karşılık veremez. Bu nedenle haberleşme sağlanamamış olur. Okuyucu tarafından yayılan enerji uzaklık arttıkça doğal olarak azalır. Bu azalma miktarı uzaklığın karesinin tersi ile orantılıdır. Pasif UHF RFID etiketlerinde besleme olmadığı için geri saçılan sinyal gücü çok düşüktür. Bu sinyalin azalma miktarı ise uzaklığın dördüncü katının tersi ile orantılıdır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bir başka değişle okuyucu tarafından yayılan işaret uzaklığa bağlı olarak zayıflar. Etiketten yansıyan işaretin zayıflama oranı ise daha fazladır.    &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Elektromanyetik girişim(EMI):UHF etiketinden geri yansıyan sinyalin temiz(clear) gelmesi çok zordur. Muhakkak bir takım gürültüler işarete binecektir. Bu tip işaretlere elektromanyetik girişim meydana gelmiş işaretler denilir. Bu işaretler makinelerin birçoğunu etkiler. Motorlar EMI dalgalarını yayarlar. Bu nedenle RFID sistemlerini girişimden korumak için önlem almak gerekir. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Kablosuz yerel alan ağları UHF frekans bandını kullandığından RFID sistemleri için girişim problemine zemin hazırlarlar. Örneğin kablosuz telefonlar, kablosuz bilgisayar ağları RFID sistemlerini etkilerler. Bu tip girişimleri engellemek için 802.11 standartlarının modifikiye edilmesi gerekmektedir.&lt;br/&gt;Kullanım Alanları&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;*Garajların uzaktan kontrolü, &lt;br/&gt;*Bir odaya veya apartmana girişteki kapının kontrolü, &lt;br/&gt;*Fabrikalardaki konteynırların takibi, &lt;br/&gt;*Elektronik üretim kodu eklenmiş malzemelerin süpermarketlerdeki kontrolü,&lt;br/&gt;*ERP sistemleri gibi birçok uygulamada kullanılır. &lt;br/&gt;İlk olarak 1945 yılında Leon Theremin tarafından Rus Hükümeti için casusluk aracı olarak icat edildiği düşünülüyor. Bilinen ilk gerçek kullanım olarak 2. Dünya savaşı sırasında İngilizlerin kendi uçaklarının kanatlarının altına takılan etiketler sayesinde bu uçakları işaretleyerek radarda alman uçaklarından ayırt edilmelerini sağlamak amacıyla kullanıldı. &lt;br/&gt;RFID&quot; yi açıklayan ilk makale 1948 yılında Harry STOCKMAN tarafından Communication by Means of Reflected Power(Proceedings of the IRE, pp1196&amp;#8211;1204, October 1948)yayınlandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1950 ve 1960 yıllarına kadar RF haberleşme sistemleri Amerika, Avrupa ve Japonlar tarafından araştırıldı. Amaç RF enerjisini uzaktaki bir nesneyi uzaktan tanımlama için nasıl kullanırız problemiydi. Bu problem için birçok makale yayınlandı. &lt;br/&gt;1999 ve 2003 yılları arasında Auto-Id Merkezi desteğiyle birçok ülkede RFID için araştırma laboratuarları açıldı. Buralarda Class 1 ve Class 0 adında 2 hava arayüz protokolü geliştirildi. Elektronik Üretim Kodu numaralama yöntemi ortaya atıldı ve RFID ağ mimarisi tasarlanarak etiketlerin internet üzerinden izlenmesi sağlandı. Bu teknoloji 2003 yılında Uniform Code Council tarafından lisanslandı ve EPCglobal olarak isimlendirildi. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde birçok firma Albertsons, Metro, Target, Tesco, Wal-Mart ve Amerika Savunma Bakanlığı(DoD) tedarik zincirinde EPC kullanımına başladı. Aralık 2004 tarihinde EPCglobal 2.nesil standart olarak kabul edildi.&lt;br/&gt;Radyo frekansı ile kimlik tanıma hesaplama evriminin yeni dalgasıdır. Günümüzde araçların internete bağlanması gerekliliği vardır. Aslında, RFID teknolojisi nesneleri internete bağlayan bir teknolojidir. Bu nedenle etiketlenen herhangi bir nesne internet üzerinden izlenebil</description></item><item><title>KAOS TEORİSİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kaos-teorisi-457634.html</link><description>Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından ayrıntılı biçimde geliştirilen diyalektik materyalizm, politik ekonomiden çok daha fazlasını ifade ediyordu: o bir dünya görüşüydü. Doğa, özellikle Engels&quot;in çalışmalarında göstermeye çalıştığı gibi, hem materyalizmin hem de diyalektiğin doğruluğunun kanıtıdır. &quot;Matematiğin ve doğal bilimlerin bu özetini çıkarmamda&quot; diye yazıyordu, &quot;tarihteki olayların görünürdeki tesadüfiliğine egemen olan diyalektik hareket yasalarıyla aynı diyalektik hareket yasalarının doğada, sayısız değişimin karmaşası içinde kendilerini kabul ettirdiklerinden ayrıntıda emin olmak söz konusuydu.&quot;[1]&lt;br/&gt;Bilimciler Marksizmi çağrıştıran politik anlamından dolayı diyalektik materyalizmden nadiren haberdar olsalar da, onların zamanından bu yana bilimsel keşifler alanında yaşanan her önemli yeni gelişme Marksist bakış açısını doğrulamıştır. Bugün kaos teorisinin ortaya çıkışı, bilimsel sosyalizmin kurucularının temel fikirleri açısından taze dayanaklar sunmaktadır. Bir su damlası bazen düzenli olarak damlar, bazen düzensiz; bir sıvının hareketi hem türbülanslıdır hem değil; kalbimiz düzenli olarak atar ama bazen çarpıntı yapar; hava sıcak ya da soğuk eser. Nerede karşımıza kaotik görünen bir hareket çıksa -ve aslında her tarafımız onunla doludur- bu harekete sıkı bir bilimsel bakış açısıyla yaklaşma çabası genellikle çok nadir olmaktadır.&lt;br/&gt;O halde kaotik sistemlerin genel özellikleri nelerdir? Bu sistemleri matematiksel terimlerle tanımlamakla matematik ne gibi uygulamalara sahip oluyor? Gleick ve diğerlerinin önem verdikleri özelliklerden biri &quot;kelebek etkisi&quot;dir. Lorenz, bilgisayar simülasyonlu hava tahminlerinde dikkate değer bir gelişme keşfetmişti. Simülasyonlarından biri, nonlineer ilişkiler içeren on iki değişkene bağlıydı. Eğer simülasyon bir öncekinin başlangıç değerlerinden yalnızca çok küçük farklılıklar -bir değer setinde altı ondalık basamağa kadar değerler varken diğerinde üç ondalık basamağa kadar değerlerin olması gibi farklılıklar- taşıyan yeni değerlerle yeniden başlatılırsa, bilgisayarın ilk durumdakinden çılgınca sapan farklı &quot;hava durumları&quot; ürettiğini bulmuştu. Çok küçük bir pertürbasyonun beklenebilir olduğu bir noktada, kısa bir fark edilebilir benzerlik döneminden hemen sonra bütünüyle farklı bir desen oluşuyordu.&lt;br/&gt;Bunun anlamı şudur, karmaşık, nonlineer bir sistemde, girdilerdeki küçük bir değişiklik çıktılarda devasa değişiklikler üretebilir. Lorenz&quot;in bilgisayar dünyasında, bu durum, dünyanın bir tarafında kanatlarını çırpan bir kelebeğin, dünyanın başka bir tarafında bir kasırgaya yol açmasına denk düşüyordu. Buradan çıkarılabilecek sonuç şudur: hava durumunu belirleyecek kuvvetler ve süreçler bu kadar karmaşık olduğuna göre, önümüzdeki kısa zaman diliminin ötesinde bir hava tahmini asla yapılamaz. Gerçekte, dünyadaki en büyük hava tahmin bilgisayarı olan Avrupa Orta-vadeli Hava Tahmini Merkezindeki bilgisayar saniyede 400 milyon hesaplama yapabilir. Bu bilgisayar dünyanın her tarafından her gün 100 milyon farklı hava ölçümü almakta ve on günlük bir tahmin yapabilmek için kesintisiz üç saat boyunca bu verileri işlemektedir. Yine de iki ya da üç günün ötesinde yapılan tahminler spekülatiftir, altı ya da yedi günü aşan tahminler ise hiçbir değer taşımaz. O halde kaos teorisi, karmaşık nonlineer sistemlerin öngörülebilirliğine belli sınırlar koyar.&lt;br/&gt;Buna rağmen Gleick ve diğerlerinin, kelebek etkisine, sanki bu, kaos teorisine tuhaf bir mistik esrar şırınga ediyormuşçasına bu denli dikkat sarf etmesi tuhaftır. Matematiksel olarak kesin bir biçimde modellenmemiş bile olsa, şurası yeterince ortaya konulmuştur ki, benzer diğer karmaşık sistemlerde de girdilerdeki küçük bir değişiklik çıktılarda büyük farklılıklar üretebilir, bir &quot;nicelik&quot; birikimi &quot;niteliğe&quot; dönüştürülebilir. Örneğin insan ile şempanzelerin temel genetik yapılarında yalnızca yüzde ikiden daha az bir farklılık vardır; moleküler kimyanın kavramlarıyla miktarı belirlenebilecek olan bir farklılıktır bu. Yine de genetik &quot;kodu&quot; canlı bir hayvana dönüştürmekteki karmaşık, nonlineer süreçlerde bu küçük farklılık bir varlık ile bir başka varlık arasındaki farklılık anlamına gelir.&lt;br/&gt;Marksizm kendisini tüm nonlineer sistemlerin belki de en karmaşığı olan, insan toplumuna uygular. Sayısız bireyin muazzam etkileşimiyle, politika ve ekonomi öylesine karmaşık bir sistem oluşturur ki, onun yanında gezegenlerin hava sistemleri kurulu bir saat gibidir. Bununla birlikte, diğer &quot;kaotik&quot; sistemlerde olduğu gibi, toplum da bilimsel olarak ele alına</description></item><item><title>BEYLİKLER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?beylikler-457633.html</link><description>Beylikler&lt;br/&gt;BEYLİKLER DÖNEMİ&lt;br/&gt;Türkiye Selçuklularının Moğol tahakkümüne girmesinden sonra uc beyleri daha bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Bu dönemde hem otoritesi kalmayan Selçuklulara hem de Moğollara karşı mücadele edilmiştir. Anadolu&quot;daki İlhanlı hakimiyetinin zayıflamasıyla birlikte Türkmen beyleri bulundukları bölgelerde bağımsızlığını ilan etmişler ve kendi beyliklerini kurmuşlardır. Bu döneme Beylikler Dönemi adı da verilmektedir. Selçukluların zayıflamaya başlamasıyla ortaya çıkmaya başlıyan Beylikler, İlhanlı hakimiyetinin bitmesiyle beraber tam bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Uclarda yer almaları sebebiyle Anadolu&quot;nun Türkleşmesinde büyük hizmetleri vardır. Onlardan kalan kültür mirası, şehirlerimizi süsleyen eserler, günümüze kadar ulaşmıştır. Anadolu Türk birliğini sağlamak için bu beylikler birleriyle mücadele etmişlerdir. Nihayet Osmanlı Beyliği gittikçe güçlenerek, birliği sağlamıştır . Başlangıçta en küçük beyliklerden biri olan Osmanlıların bu denli büyümesi, bulundukları coğrafya ve güttükleri siyasetle ilgilidir. Söğüt ve Domaniç arasında kurulan Osmanlılar, Bizans ile savaşarak itibarını artırırken, diğer beylikler zamanla uc olmaktan çıkmışlardır. Bu sebeple genişleme imkanını bulamamışlar ve birbirleriyle mücadele etmişlerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;OSMANOĞULLARI (1299-1922)&lt;br/&gt;Anadolunun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir-Sakarya-Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Osmanlı Beyliğinin kurulduğu Eskişehir-Sakarya- Söğüt dolayları Anadoluda biçim bakımından İlhanlılara bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliğinin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini görüyordu.&lt;br/&gt;Osman Bey, Koyunhisar Savaşı ile İzmit kalesini aldı ve Bursayı kuşattı. Para bastırarak Osmanlı aşiretini, Osmanlı Beyliği haline getirdi.&lt;br/&gt;Beyliğe adını veren Osman Beydir. Osman Bey, Çobanoğulları Beyliğinin vasalı olarak Bizans topraklarına akınlarda bulunurken, bu beyliğin Bizansla anlaşması üzerine, bölgede Bizans üzerine akınlarda bulunanlar, etkinliklerini bu kez Osman Beyin bayrağı altında sürdürdüler. Bu durum yavaş yavaş Osman Beyi bağımsızlığa iten bir etken oldu.</description></item><item><title>ÇAĞDAŞ SAĞLIK ANLAYIŞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?cagdas-saglik-anlayisi-457632.html</link><description>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı; Yalnızca hastalık yada sakatlığın bulunmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hali olarak tanımlamıştır.&lt;br/&gt; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre de ırk, dil, din, politik inanç, ekonomik ve sosyal durum ayrımı gözetmeden; herkesin, erişilebilecek en yüksek düzeyde sağlıklı olma temel hakkına sahip olduğunu görürüz.&lt;br/&gt;Bilindiği gibi sağlık sorunları çeşitlidir. Bunların çözümü için gerekli insan gücü, teknik donanım, mekan, finansman&amp;#8230;.  gibi kaynaklar ise her zaman sınırlıdır. Bu olgu dünyanın zengin ve gelişmiş devletleri için de geçerlidir. Dolayısıyla neredeyse sonsuz çeşitlilikteki sağlık sorunlarını sınırlı kaynaklarla çözümleyebilmek için, eldeki olanakların en akılcı ve verimli biçimde kullanılması gereği tartışmasız kabul görmektedir. İzlenecek yol; önce sorunların saptanması, öncelik sıralamasına koyulması ve ardından en verimli yollarla çözülmeye çalışılmasıdır. &lt;br/&gt;Bir toplum için en önemli sağlık sorunu; &lt;br/&gt;en çok görülen, &lt;br/&gt;en çok öldüren, &lt;br/&gt;en çok sakat bırakan hastalıktır.&lt;br/&gt;Bir kimsenin sağlığı yalnızca kendisini ilgilendirmez. Başta ailesi olmak üzere, yakınlarını ve giderek tüm toplumu ve hatta tüm insanları ilgilendirir, ilgilendirmelidir. &lt;br/&gt;Sağlık sorunlarının tek nedeni biyolojik, fiziksel ve kimyasal öğeler değildir. Altta yatan sosyal, ekonomik, kültürel etmenler vardır ve bunlar araştırılmalıdır. Bu etmenler bildiğimiz gibi fizik, biyolojik ve kimyasal etmenlerin ortaya çıkması için asıl ortam ve zemini oluştururlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Çağdaş halk sağlığı anlayışının günümüzdeki içeriği son derece geniştir. Çağdaş anlayış 1978 yılında yayınlanan ve DSÖ&quot;ne üye olan tüm ülkelerce onaylanmış bulunan  &quot;Temel Sağlık Hizmetleri Bildirisi&quot;  (Alma Ata Bildirgesi) ile ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır.&lt;br/&gt;Bu anlayışın başlıca önemli noktaları şunlardır:&lt;br/&gt;*    Sosyal eşitlik:  Sağlık hizmetleri doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Bu hizmetler sadece onları satın alabilecek sosyal sınıflara değil, toplumdaki herkese ve en uzak yerleşim yerlerinde oturanlara da, sosyal adalet anlayışı içinde ve hakkaniyet ölçülerinde götürülmelidir.  &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;                                                                                                 &lt;br/&gt;*       &amp;#61472;Öz sorumluluk: Herkes kendi sağlığının değerini bilmeli ve kendinden (ve çocuklarından) sorumlu olmalıdır. Bunun için kişiler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Bunun doğal sonucu olarak kişiler ve toplumlar sorumluluk duygusu içinde sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunuluşunda söz sahibi olmalı, yani toplum sağlık hizmetlerine katılmalıdır.</description></item><item><title>ORANTI ÇEŞİTLERİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oranti-cesitleri-457631.html</link><description>1.DOĞRU ORANTILI ÇOKLUKLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aynı tür çokluklar birlikte azalır ve çoğalırsa bu orantıya doğru orantı denir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;azalır             çoğalır&lt;br/&gt;ekmek (adet)             1                     2                3                     para  (TL)              35.000             70.000          105.000     &lt;br/&gt;                                            &lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ekmek ve para çokluğu birlikte azalıp birlikte çoğaldıkları için doğru orantılı çokluklardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.&lt;br/&gt;.</description></item><item><title>ALLAHIN 99 İSMİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?allahin-99-ismi-457630.html</link><description>ALLAH&quot;IN 99 İSMİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. allah: her ismin vasfını ihtiva eden öz adı. &lt;br/&gt;2. er-rahman: dünyada bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren,ihsan eden. &lt;br/&gt;3. er-rahim: ahirette, müminlere acıyan. &lt;br/&gt;4. el-melik: yaratıcı, kainatın sahibi. &lt;br/&gt;5. el-kuddus: her noksanlıktan uzak. &lt;br/&gt;6. es-selam: her tehlikeden selamete çıkaran. &lt;br/&gt;7. el-mümin: iman nurunu veren. &lt;br/&gt;8. el-müheymin: her şeyi görüp gözeten. &lt;br/&gt;9. el-aziz: mutlak galip, karşı gelinemez. &lt;br/&gt;10.el-cebbar: dilediğini yapan ve yaptıran. &lt;br/&gt;11.el-mütekebbir: büyüklükte eşi yok. &lt;br/&gt;12.el-halık: yaratan, yoktan var eden. &lt;br/&gt;13.el-bari: her şeyi kusursuz yaratan. &lt;br/&gt;14.el-musavvir: varlıklara suret eden. onları birbirinden ayıran özellikte yaratan. &lt;br/&gt;15.el-gaffar: günahları mağfiret eden. &lt;br/&gt;16.el-kahhar: her istediğini yapacak güçte. &lt;br/&gt;17.el-vehhab: karşılıksız nimet veren. &lt;br/&gt;18.er-razzak: her varlığın rızkını veren. &lt;br/&gt;19.el-fettah: her türlü sıkıntıları gideren. &lt;br/&gt;20.el-alim: gizli açık, geçmiş, gelecek her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen. &lt;br/&gt;21.el-kabıd: rızıkları daraltan, ruhları alan. &lt;br/&gt;22.el-basıt: rızıkları genişleten, ruhları veren. &lt;br/&gt;23.el-hafıd: kafir ve facirleri alçaltan. &lt;br/&gt;24.er-rafi: şeref verip yükselten. &lt;br/&gt;25.el-muız: dilediğini aziz eden. &lt;br/&gt;26.el-müzil: dilediğini zillete düşüren. &lt;br/&gt;27.es-semi: mükemmel işiten. &lt;br/&gt;28.el-basir: gizli açık, her şeyi iyi gören. &lt;br/&gt;29.el-hakem: mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran. &lt;br/&gt;30.el-adl: mutlak adil, yerli yerinde yapan. &lt;br/&gt;31.el-latif: lütfeden, her şeye vakıf. &lt;br/&gt;32.el-habir: her şeyden haberdar. &lt;br/&gt;33.el-halim: cezada acele etmeyen, hilm sahibi. &lt;br/&gt;34.el-azim: büyüklükte benzeri yok. &lt;br/&gt;35.el-gafur: affı, mağfireti bol. &lt;br/&gt;36.eş-şekur: az amele, çok sevap veren. &lt;br/&gt;37.el-ali: yüceler yücesi. &lt;br/&gt;38.el-kebir: büyüklükte benzeri yok. &lt;br/&gt;39.el-hafiz: her şeyi koruyucu olan. &lt;br/&gt;40.el-mukit: her çeşit rızkı yaratan. &lt;br/&gt;41.el-hasib: kulların hesabını en iyi gören. &lt;br/&gt;42.el-celil: celal ve azamet sahibi. &lt;br/&gt;43.el-kerim: keremi bol, karşılıksız veren. &lt;br/&gt;44.er-rakib: her varlığı her an gözeten. &lt;br/&gt;45.el-mucib: duaları kabul eden. &lt;br/&gt;46.el-vasi: rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden. &lt;br/&gt;47.el-hakim: her şeyi hikmetle yaratan &lt;br/&gt;48.el-vedud: iyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. sevgiye layık olan. &lt;br/&gt;49.el-mecid: zatı şerefli, nimeti, ihsanı sonsuz. &lt;br/&gt;50.el-bais: peygamber gönderen, meşherde ölüleri dirilten.</description></item><item><title>İLETİŞİM</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?iletisim-457629.html</link><description>İletişim tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın varolması ile ortaya çıkan iletişim olgusunun temelinde, paylaşma ihtiyacının giderilmesi gerçeği yatmaktadır. İlk çağ insanının bir av öyküsünü başkalarına anlatmak için mağara duvarlarına çizdiği resimler, başarılı geçen bir avdan sonra ateşin çevresinde yapılan danslar, komşu kabilelerle haberleşmek için belki de yeni reisin seçiminden duyulan mutluluğu paylaşmak amacıyla göğe gönderilen renkli dumanlar, gemicilere yol gösteren fenerler, ressamın tuvaline yansıttığı renkler ve çizgiler, bestecinin notalarla kurduğu ortaklığın neticesinde doğan besteler, sinemacının fikrini belgeleyen filmleri, balerinin duygularını yansıttığı hareketleri, pandomimcinin biraz da esrar perdesiyle gölgelendirdiği jest ve mimikleri; hepsi, paylaşma ihtiyacının giderilmesi için başvurulan iletişim yollarıdır.</description></item><item><title>CANLILAR VE ÇEVRE</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?canlilar-ve-cevre-457628.html</link><description>DÜNYA ORTAMI ve CANLILAR &lt;br/&gt;Günümüzde insan çevre ve ekoloji sözcüklerini bir bütün olarak kullanmaktadır. Kıtalardan okyanuslara,göllerden akarsulara, yer altı sularından atmosfere, mikroorganizmalardan insana ve bitkiler alemine kadar bütün canlı ve cansız varlıklar arasında düzenli bir ilişki vardır. Yani organizmalar yaşamlarını sürdürebilmeleri için diğer organizmalarla ve çevreleriyle ilişki içerisindedir. Organizmaların çevreleriyle ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına &quot;ekoloji&quot; denir. son 30-35 yıl içinde dünya nüfusunun hızla artması, sanayi ve teknolojinin ilerlemesi, doğal kaynakların tükenmeye başlaması, çevre sorunlarının gündeme gelmesine yol açmıştır. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Canlılar ve Çevre &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Günümüzde çevre sorunları gitgide artmaktadır. Sanayileşme ve ekonomik büyümenin amacı gelişmektir. Gelişmenin sağlıklı olabilmesi için canlıların ve diğer doğal kaynakların korunması gerekmektedir. İnsanların ve diğer canlıların yaşamları süresince varlıklarını sürdürdükleri dış ortama çevre denir. Doğada canlıların birbirleriyle ve cansız evresiyle olan ilişkileri sağlıklı ise doğal denge sağlanmış demektir. İnsan, içinde bulunduğu çevreyi tanımak zorundadır.                    İnsan nüfusunun artması; sağlıksız kentleşmeye ve zararlı atık maddelerin birikmesine, yeşil alanların azalmasına yol açmaktadır.                                                                              Dolayısıyla insan ekolojik dengeyi bozarak çevre sorunlarına yol açmaktadır. Doğal dengenin bozulması da canlıların yaşamını tehlikeye sokar.</description></item><item><title>JOULE THOMSON DENEYİ VE KATSAYISI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?joule-thomson-deneyi-ve-katsayisi-457627.html</link><description>SERBEST GEVŞEY: Bir gaz dışarıdan bir direnç görmeksizin genleştiği vakit serbest gevşeye uğradığı söylenir. Örneğin, içerisinde basınç altında gaz bulunan bir kaptan, boşaltılmış bir kaba gaz çekilirken, Şekil 1, kaplar arasındaki musluk birden bire açılırsa, gaz vakuma serbest gevşer. Fransız kimyager ve fizikçisi Joseph L. Gay-Lussac (1778&amp;#8211;1850) tarafından, ve serbest gevşey esnasında her hangi bir sıcaklık değişmesi olup olmayacağını saptamak üzere, böyle bir deney yapılmıştır. Kaplar bir su banyosuna daldırılmışlardı ve suyun sıcaklığına musluk açılmadan önce ve sonra bakılıyordu. Bu deneyde sıcaklığın değişmediği görüldü, bu da gazın toptan göz önüne alınınca, serbest gevşeyde soğumadığını ve ısınmadığını gösteriyordu. Fakat bu deney tam olarak doyurucu değildi, zira banyoda o kadar çok su vardı ki küçük bir sıcaklık değişmesinin gözden kaçması kolaydı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;JOULE-THOMSON KATSAYISI:&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Maddenin bir özelliği de ( ) Joule-Thomson katsayısıdır. Joule-Thomson katsayısı, bu katsayıya bağlı olan diğer özelliklerden daha kolay ölçülür.&lt;br/&gt;Bir sıvını veya gazın Joule-Thomson katsayısını ölçmek için akışkan gözenekli bir tapadan geçirilir. Tapa ve boru ısıya yalıtılmıştır. Isı alışverişi yapılmamaktadır. Kinetik ve potansiyel enerji değişimleri ihmal edilebilir. Sürekli akışlı sistemler için birinci yasa ifadesi         bu sistem için      bağıntısına dönüşür.&lt;br/&gt;Giriş basınç ve sıcaklığı   sabit tutularak çıkış basıncı  değiştirilir ve çıkış sıcaklığı   ölçülürse Şekil 2.a daki pT diyagramı üzerindeki noktalar elde edilir. Her nokta entalpisi   olan bir hali temsil etmektedir. Yeterli ölçme yapılır ve elde edilen noktalar birleştirilirse bir sabit entalpi eğrisi elde edilir (Şekil 2.b). Bu eğrinin herhangi bir noktadaki eğimi  , Joule-Thomson katsayısıdır. Farklı basınç ve sıcaklıktaki Joule-Thomson katsayılarını elde etmek için, giriş basınç ve sıcaklığını değiştirmek gerekir. Böylece Şekil 3 de görüldüğü gibi, farklı sabit entalpi eğrileri elde edilecektir. Bazı gazlara ait Joule-Thomson katsayıları Şekil 4 de verilmiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;JOULE-THOMSON KATSAYISININ pvT VE ÖZGÜL ISILAR CİNSİNDEN İFADESİ:&lt;br/&gt;Joule-Thomson katsayısı pvT ve özgül ısılar cinsinden ifade edilebilir. Saf maddenin entalpi değişimini veren&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;JOULE-THOMSON DENEYİ: Joule ve Thomson bu deneyi, ideal gazlarla gerçek gazlar arasındaki farkı göstermek için yapmışlardır. İdeal gaz için aynen U da olduğu gibi, entalpi sadece n ve T&quot;ye bağlıdır.&lt;br/&gt;H U+pv  U(T,n)+nRT  H(T,n)          H H(T,n)    (ideal gaz)&lt;br/&gt;Böylece;  0    (ideal gaz)  elde edilir.&lt;br/&gt;Gerçek gazlarla ilişkin,  değerini tayin etmek için, Joule-Thomson şekil 6 da şematik olarak gösterilen aygıta eşdeğer bir aygıt kullanmışlardır. Aygıt, birbirinden gözenekli bir tıkaçla ayrılmış ve içlerine pistonlar yerleştirilmiş iki silindir içerir. Aygıtın her iki tarafında, gazın sıcaklığını ölçmek için termometre, basıncını ölçmek için manometre vardır. Aygıt tamamen adyebatik olarak çevreden yalıtılmıştır. Soldaki piston itilerek ve sağdaki piston çekilerek, gözenekli tıkaç arasından gazın kararlı bir akış sürdürmesi sağlanabilir. Eğer her iki taraftaki basınç sabit tutulursa, her iki tarafta, farklı sıcaklıklarda olan, zamandan-bağımsız dengede olmayan bir hale ulaşacaktır. Zamandan-bağımsız dengede olmayan bir hal kararlı hal olarak isimlendirilir.&lt;br/&gt;Joule-Thomson katsayısı, ekstrapole edilmiş limit olarak tanımlanır:&lt;br/&gt;     (R ve L sağ ve solu sembol ediyor.)&lt;br/&gt;Buradaki limit bir kısmi türevdir, ancak diferansiyelde hangi değişkenin sabit olduğunu belirtmek gereklidir.&lt;br/&gt;Kararlı hal yerleştikten sonra, gözenekli tıkaç arasından akan n mol gaz örneğini sistem olarak seçeriz. Tüm tersinmez süreçlerin, gözenekli tıkaç içinde oluştuğunu varsayarız, böylece her bir silindir içindeki gaz, o taraftaki dış basınca eşit basınçta ve dengede olur.&lt;br/&gt;Sol taraftaki gaz üzerine yapılan iş;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sağ taraftaki gaz üzerine yapılan iş;&lt;br/&gt;        (1, başlangıç, 2, son değerini gösterir.)&lt;br/&gt;Ele aldığımız süreç, aygıtın bir tarafından diğer tarafına sistemin tam akmasıdır. Aktarımdan önce sistemin   basıncı,  &quot;ye eşittir ve sol tarafta hacimde meydana gelen değişmenin büyüklüğü ise sistemin başlangıç hacmine eşit olmalıdır;&lt;br/&gt;V1 VL,1-VL,2&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Son basınç P2, PR&quot;ye ve son hacim V2, sağ taraftaki hacim değişmesine eşit olmalı.&lt;br/&gt;V2 VR,2-VR,1&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sistem üzerine yapılan toplam iş; W WL+WR P1.V1-P2.V2 &amp;#916;(P.V) şeklindedir. &amp;#916;(PV)&quot;nin P&amp;#916;V&quot;ye veya V&amp;#916;P&quot;ye eşit olması gerekli değildir.</description></item><item><title>FOTOELEKTRİK OLAY DENEYİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotoelektrik-olay-deneyi-457626.html</link><description>Bilim adamları, ışığın bir tür elektromanyetik dalga olduğunu düşünüyorlardı ve içleri rahattı; ta ki Max Planck bazı deneylerinde ışığın tanecikmiş gibi davrandığını fark edinceye dek. Işık sanki devamlı dalgalar değil de, enerji paketçikleri gibi geliyordu. Einstein ve Planck bu enerji paketlerini ışık kuantumu veya foton olarak adlandırdılar. Fotonlar sanki birer parçacıklarmış gibi davranıyordu. Rölativite teorisine göre, bir parçacığın ışık hızında gidebilmesi için kütlesinin sıfıra eşit olması gerekiyordu  Demek ki ışığın enerjisi sadece kinetik enerjiydi; kütlesinden kaynaklanan hiçbir enerjisi yoktu. Einstein o güne dek açıklanamamış olan fotoelektrik olayını bu kavramla açıkladıktan sonra, bilim adamlarının ağzında yeniden ışık nedir? sorusu gündeme gelmişti. Eğer ışık dediğimiz olgu parçacıklardan oluşuyorsa, frekans veya dalga boyunun ne anlamı var acaba? Aslında sorulması gereken en iyi soru: ışık gerçekten nedir? Cevap: Hem dalga, hem parçacık  &lt;br/&gt;Işığın bazı özellikleri sadece dalga konsepti ile açıklanırken (girişim veya kırınım gibi), bazı özellikleri ise sadece foton konsepti ile açıklanabiliyor (Fotoelektrik olay veya atomların enerji soğurması ve salması gibi).&lt;br/&gt;Foton nedir? sorusuna cevap ararken birçok değişik perspektiften bakan cevaba gerek vardır. En bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır; E h x f, p h/l ve E pc bağıntılarına uyar; kütlesi sıfır olduğu halde diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden bile etkilenir.&lt;br/&gt;Farklı bir açıdan, fotonların nasıl ortaya çıktıklarını (bremsstrahlung proseslerinde olduğu gibi) veya bir yerden başka bir yere giderken nasıl hareket ettiklerini anlatabiliriz.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Temel fizikteki yerlerini bile belirtebiliriz: Fotonlar elektromagnetik kuvveti iletirler. Bu açıdan bakılınca, iki elektrik yükü fotonları takas ederek etkileşir (fotonlar bir yükten yayınlanır, öteki yük tarafından soğurulur). Bu fotonlar genellikle hayali veya virtüel (sezilgen) fotonlardır, adları sadece teorik fiziğin matematiksel formalizminde anılır, fakat gerçek fotonların sahip oldukları bütün özellikleri taşırlar. Bilinen hiç bir cevabı olmayan bir soru, fotonun içyapısının ne olduğudur. Foton nelerden yapılmadır? Mahiyetlerinin, gerçek matematiksel anlamda, nokta olduğuna inandığımız foton ve elektron gibi bazı elemanter (en basit yapıtaşı) parçacıklar bulunuyor: Fiziksel hiç bir büyükleri yoktur ve parçalardan oluşan içyapıları olmadığından parçalarına ayrılamazlar.&lt;br/&gt;Fotonla ilgili olarak cevaplanması en zor soru, onun bir parçacık mı yoksa dalga mı olduğu sorusudur. Yukarda sayılan özelliklere sahip bu fiziksel parçacık, onunkinden çok farklı özellikler listesine sahip elektromagnetik dalgadan daha mı gerçektir?&lt;br/&gt;Burada bir paradoksun varlığı aşikar. Girişim ve kırınım içeren bazı deneyler elektromagnetik radyasyonun (ışımanın) deney düzeneğiyle dalgalar olarak etkileştiklerini gösteriyor; fotoelektrik etki ve Compton saçılması gibi başka deneyler de elektromagnetik radyasyonun foton olarak bilinen parçacık-gibi kuantumlar şeklinde etkileştiğini gösteriyor. Şurası kesin ki dalga ve parçacık yorumları uyumlu değildir: Parçacıklar enerjilerini konsantre paketler halinde verirken bir dalganın enerjisi bütün dalga cephesi üzerinde düzgün olarak yayılır. Örneğin ışığı sadece parçacıklar olarak ele alırsak çift-yarık deneyinde gözlenen girişim desenini açıklamak zor olur. Bir parçacık ya bir yarıktan ya da diğerinden gitmelidir; sadece bir dalga cephesi ikiye ayrılarak her iki yarıktan geçer ve sonra birleşir.&lt;br/&gt;Dalga ve parçacık yorumlarını geçerli fakat birbirini dışlayan alternatifler olarak kabul edersek, bir kaynaktan çıkan ışığın ya dalga ya da parçacık olarak yayılması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir. Kaynak ne tür ışık (dalga veya parçacık) üretmesi gerektiğini nasıl bilebilir? Farz edelim ki kaynağın bir tarafına çift-yarık düzeneği diğer tarafına da fotoelektrik düzeneği koyduk. Çift-yarık düzeneği tarafına yayılan ışık dalga gibi davranır, fotosel tarafına yayılan ışık parçacık gibi davranır. Kaynak hangi yöne dalga ve hangi yöne parçacık yayınlayacağını nasıl bildi? Belki de tabiatta, hangi deneyi yaptığımızı geriye, kaynağa, haber veren bir tür gizli kod var ve kaynak dalga veya parçacık üretmesi gerektiğini geri gelen sinyale göre anlıyor. Yukarıdaki ikili deneyi uzaklardaki bir galaksiden gelen ışıkla tekrarlayalım. Işık bize, kabaca, evrenin yaşı (15.109 sene) kadar uzaktan ge</description></item><item><title>ELEKTRON KIRINIMI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?elektron-kirinimi-457625.html</link><description>Deneyin Adı: Elektron kırınımı deneyi (Davison-Germer deneyi)&lt;br/&gt;Deneyin Amacı: Elektronun kırınımını kullanmak suretiyle grafit polikristal tabakalarından geçirilen elektronların girişimini görünür yapmak ve böylece elektronların dalga özelliklerini açık bir şekilde göstermek. De broglie bağıntısını ispat etmektir.&lt;br/&gt;Ön Bilgi: 1923 yılında Luis De Broglie, optikteki &quot;Fermat Prensibi&quot; ve mekanikteki &quot;en küçük etki prensibi&quot; ile benzerlik kurarak, ışınların gösterdiği dalga&amp;#8211;parçacık ikililiğinin maddeler tarafından da gösterilmesi gerektiğini öne sürdü. De Broglie; Einstein&quot; in özel rölativite teorisi ile Planck&quot;ın kuantum teorisi sonuçlarını yeni bir ışık kuantum teorisi kurmak için birleştirdi. Gerçi o, ışık kuantumu için küçük bir durgun kütle kabul ediyordu ama biz onun sonucunu E   h    p.c yazabiliriz. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bohr Atom Modeli&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bohr Postulatları ve Bohr Atom Modeli&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bohr Atom Modelinden Çıkan Sonuçlar:&lt;br/&gt;1-Klasik fizik sonuçları, kuantum mekaniğinden elde dilen sonuçların sınır hali olarak elde edilmelidir. Buma &quot;uygunluk ilkesi&quot; (Correspondence principle) denir. Şimdi bu ilkenin Bohr atom modeli tarafından nasıl sağlandığını görelim: n+1 kuantum sayılı bir yörüngeden n kuantum sayılı yörüngeye düşen elektronun sağladığı ışığın frekansına bakalım.  Yukarıda,   ince yapı sabiti cinsinden elde edilen E enerjisi ve (5) eşitliğinden yararlanarak&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;           &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;         (14)&lt;br/&gt;bulunur.&lt;br/&gt;Klasik fizik ise, dairesel bir yörüngede dolanan elektronun hızı v olduğunda, dolanımın frekansının &lt;br/&gt; &amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;&amp;#8230;..      (15)&lt;br/&gt;olduğunu söylemektedir. Bu ifade, yukarıda kuantum mekaniği kavramları kullanılarak ince yapı sabiti cinsinden ifade edilen v ve r değerleri yerlerine yazılarak &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;elde edilir. Bu, r yarıçaplı yörüngede v hızı ile dolanan elektronun   frekanslı ışık yayacağını söyleyen klasik fiziğin sonucudur.&lt;br/&gt;Uygunluk ilkesi göre, kuantum fiziğine dayalı olarak elde edilmiş olan (14) ifadesi, klasik fiziğe dayalı olarak elde edilen sonucu sınır halde vermelidir. Gerçekten de n  1 için, bu yaklaşmanın sağlandığı görülmektedir. Bu n+1   n geçişi, büyük n&quot;ler sınırında bile klasik olarak geçerli değildir. Dairesel yörüngeler için, n+2   n geçişi, kuantum mekaniği tarafından da yasaklanmaktadır. &lt;br/&gt;2- Açısal momentumun kuantumlanması, daha başka durumlarda ortaya çıkarır. Açısal momentumun kuantumlanmasının eliptik yörüngelere uygulanması, hidrojene benzer atomların spektrumlarını daha tam verir. Bu durum deneysel olarak da doğrulanmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fiziksel Terimlerin Tanımları:&lt;br/&gt;Girişim: İki ve daha fazla uyumlu dalganın birbirine rastladıkları herhangi bir noktada üst üste binmesi olayıdır.&lt;br/&gt;Kırınım: Işığın kendi dalga boyuna eşit ya da küçük boyda bir yarıktan geçerek yayılması olayıdır.&lt;br/&gt;Kırılma: Işığın bir ortamdan başka bir ortama geçerken doğrultu değiştirmesidir.&lt;br/&gt;Yansıma: Işığı bir engele çarptıktan sonra geldiği açıyla geri dönmesi olayıdır.&lt;br/&gt;Dalga: Esnek ortamlar da meydana gelen titreşimlerin hareketinin yayılması olayıdır. Dalga ile madde taşınmaz, hareket ve enerji taşınır.&lt;br/&gt;Titreşim: Sabit bir nokta etrafında meydana gelen periyodik hareketlere denir.&lt;br/&gt;Dalga boyu: Bir dalgada ard arda gelen iki özdeş nokta arasındaki mesafedir.&lt;br/&gt;Genlik: Titreşen bir cismin denge konumundan itibaren alabileceği maksimum mesafeye denir.&lt;br/&gt;Periyot: Bir tam titreşim için geçen süredir.&lt;br/&gt;Frekans: Birim zamandaki titreşim sayısıdır.&lt;br/&gt;Kristal: Atom gruplarının üç boyutlu uzayda aynı biçimde düzgün aralıklarla tekrarlanmasıyla oluşan yapılardır.&lt;br/&gt;Polikristal: Kristallerin her doğrultuda dizilerek büyütülmesiyle oluşan kristale denir. Polikristaller üzerine gönderilen elektronu her yönde dağıtabilirler.&lt;br/&gt;Potansiyel: Sonsuzdaki bir yükü elektrik alan içerisinde bir noktaya getirebilmek için elektriksel kuvvetlere karşı yapılan iştir.&lt;br/&gt;Potansiyel Fark: Elektrik alan içerisindeki  bir yükü yine elektrik alan içerisindeki bir noktaya götürebilmek için elektriksel kuvvetlere karşı yapılan iştir.&lt;br/&gt;Kinetik enerji: Cismin hareketinden veya hızından dolayı sahip olduğu enerjidir.&lt;br/&gt;Anot: (+) yüklü iyondur.   Katot: (-) yüklü iyondur.&lt;br/&gt;De Broglie Hipotezi: De broglie; her bir dalga sanılan tanecik, her bir tanecik sanılan dalga özeliğine sahip olduğunu kabul etmiştir. Madde parçacıklarının hem dalga hem de tanecik olma gibi ikili karakter göstermeleri gerektiği hipotezi ilgi çekici sonuçlar doğurdu. Kütlesi &amp;#8220</description></item><item><title>PROBLEMİN Mİ VAR?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?problemin-mi-var-457624.html</link><description>Birşeylermi rahatsız etti? Bir problemin mi varâ€¦?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Okulumu sevmiyorsunâ€¦?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Onlar seviyor &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sebze meyve sevmiyormusunâ€¦?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Onlar seçmiyor   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Diyet mi yapıyorsun...?&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Onlar açlıktan ölmekte   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;vs. ..............................................................................................................&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;...........................&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;............................</description></item><item><title>KARAKTERİNİZ KADERİNİZDİR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?karakteriniz-kaderinizdir-457623.html</link><description>Ele alınan kitap on dört bölümden oluşmaktadır. Şimdi bu bölümleri tek tek özet olarak görelim.&lt;br/&gt;Kitabın birinci bölümünde, kitabın ana konusu olan karakter sözcüğünün içi açılıyor. Karakter sözcüğünün anlamından bahseden yazar, sık sık karıştırılan iki kavram olan karakter ve kişilik ararsındaki önemli farkı ortaya koyuyor. Karakterin ahlakla ilgili olduğunu, toplum ahlakının geliştirilmesi için de öncelikle kişisel ahlakın (karakterin) geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Karaktere gereken önemin verilmediği taktirde kişisel ahlakında toplumsal ahlakında gelişmesinin imkansız olduğunu söylüyor.&lt;br/&gt; İkinci bölüme ise, ünlü filozof  Sokrates&quot;in &quot;sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez&quot;  değişi ile giriş yapıyor. Bu bölümde insanların ahlaki memnun olmalarından bahsediyor. Vurgulanmak istenen düşünce eğer kişisel ve toplumsal ahlakımızı geliştirmek istiyorsak nasıl bir karaktere sahip olduğumuzu (iyi mi kötü mü?) sorgulamamız gerektiğidir. Yazar buna kısaca aynaya bakmak diyor. Ayanya bakma sürecini ise şöyle anlatıyor:&lt;br/&gt;-Karakterimi geliştirme konusunda kendimden fazlasıyla memnun bir hale geldim mi?&lt;br/&gt;-Gündelik hayattaki diğer amaçlara kendimi kaptırıp, karakterimin gelişmesi için hiç çaba ve zaman harcamaz hale geldim mi?&lt;br/&gt;-Görünüşümü, popülaritemi, veya banka hesabımı geliştirmek için harcadığım zaman ve enerji, karakterimi geliştirmek için harcadığım zaman ve enerjiye oranla ne kadar?&lt;br/&gt;-&quot;Hayat tarzım çok yerleşmiş durumda&quot;,&quot;Şimdiki ahlimden çok memnunum, bu nedenle kendimi geliştirmek için neden zahmet edeyim?&quot; türünden bir tavır geliştirdim mi?&lt;br/&gt;-Karakterimde, gelişme için ne kadar yer bulunduğunun farkında mıyım ya da bunu öğrenmek için zaman ayırdım mı?&lt;br/&gt;-Kişisel ahlakı ne ölçüde önemsiyor ve daha iyi bir insan olmak için ne kadar çabalıyorum?&lt;br/&gt;-Karakterimi geliştirmek için gerekli olan zaman, düşünce ve enerjiyi harcamayı ne kadar istiyorum?&lt;br/&gt;Yazar üçüncü bölüm ebir hikaye ile başlıyor. Bu hikayede görünmez olmayı başaran bir çobanın yaptığı kötülüklerden bahsediyor. Bizlere de kendimize, görünmez biri olsaydım nasıl biri olurdum, nasıl davranışlar geliştirirdim, ne gibi alışkanlıklar edinirdim sorusunu sormamız gerektiğini belirtiyor. Yani içimizden gelen davranış isteği ile yapmış olduğumuz davranış aynı mı? Yani karanlıkta neysek aydınlıkta da o muyuz?&lt;br/&gt;Dördüncü bölüme yazar, &quot;karakterinize son halini vermek kendi elinizde&quot; başlığını seçmiş. Burada bizlere  ahlaklı ve erdemli olmak için önce bunu yapmayı istemek gerektiğini, biz istemezsek kimsenin bize kötü ve ahlaksız şeyler yaptıramayacağını anlatıyor.&lt;br/&gt;Beşinci bölümde, tüm insanların iyi ve güzel olanı bildiğini ama bunların uygulanmadığını, önemli olanın bunu uygulamak olduğunu anlatıyor. Yazar iyi ve doğru olanı bilmekle, iyi ve doğru olanı yapmak arasında büyük bir fark olduğuna dikkat çekiyor ve asıl meselenin burada başladığını söylüyor.&lt;br/&gt;İyi olmanın bir alışkanlık olduğunun anlatıldığı altıncı bölümde. Herkesin öyle ya da böyle iyi olabileceğini ama devamlı iyi olabilmek için iyinin bir alışkanlık haline getirilmesi gerektiği ve nasıl alışkanlık haline getirileceğini anlatıyor.&lt;br/&gt;Yedinci bölümde, iyi, doğru ve güzele yoğunlaşmamız söyleniyor. Yazar, kötülüklerden uzak kalmakla iyi biri olunmayacağı aynı zamanda iyi üzerine yoğunlaşmamızı söylüyor. İyiye yoğunlaşmadığımız, kötülüklerden uzak durduğumuz taktirde sadece bahçedeki kötü otları yolmuş olacağımızı, bununda güzel çiçekler yetiştirmemize yetmeyeceğini söylüyor. Bunun için bahçeye güzel çiçekler ekmemiz gerektiğini vurguluyor.&lt;br/&gt;Sekizinci bölümde, tüm bu anlattıklarımızdan sonra insanın iyi bir şeyi yapabilmek için yeterli bir karaktere sahip olup olmadığı sorgulanıyor. Yazar burada Aristo&quot;nun Nikomakus Etiği adlı kitabından yararlanmıştır. Aristo&quot;nun bu kitabında insanın böyle bir karaktere sahip olup olmadığının anlaşılması için beş ölçütü vardır. Bu ölçütlere cevap vererek karakterimizin ne ölçüde olduğunu anlayabiliriz.&lt;br/&gt;Dokuzuncu bölümde yazar, Aristo&quot;nun &quot;iyi olmak isteyen bir insan, iyi şeyler yapmadıkça iyi olamaz&quot; sözünden yola çıkar ve bunu şöyle açıklar. Eğer iyi biri olmak istiyorsan, iyi şeylerden bahsetmek yerine onları uygulamalısın ve ona ulaşmak için sabırla çalışmalısın.&lt;br/&gt;Onuncu bölümde örnek alına insanın öneminden, birisine örnek olmanın ne derece önemli olduğundan bahseder. Yazar burada tek bir kişiyi örnek olarak seçmektense (buna onun iyi ve kötü yanları da dahil) her i</description></item><item><title>FOTOSENTEZ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?fotosentez-457622.html</link><description>Fotosentez:Işık enerjisinin kullanılarak organik bileşiklerin üretilmesidir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Bakteriler ve mavi-yeşil algler hariç fotosentez olayının gerçekleştiği organeller kloroplastlardır. Stroma adında lamel ve grana adında renksiz ara maddeden oluşurlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Yapraktaki kloroplast&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;*Fotosentez, ışık ve karanlık olmak üzere iki safhada gerçekleşir. İlk safha için mutlaka ışık gereklidir. Karanlık safha ışık olsada olmasada yürüyebilen reaksiyonlardan oluşur. Karanlık safhanın olabilmesi için mutlaka ışık reaksiyonlarının gerçekleşmiş olması gerekir.&lt;br/&gt;*Fotosentez yapan bakteriler H2O yerine H2S kullanırlar S2 üretirler.&lt;br/&gt;*Fotosentezin ETS elemanları; Ferrodoksin, Plastokinon ve Sitokrom lardır. &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Klorofil:Işığın emilmesini sağlayan yapıdır. &lt;br/&gt;Yapısıda C,H,O,N ve Mg atomları vardır. Fe klorofil sentezi için katalizör görevi görür. Mg klorofilin yeşil renkli olmasını sağlar. &lt;br/&gt;Klorofil-a®C55H72O5N4Mg&lt;br/&gt;Klorofil-b®C55H70O5N4Mg&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;FOTOSENTEZ REAKSİYONLARI&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Fotosentez kloroplast organelinde iki ana evrede gerçekleşir.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;*Klorofil hen elektron alıcı hemde elektron verici olarak görev yapar.&lt;br/&gt;*Fotosentezde açığa çıkan O2 nin kaynağı H2O dur.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;1.Işık reaksiyonları&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;a-Devirli fotofosforilasyon:&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Devirli fotofosforilasyon sonucu 2 ATP açığa çıkar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;b-Devirsiz fotofosforilasyon&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;Devirsiz fotofosforilasyon&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Sonuçta 1 ATP, 2 NADH2 oluşur.&lt;br/&gt;*Devirli fotofosforilasyonda hiçbir madde kullanımı yapılmaz.&lt;br/&gt;*Devirsiz fotofosforilasyonda  H2O harcanır, O2 çıkar ve klorofilin elektron kaybı karşılanır.&lt;br/&gt;*Su, NADP için hidrojen atmosfer için O2 klorofil-b için ise elektron kaynağıdır.&lt;br/&gt;*Aydınlık evre reaksiyonlarında  ETS ve klorofil gereklidir.&lt;br/&gt;*Yüksek enerjili elektronlar klorofile geri döndüğünde normal enerji seviyesindedir.&lt;br/&gt;                   &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Karanlık reaksiyonları(Calvin devri):&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;*Karanlık reaksiyonları ışık reaksiyonlarının devamı niteliğindedir. Işık reaksiyonları durunca karanlık reaksiyonları otomatik olarak durur.&lt;br/&gt;*Işık gerekli değildir. Enzimsel reaksiyonlardır.&lt;br/&gt;*Atmosferden CO2 nin tutulmasını ribuloz difosfat sağlar.&lt;br/&gt;*Aydınlıkevrede oluşturulan ATP ve NADPH2 karanlık evrede kullanılır.&lt;br/&gt;*Fotosentezde enerji akışı şöyledir:Işık enerjisi-ATP-Organik besinlerdeki kimyasal enerji&lt;br/&gt;*1 mol CO2 reaksiyona girdiğinde 3ATP ve 2 NADPH2 harcanırsa, 6 mol CO2 için 18 ATP ve 12 NADPH2 harcanır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Fotosentez hızına etki eden faktörler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;A-Çevresel faktörler:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Işık şiddeti:Işık şiddeti arttıkça fotosentez hızı da artar. Ancak ışık şiddeti belli bir değeri geçtikte sonrasabit kalır.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;2.Işığın dalga boyu:Fotosentez  kırmızı ve mor dalga boylarında hızlı,yeşil ışıkta ise minimum hızdadır.Fotosentez görünür bölge ışığında gerçekleşir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;3.CO2 konsantrasyonu:CO2 konsantrasyonu arttıkça fotosentez hızı da artar. %1 den fazla CO2 verilmesi hızı etkilemez. Hız sabit kalır.&lt;br/&gt;  &lt;br/&gt;4.Sıcaklık:Yüksek sıcaklık enzim yapısını bozacağından 35-40 dereceden sonra fotosentez hızı düşmeye başlar.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;5.Su miktarı:Ortamdaki su miktarının belli bir dereceye kadar artışı fotosentez hızını artırır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;6.O2 miktarı:Ortamdaki O2 artışı solunumu hızlandırarak, hem solunum hem de fotosentez için gerekli ortak maddelerin solunumda daha fazla kullanılmasına neden olacağından fotosentez hızını azaltır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;7.Madensel tuzlar:Bitkilerin gelişmesi için gerekli olan temel elementler (Mg, Fe, Ca, K,N,S,P,C,H,O...) fotosentez hızını etkiler.&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;B-İç faktörler&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1.Klorofil miktarı:Klorofil miktarındaki azalma fotosentez hızını azaltır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;2.Yaprak anatomisi:Hücreler arası boşlukların büyüklüğü, stomaların büyüklüğü, yapısı ve dağılışı, yaprakta damarlanma sistemi, kütikula kalınlığı, sitoplazmanın su miktarı ve son ürünlerin birikimi fotosentez hızını etkiler.</description></item><item><title>GÖSTERGE BİLİMİ</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?gosterge-bilimi-457621.html</link><description>GÖSTERGE (İŞARET / SİGNE) ve ANLAM  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Prof. Dr. Rıza Filizok&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Batı retoriğinin son büyük ustalarından olan Pierre Fontanier anlam kelimesini kelime ve cümle birimlerine göre ayrı ayrı tanımlar:  Bir kelimenin anlamını (sens) bu kelimenin işaret vasıtasıyla (signification) bize anlattığı, düşündürdüğü, hissettirdiği şeydir diye tarif eder.   Fontanier, anlam (sens) kelimesiyle Anlamına gelmek, işaret etmek (signification) kelimelerinin anlamının tamamen aynı  olmadığı kanaatindedir:  İşaret etmek sözü  bizzat kelimeyle ve işaretle ilgilidir, anlam sözü ise işaretin zihindeki etkisiyle ilgilidir. Ayrıca işaret etmek sözünün anlam kelimesinden daha dar bir anlam ifade ettiğini belirtir: İşaret etmek deyimi sadece kelime için kullanılır, buna karşılık anlam  kelimesi kelime için kullanıldığı gibi, cümle ve bütün bir metin söz konusu olduğunda da kullanılabilir, bir kelimenin, bir cümlenin, bir metnin anlamından söz edebiliriz.&lt;br/&gt;Fontanier, bir önerme yahut cümlenin,  ifadenin nesnesine, lafzına (la lettre) ve ruhuna (lesprit) göre anlamlandırılabileceğini söyler ve bunlara bağlı olarak üç temel anlam türü tespit eder:  Bunlar sırasıyla 1) Objektif anlam (Le sens objektif), 2) Edebi anlam (le sens littÃ©ral), 3) Zihni anlamdır (Le sens spirituel ou intellectuel): &lt;br/&gt; Objektif anlam: Kelimeler kendi  katagorileri içinde kullanıldığı gibi, başka katagoriler yerine de kullanılabilirler.  Dil nesnesi olarak kazandıkları bu değişik kullanışlar onlara objektif olarak gözlenebilir yeni bir anlam yükler. Kazandıkları bu yeni anlam, objektif anlamdır. Objektif anlamın birçok türü vardır, bunlara birkaç örnek verelim: 1) İsim olmayan bir kelime isim olarak kullanıldığında objektif bir isim anlamı kazanmış olur: Başkalarının felaketine gülmek, kötü bir şeydir. cümlesinde fiil,  isim olarak kullanılmış ve bir isim anlamı almıştır. Tersine bir isim sıfat olarak kullanıldığında, sıfat anlamı kazanır: Bir baba, daima bir babadır isim cümlesinde yüklem bir sıfat anlamı kazanmıştır; objektif anlamı sıfattır. 2)  Cümlenin öznesi kendisine ait olmayan herhangi bir hareketin kaynağı gibi gösterildiğinde aktif bir anlam kazanır: Mıknatıs, demiri çeker.   Bu çocuk kayboldu. cümlesinde özne pasif olduğu halde,  aktif bir anlam  kazanmıştır. Özne, bir nesne gibi gösterildiğinde pasif bir anlam kazanır: Deniz rüzgarla dalgalanıyor. 3)  Bir nesne, diğer nesnelerle hiçbir ilişki kurulmadan ele alınıyorsa, mutlak bir anlam (absolu) taşır: Güneş, parlaktır.  Bir nesne, diğer nesnelerle  ilişkisi içinde ele alınıyorsa göreli bir anlam (relatif) taşır: Güneş, Dünyadan daha büyüktür.&lt;br/&gt;Edebi anlam (sens littÃ©ral): Kelimenin ilk akla gelen anlamıdır, günlük kullanılışdaki genel kabule göre kullanılmasından doğan anlamıdır. Edebi anlam, tabii yahut türemiş (dÃ©rivÃ©, ) olabilir. Tabii anlamı, kelimenin hakiki anlamıdır. Türemiş olanına mecazi anlam tropologique denir.  Mecazlar ortaya çıkış sebebine göre (tropes) ikiye ayrılır: 1) Fikirleri ifade etmek için  dilde bulunan kelimeler bazen yetmez. Dilde bulunmayan bu kelimelerin yerine konmak üzere anlam genişlemesi (extension) yoluyla  zorunlu mecazlar yapılır. Bunlar çoğu zaman dile ait mecazlardır. 2) Fikirleri  daha canlı imajlarla ifade edebilmek için seçmeye dayanarak ve figürler vasıtasıyla mecazlar yapılır. &lt;br/&gt;Zihni anlam (sens spirituel):   Metinde ifade edilmeyen ama metnin bütününden çıkan anlamdır.  &lt;br/&gt;Fontanierin bu sınıflandırması değerini hala muhafaza etmekle birlikte günümüzdeki anlam araştırmaları daha ziyade işaretlerinin, işaret sistemlerinin tetkikine dayanmaktadır. Bundan dolayı anlam meselesine bir giriş mahiyetinde olmak üzere işaret teorisini kısaca ele alacağız.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İ Ş A R E T  ( S İ G N E )&lt;br/&gt;Kendisinden başka bir şey ifade eden bütün nesneler, formlar, fenomenler  genel anlamıyla birer işarettir. Charles Sanders Peircee göre bir işaret, herhangi biri için, herhangi bir açıdan ve herhangi bir ölçüde herhangi birşeyin yerini tutan herhangi birşeydir.   İşaretler   Peirce tarafından üç alt sınıfa ayrılmıştır: 1) Benzeyen işaretler (İcone), 2) Alamet işaretler  (indice), 3)  Anlaşmalı işaretler (symbole).  Benzeyen işaretler , gösterilen şey ile gösteren şey arasında bir benzerlik ilişkisi bulunduğunda ortaya çıkar. Bir fotoğraf, bir ev planı bir benzeyen işarettir. Benzeyen işaretler görmeyle, işitmeyle ve hareketle ilgili olabilir. Alamet işaretler, bir olgunun tabii olarak bir başka olguyu çağrıştırmasından doğar: Kara kara bulutlar yağmurun, duman  ateşin alamet işaretidir. Bu işaretler, bir a</description></item><item><title>NÜMİZMATİK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?numizmatik-457620.html</link><description>Nümismatik sözcüğü, para anlamına gelen Latince nümisma sözcüğünden gelmektedir. Para, madalya ve jetonların betimlenmesi ve tarihiyle uğraşan bilimdir. İlk antik para koleksiyonları, Rönesans döneminde, Roma ve Yunan tarihindeki ünlü kişilerin portrelerini araştıran hümanistler tarafından oluşturuldu. Bu koleksiyonlara zamanla eski siteler tarafından bastırılan, yorumlanması daha güç paralar da katılmaya başladı. Daha sonraları, Yeniçağ para ve madalyaları da toplandı. Tüm bu nesnelerin anlaşılması ve sınıflandırılması, nümismatik biliminin temelini oluşturur. G. BudÃ©&quot;nin De asse (1514) adlı yapıtından bu yana, paraları her yanıyla ele alan birçok inceleme yayımlanmıştır. &lt;br/&gt;Nümismatik, 18. yüzyıl sonundan itibaren Arkeoloji bilim dalının alt bilim dallarından biri haline gelmiştir. Bu bilim dalı; madeni paraların (sikkelerin) tarihsel geçmişi, taşıdıkları özellikler, basım teknikleri, basıldıkları madenlerin özelliği, üzerlerinde bulunan yazı ve figürlerin analizi, paranın basıldığı dönemin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapısının araştırılması gibi çok değişik konuları kendisine ana konu olarak seçmiştir. &lt;br/&gt;Nümismatik bilimi; arkeoloji, paleografi, din tarihi, mitoloji, kronoloji, metroloji, coğrafya, ekonomi, ekonomi tarihi, siyasal tarih, sosyoloji gibi bilim dallarıyla çok yakın ilişki içinde bulunur. &lt;br/&gt;Nümismatik biliminin ana konusu olan sikkeler bizlere aşağıdaki yararları sağlar:&lt;br/&gt;1.Kaybolmuş uygarlıkların, kentlerin ve yerleşim yerlerinin kesin olarak belirlenmesine katkı sağlar.&lt;br/&gt;2.Özellikle tarihsel süreç içinde egemenliği elinde tutmuş kişilerin ve ailelerin soylarını bildirir.&lt;br/&gt;3.Çeşitli nedenlerle tarihsel süreç içinde yok olmuş anıt ve yapılara ilişkin kanıtlar sunar.&lt;br/&gt;4.Yerleşim yerlerine, yönetenlere verilmiş ad ve unvanları gösterir.&lt;br/&gt;5.Hükümdarların saltanatlarının başlangıç tarihlerinin, almış oldukları unvanların ve sanların, dönemleri boyunca yaptıkları işlerin, kazandıkları zaferlerin ya da yenilgilerin kesin biçimde belirlenmesine yardım eder.&lt;br/&gt;6.Soyu tükenmiş bitki ve hayvanların varlıklarını bildirir ve kanıtlar.&lt;br/&gt;7.Sikenin basımında kullanılan madenin türüne göre o toplumun, o dönemdeki ekonomik durumu konusunda ciddi ipuçları sağlar.&lt;br/&gt;8.Yazılı tarihlerde anlatılan olayların kanıtlanmasına yardım eder.&lt;br/&gt;9.Sikkenin basıldığı dönemin dinsel inançları konusunda bilgi verir.&lt;br/&gt;10.Sikkeyi basan devletin egemenlik alanlarının tespitinde ciddi delil niteliği taşır.&lt;br/&gt;Türkiye&quot;de nümismatik biliminin gelişime bakıldığında; Abdüllatif Suphi Paşa (1818-1886), ilk Türk nümismatı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk nümismatik tarihi açısından önem taşıyan diğer bazı adlar şöyledir:&lt;br/&gt;1.İsmail Galib Bey (1848-1895)&lt;br/&gt;2.Halil Edhem Eldem (1861-1938)&lt;br/&gt;3.Ahmed Tevhid (1869-1940)&lt;br/&gt;4.Behzat Haki Butak (1891-1963&lt;br/&gt;5.George Carpanter Miles (1904-1975)&lt;br/&gt;6.Cüneyt Ölçer (1925-1990)</description></item><item><title>OSMANLI DEVLETİ NEDEN HACCA GİTMEDİ?</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?osmanli-devleti-neden-hacca-gitmedi-457619.html</link><description>OSMANLI DEVLERTİ NEDEN HACC&quot;A GİTMEDİ?&lt;br/&gt;________________________________________&lt;br/&gt;Osmanlı padişahları tüm icraatlarını şeyhülislamın fetvasına dayandırmak zorundaydılar... Bu hükümden biraz olsun ayrılan (Mesela; Yavuz Padişah, bir gün Hıristiyanların zorla Müslüman yapılmasını emredince, Şeyhülislam Zembilli Ali Cemali Efendi buna şiddetle karşı çıkmış, böyle bir yetkisi olmadığını, ısrar etmesi halinde ise tahttan indirilmesi için fetva vereceğini söylemişti. Yavuz Padişah ancak bu ciddi tehdit karşısında verdiği karardan dönmüş, iş tatlıya bağlanmıştı) padişahlar, karşılarında şeyhülislamı buluyor, şiddetli tepki görüyorlardı. O kadar ki; Kanuni Süleyman, her icraatını Şeyhin fetvasına uygun yaptığını göstermek için, fetva dolu sandığın mezarına konmasını istemiş. İslam inancında buna yer olmadığını söyleyerek merak içinde sandığı açtıran Şeyhülislam, kendi fetvalarını görünce, başını ellerinin arasına alıp şöyle mırıldanmıştı: Sen kendini kurtardın Süleyman, ya biz kendimizi nasıl kurtaracağız  Böyle bir dünyada, dinin hükmüne aykırı icraat yapmanın imkansızlığı ortadadır.&lt;br/&gt;Demek oluyor ki; padişahların hacca gitmemesi, altıyüz yıl Osmanlıyı İslam çizgisinde tutmak için kılı kırk yaran İslam alimlerinin fetvasıyla gerçekleşmiştir. Peki, ama neden böyle bir fetva verdiler?.. 1. Osmanlı Devleti İla-yı Kelimetullah (Allah inancını yayma) gibi bir misyon üstlendiğinden sürekli savaşın içindeydi. Savaş içindeki bir ülkenin padişahı, uzun süre başkentten ayrılamazdı. Hac ise, o günlerin şartlarında aylar sürüyordu. Bu zaman içinde devlette fitne çıkabilirdi. Sultan İkinci Muradın (Fatihin babası) Manisaya çekilmesini fırsat bilen Avrupanın, Macaristan öncülüğünde birleşip Osmanlı üstüne haçlı seferi açtığını unutmayalım. 2. Padişahlar sıradan vatandaşlar gibi tek başlarına hac edemezlerdi. Kara ve deniz yoluyla giderken uğrayabilecekleri saldırılardan korunabilmek için yanlarına bir ordu almaları gerekiyordu. Ayrıca aşçıları, özel muhafızları, danışmanları, vezirleri ve komutanları da yanlarında olmalıydı. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Devlet boşluk kabul etmez. Bu yüzden padişahlar hacca giderken de devleti idare etmek zorundadırlar. Elçiler gönderecekler, gelen elçileri kabul edecekler, geçtikleri bölgelerin fukarasına sadaka dağıtacaklardı... İstanbulla aralarındaki iletişimin devamı için de, ulakların (habercilerin) sürekli gelip gitmeleri gerekiyordu... Yani hacca, savaşa gider gibi gidecekler, bunun için de çok büyük masraflara katlanacaklardı... Hiçbir padişah, kişisel servetinden bunu karşılayamazdı  Çünkü hiçbir padişah o kadar zengin değildi. Masrafları devlete yüklemeleri ise adil olmazdı: Neden derseniz, hac devletin üzerine değil, kişinin (yani padişahın) üzerine farzdır... Fetva işte bu değerlendirmeler sonucu verilmiş, padişahlar bu yüzden hacca gitmemişlerdir. Ama her yıl Sürre Alayı ile Mekke ve Medine halkını altına boğar, bölgede tek bir fukara bırakmazdı... Peygamber mirasına da ölümüne sahip çıkardı.&lt;br/&gt;__________________&lt;br/&gt;Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (galip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, şu arkamdaki Yahudidir, hemen gel de öldür onu  diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.</description></item><item><title>LİSELR İÇİN 100 TEMEL ESER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?liselr-icin-100-temel-eser-457618.html</link><description>100 TEMEL ESER &lt;br/&gt;TÜRK EDEBİYATI &lt;br/&gt;1*  M. Kemal Atatürk-Nutuk &lt;br/&gt;2*  Kutadgu Biligden Seçmeler  &lt;br/&gt;3*  Dede Korkut Hikayeleri  &lt;br/&gt;4*  Yunus Emre Divanından Seçmeler  &lt;br/&gt;5*  Mevlana-Mesneviden Seçmeler &lt;br/&gt;6*  Nasreddin Hoca Fıkralarından seçmeler  &lt;br/&gt;7*  Divan Şiirinden Seçmeler  &lt;br/&gt;8*  Halk Şiirinden Seçmeler  &lt;br/&gt;9*  Evliya Çelebi -Seyahatnamesinden Seçmeler &lt;br/&gt;10*  Kerem ile Aslı  &lt;br/&gt;11*  Samipaşazade Sezai-Sergüzeşt &lt;br/&gt;12*  Halit Ziya Uşaklıgil-Mai ve Siyah &lt;br/&gt;13*  Hüseyin Rahmi Gürpınar-Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&lt;br/&gt;14*  Ahmet Rasim-Şehir Mektupları &lt;br/&gt;15*  Ahmet Hikmet Müftüoğlu-Çağlayanlar &lt;br/&gt;16*  Ömer Seyfettin-Hikayelerden Seçmeler &lt;br/&gt;17*  Mehmet Akif Ersoy-Safahat &lt;br/&gt;18*  Ahmet Haşim-Bize Göre &lt;br/&gt;19*  Yahya Kemal Beyatlı-Eğil Dağlar &lt;br/&gt;20*  Yahya Kemal Beyatlı-Kendi Gök Kubbemiz &lt;br/&gt;21*  Abdulhak Şinasi Hisar-Boğaziçi Mehtapları &lt;br/&gt;22*  Ruşen Eşref Ünaydın-Diyorlar ki &lt;br/&gt;23*  Yakup Kadri Karaosmanoğlu-Kiralık Konak &lt;br/&gt;24*  Yakup Kadri Karaosmanoğlu-Yaban &lt;br/&gt;25*  Refik Halit Karay-Memleket Hikayeleri &lt;br/&gt;26*  Refik Halit Karay-Gurbet Hikayeleri &lt;br/&gt;27*  Halide Edib Adıvar-Sinekli Bakkal &lt;br/&gt;28*  Halide Edib Adıvar-Mor Salkımlı Ev &lt;br/&gt;29*  Reşat Nuri Güntekin-Anadolu Notları &lt;br/&gt;30*  Reşat Nuri Güntekin-Çalıkuşu &lt;br/&gt;31*  Falih Rıfkı Atay-Çankaya&lt;br/&gt;32*  Falih Rıfkı Atay-Zeytindağı &lt;br/&gt;33*  Faruk Nafız Çamlıbel-Han Duvarları &lt;br/&gt;34*  Nazım Hikmet-Memleketimden İnsan Manzaraları &lt;br/&gt;35*  Şevket Süreyya Aydemir-Suyu Arayan Adam&lt;br/&gt;36*  Memduh Şevket Esendal-Ayaşlı ile Kiracıları &lt;br/&gt;37*  Peyami Safa-Dokuzuncu Hariciye Koğuşu &lt;br/&gt;38*  Peyami Safa-Fatih-Harbiye &lt;br/&gt;39*  Nihad Sami Banarlı-Türkçenin Sırları &lt;br/&gt;40*  Ahmet Hamdi Tanpınar-Beş Şehir &lt;br/&gt;41*  Ahmet Hamdi Tanpınar-Sahnenin Dışındakiler &lt;br/&gt;42*  Samiha Ayverdi-İbrahim Efendi Konağı &lt;br/&gt;43*  Necip Fazıl Kısakürek-Çile &lt;br/&gt;44*  Sabahattin Ali-Kuyucaklı Yusuf&lt;br/&gt;45*  Ahmet Kutsi Tecer-Şiirler &lt;br/&gt;46*  Ahmet Muhip Dıranas-Şiirler &lt;br/&gt;47*  Aşık Veysel-Dostlar Beni Hatırlasın &lt;br/&gt;48*  Orhan Veli-Bütün Şiirleri &lt;br/&gt;49*  Cahit Sıtkı Tarancı-Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri) &lt;br/&gt;50*  Kemal Tahir-Esir Şehrin İnsanları &lt;br/&gt;51*  Orhan Kemal-Eskicinin Oğulları &lt;br/&gt;52*  Sait Faik Abasıyanık-Kayıp Aranıyor &lt;br/&gt;53*  Sait Faik Abasıyanık-Hikayelerinden Seçmeler &lt;br/&gt;54*  Halikarnas Balıkçısı-Aganta Burina Burinata &lt;br/&gt;55*  Kemal Bilbaşar-Cemo &lt;br/&gt;56*  Samim Kocagöz-Kalpaklılar &lt;br/&gt;57*  Tarık Buğra-Küçük Ağa &lt;br/&gt;58*  Necati Cumalı-Tütün Zamanı &lt;br/&gt;59*  Rıfat Ilgaz-Karartma Geceleri &lt;br/&gt;60*  Orhan Hançerlioğlu-7. Gün &lt;br/&gt;61*  Fakir Baykurt-Kaplumbağalar &lt;br/&gt;62*  Faik Baysal-Drinada Son Gün&lt;br/&gt;63*  Abbas Sayar-Yılkı Atı &lt;br/&gt;64*  Haldun Taner-Hikayelerinden Seçmeler &lt;br/&gt;65*  Oğuz Atay-Bir Bilim Adamının Romanı &lt;br/&gt;66*  Aziz Nesin-Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz &lt;br/&gt;67*  Sabahattin Kudret Aksel-Gazoz Ağacı&lt;br/&gt;68*  Yusuf Atılgan-Anayurt Oteli &lt;br/&gt;69*  Cemil Meriç-Bu Ülke &lt;br/&gt;70*  Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL-Gençlerle Başbaşa &lt;br/&gt;71*  Naki Tezel-Türk Masalları &lt;br/&gt;72*  Salah Birsel-Boğaziçi Şıngır Mıngır &lt;br/&gt;73*  Bahattin Özkişi-Sokakta &lt;br/&gt;DÜNYA EDEBİYATI &lt;br/&gt;74*  Beydeba-Kelile veDimne &lt;br/&gt;75*  Eflatun-Devlet &lt;br/&gt;76*  Eflatun -Sokratesin Savunması&lt;br/&gt;77*  Sadi-Gülistan &lt;br/&gt;78*  Servantes-Don Kişot &lt;br/&gt;79*  Balzac-Vadideki Zambak &lt;br/&gt;80*  Viktor Hugo-Sefiller &lt;br/&gt;81*  Goethe-Faust &lt;br/&gt;82*  Daniel Daefo-Robenson Cruzoe &lt;br/&gt;83*  Dostoyevski-Suç ve Ceza &lt;br/&gt;84*  Gogol-Ölü Canlar &lt;br/&gt;85*  Turgenyev-Babalar ve Oğullar &lt;br/&gt;86*  Tolstoy-Savaş ve Barış &lt;br/&gt;87*  Gustav Flaubert-Madam Bovary &lt;br/&gt;88*  Charles Dickens-İki Şehrin Hikayesi &lt;br/&gt;89*  Knut Hamsun-Açlık &lt;br/&gt;90*  Jack London-Beyaz Diş &lt;br/&gt;91*  Rabindranath Tagore-Gora &lt;br/&gt;92*  Ernest Hemingway-Çanlar Kimin İçin Çalıyor &lt;br/&gt;93*  William Faulkner -Ses ve Öfke &lt;br/&gt;94*  İvo Andriç-Drina Köprüsü &lt;br/&gt;95*  Paniat İstrati-Akdeniz &lt;br/&gt;96*  John Steinbeck-Fareler ve İnsanlar &lt;br/&gt;97*  M Selimoviç-Derviş Ve Ölüm &lt;br/&gt;98*  Cengiz Dağcı-Onlar da İnsandı &lt;br/&gt;99*  Cengiz Aytmatov-Beyaz Gemi &lt;br/&gt;100*  Cengiz Aytmatov-Gün Olur Asra Bedel</description></item><item><title>100 TEMEL ESER</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?100-temel-eser-457617.html</link><description>İLKÖĞRETİM 100 (YÜZ) TEMEL ESER&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;    1.  Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)&lt;br/&gt;    2.  Mevlana&quot;nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler &lt;br/&gt;    (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikayeler)&lt;br/&gt;    3.  Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)&lt;br/&gt;    4.  Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal) &lt;br/&gt;    5.  Ömer&quot;in Çocukluğu (Muallim Naci)&lt;br/&gt;    6.  Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar) &lt;br/&gt;    7.  Şermin (Tevfik Fikret)        &lt;br/&gt;    8.  Altın Işık (Ziya Gökalp) &lt;br/&gt;    9.  Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)   &lt;br/&gt;    10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)&lt;br/&gt;    11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)&lt;br/&gt;    12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi (Orhan Seyfi Orhon) &lt;br/&gt;    13. Uluç Reis(Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)&lt;br/&gt;    14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)&lt;br/&gt;    15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)&lt;br/&gt;    16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)       &lt;br/&gt;    17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)&lt;br/&gt;    18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler&lt;br/&gt;    (Mehmet Seyda)          &lt;br/&gt;    19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)   &lt;br/&gt;    20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)       &lt;br/&gt;    21.  Havaya Uçan At (Peyami Safa)     &lt;br/&gt;    22.  Benim Küçük Dostlarım (Halide Nusret Zorlutuna)&lt;br/&gt;    23.  Sevdalı Bulut (Nazım Hikmet)     &lt;br/&gt;    24.  Kuklacı (Kemalettin Tuğcu)       &lt;br/&gt;    25.  Yer Altında Bir Şehir (Kemalettin Tuğcu)&lt;br/&gt;    26.  Arif Nihat Asya&quot;dan Seçme Şiirler (Arif Nihat Asya)&lt;br/&gt;    27.  Sait Faik Abasıyanık&quot;tan Seçme Hikayeler &lt;br/&gt;    28.  Koçyiğit Köroğlu (Ahmet Kutsi Tecer)&lt;br/&gt;    29.  Az Gittik Uz Gittik (Pertev Naili Boratav)&lt;br/&gt;    30.  Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (Cemal Süreya)&lt;br/&gt;    31.  Çocuklara Şiirler (Vehbi Cem Aşkun)&lt;br/&gt;    32.  87 Oğuz (Rakım Çalapala)&lt;br/&gt;    33.  Yonca Kız (Kemal Bilbaşar)&lt;br/&gt;    34.  Bitmeyen Gece (Mithat Enç)&lt;br/&gt;    35.  Halime Kaptan (Rıfat Ilgaz)&lt;br/&gt;    36.  Gümüş Kanat (Cahit Uçuk)&lt;br/&gt;    37.  Vatan Toprağı (Mükerrem Kamil Su)&lt;br/&gt;    38.  Barbaros Hayrettin Geliyor (Feridun Fazıl Tülbentçi)&lt;br/&gt;    39.  Eşref Saati (Şevket Rado)&lt;br/&gt;    40.  Nasreddin Hoca Hikayeleri (Orhan Veli)&lt;br/&gt;    41.  İnci&quot;nin Maceraları (Orhan Kemal)&lt;br/&gt;    42.  Allı ile Fırfırı (Oğuz Tansel)&lt;br/&gt;    43.  Tiryaki Sözleri (Cenap Şahabettin)&lt;br/&gt;    44.  Keloğlan Masalları (Tahir Alangu)&lt;br/&gt;    45.  Billur Köşk Masalları (Tahir Alangu)&lt;br/&gt;    46.  Osmancık (Tarık Buğra)&lt;br/&gt;    47.  Balım Kız Dalım Oğul (Ceyhun Atuf Kansu)&lt;br/&gt;    48.  Falaka (Ahmet Rasim)&lt;br/&gt;    49.  Bir Gemi Yelken Açtı (Ali Mümtaz Arolat)&lt;br/&gt;    50.  Üç Minik Serçem (Necati Cumalı)&lt;br/&gt;    51.  Memleket Şiirleri Antolojisi (Osman Atilla)&lt;br/&gt;    52.  Ülkemin Efsaneleri (İbrahim Zeki Burdurlu)&lt;br/&gt;    53.  Anılarda Öyküler (İbrahim Zeki Burdurlu)&lt;br/&gt;    54.  Aldı Sözü Anadolu (Mehmet Önder)&lt;br/&gt;    55.  Göl Çocukları (İbrahim Örs)&lt;br/&gt;    56.  Miskinler Tekkesi (Reşat Nuri Güntekin)&lt;br/&gt;    57.  Tanrı Misafiri (Reşat Nuri Güntekin)&lt;br/&gt;    58.  Ötleğen Kuşu (Halil Karagöz)&lt;br/&gt;    59.  Arılar Ordusu (Bekir Yıldız)     &lt;br/&gt;    60.  Yankılı Kayalar (Yılmaz Boyunağa)     &lt;br/&gt;    61.  Yürekdede ile Padişah (Cahit Zarifoğlu)    &lt;br/&gt;    62.  Serçe Kuş (Cahit Zarifoğlu)&lt;br/&gt;    63.  Bir Küçük Osmancık Vardı (Hasan Nail Canat)&lt;br/&gt;   &lt;br/&gt;    -HAZIRLATILACAK ESERLER-&lt;br/&gt;    64. Tekerlemeler&lt;br/&gt;    65. Türkçede Deyimler&lt;br/&gt;    66. Türk Atasözlerinden Seçmeler&lt;br/&gt;    67. Türk Bilmecelerinden Seçmeler&lt;br/&gt;    68. Türk Ninnilerinden Seçmeler&lt;br/&gt;    69. Türkülerden Seçmeler&lt;br/&gt;    70. Türk Manilerinden Seçmeler&lt;br/&gt;    &lt;br/&gt;    -DÜNYA EDEBİYATI-&lt;br/&gt;    71. Küçük Prens (A. de Exupery)&lt;br/&gt;    72. Şeker PortakaIı (Jose Mauro de Vasconcelos)&lt;br/&gt;    73. 0liver Twist (Charles Dickens)&lt;br/&gt;    74. Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carrol)&lt;br/&gt;    75. Gülliver&quot;in Gezileri (Swift)&lt;br/&gt;    76. Define Adası (Robert Louis Stevenson)&lt;br/&gt;    77. Robin Hood (Howard Pyle)&lt;br/&gt;    78. Tom Sawyer (Mark Twain)&lt;br/&gt;    79. Ezop Masalları&lt;br/&gt;    80. Andersen Masalları I-II&lt;br/&gt;    81. Üç Silahşörler (Alexander Dumas)&lt;br/&gt;    82. La Fontaine&quot;den Seçmeler (La Fontaine)&lt;br/&gt;    83. Pinokyo (Carlo Collodi)&lt;br/&gt;    84. 80 Günde Devr-i Alem (Jules Verne)&lt;br/&gt;    85. İnci (John Steinbeck)&lt;br/&gt;    86. Beyaz Yele (Rene Guillot)&lt;br/&gt;    87. Peter Pan (James Matthew Barrie)&lt;br/&gt;    88. Uçan Sınıf (Erich Kastner)&lt;br/&gt;    89. Yağmur Yağdıran Kedi (Marcel Ayme)&lt;br/&gt;    90. Ölümsüz Aile (Natalie Babbitt)&lt;br/&gt;    91. Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)&lt;br/&gt;    92. Mutlu Prens (Oscar Wilde)&lt;br/&gt;    93. Şamatalı Köy (Astrid Lindgren)&lt;br/&gt;    94. Momo (Michael Ende)&lt;br/&gt;    95. Heidi (Johanna Styri)&lt;br/&gt;    96. İnsan Ne ile Yaşar (Leo Tolstoy)&lt;br/&gt;    97. Sol Ayağım (Christy Brown)&lt;br/&gt;    98. Hikayeler (Anton Çehov)&lt;br/&gt;    99. Değirmenimden Mektuplar (Alfonse Daudet)&lt;br/&gt;    100. Pollyanna (Elaanor Porter)</description></item><item><title>KOCAELİ HALK MUTFAĞI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?kocaeli-halk-mutfagi-457616.html</link><description>GİRİŞ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Anadolu&quot;nun kapılarından biri olan Kocaeli, konumu itibari ile ilkçağlardan bu yana önemli yerleşim birimlerinden olmuştur. Helen ve Roma uygarlığının ardından Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçmesi ile Türk-İslam uygarlığının da özelliklerine sahip olan şehir,böylelikle medeniyet merkezlerinden biri olma hüviyetine kavuşmuştur. Bugünde ,liman kent olmasından dolayı bir sanayi kenti,doğasının ve ikliminin uygunluğu nedeniyle de bir tarım kentidir. Ekonomik büyümenin hızla gerçekleşmesi,ilin,ülkenin ekonomideki büyük payı, göç almasına,bu nedenle de homojen bir yapıya bürünmesine neden olmuştur. Özellikle Doğu ve Karadeniz&quot;den  Önemli oranda göç olması,kültür etkileşimine neden olmuş,bu da yörenin kendi kültürel yapısının hızla değişmesine sebep olmuştur. Bu nedenle şehrin bu kültürel yapısını koruma ve yaşatma adına, yapılan çalışmalar ve incelemelerin önemini bir kat daha arttırmaktadır. &lt;br/&gt;Bu çalışmanın amacı da, şehrin yaşadığı bu hızlı değişimden dolayı,kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya kalan kültürel öğeleri metin aracılığıyla koruma altına almaktır. Çalışma İzmit&quot;in yerel yemeklerini derleme çalışmasıdır. Alan araştırması şeklinde çalışmamızda bölgenin  farklı yerleşim birimlerinde karşılıklı görüşme tekniği uygulanmıştır. Çalışmamız özellikle Kandıra yöresi olmakla birlikte,Çayır köyü,Yeni doğan ve Bağçeşme&quot;de de alan taraması yapılmıştır.20 kişiyle karşılıklı görüşme tekniği  ile yapılan çalışmada yaş profili 25-75 arasıdır. Özellikle özel günler ve özel yemekler üzerinde durulan çalışmada beş kadın on beş erkekle karşılıklı görüşme yapılmıştır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ARAŞTIRMA METNİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Yaptığımız araştırmada yemekleri genellikle bayanların yaptığı ortaya çıkmıştır.Ancak bazı durumlarda eşlerin birlikte yemek yaptığı görülmüştür.&lt;br/&gt;&quot;Eve erken gelen yemek yapar.Hafta sonları  genelde birlikte yemek yapıyoruz..&quot; (kay.12) &lt;br/&gt;Kimi durumlarda tecrübelerinden dolayı kaynanaların yemek yaptığını,kaynanaların olmadığı zamanlarda da gelinlerin ve kızların yemek yaptığı saptanmıştır.(kay.3,6,8,10,16,18)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Annelerin,kızlarına yemek pişirmeyi genellikle ergenlik çağında öğrettiği saptanmıştır. Hemen hemen bütün kaynaklardan aynı cevaplar alınmasına karşın,öğrenme yaşı ve öğretme tekniklerinde farklılıklar gözlenmiştir.&lt;br/&gt;&quot;Kişiden kişiye değişir. Ama 14-15 yaşlarında anlatarak,göstererek, deneterek öğretirler.&quot;(kay.18)&lt;br/&gt;&quot;Bizde 12 yaşında ilk önce kızlara sofra kurup,kaldırmaları öğretilir.&quot;(kay.6)&lt;br/&gt;&quot;Genelde 14-15 yaşında öğrenmeye başlanır,ama çocuğun merak etmeye başlaması beklenebilir.&quot;(kay.13)&lt;br/&gt;&quot;Yemek yapmayı öğrencilik zamanımda öğrendim.&quot;(kay. 12)&lt;br/&gt;&quot;10 yaşlarında öğrenmeye başladılar. Ben çalıştığım için evde onlar yalnız kalıyorlardı. Bu yüzden çocuk yaşta öğrendiler.&quot;(kay. 4)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Araştırmada üzerinde durduğumuz diğer bir konu gebelik sırasında yiyecek ve içeceklerin neler ve nasıl olması gerektiği olmuştur.Soruya çok çeşitli cevaplar alınmasına rağmen bazı ortak paydalar saptanmıştır.&lt;br/&gt;&quot;Acı,tuzlu,şekerli,yağlı yiyeceklerin yenmemesine dikkat edilir.&quot;(kay. 3,5,7,8,9,11,18)&lt;br/&gt;Ancak inanışların yemek kültürü üzerinde de etkili olduğu görülmüştür.&lt;br/&gt;&quot;Hamile kadın başkasının evinden ya da bahçesinden habersiz bir şey alıp yerse çocuğun vücudunda leke olur.&quot;(kay.12)&lt;br/&gt;&quot;Hamile kadın ciğer yapmamalı. Elini ciğere sürerse çocuğun vücudunda iz olur.&quot;(kay.15)&lt;br/&gt;&quot;Hamile kadın çok fazla aşererse köpeğin yemek yediği kaba et veya köfte sürülüp gebeye yedirilir. Böylece aşermesi durur.&quot;(15)&lt;br/&gt;&quot;Kadının genelde her istediği verilir. Çünkü gebe kadının canı ne çekerse onu bulup vermek sevaptır. Nedeni ise gebe kadının çift can taşımasıdır.&quot;(kay.4) &lt;br/&gt;&quot;Gebe kadın istediğini yiyemezse &quot;umduğum budur&quot; deyip avucunu yalar.&quot;(kay.12)&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;  Loğusa döneminde ise kadının sütünün bol olması önemsenir.Yiyecekler ve içeceklerin şekerli olmasına dikkat edilir.&lt;br/&gt;&quot;Loğusa kadına sütünün artacağı inancıyla süt ve sütlü yiyecekler yedirilir.Tatlı yedirilir,loğusa şerbeti yapılır.&quot;(kay.14)&lt;br/&gt;&quot;Loğusa şerbeti şeker,su ve aktardan alınan kırmızı renk veren bir maddeyle yapılır.Doğumdan 40 gün sonra mevlit okutulur ve bu şerbet dağıtılır&quot;.(16)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;   Ölü yemeğinde neler bulunur sorusuna aldığımız cevaplar şunlardır:&lt;br/&gt; En belirgin özellik ölü evinde ilk gün yemek yapılmamasıdır.O gün ölü evine komşular tarafından yapılan</description></item><item><title>ÖLÜ ERKEK KUŞLAR ÖZET</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?olu-erkek-kuslar-ozet-457615.html</link><description>ÖLÜ ERKEK KUŞLAR&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖZET &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ölü Erkek Kuşlar, bir kadın ve iki erkek arasında yaşanan aşk, sevgi ve dostluğun anlatıldığı bir romandır. Romanın başkişisi olan Suna, kocası Ayhan&quot;a büyük bir sevgi ve dostlukla bağlı iken, kocasının arkadaşı olan Onur&quot;a da son derece kuvvetli bir aşk hissetmektedir. &lt;br/&gt;Ölü Erkek Kuşlar, Suna&quot;ın Düşköy Yazlık Sineması önündeki bekleyişi ile başlar. Suna, kendi yaşadıklarından yola çıkarak bir film yapmıştır. Bu filmde Onur ve Ayhan&quot;la yaşadığı aşkı, sevgiyi ve olayları konu edinmiştir. Her türlü işi kendisi yüklenmiş ve ortaya amatörce bir film çıkarmıştır. &lt;br/&gt;Henüz sekiz yaşında iken babasını kaybeden Suna, çocukluğunu mutlu bir aile ortamında yaşayamaz. Babasının ölümünün ardından ağabeyi ve annesi ile Bursa&quot;daki dayısının yanına taşınmak zorunda kalırlar. Dayısı ve yengesi, kız çocuklarının yetiştirilmesi konusunda oldukça tutucu davranırlar. Onlara göre kız çocuklarının ahlaklı olabilmesi için baskı ile yetiştirilmeleri gerekir. Dayısının ve yengesinin bu düşünceleri Suna&quot;nın yaşamında derin izler bırakır.&lt;br/&gt;Suna, ortaokul ve liseyi bir Ege kentinde yatılı olarak okur. Bu yıllar içerisinde annesini kaybeden Suna, uzak bir şehirde yaşayan Adam ile mektuplaşmaya başlar. Ona büyük bir tutku ile bağlanır. Bir süre sonra çok fazla tanımadığı bu Adam; Suna için yatılı okulda, tutunacağı kimsenin olmadığı, yalnızlık içinde yaşadığı bir dönemde oldukça önemsenen bir sevgili halini alır. &lt;br/&gt;Adam, &quot;İkinci Dünya Savaşı öncesi doğmuş, savaşın yokluk yıllarında Ege&quot;de büyük bir kentin kenar mahallesinde göçmenliğin ruhunda açtığı gediklerle çekingen, güvensiz ilk gençliğine adım atmıştı.&quot;  biridir. Nasıl edindiğini kendisinin de bilmediği katı kurallar dünyasında yaşar. Suna, ona uzun uzun mektuplar yazarken, Adam ona kızdığı bir anda mektuplarını keserek Suna&quot;ya acı verir.&lt;br/&gt; Suna&quot;ya göre mektuplarla başlayan &quot;(&amp;#8230;)bu çocukluk aşkı, hastalıklı, boğucu, bütün sevinçlere sımsıkı kapalı bu korkunç illet gereğinden çok uzun&quot;   sürer.&lt;br/&gt;Sanat Tarihi bölümünü bitiren Suna, bu sırada Adam ile mektuplaşmaya devam eder. Çevresindeki erkeklere ilgi duymaz, kendinden on beş yaş büyük olan Adam&quot;a büyük bir sevgi ile bağlanır. &lt;br/&gt;Karadeniz&quot;in bir kentinde öğretmenlik yapmaya başlayan Suna, yaşadığı için tepkiler alır. Çevresindekilerin evlilik konusundaki baskılarına dayanamaz ve Adam&quot;ın yanına gitmeye karar verir. Uğruna düzenini bozduğu Adam, ona hiç yardımcı olmaz. Suna onunla evlenmeyi ister; ancak Adam buna hazır olmadığını düşünür. Adam, kendisine karşılık beklemeden sunulan bu sevgiden memnundur ve bu nedenle o da Suna&quot;yı sevmektedir. Çok geçmeden Adam ve Suna evlenirler. Her ikisi de çalıştığı halde bütün idare Adam&quot;ın elindedir. Birkaç yıl içinde hayatları bir düzene girer ve oğulları Mehmet doğar. Böylece herkesin alıştığı bir düzende yaşamaya başlamışlardır. &lt;br/&gt;Suna, iki kişiliklidir adeta. Su ve Na olmak üzere iki yüzü vardır. Sevgiden, bölüşmekten, farklılıklardan uzak bu evlilik; Suna&quot;ın Na yönüne uygun bir durum değildir. Su, evcimenliği ve gelenekçiliği ile bu düzene uyarken Na, yalnızca beş yıl dayanabilir. Suna, beklentilerinden uzak olan bu evliliği bitirmeye karar verir ve çocuğunu Adam&quot;a bırakma pahasına boşanır. Bu düzeni bırakan Suna, İstanbul&quot;a yerleşir ve burada kendine yeni bir hayat kurmaya çalışır. &lt;br/&gt; İstanbul&quot;da bir dergide çalışmaya başlayan Suna, bir derginin kuruluş yıldönümünde Ayhan ile tanışır. Ayhan&quot;la bir hafta geçirdikten sonra onun evine taşınır. &lt;br/&gt;Ayhan, basın-yayında çalışan ve aynı zamanda Eskişehir&quot;de üniversitede hocalık yapan bir adamdır. Ayhan, gençlik yıllarında oldukça çekingen, çevresiyle çok rahat ilişki kuramayan bir kişidir. İlk görev yerinde tanıştığı Havva ile on beş yıl evli kalmış ve bu kadından iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Evliliği boyunca bir türlü uyum sağlayamadığı eşi ile aralarındaki uçurumları kapatmaya çalışır. Uzun yıllar yurt dışında yaşarlar; ancak karısının bencilliğine ve serseri ruhuna daha fazla dayanamayan Ayhan, Türkiye&quot;ye döner. Tipik bir erkek anlayışıyla koşullandırılmış olan Ayhan, yıllar sonra kendini aşmayı başarır. Kadın ve erkek arasındaki ayrımın yanlışlığını anlar. &lt;br/&gt;Ayhan, Suna ile birlikte yaşamayı istediği fakat evliliğe sıcak bakmadığı halde bir süre sonra evlenirler. Suna için Adam&quot;la yaşadığı beş yıl sonunda Ayhan gibi birine rastlamak bir mucizedir. Bu nedenle Suna, A</description></item><item><title>AZİZ NESİN TOROS CANAVARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?aziz-nesin-toros-canavari-457614.html</link><description>AZİZ NESİN&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Asıl adı &quot;Mehmet Nusret&quot; olan Aziz Nesin 20 Aralık 1915 yılında İstanbul,Heybeliada&quot;da doğdu.Askeri okullarda öğrenim gördü. Son olarak 1937 &quot;de Ankara &quot;da Harp okulunu bitirip asteğmen oldu. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aziz  Nesin 1945 yılında askerlikten ayrıldı. Karagöz ve Yedigün Dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaparak profesyonel yazarlığa başladı. Aynı yıl Tan gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başladı. İlk bağımsız eseri olan &quot;Parti Kurmak  Parti Vurmak&quot; adlı 16 sayfalık broşürü yine 1945&quot;te çıktı.1946&quot;da Sabahattin Ali ile Markopaşa adlı bir dergi çıkarmaya başladı. Sık sık kapatılan derginin yayımını Malumpaşa, Merhumpaşa, Ali Baba gibi farklı adlarla 1947&quot;e değin sürdürdü. Nesin, 1947 yılında yazılarından dolayı Bursa&quot;ya sürgün edildi. İkinci kitabı Azizname&quot;yi 1948&quot;de çıkardı. Taşlamalardan oluşan bu kitap için İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 4 ay tutuklu olarak süren dava sonunda mahkumiyet almadı. 1949 yılında İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk birlikte Ankara&quot;daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı&quot;na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı iddiasıyla aleyhine dava açtılar. 6 ay hapse mahkum edildi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1955 yılında 6-7 Eylül  olaylarında İstanbul&quot;daki azınlıkların ev ve dükkanlarının yıkımına karışmakla suçlandı ve sıkıyönetim tarafından tekrar tutuklandı. Daha sonra Halil Lütfü Dördüncü&quot;nün &quot;Yeni Gazetesi&quot;nde köşe yazarlığına başladı. 1956 yılında İtalya&quot;da (Bordighera&quot;da) yapılan ve 22 ülkenin katıldığı Uluslararası Gülmece Yarışmasında ilk ödülü olan Altın Palmiye&quot;yi &quot;Kazan Töreni&quot; adlı öyküsüyle kazandı. Ertesi yıl aynı ödülü &quot;Fil Hamdi&quot; adlı Öyküsüyle ikinci kez kazandı. İlk ödülünü 1960 yılında devlet hazinesine bağışladı. 1961 yılında Tanin Gazetesi&quot;nde köşe yazarlığına başladı. Aynı yıl Zübük adlı haftalık gülmece gazetesini de çıkarmaya başladı. 1962&quot;de sahibi olduğu Düşün Yayınevi, sebebi bilinmeyen bir şekilde yandı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk kez yurtdışına çıkışı 1965 yılında oldu. Pasaport alabildikten sonra davetli olduğu Berlin ve Weimar&quot;daki Antifaşist Yazarlar Toplantısı&quot;na katıldı. Altı ay süren bu ilk yurtdışı gezisinde, Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan&quot;a gitti. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1966&quot;da Vatani Vazife öyküsüyle Bulgaristan&quot;da Altın Kirpi Birincilik Ödülü&quot;nü alan Nesin 1968&quot;de Üç Karagöz Oyunu ile 6. Karacan Armağanı Birincilik Ödülü&quot;nü kazandı. Bunu 1969&quot;da İnsanlar Uyanıyor adlı öyküsüyle SSCB&quot;de kazandığı Krokodil Birincilik Ödülü ve 1970&quot;te Çiçu oyunuyla aldığı TDK Tiyatro Ödülü izledi.&lt;br/&gt;Aziz Nesin 1972&quot;de kimsesiz çocukları okutmak amacıyla Çatalca&quot;da Nesin Vakfı&quot;nı kurdu, kitaplarının tüm gelirini vakfa bağışladı ve 1976&quot;dan itibaren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı&quot;nı çıkarmaya başladı. 1975&quot;te Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Ödülü&quot;nü alan Nesin 1977&quot;de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı yapıtıyla Madaralı Roman Ödülü&quot;nü kazandı. Aynı yıl Bulgaristan&quot;ın Gabrovo kentinde iki yılda bir düzenlenen Gülmece ve Yergi Şenliği&quot;nin Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması&quot;nda büyük ödül olan Hitar Petar Ödülü Aziz Nesin&quot;e verildi. 1979&quot;da, uzun yıllar yürüteceği Türkiye Yazarlar Sendikası başkanlığına seçildi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;İlk ciddi rahatsızlığını Rusya&quot;da geçirdi; 1982 yılında Vietnam&quot;daki Asya-Afrika Yazarlar Birliği toplantısından dönüşte Moskova&quot;da kalp hastalığından hastaneye kaldırıldı. Kalp Hastalıkları Araştırma Merkezi&quot;nde bir ay kalarak tedavi gördü. 1984 yılında 12 Eylül rejimine karşı Aydınlar Dilekçesi girişiminde bulundu. 1985 yılında Tüyap&quot;ın düzenlediği &quot;Halkın Seçtiği Yılın Yazarı&quot; ödülünü kazandı. 1989&quot;da Sovyet Çocuk Fonu&quot;nun ilk kez verdiği Tolstoy Altın Madalyası&quot;nı aldı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1993&quot;te Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Etkinlikleri&quot;ne katılmak üzere Sivas&quot;ta bulunan Nesin&quot;in kaldığı Madımak Oteli 2 Temmuz&quot;da fanatik dincilerce ateşe verildi. Nesin 37 kişinin öldüğü &quot;Sivas Katliamı&quot;ndan kıl payı kurtuldu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Başarılı ve çok ödüllü yazarlarımızdan Aziz Nesin, 5 Temmuz 1995 yılında katıldığı Çeşme&quot;deki bir imza günü sonrası, sabaha karşı öldü. 7 Temmuz 1995&quot;de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmak</description></item><item><title>İNCİ ARAL</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?inci-aral-457613.html</link><description>İNCİ ARAL&quot;IN HAYATI VE SANATÇI KİŞİLİĞİ&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1944 yılında Denizli&quot;de dünyaya gelen İnci Aral, ilk ve ortaokulu Bursa&quot;da okuduktan sonra Manisa İlköğretmen Okulu&quot;nu ardından Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü&quot;nü bitirir.&lt;br/&gt;İlk öyküsü, 1977&quot;de Türk Dili dergisinde yayımlanan &quot;Haziranlarda&quot; adını taşır. Yazarın hikayeleri Türk Dili, Varlık, Dönemeç, Soyut, Türkiye Yazıları, Sesimiz, Milliyet-Sanat, Oluşum gibi dergilerde yayımlanır. TRT&quot;de üç bölümlük &quot;Kirli Sarı&quot; adlı programın metin yazarlığını yapan yazar, &quot;Buluşma&quot; adlı sinema filminin de senaryosunu kaleme alır. İnci Aral, PEN Yazarlar Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir.&lt;br/&gt;Hikaye ve romanlarında &quot;kadın mutluluğu&quot; üzerinde duran yazar, kadınların yaşadığı güçlükleri ve yaşamlarındaki  göze çarpmayan ayrıntıları işlemiştir. Kadınlarını çeşitli kesimlerden seçen İnci Aral; kadının dünyası, duyarlılığı ve konumlarını ele almış, kadın ve erkeğin içine doğduğu toplum ve yetiştiği çevrenin etkileriyle şekillenmesini çözümlemeye çalışmıştır.&lt;br/&gt;İnci Aral, romanlarında zamanlar ve mekanlar arası geçişleri büyük bir ustalıkla işlemiştir. Zahit Büyükişleyen&quot;in &quot;Ölü Erkek Kuşlar&quot; romanından yola çıkarak bu işleyişle ilgili şu görüşleri aslında Aral&quot;ın diğer romanlarında da görülen bir özelliktir.&lt;br/&gt;&quot;Aslında romanlar üç insan üzerine kurulu&amp;#8230;İlk başta bu handikap, bir risk gibi görülebilir ama İnci Aral böyle bir riski aza indirmesini biliyor. Yani son derece ustaca yapmış olduğu flash-back&quot;ler(geriye dönüşler) romanın içerisinde bir zaman ve mekanın genişlemesine ve çok sesle buluşmasına yol açıyor. Yani hem bir motivasyon oluyor, hem bir kontras oluşuyor ve bu şekilde bir devinim ve gerilim sağlanıyor.&quot;  &lt;br/&gt;İnci Aral, roman kahramanlarını derin gözlemleri sonucu oluşturan bir yazardır. Onun kahramanları, günlük yaşamda karşımıza çıkabilecek kadar gerçekçi ve samimidir. İnci Aral, bu kahramanları eserlerinde işlerken yaşadıklarını şu sözlerle dile getirir:&lt;br/&gt;&quot;Yazdığımız kişiler gerçekten bir süre sonra yaşamaya başlıyorlar ve onlar belli durumlarda, sizin onlara uygun gördüğünüz rollerin dışına çıkmak istiyorlar. Yani daha kabaca söylersek, alıp başlarını gidiyorlar. Siz onları başka bir yöne çekmek istiyorsunuz ama onlar başka bir yere gitmek istiyorlar. Yaşayan tipler &amp;#8211;sizin için bile- yaşayan tipler haline geldiklerinde, önceden biçtiğiniz rolleri oynatmak her zaman mümkün olmuyor. Olay örgüsü de öyle&amp;#8230; Yüzde yüz gerçekte olduğu gibi anlatmamız mümkün değil  Çünkü romanın bir iç tutarlılığı, belli dengeleri var. Bir olayı ya da anlatmak istediğiniz başka bir düşünceyi bir yerden bir yere götürürken uğrak noktaları var ve belli aşamalar var&amp;#8230; Dolayısıyla bir romanın ne kadar gerçekten yola çıkılmış olursa olsun, hatta otobiyografik olursa bile yüzde yüz yaşanmış gerçekliği anlatması mümkün değil ...&quot;   &lt;br/&gt;Çağdaş yazarlar arasında yer alan İnci Aral, eserlerinde yalnızca bireylerin dünyalarını yansıtmamıştır. Romanlarında, Türkiye&quot;nin siyasi, sosyal ve ekonomik ortamlarını ele almakla kalmamış, Türkiye&quot;de yaşanan acı olaylar ve bu olayların bireyler üzerindeki etkilerini de işlemiştir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;ÖYKÜLERİ&lt;br/&gt;1979-Ağda Zamanı-&quot;1980 Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülü&quot;&lt;br/&gt;1984-Kıran Resimleri-&quot;1983 Nevzat Üstün öykü Ödülü&quot;(1989&quot;da Fransızcaya çevirilir ve Fransa&quot;da yayınlanır.)&lt;br/&gt;1984- Uykusuzlar-(1992&quot;de Fransızcaya çevirilir ve Fransa&quot;da yayınlanır.)&lt;br/&gt;1986- Sevginin Eşsiz Kışı&lt;br/&gt;2000- Gölgede Kırk Derece-&quot;2001 Yunus Nadi Öykü Ödülü&quot;&lt;br/&gt;2006- Ruhumu Öpmeyi Unuttun&lt;br/&gt;DENEME&lt;br/&gt;2003- Anlar İzler Tutkular&lt;br/&gt;ROMANLARI&lt;br/&gt;1991- Ölü Erkek Kuşlar-&quot;1992 Yunus Nadi Roman Ödülü&quot;&lt;br/&gt;1994- Yeni Yalan Zamanlar&lt;br/&gt;1997- Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm&lt;br/&gt;1998- İçimden Kuşlar Göçüyor(Anı- Roman)&lt;br/&gt;2003- Mor-&quot;2004 Orhan Kemal Roman Armağanı&quot;&lt;br/&gt;2005- Taş ve Ten</description></item><item><title>AHİLİK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?ahilik-457612.html</link><description>13. yüzyılda Anadoluda ortaya çıkan bir esnaf örgütüdür. Adının, kardeşim anlamına gelen Arapça ahi ya da eli açık, yiğit anlamındaki Türkçe akı sözcüğünden türediği ileri sürülür. Ortaçağ İslam devletlerindeki meslek birlikleri olan fütüvvet örgütüne büyük ölçüde benzer.&lt;br/&gt;Ahilerin kendilerine özgü giyim kuşamları vardı. Sırtlarına hırka, başlarına tepesine beyaz bez bağlanmış külah giyerlerdi. Ahilik esnaf ve zanaatçıları bir araya getiren bir meslek örgütü olmanın dışında, siyasi etkiye de sahipti. Nitekim Ahiler Osmanlı Devleti&quot;nin kuruluşunda önemli rol oynadılar. 15. yüzyıldan başlayarak Osmanlıların merkezi yönetimi güçlendikçe, örgütün etkinliği yalnızca ekonomik alanda kısıtlı kaldı.&lt;br/&gt;Anadoluda Ahilikin kurucusu Ahi Evrandır. Ahi Evran Azerbaycanda doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini de orada geçirdi. 1205ten sonra Anadoluyu gelerek Ahi örgütünü kurdu. Ahiliki, birlikte ibadet ettikleri ve tören düzenledikleri yer olan tekkelere ve zaviyelere bağlayarak güçlendirdi. Sonunda Kırşehire yerleşti. Bu kentteki Ahi Evran Zaviyesi de Ahilikin merkezi durumuna geldi. Ahi Evran, bütün zanaatların piri ya da kurucusu sayılır.&lt;br/&gt;Ahilik, Anadoluda Türkmenlerin yaşadığı bütün kent, kasaba ve köylere yayılmıştı. Bir zanaat dalında çalışmak isteyen herkes o zanaatın Ahi birliğine katılmak zorundaydı. Her kentte zanaat dalı sayısı kadar Ahi zaviyesi bulunurdu. Her zanaat dalında en dürüst ve en saygın usta Ahi zaviyesinin başkanı olurdu. Zaviye başkanı Ahi adıyla anılırdı. Server adı verilen yiğitbaşı ise birliğin Ahiden sonra gelen yöneticisiydi. Yiğitbaşı esnaf birliğinin düzenini ve güvenliğini sağlardı. Kentin ekonomik yaşamında en önemli yeri olan birliğin şeyhi Ahi Baba seçilirdi. Ahi Baba bütün Ahilerin başkanı sayılırdı. Ahi Baba&quot;nın atanması, çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa yükselme törenleri Ahi Evran zaviyesi şeyhlerinin izniyle yapılırdı.&lt;br/&gt;Fityan denen genç çıraklar evleninceye kadar zaviyelerde yaşarlardı. Fityanlar, kazandıkları parayı zaviyeye verirlerdi. Bu para zaviyenin giderleri ve ortak sofra için harcanırdı. Zaviyeler aynı zamanda genç Ahilerin eğitildiği yerdi. Burada okuma yazma öğretilir, çeşitli konuların yanı sıra ok atma, kılıç ve silah kullanma eğitimi verilirdi. Bu zaviyenin şeyhleri ya da onların &quot;halife&quot; denen yardımcıları her yıl zaviyeleri denetlemek amacıyla Anadoluyu dolaşırlardı. Bu sırada Ahi birlikleri arasındaki anlaşmazlıkları çözer, meslekte yükselme törenlerini yönetirlerdi.&lt;br/&gt;Her esnaf birliği kendi alanındaki zanaatçıları denetlerdi. Birliğe bağlı dükkan ya da atölye sayısı birliğin izniyle artırılabilirdi. Her dükkanda tek bir usta bulunurdu. Üretim belirli kurallara göre yapılırdı. Mallarda bir fiyat uygulanır, bozuk ya da pahalı mal satanlar meslekten atılırdı. Geleneğe göre bir Ahi kendi emeğiyle geçinmeli, cömert, alçakgönüllü ve namuslu olmalı, mal mülk hırsına kapılmamalıydı.&lt;br/&gt;Bir zanaata girmek isteyenler önce çırak olarak işe başlar ve işin inceliklerini öğrenirdi. Ahilike kabul edilme töreninde önce tuzlu su içilir, şedd kuşanılır (bele kuşak bağlanır) ve şalvar giyilirdi. Tuzlu su bilgiyi, şedd kuşanma yiğitliğe ve hizmete hazırlığı, şalvar namusu simgelerdi. Ahilike girenler, yol kardeşi denen iki kalfa ile yol atası denen bir ustadan meslek eğitimi alırdı. Ustasının yanında yıllarca zanaatın inceliklerini öğrenerek pişen çırak, gene ustasının izniyle kalfalığa geçerdi. Kalfalık süresini doldurup ustalık becerisini kazanınca da büyük bir törenle ustalığa yükselirdi. İlkbaharda düzenlenen bu törenlere bütün esnafın katılırdı. Sonunda usta olmaya hak kazananlara Ahilik törelerine göre peştemal bağlanırdı.</description></item><item><title>TÜKÇE İMLA KILAVUZU</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?tukce-imla-kilavuzu-457611.html</link><description>Türkçe Imla Kılavuzu &amp;#8722; Türk Dil Kurumu&lt;br/&gt;â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”â€”&lt;br/&gt;Türkçe Imla Kılavuzu&lt;br/&gt;Türk Dil Kurumu&lt;br/&gt;2000&lt;br/&gt;Kaynak:&lt;br/&gt;http://ekitap.kolayweb.com/&lt;br/&gt;Içindekiler:&lt;br/&gt;* SUNUS&lt;br/&gt;* IMLA KURALLARI&lt;br/&gt;* KESMELI SÖZLER DIZINI&lt;br/&gt;* DÜZELTME ISARETLI SÖZLER DIZINI&lt;br/&gt;* IMLA KILAVUZUNUN 2000 BASKISINDAKI DEGISIKLIKLER&lt;br/&gt;* A&lt;br/&gt;* B&lt;br/&gt;* C&lt;br/&gt;* Ç&lt;br/&gt;* D&lt;br/&gt;* E&lt;br/&gt;* F&lt;br/&gt;* G&lt;br/&gt;* H&lt;br/&gt;* I&lt;br/&gt;* I&lt;br/&gt;* J&lt;br/&gt;* K&lt;br/&gt;* L&lt;br/&gt;* M&lt;br/&gt;* N&lt;br/&gt;* O&lt;br/&gt;* Ö&lt;br/&gt;* P&lt;br/&gt;* R&lt;br/&gt;* S&lt;br/&gt;* S&lt;br/&gt;* T&lt;br/&gt;* U&lt;br/&gt;* Ü&lt;br/&gt;* V&lt;br/&gt;* W&lt;br/&gt;* Y&lt;br/&gt;* Z&lt;br/&gt;(*)SUNUS&lt;br/&gt;SUNUS&lt;br/&gt;Harf sistemini kullanan yazılarda üç türlü imla düzeni vardır: 1. Sese (söyleyise) baglı imla düzeni,&lt;br/&gt;2. Kökene baglı imla düzeni,&lt;br/&gt;3. Gelenege baglı imla düzeni.&lt;br/&gt;Alfabe sistemi yüzyıllardan beri degismemis olan dillerde genellikle gelenege baglı imla düzeni hakimdir.&lt;br/&gt;Böyle dillerdeki imla düzeni, baslangıçta sese ve kökene baglı olsa da zaman içinde söyleyiste meydana gelen&lt;br/&gt;degismeler imlaya yansıtılmadıgı için imla, söyleyis veya kökene baglı olmaktan çıkar ve geleneklesmis olur.&lt;br/&gt;Yeni alfabelerin uygulandıgı dillerde ise söyleyise baglı bir imla düzeni benimsenebilir. Ancak diller sürekli&lt;br/&gt;bir degisim içinde oldugu, dolayısıyla söyleyis de sürekli olarak degistigi için bu tür imla düzenlerinde de&lt;br/&gt;zamanla geleneklesmeler baslar.&lt;br/&gt;Bilindigi gibi Türk alfabesi de 1928de kabul ettigimiz yeni bir alfabedir. Tabii olarak yeni alfabemizde&lt;br/&gt;söyleyis esas alınmıs ve söyleyise baglı bir imla düzeni öngörülmüstür. Bu bakımdan yeni Türk alfabesi&lt;br/&gt;dünyada örnek gösterilecek alfabelerden biridir. Ancak asagıda belirtecegimiz bazı sebepler yüzünden&lt;br/&gt;imlamız bir türlü yerine oturamamıs ve birtakım sıkıntılarla karsı karsıya kalınmıstır. Bu sebepler sunlardır:&lt;br/&gt;1. Dil Encümeni tarafından hazırlanan ve 1929da yayımlanan Imla Lugati, bütün ihtiyaçlara cevap&lt;br/&gt;verebilecek ayrıntılardan yoksundu. Yeni alfabenin kabul edilmesinden çok kısa bir süre sonra basılan bu imla&lt;br/&gt;kılavuzunda birçok eksikliklerin olması tabiidir. Ancak birkaç yıl içindeki uygulama da göz önünde&lt;br/&gt;bulundurularak eksiklikler giderilebilir ve fazla zaman kaybetmeden ayrıntılı bir imla kılavuzu çıkarılabilirdi.&lt;br/&gt;Oysa 1929daki Imla Lugatinden ancak 12 yıl sonra, 1941de yeni Imla Kılavuzu basılmıstır.&lt;br/&gt;2. Geç de olsa 1941de basılan Imla Kılavuzu, Türk imlasının birçok sorununu çözmüs ve imlada sorun&lt;br/&gt;olabilecek birçok konuyu istikrara kavusturmustu. Imla kurallarının çogu 1929dan 1965e kadar, tam 36 yıl&lt;br/&gt;hiç degismemis ve böylece bir gelenek olusmustu. Ancak basına yeni sözü eklenerek ve 1. baskı oldugu&lt;br/&gt;belirtilerek 1965te basılan Yeni Imla Kılavuzu bazı degisiklikler getirmis ve olusmus gelenegi sarsmıstır. Söz&lt;br/&gt;gelisi 1965e kadar düzeltme isaretiyle yazılan lastik, klasik, plan, Latin gibi kelimelerden 1965te düzeltme&lt;br/&gt;isareti kaldırılmıstır. 1965e kadar ayrı yazılan baba tatlısı, mine çiçegi, salkım sögüt gibi kelimeler, 36 yıl&lt;br/&gt;sonra birlestirilmistir. 1965e kadar arabasiyle, ordusiyle seklinde yazılan kelimelerin 1965 kılavuzuna göre&lt;br/&gt;arabasıyla, ordusuyla seklinde yazılması gerekmistir. Burada birkaç örnegini gösterdigimiz degisiklikler 1965&lt;br/&gt;kılavuzuyla sınırlı kalmamıs, yerlesmis düzen bir defa sarsılınca artık sık sık degisikliklere gidilmis ve&lt;br/&gt;imladaki istikrar iyice bozulmustur. Söz gelisi 1965te sadece batı kökenli kelimelerden kaldırılan düzeltme&lt;br/&gt;isareti, 1970te latif, telaffuz gibi dogu kökenli kelimelerden de kaldırılmıstır. 36 yıllık arabasiyle sözünü&lt;br/&gt;1965te arabasıyla yapan yeni kılavuz 1970te bu defa arabasıyle biçimini benimsemis, 1977de ise tekrar&lt;br/&gt;1965e dönmüstür. Mesleki, milli, resmi gibi kelimelerde 1977ye kadar, tam 48 yıl kullanılan düzeltme isareti&lt;br/&gt;1977de nispet isinin üzerinden kaldırılmıstır. 1965teki Yeni Imla Kılavuzuyla baslayan ve burada ancak&lt;br/&gt;küçük bir kısmını gösterdigimiz bu degisiklikler, hem imlamızdaki gelenek ve istikrarı ortadan kaldırmıs, hem&lt;br/&gt;de toplumda birçok tartısmalara yol açmıstır.&lt;br/&gt;1982de bir anayasa kurulusu haline getirilen ve buna göre yeniden düzenlenen Türk Dil Kurumunun&lt;br/&gt;1985teki Imla Kılavuzunda da birtakım degisikliklerin olması tabiiydi. Çünkü Kurum imlada ilk defa&lt;br/&gt;degisiklik yapmıyordu. Maalesef 1965te degisiklikler baslamıs ve imlamızdaki istikrar bozulmustu. Kurumun&lt;br/&gt;istikrarsızlıga bir çözüm araması ve 1985te çözümünü kamuoyuna sunması çok normaldi. Elbette bu çözüm&lt;br/&gt;teklifine karsı da elestiriler olacaktı ve oldu. Ancak tartısmaların ardı arkası kesilmedigi gibi imlamızdaki&lt;br/&gt;istikrar da bir türlü saglanamadı. Bütün bunları göz önünde bulunduran Türk Dil Kurumu, yeni baskı için Imla&lt;br/&gt;Kılavuzunu tekrar gözden geçirmeye karar verdi. Kurum üyeleri arasından 7 kisilik bir komisyon olusturuldu.&lt;br/&gt;Talim ve Terbiye Kurulunun ede</description></item><item><title>OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?osmanlica-turkce-sozluk-457610.html</link><description>OSMANLI TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ&lt;br/&gt;Prof. Dr. Mehmet KANAR&lt;br/&gt;2&lt;br/&gt;A&lt;br/&gt;a (F.) [ 1 [&amp;#1570; .ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı&lt;br/&gt;pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.&lt;br/&gt;a&quot;da (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1583;&amp;#1575; ] düşmanlar.&lt;br/&gt;a&quot;dad (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1583; ] sayılar.&lt;br/&gt;a&quot;ik (A.) [ &amp;#1593;&amp;#1575;&amp;#1574;&amp;#1602; ] engel.&lt;br/&gt;a&quot;la (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1740; ] en yüksek, en yüce.&lt;br/&gt;a&quot;laf (A.) [ &amp;#1570;&amp;#1604;&amp;#1575;&amp;#1601; ] otlar.&lt;br/&gt;a&quot;lal (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1575;&amp;#1604; .hastalıklar. 2.sebepler.&lt;br/&gt;a&quot;lam (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1575;&amp;#1605; .bayraklar. 2.özel isimler.&lt;br/&gt;a&quot;lem (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1604;&amp;#1605; ] en iyi bilen.&lt;br/&gt;a&quot;ma (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1605;&amp;#1740; ] kör.&lt;br/&gt;a&quot;mak (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1605;&amp;#1575;&amp;#1602; ] derinlikler.&lt;br/&gt;a&quot;mal (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1605;&amp;#1575;&amp;#1604; ] işler, ameller, davranışlar.&lt;br/&gt;a&quot;mar (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1605;&amp;#1575;&amp;#1585; .ömürler. 2.yaşlar.&lt;br/&gt;a&quot;ni (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1606;&amp;#1740; ] yani.&lt;br/&gt;a&quot;rab (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1585;&amp;#1575;&amp;#1576; ] Araplar, çöl arapları.&lt;br/&gt;a&quot;rabi (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1585;&amp;#1575;&amp;#1576;&amp;#1740; ] çöl arabı.&lt;br/&gt;a&quot;raz (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1585;&amp;#1575;&amp;#1590; ] belirtiler.&lt;br/&gt;3&lt;br/&gt;a&quot;sab (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1589;&amp;#1575;&amp;#1576; ] sinirler.&lt;br/&gt;a&quot;sar (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1589;&amp;#1575;&amp;#1585; ] yüz yıllar.&lt;br/&gt;a&quot;şar (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1588;&amp;#1575;&amp;#1585; ] öşür vergileri, onda birler.&lt;br/&gt;a&quot;şari (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1588;&amp;#1575;&amp;#1585;&amp;#1740; ] ondalık.&lt;br/&gt;a&quot;vec (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1608;&amp;#1580; ] yamuk, eğri büğrü.&lt;br/&gt;a&quot;ver (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1608;&amp;#1585; ] tek gözlü.&lt;br/&gt;a&quot;yad (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1610;&amp;#1575;&amp;#1583; ] bayramlar.&lt;br/&gt;a&quot;yan (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1610;&amp;#1575;&amp;#1606; .ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.&lt;br/&gt;a&quot;yün (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1610;&amp;#1606; .gözler. 2.pınarlar.&lt;br/&gt;a&quot;za (A.) [ 1 [&amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1590;&amp;#1575; .üyeler. 2.organlar.&lt;br/&gt;a&quot;zam (A.) [ &amp;#1575;&amp;#1593;&amp;#1592;&amp;#1605; ] en büyük.&lt;br/&gt;ab (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; .su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.&lt;br/&gt;8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.&lt;br/&gt;ab (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576; ] Ağustos.&lt;br/&gt;ab -ı abisteni [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1587;&amp;#1578;&amp;#1606;&amp;#1740; .meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.&lt;br/&gt;ab -ı adalet [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1593;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1578; .adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.&lt;br/&gt;ab -ı ahmer [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1575;&amp;#1581;&amp;#1605;&amp;#1585; .kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.&lt;br/&gt;ab -ı ateşin [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1570;&amp;#1578;&amp;#1588;&amp;#1610;&amp;#1606; .ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.&lt;br/&gt;ab -ı badereng [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583;&amp;#1607; &amp;#1585;&amp;#1606;&amp;#1711; .kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.&lt;br/&gt;ab -ı engur [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1575;&amp;#1606;&amp;#1711;&amp;#1608;&amp;#1585; .üzüm suyu. 2.şarap.&lt;br/&gt;ab -ı harabat [ &amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1582;&amp;#1585;&amp;#1575;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1578; ] (meyhane suyu) şarap.&lt;br/&gt;ab -ı kevser [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576; &amp;#1705;&amp;#1608;&amp;#1579;&amp;#1585; .cennet suyu, 2.şarap.&lt;br/&gt;ab&quot;ab (A.) [ &amp;#1593;&amp;#1576;&amp;#1593;&amp;#1575;&amp;#1576; ] vantrolog.&lt;br/&gt;4&lt;br/&gt;aba (A.) [ 1 [&amp;#1593;&amp;#1576;&amp;#1575; .kaba yün kumaş. 2.aba.&lt;br/&gt;aba&quot; (A.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1569; .babalar. 2.gezegenler.&lt;br/&gt;abad (A.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583; ] ebedler.&lt;br/&gt;abad (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583; ] bayındır, mamur.&lt;br/&gt;abad etmek/eylemek 1.mamur etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.&lt;br/&gt;abad olmak 1.mamurlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.&lt;br/&gt;abadan (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1606; ] bayındır.&lt;br/&gt;abadani (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1606;&amp;#1740; ] bayındırlık.&lt;br/&gt;abadi (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1583;&amp;#1740; .bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.&lt;br/&gt;abal (A.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1604; ] develer.&lt;br/&gt;aban (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1606; ] Aban ayı.&lt;br/&gt;abapuş (A.-F.) [ 1 [&amp;#1593;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1662;&amp;#1608;&amp;#1588; .abalı. 2.derviş. 3.yoksul.&lt;br/&gt;abar (A.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1575;&amp;#1585; ] kuyular.&lt;br/&gt;abcame (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1580;&amp;#1575;&amp;#1605;&amp;#1607; ] su kabı.&lt;br/&gt;abçin (F.) [ &amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1670;&amp;#1610;&amp;#1606; ] peştemal.&lt;br/&gt;abd (A.) [ 1 [&amp;#1593;&amp;#1576;&amp;#1583; .kul. 2.köle.&lt;br/&gt;abdan (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1606; .su kabı. 2.mesane.&lt;br/&gt;abdar (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1585; .sulu. 2.parlak. 3.hoş&lt;br/&gt;abdendan (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1583;&amp;#1606;&amp;#1583;&amp;#1575;&amp;#1606; .bön. 2.aciz.&lt;br/&gt;abdest (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1583;&amp;#1587;&amp;#1578; .abdest. 2.paylama.&lt;br/&gt;abdesthane (F.) [ 1 [&amp;#1570;&amp;#1576;&amp;#1583;&amp;#1587;&amp;#1578;&amp;#1582;&amp;#1575;&amp;#1606;&amp;#1607; .tuvalet. 2.abdest alınan yer.&lt;br/&gt;abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.&lt;br/&gt;abek (</description></item><item><title>TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?turkculugun-esaslari-457609.html</link><description>TÜRKÇÜLÜĞÜN  ESASLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GENEL BAKIŞ&lt;br/&gt;Ziya Gökalp, Milli kültüre bağlı kalınarak batının ilim ve tekniği alınabilirliğini savunmuştur. Türklükle İslamiyet&quot;i birbirinden ayırmayan Gökalp, Türk milletinden, İslam ümmetinden ve batı medeniyetindenim ifadelerini kullandığı gibi, milliyet fikri kuvvetlendikçe İslam ümmetçiliğinin de kuvvetleneceği, Türklerin millet mefkuresi Türklükse, ümmet hedefinin de İslamcılık olduğunu, Türkçülerin gayesinin muasır bir İslam Türklüğü meydana getirmek bulunduğunu belirtmişti. Gökalp ta Ağaoğlu ve Hüseyinzade Ali gibi, batıdan faydalanma noktası dışında, milliyetçilik ile İslamcılığı telif ettiği görülmektedir.&lt;br/&gt;Doğu Medeniyetinden Batı Medeniyetine geçerken, İslam Diniyle beraber bir Türk kültürünün baki kalmasının şart olduğunu ifade eden Gökalp, Batı medeniyetine geçmeden önce yalnız halk arasında kalmış olan Türk Kültürünün arayıp bulunmasını zaruri görmektedir. Gökalp, ayrıca Türk ve Müslüman kalmak şartıyla batı medeniyetine tam ve kati surette girmek isteyenler Türkçüdür demektedir.&lt;br/&gt;1923te yeni bir dönemin başladığı Türkiye de, hükümdarlığı millete vermesi bakımından ,Türkçülüğün Halk Fırkasını desteklemesi gerektiğini belirten Gökalp, milli mücadele döneminde Türkiyede Allahın kılıcı Halkçıların pençesinde Allahın kalemi Türkçülerin elinde idi ve bu izdivaçtan Türk Milleti doğdu demektedir. Ayrıca &quot;siyasette mesleğimiz Halkçılık, kültürde mesleğimiz Türkçülüktür ifadelerini kullanmaktadır.&lt;br/&gt;Dini konularda Arapça&quot;nın etkisinin azaltılması, Kur anın Türkçe&quot;ye tercüme edilmesini savunmasına karşılık, İslam Aleminin dini sembolü olan halifeliğin kaldırılmamasını istemekte, Türkler ve diğer Müslümanlarla kültürel birliği bozacağı gerekçesiyle Arap harflerinin kaldırılmasına başta Gökalp olmak üzere Türkçülerin büyük kısmı karşı çıkmışlardır.&lt;br/&gt;&quot;Atlarda şecere aramak lazımdır. Ancak, insanlarda ırkın sosyal hasletlere tesiri olmadığı gibi, şecere aramak doğru değildir. Bunun aksi bir yol tutarsak, memleketimizdeki münevverlerin ve mücahitlerin birçoğunu feda etmek gerekir. Bu mümkün olmadığına göre, Türküm diyen her ferdi Türk tanımaktan, yalnız Türklüğe hıyaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka çare yoktur&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;TURAN NEDİR?&lt;br/&gt;Türkçülük ile Turancılığın ayırımlarını anlamak için Türk ve Turan topluluklarının sınırlarını belirlemek gerekir. Türk, bir milletin adıdır. Millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türkün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir. Oysa Türkün kimi kolları, Anadolu Türklerinden ayrı bir dil, ayrı bir kültür yaratmaya çalışıyorlar. Diğer Türk illeri birer ayrı dil, ayrı edebiyat ve ayrı kültür oluşturmaya çalışırlarsa, Türk Milletinin sınırları daha daralmış olur. &lt;br/&gt;Bugün kültürce birleşmesi kolay olan Türkler, özellikle Oğuz Türkleri, yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi Azerbaycan, İran ve Harezm ülkelerinin Türkmenleri de Oğuz uruğundandır. Türkçülükteki yakın ülkümüz Oğuz birliği, yani Türkmen birliği olmalıdır. Bu birlikten amacımız Oğuzların yalnız kültürce birleşmesidir. &lt;br/&gt;Oğuz Türkleri bugün dört ülkede yayılmış olmakla birlikte tümü birbirine yakındırlar. Dört ülkedeki Türkmen illerinin adlarını karşılaştırırsak, görürüz ki birinde bulunan bir ilin ya da boyun öbürlerinde de kolları vardır. Örneğin Harezm&quot; de Tekeler ile Sarıları ve Karakalpakları görüyoruz. Yurdumuzda Tekeler, bir sancak oluşturacak kadar çoktur, dahası bir bölümü bir zamanlar Rumeliye yerleştirilmiştir. Türkiyede sarılar özellikle Rumkalede otururlar. Karakalpaklar ise Karapapak ve Terekeme adını alarak Sivas, Kars ve Azerbaycan yörelerine yerleşmişlerdir. Harezm de Oğuzun Salur ve İmralı boylarıyla Çavda ve Göklen (Karluklardan Kealin) illeri vardır. Bu adlara Anadolunun çeşitli noktalarında rastlanır. Göklen, kendi adını Vanda bir köye Gökoğlan şeklinde vermiştir. &lt;br/&gt;Oğuzun Bayat ve Afşar boyları da gerek Türkiyede, gerek İranda ve Azerbaycanda bulunuyor. Akkoyunlular ile Karakoyunlular da bu üç ülkede yayılmışlardır. Öyleyse Harezm, İran, Azerbaycan ve Türkiye ülkeleri etnografyası bakımından aynı uruğun yurtlarıdır. Bu dört ülkenin toplamına Oğuzistan adını verebiliriz. Türkçülüğün yakın ereği, bu büyük bölgede yalnız bir tek kültürün egemen olmasıdır. &lt;br/&gt;Türkçülüğün uzak ülküsü ise Turandır. Turan, kimilerinin sandığı gibi Türklerden başka Moğolları, Tunguzları, Fin-Ugorları, Macarları da içine alan bir budunlar topluluğu değildir. Bu topluluğa bilim dilinde Ural-Altay topluluğu denilir. Fakat bu son topluluğa ba</description></item><item><title>OĞUZ KAĞAN DESTANI</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?oguz-kagan-destani-457608.html</link><description>OĞUZ - KAĞAN DESTANI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;1. OĞUZ DESTANININ ÖZELLİKLERİ&lt;br/&gt;Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbette ki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kavminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre her şeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi. Aslında göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddi birer varlık ve yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, göğün katlarını üst üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Oğuz-Kağan destanına, Uygur çağından sonra, hafif dış tesirler girmeğe başladı: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler arasına girmeğe başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çinin ortalarında gezmişler, ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşlardı. Bu dış ilişkiler, Uygurlara birçok yeni görüşler getirmiş ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyacını doğurmuştur. Ticaret, eski Türk savaşçılarının dini ile, pek bağdaşan bir meslek değildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, her şeyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. İşte bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara inanırlar iken, Uygur çağında durum birdenbire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriyeden alıp, İranda gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeye başladılar. Aslında ise Türklerde, kutsal olan en önemli şey, gökten sonra dünyamızı ısıtan güneş idi. Uygurların, güneşten aya geçmiş olmaları, yeni bir düşüncenin başlangıcı gibi sayılabilirdi. Bu sebeple, Uygurlar çağında yazılmış Oğuz-Kağan destanlarında, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal kişiler, artık Göğün oğlu değil; Ayın oğulları oluyorlardı. Oğuz-Kağan da Ay Tanrı nın bir oğlu idi. Destan, daha başlangıçta, şöyle başlıyordu: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Aydın oldu gözleri, renklendi ışık doldu, &lt;br/&gt;Ay-Kağanın o gündü, bir erkek oğlu oldu  &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Eski Türkler de iyi ve güzel olayları, aydınlık ve ışıkla anlatırlardı. Biz, nasıl yeni bir oğlu olan dostumuza, Gözlerin aydın olsun diyor isek, onlar da Oğuz-Kağanın doğuşu dolayısı ile, Ay Kağanın gözleri aydın oldu, renklendi, diyorlardı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Müslüman olmuş Oğuz Türklerinin destanları da, Türk mitolojisinin en eski motifleri ile dolu idiler: &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fakat Türkler, çoktan müslüman olmuş ve İslamiyetin ana prensiplerine gönülden bağlanmışlardı. Aslında ise, İslamiyet ile eski Türk dini arasında büyük ayrılıklar da yoktu. Buna rağmen, eski Oğuz-Kağan destanları, elbetteki İslamilyetin birçok inançları ile uygunluk gösteremeyecekti. Bunun içindir ki, İslamiyetten sonra yazılan Oğuz-Kağan destanlarında, biraz daha değişiklik yapılmış ve İslamiyete uydurulmuştu. İslamiyeti kabul eden Türkler bizce Uygurlara nazaran, eski Türk ananesini ve töresini daha çok korumuşlardı. Tabii olarak biz Oğuz Türkleri üzerine, daha büyük bir önem veriyoruz. Çünkü Oğuzlar, bütün Ortaasya ve Türk aleminin, en soylu ve en gelişmiş zümreleri idiler. Şehir hayatına çoktan başlamış olmalarına rağmen, eski Türk devlet teşkilatı ile disiplini, onların ruhlarından henüz daha silinmemişlerdi. Bu sebeple Oğuz Türklerinin destanlarında, Uygurlarınkine nazaran, daha eski ve daha köklü motifler görüyoruz. İslamiyetten sonraki Türk destanlarına göre, Oğuz-Hanın babası Kara-Han idi. Oğuz Hanın babasının, Kara-Han adını alması da boş değildi. Eski Türklerde, Ak ve kara soylular ile halkı birbirinden ayıran, sembolik renkler idi. Ak-Kemik, Kağanlar ile, onların oğulları idiler. Kara-Kemik ise, halk tabakasından başka bir şey değildi. Diğer kitaplarımızda da her zaman söylediğimiz gibi, Türk halklarının ak ve kara şeklinde ayrılmış olmalarına rağmen, aralarında bir sınıf mücadelesi yoktu. Müslüman Türkler, Oğ</description></item><item><title>EDEBİ AKIMLAR</title><pubDate>7/30/2010</pubDate><link>http://www.veribaz.com/viewdoc.html?edebi-akimlar-457607.html</link><description>EDEBİYAT AKIMLARI&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;GİRİŞ :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Belirli bir yaygınlık ve etkinlik kazanan düşün ve sanat akımlarını elle tutulur, gözle görülür bir tarihsel çerçeve içerisine almak, kesin kurallarla tanımlamak, zorlayıcı ve hatalı olur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Antik Yunandan günümüze dek bütün düşün ve sanat akımları, değişik yüzyıllarda ve değişik koşullarda yapıtlar çoğaldıkça, ayrıntılarda ki ayrılıklara ve değişik yorumlara karsın genelde benzerlikler gösterdiğinden, bu akımlar için kesin tarihler koymak edebiyat tarihi anlayışını basite indirgemek olur. Birbirine kaynak olan, önceki kaynaklarla belini doğrultup daha kişilikli ve daha etkin olarak karşımıza çıkan, doğal bir yasa gibi gelişimsel bir süreç izleyen yazar çizer dünyasını sınırlara, kalıplara sokmak olur.Bu akımları, kesin çizgilerle birbirinden ayırmak, belli bir tarihsel sinir içerisine almak amacında değiliz. Edebiyat akımlarını genel anlayış yapıları içinde birbirlerinden ayrıldıkları ayrıntılarda ele alacağız. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;COŞUMCULUK (ROMANTİZM) :&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Güney Avrupanın yalınlığı, Ariliği, açıklığı ve kuralcılığı ile belirlenen klasik edebiyatına karşıt olarak kuzey Avrupa da düse, coşkuya, bulanık düşüncelere verdiği önemle belirlenen romantik edebiyat gelişmeye başlamıştı.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Almanca Die Romantik kelimesinden gelen romantizm; Almanyada ilk kullanılmasından on beş sene sonra Madame de Stael tarafından Fransa da kullanılmış ve 1800 baslarında başlayan yeni bir edebiyat akiminin adi olmuştur. Romantizm, klasik edebiyatın sanatçıyı kıskıvrak bağlayan, özgürlüğünü ve kişiliğini elinden alan baskıcı kurallarına karsı bir ayaklanmadır. Romantizm akla dayanan bu kuralları yıktıktan sonra, kişisel duyguların gürül gürül akmasına yol açan bir akim olmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;XVIII. yüzyıl Fransız yazarlarının devamlı yazdıkları görüşe göre; toplum yaşamını iklim, siyasal kurumlar, din ve yasalar koşullandırır, kitlelerin düşünce yapısı da toplum yaşamı ile koşullanır. Özellikle, Fransız İhtilali ve sonrasında geçirilen büyük değişimler sonucu, insan romantik ve hüzünlü bir niteliğe bürünmüş, acili bir yetersizlik ve eksiklik duygusu içinde kıvranır olmuştur.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Özellikle insan aklına seslenen klasik edebiyat böyle bir insanin yönelimlerini dile getiremezdi. Herkes için geçerli bir kutsal yoktur, artık. Ne kesin ilkelerden, ne sürekli kurumlardan ne de durmuş oturmuş düşünce ve inançlardan söz edilemezdi. Bireycilik gittikçe önem kazanmaya ve her şeyin önüne geçmeye başlamıştı. Bireyselliğin bu denli önem kazandığı bir ortamda, kişisel çıkar çabalarının gittikçe yoğunlaşması, kendini alabildiğine yalnız bulmaya başlayan bireyin başkaldırıya da kaçışa yönelmesi doğaldır. Yaşanılması daha zor bir duruma dönüşen şehirlerin gürültü ve kargaşasından bunalan, yalnız ve anlaşılmamış kişinin en yakın sığınağı doğa olmuştur. &lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sanatçı, toplumla bağlantıları zayıfladığı oranda doğaya yaklaşır, insanlar arasında bir türlü bulamadığı sakinliği, rahatlığı ve dinlenişi doğada bulur. Bu yüzden sık sık seyahate çıkmaya baslar. Dünyanın dört bir tarafını dolaşma arzusundadır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Romantikler, bir yandan doğada ve uzak iklimlerde acılarına ve umutsuzluklarına bir çıkış yolu ararken, bir yandan da geçmiş çağlara yönelmeye başlamışlardır. Kendi çağlarında bulamadıkları arılık ve güzelliği geçmiş çağlarda arama isteminden kaynaklanan bir yöneliştir, bu. Doğaldır ki ayni düşünce içinde bazı yazarlar da daha mutlu, daha aydınlık, daha barışçıl bir geleceğe özlem duymaya başlarlar; yeryüzüne en sonunda barış ve mutluluğun egemen olacağına ve buna katkıda bulunulması gerekliliğine inanırlar.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Birçok sanatçı da toplumun sorunlarına daha yakın bir ilgi göstermeye, özellikle de toplumun dışına atılmış insanların, yoksulların, hırsızların, haydutların, satılık kadınların kaderleri üzerine sevgiyle eğilmeye; kendileri gibi bu insanlarca da benimsenmeyen toplumsal koşulları değiştirmek için yollar arama yönelmişlerdir.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Romantizmi hazırlayan sanatçıların basında Rousseau gelmektedir. Chateaubriand, Madam de Stael, Senancour eserleriyle romantik ruhu hazırladılar. Romantizmi körükleyen eserler hep şiir kitapları olmuştur. Lamartine, Hugo, Alfred de Vigny pes pese şiir kitapları yayınlamaya başladılar. Ancak romantizm, engin ölçüsünü ilkin şiirde bulmakla beraber, tıpkı klasisizm gibi açık anlamını tiyatroda kazanmıştır. Her iki akim için gerçek savaş alanı da tiyatro olmuştur. Romantizm, bir yandan klasisizmin sert kurallarına karsı bir ayaklanma bir yandan da duygunluk, geçmişe özlem, doğa duygusu, zaman ve çevrede